<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" gd:etag="W/&quot;DEAFSXc_cSp7ImA9WhRRFE4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149</id><updated>2011-11-28T01:31:58.949+02:00</updated><category term="DERUNİ" /><category term="aşk" /><category term="tatlıcı ali efendi" /><category term="MAKALE" /><category term="Berat kandili" /><category term="latif baltutan" /><category term="Sohbet" /><category term="edep" /><category term="GÖNLÜ TAHT" /><category term="Fotoğraflar" /><category term="imamı rabbani" /><category term="Elif Şafak" /><category term="mektubat" /><category term="Hadis-i şerifler" /><title>Bendedir kalp ilahi aşk yolunda...</title><subtitle type="html">Bir aşk ki ne beden ister ne hane,
sevdiğinde yok olmaktır... Yegane gaye.</subtitle><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://tevekkel.blogspot.com/" /><link rel="next" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false&amp;v=2" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>38</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/atom+xml" href="http://feeds.feedburner.com/BendedirKalpIlahiAkYolunda" /><feedburner:info uri="bendedirkalpilahiakyolunda" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><entry gd:etag="W/&quot;DUYBRn06eip7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-7151940954504607807</id><published>2009-12-05T15:26:00.006+02:00</published><updated>2009-12-07T13:59:17.312+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T13:59:17.312+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="aşk" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Elif Şafak" /><title>Aşk ve Elif Şafak üzerine</title><content type="html">&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşk, romansı bir anlatımla dünyevi ve manevi aşkı aynı düzlemde harmanlama çabası. Tabii ki harmanlanamamış. Harmanlanabilmeside mümkün değil. Elif hanım çok iyi hazırlanmış. Bir ropörtajında da bahsettiği üzere tasavufa meraklı, akedemisyenliği sebebiylede derin araştırmalara antrenmanlı, çok yönlü bir hanımefendi. Bunca hazırlığın, anlama çabasının içinden nasıl olduda bir buçuk milenyumluk tasavvuf, sufiliğe dönüştü işte bunu anlamak zor. Hele ki avrupai medeniyetin sufiliği islamdan uzaklaştırma çabasına yenik düştü bunu anlayabilmek çok zor. Bazı yerlerde özellikle dem vurulduğu üzere anadolu sufi geleneği sadece, mevlevilikle,melamilikle,aczmendilikle yani Hz. Ali(K.A.V) sülukundan, terbiyesinden,geleneğinden gelen bir öğreti gibi tanıtılamaz. İslam tasavvufu iki koldan gelmektedir. Peygamber efendimiz (S.A.V) Hazretlerinden sonra Hz. Ebubekir Sıddık (R.A) ve Hz.Ali(K.A.V) İle iki koldan yürümüştür. Bu süre zarfında usulde küçük değişimler olsada esas değişmemiştir. Esas ta İslam Şeriatıdır. Sünneti seniyyedir. Gayrısı düşünülemez. Bu yolda yürüyenler peygamberimizin(s.a.v) edebiyle ahlakıyla edeplenir ve kıl kadar sünnettende Kuran danda uzaklaşmazlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İster sema etsinler, ister gizli zikretsinler, ister üstlerini başlarını yırtsınlar ezanı muhammediyeyi duydularmı her müslüman gibi namaza koşarlar. Koskoca eserde namaza dair bir tek satır vardı ki bu kadar zaman tasavvufa merakı olan bir yazarın bu konudaki ihmali gerçekten üzücü. Tasavvuf ehli her konuda islamın gereklerine diğer insanlardan fazla dikkat gösterirler. Her konuda edeplidirler. Yaptıkları her şey hazreti Rahmanın rızasına erişmek üzeredir. İsimleri ne olursa olsun hangi hocanın terbiyesinde olurlarsa olsunlar tek amaçları rıza-i lillahtır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aslında elif şafak hanımefendiyide anlamaya çalışıyorum. Günümüz Türkiyesinde, ön yargı o kadar çok ki, birazcık söyleminiz islami değerlere kaçsa hemen damgalanır, etiketlenir hatta fişleni verirsiniz. Belkide başka bir zamanda, başka bir romanda gerçek cevheriyle tanışma şansımız olur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu kadar yazdıklarımdan sonra belki şaşıracaksınız ama ben aşk romanını beğendim ve zevkle okudum. Bazı yerleri geçiştirilmiş bulsamda sonuçta bir çok işin ehlinden daha fazla insana oluşabildiğinin farkındayım. Etrafımda ki bir çok ön yargılı insanın zevkle Şems-i Tebrizi hz lerinden bahsettiğini duymak güzeldi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-7151940954504607807?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ia6JmfAXBQok8NzdpW6EI4eW9gg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ia6JmfAXBQok8NzdpW6EI4eW9gg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ia6JmfAXBQok8NzdpW6EI4eW9gg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ia6JmfAXBQok8NzdpW6EI4eW9gg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/WLJmQywW2xc" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/7151940954504607807/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=7151940954504607807" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/7151940954504607807?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/7151940954504607807?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/WLJmQywW2xc/ask-ve-elif-safak-uzerine.html" title="Aşk ve Elif Şafak üzerine" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/12/ask-ve-elif-safak-uzerine.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUcMRno8cCp7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-751552784918974994</id><published>2009-11-07T12:43:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T13:58:07.478+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T13:58:07.478+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hadis-i şerifler" /><title>Musibet üzerine bir hadis-i şerif</title><content type="html">&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı şunları söylerken işittim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kendisine bir musibet gelen müslüman Allah'ın emrettiği: "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'ün, allahümme ecirni fi musibeti vahluf li hayran minhâ.&lt;/span&gt; "Biz Allah'ınız ve ancak O'na döneceğiz. Bana bu musibetim için ücret ver. Ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver'' derse Allah o musibeti alır ve mutlaka daha hayırlısını verir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümm-ü Seleme der ki: "Ebu Seleme (radıyallahu anh) vefat ettiği zaman ben: "Ebu Seleme'den daha hayırlı olan hangi müslüman var? Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a ilk hicret eden hâne, onun hânesiydi'' dedim. Ben bunu söyledikten sonra Allah, onun yerine bana Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı verdi. Şöyle ki: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), bana Hâtib İbnu Ebi Belte'a'yı göndererek kendisi için beni istetti. Ben: "Benim (küçük) bir kız çocuğum var, ayrıca ben kıskanç bir kadınım. (Resulullah'ın ise birçok hanımı var, imtizacsızlıktan korkarım)'' diye cevap verdim. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kız çocuğuna gelince, Allah'a dua ederiz, onu kendisinden müstağni kılar, kıskançlığı için de Allah'a gidermesini dua ederim'' buyurdular.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MüsIim, Cenâiz 3, (918); Muvatta; Cenâiz 42, (1, 236); Ebu Dâvud, Cenâiz 22, (3119); Tirmizi, Da'avât 88; (3506).&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-751552784918974994?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1vBXHhj6W236vbcXArJOJXMB5E8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1vBXHhj6W236vbcXArJOJXMB5E8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1vBXHhj6W236vbcXArJOJXMB5E8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1vBXHhj6W236vbcXArJOJXMB5E8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/CNrQo3YwuCg" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/751552784918974994/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=751552784918974994" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/751552784918974994?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/751552784918974994?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/CNrQo3YwuCg/musibet-uzerine-bir-hadis-i-serif.html" title="Musibet üzerine bir hadis-i şerif" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/11/musibet-uzerine-bir-hadis-i-serif.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUUFRXwyfip7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-5816686690541860538</id><published>2009-09-10T14:41:00.003+03:00</published><updated>2009-12-07T14:00:14.296+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T14:00:14.296+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hadis-i şerifler" /><title>üç sahabenin garip hali</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt; Abdullah ibni Şeddad (ra) anlatıyor:Beni Uzre kabilesinden üç kişi Resulu Ekrem sallallahü aleyhim ve sellem'in huzuruna gelip Müslüman olurlar. Bunlar yoksul insanlardı. Peygamber Efendimiz (sav):-Benim adıma, bunların geçimini kim üzerine almak ister? diye sordu. Cennetle müjdelenen on kişiden biri olan Hz. Talha bin Ubeydullah (ra):-Ben alırım, dedi.Onlarda Talha'nın (ra) yanında kalmaya başladılar. Bunlardan biri, Hz. Peygamberin gönderdiği bir askeri birliğe katıldı ve o seferde şehit oldu.İkinci sahabe uzun bir müddet sonra başka bir seferde şehit düştü.Ve üç arkadaştan ikisi şehit olmuştu. Üçüncü sahabe ise savaşta değil, daha sonraları rahat döşeğinde öldü.Talha bin Ubeydullah (ra) sözüne şöyle devam eder:Bir gece rüyamda bu üç kişinin cennete girdiğini gördüm. Ama garip olanı şuydu. Arkadaşlarından sonra rahat döşeğinde ölen adam en öndeydi. Onun arkasında şehit olan ikinci adam duruyordu. İlk şehit olan ise en arkadaydı.Gördüğüm bu hal zihnimi meşgul etti. Ben de Rasulü Ekrem'e (sav) giderek rüyamı anlattım. Allah'ın elçisi bana şunları söyledi:-Bunun neyini anlamadın, Talha? Allah katında en faziletli kimse, Müslüman olarak uzun bir hayat süren ve Sübhanallah, Allahü Ekber, Lailaheillallah diye Allah'ı çokça zikredendir. En son ölen uzun yaşadığı yıllarda oruç tuttu, namaz kıldı. Daha fazla ibadet etti. Diğerlerinden farkı budur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-5816686690541860538?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/n43YkViZ6XROEdH6ULFWbDUvuMQ/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/n43YkViZ6XROEdH6ULFWbDUvuMQ/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/n43YkViZ6XROEdH6ULFWbDUvuMQ/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/n43YkViZ6XROEdH6ULFWbDUvuMQ/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/4Tq5nl-npls" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/5816686690541860538/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=5816686690541860538" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/5816686690541860538?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/5816686690541860538?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/4Tq5nl-npls/uc-sahabenin-garip-hali.html" title="üç sahabenin garip hali" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/09/uc-sahabenin-garip-hali.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUUAQnkzeSp7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-4847684460126059117</id><published>2009-08-05T09:41:00.003+03:00</published><updated>2009-12-07T14:00:43.781+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T14:00:43.781+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Berat kandili" /><title>Berat kandiliniz mübarek olsun.</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Büyük âlimler berât gecesini çekirdeğe benzetmektedir. Bir yıla ait bütün hayat programının şifrelerinin yükletildiği cip ‘çip'e benzer bu kandil. Çünkü bu gecenin beş önemli özelliği vardır.