<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129</id><updated>2025-11-24T00:02:11.050-08:00</updated><category term="Politik Film Arşivi"/><category term="halkın hakları mücadelesi"/><category term="aktüel"/><category term="emek mücadelesi"/><category term="neo-liberalizm"/><category term="kürt sorunu"/><category term="müzik"/><category term="kültür-sanat"/><category term="anti-emperyalizm"/><category term="öteki tarih"/><category term="edebiyat"/><category term="EN İYİ FİLMLER"/><category term="ekoloji"/><category term="kadın"/><category term="afrika"/><category term="ortadoğu"/><category term="felsefe"/><category term="halkların kardeşliği"/><category term="faşizm"/><category term="latin amerika"/><category term="sosyalizm"/><category term="gericilik"/><category term="kısa film"/><category term="siyasi islam"/><category term="belgesel"/><category term="biyoğrafi"/><category term="ırkçılık"/><category term="Şiir"/><category term="anayasa"/><category term="görüntüler"/><category term="tarih"/><category term="anti-militarizm"/><category term="söyleşi"/><category term="bilim"/><category term="asya"/><category term="gerçek devin"/><category term="mitoloji"/><category term="anti-homofobi"/><category term="avrupa"/><category term="popüler kültür"/><category term="Tuncay ARAR"/><category term="gençlik"/><title type='text'>BABİL KULESİ</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>647</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-4006070711761203316</id><published>2012-09-07T07:59:00.000-07:00</published><updated>2012-09-07T08:37:17.278-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="aktüel"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="halkların kardeşliği"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ortadoğu"/><title type='text'>Suriye&#39;de isyancılara karşı savaşan Türkiyeliler</title><content type='html'>Mahmut Hamsici
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;role&quot;&gt;
BBC Türkçe&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;subject&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;ingress&quot;&gt;
Suriye&#39;de yaşanan gelişmelerin, önemli oranda Arap nüfusa sahip 
Hatay ve çevresindeki yansımaları son dönemde Türkiye basınında geniş yer 
buldu.&lt;/div&gt;
Bazı basın organları yerel halkın, Beşar Esad yönetimi karşıtı isyancıların 
Hatay&#39;daki varlığından rahatsız olmasını öne çıkarırken bazılarıysa ortada bir 
rahatsızlığın değil, Esad yanlılarının kışkırtmalarının olduğunu öne sürdü.&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;module &quot;&gt;
&lt;div class=&quot;image img-w224&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/04/120904121938_sabah_224x280_bbc_nocredit.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;280&quot; src=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/04/120904121938_sabah_224x280_bbc_nocredit.jpg&quot; width=&quot;224&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Hatay&#39;d&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;a son dönemde gerçekleştirilen iki önemli etkinlik de 
farklı basın organları tarafından bu iki farklı tavır doğrultusunda 
değerlendirildi. &lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
25-26 Ağustos&#39;ta Hatay&#39;a bağlı Yeşilpınar Belediyesi tarafından düzenlenen 
&#39;Barışa Çığlık&#39; etkinliğiyle, 1 Eylül&#39;deki barış mitingini, kimi basın organları 
Suriye&#39;deki savaşa tepki olarak kamuoyuna yansıtırken kimileriyse provokasyon 
olarak aktardı.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yeni Şafak&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Sabah&lt;/em&gt; onu manşetlerine 
taşımıştı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Bu ikinci kesimdeki basın oranlarından &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Yeni Şafak&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; 
ve &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Sabah&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; gazeteleri, manşetten verdikleri haberlerde 
&#39;bu provokasyonları THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi) Acilciler 
örgütünün lideri Mihraç Ural yürütüyor&#39; iddiasında bulundu. &lt;br /&gt;
Bu haberler Hatay’da Suriyeli muhaliflerin sokaklarda karşılıklar çıkardığı 
ve halın da bundan tedirgin olduğu yönündeki haberlerle, içinde muhaliflere 
silahlı eğitim verildiği iddia edilen Apaydınlar kampıyla ilgili olarak Türkiye 
basınında yayımlanan haberleri takiben yayımlandı.&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;module &quot;&gt;
&lt;div class=&quot;image img-w224&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/04/120904122158_yenisafak_224x280_bbc_nocredit.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;280&quot; src=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/04/120904122158_yenisafak_224x280_bbc_nocredit.jpg&quot; width=&quot;224&quot; /&gt;&lt;/a&gt;B&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;BC Türkçe&#39;nin Suriye üzerinden telefonla ulaştığı Mihraç 
Ural, hakkındaki suçlamaları yanıtlamanın yanısıra kendisinin aktif olarak yer 
aldığını söylediği çatışma alanına ilişkin gözlemlerini ve içinde yer aldığı 
yeni örgütü Mukaveme Suriye&#39;yi anlattı. &lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&#39;Lazkiye&#39;deyim, 32 yıldır Hatay&#39;a gelmedim&lt;/strong&gt;&#39; &lt;br /&gt;
Ural, Alevileri kışkırttığı ve Hatay&#39;a gelip gittiği iddialarını yalanlarken, 
&#39;Lazkiye&#39;de olduğunu&#39;, 32 yıldır da Hatay&#39;a ayak basmadığını, Türkiye&#39;ye dönmek 
istediğini, ancak hakkındaki soruşturmaların zamanaşımından düşmesini önlemek 
için sürekli davalar açıldığı için dönemediğini belirtiyor.&lt;br /&gt;
Suriye istihbarat teşkilatı El Muhaberat&#39;a yakın olduğu iddialarını da 
reddeden Ural, &quot;Tam tersine Suriye zaman zaman bize baskı yaptı, &#39;Türkiye bizim 
komşumuz, bu topraklardan Suriye&#39;ye zarar veremezsiniz&#39; dedi. Ve biz 
sorumluluklarımızı üstlenmek için zaman zaman Suriye&#39;nin dış politikasını 
zorlayan işlere kalkıştık çünkü halkımızı yalnız bırakmayacaktık&quot; diyor.&lt;br /&gt;
Ural, Suriye&#39;de rejimin sıkı bir savunucusu izlenimi verdiği konusunda ise, 
durumun pek de göründüğü gibi olmadığını söylüyor.&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Anlattıklarına göre, Suriye kendisini dört kez tutuklamış.&lt;br /&gt;
1999&#39;da Öcalan Suriye&#39;yi terkettikten sonra Türkiye&#39;nin talebi üzerine 
tutuklandıktan sonra bir yıl hücrede kaldığını söylüyor.&lt;br /&gt;
2000&#39;de hücreden çıkttığını ama &quot;Türkiye&#39;yle biz bugün dostuz. Artık 
Türkiye&#39;ye karşı topraklarımızdan herhangi bir yanlış istemiyoruz&quot; uyarısına 
maruz kaldığını anlatıyor.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&#39;Apo&#39;yla 19 yıl birlikte yaşadım&#39;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;module &quot;&gt;
&lt;div class=&quot;image img-w304&quot;&gt;
Öcalan&#39;la yakın bağına ilişkin haberler, Ural&#39;ın yalanlamadığı 
iddialardan.&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&quot;Apo&#39;yla 19 yıl boyunca Suriye&#39;de birlikte yaşadım&#39;&#39; diyor Öcalan için ve 
&#39;&#39;Aynı sofrada yedik, aynı evde yatıp kalktık. Dünyada tanıdığım en az 
milliyetçi olan adamıdır&#39;&#39; diye kendisinden bahsediyor, &#39;bölücü&#39; olmadığını 
savunuyor Öcalan&#39;ın.&lt;br /&gt;
Bölünme konusu, başka bir bağlamda, ama bu kez de Nusayrileri hedef alan bir 
suçlamayla gündeme gelmişti.&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/07/120907083213_mihracapo_304x171_bbc_nocredit.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;171&quot; src=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/07/120907083213_mihracapo_304x171_bbc_nocredit.jpg&quot; width=&quot;304&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&#39;Alevi devleti iddiası cahillik&#39;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
AKP Gaziantep milletvekillerinden Şamil Tayyar, Hatay ve civarında Suriye&#39;ye 
olası müdahaleye karşı çıkanları ve bu yöndeki protesto gösterilerini Nusayri 
devleti kurma planlarının bir parçası olarak nitelemişti.&lt;br /&gt;
Ural, iddiayı en basit ifadeyle coğrafya ve kültür bilmemek olarak 
değerlendiriyor ve &quot;Bunu iddia etmek cahilliktir. Asi nehrinin geçtiği bütün 
ova, Sünni ovasıdır. Aleviler dağdan itibaren sahile doğru uzanırlar. Alevilerin 
dağın alt kısımlarıyla bir ilgileri yok, bağlantıları yok. Dünyada en son olarak 
devlet kurmak isteyecek birileri olursa onlar da Alevilerdir. Alevilikte 
şeriatçılık yoktur. Alevilik insan merkezli evrimci bir inanç topluluğudur. 
Şeriat ne anlama gelir? Kanun yapmak, yani anayasa... Peki yeryüzünde bir akıllı 
var mıdır ki şeriat yapınca savcı, kolluk kuvveti cezaevi olmadan yönetebilsin? 
Oysa Alevi&#39;nin böyle bir derdi yok. Alevi&#39;nin derdi Tanrısına, insana hürmet 
etmektir, saygı göstermektir. Böylesine Sünni bir şeriat algısı olmayanbir 
topluluğun devlet kurma iddiası olamaz&#39;&#39; görüşünü dile getiriyor.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&#39;THKP-C Acilciler örgütünün genel sekreteriyim&#39;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;module &quot;&gt;
&lt;div class=&quot;image img-w304&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/07/120907084134_mihrac_304x171_bbc_nocredit.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;171&quot; src=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/07/120907084134_mihrac_304x171_bbc_nocredit.jpg&quot; width=&quot;304&quot; /&gt;&lt;/a&gt;THKP-C Acilciler, Mahir Çayan ve arkadaşlarının kurduğu THKP-C örgütünün, 
hemen hemen tüm liderlerinin 1972’de Kızıldere olayında öldürülmesini takip eden 
yıllarda bu hareketi izleyerek kurulan örgütlerden biriydi.&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
Silahlı mücadeleyi benimseyen örgüt, çıkışında yayımladığı ‘Türkiye 
Devriminin Acil Sorunları’ broşürü nedeniyle THKP-C Acilciler adıyla anıldı.&lt;br /&gt;
Ural, Türkiye&#39;de bazı yayın organlarında gündeme getirilen ‘Acilciler’ bağını 
inkar etmiyor.&lt;br /&gt;
1986&#39;da örgütün genel sekreterliğine getirildiğini, Soğuk Savaş’ın bitimine 
paralel bir şekilde siyasi evrilmenin yaşandığını anlatıyor.&lt;br /&gt;
&#39;&#39;Bu siyasi evrimin sonucunda Acilciler örgütü barışçı, demokratik mücadeleyi 
esas alan bir yol izlemeye çalıştı. 22 yıldır Acilciler örgütü, dünyanın hiçbir 
yerinde ve ülkemizde kayıtsız, şartsız bir biçimde herhangi bir silahlı 
mücadeleye girişmedi. Ama halkımızın haklaı için hukuk çerçevesinde, bir 
demokrasi, hukuk, insan hakları mücadelesi yürütmektedir&quot; görüşlerini savunuyor 
Ural.&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/07/120907083625_mihrac2_304x171_bbc_nocredit.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;171&quot; src=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/07/120907083625_mihrac2_304x171_bbc_nocredit.jpg&quot; width=&quot;304&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&#39;Mukaveme Suriye&#39; sınırdan sızmalara karşı mücadele 
ediyor&#39;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;module &quot;&gt;
&lt;div class=&quot;image img-w304&quot;&gt;
Ural, Suriye&#39;de şu anda faaliyette bulunan örgütün ise 
Acilciler olmadığını, &#39;yeni bir direniş hareketi&#39; olduğunu kaydediyor. &lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
Mukaveme Suriye&#39;’ adlı hareketin kurucuları arasında Türkiyelilerin de 
bulunduğunu vurgulayan Ural, örgütün özellikle ‘Türkiye&#39;den ayrıldıktan sonra 
bölgede giden ve geri dönemeyen Türkiyeli devrimcilerin öncülüğünde’ kurulduğunu 
aktarıyor.&lt;br /&gt;
&#39;&#39;Türkiyeli Kürt, Suriyeli Kürt, Türkiyeli Sünni, Suriyeli Sünni, Türkiyeli 
Şii, Suriyeli Şii, Türkiyeli Arap, Suriyeli Arap hepimiz elbirliğiyle Mukaveme 
Suriye&#39;yi inşa ettik.&quot;&lt;br /&gt;
Ural&#39;ın anlatımlarına göre, hareket Suriye&#39;nin içişlerine karışmıyor, 
muhalefetle de sorunları yok, ama vatansever oldukları sürece.&lt;br /&gt;
Örgütün sınırdan sızdırıldığını iddia ettiği yabancılara ve kendi ifadesiyle 
&#39;vatan hainlerine&#39; karşı bir mücadele çizgisine sahip olduğunu belirtip 
hareketin başında kendisinin de bulunduğunu vurgularken, &#39;&#39;Mihraç Ural&#39;ın 
başında bulunduğu Mukaveme Suriye&#39;nin savaşı bütün bölge halkı adına bir 
savaştır. Şu anda sadece sınır bölgelerinde faaliyetteyiz&quot; diyor.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&#39;Adana, Hatay ve Mersin&#39;den gençler savaşmak için Suriye&#39;ye gelmek 
istiyor&#39;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;module &quot;&gt;
&lt;div class=&quot;image img-w304&quot;&gt;
Ural&#39;ın bir iddiası da, Adana&#39;da Nusayri nüfusun yoğun olduğu Adana, Hatay ve 
Mersin&#39;den gençlerin bölgeye savaşmak için gitmeye çalıştıkları.&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;a href=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/07/120907083757_mukaveme_304x304_bbc_nocredit.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;304&quot; src=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/07/120907083757_mukaveme_304x304_bbc_nocredit.jpg&quot; width=&quot;304&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Bu iddiayı bağımsız kaynaklarca doğrulamak mümkün değil.&lt;br /&gt;
Ural, bu gençleri geri çevirdiklerini belirterek, şu görüşleri dile 
getiriyor: &quot;Biz böyle bir çağrı yapmadık. Gelip katılmak isteyen binler var. 
Bölgemizin sınırları suni sınırlarla birbirinden ayrılmıştır. Bu harita gerçekçi 
bir harita değildir. Bu haritanın yaşaması mümkün değildir. Biz hiç kimseye 
herhangi bir çağrı yapmadık. Gelmek isteyenler sürekli heyetler göndererek 
yanımıza gelerek gelmek istediklerini belirtiyorlar. Adana, Mersin, Hatay 
yörelerinden gençler arasında çok yoğun bir talep var. Almanya, Fransa, Belçika, 
Hollanda ve İsveç&#39;ten buraya gelmek için çok yoğun bir talep var. Yoğun olarak 
Arap Alevileri gelmek istiyor, ama sadece onlar değil. Biz buna şu anda olumlu 
yanıt vermiyoruz. Suriye halkı kendi gücüyle zafer kazanacaktır. Onlara 
bulunduğunuz ülkelerde Suriye dostları olarak etkinliklere katılmanız yeterlidir 
diyoruz.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&#39;Esad yönetimiyle resmi ilişkimiz yok&#39;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;module &quot;&gt;
&lt;div class=&quot;image img-w304&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/07/120907083952_mukaveme_304x171_bbc_nocredit.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;171&quot; src=&quot;http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/09/07/120907083952_mukaveme_304x171_bbc_nocredit.jpg&quot; width=&quot;304&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Ural, örgütün Esad yönetimiyle ilişkisine ilişkin iddialarıysa 
yalanlıyor.&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
Ancak, örgüt üyelerinin arkasında Beşar Esad posterleriyle çekilmiş 
görüntüleri hatırlatıldığında ise &#39;&#39;Biz burada tamamen halk komiteleri olarak 
varız. Bu, emperyalizme karşı tavır alma refleksiyle ortaya çıkmış bir siyasi 
yapıdır ve bu siyasi yapı çok geniş bir çevrede onay göremeye başladı. Ve 
devletin bize zaman zaman burada bunu yapın, şurada şunu yapmayın gibi 
müdahalelerine karşı tavır aldığımızda halk da bizim yanımızda oldu. Şu 2000&#39;e 
yakın militanımız var. Bu örgüt, İdlib&#39;in ilçesi olan Serkin&#39;den, Kesab&#39;ın en uç 
noktasına kadar bu sınır boyundaki sızmalara karşı savunma hareketi olarak 
yerini almaktadır&quot; görüşünü savunuyor.

</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/4006070711761203316/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/09/suriyede-isyanclara-kars-savasan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/4006070711761203316'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/4006070711761203316'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/09/suriyede-isyanclara-kars-savasan.html' title='Suriye&#39;de isyancılara karşı savaşan Türkiyeliler'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-7774394373065801609</id><published>2012-09-06T09:19:00.002-07:00</published><updated>2012-09-06T09:21:41.303-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="faşizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="halkların kardeşliği"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="öteki tarih"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ırkçılık"/><title type='text'>6-7 Eylül Olayları: Azınlıkları Tasfiye Hareketi</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhQMHq3eth_MV18o1Sl0txTRfMcqw8zoj57BGcMEikb78dNLXv2giXNK6G7nT-lrkQkJtfSa9QAKPErTiv3WvHiCBUD0XWI8LwW2gUPCjhzfS-xvYg15Z6FLnI9G81H36TbWXFUztvzThLI/s1600/6-7-eylul-olaylari3.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;228&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhQMHq3eth_MV18o1Sl0txTRfMcqw8zoj57BGcMEikb78dNLXv2giXNK6G7nT-lrkQkJtfSa9QAKPErTiv3WvHiCBUD0XWI8LwW2gUPCjhzfS-xvYg15Z6FLnI9G81H36TbWXFUztvzThLI/s320/6-7-eylul-olaylari3.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;1955’in 6 Eylülü. Başta İstanbul olmak üzere, İzmir ve Adalar’da Rumlara ve diğer gayrimüslimlere karşı büyük bir linç ve yağma hareketi gerçekleşti. İki gün boyunca devam eden olaylarda birçok gayrimüslim yaralanırken, yaşamını yitirenler oldu. Maddi hasar ise çok büyük boyutlardaydı. Kalabalık güruhun önüne çıkan tüm dükkânlar, kiliseler yağmalanmıştı. Devletin kolluk kuvvetleri önceden haberdar oldukları halde herhangi bir müdahalede bulunmadan olayları izlemekle yetindiler. Olayların ardından birçok Rum ve gayrimüslim, sahip oldukları her şeyi geride bırakarak yaşadıkları alanları terk etmek zorunda kaldılar. Olayların tarihsel gelişimi, eski despotik devlet geleneği üzerinde yükselen yapının yeni sahiplerinin sınıfsal ihtiyaçlarıyla örtüşmekteydi.&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;content clear-block&quot;&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
Kapitalist üretim ilişkilerinin yeni yeni nüfuz etmeye başladığı Osmanlı devletinin son dönemine kadar, ticaret, ağırlıklı olarak gayrimüslim tebaanın eliyle yürüyordu. Bu olgu TC’nin kuruluş yıllarında da varlığını sürdürecekti. Lozan Konferansıyla “azınlık” statüsü verilen Rumlara ve diğer gayrimüslimlere, yeni gelişmekte olan Türk burjuvazisi bir taraftan gıpta bir taraftan da açgözlü bir kinle bakıyordu. Bu “azınlıklar”ın burjuva kesimlerinin sahip olduğu servet ve mülkiyete çeşitli biçimlerde el koyma girişimleri en açık ifadesini aslında daha II. Dünya Savaşı sırasında yürürlüğe konulan Varlık Vergisi ile bulmuştu. &lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
TC devletinin kuruluşundan itibaren siyasal yaşama damgasını vuracak olan kesim Osmanlı’dan sarkan sivil-asker bürokrasi olacaktı. Burjuvalaşma öncelikli olarak bu bürokratik elit kesimde ve onun eliyle gerçekleşecekti. Bir taraftan M. Kemal, Türk burjuvazisine “zenginleşin” diye seslenirken, öte taraftan, kimi uygulamalarla gayrimüslimlerin elinde yoğunlaşan sermayenin, Türk burjuvazisine akışı amaçlanıyordu. Bu tarihlerde, İT (İttihat ve Terakki) çizgisinin takipçisi olan CHP tarafından hazırlanan “&lt;em&gt;Azınlıklar Raporu&lt;/em&gt;”nun Rumlarla ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktaydı: “&lt;em&gt;Anadolu’da bugün Rum yok denecek kadar azdır. Hiçbir yerde ilerde bir tehlike teşkil edecek durumda değildir. Binaenaleyh Rumlar için esaslı tedbir alınması gereken yerimiz İstanbul’dur. Bu hususta söylenecek tek söz, İstanbul’un fethinin (500.) yıl dönümüne kadar İstanbul’u tek Rumsuz hale getirmektir.&lt;/em&gt;”[1]&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi72PE54b8gGKrozxoBGt_9AihVhTtEDe00bf425clJDen3OWHoOOTF1AVLxlt6KYwGIX19etuf43pmI16gYZiNerf_3Bqf1RPWdHytKhjc-IRUn5Ur0qHSl_JWhOmYPjppXDm-vTrewLsT/s1600/6,7+41.JPG&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;198&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi72PE54b8gGKrozxoBGt_9AihVhTtEDe00bf425clJDen3OWHoOOTF1AVLxlt6KYwGIX19etuf43pmI16gYZiNerf_3Bqf1RPWdHytKhjc-IRUn5Ur0qHSl_JWhOmYPjppXDm-vTrewLsT/s320/6,7+41.JPG&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Türk egemenlerinin bu hedeflerine iki yıl gecikmeyle de olsa ulaşmalarına vesile olan, 6-7 Eylül Olaylarıdır. Osmanlı’nın son döneminde “&lt;em&gt;İT iktidarının, devleti kurtarmanın temel bir yönü olarak, milli bir burjuvazi yaratmayı kendine hedef koyması, azınlıkların mülksüzleştirilmeleri yolunda önemli bir dönemeç noktasıydı.&lt;/em&gt;”[2] Aynı amaçla 1915’te gerçekleştirilen Ermeni Soykırımı ile 1924’teki nüfus mübadelesi, bu İT misyonunu tamamlamak için yeterli olmamıştı. Ardından 1942-44 arasında getirilen Varlık Vergisi de, çok önemli bir adım teşkil etmekle birlikte kâfi görülmedi. Osmanlı’nın son döneminden bu mirası devralan yeni Türk devletinde, 6-7 Eylül Olayları Türk burjuvazisinin amacına ulaşmasında yeni dönemeç noktasını oluşturdu.&lt;/div&gt;
&lt;h2 class=&quot;Baslik2&quot;&gt;
Olayların gelişimi&lt;/h2&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
Olayların patlak vermesine zemin hazırlayan etken, Kıbrıs’ta İngiliz sömürgeciliğine karşı Rumların başlattıkları bağımsızlık mücadelesiyle hâsıl olan &lt;em&gt;Kıbrıs sorunu&lt;/em&gt; idi. Bu yıllarda uluslararası arenada, 2. Dünya Savaşının bitimiyle yeni siyasal dengeler kurulmaya başlanmıştı. Harabeye dönmüş Avrupa ülkelerinde ABD’nin de desteğiyle hızlı bir kapitalist gelişme dönemi yaşanmaktaydı. 1955’e kadar Türk devletinin &lt;em&gt;gündeminde&lt;/em&gt; &lt;em&gt;olmayan&lt;/em&gt; Kıbrıs sorunu, ilk defa olarak 50’li yılların başında, Rumların İngiliz sömürgeciliğine karşı bağımsızlık mücadelesini yükseltmeleriyle TC’nin ilgi alanına girdi. Kıbrıs stratejik açıdan Ortadoğu’da hem petrol bölgelerine hem de bölgedeki karışıklıklara yakınlığı nedeniyle İngiltere’nin kolayca vazgeçemeyeceği bir konumda bulunuyordu. &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEieNb1tuCd1YglAulT_2-ILkYjaUAF5hdJNSCwWeLzsAW3LFa2174OQzqNqI0b1l8ICKXdosIXS0nQsIPDVm4OHZD3wEIwTbuZUzA43d62BOwuNpTElTX7dbh_ZwdQ9t4bnTCtQodMBz6lu/s1600/Istanbul_ekspres.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEieNb1tuCd1YglAulT_2-ILkYjaUAF5hdJNSCwWeLzsAW3LFa2174OQzqNqI0b1l8ICKXdosIXS0nQsIPDVm4OHZD3wEIwTbuZUzA43d62BOwuNpTElTX7dbh_ZwdQ9t4bnTCtQodMBz6lu/s1600/Istanbul_ekspres.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;İngiltere bir kere daha, adada bağımsızlık mücadelesini yükselten Rumlara karşı sayıları daha az olan Türkleri harekete geçirdi[3]. Her iki kesimde de yükselen milliyetçilik, iki ulusun bir arada yaşamasını zorlaştırmaya başlarken, İngiltere, böylelikle vücut bulacak Rum-Türk çatışmasından istifade edip adadaki varlığını meşrulaştırma yoluna gidecekti. 1955 yılına gelindiğinde, Yunanistan’la birleşmeyi (ENOSİS) savunan EOKA (Kıbrıs Savaşçıları Ulusal Örgütü) kuruldu. Türk tarafında da benzeri şekilde, Özel Harp Dairesi tarafından Volkan ve Dokuz Eylül isimli milliyetçi Türk örgütleri kuruldu. Kıbrıs sorununun bu merhaleye varmasını takip eden süreçte, TC devleti, Kıbrıs sorunu diye bir sorunun olmadığını, adanın zaten İngiltere’ye ait olduğunu, statükonun devamından yana olduğunu ifade etmekte idi. Yunanistan 1954’te Birleşmiş Milletler’e, Kıbrıs’ın “kendi kaderini tayin hakkını” kullanıp bağımsızlığını ilan etmesi önerisinde bulunmuştu. Yunanistan’ın bu istemine şiddetle karşı çıkan Türkiye’ye göre, İngiltere adadan çekilecekse Kıbrıs Türkiye’ye bırakılmalıydı. &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
Adadaki gerilimin artması üzerine, İngiltere, Londra’da, Yunanistan ve Türkiye’nin katıldığı, 27 Ağustostan 7 Eylüle kadar sürecek bir konferans gerçekleştirdi. Konferansın başlamasından kısa bir süre önce dönemin Başbakanı Adnan Menderes, “Kıbrıs’taki kardeşlerimizin yakın günlerde umumi bir tecavüz tehlikesi karşısında bulunduğu”nu söylüyordu. Menderes, İstanbul Liman Lokantası’nda yaptığı konuşmada, 28 Ağustos tarihinde Türk azınlığa karşı “gerçekleştirileceğini duydukları”[4] katliama karşı Kıbrıslı Rumları ve Yunanistan’ı uyarıyordu. Bu sıralarda, Türkiye’de, Demokrat Parti’nin desteğiyle kurulmuş olan &lt;em&gt;Kıbrıs Türktür Cemiyeti&lt;/em&gt; (KTC) ile &lt;em&gt;İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği&lt;/em&gt; (İYOTB) gibi örgütler yaptıkları çağrılarla azınlıklara karşı şovenist bir dalganın zeminini döşemekteydiler.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
1950’deki seçimlerle muhalefet partisi konumuna düşmüş olan CHP de bu şoven dalganın yayılmasında ve olayların örgütlenmesinde faal bir rol oynadı. O yıl yayınlanan Ulus gazetesinin 2 Temmuz tarihli nüshasında CHP Gençlik Kollarının, Kıbrıs’ın Türkiye dışında başka bir devlet tarafından ilhak edilemeyeceğini, “sadece bir Türk gönüllüler alayının bile, değil Kıbrıs’a, Batı Trakya hatta bütün Yunanistan’a Türk sancağı dikecek gücü olduğu”nu vurgulayan açıklamaları yer alıyordu. &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
