<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/" xmlns:blogger="http://schemas.google.com/blogger/2008" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737</atom:id><lastBuildDate>Thu, 25 Sep 2025 13:13:00 +0000</lastBuildDate><category>Serbest Atış</category><category>Sinema</category><category>Spor</category><category>İstanbul</category><category>Futbol</category><category>Kültür / Sanat</category><category>Boş Muhabbet</category><category>avrupa avrupa</category><category>İnternet</category><category>İzmir</category><category>2010 Dünya Kupası</category><category>Amerika</category><category>Asi Martı</category><category>Atari</category><category>Gezi / Yolculuk</category><category>Görsel Sanat</category><category>Mimar Sinan</category><category>Mimari</category><category>Portakal Suyu</category><category>Savaş</category><category>Taksim</category><category>Türkiye</category><category>Afrika</category><category>Ahmet Kaya</category><category>Ahmet Çakar</category><category>Altın Portakal</category><category>Amsterdam</category><category>Ankara</category><category>Arjantin</category><category>Basketbol</category><category>Ben Velet İken</category><category>Bilim-Kurgu</category><category>Coffee Shop</category><category>Danny Boyle</category><category>Dünya Basketbol Şampiyonası</category><category>Film Noir</category><category>George Orwell</category><category>Google</category><category>KaraKarga</category><category>Kayseri</category><category>Kore</category><category>Maslak TİM</category><category>Müzik</category><category>NTV</category><category>NTVSpor</category><category>Ortaköy</category><category>Oscar</category><category>Reha Erdem</category><category>Rusya</category><category>Sabiha Gökçen</category><category>Satranç</category><category>Schiphol</category><category>Vapur</category><category>Wes Anderson</category><category>eindhoven</category><category>hollanda</category><category>siyaset</category><category>Çeşme</category><category>Özgürlük</category><category>Şaklaban Spor Medyası</category><category>Şampiyonlar Ligi</category><title>Asi Martı!</title><description></description><link>http://asimarti.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Onurlu)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>37</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-793864514449441287</guid><pubDate>Sat, 18 Jan 2014 00:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2014-01-17T16:22:49.757-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">avrupa avrupa</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Portakal Suyu</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Serbest Atış</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">siyaset</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İnternet</category><title>Reset</title><description>yahu blogu ilk açarken uğraşmıştım biraz, şuradan paylaş-buradan paylaş butonu koymuştum, filan falan. tabi üzerinden vakit geçince &quot;linkler kurbağa olmuş dostum, yenileyelim&quot; olmuşlar, sikeyim, neyse bir ara düzeltiriz ehe.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
abi blogu açtığımızdan beri çok yol katettik. bugün blog 4. yılında. geçtiğimiz bu 4 yılda gecem ve gündüzüm bu blogdu, düzenli bir şekilde yazı yazdım. Bu süreçte çok yoruldum, kah güldüm, kah ağladım, aldığım onlarca yorumun hepsine teker teker cevap vermeye çalıştım. Böyle bir konsept var değil mi ya, eyyamı sikeyim ehe&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
neyse ne diyorduk, bu 4 yıl zarfınca birbirinden alakasız, kimi zaman ne diyor lan bu herif denilebilecek, kimi zaman ciddi saçmalamadığım, kimi zaman da kore sinemasına şuku verdiğim yazılarım oldu ehe. &lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;(Portakal Suyu Terimler Sözlüğü - &lt;i&gt;Kore Standartı&lt;/i&gt;: 2.20) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
öncelikle uzun süredir türkiye&#39;ye gitmediğimi göz önünde bulundurarak diyebilirim ki, ülke buradan sikim gibi görünüyor. daha kaç reset gerekli senin bana alışmana demekten başka çare yok. recep artık belli ki gidecek, ama ülkeye çok zarar vererek gidiyor pezevenk. bu herif öyle veya böyle eski kafalı bir herif bir kere, ulan adam radyonun bir numaralı kitlesel iletişim aracı olduğu bir çağdan geliyor. e tabi haliyle ortaya da bu çıkıyor. önemli işler yaptı yine, türk siyasi tarihine damga vurdu, kabul etmek gerekli. ama nasıl anılacağı meçhul. tarih kitapları nasıl yazar bilmem de o tarih kitaplarını kim okuyacak onu merak ediyorum. hayır bana sadece lise diploması verene kadar 11 sene tarih okuttular. Orta Asya&#39;dan başladım &lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;(Portakal Suyu Terimler Sözlüğü - &lt;i&gt;Kavimler Göçü&lt;/i&gt;: Yerleşme, yer değiştirme) &lt;/span&gt;, yok Gazneliler, yok Sikkeliler, Anadolu&#39;nun kapıları, Selçuklu çinileri&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;, &lt;/span&gt;daya sonra Osmanlı&#39;yı, anlat zaferlerı, arada ver Bizans&#39;ın oyunlarını, büyük devlet kurduk ana siktik diye öv -hakkındır da- ama sonra siki tuttuğun dönemleri yalandan geçiştir, doğru düzgün bir çözümle yapma, hatta bok at Osmanlı&#39;ya, sonrası yine doğru düzgün anlatılmamış bir 1. Dünya Savaşı, ver Kurtuluş&#39;u, Kurtuluş&#39;u ver, ama önce hikayemizin kahramanı olan Mustafa&#39;yı daha yakından tanıyalım, ayrıca Mustafa bir dönem sonra Kemal adını kullanacaktır. Neyse abi 7 düvele meydan okunan anlı şanlı bir zafer, 7 ülkeyi say desem sıkıntı yaşarsın, ülkeninde yarısı ölmüş. Hani dur yolcu bir neslin bittiği yer diyor ya, o tarz. şimdi bunu al başa, okut bir daha, al başa bir daha okut. yaşları biraz büyünce de ki büyük reform yaptık, gelişmiş medeniyet olduk, bastık inkılabı, e bas atatürkçülüğü, ver altı oku, altın okun ne bok olduğunu anlatmadan, bas milliyetçiliği, e abi son 2-3 senesi zaten yok gibi olan adam öldü, e kitap dolmadı abi? Abi o zaman son bir Mustafa Kemal&#39;in hayatı yapalım, sayfa boşa gitmesin, şöyle karakterli, böyle muhteşem adamdı. E şimdi biz bunu Atatürkçü ortamda yetişmiş insanlar olarak okuduk, nasıl küfrediyoruz, bunu bir de İslami ortamda yetişmiş insanların bakış açısından düşün. Velhasıl kelam, aynı muhabbetin 3 defa detaylıca üzerinden geçti adamlar, yetmedi üniversiteye gittim, yine zorunlu ders verdi, inkilap reloaded, ya amk senin ben artık. Yahu bir ülke düşün, okulda okulan tarihin 1935&#39;ten sonrası yok. 80 sene öncesi be adam, el insaf, o devirden yaşayan insan kalmamış neredeyse. En son savaştan kala kala 3 Gazi kalmıştı, bu Nesli Çölgeçen belgesel filan yapmıştı. Yalnız ilginçtir hikayenin başında bahsettiğimiz bizim recep de işte bu tarih dersinin kemalist devrimine kadar olan kısmını gururla sahipleniyor. Neyse abi herifin ülkeyi getirdiği yer bombok bir yere vardı sonunda, e reset de öyle kolay atılmıyor, bir 10 seneye daha götü toparlayamaz artık ülke. yeniden yargı sistemi, yeniden kolluk sistemi, ve hepsinden önemlisi yeniden bir siyaset sistemi kurman gerekli ki, zor. hani biri gelip yardım istese, yardımcı oluruz da, ama dediğimi yapacaksın abi sorgulama çok, bu sırada insanlar birbirini de öldürebilir, bir şehir komple yanadabilir yapacak bir şey yok. hem zaten büyük devrim yapacaksak, bir yerleri ateşe vereceğiz, adettendir. Büyük Erzurum Yangını mesela? Tarihte Büyük Erzurum Yangını var mı dostlar? Abi orada soğuktan ateş yanmaz diyorum bak, şu an -18 derece hissedilen sıcaklık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/67/Osman_Gazi.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/67/Osman_Gazi.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;
&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Portakal Suyu Terimler Sözlüğü - &lt;i&gt;Osman Bey&lt;/i&gt;: Vizyoner kimse&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
şimdi misal avrupa siyasetine bakıyorsun, lan diyorsun. bak burada söylüyorum, yaz bir kenara avrupa&#39;nın geleceği pirate party gibi, movimento 5 stelle gibi partiler ile lokal yönetimin dibine vuralım diyen partilerde. hani avrupa o kadar ilerledi ki, derebeyliğe geri dönelim beyler, işte başa seçilir biri, o genel işlere baksın, biz bizim şehri, mahalleyi kendimiz yönetiriz, kafasında. pirate party&#39;e bakıyorsun misal, adamın derdi torrentten film indirelim değil (her ne kadar pirate bay davasının kararı sonrası kurulmuş, kısa süre içinde binlerce üye ile avrupa&#39;ya yayılmış olsa da), adamların dertleri, kaygıları, herifler fütürist beyler denilecek tarzda. adam diyor ki piç, sen benim her bokumu takip etmeye, kayıt altına almaya başladın, kim izin verdi lan sana amcık, hayatımın her alanında veri yaratıyorum sana mna korum&#39;u diplomasi yolu ile söylüyor, bireylerin teknoloji çağında kişisel bilgilerini tamamen koruyabilmeleri gerektiğini anlatıyor. devlet organlarının tamamen şeffaf ve sorgulanabilir olmasını, siyasete katılımın artırılmasını amaçlıyorlar. Ve en önemlisi bu çağda hala yukarıdaki eski kafalı recep türevi olan adamların, eski iş modelleri ile günümüzde de aynı parayı kazanmak istemelerinin ve 70 sene önce ölen adamın kitabına dahi telif istemelerinin akıl dışı olduğunu söylüyorlar. Çünkü ulaştığımız çağda daha fazla iletişim kurmak gerektiğine, insanların kültürel ve sosyal olarak daha fazla şey paylaşması gerektiğine, bugünün insanını bunun ileriye götüreceğine ve bu nedenle her türlü materyalin özgürce paylaşılması gerektiğine inanıyorlar. Bunun içinde özgür bilgi paylaşımı, özgür/tarafsız internet ve telif hakkı kanunlarında köklü reformlar istiyorlar. Dün bir polis baskını ile tepki olarak bir-iki bin kişi tarafından kurulan parti, bugün avrupa parlementosuna 2 temsilci gönderiyor. nereden baksan büyük iş. içlerinde her kitleden adam olsa da, yaş skalası +-10. Vallahi bir oyum olsa sizindi piçler, ben de aynı sizin gibi düşünüyorum, e neden sonra diyorum zaten, bir 100-150 sene fark var, o göt kolay kolay toparlanmaz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/6/6c/Piratpartiet.svg/155px-Piratpartiet.svg.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/6/6c/Piratpartiet.svg/155px-Piratpartiet.svg.png&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;O değil de bizim Osman da korsan oldu ha ehe&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2014/01/reset.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-1241476901904212179</guid><pubDate>Fri, 11 Oct 2013 02:20:00 +0000</pubDate><atom:updated>2014-01-17T16:13:41.850-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">avrupa avrupa</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">eindhoven</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hollanda</category><title>Hollanda | Çeptır 1 - İntrodakşın</title><description>Dostlar biliyorsunuz ben aktif olarak blog yazıyorum ehehe neyse&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi yaklaşık 2 küsür senedir buradayız. Eindhoven ve Hollanda üzerine bir şeyler yazmanın vakti geldi. İlk sene zor, ilk sene önemli, ilk tuhaf hafif sıkıntılı ama onun da bir kafası var. İkinci sene olayı çözmüş oluyorsun, daha bir rahat, daha bir sakin, Eindhoven çocuğuyuz lan biz oluyorsun. Oğlum ilk sene daha tanıştığın bir herifin ismi nasıl yazılır onu bilmiyorsun, Gijs diye adam ismi var lan burda eheh. Şimdi Amsterdam güzel, oooh geliyorsun 3-5 gün kanalda takılıyorsun, iki ot çekiyorsun, karılar kızlara bakıyorsun (iyimiş bu iyimiş, ooo bunlar çok kötü abi bunları geç geç, abi bunu da siken var mı ya), işte iyice turistsen akşam paradiso, escape. bakma ha iyi bir event yoksa onlarda da bok gibi müzik dinlersin. Hollanda müzik kültürü üzerine ayrı bir yazı da yazayım hatırlatın. Neyse ne diyorduk abi, ha işte senin o Amsterdam&#39;da geçirdiğin 3-5 gün aslında bir Amsterdam tecrübesi. Amsterdam&#39;ı Dutch konsept şehri düşün ya nerde bu karikatürü vardı bunun...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjuIYG_w74pba_WBed3bIbQLLKSNMicgiM_88r0iLP1oUFSEIHWTZj-ywqZ2-8x0Oed5A2SfOQf7Njl7ScJ8wzzYIrjTSapzn2Z4nX1xLOdGKAy5NyC4YxVEGU6IsxLESf0BRgaCt6EMo8/s1600/amsterdaminkurtulusu1.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjuIYG_w74pba_WBed3bIbQLLKSNMicgiM_88r0iLP1oUFSEIHWTZj-ywqZ2-8x0Oed5A2SfOQf7Njl7ScJ8wzzYIrjTSapzn2Z4nX1xLOdGKAy5NyC4YxVEGU6IsxLESf0BRgaCt6EMo8/s640/amsterdaminkurtulusu1.jpg&quot; height=&quot;531&quot; width=&quot;640&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Osman sen bunu biliyor musun lan? &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi Eindhoven&#39;a çok bok atıyorum ya ki hak eden bir şehir, ben böyle işine tüküreyim, ama onun da bir kafası var. Gözlemleyen adam için her yerde bir kafa var, o da kafa bu da kafa... Neyse şimdi buranın sosyal demokrat valisi (meyır) Rob van Gijzel üzerinden de anlatayım. Ayrıca bu yazı Eindhoven Valisi üzerine yazılmış sayılı Türkçe eserlerden biri olabilir, literatüre katkı yapıyorum lan. Şimdi abi bu herif &lt;b&gt;PvdA&lt;/b&gt; yani Partij van de Arbeid yani İşçi Partili bir herif, fena de herif değil. Bu bir ara çıkıyor İşçi Partisi yürütmede iken diyor ki beyler bu inşaat firmaları bizi sikiyor, tarihin en büyük vurgunu dönüyor, bu demiryolu inşaatı, Schiphol inşaatında bizi sikiyorlar filan diyor. Tabi sonra sıkıntı oluyor, uzaklaşıyor partiden meclisten filan. Neyse sonra bir semti Eindhoven&#39;da valiliği zorluyor olmuyor, sonra bir da zorluyor 2007&#39;de, soruyorlar halka kim olsun, 68.5% Rob olsun. Yalnız bir Anouk bir Dirk Jan (İşte buranın Ayşe&#39;si, Ali&#39;si) seçimi pek siklememiş olacak ki katılım 30%&#39;de kalıyor ve şehir meclisine soruyor. Beyler sıkıntı var seçemedik lan ehehe deyip, siz seçin diyorlar 43&#39;te 25 ile Rob&#39;u seçiyorlar. Neyse dostlar, adam çalışıyor. Çok memnunum lan heriften. Otobüs dakikası, dakikasına. Kar yağar bisiklet yolları her daim tertemiz, çöp zamanında alınır. Yahu bir gün öğlen üniversiteye gidiyorum, merkezde tren istasyonunun önünde herifin biri trafik ışığına toslamış, direği devirmiş hayvan. Büyük ihmal göçmendir kusura bakma. Neyse akşamüstü 6 gibi geri dönüyorum eve, yeni direk dikilmiş, hiç bir şey olmamış gibi. Tabi işte Eindhoven&#39;a heyecan oldu ama, kaza olmuş gördün mü, ha gördüm, şöyle de böyle. Boş muhabbet oldu... Elektrik, su, internet, yol burada sana kuruşu kuruşuna sıkıntısız geri dönüyor arkadaş. Ne övdüm lan piçi, şunları okusa anlasa, bir gelip elimi sıkar. Yahu adam, şehrin ana bulvarını senede bir 1 ay kapatıp, Lunapark yapıyor. Yine dünyanın belki en muhteşem kerhanesi değil ama mütevazi, kendi halinde ama oldukça düzenli bir kerhanesi var, iyi karılar var yine. Keza devlet daireleri randevu sistemi ile çok güzel çalışır, kaldırım vs. inşaatı varsa iş temizdir, güvenliklidir filan. Her sene ışık gösterilerinin gerçekleştiği &lt;a href=&quot;http://www.gloweindhoven.nl/website/glow/glow.php&quot;&gt;Glow&lt;/a&gt; ve &lt;a href=&quot;http://www.dutchdesignweek.nl/&quot;&gt;Dutch Desing Week&lt;/a&gt; gibi iki iyi organizasyonu yapıyor, hatta kimi zaman bunlar için şehir meydanına çıkan anayolları tüm gün kapatıyor. Sonra diyorsun ki ya benim şehrimde nerdeyse ben kendimi bildim bileli sosyal demokratlar var. Hangisi sosyal demokrat lan, çünkü bu sosyal demokratsa, öbürü başka bir şey. Aslında burada herif sayesinde tecrübe ettiğimde Hollanda&#39;daki muntazam ve muazzam belediyecilik anlayışı. Ha sorsan Maaike&#39;ye Thijs&#39;e (buranın Melike&#39;si Mehmet&#39;i) beğenmezler ha, şu sik bu bok gibi derler. Bunları sürecen İstanbul&#39;a hayatın keşmekeşinde yitip gitsinler ehe.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neyse ne... Şimdi Eindhoven&#39;da Hollanda&#39;nın en uzun barlar caddesi var... yersen, ben şahsen yemiyorum. Baştan sona 300 metre lan, adam mı sikiyorsunuz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjU1jxMXyaBw56edk1cPQY56matnMCWB14jrGzD5ymvQqfnOFBtzYsnvuJkhKUEhHusWjK9QaXqmUWa-yF4lYpIjE3YHNH4OnaK4BilQj6ooqK6AQRvf6ZMnrBmTIho4_koKghZ9Se5Eqg/s1600/maps.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjU1jxMXyaBw56edk1cPQY56matnMCWB14jrGzD5ymvQqfnOFBtzYsnvuJkhKUEhHusWjK9QaXqmUWa-yF4lYpIjE3YHNH4OnaK4BilQj6ooqK6AQRvf6ZMnrBmTIho4_koKghZ9Se5Eqg/s640/maps.png&quot; height=&quot;484&quot; width=&quot;640&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&amp;nbsp;&quot;Pardon Barlar Sokağı Neredeydi Acaba?&quot; &quot;Ablacım şimdi burdan dümdüz git, karşına kilise gelecek, onun hemen sağı, görürsün zaten&quot; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Burada ben diyeyim 50 sen de 100, 75 tane bar vardır yanyana. Ama sap çok arkadaş şehir de ya hep diyoruz. Apaçi enflasyonu var, inanıyorum sana Sayın Vali&#39;m bir gün oluk oluk ilik de getireceksin bu şehre trenlerle. Tren yolu demişken, hani biz yurdu demirağlarla örmüştük ya, o iş öyle değil aman ha. Yine bu o oysa bu ne, o oysa bu o değil durumu var. Şimdi Amsterdam&#39;da ki kadim dostum van Unsal&#39;ın İsviçreli bir arkadaşı İzmir&#39;den Denizli&#39;ye trenle gitmek istemiş. Bunu duydum ve herifi uyarmadın mı dedim direkt, uyarmamış. Tabi herif 100 yılda gitmiş Denizli&#39;ye, kompartımanda kendini asacakken neyse ki Denizli&#39;ye varmışlar. Ha şimdi aynı Denizli&#39;yi düşün, İzmir&#39;den Denizli&#39;ye en fazla iki saatte gideceğini düşün, Denizli&#39;de rahatça tren değiştirip, Pamukkale&#39;ye gittiğini düşün, sonra da dönüşte Pamukkale&#39;den trene atlayıp en fazla iki saatte Kuşadası&#39;na gittiğini düşün. İşte Hollanda&#39;da demiryolu böyle bir şey. Abi işte düz ülke, küçük ülke filan geç bunları, adam istese onu da yapar. Zaten baksan Dutch trenleri öyle çok lüks değildir, pintidir bunlar, daha idare eder işte deyip hızlı tren yapmaz. Şimdi misal ülkeye baştan aşağıya fiberoptik döşüyorlar, ayda 73 avroya 500/500 Mbit/s, tv kanalları, o şu bu. Tabi internet altyapısındaki bu gücün etkisinde ülkede bizdeki Digiturk, D-Smart tarzı klasik digital yayıncılık kafası yerine internet ve internet üzerinden digital yayıncılık var. Ve ben her zaman diyorum, 26 yaşıma kadar internet kullanmamışım. Neyse abi Eindhoven valisi trenle karı getiriyordu en son şehre ve barlar caddesine (&lt;i&gt;Stratumseind&lt;/i&gt;). Burada da 75 tane mekan vardır dedik. Çok kötü müzik çalan yer görmüştüm ama çok kötü müzik çalan bu kadar yan yana mekan görmemiştim. Abi bazen Gasolina filan çalıyor, utanıyorum ya, utanıyorum yani. Bazen diyorum ki, bu Dutchlar dans eden filan insanlar değil, anca sallanırlar, o yüzden leş müzik çalıyorlar. E diyeceksin ki ne işin var mekanda, e ne yapalım karılarda bu müziği dinliyor. Benim dinlediğim müziğin olduğu mekandaki adamı gece sokakta görsen kaldırım değiştirirsin, at hırsızı tipli bir süsü herif, işte marjinal karılar, oranın kitlesi işte. Diğer tarafta yine kimi zaman Eindhoven yerlisi, kimi zaman çevre kasabalardan, semtlerden gelen karılar oluyor ve kötü müzik dinliyor ama işte karılar güzel olunca bir bakalım şöyle diyorsun. E bunun da bedeli kötü müzik, en fazla 2 saat dayanıyorum sadece. Neyse abi müzik kültürünü sonra yazacağız, caddedeyiz caddede.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;iframe allowfullscreen=&#39;allowfullscreen&#39; webkitallowfullscreen=&#39;webkitallowfullscreen&#39; mozallowfullscreen=&#39;mozallowfullscreen&#39; width=&#39;320&#39; height=&#39;266&#39; src=&#39;https://www.youtube.com/embed/qGKrc3A6HHM?feature=player_embedded&#39; frameborder=&#39;0&#39;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Caddede bira şişesi ile cam bardak ile vb. ile yürümek yasak abi. Bilmem