&lt;br /&gt;1)- Bütün hikmetli işler bu gece planlanır&lt;br /&gt;2)- Bu gece yapılan ibadetler diğer vakitlere göre kat kat sevaplı olur.&lt;br /&gt;3)- Bu gece inen ilahi rahmet bütün kainatı kuşatır.&lt;br /&gt;4)- Allah'ın affı ve bağışlayacağı bu gece daha cömert olarak her tarafa yansır.&lt;br /&gt;5)- Sevgili Peygamberimize bu gece tam bir şefaat yetkisi verilmiştir.&lt;br /&gt;Razı'nın verdiği bilgiye göre;&lt;br /&gt;Bu konuda ibn Abbas (ra) çok detaylı bilgi verir:&lt;br /&gt;O şöyle der: Bu yıldan gelecek yıla kadar meydana gelecek olayların hepsinin bilgisi ayrı ayrı meleklere verilir.&lt;br /&gt;Melekler de bu bilgileri deftere yazarlar. Rızıklar, eceller, fakirlik, zenginlik, doğumlar ölümler hep bu esnada kayıt altına alınır. Hatta o yıl hacca gideceklerin sayıları bile takdir olunur. Herkesin bir yıllık kader çizgisi o gece kaydedilir- bilgisi meleklere iletilir. Mesela rızıkla ilgili bilgiler Hz. Mikail'e verilir. Savaşlarla ilgili defterler Hz. Cebrail'e verilir. Amellerle ilgili (kulların yapacağı ibadetler vs.) Hz. İsrafil'e verilir. Ölümler ve musibetlerle ilgili bilgiler Hz. Azrail'e verilir.&lt;br /&gt;Bu defterlerin düzenlenmesi berât gecesi başlar, kadir gecesi tamamlanarak sahiplerine emanet edilir. (Hülasâtü'l Beyan 13,5251)&lt;br /&gt;Tefsir âlimleri Duhan suresinin 2, 3, ve 4. ayetlerinin berât gecesine işaret ettiğini söylüyorlar.&lt;br /&gt;Bu ayetlerin meali şöyledir. “O apaçık kitaba and olsun ki, biz O'nu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz O'nunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede terfik olunur.” (Gerçi âlimlerin çoğu bu ayetler kadir gecesine işaret eder derler ama bir kısmı da bu ayetler berât gecesini anlatır derler.)&lt;br /&gt;Yine İslam bilginlerine göre Kuran-ı Kerim ‘levh-i mahfuz'dan (korunmuş mekândan) dünya semasına berât gecesine toptan indirilmiştir. Kadir gecesinde ise Sevgili Peygamberimize parça parça indirilmeye başlanmıştır.&lt;br /&gt;Denir ki, kişiye ödediği vergiler karşılığında nasıl ‘Vergi borcun yoktur' şeklinde berât, aklanma yazısı veriliyorsa bu gece de iyi kullara yüce Allah tarafından böyle bir kurtuluş belgesi yazılır. Onun için bu geceye “rahmet gecesi, belge gecesi” de denilmiştir.&lt;br /&gt;Yine denilir ki namazda döndüğümüz kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksa'dan Mekke'deki Kâbe yönüne çevrilmesi de yine bu gecede gerçekleşmiştir. Bu olay hicretin ikinci yılı, berât gecesi meydana gelmiştir.&lt;br /&gt;Hz. Aişe (ra) bu geceyle ilgili anlamlı bir hatırasını nakleder. Der ki: Bir berat gecesi uyandığımda Hz. Peygamberi yatağında bulamadım. Aradım, yoktu. Neden Sonra gecenin zifiri karanlığında onu Medine mezarlığında (Bâki Mezarlığı) buldum. Başını göğe kaldırmış ha bire dua ediyordu. Neden sonra mübarek bakışlarını indirip bana baktı ve şöyle buyurdu: Aişe biliyor musun, Yüce Allah şaban ayının on beşinci gecesi, berât gecesi dünya semasına rahmeti ile yansır ve Ben-i Kelb (hayvancılıkla tanınmış bir aşiret ismi) kabilesinin koyunlarının sayısınca insanı mağfiret eder. (Tırmızi Savm. 39)&lt;br /&gt;Bu gece neler yapalım&lt;br /&gt;Bol bol Kuran-ı Kerim okuyalım. Meal ve tefsirine bakalım. Yüce Allah'ı analım. O'nun zikrini yapalım. Bol bol tevbe edelim. Bağışlama dileyelim. Kaza namazı kılalım. Bu gece kılınması bazı kitaplarda tavsiye edilen yüz rekatlı namazla ilgili rivayetler çok sağlam değildir. Hatta bazı âlimlere göre bid'attır. Onun yerine bol bol kaza namazına yönelelim. Büyükleri arayalım. Ellerini öpelim. Eşimize küçücük de olsa bir hediye götürelim. Zira Hz. Peygamberin deyimiyle; kişinin hanımına uzatacağı (ağzına uzatacağı) bir lokma yemek bile ibadettir.&lt;br /&gt;Gelin bu gece aklanalım, sadece lafla değil, Allah'ın yanında.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sn. hatipoğlundan alıntıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-4847684460126059117?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KNHUSPuIsKPFUMeGEINbxqIij24/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KNHUSPuIsKPFUMeGEINbxqIij24/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KNHUSPuIsKPFUMeGEINbxqIij24/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KNHUSPuIsKPFUMeGEINbxqIij24/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/u_CrNeJNU-o" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/4847684460126059117/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=4847684460126059117" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/4847684460126059117?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/4847684460126059117?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/u_CrNeJNU-o/berat-kandiliniz-mubarek-olsun.html" title="Berat kandiliniz mübarek olsun." /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/08/berat-kandiliniz-mubarek-olsun.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUUDQ3w6cCp7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-4918784228201500087</id><published>2009-07-31T10:34:00.001+03:00</published><updated>2009-12-07T14:01:12.218+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T14:01:12.218+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="edep" /><title>Sn.hatipoğlunun bu haftaki yazısından bir alıntı..</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sevgili Peygamberimiz (sav) yakın dostu Hz. Ebubekir (ra) ile oturuyorlar. Medine’nin sıcak bir günü. Biraz sonra içeriye bir adam girer.Etrafına baktıktan sonra Hz. Ebubekir’in (ra) yanına oturur. Ve hemen çirkin sözlerle Hz. Ebubekir’e saldırmaya başlar. Hakaret eder, küçümsemeye çalışır, tacizde bulunur. Hz. Ebubekir (ra) sabırla dinler. Olaya şahit olan Hz. Peygamber (sav) bu saygısız insanın haddi aşan çirkin sözlerinden rahatsız olsa da bir an için susar. Adam nerede olduğunun, kimin huzurunda bulunduğunun farkında değilmiş gibi devam eder. Bu anlamaz adamın çirkin sözlerinden hayli rahatsız olmaya başlayan Hz. Ebubekir (ra) dayanamaz ve cevap vermeye başlar. Hz. Ebubekir (ra) sınırı aşmadan, bu terbiye sınırını aşanın terbiyesini vermeye çabalamaktadır aslında. Hz. Peygamberin (sav) huzurunda olduğunun farkında olan Hz. Ebubekir (ra) daha fazla susarsa Hz. Peygamberin (sav) rahatsız olacağını varsayar. Hz. Ebubekir’in (ra) cevap vermesi üzerine Peygamberimiz (sav) ayağa kalkar ve orayı terk eder. Hz. Peygamberin (sav) uzaklaştığını gören Hz. Ebubekir (ra) telaşlanır ve Peygamberimizin (sav) arkasından koşar. Diğer yandan da heyecan ve korku içinde söylenmeye başlar: “Ey Allah’ın elçisi. Sizi rahatsız edecek bir şey mi yaptım. Yanlış bir şey yaptıysam Allah’tan af dilerim.”Hz. Peygamber (sav) döner ve çok sevdiği dostuna şöyle buyurur: “Ebubekir! Adam sana hakaret edip sataşmaya başladığında sen sustun. O esnada Yüce Allah’ın görevlendirdiği bir melek senin adına o adama cevap veriyor, sana da dua ediyordu. Sen sustukça melek seni savunuyor adama karşılık veriyordu. Ne zaman ki, sen de cevap vermeye başladın işte o anda o melek orayı terk etti ve şeytan oraya girdi. Ben şeytanın bulunduğu ortamda durmam. Benim orayı terk etmemin sebebi budur işte.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-4918784228201500087?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_ZjG2TV2-Tpkpzu4eXzRjWfL0Mc/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_ZjG2TV2-Tpkpzu4eXzRjWfL0Mc/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_ZjG2TV2-Tpkpzu4eXzRjWfL0Mc/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_ZjG2TV2-Tpkpzu4eXzRjWfL0Mc/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/EdRewhLyeq0" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/4918784228201500087/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=4918784228201500087" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/4918784228201500087?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/4918784228201500087?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/EdRewhLyeq0/snhatipoglunun-bu-haftaki-yazsndan-bir.html" title="Sn.hatipoğlunun bu haftaki yazısından bir alıntı.." /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/07/snhatipoglunun-bu-haftaki-yazsndan-bir.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUUNSHY5eyp7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-2951727723555179618</id><published>2009-05-18T10:39:00.001+03:00</published><updated>2009-12-07T14:01:39.823+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T14:01:39.823+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Fotoğraflar" /><title>Darıcalı Abdullah efendi ve Saatçi Hüseyin Hoca efendi</title><content type="html">&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/ShEQ7zeLVQI/AAAAAAAAAFU/_vqIuT_61lw/s1600-h/6.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337065653025854722" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 400px; height: 255px; text-align: center;" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/ShEQ7zeLVQI/AAAAAAAAAFU/_vqIuT_61lw/s400/6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-2951727723555179618?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/XTow-1SWRI0Cr5SAskRCGCNwB54/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/XTow-1SWRI0Cr5SAskRCGCNwB54/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/XTow-1SWRI0Cr5SAskRCGCNwB54/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/XTow-1SWRI0Cr5SAskRCGCNwB54/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/ylSWLjaJoaA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/2951727723555179618/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=2951727723555179618" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/2951727723555179618?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/2951727723555179618?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/ylSWLjaJoaA/darcal-abdullah-efendi-ve-saatci.html" title="Darıcalı Abdullah efendi ve Saatçi Hüseyin Hoca efendi" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/ShEQ7zeLVQI/AAAAAAAAAFU/_vqIuT_61lw/s72-c/6.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/05/darcal-abdullah-efendi-ve-saatci.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUQFSX04fyp7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-2492435710571979645</id><published>2009-05-11T09:38:00.003+03:00</published><updated>2009-12-07T14:01:58.337+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T14:01:58.337+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Fotoğraflar" /><title>Darıcalı Abdullah efendi</title><content type="html">&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SgfIf_Je8mI/AAAAAAAAAFM/I4D4FAFvODs/s1600-h/7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334452735496352354" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 400px; height: 272px; text-align: center;" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SgfIf_Je8mI/AAAAAAAAAFM/I4D4FAFvODs/s400/7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Ali Haydar Ahıskavi (K.S) hazretlerinin talebesi ve bölgemizdeki halifesi Darıcalı Abdullah efendi, &lt;div&gt;Yine Efendi babamızın öğrencilerinden Saatçi Hüseyin Hoca Efendi, Halil Efendi, Hasan Kanar efendi, Saadettin ağabeyimiz, Hacı Muhterem efendi, İbrahim Ağabeyimiz&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-2492435710571979645?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/QZgAtxPXSuZTOY5Sry5_NKHg_dk/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/QZgAtxPXSuZTOY5Sry5_NKHg_dk/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/QZgAtxPXSuZTOY5Sry5_NKHg_dk/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/QZgAtxPXSuZTOY5Sry5_NKHg_dk/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/gFVp6WOH9dM" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/2492435710571979645/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=2492435710571979645" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/2492435710571979645?