<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935</id><updated>2026-11-01T22:43:40.671+03:00</updated><title type='text'>Adil Hacıömeroğlu</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>2289</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-1811877713292896675</id><published>2026-11-01T17:21:33.006+03:00</published><updated>2026-11-01T17:21:33.007+03:00</updated><title type='text'>HARF DEVRİMİ</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Harf
Devrimi, halkımızın okuma yazmayı öğrenmesi için zorunluluktu. Çünkü Arap
abecesinde&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/HARF%20DEVR%C4%B0M%C4%B0.docx#_ftn1&quot; name=&quot;_ftnref1&quot; style=&quot;mso-footnote-id: ftn1;&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-special-character: footnote;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; sesli harflerin azlığı,
yazıp okunmasının Türkçeye uymaması bu değişikliği gerekli kılmaktaydı. Aslında
abece değişikliği, Osmanlı döneminde de tartışılan bir konuydu. Bu konuda bazı
çalışmalar yapılsa da yeni harflerin kabul edilmesi konusu yaşama geçmedi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Atatürk,
9 Ağustos 1928 Perşembe akşamı Sarayburnu’nda bir halk eğlencesine katılır.
Halkın coşkun sevgisiyle karşılanır. Gazi’nin aralarına katıldığını gören halk,
eğlenceye ara verir. Sessizlik içinde onun konuşmasını bekler. Gazi, halka bir
söylevde bulunur. Bu söylevinde, Harf Devrimi’nden söz eder.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Bu
vaziyetin bana ilham ettiği hissiyatı huzurunuzda ufak notlar halinde tespit
ettim. Bunları içinizden bir vatandaşa okutacağım. Arkadaşlar, benim bu
notlarım asıl Türk harfleriyle yazılmıştır. (Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt 22,
Kaynak Yayınları, Birinci Basım: Ağustos 2007, s. 155)” Atatürk, kendisini
dinleyenler arasından rast gele birini çağırdı. Yeni harflerle yazılmış metni,
çağrılan kişi okuyamadı. Bunun üzerine Atatürk, gencin elinden notları alarak
şunları söyledi: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Vatandaşlar,
bu notlarım Türk harfleriyle yazılmıştır. Kardeşiniz bunu derhal okumaya
teşebbüs etti ve okuyabilir de. Ancak henüz tamamen alışmamış olduğu görülüyor.
İsterim ki, bunu hepiniz beş on gün içinde öğrenesiniz. Arkadaşlar, güzel
dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Arkadaşlar, bizim
güzel, ahenkli, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir.
Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve
anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz.
Anladığınızın belirtilerine yakın zamanda bütün kâinat şahit olacaktır. Buna
katiyetle eminim. Şimdi yeni Türk alfabesiyle yazdığım bu notları bir arkadaşa
okutacağım. Dinleyiniz, göreceksiniz ki, çok kolay yazılmakta ve okunmaktadır.
(Aynı yapıt, s. 155)” diyerek Atatürk, elindeki kâğıdı Falih Rıfkı Atay’a
verir. O da yazılanları halka okur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Daha
sonra Atatürk sözlerini şöyle sürdürür: “Vatandaşlar, arkadaşlar! Çok söz, uzun
söz, bir şey için söylenir: Hakikati anlamayanları hakikate getirmek için…&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ben bu devirleri geçirdim ve şimdi sözden
ziyade iş zamanıdır. Artık benim için, hepimiz için çok söz söylemeye ihtiyaç
kalmadığı kanaatindeyim. Bundan sonra bizim için faaliyet, hareket ve yürümek
lazımdır. Çok işler yapılmıştır. Ama bugün yapmaya mecbur olduğumuz, son değil,
lakin çok lüzumlu bir iş daha vardır:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yeni
Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Yeni Türk harflerini her vatandaşa, kadına,
erkeğe, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve
milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir
milletin, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni,
doksanı bilmezse, bu ayıptır. Bundan insan olanların utanması lazımdır. Bu
millet, utanmak için yaratılmış bir millet değildir. İftihar etmek için
yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Fakat milletin yüzde
sekseni okuma yazma bilmiyorsa, bu hata bizde değildir. Türk’ün karakterini
anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık mazinin
hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları düzelteceğiz. Hataların
düzeltilmesinde bütün vatandaşların faaliyetini isterim. En nihayet bir sene,
iki sene içinde bütün Türk toplumu yeni harfleri öğreneceklerdir. Milletimiz
yazısıyla, kafasıyla bütün medeniyet âleminin yanında olduğunu gösterecektir.
(Aynı yapıt, 157)” Bu sözler, Türk tarihine altın harflerle kazındı. Böylece yurdun
her yanında açılan kurslar ve okullaşmayla başlayan bir süreçte yurttaşlarımız,
okuma yazmayı hızla öğrendi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yeni
Türk harfleri, 1 Kasım 1928’de TBMM’de kabul edilen 1353 numaralı yasayla resmileşir.
Daha sonrada Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Atatürk,
1 Kasım 1928’de Türkiye Büyük Millet Meclisi 3. Devre 2. Toplantı Yılını Açılış
Konuşmasında Harf Devrimi ile ilgili şunları söyler:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Aziz
arkadaşlarım, her şeyden evvel her gelişmenin ilk yapıtaşı olan meseleye temas
etmek isterim. Her vasıtadan evvel büyük Türk milletine, onun bütün emeklerini
kısır yapan çorak yol haricinde kolay bir okuma yazma anahtarı vermek lazımdır.
[Sürekli alkışlar.] Büyük Türk milleti cehaletten az emekle kısa yoldan ancak
kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. [Alkışlar.]
Bu okuma yazma anahtarı ancak Latin esasından alınan Türk alfabesidir.
[Alkışlar.] Basit bir tecrübe, Latin esasından Türk harflerinin Türk diline ne
kadar uygun olduğunu, şehirde ve köyde yaşı ilerlemiş Türk evlatlarının ne
kadar kolay okuyup yazdıklarını güneş gibi meydana çıkarmıştır.[Alkışlar.]&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Büyük
Millet Meclisi’nin kararı ile Türk harflerinin katiyet ve kanuniyet kazanması,
bu memleketin yükselme mücadelesinde başlı başına bir geçit olacaktır. (Aynı
yapıt, s. 282)” Atatürk, bu sözleriyle toplumu geri bırakan bilgisizlikten
zaman geçirmeden kurtarmak istemekte. Çünkü gelişmiş bir toplum olmanın yolu
eğitimden geçer. Eğitim de okuryazar olmakla başlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Efendiler,
Türk harflerinin kabulü ile hepimize, bu memleketin bütün vatanını seven yetişkin
evlatlarına mühim bir vazife düşüyor. Bu vazife, milletimizin tamamen okuyup
yazmak için gösterdiği şevk ve aşka bilfiil hizmet ve yardım etmektir. Hepimiz,
özel ve genel hayatımızda rast geldiğimiz okuyup yazma bilmeyen erkek kadın her
vatandaşımıza öğretmek için büyük arzu göstermeliyiz. Bu milletin asırlardan
beri hallolunamayan bir ihtiyacının birkaç sene içinde tamamen temin edilmesi,
yakın ufukta gözlerimizi kamaştıran bir muvaffakiyet güneşidir. [Alkışlar.]
Hiçbir muvaffakiyetin hazlarıyla kıyas kabul etmeyen bu muvaffakiyetin heyecanı
içindeyiz. Vatandaşlarımızı cehaletten kurtaracak bir sade muallimliğin vicdani
hazzı mevcudiyetimizi doldurmuştur. (Aynı yapıt, s. 282)” Büyük Önder’in
cehaletle savaşı övgüye değer. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Atatürk,
yukarıdaki konuşmasında TBMM üyelerinden başlayarak herkesin ulusal bir
seferberlik bilinciyle davranması gerektiğini vurgulamakta. Herkes, rastladığı
yurttaşa okuma yazma öğretme görevini üstlenmesi gerek. Okuryazarların halka
okuma yazma öğretmek için öğretmen olmasını istiyor. Çünkü toplumumuzun bu
gerilikten kurtulması zorunluluk. Bu konuda toplumsal bir bilinç, özveri ve çalışma
olmalı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Harf
devrimi ile eğitim ve kültür yaşamımız, gelişmiş ülkelerin düzeyine yaklaştı.
Yüzyılların geriliği, toplumsal bir seferberlik, bilinç ve özveriyle aşıldı.
Çağdaş Türkiye’nin oluşmasında Harf Devriminin çok önemli katkısı var, bu
yadsınamaz. Bugün ulusça görevimiz, Harf Devriminin getirdiği kolaylıkla eğitim
ve kültür yaşamımızı daha da ileriye götürmek değil mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-left: 212.4pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;1
Kasım 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;div style=&quot;mso-element: footnote-list;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;

&lt;hr align=&quot;left&quot; size=&quot;1&quot; width=&quot;33%&quot; /&gt;

&lt;!--[endif]--&gt;

&lt;div id=&quot;ftn1&quot; style=&quot;mso-element: footnote;&quot;&gt;

&lt;p class=&quot;MsoFootnoteText&quot;&gt;&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/HARF%20DEVR%C4%B0M%C4%B0.docx#_ftnref1&quot; name=&quot;_ftn1&quot; style=&quot;mso-footnote-id: ftn1;&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-special-character: footnote;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,sans-serif; font-size: 10.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; “Alfabe”
sözcüğü yunanca kaynaklı Fransızcadır. Bu nedenle Türkçesini kullanmak dilimizin
gelişmesine önemli katkı yapar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;/div&gt;

&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/1811877713292896675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/11/harf-devrimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/1811877713292896675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/1811877713292896675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/11/harf-devrimi.html' title='HARF DEVRİMİ'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-6313527293466479951</id><published>2026-10-31T16:31:20.273+03:00</published><updated>2026-10-31T16:31:20.273+03:00</updated><title type='text'>CUMHURİYET’İMİZİN 103. YILDÖNÜMÜNÜ KUTLADIK</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;29
Ekim 2026 Perşembe günü Cumhuriyet’imizin 103. Yıldönümünü ulusça kutladık. Son
yılların en coşkulu kutlanan Cumhuriyet Bayramı’ydı bu. Dünyanın dört bir
yanında gökyüzünü kara bulutların kapladığı ülkelerin umutsuzluk ve güvensizlik
içinde çaresizlik yaşadığı bir ortamda Türk ulusu, Cumhuriyet’e sarıldı umutla.
&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;27
Ekim 2026 Salı günü öğleden sonra çok değerli arkadaşım Melih Hüsnü Yılmaz’ın
başkanlığını yaptığı Türkiye Denizcilik Vakfı’nda birbirinden saygıdeğer
arkadaşlarımla Atatürk’ü konuştuk. Herkes çok ilgiliydi. Atatürk deyince akan
sular duruyor, güneş çok farklı doğuyor. Hangi yaştan, meslekten, siyasal
görüşten olursa olsun halkımızın ezici çoğunluğu Atatürk’e çok bağlı. Onu, ulusal
birliğimizin ve varlığımızın birleştirici gücü, önderi olarak görmekteler. Vakıf’ta
söyleşime katılan arkadaşlarımın yüreklerinde hiç sönmeyen yurt ve ulus
sevgisinin odu var alev alev yanan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;28
Ekim’de ise Beykoz Atatürkçü Düşünce Derneği’nin konuğuydum. Beni oraya çağıran
Prof. Dr. Günseli Malkoç Hanım’ın Atatürk sevgisi ve onun devrimlerine
bağlılığı övgüye değer. Günseli Hanım’ın içindeki gençlik heyecanı yıllara
meydan okuyor. Ayrıca beni arabasıyla Beykoz’a götüren Mine Bağ Hanım’ın
Cumhuriyet heyecanını tanımlamak olanaksız. Mine Hanım benim gibi Köy Enstitülü
bir babanın çocuğu. ADD Şube Başkanı Özlem Besler Hanım, üşenmeden konuşmamı
kaydetti. Bu emeği için sağ olsun. Ayrıca konuşmamadan sonra tanıştığım kısa sürede
dostluk kurduğum ve beni taşıtıyla evime ulaştıran Mustafa Babuz Bey’i
tanımaktan çok mutlu oldum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;29
Ekim sabahı her zaman olduğu gibi erkenden uyandım. Ekran başına geçip kahvaltımı
yaptım. Bir yandan da televizyonlardaki izlencelere baktım. Neredeyse hepsinde
Atatürk ve Cumhuriyet ile ilgili bir şeyler anlatılıyor, bazı yerlerdeki
kutlamalar gösteriliyordu. Caddeler, sokaklar, alanlar doluydu. Türkiye kırmızı
beyaz olmuştu. Günün anlamıyla ilgili yazımı ivedilikle yazıp dışarı çıktım.
İstanbul’un birkaç ilçesine gidip caddeleri, sokakları, okulları gezdim. Bazı
dostlarla çay içip söyleştim. Bayram heyecanının, coşkusunun üst düzeyde olduğunu
gördüm.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bayramlar
ulusal birliğin sağlanması için çok gerekli. Ulusu ulus yapan etkenlerden biri
bayramlar. Farklı siyasal görüşlere sahip kişiler, kümeler bir araya gelir bayramlarda.
Siyasal ayrılıklar bir yana bırakılır. Ulusal coşku bir yürek, duygu birliği
sağlar. Yürekler birlikte çarpar, gözler ay yıldıza bakar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Atatürk,
ulusal birliğim başlıca simgesidir. Yüz binler Anıtkabir’e aktı. Bu da
gösteriyor ki halkımız zor zamanlarda umudu Atatürk’te arıyor. Çünkü o, zor
koşullarda ulusun umudunu yeşerten, tansıkları gerçekleştiren bir önder. Kurtuluşun
reçetesi onda. Onun görüşleriyle aşılır bütün zorluklar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Okulların
çoğu, önceki yıllara göre daha çok ve özenle hazırlık yaptı kutlamalar için.
Öğretmenlerimizin üretken, ayakları toprağımıza basan, ulusal ekinimizle çağdaş
sanatı harmanlayarak hazırladıkları törenler göğsümüzü kabarttı. Öğretmen,
öğrenci ve velilerin bayramdaki birliktelikleri geçmişin görkemli kutlamalarını
anımsattı bizlere. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sosyal
medyada birkaç çatlak ses çıktı. Bu kişiler, ne yazık ki İngiliz yalanlarıyla emperyalizmin
gönüllü savunucuları. Bu kimseleri ciddiye almak ciddiyete aykırı. Ülkemizin en
önemli gününde bile halkıyla bir olamayan zavallılar bu kimseler. Bu kişiler
arasında liberaller, bölücüler ve dini dünyasal çıkarları için kullananlar var.
Bundan da anlaşılacağı üzere ülkemizdeki ABD muhipleri Atatürk düşmanlığında
birleşiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Cumhuriyet’imizin
103. yıldönümünü, bağımsızlık ve özgürlüğün özgüveniyle başı dik olarak kutladı
yediden yetmişe herkes. Atatürk aydınlığında daha nice yüzüncü yıllarda
Cumhuriyet Bayramları kutlamak dileğiyle…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;31
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/6313527293466479951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/cumhuriyetimizin-103-yildonumunu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/6313527293466479951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/6313527293466479951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/cumhuriyetimizin-103-yildonumunu.html' title='CUMHURİYET’İMİZİN 103. YILDÖNÜMÜNÜ KUTLADIK'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-3777461697058184943</id><published>2026-10-29T12:21:13.263+03:00</published><updated>2026-10-29T12:21:13.264+03:00</updated><title type='text'>CUMHURİYET, AKTÖRE ERDEMİNE DAYANIR</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yurdumuzun
kurtarıcısı, ulusumuzun önderi, devletimizin kurucusu, Cumhuriyeti’mizin ve
devrimlerimizin öncüsü Atatürk, 13 Ekim 1925’te İzmir Kız Muallim Mektebi’ni
ziyaret eder. Atatürk ve yanındaki devlet büyükleri öğrencilere türlü konularda
sorular sorup yanıtlar aldılar. Bu sorulardan bazılarını, Atatürk kendine sorarak
yanıtladı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Soru:
“Cumhuriyet nedir ve sultanlıktan farkı nedir? (Atatürk’ün Bütün Eserleri,
Kaynak Yayınları, Cilt: 18, Birinci Basım, Mart 2006, s. 69)”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Cumhuriyet
ahlaki fazilete dayalı bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. Sultanlık korku ve
tehdide dayalı bir idaredir. Cumhuriyet idaresi faziletli ve namuskâr insanlar
yetiştirir. Sultanlık korkuya, tehdide dayalı olduğu için korkak, alçak, sefil,
rezil insanlar yetiştirir. Aradaki fark bunlardan ibarettir. (Aynı yapıt, s.
69)” Atatürk’ün burada Cumhuriyet konusunda söylediği sözler bugün herkesin,
tüm yurttaşlarımızın yaşam biçimi, ilkesi olmalı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Cumhuriyet,
aktöre ve erdeme dayalıdır Atatürk’e göre. Bizce de böyledir. Cumhuriyet
yurttaşı olan biri aktöreye, erdeme aykırı davranmaz. Son yıllarda Cumhuriyet’imize
en büyük zararı veren kişi ve kurumlar aktöre ve erdemden nasibini
almayanlardır. Bu tür kişi ve kurumların Cumhuriyet maskesiyle örtmeye
çalıştıkları kötülükleri en çok Cumhuriyet’imize zarar vermekte. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bugün
cumhuriyetçilik adı altında geçmişin, yani sultanın yönettiği dönemdeki
sefillikleri, rezillikleri, erdemsizlikleri, alçaklıkları, emperyalizmden
korkmayı, halkı tehdit ederek güç devşirmeyi beceri sanan siyasetçiler, bürokratlar,
insanlar var. Bu kişiler Cumhuriyet’e değil, emperyalizme hizmet etmekteler.
Kısacası, “şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit eden” kişilerdir
bu aktöresiz, erdemsiz kişiler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Atatürk
ve Cumhuriyet’e yakışır, yaraşır yurttaş olmanın yolu Büyük Önder’in düşünceleri
doğrultusunda düşünüp davranmaktır. Cumhuriyet’in bizlere kazandırdığı
demokrasiyi, kişilerin aktöresizliğine ve erdemden uzak yaşayış biçimlerine,
kişisel çıkarlara alet etmek Atatürk’e en büyük ihanet değil mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Cumhuriyet’imiz,
emperyalizme karşı ulusumuzun tüm gücüyle verdiği büyük bir savaşla kuruldu. Bu
savaş, emperyalizme karşı kazanıldı. Yani Cumhuriyet’imiz emperyalizme karşı
verilen bir savaşla kuruldu. Dünyada emperyalizmi yurt topraklarından kovarak
kurulan ilk cumhuriyet bizim Cumhuriyet’imizdir. Bu niteliğiyle dünyanın ezilen
uluslarına öncü oldu. Ne yazık ki günümüzde bazı kişi ve kurumlar, ulusumuzun
bu öncülüğünü yok sayarak batıcılığı cumhuriyet sanmakta. Dün yurdumuzdan bin
bir emekle, kan akıtıp can vererek kovduğumuz emperyalistlerle bir olmayı
çağdaşlık, cumhuriyetçilik, hatta Atatürkçülük sananlar var. Bu tavır ve
düşünce Atatürk’e, ulusun emeğine saygısızlık değil de nedir? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Cumhuriyet
kurumlarımızı yıkan, onun değerlerini yozlaştıran emperyalizmdir. Atatürk’ün
sonsuzluğa göç etmesinden sonra batı emperyalizmine yanaşan ve özellikle ABD
ile yol yürümeye başlayan hükümetler döneminde Cumhuriyet’imiz kan yitirmeye
başladı. Atatürk’ün emperyalizme karşı dünyanın tüm ezilenlerine öncülük edip
yol göstericiliğini unutturup onu batı sisteminin bir parçası gibi göstermeye
başladı kimileri. Bu kişi ve kurumların amaçları, emperyalizme hizmet etmekten
başka bir şey değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Biz
Cumhuriyet’imizi emperyalizme karşı savaşla kazandık. Onu koruyup yüceltmek
yeniden us ve bilim ışığında aktöresel bir erdemle kuruluş ilkelerine döndürmek
için de emperyalizme karşı savaşımımızı ulusça elbirliğiyle yürütmemiz gerek. Cumhuriyet’imizi
kurtarmanın bundan başka yolu, yöntemi yok!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;29
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/3777461697058184943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/cumhuriyet-aktore-erdemine-dayanir.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/3777461697058184943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/3777461697058184943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/cumhuriyet-aktore-erdemine-dayanir.html' title='CUMHURİYET, AKTÖRE ERDEMİNE DAYANIR'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-3111699473969451943</id><published>2026-10-28T15:39:26.406+03:00</published><updated>2026-10-28T16:44:02.742+03:00</updated><title type='text'>CHP’DE ARINMA</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Cumhuriyet
Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yargının kararıyla yeniden genel
başkanlık koltuğuna oturur oturmaz partide arınmanın zorunluluk olduğunu söyledi.
Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde patlayan belediyelerdeki yolsuzluk
soruşturmaları nedeniyle de benzer bir açıklama yapmıştı Kılıçdaroğlu. Evet,
CHP’de arınma, önemli bir zorunluluk ve kaçınılmaz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kemal
Bey’in “arınma” sözüyle demek istediği yolsuzluklardan parti örgütlerini ve
belediyeleri kurtarmak. Bu, çok gerekli ve zorunlu… Partiler, halkı ve devlet
kurumlarını soyma aracı değil. Parti aracılığıyla gelinen görevler, haksız yere
mal mülk edinip kişilerin varsıllaşacağı yerler olmamalı. Bu görevler
varsıllaşma yerleri değil, halka hizmet edilen yerler. Özellikle yerel
yönetimlerde görev alanlar özverili, dürüst olmalı; &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;dünya malına tapınmamalı. Ayrıca bu kişiler,
toplumsal sorumluluklarını içselleştirmeli. Duygudaş olamayan biri, bu koltuklara
oturmamalı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dünyanın
en kötü işidir yolsuzluk yapıp rüşvet almak. Ne yazık ki son yıllarda gerek
devlet görevinde gerekse yerel yönetimlerde sorumluluk alanların yüzleri
kızarmıyor. Bu, nedense toplumda bulaşıcı sayrılığa dönüştü. Evet, bir kimsenin
elini halkın cebine sokarken niye yüzü kızarmaz? Bu durum, önemli bir insanlık
sorunu... İnsan olan biri, bile bile halkı soymaz. Oturduğu koltuğu, halktan ve
yasalardan aldığı yetkiyi kendi çıkarı için kullanamaz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Peki,
CHP’deki arınma yalnızca yolsuzluk ve rüşvet konusunda mı olmalı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;CHP’de
asıl arınma, ideolojik alanda olmalı, böylece kafalar değişmeli. Çünkü yolsuzluk
ve rüşvet, partinin kuruluş ideolojisinden uzaklaşarak batıcılığı benimsemesinin
çürüttüğü siyaset ortamında boy attı. Son yıllarda parti, ne yazık ki Kemalizmi
bir yana bırakarak liberalizmi savunmaya başladı. Oysa partinin 1931 ve 1935 programlarında
vardı Kemalizm. Bu durum, partinin köklerinden kopmasına neden olurken üyelerin
önemli bir kısmının amaç, hedef ve ülkülerini yok etti. Bölücülerin, liberallerin,
lümpenlerin kimi zaman yobazların yer bulduğu bir partide yolsuzluk ve rüşvetin
de olması olağanlaştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;CHP;
liberal görüşlerden, bölücülüğe göz kırpan anlayışlardan, Atatürk’ü eleştirmeyi
demokrasi ve özgürlük sanan yıkıcılıktan arınmalı. Her şeyden önce de
üzerindeki batıcılık gömleğini ivedilikle çıkarmalı. Batıcılık, partiyi bir
yandan köklerinden koparırken diğer yandan da liberalizm bataklığında
çürütmekte. Öncelikle Atatürk’ün batıcı olmadığını, tam tersine batı emperyalizmiyle
savaşan biri olduğu kavranmalı. Altıok’ta anlamını bulan Kemalizmin batıcılıkla
savaş içinde biçimlendiği unutulmamalı. Atatürk’ten uzaklaşmak demek,
emperyalizmin yıkıcılığına teslim olmak değil mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Türkiye
son yıllarda çözmesi gereken onlarca sorunla boğuşmakta. Bu sorunları oraya
çıkaran ise 12 Eylül Amerikancı darbesinden sonra uygulanan dışa bağımlı
liberal politikalar. Bu yolla hem bağımsızlığımızı yitirirken hem de halkımızın
bin bir emekle oluşturduğu sanayi kuruluşlarımız elimizden uçup gitti. Kurtuluş
Savaşı’mızın omurgasını oluşturan köylümüz yanlış tarım politikaları yüzünden
ata topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Hayvancılığımız, kimi vurguncuların
insafına bırakıldığından halkımızın sofrası hayvansal ürünlerin eksikliğini
derinden duyumsamakta. Eğitim sistemimiz, liberalizmin yıkıcılığıyla sorun
yumağına dönüştü. Kültürel açıdan bir kokuşma söz konusu. Sağlık sistemi,
halkın gereksinmelerine yanıt veremiyor. Ülkemizde her alanda ivedilikle çözülmesi
gereken büyük sorunlar var. Bu sorunların kaynağı ise liberal uygulamalar ve
kurumların bu anlayışla düzenlenmesi. Bu sorunları yaratan liberalizm çözüm
yolu değil. Çözüm, Atatürk’ün halkçı-devletçi uygulamalarında. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;CHP,
ideolojik alanda arınmalı. Yeniden köklerine dönmeli. Atatürksüz CHP, başı
kesilmiş tavuk gibi. Neye, niçin kanat çırptığı belli değil. Amacı, hedefi,
ülküsü olmayan bir partinin halka hizmet etmesi olanaklı mı? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sosyal
demokrasinin yerine Kemalizm gelmeli. Batıcılığın yerine, Atatürk’ün tam bağımsızlık
anlayışı oturtulmalı. Yurdumuzu işgal ederek ulusumuzu yok etmek isteyen batı
emperyalizmine karşı doğuyla ittifak kurarak Türkiye’yi kurduk. Batının
ülkemize dayattığı liberal politikalarla önümüze yığılan büyük sorunları, yine
doğuyla birleşerek aşacağız tıpkı Atatürk gibi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Atatürk,
biz Asyai bir milletiz, diyerek bize yol gösteriyor. Onun yolundan gitmekten
başak çaremiz mi var?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;28
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/3111699473969451943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/chpde-arinma.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/3111699473969451943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/3111699473969451943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/chpde-arinma.html' title='CHP’DE ARINMA'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-8181337202436602100</id><published>2026-10-23T14:07:22.066+03:00</published><updated>2026-10-24T11:57:22.600+03:00</updated><title type='text'>YAPAY ZEKÂ, KİTAP VE BİLGİYE KARŞI</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-left: 70.8pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yapay
zekânın insanlara birçok alanda kolaylık sağladığı bir gerçek. Ancak yapay zekânın
kimin istenci ve yönlendirmesi altında olduğu çok önemli. Yapay zekâ kamu
çıkarları için mi, yoksa bir egemen gücün etkisini artırmak için mi
kullanılmakta? Konuyu şu yalın örnekle açıklayayım. Bıçak da bir buluş...
Bıçakla ekmek keserseniz yararlı bir araç, ancak insan keserseniz zararlı olur.
&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ne
yazık ki ülkemizde ve dünyanın birçok yerinde sık sık başvurulan yapay zekâ,
ABD’nin kontrolünde. Böyle olunca da emperyalizmin kendi düşüncesini, isteklerini
dünyanın dört bir yanındaki insanlara kabul ettirme amacı taşıyıp aracı olmakta.
&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;ABD
emperyalizmi, yapay zekâyı kullanarak kendi egemenliğini sürekli kılmak için onu
araçsallaştırıyor. Bu amaca ulaşmak için kendi isteklerinin ışığında bir bilgilendirme
söz konusu. Birçok bilgilendirmenin Vashington’un istediği biçimde verildiği
görülmekte. Bu yolla gerçek bilginin yerini uydurma, yalan bilgilerin aldığı
kaygı yaratıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;ABD
merkezli yapay zekâ uygulamasının gerçek, doğru bilgiyi insanların belleğinden
silmek ve öğrenmek isteyenlerin bu amacını engellemek için bir çalışması var. Özellikle
yoğun bilgilerin yer aldığı ansiklopedilerin daha yapay zekâ günlük yaşamda
etkin olmadan önce bir yana atılması savunuldu. Arama motorlarından her bilgiye
kolayca ulaşıldığı düşüncesi geniş kitlelere kabul ettirildi. Buna koşut olarak
yıllardır insanların ellerinin altındaki bu bilgi pınarlarının kurutulması
istendi. Böylece ansiklopediler toplanarak yok edildi. Ne yazık ki kütüphaneler
bile raflarında ansiklopedilere yer vermez oldu. Ciltler dolusu bu kitapları çöpten
kâğıt toplayanlar bile almıyor. Yüzyılların bilgi depoları yok olmayla karşı
karşıya bırakıldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ansiklopedilerden
sonra ikinci yok edilmesi gereken hedef olarak kitaplar seçildi. Öncelikle
ekrandan kitaplara kolayca ulaşılıp okunabileceği savunuldu. Kitapların gerçek
biçimleriyle oraya yüklenip yüklenmediğine, çevirilerinin doğruluğuna
bakılmadı. Zaten bunları kontrol etmek de oldukça güç. Çünkü kitleleri tek
merkezden yönetip tek boyutlu toplum oluşturmak isteyen emperyalist merkezler, kitaplara
karşı bir savaş başlattı. Kitapların evlerde çok yer kapladığından söz edildi. Ayrıca
onların toz tutarak konutların kirlendiği söylendi. Artık bunların satın
alınmasına, evleri işgal etmelerine gerek yoktu bu merkezlerce. Böylece
insanlar, kitaplardan adım adım uzaklaşıp yapay zekânın doğrular içine serpiştirdiği
yanlışların, yalanların tutsağı olmaya başladı. Bu yolla insanlar, yanlış
amaçlar edinip gerçekçi olmayan hedeflere yöneliyor. Ne yazık ki yapay zekâ
tutkusu, kitapların evlerden kapı dışarı edilip çöp kutularına atılmasına neden
oluyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Özellikle
bilim, tarih, dil, coğrafya, her türlü kültür kitaplarının yok edilmesi küresel
merkezlerin anacı. Bu da toplumları tarihinde, dilinden, yaşadığı coğrafyadan
koparıyor. Kitapların yok edilmesiyle insanların kültürsüzleştirilmesi ve bilinçsiz,
kendi usuyla özgürce düşünemeyen canlılar olması hedeflenmekte. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bazı
istihbarat ve özel şirketeler çöpe atılan kitap ve ansiklopedileri bilinçli bir
biçimde topluyor. Bunları toplu olarak imha ediyorlar insanlar bir daha
yararlanmasın diye. İnsanlığın binlerce yıldır oluşturduğu değerlik&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/YAPAY%20ZEKA,%20K%C4%B0TAP%20VE%20B%C4%B0LG%C4%B0YE%20KAR%C5%9EI.docx#_ftn1&quot; name=&quot;_ftnref1&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; olan kitap ve ansiklopediler
bilgiye düşman emperyalist güçlerce yok edilmekte göz göre göre. Yani kitapları
yakarak yok etmek isteyen Hitler’in bile başaramadı bir şeyi yaşama geçiriyor
küresel merkez. İnsanlık, bilgi kaynaklarının elinden alınıp yok edilmesine ses
çıkarmalı. Böylece hem kendini hem de geçmişten geleceğe uzanan bilgi
değerliklerini korumalı. Ansiklopedilerine, kitaplarına dört elle sahip
çıkmalı. Bu yolla küresel merkezlerin dayattığı tek boyutlu insan tipinin oluşmasını
engellemeli. Kitap ve ansiklopedilerin sayfalarından kendi özgür, özgün
düşüncesini oluşturmalı. İnsan doğası, tek boyutlu düşünmeyi, yaşamayı
reddeder. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 23
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;



















