<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" gd:etag="W/&quot;A0AEQ3Y8cCp7ImA9WhRaFE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853</id><updated>2012-02-17T00:01:42.878+02:00</updated><category term="Tıkladım" /><category term="İzledim" /><category term="Yayınladım" /><category term="Okudum" /><category term="Gittim" /><category term="Dinledim" /><category term="Yazdım" /><title>Ben Bunu Yaptım</title><subtitle type="html">Yapmak yetmez, paylaşmak gerek dedim... Evet.</subtitle><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/" /><link rel="next" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false&amp;v=2" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>144</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/atom+xml" href="http://feeds.feedburner.com/BenBunuYaptm" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="benbunuyaptm" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:emailServiceId xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">BenBunuYaptm</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><entry gd:etag="W/&quot;CE4FSHY6eip7ImA9WhRQF0U.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-9186164686028132486</id><published>2011-12-02T16:39:00.002+02:00</published><updated>2011-12-13T15:28:39.812+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-13T15:28:39.812+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Okudum" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dinledim" /><title>Benim Dengemi Bozmayınız...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-kGyRx1sPoGQ/TtjinLCh6zI/AAAAAAAABP0/GKTqzKo8tvU/s1600/denge.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="282" src="http://4.bp.blogspot.com/-kGyRx1sPoGQ/TtjinLCh6zI/AAAAAAAABP0/GKTqzKo8tvU/s400/denge.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 11pt;"&gt;“Tel cambazının tel üstünde durumunu anlatır şiirdir.” - Turgut Uyar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 11pt;"&gt;sizin alınız al, inandım&lt;br /&gt;
morunuz mor, inandım&lt;br /&gt;
tanrınız büyük, amenna&lt;br /&gt;
şiiriniz adamakıllı şiir&lt;br /&gt;
dumanı da caba&lt;br /&gt;
ama sizin adınız ne&lt;br /&gt;
benim dengemi bozmayınız...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bütün ağaçlarla uyuşmuşum&lt;br /&gt;
kalabalık ha olmuş ha olmamış&lt;br /&gt;
sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum&lt;br /&gt;
ama ağaçlar şöyleymiş&lt;br /&gt;
ama sokaklar böyleymiş&lt;br /&gt;
ama sizin adınız ne&lt;br /&gt;
benim dengemi bozmayınız...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
aşkım da değişebilir gerçeklerim de&lt;br /&gt;
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı&lt;br /&gt;
yan gelmişim diz boyu sulara&lt;br /&gt;
&lt;b&gt; hepinize iyi niyetle gülümsüyorum&lt;br /&gt;
hiçbirinizle dövüşemem&lt;br /&gt;
siz ne derseniz deyiniz&lt;br /&gt;
benim bir gizli bildiğim var&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
sizin alınız al, inandım&lt;br /&gt;
sizin morunuz mor, inandım&lt;br /&gt;
ben tam dünyaya göre&lt;br /&gt;
ben tam kendime göre&lt;br /&gt;
ama sizin adınız ne&lt;br /&gt;
benim dengemi bozmayınız...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/7kBpF3DGos4?rel=0" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-9186164686028132486?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/u8fnp67mgOnXNewZqQEKq9oZ6HY/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/u8fnp67mgOnXNewZqQEKq9oZ6HY/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/u8fnp67mgOnXNewZqQEKq9oZ6HY/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/u8fnp67mgOnXNewZqQEKq9oZ6HY/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/9186164686028132486?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/9186164686028132486?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/12/benim-dengemi-bozmaynz.html" title="Benim Dengemi Bozmayınız..." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-kGyRx1sPoGQ/TtjinLCh6zI/AAAAAAAABP0/GKTqzKo8tvU/s72-c/denge.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUIEQXo_eyp7ImA9WhRREEo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-1354663994624323820</id><published>2011-11-23T21:45:00.001+02:00</published><updated>2011-11-23T21:45:00.443+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-11-23T21:45:00.443+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><title>Şafak Kartı!</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;(Bedelli askerliğin kabul edilmesi sebebiyle gündeme gelen konular üzerine; yaptığım uzun dönem askerlik sürecinde kaleme alınmış bir "askerlik" yazısı...)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-oH_Q7DFoCuc/Tsy4YkzbMqI/AAAAAAAABPs/eWsN7mgT5q4/s1600/Asker_.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="290" src="http://1.bp.blogspot.com/-oH_Q7DFoCuc/Tsy4YkzbMqI/AAAAAAAABPs/eWsN7mgT5q4/s400/Asker_.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
her şey, o saçma sapan "şafak kartları"ndan bir tanesini eline alıp da rakamların neresinde olduğunu bulmaya çalışmakla başlıyormuş aslında, tam da bitmeye en yakınlaştığın anlarda yani...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
zamanında birbirinize iletirken bolca eğlendiğiniz e-postalardaki insanlar gibi süzüyormuşsun o kartın üzerindeki mankenleri, neredeyse silahın ucuna bir çiçek takıp fotoğraf çektirecek kıvama geliyormuşsun nasıl ve ne ara olduğunu anlayamadan,&lt;br /&gt;
yani aslında seni o kadar kendinden uzaklaştırıyorlarmış sen farkına bile varmadan...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
yıllar boyunca mücadele ediyormuşsun, hayata bir yerlerinden tutunmaya çabalıyormuşsun. kah tökezleyip, kah dibe vurup, kah kamburlaşmış adımlarınla ayağa kalkma uğraşında bir yol tutturup nefes almaya başlamışken, “gelsene sen buraya biraz” diyorlarmış. bedenlere yapıştırılmaya çabalanan yaftalara inat, vatanını en az onlar kadar sevdiğin için eyvallah çekiyor, gönülsüz yanının üstüne bir örtü kapatıp sana biçilen vazifeye yol alıyormuşsun. genelde tutmuyormuş zaten hesaplar, sen de hayat boyunca tüm öğrendiklerini unutacağın, bildiklerini yalanlayacağın gri bir sabaha uyanıyormuşsun.&lt;br /&gt;
şaşkınlıkla ve alışma çabasıyla geride bıraktığın ilk akıcı günlerin ardından gerçekler suratına çarpmaya başlıyormuş. senden yetersizlere hesap vermeye, senden bilgisizlerden öğrenmeye, senden yalancılara dost demeye mecbur bırakılıyormuşsun. yaşam standartlarının sana öğrettiği medeniyet sınırlarında mücadele etmeye kalkışıyormuşsun, postalın yorgunlaştırdığı ayakların ilk adımı attığında anlamakta zorlandığın bir lisanla durmanı istiyorlarmış.&lt;br /&gt;
hayatın boyunca dünyada iyiler kadar kötüler, kötüler kadar iyiler olduğuna şartlanmanı sağlayan matematiğin şaşıyor, eşitlik bozuluyormuş. hayata hep pozitif yanından bakmayı öğrettiğin içindeki uzun ömürlü çocuk kendini yalanlıyormuş. yetki verilmiş yetersizler, hayat dolu insanların gülücüklerini çalıyormuş, sana kıyıda köşede yakaladığın “eh işte”lerden bir parça umut kalıyormuş. sen başın önde, sana çizilen mecburi istikamette gönülsüz adımlar atarken, geride kalan yıllardan biriktirdiğin yaşanmışlıklar birer birer parçalanıyormuş, sen ise her adımda biraz daha eksik kalıyor, biraz daha “yaşlanıyormuşsun”; çünkü ne sen onların kalıplarına uyabiliyormuşsun, ne de onlar senin dünyana bir adım atabiliyormuş...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
tam da bir zamanlar olanca heyecanınla uğruna mücadele ettiğin yaşama sevincinin ışığı iyice loşlaşmışken, işte o saçma sapan şafak kartlarından bir tanesini tutuşturuyorlarmış eline. üzerinde en ağdalılarından vatan hasreti cümleleri, bitenle kalanın hesabını yaparken buluyormuşsun kendini. içindeki tutkuyu köreltenler kadar çok biten karelerin arasından göz kırpıyormuş azaldıkça aydınlanan kareler...&lt;br /&gt;
içinden mermi kovanlarıyla yere yazı yazmak, komando bereleriyle poz yapmak, tankların tepesine çıkmak geçmeye başlıyormuş. umut dolu yaşamından araklanan koca koca takvim yapraklarını görmezden gelip, hasret kaldığın dünyadan bir yeni sayfa açıyormuşsun kendine. göz kırpıyormuşsun içinde onlardan sakladığın hayat kırıntılarına, ne kadar çabalasalar da bulamadıkları umutlarına.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kocaman bir çizik atıyormuşsun o aptal üç rakamlı şafak kartına...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
hem zaten, aslında her şey, o saçma sapan “şafak kartları”ndan bir tanesini eline alıp da rakamların neresinde olduğunu bulmaya çalışmakla başlıyormuş, tam da bitmeye en yakınlaştığın anlarda yani...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
çünkü hiçbirşey, hayatın uzaktan duyulan kısık sesi kadar umut vermiyormuş insana,&lt;br /&gt;
ve içine bir defa düşmeyegören umudu almaya da kimsenin emir cümleleri yetmiyormuş!...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-1354663994624323820?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/OomfRO_bIQNehRzC89DiJQX36kI/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/OomfRO_bIQNehRzC89DiJQX36kI/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/OomfRO_bIQNehRzC89DiJQX36kI/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/OomfRO_bIQNehRzC89DiJQX36kI/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/1354663994624323820?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/1354663994624323820?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/11/safak-kart.html" title="Şafak Kartı!" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-oH_Q7DFoCuc/Tsy4YkzbMqI/AAAAAAAABPs/eWsN7mgT5q4/s72-c/Asker_.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0MCSX86eCp7ImA9WhRREE0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-8705146743261601764</id><published>2011-11-23T01:31:00.002+02:00</published><updated>2011-11-23T01:44:28.110+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-11-23T01:44:28.110+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dinledim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Gittim" /><title>Alev ve Yağmur</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;(Bu yazıyı Adele - Set Fire to the Rain eşliğinde ya da sonrasında okumanızı öneririm.)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-sCb-aLMmrxs/TswwGyfI19I/AAAAAAAABPk/EHCAk4B5fgc/s1600/Westminster1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="262" src="http://2.bp.blogspot.com/-sCb-aLMmrxs/TswwGyfI19I/AAAAAAAABPk/EHCAk4B5fgc/s400/Westminster1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Griliğiyle, solgunluğuyla ve yağmurlarıyla meşhur o şehrin sokaklarında sakin adımlarla yürüyorum. Saat geceye mi daha yakın, sabaha mı, hiç fikrim yok. Kolumdaki saatin saniye seslerini bile duyabileceğim kadar sessiz her yer aslında ama umrumda değil günün hangi anına sıkışıp kaldığım. Sessizliğim tam da yürüdüğüm sokaklar gibi aslında. Kah birkaç saat öncesinde, kah üç beş saat sonrasında soluksuz yaşıyor olabilir bu şehir ama şimdi fısıltılar bile kulak tırmalıyor. Günün tüm yükünü gece çekiyor gibi, sessiz, ıssız, mutsuz gece. Şimdi sanki o coşku, o koşturmaca, o hareket sanki hiç yaşanmamış, hayatın heyecanlı kalp atışlarına hiç şahit olunmamış gibi. Sanki şehir hiç nefes almamış, hep böyle ölüymüş gibi…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Ölü…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Biz çok mu farklıyız sanki?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Ben hiçbir yere yetişmek için bu ıssız sokaklarda yürürken, sen hiçbir yere uyanmak için yatağında sürekli dönüp dururken şimdi, ne kadar canlıyız sence? O yolda ne kadar elele yürüdüğümüzü, hangi ayrımda parmaklarımızın birbirinden sıyrıldığını, peki ya ayrılan yollarımızı o ayrımdan ne kadar sonra fark ettiğimizi hiç düşündün mü? Söylesene, hiç kimsenin olmadığı saatte ve sokakta gitar çalarak para toplamaya çalışan şu çocuktan ne kadar farkımız olabilir? Hiç toplayamayacağı paraya bir gün sahip olabileceğini umarak kendi dünyasının kahramanı olan o hayalperestten ne farkımız var? Sen yokken ben, ben yokken sen ne kadar gerçeğiz? Ya da aslında sen ne kadar gerçekmişsin benim bir parçamken, ben ne kadar gerçekmişim sana aitken? İki sokak ileride görünen tehlikeli kalabalığın arasında kaybolmamak için mi durdum ve o çocuğu dinliyormuş gibi yapıyorum şimdi? Ya biz hep kalabalıklardan korkumuzdan mı dipdibeydik aslında? Aşk ne kadar beslenir korkudan? Yalnızlıktan? Seçilememişlikten? Dokunulamamışlıktan? Tek başınalıktan? Neden aynaya hiç bakmamışız bir iken? Hep birbirimizi izlemekten hiç mi sıra gelmemiş kendimizi dinlemeye?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Kimbilir ne zaman başlamışız kendi sorularımızdan korkmaya, kaçmaya, saklanmaya, kaçak oynamaya?...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Gri ve solgun şehrin sokaklarında sakin adımlarla yürüyorum. Saat sabaha yakın artık. Günün ilk ışıkları kızıla boyuyor tarih kokan binaları, onların arasından modern yapılar göz süzüyor. Birinin yanından geçerken diğeriyle karşılaşmanın beni neden şaşırtmadığını soruyorum kendime. Ne kadar da çabuk alışıyoruz her şeye, nasıl da kolay kabulleniyoruz tüm şaşkınlıklarımızı. Cevapsız sorularıma bir yenisini daha ekliyorum. Kendinden ne kadar kaçmaya çalışırsan, kendine o kadar yaklaşıyorsun aslında. Önünde sonunda tüm yolların hep sana çıkıyor, adrese teslim kaçamaklardan öteye gidemiyorsun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Sorularımı cebime atıp, köprüye doğru yol alıyorum. Şehrin simgesi olan kocaman saat kulesi henüz günün ilk ışıklarına perde olurken, tam da köprünün ortasında gizlenmiş güneşi karşılamayı bekleyen genç çift takılıyor gözüme. Sessizce aydınlanmayı bekliyor gibi bir huzur var duruşlarında. Şehrin tarihi binalarına kur yapan şımarık modern yapılarına ders verir gibiler, öylece bekliyorlar. Aşkın aslında sabretmek olduğunu düşünüyorum. Güneş doğarken sabrettiğin kadar, günü bitirirken de sabretmek. Sabrederek haketmek. Solgun şehrin içindeki ateşi keşfetmek… Yanlarından gülümseyerek geçiyorum, gülümsüyorlar. İlginçtir, tam da o anda yağmur atıştırmaya başlıyor. Yağmurun ilk damlalarıyla birlikte telaşla harekete geçiyorlar, hızla oradan uzaklaşmaya başlıyorlar. Onlara saniyeler önce yakıştırdığım tüm hayranlığım yağmurla eriyip giderken, gitarcı çocuk geliyor aklıma; görmesem de biliyorum onun yağmurda da orada durmaya devam ettiğini. Kimin hayata tutkuyla bağlandığını, kimin gerçek olduğunu ayırt etmeye çalışıyorum. Bulmak kolay oluyor, hayal kırıklığı çıkıyor cevap…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;İçindeki ateş kora dönüyor bazen, sen yağmurdan alev yapmayı öğreniyorsun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Değecekse…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/qknDM3pcoD0?rel=0" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;(Adele - Set Fire to the Rain'in bu yorumu Londra Roundhouse'ta 2011 yılında gerçekleştirilen iTunes Festival konserlerinden... Roundhouse, bu yazının yazılma sebebi olan gece Cake konserine de ev sahipliği yapan mekandır.)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-8705146743261601764?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ukmQIkrzImFSlQWlK0s8V1-tD5I/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ukmQIkrzImFSlQWlK0s8V1-tD5I/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ukmQIkrzImFSlQWlK0s8V1-tD5I/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ukmQIkrzImFSlQWlK0s8V1-tD5I/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/8705146743261601764?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/8705146743261601764?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/11/alev-ve-yagmur.html" title="Alev ve Yağmur" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-sCb-aLMmrxs/TswwGyfI19I/AAAAAAAABPk/EHCAk4B5fgc/s72-c/Westminster1.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0MNSH4ycSp7ImA9WhRTEk8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-8304837954515804715</id><published>2011-11-01T20:45:00.001+02:00</published><updated>2011-11-02T10:11:39.099+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-11-02T10:11:39.099+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yayınladım" /><title>Öğreten...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;(Bu yazının Beverley Craven - Lost Without You eşliğinde ya da sonrasında okunması önerilir...)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-J0Bats2spMQ/TrATlCB6X3I/AAAAAAAABPM/o3GaLBiF2ZA/s1600/woman1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="220" src="http://2.bp.blogspot.com/-J0Bats2spMQ/TrATlCB6X3I/AAAAAAAABPM/o3GaLBiF2ZA/s400/woman1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;hayatımdaki her şeyi o kadınlardan öğrendim aslında,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;ya da en azından biliyorum ki onlar vesile oldu doğrusunu bulmama sonunda.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;ilk öğretmenim annemdi benim de... ve annemden ilk öğrendiğim de "her şeyin doğrusunu annemden öğrenmeyi bekleyemeyeceğim” oluyordu şaşkınlıkla. “Annelik” dediğin asla dürüstlüğü getiremiyordu yanında, hep sen haklı oluyordun onun gözünde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;bir başka anneden öğrendim her insanın aslında biraz &lt;i&gt;hasta&lt;/i&gt; olduğunu ve yine ondan öğrendim her insanın içinde acemi bir &lt;i&gt;doktor&lt;/i&gt; yaşattığını... o bana teşekkür ederken iyileşme yoluna giren kızının hayat akışına dokunduğum için, ben farkında bile değildim asıl hasta olanın ben olduğumun; çok sonraları öğrenecektim denge yoksunu aşkların en sinsi hastalık haline dönüşebileceğini.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;fransız filmlerinden çıkmış kadar güzel ama o filmlerdeki kadınların yaşama tutunuşlarından fersah fersah uzak kadın öğretti mutsuzluğun adını, anlamını... bir insanın umuda sırtını nasıl kayıtsız dönebileceğini, tüm güzelliklerin üzerini nasıl örtebileceğini de o &lt;i&gt;güzel&lt;/i&gt; kadın öğretiyordu bana.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;adımı sadece birkaç harfe indiren ilk kadınım öğretti en büyük gizlerin aslında çoğunlukla hep en basit cümlelerin altına saklandığını... en “çılgın” görünenler en “kaçak”lardı aslında, ve kendilerinden saklanıyorlardı insanlar çoğunlukla.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;bir insanın her şeyden önce ve her şeye rağmen kendisini sevmesi gerektiğini öğrendim çok kısa boylu kadından... insanlar, sadece sen kendine saygı duymaya başladığında saygı duyuyorlardı sana.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;dizginlenebilmiş hırsların insanı hayallerinin dünyasıyla buluşturabileceğini öğrendim maskeli kadından... saçları da, gözleri de, hatta bedeni bile kendine ait değildi ama sadece ona ait olan hayalleri ve hırsları vardı uğrunda savaştığı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;bebeğini kaybeden gencecik bir anneden öğrendim ölümü, ömrünün son aylarındayken aşkın peşinden koşan büyükanneden öğrendim yaşamı... hayat bazen başlarken bitiyor, kimi zaman da aslında bittiği zannedilen yerde daha yeni başlıyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;erkek gibi kaba bir kadının köşe bucak kaçışında da, hayatı kalbinin etrafında dönen kadının peşinden koşuşunda da aşkı gördüm... ve hayatta öğrenilebilecek en önemli şeyin bir insanı sevmek olduğunu öğrendim aşka hasret yalnız kadından.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;en önemlisi ise, adı da içi de doğru tanımlanan aşkın asla ama asla bitmeyeceğini, bitemeyeceğini, sönemeyeceğini, kaybolamayacağını öğrendim o kadından;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;duvaklı bir &lt;i&gt;merhaba&lt;/i&gt; da olsa, cepsiz bir &lt;i&gt;hoşçakal&lt;/i&gt; da olsa sarmalandığı &lt;i&gt;&lt;b&gt;beyaz&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;lar, bir kadının aslında daima ama daima aşkı ve aşığını düşündüğünü öğrendim...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;kah beyaz ayakkabının altına silinsin diye yazılan &lt;i&gt;isim&lt;/i&gt;ler,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;kah parçalanmış bir kaportanın altında son bir gayretle tutulan &lt;i&gt;cisim&lt;/i&gt;ler öğretti bana aşkı...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;belki hüzün çıktı sonunda, belki acı vardı yanında ama,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;hayatımdaki her şeyi o kadınlardan öğrendim ben aslında…&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/Ii_srfy0hVI?rel=0" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-8304837954515804715?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Sv5y_0mYdrOEXJ3hWLxRpCrUSi4/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Sv5y_0mYdrOEXJ3hWLxRpCrUSi4/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Sv5y_0mYdrOEXJ3hWLxRpCrUSi4/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Sv5y_0mYdrOEXJ3hWLxRpCrUSi4/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/8304837954515804715?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/8304837954515804715?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/11/ogreten.html" title="Öğreten..." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-J0Bats2spMQ/TrATlCB6X3I/AAAAAAAABPM/o3GaLBiF2ZA/s72-c/woman1.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkAFSXY5cCp7ImA9WhdaFUo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-1590055841152333366</id><published>2011-10-26T00:38:00.000+03:00</published><updated>2011-10-26T00:38:38.828+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-10-26T00:38:38.828+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yayınladım" /><title>Sıcak Acı...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS';"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: xx-small;"&gt;(Bu yazının Tanju Okan - Kadınım eşliğinde ya da sonrasında okunması önerilir.)