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/2492435710571979645?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/gFVp6WOH9dM/darcal-abdullah-efendi.html" title="Darıcalı Abdullah efendi" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SgfIf_Je8mI/AAAAAAAAAFM/I4D4FAFvODs/s72-c/7.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/05/darcal-abdullah-efendi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUQHR344eip7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-5912556367900150520</id><published>2009-05-09T16:26:00.003+03:00</published><updated>2009-12-07T14:02:16.032+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T14:02:16.032+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Fotoğraflar" /><title>TATLICI ALİ EFENDİ VE BABAM HACI MUHTEREM EFENDİ</title><content type="html">&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SgWFTF0b0cI/AAAAAAAAAFE/SJBFMT5NVWc/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333815896716333506" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 400px; height: 271px; text-align: center;" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SgWFTF0b0cI/AAAAAAAAAFE/SJBFMT5NVWc/s400/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SgWFIj_o-PI/AAAAAAAAAE8/anBoHy4FEvI/s1600-h/BAMAVE+AL%C4%B0AMCA.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333815715837835506" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 400px; height: 338px; text-align: center;" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SgWFIj_o-PI/AAAAAAAAAE8/anBoHy4FEvI/s400/BAMAVE+AL%C4%B0AMCA.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-5912556367900150520?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/wfd7f6fCIKzHcwxPt3cPmt7zbSY/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/wfd7f6fCIKzHcwxPt3cPmt7zbSY/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/wfd7f6fCIKzHcwxPt3cPmt7zbSY/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/wfd7f6fCIKzHcwxPt3cPmt7zbSY/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/CH6TO1WvX18" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/5912556367900150520/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=5912556367900150520" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/5912556367900150520?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/5912556367900150520?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/CH6TO1WvX18/tatlici-ali-efendi-ve-babam-haci.html" title="TATLICI ALİ EFENDİ VE BABAM HACI MUHTEREM EFENDİ" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SgWFTF0b0cI/AAAAAAAAAFE/SJBFMT5NVWc/s72-c/1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/05/tatlici-ali-efendi-ve-babam-haci.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUYARXczcSp7ImA9WxJTGU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-6492124707134514194</id><published>2009-04-27T14:06:00.003+03:00</published><updated>2009-04-28T10:19:04.989+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-28T10:19:04.989+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GÖNLÜ TAHT" /><title>GÖNLÜ TAHT ...b7 DEVAM YAZISI</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/gonlu-taht.html"&gt;HİKAYENİN BAŞI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Sizler hakkınızı helal edin o zaman. Bilemediğim için. Siz o hocalarınıza götürün beni.”&lt;br /&gt;“Siz konuyu bir anlatın isterseniz.”&lt;br /&gt;Bir nebzede olsa rahatlamıştı. En azından bir başlangıç olabilirdi. Köyden sahafa rüyalara tüm olanları eksiksiz anlattı. Gençlerin dinlerken heyecanlandıklarını görebiliyordu. Sustuğunda uzunca bir sessizlik oldu. Gençler tam arkasındaki bir yere doğru bakıyorlardı. Oda bakmak için döndüğünde bembeyaz sakallı, kapkara kaşlı, gök mavisi gözlü adamla göz göze geldi. Korkmamıştı ama elinde olmadan irkildi. Adam yüzüne değil de taa içinde bir yerlere bakıyor gibiydi. Utandı. Kendisini hiç bu kadar çıplak hissetmemişti. O Gülümsedi, gülümseyince sanki o an gülümsedi. çok sessiz zor duyulabilecek bir sesle konuşmaya başladığında içinde bir şeylerin yükseldiğini,taştığını hissetti. Sanki o değil de başkası çok uzaklardan konuşuyor gibiydi. Ta içten gönülden gelen bir fısıltı gibiydi. Ama tezat bir şekilde her sözü her kelimesi duyuluyordu. Etrafındaki gençlerde aynı huzur ve huşu ile duruyorlardı. Bükük boyunları daha bir saygılanma da bükülmüştü.&lt;br /&gt;“ Anlattıklarınıza kulak misafiri oldum. Gençleri bu kadar heyecanlandıran sohbeti merak etmiştim.”&lt;br /&gt;Sanki aradığı kelimeyi bulamıyormuşçasına sustu. Eyüp sultan hazretlerinin türbe çatısında bir noktaya dikti gözlerini. Boynu büküldü, bir bilinmeyen meşferette, bir büyüğün huzurundaymışçasına bekledi, dinledi.&lt;br /&gt;“ Siz yarın, sabah namazında burada olun, eğer lütfederlerse sizi bir büyüğümüzle tanıştırmak istiyorum. Her şeyin en doğrusunu rabbim bilir, birde lütfettiği evliya kulları. Aradığınızı bulmanız için dua edelim. Hayırlı günler.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldiği gibi sessizce uzaklaştı. Genç gurubu, türbeye girmek adamın peşi sıra gitmek arasında ikirciklendiyse de türbede karar kıldı. Onlarda gidince bir rüyadan uyanırcasına o ana geri döndü. Hemen yakınındaki banka çöküverdi. Neydi o yaşadığı bir anlam veremedi. Başka bambaşka duyguların doğum sancısıydı sanki. Sabah namazı diye düşündü. Cevaplara birkaç saat kala aradığının cevaplar mı o adamın yanında yaşadığı engin sükunet miydi ayırt edemedi. Hiçbir şey umurunda değildi. O adamın peşine takılıp o nasıl öyle olduysa öyle olmak. O ne yaşıyorsa onu yaşamak için yanıp tutuşuyordu. Gözlerini yumup kendini dinlemek istedi. Rüyalarda gördüğü dede belirdi göz kapaklarının karanlığında. O hüzünlü bakışlar yerini sevgiye bırakmıştı. Coşkulu bakışlardaydı gözleri. Durmaması gerektiğini anladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KABRİSTAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzünün kızıl aydınlığı, İstanbul’un üzerini örterken girdi şehitliğe derviş. Alacakaranlık yüz yıllara şahitlik etmiş mezar taşlarını sarmalarken, yer yer nur huzmelenmeleri görüyordu. Bazı mübareklerin mezarlarında birer fener gibi nur topakları belirmişti. İlk kez böyle bir şey yaşadığından üpertilerle karışık bir hayretle yürüyordu. Huzmelerin mihmandarlığında şeyhinin makamına ulaştı. Rüyalarda birkaç kez görmüştü. Ama bu kez capcanlı karşısındaydı. Sevgi ve edeple yüzüne baktı. Sanki gözleri yanmıştı. Hemen indirdi balkışlarını. El pençe divan durdu. Bekledi. Yıllardır, her rabıtasında hayallediği nur, şeyhinin kalbinden bir çağlayan misali akı verdi gönlüne. İçi ısındı, yandı ,kavruldu ,yok oldu. O yoklukta bir tek şeyhi vardı. Dünya bitmiş gitmişti. Çok uzaklardan geliyormuş gibi başlayan zikrullah, giderek yaklaşıyordu. Sonunda kulaklarını sağır edecek düzeye erişti. O zikre teslim oldu. Artık tüm vucudu, her uzvu ayrı ayrı zikirlenmede, ayrı ayrı coşmadaydı. Yerden yükseldiğini duyumsadı. Hızla yükseldiğini hissediyor ama göremiyordu. Ezanı Muhammedi çınladı her hücresinde. Nurdan bir sarayda, nurdan bir şadırvanın önünde buldu kendini. Musluklardan akan su değil nuru muhammediydi. Kana kana abdestini aldı. Yudum yudum içti. Böyle bir şey tadmamıştı şimdeyece. Saflanmaya başlayan cemaatin arasına karıştı. Yanında, berisinde kim varsa hepsi tanıdık gibiydi. Kime baksa adı sanı aklına geliveriyordu. Ön saflara doğru, bakınca yüreği patlayacak gibi oldu. Bütün Nakşibend-i hazeratı mihrapta oturan peygamber efendimizin hemen arkasında saftutmuştu. Şeyhi el sallayarak yanındaki boş yeri gösterdi. Yanından geçtiği şahsiyetleri tanıdıkça ön safa ilerlemek eziyet haline gelmişti. O kimdi ki bu mübareklerin önünde namaz kılacaktı. Fıkhi olarak bir sorun değilse de bunca sene takındığı edebe aykırıydı. İçinden Allah’ım sen doğrusunu bilirsin. Şeyhim emretmeseydi bu küstahlığı yapmazdım, diye tekrarlıyordu.&lt;br /&gt;Kılınmış hiçbir namaz böyle olamazdı. Her rükün ayrı bir ibadetti. Ayrı bir namazdı, bambaşka bir güzellikteydi. Hiç bitmesin istiyordu. Namaz bitip te cemaat dağılmaya başladığında yine görüşü kayboldu. İniş başlamış gibiydi ama daha yavaştı. Yer yer uzaktan da olsa bazı makamlar görünüp kayboluyordu. Yine her görülen makam kime aitse biliniyordu. Şeyhinin makamına geldiklerinde ilk kez konuştu. Dil ile değildi anlatılanlar. Canı gönülden her söyleneni her gösterileni nakşetti yüreğine. Kendisi gibi bir günahkarın, cahilin niye bu lütuflara mahzar olduğu da gösterildi. O zaman anladı ki, doğru insanlara hürmet etmiş, sabırla sadakat göstermişti. İbadetlerini aksatmamış,itaatle hizmet etmişti. Şimdide mükafatını görüyordu.&lt;br /&gt;Kendine geldiğinde, şeyhinin kabrinin üzerinde yatmakta olduğunu fark etti. Hemen toparlanıp kendine çeki düzen verdi. Abdestini tazeledi. Saatine baktığında hayretler içinde kaldı. Neredeyse tehecüt vakti geçmek üzereydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SABAH EYÜP SULTAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç kendinden geçiş haricinde hiç uyumamıştı. Sabah ezanını Eyüp sultanda dinlemişti. Gerçi hayatında beklide ilk kez dinlememişti de yaşamıştı. Ezanın ne olduğunu, ne demek olduğunu, ezanın sözlerde değil, makamda değil, güzel seste hiç olmadığını fark etmişti. Hemen hemen iki yıldır vaktinde değilse de namazlarını eksiksiz kılmaya çalışmıştı, ezanlar beklemiş, dinlemiş hepte anlamadığından, Arapça olmasından yakınmış durmuştu. Bu kez anlamıştı. Kalbinde, zihninde, ruhunda dinlemişti. Anlamından çok ötede hislerdeydi. Böyle bir davet, böyle bir çağrı beklemiyordu doğrusu. Kadınlar bölümünde namaza dururken de bir başka durmuştu namaza. o bambaşka davetin, bambaşka namazları kılınmıştı yüreğinde. Namazın sonunda hafız efendiyi beklerken de zamanın pek farkında değildi. Etrafının da. Sadece aksakallar arasından çıkıvermiş, ak ap ak sesi takip etmişti. Sadece camiinin avlusundan çıkarken sanki üzerine projektör tutulmuş gibi aydınlanmış, ap aydınlık adamı fark etmişti. Çok tanıdıktı ama daha önce hiç görmemişti. Sanki ordaydı ama yoktu. Takip etti sakin ölçülü ama süratli adımları. Dar sokaklar, yokuşlar. Bir biri üzerine yaslanmış duvarlar. Sonunda durdu.&lt;br /&gt;“ Buyurunuz kızım. Evin hanımı sizi bekliyor. Allah yar ve yardımcınız olsun.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;DEVAM EDECEK....&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-6492124707134514194?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Plgv2ffiXYK1fkUZjq23cnnet-4/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Plgv2ffiXYK1fkUZjq23cnnet-4/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Plgv2ffiXYK1fkUZjq23cnnet-4/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Plgv2ffiXYK1fkUZjq23cnnet-4/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/cMBv-Zm54Fc" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/6492124707134514194/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=6492124707134514194" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/6492124707134514194?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/6492124707134514194?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/cMBv-Zm54Fc/gonlu-taht-b7-devam-yazisi.html" title="GÖNLÜ TAHT ...b7 DEVAM YAZISI" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/04/gonlu-taht-b7-devam-yazisi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkEGR307eyp7ImA9WxJTGE4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-8475837977377488007</id><published>2009-04-08T14:43:00.005+03:00</published><updated>2009-04-27T14:10:26.303+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-27T14:10:26.303+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GÖNLÜ TAHT" /><title>GÖNLÜ TAHT ...b6 DEVAM YAZISI</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/gonlu-taht.html"&gt;HİKAYENİN BAŞI İÇİN TIKLAYINIZ.