<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
<title>bakman RSS Dizini</title>
<link>http://www.bekirakman.com</link>
<description>En Son Eklenen 10 Hikaye</description>
<language>tr</language>
<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/BakmanRssDizini" /><feedburner:info uri="bakmanrssdizini" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><item><title><![CDATA[Ömür Dediğin Bir Gündür. / 622]]></title><link>http://feedproxy.google.com/~r/BakmanRssDizini/~3/UzBwRyvCSLw/default.asp</link><description>&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pAcfq3gRZEDHhdAT3t5wDSR1LLA/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pAcfq3gRZEDHhdAT3t5wDSR1LLA/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pAcfq3gRZEDHhdAT3t5wDSR1LLA/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pAcfq3gRZEDHhdAT3t5wDSR1LLA/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı.
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, 

&lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, bir de sen kafamı ütüleme!'' derdi. Annem de 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturtmayacaksın babanla?'' diye çıkışır, beni odama gönderirdi. Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama, yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.'' diye bağırmaya devam ederdi. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık'' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim. Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli bir şey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Bak, böyle uslu uslu oyna işte.'' diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.'' diye komşulara anlatıyordu annem halimi. Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem 
''Odanı topla!'' diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum. Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum. Annem odama gelip ''Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım. '' dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktım? &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde.'' dedi. Ben &lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.&amp;#8217; dedim. O &lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.'' dedi. Ben yine &lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.'' dedim. Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: &lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Peki neden bizi küçük çizdin?'' dedi. Heyecanla başladım anlatmaya. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde &lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.'' diyeceğim. Ve bir de bağıracağım &lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar'' diye... &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı. Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi...

&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Farkında Olmalı İnsan... &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Kendisinin, Hayatın, Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı... &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Ömür Dediğin Üç Gün... &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Dün Geldi Geçti... &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Yarın ise Meçhul... &lt;br&gt;&lt;br&gt;
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür... &lt;br&gt;&lt;br&gt;
O Da Bugündür...&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BakmanRssDizini/~4/UzBwRyvCSLw" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.bekirakman.com/default.asp?git=urun&amp;urunid=622</feedburner:origLink></item><item><title><![CDATA[Şapkacının Dedesi / 621]]></title><link>http://feedproxy.google.com/~r/BakmanRssDizini/~3/zHD8qt4B2Eg/default.asp</link><description>&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/WI0zO-dbQZpaRKI-ITpgOA46rsk/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/WI0zO-dbQZpaRKI-ITpgOA46rsk/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/WI0zO-dbQZpaRKI-ITpgOA46rsk/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/WI0zO-dbQZpaRKI-ITpgOA46rsk/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şapka satarak ge&amp;ccedil;inen bir adamın yolu bir g&amp;uuml;n bir ormana d&amp;uuml;şm&amp;uuml;ş.   Adam biraz y&amp;uuml;r&amp;uuml;d&amp;uuml;kten sonra sıcaktan ve yorgunluktan bunalmış, bir ağacın altına oturmuş. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş ve uykuya dalmış. Birka&amp;ccedil; saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmış. Bir de bakmış ki yanındaki sepet bomboş... Şapkalar gitmiş . Kafasını kaldırıp ağaca bakmış, ağacın dallarında bir s&amp;uuml;r&amp;uuml; maymun, her birinin kafasında adamın şapkaları... Adam başlamış d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeye; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
''Ben şimdi ne yapacağım, şapkaları bu maymunlardan nasıl geri alacağım'' diye. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