 kaç euro cezası var, ben ceza sokarlarken de gördüm. Yazmış adam oraya,
 caddede vandalizm yaparsan, kırar dökersen, hır gür çıkarırsan, şu şu 
şu kadar cezası var. Çok da ciddi bir olay görmedim zaten öyle, olanlar 
da afedersin göçmendi. Çık Beyoğlu&#39;na abi kaç tane kavga görüyorsun bir gecede. Ha bir de kavga görünce yürü yürü diyenler vardır. Hayır arkadaşım kavga izlenir yahu. İki insanın aslında özüne dönüp alanını korumaya çalışan iki aslan gibi mücadelesi. Tabi biz de aslanlar çakal olduğu için bir taraf kesin kalabalıktır abi ya da arkadaşım bir saniye gelir misin, seninle bir şey konuşacağım, küüüüt. Sadece Perşembe akşamları öğrenci gecesinde, Cuma, Cumartesi kalabalık olur. Bir de diğer günlerde açık olan ancak hiç iş yapayan mekanlar var, bomboş duruyor öyle, kara para aklıyor galiba pezevenkler. Bizim vali sosyal demokrat olduğu için gece saat 12 civarı istasyonda 10 avroya bisiklet satan zencilere bir şey demiyor, istese onu da bitirir, adam bir nevi halk bisikleti yaratıyor, zenci de ne yapsın gitsin adam mı vursun, yolunu buluyor. Gerçi Eindhoven Hollanda&#39;nın suç oranı en yüksek şehirlerinden. Şu an sokağa çıksan bir tane insan göremezsin, görsen nolur. Misal burada kezbanları da çok görüyorsun. Misal ne geçende bir tanesi yeni gelmiş şehre işte bir yerlere gidilecek filan bir yerlerden, saat gece 1-2 filan. işte ben döneyim, çok geç olmadan gideyim, sonuçta bisikletim yok, işte şehri bilmiyorum, işte gece geç saatte gitmek şimdi... içimden ayyyhhh dedim, şark kafası ile garp kafasında olmak bu olsa gerek dedim. bu arada ben türk insanının cahiline de okumuşuna da çok üzülüyorum. çok boş oğlum insanlar. Ha başarılı, çalışkan , çok iyi mühendisler belki filan, iyi yerlere de gelirler ama düşünsel derinlik yok... Buranın coffeshoplarında, turist olmaz, lokal pek olmaz daha çok yabancı öğrenciler, hispanik herifler, işte süpermarkette kasiyer, dönercide garson Türkler, faslı herifler, zenciler, kısaca afedersin göçmenlerdir. Varolan lokaller de zaten oranın müdavimi hayat mücadelesine yenik düşmüş heriflerdir. Bu Hollandalı&#39;lar cigaradan haz etmedikleri gibi, 40 yıllık dostunun elinde bir gün cigara görse, esrarkeş pezevenk der. Şimdi biliyorsunuz Türkiye&#39;de herkes esrar içiyor artık. Ben şu kadar yakalandı bu kadar yakalandı haberlerine pek inanmıyorum. Herkes içiyor lan. Ama heriflere sorsan aaa Hollanda herkes cigara içiyor, sokakta karılar, kanallar, tramvay, lan yürü git. Misal burada öyle sokakta içki de içemezsin, çok nadir sokakta içki içen adam görürsün. Delisi var lan buranın bir tane. Bildiğin köy delisi lan. Unuttum şimdi adını. Tekerlekli sandalyesi var bunun. Merkezdeki kafelerin önünden geçerken bağırır, Hristiyanlığa davet eder insanları, bağırır bağır gider, incil&#39;den filan bir şeyler okuyormuş. Lan heriflerin dine davet eden fanatik dincisi bile farklı ya. Bir kere de 3-5 zenci gördüm merkezde onlar da Jesus Mesus yazmışlar kartonlara, dine davet ediyorlar. Amerika mı lan burası it, ana kıtada Hristiyanlığa davet etmek sana mı düştü piç dedim eheh. Gerçi bu Hollanda&#39;da başka şehirlerde de gördüğüm bir şey ama ben bugün bir haber aldım Orhan Abi bilmiyorum 99% doğru, dün de yazdı gerçi Hollanda&#39;da arkadaşımla da konuştum Hristiyanlık bitmiş. Burada bilmem kaç sene sonra Hristiyanlar azınlık olur. Şu an dahi halkın 42.7%&#39;si herhangi bir dini inanca sahip değil (bkz. ateyist). Neyse sıkıldım lan bir ara devam edeyim bu yazıya, hatırlatın. Gijs nasıl telafuz edilir lan, onu bir söyleyin. Yani o zaman soyadında Asdfghjk amk.&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2013/10/hollanda-ceptr-1-introdaksn.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjuIYG_w74pba_WBed3bIbQLLKSNMicgiM_88r0iLP1oUFSEIHWTZj-ywqZ2-8x0Oed5A2SfOQf7Njl7ScJ8wzzYIrjTSapzn2Z4nX1xLOdGKAy5NyC4YxVEGU6IsxLESf0BRgaCt6EMo8/s72-c/amsterdaminkurtulusu1.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-3909212491583157722</guid><pubDate>Fri, 16 Nov 2012 12:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-11-16T05:01:10.797-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ahmet Kaya</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Atari</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Türkiye</category><title>Uçurtmam Tellere Takıldı</title><description>İlkokulda zaman çürüttüğümüz 1990&#39;lı yıllardayız. Bir nevi karanlık 
çağ her zaman derim. O zamanlar Amiga elimizin altında, eve koşar koşmaz
 başta Super Frog olmak üzere çocukluk eğlenceleri kastığımız 
vakitler... Ha hala aynı çocuğuz ya orası ayrı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir gün
 günlerden Cuma, mevsimlerden kış, 7-11 yaş arası onlarca tanışla 
İstiklal Marşı kuyruklarındayız. Haftanın kapanışını yapacağız 
anlı-şanlı al bayrağımızın önünde. Ama işte o yerinde duramayan kurnaz 
velet yok mu, şeytan dürtmez mi o küçük veleti? Dürter tabi. Velet bilir
 ki, tören demek, tıklım tıklım otobüslerle eve en az yarım saat geç 
gitmek demek, oysa evde bizi bekleyenler var. Velhasıl kurnaz velet 
düşünür, ne yapıyoruz hacı burada, ben şimdi kimseye görünmeden kaçsam, 
bir an önce eve gitsem bizim kurbağa ile maceradan maceraya koşsam, ne 
olur ki?&lt;br /&gt;
&lt;table cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tr-caption-container&quot; style=&quot;float: left; margin-right: 1em; text-align: left;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgGj9o43scvroS90Fb3rSBQVKd4wZBW_2ED4SeayqNtIlhW8ICNGOelXvVBvR_iWOuGuGl9PKNQBJxae4KJK3ZqKeclUkARTTrQU2yA3vcJ42YwfS3wuZCZMRDG_IIwMb4ZMYpLoMEzpbc/s1600/2223_dbs1.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgGj9o43scvroS90Fb3rSBQVKd4wZBW_2ED4SeayqNtIlhW8ICNGOelXvVBvR_iWOuGuGl9PKNQBJxae4KJK3ZqKeclUkARTTrQU2yA3vcJ42YwfS3wuZCZMRDG_IIwMb4ZMYpLoMEzpbc/s1600/2223_dbs1.png&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;tr-caption&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;- bizim kurbağa bu işte, bir daha gelmedi onun gibisi, mario filan anca taşaklarını öper bu abimizin ehe -&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
Cumartesi-Pazar ve akabinde Pazartesi sabahı, 
Cuma akşamı &quot;keh keh keh, hi hih hi&quot; diyerekten, ayağımızda gümüş hal 
hal seke seke belki de götün götün kaçtığımız tören alanına geri döndük.
 Bismissss demeden, sınıf örtmeninin, nerdeydin sen Cuma günü törende bık 
bık bık, gak guk gak diye azarları ve hafif darpı ile karşılaştık. Soracakmış 
bize törenden sonra, müdür muavini Zıttırbık Bey&#39;e gidecekmişiz, 
birlikte, seni serseri seni imişiz. Törende andımız üzerine İstiklal 
Marşı kombosu yaptık, e fatality yapınca tabi Ryu, Ken, Dhalsım, 
Chun-Li, Blanca, Honda ve daha nice unutulmaz karakterin yanına yeni bir
 karakter daha açıldı Zıttırıbık Bey.&lt;br /&gt;
&lt;table align=&quot;center&quot; cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tr-caption-container&quot; style=&quot;margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj7fzvL9Gt1pz72oc0OvVfjBOC5ATMkT5fpNGZ9NKN0YqZxkUOzXcSjjnUHwB1VXNdDuIBU0_1sKr5xpJPZ2jVwOXKJYpKkL5ioGTYQt65EMde8nMqNZiJUEF1bLeuZ_Q1e-NW7svB0OW8/s1600/street_fighter_ii-perfect_end.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: auto; margin-right: auto;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;532&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj7fzvL9Gt1pz72oc0OvVfjBOC5ATMkT5fpNGZ9NKN0YqZxkUOzXcSjjnUHwB1VXNdDuIBU0_1sKr5xpJPZ2jVwOXKJYpKkL5ioGTYQt65EMde8nMqNZiJUEF1bLeuZ_Q1e-NW7svB0OW8/s640/street_fighter_ii-perfect_end.jpg&quot; width=&quot;640&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;tr-caption&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;- andımız üzerine istiklal marşı yaparsan, zıttırbık abi karakteri de ekleniyor bunların arasına ehe -&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
Gittik Zıttırıbık 
Bey&#39;in yanına sınıf örtmenimiz ile, nasıl kaçarmışız, nasıl törene 
katılmazmışız, vatansızmıymışız, hainmiymişiz, neymişiz lan biz alt 
tarafı bir kurbağa zıplatmaya gitmiştik oysa. Zıttırıbık örtmeni, örtmen
 Zıttırıbık&#39;ı fişnekler, kolumdan sürüklene sürüklene Müdür Bey&#39;e 
gideriz. Korku, korku. Ha tabi ülkede mevki yükseldikçe zekanın 
düştüğünü çok sonraları öğreneceğiz. Müdür Bey atarlı, Müdür Bey 
telaşlı, Müdür Bey sinirli, hadi her şeyi geçtim Müdür Bey hede hödö 
diye gaza gelince ağzından tükürükler çıkaran bir adam. Korku damarlarda 
gezse de o kurnaz veledin içindeki &quot;ulan iyi oldu aslında ilk dersi de 
ektik keh keh keh, hih hih hih&quot; arsızlığını mı gördüler bilinmez, 
anasını babasını çağıralım bunun dediler. Aptallık biz de tabi, olayın 
vehametini anlayamadığımızdan ağlamayı unuttuk, oysa çocuk dediğin 
ağlamalı, zırlamalı, üzülmeli ve mutsuz olmalı ki yaptığının yanlış 
olduğunu anlasın, değil mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peder Bey işinden, Valide 
Hanım dükkanından geldiler okula, ulan bari Peder&#39;i çağırsaydın sadece, 
dükkan boş kaldı amk ehe neyse. Müdür Bey&#39;in kapısında bekliyoruz, 
Zıttırıbık Bey ile örtmenim de hazır, okulun tüm yönetim kaynakları 
benim için seferber olmuştu. Peder Bey&#39;in suratında noluyor lan amk 
bakışı, Valide Hanım&#39;da telaş... Biz dışarıda bekledik içerideki 
konuşmayı. İçerideki konuşmanın aslında benimle pek ilgisi yokmuş, 
ailemin okumuş, kültürlü, hedeli hödölü olduğunu görünce muhabbet çok 
uzamamış, ruhun şad olsun Nasrettin Hoca. Zira akıllardaki &quot;Kürt mü bu, 
ailesi mi Kürt? Bölücü mü bunlar, ondan mı kaçıyor bu çocuk törenden&quot; 
sorusu cevaplanmış olmuş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peder Bey tuhaf da olsa aydın 
adamdır. Bana o gün dediği tek şey ve daha çok uzun yıllar boyu benzer 
okul ziyaretlerinde (ehe) diyeceği tek şey şu oldu, &quot;Ah be oğlum, şu üç 
kuruşluk adamlar ile muhattap ediyorsun ya beni, ne diyeyim sana 
alacağın olsun&quot;. Dedim ya Peder Bey aydın adamdır ama biraz tuhaftır 
diye, çok siyaset konuşmaz, bazen üzerine gidersen iyi laf yapar, ama o 
gün kalkıp da ne olduğunu, neden olduğunu bize anlatmamıştır. Üç tane 
darbe görmüş, iki gün önce muhabbet ettiği üniversite arkadaşlarının 
sokaklarda cesetleri ile karşılaşmış bir adamı bir şey anlatmadığı için
 suçlayamam. Ama artık küçük velet için törenden kaçmak, vatan hainliği,
 serserilik ve Kürt olmaktır, daha kötüsü Peder Bey&#39;i işinden gücünden 
getirip üç kuruşluk adamlarla muhattap etmektir ehe.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O 
zaman anlayamıyorsun tabi, yazının başında karanlık çağdayız dedik zaten
 değil mi, dedik dedik. İşte o karanlık çağ da aslında her an anlatıldı o
 velete, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü, öcü Kürt kavramı, biz 
istedik mi sike sike o tören alanında olacağımız. Kürtçeden bahsedilmedi
 tabi Kürtçe diye bir dil olmadığı için ehehe.&lt;br /&gt;
&lt;table align=&quot;center&quot; cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tr-caption-container&quot; style=&quot;margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhNNlFFZVfrXMlHjm23g0utyhn_T1Qq4ztrBc45txE7RiPoZj7VG3OzpfDaOIPsv6PNSl4Xepq3LIYhySqbrvqhQur7r-q0ekq_waNWyyot71cAYRfjfDExxoG51jIwbUzHC2Mwxamvtos/s1600/King-Edgar-and-Christ-in--007.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: auto; margin-right: auto;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;384&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhNNlFFZVfrXMlHjm23g0utyhn_T1Qq4ztrBc45txE7RiPoZj7VG3OzpfDaOIPsv6PNSl4Xepq3LIYhySqbrvqhQur7r-q0ekq_waNWyyot71cAYRfjfDExxoG51jIwbUzHC2Mwxamvtos/s640/King-Edgar-and-Christ-in--007.jpg&quot; width=&quot;640&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;tr-caption&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;- haydi eller havaya, karanlık çağ için geliyor -&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
Geçen sene bu
 aralar, bu minvalde yetişen bir başka velet dostum, yönetmen dostum 
Ercan ile oturduk. İhtiyar yatmış, yeni entel imajı ile Burhan Dayı 
&quot;naaptın&quot; deyip içeri gitmiş, ben de Erdinç dostuma &quot;Kalk &lt;b&gt;yer&lt;/b&gt;(in)&lt;b&gt;e&lt;/b&gt;
 yat&quot; demiştim. Uzun süre sonra dönmüşüz memlekete, Jamaika&#39;dan yöresel 
lezzetler duruyor masanın üzerinde. Ercan dostum her zaman olduğu üzere 
büyük bir şefkat ve aşkla kendi elleri ile hazırlamış. Kaynanam 
seviyormuş be! Vatana dair özlemden midir bilinmez, vatan özlemine dair 
konuştuk, vatan özlemi ile ölenlere dair konuştuk. O gün laf lafı açtı, 
döndü dolaştı 1999 yılının 11 Şubat akşamına geldi. Klasik tabiri ile bu
 toprakların yetiştirdiği en büyük sanatçılardan, üstelik en büyük halk 
sanatçılarından birinin nasıl sürgün edildiğini, nasıl vatan haini ilan 
edildiğini ve ne yazık ki bizim de buna nasıl inandığımızdan, nasıl 
kandığımızdan konuştuk. Ama Ercan Dostum dedim, daha karanlık 
çağlardaydık, ne olduğunu anlamadığımız günlerdeydik, istemeden 
oldu... Bugün öyle değiliz! dedim... Neden sonra kendini affetmiyor 
musun abi dedim, affetmiyorum be abi dedi.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugün 16 
Kasım 2012, bundan tam 12 sene önce bu ülkede bir halk sanatçısı kendi 
dilinde şarkı söylemek istediğini için sürgün edildi, yalnızlığa mahkum 
edildi, ölüme terk edildi. Tüm bunlar sistematik bir biçimde devlet 
eliyle yapıldı, yaptırıldı. Biz de haa öyledir dedik... O nedenle ben de bilemedim
 kendimi affetsem mi etmesem mi...&amp;nbsp; </description><link>http://asimarti.blogspot.com/2012/11/ucurtmam-tellere-takld.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgGj9o43scvroS90Fb3rSBQVKd4wZBW_2ED4SeayqNtIlhW8ICNGOelXvVBvR_iWOuGuGl9PKNQBJxae4KJK3ZqKeclUkARTTrQU2yA3vcJ42YwfS3wuZCZMRDG_IIwMb4ZMYpLoMEzpbc/s72-c/2223_dbs1.png" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-320539955742180153</guid><pubDate>Sat, 29 Oct 2011 00:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-28T17:46:07.691-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Portakal Suyu</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Satranç</category><title>Portakallı Muhabbetler / Konu: Satranç</title><description>* Abi geçenlerde Alman ile satranç oynuyoruz, kafamız da güzel, oğlum duman ettim lan adamları.&lt;br /&gt;
- Haha hadi ya hehehe Türk&#39;e bak demiştir Alman hehehe iyi iyi&lt;br /&gt;
* Oğlum hatta birara adam &quot;Man, you are playing so serious.&quot; dedi.&lt;br /&gt;
- Ha ne dedi yani.&lt;br /&gt;
* Ciddiye alıyorsun dedi oğlum işte.&lt;br /&gt;
- Ha çok mu düşünüyordun?&lt;br /&gt;
* Yok lan takır takır oynuyordum.&lt;br /&gt;
- Ha atak oynuyordun, e abi çok atak oynamışsın sen de ama.&lt;br /&gt;
* E ne yani atak oynamayayım mı?&lt;br /&gt;
- E abi hani işte &quot;seviyemiz belli&quot; ona göre oyna demek istemiş belki adam.&lt;br /&gt;
* Abi amacı karşı tarafın kralını öldürmek olan bir oyundan bahsediyoruz.&lt;br /&gt;
- Hehehehe&lt;br /&gt;
* Ehehehehe...&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;http://th09.deviantart.net/fs42/PRE/i/2009/121/6/4/Gods_of_War_by_ABHEL.jpg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;357&quot; src=&quot;http://th09.deviantart.net/fs42/PRE/i/2009/121/6/4/Gods_of_War_by_ABHEL.jpg&quot; width=&quot;640&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
*...Abi
 biz burada beyazların ve siyahların binlerce yıllık savaşından 
bahsediyoruz. Bizim ordumuz var, atlarımız var, fillerimiz var, inşaa 
ettiğimiz kalelerimiz var. Kendisini kralı için feda edecek 8 tane er ve 
erbaşımız var. Hepsinin başındaaa sağ kolumuz vezirimiz var. Amaç 64 
kareden oluşan o savaş meydanından sağ çıkabilmek. Şimdi sen bana 
diyorsun ki, e çok saldırmışsın abi, ne yapsaydım oturup askerlerimin 
teker teker ölümünü mü izleseydim ehehe&lt;br /&gt;
- Abi satrancı bile büyük bir nefretle oynayan gerçekten hasta ruhlu bir adamsın sen hehe ne olcak abi çok saldırmasan.&lt;br /&gt;
*
 Satranç lan bu, çok fazla kasmadan oyna gibi bir şey nasıl olacak lan 
amk eheh zaten bir kere sen karşıma oturuyorsan satrançta, bir kere 
savaşmayı kabul ediyorsun arkadaş, artık senle ben düşmanız. Ben bu 
oyunun felsefesini yaşıyorum dostum!&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