&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Derin bir nefes aldı. Besmele çekti. İlk adımıyla birlikte her şey ayan oluverdi. Artık biliyordu. İçine dolu vermişti bilmesi gerektiği kadarı. Yol boyunca hep yarı uyur yarı uyanık haldeydi. Bir sekr hali gibi olsa da daha bilinçli hissediyordu kendini. Onu tek üzen ne düşünürse düşünsün bir kadın geliyordu gözlerinin önüne. Ayırt edemedi. Anlayamadı. Rabbine sığınıp, tövbeler etti. Sonunda savaşmaktan bıkıp bıraktı kendini. Efendi hazretlerinin kabrinin başında yan yanaydılar. O zaman anladı ki bekleyeceği oydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı saatlerde /İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sahaf dükkanını kızgınlıkla terk ettiğinden beri kitaba elini sürmemişti. Normal hayatına dönmeye çalışmıştı. Ama rüyalar hiç bitmiyor, sürekli aynı şeyleri tekrar tekrar görüyordu. Sadece o dedeyi bir kez görmüştü. Uzaktan hüzünlü, kırgın gözlerle kendisine bakmıştı. Dakikalarca hiç göz kırpmadan. Ve o bakışlar o andan beri hiç gözlerinin önünden gitmiyordu. Çevresindeki, tüm insanları seferber etmişti. Kimse ne olduğunu anlamıyordu. Mahalle camisinin imamına bile gitmişti. Adamcağız sadece “ rüyada evliya görmek iyidir kızım. Siz bir gönül ehline müracaat edin” demekle yetinmiş ve kaçarcasına uzaklaşmıştı. Şimdi o sahaf dükkanına yeniden dönmüştü. Kapalı kepenklerin önünde yaklaşık bir saattir bekliyordu. Ne gelen vardı ne giden. Komşulardan da bir merak eden çıkmamıştı. Oda soramıyordu. Birden aklına Eyüp sultana gitmek geldi. Oralarda hep sarıklı, cübbeli adamlar görürdü. Belki bir tanesi aradığı gönül ehlini bulmasını sağlardı. Hemen bir taksi çevirdi. Çok yorgun hissediyordu kendini. Gitmek istediği yeri söyleyip gözlerini yumdu. Uykuyla uyanıklık arasında, dedenin gözleri ve birkaç gündür sürekli gördüğü genç imam geldi gözlerinin önüne. Adama imam diyordu ama sadece görüntüsü sebebiyle. Çember ve yeni aklar düşmüş kısa sakalı, temiz tertipli hali onun imam olacağı düşüncesini getiriyordu. Taksi şöförünün sesiyle irkildi.&lt;br /&gt;“ Geldik abla. Buyrun”&lt;br /&gt;Ücreti ödeyip indi. Biraz ilerideki camii kapısı her zamanki gibi ana baba günüydü. Haline şaşıyordu. Nelerin peşinde koştuğuna hayret ediyordu. Türbenin kapısı çok kalabalık olduğu için cami kapısına yöneldi. Cemaat camiden taşmış avluda serilmiş hasırların üzerinde namaz kılıyorlardı. Mecburen bekleyecekti. Bir köşeye çekilip gözüne birini kestirmeye çalıştı. Her yaştan insan vardı. Aradığı tipe uygun olanlar hep gençlerdi. Uzun simsiyah sakallarıyla, başlarındaki gösterişli sarıklarla, biraz ürkütüyorlardı insanı. Daha yaşlıcana birini seçmeyi düşündü ama göremedi. Gençlerin içinde en temiz yüzlüsünü seçti. Cemaat namazını bitirmiş dağılmaya başlamıştı. Avludan çıkmak isteyen önünden geçmek zorunda kalıyordu. Ama seçtiği genç türbeye yöneldi. Gözden kaybetmekten korkarak, kalabalığın ortasına daldı. Allahtan ki cami cemaati hanımlara saygılıydı. Kalabalık yarılarak kendisine yol veriyordu. Türbenin girişinde yakaladı genç gurubunu. Kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Sıraya girerlerken tam arkalarına gelmeye özen gösterdi. Bir birlerine davranışları, konuşmalarındaki sakin edep, telaffuzlarına şaşırmıştı. Cahil gençlerle karşılaşacağını düşünmüştü oysaki. Cesaretini toplayıp,&lt;br /&gt;“ Bir dakika delikanlı bir şey danışmak istiyorum.” Dedi. Sesimi yüksek çıkmıştı. Beklemedikleri için mi irkilmişlerdi bilemiyordu ama gurupta huzursuz bir kıpırdanış olmuştu. Soruyu direk gözüne kestirdiği gence bakarak tekrarladı. Genç gözlerini hemen yere indirdi. Ona doğru bakmak istemiyordu. Rahatsız olmuştu. İçinden yükselen kızgınlığı denetlemeye çalıştı. Neyim ben diye düşündü. Çirkinmiyim, kötümüyüm, nedir bu kaçış. Gülümsemeye çalışarak,&lt;br /&gt;“ Biliyorum pek uygunsuz davranıyorum ama çok zor durumdayım. Bir gönül ehline ihtiyacım var.”&lt;br /&gt;Hepsi birden mahcup mahcup gülümsediler. Hemen yanındaki konuştu.&lt;br /&gt;“ Ah be bacım. Hepimizin bir gönül ehline ihtiyacımız var. Ama böyle de bulunabileceğini sanmıyorum. Eğer nasibinizde varsa o size bir şekilde ulaşır.”&lt;br /&gt;“ Bakın. Anlatmama izin verirseniz ?”&lt;br /&gt;“ Estağfirullah efendim, biz acizlerin iznine ihtiyacınız yok”&lt;br /&gt;“Yani biraz tedirgin odlunuzda ben konuşuverince”&lt;br /&gt;“Tedirginlik değil efendim. Bunun sizinle bir alakası yok. Bizler hafızlık eğitimi alıyoruz. Başımızdaki hocalarımızın tavsiyesi üzerine hanımlarının yüzüne bakamıyoruz. Onun için hakkınızı helal ediniz. Sizi tedirgin etmek yada üzmek istemezdik.”&lt;br /&gt;Hiç beklemediği bir açıklamaydı. O islamda kadının namahrem olması konusunda bir nutuk bekliyordu. Hemen kendini toparladı.&lt;br /&gt;“Sizler hakkınızı helal edin o zaman. Bilemediğim için. Siz o hocalarınıza götürün beni.”&lt;br /&gt;“Siz konuyu bir anlatın isterseniz.”&lt;br /&gt;Bir nebzede olsa rahatlamıştı. En azından bir başlangıç olabilirdi.... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/04/gonlu-taht-b7-devam-yazisi.html"&gt;HİKAYENİN DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ...&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-8475837977377488007?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hXsAKtovUkQY4MPm1T5W2kATOXk/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hXsAKtovUkQY4MPm1T5W2kATOXk/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hXsAKtovUkQY4MPm1T5W2kATOXk/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hXsAKtovUkQY4MPm1T5W2kATOXk/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/C8Vfnsb3Rlo" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/8475837977377488007/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=8475837977377488007" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/8475837977377488007?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/8475837977377488007?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/C8Vfnsb3Rlo/gonlu-taht-b6-devam-yazisi.html" title="GÖNLÜ TAHT ...b6 DEVAM YAZISI" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/04/gonlu-taht-b6-devam-yazisi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUAFRXg6fCp7ImA9WxVUEE4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-5175932620368923991</id><published>2009-02-25T11:09:00.002+02:00</published><updated>2009-03-14T15:35:14.614+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-03-14T15:35:14.614+02:00</app:edited><title>MAVİ: KAZIN AYAĞI ÖYLE DEĞİL#links</title><content type="html">BİR DEYİM HAKKINDA ÇOK BİLGİLENDİRİCİ BİR YAZI. LÜTFEN TIKLAYINIZ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://denizvegokyuzu.blogspot.com/2009/02/kazin-ayagi-oyle-degil.html#links"&gt;MAVİ: KAZIN AYAĞI ÖYLE DEĞİL#links&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-5175932620368923991?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/E-kkfo3PBkRXElmrjlSVmGyIf0Q/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/E-kkfo3PBkRXElmrjlSVmGyIf0Q/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/E-kkfo3PBkRXElmrjlSVmGyIf0Q/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/E-kkfo3PBkRXElmrjlSVmGyIf0Q/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/DXCKHpnRciQ" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/5175932620368923991/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=5175932620368923991" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/5175932620368923991?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/5175932620368923991?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/DXCKHpnRciQ/mavi-kazin-ayagi-oyle-degillinks.html" title="MAVİ: KAZIN AYAĞI ÖYLE DEĞİL#links" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/02/mavi-kazin-ayagi-oyle-degillinks.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0ICSHo5eSp7ImA9WxVaEUQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-2982399018619167505</id><published>2009-02-24T17:20:00.004+02:00</published><updated>2009-04-08T14:52:49.421+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-08T14:52:49.421+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GÖNLÜ TAHT" /><title>GÖNLÜ TAHT ...b5 DEVAM YAZISI</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/gonlu-taht.html"&gt;HİKAYENİN BAŞI İÇİN TIKLAYINIZ&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Son anda dönüp kitabı aldı. Bir kişinin demesiyle korkacak değildi. Elbet başka birileri bulunurdu yol gösterecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAHT-I REVAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada üç kez hiç aksatmadan geldiği ve başında daima dualar ettiği kabir bir başkaydı bu gece. Sanki hareketli,sanki canlı gibiydi. Mermer mezar taşı bir başka parlamada, bir başka ışıldamadaydı. Yüz küsur yıllık taş, cilası yeni bitmiş gibi pırıl pırıldı. Bir sütun halinde nur akıyordu üzerine sanki de, onun yansımaları şavkıyordu her yere. Derin bir huşu ve huzur duydu. Tüm ağırlığını yitirmiş, bir toz zerresi uçuşmasında hissediyordu. Önünde uzanıp denize giden yol ortasından yırtılıverdi. Sanki perde kalkmış uzaklar yakın olmuştu. Başka bir kabristan göründü yolun sonunda. Tanıyordu burayı. Daha önce ihvanla gittikleri efendi babanın yattığı mezarlık ayan beyan gözlerinin önündeydi. Sanki kapılar açılıvermişti de, tüm günahkarlığıyla ortada kalakalmıştı. Utandı. Sanki efendi hazretleri de kendisini görüyormuşçasına çekindi. Çöktüğünü sandı olduğu yere. Gözlerini sımsıkı yumdu. Ama hala görebiliyordu. Göz kapakları şeffaftı sanki, mezarlığın girişindeki cami geldi burnunun dibine. Önünde bekliyordu. Kendisini orada gördüğüne hiç şaşırmadı. Gülümsedi kendisine. Göz göze geldiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini açınca o ana geri döndü. Mübareğin kabri hala ışıldamalarda ama hareketsizdi. Ağırlığını hissetti. Kendi vücudu ne kadar ağır gelivermişti. Yorgun ama mutlu hissediyordu kendini. Duasını bitirip yola koyuldu. Gördüklerinin ne anlama geldiğini düşündü. Hemen içine oraya gitmesi gerektiği yerleşti. Efendi baba kendisini çağırıyordu. Mutlaka gitmeliyim. Hemen sabah ilk gemiyle diye düşündü. İçini bir sıkıntı kapladı. Sabahta değil hemen gitmeliydi. Önce ihvanı haberdar etmeliydi. Bakalım onlarda olaya vakıf olmuşlar mıydı. Maazallah kendisi yanlış anlamışta olabilirdi. İlk Hüseyin efendiye gitmeliydi. Eğer bir şey varsa önce ona malum olurdu. Yolunu değiştirip onun dükkanına yöneldi. Sokağın ucundan gelen omuydu. Hızlı hızlı hiç alışkın olmadıkları bir telaş ile geliyordu. Hacı Hüseyin efendiyi ilk kez o sakin ve duru halinden farklı görüyordu. Adının seslenildiğini duydu hacı Halil amcaydı. İhvanın ikinci önemli ismi. Oda aynı telaşla koşturmadaydı. İlk kez içine korku geldi. İhvanın en genci olarak genelde bu insanların hizmetiyle meşkul olan, kendi halinde biriydi. İki önemli büyüğünün de ona koşturması ister istemez telaşlanmasına sebep olmuştu. İlk yanına ulaşan Hüseyin efendi oldu, vakar bir gülümsemedeydi yüzü.&lt;br /&gt;“ Gözün aydın, perden kalktı. Çok önemli bir vazifen var. Al şu parayı bulduğun ilk araçla hemen İstanbul’a git ve hiç oyalanmadan sakızağacı şehitliğine efendi babanın kabrine var. Orada bekle.”&lt;br /&gt;Ne diyeceğini ne yapacağını şaşırmıştı.&lt;br /&gt;“Neyi bekleyeceğim ?”&lt;br /&gt;“Sana bildirirler yada içine gelir. Düşünme sadece yap. Bundan sonra kılavuzun onlar.”&lt;br /&gt;O onlar kelimesi kalbinde patlamıştı sanki. Halil amcada yanına gelip sırtını sıvazlamaya başladı,&lt;br /&gt;“Maşallah, maşallah. Rabbim feyzini arttırsın. Biz bu dereceleri yirmi yılda bulduk. Bak sana gencecik nasip oldu.”