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-DCSnmT8lrII/TqcricutOZI/AAAAAAAABO8/YqqgiznZOws/s1600/SadMan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-DCSnmT8lrII/TqcricutOZI/AAAAAAAABO8/YqqgiznZOws/s400/SadMan.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;yıllar öncesiydi...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;“şimdi çok sıcak olduğu için hissetmiyorsun” demişti beden eğitimi öğretmenim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;kimsenin oraya kadar atlayamayacağını düşündüğü için o son bölüme de kum ekleme gereği hissetmemişti belli ki.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;oysa beni hırslandıran işte bu genel tavrıydı zaten onun. her şeye ve herkese köşeli sınırlar çizmeyi çok seven öğretmenim, bana hayallerin ve isteklerin sınırının olmayacağını, olamayacağını öğretiyordu farkında olmadan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;belki biraz ağır olmuştu bedeli ama, “sen boşuna zorlama kendini, kapasiten belli” demesinin cevabını vermiştim ona, kumsuz bölgeye atlayarak..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;ve ayağımı kırarak!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;aman ne cevap...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;evet, ona kızmıştım aslında; ama yine o öğretiyordu bana henüz sıcakken hissedilmediğini acıların.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;bir de senden öğrendim yıllar sonra...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;ayrıldığında bu kadar koymamıştı galiba.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;evin içinde dolaştım, durduğun yerlerde durdum, baktığın yerlerden baktım, yattığın yerleri süzdüm yan gözlerle. seni izledim bol bol sanki buradaymışsın gibi, sanki berabermişiz gibi. ne yalan söyleyeyim, özledim, evet hem de çok özledim. acımı yüceltti özlemim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;her şey çok tazeydi hala, kokun hala çok sıcaktı; fazla uzaklaşmış olamazdın, olmamalıydın. ya da etimden bir parça çekiyordun tırnaklarınla giderken, ben de geliyordum mecburen seninle. tanıdığım, bildiğim, öğrendiğim her şeyi bırakıp geride, sürükleniyordum seninle gittiğin yere; sadece yalnızlığım elimde, bir de acılarla beslenmeyi öğrettiğim yarım adam, derin izler tenimde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;kaçmak istedim senden, kalmak istedim senin olmadığın yerde; çok şey değil, sadece yaşamak için, sadece nefes almak için. ama olmadı; ne kaçabildim senden, ne kalabildim sensiz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;emin değildim aslında ama herşey bıraktığın yerdeydi galiba hala;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;son bozukluklarımızı toparlayarak aldığımız terliklerin kapının yanında, en özel günümüz için beklettiğimiz fotoğrafsız çerçeveler başucumda, babandan gizlice kaçırdığın pijamalar yastığımın kenarında, yakmaya bir türlü kıyamadığımız kokulu mumlar camın hemen köşesinde, bilmem kaç kez ayıla bayıla izlediğimiz filmin afişi duvarın bize bakan çıplak yüzünde,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;ve kendisini çırılçıplak, yapayalnız hisseden ben hayat çizgisinin tam ortasındaki kesik noktada, yani tam da bıraktığın yerde... o kesikten düşmek üzereyim aslında.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;tam da oradaki boşlukta mı bıraktın beni, yoksa beni bıraktığın her yer zaten o boşluk mu olacaktı acaba?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;her neyse, boşver...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;söylesene, daha ne kadar tutabilirim herşeyi tam da bıraktığın yerde?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: 13px;"&gt;ama artık bir yerlerden başlamam gerek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: 13px;"&gt;aslına bakarsan, sen olmadan kendince varolmaya çalışacak ilk adım beni nereye götürecek, götürebilecek bilmiyorum. giderken beni de götürdün ne de olsa. "giden yarım"ın ardından su dökerken gözlerimle adet yerini bulsun diye, "kalan yarım"ı da ben uğurlamalıyım aslında hiç gitmemesi gereken yerlere...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;peki, o şarkıdan başlasam mesela, tam da bıraktığın yerden “kadınım” desem tüm gücümle. bağırsam avazım çıktığı kadar; ama bir sen duysan bir de ben sadece. tam da buradan başlasam anlatmaya.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;başlasam, ve bitsem; ben bitince sen artık tamamen gitsen…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;evet, artık gitsen.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: x-small;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;yıllar öncesiydi...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;“şimdi çok sıcak olduğu için hissetmiyorsun” demişti beden eğitimi öğretmenim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;evet, ona kızmıştım aslında; ama yine o öğretmişti bana henüz sıcakken hissedilmediğini acıların.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;bir de senden öğrendim yıllar sonra...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS';"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: xx-small;"&gt;(Geceyarısı Öyküleri'nden...)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-1590055841152333366?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/qYpipFjfXiPcicDB3onF87_qjjQ/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/qYpipFjfXiPcicDB3onF87_qjjQ/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/qYpipFjfXiPcicDB3onF87_qjjQ/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/qYpipFjfXiPcicDB3onF87_qjjQ/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/1590055841152333366?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/1590055841152333366?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/10/scak-ac.html" title="Sıcak Acı..." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-DCSnmT8lrII/TqcricutOZI/AAAAAAAABO8/YqqgiznZOws/s72-c/SadMan.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;Dk8MRn45cCp7ImA9WhdUGUo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-8791144103439032218</id><published>2011-10-07T02:35:00.003+03:00</published><updated>2011-10-07T11:08:07.028+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-10-07T11:08:07.028+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yayınladım" /><title>Haftaya Paydos, Yeniden...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-RPiM4CQI3nI/To4000uqZkI/AAAAAAAABOs/Y--Qk7i9pzc/s1600/haftayapaydos.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="217" src="http://3.bp.blogspot.com/-RPiM4CQI3nI/To4000uqZkI/AAAAAAAABOs/Y--Qk7i9pzc/s400/haftayapaydos.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Ocak 2003’te Gazi Üniversitesi İİBF dergisi için yapılan bir &lt;a href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2009/06/nostalji.html" target="blank"&gt;röportajda&lt;/a&gt;, kuruluş ekibinde yer aldığım Radyo ODTÜ ile ilgili sorulardan birine verdiğim cevapta şöyle bir bölüm vardı:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;&lt;i&gt;"ODTÜ Radyo Topluluğu bence bu işi Türkiye'de yapan en iyi "özel" kurum. Orada derslere katılırken sadece radyo yayıncılığı adına değil, hayatımla ilgili de çok fazla şey öğrendim. Belki de bu yüzden hala gönülden bağlıyım ve bir gün sektörün içindeki çıkmazlardan çok sıkılırsam, yeniden oraya dönüp başladığım yerde bu işi bitirmek hep aklımda kalacak…"&lt;/i&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Samimiyetinden asla şüphe duymadığım (birebir tanıdığım ya da beni sadece yayından, kitaptan, blogdan tanıyan, takip eden) dünya iyisi dostlarımın da, hayatını kötü kalplerine emanet ettikleri için kendileriyle kavgaları hiç bitmeyen kimi sinsi “arkadaş”larımın da “Onca yıl ulusal radyolarda yayınlardan ve sorumluluklardan sonra neden yerel bir üniversite radyosu?” diyerek dile getirdikleri sorularına verecek tek cevabım budur. 8 yıl önce söylenmişlere ekleyecek yeni cümlelere ihtiyaç yok.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Ben sadece üç teşekkür borcumu ödeyeceğim:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Önce, bize yeniden Haftaya Paydos’u yayınlama teklifini müthiş bir nezaketle sunan ve önümüze her imkanı seren &lt;b&gt;Radyo ODTÜ&lt;/b&gt;’nün genç ve heyecanlı yönetimine…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Sonra, daha önceki programımız biterken son konuğumuz olduğu için, yeni Haftaya Paydos’un ilk yayınına davet ettiğimizde teklifimizi ikiletmeden kabul ederek tüm programını bize göre ayarlayan müthiş insan &lt;b&gt;Ete Kurttekin&lt;/b&gt;’e…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Esaslı bir teşekkür ise, yıllar önce çıktığımız profesyonel iş ortaklığı yolunun yanına arkadaşlığı, dostluğu, sırdaşlığı eklediğimiz, program ortağım &lt;b&gt;Banu Tarancı&lt;/b&gt;’ya… Bir yayıncıysan ve yayında birisine gözün kapalı sırtını dayayabiliyorsan, ona kariyerini ve hayatını tereddüt etmeden emanet ediyorsun demektir. Bunun her şeyden kıymetli bir gerçek anlamı var.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bugün başlıyoruz…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bizi her Cuma saat 19-21 arası Radyo ODTÜ Ankara FM 103.1’den, Radyo ODTÜ'nün &lt;a href="http://radyoodtu.com.tr/" target="blank"&gt;web sitesinden&lt;/a&gt;&amp;nbsp;ve Facebook’taki &lt;a href="http://www.facebook.com/haftayapaydos" target="blank"&gt;Haftaya Paydos&lt;/a&gt; sayfamızdan takip ederseniz memnun oluruz. Etmezseniz de hayat devam eder ama eksik kalır. Buluşalım, paylaşalım, başlayalım…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="300" src="http://player.vimeo.com/video/30163209?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" webkitallowfullscreen="" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-8791144103439032218?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/aiABltB8tOcV1YBaeshBLnPs5Pw/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/aiABltB8tOcV1YBaeshBLnPs5Pw/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/aiABltB8tOcV1YBaeshBLnPs5Pw/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/aiABltB8tOcV1YBaeshBLnPs5Pw/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/8791144103439032218?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/8791144103439032218?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/10/haftaya-paydos-yeniden.html" title="Haftaya Paydos, Yeniden..." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-RPiM4CQI3nI/To4000uqZkI/AAAAAAAABOs/Y--Qk7i9pzc/s72-c/haftayapaydos.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0cFSXY_fSp7ImA9WhdVFkk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-6870271835392675920</id><published>2011-09-22T00:19:00.001+03:00</published><updated>2011-09-22T00:36:58.845+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-09-22T00:36:58.845+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><title>Hasret ve Cesaret</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;(Bu yazının Ümit Sayın &amp;amp; Suavi - Hasret Türküsü eşliğinde ya da sonrasında okunması önerilir.)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ZrpDunWVhjE/TnpVN-aAASI/AAAAAAAABOo/QLnG6FuyMSs/s1600/eymir_.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="246" src="http://1.bp.blogspot.com/-ZrpDunWVhjE/TnpVN-aAASI/AAAAAAAABOo/QLnG6FuyMSs/s400/eymir_.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;“Kurulmuşum dağ başına,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;nöbetteyim sevdalım…”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;Ne kadar garip, koca şarkının içindeki en iddiasız bölüme en büyük görevi verdim: Her şeyin başlangıcı olmak!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;Şaşırmıyorum, yazdıklarım da fena halde bana benziyor çoğunlukla. Çoğu zaman en iddiasız ben olurdum kalabalığın arasında, dikkat çekmemeye gayret ederdim hep. Ama tezat şu ki, ilk adımı atan da hep ben olurdum. Hayatımın azımsanmayacak kadar uzun bir bölümünde “ekibin üçüncüsü” olmam da bundandır büyük ihtimalle. Bir çift ve ben, birbirine ilgi duyan ikili ve ben, çok iyi iki dost ve ben…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;Çok da iyi hatırlayabildiğimi iddia edemem ama o da işte tam da böyle bir geceydi sanırım. Şimdi, tam şu anda bir kuytu tepesinden izlediğim (ve bu yazının ilk cümlesine sebep olan) Eymir, o dönem fena halde içindeydi hayatımızın. İyi bir üniversitedeydik, kimimiz okulun popüler radyosunda yayın yapıyor, kimimiz ise başkentin tarihe geçen ve tüm ülkenin müzik akışını etkileyen rock’n roll dönemlerinde ses getiren sahne gruplarında ya da DJ kabinlerinde müzik yaparak tanınıyorduk. O bilindik gecelerin sonlarına doğru insanlar alkol nefeslerle evlerine yol alırken, biz geriye kalan üç beş kalıntı insan yanımıza birer kutu bira alır, arabaya atlar ve Eymir’e yönelirdik. İlk seferlerde peşimize jandarmayı takan nizamiye görevlileri, sonrasında sabaha karşı hızla içeriye dalan bu gençlerin zararsız olduklarını anlamış ve nefeslerini düdüklerine adamaktan vazgeçmişlerdi. Zifiri karanlıkta hafif çakırkeyif ve şaşkın bünyeler olarak hemen arabanın farlarını kapatır, bazen asfaltın gündüz sıcağından yükünü almış zeminine sırtüstü yan yana uzanarak kendi dünyamızın dizginlerini avuçlardık. Geceleri o kadar bize aitti ki orası ve biz öylesine sahiplenmiştik ki o sessiz küçük gölün her bir yanını, ayışığı yansımalarının en iyi izlendiği yerleri de, en iyi manzaraya ulaşacak gizli patikaları da öğrenmiştik.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;İşte o gece de, jandarma aracının rahatça geçebilmesi için aralık bırakılmış nizamiye kapısından çığlıklar eşliğinde içeri girmemizle başladı Eymir’in en bize özel anları. Büfeleri geçtikten sonra tepeye yöneldik ve biraz ilerideki küçük cepte durduk. O dönem Ankara’nın en önemli gruplardan birinin bateristi ve o gece ortamın en popüler ismiyle arkadaşlığımızın yeni yeni oluşmaya başladığı günlerdi. İtiraf edeyim ki, biraz hayranlıkla, biraz da imrenerek izliyordum onu. Bu yüzden de arkadaşlığımızın ve samimiyetimizin ilerlemesi tanımlayamadığım bir mutluluk veriyordu bana. O akşam yanımızda güzelliğiyle sadece durarak bile varlığını hissettiren bir kız arkadaşımız daha vardı. Eğitimlerimize katılan öğrencilerimizden biriydi ve benim birebir ders verdiğim isimlerden biri olduğu için iyi bir arkadaşlığımız oluşmuştu. O, diğerleriyle birlikte manzarayı izlemeye yönelirken, baterist arkadaşım elinde bir bagetle yanıma yaklaştı. İlginçtir, tedirgin anlarda elinde bir bagetle oynayarak dolaşırdı ve benim bunu keşfetmem pek de zor olmamıştı. Aynı bölümdeydik ve iyi hazırlanamadığını söylediği bir final sınavında görmüştüm onu ilk defa bagetiyle oynarken. Sınav sonrasında dikkat etmeye başladığımda ise, bunun stresli anlarında onu rahatlatan bir alışkanlık olduğunu anlamıştım. İşte tam da bu yüzden, son ilişkisini o dönem televizyonun en popüler dizilerinden birinin çarpıcı genç kadın karakteriyle yaşamış olan arkadaşımın bu çocuksu heyecanı beni şaşırtmıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;Elindeki bageti parmaklarının arasında çevirerek yanıma yaklaştı ve bir çırpıda “Çok hoş kız değil mi?” diye soruverdi. Gülümsedim. “Çok hoşlanıyorum!” diye devam etti. Kesik kesik kuruyordu cümlelerini.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;“Bakmaz ki bana değil mi?...”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;Şaşkınlığımın derecesi onu koyduğum yerin yüksekliğinden olsa gerek. Onu böyle görebileceğimi hiç düşünmemiştim o ana kadar. Dahası, bunu hesapsızca açıkça ifade etmiş olması da beklemediğim bir durumdu. Önce kıza seslendim, ardından birçok zaman yaptığımız gibi asfaltın üzerine sırtüstü uzandım ve onları da yanıma çağırdım. Başlangıçta garipsediler ama uzanıp da müthiş manzarayı görünce sorgulamaktan vazgeçtiler. Biraz sessizliğin ardından onları baş başa bırakarak ayrıldım yanlarından. Patika yoldan ilerleyerek küçük tepeye geldim, Eymir’in çevresindeki en sevdiğim yere… Biraz gölü izledim, sonra az önce bırakıp geldiğim yola doğru baktım. Ayağa kalkmışlardı, onlar da sessizce gölü izliyorlardı ve eleleydiler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;* * *&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;Zaman hızlı ilerledi yine. İlişkileri yürümedi. Aslında tam anlamıyla başlayamadılar bile. Ama en azından denediler, cesaret gösterdiler. Yapmak istediler, yaşamak istediler. Olmayacağını, olamayacağını yaşayarak gördüler ve emin oldular, yolarına soru işaretsiz devam ettiler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;* * *&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;Şimdi buradayım yine. Yıllar hızla geçmiş. Ben aradığımı bulamamışım, buldum zannettiklerimde yanılmışım. Aslında en fenası, birbirimize geç kalmışız, kaçırmışız...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;Ve tam da bunlar geçerken aklımdan, tamamen tesadüfen bir şarkıyı duymaya başlıyorum;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;“Yaralıdır can-ı yüreğim,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;hasretinle erir giderim.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;O düşüyor aklıma… Belki de beni en cesurca seven kadını hatırlıyorum. Onca imkansızlığa, onca tehlikeye rağmen, evini, hayatını, kalbini, bedenini cesaretle bana sunan kadını. &lt;i&gt;İmkansız&lt;/i&gt;lığını bilerek beni &lt;i&gt;imkan&lt;/i&gt;ı kadar seven kadını. Belki bana ondan daha tutkuyla bağlı olan kadınlar da olduğu geliyor aklıma ama onun sevgisinin karşılaştırılmaz olduğunu farkediyorum; o şartlarda beni en fazla o kadar sevebilirdi ve tüm gücüyle sevmişti beni. Aynı küçük çocuğun hikayesindeki gibi; servet değerindeki tabloya elindeki tüm bozukluk parasını, yani aslında kendi tüm servetini feda eden çocuk gibi. O da en çok o kadar sevebilirdi ve tüm benliğiyle sevmişti beni.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;“Seni nasıl unutsun bedenim,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;gözüm dalar, gariplenirim…”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;Beden, siz unutmayı deneseniz de, sevdiği, seviştiği insanları unutmaz biliyor musunuz? Arsız bir hafızası vardır bedeninizin, teninizin. Onca zaman geçse bile, bir gün onun parmağının ucuna dokunduğunuzda tüm vücudunuz tepeden tırnağa ürpermesinin sebebi de budur işte. Gelin görün ki, beden hatırlar ama kalbiniz hep arkaya atar, saklar, örter çünkü kalp hasbel kader akıldan öğrenmiştir anıların tahrip gücünü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;Şimdi güneş batıyor, ışıkları daha kuvvetli yansıyor gölün üzerine. Sen şarkıyı ona mırıldanmaya devam ediyorsun, duysa da, duymasa da;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;“Sanma ki dönmem sana,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;beni bekle…”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;Cesaret, başlayamasa da yaşamakta, bitse de unutmamakta aslında. Sana yaralarından fazla yaşadıkların, öğrendiklerin ve en çok da gülümsediklerin kalacak ne de olsa…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;(Mart '11, Eymir)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-6870271835392675920?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Y8mz4njTg7qbc4rOn6Limi5mY0Y/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Y8mz4njTg7qbc4rOn6Limi5mY0Y/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Y8mz4njTg7qbc4rOn6Limi5mY0Y/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Y8mz4njTg7qbc4rOn6Limi5mY0Y/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/6870271835392675920?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/6870271835392675920?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/09/hasret-ve-cesaret.html" title="Hasret ve Cesaret" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-ZrpDunWVhjE/TnpVN-aAASI/AAAAAAAABOo/QLnG6FuyMSs/s72-c/eymir_.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0QGQXg8fip7ImA9WhdWFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-6855112166838163354</id><published>2011-09-11T01:55:00.000+03:00</published><updated>2011-09-11T01:55:20.676+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-09-11T01:55:20.676+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><title>Hep biri daha fazla...</title><content type="html">&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Kj5xEYMkSEQ/TmvqFFwpF5I/AAAAAAAABOU/MH75YXsgqgc/s1600/man_alone.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="218" src="http://2.bp.blogspot.com/-Kj5xEYMkSEQ/TmvqFFwpF5I/AAAAAAAABOU/MH75YXsgqgc/s400/man_alone.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
Hep biri bir fazla seviyor diğerini,&lt;br /&gt;
ve öte yandan hep biri, onun ne olursa olsun farkedemeyeceği kadar ciddiye alıyor diğerini...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aşkın tarifi biraz değişiyor, yaşanma şekli farklılaşıyor belki başka yerlerde ama,&lt;br /&gt;
adanmışlık hep akıllara sığmayacak kadar uçlarda oluyor "imkansız"lıkta,&lt;br /&gt;
"mantıklı"da olduğu kadar "duygusal"da, sende olduğu kadar başkasında, yakında olduğu kadar uzakta, şehirde olduğu kadar köyde...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* * *&lt;br /&gt;
Köyün hep hor görülen ama aslında nefes almayı hepsinden fazla hak eden delikanlısı, köyün el üstünde tutulan büyüleyici kızına kaptırır gönlünü. Türk filmi senaryolarından çıkma bir hikaye gibidir yaşadıkları. Kızın ailesi izin vermez, çocuğun ailesi onu vazgeçirmeye çalışır. İnsanları aşklarının büyüklüğüne inandırmak isterler, ama kimseyi ikna edemezler.&lt;br /&gt;
İmkansızın cazibesine kapılmışlardır kimbilir belki de.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gizli saklı buluşmalar yerini eve kapatılmalara bırakmaya başladığında, aşklarının heyecanına körü körüne kaptırır kendini kız ve bir gün delikanlıya haber gönderir. Onu bekliyordur... Ve onu öylesine seviyordur ki, delikanlının o gün hava kararmadan gelip onu götürmesini istiyordur. Kız öylesine bunalmıştır ki, eğer not ulaştıktan sonra, o gün içinde gelmezse delikanlı, söylediğine göre kendini öldürecektir.&lt;br /&gt;