&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;

&lt;hr align=&quot;left&quot; size=&quot;1&quot; width=&quot;33%&quot; /&gt;

&lt;!--[endif]--&gt;

&lt;div id=&quot;ftn1&quot;&gt;

&lt;p class=&quot;MsoFootnoteText&quot;&gt;&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/YAPAY%20ZEKA,%20K%C4%B0TAP%20VE%20B%C4%B0LG%C4%B0YE%20KAR%C5%9EI.docx#_ftnref1&quot; name=&quot;_ftn1&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,sans-serif; font-size: 10.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Hazine&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;/div&gt;

&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/8181337202436602100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/yapay-zeka-kitap-ve-bilgiye-karsi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/8181337202436602100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/8181337202436602100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/yapay-zeka-kitap-ve-bilgiye-karsi.html' title='YAPAY ZEKÂ, KİTAP VE BİLGİYE KARŞI'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-5048531338772928111</id><published>2026-10-22T12:59:46.665+03:00</published><updated>2026-10-22T12:59:46.668+03:00</updated><title type='text'>HÜSEYNİK TÜRKÜSÜ</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Her
dinlediğimde sözleri ve ezgisiyle yüreğime işleyen bir Elazığ türküsü Hüseynik.
Bu, bir ağıt… Ağıtlar, üzünçleri ve toplumun içinde yok olmayan acıları
anlatır. Toplumsal bellek, yüreğin sesini dinleyerek ağıda dönüşür. O ağıtlar
ses olur, söz olur dilden dile, kuşaktan kuşağa geçerek zamanı aşarak yaşar.
Onların yaşamasını sağlayan doğdukları topraklara bağlılığıdır. Hüseynik de
Doğu Anadolu’nun, Elazığ’ın toprağına ve sert iklimine bağlı bir ağıt.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Hüseynik,
Elazığ’ın bir mahallesi… Bugünkü adı Ulukent… Bu mahalle, Harput kentinin kalesinin
altında yer alır. 1978’e dek köy olan bu yerleşim yeri, bu tarihte mahalle
olur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Türkünün
konusu olan Hacı Hasan oğlu Akif Efendi, 1846’da Bitlis’te doğar. Eğitimini
bitirdikten sonra 23 yaşında Batman’a memur olarak atanır. Batman’dan sonra
Diyarbakır, Samsun, Adıyaman ve Ergani’de memurluğunu sürdürür. Yaklaşık 25 yıl
süren memurluğunun 16 yılı Harput’ta geçer. Görevi, Harput Posta ve Telgraf
İdaresi’nde baş memurluktur. O yıllarda sılayla gurbet arasındaki tek iletişim
kanalıdır telgraf. Sosyal ilişkileri gelişkin biri olarak yöre halkıyla iyi
ilişkiler kurar. Halk tarafından sevilip sayılır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Harput’un
telgraf memuru Akif Bey, her zaman olduğu gibi 21 Ağustos 1894 sabahı evinden
çıkıp seher yolundan (kimilerine göre şeher yolundan) yürümeye başlar telgrafhaneye
gitmek için. Yolda yürek sızısından yığılır bir yana. Onu ayakta tutan yüreği
çarpmaz olur ve oracıkta yaşamını yitirir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Hüseynik’ten
çıktım seher yoluna&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Can
ağrısı tesir etti koluma&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yaradanım
merhamet et kuluna&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yazık
oldu, yazık şu genç ömrüme&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bilmem
şu feleğin bana cevri ne” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Türkünün
yukarıdaki ilk bölümünde Akif Bey’in geçirdiği kalp krizine nasıl yenildiği kendi
ağzından anlatılmakta. Türkünün anonim olduğu söylense de son dönemlerde
yapılan araştırmalarda beste ve güftenin Saçlızade Vehbi Efendi’ye ait olduğu
savlanmakta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Lütfü
gelsin telgrafın başına&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bir
tel çeksin Musul’da gardaşıma&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bu
gençlikte neler geldi başıma&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kavuştak”
Burada adı geçen “Lütfü” Akif Bey ile aynı yerde çalışan biridir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Telgrafın
direkleri sayılmaz&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Atik
Hanım baygın düşmüş ayılmaz&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Böyle
canlar teneşire koyulmaz&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kavuştak”
Bu dizelerde geçen “Atik Hanım” Akif Bey’in eşi, Asiye Hanım’dır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Anadolu
insanı, kendine hizmet edeni, ona iyi davrananı, kendisine değer vereni gönül
tahtına oturtur. Yıllar geçse de onu, halkın gönül tahtından kimse söküp
atamaz. Çünkü o kişi bir kez gönülde yer edinmiştir. İşte, Akif Bey de
Elazığlıların saygı, sevgi ve güvenini kazanmış, gönlüne girmiş biridir. Çok
sevdikleri Akif Bey’in ölümü, onları yaralamıştır. Bu derin acıyı dile getirmek
için Hüseynik türküsü ağıt olarak dillere düşmüş, gönüllerde yer etmiştir.
Türkü, söylene söylene bugüne kadar gelmiş, yarına da kollarını uzatmakta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Halkımız
değer verdiği, kendisine iyilik yapanı, topluma yararlı olan kişileri hem
gönüllerde hem de türkülerde yaşatır. Bu türkü, Akif Bey’in ardından ona halkın
bağlılığını, sevgisini, saygısını göstermek için dillerde ve gönüllerdedir.
Biraz da ona borçlarını ödemektir bu ağıtın dile getirilmesi. Halk borcunu,
gönlüyle öder. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Not:
Türküyü Adile Kurt Karatepe’den aşağıdaki adresten dinleyebilirsiniz. https://www.youtube.com/watch?v=OfdnBNVhHf4&amp;amp;list=RDOfdnBNVhHf4&amp;amp;start_radio=1&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;22
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/5048531338772928111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/huseynik-turkusu.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/5048531338772928111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/5048531338772928111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/huseynik-turkusu.html' title='HÜSEYNİK TÜRKÜSÜ'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-5785457935086893571</id><published>2026-10-20T13:42:02.385+03:00</published><updated>2026-10-20T13:42:02.385+03:00</updated><title type='text'>AYAZAĞA’DA YIKIM</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;14
Ekim 2026 günü Ayazağa büyük bir sel baskını yaşadı. Bu felaket, can ve mal
yitimine neden oldu. Önüne gelen ne varsa yıkıp önüne katarak sürükledi.
Yıllardır doğa yasalarını anımsatanların sözlerine kulak asmadı kenti ve ülkemizi
yönetenler. Onlar bildiklerini okudular. Kimi zaman da dere yataklarında
yapılaşmaya çıkanları suçladılar memleketin kalkınmasını istemiyorlar diye.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Aklı
eren her yurttaş, dere yataklarının boş bırakılmasını söyledi. Sorumsuz
yetkililer, bu uyarıları kulak ardı etti. İnsanların para kazanma hırsı, doğa
yasalarına ve toplumun çıkarlarına üstün geldi. Çünkü bu kişilerin doğası da
yaşamı da para... Her şeyi para ve varsıllık aracı olarak gören bir avuç kişi,
toplumun ortak varlığını cebine indirirken yurttaşlarımızın geleceğini çalıp
tehlikeye düşürmekte. Ne yazık ki kimi yöneticiler bu bir avuç paragöz
fırsatçıya yardımcı oluyor, kimi zaman onların bilim dışı, yasalara uymayan
yapılaşma isteklerine göz yumuyor. Zaten bir kenti, bir ülkeyi yönetenler göz
yumup onay vermedikçe dere yataklarını kimse işgal edip buralarda yapılar
yapamaz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ayazağa’da
dere yatağına yapılan, suyun akışını engelleyen ve sele neden olan yapılaşmanın
bir felakete dönüşmesinden sonra yıkılması, kent yöneticilerinin öngörüsüzlüğünün
bir kanıtı. Ayrıca bu felaketin tetikleyicisi olan bu yapılaşmaya izin veren kent
yöneticileri bunun hesabını vermesi gerekmez mi? Bir adım ötesini göremeyen,
çok yalın bir doğa kuralından haberdar olmayan birinin İstanbul gibi dünya incisi
bir yeri yönetmesi doğru mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Peki,
dere yatağına imar izni veren belediye yetkilileri, yıkım kararlarını
uygulamayan sorumlu sorumsuzlar, yargıya hesap veremeyecek mi? Dere yataklarını
ıslah ediyorum diye daraltıp kendince arsa üreten yetkililere bir şey
denmeyecek mi? Bu arsaları üç kuruşa pazarlayan halkın yetki verdiği uyanıklara
dokunulmayacak mı? Dere yataklarını yapılaşmaya açan yetkililerin mal
varlıkları konusunda bir araştırma, soruşturma yapılacak mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ayazağa’daki
dere yatağındaki yapılar yıkılıyor. Çok geç de olsa doğru bir iş. Peki;
İstanbul’un diğer derelerindeki yapılaşmayla ilgili bir çalışma yapılacak mı?
Bu derelerin çevresindeki yapılaşmaya olası bir felaket gelinceye dek göz mü
yumulacak?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İstanbul’daki
sel felaketinde yaşamını yitiren yedi canımızın hesabını kim verecek? Su baskınıyla
malı mülkünü yitirenlerin, tinsel ve tensel sağlığı bozulanların zararları
nasıl karşılanacak?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Felaketten
sonra kent yöneticileriyle ilgili bakanların aklı başına geldi ve dere
yatağında yapılan ve farklı amaçlarla yapılan yapılar yıkılmaya başlandı. Peki,
aynı derenin yatağını daraltıp işgal eden ve 14 Ekim günü selin işgal ettiği
milyonlarca liraya pazarlanan pahalı konutlar da yıkılacak mı? Ayrıca Kâğıthane
Deresi boyunca adına “site” ya da değişik yabancı adlar verilen konutlar, iş
merkezlerine yetkililerin elleri değecek mi? Yoksula gücü yeten devlet
yetkililerinin varsıla da gücü yetecek mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ulusumuzun
kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk: “Önemli olan ufku görmek değil,
ufkun arkasını görmektir” diyerek bizlere yol göstermekte. Ufkun arkasını
geçtim, ufku gördüğünde gözleri kamaşan ve bir adım önünü göremeyenlerden
ülkemize ve kentlerimize yönetici olur mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 1;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;20 Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/5785457935086893571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/ayazagada-yikim.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/5785457935086893571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/5785457935086893571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/ayazagada-yikim.html' title='AYAZAĞA’DA YIKIM'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-1946168491468711910</id><published>2026-10-19T13:50:08.364+03:00</published><updated>2026-10-20T12:05:41.757+03:00</updated><title type='text'> KOLLARI BAĞLI DOĞAN</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Osman
Şahin’in &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;Kolları Bağlı Doğan&lt;/b&gt;
kitabını kimi zaman ürpererek, kimi zaman da insanlığımdan utanarak bir solukta
okudum. Kitap, aynı adı taşıyan öyküyle başlıyor. Bu, uzun bir öykü… 12 Eylül
1980 Amerikancı darbesi sırasında tutukevlerinde uygulanan insanlık dışı işkenceleri
anlatıyor. Yazarımız da gözaltına alınıyor ve insanlık dışı işkencelerin
hepsine karşı ayakta kalmaya çalışıyor. Ben okurken utandım bu işkence
türlerinden, ancak insanlara bu acımasızlığı yapanlar, yaptıranlar utanmadılar.
&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kitapta
11 öykü yer almakta. Hepsi tutukevlerini anlatıyor. 12 Eylül’ün kendi yurttaşına
acımadığı, hele de aydınsa onları ABD için yok etmek için kolları sıvadığını görüyoruz.
Kendi insanına acımayan darbecilerin yönettikleri ülkeye yararı olur mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Tutukluların
işkenceye direnmelerinin en büyük desteği yine koğuş arkadaşlarından geliyor.
Hepsi aynı annenin çocukları gibi düşünsel ve duygusal birlik içinde
davranmakta. Birbirlerinin tensel ve tinsel yaralarını birlikte sağaltıyorlar. Ekmeklerini,
aşlarını, sigaralarını, içgüçlerini&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/KOLLARI%20BA%C4%9ELI%20DO%C4%9EAN.docx#_ftn1&quot; name=&quot;_ftnref1&quot; style=&quot;mso-footnote-id: ftn1;&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-special-character: footnote;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; paylaşıyorlar. Tutukevi
koşulları oldukça kötü. Haşaratın bile yaşayamayacağı, havasız, güneşsiz, genellikle
nemli bodrum katlarında günlerce yaşamak zorunda kalıyor tutuklular. Her türlü
zararlı böceğin, farelerin dolup taştığı yerler buralar. Buraya düşenler hem
işkenceyle hem de tutukevinin olumsuz koşullarıyla savaşmak zorunda. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Tutukevlerinde
en büyük sorunlarından biri ayakyolu ve yunak. Ayakyolları yetersiz ve temizlenmiyor.
Her şey ortalığa yayılmış durumda. Günlerce, aylarca yıkanamayan tutsaklar var.
İşkence izleri herkesin üstünde. Kurumuş ve kokmakta olan kan lekeleri neredeyse
herkesin üstünde. Tutsakların çoğunun işkence yaraları sağaltılmadığı için
herkesçe görülmekte. Yazın bu yaralara sinekler konmakta. İşkenceden bitkin
düşmüş tutuklu, uykuya yenildiğinde farelerin yaraları kemirmesi tehlikesiyle
karşı karşıya. Bazı tutsakların burunları, kulakları ve başka organlarının uyurken
farelerce kemirilmesi sıradan olay olmuş buralarda. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yazarımız,
Almanya’dan yurda dönüyor vatani görevini yapmak için. İstanbul’da yürürken
sivil polislerce gözaltına alınıyor. Onun gözaltına alındığından başta evinde
kaldığı ağabeyi olmak üzere eşinin, ailesinin, arkadaşlarının haberi yok! Bunu
günler sonra öğreniyorlar. İnsanların niye gözaltına alındığını kendisi de
çevresindekiler de bilmiyor. 12 Eylül zindanlarına, işkencehanelerine girmek
için insan olmak yeterli bir suç. Osman Şahin de aydın bir insan olduğu için
suçlanıyor ve gözaltına alınır alınmaz insan kılıklı yaratıkların acımasız işkenceleriyle
karşılaşıyor. Bu, günlerce sürüyor. Duygularını, insanlıklarını yitirmiş
işkenceciler ellerine düşenlere Allah can verdi demiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Eşsiz
suç belgelerini eline geçirmiş gibi yükleniyor bana görevli.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Bu
pullarla jetonlar neyin şifresiydi? Bunları birbirinize göstererek mi tanışıp
buluşacaktınız?’ diye soruyor bana. Ne diyebilirim? Bu akıldışı soruya yanıt
vermekte zorlanmamı, bir anlık durağanlığımı görevli bir açık verme sanarak
böğrümü yumrukluyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘İtoğlu
it, soruma cevap ver!’ diye bağırıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Hayır!
O pullarla jetonları, buraya getirilmeden az önce Taksim Postanesi’nden
almıştım,’ diyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Böğrüme
bir yumruk daha vuruyor:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Ulan
orospu çocuğu, sana bunları nereden aldığını sormuyorum! Bunları şifre olarak
mı kullanacaktınız, diye soruyorum!’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Hayır!’
demekten başka ne diyebilirim. Birkaç yumruktan sonra bağırıyor:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘İmzala
şurayı! (Kolları Bağlı Doğan, Osman Şahin, Literatür Yayınları, Ağustos 2026,
s.7)” Suç örgütünü sorgucu darbeciler yaratmaya çalışıyor işkencelerle. Yurtdışında
yaşayan birinin cebinde jeton ve posta pulunun olması kadar doğal bir şey var
mı? Şahin’in eşi, o sırada Almanya’da. Yakınları Mersin’de. Bir insanın yakınlarını
araması suç mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Tutukevinde
gardiyanlar tutuklulara başta sigara olmak üzere bazı gereksinim duydukları
şeyleri karaborsa satmakta. Tutuklular bir yandan işkenceye uğrarken diğer
yandan da soyuluyorlar. Yürekleri ferahlatan en güzel şey de tutuklulardan
birinin geçenekteki&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/KOLLARI%20BA%C4%9ELI%20DO%C4%9EAN.docx#_ftn2&quot; name=&quot;_ftnref2&quot; style=&quot;mso-footnote-id: ftn2;&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-special-character: footnote;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;
nöbetçinin masasında duran Mao Zedung’un Seçme Eserleri’nin bir cildini
çaktırmadan alıp koğuşa getirmesi oldu. Tüm baskılara, işkencelere karşın bu
işi kimin yaptığını ve kitabı ele vermiyorlar. Böylece bir kitap direnişi,
dayanışması oluyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bir
gösteri sırasında oradan geçen iki gözü görmeyen birini gözaltına alıyor
polisler. Ayrıca maç dönüşü bir kıraathanede çay içen genç basketbolcuları da
örgüt üyesi olarak atıyorlar içeriye. Bu kişiler de dayaktan nasibini alıyor.
Gerçek anlaşılınca salıveriliyorlar. Yedikleri dayak ve işittikleri küfürlerle
özgürlüklerine kavuşuyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kitapta
birbirinde ilginç öyküler var. Bu nedenle okunması gerek. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Genç kuşakların yakın tarihimize ışık tutan bu
öykülerden öğrenecekleri çok şey var. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Osman
Şahin, bu kitabıyla tarihe tanıklık ediyor.12 Eylül’ün darbeci işkencecilerinin
adeta sicillerini yazdı bu kitapta. İşkenceciler, devletin aylıklı elemanları.
İşkence yaptıkları için para kazanıp geçimlerini sağladılar devletin kesesinden,
halkın vergilerinden. Üstelik işkence yaptıkları kişilerin verdikleri vergiler
de kursaklarında. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;12
Eylül darbesinden bu yana gidip gelen iktidarların hepsi bu karanlık dönemden hesap
sormayı vaat ettiler. Ne yazık ki hiçbiri bu hesabı sormadı. İşkence yaparak
aylık alanların çoğu emekli oldu. Normal insanmış gibi aramızda dolaştılar. Devletin
işkenceci kadrosu olmadığına göre bu kişilerden yaptıkları işten aldıkları
aylıklar geri alınmalı. Ayrıca emekliliği de hak ettiklerini düşünmüyorum.
Emekli, ülke kalkınmasına, toplumsal yaşama emek veren kişidir. İşkencecilerin
yaptıkları iş, emek işi değil; insanlık suçu. Yaşları ne olursa olsun yargı
önüne çıkarılmalı bu insansılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;19
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;div style=&quot;mso-element: footnote-list;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;