&lt;br /&gt;“Allah razı olsun Halil amca. Ama ben …”&lt;br /&gt;“Hadi konuşacak, düşünecek bir şey yok. yolun açık olsun. Unutma, sünnetten, edepten zerre uzaklaşmak yok. merak ettiğin her şey kalbinde. Tüm anahtarlar orada. Sen kulluğunu unutmadığın sürece cevaplar hep sana gelecek. Daima rabıta üzeri ol. Her ne durumda olursa olsun önce ibadetlerin. Allah yolunu açık etsin, büyüklerimiz yolunu aydınlatsın.”&lt;br /&gt;Derin bir nefes aldı. Besmele çekti. İlk adımıyla birlikte her şey ayan oluverdi. Artık biliyordu… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/04/gonlu-taht-b6-devam-yazisi.html"&gt;HİKAYENİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-2982399018619167505?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Tu5ZA_M-F648uTKy-39nuxar3S8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Tu5ZA_M-F648uTKy-39nuxar3S8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Tu5ZA_M-F648uTKy-39nuxar3S8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Tu5ZA_M-F648uTKy-39nuxar3S8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/SVTskWWGfzE" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/2982399018619167505/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=2982399018619167505" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/2982399018619167505?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/2982399018619167505?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/SVTskWWGfzE/gonlu-taht-b5-devam-yazisi.html" title="GÖNLÜ TAHT ...b5 DEVAM YAZISI" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/02/gonlu-taht-b5-devam-yazisi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Ak4NSXs_eCp7ImA9WxVWFEU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-3614392169725150944</id><published>2009-02-11T14:23:00.002+02:00</published><updated>2009-02-24T17:23:18.540+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-02-24T17:23:18.540+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GÖNLÜ TAHT" /><title>GÖNLÜ TAHT ...b4 DEVAM YAZISI</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/gonlu-taht.html"&gt;HİKAYENİN BAŞI İÇİN TIKLAYINIZ&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Aman kızım o bardağı koymayalım oraya, o bizler için çok kıymetli.”&lt;br /&gt;Eli havada kalmıştı. Böyle durumlarda oldu olası ne yapacağını bilemezdi. Yaşlı adam yavaş ama güçlü adımlarla masanın başına geçti. Kitabı torbasından çıkardı. Sürekli dudakları kıpırdanıyordu. Bir bebeği okşarcasına kabını sıvazladı bir süre. Gözleri yumuk sakince konuşmaya başladı.&lt;br /&gt;“ Şu ana kadar hiç görmemiştim bunlardan birini. Bunu yazan mübarek zat dört en iyi öğrencisine kendi elleriyle yazmış. Yani dört taneler. Her biri farklıdır. Kişiye ve onun öğrencilerine yazılmıştır. Dedem bunlardan birini görmüş uzaktan. O babama anlatmış, babamda bana anlattıydı. Ne demek istediklerini anlayamamıştım. Çok zaman düşündüm üzerinde. Ama böyle bir şey hayal edememiştim. Bunun adı Gönlü Taht. Şeyhin halifesine yazılmıştı.”&lt;br /&gt;Çok eskilere dalıp gitmişti. Bir süre kıpırtısız sakinliklerde bekledi. Konuşmaya başladığında sesi daha derinden, bambaşka tınılarda çıkmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;“ Bunun sahibine götürülmesi gerekiyor.”&lt;br /&gt;Ona bakıyordu ama gören bir bakış değildi bu. Ardında ki çok uzak bir noktaya bakıyor gibiydi.&lt;br /&gt;“ Neler yazıyor içinde bakmayacak mısınız. ?”&lt;br /&gt;“ Okumak bizim harcımız değil kızım. Zaten okuyabil sekte anlayamayız ne ilmimiz yeter ne gönlümüz.”&lt;br /&gt;“ Ama ben onun için bu kadar uğraştım sizi buldum.”&lt;br /&gt;“ Daha aramanız yeni başladı. Ben sadece bir durağım. Sizi bunun sahibini buluncaya kadar durmamalısınız.”&lt;br /&gt;“ Ben nerden bulurum sahibini ? hem bu kitap yazıldığından bu güne, ne kadar zaman geçti. Ölmüştür hepsi.”&lt;br /&gt;“ Onun öğrencileri vardır kızım. Yer yüzü var olduğu sürece de olmaya devam edecek.”&lt;br /&gt;“ Ya Allah aşkına beni öyle şeyhlerle, tarikatçı tayfasıyla falan uğraştırmayın.”&lt;br /&gt;“ Cenne Şa-nühü. Dur evladım. Bilmediğin konularda öyle yüksek perdeden konuşma.”&lt;br /&gt;“ Benim ki sadece meraktı. Ben böyle başıma iş olacağını nerden bileyim. Siz alın bunu sahibine götürün. Hem bu kadar değerli olduğuna göre iyi de para kaldırırsınız.”&lt;br /&gt;“ Paramı ?”&lt;br /&gt;yüzünde iğrenir bir ifade belirmişti.&lt;br /&gt;“ Gönlü Taht çok özel bir kitaptır. Kendine has bir enerjisi vardır. Anlatabilmeyi isterdim ama anlatacak ilme sahip değilim. Sadece şu kadarını bilmelisin ki sen onu seçemezsin. O seni seçer ve seçmişte. Rüyaların başladı mı ?”&lt;br /&gt;Tokat yemiş gibi olmuştu. Neye bulaşmıştı böyle. İçinden bir ses yalan söyle diye bağırsa da, söyleyemedi.&lt;br /&gt;“ Akşam bir dede gördüm. Dev gibiydi. Çok iri yarı bir ağ….”&lt;br /&gt;Adam susturdu elini kaldırarak,&lt;br /&gt;“ Bana anlatma kızım. Boşuna yorma kendini. O gördüklerini yorumlayacak bir gönül ehli bulmak lazım. Yol göstersin sana.”&lt;br /&gt;“ Ya ben size anlatamadım galiba benim bunlarla uğraşacak zamanım yok diyorum. Bana ne yahu. Bunca sene bi yerde atılıp kalmış. Biraz daha beklesin.”&lt;br /&gt;Gözü bir an Gönlü Taht’a kaydı rengimi koyulaşmıştı ne. İhtiyarında o huzurlu hali kalmamıştı.&lt;br /&gt;“ Bakın siz kime götürecekseniz götürün bu kitabı ben vaz geçtim para pulda istemiyorum merakta etmiyorum.”&lt;br /&gt;“ Ben size anlatamadım kızım. Siz artık vazgeçemezsiniz. Eninde sonunda o yolu arıyacaksınız. İnanınki başka bir şansınız yok.”&lt;br /&gt;“ Ne demek bu yahu. Kim beni zorlayacakmış.”&lt;br /&gt;Adam çaresiz gözlerle kitaba bakıyordu. Anlatamadığı ve anlatamayacağı çok şey var gibiydi. Kadın kapıdan çıkarken son kez dönüp baktı. Kitabı alıp almamak arasında kararsızdı. Son anda dönüp kitabı aldı. Bir kişinin demesiyle korkacak değildi. Elbet başka birileri bulunurdu… &lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/02/gonlu-taht-b5-devam-yazisi.html"&gt;HİKAYENİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-3614392169725150944?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0iQ_RRS8cfU5-R5rfD-foPZdmoE/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0iQ_RRS8cfU5-R5rfD-foPZdmoE/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0iQ_RRS8cfU5-R5rfD-foPZdmoE/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0iQ_RRS8cfU5-R5rfD-foPZdmoE/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/fpsVQWj8OLI" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/3614392169725150944/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=3614392169725150944" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/3614392169725150944?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/3614392169725150944?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/fpsVQWj8OLI/gonlu-taht-b4-devam-yazisi.html" title="GÖNLÜ TAHT ...b4 DEVAM YAZISI" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/02/gonlu-taht-b4-devam-yazisi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkIHSHg-fSp7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-8061633399068523408</id><published>2009-02-03T15:42:00.004+02:00</published><updated>2009-12-07T14:22:19.655+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T14:22:19.655+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GÖNLÜ TAHT" /><title>GÖNLÜ TAHT ...b3 DEVAM YAZISI</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/gonlu-taht.html"&gt;HİKAYENİN BAŞI İÇİN TIKLAYINIZ&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Meraklanmıştı o da istiyordu ama kıpırdayamadı. Yeniden denedi, yüklendi, kanter içinde kalıncaya kadar uğraştı ama hareket edemiyordu. Dedeye doğru baktı. Gülümsüyordu. Elinde de dedesinin dolabında bulduğu kitap vardı. Işıl ışıl parlıyordu. Her bir yaldızlı yazısı, ayrı ayrı parıltılardaydı. İlk kez içini korku kapladı. Bağırmak için ağzını açtı ama sesi çıkmıyordu. Dede yeniden gülümsedi yatıştırmak istercesine. Gönlü rahatlayıverdi, korkuda kalmamıştı, heyecanda. Yine gösterilen tarafa baktı. Ağaç biraz daha yaklaşmıştı sanki. Her dalı, yaprağı belirgindi. Şimdiye kadar gördüğü hiçbir ağaca benzemiyordu. Elini uzattı, tam dokunmak üzereydi ki ağaç uzaklaşıverdi. Üzüntüyle gözlerini kapadı. Parlaklık ve aydınlık yavaş yavaş solmaya başladı. Ama o bitmesini istemiyordu. Tekrar dedeyi görmek istiyordu. Gözlerini açtı, karanlıktı. Odasındaki tüm eşyalara ilk kez görüyormuşçasına tek tek baktı. Rüya görmüş olmalıydı. Ama rüya değildi. Şimdiye kadar gördüğü rüyalara benzemiyordu. Günün yorgunluğuyla hemen uyumuşmuydu. Saate takıldı gözleri, altı olmuştu. Doğruldu yatağında. Demek ki hemen uyumuş ve rüya görmüştü. Çok dinlenmiş, yenilenmiş hissediyordu kendini. Yüzünü yıkamak için lavobaya giderken sabah ezanı başladı. Yaşadıklarının üzerinde durmamaya karar vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAHAF…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahafların hiç birinden tatmin edici bir cevap alamamıştı. Sabahtan beri gitmediği kimse kalmamıştı. En son bu dükkana yollamışlardı. Epeyce para veren olmuştu ama ne okumasına yardımcı olabilmişlerdi, nede evveliyatına dair bir şey söyleyebilmişlerdi. Bu dükkanda da küçük bir çocuk vardı. Dedesinin camide olduğunu beklemesi gerektiğini söylemiş ve kapının önüne çıkmıştı. Burada kitapların arasında tek başına oturup durmak sinirlerini bozuyordu. Her ne kadar rüyanın üzerinde durmama kararı almışsa da sabah ilk işi internetten o ağacın cinsine bakmak olmuştu. Kesin emin değildi ama gördüğüne en benzer ağaç sakız ağacıydı. Ama öyle gördüğü gibi büyük bir ağaç değildi. Bir nebze olsun merakı yatışmıştı. Daha fazla ileriye gitmek niyetinde değildi. Işıktaki değişiklik üzerine kapıya döndü, yaşlı buruş buruş iki büklüm bir adamcağız içeri giriyordu.&lt;br /&gt;“ Hoş geldiniz kızım. Torun söyledi bir kitap göstermek istiyormuşsun.”&lt;br /&gt;“ Evet. Dedemin eşyalarının arasından çıktı.”&lt;br /&gt;Kitabı torbadan çıkarıp uzattı. Yaşlı adam bir an hayran hayran kitaba baktıktan sonra,&lt;br /&gt;“ Sen otur kızım. Ben bir abdest tazeleyip geleyim. Bu öyle yarım yamalak abdestle dokunulacaklardan değil.”&lt;br /&gt;“ Ama ben baktım kuran değil bu.”&lt;br /&gt;Sakin sakin gülümsedi adam.&lt;br /&gt;“Sonra anlatırım kızım. Sonra anlatırım. Sen otur hele biraz daha sabret.”&lt;br /&gt;Yaşına rağmen hiç üşenmediğine göre önemli bir şey diye düşündü, kendiside rahatsız olmuştu. Torbasıyla masanın üzerine bıraktı kitabı. Acaba bu ihtiyara rüyadan da bahsetmelimiydi. Ne gerek vardı ki. Belli ki olayın heyecanına kapılmış ve o rüyayı görmüştü. Torun elinde bir bardak çayla içeri girdi.&lt;br /&gt;“ Dedem yolladı, iyi gelirmiş.”&lt;br /&gt;“Teşekkür ederim tatlım.”&lt;br /&gt;Yaşlı adam geri geldiğinde çayı da yeni bitmişti. Boş bardağı kitabın üzerine koyuyordu ki,&lt;br /&gt;“ Aman kızım o bardağı koymayalım oraya, o bizler için çok kıymetli.”&lt;br /&gt;Eli havada kalmıştı… &lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/02/gonlu-taht-b4-devam-yazisi.html"&gt;HİKAYENİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-8061633399068523408?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZDIlMrWSrSbPzrsM68Ut_z0B8is/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZDIlMrWSrSbPzrsM68Ut_z0B8is/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZDIlMrWSrSbPzrsM68Ut_z0B8is/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZDIlMrWSrSbPzrsM68Ut_z0B8is/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/0IrDHXkolaI" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/8061633399068523408/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=8061633399068523408" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/8061633399068523408?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/8061633399068523408?