Not bir çırpıda adresiyle buluşturulur ama delikanlı işin ciddiyetinin farkına varmaz. Sevgilisi onu ne kadar sevdiğini ve özlediğini iletmek için bir fırsat bulmuştur, onu değerlendirmiştir ve sevgisinin büyüklüğünü anlatmıştır ona göre. Gülümser, keyiflenir ve işine devam eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ta ki, köyün en şatafatlı evinden göğe yükselen ağıtlar onun yüreğine ulaşıncaya kadar...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine biri bir fazla sevmiştir ve ne olursa olsun onun farkedemeyeceği kadar ciddiye almıştır diğerini,&lt;br /&gt;
ve yazık ki diğeri bunu ancak "artık telafi şansı kalmadığında" anlayabilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* * *&lt;br /&gt;
Birebir olaya şahit olanlardan dinlenen bu buruk aşk hikayesinin üzerinden yıllar geçti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdilerde o köye yeni gelenlerin, geçerken uğrayanların “köyün delisi galiba” dedikleri bir adam var. Kimselerle konuşmayan, yüzü hep asık, ağlamaklı bir adam...&lt;br /&gt;
"Köyün delisi" her akşam eline bir otuzbeşlik rakı ve iki kadeh alarak hemen köy yolundaki mezarlığa gidiyor. Elleriyle üzerindeki toprağı düzelttiği mezara kadehlerden birini koyup, kimsenin duyamayacağı bir şeyler mırıldanıyor. Bardaklara sek rakısını dolduruyor, ve yudum yudum, mezartaşının kenarına sızana kadar içerek toprağa o gün de onu ne kadar özlediğini, o gün de hala ne kadar pişman olduğunu anlatıyor…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaman bazı şeyleri tersine çeviriyor, aynı hikayede kahramanlar yer değiştiriyor,&lt;br /&gt;
artık hiçbirşeyi geriye getirilemiyor belki ama,&lt;br /&gt;
biri hep diğerini &lt;i&gt;bir fazla&lt;/i&gt; seviyor...&lt;br /&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-6855112166838163354?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/qYq3MRfAlezkP3dUCKjsBEbPsbs/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/qYq3MRfAlezkP3dUCKjsBEbPsbs/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/qYq3MRfAlezkP3dUCKjsBEbPsbs/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/qYq3MRfAlezkP3dUCKjsBEbPsbs/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/6855112166838163354?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/6855112166838163354?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/09/hep-biri-daha-fazla.html" title="Hep biri daha fazla..." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-Kj5xEYMkSEQ/TmvqFFwpF5I/AAAAAAAABOU/MH75YXsgqgc/s72-c/man_alone.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEAMR388eSp7ImA9WhdXGEU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-4719596378111458289</id><published>2011-09-01T16:04:00.000+03:00</published><updated>2011-09-01T16:13:06.171+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-09-01T16:13:06.171+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dinledim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><title>Kelebekler ve Kuşlar</title><content type="html">&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;(Bu yazının Kings of Convenience - Know How eşliğinde ya da sonrasında okunması önerilir.)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-AvNPKw3ugQg/Tl-Bu1enfWI/AAAAAAAABOI/H48PD7naDkc/s1600/butterfly3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://2.bp.blogspot.com/-AvNPKw3ugQg/Tl-Bu1enfWI/AAAAAAAABOI/H48PD7naDkc/s640/butterfly3.jpg" width="424" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Calibri; font-size: 15px;"&gt;öyle
değil &lt;i&gt;sevgili&lt;/i&gt;,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;hiç de
öyle değil…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;aslında
zannettiğinden çok daha azını istiyorum senden, korktuğundan çok daha eksiğini…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;katıklar
uzakta kalsa, sadece sevsen beni,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;gözlerinin
içine baksam ve susarak anlatsalar seni.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;boyumdan
büyük dünyamdan bir çırpıda çekiversen beni,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;yarım
ağızla göz kırparak yarenim yapıversem seni.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;hep
karmaşık hesapların, çatışmaların, kapışmaların yan oyuncusu olduğumdan mıdır
bilmem,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;basit
rollerin baş kahramanlığında hayatımın oyununa soyunma hevesimdendir şimdi
sıradanlaşan arzularım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;ve işte hep
bu naif sebepten;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;bir şarkı
ben olup anlatırken sana iç sancılarımı, tam ortasında sanki sen başlıyor,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;ben
suspusken hafifçe alıyorum yancılarımı, tüm bozukluklarım senle yavaşlıyor…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;“içimde
&lt;i&gt;kelebek&lt;/i&gt;ler uçuştu sanki” derlerdi ya hani;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;ne çok
zamandır beslemiş, büyütmüşüm içimde habersizim,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;bir &lt;i&gt;kuş&lt;/i&gt;
sürüsü esip geçti buradan bu sabah.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Calibri; font-size: 15px;"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="345" src="http://www.youtube.com/embed/eKQuwAmIVKA?rel=0" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;&lt;i&gt;"what is
there to know&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;&lt;i&gt;all this
is what it is&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;&lt;i&gt;you and
me alone&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;&lt;i&gt;sheer
simplicity"&lt;/i&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;(Yazının başlangıcındaki enfes fotoğraf &lt;a href="http://www.zmyasa.com/" target="blank"&gt;Zerrin Yasa&lt;/a&gt; imzalı...)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-4719596378111458289?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0AaTkr6ehLZijcOuSJAT3iZqBsg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0AaTkr6ehLZijcOuSJAT3iZqBsg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0AaTkr6ehLZijcOuSJAT3iZqBsg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0AaTkr6ehLZijcOuSJAT3iZqBsg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/4719596378111458289?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/4719596378111458289?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/09/kelebekler-ve-kuslar.html" title="Kelebekler ve Kuşlar" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-AvNPKw3ugQg/Tl-Bu1enfWI/AAAAAAAABOI/H48PD7naDkc/s72-c/butterfly3.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEMARXc9fSp7ImA9WhdSEkk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-2443757612918190099</id><published>2011-07-20T20:15:00.052+03:00</published><updated>2011-07-21T14:07:24.965+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-21T14:07:24.965+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İzledim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dinledim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Gittim" /><title>Bon Jovi, Elton John ve Kendini Baltalayan Organizasyon Sektörü!</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Mt-Y_5MIwN0/Tibjv0YPG8I/AAAAAAAABN0/Oji0J0wtA9U/s1600/bj_1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="153" src="http://1.bp.blogspot.com/-Mt-Y_5MIwN0/Tibjv0YPG8I/AAAAAAAABN0/Oji0J0wtA9U/s400/bj_1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Türkiye’de insanlar uzun yıllar boyunca “kasetlerini ve CD’lerini” dinlediği yıldızların konserlerini izleme hayaliyle yaşadı. Bu hayal 90’lı yıllarla birlikte gerçek olmaya, 2000’li yıllarda ise karşımıza seçenekler sunmaya başladı. Şimdilerde “bu akşam çok yorgunum, gitmeyeceğim konsere” cümlesini kuranların arkasına sığındığı çok seçenek olması ya da o ismin yeniden Türkiye’ye gelme ihtimali hepimizi balık hafızalı şımarıklar yapmış durumda, bunu inkar edemeyiz. Ancak, organizasyon firmalarının zorlu yollardan geçerek oluşturdukları bu büyük imkanı yine organizasyon firmaları altüst etmek üzereler.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Bu yazının ana fikri konser biletleri satışlarında yeni trend haline gelen &lt;b&gt;fırsat siteleri&lt;/b&gt; kullanımı. Sadece Bon Jovi konseri izlenimlerine göz atmak isteyenler araları atlayarak doğrudan yazının sonuna gidebilirler.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Geçtiğimiz haftalarda izlediğim iki konserden bahsedeceğim. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;b&gt;Elton John&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Tarih: 6 Temmuz 2011&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Yer: Ankara Spor Salonu (Hani şu ismine bir türlü karar verilemeyen, hala birçoğumuzun Ankara Arena’dan başlayarak değişik isimlerle tarif ettiğimiz mekan…)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Biz Ankara’da yaşayanlar bundan hep şikayet ediyoruz ama büyük organizasyon firmalarının yetkili isimleri –maalesef yaşayarak ve görerek- Ankara’ya uluslararası yıldızları getirmenin zorluğunu fark etmiş durumdalar. En popüler dönemlerinde &lt;b&gt;Kosheen, Rasmus, Danny Vera&lt;/b&gt; gibi isimlerin Ankara’da sadece onlarca (evet, onlarca) kişiye konser verdiğini bizzat gördüğümü hatırlıyorum. Bazı zorlukları sıralayabilirsiniz; memur kenti olarak akşamları dışarı çıkmama alışkanlığı, gelir ortalamasının İstanbul’a göre düşük olması, protokol davetiyelerinin salonun en çok gelir getirecek bölümlerini kaplayacak sayıya ulaşması (ve davetiye talep edenlerin gelmemesi!)…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;İşte bu sebeplerden yola çıkarak, Elton John İstanbul konserine Vokaliz Organizasyon’un Ankara’yı eklemesine gerçekten şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Ankara’yı tanıyan ve organizasyon sektörüne bir parça hakim her insan gibi ben de salonu doldurmalarının ve para kazanmalarının mümkün olmayacağını hemen anladım, eminim onlar da biliyorlardı. Ama “&lt;b&gt;&lt;a href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2010/09/show-business.html" target_blank&gt;show business&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;” sektörü böyledir işte, içinizde hep bir “ya olursa” heyecanı yaşar. Vokaliz de muhtemelen bu yüzden bu işe girdi, bu onların yaklaşımı ve kararıdır saygı duymalıyız. Biletler beklenildiği üzere yeterince ilgi görmedi ve bunun üzerine önce devreye fırsat siteleri sokuldu, bilet fiyatlarında kayda değer bir indirim sunuldu. Ardından "konsere yoğun ilgi var" imajı pekiştirilmek için “Saha içi biletleri tükenmiştir!” taktiği denendi. Bunun mümkün olmayacağını tahmin ettiğimiz gibi, konser günü durumu net bir şekilde sahanın boşluğundan da görebildik. (Burada amaç kararsız kalanların diğer kategorilere yüklenmesinin sağlanmasıydı, olmadı.) Bu da yetmedi, son birkaç gün içinde bu defa salonun yeterince dolmama riski ortaya çıkınca çok sayıda firma ve kişiye davetiyeler gönderilmeye başlandı. Gördüklerimizin, duyduklarımızın yanında, forumlarda davetiyelerin uçuştuğunu şaşkınlıkla izledik. Peki hiç düşündünüz mü, acaba ilk günlerde biletini satın alanlar bu olayları nasıl izlediler? Ya da bir daha böyle bir konser olduğunda hemen bilet alırlar mı, yoksa son günü mü beklerler? Bunu özellikle vurguluyorum çünkü organizasyon firmaları için ön satış (erken satış) son derece önemlidir. Hem etkinliğe olan ilgiyi analiz ederler hem de gelen sanatçılara yapılacak ön ödemeler için bir kapital oluştururlar. Sadece konser esnasında ve öncesinde birçok insanın aralarında bu konuyu konuştuklarına şahit oldum. Zaten yeterince zor olan "Ankara’da büyük konser izleyebilme" ihtimalimiz artık iyice azalmış oldu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Ankara konserleri ile ilgili önemli bir ayrıntıyı da belirtmek gerek. Ankara’da büyük konserlerin düzenlendiği &lt;b&gt;Anadolu Gösteri Merkezi&lt;/b&gt;’nde zamanla herkesin fark ettiği bir aksaklık söz konusu. Bilet satışlarında çeşitli fiyat kategorileri sunuluyor. Ama siz en ucuz kategoriden bilet alsanız bile konserin başlamasından hemen önce önlerdeki boşluklara rahatça geçebiliyorsunuz, kimse size ne yaptığınızı sormadığı gibi biletinize de bakmıyorlar. Aynı problemin &lt;b&gt;Ankara Spor Salonu&lt;/b&gt;’nda yaşandığını Basketbol Şampiyonası sırasında görmüştük, Elton John konserinde de aynen devam ettiğiniz tespit ettik. Bu şartlarda kimseye erken ve yüksek kategoride bilet aldırmazsınız!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;b&gt;Bon Jovi&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Tarih: 8 Temmuz 2011&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Yer: İstanbul Türk Telekom Arena&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Bon Jovi, aradan geçen 18 yılın da verdiği özlemle önemli bir kitle tarafından heyecanla beklenen bir isimdi. Bu yüzden çok kişi biletler satışa çıkar çıkmaz işlemlerini tamamladı ve aylar sonra gerçekleşecek olan konseri beklemeye başladı. Diamond Ring denen en ön bölümün biletleri hemen, Saha İçi ise konsere kısa bir süre kala tükendi. Burada hakkını teslim etmekte fayda var, Elton John’daki durumun aksine konserde saha içi bölümü gerçekten doluydu. Ancak konsere kısa bir süre kala Bon Jovi de fırsat sitelerinde boy göstermeye başladı. Sahne önü biletleri %50 indirimle satışa sunuldu. Oysa sahne önünün orijinal fiyatı olan 400 TL’yi çok yüksek bulduğu için 90 TL'ye saha içi bileti alan birçok kişi, fiyat 200 TL’ye indiğinde sahne önünü tercih edebilirdi. Ancak bilet satış firmasının satın alınan biletleri değiştirmek ya da iade almak gibi bir yaklaşımı asla kabul etmediğini ve etmeyeceğini artık herkes biliyor. Aradan geçen çok kısa süre sonra satış sayfasında birtakım tanıtımlar dönmeye başladı: “...... Bankası kredi kartlarına Bon Jovi biletleri yüzde ... indirimli!” Erken bilet alanların hepsi yaşadıkları durumdan pişman oldular, beklentilerinin tadı kaçtı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Bu iki örneği genelleyebilirsiniz, zira son zamanlarda birçok konser için fırsat sitelerinin kullanıldığını görmeye başlıyoruz. Net bir şekilde ifade ediyorum; &lt;b&gt;bu durum, Türkiye’de zaten ağır aksak yürüyen organizasyon sektörünün tam anlamıyla kendi kendini baltalamasıdır.&lt;/b&gt; Bu fırsatlardan haberdar olmadan önce erkenden biletlerini alanlar en hafif deyimle kendilerini aptal yerine koyulmuş hissediyorlar. Ve şundan emin olun ki, bundan böyle bu iki firmanın yapacağı etkinliklerde kimse erkenden bilet almayacak ve herkes son dakikaya kadar bekleyecek. Belki de artık firmalar bazı etkinliklerde “Bu etkinlik biletleri kesinlikle fırsat sitelerine ya da kampanya indirimlerine dahil edilmeyecektir.” uyarısı eklemek zorunda kalacaklar ama ben buna da inanabileceğimiz zannetmiyorum. Zaten son zamanlarda bilet satamadıkları etkinlikleri “sanatçı rahatsızlığı sebebiyle” iptal eden firmaları da düşününce, hızlı parlayan organizasyon sektörünün hızla daralacağını öngörmek hiç de zor değil.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;b&gt;Tüm bu bilgilerin yanında Bon Jovi konserinden bazı notlar da iletelim:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/DmCze4yLjGo?rel=0" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Son yıllarda Türkiye’ye gelen isimler değerlendirildiğinde (ve kendi deneyimlerimi de ekleyerek) ahkam kesecek kadar konser izlediğimi söyleyebilirim. Bon Jovi, hayatım boyunca izlediğim en iyi konserlerden biri oldu, en akılda kalıcı sahne performanslarından birini izledik.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Jon Bon Jovi zaten muhteşem bir performans sergiledi, Richie Sambora muhteşem bir geri dönüş yaptı ama bence gizli kahraman Tico Torres idi. "Davul çalmak var, davul çalmak var!" diyerek konuyu kapatıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Enteresan insanlarız vesselam! Aylar önceden konsere bilet alıyorsun, haftalarca üzerinde konuşuluyor fakat sen konserin nerede olduğuna bakmıyorsun… Ya da alışkanlıklarına körü körüne bağlısın… Azımsanmayacak sayıda izleyicinin o gece önce Kuruçeşme Arena’ya gittiğini ve kapıdan döndüğünü, bu sebeple konserin başlangıcında görülen yer yer boşlukların ancak yarım saat sonra tamamen dolabildiğini biliyor muydunuz?&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Malum, artık bu tür büyük konserlerde bizim gibi tüm dünyada özel bölümler oluşturuluyor ve aslında konserin en önemli gelir kaynağı olarak o bölümler kullanılıyor. U2 konserindeki Red Zone’un muadili Bon Jovi’deki Diamond Ring idi. Ama onun hemen devamındaki “Sahne Önü” bölümü gerçekten Türk filmi tadındaydı. Konseri izlemek için değil, “parasıyla değil mi kardeşim, bak en öndeyim” zihniyetiyle orada bulunan, sırtını sahneye dönüp sürekli fotoğraf çektiren, iki şarkıda bir dışarı çıkıp üç şarkı sonra gelen ve konser bitmeden önce çıkan insan grubunu anlamak istemiyorum… Eminim aralarında hayatında ilk defa Bon Jovi dinleyenler de vardı, keşke olmasalardı, o coşkuya çomak sokmasalardı…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Diamond Ring demişken, bence konserin en trajikomik yanını Ekşi Sözlük’te "herkimse" nick’li kullanıcı şöyle anlattı: “bon jovi'nin&amp;nbsp;diamond&amp;nbsp;ring'i,&amp;nbsp;diamond&amp;nbsp;ring'teki seyircilere g.tünü dönerek söylediği konser.”&lt;span style="font-family: Wingdings;"&gt;J&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Jon’un forma giymesi her yerde rastlanan bir durum değil. Formayı Diamond Ring bölümünden biri sahneye attı, Jon da üzerine giydi ve bazı şarkıları o formayla söyledi. İki şeyi ayırmak gerek; bu sayfada da gördüğünüz videoda Jon konserin ikinci şarkısı “You Give Love a Bad Name”de bir ara Richie’ye dönerek “Abi adamlara baksana ya, nasıl da söylüyor! Yok böyle bir şey be, vay anasını!” minvalinde ve şaşkın bakışlarla bir şeyler söylüyor. Biz de zannediyoruz ki, Jon İstanbul seyircisine inanamadı, öylesine etkilendi ki hayatında ilk defa böyle bir seyirciyle karşılaşmış gibi davranıyor! Ama öyle değil işte, o tepki ve mimikler tam anlamıyla şovun bir parçası, aynı tepkiyi aynı şarkının aynı yerinde dünyanın değişik yerlerinde de görme ihtimaliniz var. Ama forma olayı İstanbul’a özel, evet bizim de bir ayrıcalığımız oldu!:)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Konserden sonra çok konuşulan bir atkı mevzuu var. O Galatasaray atkısı da aynen forma gibi Diamond Ring bölümündeki birinden geldi. Jon da jest yaparak onu açtı. Dünyanın her yerinde konser verilen stadyumun ev sahibi takımının taraftarları bunu yapar, sahnedeki şarkıcı da o atkıyı açar ya da gösterir, mevzu kapanır. Yuhalanmanın çok abartı olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki, Jon da tepkiyi görünce yasadışı bir slogana ev sahipliği yapmış gibi tedirgin oldu. Sahneye hızla koşarak gelen ve kulağına durumu fısıldayan sahne görevlisi onu kurtaran isimdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Türk Telekom Arena gerçekten muhteşem bir stad olmuş, insan gerçekten etkileniyor. Akustikten ve sesin anlaşılmadığından şikayet eden çok yorum okudum ama açıkçası (belki de bulunduğumuz yerden dolayı) bizim öyle bir rahatsızlığımız olmadı. Saha içinde yiyecek içecek alabilecek doğru düzgün bir alan olmaması, insanlara gizli gizli alkolsüz bira satılmaya çalışılması gibi aksaklıklar vardı maalesef. Sonrasında içki satılamamasının da Türk Telekom Arena için –henüz- içki ruhsatı alınmamış olmasıyla ilgili olduğunu öğrendik.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Eleştirilen konulardan biri de konser sonrasındaki ulaşım sorunuydu. Evet, metro önündeki yığılmayı biz de gördük ve içinde kaldık ama dürüst olmak gerekirse yaklaşık 50.000 kişinin metroya aynı anda hücum etmesine rağmen sistemin iyi çalıştığını düşünüyorum. Zorlanmadan metroya ulaştık ve hızlıca yola çıkabildik. Metro girişindeki turnikeler de yine eleştirilerden en çok nasiplenen ayrıntılar ama o kadar kişiyi aynı anda metronun içine sokup gelen trenlerin dibine tıkıştırmak mı, dışarıdan yavaş bir trafik sağlayarak içeride düzenli bir akış oluşturmak mı derseniz ben de her mantıklı insanın cevabını vereceğim; turnikeler kesinlikle gerekli! Eleştireceğim şu olabilir; mütemadiyen şişmanlıyoruz, neden o turnikeler o kadar küçük? Ben hala metrodaki o küçük (yaş olarak) kızın turnikelerden nasıl geçtiğini anlamaya çalışıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Keşke insanların “geç kalırsak çıkamayız, hemen kaçalım” diye düşünmedikleri ve kapıya doğru bir güruh halinde erkenden hareketlenerek konserin en güzel yanını berbat etmedikleri bir dünyada yaşasak!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Ve son bir kulis notu; Bon Jovi elemanları konserden ve ilgiden çok memnun kaldıklarını kendi aralarında da konuştular. Onların yorumlarına göre de bir sonraki konseri bu kadar beklemeyeceğimizden emin olabilirsiniz. Orada değildim ama var bir bildiğim. Nokta!