&lt;hr align=&quot;left&quot; size=&quot;1&quot; width=&quot;33%&quot; /&gt;

&lt;!--[endif]--&gt;

&lt;div id=&quot;ftn1&quot; style=&quot;mso-element: footnote;&quot;&gt;

&lt;p class=&quot;MsoFootnoteText&quot;&gt;&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/KOLLARI%20BA%C4%9ELI%20DO%C4%9EAN.docx#_ftnref1&quot; name=&quot;_ftn1&quot; style=&quot;mso-footnote-id: ftn1;&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-special-character: footnote;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Calibri&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 10pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;
Morallerini&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;/div&gt;

&lt;div id=&quot;ftn2&quot; style=&quot;mso-element: footnote;&quot;&gt;

&lt;p class=&quot;MsoFootnoteText&quot;&gt;&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/KOLLARI%20BA%C4%9ELI%20DO%C4%9EAN.docx#_ftnref2&quot; name=&quot;_ftn2&quot; style=&quot;mso-footnote-id: ftn2;&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-special-character: footnote;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Calibri&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 10pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;
Koridordaki&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;/div&gt;

&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/1946168491468711910/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/kollari-bagli-dogan.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/1946168491468711910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/1946168491468711910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/kollari-bagli-dogan.html' title=' KOLLARI BAĞLI DOĞAN'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-9047455027300059154</id><published>2026-10-18T16:40:08.881+03:00</published><updated>2026-10-19T11:00:10.293+03:00</updated><title type='text'>YAĞMURDA KİMİ SÜRÜCÜLERİN DUYARSIZLIĞI</title><content type='html'>&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İstanbul’da
dört gün süren yağmur, toplumumuzu bir insanlık sınavından geçirdi. Kaldırımda
yayalar ıslanmamak için soluklanmadan yürürken, yollardaki taşıtlar da evine
yetişmek için hızla gidiyor. Yağmurun en zor durumda bıraktığı kesim, yayalar…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yağmur,
çoğu zaman birden bastırdığından birçok kişiyi şemsiyesiz yakalıyor. Şemsiyesi
olanların da işi zor. Çünkü yağmurla birlikte sert yel de esmekte. Son yıllarda
üretilen şemsiyelerin çoğu dayanıksız. Bazıları yağmuru tutamayıp geçiriyor.
Bazıları da sert bir yelde kırılıveriyor. Fırtınaya tutulan kişi, hem önünü
görmek hem de şemsiyesini esintiye göre ayarlamak için olağanüstü çaba
göstermekte zorunlu olarak. Anlaşılacağı üzere işi çok zor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;tab-stops: 270.9pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Şiddetli
yağmur yağarken bir yandan sert yel esiyor. Yel, yağmuru savuruyor dört bir
yandan. Şemsiye de olsa savrulan bu yağmur her yanınızı ıslatıyor ister
istemez. Zaten yelin gücüyle iki de bir şemsiye ters dönüyor, bir yanı kıvrılıyor,
böylece yağmurla sırılsıklam oluyorsunuz. Üzülerek söyleyeyim ki, İstanbul’da
kaldırımların çoğunda su birikintileri oluşmakta. Çoğu zaman bu birikintilere
düşmemek olası değil. Böylece ayaklarınız ıslanıyor. Ayakların ıslanmasıyla
kişinin tüm eğninde&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/YA%C4%9EMURDA%20K%C4%B0M%C4%B0%20S%C3%9CR%C3%9CC%C3%9CLER%C4%B0N%20DUYARSIZLI%C4%9EI.docx#_ftn1&quot; name=&quot;_ftnref1&quot; style=&quot;mso-footnote-id: ftn1;&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-special-character: footnote;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;
bir üşüme başlıyor. Bu sayrılığın bir belirtisi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;tab-stops: 270.9pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kentin
bazı kaldırımlarında geniş taşlar döşenmiş. Bunların bazılarının altlarındaki
kum, değişik doğa olayları nedeniyle dış etkilerle akıp gidiyor kısa sürede. Bu
taşların altları sularla doluyor yağmurda. Çok dikkatli olsanız da bu taşların
size yakın olan yanına bastığınızda karşı yandan fırlayan su, her yanınızı
ıslatıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;tab-stops: 270.9pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Gelelim
bazı sürücülerin duyarsızlığına. Nedense trafik ışıklarının bulunduğu
kavşaklarda, yaya geçitlerinin olduğu yerlerde çoğu zaman yağmurlu havalarda
küçük göletler oluşuyor. Yol kıyılarından ise derecikler akıyor. Kavşaklarda
karşıya geçmek isteyen yayalar, yeşil ışığın yanmasını beklerken bir taşıt son
hızla geçiyor. Yol kıyısında biriken sular büyük bir hızla yayaların üstüne
boca ediliyor. İnsanlar tepeden tırnağa ıslanıyor duyarsız bir sürücü yüzünden.
Islanan kişilerden küfredenler, ilenenler, hakaret edenler bir koro oluşturuyor.
Ne yazık ki arabanın içinde yağmurdan ve soğuktan korunan sürücü, gaza basarken
kavşakta yağmurdan korunmayan insanlarla duygudaş olamıyor. Bir anda
insanlığını sorgulatıyor ıslanan yurttaşlara. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;tab-stops: 270.9pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yağmur
yağarken düz yolda ilerleyen bazı sürücüler, yandaki kaldırımda yürüyen yayaları,
hızlı giderek ve suyun tam ortasına basarak ıslatmakta. Bu sürücüler, bir gün yağmur
yağarken bu kaldırımda kendilerinin de yürüyebileceğini niçin düşünmez,
düşünemez? Küçük bir insanlık belirtisi olan inceliği niye göstermez? Zor
durumda olanın zorluğunu daha da artırmamak için niçin sorumluluk duymaz? Bazı
kişiler, dört tekerin üstüne bindiklerinde insanlıklarını neden unutur? Oysa
insan olmak, insanca davranmak en kolayı… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;tab-stops: 270.9pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dünyanın
en güzel işi insan olmak ve içindeki insanlığı öldürmemek değil mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;tab-stops: 270.9pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 2;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;tab-stops: 270.9pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 2;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;18
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;div style=&quot;mso-element: footnote-list;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;

&lt;hr align=&quot;left&quot; size=&quot;1&quot; width=&quot;33%&quot; /&gt;

&lt;!--[endif]--&gt;

&lt;div id=&quot;ftn1&quot; style=&quot;mso-element: footnote;&quot;&gt;

&lt;p class=&quot;MsoFootnoteText&quot;&gt;&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/YA%C4%9EMURDA%20K%C4%B0M%C4%B0%20S%C3%9CR%C3%9CC%C3%9CLER%C4%B0N%20DUYARSIZLI%C4%9EI.docx#_ftnref1&quot; name=&quot;_ftn1&quot; style=&quot;mso-footnote-id: ftn1;&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-special-character: footnote;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Calibri&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 10pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;
Bedeninde&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;/div&gt;

&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/9047455027300059154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/yagmurda-kimi-suruculerin-duyarsizligi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/9047455027300059154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/9047455027300059154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/yagmurda-kimi-suruculerin-duyarsizligi.html' title='YAĞMURDA KİMİ SÜRÜCÜLERİN DUYARSIZLIĞI'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-4233171789884384766</id><published>2026-10-17T15:59:09.768+03:00</published><updated>2026-10-17T21:17:24.818+03:00</updated><title type='text'>GÜVENLİ, SÜNGER KENTLER</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Türkiye’nin
hangi bölgesinde, hangi kentinde olursa olsun yağmur biraz çok yağdığında sular
sele dönüşüp yurttaşlarımıza büyük felaket yaşatmakta. Taşkınlar; kentleri yıkıyor,
insanları öldürüyor, kenti yaşanmaz duruma getiriyor? Peki, niye?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yaşamın
kaynağın suyun öldürücü bir canavara dönüşesine neden olan, insandan başkası
değil. Ülkemizi ve kentlerimizi yönetenler, doğanın dilini, dengesini, kurallarını
bilmiyor ve bilse de bunlara göre davranmıyor. Cebini düşünen yöneticiler
kentlerimizin, ülkemizin ve insanlığın en büyük düşmanları. İkincisi ise
kentleri oluştururken bilimsel ilkelere uyulmuyor. Bilim, insanın yaşamını kolaylaştıran
bir şey. Ne yazık ki bilimi kendine kılavuz edinmeyen yöneticiler kentleri yaşanamaz
yerlere dönüştürmekte. Öncelikle söyleyeyim ki kentlerde yaşadığımız su
baskınlarının suçlusu doğa değil, kentleri yönetenler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dünyanın
birçok ülkesinin Türkiye ile karşılaştırıldığında daha çok yağmurlu olduğunu
görürüz. O zaman usumuza şu soru takılıyor: Bu ülkelerde sel baskınları niye
olmuyor? Çünkü bu ülkelerde doğayla uyumlu, bilime dayalı bir kentleşme söz
konusu. Son yıllarda gelişmiş ülkelerde sünger kentler öne çıkmakta. Peki,
nedir ve nasıl oluşuyor bu sünger kentler?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Beton
ve asfalt gibi geçirimsiz yüzeyler yerine yağmur suyunu sünger gibi emen,
süzen, depolayan ve yeniden kullanıma sunan doğanın kurallarına uygun tasarlanan
kentlerdir. Bu kentlerde yağmur suları doğrudan kanalizasyona değil, toprağa
verilir. Sular cadde sokaklarda birikerek dereye dönüşmez. Kavşaklarda, kent
alanlarında, dinlençlerde&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/G%C3%9CVENL%C4%B0%20S%C3%9CNGER%20KENTLER.docx#_ftn1&quot; name=&quot;_ftnref1&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;, eğleklerde&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/G%C3%9CVENL%C4%B0%20S%C3%9CNGER%20KENTLER.docx#_ftn2&quot; name=&quot;_ftnref2&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;, yollarda, alt geçitlerde
göletler oluşmaz. Yağmur sularının önemli kısmı yer altında depolanır ve
sonrada kullanılır. Böylece bir yandan kentleri su baskınlarından korurken
diğer yandan da su hasadı yapılır. Günümüzde doğamız ve insan yaşamı için çok değerli
olan su, boşa harcanmaz. Bu yolla yeraltı suları beslenir. Bu da doğal dengenin
sağlanmasına önemli bir katkı yapar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yağışlı
günlerde yapılan su hasadı, kentlerde ısı adalarının oluşmasının önünde durur.
Sıcağın yapay biçimde aşırı artmasını önler sünger kentler. Betonun yazın oluşturduğu
aşırı sıcağı engellediği gibi, kışın da aşırı soğuğu azaltır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sünger
kentlerin olmazsa olmazı çatı bahçeleri. Kentler oluşturulurken yapıların üstü
bahçe olarak düzenlenir. Bu bahçelere birçok gelişmiş ülke kentlerine rastlamak
olanaklı. Buralarda kolayca yetişen meyve ve sebzeler yetiştirilir. Bu bahçeler
yağmur sularıyla sulanır. Bazı bahçelerde kümes hayvanları bile var. Ayrıca
fazla yağmur suyu sarnıçlarda biriktirilerek kurak geçen günlerde kullanılır bu
birikim. Kentin ve evlerin boş alanlarında bitki yetiştirilir. Bu da yağmur
sularının değerlendirilmesini sağlarken suyun sele dönüşmesini önler.
Taşıtların toplu olarak bırakıldığı eğleklerin tabanları suyu geçiren bir
yapıda olmalı. Ayrıca kentin belli yerlerinden yağmur suyunu biriktirip
taşıyacak biyolojik kanallar açılmalı. Bazı boş alanlarda göletler yapılmalı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ülkemizde
İzmir ve Antalya büyükşehir belediyeleri, sünger kent oluşturma konusunda ilk
adımı attı. Çin’in Şanghay, Wuhan, Haikou, ABD’de Seattle, Almanya’da Berlin ve
kent devleti olan Singapur bu konuda ilk sayılabilecek örnekler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sünger
kentlerin ilk örneklerinden biri ülkemizdir. Eskiden cadde ve sokaklarımızda Arnavut
kaldırımları vardı. Bu kaldırım biçimini ülkemize getiren Arnavut taş
ustalarıydı. Doğal taşların düzensiz döşenmesiyle yapılırdı bu kaldırımlar.
Taşlar aralıklı olduğundan sular toprakla buluşurdu. Kent içinde taşıtların geçtiği
yollar bile bu taşlardan oluşurdu. Bu yollar çok dayanıklı ve uzun ömürlüydü bu
kaldırımlar. Yıllarca aynı kaldırımların üzerinde yürürdü insanlar. Taşıtlar
için de bu durum geçerliydi. Sökülüp yapılması da çok kolaydı. Bu kaldırımlarda
tek sorun, sivri topuklu ayakkabı giyen kadınların yürüme zorluğuydu. Bu konuda
kadınların karşı çıkışı vardı. Zamanla bu doğal kaldırımlar söküldü. Yerine su
sızdırmaz kilit taşlar döşendi. Taşıt yolları baştan sona asfaltlandı. Bazı
yollara beton döküldü. Ne yazık ki bize özgü olan bir sistemi kendi ellerimizle
yok ettik.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Su
baskınlarından kentleri korumak için ivedilikle yapılacak iş, yeşil alt
yapıdır. Kent mimarisi oluşturulurken öncelenmesi gereken yeşil alanlar olmalı,
çünkü kentler bir yaşam alanı. Yalnızca insanların değil, tüm canlıların
yaşaması gereken bir yer. Diğer canlıların yaşayacağı ortam oluşmadığında kent
yaşanmaz olur. Doğayı da kentleri de tüm canlıların ortak yaşam alanı olarak
bellemek, bilmek gerek. Diğer canlıları yok sayan kent, kent olmaz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yağmur
tarımsal bolluğu sağlayan ve doğal yaşamı var eden vazgeçilmez bir varsıllık,
bizler için olmazsa olmaz toprak, hava, güneş gibi. Doğanın var olması için
yağmur yağmalı. Sorun, yağmurun yağmasında değil; doğayı yok sayarak yaşanmaz
kentleri oluşturan insanoğlunda. Bu gerçeğin ışığında ders çıkarmalı doğal
olaylardan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 17
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;



