Londra’da görüşmelerin başlamasıyla beraber, Türkiye’yi temsil eden Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Ağustos ayı sonunda büyükelçilikten Ankara’ya çektiği şifreli bir telgrafta, Rumların lehine görünen dengeleri Türkler lehine değiştirecek bir şeylerin “orada” (Türkiye’de) yapılması gerektiğini bildiriyordu. Konferansın son günlerine gelinirken, 4 Eylülde Kıbrıslı Türkler Londra’da bir gösteri düzenlediler. 5 Eylülde Taksim’de toplanan kalabalık da, kitlesel bir gövde gösterisi gerçekleştirdi. Bu sırada şehrin dışında yoğun bir hareketlilik yaşanmakta, “İstanbul’u gezmek” üzere kamyonlara ve trenlere doldurulan ve çoğunluğu bilinçleri milliyetçilikle zehirlenmiş yoksullardan oluşan kalabalık bir güruh İstanbul’a doğru getirilmekteydi. İyice gerilen ortamda olayları ateşleyen kıvılcım, ertesi gün saat 13:00’da devlet radyosundan duyurulan, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evin bombalı saldırıya uğradığı haberiydi. Dönemin istihbarat örgütü MAH’ın hizmetinde çalışan &lt;em&gt;İstanbul Ekspres &lt;/em&gt;gazetesi aynı gün öğleden sonra yaptığı ikinci baskıda, olayı manşetten duyurarak haberin yayılmasını sağladı. Normalde 20-30 bin civarında tiraj yapan gazetenin ikinci baskısı, o dönemin teknik koşullarında hiç de kolay olmayan bir sayıda, 290 bin adet basılmıştı. Gazetenin dağıtımından hemen sonra KTC ve İYOTB’nin yönlendirdiği kalabalık güruh, akşam saatlerinde, kamyonlarla dağıtılan ve hepsi tek tip olan sopa, balta ve kazma gibi aletlerle Taksim’de toplanıp İstiklal Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçtiler. Daha evvelden Rumlara ait olduğu tespit edilerek duvarları kırmızı haçlarla işaretlenmiş, tabelâsı yabancı dille yazılmış, Tünel’e kadar uzanan güzergâhta bulunan tüm mekânlar yağmalandı. Ev ve işyerlerine giren güruh içerisinden kimi yağmacılar “cana zarar verilmeyecek, sadece mala zarar verilecek” diye bağırıyorlardı. Kimi dükkân sahipleri yağmadan kurtulacakları düşüncesiyle vitrinlerine Atatürk’ün büstünü ve Türk bayrağını koymuşlardı.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhwjWBgnC1UO_-fJAYQYzOIxeWjDsZF-OrsvAkGv47_bcPYwc4yzzkx39zYQ366Vm9j6RB-CXRlnqEBhAP3kEjVpKsbaKatghXt7ZGHu0yhXryOlD0fTd0faJTzEaclpFmGW4xjzNcuxL0U/s1600/6-7-eylul-1955-olaylari_61746.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;256&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhwjWBgnC1UO_-fJAYQYzOIxeWjDsZF-OrsvAkGv47_bcPYwc4yzzkx39zYQ366Vm9j6RB-CXRlnqEBhAP3kEjVpKsbaKatghXt7ZGHu0yhXryOlD0fTd0faJTzEaclpFmGW4xjzNcuxL0U/s320/6-7-eylul-1955-olaylari_61746.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;İstanbul’un 52 yerinde, İzmir’de ve adalarda aynı anda gerçekleştirilen yağmalarla çok sayıda tarihsel yapı harabeye çevrildi. Yağmalanan bölgelerde yollar boydan boya kırılıp dökülmüş eşyalarla doluydu. Rumların mezarlarına dahi saldırılarak kemikler sokaklara saçılmış, yeni defnedilen cesetler parçalanmıştı. O dönem kendi evi de yağmalanan DP İstanbul milletvekili Aleksandros Haçopulos 12 Eylülde mecliste yaptığı konuşmasında, Büyük Ada’ya motorlarla gelen yaklaşık 300 kişilik bir grubun, polisin gözü önünde Rumlara ait ev ve işyerlerini tahrip ettikten sonra adadan ayrıldıklarını anlatır. Olayların patlak vereceğinden haberli olan ordu birlikleri ve polis, Rumların yoğun yaşadıkları yerlerde hazırlıklı olmalarına rağmen yağmacı kalabalığa herhangi bir müdahalede bulunmadılar. Kimi üniformalı polisler de yağmaya katılmıştı. Hatta yağmacılar tankları birer kürsü olarak kullanmışlardı.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
İlk gün, gelişen ve yayılan olaylara dair hükümetten herhangi bir açıklama yapılmadı. Gece yarısı sıkıyönetim ilan edildiği duyuruldu. Ancak sabahın erken saatlerinde sıkıyönetim kaldırıldı. İkinci günün akşamı tekrar sıkıyönetim ilan edildi. Ordu olayları izledikten sonra ikinci günün sonunda kalabalığa müdahale edip dağıttı ve olaylara son verdi.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
Olayların bilançosu çok ağır oldu. 7 Eylülde İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildiğinde, ardında pek çok yaralı bırakmıştı ve maddi hasar çok ağırdı. Mahkeme kayıtlarına dayandırılarak verilen sayılara göre, 4214 ev, aralarında 21 fabrikanın bulunduğu 1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 azınlık okulu, 5 spor kulübü, 2 mezarlık tahrip edilmişti. Saldırılar sırasında tecavüz olayları da yaşanmıştı. İzmir’de ise 14 ev, 6 dükkân, 1 pansiyon, Yunan Konsolosluğu, Katolik Kilisesi, Fuar’daki Yunan pavyonu ve İngiliz Kültürevi tahrip edildi. Dönemin İzmir gazeteleri 7 kişinin ağır, 50 kişinin hafif yaralı olduğunu yazıyordu.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
İzmit ve Adapazarı’ndan gelen yağmacılar geri dönmek üzere Haydarpaşa istasyonuna geldiklerinde, üzerlerinde yağmaladıkları mallarla yakalandılar. Bunların büyük bir bölümünün başka şehirlerden getirildiği ortaya çıktı (örneğin Sivas’tan 145, Trabzon’dan 117, Kastamonu’dan 116, Erzincan’dan 111 kişi).[5]&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
Kaynaklara göre, olaylardan sonra İstanbul’da 5104, İzmir’de 424, Ankara’da ise 171 kişi tutuklanmıştı. Ne var ki bunların çok büyük bir kısmı bir süre sonra serbest bırakıldı ve ceza alanlar küçük bir azınlığı oluşturdu. &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
Olayların hemen ardından basında önce, “halkın duygusal tepkisi”, “milli galeyan” gibi ifadeler yer alırken kısa bir süre sonra ağız değiştirilerek, hiçbir delile dayanmadan “komünistler” günah keçisi ilan edildi. Emniyetteki dosyada adı yer alan elli solcu aydın tutuklandı. Aceleyle hazırlanmış suçlular listesinde çok önceden ölmüş olanlar ve askerliğini yapmakta olanlar da vardı! Aydınlar 5 ay cezaevinde tutulduktan sonra beraat ettiler. &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
Sıkıyönetim komutanı Nurettin Aknoz, tutuklanan solculara ne yapılacağı sorulduğunda “&lt;em&gt;İstanbul’u yaktıran o heriflerdir. Hepsine müstahak oldukları cezayı verdireceğim. 10-15’ini sallandıracağım, geri kalanını da 25’er, 30’ar yılla zindanda çürüteceğim&lt;/em&gt;” yanıtını vermişti. Aknoz’un talimatına göre, olayların “komünistler dışında” birileri tarafından yapıldığını yazan gazeteler kapatılacaktı. Ancak olayların sorumluluğunu solculara yıkma fikrini danışmak üzere ABD’den getirtilen uzman, yaptığı araştırmadan sonra “komünist parmağı” görüşünü doğrulamayacak, &lt;em&gt;bu kadar güçlü olmaları durumunda komünistlerin etrafı tahrip edeceklerine ihtilal yapmayı yeğleyeceklerini&lt;/em&gt; söyleyecekti. Olayların yaşandığı günlerde İstanbul’da gerçekleştirilmekte olan uluslararası toplantıları izlemek üzere gelen çok sayıda yabancı gazeteci, olayları dünya basınına aktarmışlardı. Bu toplantıların en önemlileri, “IMF ve Dünya Bankası toplantısı”, “Uluslararası Kriminoloji-Polis Konferansı” ve “10. Bizans Tetkikleri Kongresi” idi. Tutuklanan solcu aydınlardan biri olan Aziz Nesin, bir röportajında, olayların dünya basınına yansıması sayesinde ipten döndüklerini anlatacaktı.&lt;/div&gt;
&lt;h2 class=&quot;Baslik2&quot;&gt;
Burjuva devlet Yassıada Duruşmalarında kendini aklıyor...&lt;/h2&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
27 Mayıs 1960’ta ordunun darbeyle yönetime el koymasının ardından gerçekleştirilen Yassıada Duruşmalarıyla olaylar tümüyle Menderes hükümetinin üzerine yıkıldı. Duruşmalarda ortaya çıkanlarla olayların baştan sona planlı bir şekilde yürütüldüğü ifşa edilecek, ancak devletin oynadığı asli rol tamamen hükümete yıkılarak Türkiye Cumhuriyeti devleti aklanacaktı. Demokrat Parti’nin yöneticilerine 6-7 Eylül olaylarını tertip ettikleri iddiasıyla açılan davada, Başbakan Adnan Menderes’e ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ya altışar yıl, İzmir Valisi Kemal Hadımlı’ya ise 4,5 yıl hapis cezası verildi. Fakat, Yüksek Adalet Divanı, devletin perde arkasındaki rolünün açığa çıkmasına engel olmak için dava dosyasını 5 Ocak 1961’de kapattı ve sanıklara açılan davayı geri aldı.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evin bombalanması olayının da planlı bir şekilde gerçekleştiği kısa bir süre içinde açığa çıktı. Bombalanan ev Türk Konsolosluğu ile aynı bahçede bulunuyordu. Bomba bahçeye atılmış ve evin sadece camları kırılmıştı. Bombalama olayının gerçekleştiği gece konsolosluk görevlisi Hasan Uçar gözaltına alındı. Böylece düğüm de Yunan mahkemelerinde çözülmüş oldu. Bomba Selanik’teki konsolosluk görevlisi Mehmet Ali Balin tarafından diplomatik kurye ile İstanbul’dan getirilmiş ve Selanik Üniversitesinde öğrenci olan Oktay Engin’in azmettirmesiyle Hasan Uçar tarafından bahçeye yerleştirilmişti. Engin, daha sonra TC vatandaşlığına alındı ve öğrenimini Türkiye’de sürdürdü. Bir süre Emniyet Genel Müdürlüğünde ve MİT’te aldığı görevlerden sonra Nevşehir Valiliğine atandı.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
6-7 Eylül Olaylarının üzerinden 40 yıl geçtikten sonra, o günlerde Özel Harp Dairesinde çalışan eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu gazeteci Fatih Güllapoğlu ile yaptığı bir röportajda, “6-7 Eylül olayları Özel Harp Dairesi işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı” diyecekti. Emekli generalin “amacına ulaştı” ile ne kastettiği, bugün azınlık nüfusunun durumuna bakıldığında ortaya çıkıyor. 6-7 Eylül 1955, gayrımüslim sermayeye el konulmasıyla, Türk kimlikli sermayenin palazlanmasında bir başka önemli basamak oldu. Olaylardan sonra Türkiye’deki Rumların sayısında önemli bir azalma gerçekleşti. 1924’teki sayımlarda 1 milyon olarak sayılan İstanbul nüfusunun 280 binini Rumlar oluşturuyordu. Bugünse bu sayının 1500-2000’e indiği görülüyor.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
Yaşadığımız ülkenin tarihi buna benzer nice kanlı örneklerle dolu. Türk devletinin kuruluşunda önemli bir destek aldığı Kürt halkı, sayıca hiç de azınlık olmadığı halde, Türk ulus-devletinin sınırları çizildikten ve cumhuriyet ilan edildikten sonra yok sayılmış, Kürtlerin kendi dillerinde konuşmaları dahi yasaklanmıştı. Türk egemenleri, bugün nice mücadelenin ardından kırıntı düzeyinde kimi hakları vermek zorunda kalsa da, bunları geri almak için fırsat kollamaktadır. TC devleti, Osmanlı’dan devraldığı katliamcı ve entrikacı geleneğini bugün de sürdürmektedir. Farklı milliyetlere sahip insanlar arasına ektiği nifak tohumlarını kendi varlığının bir güvencesi olarak hâlâ kullanagelmektedir. İçinden geçtiğimiz dönemde de burjuvazinin statükocu-devletçi kanadı, milliyetçilik rüzgârını körükleyerek halklar arasında nifak tohumlarının filizlenip boy vermesine çaba gösteriyor.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;anametin&quot;&gt;
Burjuvazinin bu yöneliminin karşısında, bugün bu topraklar üzerinde kapitalistlere karşı yürütülecek mücadelede başarıya ulaşmanın yolu, farklı kültürlerden ve farklı uluslardan işçilerin ortak sınıf çıkarları ekseninde birleşerek mücadeleyi yükseltmesinden geçiyor. Bugüne kadar yaşanan tarih ortada. Ancak kapitalistler, tarihi kendi çarpıtmalarıyla bezeyip toplumun önüne “yaşanan tarih” diye sunuyorlar. Tarihi doğru bir şekilde öğrenebilmek her şeyden önce sınıfsal bakışı kazanmakla mümkün olacaktır. Geçmişte yaşananları öğrenmek ve tarihsel hafızaya kazımak, işçi sınıfının kendisine yönelen saldırıları göğüslemesini sağlayacak, geleceği ellerine almaya doğru atacağı adımları sıklaştıracak ve sağlamlaştıracaktır.&lt;/div&gt;
&lt;strong&gt;Cem KESKİN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;dipnot&quot;&gt;
[1] Aktaran Faik Bulut, &lt;em&gt;Kürt Sorununa Çözüm Arayışları&lt;/em&gt;, Ozan Yay., 1998, s.178. Bu raporun kapsamlı bir değerlendirmesi için bkz. Rıdvan Akar, “Bir Resmi Metinden Planlı Türkleştirme Dönemi”, &lt;em&gt;Birikim&lt;/em&gt;, sayı 110 (1998), s.68-75.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;dipnot&quot;&gt;
[2] Deniz Moralı, &lt;em&gt;Ermeni Sorunu: Gerçekler Direngendir&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;dipnot&quot;&gt;
[3] İngiltere, daha önce de, 1931 yılında İngiliz sömürgeciliğine karşı ayaklanan Rum halkının isyanını bastırmakta kullandığı kolluk güçlerini, isyanın karşısında yer alan Türklerden oluşturmuştu.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;dipnot&quot;&gt;
[4] Menderes’in “gerçekleştirileceğini duyduğu” katliam haberini yazan, Kıbrıs’ta çıkan Nacak gazetesinin muhabiri Aydın Konuralp idi. Kuşkusuz bu haber tümüyle bir asparagastan ibaretti. 1960’taki Yassıada duruşmalarında bu gerçeği açıklayan Konuralp, Demokrat Parti’nin beş bin liralık parasal yardımıyla desteklenen KTC’nin Ankara Şubesinin kuruluşunu örgütleyen kişiydi. &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;dipnot&quot;&gt;
[5] Emekli hakim Fahri Çoker’in Tarih Vakfı’na bıraktığı belgelerde yer alan rakamlar. &lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;&quot;&gt;&lt;strong&gt;marksist.net alıntısıdır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/7774394373065801609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/09/6-7-eylul-olaylar-aznlklar-tasfiye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/7774394373065801609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/7774394373065801609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/09/6-7-eylul-olaylar-aznlklar-tasfiye.html' title='6-7 Eylül Olayları: Azınlıkları Tasfiye Hareketi'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhQMHq3eth_MV18o1Sl0txTRfMcqw8zoj57BGcMEikb78dNLXv2giXNK6G7nT-lrkQkJtfSa9QAKPErTiv3WvHiCBUD0XWI8LwW2gUPCjhzfS-xvYg15Z6FLnI9G81H36TbWXFUztvzThLI/s72-c/6-7-eylul-olaylari3.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-1735304442782832995</id><published>2012-09-04T08:18:00.000-07:00</published><updated>2012-09-04T08:18:14.292-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="emek mücadelesi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="faşizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="neo-liberalizm"/><title type='text'>Cezaevi; ucuz emek</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Bu haber zaman gazetesinden alınmıştır.&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bir milyarlık üretim yapan mahkûmlar ihracata hazırlanıyor &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div id=&quot;news-detail-title-bottom-part&quot;&gt;
&lt;em&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div id=&quot;news-detail-news-correspondent&quot;&gt;
&lt;em&gt;&lt;strong&gt; Şaban Gündüz izmir   -   04.09.2012&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div id=&quot;news-detail-spot&quot;&gt;
 Cezaevlerinde kurulan işyurtları, birer fabrika gibi çalışıyor. Ayakkabıdan mobilyaya sabundan halı ve kilime kadar 100&#39;den fazla iş kolunda üretim yapan atölyeler, yıllık bir milyar liraya yaklaşan ciro elde ediyor.&lt;/div&gt;
&lt;div id=&quot;news-detail-news-text&quot;&gt;
 &lt;div id=&quot;haberMetinDiv&quot;&gt;
 &lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgRPpt9LpSU5RSyjqWO7oFTcaZzhQGlJwhHdKjkndttFi-ahMCklap63Xvtj9jyFOTB2SPbzW95nMdrcvPyRU0rsfeX9ND5UzX-_XOzZOnFBbdoKWYGiLuOCx2GKMW5sVr3h20koEvds8W0/s1600/mahkumlar.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;220&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgRPpt9LpSU5RSyjqWO7oFTcaZzhQGlJwhHdKjkndttFi-ahMCklap63Xvtj9jyFOTB2SPbzW95nMdrcvPyRU0rsfeX9ND5UzX-_XOzZOnFBbdoKWYGiLuOCx2GKMW5sVr3h20koEvds8W0/s400/mahkumlar.jpg&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Türkiye&#39;deki birçok resmî kurumun ihtiyacını karşılayan işyurtları, artık yurtdışından da talep görüyor. Kısa bir süre önce Amerikalı bir girişimci, Ayaş Cezaevi&#39;nde mahkumlar tarafından üretilen geleneksel el ürünlerinden sipariş verdi. Firmanın önümüzdeki aylarda toplu alım yapacağı belirtildi. Yaklaşık 15 bin mahkûmun çalıştığı işyurtlarından elde edilen gelirler ise cezaevlerine yatırım için kullanılıyor. Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İsyurtları Kurumu Ar-Ge Uzmanı Rahmi Karaman, Türkiye genelindeki 400 cezaevinden 225&#39;inde işyurtları bulunduğunu, bunların yıllık cirosunun bir milyar liraya yaklaştığını söyledi. Türkiye genelindeki işyurtlarında yaklaşık 15 bin yükümlünün çalıştığını kaydeden Karaman, &lt;strong&gt;&quot;Açık cezaevleri birer üretim merkezi gibi çalışıyor. Ciromuz her yıl artıyor. Elde ettiğimiz gelirleri yine cezaevlerine yatırım için kullanıyoruz.&quot;&lt;/strong&gt; &lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;dedi.&amp;nbsp;Cezaevlerinde kalan mah-kûmlar, Türk ekonomisine yıllık 1 milyar lira civarında katkı sağlıyor. Hükümlüyü topluma kazandırmayı ve var olan mesleğini geliştirmeyi amaçlayan işyurtları, birer üretim merkezi gibi çalışıyor. Endüstri, el işleri, hizmet sektörü, uygulamalı sosyal tesisler, tarım ve hayvancılık olmak üzere 5 ana işkolunda, yaklaşık 100 alt dalda faaliyet gösteren işyurtları, kaybolmaya yüz tutmuş yöresel el sanatlarını da üreterek ekonomiye kazandırıyor. Kahramanmaraş&#39;ın baston oymacılığı, Bolu&#39;nun sedef el sanatları, Uşak&#39;ın dericiliği mahkûmlar sayesinde yok olmaktan kurtuluyor. Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu Ar-Ge Uzmanı Karaman&#39;ın verdiği bilgilere göre, atölyelerde çalışan yükümlülerin eline aylık 400 lira para geçiyor. İş kazası sigortaları yapılıyor. Tahliye olduklarında devlet tahliye bedeli talep etmiyor. Ürettikleri ürünlerden kurum kâr ederse kâr payı da veriliyor. Ayrıca açık cezaevinde çalışan yükümlüler yılda iki defa izinli olarak evine gidiyor. Jandarma, Deniz ve Sahil Güvenlik komutanlıklarının bütün tekstil ürünleri ve ayakkabıları işyurtlarında üretiliyor. Askeri birliklerin birçoğunun yumurta ihtiyacı yine bu yerlerden karşılanıyor. Bunun yanında cezaevlerinde, her yıl infaz koruma memurlarına 70 bin, Doğu ve Güneydoğu&#39;daki koruculara da 60 bin çift ayakkabı üretiliyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi&#39;nde çalışan memurların ayakkabıları da yine işyurtlarında üretiliyor. &lt;b&gt;AMERİKALI GİRİŞİMCİ, CEZAEVİ ÜRÜNLERİNE TALİP&lt;/b&gt; İşyurtlarının ürünlerine yurtdışından da talep geliyor. Ayaş Cezaevi&#39;nin yurtdışındaki firmalarla bağlantı kurduğu bilgisini veren Rahmi Karaman, yaklaşık üç ay önce İstanbul&#39;da düzenledikleri bir fuarda, Amerikalı bir girişimcinin Ayaş Cezaevi&#39;nde üretilen el sanatlarından sipariş verdiğini aktardı. Türk ortaklı bu şirketin, 7-8 cezaeviyle daha görüştüğünü dile getiren Karaman, &quot;Bazı geleneksel ürünlerden 500&#39;er bin adet numune alarak daha sonra büyük miktarlarda sipariş vereceklerini söylediler. Üç ay içinde Amerika&#39;ya ihracata başlayabiliriz. Ürünlerimizi yurtdışında da tanıtmak için gelecek sene İtalya&#39;da düzenlenecek bir fuara da katılacağız.&quot; diye konuştu.&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;img height=&quot;53&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgRPpt9LpSU5RSyjqWO7oFTcaZzhQGlJwhHdKjkndttFi-ahMCklap63Xvtj9jyFOTB2SPbzW95nMdrcvPyRU0rsfeX9ND5UzX-_XOzZOnFBbdoKWYGiLuOCx2GKMW5sVr3h20koEvds8W0/s400/mahkumlar.jpg&quot; style=&quot;filter: alpha(opacity=30); left: 587px; opacity: 0.3; position: absolute; top: 276px;&quot; width=&quot;96&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/1735304442782832995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/09/cezaevi-ucuz-emek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/1735304442782832995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/1735304442782832995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/09/cezaevi-ucuz-emek.html' title='Cezaevi; ucuz emek'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgRPpt9LpSU5RSyjqWO7oFTcaZzhQGlJwhHdKjkndttFi-ahMCklap63Xvtj9jyFOTB2SPbzW95nMdrcvPyRU0rsfeX9ND5UzX-_XOzZOnFBbdoKWYGiLuOCx2GKMW5sVr3h20koEvds8W0/s72-c/mahkumlar.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-4350446207433797971</id><published>2012-09-03T00:09:00.000-07:00</published><updated>2012-09-03T00:09:24.546-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Politik Film Arşivi"/><title type='text'>White White World / Beli, beli svet - İZLE</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;http://www.vizyonfilmizle.org/image/white_world.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;aligncenter&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;http://www.vizyonfilmizle.org/image/white_world.jpg&quot; width=&quot;215&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Sırbistan,Almanya,İsveç / Türkçe Altyazılı
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;IMDB Puanı:&lt;/strong&gt; 7.2/10
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Tür:&lt;/strong&gt; Dram
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Yönetmen&lt;/strong&gt;: Oleg Novkovic&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Senaryo:&lt;/strong&gt; Milena Markovic&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Oyuncular&lt;/strong&gt;: Jasna Djuricic,&lt;br /&gt;
Uliks Fehmiu, Hana Selimovic&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Süre:&lt;/strong&gt; 1 saat 59dk
&lt;br /&gt;
Kocasını öldürüp hapis yattıktan sonra özgür kalan bir kadın, Sırbistan’daki Bor şehrine geri döner. Kızı ve iki erkek arkadaşıyla birlikte zaman geçirmeye başlayan kadın, bir süre sonra kızının bu erkeklerden biriyle yakınlaştığını fark eder ve annesiyle kızı arasında garip ve sonuçları iyi olmayan bir rekabet baş gösterir. &lt;br /&gt;
Sırp sinemasının bağımsız filmlerinden olan White White World, ilginç ilişkiler yumağına dramatik bir bakış açısı sunuyor. Eski Yugoslav birliğinden sonraki dönemi de yansıtan ve başarılı olarak nitelendirilen film için yorumlarınızı bekliyor; iyi seyirler diyoruz.
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;
&lt;iframe frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;360&quot; src=&quot;http://vk.com/video_ext.php?oid=168480726&amp;amp;id=162524959&amp;amp;hash=d424b39a84e90a45&amp;amp;hd=1&quot; width=&quot;607&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/4350446207433797971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/09/white-white-world-beli-beli-svet-izle.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/4350446207433797971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/4350446207433797971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/09/white-white-world-beli-beli-svet-izle.html' title='White White World / Beli, beli svet - İZLE'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-6135296236606554490</id><published>2012-09-02T23:40:00.003-07:00</published><updated>2012-09-02T23:42:24.460-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="halkların kardeşliği"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kürt sorunu"/><title type='text'>Toplumun Kürt Algısı: Folklorik-İyi Kürtler ve Politik-Kötü Kürtler</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;http://www.jiyan.org/wp-content/uploads/2012/08/38.jpg&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; class=&quot;aligncenter size-full wp-image-45712&quot; height=&quot;215&quot; src=&quot;http://www.jiyan.org/wp-content/uploads/2012/08/38.jpg&quot; title=&quot;38&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Toplumun kürt algısında genel olarak bu iki görüşün egemen olduğu söylenebilir.Birinci grupta yer alan kürt modeli kimi zaman kentli-orta sınıf veya kentli burjuva olarak karşımıza çıkabilir.Yahut devletine bağlı bir bürokrat olarak göze çarpar.Bu iyi Kürt modelindeki insana göre devlet baba iyidir,fakat kürt de iyidir hatta ‘’Kürtlüğünden gurur duyulur falan ama Kürtlerin hepsini kötü göstermek yanlıştır.’’Yine bu Kürt modelinde Kürtçe müzik falan dinlenir , esprilerde , şakalaşmalarda günlük kullanımda bir iki Kürtçe kelime araya sıkıştırılır.Fakat bu Kürtçenin bir anadil olduğu ve bir anadile gösterilmesi gerek özenin-saygının Kürtçeye de gösterilmesi gerektiği bu Kürt modelinde pek de önemsenmez , hatırlanmaz ,bilin(e)mez.Çünkü bu Kürt modelinde Kürt olmak folkroik bir zenginlik, farklılıktan öteye geçemez.&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Gelelim ikinci Kürt profiline , yani ‘’politik-kötü kürt’’ modeli.Bu model ise sistemle kolay kolay barışamamış genelde sosyo-ekonomik anlamda orta sınıf veya altına tekabül eder.Dolayısıyla bu Kürt modelinin kimi reaksiyonlarındaki isyanın sebeplerinde sosyo-ekonomik ötekileştirme ile etnik ötekileştirmenin iç içe geçtiği görülür.Bu tespite İzmir’de yaşayan Kürtler örnek gösterilebilir.Hatta göç üzerine çalışan bir psikologun bu tespite yönelik şu cümlesi dikkate değerdir’’batıda Kürt’ün adı yoksul.’’&lt;br /&gt;
Kötü Kürt modeli genelde travmatik bir politizasyon sürecinden geçmiştir.Günümüzde bu sürecin etkilediği belirli bir kitlede ezilmişliğin hırçın dışavurumu olarak kimi zaman tepkisel olarak radikal-milliyetçi söylemlerle karşılaşıyoruz.Siyasi bir kültüre sahip olunduğu ve bilinçli bir entegrasyon süreci oluştuğu oranda ve meseleye sol bir pencereden bakılabildiği ölçüde bu gösterilen tepkinin daha politik bir tepkiye dönüştüğü ve milliyetçi dilin etkisinden kurtulunabildiği söylenebilir.&lt;br /&gt;
Kürt profillerini tanımladıktan sonra gelelim bu Kürt profillerinin Türk toplumunda oluşturduğu algıya.Öncelikle belirtilmelidir ki ; halkların birbirini anlamasında ‘’kötü kürt’’ modeli kesinlikle çok önemli bir yer tutar.Nitekim ’’kötü kürt’’ modelini ve o hale geliş sürecini anlamaya çalışan bir Türk toplumu kesinlikle’’ kötü kürt’’ ün aslında kötü olmadığını , o hale getirildiğini anlayacaktır.İyi Kürtler ile Türk halkı arasında politik anlamda pek bir sorun olmadığı için halkların birbirini anlaması anlamında temsil misal , Aydınlı bir teyzenin Vanlı bir bürokrat olan iyi bir Kürt’le konuşması pek de bir anlam ifade etmeyecektir.Fakat Yozgatlı bir çiftçinin ‘’kötü Kürt’’e örnek olan Şırnaklı bir meslektaşının köyünün yakılması sebebiyle artık çiftçilik yapamadığını konuşması Yozgatlı çiftçinin kafasında bir soru işareti oluşturmaya yetecektir.Şüphesiz benzer durumdaklerin birbirini ve öfkelerini anlaması anlamlandırması daha kolay olacaktır.&lt;br /&gt;
Türkiye’deki mevcut savaş ortamı için kabul edilen hakim bir görüş vardır.Her ideolojik tartışmanın sonunda toplumun büyük bir mutabakata vardığı ender konulardandır:her iki tarafın gariban çocukları ölüyor.Bu düşünceden hareketle bakacak olursak halkların barışmasında ve empati sürecinde bir’’ kötü kürt’’ ile bir batılı yurdum insanı –ki muhtemelen ikisi de o gariban veya garibanlığa namzet çocukların anne babasıdır-ile ortak bir paydada buluşması çok zor olmayacaktır.Zaten o iyi Kürt’ün çocuğu da muhtemelen her iki taraftan birisi için ölen veya ölebilecek garibanlardan değildir.Hatta o iyi Kürt o savaştan palazlanan,nemalanan bir komprador bile olabilir.Bu anlamda denilebilir ki Türkiye’de gerçek bir barış o gariban çocukların anne-babalarının birbirini anlamasıyla mümkün olur.Yozgatlı çiftçiyi Vanlı bürokrat anlamaz anlayamaz.Şırnaklı çiftçiyi en iyi Yozgatlı çiftçi anlar,neden kötü kürde dönüştüğünü anlar.Çorumlu Mehmet’in annesini en iyi Diyarbakırlı Azad’ın annesi anlar.Yani Türkiye’nin barışı ‘’kötü kürtleri’’ anlamaktan ve onlarla barışmaktan geçer , umarım çok gecikmiş olmayız.&lt;br /&gt;
Ulaş SAYGIDAR - JİYAN.org alıntısıdır.