- Neyse siktir et ben satranç bilmem ehehe&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2011/10/portakall-muhabbetler-konu-satranc.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><thr:total>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-1188370113262817732</guid><pubDate>Thu, 29 Sep 2011 22:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-09-29T15:58:52.136-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">KaraKarga</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Serbest Atış</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İstanbul</category><title>KaraKarga</title><description>&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; font-family: inherit; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjshKxskMZHuqVe0OnjlcbFWQ1r30VOe8cKv0lvEZQ67Ag5Y7dtMleAK1q0GVOnBtxcsbSaue0HgdaCZJWv673mZDTz7_29nipR8TPQAw8bjtQ3w5ibMgxSMpgyKcorM3TTpPUNsPAm4jPz/s1600/kuzgun.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjshKxskMZHuqVe0OnjlcbFWQ1r30VOe8cKv0lvEZQ67Ag5Y7dtMleAK1q0GVOnBtxcsbSaue0HgdaCZJWv673mZDTz7_29nipR8TPQAw8bjtQ3w5ibMgxSMpgyKcorM3TTpPUNsPAm4jPz/s320/kuzgun.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;color: black; font-size: x-small; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;color: black; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;&quot;&gt;Benim bir karga hikayem vardı değil mi? Sene 2008, mezuniyete sayılı günler kalmış, sıkıntılı bir bahar günü. Hava parçalı bulutlu, güneş yerini her an yağmura bırakabilir gibi görünüyor ama yağmur yağmayacak, tek olayı bu havanın sıkıntı vermesi. Hangi dersin bilmem ama bir dersin notlarını çektirmek üzere, Barbaros Bulvarı&#39;nı tıngır mıngır, hoplaya zıplaya inmişim. Beşiktaş bildiğiniz gibi nereye baksanız genç, gözlerinden ışık saçan gençlik, kırmızı ışıkta bekleyen bir ordunun neferleriydi onlar! Gözün alabildiği her yere park etmiş sarı taksiler, İstanbul&#39;un gerçek hakimi dolmuş şöförleri. Bu arada taksi ve dolmuş şöförlüğünün de bir kafası var, bir kafası var, onu sonra konuşuruz ehe. Hani her üniversite civarında öbeklenmiş bir fotokopi endüstrisi olur ya, bacasız sanayi, ve bazılarında her dersin notu olur... İşte onlardan birine girdim, her zaman olduğu gibi &quot;ulan şu fotokopiye ne para harcadık be amk&quot; dedim, notlarımı aldım çıktım. O sırada önce burnum sonra gözüm yanı başımdaki Simit Saray&#39;ında fırından yeni çıkmış simitleri farketti. Fotokopiciden aldığımız bozukluklar ile 2 simit parası denkleştirip, el yakan nimete kavuştuk. (Ali&#39;nin 100 lirası var. Ali 100 lirasının 3/5&#39;ini fotokopiciye veriyor. Ali daha sonra kalan parasının 2/3&#39;ile simit alıyor...) Barbaros Bulvarı dediğin yer dünyanın inmesi en keyifli, çıkması en zor yokuşudur, zaten bence adı Barbaros Bulvarı değil de Barbaros yokuşu olmalıydı, eğer bir günü bir gün Barbaros Abi&#39;ye küfretmediysek de kendisine olan sonsuz saygımızdandır, kendisi Akdeniz&#39;in en büyük korsanı, Osmanlı Kaptan-ı Derya&#39;sı Barbaros Hayrettin Paşa&#39;dır! Suç Barbaros Abi&#39;nin değil, onun ismini bu yokuşa verenlerindir. Neyse çıkıyoruz yokuşu simitleri de yiyemedik, çok sıcak. Bir yandan da elimizde çirkin çirkin fotokopi notlar. Sonra bir anda sanki kapkaça uğramış gibi üzerime ani bir saldırı geldi. Simitler elimden yere düştü, bok oldu, notlar desen yere düştü, bok oldu. Kafamı kaldırdım, karşımda bir karakarga, ağzında bizim simidin yarısı, löpür löpür götürüyor, simit sıcak diye o da temkinli ama. İster istemez ağzımdan &quot;orospu çocuğu&quot; kelimesi çıktı, O ise hiç aldırış etmeden simidi yemeye devam etti.&amp;nbsp;Bilemiyorum bu kargalar biliyorsun 500 sene yaşıyor derler (Abart abart 1000 sene yaşıyor derler, 2000, 3000, bugüne kadar yaşayan en uzun ömürlü canlı!), belki de yıllar önce yollarımız bir yerde kesişmişti, yılların rövanşı o gün alınmıştı, belki de yıllar sonra bir gün ben intikam alacağım. Kusura bakma karakarga dostum ama biz seninle artık ölene kadar düşmanız. (Son cümlenin bir benzeri için bakınız Klişe Hikayeler, sırtında akrep taşıyan kurbağa, akrebin onu sokması vs. vs.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2011/09/karakarga.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjshKxskMZHuqVe0OnjlcbFWQ1r30VOe8cKv0lvEZQ67Ag5Y7dtMleAK1q0GVOnBtxcsbSaue0HgdaCZJWv673mZDTz7_29nipR8TPQAw8bjtQ3w5ibMgxSMpgyKcorM3TTpPUNsPAm4jPz/s72-c/kuzgun.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-3382002374379392748</guid><pubDate>Sun, 22 May 2011 03:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-05-21T20:31:59.825-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Serbest Atış</category><title>Mayıs Sıkıntısı</title><description>Aslında pek de bir sıkıntı olduğu yok, Nuri Bilge Ceylan&#39;a gereksizce selam gönderme isteğiydi bendeki. Geçtiğimiz günlerde kadim dostum Cem ile birlikte çocukluğumuzun ve gençliğimizin geçtiği Bornova Anadolu Lisesi&#39;ne bir uzanalım dedik. Mezun olmamdan bu yana 8, en son ziyaretimden bu yana 7 yıl geçmişti, dile kolay. Bizim zamanımızın kuş uçmaz kervan geçmez, adam kessen kimsenin ruhu duymaz mekanıydı Bornova Anadolu. Ağaçlı yolda bir yandan yürürken bir yandan bir araç motoru sesi ile arkamızı döner, belki biri alır diye otostop çekerdik. Kimi zaman eski bir mezuna, kimi zaman &quot;benim oğlan da burada okudu, tanır mısınız Osman Bilmemne, gerçi bizim oğlan mezun olalı 15 sene oldu ama&quot; tarzında babalara rastlardık, kimi zaman kamyon arkasında maceralı, kimi zaman ise tüpçü kasasında &quot;ateşle yaklaşma&quot; uyarılı yolculuklar yaşardık. Velhasıl, o zamanlar eskide kalmış, şimdi bir taraf IKEA, bir taraf Ege Üniversitesi Öğrenci Köyü, kuş uçmaz kervan geçmez yer otobana dönmüş, ağaçlı yolda dört yol ağzı, dört yol ağzında trafik ışıkları ve gözle gördüğümüz her yerde değişik binalar, yapılar vesaire... Ve belki de hayattaki en enteresan his, hüzünle karışık gülümseme. Bizim zamanımızdan kalan az miktarda hoca, onlarında üzerinden yıllar geçmiş bir miktar. Koruluğa gittik, Cem&#39;in kendi elleri ile sıktığı &quot;portakal sularını&quot; içtik, eğer gömdüğüm yeri hatırlasaydım 8 senelik bir Efes Güneşi bile içebilirdik... Okulda dolaşırken kendimizi o kadar genç hissettik ki anlatamam. Oysa yıllar yıllar önce biz okula gelen mezunlarla taşak geçen veletlerdik, &quot;Ne işin var lan hala okulda siktir git artık, kaç yaşına gelmişsin&quot; derdik. Eminim aynı sözleri bize söyleyenler olmuştur, hey gidi hey heh heh&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu aralar çok farklı kafalardayım. Uzun süredir yaşadığım, yaşamaktan öte büyüdüğüm ve karakterimin şekillendiği İstanbul&#39;u bırakıp, çok önceleri yaşadığım İzmir&#39;e geri döndüm. İçimde bir dinginlik, ruhumda bir ermişlik, ama yine de şefini kaybetmiş bir orkestranın hüznü, yüzümde ise Charlie Chaplin gülüşü var. En çok da dostlardan ayrılmak koyuyor. Önceleri Samert&#39;i, sonraları Mister Mo&#39;yu gönderdik ve kaybettik, ben burada grupla kalan ve dostlara el sallayan adamlardan biriydim, şimdi ise giderken gruba el sallıyorum, tuhaf biraz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hemen hemen 3 senedir çalışıyordum, öyle böyle çalışmakta değil, bildiğin it gibi çalışıyordum. İşi, gücü, iş tecrübesini, kurumsal hayatın incelikli yollarını siktir edersek, çok iyi adamlar tanıdık lan, bir Okan, bir Yalçın, bir Doprah az buz adamlar değil, çok özleyeceğim piçleri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konudan konuya atlayayım, geçtiğimiz haftalarda içimde bir &lt;i&gt;&lt;a href=&quot;http://en.wikipedia.org/wiki/The_Catcher_in_the_Rye&quot;&gt;Catcher in the Rye&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;okuma isteği vardı. Her ne kadar daha önce Türkçe&#39;sini okumuş olsam da, Su&#39;nun getirdiği orijinal dilindeki halinden okumak çok daha güzeldi. &lt;a href=&quot;http://en.wikipedia.org/wiki/J._D._Salinger&quot;&gt;J.D. Sallinger&lt;/a&gt;&amp;nbsp;Abi&#39;ye şuku vermeye gerek yok sanırım? Benim lafı getirmek istediğim nokta aslında başka. Su&#39;nun bana getirdiği kitap yılların izini, anılarını ve okunmuşluğunu taşıyan eski bir kitaptı. Ben eski kitap kokusunu unutmuşum biliyor musunuz? Eski kitap kokusu beni bir anda çocukluğuma ve çocukluğumdaki enteresan bir mekana götürdü. O zamanlar bizim evin hemen yanındaki sokakta bir eski kitapçı vardı. 20 metrekare bir dükkan, içeride gözle görülen her yer kitap, yerden tavana, duvardan duvara, bir de yaşlı bir kitapçı amca, bir de 7-8 yaşında kitap müdavimi bir çocuk. Bir kitabı 2 liraya alır, 1 liraya geri satardın kitapçı amcaya, üzerine 1 lira daha koyup yenisini alırdım. Ben Jules Verne&#39;in bütün kitaplarını o amca sayesinde okudum ve her kitapçıya gidişimde 70-80 yaşındaki o adam ile kendi çapında edebiyat muhabbeti yapan bir çocuktum. Bir gün yine elimde üzerine bir miktar daha koyup yenisini alacağım eski kitabım, kitapçı amcanın yolunu tuttum. Bir kaç adam dışarıya koli koli kitap taşıyordu. Önce çocuk olduğum için olan biteni mal mal izledim bir süre, bir abinin yanına yaklaşıp Türkçe meali ile &quot;Ne iş?&quot; diye sordum sonra. Sizin anlayacağınız bizim kitapçı amca ölmüştü, ulan bu yaşımda aklıma geliyor o gün dün gibi, hala üzülüyorum. Ben sonraki 20 senede tek bir kişi hatırlamıyorum ki sürekli olarak kitaplar üzerine konuşayım, hatırlamıyorum be abi. Çocuk aklımla sonraki günlerde gittim kitapçı amcanın dükkanına, bir Türkiye klasiği olarak camlar gazete ile kaplanmıştı, kapıya kilit vurulmuştu. Bayağı bir öyle kaldı dükkan, içimde hep bir umut vardı kitapçı amcanın yerine birileri gelecek, kitapları ve kitapçı amcayı konuşacağız diye. Bir süre sonra dükkan tekrar açıldı, yazık ki hayallerimdeki gibi değildi, artık o dükkan tost, ayvalık tostu, kumru ve hamburger yapan sikko bir büfeydi...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nuri Bilge Abi&#39;ye selam edelim, onunla başladık, hafif sıkıntılı bol hüzünlü bir yazı oldu...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dip Not: Bu yazıya BAL&#39;da çekildiğimiz fotoğrafları koyacaktım. Cem ile portakal sularımızı içerken dedim ki, &quot;Oğlum bak birine fotoğraf çektirelim ama unutmayalım bak haaa&quot;, elbette unuttuk, o anı ölümsüzleştiremedik. Bu yüzden fotoğraf koyamıyorum hay amk ne diyeyim...</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2011/05/mays-sknts.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><thr:total>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-8728465380844136459</guid><pubDate>Tue, 05 Apr 2011 13:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-04-05T06:50:19.618-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Serbest Atış</category><title>Nisan</title><description>Nisan ayı, 1 Nisan dolayısı ile hızlı başlayan bir aydır, içerisinde şakalar ve komiklikler barındırır. 1 Nisan sabahına her zaman olduğu gibi, gözü kapalı yatağımdan kalkıp kıçımı kaşıyarak banyoya doğru yürümeyle başladım. Banyonun ışığına bastım yanmadı, musluğu çevirdim su akmadı. İstanbul&#39;un orta yerinde elektrik yoktu, binalar genelde eski olduğundan ve su pompası ile çalıştığından su da yoktu. Her sabah aldığım duşumu almayı bırak, yüzümü dahi yıkayamadım, son sifon hakkımı göz yaşları ile harcadım. Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş.&#39;i (kısaca BEDAŞ) aradım açan olmadı. 186 Alo Elektrik&#39;i aradım cep telefonumdam hırlama gürleme amaçlı. Telefona çıkan şaşırtıcı derecede kibar operatör cep telefonundan aradığım için Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım A.Ş.&#39;nin (AYEDAŞ) düştüğünü, eğer ev telefonundan ararsam BEDAŞ&#39;a ulaşabileceğimi söyledi. Beyefendi dedim, &quot;Elektrik olmayınca ev telefonu da çalışmıyor, arayamıyorum ki?!&quot;. Birlikte gülmeye başladık, al sana şakalar ve komiklikler dolu bir 1 Nisan. Saçlarım rezil bir biçimde, kendimi alabildiğine pis hissederek otoparka doğru yürüdüm, e otoparkın kapısı da elektrikli anasını satayım, taksi ile gideceğiz işe buyur burdan yak. Özet geçersem, yıl 2011, yer İstanbul&#39;un orta yeri Beşiktaş ilçesi, hafta içi bir iş günü, saat sabahın 8&#39;inden 10&#39;una kadar elektrik kesilen yerler Arnavutköy, Etiler, Bebek, Levent, 4. Levent. Maaşımın yarısı vergi, yetmiyor üzerine fahiş fiyattan satın da alıyorum elektriği, ancak tüm bunlar bana elektrik olarak dönmüyor, dönemiyor. Yazık üç nokta.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgvHDYAStJ5PjUeqIdocZO3ZrJXV9dH0psRa8Rlhg__QOTKAWU_H-fM732dCsW5qGWi2hoVzMYSn38Wc8MuA2TEltvhiNl_2R9MliKPvXVOfyjh20HZuGUEekg-jVFGfhLkPBOIJkx5vt4/s1600/fft20_mf70213.Jpeg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgvHDYAStJ5PjUeqIdocZO3ZrJXV9dH0psRa8Rlhg__QOTKAWU_H-fM732dCsW5qGWi2hoVzMYSn38Wc8MuA2TEltvhiNl_2R9MliKPvXVOfyjh20HZuGUEekg-jVFGfhLkPBOIJkx5vt4/s1600/fft20_mf70213.Jpeg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bugün İstanbul Amerikan Konsolosluğu&#39;ndaydım. Bilmeyenler için konsolosluk hemen sağda görüleceği üzere, İstanbul&#39;un İstinye semtinde yer alan, ortaçağ kalesi benzeri bir kartal yuvası. Topla, tankla bile zor yıkılacağını tahmin ettiğim sıra sıra yüksek duvarlara, içeriye Amerikalı&#39;dan habersiz bir böceğin bile giremeyeceği güvenlik önlemlerine sahip bir yer. Neyse efendim sabahın köründe gittik, etrafında doğru düzgün bir şey olmadığından nereye park edeceğiz arabayı diye bakınıyorum. Resimde görüleceği üzere konsolosluğun solundaki varoş semte park ederiz diye düşünüyorum. Neden sonra konsolosluk kapısına yakın bir yer buldum ve arabayı park ettim. Yalnız biraz uyuz oldum, &quot;Çok yakın değil mi lan, aman siktir et bir sürü araba var, bizimkini mi çekecekler?&quot; şeklinde yurdum düşünce sistemini benimsedim. Erken gelmemden mütevellit, pek sıra beklemeden çeşitli güvenlik kontrolleri, asansör (kaç kat çıktığınızı bilemiyorsunuz enteresan bir ayrıntı) ve kolidorlar ile 15-20 dakika içersinden vize bölümüne geldim. Ortam sıkıntılı ve bir tuhaf dostlar, güvenlik had saffada olduğundan bir geriliyorsunuz. Sıra numaramı aldım ve beklemeye başladım, önümde pek fazla kişi olmadığından kısa bir süre sonra sıranın bana gelmesi için önümde sadece 1 kişi kalmıştı. O sırada ruhani bir etki ile kulağım güvenliğin telsizine takıldı, &quot;Şüpheli araç bursa adana bursa 71, ***boğuk ses ile bir şeyler daha***&quot;&quot;. Yerimden zıpkın gibi fırlayarak güvenliğe koştum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Pardon biraz önceki anons benim aracımın plakası idi galiba.&lt;br /&gt;
* Ne senin aracının plakası? Ha evet o, koş sen koş arabayı çekiyorlar.&lt;br /&gt;
- E sıra gidecek.&lt;br /&gt;
* Boşver sırayı, tekrar dönersin, koş arabayı kurtar, eğer çekerlerse Silivri&#39;ye çekerler, gidip alamazsın vallahi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
diyaloğu sonlanır sonlanmaz koşmaya başladım. ABD Konsolosluğu&#39;nun uzun kolidorlarında, asansörlerinde ve güvenlik noktalarında &quot;koşan adam&quot;&#39;dım. Koşarken bir yandan düşünüyordum, &quot;Ulan şimdi bu adamların güvenlik merkezinde acil durum olmuştur, koşan bir deli var diye, &quot;Who the fuck is he?! Zoom the camera.&quot; şeklinde konuşmalar geçmiştir, koymasınlar lan head-shot&#39;ı?!&quot;. Neyse efendim, yeni bir dünya rekoru kırarak arabanın yanına ulaştım. Daha 30-40 dk önce etrafında bir sürü araba ile birlikte park edilmiş dururken, şimdi tek başına mağrur bir görüntüsü vardı. Arabayı &quot;inşallah döndüğümüzde tek parça buluruz&quot; düşüncesi ile&amp;nbsp;varoşların daha da varoş kısımlarına&amp;nbsp;park ederek, konsolosluğa döndüm. Artık tecrübeli olduğumdan çeşitli güvenlik noktalarından, asansörlerden ve kolidorlardan kendimden&amp;nbsp;daha&amp;nbsp;emin bir şekilde geçiyordum. Uzatmayayım vizeyi aldık ve pasaportu teslim edecekleri adresi bildirmek için UPS standına yöneldim. Bir akşam öncesinde&amp;nbsp;Şuşu (aka &lt;a href=&quot;http://bellatrixbegins.blogspot.com/&quot;&gt;http://bellatrixbegins.blogspot.com&lt;/a&gt;) Teşvikiye&#39;deki yılların Poyracık Sokağı&#39;nın isminin Prof. Dr. Müfide Küley olarak değiştirildiğini, ancak insanların buna bir türlü alışamadığından sokağın iki isminin bir arada kullanıldığını anlatıyordu. Müfide Küley Ablacığım toprağın bol olsun ama ismine dakikalarca güldüm, sinirim bozuldu. Her ne kadar saygın bir Cumhuriyet Figürü olsan da ismin sokak ismi olmaya uygun değil. Ne bileyim Gak Guk Hastanesi Müfide Küley Yeni Doğan Klinik&#39;i olsa sesimi çıkarmayacağım da sokak ismi olmamış. Lafı nereye getireceğim, UPS standında sıramın gelmesini bekliyorum. Hemen önümdeki orta yaşlı abla adresini veriyor; &quot;Poyracık Sokak, yalnız şimdi bir de Müfide Küley Sokak diye geçiyor, ikisi birden kullanılıyor, gak, guk&quot;. Beni bir gülme krizi aldı hatta öyle ki etraftan garip garip bakanlar oldu, olayları kameradan izleyen güvenlik merkezindeki elemanlar eminim &quot;Who the fuck is he? What the hell are you laughing?&quot; diyorlardı. Bir insanın hayatı boyunca duymadığı bir ismi, iki gün üst üste, birbirinden tamamen alakasız iki kişiden, birbirinden tamamen alakasız iki ortamda duyması cidden tuhaf bir tesadüf. Bu arada ABD İstanbul Konsolosluğu çalışanları bayağı sıcak ve samimi insanlar, daha önce hiç bir konsoloslukta bu kadar iyi niyetli vize memurları görmemiştim. Konsolosluğun sıkıntısı aşırı derecedeki güvenlik önlemleri ve kendini CIA, Bordo Bereli, Özel Tim vs. sanan güvenlik elemanları ki bunun nedeni de hepsinin Türk olması.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu aralar kendimi geliştirmeye daha fazla vakit ayıracağımdan, sosyal medya ve blog&#39;da pek yazamıyorum. Ancak ara ara kafama göre takılmaya devam edeceğim.</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2011/04/nisan.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgvHDYAStJ5PjUeqIdocZO3ZrJXV9dH0psRa8Rlhg__QOTKAWU_H-fM732dCsW5qGWi2hoVzMYSn38Wc8MuA2TEltvhiNl_2R9MliKPvXVOfyjh20HZuGUEekg-jVFGfhLkPBOIJkx5vt4/s72-c/fft20_mf70213.Jpeg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-4752306029970723702</guid><pubDate>Tue, 01 Mar 2011 20:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-01T12:36:08.188-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Serbest Atış</category><title>Mart</title><description>Bu aralar &quot;onu mu yapsam, bunu mu yapsam, en iyisi hiç bir şey yapmasam&quot; felsefesinde, pek bir şey yapmıyorum. Bir şeyler yapmak gerekli ama... Portakal suyunun yaşamımıza etkisi büyük, her gün eve geliyorum öyle kitleniyorum. İzmir&#39;de 2 aylık bir detoks iyi gelecektir, yalnız bildiğin Hollanda&#39;ya taşınıyorum lan ha ha ha&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugünkü iddalı ve egosantrik aforizmamı söyleyip kaçıyorum;&lt;br /&gt;