&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;

&lt;hr align=&quot;left&quot; size=&quot;1&quot; width=&quot;33%&quot; /&gt;

&lt;!--[endif]--&gt;

&lt;div id=&quot;ftn1&quot;&gt;

&lt;p class=&quot;MsoFootnoteText&quot;&gt;&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/G%C3%9CVENL%C4%B0%20S%C3%9CNGER%20KENTLER.docx#_ftnref1&quot; name=&quot;_ftn1&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,sans-serif; font-size: 10.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;
Parklarda&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;/div&gt;

&lt;div id=&quot;ftn2&quot;&gt;

&lt;p class=&quot;MsoFootnoteText&quot;&gt;&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/G%C3%9CVENL%C4%B0%20S%C3%9CNGER%20KENTLER.docx#_ftnref2&quot; name=&quot;_ftn2&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,sans-serif; font-size: 10.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;
Otoparklarda&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;/div&gt;

&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;mso-element: footnote-list;&quot;&gt;&lt;div id=&quot;ftn2&quot; style=&quot;mso-element: footnote;&quot;&gt;

&lt;/div&gt;

&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/4233171789884384766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/guvenli-sunger-kentler.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/4233171789884384766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/4233171789884384766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/guvenli-sunger-kentler.html' title='GÜVENLİ, SÜNGER KENTLER'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-6470349922501971583</id><published>2026-10-16T13:11:46.794+03:00</published><updated>2026-10-16T13:11:46.794+03:00</updated><title type='text'>DEREDEN SOKAKLAR</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;14
Ekim 2026 günü yağan yağmurla oluşan selin en çok zarar verdiği yerlerden biri,
Sarıyer-Ayazağa’daki Dereboyu Caddesi. Gülelim mi ağlayalım mı bilmem. Kentlerimizi
yönetenler minareyi çalıyor çalmasına da kılıfını bulamıyorlar. Dere
kapatılmış, hemen sağı solu yapılarla dolmuş. Hem de gökdelenlerle çevrelenmiş.
Dereye akacak yer bırakılmamış. Yağmurla çoğalan su, dere yatağına sığmayınca
da taşkın oluştu ve çevresini yıkmaya başladı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Üzülerek
söyleyeyim ki İstanbul’da belirlediğime göre Ayazağa dışında Ataşehir, Kâğıthane,
Küçüksu, Ortaköy, Ümraniye ve Üsküdar’da Dereboyu caddeleri var. Nereye
giderseniz gidin mantık aynı: Dereyi kapat, üstünü betonla yanını yöresini
yapılaştır. Oluşturduğunuz cadde ya da sokağa da dere adını verin. Sonrasında
da günü geldiğinde dere yatağını bulmaya çalıştığında ve ortalık yıkıldığında
suçu yağmura at!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İstanbul’un
birçok ilçesi sele teslim oldu. Koca kent, çaresizlik içinde çırpındı.
Yöneticilerden bir açıklama beklemekteyiz. Hangi konuda mı? Selin en çok zarar
verdiği yerlerde dere adını taşıyan kaç sokak var? Bu konu halka açıklanmalı.
Peki, bu yanlıştan dönebilir mi yöneticiler? Çok zor, hatta olanaksız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Selin
en etkili olduğu yerlerin başında Vadi İstanbul gelmekte. İnsanların milyonlarca
lira verip erinci, mutluluğu aradıkları evleri sulara gömüldü neredeyse. Bu
evlere dünyanın parasını yatıranlar, daha önce buranın ne olduğunu sorgulamadı
bile. Yapıların tanıtımına, görkemine kapılıp parayı saydılar oraya. Amaçları
kendileri için bir sınıfsal ayrıcalık kazanmaktı. Bu yapının bulunduğu yer, Kâğıthane
deresinin yatağının devamıydı. Burayı yapanlar, derenin yatağını yok edip onun
hakkını almışlardı. Dere de yıllar sonra hakkını geri almak için çabaladı.
İşte, bu durumun özeti…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;14
Ekim günü Kâğıthane ve Alibeyköy dereleri deyim yerindeyse kudurdu. Peki, bu
dereleri kim kudurttu? Doğaldır ki insanlar, özellikle de bu kenti yönetenler… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kâğıthane
ve Alibeyköy dereleri İstanbul Boğazı yokken vardılar. Sekiz bin yıl
öncesinden, yani Buzul Çağı’ndan söz ediyoruz. Bu çağda iki dere, Eminönü-Karaköy
arasındaki vadiden akardı. Ayrıca bu derelerin üstünden ulaşım yapılırdı. Bu
iki dereyi kent yöneticileri gemlemek için daracık beton yataklara hapsettiler.
Böylece doğal beslenme ve akış alanlarını yitirdiler. Bu derelerin her yanı
yapılarla kaplandı. Çevrelerindeki bitki örtüleri yok edildi. Oysa dere
yataklarında bitki bulunur ki onun suyuyla beslensin. Ayrıca her türden bitki,
sel sularını emer ve onların akışını yavaşlatır. Dereler, kendilerini yok etmeye
çalışan insanlardan hakkını istedi. Bir varlığın hakkını istemesi yanlış mı?
Unutmayalım dünya tüm varlıkların ortak yaşam alanı. Bu gerçeği yadsıdığımızda
felaketler kaçınılmaz olur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İstanbul’daki
selde ilk canını yitiren on dört yaşındaki Mahmut Işıldak oldu. Fatih’in Balat
Mahallesi’ndeki Çukurbostan Parkı’ndan geçerken su birikintisinin içinden
geçerken elektrik akımına kapılarak yaşamını yitiriyor. Nedeni de
ayakkabılarını çıkarıp eline alıyor ıslanmasınlar diye. Televizyonda kimi
yorumcular, onun ayakkabılarını çıkarmaması gerektiğini söylediler. Çünkü
ayakkabı tabanlarının yalıtım sağlayacağını belirttiler. Çocuk, altı ay önce
babasını toprağına vermiş ve yetim kalmış. Sanıyorum dört kardeşi daha var.
Annesinin çalışıp çalışmadığı bilinmiyor. Ancak ülkemiz ekonomik koşullarında çalışsa
bile bu çocuklara bakması olanaklı mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Çocuk
için ayakkabıları çok değerli. Çünkü yaşadığı sosyal ve ekonomik koşullar
nedeniyle yenisini alması olanaksız. Sel yine gariban bir hafız çocuğu kopardı
aldı yaşamdan. Sel bile sınıf ayrımı yaptı ölümde. Soruşturma yapılacaktır kesinlikle.
Ancak daha önce olduğu gibi suç yağmura ve ayakkabıya atılırsa şaşmam.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İstanbul’daki
selin faturası büyük… Maddi hasarlar üç aşağı beş yukarı onarılır. Peki,
yaşamdan kopan Mahmut’un annesinin ve diğer yurttaşlarımızın yakınlarının yüreğindeki
yara nasıl kapanacak?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Not:
Yazıda anlatılanlara ışık tutması açısından daha önce yazdığım Dereler
Üzerindeki Kent, İstanbul &lt;a href=&quot;https://adiladalet.blogspot.com/2024/01/dereler-uzerindeki-kent-istanbul.html&quot;&gt;https://adiladalet.blogspot.com/2024/01/dereler-uzerindeki-kent-istanbul.html&lt;/a&gt;
yazısı okunabilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;16
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/6470349922501971583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/dereden-sokaklar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/6470349922501971583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/6470349922501971583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/dereden-sokaklar.html' title='DEREDEN SOKAKLAR'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-4351739857269050558</id><published>2026-10-15T16:09:50.802+03:00</published><updated>2026-10-16T10:58:33.548+03:00</updated><title type='text'>İSTANBUL SELE TESLİM</title><content type='html'>&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-left: 106.2pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Günlerdir
İstanbul’a yağışlı havanın geleceği konusunda uyarıda bulundu Meteoroloji. Ne
yazık ki bu konuda nasıl önlem alınacağını bilmeyen ya da bilip de uyarıları
kulak ardı eden merkezi ve yerel yöneticiler olağan işlerini sürdürdüler. Çünkü
ülkemizde felaket gelmeden önce önlem alma alışkanlığı nedense yok! Bu olmayınca
da felaket insanları tutsak aldığında onları kurtarmaya çalışır yetkili
yetkisizler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yazıma
bir anımla başlamak isterim. 1999-2004 döneminde Bakırköy Belediye Meclisi
üyesiydim. Tam olarak tarihi anımsamıyorum. İstanbul’a şiddetli bir yağmur
yağdı. Yağmurun ertesi günü Şenlikköy Mahallesi’nden bir dostum aradı. Yanında
mahalleden başkaları da vardı. Mahallenin önemli yollarından Florya Caddesi’nin
batısında kalan sokaklardaki evleri atıksuların bastığını söyledi. Evi sular
altında kalan birkaç yurttaşımızla da konuştum. Az sonra söylenen yere gittim.
Giriş katlardaki evlerin çoğunu lağım basmıştı. Birinci katta yer alan konutların
bazılarını da lağım suları kaplamıştı. Gördüklerim beni oldukça şaşırtmıştı.
Lağıma bulanmış eşyaların kokusu dayanılacak gibi değildi. Sorunun nasıl
çözüleceğine ilişkin oradakilerle görüş alışverişinde bulunduk. İlgileneceğime
söz vererek oradan ayrıldım&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sorunu
çözecek olan İSKİ idi. Burada çalışan mühendis dostlarım vardı. Onları aradım.
Gidip bazılarıyla da yüz yüze konuştum. İşittiklerim beni şaşırttı. Söz konusu
cadde kuzeyden güneye uzanmakta. Cadde boyunca da kanalizasyon hattı döşenmiş.
Bu hat döşendiğinde yukarıdaki Sefaköy, küçük bir mahalleymiş. Zamanla büyümüş,
on binlerce insanın yaşadığı bir yer olmuş. Üstelik Sefaköy’ün kuzeyinde de
yoğun nüfuslu mahalleler kurulmuş. Sefaköy ve diğer yerlerin atıksularını
boşaltan kanalizasyon yeni döşenmiş. Buraya döşenen künklerin çapı, Şenlikköy’dekilere
göre daha büyük. Böylece yukarıdan aşağıya doğru bir huni oluşturulmuş. Yağmur
birden bastırınca yukarından geniş künklerden gelen su ve lağım Şenliköy’deki dar
borularda sıkıştığından geçemedi. Yüksek basınç nedeniyle atıksular evlerin
kanalizasyon sisteminden fışkırdı. Bu gerçeği işitince yaşananlara güler misin
ağlar mısın? Gerekli girişimleri yapıp Şenlikköy’deki sistemin değiştirilmesini
sağladık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yukarıda
anlattığım anı, İstanbul’da yıllardır yapılan altyapıların nasıl bilinçsiz, plansız,
üstünkörü yapıldığının küçük bir örneği. Üzülerek söyleyeyim ki dünyanın incisi
sayılan içinden deniz geçen tarihsel kent İstanbul, bilimsel kurallara dayalı
usçu bir yöntemle planlanmamış. Kentin her yanını para olarak gören birkaç
açgözlü fırsatçının isteğine uygun gelişip büyüdü İstanbul. Dere yatakları kurutulup
yol yapıldı üstlerine. Yolun sağı solu da yapılaştı. Kurutulmayan dereler,
ıslah çalışmasıyla sıkıştırıldı dar bir alana. Seller hesaba katılmadı çoğunun
ıslahında. Öyle ki derelerin sağından solundan yollar geçirildi. Yol kıyıları
yapılaştırıldı. Bu yapıların giriş katları yolların, hatta derenin kodundan daha
düşük. Bu durum felaketi oluşturan en büyük neden. Her derenin sağında solunda sel
yatakları olmalı. &amp;nbsp;Yani derelerin en az iki
yüz metre sağında solunda yapılaşma olmamalı. Bir bakın bakalım bu kurala uyan
bir dere var mı koca kentte?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yağış
sırasında sulara akacak yer bırakmadı kent ve yapılaşmayı kalkınma sanan ülke
yöneticileri. Cadde ve sokakların oluşumu da doğaya aykırı bir biçimde
oluşturuldu. Nasıl mı? Öncelikle bu yolların çoğunun iki yanında bitişik biçimde
yapılaşma var. Bu da sulara, sellere akış için yeni yataklar oluşturuyor. Yol
kıyılarında neredeyse hiç toprak, ağaç ve diğer bitkiler yok! Oysa suyu emecek
onun hızını azaltacak olan toprak, ağaç ve diğer bitkiler… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İstanbul,
elli yıl önce ülkemizde yüzölçümüne göre en çok orman alanı olan kentimizdi.
Ormanlar yok edilerek devasa yapılar dikildi yerlerine. Suyu tutacak ne orman
ne de toprak var. Sokaklarda tıkanan mazgalları açma becerisi gösteremeyen
belediye başkanları çok İstanbul’da. Bir mazgalı açtıramayan kişi, o kenti
yönetebilir mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Her
yapının küçük de olsa bir bahçesi bulunmakta. Ne yazık ki bu bahçeler de
değişik nedenlerle betonlaştırıldı. Bahçelerdeki bitkiler yok edildi. Birçok
yapının alt katları dükkân… Dükkânlar genellikle küçük olduğu için yapıların
bahçeleri betonlaştırılıp dükkânlara katılıyor. Bu da toprakla yağmurun
buluşmasını engelliyor. Öncelikle bahçelerin ivedi bir kararla bu betonlardan,
işgalden kurtulması gerek. Yapıların imar planlarına uygun duruma getirilmesi
hem hükümetin hem de belediyelerin görevi. İmara aykırı iş yapmak neredeyse
alışkanlığa dönüştü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İstanbul’un
asıl felaketi, kentin sürekli göç alması. Bu konuda başta hükümet olmak üzere
gerekli önlemleri almalı. Bu tarihsel kentin yükünü azaltmak için Anadolu’da
yeni sanayi kentleri planlanıp oluşturulmalı. İstanbul’a göçü durdurmak için yeni
yatırımlardan kaçınmalı. Örneğin, 3. Boğaz Köprüsü kentin kuzeye doğru
genişlemesine neden oldu. Bu da kuzey ormanlarını yok ediyor giderek. İstanbul’un
tersine göç vermeli ivedilikle. Yoksa bu kenti, kendi elimizle yok edeceğiz. Kanal
İstanbul gibi kentin hem doğasını bozacak hem de yeni yerleşim yerlerine olanak
verecek yatırımlardan kaçınılmalı. İstanbul’a bu yolla yeni kentler eklenecek,
bu durum kenti yok edecek bir çalışma. Ayrıca Anadolu giderek boşalacak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ülkemizde
yatırım deyince konut geliyor insanların usuna. Bu nedenle yurdumuzun her yanı
yapılaşmakta. Tarım alanları betonlaşıyor. Türkiye’nin her yanına bakıldığında
milyonu geçen konut boş. Sürekli ev edinme alışkanlığını değiştirmeli.
İnsanlar, yılda birkaç gün oturacağı evleri yaparak doğayı katletmemeli. Bu
konuda sert önlemler alınıp uygulanmalı. İnsanların elindeki parayı değerlendireceği
yeni yatırım alanları özendirilmeli. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İstanbul’da
yağmur, 13 Ekim 2026 günü çok şiddetli başladı. 14 Ekim’de ise felakete
dönüştü. İnsanlar evlerine gidemedi. Taşıtlar selle sürüklendi. Caddeler, sokaklar
göle, akarsuya dönüştü ve yaşam durdu. Okullar eğitime iki gün ara verdi. Yıllardır
günü kurtarmaya çalışan yöneticilerdir bu felaketin sorumlusu. Uzun erimli
düşünemeyen, geleceği göremeyen, bilimi kılavuz edinmeyen yöneticiler
yüzündendir başımıza bu geleneler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yazının
kaleme alındığı anda üç yurttaşımız yaşamını yitirdi. Dört kişi de yitik… Çok
sayıda evi ve işyerini su bastı. Şimdi çıkacak ülkemizi ve kentimizi yönetenler,
çok üzüldüğünü gösteren bir yüz ve sesle ölenlere rahmet dileyecek, halkımıza
geçmiş olsun diyecekler süslü sözlerle. Üzülmüş gibi görünecekler. Ancak daha önce
olduğu gibi bu felaketten de ders çıkarmayacaklar. Yine bilimden uzak durup
doğayı hiçe sayacaklar. Vicdanın değil, cüzdanın sesini dinleyecekler. Son
seksen dört yılın en büyük yağmuru diyerek bunun ardına saklayacaklar beceriksizliklerini
ve sorumsuzluklarını. Suçu da yağmura, iklim değişikliğine bulacaklar daha önce
yaptıkları gibi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-left: 106.2pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;

