D&amp;uuml;ş&amp;uuml;nceli bir şekilde kafasını kaşırken bakmış ki, maymunlar da adamın taklidini yapıyor, kafalarını kaşıyorlar. Adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Derken adam ne yapacağını bulmuş, kendi kafasındaki şapkayı &amp;ccedil;ıkarıp yere atmış, maymunlar da şapkaları &amp;ccedil;ıkarıp aşağı atmışlar... Adam b&amp;ouml;ylece b&amp;uuml;t&amp;uuml;n şapkaları geri almış, sepetine koyup yoluna devam etmiş. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aradan 50 yıl ge&amp;ccedil;miş... Artık adamın bir torunu varmış, o da dedesi gibi şapka satıcısı olmuş. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
G&amp;uuml;nlerden bir g&amp;uuml;n onun da yolu aynı ormana d&amp;uuml;şm&amp;uuml;ş. Hava yine &amp;ccedil;ok sıcakmış ve gen&amp;ccedil; adam bir ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini yanına koymuş ve uykuya dalmış... Bir saat sonra uyanmış, bir de bakmış ki sepetin i&amp;ccedil;inde şapkalar yok... Derken tuhaf sesler duymuş, bir de kafasını kaldırmış ki ağacın &amp;uuml;st&amp;uuml;nde bir s&amp;uuml;r&amp;uuml; maymun, hepsinin kafasında birer şapka. D&amp;uuml;ş&amp;uuml;nm&amp;uuml;ş... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
''Dedem yıllar once bana bir hikaye anlatmıştı... ne yapacağımı &amp;ccedil;ok iyi biliyorum...'' demiş. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Adam kafasını kaşımaya başlamış, maymunlar da aynısını yapmışlar... Adam ellerini havaya kaldırmış,maymunlar da .. Ve adam g&amp;uuml;l&amp;uuml;mseyerek kendi başındaki şapkayı &amp;ccedil;ıkarmış yere atmış... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O anda ağa&amp;ccedil;taki maymunlardan biri yere inmiş, adamın yere attığı şapkayı kapmış, adama da bir tokat atmış ve ş&amp;ouml;yle demiş: &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
''Sadece senin mi deden var lan şerefsiz !''&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BakmanRssDizini/~4/zHD8qt4B2Eg" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.bekirakman.com/default.asp?git=urun&amp;urunid=621</feedburner:origLink></item><item><title><![CDATA[Londra İmamı / 620]]></title><link>http://feedproxy.google.com/~r/BakmanRssDizini/~3/--5MT71wV8E/default.asp</link><description>&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/T5XxTLV9n8MQhK_20leIwL4fyDk/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/T5XxTLV9n8MQhK_20leIwL4fyDk/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/T5XxTLV9n8MQhK_20leIwL4fyDk/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/T5XxTLV9n8MQhK_20leIwL4fyDk/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Londra''daki caminin yeni imamı şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş.&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 kuruş fazla vermiş. İmam yanlışlığı oturunca, parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünmüş 20 kuruşu geri versem mi şoföre?... Ama içinden bir ses diyormuş ki çok küçük bir para ve şoförün zaten umurunda da değil. Otobüs şirketine 20 kuruş ne fark eder?. Bu parayı Allahtan gelen bir hediye gibi... Düşünebilirim&lt;br&gt;&lt;br&gt;
İneceği durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : paranın üstünü fazla verdiniz.
Şoför gülümsemiş ve demiş ki : Siz camiinin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, İslam&amp;#8217;ı öğrenmek için ve bilerek size fazla para verdim nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
İmam inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmışçasına bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış, gözlerinden yaşlar dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki: &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Allah&amp;#8217;ım az daha İslam&amp;#8217;ı 20 kuruşa satıyordum! 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Bizler bu fıkrayı, dini - siyasete, siyaseti- ticarete dönüştürenlere ibret olsun diye yayımlıyoruz.&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BakmanRssDizini/~4/--5MT71wV8E" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.bekirakman.com/default.asp?git=urun&amp;urunid=620</feedburner:origLink></item><item><title><![CDATA[9 Ay Sonra / 619]]></title><link>http://feedproxy.google.com/~r/BakmanRssDizini/~3/012uLkk_T3k/default.asp</link><description>&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/O3QE_B5Fa1S7nN1qxdYv_hOLHh8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/O3QE_B5Fa1S7nN1qxdYv_hOLHh8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/O3QE_B5Fa1S7nN1qxdYv_hOLHh8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/O3QE_B5Fa1S7nN1qxdYv_hOLHh8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Çocukluktan beri arkadaş olan Murat ve Şahin bir kış mevsiminde, hafta sonu kayak yapmak için bir otele rezervasyon yaptırırlar ve malzemelerini Murat&amp;#8217;ın kamyonetine yükleyip kuzeydeki bir dağa doğru yola çıkarlar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Araçta birkaç saat yol aldıktan sonra çok kötü bir kar fırtınasına yakalanırlar ve en yakındaki bir çiftliğe yetişip yardım istemek için kapıyı çalarlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Kapıyı çok hoş ve güzel bir bayan açar.  Durumu bayana anlatıp geceyi orada geçirip geçiremeyceklerini sorarlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Bayan;  &amp;#8220;Hava şartlarının çok kötü olduğunun farkındayım ve bu kocaman malikane ve çiftliğe sahibim, ama çok yakın bir geçmişte eşimden boşandım ve yalnız yaşıyorum.  