&quot;Eğer bir asker olsaydım savaş kahramanı olacak kadar cesur ve aynı zamanda bir o kadar salak olurdum.&quot;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2011/03/mart.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><thr:total>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-8738763719530539627</guid><pubDate>Wed, 29 Dec 2010 13:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-12-29T05:55:01.847-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Google</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İnternet</category><title>Google Yeni Yıl Doodle&#39;ları...</title><description>Anlamsız bir şekilde Google Yeni Yıl Doodle&#39;larını bir araya toplama ihtiyacı duydum. Aşağıda 2000 yılından itibaren 1 Ocak tarihinde ekranları süleyen Google Doodle&#39;ları mevcut.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Anlamsız yorum;&lt;/i&gt; 2005 bayağı bir vasat kalmış sanki?&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Anlamsız gerçek: &lt;/i&gt;2002&#39;den itibaren Doodle&#39;ın içinde ilgili sene belirtilmiş ve 2008&#39;de aynı zamanda TCP/IP&#39;nin 25. yılı kutlanmış. &lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Anlamsız istatistik:&lt;/i&gt; Doodle&#39;ların 66.67%&#39;sinde en az bir tane hayvan var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjSsX9GZ0pzhFRkgcPpy_B_8INHlNr0sILVoAk2FO7sqd_bk2WJ4nCXHyGUVFFhmJ721cUfCXRvy3iPgJ6eTMzF7QnXbdYZGgKjJ6QEPbNWFXxGf_Vr7_PrgssnwAnkgz252pYxU-lNH3w/s1600/12-29-2010+3-32-34+PM.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjSsX9GZ0pzhFRkgcPpy_B_8INHlNr0sILVoAk2FO7sqd_bk2WJ4nCXHyGUVFFhmJ721cUfCXRvy3iPgJ6eTMzF7QnXbdYZGgKjJ6QEPbNWFXxGf_Vr7_PrgssnwAnkgz252pYxU-lNH3w/s1600/12-29-2010+3-32-34+PM.png&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/12/google-yeni-yl-doodlelar.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjSsX9GZ0pzhFRkgcPpy_B_8INHlNr0sILVoAk2FO7sqd_bk2WJ4nCXHyGUVFFhmJ721cUfCXRvy3iPgJ6eTMzF7QnXbdYZGgKjJ6QEPbNWFXxGf_Vr7_PrgssnwAnkgz252pYxU-lNH3w/s72-c/12-29-2010+3-32-34+PM.png" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-7652783564913373760</guid><pubDate>Wed, 29 Dec 2010 09:56:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-12-29T02:02:06.186-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Boş Muhabbet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Görsel Sanat</category><title>Don Seçiminde Kadın ve Erkek</title><description>&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;b&gt;Kadınların iç çamaşırı seçiminde izlediği yol...&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj33KA33tfP9sVXgo9CBfzxLKoKU0jhzq2sF7T4yrIHCRHNoM9U9-SxA7RRTfi0C5uUiY_vkGV1aBaYKt8eVNkaAt__g46lTUQLephu5AjwLdQ77gX24Pv2zbtH3qRB9_UhgnIW1eEXffM/s1600/wvsm_w.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;640&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj33KA33tfP9sVXgo9CBfzxLKoKU0jhzq2sF7T4yrIHCRHNoM9U9-SxA7RRTfi0C5uUiY_vkGV1aBaYKt8eVNkaAt__g46lTUQLephu5AjwLdQ77gX24Pv2zbtH3qRB9_UhgnIW1eEXffM/s640/wvsm_w.jpg&quot; width=&quot;452&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;b&gt;Bu da erkeklerin iç çamaşırı seçiminde izlediği yol...&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjQr6twQ1iXgHolX-2dc15aHc6jnMNgV3wWjOqNz6NYyVBWoUC7tosKIJwUQBB0d4aWRFnlF3rxpf3oMNCtD6f1e6S-1QIGmiDirtOFzPGvuDI8-KWDSO7x5c3337ysuegmw0pVuLp-HDA/s1600/wvsm_m.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;640&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjQr6twQ1iXgHolX-2dc15aHc6jnMNgV3wWjOqNz6NYyVBWoUC7tosKIJwUQBB0d4aWRFnlF3rxpf3oMNCtD6f1e6S-1QIGmiDirtOFzPGvuDI8-KWDSO7x5c3337ysuegmw0pVuLp-HDA/s640/wvsm_m.jpg&quot; width=&quot;451&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp; * &lt;a href=&quot;http://www.csectioncomics.com/&quot;&gt;C-Section Comics&lt;/a&gt;&#39;de beğendim&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/12/don-seciminde-kadn-ve-erkek.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj33KA33tfP9sVXgo9CBfzxLKoKU0jhzq2sF7T4yrIHCRHNoM9U9-SxA7RRTfi0C5uUiY_vkGV1aBaYKt8eVNkaAt__g46lTUQLephu5AjwLdQ77gX24Pv2zbtH3qRB9_UhgnIW1eEXffM/s72-c/wvsm_w.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-8841310620634620343</guid><pubDate>Sun, 26 Dec 2010 18:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-08T08:55:02.141-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Mimar Sinan</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Mimari</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ortaköy</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İstanbul</category><title>Kültür Başkenti Serisi / Ortaköy Hamamı Bölümü</title><description>&lt;i&gt;Bir ara oturup ciddi ciddi Ortaköy ile ilgili bir yazı yazacağım. Sahilden, Ortaköy Camii&#39;nin hemen yanından bakıldığından ne kadar güzel bir semt olduğunu, ama gerçekte ne kadar boktan bir semt olduğunu uzun uzun anlatacağım.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: left;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjDTcG_lACKPypwQWI9W-fCen2YBb6p7Vc1iZTiw8rAFLya7Azh679CoeL98fZoQi6Q_CQw5iPlIDg9ypucunMGK1fUI6koY9yAelf3AUDrFvQoAmpsJFyKMEO1_bDZebVa-0hyphenhyphenUIb7QdQ/s1600/ortakoy_hamami_1.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;236&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjDTcG_lACKPypwQWI9W-fCen2YBb6p7Vc1iZTiw8rAFLya7Azh679CoeL98fZoQi6Q_CQw5iPlIDg9ypucunMGK1fUI6koY9yAelf3AUDrFvQoAmpsJFyKMEO1_bDZebVa-0hyphenhyphenUIb7QdQ/s320/ortakoy_hamami_1.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Yandaki yapı genellikle Ortaköy Hamamı olarak bilinen, Hüsrev Kethüda Hamamı. Mimariden, estetikten anlamanız önemli değil, Ortaköy&#39;de yürürken kafanızı kaldırın, etrafınıza şöyle bir bakın, görür görmez,&amp;nbsp; &quot;ne güzel bir yapı yahu, kim yapmış oğlum bunu&quot; dersiniz. Ne de olsa Koca Sinan&#39;ın eseri, tahminen 450-460 yıldır sadeliğinin ihtişamı ile yerinde duruyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgXKUeUT_aU5ziDfD5olvOzDNWvdoi78uiGL8-uUrR3Erc0ulvzH2MmXdoplUw3u4jROjHAM5Dd_PZ6L1pW0TlUdTTcdsQpJSGF4qrmxsD-vCyv0O4-bormnSo_kMqEVZGqHlLWEhGPFDM/s1600/ortakoy_hamami_2.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;240&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgXKUeUT_aU5ziDfD5olvOzDNWvdoi78uiGL8-uUrR3Erc0ulvzH2MmXdoplUw3u4jROjHAM5Dd_PZ6L1pW0TlUdTTcdsQpJSGF4qrmxsD-vCyv0O4-bormnSo_kMqEVZGqHlLWEhGPFDM/s320/ortakoy_hamami_2.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;İlk başta su yok gerekçesi ile hamam faaliyetine son verildi.  Sonraları restoran/bar karışımı mekanlara kiralandı. Mimar Sinan&#39;ın bir  eserini incelemek için içeri girdiğinizde, &quot;kaç kişiyiz?, rezervasyon  var mı?, damsız almıyoruz?&quot; gibi sorularla karşılaşmamız olasıydı  sanırım. Zaten iç mimaride de hamamdan eser kalmamıştı. Bu yetmemiş  olacak ki bugünlerde Ortaköy Hamamı&#39;nın etrafı tamamen brandalar ile  çevrildi. Tüm dış cepheye duvarı delmek sureti ile iskelet kuruldu.  Hamamın yeni hak sahibi olan mobilyacı kafasına göre bir şeyler yapıyor  işte. Oysa bir restorasyon çalışması varsa, normal şartlar altında,  projenin mimarı, tahmini tamamlanma süresi, denetleyen vb. bilgileri  içeren bir tabela asılmalıydı. Sanırım mekan kiralanırken, &quot;iç-dış her türlü girişebilirsin, rahat ol&quot; denmiş. Hamamın son hali aşağıdaki  fotoğralarda incelenebilir. Son fotoğrafta pideci/kebapçı Kırçiçeği&#39;nin de &quot;şuraya da iki sandalye, bir branda atalım, en fazla 3-5 lira kaldırım işgal vergisi veririz&quot; diyerekten, hamamın bir kısmını kendi bünyesine kattığı görülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgG6-7nIbcizN_XGZPmWlrBUmTLC8tO4MUG80ycG-QPNgYYy6YDV1pl3ffAQgdXxF46QCHdj0E_-gHw-brlOeAocxSeBKTgJ6nXmnGrHSdBNptY46OJ2Ip781uebjMzSabMm00ontyN1vY/s1600/IMG_0262.JPG&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;300&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgG6-7nIbcizN_XGZPmWlrBUmTLC8tO4MUG80ycG-QPNgYYy6YDV1pl3ffAQgdXxF46QCHdj0E_-gHw-brlOeAocxSeBKTgJ6nXmnGrHSdBNptY46OJ2Ip781uebjMzSabMm00ontyN1vY/s400/IMG_0262.JPG&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgmnY7PQ00kvIhn1oy0cRZkO6rphPSVfxhOXWfRI1WR_cTB63ygsF5WVkARrQd5KtVcSSNsXuVoqPjtzLw7VAlUK15rIP5gs_NcNa4a7iIrho0jPxHu2TGBdlYZHFW7Sn4itczsAwIaR5E/s1600/IMG_0260.JPG&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;300&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgmnY7PQ00kvIhn1oy0cRZkO6rphPSVfxhOXWfRI1WR_cTB63ygsF5WVkARrQd5KtVcSSNsXuVoqPjtzLw7VAlUK15rIP5gs_NcNa4a7iIrho0jPxHu2TGBdlYZHFW7Sn4itczsAwIaR5E/s400/IMG_0260.JPG&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhGZAbRam7eO-u1Xgq-nKxeWNMC0I4fUrE5wWEgq0X-GIckFj3nigt61Udd-u_Xa9NCw_FgRaBIV1Jvyl2Wvmnwkpg7CLFb7ntFQO3HbJUxLilUyokW0Q_tLFi1qz11oJzVmWANE80BizY/s1600/IMG_0271.JPG&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;300&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhGZAbRam7eO-u1Xgq-nKxeWNMC0I4fUrE5wWEgq0X-GIckFj3nigt61Udd-u_Xa9NCw_FgRaBIV1Jvyl2Wvmnwkpg7CLFb7ntFQO3HbJUxLilUyokW0Q_tLFi1qz11oJzVmWANE80BizY/s400/IMG_0271.JPG&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjs4c9RFWmcCnt3yzj1VA0Wxzc5Sd7PBUaw-HJ7qcj6fho1qGAyvcOqsw9Wk62VBhMmdwXOQmQ9TILlqEViSaJsKbdNL3ag-LsUB-jFddYshYXHbS4NpiugyPEWTKxjNOKnCvleiUztWTo/s1600/IMG_0273.JPG&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;300&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjs4c9RFWmcCnt3yzj1VA0Wxzc5Sd7PBUaw-HJ7qcj6fho1qGAyvcOqsw9Wk62VBhMmdwXOQmQ9TILlqEViSaJsKbdNL3ag-LsUB-jFddYshYXHbS4NpiugyPEWTKxjNOKnCvleiUztWTo/s400/IMG_0273.JPG&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj7dg0LPxuBvmPWbo16NSnBMCmZVoBwcxW0fQVA00jTShFivWSXEIOnm-mXCiBdW7Eqn_U5AZCm6azrL1XheWGI9c6ZloWBkPBXcSvPS7JBbOOtGQfHxVMN32vtkHkgH2s8eOjj1WoBbg0/s1600/IMG_0266.JPG&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;300&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj7dg0LPxuBvmPWbo16NSnBMCmZVoBwcxW0fQVA00jTShFivWSXEIOnm-mXCiBdW7Eqn_U5AZCm6azrL1XheWGI9c6ZloWBkPBXcSvPS7JBbOOtGQfHxVMN32vtkHkgH2s8eOjj1WoBbg0/s400/IMG_0266.JPG&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEifhFMq3DDuwQxRSp1LCWd6gvZ30l1nhlszemrUIa3nOrZ5B-LRp8c0QcPm5yu8WSHaYbgSx5WfkOjxoCzDM3L6Jez80_ZoMgAkttXT5CowUabXcRR4zRKn8qTgjYSCijstbMWqcZfCoOo/s1600/IMG_0265.JPG&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;300&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEifhFMq3DDuwQxRSp1LCWd6gvZ30l1nhlszemrUIa3nOrZ5B-LRp8c0QcPm5yu8WSHaYbgSx5WfkOjxoCzDM3L6Jez80_ZoMgAkttXT5CowUabXcRR4zRKn8qTgjYSCijstbMWqcZfCoOo/s400/IMG_0265.JPG&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;ekleme: sonraları dedim ki, ulan memleketteki boktan durumları görüp, atıp, tutuyoruz da ne yapıyoruz? beşiktaş belediyesi&#39;ne durumu şikayet ettim. ilgili mobilyacının, anıtlar kurulu&#39;ndan küçük çaplı restorasyon için izni varmış. keşke her şeyin kılıfına uydurulmadığını bilsek, keşke adamlar tecavüz etmeden yasal mücadele ile tarih eserleri koruyabileceğimize inansak... belki o zaman peşinden gitmeye devam ederdim olayın.&lt;/b&gt; &lt;b&gt;küçük çaplı restorasyon mu lan bu?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;ekleme 2: Delta A.Ş. üşenmemiş yorumlarda konu ile ilgili cevabını vermiş, her ne kadar biraz konu dışına çıkılmış olsa da pek iyi yapmışlar, buyrunuz okuyunuz. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/12/bir-ara-oturup-ciddi-ciddi-ortakoy-ile.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjDTcG_lACKPypwQWI9W-fCen2YBb6p7Vc1iZTiw8rAFLya7Azh679CoeL98fZoQi6Q_CQw5iPlIDg9ypucunMGK1fUI6koY9yAelf3AUDrFvQoAmpsJFyKMEO1_bDZebVa-0hyphenhyphenUIb7QdQ/s72-c/ortakoy_hamami_1.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-6783848076544728727</guid><pubDate>Sun, 19 Dec 2010 23:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-12-20T05:59:37.530-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kültür / Sanat</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Maslak TİM</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Müzik</category><title>Le Quatuor</title><description>Dün gece, Dostum Cem aradı ve elinde &lt;i&gt;Le Quatuor&lt;/i&gt; için beleş bilet olduğunu söyledi. &quot;Ben 3 yaşımdan beri klasik müzik dinliyorum ulan&quot; diyecek değilim elbette. Memleketin dünya çapındaki klasik müzik sanatçılarını &quot;bize hitap etmiyor, ne çaldığı belli arkadaş, batı müziği bunlar, bizim kültürümüzde yok&quot; şeklinde hakir gören bir toplumun içerisinde yaşam mücadelesi veren biriyim sonuçta. Ancak sanat evrenselse ve sanat herkes için sanatsa elbette bir şeyler anlarız diyerek, kabalık bir grup, Maslak TİM&#39;in yolunu tuttuk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşık 2 saat boyunca, bir yandan klasik müziğin başlıca eserlerini dinlerken, bir yandan da absürd bir komedi izledik. Özellikle finaldeki biste, 2 keman, 1 viyola, 1 çello ve seksi danslar (ehe) eşliğinde, Spice Girls&#39;den If You Wanna Be My Lover icra edilirken kahkalar ile güldük. Sanatsal bir eleştiri yapamayacağım elbette, ancak iki saat boyunca çok keyifli bir gösteri izledim. İki senede bir ülkemize uğrayan dünya çapında bir grubun konserinde, salonun yarısından fazlasının boş olması, mevcut kitlenin yarısının da yabancı olması yine dikkat çekici bir noktaydı. Odasındaki masanın üstünde nostaljik pikabı, hemen yanında Tuna Kiremitçi&#39;nin aşk romanları bulunan, müzik ile oldukça ilgili gruptaki entel arkadaşlarımın, konseri yarıda terk etmesini ise halen anlayamıyorum. Bir de şunu anladım, hayatım boyunca ne zaman &lt;i&gt;&lt;a href=&quot;http://www.youtube.com/watch?v=9A49e1Egz_A&quot;&gt;Besame Mucho&lt;/a&gt;&lt;/i&gt; şarkısını duyarsam, anlamsızca kopacağım, Cem Yılmaz böyle büyük bir komedyen işte... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlgilenen olursa, aşağıda Le Quatuor&#39;un Montreux Güldürü Festivali&#39;ndeki şovlarından 5 dakikalık bir bölüm mevcut.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;object height=&quot;385&quot; width=&quot;640&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.youtube.com/v/LvY8ZveNdIA?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowscriptaccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.youtube.com/v/LvY8ZveNdIA?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowscriptaccess=&quot;always&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; width=&quot;640&quot; height=&quot;385&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/12/le-quatuor.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-8331727262889301884</guid><pubDate>Fri, 17 Dec 2010 23:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-12-17T15:40:04.450-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sinema</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Wes Anderson</category><title>The Darjeeling Limited (2007)</title><description>Wes Anderson&#39;un öte filmi The Darjeeling Limited, çarpıcı tek plan sahnesi, arkafonda Peter Sarstedt&amp;nbsp; &quot;Where Do You Go To (My Lovely)&quot; ile...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Wes Anderson&#39;un anlattıkları herkesin anlattğından çok farklı, tüm filmleri izlenmeli.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;300&quot; src=&quot;http://player.vimeo.com/video/17939260&quot; width=&quot;400&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;http://vimeo.com/17939260&quot;&gt;The Darjeeling Limited (2007)&lt;/a&gt; from &lt;a href=&quot;http://vimeo.com/user5038981&quot;&gt;Burak Onurlu&lt;/a&gt; on &lt;a href=&quot;http://vimeo.com/&quot;&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/12/darjeeling-limited-2007.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><thr:total>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-4976364708700432081</guid><pubDate>Thu, 18 Nov 2010 01:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-12-12T14:56:21.057-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Serbest Atış</category><title>hayallerin lysergic acid diethylamide etkisi</title><description>Kalabalıktan biri bağırmış: &quot;Usta Ortaoyuncu!&quot; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;Sandalla açıldığın okyanuslarda, neden gözlerin hala kuytu bir liman arar?&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hikaye aslında iki adamın hikayesi... Hikaye aslında, &lt;i&gt;Baudelaire&lt;/i&gt;&#39;inkine benzer, hani bir dost &lt;a href=&quot;http://gunduzuykusu.blogspot.com/2010/03/kisisel-ileti.html&quot;&gt;yazmış&lt;/a&gt; ya;&lt;span style=&quot;font-style: italic;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt; &quot;bulutları severim... işte şu geçip giden bulutları... eşsiz bulutları!&quot; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Yıllarca sahil kenarında oturup,  anlamsızca, şaşkınlıkla, saygıyla ve yüzünde bir gülümseme ile eşsiz martıları izleyen iki adamın  arayışı... Bir gün, ufukta kaybolduklarında hüzünlenen iki adamın hikayesi... Bir tanesi, küçük sandalına atlayıp, uçsuz bucaksız okyanuslara açılıyor, okyanusun ortasında tek başına hayatta kalma mücadelesi verirken, ara sıra kürek çekmeyi bırakıyor ve etrafta martı var mı diye gözlerini gökyüzüne çeviriyor. Bir diğeri, her şeyini bırakıp, uçsuz bucaksız çöllere düşüyor, çölün ortasında tek başına hayatta kalma mücadelesi verirken, ara sıra yürümeyi bırakıyor ve etrafta martı var mı diye bir umutla kafasını kaldırıyor. Eğer okyanusun ortasında bir martı görürsen, bilirsin ki, kara yakındadır, yakında sığınacak bir liman vardır. Eğer çölün ortasında bir martı görürsen, bilirsin ki, okyanus yakındadır, yakında sığınacak bir liman vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir tanesi okyanusun, bir tanesi çölün ortasında, tek hayalleri eskisi gibi doyasıya eşsiz martıları izlemek olan iki adam. Belki birlikte değiller eskisi gibi, belki aradıkları liman aynı liman değil, ama tek istedikleri o martıları izlemek, evet eskisiden olduğu gibi! Hüzün var, mektupları ulaştıracağı adresi bir türlü bulamayan bir postacı gibi ya da elleri titrediğinden kalemi tutamayan bir yazar gibi, hüzün var, bir çölün ve bir okyanusun ortasında hala aynı hayali kurmanın verdiği bir hüzün var. Hikaye aslında iki adamın hikayesi...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;i&gt;Saat 4&#39;e yaklaşırken Fransız Dostum Bülent, Şuşu &amp;amp; Yönetmen Kişi Ercan&#39;a ilham için teşekkürler...&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/11/hayallerin-lysergic-acid-diethylamide.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-3492752901699661362</guid><pubDate>Tue, 05 Oct 2010 22:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-10-05T15:37:16.345-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Serbest Atış</category><title>Pavlov&#39;un Köpeği Olamadım!