&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 15
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/4351739857269050558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/istanbul-sele-teslim.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/4351739857269050558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/4351739857269050558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/istanbul-sele-teslim.html' title='İSTANBUL SELE TESLİM'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-8199013830049081315</id><published>2026-10-12T13:39:24.433+03:00</published><updated>2026-10-12T13:39:24.434+03:00</updated><title type='text'>KOCAELİ KİTAP FUARI</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;16.
Kocaeli Kitap Fuarı 3-11 Ekim 2026 tarihleri arasında yapıldı. 8 Ekim günü, Kaynak
Yayınları’ndan çıkan “Çocuklarımız Geleceğimiz Değil mi?” kitabımı imzalamak
için yayınevinin standında yerimi aldım okuyucularımla buluşmak için. İstanbul
dışında katıldığım ilk imza günümdü Kocaeli. Bu nedenle benim için çok
önemliydi buraya katılmam. Çünkü İstanbul’daki imza günlerim ve söyleşilerimde
tanıdıklarım çoktu. Oysa burada tanımadığım, yaşamımda ilk kez göreceğim
kişilerle tanışma olanağı bulacaktım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kitap
Fuarı’na gitmek için önceden tren biletimi ayarladım. 8 Ekim sabahı erkenden
uyandım. Kahvaltı, sakal tıraşı, duş, giyinme… Derken zaman hızla akıp gitti.
Trene zamanında yetiştim. Yol boyunca kitap okudum. İzmit’e vardım kaşla göz
arasında. Fuara nasıl gideceğimi sordum buradaki görevlilere. Onlar hemen
karşıdan geçmekte olan tramvayı gösterdiler. Zaman geçirmeden gittim durağa.
Burada fuara giden kişilerle tanıştık. Onlarla bindim tramvaya. Yol boyunca söyleştik.
Kongre Merkezi durağında inip yürüdük birlikte kitaplarla ilgili konuşarak.
İçeri girince vedalaştık bu yeni dostlarla.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kaynak
Yayınları’nın yerini çok aramadım, elimle koymuşum gibi buldum yayınevimi.
Celal Demirel ve Mesut Barış her zamanki sıcaklıklarıyla beni gülerek
karşıladılar. Birden kitapların sıcaklığına dost yüreklerinden taşan güney
yellerinin esintisi karıştı ve sımsıcak bir ortam oluştu. Yerime oturur oturmaz
yıllardır tanıdığı değerli dostum Mesut, çayımı getirdi kaşla göz arasında. Benim
çaysız yapamadığımı bildiğinden çayı hazır etmiş önceden. Çayı demleme
zamanlaması olağanüstü… Çayımdan ilk yudumu alırken genç biri geldi yanıma
gülümseyerek. Tanıştık. TGB’li Arda Gökçe bu genç arkadaşımız. Onunla tanışınca
gençlik odu yandı yüreğimde. TGB’lilerin en büyük özelliği yurdu, ulusu, inandıkları
düşünce ve ülküleri için özverili olmaları. Aynı özveriyi dostları için de
göstermekteler. Ardından TGB’lilerden Fırat Bulut ve Berat Karaboğa ile de tanıştık.
Bu gençlerin hepsinin yüreklerinde yurt sevgisinin odu yanmakta alev alev.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;8
Ekim Perşembe günü iyi geçti. Çok sayıda kitap imzaladım okuyucularıma. Onlarla
tanışıp söyleşme olanağı buldum. Fuara gelenler genellikle öğrencilerdi. Öğrenciler
neyi alacaklarını, hangi kitabı okuyacaklarını genellikle bilmiyor. Bu konuda
bilinçlenmeleri zorunlu. Bu da onların kitap okumasıyla olacak. Bir de
öğretmenler ve aileler çocuklarla kitap üzerine söyleşmeli. Bu da çocukların kitap
konusunda bilinçlenmelerine katkı yapar. Ancak öncelikle anneler, babalar ve
öğretmenler de sıkı kitap okuyucusu olmaları gerek. Öğrenciler, genellikle daha
önce okudukları kitapların adını bilmiyor. Bu, önemli bir sorun. Bu sorunun
üzerinde durulmalı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Zaman
sur gibi akıyordu. Kaynak Yayınları’nın yöneticisi Celal Demirel, pazar günü
kitap imzalamaya gelip gelemeyeceğimi sordu. Yemyeşil bakan gözleriyle “gel”
diyordu bana. Onu kırmadım. Geleceğimi söyledim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Akşam
oldu. İstanbul’a döneceğim trenin saati yaklaştı. İçimde kitap coşkusunun
oluşturduğu buruk bir sevinçle ayrıldım dostlarımdan pazar günü buluşmak üzere.
Tramvaya yürüdüm hızlı adımlarla. Garda inip öncelikle pazar günü için gidiş dönüş
biletlerimi ayarladım. Çok geçmeden tren geldi, binip İstanbul’un yolunu
tuttum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;11
Ekim 2026 Pazar günü yeniden gittim Kocaeli Kitap Fuarı’na. Yine Celal’le Mesut’un
gülen gözleriyle karşılaştım. Yine çayımı hemen elime tutuşturdu Mesut. Kısa
bir hoşbeşten sonra kitabımı imzalamak üzere yerimi aldım. Yeni insanlarla
tanışıp dostluklar kurdum. Trenden inerken tanıştığım yerdeşlerim Öykücü Nehar
Çakır Ordu ve Şair Nurgül Uçar’ın kitap imzalatmaya gelmeleri büyük bir
incelikti. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ülkemizde
bilinçli bir okuyucu kitlesi var. Kitap sevisiyle yanıp tutuşanlar çok. Ancak
yurttaşlarımızın kitap okumasını engelleyen en önemli etken ekonomik yetersizlik.
Çoğu kişi, birden çok kitap almak istiyor, ancak cebindeki para yeterli
olmuyor. Gerçi çoğu kişi ödemelerini kredi kartıyla yapıp borçlanıyor. Yine de
hesaplı davranmak zorundalar. Kitap okuyucusunun çoğu, ekonomik sıkıntı
yüzünden ekmeğinden kesip kitap alıyor. Ülkemizin ekonomisini mahvedenler,
insanımızı bir dilim ekmeğe muhtaç bırakanlar ulusumuzu kitaptan uzaklaştırmakta.
Bazı kişilerin pahalı bulduğu için okumayı çok istediği kitabı geri bırakırken
içinin yandığını, yüreğinin burkulduğunu, gözlerinin buğulandığını gördüm. Bu
duruma tanıklık ettiğim için benim de için kan ağladı onlarla birlikte, ancak
yapacak bir şey yok!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İstanbul’dan,
büyük zorluklarla Kocaeli’ne gelen çok değerli dostum Zafer Taciye Hanım’a ve Fırat
Bilal’le tanışıp söyleşmemiz beni çok mutlu etti. Ayrıca telefonlarımızı alıp
vererek yeni dostluk köprüleri kurduğumuz yeni arkadaşlarımın gözlerindeki
kitap sevisini hep anımsayacağım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;11
Ekim akşamı sanki çok erken oldu. Zamanın nasıl su gibi akıp gittiğini
anlayamadım. Saate bakınca geç kalmakta olduğumu anladım. Hızla vedalaşıp
trenin yolunu tuttum yorgun ve mutlu. Eve vardığımda içimi bir umut denizi kapladı.
Ülkeme, insanıma umudum bine katlandı. Erinç içinde yatağıma uzanıp umut
düşlerinin koynuna bıraktım kendimi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;12
Ekim 2026 &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/8199013830049081315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/kocaeli-kitap-fuari.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/8199013830049081315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/8199013830049081315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/kocaeli-kitap-fuari.html' title='KOCAELİ KİTAP FUARI'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-5085276571369165924</id><published>2026-10-10T14:10:54.792+03:00</published><updated>2026-10-10T14:10:54.792+03:00</updated><title type='text'>MALTEPE’DE ÇÖKEN YAPI</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İstanbul’un
Maltepe İlçesindeki Cevizli Mahallesinde zemini de katarsak yedi katlı bir
yapı, 8 Ekim 2026 günü sabahı erken saatlerde kendiliğinden çöktü. Ne yazık ki
beş yurttaşımız yıkıntılar altında can verdi. Bu tür olaylar, ne yazık ki
ülkemizin değişik yerlerinde sık sık yaşanmakta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Üzülerek
söyleyeyim ki yurdumuzun neresinde olursa olsun yapı çökmelerinin hepsinde
yapılaşmada benzer yanlışlıklar ve denetimsizlik göze çarpmakta. Atalarımız,
deli bile düştüğü çukura iki defa düşmez, demesine karşın biz aynı çukura
defalarca düşüyoruz gözleri kapalı. Peki, niye aynı çukura defalarca düşüyoruz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İlk
başta şunu belirteyim ki yaşadığımız olaylardan ders çıkarma gibi bir alışkanlığımız
yok! Özellikle ülkemizi ve kentlerimizi yönetenler, olaylardan ders çıkarma
yerine dilsiz, kör ve sağır oluyorlar. Olayların etkisi geçer geçmez aynı
yanlışları yapıyorlar. Çünkü ne yazık ki “ileri demokrasimizde” hesap
sorma/hesap verme gibi bir gelenek oluşmamış. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Demokrasiyi,
milli iradeyi yalnızca sandığa indirgeyen bir siyasal anlayış var ülkemizde ne yazık
ki. Demokrasiler, yapılan olumlu, olumsuz her şeyim hesabının halka verildiği
yönetimler değil mi? Bu nedenle siyasetçi yaptığı olumlu işleri saatlerce,
günlerce, aylarca, hatta yıllarca övüp böbürlenir. Ancak neden olduğu, göz
yumduğu için oluşan yanlışlar için özeleştiri yapma gereği duymaz. Özeleştiri
olmayınca da yanlıştan ders çıkarılmaz. Oysa yapılan yanlışlar, herkes için öğreticidir
ders almasını bilince doğal olarak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kentsel
dönüşüm ne yazık ki birkaç yapsatçının doymak bilmez, sınır tanımaz kazanç
istencine bırakılmış durumda. Bu da yapıların yenilenmesinde büyük sorunları
birlikte getiriyor. Yapılaşmaya egemen olan serbest piyasa düzeni, yıllarca
komşuluk yapan kişileri birbirine düşmanlaştırıyor. Komşu, komşunun hakkını
yemek için pusuda bekliyor kentsel dönüşümü nasıl fırsata dönüştürürüm diye. En
yalın bir örnekle anlatalım. Yapının yenilenmesi için yapsatçı bulan komşu,
komisyon alıyor ondan. Yalnızca bu durum bile yapının yenilenmesinin maliyetini
yükseltiyor. Yapsatçıdan başka istekler de oluyor. Ayrıca ülkemizde yapsatçılık
neredeyse yüzde yüz varan bir kazançla çalışan bir sektör. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kentsel
dönüşüm, serbest piyasa koşullarının egemenliğinde değil, devlet eliyle ada
odaklı olmalı. Toplu konut mantığı içinde ada odaklı yapılacak bir yenileme kentleri
kent durumuna getirir. Ne yazık ki yanlış, plansız, geleceği düşünmeden yapılan
kentsel dönüşüm kentin asıl sorunlarını çözemiyor. Ne yeşil alanlar çoğalıyor,
ne cadde ve sokaklar genişliyor ne sosyal alanlar oluşuyor ne de taşıtlar için
eğlekler&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/MALTEPE&#39;DE%20%C3%87%C3%96KEN%20YAPI.docx#_ftn1&quot; name=&quot;_ftnref1&quot; style=&quot;mso-footnote-id: ftn1;&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-special-character: footnote;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; yapılabiliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Maltepe’de
yıkılan yedi katlı yapının dört katının kaçak olduğu söylenmekte. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Peki, bu kaçak katlar yapılırken belediye
yetkilileri ne yapıyordu? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İstanbul’un
cadde ve sokaklarında gezinen herkes, kaçak katları çıplak gözle kolayca
görebilir. Ancak bu katların yapılmasını önleyecek yetkililer ise bir türlü
göremiyor nedense. Üzülerek söyleyeyim ki ülkemizde yasadışı iş yapmak kural
durumuna getirilmiş. Bunun da nedeni serbest piyasacılık kılıfı…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yıkılan
yapıdaki kaçak katlar “imar barışından” yararlandı mı? İmar barışı ya da affı
yurttaşımızın canına, malına kastediyor. Yasadışı yapılan işlere af kılıfı
geçirmek devlet yöneticilerinin görevi değil. Yasadışı mal edineni bağışlamak,
yasalara uyarak çalışıp kazanan yurttaşların cezalandırılması değil mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnsanımız,
ihmaller ve siyasetçilerin duyarsızlığı, bilgisizliği, sorumsuzluğu, kişisel
çıkarları öncelemeleri yüzünden can veriyor. Maltepe’deki yapının çökmesi bir
kaza ve doğal afet değil. Tamamen ihmaller zinciriyle yurttaşlarımızın can
güvenliğini koruması gereken kişilerin görevlerini yapmaması yüzünden olan bir
yıkım ve cinayet. Bu yıkımın sorumluları ortaya çıkarılmalı ve en ağır cezalara
çarptırılmalı ibreti âlem için. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ne
yazık ülkemizde yıllardır işini hakkıyla yapmayan, görevini gereğini yerine
getirmeyenlerin açıkça korunması söz konusu. Bu soygun, ihmal düzeni değişmeli.
Ülkemizin geleceği için serbest piyasa sistemi ivedilikle terk edilmeli, yerine
devletçilik yaşama geçirilmeli. Yoksa bu tür yıkımlarla çok sayıda insanımız
toprağa düşer.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Not:
Yazının iyi anlaşılması için KENTSEL DÖNÜŞMEME &lt;a href=&quot;https://adiladalet.blogspot.com/2020/11/kentsel-donusmeme.html&quot;&gt;https://adiladalet.blogspot.com/2020/11/kentsel-donusmeme.html&lt;/a&gt;
başlıklı yazım okunabilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;10
Ekim 2026 &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;div style=&quot;mso-element: footnote-list;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;

&lt;hr align=&quot;left&quot; size=&quot;1&quot; width=&quot;33%&quot; /&gt;

&lt;!--[endif]--&gt;

&lt;div id=&quot;ftn1&quot; style=&quot;mso-element: footnote;&quot;&gt;

&lt;p class=&quot;MsoFootnoteText&quot;&gt;&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/adale/OneDrive/Masa%C3%BCst%C3%BC/MALTEPE&#39;DE%20%C3%87%C3%96KEN%20YAPI.docx#_ftnref1&quot; name=&quot;_ftn1&quot; style=&quot;mso-footnote-id: ftn1;&quot; title=&quot;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-special-character: footnote;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class=&quot;MsoFootnoteReference&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,sans-serif; font-size: 10.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;
Otoparklar&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;/div&gt;