Şayet sizi evime alırsam, komşular yanlış düşünüp dedikodu yapmaya başlarlar&amp;#8221;  deyip özür diler. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Murat;  &amp;#8220;Endişelenmeyin lütfen hanımefendi, biz şu evin yanındaki ahırınızı da kullanabiliriz.  Ahırda da uyuyabiliriz ve hava biraz yumuşayınca sabahın çok erken saatlerinde hemen gideriz&amp;#8221; der. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Güzel bayan razı olur ve iki arkadaş ahıra girip geceyi orada geçirebilmek için hazırlıklarını bitirip yatarlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Sabah olduğunda hava sakinleşmiştir ve iki arkadaş yola çıkarlar.  Kayak yaparak harika bir hafta sonu geçirirler. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Lakin, takriben 9 ay sonra, Murat&amp;#8217;a bir avukattan hiç beklenmedik yazılı ve resmi bir tebligat gelir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Murat ilk başta biraz şaşırmıştır.  Lakin tebligatı dikkatlice okuduktan sonra, gelen yazının, 9 ay önce arkadaşı Şahin ile birlikte kayak yapmak için hafta sonu kayak merkezine giderken tanıştıkları o güzel bayanın avukatından olduğunu anlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Murat hemen arkadaşı Şahin&amp;#8217;e uğrar ve;  &amp;#8220;Şahin, yaklaşık 9 ay önce kayak yapmaya giderken ahırında kaldığımız o varlıklı, boşanmış ve güzel bayanı hatırlıyor musun?&amp;#8221;  diye sorar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
&amp;#8220;Evet, tabi ki hatırlıyorum&amp;#8221;  der Şahin. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
&amp;#8220;Pekiii, geceyarısı ahırda uyuyorken kalkıp bayanın evini ziyaret edip kendisiyle görüştün mü?&amp;#8221;  diye sorar Murat. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
&amp;#8220;Iııhhh.... evet, maalesef itiraf etmem gerekir ki yaptım&amp;#8221;  der Şahin, yakayı ele vermiş olmanın verdiği utanç ile. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
&amp;#8220;Pekala, bana dürüst bir cevap ver lütfen.  Bayanla birlikte oldun mu&amp;#8221;  diye sorar Murat. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Şahin artık kıpkırmızı olmuştur ve nerdeyse fısıldıyarak;  &amp;#8220;Eveett...&amp;#8221;  der. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Murat;  &amp;#8220;Yine dürüst bir cevap istiyorum, bayana kendi adın yerine benim adımı verdin mi?&amp;#8221;  diye sorar tekrar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Şahin&amp;#8217;in yüzü artık bir pancar kadar kırmızı olmuştur;  &amp;#8220;Bak dostum, çok özür diliyorum ve korkarım ki senin adını verdim, evet&amp;#8221;  der. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Şahin titriyerek, korku ve panik içinde;  &amp;#8220;Neden sordun ki?&amp;#8221;  diye mırıldanır. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Murat yanıtını verir;  &amp;#8220;Çünkü kadın ölmüş ve tüm malvarlığını bana bırakmış&amp;#8221;... &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Sizler, öykünün başka türlü biteceğini bekliyordunuz, değil mi?&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BakmanRssDizini/~4/012uLkk_T3k" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.bekirakman.com/default.asp?git=urun&amp;urunid=619</feedburner:origLink></item><item><title><![CDATA[Gençlik Aşkı / 617]]></title><link>http://feedproxy.google.com/~r/BakmanRssDizini/~3/JsgX16wopbk/default.asp</link><description>&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/u8-ItTwYexhEenxtKRIa8TGwTyc/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/u8-ItTwYexhEenxtKRIa8TGwTyc/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/u8-ItTwYexhEenxtKRIa8TGwTyc/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/u8-ItTwYexhEenxtKRIa8TGwTyc/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece. O kadar yakındılar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler. Kız gülümsedi. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı. Bekli de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba. Bir defa daha gülümsedi. Manidar. anladım der gibi bir gülümseyişti bu. &lt;br&gt;&lt;br&gt; 
Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu. Dahası. Ankara Koleji&amp;#8217;nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.  kız bu defa, iyice gülmüştü. Karsısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana acildi. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı bos değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu. O zamanlar, bu isler böyle oluyordu çünkü. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Kaptan tabi dedi. bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Mutluluk iste bu olmalı diye duşundu delikanlı. Mutluluk iste bu. Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Konser günü de hiç ama hiç unutmadı. O ne heyecandı öyle. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar. El sıkıştılar. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı. Kaptan, salona girdiklerinde,ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