</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/6135296236606554490/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/09/toplumun-kurt-algs-folklorik-iyi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/6135296236606554490'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/6135296236606554490'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/09/toplumun-kurt-algs-folklorik-iyi.html' title='Toplumun Kürt Algısı: Folklorik-İyi Kürtler ve Politik-Kötü Kürtler'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-1567310158140058884</id><published>2012-09-01T04:06:00.000-07:00</published><updated>2012-09-01T04:06:00.110-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="öteki tarih"/><title type='text'>Ama bir gün gelecek başka bir volkanın gümbürdeyen sesi yükseltecek - Rosa Luxemburg </title><content type='html'>&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
﻿&lt;table cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tr-caption-container&quot; style=&quot;float: left; margin-right: 1em; text-align: left;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;400&quot; src=&quot;http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/52/Rosa_Luxemburg.jpg/220px-Rosa_Luxemburg.jpg&quot; style=&quot;margin-left: auto; margin-right: auto;&quot; width=&quot;302&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;tr-caption&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;div style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;&quot;&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Üzerinde duman tüten yıkıntı dağları, parçalanmış ceset yığınları, baktığınız her yerde buhar ve duman tüten bir ateş denizi, çamur ve küller; çırpınan bir kırlangıç gibi volkanın kayalık yamacına konmuş kıpır kıpır küçük şehirden tüm kalanlar işte bunlar. Öfkeli dev, bu insan cüretine, iki bacaklı cücelerin kör kendini beğenmişliğine karşı bir süredir gürleyip köpürüyordu. Gazabında bile iyi yürekli, vefalı olan bu dev, ayaklarına çıkmış sürünen bu fütursuz yaratıkları uyarıyordu. Dumanlar çıkarıyor, ateşten bulutlar kusuyordu, bağrında fokurtular, kaynamalar ve tüfek mermileri ve top gümbürtüsü gibi patlamalar oluyordu. Fakat insanın kaderine hükmeden yeryüzünün efendileri, kendi bilgeliklerine sarsılmaz bir inanç duyuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet tarafından gönderilen komisyon, ayın 7’sinde St. Pierre’in endişeli halkına gökyüzü ve yeryüzünde her şeyin yolunda olduğunu duyurdu. Her şey yolunda, endişeye mahal yok! Tıpkı, devrimci volkanın kraterinde ateşten lav korkunç patlama için toplanırken, XVI. Louis’nin dans sarhoşu salonlarındaki Tenis Kortu Yemininin arifesinde söyledikleri gibi. Her şey yolunda, her yerde huzur ve sükûnet!  Tıpkı 50 yıl önceki Mart patlamasının arifesinde, Viyana ve Berlin’de söyledikleri gibi. Martinik’in yaşlı, cefakeş devi, saygıdeğer komisyonun raporlarına aldırış etmedi: 7’sinde halkın içi vali tarafından rahatlatıldıktan sonra, 8’i sabahı erken saatlerde patladı ve birkaç dakika içinde valiyi, komisyonu, halkı, evleri, sokakları ve gemileri, öfkeli kalbinin ateşten soluğu altına gömdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eser tamdı. 40 bin can yok oldu, bir avuç titrek mülteci kurtuldu. Yaşlı dev huzur içinde gürleyip kabarabilir, zira artık kudretini göstermiştir, gücünün başlangıçta hiçe sayılmasının öcünü korkunç bir şekilde almıştır.&lt;br /&gt;&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;Ve şimdi, Martinik’de yok olmuş kentin kalıntılarına, bilinmeyen, daha önce hiç görülmemiş, yeni bir konuk geliyor: insan. Efendiler ve köleler değil, Siyahlar ve beyazlar değil, zengin ve yoksul değil, çiftlik sahipleri ve ücretli köleler değil: yerle bir olmuş küçük adada insanlar ortaya çıktı, yalnızca acıyı hisseden ve felâketi gören, yalnızca yardım etmek ve imdada yetişmek isteyen insanlar. Yaşlı Pelee Dağı bir mucize yaratmıştı! Fashoda günleri unutulmuş, Küba anlaşmazlığı unutulmuş, “la Revanche” unutulmuştu; Fransızlar ve İngilizler, çar ve Washington Senatosu, Almanya ve Hollanda para yardımında bulunuyor, telgraflar gönderiyor, yardım eli uzatıyorlar. Doğanın yakıcı nefretine karşı halkların kardeşliği, insan uygarlığının yıkıntıları üzerinde hümanizmin yeniden dirilişi. İnsanlıklarını hatırlamalarının bedeli yüksekti, fakat gürleyen Pelee Dağı’nın sesi onları kulak vermeye zorladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa küçük adadaki 40 bin ceset için gözyaşı döküyor ve tüm dünya Ana Cumhuriyetin gözyaşlarını silmek için telâş ediyor. Ama o halde Fransa nasıl olup da yüzyıllar önce Küçük ve Büyük Antiller için sel gibi kan dökmüştü? Afrika’nın doğu kıyısı açıklarındaki denizde volkanik bir ada uzanır: Madagaskar. Bugün kaybettiği çocukları için gözyaşı döken acılı Cumhuriyetin, 50 yıl önce orada direngen yerli halka zincirlerle ve kılıçla nasıl boyun eğdirdiğini gördük. Orada volkan patlaması olmamıştı: Fransız toplarının ağzı ölüm ve yıkım kusuyordu; Fransız topçu birliklerinin açtığı ateş, özgür bir halk yere serilip, “vahşi adamlar”ın esmer kraliçesi ganimet olarak “Işık Şehri”ne götürülene kadar, binlerce gencecik insanın yaşamını yeryüzünden sildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okyanus dalgalarıyla yıkanan Asya kıyılarında, gülümseyen Filipinler uzanır. Altı yıl önce iyiliksever Yankileri gördük, Washington Senatosu orada işbaşındaydı. Orada yığınlarca insanı yok eden, ateş kusan dağlar değil Amerikan tüfekleriydi; bugün yıkıntıların arasından tatlı dille hayat çıkarmak için Martinique’e birbiri ardına binlerce altın dolar gönderen şeker karteli Senato, ölüm ve yıkım saçmak için Küba’ya birbiri ardına toplar, savaş gemileri, milyonlarca altın dolar gönderiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün, bugün ; Martinique’de çocukların annelerini, ana-babaların çocuklarını kurtaran aynı İngilizlerin, sadece birkaç yıl önce, kendi emeğiyle geçinen barış ve sükunet içindeki küçük bir halkın yaşadığı güney Afrika açıklarında nasıl büyük bir felâket yarattıklarını gördük: orada, önlerinde ve arkalarında uzanan kan, ölüm ve ıstırap gölü içinde yürüyen vahşi askerlerin, postallarla insan vücutları ve çocuk cesetleri üzerinde tepindiklerini gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah, bir de Ruslar var, kurtarıcı, yardımsever, ağlayan Tüm Rusların Çarı – eski bir tanıdık! Sizi ılık Polonyalı kanının dereler halinde aktığı ve gözyüzünün kan buharından kızıla dönüştüğü Praga mahallelerinde görmüştük. Ama bunlar eski günlerdi. Hayır! Şimdi, sadece birkaç hafta önce siz hayırsever Rusları tozlu yollarınızda, harabeye dönmüş Rus köylerinde, pejmürde kılıklı, çılgınca tahrik olmuş, homurdanan kalabalıkla göz gözeyken gördük; top ateşi ortalığı sarsıyor, güçlükle nefes alan mujikler yere düşüyor, kızıl köylü kanı yolun tozuna karışıyordu. Onlar ölmeliydiler, onlar düşmeliydiler, çünkü vücutları açlıktan iki büklüm olmuştu, çünkü ekmek, ekmek diye bağırıyorlardı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sizi de görmüştük Ana Cumhuriyet, siz gözyaşı damıtıcısını. 23 Mayıs 1871’di: parlak bahar güneşi Paris üzerinde ışıldıyordu; iş elbiseleri içindeki benzi solmuş binlerce insan, caddelerde, hapishane avlularında, beden bedene, baş başa istiflenmişti; mitralyözler kana susamış ağızlarını duvarlardaki mazgallardan içeri sokmuşlardı. Hiçbir volkan patlamadı, hiçbir lav seli akmadı. Sizin toplarınız, Ana Cumhuriyet, sımsıkı istiflenmiş kalabalığa döndürülmüştü, acı çığlıklar havayı yarıyordu; 20 binden fazla ceset Paris kaldırımlarını kaplamıştı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve hepiniz –ister Fransız ister İngiliz, ister Rus ister Alman, ister Amerikan ister İtalyan– sizleri daha önce, kardeşçe uyum içinde, büyük bir uluslar topluluğunda birleşmiş halde, birbirinize yardım edip ve yol gösterirken gördük: Çin’de. Orada da kendi aranızdaki tüm kavgaları unutmuştunuz, orada da bir halklar barışı yapmıştınız; karşılıklı cinayet ve kundaklamalar için. Saç örgüleri nasıl da, sağanağın dövdüğü olgunlaşmış hububat tarlası gibi, mermilerinizden önce sıralar halinde düştüler! Feryat eden kadınlar nasıl da, arzulu sarılışlarınızın işkencelerinden kaçarken, soğuk kollarında ölüleriyle suya gömüldüler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bunların hepsi şimdi Martinik’e el atmış durumdalar, yine tek yürek ve tek beyinler; yardım ediyorlar, kurtarıyorlar, gözyaşlarını siliyorlar ve felâket getiren volkanı lanetliyorlar. Pelee Dağı, yüce gönüllü dev, gülebilirsin; bu hayırsever katillere, gözyaşı döken bu etoburlara, Samiriyeli kılığındaki bu hayvanlara iğrenerek bakabilirsin. Ama bir gün gelecek başka bir volkanın gümbürdeyen sesi yükseltecek: fokurdayan ve kaynayan bir volkan, isteseniz de istemeseniz de, yeryüzünden tüm sahte sofuluk taslayan, kan lekeli kültürü süpürüp atacak. Ve ancak onun kalıntıları üzerinde uluslar gerçek insanlık halinde bir araya gelecekler ve onun da kör, ölü doğadan başka ölümcül bir düşmanı olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Martinik | Rosa Luxemburg&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;em&gt;Bu makale, 1902 Mayısında St. Pierre’de (Fransız sömürgesi olan Martinik adasında bir şehir) meydana gelen volkanik patlamanın ardından kaleme alınmıştır. Martinik, Venezuela’nın kuzey açıklarındaki Küçük Antil adalardan biridir.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; narteks.net alıntısıdır.&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/1567310158140058884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/09/ama-bir-gun-gelecek-baska-bir-volkann.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/1567310158140058884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/1567310158140058884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/09/ama-bir-gun-gelecek-baska-bir-volkann.html' title='Ama bir gün gelecek başka bir volkanın gümbürdeyen sesi yükseltecek - Rosa Luxemburg '/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-1512962367050546814</id><published>2012-08-31T05:43:00.001-07:00</published><updated>2012-08-31T05:43:11.048-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ortadoğu"/><title type='text'>Antakya´nın göbeğinde El Kaide parkı - Görüntüler ve Fotoğraflar</title><content type='html'>&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;224&quot; src=&quot;http://www.sendika.org/resimler/elnusra-bayrak-2012-08-29.jpg&quot; width=&quot;640&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;
&lt;b&gt;El  Nusra Cephesi´nin bayrağı&lt;/b&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Türkiye, Hatay’ın Suriye sınırındaki mülteci kamplarının 
resmen askeri üs olarak kullanıldığını konuşuyor ancak durum sanıldığından da 
vahim. Apaydın kampının “Özgür Suriye Ordusu”nun kullanımına tahsis edildiği 
hükümet yetkililerince açıklanırken, El Kaide bağlantılı gruplar da merkez ilçe 
Antakya’nın göbeğinde elini kolunu sallayarak dolanıyor. Sendika.Org, röportaj 
için gittiği Antakya Belediye Parkı’nda En Nusra Cephesi’ne bağlı kalabalık bir 
gruptan bazı cihatçılarla, grubun kullandığı bir evi ve aracı görüntüledi. 
Cihatçılardan birine ait bellekten çıkan görüntüler Antakya parkında dinlenen 
“misafirlerin” Suriye’de elde silah çatışan El Kaide bağlantılı gruplar olduğunu 
ortaya koyuyor&lt;/div&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href=&quot;http://www.sendika.tv/index.php?eylem=izle&amp;amp;id=585&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;http://www.sendika.tv/index.php?eylem=izle&amp;amp;id=585&quot;&gt;&lt;center&gt;
&lt;img src=&quot;http://www.sendika.org/resimler/sendika.tv-elkaide-2012-08-29.jpg&quot; /&gt;
&lt;/center&gt;
&lt;/a&gt;Hatay Yeşilpınar Belediyesi’nin düzenlediği Barışa Çığlık 
etkinliğinin ikinci gününde Sendika.Org ve Sendika.tv ekibi olarak röportaj için 
Suriyeli muhaliflerin uğrak yeri Antakya Belediye Parkı’na gittik.İlk 
önce esnaftan birinin yanımıza getirdiği muhalif olmayan bir Suriyeliyle 
röportaj yapmak istedik. Suriye’de savaşan cihatçıların Hatay’da elini kolunu 
sallaya sallaya dolaştığını, bu nedenle de Türkiye’de can güvenliğinin 
olmadığını söyleyerek isim ve görüntü vermeyi reddetti. Yalnızca sesini 
kaydedebildiğimiz Suriyeli Suriye’de savaşanların çoğunun dışardan gelen 
cihatçılar olduğunu ve Alevi-Sünni çatışması çıkarmak istediğini 
söyledi.&lt;br /&gt;
Röportaj bitmeden esnaf bir araçtan inerek hızla parkın 
kıyısındaki Park Apartmanı’na yönelen 5-6 kişilik cihatçı bir grubu işaret etti. 
Görüntü almamıza fırsat kalmadan grup apartmana girdi. Daha sonra grubun indiği 
araçta birkaç küçük çocuk kaldığını fark ederek, beklemeye başladık. &lt;br /&gt;
O 
esnada ilk röportajımızda çevrede birikenler arasında yer alan ve kameramıza 
takılan bir başka Suriyeliye röportaj teklif ettik. Bu kez görüntü vermekten hiç 
çekinmeyen biri vardı karşımızda. Kendisinin Esad muhalifi olduğunu, Esad 
rejiminin öyle ya da böyle devrileceğini söyledi. &lt;br /&gt;
Bu esnada 5-6 kişilik 
grubun indiği aracın etrafında bazı gençler de bizi gözetliyordu. Daha sonra 
bölgeden ayrılır gibi yaparak, apartmanın girişini gören bir başka noktaya 
geçtik. Kısa süre sonra bıyıksız uzun sakalları ve bol pantolonlarıyla Selefi 
oldukları izlenimi veren iki kişi dışarı çıktı ve araca yöneldikleri anda 
görüntüledik.&lt;br /&gt;
Daha sonra elimize apartmanda kalan cihatçılardan birine 
ait, içi Antakya’dan ve Suriye’den görüntülerle dolu bir bellek geçti. Bellekte 
El Kaide’nin Suriye’deki uzantısı olan El Nusra Cephesi’nin bayrağının yanı 
sıra, apartmanda kalan cihatçıların Antakya Belediye Parkı’nda dinlenirken 
çektikleri fotoğraflarla aynı kişilerin Suriye’de silah kuşanmış halde poz 
verdiği farklı görüntüler çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Washington Post: “El Kaide’ye 
yardım Türkiye’den”&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Washington Post gazetesi 20 Ağustos’ta internet 
sitesinden yayımladığı bir haberde, El Nusra Cephesi adı altında Suriye’de Esad 
rejimine karşı savaşan El Kaide bağlantılı grupla görüştüğünü yazdı. Özgür 
Suriye Ordusu’nun seküler olduğunu, kendilerinin cihat için savaştığını belirten 
militanlar, Türkiye üzerinden dış yardım aldıklarını itiraf 
ediyordu.&lt;br /&gt;
Hürriyet’in gündeme taşıdığı haberin orijinalinde röportajı 
gerçekleştiren gazetecilerden birinin Halep’ten, diğerinin ise Antakya’dan 
bildirdiği belirtiliyordu. Büyük medyanın üzerinden atladığı bu ayrıntıya 
Sendika.Org dikkat çekmişti.&lt;br /&gt;
El Nusra cephesi, 29 Mayıs´ta Deyr Ez Zor 
kentinde 13 işçinin boğazlarının kesilerek öldürülmesi gibi katliamları 
üstlenmişti. Özel El İhbariye kanalının Şam´daki bürosuna yönelik yedi kişinin 
yaşamını yitirdiği saldırıyı da üstlenen örgüt ayrıca sivillerin yoğun olduğu 
yerlerde bombalı saldırılar düzenlediği için eleştirilerin hedefi oluyor. Mayıs 
ayında örgüt Şam ve Halep´te düzenlenen bombalı saldırıları da 
üstlenmişti.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;PARK APARTMANINDA KALAN CİHATÇILARDAN BİRİNE AİT 
BELLEKTEN ÇIKAN FOTOĞRAFLAR:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;center&gt;
&lt;img src=&quot;http://www.sendika.org/resimler/militandinleniyor1-2012-08-29.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Cihatçılar 
Antakya Belediye Parkı´nda dinleniyor&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;center&gt;
&lt;img src=&quot;http://www.sendika.org/resimler/militandinleniyor2-2012-08-29.jpg&quot; /&gt; 
&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Cihatçılar Antakya Belediye Parkı´nda dinleniyor&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;center&gt;
&lt;img src=&quot;http://www.sendika.org/resimler/militansuriyede1-2012-08-29.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Cihatçılar 
Suriye´de silah kuşanmış poz veriyor&lt;/b&gt; &lt;/center&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;center&gt;
&lt;img src=&quot;http://www.sendika.org/resimler/militansuriyede2-2012-08-29.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Cihatçılar 
Suriye´de silah kuşanmış poz veriyor&lt;/b&gt; &lt;/center&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;center&gt;
&lt;img src=&quot;http://www.sendika.org/resimler/militansuriyede3-2012-08-29.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Cihatçılar 
Suriye´de silah kuşanmış poz veriyor&lt;/b&gt; &lt;/center&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;center&gt;
&lt;img src=&quot;http://www.sendika.org/resimler/militansuriyede4-2012-08-29.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Cihatçılar 
Suriye´de silah kuşanmış poz veriyor&lt;/b&gt; &lt;/center&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;center&gt;
&lt;img src=&quot;http://www.sendika.org/resimler/militansuriyede5-2012-08-29.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Cihatçılar 
Suriye´de silah kuşanmış poz veriyor&lt;/b&gt; &lt;/center&gt;
&lt;b&gt;Sendika.Org&lt;/b&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;5deniz.net alıntısıdır.&lt;/strong&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/1512962367050546814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/08/antakyann-gobeginde-el-kaide-park.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/1512962367050546814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/1512962367050546814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/08/antakyann-gobeginde-el-kaide-park.html' title='Antakya´nın göbeğinde El Kaide parkı - Görüntüler ve Fotoğraflar'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-9194810403681631761</id><published>2012-08-31T05:33:00.001-07:00</published><updated>2012-08-31T05:43:21.386-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Politik Film Arşivi"/><title type='text'>The Turin Horse (A Torinói ló – Le cheval de Turin) - İZLE</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;http://www.vizyonfilmizle.org/image/turin_horse.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;aligncenter&quot; src=&quot;http://www.vizyonfilmizle.org/image/turin_horse.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;IMDB Puanı: 8.4/10,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Tür: Dram, Psikolojik&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Yönetmen:&lt;/strong&gt; Béla Tarr, Ágnes Hranitzky&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Senaryo:&lt;/strong&gt; László Krasznahorkai, Béla Tarr&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Oyuncular&lt;/strong&gt;: János Derzsi, Erika Bók, Mihály Kormos&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Süre:&lt;/strong&gt; 2 saat 26dk&lt;br /&gt;
Sene 1889, ünlü Alman düşünür, filozof Nietzsche İtalya – Turin yolculuğu sırasında bir çiftliğe uğrar ve burada bulunan bir atın sahibi tarafından kırbaçlandığına şahit olarak göz yaşlarını tutamaz. Ata sarılarak onun acısını paylaştığı söylenen Nietzsche, bu olaydan sonra 10 yıl sürecek olan bir bitkisel hayat sürecine girer. Film ise bu hikayeden geri kalanlar üzerine kuruludur ve o kısımdan itibaren konu ele alınmaya başlanır. &lt;br /&gt;
Gerçekten böyle bir olayın olup olmadığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, dünya düşünce tarihini derinden etkileyen Nietzsche’nin bu yaşadıklarından sonra bitkisel hayata girdiği söylenir. Film, tamamen dramatik ve psikolojik bir sanatsal yapımdan ibaret ve &lt;strong&gt;Nietzsche ile hiç bir ilgisi yok&lt;/strong&gt;.. Sadece onun ardından kalan “at ve onun sahibi baba-kız”ın sefalet içindeki yaşamı irdeleniyor. Yönetmenin ise Nietzsche ile film arasında kurduğu bağ şu şekilde:&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;“Nietzsche’ye ne olduğunu herkes biliyor; biz asıl at’a ve sahiplerine ne olduğunu merak ediyoruz”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;
Film oldukça durağan, birbirini tekrar eden &lt;strong&gt;siyah-beyaz&lt;/strong&gt; sahnelerden oluşmaktadır. Ancak her sahnenin içinde çözüme yönelik bir derinlik mevcut. Bu ağır yapım 2.000′e yakın kişi tarafından oylanarak &lt;strong&gt;8.4&lt;/strong&gt; gibi muazzam bir puanla karşımıza çıkıyor. Bu yapımı&amp;nbsp;Babilkulesi olarak sizlere sunuyoruz. Film için sizlerin de değerli görüşlerinizi mutlaka beklemekteyiz. İyi seyirler.
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;iframe frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;360&quot; scrolling=&quot;no&quot; src=&quot;http://veevr.com/embed/V-RfdvkAP&quot; width=&quot;640&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/9194810403681631761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/08/the-turin-horse-torinoi-lo-le-cheval-de.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/9194810403681631761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/9194810403681631761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/08/the-turin-horse-torinoi-lo-le-cheval-de.html' title='The Turin Horse (A Torinói ló – Le cheval de Turin) - İZLE'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-5825103326389954764</id><published>2012-07-12T13:23:00.000-07:00</published><updated>2012-07-11T04:54:24.922-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kürt sorunu"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="öteki tarih"/><title type='text'>Bu çığlıkları UNUTMAYIN!</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-size: 16px;&quot;&gt;&lt;/span&gt;Yıl, 14 Temmuz 1982. Yer, Diyarbakır 5 No&#39;lu Cezaevi. 12 Eylül askeri  darbesinin işkence tezgahlarının kurulduğu yer. İnsan aklının  alamayacağı denenmeyen işkence yöntemi bırakılmamıştı. &quot;Öyle bir  vahşetti ki yapılmayan bir türü kalmamıştı&quot; diyor tanıklar. Amaç,  cezaevindeki tutuklular şahsında &quot;özgürlük mücadelesi&quot;ni tasfiye etmek.  Ama hesaplar 14 Temmuz günü altüst oluyor. Herkes duysun diye mahkeme  salonu tercih ediliyor. Ve her şey M. Hayri Durmuş&#39;un şu sözleriyle  başlıyor: &quot;Ben ölüm orucuna giriyorum bir sonraki mahkemede olmayacağım  çünkü o zaman ölmüş olacağım.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;haber-kutu&quot;&gt;
&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; id=&quot;9338&quot; src=&quot;http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2011/07//nuce_14072011-123616-1310639776.51.jpg&quot; style=&quot;height: 190px; width: 570px;&quot; /&gt;&lt;/div&gt;
Zulmün ve vahşetin kol gezdiği, her çeşit işkence yönteminin mübah  görüldüğü Diyarbakır 5 No&#39;lu Cezaevi&#39;nde ilk başkaldırı, 21 Mart 1982  günü PKK&#39;nin öncü kadrolarından Mazlum Doğan&#39;ın &quot;Arkadaşlar bu vahşetin  durdurulması ve soylu direniş ateşimizin halkımıza ve dağlarımızın  doruklarına ulaşması için kan gerekiyor&quot; sözlerinden sonra kendi  bedenini ateşe vermesiyle başladı. 18 Mayıs 1982 tarihinde hafızalara  &quot;Dörtler&quot; olarak kazınan Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve  Necmi Öner&#39;in bulundukları hücrelerde yaşanan onur kırıcı muamelelere  karşı bedenlerini ateşe vererek direniş daha da yükseltiliyor. &lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;Tarih 14  Temmuz 1982 gününü gösterdiğinde ise PKK&#39;nin öncü kadrolarından M. Hayri  Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz&#39;ın başlattıkları ölüm orucu  Kürt siyasi tarihinde adeta bir dönüm noktası oldu. Tarihe &quot;büyük  direniş&quot; olarak geçti. Yargılandıkları duruşma salonunda, M. Hayri  Durmuş&#39;un &quot;Ben ölüm orucuna giriyorum bir sonraki mahkemede olmayacağım  çünkü o zaman ölmüş olacağım&quot; sözü ve Kemal Pir&#39;in &quot;Ben Hayri arkadaşın  sözlerine katılıyorum ve ölüm orucuna giriyorum&quot; destekli açıklamasıyla  başlayan ölüm orucunu, 29. yıldönümünde tanıkları Hamit Kandal, Mahmut  Yeşilay, İrfan Güler ve Salih Sezgin anlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Sömürgeciliğe vurulmuş bir darbe&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Hamit Kandal, Kemal Pir&#39;in 9 Eylül,&amp;nbsp; M. Hayri Durmuş&#39;un 12 Eylül, Akif  Yılmaz&#39;ın 15 Eylül ve Ali Çiçek&#39;in 17 Eylül 1982&#39;de yaşamlarını  yitirdiği ölüm orucunun yaşandığı Diyarbakır 5 No&#39;lu Cezaevi&#39;nde PKK ana  davadan yattı. 20 yıl cezaevinde kalan Hamit Kandal, Mazlum Doğan&#39;ın  &quot;Onlar bizden can istiyor, biz de canımızı, kanımızı vererek cevap  olacağız&quot; sözleriyle başlıyor anlatmaya. Kandal, &quot;İşte ilk canı da  Mazlum arkadaş verdi, ardından Dörtler ve nihayetinde 14 Temmuz  direnişi&quot; diyor ve 14 Temmuz&#39;u &quot;sömürgeciliğe ve ihanete vurulmuş bir  darbe&quot; olarak tanımlıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Herkes duysun diye mahkemede başladı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