</title><description>Her zaman derim, ilk insana saygım sonsuz! Onca yırtıcı hayvan arasında, onca zor koşul altında; yemek bulma, yaşamını devam ettirme mücadelesinde,&lt;i&gt; &quot;Yahu mağaradan dışarıya çıkacaksam, bari gündüz gözüyle çıkayım, gece ne olacağı belli olmaz, T-Rex&#39;i var, aslanı/kaplanı, yılanı, boku, böceği var. Ben en iyisi mi etraf karanlıkken dışarıya çıkmayayım, hem akşamları mağarada ateş yakar hatunla sevişiriz, duvara iki çiziktirip sanat yaparız, keyfimize bakarız&quot;&lt;/i&gt; şeklinde düşünmesini elbette saygı ile karşılıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonraki çağların sonraki insanları da bu geleneği devam ettirmiş. Her biri kendi milletinin efendisi, ilkel köylülerim; güneşin pırıl pırıl parladığı günlerde tarlasını sürmüş, karanlık çökünce güvenli ve sıcak evinde, şöminesinin yanı başında sevişmiş. Orta Çağ insanın da bu geleneği devam ettirmesini, gündüzleri sarayın hemen dışındaki pazarda mallarını satarken, geceleri huzurlu evine çekilip sevişmesini de anlıyorum. Sonrasında, memleketten başka hiç bir yerde kabul görmediği üzere, &lt;i&gt;Fatih Sultan Mehmet&lt;/i&gt; Orta Çağ devrini kapatmış. Rönesans, reform, sanayi devrimi, ne bileyim işte matbaanın yaygınlaşması derken, karanlık adam Edison aydınlık yayan binlerce ampul üretmiş... Bugün geldiğimiz durum malum, geceleri sokaklar ışıl ışıl gündüz misali. E peki güzel arkadaşım biz niye hala gündüzleri iş/güç koşuşturup, geceleri evimize sığınıyoruz? İlk insan mıyız lan biz?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjS5KgNAYgyBqCM2OIMjyqAv__rPYMnm2s23nghk2XdMb0Nw7MD9n_fRddc0Csy5TS2jpWp72OEnELH4u11R7QoWxlxMSZ-wlPAxM3JZQAfB0UJHLnADNQUQ7LiJDYCb3QgddO-W-LkqwI/s1600/05.10.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;240&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjS5KgNAYgyBqCM2OIMjyqAv__rPYMnm2s23nghk2XdMb0Nw7MD9n_fRddc0Csy5TS2jpWp72OEnELH4u11R7QoWxlxMSZ-wlPAxM3JZQAfB0UJHLnADNQUQ7LiJDYCb3QgddO-W-LkqwI/s400/05.10.png&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Lafı nereye getireceğim... Şimdi ben nerden baksan, 5 sene ilkokul, 7 sene hazırlık - ortaokul - lise, ikinin yanındaki sıfır attınız, etti mi 12 sene ve sabahın köründe güne başladım! Üniversitede sabahtan olan derslere küfür ede ede gittim, 2,5 seneye yakındır işe giderken istisnasız her sabah, &lt;b&gt;5 dakika fazladan uyumak için ruhumu şeytana satarım&lt;/b&gt; dedim. Peki arkadaş, ben niçin yıllardır akşam erken yatmaya, sabah erken kalkmaya alışamıyorum? Hani Pavlov Amca zil sesi vere vere köpekleri bile bir şeye alıştırırken, ben minimum 20 senedir niye alışamıyorum arkadaş?! Hadi insan vücudu uyku düzenine karşı direnç gösteriyor, alışamıyor diyelim... Peki bu vücut, sabahın köründe yatıp, tüm gün uyumaya, geceleri cin gibi ayakta kalmaya nasıl alışıyor? Bir kere alıştın mı gündüz uyumaya, bir daha bırakamıyorsun! Bunun üzerine düşünen, araştırma yapan bir tane bilim adamı yok mu dünyada? Gündüzleri yaşayıp, geceleri uyumanın insan anatomisine aykırı olduğunu ne zaman söyleyecek bir babayiğit? 2010 yılında teknoloji ve bilim bu kadar gelişmişken, milattan önce bilmem kaç yılında yaşayan ilk insan ile aynı hayat standartında yaşamaya mahkum edilmemiz, bu zulüm, ne zaman son bulacak?&amp;nbsp; Işığımız var ulan, bırak rahat rahat geceleri yaşayalım!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Dip Not: Enerji tasarrufu gak guk diyenleri ayrıca dövüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;i&gt;Gündüz uyuyan sevgili dostum Cem ile bir akşam muhabbetinden&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhGfRXplT9HNZDYRkr0vkOCAeg0ni2S16CGbYAczoztqRbBxQwt4S0mKwaapAYSwut5uAXW_t4ynJT5p-QssNUGAQLBQhB6L3LoI6t31Q6NNUC3Z5NcUL4xubOuFaCvauX4-lOKTQqPitA/s1600/06.10.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;232&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhGfRXplT9HNZDYRkr0vkOCAeg0ni2S16CGbYAczoztqRbBxQwt4S0mKwaapAYSwut5uAXW_t4ynJT5p-QssNUGAQLBQhB6L3LoI6t31Q6NNUC3Z5NcUL4xubOuFaCvauX4-lOKTQqPitA/s400/06.10.png&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/10/pavlovun-kopegi-olamadm.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjS5KgNAYgyBqCM2OIMjyqAv__rPYMnm2s23nghk2XdMb0Nw7MD9n_fRddc0Csy5TS2jpWp72OEnELH4u11R7QoWxlxMSZ-wlPAxM3JZQAfB0UJHLnADNQUQ7LiJDYCb3QgddO-W-LkqwI/s72-c/05.10.png" height="72" width="72"/><thr:total>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-8269936379628826066</guid><pubDate>Sat, 18 Sep 2010 00:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-17T17:43:02.366-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ahmet Çakar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Görsel Sanat</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şaklaban Spor Medyası</category><title>emeğe saygı + rep</title><description>mizah dergileri ile ilişkimi, artık lisedeki gibi &quot;birisi alsın biz de  okuruz lan&quot; diyemediğimden uzun süre önce bırakmıştım. o zamanlar biri  de çıkıp demedi, &quot;pe pezevenk, her hafta hemen her mizah dergisini  okuyorsun, bir kere de para ver bayiiden al&quot;. demedi piçler, biri  deseydi belki alışkanlık edinirdik. neyse, bu adamın varlığından  haberdar olmam uzun süre aldığı için üzgünüm.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjt8L3T6FkSiaONvXXRO5AUnzfE_B2xhf7Gxj7wnY-LGakto_fEZfiUt-VhXLvfmtyIgE5Om9mlXL9m2haeGrT6oLg7PT0DOLFts2hRB3sYxEzXWpmYuauvIoNb321oWFXLRr_LPYH-Nlg/s1600/Vespa_Istanbul_by_cemdinlenmis.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;400&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjt8L3T6FkSiaONvXXRO5AUnzfE_B2xhf7Gxj7wnY-LGakto_fEZfiUt-VhXLvfmtyIgE5Om9mlXL9m2haeGrT6oLg7PT0DOLFts2hRB3sYxEzXWpmYuauvIoNb321oWFXLRr_LPYH-Nlg/s400/Vespa_Istanbul_by_cemdinlenmis.jpg&quot; width=&quot;303&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
telegol&#39;de tartışılsa şöyle bir şey olur;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;ahmet çakar:&lt;/b&gt; beyler... size bir şey söyleyim mi? bir adam var cem dinlenmiş diye. bu adamda tuhaf ve garip bir şey var. tırnak içerisinde, amiyane tabirle memleketin mizahına sarsıcı bir soluk getiren. hatta beyler daha da ileri gidiyorum, türkiye&#39;de görsel sanatlara soluk getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;serhat ulueren:&lt;/b&gt; peki, ahmet hocam, bu çizer camiasında karışıklara yol açmaz mı? tsyd bunla ilgili ceza vermez mi?&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;ahmet çakar:&lt;/b&gt; serhat... adamsa penguen&#39;e 1 milyon sattırsın.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;gökmen özdenak:&lt;/b&gt; e kanat alıyorsun orta yok, orta alıyorsun kanat yok, eamuğaa yim&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;ziya şengül:&lt;/b&gt; e bizim oynadığımız top değil miydi? biz de bugüne bugün yıllarca fenerbahçe kaptanlığı yaptık&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;erman toroğlu: &lt;/b&gt;ziya abi sizin zamanınızda, dolmabahçe stadı&#39;nın orda hocam, bir kokoreççi vardı, o kokoreçi nasıl temizliyor biliyor musun hocam, takır takır hocam, var mı şimdi öyle kokoreç hocam? ama kızdırmayalım hocam kimseyi, futbolun marka değeri. hani bunlar diyorlar ya hocam marka değeri diye, hani, bırak bana kimse laf anlatmasın hocam!&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;ahmet çakar&lt;/b&gt; &lt;i&gt;-pis sırıtışlı eyyam ile&lt;/i&gt;-: benim ziya abi&#39;ye saygım sonsuzdur. her ne kadar futbolun futbol olmadığı yıllarda oynamış olsa da ki lütfen ziya abi yanlış anlama seni tenzi ederim, kendisi yıllarca türk futboluna hizmet vermiş bir futbol üstadı ve yorumcusudur.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;serhat ulueren: &lt;/b&gt;evet sevgili seyirciler, veda vaktimiz geldi, bugün yine çok çarpıcı dosyalar vardı, yine kimsenin konuşamadığı gerçekler anlatıldı. futbol camiasındaki skandalları, kokuşmuş yapıyı anlattık. haftaya yine çok çarpıcı konu ve yorumlarla telegol&#39;den bu gecelik iyi geceler...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
veya maraton olsa şöyle olur;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;şansal büyüka: &lt;/b&gt;e-vet i-yiak-şam-lar sev-gi-li izle-yici-lerimiz, futbolun a-renası ma-ra-ton-a hoş-gel-di-niz. e-vet he-men musta-fa deniz-li-ye dönüyorum, ne diyorsunuz sayın de-nizli&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;mustafa denizli:&lt;/b&gt; evet cem dinlenmiş gerçekten ışık veren şeyler çiziyor.&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;yabancı damat&lt;/i&gt; &lt;b&gt;markus merk&lt;/b&gt;: jaa, ich glaube dass fussball in turkie ist sehr gut. es hat alles sehr gut, ende gut alles gut.</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/09/emege-sayg-rep.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjt8L3T6FkSiaONvXXRO5AUnzfE_B2xhf7Gxj7wnY-LGakto_fEZfiUt-VhXLvfmtyIgE5Om9mlXL9m2haeGrT6oLg7PT0DOLFts2hRB3sYxEzXWpmYuauvIoNb321oWFXLRr_LPYH-Nlg/s72-c/Vespa_Istanbul_by_cemdinlenmis.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-8747496668193569560</guid><pubDate>Sun, 05 Sep 2010 23:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-05T17:00:11.707-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Amerika</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kore</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Rusya</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Savaş</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sinema</category><title>Taegukgi Hwinalrimyeo</title><description>&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Soğuk Savaş yılları, Sovyet Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri&#39;nin, &quot;En büyük benim&quot;, &quot;Hayır ulan benim&quot; nidaları ile tüm dünyayı kamplara böldüğü bir dönemdi. Teknolojiden uzay bilimine, sanattan spora her alanda tam bir rekabet hüküm sürüyordu. Her ne kadar Soğuk Savaş terimi, iki ülkenin direkt olarak birbirleri ile savaşa girmemesini ve ideolojik bir savaşı tanımlasa da işin aslının öyle olmadığı malumumuz. İki ülkede hakim güç olduğunu kanıtlamak için hemen her küçük ülkede iç savaş ve/veya savaş çıkartarak kendi sistemini kabul ettirme amacındaydı. Neticede Sovyet Rusya dağıldı ve A.B.D&#39;nin kapitalist sistemi günümüz dünyasını şekillendirdi, şekillendirmeye de devam ediyor. Çin ile A.B.D.&#39;nin güç mücadelesini görene kadar da günümüz Rusya&#39;sı ile A.B.D&#39;nin &quot;yumuşak soğuk savaş&quot; dönemine şahit oluyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; font-family: inherit; text-align: center;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgIgB49TImBhG9MT8Xr2Iw3Y3RjPlJtp2Hr1tCOCwNj2C5clGvtCahWxwGh0FcwWu99YXsRxCht2N_8OdwewjJjILPtXw3FjuVTY7_Q8rbJsVNM4-bSKMXC_OP5pcqLUWXEqVVEvsLsr-Y/s1600/KOREA38THPARALLEL.JPG&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgIgB49TImBhG9MT8Xr2Iw3Y3RjPlJtp2Hr1tCOCwNj2C5clGvtCahWxwGh0FcwWu99YXsRxCht2N_8OdwewjJjILPtXw3FjuVTY7_Q8rbJsVNM4-bSKMXC_OP5pcqLUWXEqVVEvsLsr-Y/s320/KOREA38THPARALLEL.JPG&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Soğuk Savaş&#39;ın ilk yıllarında, iki süper gücün gövde gösterisine sahne olan yerlerden biri Kore Yarımadası idi. Yıllardır bir arada yaşayan, aynı dili konuşup, aynı hayatı yaşayan insanlar 38. Paralel&#39;den itibaren düşman kardeşlere dönüştürüldü. Kuzeyde Sovyet Rusya hakimiyetinde komunist düzen, güneyde ise A.B.D hakimiyetinde kapitalist sistem. Ne uğruna savaştığını bile bilmeyen insanlar, salt propoganda ve sistematik beyin yıkama ile birbirini kesti. Savaşın sonunda 2 milyondan fazla insan hayatını kaybederken, 4 milyondan fazla insan yaralandı veya kayboldu. Peki ne değişti? Hiç! Savaş öncesi durumda olduğu gibi, 38. Paralel&#39;in sınırlandırdığı, farklı ideolojilerde iki düşman ülke. Aradan 60 yıl geçmesine rağmen de hiç bir şey değişmedi, olan süper güçlerin kendi mücadelesinde harcadığı milyonlarca masum insana oldu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgQz-cQgBVqFBKJDcjJc7fdEJ74s_tp3Vz3TkVc50V6VKA9hrIvzRboff9Dd2cs2-_3-JFGfYbVBRH8kMF-c8Pm96UVIorm5y4TAFZ_tfFhOkZ0ia0yssmYG1XJbGcBM7x1PeNXYExKC-4/s1600/taegukgi+hwinalrimyeo.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;400&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgQz-cQgBVqFBKJDcjJc7fdEJ74s_tp3Vz3TkVc50V6VKA9hrIvzRboff9Dd2cs2-_3-JFGfYbVBRH8kMF-c8Pm96UVIorm5y4TAFZ_tfFhOkZ0ia0yssmYG1XJbGcBM7x1PeNXYExKC-4/s400/taegukgi+hwinalrimyeo.jpg&quot; width=&quot;268&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;color: red; font-size: small;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/title/tt0386064/&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span class=&quot;title-extra&quot;&gt;Taegukgi hwinalrimyeo&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;(&lt;i&gt;İng. The Brotherhood of War&lt;/i&gt;) işte bu anlamsız savaşı ve ortasındaki iki kardeşi anlatan, uzun süredir aradığım &lt;b&gt;savaş filmi&lt;/b&gt; boşluğunu dolduran bir başyapıt.&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: red; font-size: small;&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: red; font-size: small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Ayakkabı boyacısı Jin-Tae&#39;nin (&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/name/nm0417520/&quot; onclick=&quot;(new Image()).src=&#39;/rg/castlist/position-1/images/b.gif?link=/name/nm0417520/&#39;;&quot;&gt;Dong-gun Jang&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;  &lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;sadece küçük hayalleri vardır. Babasının ölümünün ardından annesine  bakabilmek, nişanlısı ile evlenebilmek, kendisinden çok daha zeki  olduğunu düşündüğü küçük kardeşi Jin-Tae&#39;yi (&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/name/nm1047193/&quot;&gt;Bin Won&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;)&lt;/span&gt;  &lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;üniversitede okutabilmek ve belki bir gün bir ayakkabı dükkanı  açabilmek. Komünizm, kapitalizm, demokrasi vs. nedir bilmeden,  hayatlarını ve küçük hayallerini yaşayan abi-kardeş, kendilerini bir  anda savaşın ortasında bulacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style=&quot;color: red;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Yazının bundan sonraki bölümü filmin konusu ile ilgili bilgi içerebilir...&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;color: red;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;İkinci Dünya Savaşı üzerine film izlemeyi bırakalı çok oldu. Klasik konular ve benzer hikayeler... Buna bir de, savaş alanı&amp;nbsp; yaratmanın maliyet barından ve maharet gerektiren bir iş olması eklenince, savaş filmlerinde savaş sahnesi göremez hale geldik. &lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/title/tt0093058/&quot;&gt;Full Metal Jacket&lt;/a&gt;, &lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/title/tt0112573/&quot;&gt;Braveheart&lt;/a&gt;, senaryo açısından &quot;tek amaçları Er Ryan&#39;ı evine geri götürmekti&quot; sığlığında olsa da &lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/title/tt0120815/&quot;&gt;Saving Private Ryan&lt;/a&gt; gibi filmler gelmiyor artık. Az önce de belirttiğim üzere,&lt;span style=&quot;color: red; font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span class=&quot;title-extra&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class=&quot;title-extra&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Taegukgi hwinalrimyeo, 2.5 saat süresince süngü savaşı dahil birbirinden muhteşem ve gerçekçi savaş sahneleri ile bu boşluğu kesinlikle dolduruyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;color: red; font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;title-extra&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt; &lt;span style=&quot;color: red; font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;title-extra&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Senaryo tahmin edilebilir şekilde ilerlese de eleştirmeyi yersiz buluyorum. Zira, gerçekçi ortamı yaratmak ve anlatmak istediğini basit ve açıkça anlatmaktır sinema. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;color: red; font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;title-extra&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Kardeşini peşinden cepheye gidebilecek kadar seven, onu eve yollayabilmek için şeref madalyası almaya çalışan, ancak hiç bilmediği ideolojilerin ve gücün esareti altına girip, kardeşinin nefret ettiği bir abiye dönüşmenin hikayesi, ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Ne için savaştığını bilmezken, dostlarını öldürebilecek kadar, sevdiği kadından şüphe duyabilecek kadar ve intikam almak için karşı tarafa geçebilecek kadar gözünü karartmak ve değişmek, ancak bu kadar kusursuz anlatılabilirdi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: red; font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Yazının filmin konusu ile ilgili bilgi içerebilecek kısmı sona erdi...&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: red; font-size: small;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;title-extra&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: red; font-size: small;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;title-extra&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Kimse ne için savaştığını bilmediğinden, Taegukgi hwinalrimyeo savaşın nedenlerine odaklanmıyor. Halen etkisini gördüğümüz Soğuk Savaş&#39;ın, en şiddetli zamanlarında bir toplumu ne hale getirdiğini, taraf tutmadan, duygu sömürüsüne kaçmadan, bazı gerçekleri izleyicinin direkt yüzüne çarparak, bazılarını da epikleştirerek anlatmaya çalışıyor. Türe dair bu başyapıt, mutlak suretle izlenmeli...&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style=&quot;text-align: right;&quot;&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;b&gt;Taegukgi Hwinalrimyeo - Fragman&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;object height=&quot;385&quot; width=&quot;480&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.youtube.com/v/UHSY86ilmbM?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowscriptaccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.youtube.com/v/UHSY86ilmbM?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowscriptaccess=&quot;always&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; width=&quot;480&quot; height=&quot;385&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/09/taegukgi-hwinalrimyeo_05.