İnanamıyordu delikanlı. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken (o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya) o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde. Ama uzatamıyordu işte elini. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu. Kızın omzuna değil. Koltuğun üzerine. Sonra kız arkaya yaslandı. Bir kaç sac teli, delikanlının elinin üzerine dokundu. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Konserden çıkarken, kız, şakalaştı. sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse. Yarın Adana&amp;#8217;da maçımız var. Gözlerimiz sizi arayacak. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü. Cebinde onu otobüsle Adana&amp;#8217;ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Gece yarısı kalkan otobüse bindi. Sabah erkenden Adana&amp;#8217;ya indi. Mac saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en on sıraya tam servis kösesine en yakın yere oturdu. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Mac falan değildi sebep tabii. İlk sette kız farkında bile değildi onun. Nerden olsundu ki. İkinci sette obur tarafa gittiler. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı. Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Ankara&amp;#8217;nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu. Mac bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan. Konuşmaya gelmemişti ki. Kız keşke orada olsaydın demişti. O da olmuştu iste. Hepsi o. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında. &lt;br&gt;&lt;br&gt; 
Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Bembeyaz bir karta yazdı o dört satiri. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için. Kızın karsıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. Bu sana diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan. Kız, Necip Fazıl&amp;#8217;ın dört satirini okurken. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 
 
Ne hasta beklerdi sabahı &lt;br&gt;
Ve ne genç ölüyü mezar &lt;br&gt;
Ne de şeytan bir günahı&lt;br&gt;
Seni beklediğim kadar!. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene. Kız karşıdan geliyordu. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya. Gözlerine inanamadı genç adam. Onu yanına mi çağırıyordu yoksa. Evet, çağırıyordu iste. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Sana bir şeyler söylemek istiyorum dedi kız. Oda heyecanlıydı, belli. Bak iyi dinle. Dünkü satırlar için çok teşekkürler. Herhalde hissettin, bende senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondanda hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma. Ve de su anda, onu terk etmem için bir sebep yok. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni dedi, delikanlı ikiletmeden. Ayrıldı kızın yanından. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan. Bir daha onu hiç görmeden. Yıllarca sonra Levent&amp;#8217;in söyleyeceği şarkıda ki Sezen&amp;#8217;in sözlerini o, o zaman biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi. Ama bekledi. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. &lt;br&gt;&lt;br&gt; 
Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu. İki dörtlüktü şiir. İlki kıza verdiği. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı. Cebine koydu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu. Okullar kapandı, açıldı. Aylar, aylar geçti. Bir gün delikanlı kızı aniden karsısında gördü. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Günlerdir seni arıyorum dedi. Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber. Artık hayatımda hiç kimse yok!. Yaa dedi delikanlı. Yaa dedi sadece. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı. Yaaa!. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza. Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün dedi. Bu da sonu onun. Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 
Geçti istemem gelmeni&lt;br&gt;
Yokluğunda buldum seni. &lt;br&gt;
Bırak vehmimde gölgeni&lt;br&gt;
Gelme artık neye yarar!. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 
 
 
Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını?. Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yasayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı. O sevgilinin kendisi bile. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?. 
Ya da. Ya da. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba? &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hala bilmiyor. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum. Çünkü, delikanlı, bendim!&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BakmanRssDizini/~4/JsgX16wopbk" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.bekirakman.com/default.asp?git=urun&amp;urunid=617</feedburner:origLink></item><item><title><![CDATA[Bardak Hesabı / 616]]></title><link>http://feedproxy.google.com/~r/BakmanRssDizini/~3/vqpgYZrGIT0/default.asp</link><description>&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/H32DeUWDp_3HPgqfnQrnS94ZUcU/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/H32DeUWDp_3HPgqfnQrnS94ZUcU/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/H32DeUWDp_3HPgqfnQrnS94ZUcU/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/H32DeUWDp_3HPgqfnQrnS94ZUcU/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Bir Amerikali bir İngiliz ve bir
Iraklı kahvede oturmuş çay içiyorlar.