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/0IrDHXkolaI/gonlu-taht-b3-devam-yazisi.html" title="GÖNLÜ TAHT ...b3 DEVAM YAZISI" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/02/gonlu-taht-b3-devam-yazisi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Dk4HR389fyp7ImA9WxVQF0g.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-8224287356238462542</id><published>2009-02-02T15:03:00.005+02:00</published><updated>2009-02-04T15:42:16.167+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-02-04T15:42:16.167+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GÖNLÜ TAHT" /><title>GÖNLÜ TAHT ...b2 DEVAM YAZISI</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/gonlu-taht.html"&gt;HİKAYENİN BAŞI İÇİN TIKLAYINIZ&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ana&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;htar yoktu ama bir kitap vardı. Üzerindeki yılların, tozuna rağmen sağlam görünüyordu. Üzerindeki yeşil kaplamaya altın yaldızlarla yapılmış süslemeler hala canlıydı. Bulduğu bir paçavrayla güzelce sildi kapağını. Hemen o eskilik o, terkedilmişlik gidiverdi üzerinden. Sanki sokakta üşümüş bir kedi yavrusu sevmişti de o da canlanı vermişti. Kapağını açarken içinde bir şeyler oldu ama adını koymak zordu. Muhteşem bir el yazmasıydı kitap. İlk sayfada Osmanlıca olduğunu düşündüğü yazılar çok sade ve okunaklı yazılmıştı. Yaz boyu kızın kuran kursu derslerine yardım ettiğinden, eskisi kadar olmasa da iyi okur hale gelmişti eski yazıyı. Ama bilmediği ilk kez gördüğü harfler vardı. Yinede ilk cümleleri okumaya çalıştı.&lt;br /&gt;“ARADIĞIN ANAHTAR KALBDEDİR”&lt;br /&gt;Bir an titredi elinde olmadan. Büyük ve ürkütücü bir rastlantı olmalıydı. Hemen kapattı kitabı. Ayırdığı eşyaları torbalara yerleştirdi. Ama aklı hep kitaptaydı. Tabii birde kapalı olan dolapta. Kim bilir içerde daha neler vardı. Teyzesinin oğluna bu dolap için bir haber bırakmalıydı. Onu isteyen yoksa olduğu gibi kendisi alabilirdi. Böyle iki el yazması daha çıksa epey bir para edebilirdi. Hemen tanıdığı sahaflara bunu göstermeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAP…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve geldiğinde saat epey ileri olmasına rağmen annesini ayakta buldu. Hal bu ki uyumuş olmasını dilemişti. Bunları en azından bir yıkar temizler öyle gösterirdi. Kitabı arabada bıraktığına sevindi. Şimdi ona da el koyardı. Nede olsa onun hatıralarıydı. Kesinlikle annesine iade edecekti ama önce merakını gidermek istiyordu.&lt;br /&gt;“ Canım yatmadın mı sen daha. Ah ah heyacan yapmış benim anacım. Bak getirdim emanetlerini. Ama istersen yıkıyalım paklayalım, tertemiz bakalım hepsine.”&lt;br /&gt;“Sakın ha kızım. Bunlar sizin kumaşlarınızı gibi makinede falan yıkanmaz. Sen bilemezsin ben hallederim. Sen koy hele benim odama onları. Gerisini dert etme”&lt;br /&gt;“ Olur canikom. Ama kendini çok yormak yok. Tamamı ? bir de bunlar çok tozlu sana hiç iyi gelmezler ya neyse”&lt;br /&gt;“Hadi hadi… olmaz bana bir şey. sende bir duş alıp yat çok yorgun görünüyorsun.”&lt;br /&gt;“Haklısın canım. Sabah erken işlerim var. Hemen gidiyorum odama. İyi geceler”&lt;br /&gt;odasının kapısını ardından kapatınca fark etti ne kadar yorgun olduğunu. Hemen üzerini çıkarım pijamalarını giydi. Duş için bile bekleyemeyecekti. Yatağa uzanır uzanmaz kendinden geçti. Derin uykuya dalarken, çok uzaklardan bir ışık parlamış gibi geldi. Ama aldırmadı çok uykusu vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzünde esintiyi hissedince gözlerini açtı aniden. Odası çok aydınlıktı ama eşyaları belli belirsiz görünüyordu. Başında beyaz bir sarık, elbisesi beyaz, yüzü beyaz, gönlü beyaz, ap ak bir dede tam karşısındaydı. Korkmadı ama hayrete düşmüştü. Ne kadar iriydiler. Onların yanında küçücük kalmıştı. Kalabalıktılar ama sadece o dedenin yüzü görünüyordu. İçeride bir esinti varmış gibi elbiseleri uçuşuyordu hafiften. Kolunu kaldırdı ve bir yer gösterir gibi uzattı. O yöne bakarken, kendi metanetine hayret etti. Şimdi çığlık çığlığa bağırıyor olmalıydı. Odanın ortasında dev beyaz bir dede ve diğerleri.&lt;br /&gt;Gösterilen tarafta bir yol vardı asfalt, çok temiz bir yüzeyi ve şeritleri vardı. Çok ilerde bir bina ,o binayı da geçince bir yüce ağaç görünüyordu. Sanırım o yola doğru gitmesi isteniyordu. Meraklanmıştı o da istiyordu ama kıpırdayamadı. Yeniden dene di, yüklendi, kanter içinde kalıncaya kadar uğraştı ama hareket edemiyordu. Dedeye doğru baktı. Gülümsüyordu. Elinde de dedesinin dolabında bulduğu kitap vardı… &lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/02/gonlu-taht-b3-devam-yazisi.html"&gt;DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-8224287356238462542?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/LBCXLhhRuFIwel6i07hmr52pZz8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/LBCXLhhRuFIwel6i07hmr52pZz8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/LBCXLhhRuFIwel6i07hmr52pZz8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/LBCXLhhRuFIwel6i07hmr52pZz8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/JzklbAXv0s0" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/8224287356238462542/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=8224287356238462542" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/8224287356238462542?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/8224287356238462542?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/JzklbAXv0s0/h-ikayenin-basi-icin-tiklayiniz-ana.html" title="GÖNLÜ TAHT ...b2 DEVAM YAZISI" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/02/h-ikayenin-basi-icin-tiklayiniz-ana.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUQCQHY4cSp7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-3417403793506247340</id><published>2009-01-31T13:50:00.003+02:00</published><updated>2009-12-07T14:02:41.839+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T14:02:41.839+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GÖNLÜ TAHT" /><title>Gönlü Taht</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;En son annesiyle gelmişlerdi bu eve. Var varlık zamanında köyün belki de en güzel, en farklı yapısıydı. Büyük avluya açılan ahşap, oymalı hanayın çerçevesi, bir köprü oluşturuyor, bir tünelden geçiliyor hissi uyandırıyordu. Tünelin tavanı, büyük salonun tabanınıydı. Salonda otururken kapının açıldığını titreşimden hemen fark ederdiniz. Çocuk aklıyla orada yaşayanın hep bir sultan yada padişah olduğunu düşünürdü. Dedesini görmemişti ama annesinin anlattığı kadarıyla bu bölgede sözü geçen zengin bir adam olduğunu biliyordu. Annesi de çok genç ayrılmıştı bu evden, öyle uzun boylu anıları yoktu. Şimdiyse bir mecburiyeti yerine getirmek için buradaydı. Bu kerpiçten saray yıkılacak yerine betonerme bir ucube yapılacaktı. Tabii ki 30 yılda iki kez gelmiş biri için çok şey ifade etmiyordu bunlar. Annesi çok yaşlandığından bu görev kendisine düşmüştü. Teyzelerinin oğlu evden hatıra almak isteyen varsa buyursun alsın diye haber yollamıştı. Annesi de yememiş içmemiş koca bir liste hazırlamıştı. Ananesinin bir sürü eşyasını taşımak zorunda kalacaktı. Hanay tünelinin bittiği yerde ahşap merdivenlerin başladığı yerdeki kapı yıkılmış, hemen yan tarafa uzatılı vermişti. Takılmamak için dikkatle yanından geçti. Merdivenler her şeye rağmen sağlam görünselerde, korka korka yukarı çıktı. Hemen merdivenler bitince başlayan kare salon toz toprak içindeydi. Pencere kenarına bir u yapacak şekilde sıralanmış sedirlere beklide 15 yıldır hiç oturan olmamıştı. Örümcek ağları her yeri sarmış, sedirin minderleri yer yer patlamış, içlerinden samanlar fışkırmıştı. Eski halini hatırlayınca içi buruldu. Salona açılan kapılardan biri müştemilata iniyordu. Orayı es geçip ananesinin yatak odasının kapısına geldi. Anılarını bozmak istemezcesine kapıyı açmakta tereddüt ediyordu. Derin bir nefes alıp girdi içeri. Burası daha iyi korunmuştu ama yinede harab haldeydi. İyiki annesi gelmemişti. Çok üzüleceğinden emindi. Çok duygusal ve ketun olduğu için üzüntüsünden hemen tansiyonu fırlardı. Annesinin tarif ettiği üzere duvara gömülü dolabın sol kanadını açtı. Her şey karma karışıktı. Denkler açılmış, bohçalar dağıtılmıştı. İçinden gelen anlamsız bir saygıyla toplamaya başladı. Dolaptan aldıklarını yatağın üzerine dizdi. Cebinden çıkardığı listeye uyan varmı kontrol etti. Ne hafıza vardı kadında. Süslemelerine, renklerine kadar ince ayrıntılarıyla tariflenmişti her şey. Bulduklarını ayırdı. Eskiden yaşanmış bir hayata şahit olmaktı bu. Sanki onların mahremine dokunu vermişti. Garip bir merak uyanıyordu içinde. Sadece tarif edilenleri değil her şeyi karıştırmak bakmak için dayanılmaz bir arzu oluşmuştu içinde. Dedesinin eşyalarının olduğunu düşündüğü dolaba yöneldi ilgisi. Acaba nasıl bir adamdı. Eşyalarından anlaşılabilirmiydi. Dolap kapısı kilitliydi. Demek ki yıllardır beklide ilk kendisi açacaktı. Diğer dolaba döndü çekmecelerin dibine, elbiselerin ceplerine baktı. Sonradan annesinin dolap anahtarlarını hemen dolabın üzerine koyuverdiği geldi aklına. Belki ananesi de öyle yapıyordu. Dolabın üzerinde ellerini gezdirmeye başladı. Anahtar yoktu ama bir kitap vardı….. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/02/h-ikayenin-basi-icin-tiklayiniz-ana.html"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;DEVAM'I İÇİN TIKLAYINIZ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-3417403793506247340?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/AzW_KwCjJK_zh64KshYFg7XRsCY/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/AzW_KwCjJK_zh64KshYFg7XRsCY/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/AzW_KwCjJK_zh64KshYFg7XRsCY/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/AzW_KwCjJK_zh64KshYFg7XRsCY/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/w-8EzF-OI7U" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/3417403793506247340/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=3417403793506247340" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/3417403793506247340?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/3417403793506247340?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/w-8EzF-OI7U/gonlu-taht.html" title="Gönlü Taht" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/gonlu-taht.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUQMRnY7eCp7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-848189291328142692</id><published>2009-01-30T12:09:00.004+02:00</published><updated>2009-12-07T14:03:07.800+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T14:03:07.800+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sohbet" /><title>Bir Hayal Kuralım.</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Haydi yaşanmış bir gerçeğin, şimdi hayalini kuralım.&lt;br /&gt;Aşk ile dopdolu yüreklerimiz olsun. Dostluk tüm dünyanın üzerinde olsun. Allah rızası için sevelim birbirimizi. Aç yatan komşumuz olmasın. Erkekli, kadınlı erdemlerimizi koruyalım. Mutfağımızdaki son lokmayı paylaşacak kadar sadık olalım. Kötülükten, yasak edilmişlerden Allah korkusuyla kaçalım. Ön yargısız, katıksız sevelim birbirimizi. Sabırlı, kanaatkar olalım. Öldürmeyelim, kandırmayalım, kibirlenmeyelim, hasetlenmeyelim. Söylemek yapmaktan kolay ama hayal dedik ya, hadi yapalım.&lt;br /&gt;İşte size Asr-ı saadet.&lt;br /&gt;Alemlere rahmet peygamberimiz(s.a.v) hazretlerinin sonsuz nuruyla yaşanmış muhteşem bir dönem. Artık olmaz demeyin. Efendimizin(s.a.v) nuru hala üzerimizde, siz sadece kalplerinizi uyanık tutun.&lt;br /&gt;Hadi, kendimize bir soralım. Geleceğimizle ilgili bildiğimiz en kesin şey ne ?&lt;br /&gt;Evet… Öleceğimiz.&lt;br /&gt;Ayeti kerimede mealen “ Her nefs ölüm tadıcıdır” Buyurulmuş. Yani ne kadar yaşarsak yaşayalım. Mutlaka ölüceğiz. Bu biz insan oğlunun değişmeyecek gerçeği.