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgIgB49TImBhG9MT8Xr2Iw3Y3RjPlJtp2Hr1tCOCwNj2C5clGvtCahWxwGh0FcwWu99YXsRxCht2N_8OdwewjJjILPtXw3FjuVTY7_Q8rbJsVNM4-bSKMXC_OP5pcqLUWXEqVVEvsLsr-Y/s72-c/KOREA38THPARALLEL.JPG" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-1768595074834483963</guid><pubDate>Sun, 29 Aug 2010 12:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-29T06:09:27.589-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ankara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Dünya Basketbol Şampiyonası</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kayseri</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">NTV</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">NTVSpor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Türkiye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İstanbul</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İzmir</category><title>2010 Dünya Basketbol Şampiyonası</title><description>Sene 2001, Alsancak&#39;da hemen tüm restoran ve kafeler tıklım tıklım dolu, herkesin gözü televizyonda. Avrupa Basketbol Şampiyonası&#39;na ev sahipliği yapan Türkiye, finalde turnuvanın favorisi Yugoslavya&#39;ya tecrübesizliğinin ve heyecanının etkisiyle yenilip, ikinci oluyordu. &quot;Ah be bu noktaya kadar gelmişken, şampiyon olmalıydık&quot; desek de yüzümüzdeki gurur ve sevinci silmiyorduk asla.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkiye o yıllarda; Avrupa çapında kulüp takımları olan, basketbol ligi heyecanla takip edilen bir ülkeydi. Muhteşem bir organizasyon gerçeleştirmese de ülke turnuva süresince basketbol ile yattı, basketbol ile kalktı. Zaten takımın başarısındaki ev sahibi etkisini kimse gözardı edemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sene 2010, Türkiye Dünya Basketbol Şampiyonası&#39;na ev sahipliği yapıyor. Çok değil 10 sene önce basketbol ile yatıp/kalkan ülkenin turnuvadan haberi yok. İstanbul&#39;da bir iki meydana yerleştirilen dev basketbol topları dışında, sokaklarda ne bir hareket ne de bir aktivite var. Abartmıyorum, 30 dakikalık bir kültür başkenti turu atalım, hemen tüm reklam panolarında, üst geçitlerde vb. Ramazanİstanbul duyuruları ve Evet!/Hayır! propagandası dışında tek bir şey yok!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjWyrxY1PTfiuU7VvZN7k_0nb-zQSlI7ZSq2dxt1W1sPvEn5M8aW3xWYAppV4Anc4DGnueiiz10eSabeq4HFPJk1j4HvDgRpq95TXrbsGRheBqFNXROdo76SG2tLG6WRDfUgt5fBkJ2Z5w/s1600/Sezen+Aksu%27dan+Dans%C3%B6z+ile+Salla+%C5%9Eark%C4%B1s%C4%B1.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjWyrxY1PTfiuU7VvZN7k_0nb-zQSlI7ZSq2dxt1W1sPvEn5M8aW3xWYAppV4Anc4DGnueiiz10eSabeq4HFPJk1j4HvDgRpq95TXrbsGRheBqFNXROdo76SG2tLG6WRDfUgt5fBkJ2Z5w/s320/Sezen+Aksu%27dan+Dans%C3%B6z+ile+Salla+%C5%9Eark%C4%B1s%C4%B1.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Gazetelerin &quot;muhteşem/görkemli açılış&quot; manşetleri attığı, 172 ülkeye saatlerce Müslüm Gürses, Sezen Aksu, Kıraç şarkıları dinletip, dansöz izlettiğimiz bir rezalete imza attık. Muhteşem &lt;b&gt;arab&lt;/b&gt;esk kültürümüzü yansıtmak için sahneye deve yerleştirebilirdik, unutmuşuz!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Memlekette sunuculuğu meslek edinmiş kimse olmadığından, açılış  seramonisinin sunuşu; tek özelliği ünlü bir yabancı mankene benzemek  olan, İngilizce ve Türkçe donanımı gurbetçi olmasına dayanan, sıradan  bir manken/model Tülin Şahin ile vasatı aşamayan bir oyuncu Mehmet Ali  Alabora&#39;ya kalmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgRST4p-eMNA4tJMZI3L4ezRaGJW3yZJI_tmEmdF71VnZkZexJ85bbI6AfNLsbuXN2IbtDuxdIyo6-gEx3nmrtdSEMJSPz5w5LylmmpyXaxKfq8GmgkR9s1qfRokfcgOVU6OQvdumd3h4I/s1600/Muslum+G%C3%BCrses%27in+Meczup+Halleri.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgRST4p-eMNA4tJMZI3L4ezRaGJW3yZJI_tmEmdF71VnZkZexJ85bbI6AfNLsbuXN2IbtDuxdIyo6-gEx3nmrtdSEMJSPz5w5LylmmpyXaxKfq8GmgkR9s1qfRokfcgOVU6OQvdumd3h4I/s320/Muslum+G%C3%BCrses%27in+Meczup+Halleri.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Tüm seramonide ise en çok güldüğüm an, Meclis Başkan Mehmet Ali Şahin&#39;in konuşma yapması için sahneye davet edilmesi ve &quot;Benim için sürpriz oldu, e zaten basketbol sürprizlere açık bir spordur keh keh&quot; demesiydi. Adamın konuşma yapacağından haberi dahi yok!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Açılış seramonisi ile ilgili söylecek o kadar çok şey var ki yaz yaz bitmez, kapanıştaki saçmalıkları heyecanla bekliyorum. Gelelim diğer rezilliklerimize...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh6kRkYFJHtKvxD2bnvd5yTOqtPn2kSHfWqVZmi-pej0_YRgg51vSBJI2KtSmys_MgYm6K3I3Cy8EBlz5X5RW4aOltcMQ0jEcj9v8UdQbTVzKnsWwB3yAeWrsBiQPXTy9sNkhsoW6uAs3M/s1600/D%C3%BCnya+%C3%87ap%C4%B1nda+Sunucular%C4%B1m%C4%B1z.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh6kRkYFJHtKvxD2bnvd5yTOqtPn2kSHfWqVZmi-pej0_YRgg51vSBJI2KtSmys_MgYm6K3I3Cy8EBlz5X5RW4aOltcMQ0jEcj9v8UdQbTVzKnsWwB3yAeWrsBiQPXTy9sNkhsoW6uAs3M/s320/D%C3%BCnya+%C3%87ap%C4%B1nda+Sunucular%C4%B1m%C4%B1z.jpg&quot; width=&quot;225&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Öncelikle kendi ülkemizde yapılan maçları izleme şansımız yok!  Kepazeliğe bakar mısınız? NTV ve NTVSPOR&#39;un yayıncılığa soyunduğu  turnuvada, 12 maçın sadece 4 tanesi ulusal kanallardan yayınlanıyor &lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;(HD-en sadece D-Smart üzerinden yayın yaptığından, arada sırada yayınladığı bir maçı saymıyorum).&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ev  sahibi ülkede İzmir ve Kayseri&#39;deki maçları izleyebilmek için tek şans  İzmir ve Kayseri&#39;ye gitmek. Amerikan televizyonu ESPN tüm maçları  yayınlarken ve ev sahibi ülkede istediğimiz maçı izleyemezken, bir  yetkili çıkıp &quot;çok başarılı bir organizasyon gerçekleştirdik&quot; derse,  anında tokatlamak gerekli diye düşünüyorum, ben göremedim ki ulan o  organizasyonu!&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt; &lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Muhteşem bir mücadelenin gerçekleştiği, Almanya - Arjantin maçını izleme şansım dahi olmadı! &lt;/span&gt;(fikstür ve yayın akışı için ilgili sayfa &lt;a href=&quot;http://www.ntvspor.net/haber/turkiye-2010-fikstur/22109/dunya-basketbol-sampiyonasi-fiksturu&quot;&gt;burada&lt;/a&gt;)&lt;/span&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8NbHwpKds4-o0sN3PYmmcyOU4iFKRCtz-W48cscvdB85MWJmGMiKjp8ds8u3eho6NOtOts4ohbNHIZh3r8PYetn0GYAGYKepP33zbfXotCXjyaWxczFX2EPaBeh4J3wgqIZdFupSEGQs/s1600/Mehmet+Ali+%C5%9Eahin+S%C3%BCrprizi.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;225&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8NbHwpKds4-o0sN3PYmmcyOU4iFKRCtz-W48cscvdB85MWJmGMiKjp8ds8u3eho6NOtOts4ohbNHIZh3r8PYetn0GYAGYKepP33zbfXotCXjyaWxczFX2EPaBeh4J3wgqIZdFupSEGQs/s320/Mehmet+Ali+%C5%9Eahin+S%C3%BCrprizi.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Saha dışında tek bir aktivite, organizasyon vs. olmadığını belirtmiştim,  saha içinde de yok öyle bir şey. Zaten aktivite/organizasyon yapılacak  seyirci de yok! Biletler günlük satılıyor ve o günkü tüm maçları  kapsıyor, haliyle 16.00 ve 18.30&#39;daki maçlara kimse gitmiyor. Örneğin,  dün Ankara&#39;daki Yunanistan - Çin maçında en fazla 500 kişi vardı!  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#39;ün de izlediği Kayseri&#39;deki Avustralya -  Ürdün maçında en fazla 500 kişi vardı! Maçları izlemeye gitmiyoruz, e  televizyondan da izleyemiyoruz, ama ev sahipliği ile övünürken mangalda  kül bırakmıyoruz! Saha içine geri dönelim... Bugün Muz Cumhuriyeti&#39;nde   bu büyüklükte bir organizasyon düzenlenseydi, kamera nereye çekerse   çeksin, turnuva logosunu ve &quot;Muz Cumhuriyeti 2010 - FIBA World Cup&quot;   yazısını görürdünüz. Biz de ise turnuvanın nerede yapıldığı ile ilgili   en büyük ipucu reklam panolarındaki Turkish Airlines ve Turkcell  reklamları &lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;(saha kenarında şehir isimleri yazıyor gerçi,  Kayseri dünya çapında tanınan bir şehir olduğundan, herkes turnuvanın  Türkiye&#39;de düzenlendiğini biliyordur eminim). &lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;M&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;uz  Cumhuriyeti&#39;nde dahi saha içinde, çeşitli şovlar, faliyetler ve  aktiviteler görürsünüz, biz de en basitinden pon pon kız bile yok!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Güney Afrika 2010 Dünya Kupası organizasyonunu daha  yeni izledik. Ülke şartlarının da etkisi ile oldukça sıradan, basit ve  renksiz bir organizasyondu. Öyle ki organizasyona dair akıllarda kalan  en önemli etkinlik osuruk borusu vuvuzela. Ancak Güney Afrika dahi  yukarıda bahsettiğimiz &quot;Organizasyon 101&quot; dersi gerekliliklerini yerine  getirmeye çalıştı. &quot;Vay efendim &lt;a href=&quot;http://asimarti.blogspot.com/2010/05/euro-2016.html&quot;&gt;Euro 2016&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&#39;yı bize bizi sevmedikleri için vermediler, oysa biz pek muhteşem yapardık her şeyi diyenler&quot; bu rezilliklerimizi görüyor mu? &lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;(Ayrıca bkz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://asimarti.blogspot.com/2010/05/euro-2016.html&quot;&gt;Euro 2016&lt;/a&gt;)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Kendi halkının bile ilgi göstermediği, organizasyondaki rezillikler nedeni ile son dakikaya yetiştirilebilen tesislere dahi laf edemediğim, ancak ve ancak turnuva sonundaki gazete manşetlerini şimdiden görebildiğim bir Dünya Basketbol Şampiyonası bu... Şöyle yazacaklar, &quot;Alnımızın Akıyla Çıktık!&quot;, &quot;Muhteşem Şampiyonaya Mutheşem Kapanış!&quot; Yazık...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgc5WOf6kuSzbY-uwvsOCexODRCNaYbne-7hFsYcH_eD-cxDZz2mwerYKBIwX53UyFFk1qa07FYB6ZAssOYEXANOhbTgIDblA6OxlSoeCSAMEmaQI7TLFeE-LV_h5plnrj8_hCwvKOVHek/s1600/FIBA_2010_logo.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgc5WOf6kuSzbY-uwvsOCexODRCNaYbne-7hFsYcH_eD-cxDZz2mwerYKBIwX53UyFFk1qa07FYB6ZAssOYEXANOhbTgIDblA6OxlSoeCSAMEmaQI7TLFeE-LV_h5plnrj8_hCwvKOVHek/s320/FIBA_2010_logo.png&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;b&gt;&quot;Lalesiz Çıkmam Abi!&quot; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/08/2010-dunya-basketbol-sampiyonas.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjWyrxY1PTfiuU7VvZN7k_0nb-zQSlI7ZSq2dxt1W1sPvEn5M8aW3xWYAppV4Anc4DGnueiiz10eSabeq4HFPJk1j4HvDgRpq95TXrbsGRheBqFNXROdo76SG2tLG6WRDfUgt5fBkJ2Z5w/s72-c/Sezen+Aksu%27dan+Dans%C3%B6z+ile+Salla+%C5%9Eark%C4%B1s%C4%B1.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-6709793628504734838</guid><pubDate>Tue, 17 Aug 2010 23:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-24T14:21:19.092-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Danny Boyle</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Film Noir</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Reha Erdem</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sinema</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Vapur</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İstanbul</category><title>Shallow Grave</title><description>&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiT09MHWZU2Sy9OTrho3A0TxmzcItI1aamJNl21ZeFIsIte26Rvlnmq4GKM0TULkZJm1j-L-TPgelPXIcj8jdOTaxUzVju6ehldjLey26U0Ace8E-0VhgzI_RSW0sIlyVMNmZM9Sh-LSnA/s1600/shallow-grave-17064.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;400&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiT09MHWZU2Sy9OTrho3A0TxmzcItI1aamJNl21ZeFIsIte26Rvlnmq4GKM0TULkZJm1j-L-TPgelPXIcj8jdOTaxUzVju6ehldjLey26U0Ace8E-0VhgzI_RSW0sIlyVMNmZM9Sh-LSnA/s400/shallow-grave-17064.jpg&quot; width=&quot;285&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;Danny Boyle &lt;/i&gt;ile ilk tanışıklığım, orta okul yıllarımda hakkında hiçbir şey bilmeden izlediğim &lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/title/tt0117951/&quot; onclick=&quot;(new Image()).src=&#39;/rg/filmo/title-title/images/b.gif&#39;&quot;&gt;Trainspotting&lt;/a&gt;  ile başlamıştı. Sonraları tekrar tekrar izleyeceğimi, daha farklı  yorumlayacağımı ve daha fazla hayran kalacağımı bilmesem de o yıllar  Amerika&#39;nın uzağında da iyi filmler yapıldığının farkına vardığım  yıllardı...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Danny Boyle&#39;un televizyona film/dizi üreten ortalama bir yönetmenden, &lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/title/tt1010048/&quot;&gt;Slumdog Millionaire&lt;/a&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;ile  zirvedeki yönetmene dönüşme yolculuğunun başlangıcını ise, dönemin  imkansızlıklarının etkisiyle çok sonraları izleyebilecektim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/title/tt0111149/&quot;&gt;Shallow Grave&lt;/a&gt;,  neredeyse tamamı bir apartman dairesinde geçen, son derece basit bir  konunun işlendiği, ancak karanlık polisiye atmosferi, karakterlerin  planları, hikayenin ortasında duran kadın figürü ve olmazsa olmaz kadına  yumruk/tokat atılması (hehehe) ile döneminin en başarılı &lt;b&gt;kara film&lt;/b&gt;lerinden bir tanesi. Tüm insanlığın yegane ortak madde bağımlılığını (bkz. &lt;b&gt;para&lt;/b&gt;)  ve bu bağımlılığın neler yaptırabileceğini bütün bir kurgu ile  anlatırken, başından sonuna kadar temel öğe olan arkadaşlığı sorgulatan  bir yapım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Yazının bundan sonraki bölümü filmin konusu ile ilgili bilgi içerebilir...&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Etkileyici girişin hemen ardından, eve dördüncü arayan üç ev arkadaşının (&lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/name/nm0001172/&quot; onclick=&quot;(new Image()).src=&#39;/rg/castlist/position-2/images/b.gif?link=/name/nm0001172/&#39;;&quot;&gt;Christopher Eccleston&lt;/a&gt;, &lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/name/nm0289098/&quot;&gt;Kerry Fox&lt;/a&gt;, &lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/name/nm0000191/&quot; onclick=&quot;(new Image()).src=&#39;/rg/castlist/position-3/images/b.gif?link=/name/nm0000191/&#39;;&quot;&gt;Ewan McGregor&lt;/a&gt;) eğlenceli mülakat seansları ile başlıyoruz. Kafa bulunan, dalga geçilen, evden kovulan adayların ardından; &lt;b&gt;ilginç&lt;/b&gt;  Hugo mülakatları başarı ile geçip, evin dördüncü ferdi olmayı hak  kazanır. Tabi hikayenin hissettirdiği üzere, Hugo&#39;nun eve gelişiyle olay  da gelişir ve çok geçmeden ev ahalisi yeni arkadaşlarını bir bavul dolusu  para ile odasında ölü bulur. Filmin bundan sonraki bölümü, her Danny  Boyle filminde olduğu üzere, mesajı direkt yüze vuran karamsar hikaye,  hikaye ile paralel muhteşem müzikler ve hikayeden bağımsız küçük neşeli  sahneler ile devam eder. &lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;i&gt;(Özellikle benim gibi her zavallı finansçı, muhasebeci-patron diyaloğunda duygulanacaktır heheh) &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;Arkaplandaki  sıkıntılı telefon sesi, sıklıkla kullanılan matkap, tavanarası  atmosferi, dikizleme muhabbeti gibi küçük öğeler de en az yoğun şiddet  içeren ana konu kadar rahatsız edici. Bunların üzerine yüksek oyunculuk  performansını da ekleyince olay nihayete eriyor zaten... Akılalmaz bir  karakter değişimini canlandıran &lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/name/nm0001172/&quot; onclick=&quot;(new Image()).src=&#39;/rg/castlist/position-2/images/b.gif?link=/name/nm0001172/&#39;;&quot;&gt;Christopher Eccleston&lt;/a&gt; öne çıksa da henüz 24 yaşında uzun saçlı ergen imajlı, &lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/name/nm0000191/&quot; onclick=&quot;(new Image()).src=&#39;/rg/castlist/position-3/images/b.gif?link=/name/nm0000191/&#39;;&quot;&gt;Ewan McGregor&lt;/a&gt; Abimiz ve iki erkeğin tam ortasındaki kadın, &lt;a href=&quot;http://www.imdb.com/name/nm0289098/&quot;&gt;Kerry Fox&lt;/a&gt; mükemmele yakın oyunculuk sergiliyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Enteresan bir not ile bitirecek olursak; &lt;i&gt;Reha Erdem&lt;/i&gt;&#39;in ilk uzun metrajlı filmi sayılabilecek &lt;a href=&quot;http://www.sinematurk.com/film_genel/1278/Kac-Para-Kac&quot;&gt;&lt;i&gt;Kaç Para Kaç&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;&#39;ında, Shallow Grave&#39;den yoğun esinlenmesini görebiliyoruz. İnsanlığın ortak madde bağımlılığı (bkz. &lt;b&gt;para&lt;/b&gt;)  üzerine benzer bir hikaye ve benzer rahatsız edici ayrıntılar (bkz.  telefon sesi). Tek fark ana odağın dürüstlük ve sadakat üzerine kurulu  olması...&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt; (Kaç Para Kaç&#39;ın oldukça düşük bütçeli bir film olduğuna değinmiyorum)&lt;/span&gt;  Reha Erdem&#39;in kendinden kattıkları da Kaç Para Kaç&#39;ı farklılaştırıyor  elbette. Daha önce de muhabbetini yaptığım, fragman kıvamındaki müthiş  vapur sahnesi (hemen aşağıda), Reha Erdem&#39;in karamsar hikayenin  içerisine hikayeden bağımsız küçük neşeli sahneler sıkıştırmada, Danny  Boyle kadar başarılı olduğunu gösteriyor ya da ben çok iddialı konuşuyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgAzXqVuf3vEQl0Mf05rC722YutaoeBhSkdzZt3GnTAtqdnlyxmiVEjKyphWyZWKzCmN3xWdfDC6kZ1rMlyigh9Ntdrf3R4SOtrH8pjIu9NAHIO7B9KBjhFOj9_ct8s8elqPbJoUa09P-c/s1600/blogger_icon.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgAzXqVuf3vEQl0Mf05rC722YutaoeBhSkdzZt3GnTAtqdnlyxmiVEjKyphWyZWKzCmN3xWdfDC6kZ1rMlyigh9Ntdrf3R4SOtrH8pjIu9NAHIO7B9KBjhFOj9_ct8s8elqPbJoUa09P-c/s320/blogger_icon.png&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;center&gt; &lt;i&gt;&lt;b&gt;Düşük Çözünürlük&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&#39;allowfullscreen&#39; webkitallowfullscreen=&#39;webkitallowfullscreen&#39; mozallowfullscreen=&#39;mozallowfullscreen&#39; width=&#39;320&#39; height=&#39;266&#39; src=&#39;https://www.blogger.com/video.g?token=AD6v5dx8bW3KGI1Lblo70qOeAqfVb2ouyLo9-Dwt7H8IuJiKIR8fYdEdwx6LD6rifv6GqaUMHNnbCjVIZG0gMO0iRA&#39; class=&#39;b-hbp-video b-uploaded&#39; frameborder=&#39;0&#39;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgvn47F_KdmbuXo4QKlFxOrmpGoNoDiTUMpmyhcfEw1RHBzCVT_ElNJox9-XwucbyZF0w7yogoxwT-SjI2dMyw1yOl1oDJexAzwOEsw-oQ4Tk6t1KGs3A9XadO2djfMB8u7un-REqeOaV4/s1600/18.08.