&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/5085276571369165924/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/maltepede-coken-yapi.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/5085276571369165924'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/5085276571369165924'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/maltepede-coken-yapi.html' title='MALTEPE’DE ÇÖKEN YAPI'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-5784108775966480376</id><published>2026-10-09T13:31:22.588+03:00</published><updated>2026-10-10T12:11:30.537+03:00</updated><title type='text'>KANLIDERE’NİN KURTLARI</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-left: 106.2pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Köy
Enstitülü yazarlar ortaokul yıllarından beri ilgimi çeker. Onların toplumsal
gerçekçi bakışları yürekli aydın örneğinin en görünür biçimidir. Aslında ülkemizin
geri kalmışlığının, feodal ilişkilerin, Osmanlının oluşturduğu toplumsal düzenin,
geri kalmışlığın fotoğrafını çekip önümüze koyan yazarlardır Köy Enstitülüler. Başta
hangi iktidar olursa olsun yaptığı yanlış uygulamaları, eksiklikleri nesnel bir
bakışla okuyucusuna sunar onlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dursun
Akçam, köy enstitülü bir yazar… Düşünsel mayalanması, Cılavuz Köy Enstitüsü’nde
olmuş. Doğup büyüdüğü sert ve yoksul Doğu Anadolu topraklarının sesidir
yazarımız. Orada yüzyıllardır süregelen ağa, bey, paşa egemenliğiyle ortaya
çıkan feodal düzeni tüm çarpıklıklarıyla ele alıyor Kanlıdere’nin Kurtları’nda.
Feodal egemenlerin en büyük dayanakları yerel yöneticiler. Devletin halka
hizmet etsin diye gönderdiği yöneticiler, ne yazık ki halk yerine feodal
egemenlerin hizmetinde. Bölgenin ağalarını, beylerini koruyarak kendileri de
varsıllaşıyorlar. Ağalar, beyler köylüyü devlet yöneticilerinin gücünü
arkalarına alarak eziyor. Yurttaş, haksızlığa uğradığında gidecek kapısı yok! Çünkü
bütün kapılar egemenlerce tutulmuş. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yoksulun
hukukunu koruyacak bir güç bulunmamakta. Bu nedenle toprağını, ineğini, çift
koştuğu öküzünü, koyununu keçisini, kümes hayvanını, tarladaki ekinini, meradaki
otunu, hatta canını alıyor çürümüş düzen. İnsan canının değeri hiç yok! Ya salgınlarla
kırılıyor ya açlıktan ölüyor ya da kör kurşunla can veriyor. Ağaya, beye karşı
gelmek, hakkını aramak günlerce süren karakol dayağıyla son buluyor. Feodal
egemenler yerin, göğün, toprağın, suyun, havanın sahibi. Yoksul, insandan
sayılmıyor hem ağa ve bey hem de il ya da ilçedeki yöneticilerce. Arada bir iyi
yöneticiler de gelmiyor değil. Bu kişiler fazla kalıcı olmuyor görevlerinde.
Halkın hakkını koruyan bu yöneticiler, sözde demokrasimizin particiliğine kısa
zamanda kurban gidiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İkinci
Dünya Savaşı yılları kendini çok ağır duyumsatmakta. Köylünün sorunları oldukça
arttı bu dönemde. Vergilerin ağırlığı altındaki köylü ekmeğinden aşından oldu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Romanın
başkahramanı Merdan: “Tahsildar Kurat çok belalı bir baskın yaptı. Boz ineği,
üç keçimizi haczetti. (Dursun Akçam, Kanlıdere’nin Kurtları, 7. Basım, Ocak 2021,
s. 70) diyerek kendi ailesinin felaketini böyle anlatmakta. Ailenin geçim
kaynağı olan inek ve keçiler haczediliyor. Köylülerden birçoğunun öküzleri
vergi karşılığında elinden alınıyor. Üretim aracı elinden alınan köylü ister
istemez tefeciye borçlanıyor. Borçlanma her yıl artarak sürüyor. En sonunda
çiftçi, toprağını elden çıkarıyor. Toprakları toplayan da köyün egemeni Bekir
Bey. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bekir
Bey, köyde istediği geline, kıza göz koyuyor. İsteği olmayınca kan dökülüyor.
Merdan’ın babası Koca Mürsel Birinci Dünya Savaşı’na katılmış. Kurtuluş Savaşı’nda
tetik çekmiş. Merdan’ın ağabeyi Kore’de şehit olmuş. Şehit ve gazi ailelerinin
yazgısı yoksulluk ve terk edilmişlik. Ne yazık ki savaş kaçkınları mal mülk
sahibi oluyor yurtseverler yurdu savunurken. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Çok
partili yaşama geçildikten sonra köylünün yaşam koşulları daha da zorlaşıyor.
Particilik, bey ve ağaların gücüne güç katıyor. Devlet kurumları siyasallaşıyor.
Yerelde her şey iktidar partisinin ilçe başkanının elinde. Köylünün elindeki
hayvanı ucuza kapatmak için ilçe başkanı ve beyler eliyle veteriner kullanılarak
uydurma bir şarbon sayrılığı nedeniyle köylere karantina getiriliyor. Mal
pazarının kapanması nedeniyle çiftçinin hayvanı ederinin çok altında Bekir Bey’in
adamlarınca ucuza alınıyor. Bekir Bey’le ilçe başkanı ve iktidar partisinin milletvekili
ucuza alınan hayvanları yüksek ederlerle yurtdışına satıyor. Böylece katmerli
bir soygunun içinde tüm emeği yok oluyor köylünün. Bu arada satılan hayvanların
arasında Koca Mürsel’in Bekir Bey’in adamlarınca çalınan iki öküzü de var. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Romanda
Merdan ve Nazlı’nın aşkı dillere destan... Bu aşk, Bekir Bey’in entrikalarına
karşın sürüyor. Böylece aşk, düzene karşı bir direnişe dönüşüyor. Aşkın
anlatımında bazı abartmalar var. Gerçi romanda zaman zaman abartılı anlatımlara
rastlıyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Demokrat
Parti döneminde özellikle Köy Enstitüleri üzerinden eğitime ve köylerdeki
okullaşmaya karşı yapılan kara propaganda romanda çok güzel anlatılmış. Öğretmen
ve okul düşmanlığı en üst düzeye çıkıyor bu dönemde. Çünkü feodal egemenler,
köylünün uyanmasını istemiyor. Köydeki din adamı görünümündeki hoca, ne yazık
ki batıl inanca saplanmış biri ve beyin adamı. Dini, Bekir Bey’in sömürüsünü
kolaylaştırmak için kullanıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Merdan,
İstanbul’a çalışmaya gittiğinde aynı işyerinde tanıştığı Sökeli Ali’den çok etkilenmişti.
Ali’nin anlattıklarıyla sınıf bilinci oluşmaya başladı onda. Sökeli’nin şu
sözlerini sık sık anımsamakta o: “Ağa dediğin, bey dediğin tarlada ekini boğan
devetabanı dikenlerdi, kökleri toprağın derinlerinde. Teker teker başlarını
kesmekle tükenmezlerdi. Yeniden yeniden biterlerdi. Onları kurutmanın tek yolu
vardı, toprağın derin kirizması! Bu da tek elle, tek kolla olmazdı. Kollar
kürekler kalkıp inmeliydi. On çift öküzün çektiği kara kotanla toprağın altı
üstüne getirilmeliydi. (Aynı yapıt, s. 340)” Bu sözlerle bozuk düzeni
değiştirmek için örgütlü, sabırlı bir savaşımın gerekliliği vurgulanmakta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Merdan’ın
annesi Telli Kadın, Bekir Bey’e ve haksızlığa karşı direnişin öncüsü. O,
oğluna: “Mevsimi gelmeden gül açmaz, çiçek yaprağa durmaz. Zemheri ayında çilek
yetişmez oğul. Toprağa atılan arpa tohumu bir ayda, üç ayda başak vermez,
olgunlaşmaz. Beş ay bekleyeceksin. Kuluçkaya oturan anaç tavuk yirmi bir gün geçmeden
cücük çıkartabilir mi? İstesen de çıkartabilir misin? (Aynı yapıt, s. 340)”
demekte. Bireysel, zamansız çıkışlarla düzenin değişmeyeceği öğütlenmekte
okuyuculara bu tümcelerle. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kanlıdere’nin
Kurtları’nda romancılığımızda alışık olmadığımız bir biçimde olay, olumlu sonuçlanmakta.
Yani halk örgütlenerek beyi yeniyor. Yazar, böylece okuyucusuna olayın sonunu
düşünme, düşleme fırsatı vermiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kitabın
dili yalın ve anlaşılır. Betimlemeler güçlü… Bu da olay yerini okuyucunun
belleğinde canlandırıyor. Böylece okuyucu, olayın içinde yaşatılmakta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kanlıdere’nin
Kurtlarını herkesin, özellikle de toprağından ve toplumcu gerçekçilikten uzaklaşan
gençlerin okuması yararlı olur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;9
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/5784108775966480376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/kanliderenin-kurtlari.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/5784108775966480376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/5784108775966480376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/kanliderenin-kurtlari.html' title='KANLIDERE’NİN KURTLARI'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-4327431669572564996</id><published>2026-10-04T16:12:42.824+03:00</published><updated>2026-10-04T16:34:43.862+03:00</updated><title type='text'>HERKES GÜNEŞ GÖZLÜKLÜ</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;1980’lerin
başlarında ünlü olan Manisa-Akhisar doğumlu bir kadın ses sanatçısı vardı.
Takma adıyla sahne aldı. Asıl adını çoğu kişi bilmiyordu bile. Çok çocuklu, yoksul
bir ailenin ilk çoğuydu. İstanbul’da sahneye çıkana dek çok zor koşullarda
yaşam savaşımını sürdürdü. İçinde yetiştiği zor koşullar nedeniyle okula hiç
gitmemişti. Ünlü olduğunda okuma yazma bilmediği çok konuşuldu. Yaşamı
fırtınalar içinde geçti hep.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İstanbul’da
sahne almasıyla yeni bir yaşama yelken açtı. Özellikle magazin sayfalarında ne
yaptığı yazılıp boy boy fotoğraflarıyla yayımlanıyordu. Renkli magazin basının
dışında kalan daha çok kentli seçkinlerin okuduğu gazeteler ise arada sırada bu
şarkıcının oturup kalkmasını, giyimini kuşamını, sofra adabını, konuşmasını ve
yaptığı müziği eleştiriyordu. Hele okuryazar olmaması önemli bir eleştiri
konusuydu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Seçkinler,
onun her yaptığı işi eleştirirken o şöhret basamaklarını koşar adım çıktı.
Şarkı söylediği gazinolar dolup taştı. Yokluk içinde yetişen şarkıcı, doğal
olarak birçok şeyle yeni karşılaşıyordu. Bu durum, seçkinlerce eleştiriyi geçip
onunla dalga geçme konusuna dönüştü. Onu kaba ve kültürsüz buluyordu bu kesim. Üstüne
üstlük bu kadın şarkıcı bir de arabesk-pop söylüyordu. Bütün bunlar onun alt
kültürün temsilcisi olduğunun bir kanıtı değil miydi bu kesime göre?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Gittikçe
ünlenen şarkıcı, bir gün, belki de yaşamında ilk kez, sinemaya gitti. Filmi
izlerken gözünde güneş gözlüğü vardı. Nasıl çektiyse bir magazin muhabiri onun
bu durumdaki fotoğrafını çekti. Seçkinler, kendi aydın sananlar, okumuşların
çoğu ışıkların sönük olduğu bir sinema salonunda güneş gözlüğü takmanın büyük
bir görgüsüzlük olduğunu söyleyip durdular yıllarca. Bu tür bir kişinin sanatçı
olarak topluma örnek olamayacağı vurgulandı her fırsatta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Zaman
su gibi akıp gitti. Televizyonlar çoğalıp yaygınlaştı. Akıllı telefonlar
herkesin cebinde, çantasında yerini aldı. Sosyal medya, toplumun neredeyse
tamamına egemen oldu. İnsanların soluk alışları bile neredeyse televizyonlar ve
sosyal medya aracılığıyla belirlenir oldu. Moda denen illet yapıştı insanımızın
yakasına kene gibi. Moda uğruna insanlar doğal yapılarını değiştirmek için bıçak
altına yatarak kesilip biçilmekte. Moda yaratıcıları ne derse onu yapar oldu
toplumun ezici çoğunluğu. Bu yolla kişiler özgürlüklerini, özgünlüklerini ve birey
olma haklarını kendi istençleriyle yok etti. Gönüllü olarak moda denen ve
üretim yerine tüketimi özendiren ne olduğu belirsiz bir yapıya tutsak oldu
insanımızın çoğu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Güneş
gözlüğü güneşli havalarda takılır değil mi? Güneş gözlüğü kullanmaktaki amaç,
güneşin gözlerimizi kamaştırmasını önlemek ve onun zararlı ışınlarından
gözlerimizi korumak değil mi? Ayrıca yerler karla kaplandığında görüşü
kolaylaştırmak için bu gözlüklerden yararlanılır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Çevremize
bakıyoruz. Yağmurlu havalarda, gece karalığında, yeiçlerde, alışverişlerde, eş
dost söyleşilerinde, kapalı yerlerde, AVM’lerde dolaşırken, toplu taşıma araçlarının
hepsinde çoğu kişinin gözünde güneş gözlüğü var. Kapkara gözlerle dolaşmakta bu
insanlar ne gökyüzünün ne ağacın ve çiçeğin ne de yiyip içtiğinin rengini
görebiliyorlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Eskiden
gece olsun gündüz olsun kara gözlüklerle dolaşanlar genellikle yasadışı, kirli
işlerle uğraşanlardı. Çünkü onların amacı tanınmamak ve ayıplı iş yaptıkları
için insanların yüzüne, gözlerine bakamamaktı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnsan
ilişkilerinde en önemli şeylerden biri, karşındaki kişiyle göz teması kurmak
değil mi? Bir insan karşısındakinin gözlerinin içine niye bakmak istemez? Bir
kimse bakışını, gözlerini neden saklar başkalarından? İnsanlar bakışı, duruşu
ve tüm doğallığıyla güzel değil mi? Kara camların arkasına sığınmak niye? Bunun
nedeni, özgüvensizlik ya da insanların gözüne bakamayacak denli yapılan bir
kötülük, ayıp mı? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Eee,
ne demiş atalarımız, gülme komşuna gelir başına! Ey aydın geçinen, burnunu Kaf
Dağı’nda sanan kendince seçkinler dün güldüğünüz arabesk söyleyen şarkıcının
yıllar sonra da olsa izinden gittiğinizin ayırdında mısınız?&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif; font-size: 18pt; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;Tamam,
başkalarından saklıyorsunuz bakışlarınızı, duygu ve düşüncelerinizi. Peki,
kendinizden nasıl gizleyeceksiniz içinizden geçenleri?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;4
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/4327431669572564996/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/herkes-gunes-gozluklu.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/4327431669572564996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/4327431669572564996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/herkes-gunes-gozluklu.html' title='HERKES GÜNEŞ GÖZLÜKLÜ'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-6869079684701019759</id><published>2026-10-03T13:26:27.636+03:00</published><updated>2026-10-03T13:26:27.636+03:00</updated><title type='text'>CHP İÇİN BÜYÜK FIRSAT</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;CHP
toz duman içinde… 2024 yılında yapılan yerel seçimlerde gösterdiği üstün başarı
Pirus Utkusuna dönüştü kısa sürede. Yolsuzluk suçlamalarıyla belediyeler darmadağın
oldu. Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun yapay zekâ(!) ile belirlediği adayların
çoğu patır patır döküldü AKP’nin bahçesine. Dökülmeyenlerin bir bölümü de yolsuzluk
yaptıkları gerekçesiyle tutukevlerinde. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;CHP,
neden darmadağın? Başta söyleyeyim ki partinin bu durma düşmesinin nedeni
kişilerden çok, ideolojisizlik. Liberalizme evirilmiş sosyal demokrasinin toplumsal
davranışı, düşünceyi hiçe sayıp bencilliği öne çıkarması önemli bir etken. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Türkiye’nin
kurucu partisi 1940’lı yıllardan başlayarak kurucu ideolojisinden, Atatürk’ten
uzaklaştı adım adım. Atatürk’ten uzaklaşmaya başlayan parti, onun devrimciliği
yerine batıcı ilericiliği getirdi. Devrimcilik ortadan kalkınca batıcı reformist
anlayışa teslim oldu. Batılı devletlere hayranlık başladı bu süreçte. Oradan
gelen, daha çok da emperyalist merkezlerce dikte edilen politikalar, kolayca
benimsenip savunusu yapıldı. Böylece Aktıok anlamını yitirdi zamanla. Özellikle
12 Eylül Amerikancı darbesinden sonra batıdan esen neoliberal yellere kapıldı
parti yöneticileri. Alt kimlikler üzerinden siyaset yapmak ilericilik olarak
algılandı. Ne yazık ki bu dönemde serbest piyasacı sisteme teslim olundu. Bunun
karşısında Atatürk’ün halkçı-devletçi uygulamaları savunulamadı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Atatürk,
sırtını doğuya yaslayarak batı emperyalizmini yenmişti. Atatürk’ü batıcı olarak
görmeye başladı CHP kadrolarıyla üyeleri. Oysa Atatürk batıcı değil, batı
emperyalizmiyle son soluğunu verdiği 10 Kasım 1938 gününe dek savaşan kurucu
önderdi. O, dünyanın ezilen halklarının dostu, ezenlerin düşmanıydı. Kapitalizm
ve emperyalizmle savaşmayı kendine amaç edinmiş bir liderdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Atatürk,
ülkemizi yönettiği sürece batılı emperyalistlerle ittifak kurmadı, onlarla ideolojik
bütünleşme içine girmedi. Onun ideolojisi, altı okta anlamını bulan Kemalizm’di.
Kemalizm’in de dayandığı asıl temel, tam bağımsızlıktı. Batı ile ittifaklar
kurmayan Mustafa Kemal, Balkan ve Sadabat paktlarını kurarak emperyalizmin
ezdiği ülkelere dostluk elini uzatmıştı. Bu tavrıyla dünyadaki tüm ezilenlerin
esin kaynağı oldu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;CHP’nin
ideolojisindeki asıl kırılma sosyal demokrasiyi kabul etmesiyle oldu. Oysa
sosyal demokrasi Batı Avrupa’nın sömürgeci-emperyalist ülkelerinde ortaya çıkmış
oralarda benimsenmişti. Bu düşüncenin emperyalist merkezlerin dışında başarıya
ulaştığı görülmemişti. Üstelik kapitalizmi savunuyordu bu düşünce. Oysa Atatürk
kapitalizme karşıydı. Zamanla Avrupa sosyal demokrasisi neoliberalizme evirildi.
Zaten Avrupa sosyal demokrasisi başından beri dünyanın ezilen halklarının
bağımsızlık savaşlarının karşısındaydı. Hiçbir zaman emperyalist çıkarlarını
korumaktan vazgeçmedi bu düşüncedeki partiler. Zaten emperyalizmin sağ ayağı
liberalizm, sol ayağı da sosyal demokrasi… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;CHP
Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) Onur Kurulunun
kararıyla üyelikte çıkarıldı. Ne güzel, hayırlı bir karar… CHP Genel Başkanının
ne işi var SDD’de? Antiemperyalist Kemalizm, yetmedi mi Kemal Bey’e de
emperyalizmin sol ayağı olan sosyal demokrasiyi savunma gereksinimi duymuş?
Kılıçdaroğlu’nun SDD üyeliğinden çıkarılması CHP için köklerine dönmenin tarihi
fırsatıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ardından
Sosyalist Enternasyonal, CHP’nin üyeliğini askıya almış. Yeni Parti ise üyeliğe
kabul edilmiş. Evet, emperyalizmin sol ayağı, Atatürk’ün emperyalizmle savaşmak
için kurduğu partiyi dışlamakta. Çünkü onun kuruluş harcında tam bağımsızlık
var. Bu da CHP için köklerine dönmesi için yaratılan ikinci fırsat. Bundan
güzel ve hayırlı bir fırsat çıkar mı insanın karşısına?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sosyal
demokratlar, CHP’ye köklerine dönmesi için tarihsel iki fırsat sundu. Başta
Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere tüm parti bu fırsatı, aslına dönmek için doğru
değerlendirmeli. CHP’nin önüne yeniden Kemalizm’e dönme fırsatı çıktı. Asıl arınma
ideolojik alanda olmalı. Bu olursa CHP, yolsuzluk belasından da kurtulur. Bir
partinin ideolojisi, amacı, ülküsü, hedefi olmalı. CHP’yi yolgeçen hanı
olmaktan kurtarıp ideolojik bir birliğe dönüştürmenin fırsatı çıktı ortaya. Bu fırsat
iyi değerlendirilmeli. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Not:
Yukarıda anlatılanları desteklemek adına aşağıdaki yazıları da okumakta yarar
var.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoListParagraphCxSpFirst&quot; style=&quot;margin-left: 53.4pt; mso-add-space: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; text-align: justify; text-indent: -18.0pt;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-list: Ignore;&quot;&gt;1.&lt;span style=&quot;font: 7.0pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Atatürk
Sosyal Demokrat mıydı 1? &lt;a href=&quot;https://adiladalet.blogspot.com/2015/04/ataturk-sosyal-demokrat-miydi-1.html&quot;&gt;https://adiladalet.blogspot.com/2015/04/ataturk-sosyal-demokrat-miydi-1.html&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoListParagraphCxSpMiddle&quot; style=&quot;margin-left: 53.4pt; mso-add-space: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; text-align: justify; text-indent: -18.0pt;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-list: Ignore;&quot;&gt;2.&lt;span style=&quot;font: 7.0pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Atatürk
Sosyal Demokrat mıydı 2? &lt;a href=&quot;https://adiladalet.blogspot.com/2015/04/ataturk-sosyal-demokrat-miydi-2.html&quot;&gt;https://adiladalet.blogspot.com/2015/04/ataturk-sosyal-demokrat-miydi-2.html&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoListParagraphCxSpMiddle&quot; style=&quot;margin-left: 53.4pt; mso-add-space: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; text-align: justify; text-indent: -18.0pt;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-list: Ignore;&quot;&gt;3.&lt;span style=&quot;font: 7.0pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bize
İnsanlık Öğretenlere Bak &lt;a href=&quot;https://adiladalet.blogspot.com/2009/10/bize-insanlik-ogretenlere-bak.html&quot;&gt;https://adiladalet.blogspot.com/2009/10/bize-insanlik-ogretenlere-bak.html&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoListParagraphCxSpLast&quot; style=&quot;margin-left: 53.4pt; mso-add-space: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; text-align: justify; text-indent: -18.0pt;&quot;&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-list: Ignore;&quot;&gt;4.&lt;span style=&quot;font: 7.0pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sosyal
Demokrasi Budur Kılıçdaroğlu &lt;a href=&quot;https://adiladalet.blogspot.com/2013/05/sosyal-demokrasi-budur-kilicdaroglu.html&quot;&gt;https://adiladalet.blogspot.com/2013/05/sosyal-demokrasi-budur-kilicdaroglu.html&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-left: 35.4pt; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Adil Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-left: 35.4pt; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;3 Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/6869079684701019759/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/chp-icin-buyuk-firsat.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/6869079684701019759'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/6869079684701019759'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/chp-icin-buyuk-firsat.html' title='CHP İÇİN BÜYÜK FIRSAT'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-6886328262227231365</id><published>2026-10-02T13:52:31.399+03:00</published><updated>2026-10-02T13:52:31.400+03:00</updated><title type='text'>MEKKE ANLAŞMASI</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Türkiye,
Pakistan ve Suudi Arabistan 7 Ağustos 2026 Cuma günü Mekke Anlaşmasını imzaladı.
Anlaşmanın Mekke’de yapılması, hem de cuma gününe denk getirilmesi dünyanın
dört bir yanındaki Müslümanlara dinsel bir iletiyi de içinde barındırmakta. Bu
üç ülkenin ABD ve diğer batılı emperyalistlerle ilişkileri öne çıkmakta. Yine
anlaşmaya imza koyan ülkelerin İsrail’le gizli ya da açık ilişkileri de kesintisiz
sürmekte. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Öncelikle
şunu söylemeliyim ki Mekke Anlaşması, Batı Asya’daki ABD-İsrail
saldırganlığına, yıkıcılığına karşı değil. Anlaşmayı imzalayan devletler arasında
İran, Filistin, Yemen ve Lübnan’ın bulunmaması bir önceki tümcede belirttiğimiz
düşüncemizin kanıtı. Çünkü İslam coğrafyasında ABD-İsrail’le yıllardır kana
kan, cana can, dişe diş savaşan bu dört ülke. Ayrıca anlaşmaya imza koyan üç
ülkenin Sünni duyarlıklarının olması mezhepçi bir cepheleşmeyi de ister istemez
uslara getirmekte. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bir
anlaşmanın emperyalizme karşı olmadığını kanıtlayan en önemli belirti, dünyayı
kana bulayanlara karşı savaşan ülkelerin bu birlikte yer almamaları. Üstelik Batı