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin-left: 0cm; mso-add-space: auto;"&gt;Kişisel son not: &lt;b&gt;In these arms&lt;/b&gt;’ı söylemiş olmaları benim için tepe noktasıdır. Merak edenler için konserin setlist’i de aşağıdaki gibidir:&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;raise your hands &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;you give love a bad name &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;born to be my baby &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;we weren't born to follow &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;lost highway &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;it's my life &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;blaze of glory &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;in these arms &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;we got it goin' on &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;captain crash &amp;amp; the beauty queen from mars &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;bad medicine (pretty woman)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;bed of roses &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;diamond ring &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;i'll be there for you &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;who says you can't go home &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;i'll sleep when i'm dead &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;someday i'll be saturday night &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;have a nice day &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;keep the faith &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;when we were beautiful &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;wanted dead or alive &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;blood on blood &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;livin' on a prayer &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpLast"&gt;always&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-2443757612918190099?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uU3NWcbAjLzXWP1WYh-m2TU04WQ/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uU3NWcbAjLzXWP1WYh-m2TU04WQ/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uU3NWcbAjLzXWP1WYh-m2TU04WQ/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uU3NWcbAjLzXWP1WYh-m2TU04WQ/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/2443757612918190099?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/2443757612918190099?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/07/bon-jovi-elton-john-ve-kendini.html" title="Bon Jovi, Elton John ve Kendini Baltalayan Organizasyon Sektörü!" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-Mt-Y_5MIwN0/Tibjv0YPG8I/AAAAAAAABN0/Oji0J0wtA9U/s72-c/bj_1.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;Ak8GQnw7eCp7ImA9WhZVFUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-1470833442462939437</id><published>2011-05-27T23:44:00.075+03:00</published><updated>2011-05-28T16:20:23.200+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-05-28T16:20:23.200+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İzledim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dinledim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Gittim" /><title>Bir Roxette Gecesi</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Y5PYPCw8_Uw/TeDuajtgSxI/AAAAAAAABNI/y47JgRfiU4U/s1600/roxette.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img border="0" height="265" src="http://1.bp.blogspot.com/-Y5PYPCw8_Uw/TeDuajtgSxI/AAAAAAAABNI/y47JgRfiU4U/s400/roxette.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 14px;"&gt;Şimdi biraz uzaklaşmış gibi görünsem de hayatının önemli bir dönemini müziğe adamış insanlardan biriyim ben. Hala içimde barınmaya devam eden bu şımarık çocuğun etkisiyle, İstanbul’da yaşamayan biri için kayda değer bir “konser izleme” geçmişim olduğunu düşünüyorum artık. Bizzat organizasyonunda bulunduklarımı da eklersek arsızca ahkam kesebileceğime karar verdim birden. Evet, aniden oldu. Muhtemelen bunda şarkılarını dinlerken ve yayında çalarken hayalini kurmaktan bile ötede durduğumuz Roxette elemanlarına “ellerimi uzatsam dokunabileceğim kadar yakın” olmanın şaşkınlığıyla yazmak istedim. Bu defa &lt;a href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2010/07/bir-konserin-oncesinden-gelenler.html"&gt;The Cranberries&lt;/a&gt; gibi bir “konser özelinde genel” değil, notlardan oluşan bir Roxette değerlendirmesi olsun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Roxette, 25 Mayıs 2011 Maçka Küçükçiftlik Park&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-n5q3_j0iTGY/TeDx8LkDKzI/AAAAAAAABNQ/diZNgGIY9IA/s1600/per.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-n5q3_j0iTGY/TeDx8LkDKzI/AAAAAAAABNQ/diZNgGIY9IA/s1600/per.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt; &lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-o3_L1Gz6I5Q/TeDuZ3QqJNI/AAAAAAAABNA/gBZvYA8zWsc/s1600/gitar.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt; &lt;/a&gt;
&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 7pt/normal 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;En başta şunu söylemem gerek: Birçok konserde girişte yaşanan izdihama, aksaklık, problemlere &lt;a href="http://www.unilifeturkey.com/" target="blank"&gt;Unilife&lt;/a&gt; etkinliklerinde rastlanmıyor. Çünkü her konserde Biletix görevlileri dışında Unilife’tan en az 2-3 üst düzey yetkili ismi bizzat kapıda girişlerle ilgilenirken görüyorum. Bu da problem yaşanmamasını, olası aksaklıkların da hemen çözümlenmesini sağlıyor. Bu konuda ekibe gönülden tebrikler! (Unilife ile ilgili geniş bir yazı başka bir başlık konusu.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 7pt/normal 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-sGneryN3ARc/TeDuaShEY1I/AAAAAAAABNE/JhVrzKGWPWs/s1600/per_marie.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-sGneryN3ARc/TeDuaShEY1I/AAAAAAAABNE/JhVrzKGWPWs/s320/per_marie.jpg" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Konserle ilgili ilk izlenimim; Marie muhtemelen hala hastalığının etkisinde. Belki de doktorlarından net bir “asla ama asla kendini yormayacaksın!” almış olabilir. Zira, bazı anlarda kendini tam kaptıracakken yeniden kontrol etmeye çabaladığını ve birden sakinleştiğini izledik. Per ise aksine oldukça tempoluydu ve geceden keyif aldıkları belliydi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 7pt/normal 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-4-4_9Ty-YFU/TeDua4bmymI/AAAAAAAABNM/PUIUhS8ml44/s1600/vocal.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-4-4_9Ty-YFU/TeDua4bmymI/AAAAAAAABNM/PUIUhS8ml44/s320/vocal.jpg" width="272" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Grup elemanları genel anlamda bu turneden çok keyif alıyorlar, bu her hallerinden belli. Bana tek ilginç gelen, müsamere çocuğu heyecanıyla sürekli bir yerlere zıplayan vokalist idi. Ama o “şımarık” görüntüsünün ardında çok iyi bir ses olduğunu “back vokal” yaptığı özellikle bazı şarkılarda çok net anlayabildik. (Grubun diğer elemanlarının isimlerini hatırlayamadığımı itiraf etmeliyim.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 7pt/normal 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-o3_L1Gz6I5Q/TeDuZ3QqJNI/AAAAAAAABNA/gBZvYA8zWsc/s1600/gitar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="201" src="http://4.bp.blogspot.com/-o3_L1Gz6I5Q/TeDuZ3QqJNI/AAAAAAAABNA/gBZvYA8zWsc/s320/gitar.jpg" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: small; line-height: normal;"&gt;&lt;/span&gt;Ekşi Sözlük’teki deckard isimli yazarın deyimiyle “ilhan irem kılıklı gitarist” gecenin yıldızıydı. Arada “yakalarsam muck muck” bile çaldı, o derece! Enerjisi ve yeteneği gerçekten izlemeye değerdi.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 7pt/normal 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Per, grup üyelerini tanıtırken “basçı”ya gelince, muzip bir ifadeyle onun hepsinden farklı olarak günü alışverişle geçirdiğini söyledi. Aldığı cevap ise tam İstanbul’u anlatıyordu: “Alışveriş yapamadım ki! Bütün vaktim takside geçti, trafikle uğraştık durduk.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 7pt/normal 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Üzülerek anladım ki Maçka Küçükçiftlik Park konser için çok da uygun bir mekan değil. Daha önce çeşitli mecralarda rastladığım yorumların doğru olduğunu anladım: eğim var her şeyden önce, gerçekten bir süre sonra boynunuz ağrımaya başlıyor. &amp;nbsp;Ama gerçekten çok görkemli bir sahne kurulduğunu söylemeden geçmeyelim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 7pt/normal 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-n5q3_j0iTGY/TeDx8LkDKzI/AAAAAAAABNQ/diZNgGIY9IA/s1600/per.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-n5q3_j0iTGY/TeDx8LkDKzI/AAAAAAAABNQ/diZNgGIY9IA/s320/per.jpg" style="cursor: move;" width="236" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Artık bunları aştığımızı biliyorum ama ben hala bu tür konserlerde bir yandan da “acaba bizi nasıl bulacaklar” gözüyle bakıyorum. Per’in bir ara klasik “eğleniyor musunuz?” sorusunun ardından gerçek bir gülümsemeyle “evet, buradan da öyle görünüyor” demesi ilginçti. Özellikle It must have been love, Fading like a flower, Things will never be the same, Joyride gibi şarkılarda seyircinin katılımı gerçekten çok görkemliydi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 7pt/normal 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Bir de Aydilge’ye değinmek gerek. Ben &lt;a href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2007/02/aydilge.html"&gt;Aydilge&lt;/a&gt;’yi ilk defa “ikimizin de sahnede olduğu” bir organizasyonda tanımış ve ardından onu takip etmeye başlamıştım. Aydilge sahneye gerçekten çok yakışıyor ve sürekli mesafe katettiği açıkça görülebiliyor. Şarkılarını kesinlikle eleştirmeyeceğim ama açıkçası İngilizce şarkı söylemek ona daha çok yakışıyor. Yapıyorsa bilmiyorum, ama bence sık sık cover konseptli konserler de düzenlemeli.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 7pt/normal 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Konserlerde Diamond Ring, Red Zone gibi sahne önünde sınırlı kapasiteli özel alanlar ayrılmasını anlayabiliyorum. Ancak bu tür konserlerde “locavari” yerleri kabullenmekte zorlandığımı itiraf etmeliyim. Evet, kimi insanların kalabalıktan soyut kalma kaygısının haklı gerekçelerini anlayabilirim ama sırf bunun için kenarda bir platformdan elinde içkiyle konser izlemeyi garip buluyorum. Gelmeli, kalabalığa karışmalı ve gerçekten orada olmanın keyfini çıkarmalısınız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 7pt/normal 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Konserden önce bir arkadaşım İstanbul üzerine şöyle bir mesaj göndermişti: “Artık İstanbul’da çok fazla kalabalık ve fazla kabalık var.” Söylediğinin doğruluğunu bazı eklemelerle test ettim. Sadece İstanbul’da değil, Türkiye genelinde sonradan çok para kazanmaya başlayan, bunu değişik etkinliklere en yüksek fiyat grubundan bilet alıp katılarak kanıtlayan bir grup var. Konserde bir çiftin herkesi iterek en öne doğru (kelimenin tam anlamıyla) “bodoslama” gelişini hepimiz şaşkınlıkla izledik. Daha ilginç olan, “ne var ki” şeklinde herkesi tehditkar bakışlarla süzmesiydi. Hiçbir şey olmamış gibi konseri izlemeye devam ettiler demek isterdim ama onu da yapmadılar. Sürekli olarak birilerini, itip kendilerine yer açarak fotoğraf çekmekle meşgul oldular. Bunu bu kadar uzun anlatmamın sebebi artık bu örneklerden çok konserde bolca görmemiz. Her şeye rağmen sabırlı olmak durumundasınız çünkü medeni bir tartışma yaşayamayacağınız bir insanla kuracağınız diyalogda her durumda kaybeden siz olursunuz…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 7pt/normal 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Bir klasik; konserde sürekli çekim yapanlar… Düzeltyelim; “cep telefonlarına ne olduğu anlaşılamayacak kadar kötü bir görüntü kalitesiyle (ve bir daha hiç izlemeyecekleri) görüntüleri kaydetmek için uğraşmaktan konseri izlemeye vakit bulamayanlar”! Birkaç fotoğraf çekmeyi, sizin için çok özel olan bir şarkıyı kaydetmeyi anlarım ama her şeyi çekmek, çekerken kendisi başta olmak üzere herkesin konser zevkinin tadını kaçırmak… Siz o sırada makinenin düşük çözünürlüğüyle meşgulken, orada tarihi bir an kayboluyor farkında mısınız?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font: normal normal normal 7pt/normal 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Ve, gelemeyen ya da yeniden hatırlamak isteyenler için işte bu konserin setlist’i:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 14px;"&gt;(Setlist, Ekşi Sözlük yazarı albatros'tan alındı.)&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;dressed for success&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;sleeping in my car&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;the big love&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;wish i could fly&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;only when i dream&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;she's got nothing on (but the radio)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;perfect day&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;things will never be the same&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;it must have been love&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;opportunity nox&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;7twenty7&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;fading like a flower (every time you leave)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;silver blue&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;how do you do!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;dangerous&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;joyride&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;encore1:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;watercolours in the rain&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;spending my time&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;the look&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;encore2:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;listen to your heart&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpLast" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;church of your heart&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 14px;"&gt;Ve son not; bazı isimler, bazı şarkılar asla eskimiyor. Bu farkındalıkla bizi yıllar sonra hala aynı heyecanla peşlerine takıp sürüklemeye devam ediyorlar:&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif; line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;“Come on join the joyride!...”&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/1iDdvX0in9c?rel=0" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;(Fotoğraflar Unilife'tan. Joyride video 2009 yılından.)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-1470833442462939437?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/23ADEy-P5oZWHr19Lqd6BFH8vR0/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/23ADEy-P5oZWHr19Lqd6BFH8vR0/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/23ADEy-P5oZWHr19Lqd6BFH8vR0/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/23ADEy-P5oZWHr19Lqd6BFH8vR0/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/1470833442462939437?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/1470833442462939437?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/05/bir-roxette-gecesi.html" title="Bir Roxette Gecesi" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-Y5PYPCw8_Uw/TeDuajtgSxI/AAAAAAAABNI/y47JgRfiU4U/s72-c/roxette.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0EHQ3c4fyp7ImA9WhZWGE4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-7850215704586643669</id><published>2011-05-19T23:43:00.001+03:00</published><updated>2011-05-20T00:13:52.937+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-05-20T00:13:52.937+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İzledim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><title>Üzümlü Kek ve İncir Reçeli</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-F45cOZs7K8k/TdWAylBYmrI/AAAAAAAABJ8/ZYCf1bZadKk/s1600/incir2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="258" src="http://2.bp.blogspot.com/-F45cOZs7K8k/TdWAylBYmrI/AAAAAAAABJ8/ZYCf1bZadKk/s400/incir2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;“Sen bir şey söylemeden gidersin… Öyle bir şey söylemeden gidersin ki, üstüne milyonlarca şey söylenir…”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Hep susarak giden oldum ben. Susunca suçlanmak adettendir. Hep suçlanarak giden oldum ben.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;İç cümlelerim çok şey söyledi giderken, ben hep sustum cümlelerim biterken.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Birine açık olmuştum, birine dostum demiştim, birine tüm amaçlarımı yüklemiştim, birini hayatımın anlamıyla süslemiştim. Ama hepsinde de sustum giderken. Ne ağır bir yükle gittiğimi bilmedi kimse. Ne çok şey anlatmak istiyordum aslında ve ne çok yarım cümlelerle geçti hayatım. Hevesle başlanan cümlelerin, yarıda soluksuz kalmasının ne olduğunu bilir misiniz? Nefes darlığım var benim, yükseklerde daha da artıyor. Yani, ne zaman birini yükseklere koymaya niyetlensem, soluğum kesilmeye başlıyor. Uyandığımda çoktan dibe indiğimi görüyorum. Hem zaten yere indiğinde nefes almaya başlayabiliyorsun yeniden. Ne ilginç, oysa aşkı en tepeye koyup, “aşıkken nefes alır insan” diyordum eskiden. Deneyim, bildiğini zannettiğin doğruların yanlışla sevişmesini keşfetmekmiş meğer. Bildiğin ihanet yani; uğruna her şeyini verdiğin doğru, seni hep mücadele ettiğin yanlışla aldatıyor… Sonra dengeler bozuluyor, üzerine yapıştırılmış pis yaftaların koyu kahramanlarının hayatına bıraktığı izlerle sürüklenmeye başlıyorsun. Bildiğin sürüklenmek, kendi yoluna geçebilmek için herkesten fazla mücadele vermen gerekiyor. Kah çıkıyorsun, kah batıyorsun. Ama kendini bir türlü anlatamıyorsun, anlatmak istediklerini dinletemiyorsun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;&lt;a href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2009/05/geceyars-oykuleri.html"&gt;Geceyarısı Öyküleri&lt;/a&gt;’ndeki hikayelerden birinde geçer; yanlarından gitmeyi hiç istemediğim, “çok dost” iki arkadaşım vardı. İyi olmadığım, birilerinin hayatıma çomak soktuğu günlerdi. Öylesine ketumdum ki o konuda herkese karşı, çok az şey bildikleri için benim çok şeyi abarttığımı düşünüyorlardı. Dostlukları, beni iyileştirmek için gerçeklerle yüzleştirmeleri gerektiği çerçevesinde dönerken, beni sarsmaya çalışıyorlardı belli ki. Bir akşam onlarla kahve içerken masamıza üzümlü kek geldi. Üzümlü kekle pek aram yoktu o zamanlar. Tatmaktan öteye geçmemiştim ama sevmiyordum nedense. Tabağa baktım ve “ben almayacağım, sevmiyorum üzümlü kek” dedim. Anlamadılar. Anlamadılar ve benim her şeye karşı mazeret ürettiğime inanarak onu da abarttığımı düşündüler. Tabağıma bir üzümlü kek koyuldu. Onların bir üzümlü keke yükledikleri anlamın ne kendileri farkındaydı, ne de ben. Kekin içinden üzümleri ayıklayıp yemeye çalışırken gözlerimden bir damlanın tabağa düştüğünü hatırlıyorum. Küçümseyebilir, hemen kestirmeden bana bir karakter tahlili yükleyebilirsiniz, umursamıyorum artık. Ama üzümle hüznün buluşmasındaki anlamı yakalayabilmeniz için benim yaşadıklarımı bilmeniz gerekirdi. Yaşamadınız, bilmiyorsunuz. Bu yüzden bir üzüm tanesinin insana hangi hikayeleri anlatacağını da tahmin edemiyorsunuz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bu yüzden sevdim ben “&lt;a href="http://www.incirreceli.com/" target="blank"&gt;İncir Reçeli&lt;/a&gt;” filmini. İçinde hiç beklenmedik, belki de sadece kahramanlarına saklanmış ve aslında kimsenin öğrenemeyeceği bir hikaye barındırdığı için. Ya da, bir üzüm tanesinin iç dünyasını bildiğim için belki de, bir incir reçelinin anlattıklarını sizden biraz daha farklı bir gözle izledim. Hayatıma derinlemesine dalanın da, parmak ucuyla dokunanın da bir iz bırakacağını biliyordum…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Sizin göremeyeceğiniz bir iz bırakacağını,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;ve hayatımın birikmiş setlerini kıracağını…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;“Sana dokunmak tüm insanları affetmek gibi…”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Aslında hep susarak giden oldum ben. Susunca suçlanmak adettendir. Hep suçlanarak giden oldum ben. Hayatımın önemli bir dönemi hep birilerini affetmeye çalışmakla geçti. Şimdi "ona" dokunarak sizleri affetmeye çalışıyorum. Önyargılarınız sizin olsun, ben masumiyetimle yürüyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;“Asıl ucuz olan ne biliyor musun? Beş kuruş vermeden savurduğumuz yargılarımız…”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;iframe frameborder="0" height="270" src="http://www.dailymotion.com/embed/video/xgl9fy?hideInfos=1" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;(Tırnak içi replikler İncir Reçeli filminden...)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-7850215704586643669?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/41uZLtyE7PrBplfBCg7q0uDM70Q/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/41uZLtyE7PrBplfBCg7q0uDM70Q/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/41uZLtyE7PrBplfBCg7q0uDM70Q/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/41uZLtyE7PrBplfBCg7q0uDM70Q/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/7850215704586643669?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/7850215704586643669?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/05/uzumlu-kek-ve-incir-receli.html" title="Üzümlü Kek ve İncir Reçeli" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-F45cOZs7K8k/TdWAylBYmrI/AAAAAAAABJ8/ZYCf1bZadKk/s72-c/incir2.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;DE8CRng8fyp7ImA9WhZXFEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-6701908149750770693</id><published>2011-05-03T23:48:00.007+03:00</published><updated>2011-05-04T00:07:47.677+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-05-04T00:07:47.677+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İzledim" /><title>Pina Bausch'un izinde...