40 koğuşluk Diyarbakır Cezaevi&#39;nde en büyük grubun Urfa grubu olduğunu  ve PKK&#39;lilere M. Hayri Durmuş&#39;un öncülük ettiğini dile getiren Kandal,  ölüm orucunun duyurulduğu duruşma salonundaki anı şöyle anlatıyor:  &quot;Herkes eylem kararını duysun diye eylem mahkemede başlatıldı. Hayri  arkadaş kalkıp eylemi başlattığını söyledi. Hayri arkadaş, &#39;Neden böyle  bir eylem başlatıyorsunuz&#39; diye soran Mahkeme Başkanı Hakim Albay  Emrullah Kaya&#39;ya şu yanıtı verdi: &#39;Sizin amacınız bizi ve fikrimizi  ortadan kaldırmak, bizim amacımız ise bu anlayışı ve mücadeleyi  halklaştırmaktır.&#39; Hayri arkadaşın arkasından Ali Çiçek ve Kemal Pir  arkadaşlar konuştu. Üç arkadaşın daha katılımıyla ilk başta 6 kişi  eylemi başlattı.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Direniş hızla yayıldı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Mahkemede başlayan ölüm orucunun Diyarbakır Cezaevi&#39;ndeki yankısını ise  &quot;Eylemi başlatan 6 arkadaşımızı 36&#39;ncı koğuşa çıkardılar. Burada  iradelerini kırmak için &#39;Çırpınırdı Karadeniz&#39; ve diğer milliyetçi  marşları çalıyordular. Ancak arkadaşların eyleminin devam etmesi yeni  arkadaşların eyleme destek vermesiyle karşılık buldu. Önce Fuat Kav,  Mustafa Karasu ve Akif Yılmaz arkadaşlar ölüm orucuna başladı.  Direnişçilerin sayısı giderek arttı ve sayı 160&#39;ı buldu&quot; diye özetledi.  Kandal, direnişin Durmuş, Pir, Çiçek ve Yılmaz&#39;ın yaşamını yitirmesinin  ardından savunma hakkından işkencenin kaldırılmasına kadar tutukluların  taleplerinin kabul edilmesiyle son bulduğunun altını çizdi. Ali Çiçek&#39;i  Hilvan ve Siverek&#39;ten tanıyan Hamit Kandal, Çiçek&#39;in henüz 16 yaşında  PKK&#39;ye katıldığını söylerken, direnişçiliğini de &quot;2 ay tutulduğu Urfa&#39;da  işkence tezgahından geçirilmesine rağmen ismi hariç tek bir ifade  vermedi&quot; sözleriyle anlatıyor. Çiçek&#39;i &quot;Gençliğin daimi komutanı&quot; olarak  anan Kandal, 1980&#39;de devletin dışarıda sağladığı üstünlüğü  cezaevlerinde de sürdürmek istediğini ancak ciddi bir direnişle  karşılaşarak, kaybettiğini söylüyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&#39;Yaşamın yeni adı oldular&#39;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Ali Çiçek&#39;in Hilvan&#39;dan köylüsü ve yol arkadaşı olan Mahmut Yeşilay,  Çiçek&#39;i şöyle anlattı: &quot;Çok fedakar bir arkadaştı. Her eylemde en önde  olmak istiyordu. Hilvan&#39;da nöbet tuttuğumuz noktalar vardı. O nöbet  yerlerinde silahlarımız vardı. Ali arkadaş o silah yerlerini biliyordu.  Biz ilçeden çıkmak için toplandığımızda Ali arkadaşın da elinde  silahıyla hazır beklediğini gördük. Gece gitmiş nöbet yerindeki &#39;İngiliz  Beşlisi&#39; dediğimiz silahı almış ve gelmiş. Zaten o hareketinden sonra  bölgede Ali arkadaşın ismi İngiliz Ali olarak kaldı. Zindanda da hem  direnişi hem de ölüm orucu kararıyla en önde yer almasını bildi.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;14 Temmuz direnişi PKK&#39;li tutsaklar için yeni bir soluk borusu oldu&quot;  diye tarif eden Yeşilay, &quot;Amaçları, Kürt halkının onurunu kırıp, onları  öncüsüz eylemsiz bırakıp, kul köle etmekti. Ancak Mazlum Doğan, Dörtler  ve 14 Temmuz direnişi, Kürtler için özgürlüğün, direnmenin kısacası  yaşamın yeni adı oldu&quot; derken uzaklara dalıyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&#39;Vahşet en üst düzeydeydi&#39;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
21 yıl cezaevinde kalan İrfan Güler ise, ölüm orucu eyleminin insanlık  dışı uygulamalar karşısında ne anlam ifade ettiğini ve yarattığı  sonuçları değerlendirdi. Güler, ölüm orucu öncesi Diyarbakır Cezaevi&#39;nin  durumunu şu sözlerle tarif etti: &quot;İnsanlık tarihinin bugüne kadar  yaşayamayacağı vahşet en üst düzeydeydi. Diyarbakır zindan gerçekliği  dünyada uygulanan tüm işkence yöntemlerinin sentezlenerek uygulandığı  bir yerdi. İşkencecinin insafına bırakılan ve anlık olarak yeni  yöntemler ürettiği bir alandı. İnsanlık tarihinde insanlığa karşı  işlenen tüm vahşet uygulamaları toplamının yeniden üretilerek  uygulandığı ve tüm insanlıktan, toplumdan yalıtılmış bir gerçekliği  vardır. Yaşam diye bir şey bırakılmamıştı.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&#39;Karanlığa karşı kızıl bir şafak&#39;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Ölüm orucunu &quot;Cezaevi karanlığına karşı yakılan kızıl bir şafak&quot; olarak  nitelendiren Güler, ölüm orucunun amaçlarını da şöyle özetliyor: &quot;Ölüm  orucu direnişi başladığında hiçbir yaşam emaresi kalmamıştı. Ulusal ve  toplumsal gerçekliğine ihanet etme durumunun olduğu bir ortamda &#39;Hayır  biz bir halkız, ulusal ve toplumsal gerçekliğimizle ya onurlu bir  şekilde var olacağız ya da tümüyle yok olacağız&#39; diyen bir direniştir.  Ölüm orucu insanların kendi bedenlerini ölüme yatırma biçimidir. Her gün  dirhem dirhem eriyerek tüm beşeri zaaflarını adeta yakarak gösterilmiş  inanç iradesinin zirveleşmiş biçimidir. Bu, özgürlüğe susamışlığın  iradesidir. İhanetle asla yaşanamayacağının iradesidir. Bu irade tarihe  mal olmuş ve kanıtlanmıştır. Ölüm orucu eylemiyle 12 Eylül askeri  darbesi şahsında inkarın, imhanın, faşizmin ve darbenin yenilmesi  sağlandı. Bu sonuçları bakımından da Kürt siyasetinin en önemli  kilometre taşlarından birisi haline geldi. Ölüm orucu eylemi tüm  ezilenlerin direnişini ifade ediyor. Emek, Demokrasi ve Özgürlük  Bloğu&#39;nun oluşması ve bunun giderek Çatı Partisi çalışmalarına  dönüşmesinin özünü de 14 Temmuz&#39;da aramak gerekiyor.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Kahramanlık destanı yazıldı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; id=&quot;9332&quot; src=&quot;http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2011/07//nuce_14072011-114701-1310636821.43.jpg&quot; style=&quot;float: right; height: 262px; margin: 7px; width: 350px;&quot; /&gt;Diyarbakır  5 No&#39;lu Cezaevi&#39;nde 17 yaşında olmasına rağmen idam cezasına  çarptırılan ve 20 yıl cezaevinde kalan Salih Sezgin, yaşanan onca acıya  rağmen cezaevinde bulunan tutsakların büyük bir direniş göstererek  kahramanlık destanı yazdığını söyledi. Sezgin, akla sığmayan  işkencelerin uygulandığı cezaevinde Mazlum Doğan ve Dörtler&#39;in  bedenlerini ateşe vermesi ile 14 Temmuz ölüm orucu direnişini tarihi baş  aşağı giden Kürtlere uygulanan ihanet, vahşet ve işkence uygulamalarına  karşı bir müdahale olarak değerlendiriyor. Devletin &quot;Kürt Özgürlük  Hareketi&quot;ne karşı büyük bir öfke duyduğunu ve bu hareketi temsil eden  kadroları Diyarbakır Cezaevi&#39;nde topladığının altını çizen Sezgin, &quot;Ölüm  orucuna girmeden önce Diyarbakır Cezaevi&#39;ni anlatmaya kelime  bulamıyorum. Darbenin gelişiyle birlikte yıllara yayılan, günü saati  belli olmayan çok ciddi bir vahşet ve işkence uygulanmaya başlandı. Öyle  bir vahşetti ki yapılmayan, uygulanmayan bir türü kalmamıştı. Bazen bir  arkadaşa &#39;Türküm&#39; dedirtmek için günlerce, aylarca işkence yapılıyordu.  Orada yapılmak istenen var olan tutsaklar şahsında Kürt özgürlük  mücadelesini bitirmekti. Egemenler her zaman muhaliflerini zindanlarda  ezer ve yok ederler. Diyarbakır&#39;da yapılmak istenen de buydu&quot; diye  aktardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Mücadelenin direniş ruhuydu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Diyarbakır Cezaevi&#39;ndeki eylemlerin Kürt halkının onuru, namusu ve tüm  değerlerinin ötesinde insanlık adına kurtuluş anlamına geldiğini  vurgulayan Sezgin, şöyle konuştu: &quot;Şayet Mazlumların, Kemallerin,  Hayrilerin eylemleri olmamış olsaydı hiç kimse Diyarbakır Cezaevi&#39;nden  söz edemezdi. Eğer bugün Diyarbakır Cezaevi&#39;nden söz ediliyorsa, bu  sadece orada devletin yaptığı vahşet ve işkenceden değildir. O vahşete,  ihanete, onursuzlaştırmalara karşı direnen direnişlerdendir de. O  kahramanca direnişler, günlerce çıplak bedenlere yapılan işkenceler ve  67 güne varan ölüm oruçları cezaevini dünyaya duyurdu. Yine cezaevindeki  direniş, kültür direnişiydi, Kürt özgürlük mücadelesinin direniş  ruhuydu. Onun felsefesi, yaşam tarzı ve dünyaya bakış açısıydı. Hayri,  Kemal, Akif, Ali arkadaşlar gözlerini kırpmadan, en ufak tereddüt  yaşamadan bu halkın mücadelesi uğruna kendilerini ölüme yatırdılar.  Ölüme giderken iki istekleri vardı bu arkadaşların. Birincisi,  mahkemelerde savunma yapılması; ikincisi ise bu vahşet ve ihanet  politikasının durdurulmasıydı.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Sanki bugünler görülüyordu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
İşkence ve tecridin en ağır olduğu bir dönemde M. Hayri Durmuş&#39;un sarf  ettiği &quot;Kürdistan Vietnamlaşıyor; bu insan çığlıklarını unutmayın&quot;  sözlerini hatırlatan Sezgin, o günlerde dahi cezaevindeki öncü  kadroların bugünleri görerek, hissederek hareket ettiğini ifade ediyor. O  dönem yapılan sohbetlerde &quot;Direniş ruhunun bugünlere mal olacağı&quot;  vurgusunun yapıldığını söyleyen Sezgin, yaşanan vahşet ve acımasızlığa  rağmen cezaevinde tutsaklar arasında var olan duygunun beyne hitap  ettiğini, insanı şekillendirdiğini ve enerji aşılayarak direniş ruhunu  alevlendirdiğini dile getiriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Amed Zindanı&#39;na yaklaşım direnişe yaklaşımdır&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Geride bırakılan o sürecin ardından Diyarbakır Cezaevi ile ilgili  &quot;Cezaevi yıkılsın mı? Okul mu yapılsın? Müze mi olsun?&quot; tartışmalarına  da Sezgin, şöyle cevap veriyor: &quot;Oradaki direniş ruhunu, oradaki  değerleri, oradaki yaşananları kimler yarattı? Amaç bunları ortaya  çıkarmak mı, yoksa başka hesaplar mı yapılmak isteniyor? Diyarbakır  Cezaevi&#39;ne yaklaşım cezaevindeki direnişe yaklaşımdır, 14 Temmuz ölüm  orucuna yaklaşımdır, Dörtler&#39;in eylemine ve Mazlum arkadaşın eylemine  yaklaşımdır. Aynı zamanda Kürt hareketine ve Kürt mücadelesine  yaklaşımdır, Kürt halkının değerlerine yaklaşımdır. O değerleri  görmeden, göz ardı ederek yaklaşmak çok yanlış bir davranıştır.&quot;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/5825103326389954764/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2011/07/bu-cglklar-unutmayin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/5825103326389954764'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/5825103326389954764'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2011/07/bu-cglklar-unutmayin.html' title='Bu çığlıkları UNUTMAYIN!'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-6800082347137636303</id><published>2012-07-11T00:30:00.000-07:00</published><updated>2012-07-11T00:30:01.323-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ortadoğu"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Politik Film Arşivi"/><title type='text'>Serçelerin Şarkısı - İZLE</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj6jvLs3A4hcIt0TY3OZVL5dlYgQ6AB6749uCBkKlAW1TNKa7cS-7qBk09TEw4TyQIMuFyI7MlVE7bABH0uhGu6_s_drKpeYXhDDXqraOpbrPmxIFguIZ1Ca-A6r9GJpFswb0RTLhj2s2VR/s1600/SERELE~1.JPG&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj6jvLs3A4hcIt0TY3OZVL5dlYgQ6AB6749uCBkKlAW1TNKa7cS-7qBk09TEw4TyQIMuFyI7MlVE7bABH0uhGu6_s_drKpeYXhDDXqraOpbrPmxIFguIZ1Ca-A6r9GJpFswb0RTLhj2s2VR/s320/SERELE~1.JPG&quot; width=&quot;228&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Yapım:&lt;/strong&gt; 2008 - İran, &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Tür:&lt;/strong&gt; Dram,  Komedi, &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Süre:&lt;/strong&gt; 96 dakika 
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Yönetmen:&lt;/strong&gt; Majid Majidi, Mecid Mecidi,  
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Oyuncular:&lt;/strong&gt; Neshat Nazari, Karman Dehghan, Maryam Akbari, Shabnam Aklaghi, Reza Naji,  
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Müzisyen :&lt;/strong&gt;  Hossein Alizadeh,  
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Görüntü Y.:&lt;/strong&gt; Tooraj Mansoori,  
&lt;br /&gt;
Senaryo: Mecid Mecidi, Mehran Kashani,  
&lt;br /&gt;
Yapımcı: Majid Majidi, &lt;br /&gt;
&amp;nbsp;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;c333&quot;&gt;
2008 yılında Berlin Film Festivalinde en iyi erkek oyuncu 
kategorisinde Gümüş Ayı ödülüne layık görülmüş olan film , Tahran dışında bir 
devekuşu çiftliğinde çalışan Amir ve ailesinin etrafında dönüyor. Amir, 
sorumlusu olduğu çiftlikten kaçan bir kuş sebebiyle işsiz kalır ve işitme 
engelli kızının işitme cihazını tamir için Tahran&#39;a gider.Hiç beklemediği bir iş 
kapısı açan şehir , karmaşası ve çeşit çeşit insanlarıyla  dürüst ve cömert ve 
yumuşakbaşlı dünyasını  ne kadar etkileyecektir.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;c333&quot;&gt;
Hep batının filmlerini ve dolayısıyla bilinçaltımıza itilen dünya görüşlerini 
yeterince izledik senelerce. Kuşkusuz İran ve doğu filmlerinin de keşfedilmeyi 
ve anlaşılmayı bekleyen yönleri var, onların da bize mesajları var, yeter ki 
kulak verelim. Serçelerin Şarkısı, diğer Majidi filmleri gibi dünyanın herhangi 
bir yerindeki herhangi bir insanın yaşayabileceği insan dolu bir hikâyeyi konu 
alıyor. Keza yönetmen “Herhangi bir yerde herhangi birinin yaşayabileceği 
şeyleri anlattım” diyor. Bu film, insanlığın filmi, yani uzun zaman önce 
batılıların içlerinde ölen, o yığınların altında kangren olup yok olan 
insanlığın “küçük bir minyatürü..” Büyük şehirlerde unutmaya yüz tuttuğumuz 
değerlerimizi bize anımsatan, sevgiyi, paylaşmayı ve mutluluğu anlatan bu film 
kesinlikle izlenmeyi hakediyor... Babilkulesi olarak iyi seyirler dileriz...&lt;/div&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;iframe frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;360&quot; scrolling=&quot;no&quot; src=&quot;http://www.putlocker.com/embed/96576BB99FED2C50&quot; width=&quot;600&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/6800082347137636303/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/sercelerin-sarks-izle.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/6800082347137636303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/6800082347137636303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/sercelerin-sarks-izle.html' title='Serçelerin Şarkısı - İZLE'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj6jvLs3A4hcIt0TY3OZVL5dlYgQ6AB6749uCBkKlAW1TNKa7cS-7qBk09TEw4TyQIMuFyI7MlVE7bABH0uhGu6_s_drKpeYXhDDXqraOpbrPmxIFguIZ1Ca-A6r9GJpFswb0RTLhj2s2VR/s72-c/SERELE~1.JPG" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-7658947075135353735</id><published>2012-07-08T01:30:00.000-07:00</published><updated>2012-07-08T01:30:00.764-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="felsefe"/><title type='text'>Montaigne; İyi Amaç Uğruna Kötü Yollar</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjZLdyHrZyM-DB_nbNcBlDLE7JfUkoP7PPxNYqe6ptc_E-zcRKSWYgHQCBEjWMgWBxCtmyVrvEu67PgdbIO0XW0fNRc91aJqbvF1hNq8lfvXYoCD9UZD-ia1Wv0ITQE5ZrCjHc0VM1vXPB9/s1600/untitled.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjZLdyHrZyM-DB_nbNcBlDLE7JfUkoP7PPxNYqe6ptc_E-zcRKSWYgHQCBEjWMgWBxCtmyVrvEu67PgdbIO0XW0fNRc91aJqbvF1hNq8lfvXYoCD9UZD-ia1Wv0ITQE5ZrCjHc0VM1vXPB9/s320/untitled.png&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;color: #888888;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Doğanın yapıtlarındaki evrensel düzende şaşılası bir bağlaşma ve uyuşma var: Belli ki oluruna bırakılmış ve değişik başların yönettiği bir düzen değil bu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Bedenlerimizin hastalıkları, nitelikleri, devletlerde, hükümetler de de görülüyor&lt;span id=&quot;more-9499&quot;&gt;&lt;/span&gt;. Krallıklar, cumhuriyetler bizim gibi doğuyor, gelişip parlıyor ve yaşlanıp ölüyorlar. Bedenlerimizin gereksiz ve zararlı akıtlarla dolduğu oluyor: Bunlar iyi akıtlar da olabilir aslında (çünkü hekimler sağlığımızın fazla iyi olmasından korkarlar ve her şeyimiz değişken olduğu için derler ki sağlığımız fazla parlak, fazla kanlı canlı oldu mu özellikle bozmalı, hızını kesmeli, yoksa belli bir yerde dura kalamayan yaratılışımız düzensizce ve birdenbire geriye teper işte bu aşırı sağlığı önlemek için atletlere müshil verir ve kan alırlar bir yerlerinden). Ya da kötü akıtlar aşırı çoğalıyor ki, hastalıkların genel nedeni budur. Buna benzer bir aşırı çoğalma yüzünden devletlerin hastalandığı görülür ve onlar için de türlü müshiller kullanmak adet olmuştur. Kimi zaman büyük sayıda ailelere göç ettirildi, ülkenin yükünü azaltmak için; bunlar gider başkalarının zararına geçinecek bir yer ararlardı. İşte böylece bizim eski Franklar Almanya içlerinden gelip Galya’yı aldılar, ilk sakinlerini kovdular; sonsuz bir insan seli böylece gelişip Brennus ve başkaları zamanında İtalya’ya aktı. Gotlar, Vandallar için de, bugün Yunanistan’ın ilk halkını kovup yerine oturanlar için de böyle oldu.&lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #888888;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Bunlar kendi yurtlarını bırakıp uzak uzak yerlere gittiler; ve dünyada bu göçlerin sarmadığı bir iki köşe kaldı yalnız.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;Romalılar&lt;/span&gt; sömürgelerini bu yoldan kuruyorlardı; kendi kentlerinin aşırı ölçüde şiştiğini görünce az gerekli halkı çıkarıyor, fethettikleri yerlere yolluyorlardı. Kimi zaman  avaşları bile bile kışkırtıp besledikleri de oldu: Yalnız adamlarını hep tetikte tutmak, bozulmaların anası olan işsizliğin daha kötü sonuçlarını önlemek için yapmıyorlardı bunu:&lt;br /&gt;
Et patimur longae pacis mala, saevior armis Luxuria incumbit…&lt;br /&gt;
Fazla uzun bir barışın dertlerini çekiyoruz Lüks, kılıçtan beter eziyor bizi.&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #888888;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Cumhuriyetlerinden biraz kan alınmasını sağlamak, gençlerinin fazla  ateşlenen kanlarını serinletmek, fazla taşkın büyüyen bu ağacın dallarını biraz kısaltıp aralamak istiyorlardı.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;Kartacalılar’ a karşı açtıkları savaşın nedeni buydu…&lt;br /&gt;
Bizim zamanımızda da böyle düşünceler var; içimizde fazla kaynayan kanı bir komşu ülkeyle yapılacak savaşta akıtmak istiyorlar; yoksa diyorlar, bedenimizi saran bu ateşli akıtlar başka yere akıtılmadı mı bizi uzun süre sıtma sıcaklığı içinde tutup sonunda içimizden çökertirler.&lt;br /&gt;
Gerçekten de yabancılarla savaş bir iç savaştan daha tatlı bir beladır;  ama kendi rahatımız için başkalarının  rahatını kaçırmak da öyle büyük bir haksızlık ki bunu tanrının hoş göreceğini sanmam.&lt;br /&gt;
Ne var ki yaratılışımızın cılızlığı yüzünden ister istemez iyi bir amaca  ulaşmak için kötü yollara başvurmak zorunda kalıyoruz. Lykurgos, gelmiş geçmiş yasa koyucuların en erdemlisi ve en olgunu, halkını içki düşkünlüğünden korumak amacıyla pek haksız bir yol bulmuş; köleleri olan Elotlar’a zorla içirtirmiş ki, Ispartalılar adamların şarapla ne durumlara düştüğünü görüp içki düşkünlüğüne karşı iğrenme duysunlar. Bundan beteri de var: Eskiden ölümün her türlüsüne hüküm giyenleri hekimlerin canlı canlı kesip biçmelerine izin verilirmiş ki, iç organlarımızı doğal halinde görebilsinler. Kötü yola gitmek gerekirse bunu ruhun sağlığı için yapmak beden sağlığı için yapmaktan daha bağışlanır bir şey. Romalılar da halkı yiğit yetiştirmek, tehlikeleri ve ölümü hoş görmeye alıştırmak için o korkunç oyunlara başvuruyorlardı. Gladyatörler herkesin gözü önünde savaşıyor, birbirini yaralayıp öldürüyorlardı:&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #888888;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Quid vesani aliud sibi vult ars Impia ludi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #888888;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Quid mortes juvenum, qui sanguine pasta voluptas.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; (Prudentius)&lt;br /&gt;
Bundan geliyordu o ölüm oyunları, o çılgınlık&lt;br /&gt;
O kanla beslenen zevk.&lt;br /&gt;
Bu gelenek İmparator Teodosius’a kadar sürdü. Doğrusu halkın eğitimi için yaman bir ibret, verimli bir ders oluyordu bu: Her gün halkın önünde yüz, ikiyüz, bin çift insan silahlanıp birbirini param parça ediyordu; hem bu işi öyle sağlam bir yürekle yapıyorlardı ki ağızlarından acıklı ya da acındırıcı bir söz çıktığı, bir kez sırtlarını döndükleri; rakiplerinin vuruşundan sakınmak için tek korkakça hareket yaptıkları bile görülmüyordu: Kılıca boyun uzatıyor, göğüs geriyorlardı. Birçokları ölesiye yara alınca meydan üzerinde canvermezden önce halka adam yollayıp ölüşlerini beğenip  beğenmediğini sorduruyordu. Durmadan savaşıp ölmeleri yetmiyor, bu işi sevinçle yapmaları gerekiyordu; o kadar ki ölüm karşısında biraz çekingen davrandıkları görülünce yuhalar, lanetler yağıyordu üstlerine.&lt;br /&gt;
İlk Romalılar bu işte hükümlüleri kullanıyorlardı; ama sonraları suçsuz köleler de kullanıldı. Bu iş için kendilerini satan özgür yurttaşlar, senatörler, Romalı Şövalyeler, hatta kadınlar bile oldu. Çok şaşırdım, inanmazdım da buna, eğer zamanımızdaki savaşlarda binlerce yabancı insanın kendilerini hiç ilgilendirmeyen bir kavga uğruna kanlarını, canlarını sattıklarını görmeseydim.&lt;br /&gt;
Montaigne; Denemeler’ den…&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;http://www.felsefehayat.net&amp;nbsp;alıntıdır...&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/7658947075135353735/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/montaigne-iyi-amac-ugruna-kotu-yollar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/7658947075135353735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/7658947075135353735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/montaigne-iyi-amac-ugruna-kotu-yollar.html' title='Montaigne; İyi Amaç Uğruna Kötü Yollar'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjZLdyHrZyM-DB_nbNcBlDLE7JfUkoP7PPxNYqe6ptc_E-zcRKSWYgHQCBEjWMgWBxCtmyVrvEu67PgdbIO0XW0fNRc91aJqbvF1hNq8lfvXYoCD9UZD-ia1Wv0ITQE5ZrCjHc0VM1vXPB9/s72-c/untitled.png" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-8394351737105721945</id><published>2012-07-07T02:55:00.000-07:00</published><updated>2012-07-07T02:55:00.362-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kültür-sanat"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="müzik"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ortadoğu"/><title type='text'>Forabandit - DİNLE</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg_5GOO_PDlRAdJ8BFS_xQBp_jpqWNXfG36e9Bbwj4fnVzjmrHVbFj6fpPykgD4mnJljGQzM4fTV4tWK6WnWREsrG-hiZf-JdKgdlsSwmXOUTIZT3hYkxc-_9CpxZjM-KoCba9K5SipRTsB/s1600/Cover-Forabandit1.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg_5GOO_PDlRAdJ8BFS_xQBp_jpqWNXfG36e9Bbwj4fnVzjmrHVbFj6fpPykgD4mnJljGQzM4fTV4tWK6WnWREsrG-hiZf-JdKgdlsSwmXOUTIZT3hYkxc-_9CpxZjM-KoCba9K5SipRTsB/s320/Cover-Forabandit1.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Şarkı listesi // track list:&lt;br /&gt;
1. neydik biz&lt;br /&gt;
2. paur&lt;br /&gt;
3. vesionari&lt;br /&gt;
4. amor de luenh&lt;br /&gt;
5. madem dilber&lt;br /&gt;
6. leylam mevlam&lt;br /&gt;
7. l’epictafi of simon de montfort&lt;br /&gt;
8. dönen dönsün&lt;br /&gt;
9. cançion&lt;br /&gt;
10. engabiolat&lt;br /&gt;
11. dins lo monde&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Oksitanya’da, geçmişi kadar düşüncesine kadar uzanan trubadur şarkıları ile Anadolu’da Alevilik ve Bektaşilik inancını temel alan aşık türkülerinden yola çıkan forabandit, oksitanya, anadolu ve iran coğrafyasından tüm dünyadaki dışlanmışlara selam gönderiyor.&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; forabandit derives its music from troubadour songs, which go back to catharist thought in occitania, and the aşık ballads which are based on alevi and bektashi faiths; the group sends its greetings from all the excluded of the lands of occitania, anatolia, and iran to all forabandits in the world.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;Sam Karpienia: Mandocello, Vokal - 
Mandocello, Vocal&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Özdemir: Bağlama, Vokal - Baglama, 
Vocal&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Bijan 
Chemirani: Zarb, Perküsyon - Zarb, Percussion
&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;object classid=&quot;clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000&quot; height=&quot;250&quot; id=&quot;gsPlaylist7513253549&quot; name=&quot;gsPlaylist7513253549&quot; width=&quot;600&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://grooveshark.com/widget.swf&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;window&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;always&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;flashvars&quot; value=&quot;hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;playlistID=75132535&amp;bbg=000000&amp;bth=000000&amp;pfg=000000&amp;lfg=000000&amp;bt=FFFFFF&amp;pbg=FFFFFF&amp;pfgh=FFFFFF&amp;si=FFFFFF&amp;lbg=FFFFFF&amp;lfgh=FFFFFF&amp;sb=FFFFFF&amp;bfg=666666&amp;pbgh=666666&amp;lbgh=666666&amp;sbh=666666&amp;p=0&quot; /&gt;&lt;object type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; data=&quot;http://grooveshark.com/widget.swf&quot; width=&quot;250&quot; height=&quot;250&quot;&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;window&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;always&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;flashvars&quot; value=&quot;hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;playlistID=75132535&amp;bbg=000000&amp;bth=000000&amp;pfg=000000&amp;lfg=000000&amp;bt=FFFFFF&amp;pbg=FFFFFF&amp;pfgh=FFFFFF&amp;si=FFFFFF&amp;lbg=FFFFFF&amp;lfgh=FFFFFF&amp;sb=FFFFFF&amp;bfg=666666&amp;pbgh=666666&amp;lbgh=666666&amp;sbh=666666&amp;p=0&quot; /&gt;&lt;span&gt;&lt;a href=&quot;http://grooveshark.com/playlist/Forabandit/75132535&quot; title=&quot;forabandit by BABİL KULE on Grooveshark&quot;&gt;forabandit by BABİL KULE on Grooveshark&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/object&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/8394351737105721945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/forabandit-dinle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/8394351737105721945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/8394351737105721945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/forabandit-dinle.html' title='Forabandit - DİNLE'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg_5GOO_PDlRAdJ8BFS_xQBp_jpqWNXfG36e9Bbwj4fnVzjmrHVbFj6fpPykgD4mnJljGQzM4fTV4tWK6WnWREsrG-hiZf-JdKgdlsSwmXOUTIZT3hYkxc-_9CpxZjM-KoCba9K5SipRTsB/s72-c/Cover-Forabandit1.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-995909703388590128</id><published>2012-07-07T01:00:00.000-07:00</published><updated>2012-07-07T01:00:03.217-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="faşizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="halkların kardeşliği"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ırkçılık"/><title type='text'>ETNİSİTE VE SINIFSAL TEMELİ - Nuray ÇEVİRMEN</title><content type='html'>Dünyanın neredeyse geneline hakim olan kapitalist sistemde ekonomik sömürünün hiçbir etnik temele dayanmadığını biliyoruz. Yalnız kapitalizm, kendi sürecinin devamı için etnisiteden beslenir.