Asya’da, ABD-İsrail saldırganlığıyla savaşan ülkelerin dışlandığını da
görmekteyiz bu anlaşmada. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Mekke
Anlaşması’nın temeli “Taraflardan birine yönelik yapılacak silahlı bir saldırı,
tüm üye ülkelere yapılmış sayılmaktadır” maddesinde kendini göstermekte. Burada
söz konusu olan ülke, Suudi Arabistan... Çünkü bu ülke zaman zaman komşusu
Yemen’le çatışmakta. Bu çatışmalarda Riyad yönetimi zor durumda kalıyor çoğu
zaman. Ayrıca İran, Suudi Arabistan’da bulunan ABD üslerine saldırıyor. Suudi
Arabistan, dünyada silahlanmaya en çok para harcayan ülkelerden biri olmasına
karşı ne Yemen’e, ne de İran füzelerine karşı bir savunma ortaya koyamadı. Bu ülkeyi,
ABD de savunamadı bir türlü. Çünkü dünyanın Süper Gücü, kendini savunmaktan
aciz. Riyad yönetimine sattığı silahların bir işe yaramaması ise ayrı bir konu.
Vaşhington, Riyad’ı deyim yerindeyse haraca bağladı silah satışlarıyla. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Son
günlerde Yemen-Suudi Arabistan çatışmaları yeniden başladı. Yemen, Hürmüz
Boğazı’nı kapattı emperyalistlere ve onların işbirlikçilerine. Bu durum petrol
ederlerini yükseltti. Bu işten en çok zarar gören ülke de Suudi Arabistan.
Aslında Yemen’e karşı saldırgan olan Suudlar. Yemen, kendi ülkesini savunmakta.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İsrail,
Filistin’de büyük bir soykırıma giriştiğinde ona ilk tepkiyi gösteren ülkedir
Yemen. En baştan beri safını belirleyip füzelerini İsrail’e ateşlemiştir bu
ülke. Neredeyse Arap ülkelerinin çoğu İsrail’in yanında dizilirken o, büyük bir
kararlılık ve yüreklilikle Filistin’in yanında yerini aldı. Bu nedenle Yemen’i
askeri olarak yok etmek, en çok İsrail’e yarar ve Filistin bu işten zarar
görür. Yemen’in ABD-İsrail’e karşı direnişi örnek alınmalı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yemen,
Suud Yönetimi’nin yıkıcılığına sert tepki gösterince Riyad, Mekke Anlaşması’nı
öne sürdü. Ne yazık ki Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, olumsuz bir tavır takındı.
Onun açıklamaları ABD-İsrail’e güç veren konuşmalardı. Yemen’e karşı yapılan
açıklamalar, İsrail’e güç verirken Filistin direnişini zayıflatır. Fidan’ın bu
tavrı sorumsuzdur. Hiç kimse Türkiye’yi Yemen’e karşı savaştıramaz. Böyle bir
şeyi bir yetkilinin usundan geçirmesi bile tehlikeli ve ülkemiz aleyhinedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Mekke
Anlaşması’nın ABD-İsrail saldırganlığını durdurmasına yönelik olması için
bölgede emperyalizmle savaşan İran, Filistin, Yemen ve Lübnan’ın bu bağdaşmanın
içinde olması gerek. Ayrıca Çin, Rusya, Mısır ve diğer bölge ülkeleri de anlaşmada
yer almalı. Böylece emperyalist saldırganlığa karşı bir Avrasya birliği oluşturulur.
Bu yolla Türkiye de kendini emperyalizmin bölücü, yıkıcı eylemlerine karşı
savunur duruma gelir. Bu nedenle böyle bir anlaşmaya Ankara öncülük etmeli.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Türkiye,
emperyalizme karşı ilk Kurtuluş Savaşı’nı vererek dünyanın tüm mazlumlarına
öncü olup yol gösterdi. Biz bu savaşı yalnız kendimiz için değil, tüm ezilen uluslar
için yaptık. Böylece dünyada devletlerin bağımsızlık, ulusların kurtuluş
mücadelesi başladı. Bu nedenle ülkemize, emperyalistlerin çıkarlarına uygun anlaşmalar
değil, onlara karşı bağdaşmaları oluşturmak yakışır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;2
Ekim 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/6886328262227231365/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/mekke-anlasmasi.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/6886328262227231365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/6886328262227231365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/mekke-anlasmasi.html' title='MEKKE ANLAŞMASI'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-1547078904211657844</id><published>2026-10-01T13:18:33.134+03:00</published><updated>2026-10-01T13:18:33.135+03:00</updated><title type='text'>BAŞARIYA GİDEN YOL</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dünyanın
neresinde yaşarsa yaşasın her birey, kendi olanakları içinde başarılı olmak
ister. Bu, insanın vazgeçilmez bir yaşam savaşımı ve amacı. Kişinin başarılı
olma amacı olmasaydı uygarlık gelişmez, insanlık yerinde sayardı. İnsanoğlunu
hem bireysel hem de toplumsal olarak geliştiren şey, onun ilerleme amacı. Bu
amacın gerçekleşmesine de başarılı olmak, diyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Başarı
kişiden kişiye, toplumdan topluma, dönemden döneme, yaşanan ortama göre
değişir. Birine göre başarı olan bir şey, bir başkasına göre büyük başarısızlık
sayılabilir. Başarı, yaşamın birçok alanında olabilir. Bunun belli bir ölçütü
yok! Çoğu zaman başarı, kimi kişi ve topluma göre göreceli bir kavram. Ancak
bireylerin ve toplumların bazı başarılar konusunda ortak kabulleri de var. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Başarı,
bir işi alışılagelenden daha iyi yapmak, kişinin kendini geliştirmesidir
diyebiliriz. Genel olarak tanımlarsak bu sözcüğü, kişinin ya da toplumun önüne
koyduğu hedefe ulaşması ya da istenen bir biçimde bitirmesidir. Kişinin
belirlenen hedefe ulaşması, ona kişisel bir doyum da sağlar. Bu, insanları mutlu
eder. Ona özgüven kazandırıp erinç verir. Ayrıca hedefini yükseltir,&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;başarma isteğini artırır. Bu, başarılı bireye
iyi yolda ilerleme olanağı verir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnsanların
kişisel doyumu, yeni başarılar için zorunlu gereklilik. Yaptığı işte doyuma
ulaşan kişi, yeni işler yapmak ve yeni sorumluluklar almak için daha gönülden
davranır. Bu durum onun iş yapma, çalışma, üretme, toplumun gelişimi ve
uygarlığın ilerlemesi için katkı yapmasının yolunu açar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Her
türlü başarıya ulaşmak için kişinin öncelikle bağımsız ve özgür düşünmesi
gerek. Bağımsız ve özgür düşünmek, insanın kendi olmasını sağladığı gibi onu geleneksel
kalıplardan da kurtarır. Son yılların yaygın söyleyişiyle kişi, mahalle
baskısından kurtulduğunda düşünsel özgürlüğüne kavuşur. Düşünsel özgürlük,
bireyde bağımsız merak duygusunu uyandırır. Böylece o, özgün düşünceler
geliştirir. Bu da ona araştırıcı bir kimlik, beceri kazandırır. Merak duygusu
inanların bir şeyler yapma, farklı varlıkları tanıma, bilinmeyeni öğrenme, yeni
şeyleri bulma isteği oluşturur. Bu nedenle merak duygusu başarmanın itici
gücüdür diyebiliriz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Başarının
en temel öğesi, yaratıcılık... Yaratıcılık, insanın doğasında olan bir nitelik...
Ne yazık ki çoğu kişi, içindeki yaratıcılık özelliğini keşfedemez. Hatta
kimilerinde bu özellik törpülenir kendisi ve çevresindekilerle. Bu da onu bir
şey yapamaz duruma getirir. Kişi, öncelikle kendi yeteneklerini iyi bilmeli.
Aslında insan çok üstün yetenekle dünyaya gelir. Bu yetenekse onun benzersiz
usudur. Us gücünün üstünde başka bir gücü yok insanoğlunun. Bu nedenle usçu
düşüncenin kişiye egemen olması gerek.&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;
&lt;/span&gt;Usçu düşünce, uygarlığın gelişmesinin de motor gücünü oluşturur. Bu
nedenle usçuluktan ayrılmak toplumsal kargaşaya, geriliğe, bilim ve yenilik
karşıtlığına, uygarlığa, buluşlara düşmanlığa varmakta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yaratıcılık,
özgür ve bağımsız düşünceyle birleştiğinde başarı kaçınılmazdır. Doğal olarak
bunun özgüven, amaç, ülkü ve hedeflerle desteklenmesi gerek. Kişi başarıya
giden yolda öncelikle amaç, ülkü ve hedef sahibi olmalı. Eğer ulaşacağınız bir
hedefiniz yoksa başarınız da olmaz. Bu nedenle başarmak için hedef belirleyip ona
ulaşmaya, amacımızı gerçekleştirmeye odaklanmalı. İnsan istese başarır.
Başarının açkısı bizim elimizde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;22
Eylül 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/1547078904211657844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/basariya-giden-yol.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/1547078904211657844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/1547078904211657844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/10/basariya-giden-yol.html' title='BAŞARIYA GİDEN YOL'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-6054984678191417707</id><published>2026-09-30T13:55:20.905+03:00</published><updated>2026-09-30T13:55:20.906+03:00</updated><title type='text'>OKULLAŞMAYI ENGELLEYEN ÇIKARCILIK</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dursun
Akçam’ın Kanlıdere’nin Kurtları’nı okumaktayım. Sürükleyici, etkileyici bir
kitap… Akçam da diğer köy enstitülü yazarlar gibi Anadolu’nun yüzyıllardır unutulan
bir köyünün fotoğrafını çekiyor sözcüklerle. Bilgisizliğin inanca dönüştüğü bir
toplumsal düzeni anlatıyor. Bu yazıda, kitabın genel bir değerlendirmesini
yapmayacağım. İlgimi çeken bir bölümdeki olayı sizlerle paylaşacağım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Romanın
kahramanı Merdan, henüz çocuktur ve okul çağındadır. Babası, onu ağabeyi Yusuf’u
çağırması için köyün kahvesine gönderir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Dörtnala
seğirttim. Kahvenin önü kalabalıktı. Başaçık boz urbalı bir adamın çevresinde halka
olmuştu köylüler. Gördüğüm memurların hiçbirisine benzemiyordu bu adam.
Herkesle senli benliydi. Gülüyordu! Memur hiç güler miydi? Kel Abbas’ın koluna
girdi, vay anasını! Taşın üstüne oturdu! Ayaklarında asker malı potinler! Kimdi
bu? Asker değildi, komutan hiç değildi! Tahsildar olamazdı. Gardiyan Besim
Efendi’ye de benzemiyordu, gülüyordu!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Birden
ayaklandılar, saflandılar sıra sıra! Eğildiler selamladılar, sustular. Bekir
Bey gelmişti! Boz urbalının soruları yanıtsız kaldı. Gözlerde, yüzlerde bir
değişme. Boz urbalı afalladı:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Bre
ne oldu sizlere? Neden sustunuz?’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bekir
Bey’in gözüne bakıyorlardı. Hüseyin Dalak öne çıktı:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Beyimiz
buradayken bize söz düşmez!’ &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Feyzullah
Çimen ekledi:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Her
hususu Bey’imizden sorarsın?’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Boz
urbalı bozulmuştu:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Siz
beysiz düşünemez misiniz?’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bekir
Bey çalımlandı. Sigara yaktı. Eli cebinde kasıldı:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Sormak
ayıp olmasın, sizi tanımadım?’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Ben…
Köy Enstitüsü’nde öğretmenim.’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Köylerde
muallim ne yetiştirecek mektep?’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Evet,
iyi bildiniz.’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Gelişiniz?’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Beşinci
sınıfı okumuş çocuklar varsa… Üçüncü sınıftan da olur. Köy Enstitüsü’ne
götüreceğim. Sordum, yokmuş…’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Hüseyin
Dalak:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Bekir
Bey’imizin oğlu Şehmuz Bey var ya…’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bey’in
başı yan döndü:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Ben
oğlumu başka mekteplerde okutacağım!’ dedi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Boz
urbalı gözleriyle kantarladı Bekir Bey’i. Karşılık vermedi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sözü
gene Hasan dayı aldı:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Bey’im
bize iyi bir haber getirdin.’ dedi boz urbalıya, ‘Gelgelelim, okumak paraynan
pullan olur. Bizim elimiz ince…’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Sizden
para pul isteyen yok. Öğrencilerin her türlü gideri Enstitü’den karşılanacak. Yemesi,
içmesi, giyimi, kuşamı, defteri, kalemi her donatımı…’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Essah
mı?’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Essah!’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Murtaza:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Çarığı
çorabı da devletin boynuna olduktan sonra okumaya ne ister?’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Hasan
dayı ikircikliydi:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Bu
sözlere inansak mı?’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;‘Görende
inanacaksınız!’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ayaklar
yer değiştirdi, saflar bozuldu. Bekir Bey gitti. (Kanlıdere’nin Kurtları,
Dursun Akçam, Literatür Yayınları. 7. Basım, Ocak 2021, s.60-61)”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bekir
Bey gittikten sonra köylüler, boz urbalıya üst üste sorular sorar. O da
yanıtlar sorulan her soruyu açık yüreklilikle. Köylüler heyecanlanır, bir umut
tohumu yeşerir yüreklerinde. Gözleri ışıldayan Hasan dayı köylülere dönerek: “Ey
millet, fukaranın güneşi doğmuştur. Allah encamımızı hayır eyleye.” der. Onları
en çok heyecanlandıran da köye bir ilkokulun açılacağının muştulanmasıdır. İlkokulun
yapılması için herkes seferber olur. Konuşmaları dinleyen çocuklar geleceğe
yönelik mutluluk düşleri kurmaya başlarlar. Umut dalga dalga yayılmaktadır tüm
köye. Hasan dayı, yapılacak okulun yerini bağışladı. Okulun yapısını köylüler
ortaklaşa imce usulü yapacaklardı. Ancak Bekir Bey buna karşı çıktı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Çok
geçmeden köye Resül Efendi adında bir öğretmen gönderildi. Hemen derme çatma
bir yerde dersler başladı. Anlatılanlardan anlaşılıyor ki Resül Efendi, bir
eğitmen. Çocuklar onu çok sever. Çocukları okuturken köyde kadın erkek ayrımı
yapamadan yetişkinlere de okuma yazma öğretiyor. Bekir Bey’in ikinci karısını da
jandarma zoruyla okula getirtir. Bu durum, Bey’in ağırına gider. Resül Efendi bir
gün ortadan yitiverir. Günler geçtikten sonra ölüsü Çeşmir Çayı’nın coşkun
sularının üstünde yüzerken bulunur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Türkiye’nin
aydınlanması, köylerimize uygarlık ışığının yanması kimleri rahatsız ettiği çok
açık değil mi? Köylünün sırtından geçinen, onun bilgisizliğinden, yoksulluğun
yarattığı çaresizliğinden yararlanıp beylik, ağalık sürenler okullaşmaya karşı
çıktı. Onların en büyük destekçisi de bilgisiz, çıkarcı sahte hocalardı.
Hocalar dünyevi çıkarları için köy okulları ve Köy Enstitüleri için türlü
yalanlar uydurdular. Böylece ağa ve beylerin desteğiyle Köy Enstitüleri
kapatıldı. Ne mi oldu? Yıllardır halkımız ışıksız kaldı. Emperyalistlerin
yönlendirmesiyle kurulan sömürü çarkı içinde ezim ezim ezildi. Bu çark, hâlâ
öğütmekte insanımızla birlikte tüm değerlerimizi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;30
Eylül 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/6054984678191417707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/09/okullasmayi-engelleyen-cikarcilik.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/6054984678191417707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/6054984678191417707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/09/okullasmayi-engelleyen-cikarcilik.html' title='OKULLAŞMAYI ENGELLEYEN ÇIKARCILIK'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-3794860314912780936</id><published>2026-09-29T14:03:06.684+03:00</published><updated>2026-09-29T22:50:48.505+03:00</updated><title type='text'>GÜZ YAĞMURLARI</title><content type='html'>&lt;p style=&quot;text-align: justify; text-indent: 47.2px;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;22
Eylül 2026, yaz mevsiminin son günüydü. Bu yıl da yazı bitirdik iyisi ve
kötüsüyle. Gökyüzü, insanlar başta olmak üzere tüm canlıları ve toprağı uyardı.
Önce kara bulutlar kapladı gökyüzünü. Hava karardı iyice. Kuzeyin soğuk yelleri
yazın sıcağını unutturdu. Bulutlar yağmur yüklüydü. Birden sağanak yağmur
başladı bardaktan boşanırcasına. Gece boyunca da sürdü yağış. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;23
Eylül, geceyle gündüzün eşitlendiği gündönümü. Geceyle gündüzün aylardır süren
kavgasını gece kazandı. Bu günden sonra geceler her geçen gün uzayacak, gündüzler
de ona koşut olarak kısalacak. Geceler uzadıkça havalar soğuyacak. Yazın sıcakları,
insanların belleklerinde tatlı bir anı olarak kalacak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Güz
yağmurları, günlerdir sürüyor. Kimi zaman şiddetini artırmakta. Gökyüzünün
yağmurunu toprağa bırakmasının nedeni, onu dölleyip gelecek yılın bolluğunu
artırmak. Çünkü önümüz ekim ayı… Adından belli ekimin, dikimin yapılacağı bir
ay… Çiftçinin tohumu tarlaya ekmesi için toprağın yumuşayıp tavının gelmesi
gerek. Tavı gelen toprak tohumla buluşacak. Buluştuğunda da suya gereksinim
duyacak. Bu nedenle güz yağmurlarına gereksinimi var. Bu yağmurlar, toprağı da tohumu
da besleyecek. Kışın ise karın toprağa düşmesiyle tohumun da çiftçinin de yüzü
gülecek. Toprak tohuma yatak, kar ise yorgan olacak. Gök ve yer, doğum için
zamanını bekleyen tohuma kol kanat gerer bir annenin sabrıyla. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bahar
geldiğinde ise tohumlar çimlenip toprak yeşile bürünecek. Bu kez de bahar
yağmurları yetişecek toprak ananın sabırla doğurduğu yavrusuna. Baharın serin
yağışlarıyla boy atacak ekinler. Bahar yağmurları az olduğunda ise ekinlerin de
çiftçilerin de boynu bükülecek. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yağmur
yoksa doğada yaşam da yok! Gökyüzü gözyaşlarını dökmese toprağın üstündeki
varlıkların tümü beslenemez. Bu da onların yaşamda kalmasını zorlaştırır. Yağmurlar
olmasa soframızdaki bolluk nereden gelecek, çiftçinin ambarı nasıl dolacak?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yağmurun
yağmasında doğanın bir kötülüğü yok! Tersine amacı herkese iyilik yapmak, var
ettiği yavrularını beslemek. Yağmur başlayınca İstanbul’da her şey altüst oldu.
Caddeler, sokaklar akarsuya dönüştü. Taşıtlar yollarda kaldı. Bazı metro
istasyonlarını su bastı. Evine dönmeye, işine gitmeye çalışan yurttaşlarımız
tepeden tırnağa sırılsıklam oldu. Şemsiyeler yağmuru tutamadı. Çoğu kırıldı.
Koca kent, yağmura teslim oldu. Toprağa, tüm canlılara yaşam veren yağmur, İstanbul’da
yaşamı durdurdu niye?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kentin
planlaması yağmura ve olası diğer doğal olaylara göre planlanmamış. Yapılaşma,
uzun erimli ve tüm olumsuz olasılıkları düşünen bir planlamayla değil, kısa
sürede yüksek para kazanmak isteyen fırsatçıların isteğine göre yapılmış. Ne
yazık ki ülkemiz de kentlerimiz de bir adım ötesini göremeyen kişilerce yönetilmekte.
Kent alt yapısı, yağmur sularını taşıyamıyor. Cadde ve sokakların eğimi suyu
akıtamayıp biriktiriyor. Göletler oluşuyor her yağmurda kent alanlarında ve
caddelerde. Deniz kıyısındaki bir kentin sularını denize ulaştıramayan bir kent
yönetimiyle karşı karşıyayız. Bu durumla yalnızca İstanbul’da değil, ülkemizin
neredeyse tüm kentlerinde karşılaşmaktayız. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ayrıca
yağmur suları akıp gidiyor, yöneticiler de bakıyor. Su hasadı yapmayı düşünen
kent yöneticisi yok! Kuraklığın gittikçe arttığı, suya olan gereksinimin doruğa
çıktığı bir zamanda su konusundaki bilinçsiz savurganlık ise anlaşılır gibi
değil. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Gökyüzü
ne bilsin sularıyla beslemek istediği toprağın betona dönüştüğünü. Bir karış
toprağı bırakmama yarışı içinde olan yöneticiler var kentlerimizde. Kentin
içinde ve çeperlerinde suyu tutacak ağaç örtüsü hunharca yok edildi. Ağacı
bıraktım bir yana, bir karış çalıya, bir tutam ota bile tahammül edemeyen bir
yönetici ve yapsatçı güruhunun elinde kentlerimiz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dünya
kuruldu kurulalı yağmur da yağar, güneş de açar. Deprem de sert fırtınalar da olur.
Havalar da ısınır da soğur da. Bunları deneyimleriyle yaşar insanoğlu. Eğer
önlem almıyorsa suç doğada değil, insanda. Olacak olanı görmemek sığ bir
düşünce ve us eksikliği… Ya da kötü niyettir. Kenti yağmalayan bir zihniyetin
açığa çıkmasıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Toprağı
yağmalanacak, kenti haksız kazanç elde edecek bir yer olarak görmek niye? Taşı
toprağı altın diyerek bir kenti yaşanmaz duruma getirmek bu toprağa ihanet
değil de nedir? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yine
yağmur yağacak su basacak her yanı, sert yellerle çatılar uçacak, depremlerle
yurttaşımız canını yitirecek. Suçlu kim mi? Suç yazgıya, doğaya atılacak. Oysa
o suçlanan doğa olmasaydı sen olur muydun ey aymaz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 29
Eylül 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-left: 106.2pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/3794860314912780936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/09/guz-yagmurlari.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/3794860314912780936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/3794860314912780936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/09/guz-yagmurlari.html' title='GÜZ YAĞMURLARI'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-3289995849028648961</id><published>2026-09-28T14:36:39.285+03:00</published><updated>2026-09-28T14:36:39.285+03:00</updated><title type='text'>BİRİLERİNİN SIRTINA BASARAK YÜKSELMEK</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Uzun
zamandır ülkemizde siyasette, bürokraside, üniversitelerde, varsıllaşmada,
neredeyse yaşamın her alanında yıldızı birden parlayanlara baktığımızda hep
aynı şeyi görmekteyiz. Bu kişilerin nerdeyse hepsi birilerinin sırtına basarak
yükselmiştir. Birilerinin sırtına basarken siyasetin desteğini aldılar. Ayrıca
bu sırada yargı uyumuş, bu haksızlığı görmesi gerekenler gözlerini kapamış,
kulaklarını tıkamıştır nedense. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Başkasının,
yani hak edenin emeğine, alınterine el koyarak yükselip yıldızı parlayanlar ne
yazık ki topluma başarılı(!) kişiler olarak sunuldu. Bu da çoğu kişiyi emeksiz
yemenin yollarını aramaya itti. Bu düzenle toplumumuzun ilk kez tanışması, ülkemizin
1940’lı yıllarda Atlantik sürecine girmesiyle başlar. Bu dönemde Türkiye’yi
yönetenler karma ekonomiyi terk eder. Özellikle halkçı-devletçi uygulamaları
bir yana iter. Kapitalizmin acımasız, sömürüye dayalı yüzü yavaş yavaş kendini
gösterir. Gelir adaletsizliği çarpıcı bir biçimde ortaya çıkar. Kamu olanakları
siyasal yandaşların kullanımına sunulur. Onlar varsıllaşırken halkın ezici çoğunluğu
yoksullaşmaya başlar. İktidarda bulunanlar devleti halkın olmaktan çıkarıp bir
avuç fırsatçının yönetimine verir. Bu, toplumda ekonomik, siyasal, sosyal
eşitsizlikleri körükler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ülkemiz,
Atlantik sürecine girip tam bağımsızlığını yavaş yavaş yitirmesine karşın, yine
de halkçı-devletçilik birçok alanda kendini duyumsatır. Halkçı-devletçiliğin
tümden ortadan kaldırılması birden yapılamadı. Çünkü halkın büyük tepkisinden