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fnwxRNYWSDw/TcBq_agZK4I/AAAAAAAABJs/VO0iTWrnQ5g/s1600/pina3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="275" src="http://1.bp.blogspot.com/-fnwxRNYWSDw/TcBq_agZK4I/AAAAAAAABJs/VO0iTWrnQ5g/s400/pina3.jpg" width="400" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Anlatmak istediğin çok şey vardır aslında…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sırlar saklarsın bazen, kendine bile söylemediğin. Bazen de söylemek istersin, nasıl söyleyeceğini bilemezsin. Kah içinden gelmez, kah gücün yetmez. Sıkışıp kaldığında aradığın çıkış da, dibe vurduğunda bulduğun kurtuluş da hep sana sunulan hikayelerdedir aslında. &amp;nbsp;&amp;nbsp;Anlatamadıkları yazan kitaplarla, yazamadıklarını söyleyen şarkılarla, söyleyemediklerini anlatan gösterilerle tanışırsın. Tanışır ve özdeşleşirsin. Senin hikayenin peşine düşersin başkalarının çizdiklerinde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Hayatın dilini anlayamadığımda konuşmaya, kendi derdimi çözemediğimde yazmaya başlamıştım. Ama aklım hep sahnede kaldı. Bir yanım sahnenin arkasında kalmaktan koşulsuz memnunken, bir yanım hikayelerini sahnede anlatmanın gücünün etkisindeydi hep. Hiç ayırdetmeden, hep hayranlıkla izledim sahne performanslarını. Belki de hayatımın en önemli filmi sorulduğunda ağzımdan bir çırpıda &lt;a href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2010/05/radyo-mydonose-un-ilk-yllarnda-irmak.html"&gt;Moulin Rouge&lt;/a&gt; çıkmasının, This is it, &lt;a href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2009/04/u2-3d.html"&gt;U2 3D&lt;/a&gt; gibi genelgeçer kitlenin pek ilgi göstermediği filmleri heyecanla ve hayranlıkla takip etmiş olmamın ardında yatan da bu sebeptir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;İşte tam da bu düşüncelerle izledim daha önce hiç tanımamış olduğum Pina Bausch’a adanan &lt;a href="http://www.pina-film.de/" target="blank"&gt;Pina 3D&lt;/a&gt; filmini. Modern dansa ilgi duymasam da hem insan hikayelerine olan ilgim hem de Wim Wenders’ın anlatım şekline duyduğum hayranlıktan dolayı heyecanla attım kendimi sinemaya. Ve her saniyesinden müthiş keyif aldığım bir film izledim. Az konuşan ama etrafındaki her insanın hayatında tek cümleyle her şeyi değiştiren kadının sükunete eklenmiş gücüyle tanıştım. Dans etmeyi ondan öğrenen müthiş insanların hayatı dansla anlatışlarına “bir karış mesafeden” şahit oldum. Her birinin kısacık sekanslarda kocaman öyküler anlatışını izledim hayranlıkla. Ve sahnenin gücünü hatırladım yeniden, sahnenin ve sahneyi ortaya çıkarmanın gücünü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Pij33500nIQ/TcBruHy1Y4I/AAAAAAAABJw/EkM5qDk3h4Q/s1600/pina1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-Pij33500nIQ/TcBruHy1Y4I/AAAAAAAABJw/EkM5qDk3h4Q/s400/pina1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Pina gibi tür filmlerini önermek zordur, risklidir. Bu yüzden başına “&lt;u&gt;&lt;b&gt;türün meraklılarına&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;” notunu koyu ve altı çizgili şekilde ekleyerek mutlaka görmenizi salık vereceğim. Bir otobiyografi demek doğru değil ama filmden ziyade belgesel demek daha gerçekçi olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Özellikle dansla ilgilenenler bu filmi mutlaka sinemada 3 boyutlu olarak izlemeliler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Çünkü hayat için en doğru tanımlardan birini yapan Pina Bausch’un izinden gidiyor bu film:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;“&lt;i&gt;&lt;b&gt;Dance, dance…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Otherwise we are lost…&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="275" src="http://player.vimeo.com/video/17772908?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-6701908149750770693?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hqyriwbiUoQyp-4M2Lqd59ViIAU/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hqyriwbiUoQyp-4M2Lqd59ViIAU/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hqyriwbiUoQyp-4M2Lqd59ViIAU/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hqyriwbiUoQyp-4M2Lqd59ViIAU/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/6701908149750770693?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/6701908149750770693?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/05/pina-bauschun-izinde.html" title="Pina Bausch'un izinde..." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-fnwxRNYWSDw/TcBq_agZK4I/AAAAAAAABJs/VO0iTWrnQ5g/s72-c/pina3.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEIMSHg7fyp7ImA9WhZRFUs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-7724297411109430285</id><published>2011-04-11T23:04:00.029+03:00</published><updated>2011-04-12T01:56:29.607+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-12T01:56:29.607+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Tıkladım" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><title>Bilgi Sahibi Olmadan...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/--vgpKQ3OIlw/TaOB7MoX5nI/AAAAAAAABJc/gav8pBAOmDo/s1600/gossip.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/--vgpKQ3OIlw/TaOB7MoX5nI/AAAAAAAABJc/gav8pBAOmDo/s320/gossip.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Garip bir ikilem var hayatta…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“İyi” bir şeyler yapmaya başlamanızla birlikte –muhtemelen aynı oranda- hakkınızda konuşulan anların ve konu başlıklarının da sayısı artıyor. Sadece bizim ülkemize özel olduğunu zannetmiyorum ama bizde daha yoğun ilgiyle karşılanan bir mevzu var; insanlar hakkınızda senaryolar üretmeyi seviyorlar. Ne de olsa “hiçbir başarı cezasız kalmaz” diye tanımlanan bir ülkedeyiz biz, mutlaka bu kurala uygun yaşamaya gayret ediyoruz. Tam da burada işte o sözünü ettiğim ikilemle karşı karşıya kalıyor insan. Büyük bir ihtimalle senin bulunduğun yeri ya da (aslında maddi bir mevki olmasa dahi) senin bulunduğun samimi çevreyi hazmetme olgunluğunun çok uzağındaki zavallı insanlar, senin hakkında hikayeler üretiyorlar ve bunu gerekli gereksiz çeşitli ortamlarda dile getirmeye başlıyorlar. Bunu fark ettiğin anda her ikisinden de sonuç alamayacağın seçenekler beliriyor karşında: Ya duruma müdahele etmek için sen de konuşacaksın, ki bir suç işlememişken kendini savunma durumuna düşeceksin, ya da hiç konuşmayacak ve prim vermeyeceksin, ki hikayelerin katlana katlana büyümesi ve dağılmasını üzülerek izleyeceksin.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ben hayatım boyunca ikinci yöntemi seçtim; düsturum beni yeterince tanıyamamış insanları kaybetmenin kayda değer bir ayrıntı olmadığı idi. Evet, gerçekten işin tadı kaçıyordu; sözgelimi yaşadığım son örnekte, hayatım boyunca konuşmadığım bir insanla yaptığım -sözde- telefon görüşmeleri ayrıntılandırılıyor, yerini bile bilmediğim bir makam odasında yaptığım -sözde- konuşmalar uzun uzun paylaşılıyordu. Önce keyfim kaçtı ama sonrasında işin nereye varacağını umursamadan kendi tarafımda konuyu kapattım. Yazık ki onlar kapatmadılar.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu aslında başlı başına ayrı bir yazı konusu. Biraz fazla kişisel olduğu için muhtemelen hep bana saklı kalacak olan “önyargı” başlıklı ve tamamen bu “kişiselleştirmeler” üzerine yazılmış uzun bir yazım var. Konuyu buraya getirme sebebim ise aslında tam da bu noktadan sonra başlayan gariplikler üzerine. Evet, birileri kendi ezik hayal dünyasında bir hikaye uyduruyor, buna önce kendisi inanıyor ve ardından egosuyla kavga etmekten vazgeçemediği ve hep yenik düştüğü için bu hayalinin daha çok yayılmasını düşlemeye başlıyor. İlgili ilgisiz insanlar bu hikayeleri dinlemek durumunda kalıyor. Ve hiç üstüne vazife olmayanlar bunlara inanıyor, inanmakla kalmadığı gibi başkalarını da inandırma çabasına girişiyor. Yani, aslında hiçbir fikri yokken, üçüncü şahıslar seni yaftalarıyla hükümlendirmek üzerine bir misyon ediniyor. Sen zaten çabalamıyorsun ama seni gerçekten tanıyanlar tarafından uyarıldıklarında bile düzeltme gereği duymuyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Buraya kadar anlattıklarım biraz kişisel yaklaşımlardı. Zamane dünya düzeninde her şey bu temel üzerine kurulmuş gibi artık. Samimiyetten yoksun insanlar, gerçekten uzaklaştıkça güçlendiklerini düşünüyorlar. Bilgi geride kalıyor, eksik fikirlerle hüküm veriliyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-pOaOvxlJBwI/TaOB_Uk357I/AAAAAAAABJo/mH9cgcQyrow/s1600/news.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://3.bp.blogspot.com/-pOaOvxlJBwI/TaOB_Uk357I/AAAAAAAABJo/mH9cgcQyrow/s320/news.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Askerden döndükten sonra MyBilet’e yeni başladığım günlerdi. Henüz sadece birkaç ay olduğu için kurum içi görevlerime yoğunlaşmadan önce markamızın dışarıda nasıl algılandığını, nasıl konumlandığımızı izlemeye ve çözmeye çalışıyordum. İşte tam da o tarihlerde akılalmaz bir yazıyla karşılaştım.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;16 Mayıs 2009’da Cengiz Semercioğlu Hürriyet gazetesindeki köşesinde Biletix’e yönelik (kendisinin de dahil olduğu) yoğun tepkilerle ilgili bir yazı kaleme aldı. Semercioğlu, Biletix’in rakipsiz olduğundan dolayı herhangi bir iyileştirmeye gerek duymadığı tezini savunurken şöyle bir cümle kullanıyordu:&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“Telsim zamanında Mybilet vardı, kapandı.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Oysa, yazının yazıldığı tarih itibariyle MyBilet, online bilet sektöründe toplamda en fazla bilet satışını gerçekleştiren firma olarak dikkat çekiyordu. (Bu yazının kaleme alındığı Nisan 2011 tarihinde de MyBilet bu özelliğini koruyor.) Toplam bilet satışında Biletix’in önünde olan bir firmanın Semercioğlu’na göre kapanmış olması enteresandı. Daha ilginç olan ise herhangi bir arama motoruna sadece “mybilet” yazılsa bile doğru bilgiye hemen ulaşılabileceğiydi ama bu basit işlem yapılmamıştı. Öte yandan, yazıda ifade edilen “Telsim” bağlantısı hiçbir zaman gerçekleşmiş değildi, muhtemelen Semercioğlu’nun zihni ona Telsim zamanındaki alt markalar “MyCep” ve benzerlerini hatırlatıyor, MyCep’in artık varolmaması “MyBilet”i de yokolmak zorunda bırakıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Çeşitli kanallar aracılığıyla kendisine bilgi verildi ama düzeltmeye gerek duyulmadı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-7lNdZCsl5tI/TaOB7qf3N5I/AAAAAAAABJg/OHt6sac2iWo/s1600/mike.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-7lNdZCsl5tI/TaOB7qf3N5I/AAAAAAAABJg/OHt6sac2iWo/s320/mike.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;3 Nisan 2011 Pazar günü Star TV’de yayınlanan “Behzat Ç” isimli dizide Radyo ODTÜ Modern Sabahlar ekibinden Fahir Öğünç de rol aldığı ve çekimlerin büyük bir bölümü Radyo ODTÜ stüdyolarında gerçekleştirildiği için, bir anda radyo piyasası yoğun şekilde diziyi konuşmaya başladı. Diziyi Ankara IF Performance Hall’de buluşarak Modern Sabahlar ekibiyle birlikte izleyen kalabalık bir grup bile oluştu. Hal böyle olunca, Türkiye’nin radyo piyasasında çok konuşulan isimleri de konuya bir şekilde dahil olma gereği hissettiler. Bunlardan biri de Zeki Kayahan Coşkun’du. Dizinin bir bölümünde, zanlı telefonla canlı yayına bağlanıyor, stüdyodaki herkes o bağlantıyı stüdyo monitörlerinden (stüdyo içindeki hoparlörler) bizzat dinleyebiliyorlardı. Normal şartlarda, monitörler miksere bağlıdır ve mikrofon potu açıldığı anda monitörler doğrudan kapanır çünkü mikrofon açıkken monitörler de açık kalırsa feedback (radyo yayınlarında sesin sürekli transfer olması ile oluşan yüksek, rahatsız edici, çığlığa benzeyen sinyal) oluşacaktır. Coşkun, bu sahnede stüdyoda konuşuluyor olmasına rağmen monitörden ses gelmesini eleştirdi ve Twitter’da (tam olarak kendi yazısıyla) şu ifadeyi kullandı:&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“Radyoda, teknik olarak Behzat Che'nin kulaklik takmadan telefondakini duymasi imkansiz...”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Oysa, mikserin doğrudan monitörü kesmesi her stüdyoda varolan bir uygulama değildir. Kaldı ki, kimi stüdyolarda yayında konuk olduğu zamanlarda kulaklık kullanılmak istenmemesi ihtimali için bulundurulan ve miksere bağlı olmayan ikinci bir monitör vardır.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu bilgi kendisine iletildi ama düzeltmeye gerek duymadı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-pv2S0GzBngU/TaOB71XY_GI/AAAAAAAABJk/8DGrCZYEsk4/s1600/movie.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-pv2S0GzBngU/TaOB71XY_GI/AAAAAAAABJk/8DGrCZYEsk4/s320/movie.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Son örnek için tek bir isim vermek haksızlık olabilir ama sadece film endüstrisindeki “marketing” durumuna modern yaklaşımlarıyla dikkat çeken BKM Film, Pana Film ve az sayıda filmin yapımcılarını anlatacaklarımın dışında tutarak bir genelleme yapabilirim. Dünya film endüstrisini yöneten Hollywood ve Avrupa’nın önde gelen dağıtımcıları, pazarlamanın ve potansiyel izleyicileri filmle ilgili ilk temas kurdukları mecrada satışa yönlendirmenin önemini son derece iyi bilirler. Bu yüzden filmlerin web sayfaları özenle hazırlanır ve ülke genelinde internetten bilet satış operasyonu yapan kaç ayrı firma olursa olsun, hepsine logolarıyla, isimleriyle ve linkleriyle birlikte yer verilir. Çünkü önemli yapımcılar bilirler ki, aslolan izleyicinin en kısa yoldan filme gitmeye yönlendirilmesidir, satışın nasıl ve hangi kanalla yapıldığı değil.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Aslında çalıştığım firmanın kurumsal kimliğine yatırım yapmanın ötesinde, bir sinemasever olarak bu tür uygulamaların Türkiye’de de ciddiye alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum. “Sene olmuş &lt;st1:metricconverter productid="2011”" w:st="on"&gt;2011”&lt;/st1:metricconverter&gt; iken hala filmlerine bir web sayfası yapmayanlar bir yana, filmleriyle ilgili kendilerine iletilen internet satış linkini kullanmak konusunda artniyet sınırını aşmış yapımcılarla karşılaşıyoruz. Neredeyse gösterime girecek olan tüm Türk filmlerinin yetkililerine ulaşmaya ve kendilerini bu konuyla ilgili bilgilendirmeye çalışıyorum. Şaşırmayacağınız tepki; çoğu cevap bile vermiyor. Şaşırma ihtimaliniz olan tepki; olaya sadece “sizin daha çok para kazanabilmek için onları kandırmaya çalıştığınız” gözüyle bakıyorlar. Şaşıracağınız tepki; aylarca uğraşarak ortaya bir ürün çıkartıyorlar ama sektördeki genel gelişimin en çok da yine onlara kazandıracağının farkında değiller.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Oysa doğru bir afiş, doğru bir web sitesi, doğru bir pazarlama modelinin neredeyse filmin senaryosu ve ekibi kadar önemli olduğunu nedense algılayamıyorlar. Öte yandan, filmin PR’ının bir Twitter hesabı açıp, arama özelliğini kullanarak filmle ilgili “işe gelen” yorumları bulup “ReTweet etmekten” ibaret olduğunu düşünen zihniyetten çok şey beklenemeyeceği de yadsınamaz bir gerçek aslında.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Birçok yapımcıya bu konu önemle anlatılmaya çalışıldı ama pozitif bir yapılandırma sağlanamadı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu örneklerin tümünde en can alıcı nokta şu; bizim ülkemizde kimse eleştirilmek istemiyor ama kimse bilmediklerini öğrenmeye de yanaşmıyor. Genelde bir eksikleriyle yüzleştiklerinde ya konuyu görmezden geliyor ya da karşı tarafı çirkin bir tartışmaya çekerek konuyu kapatmaya çalışıyorlar. Oysa, “bilmiyorum” demenin “öğrenmeye hazırım” ile eşdeğer bir erdem olduğunu, dahası profesyonel dünyada hataların yinelenmemesi için algıların her tepkiye tamamen açık olması zorunluluğunu göz ardı ediyorlar. Belki de onlara onların kaygısıyla cevap vermek, egolarına onların diliyle dokunmak gerekiyor:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Bilginiz yokken fikir üretmeye çalıştığınızda ve önyargılı davrandığınızda gerçekten hiç şık olmuyorsunuz!...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-7724297411109430285?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/G48fF40CwCM_IOKh0scSP8yAw4Q/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/G48fF40CwCM_IOKh0scSP8yAw4Q/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/G48fF40CwCM_IOKh0scSP8yAw4Q/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/G48fF40CwCM_IOKh0scSP8yAw4Q/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/7724297411109430285?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/7724297411109430285?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/04/bilgi-sahibi-olmadan.html" title="Bilgi Sahibi Olmadan..." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/--vgpKQ3OIlw/TaOB7MoX5nI/AAAAAAAABJc/gav8pBAOmDo/s72-c/gossip.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0YHQn85eSp7ImA9WhZSE0k.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-3325688928458045629</id><published>2011-03-28T23:21:00.002+03:00</published><updated>2011-03-29T00:52:13.121+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-03-29T00:52:13.121+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yayınladım" /><title>Benzer</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Geceyarısı Öyküleri'nden...&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-184eyHPkU7Q/TZECnOE5ETI/AAAAAAAABJY/jcBgUIALd7s/s1600/girl1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-184eyHPkU7Q/TZECnOE5ETI/AAAAAAAABJY/jcBgUIALd7s/s400/girl1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- Bir şey mi var beyefendi??&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- Pardon?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- Neden bakıyorsunuz sürekli??&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- Pardon çok özür dilerim, birine benzettim sizi...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- Ve ben onu çok özledim...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- Sizin gibi renkli kocaman bakan gözleri vardı onun da. saçları sarıydı, teni beyazdı. Gerçi son gördüğümde saatlerce kucağımda uyuttuğum için onu, doyamadığım için oynamaya onlarla, dağınıktı biraz saçları mesela, ama her zaman bakımlıydı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Gülünce dişleri kocaman görünürdü, ve hiç sevmezdi bunu; çok düşkündü güzelliğine. Oysa ben de tam tersine, en doğal zamanlarında, gerçekten içten güldüğü anlarda aşık olurdum ona. Şimdi düşünüyorum da, hep ima etmişim, hiç söylememişim onu "çirkinken" daha çok sevdiğimi. İnanmazdı muhtemelen, ama söyleseydim keşke.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Gülünce tombullaşırdı yanakları, işte tam da o anda avuçlarımın içine alırdım güzelim yüzünü; gözlerimi gözlerine dikerdim, kırpmadan bakardım ona. Gözlerimiz dalarken koyu sohbete, biz susardık. Sahi, ne kadar da "bir"mişiz aslında.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Gizli saklı haberleşirdik, kimselere belli etmezdik. Telefonu açtığımda "naapıyosun sen bakiim" derdim çocukça, "sen yaapıyosun" derdi. Havadan sudan konuşurduk, hep kaçak oynardık, ertelerdik asıl söylenmesi gerekenleri, söylemek istediklerimizi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Bir sessizlik olurdu konuşma arasında tam yeri geldiğini belli eden. "Özledim seni" derdi, "Burnumda tütüyorsun" derdim. İnanırdım, inanırdı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Yan yana geldiğimizde iki yabancı gibi bakardık birbirimize. Yasaktık sanki nedense. Mesafeli kalırdık başka insanların yanında, heyecanla yalnız kalacağımız anı beklerdik. İlk fırsatta dokunurdu dudaklarımız. Öyle ateşli öpüşmeler değil, eşsiz dokunuşlardı bizimkisi, benzeri olmayan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Günler biriktirirdim ona, anlatılması gereken hikayelerle geçen günler. Hepsini anlatmaya vaktimiz olmazdı hiç, çoğunlukla onu dinlerken, onu izlerken öldürürdüm zamanı. Vazgeçmek ne kolaydı, ucunda o olunca. Hep anlatan ben, hep ketum oluverirdim onun yanında.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;yanı başında...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Ne güzeldi hep onunla olmak, yanı başında… Nefesini kıskandıracak kadar yakınında, omuzlarımız birbirine dokunacak kadar dip dibe… Parmaklarını parmaklarıma dolayabileceğim kadarlık mesafede.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;"Senden de, senin sevginden de vazgeçemiyorum, ne olur sen de vazgeçme benden" demişti son defasında. Vazgeçtiğimi söyleyecek cesareti toplayamamıştım ona, yapamamıştım;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;meğer ne kadar zordu sadece onun için her şeyden vazgeçmeyi göze aldığımı söyleyebilmek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Hep yazdıklarımı, ancak yazarken anlatabildiklerimi kulağına fısıldayabilmek isterdim, yapamadım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;"Seni seviyorum" diyordu," Özledim" diyordu, "Eskiden olduğu gibi günün bilmem kaç saatini birlikte geçirebilmek için neler vermezdim" diyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Ama sadece "geliyorum" dese yeterdi bana;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;demedi, diyemedi...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Hani siz az önce telefonla konuşurken gülümsüyordunuz, gözleriniz kısılıyordu ya, ne bileyim, ona benzettim sizi birden fena halde... Ne kadar canlıymış anılarım, ne kadar tazeymiş yaralarım, ne kadar kırıkmış hayallerim meğerse...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;* * *&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- Bir şey mi var beyefendi??&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- Pardon?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- Neden bakıyorsunuz sürekli??&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- Pardon çok özür dilerim, birine benzettim de sizi, dalmışım biraz... Çok özür dilerim...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- Her neyse, önemli değil...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;- Tekrar özür dilerim, iyi günler...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-3325688928458045629?