&lt;br&gt;&lt;br&gt;

Amerikalı Çayını bitirince bardağı havaya firlatmış silahını 
çıkarıp bardağa ateş edip parçalamış: 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;

''Bizde bardaklar o kadar ucuzdur ki biz Amerika''da aynı bardakla iki kere çay içmeyiz''
&lt;br&gt;&lt;br&gt;

Ingiliz de bunun uzerine cayını bitirip bardağı havaya firlatmış 
ve ateş ederek bardagğı parçalamış: 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;

''Bizim Ingiliz kumsallarında bardak yapacak cam icin o kadar çok
kumsal vardır ki aynı bardakla iki kere çay icmeyiz''
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Bunun üzerine Iraklı da cayını bitirmiş bardağı havaya firlatmış 
silahını çekip Amerikalı ve İngilizi vurup öldürmüş...
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
''Bagdat''ta bu İngiliz ve Amerikalılardan o kadar cok var ki biz
aynı adamlarla oturup iki kere cay içmeyiz...'':).

.&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BakmanRssDizini/~4/vqpgYZrGIT0" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.bekirakman.com/default.asp?git=urun&amp;urunid=616</feedburner:origLink></item><item><title><![CDATA[Mırrr... / 615]]></title><link>http://feedproxy.google.com/~r/BakmanRssDizini/~3/nTxzcT0pfS4/default.asp</link><description>&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/dJxsy3sOzWoV2wgrwj1KITbYWWE/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/dJxsy3sOzWoV2wgrwj1KITbYWWE/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/dJxsy3sOzWoV2wgrwj1KITbYWWE/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/dJxsy3sOzWoV2wgrwj1KITbYWWE/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Aralarındaki anlaşma şuydu;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kavga ettikleri zaman kim kendini haksız görürse, ötekini arayacak ve kedi diliyle konuşacaktı.Yani ona Mırr diyecek ve barışacaklardı.Birbirlerini çok seviyorlardı.Her seven gibi ara sıra münakaşaları, gerginlikleri oluyordu.Ama her defasında bu Mırrlama harikulade bir maymuncuk gibi bütün gerginlikleri açıyor, işler yoluna giriyordu.Evliliklerinin altın parolası buydu.Küçük bir kedi Mırrlaması. Kendi deyişleriyle, Böylece aralarındaki gerginlik yumuşatılıyor, normal hayata dönüyorlardı. Bu aslında, Senin çabanı takdir ediyorum anlamına geliyordu. Öteki için de Özrünü kabul ediyorum. Bu anlaşmanın tek şartı vardı. İkisinden birisi mutlaka Mırr diyecekti. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Sonra bir gün ilginç bir şey oldu. Yine bir gerginlik günüydü. Arada negatif rüzgárlar esmiş, gergin elektrikler gidip gelmişti. Hafiften bir küskünlük yani. Herkes kendi yoluna gitmişti. Durumu düzeltmek için, ikisinden birinin ötekini arayıp Mırr demesi gerekiyordu. Ama bunu kim diyecekti? &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kadın, düşündü. Derinlemesine düşündü. Tarafsız olmaya çalıştı. Sonunda kararını verdi. Kabahatli kendisiydi ve onun telefonu açıp Mırr demesi gerekiyordu. Statüsü şuymuş, buymuş hiç umurunda değildi. Kadınlık gururuymuş, erkeğin alttan alması gerekirmiş gibi, kıymeti kendinden menkul psikolojik kanunların hiçbirine sığınmadı. Eli telefona gitti ve numaraları çevirdi. O daha telefon açılıp karşıdan Alo sesi gelmeden, parolayı verdi: &lt;br&gt;&lt;br&gt;Mırrr... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hayret. Karşıdan soluk sesi bile gelmedi. Bunun üzerine tekrarladı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Mırrr... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Yine ses yok. Oysa o, bir Mırr değil, iki, üç, hatta beş Mırr sesi bekliyordu. Kendi kendine derin bir iç muhasebeye girişti. Acaba onu gerçekten bu kadar çok mu kırmıştı? Gerçekten bu kadar ağır sözler mi söylemişti? Artık geri dönüş yok muydu? İşte tam bu muhasebenin ortasında, ahizenin öteki tarafından, çok cılız bir ses geldi: &lt;br&gt;&lt;br&gt;Mırr... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ses çok ama çok cılızdı. Hatta o günün teknik imkánlarında, telefonun zırıltısı bile o Mıırrdan daha kuvvetliydi. Gerçek bir Mırr mı yoksa zoraki  mi? Sorunun gerçek cevabını akşam evde öğrenecekti. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Erkek, Türkiye&amp;#8217;nin en büyük, en efsane şirketinin başındaydı. Çok önemli bir toplantıdaydı. Etrafı şirketin en baba isimleriyle doluydu. Sekreterine, Telefonda kimseyi bağlamayın talimatı vermişti. İşte telefon böyle bir ortamdaydı. Sekreter, ürkek bir sesle, Ama efendim, arayan Hanımefendi diyordu. Ahizeyi eline aldı ve gelen sesi duydu: &lt;br&gt;&lt;br&gt;Mırr... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Etrafına baktı. Şirketin bütün büyük müdürleri kendine bakıyordu. Bir tarafta dünyalar kadar sevdiği karısı. Öteki tarafta kendisi kadar sevdiği karizması. Bir saniye bile düşünmedi. Telefonu ağzına yapıştırdı ve ancak onun duyabileceği bir sesle Mırrr diye fısıldadı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Olayın gerisini akşam evde karısına anlattı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kocasını arayan kadın Suna Kıraç&amp;#8217;tı. Koç topluluğunun en efsanevi isimlerinden biri. Vehbi Koç&amp;#8217;un kızı. Aradığı kişi kocası İnan Kıraç&amp;#8217;tı. Koç Grubu&amp;#8217;nun en üst düzey yöneticisi. Suna Kıraç yıllar sonra şunu söyleyecekti: &lt;br&gt;&lt;br&gt;Her çiftin gündelik yaşamda kendilerine özgü bir dilinin olduğuna inanırım. &lt;br&gt;&lt;br&gt; Suna KIRAÇ&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BakmanRssDizini/~4/nTxzcT0pfS4" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.bekirakman.com/default.asp?git=urun&amp;urunid=615</feedburner:origLink></item><item><title><![CDATA[Papaz ile Zangoc / 614]]></title><link>http://feedproxy.google.com/~r/BakmanRssDizini/~3/ILkEx7DiFgc/default.asp</link><description>&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/HC0jyHv-cELAuuwffAFNIVoCafA/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/HC0jyHv-cELAuuwffAFNIVoCafA/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/HC0jyHv-cELAuuwffAFNIVoCafA/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/HC0jyHv-cELAuuwffAFNIVoCafA/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Kilisenin papazı zangocun karısına kötü gözle bakmaya başlar. Zangoç fark  eder ama bir şey elinden gelmez. Papaz işi biraz ileri götürünce, zangoç dayanamaz ve papazın değerli şaraplarını içmeye başlar.
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 Papaz bakar şaraplar eksiliyor, takip eder ve zangoçun yaptığını öğrenir.
 &lt;br&gt;&lt;br&gt; 
 Seslenir..
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 - Zangoç efendi, uzun zamandır günah çıkartmıyorsun,
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 (Zangoç kalsın ben almayım diyemez.)
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 - Doğrudur sayın peder işler işte der.
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 Papaz:
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 - olmaz öyle, geç bakalım kafese.
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 Papaz sorar:
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
  - Papazın şaraplarını kim içoor?
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
  - Duyulmoor.
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
  - Yahu nasıl duyulmaz?
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
  - Duyulmoor işte.
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 Papaz daha yüksek sesle:
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
  - Zangoç papazın şarapları kim içooor.
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
  - Duyulmooor.
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
  - Nasıl duyulmaz aramızda bir karış yok.
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
  - Buradan duyulmoor işte
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
  - Peki yer değiştirelim sen seslen birde bakalım.
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
 Zangoç ve papaz yer değiştirirler. Zangoç ses denemesi için sorar:
 &lt;br&gt;&lt;br&gt;
  - Papaz efendi Zangocun karısını kim götüroor?&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BakmanRssDizini/~4/ILkEx7DiFgc" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.bekirakman.com/default.asp?git=urun&amp;urunid=614</feedburner:origLink></item><item><title><![CDATA[Temel ve Trafik polisi / 613]]></title><link>http://feedproxy.google.com/~r/BakmanRssDizini/~3/_tMjMhbE-c8/default.asp</link><description>&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/t2sKj33YE_f5P36OSdUOjVahJ_o/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/t2sKj33YE_f5P36OSdUOjVahJ_o/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/t2sKj33YE_f5P36OSdUOjVahJ_o/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/t2sKj33YE_f5P36OSdUOjVahJ_o/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Trafik polisi Temel''in kullandığı aracı durdurur ve gülerek müjde verir :
- Sizi tebrik ederim beyefendi bugünkü kontrollerimizde emniyet kemeri takan tek sürücü sizsiniz bu yüzden size 500 lira ödül vereceğiz. Bu parayla ne yapmayı düşünüyorsunuz? &lt;br&gt;Temel cevap vermiş :
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
- Hemen cidip bir ehliyet alacağum...