&lt;br /&gt;Ölüm… Hazır olanlar için, yeni bir aleme doğum. Sınırlı hayattan sınırsız hayata geçiş. Ne bir kayıp, nede son. Başlangıç. Hazır olmak içinde, yukarıda bahsedilen rüyayı görmek. O hayali hayata geçirmek gerekecek. Ama bu ne baskıyla, ne ayırarak, nede kavgayla olamaz. Önce kendimiz o rüyayı görmeliyiz. Önce kendi evimizin önünü süpürmeliyiz. Önce kendi gönlümüzü eğitmeliyiz. Bir birimiz için bu güzelliği istemeli ve dualanmalıyız.&lt;br /&gt;Bu dünyanın tamamı bizim olsa, ardımızda bırakıp gitmek zorunda kalacağız. Ama diktiğimiz bir tek ağaç bile bizden sonrakilere kalacak. Yazdığımız bir mektup. İyiliğe attığımız her adım. Ebedi olmak varken kim geçici olmayı ister.&lt;br /&gt;Gönüllere sevgi ekmek, saygı yeşertmek lazım. Onun içinde Müslüman ahlakı ile ahlaklanmak lazım. Saygıyı, saygı göstererek kazanmak lazım. Örnekler oluşturmak lazım. Bu hassasiyetle ve bunu görev edinerek davranmak lazım. Her bir Müslüman genci, peygamber efendimizin(s.a.v.) bu zamandaki temsilcisi gibi hareket etmeli, her Müslüman Hz.Osman (r.a) gibi adeletli olabilmeli, Hz. Ebubekir(r.a) gibi sadık, Hz. Osman(r.a) gibi edepli, Hz. Ali(k.v) gibi alim ve kerem sahibi olmalı.&lt;br /&gt;Çok zor değil dostlar, Rabbi zül-celal(c.c) hazretleri “siz bildiğiniz kadarını yapın bilmediğinizi ben öğretirim” buyuruyor ayeti kerimede. Siz bu yolda bir adım atın yeter. Biri beğenir iki adım atar. Siz üzerinize düşeni yapında gerisi kolay.&lt;br /&gt;Allahım bildiklerimizle amel edebilmeyi nasip eyle. Hayırlı ilim,irfan nasip eyle.Amin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-848189291328142692?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ehgj_1S3BvsMBbRKlHPxN_-7AD8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ehgj_1S3BvsMBbRKlHPxN_-7AD8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ehgj_1S3BvsMBbRKlHPxN_-7AD8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ehgj_1S3BvsMBbRKlHPxN_-7AD8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/nShChZJbX34" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/848189291328142692/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=848189291328142692" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/848189291328142692?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/848189291328142692?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/nShChZJbX34/bir-hayal-kuralm.html" title="Bir Hayal Kuralım." /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/bir-hayal-kuralm.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUMGR3cyfCp7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-8658801449194067508</id><published>2009-01-29T11:29:00.007+02:00</published><updated>2009-12-07T14:03:46.994+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T14:03:46.994+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="DERUNİ" /><title>DERUNİ... tam metin</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Berrak suların, nur misali köpüklendiği, zerreciklere bölünüp bir sis olarak havalandığı, insanın yüzüne değerken serin hisler bıraktığı yerde duruyordu. Coşkun sular çağıl, çağıl çağıldayarak şelaleleniyordu. Zerrecikler, tüm renklere hükmediyor gibiydi. Aklık kaplamıştı zamanı. Ak beyazlamalardaydı dünya. Nurlanmalardaydı beyazdan öte. O apak beyazlığın içinde çınar yemyeşil, aklanmalara inat.Kalkan sis misali bulut sadece yaprakları örtemiyordu. Kalın yüzyıllık gövde havada salınmalardaydı sanki. Düşen suyun tatlı, ak esintisi, yapraklara dans ettiriyordu. Öyle bir dans ki, ahenk, uyum, müzik kendi içinden beslenmelerdeydi. Uzanıp tutmak, yapışmak coşkulandı içinde. Uzandı… Duruverdi ağaç. Süzülmelerde, eğiliverdi. Her yaprak, her dal, gövde,sisler,sular saygı coşmalarında, saygı edebinde, saygı durulmalarında. Sustu, nur misali sular. Durdu sanki zaman. Zaman hiç yoktu ki. Olmayan bile durgundu. Sessizdi, sakindi. O yokluk ki kapladı her yanı. Daha da yoğunlaştı sis, daha da yoğunlaştı yokluk,yoğunlaştı hisler. Her şeyin, ağacın,zamanın yokluğun eğildiği tarafa oda eğildi. Görmek istedi. Aynı saygılanmalarda, aynı huşuyla baktı. Göremedi. Zorladı kendini. Duyuları coşkun, keskin. Göz oldu her hücresi, kulak oldu. Göremedi,duyamadı. Görünmeyene eğildi. Görünmeyene adandı. Görünmeyene çağladı yüreği. Coştu, öyle bir coşmalarda ki gönül, yokluğunda yok olduğunu sandı.Sis kıpırdanıverdi. Ağaç titredi. Su sessiz çağıldamalarda yeniden. İçine dönmek geldi aklına apansız. Aralandı sis, coşmada ağaç, coşmada su. Uzaktan çok uzaktan, derinden ezan-ı muhammed’i çınladı yüreğinde.Kayboldu aklık.Açtı gözlerini , derin suda kalmışta hava almak için ağzını açarmışçasına. Elinde tespihi, seccadesinin üzerinde, diz üstü hayallenmelerden uyanıverdi.“ Elhamdülillah” çekti usulca. Abdest tazeleyip, sabah namazına hazırlanmak için ayaklanırken, bir mutlu gülümsemedeydi yüreği. Yeniden ama bu kez coşkuyla“Elhamdülillah” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEZAR…( üç ay kadar önce)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Onu ilk mezarlıkta hissetmişti. Daha ablasının kaybını kabullenemediği, hemen her gün o soğuk toprağın altında onu yalnız bırakmamak adına ziyaret ettiği günlerde. Evet. Görmek değildi. Sadece bir histi. O karmakarışık,bedbaht duyguların arasında tabii ki ayırt edilemeyebilirdi. Ama o çok net ve çok belirgin bir histi. Hemen gözünün ucunda fark edilebilecek kadar belirgin ama bakıldığında görülemeyecek kadar şeffaf. Hemen birkaç mezar öteden geçiveren, sesiz salınışlarda adımlar.Önceleri aldırmamış, üzerinde durmamıştı. Zaten duyguları karma karışıktı. Yeni bir yük kaldırmayacak gibiydi bünyesi. Ta ki onu, yeni kazılmış bir mezarda namaz kılar halde görünceye kadar. “Delirmiş” bu diye geçirmişti içinden. Kendisi ablasının mezarına bile yaklaşırken korkudan kan,ter içinde kalıyorken. Bu ihtiyar da ne yapıyordu böyle ? ürkmüştü, adamın yüzünde ki o mutluluk, o sükunet, o derin, adını koyamadığı, şudur diyemediği, daha önce hiç görmediği, hiç hissetmediği ifade olamasa, belki bir an bile orada durmaz, koşarak uzaklaşırdı. Ama oracıkta çivilenmiş kalmıştı. Sadece yüzü olmuştu dünya. Onun hissettikleri olmuştu tek his. Doyum, tadım tüm duyular girmişti iç içe.Babannesinin anlattığı mezarlık hikayeleri dolaştı zihninde. İnmiydi, cinmiydi neydi diye düşünürken, o namazını bitirdi. Göz göze geldiler. O gözler onunla yetinmiyor, ta içine, hislerine bakıyor gibiydiler. Silindi yine benlik, silindi hisler. Çöküverdi olduğu yere. Ağlamak geldi içinden. Şunca gündür içinde hapsettiği bütün acılar gözlerinden yaş olup fışkırıverdi. Bağırarak, çağırarak değil. Sel olup gözlerinden akarak. Ne ablasının vakitsiz ölümü, ne borcu, ne harcı, nede dünya kalmıştı içinde. Hepsi o sele karışıp gitmişlerdi. Sadece onlar mı,? saatlerde karışıp gitmişti o sele.Çok sonra fark etti gecenin çöktüğünü. Ne o kalmıştı ortalıkta, ne de gün. Karanlık hiç bu kadar sarıp,sarmalayıcı ve örtüp,gizleyici gelmemişti ona. Bildiği tüm korkular yitip gitmişti. Yeni bambaşka bir korkusu vardı ama daha adı konmamıştı. Öğrenecekti, bilmeden biliyordu öğreneceğini. Tek istediği o’nun çıktığı mezara girip yatmaktı. Yattı da. Anasının kucağına atlar gibi atladı çukura. Atlas nevresimlenmelerdeydi, pamuklanmalardaydı, kuş tüylerinden saltanat döşeklenmelerindeydi, toprak. Hemen sarmaladı uyku, bilinci kapanırken yeniden hissetti onu. Bu kez çok uzaklardan. Bir tebessüm yapıştı dudaklarına, öylece dalıp giderken uykunun en koyusuna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAMİİ…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dingin, sakin, umutlu uyanıklıklara açtı, gözünü. Her biri bir inci yıldızlar, kırpışarak gevezelikte, sanki. Sarılırken uykuya, yüzüne yapışan gülümseme taptaze yerinde. Aşık bir delikanlı şevkinde gönül çırpınmakta. Ayaklandı, kanatlanmalarda. Başı ancak çıkıyordu toprağın üstüne. Ablası için düşlediği soğuk toprak, şimdi sıcacık ısınmalardaydı gönlünde. Bir hamlede çıkıverdi mezardan. Yeni bir hayata doğarcasına. Tüm olanları ardında bırakırcasına.Sessiz, sarmalayan karanlıkta küçük adımlarda kaçışmalar ve yoğun sessizlik. Kararlı, bilen adımlarla uzaklaştı geçmişinden. Yeniden doğumundan. Başka dalgalanmalarda his, başka coşmalarda yürek.Kabristanlığın büyük süslü kapısında çıkarken, bir an duraksadı. Dönüp son kez bakmayı düşündü. “Son kez mi?” dedi kendi kendine. Nasıl son kez olabilirdi ki, onunla tek bağlantısıydı burası. Birkaç metre ötede duran caminin siluet’i ilişti gözlerine. Daha önce hiçbir cami dikkatini çekmemişti böylesine. Daha önce bir caminin içine bile girmemişti. Ablasının cenaze namazını bile beklerken avluda durmuştu. İçeri girmekten içeridekilerden ürkmüştü sebepsiz. Saatine baktı. Sabahın üçüydü. Zamansızdı ama istiyordu. Nedeni,niçini yoktu. Sadece, dümdüz istiyordu. Ağır, ahşap kapının koluna uzandığında bir an cesaretini yitirir gibi olsa da vazgeçmedi. Yılların şahidi, her oymasında ayrı hikayeleri bulunan kapı, beklide ilk defa böyle bir saatte, amaçsız coşkular da açılıyordu. Sessizliği bozarsa her şey kaybolacakmış gibi çekingen ilerledi. İç kapı biraz gıcırdayarak açılınca etrafına bakındı şaşkınca. Karanlığa tam alışamamış gözlerini daha da kıstı. Ne göreceğini bilmeden bakındı. Büyük, renkli camlardan giren zayıf ışığa alışınca gözleri, dosdoğru minbere gitti. Sırtını kıbleye dönerek, oturdu. Kubbeye dikti gözlerini. Arapça yazıların, süslemelerin belli belirsiz kıvrımlarında aradı, sebebi. Bilmediği sebebin peşinde geldiği yerle ilgili hiçbir bilgisi yoktu. Sadece oturdu. Garip anlatamadığı, daha önceden de bilmediği o huzur yine yükseliyordu göğsünden boğazına doğru. Nedenini bilmese de doğru yere geldiğinden emindi. Sessizliği dinledi saatlerce, daha önce neden buradan bu kadar korktuğunu düşündü, geçen hayatını düşündü, beklide ilk kez yaratanı ve yaradılışını düşündü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İMAM…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gece üstüne üstüne çökmüştü. Ne uykuydu uyuduğu nede dinlenmek. Defalarca abdest tazelemiş her defasında şükür namazları kılmıştı ama geçmemişti içindeki sıkıntı. Hani görev yaptığı cami uzak olmasa belki bin defa gidip geldiydi şimdiye. Buraya tayininden beri ilk kez kapıları kilitleyip kilitlemediğini bilemiyordu. Bu şüphe ölmekten beterdi. Daha ezana bir saat olmasına rağmen daha fazla bekleyememişti. Kilitlediyse bile şüpheyle kıvranmaktansa uykusuz eminliği tercih etmişti. Kapının koluna uzanırken hala dua ediyordu. Kolu bastırıp kapı açılı verince başından kaynar sular döküldü. “Allahım. Lütfen hırsız girmiş olmasın diye dualandı.” Polis mi çağırsaydı bilemedi. Merakta etmişti. Korkuyla açtı iç kapıyı. Elektrik bataryalarının durduğu kutuya doğru giderken biri varmış gibi geldi minberin önünde. Ama o kadar hareketsizdi ki, insan olabileceğine ihtimal vermedi. Işıklar yanı verince haykırmamak için dudağını ısırdı imam. Minberin önünde üstü başı perişan, kızıl çamurlara bulanmış bir adem oturup duruyordu. Daha yirmili yaşlarda, güzel yüzlü, beyaz tenli bir delikanlı. Aklına gelen onlarca soruya rağmen konuşmadı. Kötü bir niyeti olsa orada oturup beklemezdi. Yapacağını yapar ve kaçardı. Ama bu kıpırtısız oturmalardaydı. Yanına yaklaştı. Yüzünü tam görebiliyordu artık.