 &lt;br /&gt;
Jön Türklerin İttihat Terakki ile başlattığı, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra tek partili yeni yönetim ile devam ettirilen devlet yapısının temel harcı, etnik bir bütünlük sağlamak olarak nitelendirilebilir. Bunun örneklerini Ermeni kıyımı, Rumların Ege ve Karadeniz’den çıkarılması ve ardından Kürt illerine karşı başlatılan etnik savaş olarak görebiliriz.&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEin3lXY9vCLtcE0bh_U2GsWwtTZevVbeAaBnl0-nSUAqVK_AubTAfh2RnJXbpbw1LpFNXo8Rcf7ylPp5Y_WudEotayBx_3x85UEp0nfvc5gkmMziyPk8Ig1tyCvQo52EWMQeyvb34lFTp7d/s1600/et.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;261&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEin3lXY9vCLtcE0bh_U2GsWwtTZevVbeAaBnl0-nSUAqVK_AubTAfh2RnJXbpbw1LpFNXo8Rcf7ylPp5Y_WudEotayBx_3x85UEp0nfvc5gkmMziyPk8Ig1tyCvQo52EWMQeyvb34lFTp7d/s320/et.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
Etnik cinayetlerin temelinde çoğunluğu temsil eden kesimin azınlık olarak görülen topluluğa karşı bir nefretin olduğu, en kestirme neden olarak kabul edilebilir vaziyette. Ne ki asıl neden tamda bir nefret olarak nitelendirilemez. Özellikle Anadolu’da Osmanlı döneminde bir birbirine benzeyen yaşam, din, dil ve kültürel olarak benzerlik içerisinde olan halkların kendilerinden farklı topluluklarla, kaynaşmasa bile bir arada yaşamışlardır ve kadim bir nefretin olmamıştır. Müslüman, Hıristiyan ve Musevi inanışına ve daha farklı inanışlara sahip halklar, toplumsal yaşamda kendilerine bir yer ayırarak gerek ticari alanda gerekse sosyal alanda bir arada yaşayabilme becerisini gösterebilmişlerdir. Günümüzde birçok şehirde en azından din evi çeşitliliği ile bunu gözlemlemek mümkün. Kilise, Havra, Cami, aynı tarihsel döneme tanıklık ederler. O halde yaklaşık yüz yıldır içinde bulunduğumuz bu kara ve utanç dolu kinin nedenleri nelerdir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Etnik ayırımlarda tek bir farklılık insanları birbirinden ayırmaya yetmez. Modern bilimde etnik kökene bağlı olan ve buna göre belirginlik gösteren antropolojik ayrımların olduğu safsatası çöpe atıldı. O halde bu etnik farklılıkları nasıl tanımlayacağız? Din tek başına yeterli değil, çünkü Anadolu’da hali hazırda en büyük iki topluluk olan Türklerin ve Kürtlerin çoğunluğu İslam inanışına sahipler. Hatta pek çok noktada Kürtler İslam öğretilerine daha çok sahip çıkmış durumda ve hayat pratiklerini buna göre devam ettiriyorlar. O halde din yeterli bir neden değil. Dil konusu da tek başına bir yeterlilik arz etmiyor. Dünya üzerinde etnik olarak birbiri ile çatışmış toplulukların bir kısmı aynı dili konuşuyor. Din yeterli değil, dil yeterli değil, ırk bilimsel olarak çürüdü.&lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Dünyanın neredeyse geneline hakim olan kapitalist sistemde ekonomik sömürünün hiçbir etnik temele dayanmadığını biliyoruz. Yalnız kapitalizm, kendi sürecinin devamı için etnisiteden beslenir. Birçok işe yarar argümanı kullandığı gibi bunu da çok rahatlıkla kullanmaktadır. O halde etnik düşmanlıkların ve bu düşmanlıklardan kaynaklanan baskıların ve bu baskının uç noktasında meydana gelen cinayetlerin sebebi sınıfsal olarak değerlendirilebilir. Burjuva sınıfı ve bunun verimli arazisi devlet birçok unsurdan faydalandığı gibi toplulukların yaşamsal farklılıklarında da yararlanır. Özellikle yönetim biçimi demokrasi olan ülkelerin yani halkların çoğunluğunun tercihine göre yönetenlerin tayini esasına dayanan yönetimlerde; devlet ve yürütme organizasyonu olan hükümetler azınlıklar üzerinde otoriter bir baskı kurarlar. Bu baskının meşruiyetini ise halktan aldıkları yetki ile sağlarlar. Yani çoğunluğun, azınlık üzerinde bir çeşit legal tahakkümü söz konusu olur. Legal tahakkümlerde bir zorlama vardır. Bu zorlama ticari alanda, eğitim alanında, kimliksizleştirme pratiğinde, ibadet ve temel eğitimde tek dil ve tek din esasına göre harekette görülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1.Dünya savaşından sonra Ege ve Karadeniz’deki Rumların katledilmesi ve mübadeleye tabi tutulması ekonomik nedenlere dayalıydı. Ticaret kanallarının gayri müslimlerin elinden alınması, yeni kurulan Yunanistan’a bir ekonomik kayma yaşanmamasını sağlamak içindi. Yani bir etnik temizliğin nedeni tekrar ekonomik savaşa çıkıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ermeni katliamlarını da aynı nedenlere dayandırabiliriz. Genç bir devlet olan Ermenistan’ın sınırlarının, hedeflenen misak-milli sınırlarını içine almaması için olası işbirliğine girecekleri kaygısı ile Ermenilerin bir göç süreci ile yerlerinden edilmeye başlanması ve gizlice verilen kararlar ile göç yollarında katledilmesi süreci başlatılır. Sonuç; kaynaklara göre 1,5 milyon Ermeni’nin katliamıdır.&lt;br /&gt;
Dersim mezalimi ve halkın kanlı bir şekilde katledilmesinin nedeni de devletin kontrolünde olmayan bir sınır ticaretiydi. Genç Türkiye Cumhuriyeti yönetimi kendi dışında bir hareketi yönetim zafiyeti olarak algılayarak sınır ticareti ile yaşamını devam ettiren ve bir devlet sistemine entegre olmamış/olamamış halkı kanlı baskınlarla neredeyse yok etme derecesine işi vardırdı.&lt;br /&gt;
Devlet, tek tipleştirme konusunda her türlü manevrayı yapmakta kendini özgür hisseder. İsmet İnönü’nün bizzat imzaladığı Kürt illerinin asimilasyonuna dönük kararlar ile hukuksal ve sosyal alanda dönüşüm yaşandı. Kürt illerindeki aşiretlerin bir kısmı zorunlu göç ile batı illerine gönderildi ki buna örnek Çorum Kürtleri, Ankara Haymana Kürtleri v.b. Bir dönem ibadet dilini Türkçeye çevirerek ve Güneş Dil Teorisini bizzat Atatürk’ün desteklediği ama bilimsel camiada rağbet görmeyen çalışmaları ile tek tipleştirme histerisi geri dönülemeyecek bir yola girdi.&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;https://encrypted-tbn0.google.com/images?q=tbn:ANd9GcRv7zHHnbV8Ui2aDLA4p9TT-biRBWMbpkC0XISzfU_iBN2KYLfW&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img align=&quot;left&quot; alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;rg_hi uh_hi&quot; id=&quot;rg_hi&quot; src=&quot;https://encrypted-tbn0.google.com/images?q=tbn:ANd9GcRv7zHHnbV8Ui2aDLA4p9TT-biRBWMbpkC0XISzfU_iBN2KYLfW&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Tüm bu etnisite ve bundan beslenen kapitalizm militarist bir devlet anlayışı ile vesayet altına alındı. Laik, modern, yeterince Türk bir toplumsal doku elde edilmeye çalışıldı. Hedeflenen toplumun dışında tutulan halka ise verilen paye çok alçaltıcı idi. Modern ve hedeflenen halka hizmet. Bugün gelinen noktaya bakıldığında bu çok açık görülebilir. Anadolu’dan kovulan Rum ve Ermenilerden sonra geride kalan en büyük azınlık olan Kürtlere ucuz emek gücünü sağlayan bir topluluk olarak bakıldı. Batıda yaşayan, modern olmak zorunda bırakılan halk, gittikçe bir zamanlar bir arada yaşamaktan sakınmamış oldukları halklara bakışını ve yaşam pratiğini değiştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugün Anadolu’ya, neredeyse tamiri imkansız hale gelen/getirilen bir kin hakim. Bu kin çoğunluğun yönetimsel alandaki avantajından dolayı gittikçe daha çok şiddet içeriyor. Bir zamanlar devletin gizlice uyguladığı şiddeti şimdi bunu içselleştirmiş halk daha açık bir şekilde uyguluyor. Orantısız savaşlarda zafer çığlıkları atıyor. Kayıp insanlar, katledilenler, militarizme teslim edilmiş halkların kadersizlikleri neredeyse hiçbir vicdan da yankı bulmuyor. Sesleri çıkaranlara bir avuç mecnun gözüyle bakılıyor. Kinin devamını sağlamak için devlet dezenformasyon kanallarını süreli açık tutuyor. Hiçbir barış ortamına zemin hazırlanmaması için provokasyon söylemleri hiç durmuyor. Üstelik bu kindar söylemler bizi yönetenlerin dilinden çıkıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dünyanın bir çok yerinde ve bizim topraklarımızda etnisiteden beslenen iktidarların tek kaygısı vardır. Burjuvazinin kaynaklarını açık tutmak. Bu kaynakların devamlılığı içinde halkların haklı taleplerini terörize ederek yok sayıyor. Oysa halklara en meşru haklarını teslim etmek onları bilinçlendirmek demektir. Bilinçli ve aydın halk kapitalist sistemin korkulu rüyasıdır. Sınıf bilinci ile gittikçe donanımlanan azınlık halkları bu düzene karşı ciddi bir tehlike oluşturuyor. Dünyanın uluslar arası şirketleri ve bunların yerli ortaklarının zaman zaman sergiledikleri davranış biçimleri ile kaygılarını okuyabiliyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ermeni Soykırmı, Dersim Mezalimi, Ağrı Katliamı,Çorum katliamı, Maraş Katliamı, Sivas katliamı, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları ile neredeyse yüz yıllık bir utanç ile boynumuz eğik. Etnik ayrım saçmalıklarının aslında hiçbir bilimsel temele dayanmadığı tamamen sınıfsal bir ayırıma tabi tutulduğumuzu, dünyanın sömürgeci güçleri ile birbirimizi kırdığımızı görmeliyiz. Etnik üstünlüklerin yalnızca devletlerin uydurduğu, kullanışlı kavramlar olduğunu bilmek ve anlatmak zorundayız. Etnik olarak ötekileştirilenlerin militarizme kurban edildiğini görmeliyiz göstermeliyiz. Sınıf bilinci ile hareket eden toplumlarda demokrasiye emanet edilmiş bir toplumsal egonun çözüm olamayacağını öğrenmeli ve öğretmeliyiz.&lt;br /&gt;
Ayrımcılığa kurban verilmiş her bir insan bizim ayıbımızdır. &lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;http://www.kadinhareketi.org/&quot;&gt;&lt;em&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;http://www.kadinhareketi.org&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt; alıntısıdır&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/995909703388590128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/etnisite-ve-sinifsal-temeli-nuray.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/995909703388590128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/995909703388590128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/etnisite-ve-sinifsal-temeli-nuray.html' title='ETNİSİTE VE SINIFSAL TEMELİ - Nuray ÇEVİRMEN'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEin3lXY9vCLtcE0bh_U2GsWwtTZevVbeAaBnl0-nSUAqVK_AubTAfh2RnJXbpbw1LpFNXo8Rcf7ylPp5Y_WudEotayBx_3x85UEp0nfvc5gkmMziyPk8Ig1tyCvQo52EWMQeyvb34lFTp7d/s72-c/et.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-1238041673419650444</id><published>2012-07-06T02:00:00.000-07:00</published><updated>2012-07-06T02:00:02.699-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="faşizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Politik Film Arşivi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sosyalizm"/><title type='text'>Machuca - İZLE</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;http://www.vizyonfilmizle.org/home/vizyon4/vizyonfilmizle.org/public_html/image/machuca.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;size-full wp-image-16004 aligncenter&quot; height=&quot;430&quot; src=&quot;http://www.vizyonfilmizle.org/home/vizyon4/vizyonfilmizle.org/public_html/image/machuca.jpg&quot; title=&quot;machuca&quot; width=&quot;290&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;IMDB Puanı:&lt;/strong&gt; 7.7/10&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Tür: Biyografi, Dram, Tarih&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Yönetmen:&lt;/strong&gt; Andrés Wood&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Senaryo:&lt;/strong&gt; Mamoun Hassan&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Oyuncular:&lt;/strong&gt; Matías Quer,&lt;br /&gt;
Ariel Mateluna, Manuela Martelli&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Müzik:&lt;/strong&gt; Buddy Richard, Los Jaivas,&lt;br /&gt;
Tormenta, José Alfredo Fuentes&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Süre:&lt;/strong&gt; 2 saat 2dakika
&lt;br /&gt;
1973, Şili… Santiago’da yaşayan 11 yaşlarındaki Gonzalo yaşamını güzel bir semtte sürdürürken, aynı yaşlardaki Machuca birkaç blok ötedeki gecekonduda yaşamla mücadele etmektedir. Bu ayrımcılığı yıkmak için canla başla çalışanlar arasında özel bir Katolik okulun müdürü olan Peder McEnroe da vardır. Ülkedeki politik ve sosyal ortamın giderek kötüleştiği bir ortamda, çevresindekilere saygı ve toleransı öğretmeye çalışan Peder, öğrencilerin aileleriyle bunu başarmaya çalışır. Bu sayede aynı sınıfta okumaya başlayan Machuca ve Gonzola birlikte ilk aşkı, başkaldırma içgüdülerini ve adalet hayallerini yaşarken, Salvador Allende hükümetinin sonuna imzasını atan kanlı bir darbenin güçsüz tanıkları olurlar…&lt;br /&gt;
1973 yılında sosyalist Allende hükümeti yıkılarak, dünyanın en kanlı faşist darbelerinden biriyle Pinochet iktidara gelir. Düşünce üreten her kesime acımasızca yaklaşan Pinochet rejimini, iki çocuğun gözünden aktaran bu yapım 10 adet ödüle layık görüldü. &lt;strong&gt;Babilkulesi &lt;/strong&gt;olarak bu dönemi başarılı bir şekilde anlatan biyografi filmini sizlerle paylaşıyor; yorumlarınızı bekliyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;iframe frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;360&quot; scrolling=&quot;no&quot; src=&quot;http://www.putlocker.com/embed/704A129D21E3321C&quot; width=&quot;600&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/1238041673419650444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/machuca-izle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/1238041673419650444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/1238041673419650444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/machuca-izle.html' title='Machuca - İZLE'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-8929432578502887833</id><published>2012-07-05T00:30:00.000-07:00</published><updated>2012-07-05T04:46:09.715-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="faşizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kadın"/><title type='text'>Beyaz orta sınıf bir annelik fantazisi: New Momism</title><content type='html'>&lt;span class=&quot;title style13&quot;&gt;&lt;strong&gt;Sibel Neslişah Hazar&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&quot;Beyaz&quot; orta sınıf bir 
annelik fantazisi: &quot;New Momism&quot;&lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.bgst.org/keab/snh20120513.asp#_ftn1&quot; name=&quot;_ftnref1&quot; style=&quot;color: #663300; font-family: Arial; font-weight: 700; text-decoration: none;&quot;&gt;[1]&lt;/a&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgpYrGYB3pvXNZDGeqVie81YH41u_m-NWtGrnq0x0KDqaVmSN9Tm38vMGIpsQfI1QHjTCe74jkSbZzT3qREcJikHUFpfFTtPf1zQbogpo0yWKBjo-7vyphgTD2u-jZD-aKL5H_jk9JnKOp3/s1600/ann.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;202&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgpYrGYB3pvXNZDGeqVie81YH41u_m-NWtGrnq0x0KDqaVmSN9Tm38vMGIpsQfI1QHjTCe74jkSbZzT3qREcJikHUFpfFTtPf1zQbogpo0yWKBjo-7vyphgTD2u-jZD-aKL5H_jk9JnKOp3/s320/ann.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;em&gt;Xua Xua, homo-sapiens öncesinde yaşamıştı. 
Sürüdeki en güzel dişiydi, Li-peng de en güçlü erkekti. Birbirlerini çok 
sevdiler. Aylar sonra Xua Xua’nın karnı büyümeye başladı. Xua Xua Li-peng’den 
uzaklaştı. Artık karnını seviyordu. Ve güneşli bir gün, nehir kıyısında bir 
oğlan doğurdu. Bu küçük beden, içinde yaşamıştı, şimdi dışarıdaydı ama; yine 
kendisiydi. Anne ve çocuk tekti. Küçüğün, onun memesini emmek ve onunla yeniden 
birleşmek istemesi bunun bir göstergesiydi. Li-peng ise onları seyrediyordu.  
Sonraları Xua Xua yavru-bedenin ana-bedene itaat etmemeye başladığını fark etti. 
Li-peng içinse başından beri, kendi ve çocuk ayrı bedenlerdi. Li-peng, bir gün 
oğlanla bir şeyler yapmak istedi ve balık tutmaya gittiler. Anne uyandığında, 
yavru-kendini bulamadığı için korktu ve üzüldü. Bedenini geri almak istedi, ama 
oğlan reddetti. Xua Xua böylece oğlunun kendi bedeninin dışında istek ve 
ihtiyaçları olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Xua Xua Li-peng’i istemiyordu 
ama; oğlan istiyordu. Onlar farklı fikirleri olan insanlardı. İşte insanın 
kendini ilk seyrettiği an, Xua Xua’nın bebeği geri alıp onu tamamen kendine mal 
etmekten vazgeçtiği bu an, tiyatronun keşfedildiği andır[2]&lt;/em&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Tiyatronun keşfini 
anlatmakla birlikte, bana göre, anne ve çocuğun birbirlerinden özgürleşmesini de 
anlatan güzel bir masaldır bu. Bir ezilme durumunu fark etmek, alternatifler 
üretmenin ve mücadele etmenin ilk adımıdır. Bu yanıyla, anneliğin hem anne hem 
çocuk hem de baba açısından –ya da ebeveynler- özgürleştirici, feminist, 
katılımcı bir deneyim olarak yaşanabilmesi için alternatifler üzerine tartışmayı 
başka bir yazıya ertelerken; bu yazının kapsamını, anneliğin halihazırda nasıl 
yaşandığına ve yaşatıldığına dair küçük de olsa bir farkındalık oluşturmakla 
sınırlamaya çalıştım.
&lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;“Anneliğin Evrensel 
Doğası”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
“Dünyanın 
neresinde olursa olsun annelik 
evrenseldir ve dünyanın en zor mesleğidir.” Bu cümleyi 
siyasi söylemlerde, dini fetvalarda, okulda, sokakta,
ve her yerde duymuş olabilirsiniz. Anneliğin siyasetler dışı ve üstü 
gösterilmeye çalışılmasının özeti gibidir bu önerme. Oysa annelik yaşantısı, 
gösterilmeye çalışılanın aksine, son derece politiktir. İdeolojiler, 
ihtiyaçlarına göre bir annelik tanımı ve yaşantısı kurguluyorlar. Nasıl ki 
kadınlık kimliğinin biyolojik olduğu önermesiyle,  kadınların ezildikleri 
olgusunu fark etmeleri yerine kanıksamaları ve doğallaştırmaları amaçlanıyorsa, 
 anneliğin doğal ve evrensel bir süreç olduğu önermesiyle de bu kez annelik 
üzerinden yaşadıkları ezilme durumunun “doğallaştırılması” amaçlanıyor.  Çünkü 
buna ikna olduğumuzda çocukların bakımından sorumlu tek kişi olduğumuza da ikna 
oluyoruz. Bu düşünce, her kadının anne olduğu düşüncesine de içkin olduğu için, 
hem anne olan hem de olmayan/olamayan kadını baskı altına alabilme kolaylığı 
sağlıyor. Ayrıca,  hayatını çocuğuna “adayan” annenin, çocuk üzerindeki iktidarı 
da ayrı bir baskı aracı olarak işlevselleşiyor. Oysa annelik, kadının ekonomik 
olarak içinde bulunduğu sınıfa, etnik kimliğe, kültürüne, siyasi görüşüne, 
ebeveynlerin çocuk yetiştirmeye ilişkin görüşlerine vs. pek çok etkene göre 
değişken nitelikler taşır.  Bu durumda annelik, sosyo-ekonomik, siyasi ve 
ideolojik sistemlerin ayrılmaz bir parçasıdır, diyebiliriz. Anneliğin doğal ve 
evrensel olduğuna dair genel kabul sayesinde, kadının annelik dışındaki varlığı 
-cinselliği, siyasi mücadelesi, iş hayatı vs.- da yok sayılabilir. Ya da bu 
varlık, ancak ev işlerinin,  çocuk bakımının, kocasının ve kendi ailesinin,  
ihtiyaçlarını yetkinlikle karşılamasıyla, yani son dönemde sık duyduğumuz üzere 
“süper anne”, “makbul anne” olmasıyla kabul görür. Ama bu öyle bir kabuldür ki, 
anne her şeyi en iyi şekilde yapsa ya da yapmaya çalışsa da, yaptığı veya 
yapmadığı her şey, onda suçluluk duygusu yaratır. Annelik, yaşamın her anını 
kaplayan büyük bir suçluluk duygusuyla yaşamaya dönüşür. Çocuğun yediği yemediği 
her besin, giydiği giymediği her giysi, konuştuğu konuşmadığı her söz, yaptığı 
yapmadığı her şey annenin başarı ve başarısızlık hanelerine yazılır. Evli 
anneler bunlarla boğuşurken, bekâr anneler ise bunlara ek olarak, boşanmanın 
“mağduru” çocukları için yeterli fedakârlığı yapmadıklarından, onları “mutlu bir 
yuva”da büyütemeyeceklerinden ötürü kendilerini suçlu hissederler. Daha doğrusu, 
öyle hissetmeye zorlanırlar. Tek sorumlu yine annedir:  Kocasını ya 
“eğitememiş”, ya “idare edememiş”, “alttan alamamış”, “sessiz kalmayı 
başaramamış”, “içkisi kumarı dayağı olmayan kocasının kıymetini bilememiş”, 
kısacası “kadın olup da elinde tutamamıştır”. Anneliğin bir baskı aracı olarak 
nasıl kendiliğindenleştiğini bu SUÇLULUK duygusunun çok iyi açıkladığını 
düşünüyorum.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Kadın Bedeninde 
Devlet&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kadını 
bir kez anneliğin  “evrensel doğası”na ikna ettikten sonra, onun üzerinde 
otorite kurmak artık işten bile değildir. Devlet özellikle nüfus planlaması 
yoluyla, kadın bedeni üzerinde egemen olmaya çalışır: Kürtaj yasaları, etnik 
kısırlaştırmalar, anne olmanın kadın olmak için şart olduğuna dair sistemli 
toplumsal baskı… Örneğin Çavuşesko, Romanya’yı güçlendirmek için kürtajı 
yasaklayıp on çocuk doğurana rütbe verdi. Hitler, Alman nüfusunun çoğalması ve 
askerler yetiştirmeleri için, kadınları anne olmaya zorladı. Bolşevik Rusya’da 
Stalin döneminde de kürtaj, benzer gerekçelerle yasaklandı. ABD’de kilisenin 
öncülüğüyle kürtaj suç kabul edilirken, Amerikan Yerlileri ve Güney Amerika 
kökenliler destekleyici fonlarla kısırlaştırıldı. Aynı şeyler ülkemizde de 
yaşandı. Bunlara dayanarak,  kısırlık söyleminin cinsiyetçi ve milliyetçi bir 
içeriği olduğunu söyleyebiliriz. Kadının anne olma zorunluluğu üzerinden 
kurulmuş tüp bebek merkezleri, harcanan milyon dolarlar, kadınlara içirilen 
tonlarca hormon ilacı ve çocuk doğurarak kocasından, ailesinden, toplumdan kabul 
görmek isteyen binlerce kadının acı hikâyesi de işin bir başka yönü. Ama yine 
annelik kurgusu üzerinden, kadın bedeni üzerinde kurulan iktidara dair bir 
hikâye.  “Devletin bekası” ve toplumun “çıkarı” için annelik öyle kutsal sunulur 
ki, çocuk doğurmayan kadın “kötü”dür; ahlakın, ailenin, devletin hatta 
insanlığın çöküşünden sorumludur. Anneliğin kutsallığına dair bu görüş, aile içi 
şiddet, tecavüz, etnik veya ekonomik ezilmenin konuşulmasını bile anlamsız hale 
getirir. Oysa bir kadından duyduğum şu sözler, nasıl da tüyler ürperticidir: 
 “On bir çocuk doğurdum” diyor kadın, “ve hepsinde de kocam ırzıma 
geçti.” 
Anneliğin 
evrensel doğası önermesiyle kadının hayatı ve bedeni üzerinde nasıl bir 
egemenlik kurulduğuna kısaca değindikten sonra,  orta ya da alt orta sınıf bir 
yaşantıda bu egemenliğin nasıl kurgulandığına ve gündelik hayatın nasıl 
örgütlendiğine bir bakalım. Yakın dönemde, anne olan arkadaşlarımla 
sohbetlerimizde en sık geçen cümleler şunlar: “Pimpirikli anneler”, “ekmeği evde 
yapıyorum, organik unla”, “yoğurdu, memleketten gelen köy mayasıyla ve toprak 
kapta”, “dondurma evde nasıl yapılır”,  “sütlerde UHT önerilmiyormuş”, “günlük 
sütler östrojen yüklenen hayvanlardan elde ediliyormuş”, “uzmanlar yalnızca 
serbest dolaşan tavukları yiyin diyor”, “biz uzman değiliz, doktor değiliz, her 
evde laboratuar mı var, ne yapacağız şimdi?”, “annelerimiz bizi nasıl 
büyüttüyse”, “ama devir kanser devri”,  “…”, haklı olarak “korkuyoruz.”&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;
Bu “pimpirik haller”in, 
bizim yüksek düzeyde annelik kaygımızdan kaynaklanmadığını fark etmek gerekiyor. 
Toplumsal cinsiyet rollerinin sürmesinde ve pekişmesinde, devletlerin 
örgütlenmesinde, ırkçılığın kışkırtılmasında, savaşların meşrulaştırılmasında, 
neo-liberal politikaların hayata işlemesinde, ekonomik sistemin sürdürülmesinde, 
annelere çok iş düşüyor. Vatan annelerden asker erkekler, anne olmaya hazır 
kızlar beklerken, piyasa da bolca tüketim talep etmektedir. Bu&lt;span class=&quot;Apple-converted-space&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;em&gt;yeni anneler&lt;span class=&quot;Apple-converted-space&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;sayesinde, artık annelikle ilgili her 
şeyin bir pazarı var, ya da TAM TERSİ. Bu pazar sayesinde bu var. Bu pazarda neler yok ki? Annelik 
kursları, organik ürünler, BPH’sız biberonlar, biberon termosları, mama ısıtma 
aletleri, sterilizasyon makineleri, süt sağma makineleri, emzirme yastıkları, 
yan yatırma yastıkları, boğulmayı önleyici yastıklar, oda nemlendiricileri, 
nemölçerler, oda termometreleri, vücut termometreleri, banyo termometreleri, 
ocak koruyucular, priz güvenlikleri, rutin doktor kontrolleri, pedagog 
görüşmeleri… Bu bitmek tükenmek bilmeyen ihtiyaç listesini karşıladıktan sonra, 
çocuğunuzu önce iyi bir kreşe, ardından “çok iyi” bir okula gönderebilmek, bale 
kurslarının, yüzme derslerinin bütçelerini karşılayabilmek için çok ama çok 
çalışmanız, az düşünmeniz gerekmektedir. Çok çalışıyorsunuz da, fakat bu kez 
annelik edemediğiniz için mutsuz oluyorsunuz. Üstelik, bu orta sınıf annelik 
ideolojisinden “Ben orta sınıftan değilim”, deyip kurtulmak da pek mümkün 
görünmüyor. Varoşlarda bir gecekonduda, asgari ücretle geçinemeyişiniz önemli 
değildir;  bu fantezinin gönüllüsü olmanız yeterli. Sevi Bayraktar,Gazi Mahallesindeki Toplum 
Merkezlerindeki, Anne Çocuk Eğitimleri’ne dayanan incelemelerini anlattığı 
adlı kitabında, bu 
annelik fantezisinin düşük gelirli ailelerde nasıl geçerli kılındığını 
anlatmıştır. Meğer, yaşam tarzlarıyla nerdeyse aynı tarikatın üyeleri gibi 
görünmeye başlayan annelerin, anneliklerinin bir tanımı varmış: Avrupa’da 
buna (yeni annelik) dendiğini öğrendim, çağımızın çalışan 
anneleri için, seçeneksizlikler içinde tek seçenekmiş gibi sunuluyor ve de ne 
yazık ki kabul görüyor. Cinsiyetçi iş bölümü, insanları sürekli fazladan 
çalışmaya zorlayan ekonomik krizler, akrabalık ilişkilerinin azalması, geniş 
ailenin, yerini “çekirdek aile”ye bırakması, buradan boşalan alanın, alternatif 
bir yaşam tarzıyla yeniden örgütlenememesi gibi sorunlar, anneyi alternatif 
üretme konusunda hayli zorluyor. Ve anneye, kendisini diğer kadınlardan üstün 
kılacak olan bir maharetmiş gibi sunulan bu süper annelik fantezisi, onu sosyal, 
kültürel, siyasi ve en temelde insani bir yaşamdan alıkoyuyor. 
&lt;strong&gt;Kutsal Değil Toplumsal 
Anne&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
Egemenler savaşlarla, gıda yoksunluğuyla, 
daha doğrusu dünya kaynaklarının adaletsiz bölüşümüyle her gün çocukları 
öldürüyorlar. Kimin yaşamının değerli kiminkinin değersiz olduğuna onlar karar 
veriyor. Çocuklarımızın sağlıklı yaşam hakkını elinden almakla kalmayıp, 
tepesine bomba yağdıranlar, sağlık reformlarıyla doktorları ulaşılmaz kılanlar, 
milyonlarca çocuğu açlık sınırında yaşamaya terk edenler, GDO’lu gıdaları 
dayatanlar, HES’leri kurmaya çalışanlar, anneliğin kutsallığı üzerine ne çok 
lakırdı ediyorlar! Yukarıdaki anne diyaloglarından da anlaşıldığı üzere, 
anneler, bütün bunların yarattığı sorunlarla bireysel bir mücadele yürütmeyi 
deniyorlar. Çırpınıyorlar da denilebilir. Ucuz bir marketten 1 TL’ye un 
alabilecekken, 3-4 TL’ye organik un alıp ekmeği evde yapan anne,  çiftçi 
eylemleriyle çocuğunun sağlıklı yaşam hakkı arasındaki bağı göremez hale 
geliyor. Suyu parayla almaya çoktan alışmış olsa da,  plastik şişelerin 
sağlıksızlığına dair haberlerin hemen ardından market raflarında arzı endam eden 
pahalı cam şişeleri sevinçle kucaklayıp eve dönerken, “Suyumuzu satanlara 
söylüyorum, sizin için Şavşat halkı mı önemli, üç beş patron mu?” [4] diye haykırarak HES’lere karşı çıkan 
kadınla, yaşamın neresinde birleştiğini fark edemiyor. Hormonsuz et ararken, bu 
ülkenin hayvan üreten köylerinin boşaltılması ile barış içinde bir yaşam hakkı 
arasındaki anlamlı bağı da göremez oluyor. Bu nedenle bu yazı, anneleri Xua 
Xua’nın yaptığı gibi, kendini ve etrafını bir seyirci gözüyle seyretmeye davet 
olarak düşünüldü. Kendi seyrimi paylaşmaya çalıştığım bu yazıdan -ve bu 
seyirden- şunları düşünerek ayrılıyorum bu defalık: Kutsal diyebileceğimiz bir 
şey var annelikte: annenin çocukla kurduğu ilişkide harcadığı yoğun emeğin 
öğrettiği yaşamı savunma fikri ve annenin bundaki inat ve mücadeleciliği.&amp;nbsp;Toplumsal hayatın her alanında yaşamı, adaleti ve barışı savunmak için ne ilham 
verici bir başlangıç! &lt;br /&gt;
KAYNAKLAR&lt;br /&gt;
Marılyn 
French, Kadınlara Karşı Savaş, Metis, 1992 
&lt;br /&gt;
Nükhet Sirman, Cuma Cumartesi 
ve Pazar Anneleri, Amargi, sayı 19, 2009
&lt;br /&gt;
Burcu 
Mutlu, Kariyer de Yaparım Tüp Bebek de, Amargi, sayı 19, 2009 
&lt;br /&gt;
Zeynep Direk, Çok Tuhaf Bir 
İktidar Annelik, Amargi, sayı 19&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;http://liberteryen.org/2010/12/ulu-onder-nikolay-cavusesku-ve-kurtaj-yasagi/&quot;&gt;http://liberteryen.org/2010/12/ulu-onder-nikolay-cavusesku-ve-kurtaj-yasagi/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;http://www.antikapitalist.net/makale/antikap/42_kadin-ve-devrim.htm&quot;&gt;http://www.antikapitalist.net/makale/antikap/42_kadin-ve-devrim.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Evren Balta Paker, Anne ya da 
Değil? Annelik Etme Meselesi Üzerine&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Notlar:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
[1] İngilizce, yeni annelik anlamında.