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/mu0z5pjJ4gc2EZDYmBQTp5uC-BI/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/mu0z5pjJ4gc2EZDYmBQTp5uC-BI/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/mu0z5pjJ4gc2EZDYmBQTp5uC-BI/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/mu0z5pjJ4gc2EZDYmBQTp5uC-BI/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/3325688928458045629?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/3325688928458045629?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/03/benzer.html" title="Benzer" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-184eyHPkU7Q/TZECnOE5ETI/AAAAAAAABJY/jcBgUIALd7s/s72-c/girl1.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0EBSHw_fCp7ImA9Wx9VF0o.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-3690476522523413435</id><published>2011-02-03T23:12:00.004+02:00</published><updated>2011-02-04T00:20:59.244+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-04T00:20:59.244+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Tıkladım" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dinledim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><title>Avustralya Radyosu SBS'te Geceyarısı Öyküleri</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TQsWJBTSZBI/AAAAAAAABIc/UYNu59UnuYg/s1600/sbs.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="82" src="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TQsWJBTSZBI/AAAAAAAABIc/UYNu59UnuYg/s320/sbs.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Daha önce Avustralya devlet radyosu SBS'in Türkçe yayınlarına radyoculuk ile ilgili konuk olmuştum ve o röportajı da &lt;a href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2010/12/avustralya-sbs-radyosundaydm.html"&gt;burada yayınlamıştım&lt;/a&gt;. Orada da bahsettiğim Evrim Günçe'nin yaptığı röportajın ikinci bölümü de yayınlandı. Bu defa denemelerden oluşan kitabım &lt;a href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2009/05/geceyars-oykuleri.html"&gt;Geceyarısı Öyküleri&lt;/a&gt;'ni konuşuyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe align="middle" frameborder="0" height="65" marginheight="0" marginwidth="0" scrolling="no" src="http://www.sbs.com.au/yourlanguage/turkish/player/embed/id/141097" width="310"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu iki röportajda gösterdiği yakın ilgi, samimiyet ve "ustalığı" için Evrim'e özel teşekkürler..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-3690476522523413435?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/FSvQSZz3UuCQkwRd4rXsqa-6QWQ/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/FSvQSZz3UuCQkwRd4rXsqa-6QWQ/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/FSvQSZz3UuCQkwRd4rXsqa-6QWQ/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/FSvQSZz3UuCQkwRd4rXsqa-6QWQ/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/3690476522523413435?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/3690476522523413435?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/02/avustralya-radyosu-sbste-geceyars.html" title="Avustralya Radyosu SBS'te Geceyarısı Öyküleri" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TQsWJBTSZBI/AAAAAAAABIc/UYNu59UnuYg/s72-c/sbs.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUQGRHc7cSp7ImA9Wx9VFUs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-6920985323912777662</id><published>2011-01-31T23:49:00.026+02:00</published><updated>2011-02-01T15:35:25.909+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-01T15:35:25.909+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dinledim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><title>Küçük...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TUc85Mj6WfI/AAAAAAAABJI/EK3xenE1NUQ/s1600/window1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TUc85Mj6WfI/AAAAAAAABJI/EK3xenE1NUQ/s400/window1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;i&gt;(Bu yazı -bir anlamda- Cem Adrian "Bana Ne Yaptın" için yazıldı...)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Küçük bir evim var benim… Hayır, mecburiyetten değil, tamamen kendi seçimim. Böyle seçimlere yönelmemin çok eskiye dayandığını söyleyemem ama zaten hiçbir zaman büyük hırslarım olmadı, olduysa da hayatımın kontrolünü eline geçirecek kadar çapsız değillerdi. Sahip olduklarım, başkalarının hep peşinde koştuklarıydı kimi zaman. Onlar sahip olduklarımın gücünün farkına varamadığımı düşündüler içten içe bana belli etmeden, ben peşinde koştuklarının faniliğinin farkına varamadıklarını düşündüm içten içe onlara belli etmeden. Hikayelerimi kendime saklamayı sevdim ve seçtim çoğunlukla. Bir yanım onların bilmedikleri öykülerimin bana yüklediği taşınmazların ağırlığını bilsinler isterken, bir başka ben hep ketum olmamı istedi, kulağımı hafifçe bükerek. Sen sustukça, seni konuştuklarını gördüm insanların. Sen durdukça aksak adımlarını hızlandırdıklarını gördüm sözde yanıbaşındakilerin. Zamanın herkes için farklı hızlarda ilerlediğini ve dururken bile herkese farklı mevhumlarda durduğunu öğrendim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;İşte bunların ardından, her fazlalığın seni ağırlaştırdığını, seni arsızca yorduğunu öğrendim. Ne olursa olsun, o fazlalıkları hayatımdan çıkarmaya karar verdim, basit olmanın gücüne bıraktım kendimi. O yüzden en sade tarifleri buyur ederken hayatıma,&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Calibri; font-size: 15px;"&gt;&amp;nbsp;süslü cümlelere hoşçakal dedim, hayatımdan çıkardığım insanlar gibi. Sahip olduklarımla kendime yetmeyi, yetebilmeyi, yetmekten erinmemeyi öğrendim. Az insanın çok olduğunu öğrendim, az mülkün, az paranın, az eşyanın ve az evin… Tüm azları kabullenmeyi öğrendim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Biri dışında….&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bir tek senin azınla yetinemedim, yeter diyemedim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Hep daha çok ol istedim. Daha çok konuş, daha çok dinle, daha çok dokun, daha çok hisset, daha çok ver, daha çok iste, daha çok gel, daha çok kal, daha çok sev, daha çok sev, daha çok sev… Azıyla yetinemedim, daha çok sev istedim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Sen hiç hayır demedin ama aslında hiç denemedin…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Küçük bir evim var benim. Küçük ama yetiyor bana. Bir acı şarkının o küçük evin her köşesine dokunuşunu izlerken, dinlerken geçiyorum en köşeye, cam kenarına. Boydan boya camın yanından süzmeye başlayınca evi, sanki olduğundan çok daha büyükmüş gibi görünüyor. Baktığın yere göre büyüyor yani o bildiğin sıradan küçük ev.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Senin gibi…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Ben sana benim gibi, benim baktığım yerden, benim gözlerimle bakmasam, sen o kadar büyür müydün acaba?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Varsın seni senden çok yapan ben olayım, vücudumun, ruhumun her köşesinde, her bir zerresinde milyonlarca sen ile nefes almaya çabalıyorum ben hala. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Oysa sen birinin hayatına hafifçe dokunarak geçip gidiyorsun,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Onun hayatı senin dokunduğun ana mahkum kalıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Yol hala çok uzun,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;ama ben yürüyemiyorum küçük…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-6920985323912777662?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/YKebYjeuoigSBOtiKxt-kUKGGz4/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/YKebYjeuoigSBOtiKxt-kUKGGz4/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/YKebYjeuoigSBOtiKxt-kUKGGz4/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/YKebYjeuoigSBOtiKxt-kUKGGz4/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/6920985323912777662?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/6920985323912777662?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/01/kucuk.html" title="Küçük..." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TUc85Mj6WfI/AAAAAAAABJI/EK3xenE1NUQ/s72-c/window1.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUUMRH4zfCp7ImA9Wx9WE0U.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-8877939694119807316</id><published>2011-01-18T22:30:00.008+02:00</published><updated>2011-01-18T22:41:25.084+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-01-18T22:41:25.084+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İzledim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dinledim" /><title>Aşk Tesadüfleri Sever</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TTVZAoui7eI/AAAAAAAABJE/IsiKD8kreqI/s1600/ask1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TTVZAoui7eI/AAAAAAAABJE/IsiKD8kreqI/s400/ask1.jpg" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hissedersin bazen…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Mantıklı bir sebep aramazsın, aklından geçenleri dayayacak duvarlara bakınmazsın, gerekçelerin peşine takılmazsın.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sadece hissedersin bazen…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Tesadüfen karşına çıkan bir ayrıntının peşine takılman gerektiğini hissedersin.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Birine tutulmak gibidir hayatın pek çok anı aslında. Birini uzaktan görürsün; bırak huyunu, suyunu, tavrını, edasını, hayallerini, umutlarını, doğrularını, yanlışlarını, daha nasıl yürüdüğünü, adımlarını nasıl attığını bile bilmezken tutulursun ona. Kimileri “kafanda kurduğun bir sevgili kalıbına oturtmaya çalışıyorsun” der ama sen sadece hayallerini diri tutabilecek biri olmasını umarsın, öyle akıl ötesi hayaller kurmazsın. Ama hissedersin işte; sebepsiz yere güzel bir şeyler olacağını hisseder, hayatının bir dönemine o hissin peşinde yürüyerek bir anlam eklersin.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Müzikallerle pek de ilgili olmamama rağmen Moulin Rouge fragmanını izlemiştim sinemada ve içime yayılan heyecanla orada farklı bir şeyler bulacağımı hissetmiştim. Gösterime girdiği ilk gün, sadece filmin dünyasına girmek, başka şeylerle ilgilenmek zorunda kalmamak için tek başıma, sinemanın en iyi koltuklarından birinde çok önceden satın alınmış biletimle hayranlıkla o filmi izlediğimi hatırlıyorum. Sonrasında defalarca izlediğim, evimin duvarlarında varolan tek çerçevenin sahibidir &lt;a href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2010/05/radyo-mydonose-un-ilk-yllarnda-irmak.html"&gt;Moulin Rouge&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“Kimilerinin dudak kıvırdığı filmlere tutulmakta üstüme yoktur” demiştim bir yerde “&lt;a href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2009/06/gidemem.html"&gt;O Kadın&lt;/a&gt;” için. Aynı şekilde, acımasızca eleştirilen “Issız Adam”, belki de pazarlama eksikliğine kurban giden olağanüstü “&lt;a href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2009/12/hic-konusmadan-anlasabilir-miyiz-acaba.html"&gt;Başka Dilde Aşk&lt;/a&gt;” benim için hep böyle filmlerdir. Gerçekten niyeti olmayanların fark edemedikleri başka güzel hikayelerinin de olduğunu ve daha önemlisi hikayelerini bizzat kalbinin içine kadar gelip, dokunarak anlatıp, görevleri tamamlanınca sessizce çekildiklerini düşünüyorum o filmlerin her birinin. Ve hepsinin de bir kısa film gibi etkileyici fragmanlarıyla bu yola ilk adımlarını attıklarını hatırlıyorum. Tam da bu sebeplerle ve tam da aklımda kalanlarla “&lt;a href="http://www.asktesaduflerisever.com/" target="blank"&gt;Aşk Tesadüfleri Sever&lt;/a&gt;”i müthiş bir heyecanla bekliyorum. Biraz Ankara’lı olmak, biraz aşk ve hüzün yazmayı sevmek, biraz da hayatına hikayesi uzun dipnotlar düşmekten, en çok da yönetmeninden kadrosuna beni hiç hayal kırıklığına uğratmamış isimleri bir arada görmekten olsa gerek, çok iyi bir film geldiğini hissediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Öyle işte, hissedersin bazen…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Mantıklı bir sebep aramazsın, aklından geçenleri dayayacak duvarlara bakınmazsın, gerekçelerin peşine takılmazsın.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sadece hissedersin bazen…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Tesadüfen karşına çıkan bir ayrıntının peşine takılman gerektiğini hissedersin.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;O tesadüf bir aşkı anlatıyorsa, tutkusunu da öfkesini de harmanlıyorsa, daha görmeden tam puan verir, göreceklerinin aklındakileri değiştirmeyeceğini bilirsin.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“Aşk Tesadüfleri Sever” 4 Şubat’ta gösterimde.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Fragmanı izleyin, hissettiklerinizin peşine takılın ve bekleyin…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;iframe frameborder="0" height="270" src="http://www.dailymotion.com/embed/video/xgltix?width=480&amp;amp;theme=none&amp;amp;foreground=%23F7FFFD&amp;amp;highlight=%23FFC300&amp;amp;background=%23171D1B&amp;amp;additionalInfos=1&amp;amp;hideInfos=1&amp;amp;start=&amp;amp;animatedTitle=&amp;amp;iframe=1&amp;amp;autoPlay=0" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Bazen ilk görüşte bilirsin, o insan kaderindir,&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;bazen bir ömür ararsın, bulunmaz.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-8877939694119807316?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/N6n1ErntWPSCK6C8jGvWOvnJyBM/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/N6n1ErntWPSCK6C8jGvWOvnJyBM/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/N6n1ErntWPSCK6C8jGvWOvnJyBM/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/N6n1ErntWPSCK6C8jGvWOvnJyBM/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/8877939694119807316?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/8877939694119807316?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/01/ask-tesadufleri-sever.html" title="Aşk Tesadüfleri Sever" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TTVZAoui7eI/AAAAAAAABJE/IsiKD8kreqI/s72-c/ask1.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkIHR347cCp7ImA9Wx9WEkU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-897853243284365201</id><published>2011-01-16T23:53:00.010+02:00</published><updated>2011-01-17T18:08:56.008+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-01-17T18:08:56.008+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><title>Çok Çalışmanın Bedeli</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TTRnNJPtodI/AAAAAAAABJA/Nw8Rld0OVm0/s1600/teamwork.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="235" src="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TTRnNJPtodI/AAAAAAAABJA/Nw8Rld0OVm0/s400/teamwork.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Aslında bu yazının başlığında hata var, en baştan belirtmeliyim. Aklı başında insanların yaşadığı medeni ülkelerde çok çalışmanın &lt;b&gt;bedeli&lt;/b&gt; olmaz, &lt;b&gt;karşılığı &lt;/b&gt;olur. Ama bizim ülkemizde hayat çok başka. İnsanlar yürüdükçe hedefe yaklaşırlar, biz adım attıkça uzaklaşıyor gibiyiz… Geçmişimizdeki mehteranlıktan üstümüzde kalmış acemice bir bilmişlik olabilir. İki ileri bir geri temposunu tersine uygulamayı hatırlamışız muhtemelen.&lt;br /&gt;
Uzatmayalım, “yalnız ve güzel” ülkemde çok çalışmanın çoğunlukla cezalandırıldığı bir anlayış var. Size iki örnekten bahsedeceğim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Birinci “Çok Çalışan” Hikayesi:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Adam çalıştığı işyerine kendisiyle aynı özellikler ve statüde bir başkasıyla beraber aynı süreçte kabul edilir ve işe birlikte başlarlar. Mesai doldurmaları gereken bir iş yapısında çalışmaktadırlar ancak çalışma saatleri 9-18 standardı dışındadır. Aynı işi aynı performansla yürüttükleri için pozisyonları da maaşları da uzun süre hep aynı şekilde ilerler. Akşamları yorucu bir tempo olmasına karşın gündüz oldukça uzun süre boşluklar olması ve bazı planları için biraz daha fazla para kazanmaya ihtiyaç duyması adamı harekete geçirir. Aslında varolan işini etkilemeyeceği kesin olsa da yöneticileriyle görüşür ve onların da onayını alarak ikinci bir işte yarı zamanlı çalışmaya başlar. Artık sabah 8’de evden çıkmasıyla başlayan tempo, gece saat 1’de eve dönmesiyle son bulmaktadır. Bu tempoya rağmen hiçbir görevini aksatmaz, performansını düşürmez. Kısa süre sonra maaş artış dönemi gelir. Adam, bu bilginin peşine düşmemiş olduğu halde hasbel kader kendisiyle aynı konumdaki diğer insana daha fazla artış yapıldığını öğrenir. İçine atma ile hakkını arama arasında geçen o sancılı süreci tamamlayarak tüm cesaretiyle yöneticisinin odasına girer. Durumu anlatır, performansından bir memnuniyetsizlik olup olmadığını öğrenmek ister. Yöneticisinin net bir şekilde memnuniyetini anlayınca şaşkınlıkla sorar:&lt;br /&gt;
- Peki, biliyorum sonuçta bu tamamen sizin kararınızdır ama benim de anlamam gerekiyor. Madem bir problem yok, neden bana daha az artış yaptınız?&lt;br /&gt;
Aldığı cevap, sindirilmesi zor, anlaşılması imkansız cümlelerle karşısında sıralanır:&lt;br /&gt;
- Ama sen artık iki işte çalışıyorsun!...&lt;br /&gt;
İç sesi ona diğerinin evinde keyif yaptığı anlarda nasıl da koşturduğunu, bu işini aksatmamak için nasıl da herkesten öte bir performans gösterdiğini anlatadursun, suratını asarak odadan ayrılır.&lt;br /&gt;
Bir başka zaman, tek başına yaşam mücadelesi veren bir başkasına da “ama sen bekarsın, o evli” diye maaş farkı açıklaması yapan da aynı işyeridir zaten ve orası ile ilgili kafasındakilerin netleşmeye başladığı ilk an olmuştur odadan dışarı adımını attığı an…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;İkinci “Çok Çalışan” Hikayesi:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Kadın, düzenli mesai saatlerine sahip bir işyerinde çalışmaktayken, karşısına ikinci bir fırsat çıkar. Günün birkaç saatini başka bir yerde geçirebilirse, hem kazanç hem de kariyer olarak bir daha kolay kolay bulunamayacak bir fırsatı değerlendirmiş olacaktır. Yöneticilerine durumu anlatır, durumun kendisi için çok avantajlı olduğunu ancak onay verilmezse kesinlikle kabul etmeyeceğini belirtir. Yöneticiler anlayış gösterir, eksik saatlerini işe daha erken gelip daha geç çıkarak tamamlaması şartıyla onay verirler. Kadın bunun üzerine yoğun bir tempoya başlar. Özel hayatına ayırdığı zaman minimuma inmesine karşın (önem önceliğini ilk işine vermek şartıyla) işlerini aksaksız yürütmeye çalışır.&lt;br /&gt;
Bir gün, karşılaşılan bir aksaklığın ardından yöneticileriyle durum değerlendirme görüşmesine girer. Aslında onun performansına dayalı bir hata olmamasına rağmen sorumluluğunun kendisine yüklenmesine karşın, konu hak edişlerinin bile sağlanmamasına gelince yönetici ağzından baklayı çıkartır:&lt;br /&gt;
- Ama sen başka bir işi de yaptığın için buraya tam konsantre olamıyorsun, kendini tam veremiyorsun…&lt;br /&gt;
Mesaj açıktır: Senin iki işin var, yürütemezsin! Ama bu süreçte sana yüklenen iki hatta üç kişi sorumluluğundaki işleri yoluna sokman nedense görülmez bile. Sana üç kişinin işini yıkıp maaşını ve haklarını düzenlemeyen işyerinde hata yoktur, hata buradaki artan yoğunluğunu ve mesaini aksatmamana rağmen başka bir işe de yetişebilen sendedir!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
***&lt;br /&gt;
Çalışma hayatımda bu iki örneğe de çok benzer şeyler yaşadım. İşin aslı, hayatımın çok önemli bir döneminde hep iki işte aynı anda çalıştım. Bu tamamen benim tercihimdi, boş kalmayı sevmeyen bir yapım var. Ama ilginç olan insanların yaklaşımıydı; ben bir şekilde kendi hayatımdan, sağlığımdan, eğlencemden fedakarlık edip yoğun bir tempoda çalışmama ve asla bir işimi diğerine mazeret olarak sunmamama rağmen, insanların bunu kabullenememesini şaşkınlıkla izledim. Bunu anlatmakta hep zorlandım, oysa en basit örnekten yola çıkalım; büyük şirketlerin başındaki başarılı insanlara bakın, aynı anda şirketin kaç ayrı projesiyle, kaç ayrı sektörle ilgileniyorlar. Yani, çalışma hayatı piramidinin üst katmanlarındaki insanlar bu durumun zannedildiğinin aksine verimlilik artıran ek bir özellik (ve yetenek) olduğunun farkındayken, alt katmanların algısı bu durumu kabullenmeye yeterli olamayabiliyor.&lt;br /&gt;
Ve aslına bakarsanız hayat da tam olarak bundan ibaret işte;&lt;br /&gt;
Kah kapasitesi seninki kadar olamayanları atlayarak başarıya ulaşmaya çabalıyorsun, kah sevgisi seninki kadar olmayanların duvarlarını geçerek kalbine ulaşmayı deniyorsun. Mücadele aynı mücadele, geçmene izin verirlerse herkes kazanır! Yolunu kapatırlarsa, küçük dünyanızın sorunlarıyla mücadele eder, esas heyecanlara hayat boyu yabancı kalırsınız…&lt;br /&gt;
İyi yolculuklar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-897853243284365201?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/RTpF0pnYSGUljhXPgkB1ec5GJkc/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/RTpF0pnYSGUljhXPgkB1ec5GJkc/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/RTpF0pnYSGUljhXPgkB1ec5GJkc/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/RTpF0pnYSGUljhXPgkB1ec5GJkc/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/897853243284365201?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/897853243284365201?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2011/01/cok-calsmann-bedeli.html" title="Çok Çalışmanın Bedeli" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TTRnNJPtodI/AAAAAAAABJA/Nw8Rld0OVm0/s72-c/teamwork.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;D08GRXsyeyp7ImA9Wx9XF0g.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-4437589996293292984</id><published>2010-12-30T23:04:00.021+02:00</published><updated>2011-01-11T16:23:44.593+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-01-11T16:23:44.593+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İzledim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dinledim" /><title>Ete Kurttekin ve "Temiz" Rock!</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TR2jLAmrdpI/AAAAAAAABI8/HIyy689YdF8/s1600/ete3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="285" n4="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TR2jLAmrdpI/AAAAAAAABI8/HIyy689YdF8/s400/ete3.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Seksenlerin çocuklarındanım ben.&amp;nbsp;O dönemin çocuklarının&amp;nbsp;çok ortak noktası vardır, anıları çok&amp;nbsp; yerde kesişir. Çünkü o dönem&amp;nbsp;hayatınıza dahil edebileceğiniz "heyecan"lar kısıtlıdır. Müzik gibi... Çoğunluk aynı şarkıları dinlemiştir, çünkü çoğunlukla aynı şarkılar sunulmuştur. Alternatifler hem şu anda olduğu kadar çoğalamamış, çoğalsa da bulmak şimdiki kadar kolay olamamıştır.&lt;br /&gt;