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgvn47F_KdmbuXo4QKlFxOrmpGoNoDiTUMpmyhcfEw1RHBzCVT_ElNJox9-XwucbyZF0w7yogoxwT-SjI2dMyw1yOl1oDJexAzwOEsw-oQ4Tk6t1KGs3A9XadO2djfMB8u7un-REqeOaV4/s320/18.08.png&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Yüksek Çözünürlük&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;center&gt; &lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;object height=&quot;385&quot; width=&quot;480&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.youtube.com/v/CT4_KfR1UAg?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowscriptaccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.youtube.com/v/CT4_KfR1UAg?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowscriptaccess=&quot;always&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; width=&quot;480&quot; height=&quot;385&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir yazıda &quot;iki film birden&quot; şeklinde terbiyesiz ve terbiyesiz olduğu kadar kötü bir espri yaparak, huzurlarınızdan ayrılıyorum.</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/08/shallow-grave.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiT09MHWZU2Sy9OTrho3A0TxmzcItI1aamJNl21ZeFIsIte26Rvlnmq4GKM0TULkZJm1j-L-TPgelPXIcj8jdOTaxUzVju6ehldjLey26U0Ace8E-0VhgzI_RSW0sIlyVMNmZM9Sh-LSnA/s72-c/shallow-grave-17064.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-568131719519115635</guid><pubDate>Sun, 25 Jul 2010 22:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2014-01-17T16:13:14.002-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Amsterdam</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">avrupa avrupa</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Coffee Shop</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Gezi / Yolculuk</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sabiha Gökçen</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Schiphol</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İstanbul</category><title>Tulpen uit Amsterdam - Bölüm 1</title><description>Geçtiğimiz Nisan, geleneksel Amsterdam turumuz için Hollanda semalarındaydık. Amsterdam ve İrlanda&#39;da yaşamını sürdüren gurbetçi dostlarımız ile öğlen saatlerinde, Amsterdam&#39;ın ana tren istasyonu Central Station&#39;ın hemen yukarısındaki Central Coffee Shop&#39;da buluşmak üzere sözleştik.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkiye&#39;den hareket eden kafile olarak iki ayrı gruba bölünmüştük. Dostların bir kısmı sabahtan uçarken, benim de dahil olduğum grup öğle saatlerine doğru ilk kalkış noktamız olan Sabiha Gökçen Havalimanı&#39;na varmıştı. Klasik &quot;geç kalacağız oğlum sıçtık&quot; vb. muhabbetler ile birlikte terminal giriş kapısına ulaştığımızda, &quot;ah benim insanları sürekli kontrol altında tutmaya çalışan, zavallı gelişmemiş polis devletim&quot; dedik bir kez daha... Nedeni terminal giriş kapısı önünde üstü başı kontrol edilmesi gereken kitlenin, 60-70 kişilik uzun bir kuyruk oluşturmasıydı. Bizim havalimanlarında biliyorsunuz kontroller bitmez; nice ülkeye seyahat ettim, henüz terminal binası girişinde insanların donuna kadar arandığı başka bir memleket görmedim. Ha eğer üzerimde bomba olsaydı da kesinlikle terminal girişinde patlatırdım, zira en kalabalık insan kümelenmesi burada oluyor. Neyse...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Memleketimin insanı, beleş olunca öğlen 12&#39;de şarapları, viskileri, votkaları fondipleyip uçakta kafayı buluyordu. Hatta dometes suyumu yudumlarken (elitim mirim, domates suyu içmeden uçamıyorum...), şarap eksperi yolcuların hostesler ile enteresan konuşmalarına şahit oldum,&amp;nbsp; Misal;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Yolcu: Pardon ben bir Fransız kırmızı alabilir miyim?&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Hostes: Malesef efendim Fransız kırmızı kalmadı, isterseniz Kavaklıdere vereyim?&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Yolcu şaşkın bir ifade ile sorgulayarak: Ne? Fransız kırmızı kalmadı mı?&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Eşi olduğunu tahmin ettiğim diğer yolcu: Nolmuş?&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Yolcu: Fransız kırmızı kalmamış!&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Eş Yolcu şaşkınla: Aaaa?!&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Yolcu sitemkar bir şekilde: Neyse tamam verin artık, ne yapalım...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aklımızdan geçse de, terbiyemizi bozup &quot;Beyefendi, beyefendi, lütfen bok içiniz&quot; bağıramadık arka koltuklardan...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dostum Cem ve yanındaki sıkıntılı orta yaşlı hatunun ilginç yakınlaşması ile Schiphol Havalimanı&#39;na vardık. 5-10 dakikalık pasaport kontrolünde, arkaplanda bavullarımızın çoktan yürüyen zımbırtılar üzerinde olduğunu görüyorduk. Buraya dikkati, dönüş yolunda bavulların gelme süresi ile ilgili &quot;&lt;b&gt;Schiphol vs Sabiha Gökçen&lt;/b&gt;&quot; şeklinde bir karşılaştırma yapacağız. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjXCDF9RgQ9XdFz8LHoHUjyQ78eLcBtXsDOy6NkckhUbQvuD5qMSTHbQwrca0xDQ1CmukPIxRUMGpJ_rA-8Sog-LC0flCIeErBhy_gUAL5PAHAWJ_Cf8hrghy_9OjigA0ZQu7-sQS2UUTg/s1600/Petite+Ceinture.JPG&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjXCDF9RgQ9XdFz8LHoHUjyQ78eLcBtXsDOy6NkckhUbQvuD5qMSTHbQwrca0xDQ1CmukPIxRUMGpJ_rA-8Sog-LC0flCIeErBhy_gUAL5PAHAWJ_Cf8hrghy_9OjigA0ZQu7-sQS2UUTg/s400/Petite+Ceinture.JPG&quot; height=&quot;300&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Havalimanında her zaman olduğu gibi hızlı tren bileti alındı ve &quot;bu oğlum işte, bin, bin&quot; nidaları ile hızlı olmayan trene binildi. Yolculuk esnası da dahil olmak üzere, &quot;yahu bu hızlı değil&quot; diye diretmelerim kaale alınmadı. Neyse ki; enteresan kafalarda, meşhur  &quot;Amsterdam&#39;a giderken&quot; grafitilerini seyre dalmışken, bilet kontrolörü gelip, &quot;Bu biletleri boşa almışsınız, hızlı tren değil ki bu, gerçi hızlı tren de hızlı değil&quot; dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Klasikleşmiş, &quot;Ne kadar sürüyordu yahu?&quot;, &quot;Geldik mi?&quot;, &quot;Burdan sonra mı iniyorduk?&quot; soruları eşliğinde, Central Station&#39;a vardık...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;Devam Edecek... &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/07/tulpen-uit-amsterdam.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjXCDF9RgQ9XdFz8LHoHUjyQ78eLcBtXsDOy6NkckhUbQvuD5qMSTHbQwrca0xDQ1CmukPIxRUMGpJ_rA-8Sog-LC0flCIeErBhy_gUAL5PAHAWJ_Cf8hrghy_9OjigA0ZQu7-sQS2UUTg/s72-c/Petite+Ceinture.JPG" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-3323035112519394718</guid><pubDate>Sun, 18 Jul 2010 17:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-05T16:16:33.863-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Altın Portakal</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kültür / Sanat</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sinema</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İzmir</category><title>Bornova Bornova!</title><description>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj0LYhgiEb1tWPAcI3oqWzwCswuXCM184VpwoLvcN3PdBNs7rSY4Lhahwhda8gFZSpwlFXQ98JcoWYhxRBHt5u9KZTKh9Wr2Nfv6x_lmM8k69mC-fw94Td9RSXnqT740-mEmPNCQSGt64c/s1600/bb-a.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj0LYhgiEb1tWPAcI3oqWzwCswuXCM184VpwoLvcN3PdBNs7rSY4Lhahwhda8gFZSpwlFXQ98JcoWYhxRBHt5u9KZTKh9Wr2Nfv6x_lmM8k69mC-fw94Td9RSXnqT740-mEmPNCQSGt64c/s320/bb-a.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Modern dünyanın rant kaygısı, beni en çok sanata el attığı zaman üzüyor. Endüstriyel sinemaya bok atmaya kasmayacağım, eldeki imkanlarla sadece saatlerce konuşup, kahve muhabbetinden öteye gidemeyiz. Gösterime girdiği salon/seans sayısı yok denecek kadar az olduğundan, Bornova Bornova&#39;yı elbette sinemada izleme şansı bulamadım. Uzun bekleyişim dün son buldu ve bir kez daha dedim ki aslında Türk sineması iyi işler yapıyor, çok daha iyi işler yapabilir ama kitlede ve zihniyette büyük sıkıntılar var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benim 7 senem Bornova Anadolu Lisesi&#39;nde ve dolayısıyla Bornova semtinin alt kültürü içerisinde geçti. Bornova&#39;nın çeşitli okullarından farklı profildeki öğrencilerinin doldurduğu kahvelerinde iskambil kağıtları ve okey ıstakaları, parklarında bira/şarap  şişeleri önümdeydi. Öğrenci mekanlarında sınırsız ekmek ve su ile 3 çeşit yemek yerken, hemen ileride toplanmış erkek güruhun &quot;kız meselesi&quot;&#39;nden kavgaları ilişirdi gözüme... İnan Temelkuran da bir Bornova Anadolu Lisesi mezunu, Bornova semt kültürünü anlattığı filmindeki &quot;Anadolu Liseli Piç&quot; belki de...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her zaman derim, dışarıdan bir şekilde etiketlenen İzmir, aslında içerisini bilseniz, öyle Batılı/Avrupai yaşam tarzında, kafası müthiş açık, &quot;Gavur İzmir&quot; misali bir şehir değildir. Hatta ve hatta çok güçlü bir tutuculuğu ve gelenekselciliği vardır. Bu nedenden olsa gerek, Bornova Bornova&#39;da anlatılanlar, küçük mekansal farklılıklarla, memleketin herhangi bir şehrinin herhangi bir semtini de temsil ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiaXWAHVx4JmJm5E8mQLo_mtVSAgbNmW2LgezoNxeedsV6Z42iZxA8DTx4fadXujKDQDrkWm5Cx4kUGI7NWRL2OOOvg4O9MU8rw2-e3Vj87XYbOPvw8S5o3BcxgT8Q35qwW035P6wloHag/s1600/bb1.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;225&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiaXWAHVx4JmJm5E8mQLo_mtVSAgbNmW2LgezoNxeedsV6Z42iZxA8DTx4fadXujKDQDrkWm5Cx4kUGI7NWRL2OOOvg4O9MU8rw2-e3Vj87XYbOPvw8S5o3BcxgT8Q35qwW035P6wloHag/s400/bb1.png&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Bir &lt;b&gt;darbe&lt;/b&gt;nin oluşturduğu bir sistem ve bu sistemin yarattığı nesil. Kendini güvenmeyen, neyi neden yaptığını bilmeyen, geleceğinden endişeli, bir şekilde sığınacak bir yer arayan insanlar. Hayatın her alanında halen devam ediyor tek tip, düşünmeyen insan yetiştirmek, etmiyor mu? Bana 12 yıl resim çiz dediler, hiç bir zaman yeteneğim olmadı, yalandan çizdim, anneme çizdirdim, bugün bir resme baksam sanatsal değeri açısından tek bir yorum dahi yapamam. Bana en azından 10 yıl flüt çaldırdılar, hiç bir zaman yeteneğim olmadı, yalandan çaldım, bugün memleketteki kalitesiz müziği geliştirmek için tek bir şey dahi yapamam. Bana dediler ki; sen sana hizmet etmek ile görevli insanlara sadece &lt;b&gt;&quot;arz edebilirsin&quot;&lt;/b&gt;, onlar senden &lt;b&gt;&quot;rica edebilir&quot;&lt;/b&gt;, bugün hiç bir devlet dairesinde işim görülmez korkusu ile hakkımı arayamam. Sen - ben değil miyiz bunlar?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnan Temelkuran, çok basit bir konuyu oldukça sade bir şekilde ve birebir hayatın içindeki konuşmalar ile anlatmış. Evet Zeki Demirkubuz&#39;un sıradan insanlarının hayatları&amp;nbsp; gibi ve evet Reha Erdem&#39;in &lt;i&gt;Kaç Para Kaç&lt;/i&gt;&#39;ındaki vapur sahnesi misali her gün her yerde duyduğumuz sıradan konuşmaları gibi... Bir duvarın üzerinde ve bir apartman kapısının önünde, kimi zaman güldüğümüz absürd hikayeler, bir anlık şok etkisi yaratan üzerinde düşünülmüş tespitler, küfür ettiğimiz/tebessüm ettiğimiz insan profilleri ve hepsinin ana kurguda bir şekilde yer bulması; tek bir kelime boş konuşmadan, konuşma üzerine bir film çekebilmek, gerçekten çok büyük bir iş. Bu arada bilemiyorum ama acaba ikili konuşmalarla sıkça karşılaştığımızdan mı, &quot;Bornova Bornova&quot; şeklinde bir ikileme yapılmış?&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEitGUxgkGBeTaDNCrQGmguu1LIApht1bgqeZfkdi9Tsnm2t4SbGCa3oulc6xr6lSB3MkWRk8x3NVAgTLfbBWTRqnRceim5uq831mRUktnKtj99-PoHV8Wb5pyVi5h6AI9OZezMdTC9tC18/s1600/bb2.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;226&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEitGUxgkGBeTaDNCrQGmguu1LIApht1bgqeZfkdi9Tsnm2t4SbGCa3oulc6xr6lSB3MkWRk8x3NVAgTLfbBWTRqnRceim5uq831mRUktnKtj99-PoHV8Wb5pyVi5h6AI9OZezMdTC9tC18/s400/bb2.png&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Düz adam yorumlarıma geçersem, çok büyük paralar ve çok büyük oyuncular olmadan da, iyi film ve iyi oyunculuk olabildiğini rahatça görüyoruz. Altay, Göztepe ve Karşıyaka&#39;sı ile İzmir semt kültürünün en önemli olgularından biri olan futbolun, filmde de unutulmaması yüzümüzde bir tebessüm oluşturuyor. (Her ne kadar İzmir şivesinin kullanımı biraz abartılı bulsam da çok fazla eleştirmiyorum.)  İnan Temelkuran&#39;ın &quot;Made in Europe&quot;&#39;da da birlikte çalıştığı görüntü  yönetmeni Enrique  Santiago Silguero&#39;da iyi iş çıkarmış.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son dönem Türk sineması, genç yönetmenleri ile gururumuzu okşuyor. Umarım son dönem Türk sinemaseveri de tam anlamı ile bunun farkına varacak. Belki modern ve kaliteli Türk filmlerini sinemada bile izleyebileceğiz bir gün...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Son olarak;&lt;br /&gt;
-&amp;nbsp; Zaten bu esrardan, haptan ne anlıyonuz hiç bilmiyom&lt;br /&gt;
*&amp;nbsp; Boşver, yani, işte... Ne dedikleri kadar güzel, ne dedikleri kadar sakat...</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/07/bornova-bornova.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj0LYhgiEb1tWPAcI3oqWzwCswuXCM184VpwoLvcN3PdBNs7rSY4Lhahwhda8gFZSpwlFXQ98JcoWYhxRBHt5u9KZTKh9Wr2Nfv6x_lmM8k69mC-fw94Td9RSXnqT740-mEmPNCQSGt64c/s72-c/bb-a.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-7159946055743078539</guid><pubDate>Sat, 17 Jul 2010 12:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-18T14:44:11.791-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">2010 Dünya Kupası</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Afrika</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Futbol</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Serbest Atış</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><title>Oyun Sona Erdi</title><description>Dünya Kupası&#39;nın süresince bir ay boyunca yoğun bira eşleğinde maç izledik, bahis oynadık, vuvuzela&#39;ya küfrettik, ahtapot muhabbeti yaptık, Ömer Üründül ile dalga geçtik vs. Şahsım ve akranlarım adına 94&#39;den beri canlı olarak izlediğim beşinci dünya kupası oldu (&quot;Ben 90 kupasını hatırlıyorum be abi&quot; diyen akranların kalbini kırarım). Neyse velhasıl modern dünyanın en büyük etki, eğlence, güç, para aracı futbola doyduk, bir ay boyunca ekrana kitlenmenin yanı sıra, yazılı/görsel basın Güney Afrika&#39;dan son gelişmeleri bildirdi. Peki merak ediyorum, kupa sonası Güney Afrika&#39;da neler olacak, biri anlatacak mı? Her gün binlerce suçun işlendiği (ki yüzlercesi tecavüz), içsavaş, fakirlik ve AIDS&#39;in 3-5 yaşında onlarca çocuğu öldürdüğü, Batı&#39;nın sömürge kıtasından bahsedecekler mi? Dünya tarihinin en büyük ırkçılığı Apertheid&#39;ın fiili olarak devam ettiğini yazacaklar mı?&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjpiCw9zUEnZVfJOJ8nL2wWVIhQwfrU9-6nqfsdQ_M9Lqa50aTILy0uhmHcDT2f75yL80TAUO6owm7DoXlj9K-gkzBSXHSGxJ5W2UO9_dJDWoP7nxuOOb3dPt_BgTqrxXSGKmMeIU5ypJM/s1600/starving-kids-india-child-poverty.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;272&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjpiCw9zUEnZVfJOJ8nL2wWVIhQwfrU9-6nqfsdQ_M9Lqa50aTILy0uhmHcDT2f75yL80TAUO6owm7DoXlj9K-gkzBSXHSGxJ5W2UO9_dJDWoP7nxuOOb3dPt_BgTqrxXSGKmMeIU5ypJM/s400/starving-kids-india-child-poverty.jpg&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Final sonrası, yurtiçi/yurtdışı kaynaklı onlarca yazı okudum, bir tanesinde dahi aradığımı bulamadım. Takımların sahaya çıkışlarını bilirsiniz, futbolcu ile ülkenin küçük çocukları tünelden elele çıkarlar. Sahaya çıkan 22 futbolcunun elini tuttuğu 20 çocuk, nüfusun %10&#39;u nu dahi kapsamayan Avrupa sömürgecisi sözde Güney Afrikalılar &lt;b&gt;beyazlardan&lt;/b&gt; oluşuyordu. FIFA aslında ırkçılığı yok edelim, &quot;respect&quot; diye bağırırken, organizasyondaki ikiyüzlüğünü burada dahi basitçe gösterdi. Tamam diğer maçlarda siyahlar olsun da, final maçında sahaya beyazlarla çıksınlar! Irkçı modern dünya, siyahi çocukların finalde futbolcular ile el ele sahaya çıkmasını dahi hazmedemiyor!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ken Loach&#39;ın telefon numarası olsa, gerçekten arayıp diyeceğim, &quot;Güney Afrika 2010 üzerine bir film çek, &lt;b&gt;oyun&lt;/b&gt;u bize anlat, izleyelim.&quot; Binlerce Afrikalı siyahın, futbolseverlere hizmet etmek amacı ile sadece 1 aylığına istihdam edildiğini, şu an aç olduklarını anlat! Dünya Kupası süresince futbolseverlerin şehir merkezlerinden çıkmadıklarını, zira Güney Afrika&#39;da sadece şehir merkezlerinde güvenliğin sağlanabildiğini anlat! Zengin turistlerin, kurşun geçirmez, zırhlı tur otobüslerinde, Afrikalı fakir siyahların &quot;teneke mahalleri&quot;ndeki evlerini müze gibi gezdiklerini anlat! Beyazların elektrik telleri ile çevrili malikanelerindeki barbekü partilerini anlat! Çok uluslu şirketlerin petrol, altın, elmas vs. için katlettiği insanlığı ve çevreyi anlat, hiçbir şeyden haberi olmadan klinik araştırmalarda kullanılan masumları anlat!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugün kendisini &lt;b&gt;Afrikaner &lt;/b&gt;diye tanımlayan beyaz Afrikalı, yerlilere ne diyor biliyor musun? &quot;Burası benim ülkem!&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar konuşuyorsun da, sen ne yapıyorsun diyorum bazen kendi kendime... Benim her ay sonu hesabıma geçen maaşımda, Afrikalı çocukların gözyaşları var. Üzülüyorum, bir şeyleri değiştirmek için planlar yapıyorum, belki bir gün vicdan azabımı hafifletebilirim. Sen de düşünüyor musun insanları ve insanlık için ne yaptığını, yoksa evlendiğinde parmağına taktığın reelde değersiz pırlanta daha mı önemli, yoksa para herşeyden daha mı önemli?</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/07/oyun-sona-erdi.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjpiCw9zUEnZVfJOJ8nL2wWVIhQwfrU9-6nqfsdQ_M9Lqa50aTILy0uhmHcDT2f75yL80TAUO6owm7DoXlj9K-gkzBSXHSGxJ5W2UO9_dJDWoP7nxuOOb3dPt_BgTqrxXSGKmMeIU5ypJM/s72-c/starving-kids-india-child-poverty.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-5511375561740386922</guid><pubDate>Fri, 16 Jul 2010 15:23:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-18T13:06:50.658-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Asi Martı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Taksim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Özgürlük</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İnternet</category><title>Özgür İnternet İçin Yürüyoruz!