&lt;br /&gt;
[2] Augusto Boal’in Oyuncular ve Oyuncu Olmayanlar İçin Oyunlar (Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2003) kitabında geçen ve İsa’dan binlerce yıl öncesine dayandığı söylenen bir Çin masalından alıntıdır.&lt;br /&gt;
[3] Sevi Bayraktar, Makbul Anneler Müstakbel Vatandaşlar, Ayizi Yayınları, 2011


 


[4] Ayşenur Kolivar, Bahçeye Hanımeli albümü, KALAN, 2012&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;http://feminisite.net alıntısıdır&lt;/span&gt;
&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/8929432578502887833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/beyaz-orta-snf-bir-annelik-fantazisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/8929432578502887833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/8929432578502887833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/beyaz-orta-snf-bir-annelik-fantazisi.html' title='Beyaz orta sınıf bir annelik fantazisi: New Momism'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgpYrGYB3pvXNZDGeqVie81YH41u_m-NWtGrnq0x0KDqaVmSN9Tm38vMGIpsQfI1QHjTCe74jkSbZzT3qREcJikHUFpfFTtPf1zQbogpo0yWKBjo-7vyphgTD2u-jZD-aKL5H_jk9JnKOp3/s72-c/ann.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-3572940107423432870</id><published>2012-07-04T07:41:00.000-07:00</published><updated>2012-07-04T07:41:18.631-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="faşizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="gericilik"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kadın"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ortadoğu"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Politik Film Arşivi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="siyasi islam"/><title type='text'>Erkeksiz Kadınlar - İZLE</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Yönetmen&lt;/strong&gt;: Shoja Azari,Shirin Neshat&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: left;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjbm1cqVlOXUc_tSdZuYRMhH0aSSDteYqDDyIRlnAKux1hJMuea3ocexp7wBdehsw_bpfYV3JEELDIOmO433RTaiwN6q5vb_3BaSaRT4vMFB6sCRpxrDmVu0akqFCZGE16Efob2O3N_ixIy/s1600/hombre_sin_mujer_1_preview.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjbm1cqVlOXUc_tSdZuYRMhH0aSSDteYqDDyIRlnAKux1hJMuea3ocexp7wBdehsw_bpfYV3JEELDIOmO433RTaiwN6q5vb_3BaSaRT4vMFB6sCRpxrDmVu0akqFCZGE16Efob2O3N_ixIy/s1600/hombre_sin_mujer_1_preview.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjbm1cqVlOXUc_tSdZuYRMhH0aSSDteYqDDyIRlnAKux1hJMuea3ocexp7wBdehsw_bpfYV3JEELDIOmO433RTaiwN6q5vb_3BaSaRT4vMFB6sCRpxrDmVu0akqFCZGE16Efob2O3N_ixIy/s320/hombre_sin_mujer_1_preview.jpg&quot; width=&quot;224&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Yapım: &lt;/strong&gt;2009~Almanya,Avusturya,Fransa&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Oyuncular: &lt;/strong&gt;Bijan Daneshmand,Essa Zahir,Mina Azarian,Navíd Akhavan,Orsolya Tóth&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Senaryo: &lt;/strong&gt;Shoja Azari,Shirin Neshat,Steven Henry Madoff,Shahrnoush Parsipour&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Senaryo: &lt;/strong&gt;Shahrnoush Parsipour&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Yapımcı:&lt;/strong&gt; Shoja Azari,Peter Hermann&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Görüntü Yönetmeni&lt;/strong&gt;: Martin Gschlacht &lt;br /&gt;
Biri aldatılmış bir kadın, biri bahtsız bir aşık, biri hayat kadını ve bir diğeri de intiharın eşiğine gelmiş dört farklı kadın... Film, dönemin İran Başbakanı Musaddık&#39;ın devrilip Şah&#39;ın iktidarı devraldığı 1953 yılında ülkenin içinde bulunduğu ortam baz alınarak, bu dört kadının isyan ve baskı dolu hikâyelerini anlatıyor. Yönetmen Şirin Neşat, filminde bu dört kadını sihirli bir bahçede buluşturuyor. Bu bahçe, kimi zaman balta girmemiş bir orman, kimi zaman bir çöl ya da cenneti çağrıştıran büyülü bir doğa harikası. Ama her şekilde bu dört kadının kendilerini güvende hissettikleri, sığınabilecekleri bir ortam. Bir belgeseli andıran içeriğine rağmen güçlü fantastik kareler ve kuvvetli metaforlar sayesinde olağanüstü bir atmosfer yaratan Neşat, filminde umut, çaresizlik, acı ve direnç gibi konulara ağırlık veriyor. Neşat, Şarnuş Parsipur&#39;un aynı adlı romanından uyarladığı filmin yola çıkış noktasını şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt;
&quot;Bu filmle 1950&#39;lerin İran&#39;ındaki yaşamın, şu ankinden çok daha renkli olduğunu göstermek istedim. Filmde, tıpkı o zamanlar İran&#39;da olduğu gibi, Batılı düşünceye sahip birçok İranlıyı, aynı zamanda dindar insanları, hayat kadınlarını ve bunun gibi birçok farklı örneği görmek mümkün. Yani bugünkü gibi, herkesin dindar olmaya zorlandığı bir hayattan çok daha farklı bir yaşam söz konusu.&#39;&#39;&lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;iframe frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;360&quot; scrolling=&quot;no&quot; src=&quot;http://www.putlocker.com/embed/33D38A889EC5DCCF&quot; width=&quot;600&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/3572940107423432870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/erkeksiz-kadnlar-izle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/3572940107423432870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/3572940107423432870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/erkeksiz-kadnlar-izle.html' title='Erkeksiz Kadınlar - İZLE'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjbm1cqVlOXUc_tSdZuYRMhH0aSSDteYqDDyIRlnAKux1hJMuea3ocexp7wBdehsw_bpfYV3JEELDIOmO433RTaiwN6q5vb_3BaSaRT4vMFB6sCRpxrDmVu0akqFCZGE16Efob2O3N_ixIy/s72-c/hombre_sin_mujer_1_preview.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-7599848915379110411</id><published>2012-07-02T04:00:00.000-07:00</published><updated>2012-07-02T04:00:01.506-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="faşizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="halkın hakları mücadelesi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="müzik"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sosyalizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tarih"/><title type='text'>Her Dilden Her Telden Nam-ı Diyar Bella Caio - DİNLE</title><content type='html'>&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Tarihin gördüğü en kanlı savaş olan 2.Dünya Savaşı 1939&#39;da başlayıp 1945&#39;e kadar sürdü. 70 milyondan fazla ölümle sonuçlanan bu kanlı savaşa birçok devlet doğrudan katıldı; nükleer silahlar kullanıldı, milyonlarca sivil öldürüldü, soykırım yaşandı. &lt;br /&gt;
Bu dönemde halklar faşizme karşı özgürlük, sosyalizm mücadelesi veren&amp;nbsp; İtalyan partizanların söylediği bir şarkıdır Bella Ciao, (Türkçe&#39;de Çav Bella olarak bilinir).&amp;nbsp;Bu sözlerin yazarı bilinmemektedir&amp;nbsp; ve melodisi eski İtalyan Halk Şarkılarından Po Valley adlı şarkının melodisine benzemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #2d2d2d;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Haksızlığa, eşitsizliğe karşı mücadeleyi benimseyenlerin, devrime inananların, hakları, özgürlükleri için mücadele edenlerin, ezilenlerin&amp;nbsp;marşı Ciao Bella, (Çav Bella) faşizme karşı verilen savaşta dağdaki partizanlarının şarkısı olmuştur. İtalyan köylüsünün ve işçisinin Mussoliniyi alt ettiği bir marştır. Türkçesi ‘Hoşçakal Sevgilim’ anlamına gelen Ciao Bella (Çav Bella) Sosyalistlerin çok severek dinlediği, hatta sosyalist olmayanların bile dinlemekten haz aldığı dünya da özgürlükçü mücadelenin simgesi haline gelen bir marş oldu zamanla.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;İtalyanca,Türkçe, Kürtçe Lazca, Zazaca, Arapça, Yunanca, Almanca, İngilizce, Makedonca, Fransızca, Rusca, Sırpca&amp;nbsp;ve daha bir çok dilde;&amp;nbsp;her telden, neseften, tuştan, ritimden çıkan Bella Caio sesini heyecanını sizinle paylaşıyoruz. &lt;br /&gt;
&lt;table border=&quot;0&quot;&gt;
&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td valign=&quot;top&quot;&gt;
&lt;dl&gt;
&lt;dl&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi7BjSPxfcsWq1XNZH1LwNqJP_0oFjn_eo7uK51f0yp1MNLTzf_7pPJsJ7TwTMzsPbAVfQPI7RKfQkxS3-bq7a76xhlxJ5KPgHO9nEo0zKK-Y6HisBDw-0kSkm18UFM1L3Nhkxq4_9ZQBXk/s1600/bella&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;318&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi7BjSPxfcsWq1XNZH1LwNqJP_0oFjn_eo7uK51f0yp1MNLTzf_7pPJsJ7TwTMzsPbAVfQPI7RKfQkxS3-bq7a76xhlxJ5KPgHO9nEo0zKK-Y6HisBDw-0kSkm18UFM1L3Nhkxq4_9ZQBXk/s320/bella&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;/dl&gt;
&lt;/dl&gt;
&lt;/td&gt;&lt;td valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;/td&gt;&lt;td align=&quot;left&quot; valign=&quot;top&quot; width=&quot;50%&quot;&gt;
&lt;dl&gt;
&lt;dl&gt;&lt;dd&gt;&lt;span style=&quot;color: #2d2d2d;&quot;&gt;İşte bir sabah uyandığımda &lt;br /&gt;Çav Bella Çav Bella &lt;br /&gt;Çav Bella Çav, çav, çav &lt;br /&gt;Elleri bağlanmış bulduğum yurdumun &lt;br /&gt;Her yanı işgal altında &lt;br /&gt;Sen ey partizan beni de götür &lt;br /&gt;Çav bella çav &lt;br /&gt;Beni de götür dağlarınıza &lt;br /&gt;Dayanamam tutsaklığa &lt;br /&gt;Eğer ölürsem ben partizanca &lt;br /&gt;Çav bella çav &lt;br /&gt;Sen gömmelisin ellerinle beni &lt;br /&gt;Ellerinle toprağına &lt;br /&gt;Güneş doğacak açacak çiçek &lt;br /&gt;Çav bella çav &lt;br /&gt;Gelip geçenler diyecek merhaba &lt;br /&gt;Merhaba ey güzel çiçek&lt;/span&gt;&lt;/dd&gt;&lt;/dl&gt;
&lt;/dl&gt;
&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;
&lt;/table&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;embed bgcolor=&quot;c43131&quot; border=&quot;0&quot; flashvars=&quot;mycolor=c43131&amp;amp;mycolor2=99e000&amp;amp;mycolor3=000000&amp;amp;autoplay=false&amp;amp;rand=0&amp;amp;f=4&amp;amp;vol=95&amp;amp;pat=0&amp;amp;grad=false&quot; height=&quot;311&quot; name=&quot;mixpod&quot; pluginspage=&quot;http://www.macromedia.com/go/getflashplayer&quot; quality=&quot;high&quot; salign=&quot;TL&quot; src=&quot;http://assets.mixpod.com/swf/mp3/mixpod.swf?myid=89108964&amp;amp;path=2012/07/01&quot; style=&quot;height: 311px; visibility: visible; width: 410px;&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; width=&quot;410&quot; wmode=&quot;window&quot;&gt;&lt;/embed&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/7599848915379110411/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/her-dilden-her-telden-nam-diyar-bella.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/7599848915379110411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/7599848915379110411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/her-dilden-her-telden-nam-diyar-bella.html' title='Her Dilden Her Telden Nam-ı Diyar Bella Caio - DİNLE'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi7BjSPxfcsWq1XNZH1LwNqJP_0oFjn_eo7uK51f0yp1MNLTzf_7pPJsJ7TwTMzsPbAVfQPI7RKfQkxS3-bq7a76xhlxJ5KPgHO9nEo0zKK-Y6HisBDw-0kSkm18UFM1L3Nhkxq4_9ZQBXk/s72-c/bella" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-7931162255784339365</id><published>2012-07-01T03:13:00.000-07:00</published><updated>2012-07-01T03:14:26.763-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="edebiyat"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sosyalizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tarih"/><title type='text'>İspanyol İç Savaşı&#39;nın Edebi Portresi: Katalonya&#39;ya Selam</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgGALeTYpqZfNJ975VEjp11d7jOJYZtZIM3lkXjSC89rsYqQO0nAq8c0lmwKf0paMBHege4hg7W_cronqMRNcZEfEve8V84q_S5lQtDI4r-HqUjqMT3XMtC7_W7gjoU_DLfnM3_2pEOeShu/s1600/orwellspain.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;284&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgGALeTYpqZfNJ975VEjp11d7jOJYZtZIM3lkXjSC89rsYqQO0nAq8c0lmwKf0paMBHege4hg7W_cronqMRNcZEfEve8V84q_S5lQtDI4r-HqUjqMT3XMtC7_W7gjoU_DLfnM3_2pEOeShu/s320/orwellspain.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;1903 yılında doğan, asıl adı  Eric Arthur olan George Orwell, 20.yüzyıl İngiliz ve dünya edebiyatının en  büyük kalemlerinden olmasının yanı sıra; özellikle 1984, Hayvanlar Çiftliği ve  tüm bunların alt yapısını belki de en iyi açıklayacak Katalonya’ya Selam eseri  ile tarihsel olarak gerçekleri göz önünde sunma açısından eserlerinden  faydalanabilecek yazarlardan en önemlileri arasındadır. Hayvanlar Çiftliğin’de  eleştirdiği hiyerarşik yapılanma ve bürokratik Stalinist devlet mekanizması ya  da 1984’te işçi sınıfı egemenliğinin yerine geçen ‘tek partinin egemenliği’ ve  geri kalan her türlü düşüncenin hızla cezaya çarptırılması ‘Katalonya’ya Selam’  eserinde somut ve daha gerçekçi bir şekilde görebileceğimiz tablolar  arasındadır. Kitapta zaman zaman eksik bırakılmış birkaç nokta veya öldükten  sonraki notlarında çeşitli geri çekilmeler görsek dahi, o dönemler arasında  George Orwell sesini yükselten ender aydınlar, yazarlar arasındadır.&lt;br /&gt;
Orwell, gerek yazdığı  kitaplarda gerekse hayatının büyük bir evresinde gerçekleri bulma yönündeki  arayışını uzun süre devam ettirmiştir. Hayatının son dönemlerini saymazsak -ki  bu dönem 1984 eserini yazdığı dönemdir de aynı zamanda- yaşama ve mücadeleye karşı  umudu hiçbir zaman kesilmemiştir. 1984 eserinin yazıldığı dönem ise Stalinist karşı  devrimin dünyada hızla yayıldığı ve neredeyse tüm komünist partilerin SSCB’nin  dış politikasına hizmet eden bir yapıya dönüştüğü dönemdir ki, bu kitapta dahi &lt;em&gt;‘bir kurtuluş varsa yine işçi sınıfından  gelecektir’&lt;/em&gt; cümlesinin altını çizmek gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
‘Katalonya’ya Selam’ eserinin  ortaya çıkış öyküsü bir hayli ilginç, bir yandan da devrimci değerlerin ne  kadar etkileyici olduğunu gözler önüne serer. İlk olarak asıl amacı gazete  makalesi yayımlama fikriyle çeşitli röportajlar yapmak için İspanya’ya gelen  Orwell, daha sonra gördüğü manzara karşısında (ki onu etkileyen ilk şey belki  de devrimci türkülerdir) tavır değiştirmiş ve İspanya İç Savaşı’nda 1936  yılında ‘faşizme karşı’ POUM saflarında savaşmaya karar vermiştir. Cepheden  döndüğünde savaşın iç yüzünü, İspanya’da ve tüm dünyada Stalinizmin ihanetini  kavramış ve tam da bu noktada &lt;img align=&quot;right&quot; height=&quot;400&quot; hspace=&quot;5&quot; src=&quot;http://www.bolsevik.org/homagetocatalonia.jpg&quot; vspace=&quot;5&quot; width=&quot;268&quot; /&gt;bizlerle deneyimlerini ‘Katalonya’ya Selam’  eserinde paylaşmıştır.&lt;br /&gt;
Eserde, üslubu bir gazeteci  üslubunu andırır ve cephe boyunca uluslar arası gazeteleri de takip ettiğinden,  kitapta Daily Worker gibi birçok gazeteden toparlanmış alıntılarla durumu çok  daha iyi kavramamızı sağlar. Bunun yanında kimi zaman esprili bir dil  kullanarak, sık sık ordudaki duruma bizleri gülümsetmeyi ihmal etmez.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Katalonya’ya Selam ve İspanya’nın İç Savaş Görünümü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;style103&quot;&gt;
1936 başında, savaşa katılmak üzere İspanya’ya geldiğinde karşılaştığı Barselona,  Orwell’in deyimiyle, şaşırtıcı ve kuşatıcıdır: Büyüklü küçüklü bütün binalar  işçiler tarafından zapt edilmiş, dükkân ve işletmeler kolektifleştirilmiştir.  İnsanlar toplumsal hiyerarşiyi işaret eden sıfatları bir kenara bırakarak  birbirlerine yoldaş ya da sen diye hitap etmeye başlamıştır. Bahşiş yasaklanmış,  berber dükkânlarına berberlerin artık köle olmadığını bildiren afişler  asılmıştır. Orwell, bütün bunları uğruna savaşmaya değer şeyler olarak  tanımlar. Şehir bu haliyle hayvanların tüm üretim araçlarına el koyup insanları  def ettiği Orwell’in meşhur çiftliğini andırmaktadır. Sanki şehrin girişindeki  Beylik Çiftliği tabelası Hayvan Çiftliği’yle henüz değiştirilmiş, Kartopu  sonuncusu “bütün hayvanlar eşittir” diyen 7 emri birkaç saat önce şehrin  görünür bir duvarına yazmıştır.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;style103&quot;&gt;
Bundan 3,5 ay sonra cephe dönüşü karşılaştığı Barselona’da ise durum  neredeyse tam tersine dönmüştür. Barselona’da yaşayanlar için artık savaşın bir  anlamı yoktur. Yanı sıra, yeşermeye başlayan eşitlik rüzgârı soluksuz kalmış,  zengin-yoksul arasındaki ayrım yeniden inşa edilmeye başlanmıştır. Halk Ordusu  subaylarının kıyafetleri çiftlikteki domuzların yattığı yatak gibi değişmiş, 7.  emre bir ek yapılmıştır: Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir.&lt;/div&gt;
&lt;div align=&quot;center&quot; class=&quot;style103&quot;&gt;
&lt;img align=&quot;top&quot; height=&quot;434&quot; src=&quot;http://www.bolsevik.org/leninbirligi.jpg&quot; width=&quot;601&quot; /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=&quot;center&quot; class=&quot;style221&quot;&gt;
POUM Milislerinden Oluşan Lenin Birliği &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;style103&quot;&gt;
İspanya’da Lenin Kışlası’na gönderilen George Orwell gidişinin ilk  döneminde silah bulamadığından uzun süre kitabında da yakınır. Hatta buna dair  ‘dünya kötüsü’ İspanyolcası ile geçen bir diyaloğu bir yandan gülümsetir, ancak  diğer yandan da Orwell’ın zihninde bir iz olarak kalacaktır. Teğmenden  eğitimini istediği makineli tüfeğin sırasının sürekli ne zaman geleceğini soran  Orwell, her seferinde ‘manana’ (yarın) cevabını alır ve Manana’nın hiçbir zaman  gelmediğini belirterek cephedeki silah sıkıntısının düzeyini ancak o zaman  kavrar. Soğuğa bağlı yakacak sorunu, ışık sorunu ve cephede buna bağlı olarak  mumun ayrı bir değer kazanması, son olarak da faşistlere her ne kadar ‘burada  yağlı kızarmış çıtır çıtır ekmekler var’ şeklinde haykırsa da yemek ve  sigara sorunu Orwell’ın kitabın başından sonuna kadar uzun uzun mecazi bir  dille değindiği konular arasındadır. Neredeyse cepheye varır varmaz cabo (onbaşı)  olan George Orwell henüz 20’lerine varmamış çocuklara silah eğitimi verir ve bu  süreçte yine yanlışlıkla vurularak hafif bir şekilde yaralanır. Ancak daha  sonra faşistlerle savaşırken aldığı yara çok ağır olacak hatta doktorlar  kendisine sesini kaybedeceğini söyleyecektir. Orwell, bu döneme kadar cepheden  en az izin alarak, savaşın en kritik noktasına kadar bekleyenler arasındadır.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;style103&quot;&gt;
Orwell ayrıca faşistlere karşı savaşan milisler içerisinde oluşan  demokratik yapıyı da şu şekilde anlatır:&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;style220&quot;&gt;
‘Teorik olarak, herhangi seviyedeki bir milis birliği hiyerarşik değil, demokratikti.  Emirlere itaat gereği anlaşılmıştı ama bunun yanı sıra anlaşılan ikinci şey  şuydu: Bir emir verdiğiniz zaman üstten assa doğru değil, bir yoldaştan başka  bir yoldaşa veriyordunuz. Subay ve astsubay ayrımı vardı ama olağan anlamda  rütbeye dair bir şey söz konusu değildi. Ne unvan, ne rozet, ne topuk çarpma,  ne de selam verme. Milis güçlerinde, geçici olarak işleyecek bir çeşit sınıfsız  toplum modeli oluşturmaya kalkmışlardı. Tabiatıyla katkısız bir eşitlik söz  konusu değildi; ama şimdiye kadar gördüğümden ya da savaş zamanı olabileceğini  düşündüğümden çok daha fazla eşitlik vardı.’ (sayfa: 37)&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;style103&quot;&gt;
Orduda Orwell’ın kafasını en çok karıştıran sorunlardan biri disiplin  sorunuyken, daha sonra gördüğü manzarayla ‘devrimci disiplin’in önemini, devrimci  disiplin ile siyasi disiplin arasındaki bağı anlamış ve bunun karşısında olan  her türlü hiyerarşik yapıya kinini açıkça belli etmiştir. Aynı zamanda bu süreç  içinde Halk Ordusu’nun türediği dönemlerde Halk Ordusu’nun disiplini sayesinde  cephe hatlarındaki çatışmaların kazanıldığı, milislerin ise düzensiz bir  şekilde davrandığı şeklinde çıkan haberlere karşı George Orwell’ın söyleyecek  büyük bir sözü vardır. ‘Halk Ordusu cephe gerisinde yetiştirilirken Milis  Güçlerinin cephe hattını tutmak zorunda olduklarını pek hatırlamazlar’.  Gerçekten de savaşın en önemli devrelerinde cephede en ön saflarda milisler yer  almıştır ve Orwell’ın verdiği bilgilere göre milisten kaçan kişi sayısı  yalnızca 3’tür ki 2’  sinin baştan beri ajan olduğundan şüphelenilmiştir. Bunun yanında ‘asıl düşman  içeride’ ajitasyonları ile faşistlerin cephesinden POUM saflarına savaşmaya  gelenlerin sayısı bu sayıyı unutturacak kadar fazladır.&lt;/div&gt;
&lt;strong&gt;Orwell ve  POUM’un Tutumu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
İlk başta PSUC aflarında ‘Uluslararası Tugaylar’ a katılmak istediğini  POUM’da açıkça bildirmesine rağmen hiçbir propagandaya maruz kalmamış; PSUC’nin  ihanetini, PSUC saflarından birilerinin sürekli POUM’a ‘&lt;em&gt;düşmanla iş birliği  yaptığı gerekçesiyle’&lt;/em&gt; yüklenmesinin ardından Orwell kendi kavramış ve POUM  saflarında kalmaya karar vermiştir. Aynı şekilde anarşistlerin yanında yer alma  fikri aklına geldiğinde yine çeşitli caydırıcı etmenlerden ötürü vazgeçmiştir.  Ancak kitabın tamamına bakıldığında, Orwell’ın muğlâk bıraktığı birkaç nokta  ile karşı karşıya geldiğimiz söylenebilir. İlki; İspanya’da, CNT(Uluslar arası  Emek Konfederasyonu) ve 2 milyonluk üyesiyle sendikalar bloğunun siyasal organı  FAI(İspanya Anarşist Federasyonu) en geniş kitleye sahip örgütlerdi. İç savaşla  devrimin iç içe geçtiği döneme kadar cephelerde CNT milisleri birçok bölgeyi (Barcelona,  Madrid gibi) Franco’dan tekrar alırken, devrimin ilerletilebileceği anlarda  iktidar amacına hiçbir zaman sahip olsaydı iktidarı kolayca ele geçirebilirdi.  Ancak bunun yerine CNT, proleter diktatörlüğünü baskı aygıtı olarak tanımladı  ve bir anlamda, en kritik anda kitlelere çıkış kapısı bırakmayarak onları  yalnız bıraktı. Ancak savaşın ilerleyen safhalarında büyük bir çelişkiyle açık  bir şekilde tabanın büyük baskısıyla karşılaşana ve  ‘Generalite’ içinden tasfiye edilene kadar,  eleştirdikleri Halk Cephesi hükümetinden çıkardıkları bakanlarla yola devam  etti. İkincisi; Orwell bu dönem boyunca en büyük yanlışın tüm bu örgütlerin  birleşememesi olarak tanımladı ve bunu yaparken de, anarşizmin ‘nuhtan kalma  kıskançlıkları’na dikkat çekti ve POUM’un da yeterli çağrı yapmamasını bu  duruma neden olarak gösterdi. Oysaki burada ortaya konulması gereken nokta bir  yandan anarşizmin doğası olmakla birlikte, es geçilmemesi gereken nokta POUM’un  anarşistlerden bir türlü kopamamasıydı. Barselona’da Telefon Santrali işgal  edildiğinde, anarşistler birkaç gün sonra kitleyi barikatlarda yalnız bıraktığında,  POUM’da anarşistlerle birlikte geri çekilmek yerine tabanı ikna edecek  kabiliyette olsaydı, kuşkusuz anarşistlerin büyük bir kitlesi POUM saflarında  yer alacaktı. Oysa bunun yerine POUM, anarşist liderleri her olayda ikna  çabasına gitti ve sonuç hezeyan oldu. Yani asıl sorun, POUM ve anarşistlerin  birleşememesi değil, POUM’un anarşist liderlerin kuyruğuna takılıp onları ikna  etmesi, onlar ikna olmadıklarında yine anarşistlerle birlikte hareket edip  kendi bağımsız politikalarını yürütememesiydi. Son olarak Orwell bir noktayı  iyi bir şekilde tespit etmiştir ki; bu da Halk Cephesi politikasının yorgun  kitleyi bir barış umuduyla ardından sürüklemesidir. Uzun bir müddet savaşan ve  Halk Cephesi’nin ‘silahlarınızı teslim edin’ çağrısına karşı boyun eğmeyen tavrını  korurken, aynı anda gelen Franco saldırısıyla birlikte, örgütlerin de ileri-  geri yalpalamalarıyla, faşizme karşı ancak belli bir noktaya kadar  dayanabilmiştir.&lt;br /&gt;
Savaşın dönüşünde ağır yaralanarak (boğazından) tekrar  İngiltere’ye dönmek zorunda olan Orwell için zorluklar henüz bitmemiştir.  Telefon Santrali olayından sonra, gerek Halk Cephesi diğer yandan ise Franco  saldırısı tutuklamalar zinciriyle devam etmektedir ki devrim bir anlamda  tersine, yani ülke içinde de kendini gösteren tutuklama zinciriyle karşı-devrime  yerini bırakmıştır. Bu anlamda iyi bir tespit yapan Orwell, &lt;em&gt;‘Komünistlerin ve liberallerin devrimin  ilerlemesine karşı davrandıklarını kavramıştım, ama devrimi tersine çevirmeye  yetenekli olabileceklerini aklımdan geçirmemiştim.’&lt;/em&gt;demiştir. Gerçekten de  bu süre içinde Halk Cephesi,silaha  hiç sarılmamış olması gerekenler’ (işçiler) silahlarını ‘tarafsız’ ve  ‘politikadan arınmış’ düzenli orduya bırakması şeklinde günlük ve uluslar arası  yayınlarında çeşitli beyanlarda bulunuyordu. Bu süreç içinde , ‘demokrasiden  başka bir şey için’ dövüşmesi nedeni ile Orwell da ‘yabancı bir hain’ ilan  edilmişti. Halk Cephesi ise bu süreçte işçilerin çalışma hakları, maaş zamları  bir yana, tarım reformu, ulusal çözüm gibi burjuva demokratik hakları  sağlamaktan bile yoksundu. Bunun yanı sıra, her sosyalist devrimin temel  dayanağı olan işçi komitelerinin derhal ortalıktan temizlenmesini istiyordu.  Orwell bu konuda şu şekilde aktarıyor:&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;‘Hükümet,  çok önceden sezilegeldiği halde ayaklanmanın önüne geçmek için çok az çaba  gösterdi ya da hiç göstermedi. Bela başladığında, hükümetin tavrı çok zayıf ve  çekingendi. Dahası, durumu kurtarabilecek tek adım; yani işçilerin  silahlandırılması sırf şiddetli halk yaygarasına cevap olsun diye isteksizce  kısmen gerçekleştirilmişti ’(Katalonya’ya Selam, sayfa:62)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;
Franco saldırısına  gelindiğinde, George Orwell’ın işaret ettiği noktaya bakmakta fayda var. Orwell  yine bu noktada saldırının önceden sezildiğini ve silah dağıtımının yerine  ‘toplanmasının’ gündemde olduğunu söylüyor ve Faslıları Hükümetin iyi niyetine  inandırması için yapılacak ilk şeye işaret ediyordu; &lt;em&gt;‘&lt;/em&gt;&lt;em&gt;Fas’ın bağımsızlığını ilan etmek olacaktı. SSCB’nin  müttefiki Fransa’nın devrimci bir komşuya şiddetle karşı olacağı ve İspanyol  Fas’ının bağımsızlığını önlemek için dünyanın altını üstüne getireceği kuşkusuz  İspanya’daki Komünist Parti çizgisini doğrudan etkilemişti.’ &lt;/em&gt;Gerçekten de Faslılara verilecek bir bağımsızlık,  sağcı donanma komutanlarını tutuklamış ve cumhuriyete bağlı kalacaklarını  açıklamışlarken, devrimin kaderini tersine çevirebilirdi. Ancak Halk Cephesi’nin  başta SSCB olmak üzere uluslar arası müttefikleri Cebelitarık Boğazı’nın  kapanmasını kendi dış politikalarını açısından gündeme dahi getiremezlerdi.  Şubat’tan itibaren Franco’nun saldırısı alt edildikten sonra, milis  kuvvetlerinin tümünün düzenli orduya yani ‘Halk Ordusuna’ katılma kararı  verilmişti. Franco, bu süreçte her ne kadar tam olarak galibiyeti ‘silahlı işçi  milisleri’ sayesinde elde edemese de, önderliksiz bir hareketin gideceği nokta  çok da öte olmayacaktı. Bu süreç içinde, Mussolini ve Hitler, Franco’ ya  yardıma koşacak ve askeri destek sayesinde İspanyol Hava Kuvvetleri’ni ele  geçirecekti. Fransa, tarihte birçok örneğinin gördüğümüz ‘anayurdun savunması’  bahanesiyle yardımları kesti ve SSCB, yalnızca PSUC’ ye gönderdiği cılız  yardımlarla İspanya’nın düşüşünü izledi.&lt;br /&gt;
Bu süreçte İngiltere’ye dönüşünü ayarlamaya  çalışan Orwell’ın defalarca evi aranmış, bulunan her türlü kitaba el  konulmuştur. (Hâlbuki Troçki broşürleri şans eseri yakalansaydı, ülkesine  dönmesi kendi deyimiyle mümkün olmayacaktı). Orwell, POUM’un önce yasadışı ilan  edilmesi sonra da lağvedilmesinin ardından, İspanya’dan ayrılırken, 29.  Tümen’de savaşması nedeniyle (Lenin Tümeni) birçok kez zorluğa maruz kalmış,  günlerce sokaklarda beş parasız dolaştığı günler olmuş, POUM’da üst kadrolarda  görev alan Kopp’a yardım etmek istediği için birçok risk alarak polis ofisine  dahi gitmiştir. Kopp’a her ne kadar yardım edemese de (çünkü sonunda ona bir  tas çorba götürmekten başka bir şey yapamamış ve tek kişilik hücrelere terk  edilmiş ardından da şaşırılmayacak biçimde ‘kaybolmuştu’)  bu yolda cesaretini sonuna kadar kullanmış ve  ancak yapacak bir şey kalmadığında ülkesine dönmüştür.&lt;br /&gt;
Orwell’ın gerek savaştaki azimli duruşu,  gerek bizlere başta ‘Katalonya’ya Selam’ olmak üzere bıraktığı eserler takdir  edilmesi ve özellikle Stalinizm’in arka planının anlaşılması için bolca  yararlanılması gereken yapıtlardır. Yine Orwell’ın ölümü hayatının son  döneminde yaşadığı ve henüz aydınlatılmamış bir bunalımın ardından, çektiği  maddi sıkıntılar sonucu son bulmuştur. 21 Ocak 1950 tarihinde hayatını  kaybetmiş, ardında on adet kitap ve sayısız makale bırakmış, hafızalardan,  tarih kitaplarından ve bireylerden tek tek silinmeye çalışan devrimci geleneğin  yaşatılmasına büyük katkılar sağlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;bolşevik.org alınmıştır...&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/7931162255784339365/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/ispanyol-ic-savasnn-edebi-portresi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/7931162255784339365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/7931162255784339365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/07/ispanyol-ic-savasnn-edebi-portresi.html' title='İspanyol İç Savaşı&#39;nın Edebi Portresi: Katalonya&#39;ya Selam'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgGALeTYpqZfNJ975VEjp11d7jOJYZtZIM3lkXjSC89rsYqQO0nAq8c0lmwKf0paMBHege4hg7W_cronqMRNcZEfEve8V84q_S5lQtDI4r-HqUjqMT3XMtC7_W7gjoU_DLfnM3_2pEOeShu/s72-c/orwellspain.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-7256329450996434949</id><published>2012-06-29T09:33:00.000-07:00</published><updated>2012-06-29T09:33:12.713-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kısa film"/><title type='text'>Zero (2010) (Kısa Film) - İZLE</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: left;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh-QsGcs9lKxFNJwp0k21pa33lbrAPjO6MmxjpfqKlGaxKHUvyJ4dv5OEQj7bOcRpa17iVB9LqhxpmJMl1DceqfJFqcMBMc7fq2WW2nk6AswTE9PMDTpXjqYYyvTeBEq4LJWezfPlRPu1Yw/s1600/0000.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh-QsGcs9lKxFNJwp0k21pa33lbrAPjO6MmxjpfqKlGaxKHUvyJ4dv5OEQj7bOcRpa17iVB9LqhxpmJMl1DceqfJFqcMBMc7fq2WW2nk6AswTE9PMDTpXjqYYyvTeBEq4LJWezfPlRPu1Yw/s1600/0000.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh-QsGcs9lKxFNJwp0k21pa33lbrAPjO6MmxjpfqKlGaxKHUvyJ4dv5OEQj7bOcRpa17iVB9LqhxpmJMl1DceqfJFqcMBMc7fq2WW2nk6AswTE9PMDTpXjqYYyvTeBEq4LJWezfPlRPu1Yw/s320/0000.jpg&quot; style=&quot;cursor: move;&quot; unselectable=&quot;on&quot; width=&quot;224&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;em&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Yönetmen:&lt;/strong&gt; Christopher 
Kezelos&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Ülke:&lt;/strong&gt; Avustralya 
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;strong&gt;imdb:&lt;/strong&gt; 7.2 
&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Süre:&lt;/strong&gt; 13 
dakika&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Dil:&lt;/strong&gt; 
İngilizce&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Senaryo:&lt;/strong&gt; Christopher 
Kezelos&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Müzik:&lt;/strong&gt; Kyls 
Burtland&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Görüntü Yönetmeni:&lt;/strong&gt; Matthew 
Horrex&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Yapımcılar:&lt;/strong&gt; Christine 
Kezelos&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Ödüller:&lt;/strong&gt; 4 ödül ve 1 adaylık &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Seslendiren:&lt;/strong&gt; Nicholas McKay&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Konu:&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Georgia;&quot;&gt;Sayılarıyla kişilerin hükmettiği dünyada, Sıfır 
sürekli önyargı ve zulümle karşı karşıyadır. Onun hayatını değiştirecek bir 
şansla karşılaşana kadar yanlız bir yolda yürür. Bu şans bayan bir sıfırla 
karşılaşmasıdır. Onlar birlikte, hiçbirşeyinde gerçekte birşey olabileceğini 
azim, cesaret ve sevgi ile kanıtlarlar.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img height=&quot;96&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh-QsGcs9lKxFNJwp0k21pa33lbrAPjO6MmxjpfqKlGaxKHUvyJ4dv5OEQj7bOcRpa17iVB9LqhxpmJMl1DceqfJFqcMBMc7fq2WW2nk6AswTE9PMDTpXjqYYyvTeBEq4LJWezfPlRPu1Yw/s320/0000.jpg&quot; style=&quot;filter: alpha(opacity=30); left: 149px; opacity: 0.3; position: absolute; top: 160px;&quot; width=&quot;67&quot; /&gt;&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;

&lt;iframe frameborder=&quot;0&quot; width=&quot;480&quot; height=&quot;270&quot; src=&quot;http://www.dailymotion.com/embed/video/xro2g4&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dailymotion.com/video/xro2g4_bu-vdeo-yu-dyrekfylm-calmiytir_shortfilms&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;BU VDEO YU DİREKFİLM &amp;Ccedil;ALMIŞTIR&lt;/a&gt; &lt;i&gt;ile  &lt;a href=&quot;http://www.dailymotion.com/Mehmet_Uzunz&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;Mehmet_Uzunz&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/7256329450996434949/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/zero-2010-ksa-film-izle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/7256329450996434949'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/7256329450996434949'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/zero-2010-ksa-film-izle.html' title='Zero (2010) (Kısa Film) - İZLE'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh-QsGcs9lKxFNJwp0k21pa33lbrAPjO6MmxjpfqKlGaxKHUvyJ4dv5OEQj7bOcRpa17iVB9LqhxpmJMl1DceqfJFqcMBMc7fq2WW2nk6AswTE9PMDTpXjqYYyvTeBEq4LJWezfPlRPu1Yw/s72-c/0000.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-1851837133206290141</id><published>2012-06-28T01:58:00.000-07:00</published><updated>2012-06-28T01:58:00.240-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="afrika"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="müzik"/><title type='text'>Emel Mathlouthi - DİNLE</title><content type='html'>“Bulimik hastaları misali, &lt;em&gt;Joan Baez&lt;/em&gt;, 
&lt;em&gt;Bob Dylan&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;color: #990000;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Şeyh İmam&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt; 
&lt;/em&gt;ve &lt;i&gt;Marcel Khalife&lt;/i&gt; gibi onlarca müzisyeni bir arada dinleyerek 
büyüdüm.” Tunuslu şarkıcı &lt;em&gt;Emel Mathlouthi&lt;/em&gt;, müzikal oburluğunu bu 
şekilde izah ediyor. “Demek ki hayatımın en güç dönemi bu dönemmiş” diye devam 
ediyor, &lt;em&gt;Mısır Daily News&lt;/em&gt;’e verdiği mülâkatta.2004’te 
&lt;em&gt;Mathlouthi&lt;/em&gt;, kendi Tunus ağzı ile şarkılar yapmaya başlıyor. 2006’da da 
Paris’e taşınıyor.&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj-d1xvi7eko6VLwKz8UHmGzUzzAk8K6ngCeiByEsZGUeBKovJlklkj7FbXmx4YeGllfQuQgff-JiOJX9rHMDpzIiDsjyEkoLRlXGY0ojsc9xj_IRXDKnwHFjbJwNTmbswWt0H__0MJcKpZ/s1600/Emel+Mathlouthi-WA11.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;300&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj-d1xvi7eko6VLwKz8UHmGzUzzAk8K6ngCeiByEsZGUeBKovJlklkj7FbXmx4YeGllfQuQgff-JiOJX9rHMDpzIiDsjyEkoLRlXGY0ojsc9xj_IRXDKnwHFjbJwNTmbswWt0H__0MJcKpZ/s320/Emel+Mathlouthi-WA11.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Şarkıları yüreği sarsan notalarla örülü. Müziği heavy 
metal ile hard rock arasında salınıyor ama bu müzik türlerinin daha hazin 
örneklerini andırıyor. Anavatanlarından mahrum Filistinliler için dillendirdiği 
ağıt &lt;em&gt;Naci en Palestine&lt;/em&gt; (Filistin’de Doğdum) bunlardan biri.&lt;br /&gt;
(Bu 
şarkı) “çingeneleri anlatıyor, onların hikâyesinden bahsediyor.&quot; Esasında şarkı 
&lt;em&gt;Naci en Alamo&lt;/em&gt; isimli başka bir şarkıdan uyarlama. &lt;em&gt;Mathlouthi&lt;/em&gt;, 
çingenelerin de vatansız olmaları üzerinden &lt;em&gt;Alamo&lt;/em&gt; (Aşk) kelimesi yerine 
Filistin’i koyuyor ve şarkıyı mahrumiyetin ağıtına dönüştürüyor.&lt;br /&gt;
Ancak 
öte yandan ona göre, burada müstehzi bir durum söz konusu, zira “belki de 
vatansızlık çingeneler için bir tercih meselesi iken, Filistinliler için 
değil.”&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;Naci en Alamo&lt;/em&gt;, çingene yönetmen &lt;em&gt;Tony 
Gatlif&lt;/em&gt;’in çektiği &lt;em&gt;Vengo&lt;/em&gt; isimli filmde kullanıldı ilk kez. 