Seksenlerin ikinci, doksanların ilk yarısı, özellikle Ankara gençliği için çok ortak müzik zevki barındırıyor. Dorian Gray'dan A Bar'a geçiş, Grafitti, Manhattan, belki biraz farklı olsa da Roadhouse, Nickys her akşam birbirini tanıyan, bilen&amp;nbsp;aynı çevredeki insanların biraraya geldiği mekanlardı bir dönem. Ve o mekanlardan Türkiye'nin "iyi" müziğini yöneten, yönlendiren isimler çıktı piyasaya. Hala da, özellikle sözkonusu rock olduğunda en kayda değer isimler Ankara'dan çıkıyor, gurur verici bir ayrıntı.&lt;br /&gt;
O dönemde herkesin tanıdığı bazı isimler vardı ve Ete de onlardan biriydi. Herşeyden önce farklı ismiyle aklınızda kalırdı, sahnede izlediğinizde de unutmazdınız zaten. Harika bas çalan, sahneye çok yakışan bir isimdi Ete.&lt;br /&gt;
İşte o Ete, &lt;a href="http://www.etekurttekin.com/" target="blank"&gt;&lt;strong&gt;Ete Kurttekin&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt; "çok beklenmiş, biz beklerken iyice demlenmiş" albümü &lt;strong&gt;Suyun Üstüne&lt;/strong&gt;'yi sonunda piyasaya çıkardı. Bir aksilik olmazsa 2011 başı itibariyle albümü müzikmarketlerde görmeye başlayacaksınız. Şanslı azınlığın arasındayım. Ete'yi, Banu'yla hazırladığımız programımız&amp;nbsp;&lt;a href="http://haftayapaydos.blogspot.com/" target="blank"&gt;&lt;strong&gt;Haftaya Paydos&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;'a konuk ettiğimiz &lt;a href="http://haftayapaydos.blogspot.com/2010/11/o-tam-20-yldr-turk-rock-muzik.html" target="blank"&gt;26 Kasım tarihli programımız&lt;/a&gt;a gelirken bize&amp;nbsp;albümün bir kopyasını getirmişti. Ve ben geride kalan yaklaşık bir aylık süre içinde neredeyse sürekli onun albümünü dinledim. Garip gelecektir muhtemelen ama benim iyi albüm kriterim şu olmaya başladı: Akşam evime girerken arabadaki CD'yi&amp;nbsp;evde de dinleme isteğiyle&amp;nbsp;yanıma alıyorsam o albüme yıldızlı puanlar veriyorum! Ete'nin albümü tam olarak öyle. En başta,&amp;nbsp;albüm o kadar uzun zamanda son halini bulmuş ki, tüm şarkılara dinledikçe daha çok ısınıyorsunuz. Ve tam da bu sebeple bana başlıktaki tanımı hissettiriyor: Temiz rock var bu albümde. Yani net, anlaşılır, yormayan ama aynı zamanda basit olmaktan uzak. Hani üzerinde çok ayrıntılı çalışıldığı için&amp;nbsp;iyi bir ses sistemiyle dinlendiğinde kendini daha iyi belli eden&amp;nbsp;şarkılar vardır ya (yüksek sesten bahsetmiyorum), Suyun Üstüne tam da böyle şarkılardan oluşan bir albüm.&lt;br /&gt;
Benim favorim &lt;strong&gt;Senden Uzak&lt;/strong&gt;, özellikle de şarkının ikinci yarısı itibariyle. &lt;strong&gt;Peter Pan&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;Sorunum Var&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;en çok tekrar ettiklerim. Ve elbette ilk klip şarkısı İçtim.&lt;br /&gt;
Onu eskiden bu yana tanıyanlar, başka birinin bas çaldığı, Ete'nin şarkı söylediği sahneleri garipseyecekler ama çabuk alışacaklar. Ve bu albümün keyfini çıkartacaklar.&lt;br /&gt;
Ete Kurttekin'i tam olarak nereden çıkardığını hatırlamaya çalışan "yeni nesil"e&amp;nbsp;Av Mevsimi filmindeki "Benden Adam Olmaz"ı hatırlatıyor ve bu albümü mutlaka edinmenizi öneriyorum. O, bu ilgiyi fazlasıyla hak ediyor...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;(Ete Kurttekin'i konuk ettiğimiz programın da bulunduğu Haftaya Paydos kayıtları için &lt;a href="http://www.mixcloud.com/haftayapaydos/" target=blank&gt;Mixcloud sayfamızı&lt;/a&gt; ziyaret edbeilirsiniz.)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe frameborder="0" height="300" src="http://player.vimeo.com/video/17842397" width="550"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-4437589996293292984?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/dqOKcTs13x_nc-jbQ4AMAJ0z7yI/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/dqOKcTs13x_nc-jbQ4AMAJ0z7yI/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/dqOKcTs13x_nc-jbQ4AMAJ0z7yI/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/dqOKcTs13x_nc-jbQ4AMAJ0z7yI/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/4437589996293292984?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/4437589996293292984?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2010/12/ete-kurttekin-ve-temiz-rock.html" title="Ete Kurttekin ve &quot;Temiz&quot; Rock!" /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TR2jLAmrdpI/AAAAAAAABI8/HIyy689YdF8/s72-c/ete3.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;CE4GQ3k6fCp7ImA9Wx9QGE0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-66335373987426302</id><published>2010-12-29T23:39:00.020+02:00</published><updated>2010-12-31T15:42:02.714+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-12-31T15:42:02.714+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><title>Biten Yılın Düz Hesabı...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TRxHJBvIHaI/AAAAAAAABI4/ehGCun7Ki2g/s1600/lonely.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="227" n4="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TRxHJBvIHaI/AAAAAAAABI4/ehGCun7Ki2g/s400/lonely.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bakmayın siz bu blogun adının “Ben Bunu Yaptım” olduğuna, aslında kendimle ilgili hikayeleri anlatmaktan ölesiye çekinen bir adamım ben. Burada “ben” diye anlatılanlar da genelde ya “ben” çerçevesinde tanıklık edilen tarihi bilgiler, ya da bir albümü, kitabı, siteyi, mekanı anlatmak için konu mankeni gerektiren durumlardır. Aslında daha kişisel olanları özgürce Ekşi Sözlük’te yazardım eskiden ama biraz deşifre olmak biraz da sözlükten artık eski tadı alamamam sonucu oraya da yaklaşık bir yıldır yazmıyorum. Dahası, geçen hafta bir hışımla eski entry’lerimin yaklaşık yarısını sildim. Çok kişisellerdi çünkü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böyle başlamamın bir sebebi var. Kısa bir muhasebe, bir iç dökümü yazısı olacak bu. Sizden önce kendime şunun garantisini verebilirim ki, yine çok az anlatabileceğim. Denemek, başlamak gerek. Malum, yıl sonu değerlendirmesi yapmalıyım ben de.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yılbaşılarını hatırlamaya çalışıyorum. Medya çalışanlarının kaderidir bu zaten, hayatımın son 15 yılında yılbaşıları hep çalışarak geçti. (Ben buna tam da çalışmak demem aslında. Bir yılbaşı partisinde sahnedeki DJ kabininde, yılbaşı geri sayımını başlatman için tamamı sana bakan binlerce gözü izlemek müthiştir sözgelimi. Ya da tüm ekibin bir arada hem eğlendiği hem de yayını götürdüğü yılbaşı radyo partileri bazen çok keyifli olabilir.) Yakın geçmişe bakacağım ben. Benim hayatımda 2006-2007 müthiştir, Radyo Mydonose’da hep hayalini kurduğum bir pozisyonda hep hayalini kurduğum şeyleri yapma ve sonuçlarını alabilme fırsatım oldu. Yılbaşılarında biryerlerde çalıyordum o senelerde. 2008 yaşanmamış bir yıldır, zira yılın tamamında askerdim. O yılbaşında gece santralcisi olarak telefon başındaydım ve komutanlara düzenlenen kutlamadan doğan telefon trafiğiyle uğraşıyordum. 2009 başında askerden dönünce, bana çok stresler yaşatan ama hayatımdaki en önemli iş deneyimlerini bu sayede öğrenmemi sağlayan patronum yeni bir yol çizdi. Radyoya ara verip, aynı gruba bağlı MyBilet’te çalışmamı teklif etti. Tam da o sıralarda TRT fikri ortaya çıktığı için ve aynı zamanda yayına da devam edebileceğim için keyifle kabul ettim ve hayatımda yeni bir sektörde yeni bir dönem başlattım. Koşturmacayla ve algılama çabasıyla geçen bir yılın ardından o yılbaşını 4 kişilik kalabalık bir ekip olarak(!) bir arkadaşımızın evinde karşıladık. Hoş, böyle garip bir seneye öyle bir yılbaşı yakışırdı zaten!...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve 2010… Bu yıl her şey ama her şey harika gitti. Geriye dönüp baktığımda “şöyle olsa ne şahane olurdu” dediklerimin tek tek sıralandığını izledim. Radyoda her şey yoluna girdi ve&amp;nbsp;daha iyi para kazandım. Çok sevdiğim dostum Banu ile müthiş keyif aldığım programlar yaptım, o programlar sayesinde “celebrity” denen insanlarla yeniden iletişim kurabilmeye başladım, harika insanlar tanıdım, askerden önceki çevremi yeniden oluşturabildim. Dinç ve Altuğ ile birlikte TRT FM’de değişik isimlerle Adam Gibi’yi hayata geçirdik, bir süreliğine İsmail ve Can’ın yanında “Berk” oldum, Türkiye’nin en uç noktalarından insanların hayatlarına dokunma fırsatı yakalayabildim. İşimde (göz ardı edebileceğim kronik aksaklıklar dışında) heyecan verici yeni şeyler öğrendim. Yeniden evimi kurdum. Askerdeyken gözüme kestirdiğim arabayı alabildim. Sevdiğim arkadaşlarımla daha çok görüşebilmeye başladım. Hayalimin şehri Londra’yı her türlü hava koşulunda görebildim (hayatımda yaptığım ilk 4 yurtdışı seyahatimin 3’ünün Londra’ya olması??), buna bir iki seyahat daha ekledim. U2 ve The Cranberries başta olmak üzere “ölmeden izlenmesi gerekenler” listemden harika konserlere katıldım. Birikmiş filmlerimi izlemeye başlayabildim (kitaplara da sıra gelecek umarım)… Bu liste böyle devam edebilir, size sıradan görünenler benim için hayati önem taşıyor olabilir sözgelimi. Hiç şikayet etmedim, hep şükrettim. Gerçekten… Bazen sağlık sorunları yaşadım ama o anlarda bile durup dururken kendime ne kadar şanslı olduğumu hatırlattım. Zaten hak ettiğim şeyler bana sunuluyor olsa da, bunun özel bir fırsat olduğunu hiç aklımdan çıkartmamaya gayret ettim.&lt;br /&gt;
Ta ki, Kasım sonuna kadar… Hayatımdaki birçok şey aniden tersine dönmeye başladı. Sanırım gerçekten öyle, saçlarımdaki ilk beyaz telle tanıştım bu ay. İyileri anlatmayı severim, kötüler bana kalsın. Sadece aradan üç başlığı kısaca geçmek isterim.&lt;br /&gt;
TRT’deki programlarımız sona erdi. Bu konuda bir açıklama yapmalıyım; yolu bir şekilde TRT Radyolarından “Dış Yapımcı” olarak geçen herkes bilir, orada işler yönetimin iki dudağı arasındadır. Yönetim değişiklikleri, yeni planlamalar, başka projelerin hayata geçmesi gibi birçok sebepten dolayı size teşekkür ederek yayınınızı bitirebilirler. Bunu eleştirmek için söylediğimi düşünmeyin, tüm Dış Yapımcılar bunu bilirler, bilerek çalışırlar. Bitiş talepleriyle bazen gerçekten projenin işlememesi ya da yetersiz olduğunuz için karşılaşabilirsiniz ama bazen de “aslında iyi olduğunuz” herkesçe kabul görmekteyken başka sebeplerle vedalaşırsınız. TRT Ankara Kent Radyosu projesi yeni yönetimin kararıyla sonlandırıldı. Bu zaten beklediğimiz bir sondu, kararı elbette saygıyla karşıladık. TRT FM’de yaptığımız da zaten bir senelik bir programdı. Yıl bitti, programa veda ettik. Ben genelde konuklarımızı ve programla ilgili gelişmeleri paylaştığım için bu bitişleri de sosyal ortamlarda dile getirdim. Elbette samimiyetine sonuna kadar inandığım dostlarımdan güzel tepkiler ve dilekler aldım. Ama ne oldu biliyor musunuz, hiç tahmin etmediğim bir “arkadaş” grubu, “iyi oldu” diyen iç seslerini “acıma” dışa vurumuna çevirdi. Biz halen başka işlerimize devam ederken ve –ne mutlu ki- ayaktayken bizi koymaya çalıştıkları kılıfları görmek ilginç oldu. Yine de bu durumla yüzleşmekten de çok kazançlı çıktığımı düşünüyorum. Yeni tablolar, büyük resimleri daha iyi çözümleyebilmeyi öğretiyor insana. Bu konuda itiraf edebileceğim tek şey şudur; hayatımda ilk defa hiç yayın yapmayacağım bir döneme giriyorum. Buna alışık değilim ve kendimi bundan dolayı biraz kötü hissedeceğimi tahmin ediyorum ama hiç bilinmez, belki de bu ara dönem bana iyi gelecektir, hiçbir fikrim yok. Ya da belki de tahmin ettiğim gibi bir süreç olmaz, kısa sürede yeni projelere başlarız, hayat sürprizlerle dolu…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bahsettiğim&amp;nbsp;üç başlıktan ikincisi; yediğim çok sağlam dost kazıklarına yeni birini ekledim. Her seferinde bu kadar şaşırmam ve bu kadar üzülmem de enteresan. Tarihime kayıt düşülmüş iki kişi vardı, yanlarına birini daha eklemek durumunda kaldım. Hiçbir darbe, hayati bir karar alıp ona destek olmak amacıyla yanında yürüdüğün birinin “küçük taktikleri” kadar üzmüyor insanı. Ve emin olun, hiçbir darbe ama hiçbir büyük darbe, insana “çok yakın” zannettiklerinin vurduğu minik fiskeler kadar acıtmıyor… O acıyı atamıyorsun, silemiyorsun, yarası kapanmıyor. Aslında tam da kapanacağı zaman çocukluğundan kalma alışkanlıkla kabuklarını soyuyorsun yaranın ve yeniden aynı süreç başlıyor. İyi oluyor aslında, unutmamalı bazı şeyleri, hep akılda tutmalı belki de.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve sağlık… Ailemizin bir bireyinin sağlık sorunlarıyla mücadele ediyoruz bir süredir. Siz bu satırları okurken biz –sanırım- sonuçları öğrenebilmiş olacağız. Anladım ki, bekleme süreci hepsinden betermiş. Ve anladım ki, kendi kalp ağrılarım bu kadar canımı acıtmamış. Kimsenin haberi olmadan ölümün kıyısından çevrildim iki kez ama bu kadar önemsememiştim. Şimdi anlıyorum ki, insanın kendini –herhangi bir anlamda- yeterince önemsememesi, ciddiye almaması en tedavi edilmez rahatsızlık. Kimse seni, senin onları önemsemediğin kadar ciddiye almıyor aslında. Dedikleri gibi, herkesin elmasında kendi diş izleri var ve sen farkında değilsin. Değilsin, çünkü sen kendi elmanı da başkalarına vermişsin…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elbette dahası da var ama daha&amp;nbsp;özel şeyleri yazmam, yazamam buraya. Anlatmam, anlatamam kimseye. “Geceyarısı Öyküleri”nin son hikayesi (ki itiraf ediyorum, kitapta başından sonuna kadar tamamen kendimi anlattığım yegane yazıdır o) “bir acıların çocuğu hikayesi değil bu” diye başlar. Bu da değil, emin olun. Niyetim o olsa, size kendi üzerimden çok sağlam “acıların çocuğu” hikayeleri anlatabilirim, bakakalırsınız, şaşırırsınız, inanamazsınız. Ama bir acıların çocuğu hikayesi değil bu.&amp;nbsp;Yarın sabah yine gülümseyerek çıkacağım evden, içimdeki fırtınanın kulağını bükeceğim, acıtacağım bir parça, “hayat da güzel bea!” diyerek yoluma devam edeceğim. Ve inancımı biraz kaybettiğimde, hayatı iki minik yeğenimin gözlerinde bulacağım yine. Ne de olsa hepimiz onlar kadar masumduk bir zamanlar aslında...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi etrafımdaki herkes yılbaşı gecesi planlarına dalmışken, ben&amp;nbsp;bir düz hesap yapıyorum. 2010 geride kalıyor ve ben geriye dönüp baktığımda harika 11 ayın karşısında dimdik duran berbat bir Aralık ayı görüyorum. Ne oluyor yani bu durumda, 11-1 galip miyim 2010 yılına karşı?&lt;br /&gt;
Peh!...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Matematiğim çok iyidir ama bazen 1, 11’den büyük olur inanın bana!...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-66335373987426302?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/znXbGDT54wHfuf_VjMwN1tRID7U/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/znXbGDT54wHfuf_VjMwN1tRID7U/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/znXbGDT54wHfuf_VjMwN1tRID7U/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/znXbGDT54wHfuf_VjMwN1tRID7U/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/66335373987426302?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/66335373987426302?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2010/12/biten-yln-duz-hesab.html" title="Biten Yılın Düz Hesabı..." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TRxHJBvIHaI/AAAAAAAABI4/ehGCun7Ki2g/s72-c/lonely.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;Dk8NRHoycSp7ImA9Wx9QEEw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-1468133142893297702</id><published>2010-12-21T12:35:00.001+02:00</published><updated>2010-12-22T12:48:15.499+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-12-22T12:48:15.499+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yayınladım" /><title>Gökkuşağı...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TRHW5g2TimI/AAAAAAAABIw/dqrDQOAf_So/s1600/rainbow1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" n4="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TRHW5g2TimI/AAAAAAAABIw/dqrDQOAf_So/s400/rainbow1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Sevgili, gökkuşağı gibidir aslında çoğunlukla...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Hiç beklenmedik anlarda, ve hep "yağmur"dan sonra çıkar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Sen yaklaştığını sandıkça uzaklaşır,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;uzaklaştıkça güzelleşir,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;yakaladığını düşündüğündeyse bütün güzelliğiyle kaybolmuştur artık...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;İşte orada neye yanacağına karar veremezsin;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;uzaktan bakmakla yetinmemek mi hataydı,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;boşuna yanına koşup da yorulmak mı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Oysa gökkuşağı gibidir sevgili;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;hep gözünden kaçırır pişmanlıklarla ardından bakarken insan,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;oysa "yağmur"un dindiğini haber vermiştir gökkuşağı çoktan...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-1468133142893297702?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ExUI-IEx79kv2xXV67r4gm5Xbdo/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ExUI-IEx79kv2xXV67r4gm5Xbdo/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ExUI-IEx79kv2xXV67r4gm5Xbdo/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ExUI-IEx79kv2xXV67r4gm5Xbdo/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/1468133142893297702?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/1468133142893297702?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2010/12/gokkusag.html" title="Gökkuşağı..." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TRHW5g2TimI/AAAAAAAABIw/dqrDQOAf_So/s72-c/rainbow1.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEUCR3Y5cCp7ImA9Wx9RFUo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-4757657836250788033</id><published>2010-12-17T09:51:00.000+02:00</published><updated>2010-12-17T09:51:06.828+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-12-17T09:51:06.828+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Tıkladım" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dinledim" /><title>Avustralya SBS Radyosundaydım.</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TQsWJBTSZBI/AAAAAAAABIc/UYNu59UnuYg/s1600/sbs.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="102" n4="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TQsWJBTSZBI/AAAAAAAABIc/UYNu59UnuYg/s400/sbs.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Avustralya devlet radyosu &lt;a href="http://www.sbs.com.au/yourlanguage/turkish/audiohighlights" target="blank"&gt;SBS&lt;/a&gt;, günün belirli saatlerinde Türkçe yayınlar yapıyor. Bu güzel yayınları da harika bir ekip hazırlıyor. İşte o ekipten Evrim Günçe benimle önce radyo, sonra da kitap üzerine iki röportaj yaptı.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Onların ilki yayınlandı,&amp;nbsp;Evrim'in başlığıyla "&lt;strong&gt;O Bir Radyo Tutkunu&lt;/strong&gt;":&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;iframe align="middle" frameborder="0" height="65" marginheight="0" marginwidth="0" scrolling="no" src="http://www.sbs.com.au/yourlanguage/turkish/player/embed/id/130791" width="310"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-4757657836250788033?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/eii0hRRtdEiy4LQfYX1wG51MWlc/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/eii0hRRtdEiy4LQfYX1wG51MWlc/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/eii0hRRtdEiy4LQfYX1wG51MWlc/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/eii0hRRtdEiy4LQfYX1wG51MWlc/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/4757657836250788033?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/4757657836250788033?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2010/12/avustralya-sbs-radyosundaydm.html" title="Avustralya SBS Radyosundaydım." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TQsWJBTSZBI/AAAAAAAABIc/UYNu59UnuYg/s72-c/sbs.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;C08MQHk8fCp7ImA9Wx9RFUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-185655894932794971</id><published>2010-12-15T17:01:00.038+02:00</published><updated>2010-12-17T12:31:21.774+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-12-17T12:31:21.774+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İzledim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Tıkladım" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Okudum" /><title>ODTÜ, Polis ve Pas Geçilen Gençlik...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TQo5e54lUsI/AAAAAAAABIY/w3vmlpoZ7ic/s1600/gorbacov.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="262" n4="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TQo5e54lUsI/AAAAAAAABIY/w3vmlpoZ7ic/s400/gorbacov.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;1995 yılıydı. ODTÜ'deki 3.yılıma girerken&amp;nbsp;okula adapte olmaya çalışmaktansa radyonun tadını çıkarıyordum. Ayaklarımız pek yere basmıyordu açıkçası, ODTÜ'nin radyosu kurulmuştu, orada yayın yapıyorduk ve kampüste tanınmaya başladıkça küçük çaplı "celebrity"ler olmaya başlamıştık. Elbette beğeniler kadar eleştiriler de vardı. Kimse çalınan müzikten şikayetçi değildi ama azımsanmayacak bir kısım ODTÜ'nün kurduğu bir radyonun "popüler kültürün bir öğesi" olmasını hazmedemiyordu. Eminim bu tartışmalar halen devam ediyordur çünkü ODTÜ bu kimliğini en sessizleştiği anlarda bile ortaya çıkarmayı sever.&lt;br /&gt;