korkuldu. Bunun için bir demir yumruk gerekliydi. O yumruk, Özal’ın emperyalist
merkezlerin telkinleriyle kaleme aldığı 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarını uygulayan
12 Eylül Amerikancı darbesiyle halkın başına indi. Türkiye siyasal, sosyal,
ekonomik, kültürel, sanatsal, aktöresel, yaşam biçimleri alanında büyük değişikliğe
uğradı. İnsanların düşünce, duygu biçimi değiştirildi. Halkçı-devletçiliğin
köküne kibrit suyu döküldü. Onun yerini serbest piyasacılık aldı. Vahşi kapitalizm
tüm acımasızlığıyla halka kendini gösterdi. Toplumculuk belleklerde bir anı
olarak kalırken yerini bireycilik aldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Liberalizmin
ülkemize egemen olmasıyla başlayan bireyciliğin, en önemli özelliği birilerinin
sırtına basarak yükselmek ve varlık sahibi olmaktı. Halkı soymak, “serbest
piyasa” olarak adlandırıldı. Piyasa koşulları, halkı soymak üzerine
oluşturuldu. Yerden pıtrak gibi görgüsüzlük çamuruna belenmiş yeni varsıllar
ortaya çıktı. Yasa, kural, aktöre tanımayan bir avuç vicdanını yitirmiş insansı
yağmacılığı kendine sanat edindi. Yağmacılık sınır tanımaz oldu. Yağmacıların
cüzdanları varsıllaşırken vicdanları yoksullaştı. Yoksulun, emekçinin, hak
edenin hakkını savunmak ve vicdanlı olmak saflık olarak gösterildi topluma düzenin
egemenlerince. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Birlerinin
sırtına basarak yükselmek için, birilerinin de ayağını kaydırmak gerekiyordu.
Böyle de oldu. Emeği, alınteri, bilgisiyle bir göreve gelen ve bu görevini
vicdanı ışığında yasalara uygun olarak yapan kişilerin ayakları kaydırıldı bir
bir. İşini namusuyla yapanlar küçük görüldü. Namuslunun uzaklaştığı orunlara
liberalizmin emeksiz çocukları getirildi. Yolsuzluk, arsızlık, haksızlık sınır
tanımadı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yoksullaşan
halk, açlık sınırının altındaki geliriyle yaşama tutunmaya çalışırken halkın
kanını emerek beslenen zehirli keneler, görgüsüzlüklerini en üst düzeye
çıkararak tüketim çılgınlığını sürdürdüler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Birilerinin
sırtına basıp donanımlı, bilgili, yetenekli, hak edenin ayağını kaydıranlar
yükseldiklerini sandılar. Oysa yuvarlandıkları bir gayya kuyusuydu. Varsıllıklarının
şımarttığı utanmazlıklarıyla düştükleri yeri fark etmediler bile. Bir toplumun
geleceğini çaldıklarını anlamaları olanaksızdı. Ne yazık ki bu, siyasetçilerin
yeğledikleri siyasal düzen sayesinde oldu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Toplumumuz
ekonomik siyasal, sosyal, kültürel, sanatsal, aktöresel alanda hızla çürümeye
başladı. Bu çürüme, şu anda kokuşmaya başladı. Öyle bir kokuşma ki içinde
ürüyen sivrisinekler ve diğer asalakları bile boğmaya başladı. Bu bataklıktan
çıkan zehirli gazlar, bataklığı oluşturanları da bataklıktan beslenenleri de
zehirlemeye başladı. Liberal bataklığı oluşturanlar da buna göz yumanlar da bu
zehirlenmeden kurtulmak zorunda Çünkü oluşturdukları bataklık düzeni kendilerini
de hızla yok etmekte. Çünkü bataklığın bir özelliği var, kıyısına yaklaşanı
içine çeker. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 6;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;28
Eylül 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/3289995849028648961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/09/birilerinin-sirtina-basarak-yukselmek.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/3289995849028648961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/3289995849028648961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/09/birilerinin-sirtina-basarak-yukselmek.html' title='BİRİLERİNİN SIRTINA BASARAK YÜKSELMEK'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-6905805943142850840</id><published>2026-09-27T16:28:22.115+03:00</published><updated>2026-09-28T10:54:49.281+03:00</updated><title type='text'>SÜREKLİ OLUMSUZLUĞA ODAKLANMAK, NİYE?</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif; font-size: 18pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;Birkaç
kez üst üste başıma geldi. Çoğu kişi gibi ben de sosyal medya kullanıyorum.
Yazılarımı bu alanlardan tanıdık ya da tanımadık herkese ulaştırmaya
çalışıyorum. Kimi zaman da buralarda bazı kişilerin yorumlarını okuyorum.
Elverdiğince okuduklarımla ilgili görüşlerimi bildiririm.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Başıma
gelen şu… Bazı arkadaşların yorumlarına gülen yüz imi koydum. Arkadaşlarımın
neredeyse hepsi aynı tepkiyi gösterdi bana. “Gülünç bir şey mi yazdım, niye
gülüyorsun yazdıklarıma?” diye sordular bana. Ben de yok, dedim. Yazdıklarından
mutlu olduğumu belirttim. “Gülen yüz” iminin mutlu insan demek olduğunu dilim
döndüğünce anlatmaya çalıştım. Gerçi onları ikna ettim etmesine, ancak işim çok
zor oldu. Bazıları bana az da olsa gönül koydu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnsanımız,
havadan nem kapar duruma nasıl geldi? Her şeyi olumsuz yanından düşünme
biçiminin nedeni ne? Toplumun önemli bir kısmının olayların, olguların, davranışların
olumlu yanlarını görmelerini engelleyen nedir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yukarıdaki
soruların yanıtları çok önemli. Çünkü bir toplumun önemli bir çoğunluğunun sürekli
olumsuzluğa odaklanması gelecek için düşündürücü ve uyarıcı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Toplumumuz
son yıllarda ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel alanlarda büyük olumsuzluklar
yaşamakta. Bu durum, yurttaşlarımızın kişisel yaşamına da yansıyor. Akıl almaz
haksızlıklar, adaletsizlikler, yıkımlar yaşanıyor ki bu, toplumun varlığını,
birliğini temelden sarsıyor. Üst üste yaşanan olumsuz, haksız olaylar kişiyi de
toplumu da umutsuzluğa sürüklüyor. Bu umutsuzluk durumu, kişiyi olumlu düşünmekten
alıkoyuyor. Onu derin bir şüpheciliğe sürüklüyor. Artık her şeyden şüphe eder
duruma geliyor kişi. Yani mutlu bir yüzün olmasını bile şüpheyle karşılıyor çoğu
insan. Düşüncelerinin başkalarınca onaylanması bile onu şaşırtıyor nedense. Çünkü
“onaylanmak” olumsuzluk yellerinin her yandan estiği bir dönemde bunu işitmek,
görmek insanlar için olağanüstü, şaşırtıcı bir şey. Doğal olarak arkadaşlarımın
da bu umutsuzluk ortamında gülen, mutlu yüzü yanlış yorumlamaları olağan. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Gülmeyi,
mutlu olmayı unuttuk yıllardır. Gözyaşları, acı, üzüntü, umutsuzluk toplumun
kılcal damarlarına yayılmış durumda. Öylesine yayıldı ki umutsuzluk virüsü, insanların
umutlu olması, olumlu düşünmesi yadırganıyor. Onaylanmak, umut aşılamak, olumlu
düşünmek normale dönüşen umutsuz olmanın ve olumsuz düşünmenin egemen olduğu bir
toplumda anormal olarak görülüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnsanların
bilinçlerine yerleşen derin umutsuzluğun yarattığı hep olumsuz düşünme
alışkanlığı yok eder toplumu. Çünkü geleceğe yönelik umudu kalmayan toplumlar,
iyiyi ve güzeli aramak için umudunu yitirir. Bu nedenle böylesi bir yüce amaç
için savaşmayı bırakır. Var olan olumsuz koşullara kendini teslim eder. Teslim
olan kişi, dünyayı ve yaşadığı koşulları değiştirme savaşımından vazgeçer. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İşte,
benim arkadaşlarımla yaşadığım mutlu yüz, sorunu da topluma egemen olan umutsuzluktan
kaynaklanmakta. Çünkü onların anlattıklarından mutlu olmamı kabullenemiyorlar bir
türlü. Çünkü bu alışılmadık bir şey. Olumsuz düşünme o denli baskın ki onlardan
içinde yaşayanlardan biri nasıl mutlu olur bunu anlamıyorlar nedense. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ülkemizde
öncelikle umutsuzluk düşüncesinden kurtulmalı insanlar. Bunun yarattığı olumsuz
düşünmek ise insan doğasına hiç uygun değil. Bu da yenilmeli tez zamanda. Umut
olmasa yaşam olmaz. O, içimizde günden güne büyüyen umuttur bizi geleceğe
bağlayan. O umuttur ve olumlu düşünmektir insanoğlunun yaşama tutunmasını
sağlayan. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Geleceği
daha insanca kurmak için olumlu düşünmekten ve umutlu olmaktan başka yapacağımız
bir şey mi var?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;27
Eylül 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/6905805943142850840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/09/surekli-olumsuzluga-odaklanmak-niye.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/6905805943142850840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/6905805943142850840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/09/surekli-olumsuzluga-odaklanmak-niye.html' title='SÜREKLİ OLUMSUZLUĞA ODAKLANMAK, NİYE?'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-7547711229395562581</id><published>2026-09-25T12:57:08.208+03:00</published><updated>2026-09-26T13:01:18.640+03:00</updated><title type='text'>MAZLUMDAN MI, ZALİMDEN Mİ YANASINIZ?</title><content type='html'>&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif; font-size: 18pt; mso-tab-count: 7; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif; font-size: 18pt; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;İnsanoğlu,
dünya üzerinde var oldu olalı, özellikle de sınıflı topluma geçişten sonra
zalimle mazlumun savaşı hep sürdü. Aslında insanlık tarihini yönlendiren
uygarlıkları doruğa çıkaran da bu savaşımdır. Tarihin bazı dönemlerinde
zalimler üstün gelirken bazı dönemlerde ise mazlumun haktan yana savaşımı üstün
geldi ve toplumda adalet egemen kılındı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Emperyalizm
çağında zalimin zulmü sınır tanımadı. Teknolojinin gelişmesiyle üstün silahlar
üretildi. Ne yazık ki bu silahlar, egemen emperyalistlerin elinde oldu genellikle.
Zalimler, bu silahlarla kitlesel kıyımlar yaptı. Bu kıyımlarda yüz yıl içinde milyonlarca
insan yaşamdan koparıldı. İnsanoğlunun tarih boyunca görmediği barbarlıkları,
işkenceleri, eziyetleri, kitlesel sürgünleri, kırımları; adına modern çağ denen
bir dönemde emperyalistlerin eliyle yaşadı. Hem de bu zalimler, ellerinden insan
kanı varken “insan hakları, özgürlük ve demokrasi” diye bağırdılar. İnsanoğlu,
modern silahların gücüyle can çekişirken ona insan hakları masalları anlattı
emperyalistler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yirminci
yüzyılda İslam dünyası paramparça edildi sömürgeci emperyalistlerce. Hem
emperyalistler hem de bu ülkelerin yöneticileri haklarına katmerli bir zulüm
başlattı. Dindarlar susturulup bakılandı, onların yerine dinciler konuşur oldu.
Zalim gemiyi azıya aldı mazluma karşı. Müslümanların kutsal kitabı Kuran-ı
Kerim, onlarca ayette zulmü kınasa da zalime karşı savaşın bir İslami görev ve
hak olduğunu buyursa da ne yazık ki bu ülkelerin halkları zalime boyun eğip
onun zulmüne sessiz kalarak ortak oldular yapılan her şeye. İşin en ilginç yanı
da bu ülkelerin yöneticileri Müslümanlık yarışına girdiler. Emperyalizmle işbirliği
yapıp zulme ortak olurken kirli dillerinde hep İslam’dan referanslar oldu. Ne
yazık ki ait olduğu dini saptırıp çarpıtan bir yönetici kitlesiyle karşı
karşıyayız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İslam
dünyası yirminci yüzyılın başında tarihsel bir fırsat yakaladı Atatürk’le. Yıllar
sonra ilk kez doğunun mazlum bir halkı batının ilerlemesini, zulmünü durdurdu
Anadolu topraklarında. Emperyalizmin vahşeti ilk kez Türk’ün çelik duvarına
çarpıp paramparça oldu. Bu dönemde bazı İslam ülkeleri ve dünyanın dört bir
yanındaki birçok ülke Atatürk’ün emperyalizme karşı verdiği bağımsızlık ve
özgürlük savaşını örnek aldı. Nedense yüzyılın ikinci yarısında bu anlayışı
terk etti mazlumlar ve emperyalizme teslim oldu büyük çoğunluğu. Atatürk’ün kurtuluş
yoluna çıktığında ve tüm yaşamı boyunca zalime karşı mazlumun savaşı verdiğimizi
vurguladı. Bu vurgu Kuran’ın ruhuna, anlamına uygundu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dün,
arkadaşım ve yerdeşim Prof. Dr. Yaşar Nuhoğlu, cuma iletisinde Şura Suresi, 22
Ayeti gönderdi bana. Böylece bugünkü yazımın konusu da ortaya çıktı, sağ olsun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Kazandıkları,
tepelerine inerken o zalimlerin korkudan titrediklerini göreceksin. İman edip
barışa/hayra yönelik işler yapanlarsa cennetlerin bahçelerindedir. Rableri
katında kendileri için, diledikleri her şey vardır. İşte budur o büyük lütuf.
(Kur’an-ı Kerim Meali, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Yeni Boyut Yayınları, 4.
Basım, İstanbul-2015, Şura Suresi, 22. Ayet, s.443)” Evet, zalimler kazanıyor
görünmekte. Dünyanın, insanlığın başına bela olan ABD-İsrail zalimleri Filistin’de,
Lübnan’da binlerce kişiyi yok yere öldürdüler. Sonrasında İran’a saldırdılar
durduk yere. İran ulusu tek yürek oldu ve zalimim karşısına dikildi. Onlara
unutamayacakları bir ders verdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dünyanın
birçok ülkesi mazlumun (Filistin, Lübnan, Yemen, İran…) yanında yer alırken
bazı ülkeler de zalimin safına dizildi. Üstelik bunların arasında birçok İslam
ülkesi de var. Yukarıdaki ayeti okuyup bilseler de bilmezlikten geldiler. Ne
yazık ki zalimin yardakçısı olmak, kısa süreli de olsa bir güç kazanmak için Allah’ın
Müslümanlara vaat ettiği cennet bahçelerini ellerinin tersiyle ittiler bir
yana. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ne
yazık ki birçok İslam ülkesi zalime karşı gelme yürekliliğini gösteremeyerek
mazlum Filistin’in, Lübnan’ın, Yemen’in ve İran’ın yanında yer alamadı. Bu
ülkelerin kimi doğrudan mazlumun karşısında yer alırken, kimi de utangaçça
ikili oynadı oyununu. İkiyüzlü siyasete, denge politikası adını verenler oldu. Mekke’de
kurduğunuz ittifak mazlumun yanında olacaksa niye ABD ve İsrail’le yıllardır ölüm
kalım savaşı veren Filistin, Yemen, Lübnan, İran’la birlikte değilsiniz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İslam
ülkelerinin uyanma zamanı gelmiştir. Ülkelerinin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını
emperyalizmle bölüşerek birlikte sömüren yönetimlerden kurtulmalarının zamanı
geldi de geçiyor bile. Bu ülke halklarına yüzyıl öncesinden Atatürk yol
gösteriyor. Bu yoldan yürümek onları bağımsız, özgür ve kişilikli yapacak. O
halde emperyalizmi “mahvı perişan etmek” için ne duruyoruz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;25
Eylül 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/7547711229395562581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/09/mazlumdan-mi-zalimden-mi-yanasiniz.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/7547711229395562581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/7547711229395562581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/09/mazlumdan-mi-zalimden-mi-yanasiniz.html' title='MAZLUMDAN MI, ZALİMDEN Mİ YANASINIZ?'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3554130757658516935.post-8361088264945624518</id><published>2026-09-23T14:54:39.529+03:00</published><updated>2026-09-24T12:04:52.174+03:00</updated><title type='text'>EKRANLAR ŞİDDETE DOYMUYOR</title><content type='html'>&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Okullar
açılalı daha bir hafta oldu. Ancak eğitim kurumlardan şiddet haberleri gelmeye başladı
daha ilk günlerden. Çocukları, bu denli şiddete yönelten asıl etkenin ekranlar
olduğu konusunda neredeyse tüm kamuoyu aynı düşüncede. Ne yazık ki herkesçe
bilinen bu gerçek karşısında başta cumhurbaşkanlığı olmak üzere ilgili
bakanlıklar önlem almayı savsaklamakta. Oysa ülkemizin geleceği olan çocuklar
bir bir yaşamdan koparılıyor. Kimi tutukevine, kimi de toprağa düşüyor. Ne
yazık ki ülkemizi yönetenler duyarsızlıkta yarışmakta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Gölcük
İhsaniye Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bahçesinde iki kız öğrenci saç saça
baş başa dövüşüyor. İkisi de yerde… Biri, diğerini altına almış yumruklayıp
tokatlıyor. Bahçedeki diğer öğrenciler kavgayı ayırmayı bırakın, kavganın daha
şiddetli ve kanlı olması için bağırarak, el çırparak tezahürat etmekte.
Bazıları da telefonları elinde bu kavganın görüntülerini kaydetmekte. Eskiden
iki ya da daha çok kişi arasında kavgaya gidecek bir tartışmanın olduğunu görse
çevredekiler, hemen duruma el koyup iki tarafı da sakinleştirirdi. Böylece kavga
önlenirdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Gölcük’te
yalnızca okul bahçesinde alt alta üst üste kavga eden çocuklar değil, onların
canlarının yanmasını, acı çelmelerini destekleyen okul arkadaşları da tinsel
açıdan sorunlu ve suçlu. Çocukları bu denli acımasız yapan ne?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;20
Eylül 2026 Pazar günü Sakarya’nın Sapanca ilçesinde 16 yaşındaki çocuk B.İ.
tartıştığı annesi İpek İpek’i tabancayla vurarak öldürdü. Ayrıca 24 yaşındaki
H.T’yi de ağır yaraladı. Bir çocuk, annesini niçin öldürür? Bu yaştaki bir
çocuk tabanca kullanmayı ne zaman ve kimden öğrendi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bir
anne, kendi karnında dokuz ay katilini taşıdı farkında olmadan. Bin bir umut ve
emekle büyüttüğü yavrusunun bir gün onu yaşamdan koparacak bir cani olacağını
nereden bilebilirdi? Çocuğun eline verilen bir telefonun onun katile dönüştüreceğini
söyleseniz buna kaç anne ve baba inanır?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;22
Eylül 2026 Salı günü Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki İnci Üzmez Mesleki ve
Teknik Anadolu Lisesi’ne bir öğrenci silahlı baskın yapıyor. Bir öğrenci yaşamını
yitirirken 11 öğrenci de yaralanıyor. Saldırıyı gerçekleştiren H.O. 15 yaşında…
Bu yaştaki bir çocuğun sabahın köründe okul basmasındaki neden ne? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Hükümet
yetkilileri saldırıda yaşamını yitirenin ailesine başsağlığı dileyecek ve
yaralananları hastanede ziyaret edip geçmiş olsun diyecekler kameralar önünde.
Ne yazık ki soruna köklü çözüm bulmak için kendilerini yormayacaklar. Birkaç
gün konuyla ilgili ekranlara çıkıp konuşacaklar, önlem alıyormuş gibi
yapacaklar. Okulların önüne polis dikerek bu işin önleneceğini düşünüp söyleyecekler.
Oysa bu güne dek bunun işe yaramadığını bilmelerine karşın kamuoyunu sorunu
çözmek istediklerine inandıracaklar. Her zamanki gibi sorunu geçiştirecekler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ekran
bağımlılığının çocuklarda duygusal kırılma yarattığını çoğu kez yazılarımda
vurguladım. Duygusal kırılma yaşayan çocuğun aile, okul, arkadaş, insan, çevre,
hayvan sevgisi yok oluyor. Ekran her şeyin önüne geçiyor, yaşamının bile. Onun
için aile de arkadaş da okul da çevre de hayvan da ekran… Bağımlı kişinin
duyguları örselenip yok oluyor zamanla. Ailesine, okuluna, arkadaşlarına
bağlılığı yok olurken ekrana bağımlı oluyor. Ne yazık ki ekran ne derse onu
yapıyor. Çocuk, ailesinin elinden kuş olup uçuyor. Masummuş gibi görünen ekran,
çocuğu ailesinin elinden çekip alıyor ve istediği gibi biçimlendirip
yönlendiriyor. Yeri geldiğinde ailesinden çalınan bu çocuk, anne ve babasına
gözünü kırpmadan silahı doğrultabiliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Akranlarına
zorbalık yapan çocukların geçmişte ya ailesinden ya çevresinden ya da arkadaşlarından
şiddet gördüklerini söyleyebiliriz. Elini kana bulayan ya da arkadaşlarına
şiddet uygulayan çocukların daha önce başkalarına şiddet uygulama olasılıkları
var. Günümüz çocukları ne yazık ki sevgisiz ve ilgisiz büyümekte. Anne ve
babalar, çocuklarına sevgi ve ilgi göstermek yerine ekran başından
ayrılmıyorlar. Çocuklarının gözlerine bakmak yerine, ekranlara bakıyorlar. İlgisiz,
sevgisiz büyüyen çocuk, aradığı ilgiyi ekranda buluyor. Ne yazık ki bu ilgi, onları
bizden çalıyor. Artık onlar, ekranların çocuğu oluyor. Ekran ne derse onu
yapıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Çocukların
yaşama ilişkin amaçları, ülküleri, hedefleri yok! Düşküleri, düşleri
bulunmamakta. Onları toplumla birleştirecek duygusal bağlar ne yazık ki son
yıllarda siyasetçilerin eliyle koparıldı. Aile içi söyleşiler tarih olmuş
çoktan. Resmi ve dini bayramları bayram gibi kutlamıyorlar. Eş dost, hısım
akraba ve konu komşu gezmeleri ortadan kalkmış. Onların toplumsal yanını
güçlendirecek ne varsa yok edilmiş bir bir. Çocuklar sabahtan akşama dek
ekranla baş başa bırakılıyor. Evlerindeki ya da sokaktaki kedi ve köpeklere
gösterdikleri ilginin onda birini çocuklarına göstermiyorlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Günümüz
anne ve babaları kendi rahatına düşkün benciller olarak boy göstermekte. Kendi
keyifleri kaçmasın diye çocuklarından uzak durmaktalar. Özverili anne ve baba
devrinin sonuna yaklaştık desem aşırıya kaçmamış olurum sanırım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Turgutlu’da,
okulu basan çocuk elinde boyu kadar tüfekle sokakta yürüyor korkusuzca. Bu
yürekliliği nereden alıyor? Üstelik tüfekle yolda yürüyen çocuk, kimsenin
dikkatini niye çekmez? Bu durum, bir toplumsal duyarsızlık değilse nedir? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yaşanan
çocuk şiddetinin ekranlar üzerinden uluslararası suç örgütleri ve
istihbaratlarla ilişkisi araştırılmalı. Ülkemize düşmanlık yapan kimilerinin ekranlar
yoluyla ülkemizi bir bunalıma sürükleme olasılığı üzerinde durulmalı. Bu
olayların çok boyutlu olduğu kanısındayım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Çocukların
sosyal medyaya erişimine izin vermek özgürlük değil, büyük bir ihmal ve suçtur.
Çünkü on altı yaşından küçük çocukların ön beyinleri gelişmemiştir. Bu nedenle
bu çocukların yararlıyla zararlıyı, iyiyle kötüyü ayırt etmeyi olanaksız. Bu
nedenle başta anne ve babalar olmak üzere çocukların sosyal medyaya erişimine
izin veren herkes suçludur. Özellikle anne ve babalar çocuklarının yanında
telefonda uzun zamanlar geçirmemeli. Telefonun asıl işlevi, insanlarla
konuşmak, iletişim kurmaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Çocuklarımız
elimizden çalınıyor bir bir. Ne yazık ki yetkili orunlarda oturanlar, yalnıza
izliyor olan biteni. Köklü önlemler almak hem çocuklarımızı hem de toplumumuzu
kurtarır. O halde ne duruyoruz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Adil
Hacıömeroğlu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-tab-count: 7;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;23
Eylül 2026&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify; text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 18.0pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adiladalet.blogspot.com/feeds/8361088264945624518/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/09/ekranlar-siddete-doymuyor.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/8361088264945624518'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3554130757658516935/posts/default/8361088264945624518'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adiladalet.blogspot.com/2026/09/ekranlar-siddete-doymuyor.html' title='EKRANLAR ŞİDDETE DOYMUYOR'/><author><name>Adil Hacıömeroğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15787688554559135514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglp8NxungYSTC6FCXVeBvEAmPbkp-qn6n98FxiuO_An4LH55C2P98RbDLb_eSn4S-ok5bLvDbz0velgb-6FQL2W4DXj3uAsWV8R40g-a4LcWJNSc2WW1m1iV-c7UcF/s113/1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>