&lt;em&gt;Mathlouthi&lt;/em&gt;, bu türden film müzikleri seslendirmeyi 
sürdürdü.&lt;br /&gt;
“Sinemayı seviyorum. Çok film izliyorum, bu sayede de ilginç 
müzikler keşfediyorum.”&lt;br /&gt;
Bu türden film müzikleri arasında &lt;em&gt;Fatih 
Akın&lt;/em&gt;’ın &lt;em&gt;Cennetin Kıyısında&lt;/em&gt; filminden aldığı &lt;em&gt;Ben Seni 
Sevdiğumi&lt;/em&gt; isimli Karadeniz türküsü de var. &lt;em&gt;Emir Kusturica&lt;/em&gt;’nın 
&lt;em&gt;Çingeneler Zamanı&lt;/em&gt;’nda kullanılan &lt;em&gt;Ederlezi&lt;/em&gt; şarkısı da 
repertuarında yer alıyor.&lt;br /&gt;
Etkileyici sesiyle Kürtçe &lt;em&gt;Ahmedo&lt;/em&gt; parçasını seslendiren Tunuslu sanatçı 
&lt;em&gt;Emel Mathlouthi&lt;/em&gt;, anadil ve kimliklere verdiği önemi şarkılarında dile 
getiriyor. Mathlouthi, anadil yasağının verdiği acıyı hayal bile edemediğini 
belirterek, &quot;bu nedenle Kürt halkının mücadelesi benim varlığımı en derinden 
altüst ediyor&quot; diyor.&lt;br /&gt;
Bu şarkıların önemli bir bölümü vatansız 
insanlara ait ya da onlarla ilgili. “Belki de benim hassasiyetim de bu yönde” 
diyor &lt;em&gt;Mathlouthi&lt;/em&gt; ve ekliyor: “Çünkü bu şarkılar çok derin. Şarkıları 
söyleyen ya da yazan insanların ıstırabı beni söylemeye mecbur 
ediyor.”&lt;br /&gt;
Filistin davası, şarkıcının kalbinde çok özel bir yere sahip. 
İsrail’in Gazze’yi bombalaması sonrası &lt;em&gt;Mathlouthi&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;Malkit&lt;/em&gt; 
(Bulamadım) isimli şarkısını bestelemiş: “Tek kelime bulamadım” diye başlıyor 
şarkının sözleri ve devam ediyor: &lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&quot;Gözlerimi kapayacak bir yer 
bulamadım&lt;br /&gt;
Bana cevap verecek bir dost bulamadım&lt;br /&gt;
Beni alıp götürecek bir 
dalga bulamadım&lt;br /&gt;
Endişemi dile dökecek bir tek söz bulamadım&lt;br /&gt;
İnsandaki 
nefreti söküp atacak tek bir ezgi bulamadım&lt;br /&gt;
Halkımı bulamadım, ailemi, 
mutluluğumu, yolumu&lt;br /&gt;
Bulamadım&lt;br /&gt;
Hislerimi tutuşturacak bir köz 
&lt;br /&gt;
Bulamadım.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;embed bgcolor=&quot;222222&quot; border=&quot;0&quot; flashvars=&quot;mycolor=222222&amp;amp;mycolor2=77ADD1&amp;amp;mycolor3=FFFFFF&amp;amp;autoplay=false&amp;amp;rand=0&amp;amp;f=4&amp;amp;vol=95&amp;amp;pat=0&amp;amp;grad=false&quot; height=&quot;311&quot; name=&quot;mixpod&quot; pluginspage=&quot;http://www.macromedia.com/go/getflashplayer&quot; quality=&quot;high&quot; salign=&quot;TL&quot; src=&quot;http://assets.mixpod.com/swf/mp3/mixpod.swf?myid=89084020&amp;amp;path=2012/06/27&quot; style=&quot;height: 311px; visibility: visible; width: 410px;&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; width=&quot;410&quot; wmode=&quot;window&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;Mathlouthi&lt;/em&gt;’yi etkileyen isimler arasında en 
alışılmadık isim galiba &lt;i&gt;Fairuz&lt;/i&gt;. Üzerindeki etkisine rağmen şarkıcı bu 
hususta şu tespiti yapıyor: “&lt;em&gt;Fairuz&lt;/em&gt; bana nazaran daha romantik, ben ise 
ondan daha devrimciyim.”&lt;br /&gt;
“Üniversitede, gündelik hayatımda, dolayısıyla 
müziğimde hep isyankâr bir yan mevcut olmuştur. Güçlü politik konumlar almak 
niyetinde değilim, herkese bendeki aslî duyguyu anlatmaya çalışıyorum sadece: 
özgürlük.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;Mathlouthi&lt;/em&gt;’nin şarkıları milliyetçi değil. Ona göre 
şarkıları “mantıklı”.&lt;br /&gt;
&quot;Kâğıda samimi kelimeler dökebilmenin en iyi yolu, 
meseleye kendinden başlamaktır.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;Seyirciler şarkılarında Tunus’u 
duyuyorlar bir miktar. “Tunus neyse diğer ülkeler de o benim için. Bu gayet iyi 
bir durum bize göre, çünkü oralarda kendimden söz edebiliyorum ve aynı yoldan 
başka insanlar hakkında konuşabiliyorum.”&lt;br /&gt;
”Bu, bir şarkı dinleyip onu 
kendinizce benimsediğinizde olan şeyle aynıdır. Şarkının hangi ülkeye ait 
olduğunun bir önemi yok bence.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;Tunuslu şarkıcı beş dil konuşuyor, bu 
dillerde şarkı söylemeyi seviyor. “Kendime ait bir bohçam var ama gene de başka 
sesleri keşfetmeyi seviyorum. Başka müzikleri hep merak 
etmişimdir.”&lt;br /&gt;
Müziğe olan iştahını tarif ederken söyledikleri muhtemelen 
kendi müziğini de izah ediyor: “Bilirsin, bir yiyecek bulmak, o yiyeceğin farklı 
ve gayet iyi olması gibi bir şey bu.”&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;widget Blog&quot; id=&quot;Blog1&quot;&gt;
&lt;div class=&quot;blog-posts hfeed&quot;&gt;
&lt;div class=&quot;date-outer&quot;&gt;
&lt;div class=&quot;date-posts&quot;&gt;
&lt;div class=&quot;post-outer&quot;&gt;
&lt;div class=&quot;post hentry&quot;&gt;
&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-4232694629933313021&quot;&gt;
&lt;div align=&quot;right&quot;&gt;
&lt;em&gt;Mısır Daily News&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/1851837133206290141/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/emel-mathlouthi-dinle.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/1851837133206290141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/1851837133206290141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/emel-mathlouthi-dinle.html' title='Emel Mathlouthi - DİNLE'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj-d1xvi7eko6VLwKz8UHmGzUzzAk8K6ngCeiByEsZGUeBKovJlklkj7FbXmx4YeGllfQuQgff-JiOJX9rHMDpzIiDsjyEkoLRlXGY0ojsc9xj_IRXDKnwHFjbJwNTmbswWt0H__0MJcKpZ/s72-c/Emel+Mathlouthi-WA11.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-1511141571023418564</id><published>2012-06-27T05:00:00.000-07:00</published><updated>2012-06-27T05:00:06.506-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="mitoloji"/><title type='text'>&#39;Eşek kulaklı&#39; Midas</title><content type='html'>&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kral Midas, Gordion kentinde yaşamış efsanevi Frigya kralıdır. Kral oluşu gibi yaşamı ve ölümü üzerine de mitolojiler  yazılmıştır. Yaşamı boyunca acılar çekmiş olan Midas, &quot;eşek kulak&quot;larıyla ya da &quot;dokunduğu herşeyi altına çevirmesiyle&quot; ünlenmiştir.&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEikDlInd9Zu_VKnJngdvyz8P8seNugB6NDWoP-HbqEACVjkU3nVeMqRIYL4YgpWXHYV7xr9eRkbC1it1kxczw_HWgU75wuFmcJpgJ4Sdz7tP7Glg62x32HkQ32ySS-iebSpGwdOAwVVtqw9/s1600/200px-Kralmidas.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEikDlInd9Zu_VKnJngdvyz8P8seNugB6NDWoP-HbqEACVjkU3nVeMqRIYL4YgpWXHYV7xr9eRkbC1it1kxczw_HWgU75wuFmcJpgJ4Sdz7tP7Glg62x32HkQ32ySS-iebSpGwdOAwVVtqw9/s1600/200px-Kralmidas.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kral Midas, Ankara civarında kurulmuş olan Frigya&#39;da M.Ö. 738 - M.Ö. 696 yılları arasında Gordion olarak bilinen kentte yaşamıştır. Midas, hem tarihi kişiliği hem de mitolojik efsaneleri ile oldukça ünlüdür. Bu söylencelerden birisi meşhur &quot;eşek kulaklı Midas&quot;dır.
Yapılan bilimsel çalışmalarda, Midas&#39;ın ana karnında bir hastalığa yakalandığı ve kulak kanalları asimetrik olarak doğduğu anlaşılmıştır. Asimetrik kulak yapısı nadir görülen bir hastalık şeklidir. Önden veya arkadan bakıldığı zaman bir kulağın diğerinden çok daha yukarıda veya aşağıda olduğu görülür. Çirkin bir görünüm oluşturan bu hastalık Midas&#39;ın kafatasında belirgin izler de bırakmıştır. Halkından utanan Midas&#39;ın sürekli olarak başına geçirdiği bir &quot;serpuş&quot;la gezdiği, kulaklarını hiçbir zaman göremeyen halkının ise, krallarının kulakları hakkında yorum yaparak, göremedikleri kulakları eşek kulağına benzeterek kralları hakkında dedikodu yaptıkları düşüncesi kuvvet kazanmıştır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &quot;Antik Telmesos&#39;tan başlayıp, Ankara&#39;da sona eren kader çizgisinin ünlü yolcusu Kral Midas&#39;ın acı dolu yaşam öyküsü&quot; demir çemberli tekerlerin aşındırdığı Kral Yolu&#39;nda bir gün eski bir araba yol almaktadır. Arabayı kullanan gence yaşlı annesi ve orman işçisi babası eşlik etmektedir. Annesinin doğduğu Telmesos&#39;u bugünkü Fethiye&#39;yi ve liman  kenti Patara&#39;yı arkalarında bırakalı günler olmuştu. Bey dağlarını ve Batı Toroslar&#39;ı aşıp kuzeye Frig ülkesine doğru yönelmektedirler. Frig Kralı Gordios ölmüştür. Halk çok üzgündür. Kralın yerine geçecek kimse yoktur. Ülkenin ileri gelenleri toplanır ve kahinlerden yardım ister. Kahinler kehanette bulunurlar ve şu andan itibaren Gordion&#39;a arabasıyla ilk giren kraldır. Kral Midas&#39;tır artık O. Midas Frig ülkesinin bilinen iki kralından bir tanesidir. Frig kralları ya Gordios  ya da Midas olarak anılırdı. Ele geçirilen çok az belgeye dayanarak başkent Gordion&#39;un Gordios ünvanlı bir kralın kurduğunu, Midas&#39;ın ise bundan sonra krallık yaptığı tahmin edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Arkeolojik belgelere göre M.Ö. 1360 yılında Anadolu ve Yunanistan çok şiddetli bir depremle sarsılır. Bu arada birçok kent yerle bir olur. Söylentilere göre Atlantis kıtası da bu depremde yok olmuş, sulara gömülmüştür. İşte bu felaketten sonra Eski Yunanistan ve Makedonya&#39;nın Trakya kavimleri topraklarını terk ederek yeni yurtlar ararlar. Bunlardan bir bölümü Karadeniz&#39;in kuzeyine yönelir. Aralarına İran adlı bir kavminde bulunduğu bu grup Kırım üzerinden Kafkasya&#39;yı aşar ve bugün İran olarak anılan topraklara yerleşirler. Diğer bir bölümü ise deniz yoluyla Mısır&#39;a yerleşir. Ancak Firavun III. Ramses kendi deyişiyle ülkesini arslanlar gibi korur ve onları Mısır&#39;a sokmaz. Bu dönemde Anadolu&#39;da hüküm süren Hitit Krallığı ise ülkeyi saran veba hastalığı ve isyan eden yerli kavimlerle uğraşmaktan zayıf düşmüştür. Trakya&#39;dan göç eden diğer bir grup M.Ö 1200 yıllarında boğazları geçerek Anadolu&#39;ya girer ve Anadolu&#39;da Hitit hakimiyetine son verir. Frig&#39;ler başkenti Gordion olan bir krallık kurarak, kısa zamanda büyür ve Orta Anadolu&#39;nun tümünü kaplarlar. Frigya en parlak dönemini Kral Midas&#39;la yaşamıştır. Midas şüphesiz çağının en ünlü krallarından biridir ve Asur çivi yazılı belgelerde Mita olarak tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Midas&#39;ın kral seçilişi ve yaşamına hüzün veren eşek kulakları ne kadar efsanevi ise ölümüde o denli efsanelere konu olmuştur. Midas kendini görkemli ve zapdedilmesi imkânsız bir başkente  sahip sanır. Ancak bugün daha surları ve kale kapısı ile görenleri şaşırtan Midas&#39;ın Gordion&#39;u M.Ö 695 yılında İran&#39;dan gelen ve adeta çekirge sürüsü gibi Anadolu&#39;yu yiyip bitiren Kimmer Baskınına dayanamayarak yerle bir olmuştur. Midas bu baskından sağ kurtulur ama o günden sonra sıkıntılı bir hayat sürmüştür. Gordion&#39;lu Midas artık kendi kaderini kendi tayin etmiş ve harap olan Gordion yıkıntıları üzerinde dolaşırken mitolojiye  göre boğa kanı içerek intihar etmiştir. Fakat uzmanlar tarafından Kral Midas&#39;ın kafatası 3 boyutlu tomogrofisi çekilerek incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda kafatasının iç yapılarında büyük ölçüde değişiklikler tespit edilmiştir. Kafatasının göz çukurunun sağ köşesinden yukarı doğru giden bir kırık hattı görülmüştür.Alınan küçük bir parça patoloji uzmanları tarafından dikkatle incelenerek kemik dokusunda büyük bir değişiklik olmamakla beraber mikroskobik seviyede yer yer kahverengi lekeler olduğu saptandı. Kullanılan özel boya ile bu yer yer görülen kahverengi lekelerin demir içeren ve kan elemanlarının kalıntısından ortaya çıkan pigment olduğu patologlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Midas&#39;ın ölüm sebebinin mitolojide söylendiği gibi boğa kanı içerek intihar etmesinden değil, başının sağ tarafına aldığı ağır bir darbe ile öldürüldüğü ispatlanmıştır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yapılan çalışmalar sırasında ilgililerce var olduğu söylenen Midas&#39;a ait vücut iskeletinin kaybolduğu iddia edilir. 1992 yılından başlayarak üzerinde çeşitli araştırmalar yapılan kafatası ise bugün layık olduğu yer olan Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi&#39;nde sergilenmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Midas Efsaneleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Tarihte Midas ile ilgili farklı efsaneler vardır. Bunlardan en ünlüleri &quot;eşek kulaklı Midas&quot; ve &quot;dokunduğu herşeyi altına çeviren Midas&quot;dır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &quot;Eşek kulaklı kral Midas&quot; efsanesi şöyle anlatılır: Yunan Tanrısı Apollon ve Kır Tanrısı Pan arasında yapılacak bir çalgı çalma yarışmasında Midas yargıçlardan biri olarak seçilmişti. Kır tanrısı, kavalıyla hoş sesler çıkarıyordu; ama Apollon&#39;un gümüşten lir&#39;i her çalgıdan üstündü. Apollon; çalmaya başladığında Musalar bile durup onu dinlerdi. Yargıçlardan ikincisi dağ tanrısı Tmolos, yengi çelengini Apollon&#39;a verdi. Ama Midas oyunu yarışma sonunda Pan&#39;a yönelik kullanınca Tanrı Apollon çok kızdı ve &quot;güzel müziği ayırt edemeyen kulak insan kulağı olamaz , sana eşek kulağı yakışır&quot; diyerek Midas&#39;ın kulaklarını eşek kulağına dönüştürür. Midas bir süre, tanrının armağanlarını koca bir külah içinde sakladı. Sakladı ama onun saçlarını kesen berber sonunda kulaklarını gördü ve böylelikle kralın sırrını öğrenmiş oldu. Ancak sır bu insan ağzına sığar mı? Berber sancılar geçirir. Dayanılmaz ıstıraplar yaşar.Sonunda sırrını bir kuyuya söylemeye karar verir. Kuyuya eğilir ve Midas&#39;ın kulakları eşek kulakları diye bağırır. Sırrı kuyudaki su sazlara, sazlarsa rüzgarda salına salına bütün etrafa yayılır. Böylece bütün ülke Midas&#39;ın sırrını kısa zamanda öğrenir. Daha sonra halk midas hakkında gölge oyunları oynamaya başlar. Midas artık bıkmıştır ve kulaklarını kestirmeye karar verir, kulaklarını kestirir. Kulakları kesilen Midas&#39;ın sonradan kulaklarının sarmaşık kadar tekrar uzadığı görülür. Herkes onunla &quot;eşek kulaklı Midas&quot; diye dalga geçmeye başlar. Kral Midas Tanrıya yalvarmaya başlar &quot;Tanrım benim bu kulaklarımı düzelt ama bütün servetimi elimden al&quot; der. Tanrı onu bağışlar ve Midas kulaklarını geri alır. Ama kimse görmeden canını da alır ve mezara gömer.&lt;br /&gt;
&quot;Dokunduğu herşeyi altına çeviren Midas&quot; efsanesi ise şöyledir:&lt;br /&gt;
Efsaneye göre; şarap tanrısı Dionisos&#39;un yoldaşı Satiros, Frigya&#39;yı gezerken Midas&#39;ın gül bahçesinde uyuyakalmış. Satiros&#39;u bulup, on gün on gece sarayında ağırlayan Midas&#39;ın konukseverliğinden etkilenen Dionisos, kralın bir dileğini gerçekleştireceğini söylemiş. Kral Midas da her dokunduğunun altına dönüşmesini ve böylece daha zengin olmayı istemiş. Ancak yemek için dokunduğu yiyecekler, içecekler ve ünlü gül bahçesi bile altına dönüşünce, kral Dionisos&#39;dan bu uğursuz gücü geri almasını istemiş. Midas&#39;ın durumuna acıyan tanrı Dionisos krala Paktalos Irmağı&#39;nda yıkanmasını söylemiş. Bu ırmakta yıkanan Midas, her tuttuğunun altına dönüşmesinden kurtulmuş. Ve o günden bugüne bu ırmakta bulunan altın parçacıkları bu efsaneye bağlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;narteks.net alıntısıdır.&lt;/em&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/1511141571023418564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/esek-kulakl-midas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/1511141571023418564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/1511141571023418564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/esek-kulakl-midas.html' title='&#39;Eşek kulaklı&#39; Midas'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEikDlInd9Zu_VKnJngdvyz8P8seNugB6NDWoP-HbqEACVjkU3nVeMqRIYL4YgpWXHYV7xr9eRkbC1it1kxczw_HWgU75wuFmcJpgJ4Sdz7tP7Glg62x32HkQ32ySS-iebSpGwdOAwVVtqw9/s72-c/200px-Kralmidas.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-2749267111469764216</id><published>2012-06-27T00:57:00.005-07:00</published><updated>2012-06-27T06:13:20.582-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kültür-sanat"/><title type='text'>SOSYALİST DÜŞÜNME VE SOSYALİST TİYATRO</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Duvara Karşı Tiyatrosu&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFk_56DHyT_zb8ObqXVDviKHLpHygFYSO6jpWOqrg7OZG_NtFmCUo-zCurJtH4f8TjTeCOVnF3UfwSYMJ-OQkukgyuog8jUZSfKlnVqz56n9caHHzhBbBW_ot3hhnvZeXosqHnmutowHfC/s1600/12152_1274024179474_1496029072_30779474_1796852_n.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;212&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFk_56DHyT_zb8ObqXVDviKHLpHygFYSO6jpWOqrg7OZG_NtFmCUo-zCurJtH4f8TjTeCOVnF3UfwSYMJ-OQkukgyuog8jUZSfKlnVqz56n9caHHzhBbBW_ot3hhnvZeXosqHnmutowHfC/s320/12152_1274024179474_1496029072_30779474_1796852_n.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Tüm sanat akımları bir düşünme biçiminin, bir dünya görüşünün hayatı anlama ve anlatma biçimleridir. Dolayısıyla; bir sanat akımı ifadesini bulduğu düşünme şeklinin ve böyle düşünen bireylerin toplum içinde yayılmasına hizmet eder. Eski Yunan tiyatrosunun yaptığı buydu, gerçeküstücülerin, varoluşçuların ve hatta dadacıların yaptığı da buydu. Değişik toplumsalşartlara bağlı olarak oluşan  tüm tiyatro biçimleri ve akımlarıda bu duruma dahildir ve bir yaşam kültürünün ve bir düşünmeşeklinin yayılmasına hizmet eder. &lt;br /&gt;
Eski Yunan dünyası, köleci toplum düzenleri ve sermaye birikimleri sayesinde onlardan önceki uygarlıkların bilgi birikimlerini de iyi değerlendirerek yüzyıllar sonra bile seviyesine erişilemeyecek bir uygarlık yarattı. Yaşamsal üretimlerini ve gündelik işlerini kölelerine yaptıran Yunanlılar ekonomik zenginliklerinin de etkisiyle düşünmeye ve savaşmaya bol bol zaman buldular. Savaşmak çok değilse de, düşünmek ve boş zaman felsefe ve sanatın önünü açtı. Eski Yunan toplumu bu iki alanda bir hayli ilerledi. Tabii tiyatro da bundan nasibini aldı. Bu dönemde tiyatro sanatı tüm tarihinin en parlak zamanlarından birini yaşadı Yunanistan’da.&lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;
&lt;br /&gt;
Eski Yunan toplumu sınıflı bir toplumdu ve çarpık bir demokrasi ile yönetiliyordu. Yunan tragedyası ise Yunan demokrasisinin çarpıklıklarını taşıyordu. Çok sayıda seyirci alabilen açık hava tiyatrolarında halka açık oynanan oyunlarda, sadece Tanrılar ve aristokrat sınıftan kahramanlar konu edilirdi. Oyun mantığı,seyircinin oyundaki kahramanla özdeşleşmesi üzerine kuruluyordu. Oyunun başında imrenilecek bir yaşama sahip olan kahraman, oyun içinde yaptığı bir hatayla trajik bir sona sürüklenir. Kahraman, her zaman karakterindeki bir aşırılık yüzünden hata yapar. (mesela kendine aşırı güven, aşırı cesaret, özellikle sadece bir tanrıya duyulan aşırı sevgi, aşırı öfke vb.) Bu trajik sonun seyircide acıma ve korku duygularını uyandırmasıamaçlanır. Böylelikle seyirci özdeşleştiği kahramanın trajedisi üzerinden duygusal bir boşalma yaşayacak, kendindeki aşırı duygulardan arındırılacak, dolayısıyla, site kanunlarına ve toplumsal kurallara uygun bir şekilde yaşantısınısürdürecektir. Eski Yunan tragedyasında hiçbir şeyde aşırılığa kaçmayan dengeli, ölçülü ve gerçek dışı ideal bir insanın propagandası yapılır. Oyunlarda kurulu düzene ya da otoriteye başkaldıran kahramanlar - haklı olsalar bile - ya ölürler ya daşiddetle cezalandırılırlar. (Antigone, Zincire VurulmuşPrometheus örneklerinde olduğu gibi) Özdeşleşme ve arınma (Katharsis) üzerine kurulu olan bu sistem uzun yıllar boyunca Avrupa tiyatrosunun temelini teşkil etti. &lt;br /&gt;
Sanayi devrimi ile birlikte üretim ve tüketim ilişkilerinin değişmesi hayatı kökünden değiştirdi. Büyük bir değişim başlamıştı,eskiye dair her şey hızla değişiyordu. Artık insanların önlerinde anlayamadıkları bir dünya ve pek çok yeni sorunlar vardı. Antik Yunanistan’da oluşturulan tiyatro biçimi bu sorunları ifade etmekte yeterli olamıyordu. Sanayi üretimi insanların düşünme şeklini de değiştirmişti. Böylece tiyatroda değişmeye başladı. Birbiri ardına yeni tiyatro biçimleri denenmeye başladı. Tiyatro sahnesinde pek kahramansıözellikler göstermeyen trajik bir karakter beliriyordu yavaşyavaş. Dışarıdaki çılgın dünya karşısında içine kapanan, uyumsuz bir karakter. Çehov’dan Beckett’a bu karakterşekillendi. Tüketim toplumunun çözülmekte olan toplumsal ilişkileri ve uyum sağlayamayan bireyi Saçma düşüncesini (A. Camus) ve uyumsuz tiyatroyu yarattı. 