Biz o ikilemlerin içinde kendi formatımızı oturtmaya çalışırken beklenmedik bir ziyaret dengeleri karıştırdı. Dünya üzerinde hala en etkili dönemlerindeyken Gorbaçov ODTÜ'ye geldi. Anımsadığım kadarıyla bir anlamda komünizm efsanesinin sonunu hazırlayan Gorbaçov'a sorular sormak isteyen&amp;nbsp;öğrenciler&amp;nbsp;konferansa alınmamışlardı ve spor salonu önünde tepkilerini belirtiyorlardı. Biz radyo binasında olduğumuz için (yalan söylüyorum, bina yerine&amp;nbsp;EBİ yurdunun altındaki minik yayın odamız ve dışarıdaki "container" demeliyim!) gelişmelerden haberdar değildik ama oradan gelen arkadaşlarımız Gorbaçov'a yumurta atıldığını anlattılar. Biz anlatılanlara gülüp Gorbaçov'un kafasındaki iz ve yumurta ilişkisi üzerine yorumlar yaparken ikinci bir haber geldi. Aslında Jandarma'nın kontrolünde olan ODTÜ'de gruba&amp;nbsp;çevik kuvvetin&amp;nbsp;müdahelesi eklenmişti. Ve işte asıl olaylar ondan sonra patlak verdi.&lt;br /&gt;
Olanları göremiyorduk ama haberler bize de ulaşıyordu.&amp;nbsp;Gorbaçov'un konuşması ODTÜ adına tarihi bir&amp;nbsp;etkinlik olduğu için&amp;nbsp;konuşma&amp;nbsp;Radyo ODTÜ'den de kısa bir süre gecikmeli&amp;nbsp;olarak yayınlanıyordu. Masa başında konuşmayı takip ederken (doğrudan rektörlükten ya da jandarmadan olduğunu tam hatırlayamıyorum) gelen telefonla konuşmayı kesip&amp;nbsp;müziğe dönmem&amp;nbsp;istendi. Söylendiğine göre kalabalık bir grup, konuşma canlı yayınlandığı için radyoyu hedef almıştı ve bizim tüm kapıları kapatmamız, içeride kalmamız gerekiyordu.&lt;br /&gt;
Sonuçta bu anlamda&amp;nbsp;korkulan olmadı. Öğrenciler radyoya değil, yurtlar bölgesine gittiler, 1.yurt "işgal edildi", Jandarma kontrolündeki Yüzüncü Yıl kapısında ateşler yakıldı, geç saatlere kadar halaylar çekildi. Biz de sessiz sedasız devam ettirdiğimiz yayınımızın ardından evlerimize dağıldık.&lt;br /&gt;
Resmi bilgilerden haberdar değilim ancak olayların ardından 100'den fazla öğrencinin önce gözaltına alındığı ardından da okuldan atıldığı söylendi.&lt;br /&gt;
Bu yaşananlar ve devamında rastladığım birkaç olay, ODTÜ'de o dönemler Jandarmanın kabul gördüğünü ancak polise kimsenin tahammülü olmadığını göstermişti. Bir defasında üçlü amfinin karşısındaki çimlik alanda oturan birinin pantalonunun kenarında bir silah görünmesiyle birlikte insanların bir anda nasıl üzerine çullandıklarını, cebinden polis kimliğini bulup çıkardıklarını, neredeyse linç edeceklerken birilerinin müdahele ederek kalabalığı sakinleştirdiğini ve sivil polisi jandarmaya teslim ettiklerini an be an izlemiştim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hafızamın bir köşesinde bu sahneler tozlanadursun, bu sabah ODTÜ Teknokent'teki ofisime doğru yol alırken gördüğüm TOMA araçları ve onlarca polis önce şaşırttı beni, sonra da fena halde&amp;nbsp;keyfimi kaçırdı. Aslında, Teknokent'te çalışan kitlenin apolitik duruşunu çok iyi bildiğim için kendimce muziplik yaparak Twitter'a "&lt;span class="entry-content"&gt;ODTU Teknokent'te polisler ve TOMA araçları... Niye ki, çok burjuvayız, olaya karışmayız biz aslında(!)?&lt;/span&gt;" yazdım. Derken olaylar gelişmeye başladı ve devamını herkes biliyor.&lt;br /&gt;
Açık olmak gerekirse, tepkilere ve eleştirilere neden bu kadar tahammülsüz olunduğunu aklım asla almıyor. Eleştiriyi dinler, tepkiyi gözlersin. Haksız olduklarını düşünüyorsan "Eyvallah" der, yoluna devam edersin. Tepkiyi abartırsan, sadece kahramanlar yaratır, karşındaki kalabalığı çoğaltırsın.&lt;br /&gt;
Aşağıdaki görüntüleri öyle çok da fazla kanalda göremediniz. Çünkü zamane Türkiye'sinde kimse iktidarı eleştirme cesaretini gösteremiyor. Karikatürlere bile tahammül edilememesi de bana normal gelmiyor. Kimseye haksızlık etme, kimseleri de yanlışlarını gözardı edip&amp;nbsp;ilahlaştırma&amp;nbsp;niyetinde değilim ama ülkeyi yönetenlerin gözüyle bakarsam da karşıma en iyi ihtimalle şu kavram çıkıyor: "Haklıyken haksız durumunda düşmek!" (Haklı olduklarını düşünmüyorum, o ayrı...)&lt;br /&gt;
Yolumun bir şekilde ODTÜ'den geçmesinden gurur duymama sebep aşağıdaki görüntülerdir. &lt;strong&gt;Tepki göstermenin, ince mesajlar vermenin çok zekice yolları da vardır. Polis barikatını yastık yapıp uzun eşek oynarsan, yastığa çok şey anlatıyorsundur aslında...&lt;/strong&gt; Biliyorum, o aşamaya gelmesi senin tercihin değil belki ama taş atıp, yumruklayarak&amp;nbsp;ya da&amp;nbsp;biber gazı ve jop&amp;nbsp;yiyerek anlattığından çok daha fazlasını hem de!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;object height="400" width="500"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/FHxiDXjvqoU?fs=1&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;rel=0"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/FHxiDXjvqoU?fs=1&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="500" height="400"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Keşke herşey burada bitseydi. Yani öğrenciler bunu yapıp eylemi bitirebilseydi, polis sessizce izlemeye devam edebilseydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son haftalarda öğrenci eylemleri artmaya başladı. Bunun bazen amacını yitirip bir moda haline dönüşmeye başladığını da&amp;nbsp;düşünüyorum açıkçası. Ama asıl meselenin bu eylemlere "orantısız" tepki gösterilmesinin, tahammülsüzlüğün ayarının kaçmasının&amp;nbsp;ülkenin en önemli sorunlarından birisi olduğunu anlamak hiç de zor değil. Ülkeyi yönetenlerden başlayın, işyerinizdeki patronunuza, okuldaki öğretmeninizden bazen anne babanıza kadar karşı karşıya kaldığınız "anlaşılmama" durumunu&amp;nbsp;bu olaylardan sadece bir gün önce Yılmaz Özdil müthiş bir tespitle anlattı. Yukarıda yazdığım tüm satırları pas geçip sadece aşağıdaki yazıyı okusanız da aklımdakileri anlamış olursunuz.&lt;br /&gt;
Ne de olsa geçmişimde "her iki taraf"ca da "öteki"leştirilmişliğim var, bu satırların altına aynen imzamı atmak hakkımdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
***&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Gençlik insanın başına hayatta bi kere gelir... (Yılmaz Özdil)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazır ortalık sakinledi... Sakin sakin konuşalım.&lt;br /&gt;
59 yaşındaki YÖK Başkanı, koltuğa oturur oturmaz, ilk iş ne yaptı biliyor musunuz?&lt;br /&gt;
Motosiklet aldı.&lt;br /&gt;
İçinde ukteymiş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çünkü, sağ-sol, ideoloji meselesi filan değildir aslında yaşananlar... “Gençliğini yaşayamamış insanlar” tarafından yönetiliyor Türkiye... Gençleri anlamama sebepleri bu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hani, üniversite yıllarından suratını hayal meyal hatırladığınız, varlığıyla yokluğu bir, hafızanızı zorlasanız bile ismini çıkaramadığınız tipler vardır ya... İşte onlar yönetiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elbette onlar da 20 yaşında, 25 yaşında oldular, ama, hiç genç olmadılar. Vazgeçtik kafelerde yan yana oturup laflamayı, fakülte kantininde bile kızlı-erkekli ortamlarda bulunmadılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gençliğin adeta uzvudur mesela, gitar... Ne kadar uzak onlara... Plajda yakılan romantik bir ateşin etrafı, dağcılık kulübünün kurduğu kampın çadırı, amfide şamata, kampustaki şenlikte mırıldanan aşk şarkıları veya yılbaşı partisi, belki alt tarafı bi bira... Ne kadar uzak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dar çevrelerinin Çin Seddi gibi eşiklerine esir büyüdüler maalesef... Kanları kaynamıştır, istemişlerdir mutlaka. Aşamadılar. Aşanlara kızmaları ondan... Halbuki, hayatında bi kere olsun dağıtmadan, nasıl toparlanır insan? Hangi sınırdan bahsedebilirsin, özgürlüğü tatmadan?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnanmazsanız, açın özgeçmişlerini... Hayat baharının en güzel dört senesi “şu üniversiteyi bitirdi” diye geçiştirilen, kupkuru üç kelimeyle özetlenmiştir. Anaları babaları, ilkokul dönemi, sonra zart diye atlar, siyaset sahnesindeki binlerce fotoğraf... Arası boştur! Üniversite yıllarına dair hatıra fotoğrafı olabilmesi için, hatıra olması lazım öncelikle... Yoktur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sorsalar bana, king bilmeyeni milletvekili bile yapmamak lazım... Ki, briçi kumar zannedip, spor olduğunu kavrayamadan mezun oldular. Zaten, spor ayakkabı giymeden emekli oldu çoğu... Apo’nun bile Bekaa’da kız militanlarla voleybol oynarken fotoğrafı var, bunların var mı? Güya kültür dersi veriyorlar bize, hangisinin halkoyunu oynarken fotoğrafı var? Tiyatro?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mayo giymeden büyüdüler, mayo... Bülent Arınç, Beşir Atalay... Aileleriyle şezlongda güneşlenirken düşünebilir misiniz? Bırak düşünmeyi, Allah bilir, mahkemeye bile verebilirler beni... Bu kadar normal bir insan davranışı üzerinden kendilerini örnek verdiğim için.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(Bakın, peşin peşin söyleyeyim, mahkemeye verirseniz, Kürşad Tüzmen’i şahit gösteririm... Çünkü, mayo giymeyi anormallik kabul etmeyen Kürşad Tüzmen’e gidin sorun, yumurta fırlatan gençlerin heyecanını da anlıyordur, sahillerin AKP’ye neden oy vermediğini de.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İyi yönetilen devlet, iyi yönetilen üniversite, iyi yönetilen gazete, iyi yönetilen banka, hepsini inceleyin... Hepsinin başında, gençliğinin hakkını vererek yaşamış yöneticiler görürsünüz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
En vahim gençlik hatası...&lt;br /&gt;
Gençliğini yaşamamaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkiye’nin durumu vahimdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
***&lt;br /&gt;
Ek: Bir arkadaşım bu yazıdan sonra&amp;nbsp;mail gönderdi. "Olayları sadece Zaman'dan mı takip ettin?" ile "AKP yandaşı mısın?" cümle/imaları arasında gidip gelen sorular sordu. Önce "Amanın!!..." dedim. Sonra durumu farkettim; demek ki, burayı her okuyanın alt metinleri, anlatılanları, "taraf"ımı ve iyi niyetimi anlayamaması ihtimalini de kabullenmeliyim. Ona verdiğim cevabın bir cümlesini buraya da ekleyerek, onun dışında da böyle düşünenler varsa,&amp;nbsp;yazılanları biraz daha dikkatli okumalarını salık vermem gerekiyor.&lt;br /&gt;
Ben genelde "Seni Seviyorum"u "Seviyorum" kelimesini kullanmadan anlatmayı sevenlerdenim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-185655894932794971?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/EsXPIH-8iEFC_YoAwS23IjJ9RqE/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/EsXPIH-8iEFC_YoAwS23IjJ9RqE/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/EsXPIH-8iEFC_YoAwS23IjJ9RqE/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/EsXPIH-8iEFC_YoAwS23IjJ9RqE/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/185655894932794971?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/185655894932794971?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2010/12/odtu-polis-ve-pas-gecilen-genclik.html" title="ODTÜ, Polis ve Pas Geçilen Gençlik..." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TQo5e54lUsI/AAAAAAAABIY/w3vmlpoZ7ic/s72-c/gorbacov.jpg" height="72" width="72" /></entry><entry gd:etag="W/&quot;C08ERX08eip7ImA9Wx5aE0w.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-5287178583179000853.post-4948007409906600390</id><published>2010-11-08T23:54:00.013+02:00</published><updated>2010-11-09T16:10:04.372+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-11-09T16:10:04.372+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Gittim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazdım" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yayınladım" /><title>Ekmek Peşinde...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TNlVcRjaXrI/AAAAAAAABHg/Zxsqat976mk/s1600/ist2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="183" src="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TNlVcRjaXrI/AAAAAAAABHg/Zxsqat976mk/s400/ist2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bir pazar akşamüzeri...&lt;br /&gt;
başkent ankara, kızılay'da güvenpark önündeki otobüs durakları, bir anlamda türkiye'nin merkezindeyiz yani.&lt;br /&gt;
ekmeğimizin peşindeyiz, iş gereği bulunmamız gereken bir etkinlik var; servisimiz bizi oradan alacak, geç kalan arkadaşımızı bekliyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
o sırada önümüzde bir halk otobüsü duruyor. orta kapıdan inen birkaç kişilik grup yeniden kalabalıkla birlikte otobüse binmeye yöneliyor. bir terslik olduğunu fark ediyoruz ve tam önümüzde gerçekleşmeye başlayan gariplikler dizisini film izler gibi takip etmeye başlıyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
adam cüzdanından para çıkarıp hazırlanıyor gibi yapıyor, ama gözü otobüse binmek için birbirini iteleyen sekiz-on kişilik kalabalıkta. sessizce yaklaşıyor, öndeki orta yaşlı amcanın tişörtünü hafifçe yukarı kaldırarak arka cebine bakıyor, tam elini uzatacakken yaşlı amca sıradan çıkıyor.&lt;br /&gt;
bizim "meraklı" adam bu sefer önde bir omuz çantası kestiriyor gözüne. elini uzatıyor, o kalabalığın arasında hiç çekinmeden elini çantaya uzatıyor, yavaşça fermuarı açıyor.&lt;br /&gt;
biz şaşkınlıkla izlemeye devam ediyoruz. insan sadece saniyeler içinde gerçekleşen bu olayın öylesine etkisinde kalıyor ki, silkinmek için biraz vakit geçmesi gerekiyor. tam uyanmışken, ve uyarmak üzere elimi arabanın kapısına uzatmışken açık camın kenarında bir adam beliriyor.&lt;br /&gt;
aslında kurduğu cümle zararsız ve yumuşak, ama tonlaması buram buram tehdit kokuyor:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"abi sesini çıkartma, bak herkes ekmeğinin peşinde!..."&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* * *&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
zaman duruyor, 2 yıl öncesine dönüyorum...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
yılbaşı gecesi, ekmeğimin peşindeyim.&lt;br /&gt;
herkes eğlence planları yapmışken, ben evime yabancı kentin merkezinde koşturuyorum. işim gereği o gece iki ayrı mekan arasında gidip geliyorum sürekli, ve sürekli telefonla konuşmak durumundayım. kariyerim açısından çok önemli bir gece, eğer herşey aksamadan giderse öğrenim hayatımı feda etmiş olmama değecek herşey; tam bir dönüm noktası yani, yıllarca verilmiş emeğin karşılığı ve ekmeğimin peşinde koşturuyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
taksim'den hızla geçerken bir anda birinin kafama vurduğunu hissediyorum.&lt;br /&gt;
sonradan öğreneceğim, taksim'de telefonla o şekilde konuşmanın dart tahtası olmaktan pek bir farkı olmadığını (canının herşeyden kıymetli olduğunu da öğreneceğim gibi.).&lt;br /&gt;
kafama vurulmasıyla birlikte telefon elimden gidiyor. önce bir tanıdıkla karşılaştığımı varsayıyorum. ancak geri dönüp elinde telefonumla koşan bir çocuğu görünce aklım başıma geliyor. bir anda senaryolar akmaya başlıyor gözümün önünden. telefonu bilmemnekadar paraya aldığım umurumda bile değil o anda, bütün önemli numaralar orada kayıtlı ve yılbaşı gecesi hiç kimse aksaklığa tahammül etmez! herkes bana oradan ulaşacak, bittim ben...&lt;br /&gt;
muhtemelen o hırsla peşine takılıyorum çocuğun, ve muhtemelen o hırsla onu tam yakalamak üzereyken ben, o bir parka dalıyor. onu tam orada kuytu bir köşede sıkıştırıyorum, birden duruyor ve geri dönüp bir bıçak savurmaya başlıyor. gerginim, başka şansım yok, gözüme kestiriyorum onu, bıçağı kapabileceğimi tahmin ediyorum, gözüm kararmış.&lt;br /&gt;
işte o anda anlıyorum yavaşlamasının ve oraya dalmasının aslında hiç tesadüf olmadığını, herşeyin planın bir parçası olduğunu. çünkü ben ona doğru korkmadan bir adım atınca iki kenarda çalılıkların arasından ellerinde sallamalarla gözü dönmüş iki kişi çıkıyor, "başımızı derde mi sokacan lan!..." diye bağırarak üzerime yürüyorlar. savrulan sallamalardan biri gözlerimin önünden geçince ve rüzgarını hissedince anlıyorum işin ciddiyetini; kendimi parktan dışarıya, kalabalığın arasına atabilmek için var gücümle koşmaya başlıyorum. ben caddeye çıkınca onlar peşimi bırakıyorlar.&lt;br /&gt;
yanımda birisi beliriyor, "abi bak otelin orada polis vardır, hemen oraya gidelim" diyerek benimle koşuyor. garipsiyorum, ama o anki şaşkınlığımla "ben de 2 gün önce kaptırdım çantamı, ondan yardım ediyorum" demesi, gerçekten polisle karşılaşıp da onu gözden kaybedinceye kadar inandırıcı geliyor bana.&lt;br /&gt;
yılbaşı gecesinde, taksim'in göbeğinde gerçekten bir polisle karşılaşabilmem dakikaları buluyor zaten. onlara durumu anlatıyorum, nerede saklandıklarını söylüyorum, ama tek öğrenebildiğim karakola gidip ifade vermem gerektiği oluyor.&lt;br /&gt;
adamın biri göz göre göre hırsızlık yapıyor, canıma kastediliyor, hayatımla ve hayallerimle oynanıyor, ve benim elimden hiçbirşey gelmiyor...&lt;br /&gt;
sinirlerim bozuluyor, elim ayağım titremeye başlıyor. içimden bağırmak çağırmak geliyor, ama o anda koşturmam gereken işlerim olduğunu hatırlıyorum. o gece artık herşey daha zor, ama nasıl olursa olsun çözmeliyim, işimi aksatmadan yürütmeliyim.&lt;br /&gt;
sıradan bir insan olmanın verdiği çaresizliğin ezilmişliğiyle işime yürümeye başlıyorum. gözlerim doluyor, ama ağlamıyorum; üzgün değil, kızgınım çünkü... belki de sadece birkaç gün sonra arka arkaya göreceğim iki haberi o andan biliyor gibiyim:&lt;br /&gt;
- kapkaççılar taksim'de eski sat komandosu bıçaklayarak öldürdüler.&lt;br /&gt;
- sosyetenin ünlü isimlerinden bilmemkimin kapkaççılar tarafından çalınan cep telefonu 1 saat içinde karakola teslim edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
oysa ben sadece bu ülkenin sıradan bir insanıyım, elimden daha fazlasının gelmiyor olması beni gerdikçe geriyor. ama duramam, yürümek zorundayım,&lt;br /&gt;
durmamalıyım,&lt;br /&gt;
malum;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
herkes ekmeğinin peşinde...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* * *&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"abi sesini çıkartma, bak herkes ekmeğinin peşinde!..."&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
zaman duruyor, 2 yıl öncesini hatırlıyorum.&lt;br /&gt;
öfkeleniyorum...&lt;br /&gt;
adamın tehditkar cümlesi çok da umurumda değil, benim yanımda bunu yapamazlar!. ve bunu hiç korkmadan söyleyeceğim ona!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bir anda kopan bir çığlıkla bakışlarımız otobüse yöneliyor.&lt;br /&gt;
çantası karıştırılan adam durumu fark ediyor, bağırmasıyla birlikte sıranın kenarında duran üç kişi birden sille tokat adama girişiyorlar. birinin elinde kesici bir alet var, ne olduğunu seçemiyorum, ama adamın yüzüne doğru savurduklarını farkediyorum. o sırada kurban adam elini beline atıyor, oradaki silahın görünmesiyle birlikte ekip elemanları ani bir manevrayla koşarak kalabalığın arasına yöneliyorlar ve kaçmaya başlıyorlar. çantası karıştırılan adam ve yanındaki arkadaşı silahlarını çekip peşlerinden hareketleniyorlar. çığlıklar duyuluyor, "kaçma lan, vururum bak!..." bağrışları araya karışıyor. ama ekip kalabalığın arasına karışıyor, bizim yanımızdaki adam da kayboluyor.&lt;br /&gt;
silahlı adamlardan birinin gözünün üzerinden kanlar akıyor, etraftakiler ona yardım etmeye çalışırken o hala öfkeyle sağa sola bakıyor.&lt;br /&gt;
biz o karmaşayı algılamaya çalışırken insanların arasında çantayı karıştıran esas adamı görüyoruz. adam son derece sakin, kalabalığın arasında sessiz adımlarla dolaşıyor, eli cebinde yavaş yavaş metro girişine doğru yürüyor. adamı görüyoruz, ama o anda tetiği hala çekili silahla etrafına bakınan adamın öfkesi gözümüzü korkutuyor, çünkü etraf gerçekten çok kalabalık.&lt;br /&gt;
gözümün önünde başımdan geçenler canlanıyor, arkadaşlarıma olayı anlatırken "insan öylesine öfkeleniyor ki, elinde silah olsa herhalde sağı solu düşünmeden ateş açarsın çocuğa..." deyişimi hatırlıyorum.&lt;br /&gt;
tüm bunların ardarda sıralandığı -ve bana uzun mu uzun görünen- üç-beş saniye içinde adam ortadan kayboluyor, polis geliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kalabalık dağılmaya başlıyor, ama kenardan olayları izleyen birkaç kişinin bizi ters gözlerle süzmesi sinirlerimizi bozuyor, zaten logolu bir araçla kolay bir hedef olduğumuzu biliyorum, ve onların gözükaralıkta nasıl sınır tanımadıklarını.&lt;br /&gt;
"gidelim," diyorum şoförümüze, "burada fazla kalmamakta fayda var..."&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"bu ülke ne zaman böyle oldu" diye geçiriyorum aklımdan, "söyledikleri gibi, namusluların da namussuzlar kadar cesur olabilme şansı var mı acaba?..."&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"gidelim," diye devam ediyorum çaresiz,&lt;br /&gt;
"iş bizi bekler, herkes ekmeğinin peşinde..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5287178583179000853-4948007409906600390?l=benbunuyaptim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/-E2xqFNjQdFbbKiFSMynipMWOuE/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/-E2xqFNjQdFbbKiFSMynipMWOuE/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/-E2xqFNjQdFbbKiFSMynipMWOuE/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/-E2xqFNjQdFbbKiFSMynipMWOuE/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/4948007409906600390?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/5287178583179000853/posts/default/4948007409906600390?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://benbunuyaptim.blogspot.com/2010/11/herkes-ekmeginin-pesinde.html" title="Ekmek Peşinde..." /><author><name>Selim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07620717783390028772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://1.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/SejfuBjORYI/AAAAAAAAAjM/1xaRBk0muMA/S220/SeL_.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_SCh1B6dMAMA/TNlVcRjaXrI/AAAAAAAABHg/Zxsqat976mk/s72-c/ist2.jpg" height="72" width="72" /></entry></feed>