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Polis, ne senin ehliyetin yok mu, demeye kalmadan yandan Fadime söze girmiş :
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
- Siz ona bakmayin memur bey içince hep boyle sapitiy.
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Polis iyice sinirlenmeye başlamış, tam bu sırada arka koltukta oturan Dursun atlamış :
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
- Ula ben size demedum mi çaluntu arabayla yola çikmayalum, başumuza bir iş celur diye. Trafik polisi iyice zıvanadan çıkmak üzereymiş ki bagajdan İdris''in sesi gelmiş :
&lt;br&gt;&lt;br&gt;
- Ne oldu da, hududi geçtuk mi?&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BakmanRssDizini/~4/_tMjMhbE-c8" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.bekirakman.com/default.asp?git=urun&amp;urunid=613</feedburner:origLink></item><item><title><![CDATA[Müşteri her zaman haklı mı? / 612]]></title><link>http://feedproxy.google.com/~r/BakmanRssDizini/~3/I1jDVhd5K7U/default.asp</link><description>&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/iu0IbsAKM2qbgXsO4uaBoX9wUNE/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/iu0IbsAKM2qbgXsO4uaBoX9wUNE/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/iu0IbsAKM2qbgXsO4uaBoX9wUNE/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/iu0IbsAKM2qbgXsO4uaBoX9wUNE/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Tüketici hakları konusunda Müşteri her zaman haklı mı? sorusunu irdelerken çeşitli ülkelerdeki mahkemelik olayları araştırmışlar ve buldukları belgelerden birisi. Olay gerçek... WorldPerfec (Bilmeyenler için yazıyorum, bilgisayar, elektrikli daktilo gibi aletler için program yapımcısı)... Bu Şirketin müşteriye yardım hattında banda alınmış bir telefon konuşmasını okuyacaksınız. Bu konuşma sonrası WorldPerfect görevlisi işinden kovuluyor. Kovulan görevli WorldPerfect''i kendisini Gerekçesiz işten çıkardığı için mahkemeye veriyor. İşte bu konuşmanın deşifresi. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-WorldPerfect yardım hattı, buyrun, nasıl yardımcı olabilirim. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-WorldPerfect`te bir sorun oldu. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Nasıl bir sorun? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Gitti mi? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Yokoldu! 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Ekranda şu anda ne görüyorsunuz? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Hiç bir şey. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Hiç bir şey mi? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Hala WorldPerfect programında mısınız yoksa programdan çıktınız mı? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Bunu nereden bileyim. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Ekranda bir C harfi görüyormusunuz? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Bir hece mi.. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Boşverin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mı? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Söyledim ya hiç bir sey yazmıyor. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Monitör üstünde yanan bir lamba var mi? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Monitor ne? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Ekranı olan yer, televizyon gibi... Çalıştığınızı gösteren küçük bir lamba var mı? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Bilmiyorum. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Monitorün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Evet. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlımı bana söyleyin. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Bağlı. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Harika. Monitorün arkasına bakınca bağlı olan tek kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Görmedim. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı olması lazım. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Evet buldum. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Tamam, şimdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı diye bakın. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Kabloya ulaşamıyorum. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Olmuyor. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Bir seyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına baksanız... 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için bakamıyorum. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Karanlık? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Ofisin ışıklarını yakın. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Yanmaz. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Neden? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Elektrikler kesik. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Elektrikler mi kesik. Tanrım..! (kısa bir sessizlik) Bilgisayarın kutusu, kitapları her şeyi duruyor mu? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Evet dolapta. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Şimdi bilgisayarı sökün, aynen aldığınızdaki gibi paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin. 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Durum bu kadar kötü mü? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Korkarım öyle! 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Peki tamam. Onlara ne diyeceğim? 
&lt;br&gt;&lt;br&gt;-Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım diyeceksiniz...&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BakmanRssDizini/~4/I1jDVhd5K7U" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.bekirakman.com/default.asp?git=urun&amp;urunid=612</feedburner:origLink></item>
</channel>
</rss>