&lt;br /&gt;
Sanayi devrimi aristokrasiyi ortadan kaldırırken yeni bir sınıfı ortaya çıkardı. Proleterya. İşçilerin kendilerini fark etmeleri ve sınıf bilincine varmaları dünya tarihinde şimdiye kadar ortaya çıkan en devrimci dinamiği oluşturmuştu. Proleterler dünyayıdeğiştirmekte kararlıydılar. Meyerhold ve Piscator bu sınıfın tiyatrosunun ilk temsilcileri olarak öne çıktılar. Meyerhold sanayi devriminin kitlesel üretim gücünden, Piscator ise gelişen teknolojinin sağladığı olanaklardan etkilenmişti. Her ikisi de sosyalist düşüncenin tiyatrosunu şekillendirmeye çalıştılar. Proleteryanın dünyayı değiştirmekteki kararlılığı Bertolt Brecht’in Epik Tiyatro kuramı ile tiyatroda vücut buldu. Epik Tiyatro Antik Yunan’dan beri kullanılmakta olan dramatik yapıya, seyirciyle oyun kahramanın özdeşleşmesine, seyircinin oyun sonunda arınmasına şiddetle karşı çıktı. Epik Tiyatro için bütün bunlar seyirciyi oyun izlerken pasifleştiren, düşünsel olarak etkinleşmesini önleyen ögelerdi. Brecht bunların yerine tiyatroya epizodik yapıyı ve yabancılaştırma efektlerini getirdi. Toplumsal ilişkileri tarihselleştirme ile tartıştı ve toplumların değiştiğini anlatmayı amaçladı. Brecht’in istediği düşünsel, eleştirel, yaşadığı toplumun temel kriterlerini sorgulayabilen insanlar yaratmaktı. Seyirciye aktarmak istediği bir düşünme biçimi, hayatı algılama biçimi vardı ve tiyatrosunu buna hizmet edecek şekilde değiştirdi.
&lt;br /&gt;
Sonuç olarak tiyatro bir kültürleme (kültürleme; insanoğlunun çocuk veya ergin olarak kendi kültüründe etkinlik kazanması ve eğitim süreci sırasında karşılaştığı bilinçli ve bilinç-dışı şartlandırmalar; kültürleşme genel anlamıyla, başka bir kültürle ilişki ve ya alışveriş sonucu ortaya çıkan bir tür kültür değişmesidir.) dolayısıyla bir eğitim imkanıdır. En önemli avantajı ise, salt bir bilgi aktarımı değil bir düşünme biçimi, bir ifade tarzıaktarmasıdır. Bu yüzden bugün sosyalist tiyatro düşünsellikten yana tavır koymalıdır. Seyirciyi tiyatroda aktifleştirebilen, anlık coşkulara ve duygusal boşalımlara rağbet etmeden, halk popülizmine kapılmadan bilinç aktarma yolunu seçen, çelişkilerin altını çizen bir tarz tutturmalı. Sosyalist Tiyatro sadece sosyalistleri konu alan tiyatro değildir. Bizim tiyatromuz statükocu olmayan aksine sorgulayan, eleştirel bakabilen ve düşünmesini seven bireyin propagandasını yapmalı. Sosyalizmin ihtiyaç duyduğu bireyleri ancak bu şekilde yaratabiliriz.&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;em&gt;halksanat.org alıntısıdır.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/2749267111469764216/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/sosyalist-dusunme-ve-sosyalist-tiyatro.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/2749267111469764216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/2749267111469764216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/sosyalist-dusunme-ve-sosyalist-tiyatro.html' title='SOSYALİST DÜŞÜNME VE SOSYALİST TİYATRO'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFk_56DHyT_zb8ObqXVDviKHLpHygFYSO6jpWOqrg7OZG_NtFmCUo-zCurJtH4f8TjTeCOVnF3UfwSYMJ-OQkukgyuog8jUZSfKlnVqz56n9caHHzhBbBW_ot3hhnvZeXosqHnmutowHfC/s72-c/12152_1274024179474_1496029072_30779474_1796852_n.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-811479280300097529</id><published>2012-06-24T00:30:00.000-07:00</published><updated>2012-06-24T00:30:04.192-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Politik Film Arşivi"/><title type='text'>Man On Wire / Teldeki Adam - İZLE</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiyeoaKLvVNHb6exCsO80508q3UyqqfPX-2ueZwIATrpXPlFBML7k8I5G4eFp-W-rwxxEQchMT2vX86Bydn-spmBfQFHgBrPkkDtfY5yb1QxJ7VnyyYoh0_C7LLbWmbWU_uDipRd6oAa_nb/s1600/tel.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiyeoaKLvVNHb6exCsO80508q3UyqqfPX-2ueZwIATrpXPlFBML7k8I5G4eFp-W-rwxxEQchMT2vX86Bydn-spmBfQFHgBrPkkDtfY5yb1QxJ7VnyyYoh0_C7LLbWmbWU_uDipRd6oAa_nb/s320/tel.jpg&quot; width=&quot;216&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;IMDB Puanı:&lt;/strong&gt; 8.0/10&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Yapım&lt;/strong&gt;: 2008 ~ ABD ,  İngiltere
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Tür:&lt;/strong&gt; Belgesel ,  Suç&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Yönetmen:&lt;/strong&gt; James Marsh&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Senaryo (Kitap):&lt;/strong&gt; Philippe Petit&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Görüntü Yönetmeni&lt;/strong&gt;: Igor Martinovic&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Görüntü Yönetmeni&lt;/strong&gt;: J. Ralph&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Oyuncular:&lt;/strong&gt; Paul McGill ,  Alan Welner ,  Annie Allix ,  Ardis Campbell ,  Aaron Haskell&lt;br /&gt;
Süre: 1 saat 30 dk&lt;br /&gt;
Gösterim Tarihi: 13 Mart 2009 (Türkiye)&lt;br /&gt;
Konusu: James Marsh ın çok bahsedilen merak edilen muhteşem belgeseli..1974 de Philippe Petit New York un En muhteşem kuleleri olan İkiz kulelerin arasında bulunan telin üstüne ilk kez ayak basmış oldu..1 saate yakın orada dans etti ve daha sonra tutuklanıp pskolojik değerlendirme yapılması için hapse girdi.. O hep kulelerin hayalini kurdu ve bu hayali gerçekleştirme yollarını.. İkiz kulelere ulaşmak ve aralarına tel yerleştirmek ipi ermek gereken eşyaları binaya sokabilmek Sallanma oranlarını ve ruzgarın gücünü hesap etmek derken Petit sabah 7;15 te 411 metre yukseklikte tele ilk adımını atar..&lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;


&lt;iframe frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;360&quot; scrolling=&quot;no&quot; src=&quot;http://www.putlocker.com/embed/318ED0159C3F8C92&quot; width=&quot;600&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/811479280300097529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/man-on-wire-teldeki-adam-izle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/811479280300097529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/811479280300097529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/man-on-wire-teldeki-adam-izle.html' title='Man On Wire / Teldeki Adam - İZLE'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiyeoaKLvVNHb6exCsO80508q3UyqqfPX-2ueZwIATrpXPlFBML7k8I5G4eFp-W-rwxxEQchMT2vX86Bydn-spmBfQFHgBrPkkDtfY5yb1QxJ7VnyyYoh0_C7LLbWmbWU_uDipRd6oAa_nb/s72-c/tel.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-7082411540054224161</id><published>2012-06-22T00:30:00.000-07:00</published><updated>2012-06-22T07:41:28.920-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="edebiyat"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="halkların kardeşliği"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kürt sorunu"/><title type='text'>Amida&#39;nın düşleri - Yusuf Nazım</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFFYai87reH1Sda7K-bZwNvoCgNZ4IhAOYWmyEYnPk0Oyx9WY7aXHyBk7giTaD_xMu104qjTjKBB89w6cjsQAU9YFMaeAqJPIT7WbwDXce-7M3HESaBNwAjUdRn0IixqAZzJ0JUkICdd3_/s1600/Amidan%C4%B1n+d%C3%BC%C5%9Fleri.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İşte geldim sana Amida!&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFFYai87reH1Sda7K-bZwNvoCgNZ4IhAOYWmyEYnPk0Oyx9WY7aXHyBk7giTaD_xMu104qjTjKBB89w6cjsQAU9YFMaeAqJPIT7WbwDXce-7M3HESaBNwAjUdRn0IixqAZzJ0JUkICdd3_/s1600/Amidan%C4%B1n+d%C3%BC%C5%9Fleri.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; closure_uid_3zsz4=&quot;2&quot; height=&quot;65&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFFYai87reH1Sda7K-bZwNvoCgNZ4IhAOYWmyEYnPk0Oyx9WY7aXHyBk7giTaD_xMu104qjTjKBB89w6cjsQAU9YFMaeAqJPIT7WbwDXce-7M3HESaBNwAjUdRn0IixqAZzJ0JUkICdd3_/s320/Amidan%C4%B1n+d%C3%BC%C5%9Fleri.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yüreğimde, sınırsız bir kardeşlik 
hasretinin şarkısını söyleyerek dayandım kapılarına. Sana olan dayanılmaz 
özlemimi gidermeye geldim sonunda...
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
Şimdi, kaybettiğim düşlerimi arıyorum sende. Bizi ortak bir 
hayata bağlayan düşlerimizi. Bereketli topraklarında yüzyıllardır onulmaz 
cefalarla korkusuzca büyüttüğün, uğruna nice bedeller ödediğin, bir büyük 
insanlık hayaliyle bu yeryüzü cennetine sayısız hayatlar bağışladığın düşlerini 
arıyorum senin Amida. &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sur diplerinde çocuklar, telaş içinde koşuyorlar, yorgun 
suretlerini yüzlerinde ağır bir dünya yükü gibi taşıyarak. Biliyorum, siftahsız 
gitmemek evlerine biricik hayalleri. Büyümüş de sanki küçülmüş figürleri gibi bu 
hayatın; öylesine sessiz, öylesine masum. Bakışları, sanki hayal içinde hayal 
satıyorlar. Taş kaldırımlara uzuyor gölgeleri sere serpe. &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bilmiyorlar, niye yavuklu gibi onlara mesken oluyor dağlar. 
Niye durduk yerde kaçakçıya, eşkıyaya çıkıyor adları. Niye düğün dernek yerine, 
ölüm haberleri yer alıyor manşetlerde gençlerin.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
Ahh, Amida! Bunlar senin çocukların mı yoksa? Gülüşleri 
eksik, yürekleri ince.. Yolcuyum bu diyarda, k&lt;span class=&quot;commentbody&quot;&gt;eşke biraz 
daha kalabilsem sende Amida. Keşke biraz daha bilsem seni, biraz daha tanısam, 
biraz daha anlasam; hani o duvar diplerinde çocukları, yürekleri yangın yeri 
kadınları; dertleri çok, dermanı yok, düşleri yarım kalmış genç kızları… 
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span class=&quot;commentbody&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Amida’nın düşlerini arıyorum; ıssız 
sokaklarında, bazalt taşlarıyla döşenmiş eski kaldırımlarında, birbirine 
büzülerek sokulmuş, korkuyla nefes alır gibi gecekondularında…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;commentbody&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;commentbody&quot;&gt;&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Duyuyorum, sokaklar kendi dilinden başka bir dille 
konuşuyor. Utangaç yüzlerini surlara gömmüş kondular mahzun. Kırık dökük 
suretleri gibi dizilmişler duvar diplerine. Sanki ödünç aldıkları bir hayatı 
yaşıyorlar. Nereden gelmişler, hangi kavmin geride kalan artıkları bunlar, nasıl 
faili meçhul bir yangından sağ kurtulmuşlar? Hayalleri nerede unutulmuş? &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Yaralı bir kente benziyor bedenim, yorgun. Ezeli bir 
sessizliğe bürünmüş gibi taş avlular, sanki eski sahiplerini bekliyor. Hanlar 
sokağında kalabalıklar dalga dalga çoğalıyor. Birden, bir çocuğun yenik 
bakışlarında buluyorum kendimi. Ahhh o gözler! İri mavi gözlerinde yoksunluğun 
diğer adı, buğulu gözler! Baktıkça içinde kaybolup gittiğim gözler. Kalbimin 
gözleri, gelmiş geçmiş bütün kavimlerin gözleri; baktıkça yüreğimde kılıç yarası 
gibi sıcak izler bırakan gözler... Mavi gözlü çocuk s&lt;span class=&quot;commentbody&quot;&gt;ur 
dibinde küçük adımlarla koşuyor. Belki de bir yanında yaralı bir yürek taşıyor. 
Uzatıyorum ellerimi kaçıyor. Körpecik bedeniyle, küçük çarpık bacaklarını 
birbirine vurarak uzaklaşıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span class=&quot;commentbody&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Amida’nın düşlerini arıyorum; Melik 
Ahmet’te, Suriçi’nde, Hançepek’te..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;commentbody&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir kadın! Yüreği yangın yeri, 
bakışları meydan okur gibi, öfkeli ve mağrur. Bu dünyada kaybedecek neyi kalmış? 
Kelimeler, keskin bir bıçak gibi diziliyor dudaklarına, sözleri alaz; Bir gece 
askeran basmış köylerini. Gerisi ateş, gerisi barut, gerisi kan ve zulüm; gerisi 
mezalim… Ansızın bitivermiş hayat. Kim bilir kaç asır tütün ekmiş, kaç evlat 
vermiş o topraklara, kaç mezar bırakmışlar geride. Derelerine, tepelerine, 
taşlarına el sürmüş, ter akıtmışlar; kına yeşili vadilerine, otlarına, 
ağaçlarına yüz sürmüşler. Bir anda haram eylenmiş hayatları. Ne düşleri kalmış 
geride, ne de tutunacak hayalleri. Amida’nın kollarına bırakmışlar bir gece 
hayatlarını…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span class=&quot;commentbody&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Amida’nın düşlerini arıyorum 
surlarında; Keçi Burcu’nda, Mardin Kapı’da, Yedi Kardeşler’de...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kenar semtlerine sığınmış her ev bir yangın, dokunsan her 
insan bir hikaye, kapasan gözlerini her çocuk bir düş. Kime sorsam bu hayatın 
yabancısı. Her cümlede bir kahır, her kelimede bir dert, her seste bir çığlık 
gizli. Nasıl bir kasırgaya kurban hayalleri!? Hangi çelik yüzlü fırtınanın eseri 
bu cehennem!? Kökünden kopararak onları dört yana savuran bu tufan hangi 
tanrının öfkesi!? Meçhul bir yangının savurduğu sığıntılar gibi duruyorlar sur 
diplerinde. Yüzlerinde eksik olmayan bu çığlık çığlığa suretler neyin nesi? 
Neden böylesine avaz avaz bağırıyorlar ama hiç duyulmuyor sesleri. Geçtiğim 
yollarda kalabalık yüzler. Kime baksam Amida’nın hayali, kime seslensem bu 
hayalden bir eser, kime sorsam aynı düşün habercisi.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Amida’nın düşlerini arıyorum. Buzlupınar haşin haşin 
akıyor, havada meşe ağaçlarının buram buram kokusu; dağlarda keklik ve ceylan 
sürüsü..&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Göçer kadın dağ yolunda ağır ağır ilerliyor. Katır 
sırtlarında dünya yükü, avurtları çökmüş, kaşları kara, gözleri çukurunda; 
“Zorluk içindeyiz oğul” diyor, “zorluk içindeyiz”.. Kara gözlerinden bulut bulut 
efkar püskürterek. Onunla gurur duyduğunu söylüyor Amed. Tepeleri karlı beyaz, 
alaca, dağlara dönüyor yüzünü, yürüyor… &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Doruklarında Amida’nın düşleri mi saklı yoksa? Yollar 
kıvrıla kıvrıla akıyor, göçer kadın dolana dolana ilerliyor, dağlar yüksele 
yüksele beyazlanıyor. &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Şimdi kalbim biraz daha suskun, biraz daha yaralı.. Çaresiz 
gözlerimle bakıyorum ardından, öfkeyle önüme düşüyor başım. Sanki başka bir 
ülkenin sokaklarındayım ben, kara gri gölgeleriyle sanki başka bir ülkenin 
sokakları geçiyor üzerimden. Çaresiz kalbim üşüyor. &lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;commentbody&quot;&gt;Amida’nın düşlerini arıyorum; On 
Gözlü Köprüsü’nde, Deliller Hanı’nda, Surp Giragos’ta..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
Kırklar Dağı yaralı, kendi kanını emiyor Dicle. Bıraksan 
belki parsel parsel olacak Hevsel Bahçeleri. Eğilip dokunuyorum toprağa, kanlı, 
yumuşak. Sıksan, cesetler fışkırıyor toprağından cesetler. Kimi sıska, kimi 
şişman, kimi saçlı, saçsız; ince kalın kemikleriyle cesetler. Daracık 
yollarından geçiyorum; eski hanlarından, kervansaraylarından... Havada ağır bir 
hüzün kokusu. Surp Giragos Kilisesi ardına kadar açmış kapılarını bekliyor. Dört 
ayaklı minareden her yana ezan sesleri yayılıyor, çan kulesi ağır ağır 
yükseliyor; ilahiler, çan sesleri birbirine karışıyor. Gidenler yavaş yavaş geri 
dönüyor, birbiriyle barışıyor. Kalbim, bin yıllık kardeşliğe hasret, yürekli bir 
sabırla beklemeye devam ediyor.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
Amida’nın düşlerini arıyorum. Kalbim meydan meydan dolu, 
semt semt kalabalık, ev ev mahşer.&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
Eski yüzlü evlerin kuşkuyla göz kırptığı daracık 
sokaklardan geçiyorum. Ardımda, Hançepek’in kırık bakışları. Yüreğimin 
çengelinde henüz sorulmamış soruların esrarengiz gizi. Birden bire duruyorum! 
Aklımda sur içinde kaybettiğim çocuk; küçük çarpık bacakları, kahverengi 
saçları, derin mavi gözlerinde buğulu, masum bakışları… İşte aradığım bu! İşte 
bana yol gösterecek ışık, işte beni geleceğe taşıyacak cesaret! İşte kalbimdeki 
henüz soğumamış o umut; işte sokak sokak aradığım Amida’nın düşleri…&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=42279&amp;amp;haberBaslik=Amida%E2%80%99n%C4%B1n%20d%C3%BC%C5%9Fleri&amp;amp;action=haber_detay&amp;amp;module=nuce&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #0b5394;&quot;&gt;http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=42279&amp;amp;haberBaslik=Amida%E2%80%99n%C4%B1n%20d%C3%BC%C5%9Fleri&amp;amp;action=haber_detay&amp;amp;module=nuce&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/7082411540054224161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/amidann-dusleri-yusuf-nazm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/7082411540054224161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/7082411540054224161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/amidann-dusleri-yusuf-nazm.html' title='Amida&#39;nın düşleri - Yusuf Nazım'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFFYai87reH1Sda7K-bZwNvoCgNZ4IhAOYWmyEYnPk0Oyx9WY7aXHyBk7giTaD_xMu104qjTjKBB89w6cjsQAU9YFMaeAqJPIT7WbwDXce-7M3HESaBNwAjUdRn0IixqAZzJ0JUkICdd3_/s72-c/Amidan%C4%B1n+d%C3%BC%C5%9Fleri.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3657924008247334129.post-5250753442714601840</id><published>2012-06-20T00:08:00.000-07:00</published><updated>2012-06-20T00:08:42.246-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="halkların kardeşliği"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="halkın hakları mücadelesi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kürt sorunu"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ırkçılık"/><title type='text'>Çözüm Ararken Kürtleri Anlamak…- Mustafa Sönmez</title><content type='html'>Gündemin ilk sırasında yine Kürt sorunu ve “çözüm” için çabalar var. CHP’li iki milletvekilinin , komisyonlar kurulması için Meclis Başkanı &lt;strong&gt;Çiçek&lt;/strong&gt;’e öneri vermeleri ile başlayan süreç &lt;strong&gt;RTE ile Kılıçdaroğlu&lt;/strong&gt;’nun buluşması ile ilerledi ve “çözüm” konusunda iyi niyet ifadelerinin ardından, RTE, CHP’ye, &lt;em&gt;“MHP’yi ikna edin, olmazsa biz bir araya gelebiliriz”&lt;/em&gt; diyerek kapıyı araladı. MHP için, “Kürt sorunu” diye bir şey zaten yok ve bunu bir sorun olarak niteleyenler zaten hıyanet içinde. Dolayısıyla, MHP, bu bahiste el freni.&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEib4A27Xp1y7o73pgIeDJH-l_I2Ol78zeK4KWlRuqIpjfLa4V1FzrFUVQCw6HP8HrG3xG2JFAhUaclwPfkvrXb_yBsNP59qP-vOozWXfYRY3e9fpHK9dmVHyy4viFSDYhZ2ifmlPCyna5RZ/s1600/krizms1.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEib4A27Xp1y7o73pgIeDJH-l_I2Ol78zeK4KWlRuqIpjfLa4V1FzrFUVQCw6HP8HrG3xG2JFAhUaclwPfkvrXb_yBsNP59qP-vOozWXfYRY3e9fpHK9dmVHyy4viFSDYhZ2ifmlPCyna5RZ/s320/krizms1.jpg&quot; width=&quot;258&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Konu “çözüm” olunca, “&lt;strong&gt;Hangi çözüm ?”&lt;/strong&gt; sorusunu tartışmaya geçemeden adımlar ikişer üçer atlanıyor, akla ilk gelen “reformlar” üstünden tartışmaların dehlizlerine dalınıyor.  Kürt siyasetinin aslarından &lt;strong&gt;Leyla Zana’nın&lt;/strong&gt;, “&lt;em&gt;Bu sorunu çözse çözse Erdoğan çözer&lt;/em&gt;” kerametinde bulunması, Kürt mahallesini iyice karıştırdı. Bunca yılı bulan, Kürt halkının kendi gücüyle,  binlerce cana mal olan mücadele ile kazanımlarından hiç dem vurmadan, RTE’ye bahşedilen bu keramet de neyin nesi, diye açık ya da örtük eleştiriler geldi Zana’ya…&lt;br /&gt;
Çözüm, çözüm…Hangi çözüm ? Sorunu doğru tanımlamada, beklentileri doğru okumada mutabakat var mı? Çözüm diye ortaya konan şey &lt;strong&gt;Kürtçeyi seçmeli dersler&lt;/strong&gt; arasına almak mı? Demeçlerden anlıyoruz ki, Kürtçe,  seçmeli ders olarak, yeni eğitim sisteminin ikinci dörtlük diliminde haftada iki saat , “yaşayan diller ve lehçeler” adı altında verilecekmiş. Ama bunun için en az 10-12 kişilik talep gelmesi de gerekiyormuş. Anadilde eğitim mi istiyordunuz , alın size anadil!..Anadiline, &lt;strong&gt;yabancı dil&lt;/strong&gt; muamelesi yapılması hangi Kürdü isyan ettirmez? Daha 18-20 yaşında kendini dağa vurmuş, insanlık dışı şartlarda yaşamayı öğrenmiş, ölmeyi, öldürmeyi göze almış bir Kürt gencine &lt;em&gt;“çözümünüz bulundu, Kürtçe artık seçmeli ders”&lt;/em&gt; müjdesini verdiğinizde, “çözüm”ü sunmuş ve silahı bırakmaya ikna etmiş mi olacaksınız ? Kargalar bile güler buna…&lt;br /&gt;
&lt;a name=&#39;more&#39;&gt;&lt;/a&gt;***&lt;br /&gt;
PKK’sı, BDP’si, DTK’sı ile Kürt siyasi hareketinin, liderleri &lt;strong&gt;Abdullah Öcalan&lt;/strong&gt;’ın formüle ettiği beklentilerini anlamadan, kırmızı çizgilerini anımsamadan bir çözüm çabası içine girmek “&lt;em&gt;nafile namazı kılmak&lt;/em&gt;” gibi bir şey. Kürtler, Kürtçenin, bir yabancı dil gibi seçmeli ders olarak öğretilmesinden değil, isteyen Kürtlere, tüm eğitimin Kürtçe verilmesini istiyorlar. İspanya’da Katalunya bölgesinde Katalanca eğitim veren okullar ne ise, Kuzey Irak’ta Kürtçe eğitim veren okullar ne ise, onu Türkiye’de de istiyorlar bir hak olarak. Bunun pratiği nasıl olur, detayları konuşuruz, diyorlar. Bu beklentinin, talebin yanında &lt;em&gt;“seçmeli ders Kürtçe”&lt;/em&gt;nin esamesi bile okunmaz.&lt;br /&gt;
Başka ne istiyor Kürt siyasi hareketi? Öncelikle, kentlerdeki örgütlenmeleri üstünde KCK operasyonları ile estirilen &lt;strong&gt;politik kıyımın&lt;/strong&gt; sonlandırılmasını istiyorlar. En son Van Belediye Başkanı &lt;strong&gt;Bekir Kaya&lt;/strong&gt;’yı tutuklamaya vardırılan operasyonlardan dolayı mağdur Kürt siyasetçisi, seçmeni, kadrosu &lt;strong&gt;7 bine&lt;/strong&gt; yaklaşmış durumda. Bu, ceza ve tutukevlerinde “terör” başlığıyla tutuklu nüfusun dörtte üçüne varan bir sayı. Silaha külaha bulaşmadan kentte siyaset yapanları terör sanığı olarak aylar,yıllar boyu içeride tutan, bu yolla sindirmeye, yok etmeye çalışan  anlayış terk edilmedikçe, tutuklu  5 Kürt milletvekili  Meclis’e gelemedikçe,  diyalog zemini nasıl yaratılacak?&lt;br /&gt;
***&lt;br /&gt;
Kürt sorunu anadil sorunundan ibaret değil elbette.  Kürt siyaseti, 1990’dan bu yana ayrı bir devlet, federasyon türü hedefleri olmadığını deklare etti. Toprak bütünlüğü içinde bir arada yaşamayı, &lt;strong&gt;tek devlet, tek başkent&lt;/strong&gt; ile bir arada yaşamayı bizzat Öcalan açıkladı. Ama burada ısrarla istenen  tabanın demokratik yönetimine imkan verecek idari reformlar. &lt;strong&gt;“Demokratik özerklik”&lt;/strong&gt; modelinde ifadesini bulan bölgesel yönetime geçiş, Kürt siyasetinin temel taleplerinden.&lt;br /&gt;
Bunu, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi olarak anlamak isteyenler ağırlıkta. CHP, &lt;strong&gt;Avrupa Yerel Yönetim Şartı&lt;/strong&gt;’nın tüm veçheleriyle  çerçeveli uygulamasını Kürt paketinin içinde zikrediyor. Bu yaklaşım, örneğin BDP yönetimince, Kürt siyasetinin beklentilerini karşılamayan, sadece belediyelere belli demokratik pencereler açan iyi niyetli, ancak yetersiz bir öneri olarak  görülüyor. Alternatif olarak önerilen demokratik özerklik ise, sadece &lt;strong&gt;Güneydoğu için değil&lt;/strong&gt;, Türkiye’nin genelinde bir yönetim reformunu öngörüyor. İstanbul’undan Akdeniz’ine, Karadeniz’inden Ege’sine  tüm Türkiye’nin 20 dolayında özerk bölge biçiminde kümelenmesi öneriliyor. Ankara’daki merkezi hükümette, onun bakanlıklarında ve bağlı genel müdürlüklerinde tekelleşen &lt;strong&gt;yetkilerin yerele&lt;/strong&gt; kaydırılması öneriliyor. Merkezin yetkileri ile bölgelerin yetkilerinin Anayasa’da yeniden tanımlanması ve  özerk bölgelerin &lt;strong&gt;yerel parlamentolar&lt;/strong&gt;, yerel hükümetlerle idare edilmesi öngörülüyor.&lt;br /&gt;
Kürt siyaseti, yerinden yönetimin ülkenin demokratikleşmesine, bölgesel eşitsizliklerin azaltılmasına, mağduriyet ve mahrumiyetlerin azaltılmasına yarayacağına inandığı gibi, özerk bölgeleşme ile  tüm etnik, dinsel, cinsel kimliklerin özgürce ifadesi ve yaşatılmasına dönük çözümlerin de bölgelerin kendi içinde üretilebileceğini  vurguluyor.&lt;br /&gt;
Görüldüğü gibi, “terörü bitirelim, çözüme odaklanalım” türü, Leyla Zana’yı bile heyecanlandırıp RTE’de keramet aramaya yönelten söylem seli, kendi başına beklenenleri önüne katıp getirmiyor. Çözüme niyetlenirken, çözüm üretmeye dönük diyalog başlatırken Kürtlere kulak vermek, &lt;strong&gt;“Ne istiyorlar?”&lt;/strong&gt; diye sormak gerek.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Benden bu kadar&lt;/strong&gt;, diye kestirip atmalar, Kürt sorununu çözmeye değil, kendi iç sorunlarınızı çözmeye dönük hamlelerden ibaret kalır ve kimseyi &lt;strong&gt;ilerletmez…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
http://mustafasonmez.net/</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://babilkule.blogspot.com/feeds/5250753442714601840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/cozum-ararken-kurtleri-anlamak-mustafa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/5250753442714601840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3657924008247334129/posts/default/5250753442714601840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://babilkule.blogspot.com/2012/06/cozum-ararken-kurtleri-anlamak-mustafa.html' title='Çözüm Ararken Kürtleri Anlamak…- Mustafa Sönmez'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEib4A27Xp1y7o73pgIeDJH-l_I2Ol78zeK4KWlRuqIpjfLa4V1FzrFUVQCw6HP8HrG3xG2JFAhUaclwPfkvrXb_yBsNP59qP-vOozWXfYRY3e9fpHK9dmVHyy4viFSDYhZ2ifmlPCyna5RZ/s72-c/krizms1.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>