</title><description>17 Temmuz Saat 17.00, Yer: Taksim Meydanı!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;Siktir et proxy var, dns var, host dosyası var.&quot; &quot;Oğlum herşeyi yasaklıyorlar, interneti toptan yasaklasınlar bari ehuehu&quot; demekle olmuyor, tepkisiz kalma!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&#39;allowfullscreen&#39; webkitallowfullscreen=&#39;webkitallowfullscreen&#39; mozallowfullscreen=&#39;mozallowfullscreen&#39; width=&#39;320&#39; height=&#39;266&#39; src=&#39;https://www.blogger.com/video.g?token=AD6v5dz340GB2TAPwrB0Objsq3A7_62wqShrAp8D5jjSqvWEvfD3gqQ1X7QrMXc1DnjaiVK7VMqy-yEOKrFXvjbi8g&#39; class=&#39;b-hbp-video b-uploaded&#39; frameborder=&#39;0&#39;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/07/ozgur-internet-icin-yuruyoruz.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-6037498436068223850</guid><pubDate>Sun, 04 Jul 2010 23:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-25T15:35:55.403-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Boş Muhabbet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Gezi / Yolculuk</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Çeşme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İzmir</category><title>Yıllık İzin</title><description>Bu seneki yıllık izinimizde de memleketimiz İzmir&#39;e doğru yola çıktık. Malum hemen hemen 2 hafta İzmir&#39;de olacağız, atlayayım arabaya gidelim dedik. Her zamanki gibi &quot;En geç sabah 6&#39;da yola çıkarım abi&quot; diyip, fosur fosur uyuyarak, 10.30 civarı yola çıktık. Tarihler, 3 tarafı denizle çevrili olan, ancak denizi sevmeyen ve &quot;yok&quot; seviyesinde deniz taşımacılığı yapan gelişmemiş ülkemin, Kabotaj Bayramı&#39;nı kutladığı 1 Temmuz&#39;u göstermekteydi. Kabotaj Bayramı&#39;nda, sıradan bir hafta içi günü arabalı feribot/vapur (ya da her ne sikimse) için  güneşin altında 45 dakika bekledik. Beklerken bol bol sövdüğümüz için artık buraya yansıtmayacağım küfürlerimi...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eskihisar - Topçular feribotumuza yerleştikten bir süre sonra sadece kadınlar tuvaletenin çalıştığını farkettim. Kadınlar tuvaletinin önünde kadınlardan oluşan uzun kuyruk ve bu kuyruğun etrafında homurdanarak erkekler tuvaletini arayan erkekler, kıyametin ilk alametleri mi diye düşünüyordum. Zira yolculuğun daha ilk dakikalarında erkekler tuvaletinin çalışmadığını keşfeden şahsım, &quot;siktir et zaten çok acil bir durum yok, yolda dururuz bir yerde&quot; şeklinde söylenip, sote köşesinde sigarasını yakmaktaydı. İşemek zorunda olduğu yüzünden belli olan erkek güruh tekneyi turladıkça, bu işin sonunun pantalonları indirip, feribottan sallandırmak sureti ile denize işemek olacağını seziyordum. Neyseki daha iyimser bir son olarak; erkekler kadınlar tuvaletini ele geçirdi. Bir kaç dakikalığına da olsa aynı tuvalet sırasında hem kadın ve hem erkekleri görünce, muhafazakar ülkemde feribotta &quot;unisex tuvalet&quot; açılımı mı hedefleniyor diye düşündüm...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Susurluk&#39;da avuç içi kadar kaşarlı tostun fiyatının 4,5 TL&#39;ye yükselmesi dışında enteresan bir şey görmedim yolculuğun geri kalanında... Sanırım peyniri oluşturan sütün elde edildiği inek, senede sadece bir kez sağılıyor...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Velhasıl akşamüstü İzmir&#39;e vardım. Biz İstanbul&#39;da seneleri tükettikçe, İzmir&#39;de dinamikler değişiyor. Aile yeni eve taşınmış, arabayla takip ettik pederi yeni eve kadar... Dile kolay, Göztepe&#39;de büyüdük, defalarca Gürsel Aksel&#39;in önünden geçip Güzelyalı Park&#39;ına yürüdük. Berberini, kahvecisini, kasabını, bakkalını tanıdık. Semt kültürünün oluşturduğu bağ ile omuz omuz tribünleri inlettik, Göztepe diyerek. Çocukluğumuz, gençliğimiz ve gençliğe veda yıllarımız böyle geçti... O kadar çok yaşanmışlık var ki, Göztepe semtine veda etmenin hüznünü anlatmak gerçekten çok zor. Ağlamıyorum lan, sigaranın dumanı kaçtı işte gözüme, aynen öyle...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neyse İzmir üstüne 22 yaşına kadar ortalama 3 ayımızda &quot;idle&quot; takıldığımız Çeşme&#39;ye geçtik. Yahu gel de iş hayatına küfür etme arkadaş! Sen her yaz Çeşme&#39;de boş-beleş takılan adamdın, şimdi Lidyalı yavşakların icadı para hırsı nedeniyle ömür tüket işyerinde yazın sıcağında... Spekülatif medyanın abartması Çeşme Köyü, bu sene geçen senekinden bile daha cansız, üstelik &quot;sezon&quot; diye tabir edilen döneminde... Yeni yapılan yol/çevre düzenlemesi ve lüks çarşı kafasındaki kimsenin tutmadığı boş dükkanları ile Ilıca hayalet bir semt olmuş. Biz eskiden sabah ezanı okunurken yengen yiyebilmek için sıra beklerik, şimdi in-cin top oynuyor, hey gidi hey... Keza Alaçatı&#39;da Ilıca kadar boş olmasa da tenha diyebileceğimiz düzeydeydi... Cumartesi gecesi yine biraz kalabalıklaştı ortamlar ama medyanın abarttığı kadar bir numara yok.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertuğrul Özkök misali Çeşme incelememin ilk bölümünü tamamlamış bulunuyorum, sonraki günler analizlerim derinleştikçe eklemeler yapacağım. Aysel Gürel&#39;in ölmeden önceki son eseri &lt;a href=&quot;http://www.dailymotion.com/video/xd9m9r_tarkan-sevdanyn-son-vuruyu-yarkysy_music&quot;&gt;Tarkan&#39;ın Sevdanın Son Vuruşu&lt;/a&gt; tartışmasız bu yazın şarkısı olmuş hemen her yerde duyuluyor, elit Alaçatı mekanlarında ise &lt;a href=&quot;http://www.dailymotion.com/video/xdauxe_feridun-duzayac-hayat-neden-yekil-y_music&quot;&gt;Feridun Düzağaç&#39;ın Hayat Neden Şekil Yapıyor?&lt;/a&gt; şarkısı zirvelerde, bir de halen gidemediğim Çeşme Marina kime sorsam farklı kafalardaymış, uğranması gerek...</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/07/yllk-izin.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8858354559187226737.post-2989211092522073647</guid><pubDate>Sat, 29 May 2010 12:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-18T14:43:22.822-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Futbol</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><title>Euro 2016</title><description>Dün Euro 2016 evsahipliğini finalde Fransa&#39;ya kaybedilmesinin ardından, sonucun gayet doğal olduğunu, Türkiye&#39;nin kültür ve teknik anlamda yeterli yetkinlikte olmadığından bahsediyordum. Gerek işyerinde, gerek twitter&#39;da vatan haini, Türk düşmanı ve &quot;içimizdeki Fransız&quot; olarak nitelendirildim. Hayatta en çok değer verdiğim insanlardan biri olan, Fransa&#39;daki dostum Bülent dahi hafiften bana sinirlenip, olayın tamamen politik olduğunu anlatan bir mail atmasaydı, hiç değinmeyecektim bu konuya... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Batı toplumunun genel yargısında Avrupalı/Amerikalı olmayanlar, kesinlikle ikinci sınıf doğulu insan olarak nitelendiriliyor ve eziliyor, bu nedenle &quot;Türkler Sevilmiyor&quot; kalıbına da hiçbir itirazım yok. Burada milliyetsel genelleme yapıldığı için, Avrupalı&#39;dan çok daha üst seviyede kültür ve yetenek birikimi olan insanlarımıza da kötü gözle bakılıyor mu? Elbette... Hatırlarım dostum Bülent&#39;in Paris&#39;de ev aradığı dönemleri... Hangi ilanı arasa, Türküm dediği anda suratına telefonu kapatıyordu genellemeci Fransız&lt;b&gt;. Burada kim haklı, kim haksız tartışması yapmak çok gereksiz, asıl üzücü konunun 2010 yılında dahi din ve milliyet kavramlarının insanları yönlendirmesi olduğunu düşünüyorum.&lt;/b&gt; Son bir örnek verip ana konu olan Euro 2016 ev sahipliği seçimine geri döneceğim. Müslümanları ülkesinde barındırmak istemeyen aşırı sağcı siyasi görüş Avrupa&#39;nın hemen her yerinde yükselişte, bu ülkelerden biri de Hollanda (Hollanda&#39;da hayatını sürdüren dostum Samert ile ayaküstü konuşmuştuk biraz, belki daha ayrıntılı yazabilir bana, ben de yazısını yayınlamak isterim). Hollanda&#39;da Müslüman karşıtlığının tavan yaptığı nokta, yönetmen &lt;a href=&quot;http://en.wikipedia.org/wiki/Theo_van_Gogh_%28film_director%29&quot;&gt;&lt;i&gt;Theo van Gogh&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;&#39;un İslam&#39;da kadınların ezildiğini ve istismar edildiğini anlattığı&lt;i&gt; Submission  (Teslimiyet)&lt;/i&gt; filminin ardından, başkent Amsterdam&#39;da sokak ortasında bir müslüman tarafından vahşice öldürülmesi. Başta da dediğim gibi Batı ve Doğu kültürleri arasındaki uyumsuzluk içinde kim haklı, kim haksız tartışmayacağım, uzar gider. Bir insanı görüşleri nedeni ile öldürmek ne kadar insanlık dışıysa, bir inanışa sahip kitleyi de &quot;aynı&quot; diye etiketlemek o kadar insanlık dışı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Euro 2016&#39;da ev sahibi olma şansımızı kaybetik. Nedeninin altında elbette yukarıda bahsettiğim üzere, at gözlüklü Batılı bir bakışın etkisi mevcuttur. Ancak tüm nedeni sadece buna indirgemek de diğer tarafın at gözlüklü bakışıdır diye düşünüyorum. Biz gerçekten bu çapta bir turnuvayı düzenleyecek sosyal, kültürel ve teknik kapasiteye sahip miyiz?&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh8pwZ0T9IR2S_QTs7rPzRJW7R82Jt1lywJ8F-lMkgjoZwmbv9y0kyNZM-vbZojK46ZO9hrdGXxRscuCLj4Vkk5UXPpt_GfZIL7_DjYA4vBv-HUTEYpYqOWFMzmfkc8f6FufXhAxn8SzWo/s1600/euro2016logo-19962_501.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;275&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh8pwZ0T9IR2S_QTs7rPzRJW7R82Jt1lywJ8F-lMkgjoZwmbv9y0kyNZM-vbZojK46ZO9hrdGXxRscuCLj4Vkk5UXPpt_GfZIL7_DjYA4vBv-HUTEYpYqOWFMzmfkc8f6FufXhAxn8SzWo/s400/euro2016logo-19962_501.jpg&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Teknik Altyapı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Dostum demiş ki; &quot;&lt;i&gt;Ukrayna &amp;amp; Polonya, 2 sene sonra Avrupa Şampiyonası düzenleyecekler. Bildiğin iki  tane köyden bozma ülke bu ikisi, önce onu belirtelim. Onun dışında geçiyorum aday olduklarındaki durumlarını; şimdi bile stad olsun konaklama olsun panikten ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Hiçbir şey ama hiçbir şey hazır değil. Bu ülkelere 2007&#39;de verildi organizasyon, 5 yılları vardı yani. Bizim adaylıgımızda ise süre 6 yıldı.&quot;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öncelikle Ukrayna ve Polonya komünist düzenin avantajıyla, dünya standartlarının altında, ancak Türkiye&#39;nin çok üzerinde şehiriçi, şehirlerarası ve ülkelerarası ulaşım yollarına sahiptir. Motorlu araç trafiğinin yoğun olduğu birçok metropolde, bu trafiğe girip girmemek sizin elinizde olup, alternatif ulaşım yollarını tercih etme ve &lt;b&gt;varolan trafik sisteminde&lt;/b&gt; kendi rotanızı çizme hakkınız vardır. Bugün 10-15 milyon nüfusluk İstanbul&#39;un herhangi bir trafik sistemi olmamakla birlikte, deniz, demir, yeraltı ve kara ulaşımında gezip gördüğüm en kötü şehirlerden biridir. Hemen hiçbir uzun mesafe yolculuğun karayolu ve demiryolu üzerinden etkin bir biçimde yapılmadığı bir ülkeden bahsettiğimizi neden unutuyoruz? Örneğin, birkaç sene öncesine kadar İstanbul - İzmir arasında karayolu ulaşımı &lt;b&gt;tamamen &lt;/b&gt;tek şerit üzerinden sağlanmıyor muydu? Halen de doğru düzgün bir ulaşım yok iki şehir arasında... Denizyolu ulaşımına gelirsek, üç tarafı denizlerle çevrili (klasik tanım) ve her sene Kabotaj Bayramı&#39;nı kutlayan ülkemizin, sürekli halde şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan kaç gemisi var, bir, iki? İstanbul&#39;dan Yalova&#39;ya gitmekten bahsetmiyorum elbette... Havayolu taşımacılığında, yetersizlik ve düzensizlikten kullanılamaz halde olan İstanbul Atatürk Hava Limanı&#39;nın adam edilebilmesi için illa bir Euro 2016 mı gerekli?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet Ukrayna yapamadı ve belki de yapamayacak (Konu ile ilgili bir yazı için &lt;a href=&quot;http://vliegendenederlander.blogspot.com/2010/04/sahibinden-2-el-euro-2012-adayligi.html&quot;&gt;buyurun&lt;/a&gt;). Ancak &quot;onlara bu haldeyken verildi, bize de verilmeli&quot; düşüncesini doğru bulmuyorum. Evet onlara bu halde verildi ve sonuç ortada, bu Türkiye için de böyle olabilir diye düşünemez mi komite? Biz illa ki ulaşım, altyapı, stadyum vb. gereklilikler için Euro 2016&#39;yı mı beklemeliyiz? Fransa gelişmişliğinin etkisi ile şu an dahi turnuvayı yapabilecek teknik kapasiteydek, Türkiye için bunu söyleyebiliyor muyuz? Euro 2016 gelince herşeyi yapacağız demek yerine, bir kere de planlı ve sistemli olarak hazırlanıp, bunları yaptık bu turnuva için diyemez miyiz? Olimpiyat adaylığı için plansızca demiştik gerçi, &quot;Olimpiyat Stadı yaptık&quot; diye, hatırlar mısın? Açılış maçında yolu olmayan stada yürüyen binlerce insanı dün gibi hatırlıyorum. Bugün kendimizi kandırmayalım &quot;atıl&quot; durumda bir olimpiyat stadımız var. Ben işte bu zihniyete kızıyorum, göstermelik eylemlere kızıyorum. Bizim bunları yapmamız için Euro 2016&#39;ya ihtiyacımız yok, bizim bunları her halükarda yapmamız gerekli. Daha önceki başvurularda, &quot;her halükarda bunları yapacağız&quot; deyip, ne yaptık? Dün &quot;alsak da almasak da yapacağız&quot; dediklerimizin, kaç tanesini gerçekten yapacağız?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkiye ulaşım, altyapı, konaklama ve tesis anlamında mevcut şartlarda turnuvayı kaldırabilecek bir ülke değil. Bir sonraki başvurusunda yeterli kapasitede olacak mı? Önce bu sorunun cevabını tartışmak gerekli...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Temel bir başka görüş de; &quot;Bu tip turnuvalar ev sahibi ülkeyi geliştirme amacında olmalı, Fransa&#39;nın herşeyi vardı zaten. O zaman her sene İngiltere, Fransa, Almanya&#39;da yapılsın.&quot; Aynı düz mantıkla cevap vermek gerekirse, o halde bu tip turnuvalar her sene Makedonya, Arnavutluk, Mozambik, Kamboçya, Rwanda&#39;da yapılmalı diyor ve daha fazla uzatmıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjWg2wEiEDFhH77BJveMLsrc-qmPYvGrb8rMNa-UVR7EBpzbsxMMaiR7CiH9gCz13UUck6hXu2fVx1Biw3FUCG8Gu8iyp3yZEcTd599nL9YXbA-lxq3tfsb1jSVjCFZsz2FxOo0VOuyF7o/s1600/fransa-logo.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjWg2wEiEDFhH77BJveMLsrc-qmPYvGrb8rMNa-UVR7EBpzbsxMMaiR7CiH9gCz13UUck6hXu2fVx1Biw3FUCG8Gu8iyp3yZEcTd599nL9YXbA-lxq3tfsb1jSVjCFZsz2FxOo0VOuyF7o/s320/fransa-logo.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Kültür Sorunu&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Bugün İstanbul Taksim Meydanı&#39;nda yılbaşı kutlamaları toplu taciz için heyecanla bekleniyor, halen en modern semtlerde bile istediği gibi giyinemeyen, yaşayamayan kadınları görünce üzülüyorum ben. Toplumun her seviyesinde şiddet, saygısızlık ve hoşgörüsüzlük hakim durumda değil mi? Anadolu&#39;ya gittikçe bu baskı daha da artmıyor mu? Ben bu ülkenin pek çok şehrinde Ramazan ayında elimde sigara yolda yürüyemem, açık restoran bulamam, oruç tutmaya zorlanırım. Ben bu ülkenin pek çok şehrinde, kız arkadaşımla sarmaş dolaş oturamam, öpüşemem. Ben bu ülkenin pek çok şehrinde polis görmeden 5 dakika yürüyemem. Ben bu ülkede sistematik olarak sansürlendiği için görsel/yazılı basını takip edemem, internette dilediğim gibi gezemem. Ben bu ülkede sokağa çıktığım her an, abuk bir nedenden bir araba sopa yiyebilirim! Sadece son birkaç ayda yaşanmış o kadar çok utanılacak olay sayabilirm ki burada...&lt;br /&gt;
Peki hepimiz böylemiyiz, asla! Ama &quot;Türkleri Sevmiyorlar&quot;, &quot;Herşey Politik&quot; demeden önce biraz olsun kendimize dönüp bakalım, biraz olsun...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&quot;Bugün oy veren satılmışlar arasında Maltalı -Malta&#39;da futbol mu var?!- İsrail&#39;li -İsrail&#39;i zaten Uefa bünyesine alanın aklını seveyim ben- ve Rum Kesiminden -yorumsuz- üyeler var.&quot;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
Peki burada, &lt;i&gt;Şenes Erzik&lt;/i&gt; dışında spor camiasında sözü geçen tek bir futbol adamımızın olmaması, dış ilişkilerde yıllardır &quot;biz en doğrusunu biliriz&quot; şeklindeki agresif yaklaşımımızın hiç mi etkisi yok?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Adaylık sunumumuzu inceledin mi bilmiyorum ancak oldukça kötü bir yönetmenlik (bkz. Sinan Çetin) ve kurgu ile hala tek bir söz var ağzımızda; &quot;Biz Hiç Yapmadık, Bize Verin!&quot; Oysa tıpkı Fransa gibi, &quot;biz daha önce sayısız uluslararası organizasyon yaptık, bunu da muhteşem yapacağız&quot; teması üzerine gidilemez miydi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Son Söz&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Spor, özellikle de futbol içerisinde propoganda, siyaset, din vb. birçok kavramı içeren büyük bir güç. Bu nedenle alınan her kararda yanlı tavırlar olabilir. Ancak her karar yanlı alınsaydı, Türkiye 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası&#39;nı organize edecek bir ülke de olamazdı. Euro 2016&#39;yı iyi şekilde organize edebilirdik, stadlar kurulur, günü kurtaracak yollar yapılır, insanlarımız sırf&amp;nbsp; &quot;gavura rezil olmayalım&quot; diye hoşgörü göstebilirdi, ufak tefek sıkıntılar olsa da üstesinden gelebilirdik, ben bunu biliyorum zaten! Ancak bana bile veremeyeceğin garantiyi, dışarıdan bakan adama nasıl anlatacaksın?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şahsi görüşüm, evet belki Türk düşmanı ve vatan hainiyim ama Türkiye&#39;nin bu turnuvayı gerçekleştirebilecek seviyede olduğuna inanmıyorum. Tıpkı, ev sahipliğini kaybetmesinin tüm nedenini politikaya bağlamadığım gibi. Umarım ben hatalı çıkarım da tesillerimiz ve altyapımız hazır bir şekilde, daha hoşgörülü bir toplum haline gelip, bu turnuvayı düzenleriz birgün...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
En çok son sözünü beğendim dostumun, belki biz de birgün kendimizden bu kadar emin gideriz oralara...&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Günün en iyi özetini de patronum yaptı: &quot;Sarkozy salona geldikten sonra kazandığımızı anlamıştım zaten. Sarkozy işi garantiye almadan o salona adımını atmazdı. Sittin sene böyle bi risk almaz o adam.&quot;&lt;/i&gt;</description><link>http://asimarti.blogspot.com/2010/05/euro-2016.html</link><author>noreply@blogger.com (Onurlu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh8pwZ0T9IR2S_QTs7rPzRJW7R82Jt1lywJ8F-lMkgjoZwmbv9y0kyNZM-vbZojK46ZO9hrdGXxRscuCLj4Vkk5UXPpt_GfZIL7_DjYA4vBv-HUTEYpYqOWFMzmfkc8f6FufXhAxn8SzWo/s72-c/euro2016logo-19962_501.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>4</thr:total></item></channel></rss>