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Selamunaleyküm mübarek. Bu saatte hayır olsun”Şaşkınlığı yüzünden okunur halde baktı delikanlı. Ne onun farkına varmıştı, nede yanan lambaların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DERVİŞ…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O camiye gireli, imamla tanışalı, o sabah namazını seyredeli üç ay olmuştu. Hayatında yaşamadığı kadar ilkler doluydu bu üç ay. Yeni öğrenmelerde, yeni yenilenmelerle dopdoluGünler geçirmişti. Ama ne onu bir daha görebilmiş nede cevaplar bulabilmişti. O içindeki his hiç bitmemiş, aksine daha güzelleşmiş, daha da kuvvetlenmişti….Sabah namazından sonra öğlene kadar aç bir çocuğun sevdiği yemeklere dalması misalinde, imamı soru yağmuruna tutmuştu. Nedenler ,niçinler,nasıllar. Aradığı her şeyin cevabı halbuki ne kadar da yakınmış. Namaza başlamıştı hemen öğle namazında. Bilmese de durmuştu rabbinin huzuruna. İstekle, susamışlıkla. Yaptığı her şey taklitti belki, cahildi ama anlamıştı. Yüz binlerin aynı vakitte aynı kıbleye yönelişini hissetmişti ta içinde.Ardından okumalara başlamıştı. Bulabildiği her şeyi okumuş, özellikle dikkatini çeken tasavvufi eserlere daha derinlemesine bağlanmıştı. Şimdi arayışı sadece o değildi. Onu da arıyordu şüphesiz. Ama artık aradığı cevaplarda vardı.Ulaşabildiği, her kese sormuş. Başından geçenleri defalarca anlatmıştı. Ama kimse şudur diyemiyor, yorum yapabilenlerde daha çok kafasını karıştırıyordu. Hemen her gün iki, üç defa mezarlığa gidiyor bekliyordu. Hatta o namaz kıldığı mezar kapandığı için yeni açılan kabirlerin başlarına notlar bırakıyordu. Bazen saplantımı yaptım diye düşünmekten kendini alamıyorsa da aradığı cevap hala ondaymış gibi geliyordu.Yine onu bulamadığı günün ardından, yatsı namazı sonrası evine dönerken gördü onu. Bu kez hissetmeden, aniden görüverdi. Devrilmiş bir çöp tenekesini düzeltmeye çalışıyordu. İşine öyle dalmıştı ki, ondan ve çöp tenekesinden başka hiçbir şey yokmuşçasına uğraşıyordu. Hemen laf atamadı. Geçti bir kenara seyretmeye başladı. Dudakları sürekli hareket ediyordu. Önce kendi kendine konuşuyor sandı. Acaba günlerdir aradığı sadece bir delimiydi. Peki hissettikleri neydi öyleyse. Ürkütmeden biraz daha yanaştı. Bölük pörçük sesler duyabiliyordu. Konuşmak değildi. Salavata benzer bir şeydi tekrarladığı. Biteviye ahengini hiç bozmadan devam ediyordu. Aniden durdu. Yavaşça döndü,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Öyle aval aval bakmada yardım et. Görmezmisin yetmiyor gücüm.”Çöp sularıyla vıcık vıcık olmuş çöp konteyner’inin sapına yapışırken, “hiçte beklediğim gibi olmadı diye düşündü” halbu ki neler hayal etmişti. O ilk karşılaşmalarındaki yoğun hissiyatı bekliyordu. O adı konulamayan alış verişi bekliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ o acayip notları bırakan sendin demi ?”soru afallatmıştı. Hiç o notların ona ulaştığını düşünmemişti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Senin yüzünden bütün mezar kazıcılarını takip etmek zorunda kaldım günlerce.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“neden ?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“neden olacak mezar bekçileriyle başım derde girmesin diye. İnsanlar anlarmı sanıyorsun. Her gönül kabullenir mi sanıyorsum ?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ neyi”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“o cevap bende değil. Gel aradığın tüm cevapları bilene gidelim.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ben sende sanmıştım.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ben bir fakir, cahilim benim kendime faydam yok sen ne beklersin”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ya peki….”Bitiremedi sözünü. Dinlemiyordu.Kesin bir tavırla dönüp yürümeye başlamıştı. Yine dudaklar kıpırdanmaya başlamıştı. Aynı dalgınlığa geri dönüvermişti. Oda bildiklerini okuma ya başladı. Düşünmenin bir faydası olmadığını biliyordu. Adım ve dua ahenginde düştü peşine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEKKE...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Eski ama bakımlı caminin yan duvarına dayanmış ahşap bir binanın önünde durdular.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“abdest’in var mı ?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“var”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“iyi, buyur o zaman.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kapı hemen ikinci kata çıkan merdivenin olduğu hole açılıyordu. Sağda kapalı bir kapı, solda da mutfak görünüyordu. Ayakkabılarını çıkararak kenara çekildi. Şimdi mutfağın tamamını görebiliyordu. İçeride kendisi yaşlarda beş genç, yer sofrasında sessizce yemeklerini yiyorlardı. “İnşallah buyur etmezler” diye düşündü. Yer sofrasında hiç yiyemezdi. Köyde de aynı dert yüzünden kimselere gidemezdi. Derviş mutfak kapısından girerken usulca selam verdi. Aynı şekilde selamı alındı. O zaman farkına vardı ki evin tamamı aynı huzurlu sessizlikteydi. Sessizce oda girdi mutfağa. Gençler ayaklanmışlardı. Samimiyetle ve sessizlikle sarıldılar. Hoş geldinizler, hayal gibiydi ancak hissedilebiliyordu. Sofraya buyur ettiler. Teşekkür ederek kenara çekildi. Üzerinde durmadılar. Arada sırada üst kattan hafif bir gıcırtı duyulsa da, kaşık sesleri bile sanki yutuluyordu. Nedensiz bir korkuya kapıldıysa da gençlerin güleç, temiz yüzleri içini ferahlatıyordu. Derviş yanına gelerek.“Efendi babanın misafirleri gitmek üzereymiş. Şimdi yukarı çıkalım. Huzura girdiğimizde selam vermene gerek yok. Ben sana daha sonra açıklarım. Sessizce bulduğun ilk yere otur ve seninle konuşulmadıkça da konuşma. Soru sorma. Zaten kalbindeki soruları zamanı geldiğinde efendi baba cevaplayacaktır.”Cılız bir sesle “ peki” diyebildi.Merdivenin yarısına geldiklerinde üs kat odalarının açıldığı salon görünüvermişti. Bembeyaz sarığı, bembeyaz sakalıyla başka bir beyazlanmalardaki ihtiyar gözleri yumuk, sakince konuşuyordu. Kalbi o kadar hızla çarpmaya başlamıştı ki, odadaki diğer misafirlerin her bir atışı duyduklarına yemin edebilirdi. Merdivenler bittiğinde derviş arkasından itekleyerek en ön saftaki boş yeri işaret etti. İtiraz edilebilecek bir durum olsa kesinlikle oraya oturamayacağını söyleyecekti ama mümkün görünmüyordu. Zaten dervişte boş bulduğu yere uçupta konu vermişçesine, oturmuştu. Önüne bakarak safların arasında ilerlerken, bembeyaz ihtiyarın gözlerini açmaması için dualar ediyordu. Sanki gözlerini açsa ve kendisini görse her şey dağılıverecek gibi geliyordu. Yerine oturunca etrafına bakınabildi. Kimse ona doğru bakmıyordu. Sanki varlığından habersiz gibiydiler. Oda anlatılanı dinlemeye başladı. Konuşulanlardan hiçbir şey anlamıyordu. Kendi dini bilgisinin çok üzerinde şeyler olduğu belliydi ama anlıyormuşçasına dikkatle dinliyordu. Yaşlı adamın sesi kendisini takip etmek zorunda bırakıyordu.Ne kadar zaman dinledi, kaç saattir diz üstündeydi bilemiyordu. Ne dizi ağrımış nede canı sıkılmıştı. Tam tersine kalbi yumuşamış, her sözcükte ağlama isteği daha da artıyordu. Kendisini tutmaya çalışıyordu. İçini ateş basmıştı. Hani bir an boş bulunsa avazı çıktığı kadar bağıra bağıra ağlayacaktı. Sonra sessizlik oldu. Salondan bazıları yavaşça ayrıldılar. Gözlerini açtığında onunla göz göze geldiler. Ne güzel gözlerdi. Sesi gibi bakışları da insanı okşuyordu.Taa içine, en derinine bakar gibi bakıyordu. Sonra gülümsedi, yada bilemiyordu oda aydınlanır gibi oldu. O kadifemsi sessiyle&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Hoş geldiniz evladım. Meclisimizi aydınlattınız. Sizin gibi bir masumu, benim gibi bir günahkar ayağına getirtti. Lütfen hakkınızı helal ediniz.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir şey diyemedi delikanlı, ne diyebilirdi ki. Böyle bir şey beklemiyordu. Utanarak önüne baktı. O konuşmaya devam etti,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Dedenize benziyorsunuz. O da sizin gibi boş konuşmaktansa konuşmamayı tercih ederdi. Ne güzel bir haslet. Şimdiki zamanın insanları sözcüklerle ne kadar çok meşkul oluyor.”Durdu diğer misafirlere baktı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Sizlere de minnettarım gelip zamanınızı bu ihtiyarı dinlemeye ayırdınız. Hadi duamızı edelim ve gitmek isteyenler ayrılabilsinler.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“amin”duayı bir başkası yapıyordu. Ama ses aynı, üslup aynıydı. Öyle cenazelerde edilen gibi değildi dua. Çok içten ve sevgiliyle sohbet eder gibiydi. Dua biter bitmez.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Şimdi gelelim sizi buraya neden getirdiğimize.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Misafirlerin gidiş sesleri hemen kayboluverdi. Her şey eski sessizliğine dönüverdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Dedeniz benim yoldaşımdı. Efendim insanlar uzun ömür isterler ama yalnız kalınıyor. Bendeniz akran yetimi oldum. Hani İstanbullu agah efendide olmasa benim yaşımda insan kalmadı. Biz bu tekkeye dedenizle birlikte intisap etmiştik. Siz maalesef ki onu hiç tanıyamadınız. Çok genç hakka yürüdü. Babanız daha küçücüktü. O fakirde tanıyamadı. Hz. Ömer (r.a) gibi celalli, adaletli bir mümin idi. Rabbim razı olsun, sulükümüz boyunca hep beni korudu kolladı. Bendeniz biraz tembel idim. Gece namazlarına o kaldırırdı beni”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gözleri dolmuş iki damla yaş yanaklarından yuvarlanıvermişti. Delikanlıda ağlıyordu. Oda sessiz yaşarmalarda ağlıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ablanız hakkın rahmetine kavuşunca dediniz manada benden size göz kulak olmamı istedi, onun için sizi çağırdım.” Sonra afacan bir çocuk gibi gülümsedi. “Bizim gibi günahkarlarında işte telefonu filan olmuyor. Gönülden gönüle anlatıyoruz derdimizi.”Birden ciddileşiverdi.“ Babanız, bana birkaç kez gelmişti. Onunda sizin gibi nasibi bizden değildi. Sizi de onun hocasına yollamam gerekiyor. Ona intisap ediniz ve sözünden asla dışarı çıkmayınız. Biliyorum ki kiminiz kimseniz yok. yolunuz açık, siz çalışınız, efendinizin söylediklerini harfiyen uygulayınız. Tevfik yüce rabbil alemin hazretlerinindir.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dervişe dönerek birkaç saniye baktı. Sonra gözlerini yumarak, içine döndü.Daha ağzını bile açamamış olan genç hayal kırıklığı, şaşlınlık ve ne yapabileceğini bilememek arasında ikirciklendi. Tam bir şey söyleyecekti ki derviş kolundan çekiştirmeye başladı. Bunu o kadar ustaca ve güç harcamadan, sessizce yapıyordu ki, itaat etmekten başka çaresi kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YOL...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Daha o gece yola çıkmışlardı. Delikanlı yemek davetini geri çevirdiğine bin pişmanda olsa çok geçti. Dervişinde torbası yoktu. Çıkarıp bir şey verebileceği de yoktu. Neden yürümek zorunda olduklarını anlayamıyordu. Onca yolu gecenin bir vakti gitmeleri de gerekmiyordu ama bunu dervişe anlatabilmek imkansızdı. Ona bu gece gitmesi gerektiği söylenmişti, oda gidecekti. Her bulduğu cevap yeni sorular doğuruyordu.Tarlaların içinden hızlı, aceleci bir yürüyüş tutturmuş gidiyorlardı. Ay aydınlığında gölgeler, hayalleri zorlayacak oyunlar yapıyordu. Genç adam hala içini kavuran sorularla boğuşuyordu. Daha fazla devam edemeyecekti. Kendini kaçırılmış, zorlanmış hissediyordu. Durdu. Dervişte durdu. Sanki aynı anda.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Biraz soluklanalım.” Dedi. “Sende şu içini kavuranları kus bakalım.” Sesinde alayda yoktu, merakta. Sadece bilmenin verdiği sakinlik gibi geldi genç adama. Zaten sorular dudaklarının ucundaydı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Önce o ihtiyar kimdi ?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ O mübarek zat, benim şeyhim. Büyük bir alimdir.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Beni gönderdiği kim?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ O da şeyhim kadar mübarek ve büyük bir evliya, Nakşibend-i,halid-i kolunun bu bölgedeki halifesi”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Bizden nasibin yok dedi şeyhin, ne demek bu ?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Bunu senin anlayacağın bir şekilde nasıl anlatırım bilemiyorum aslında.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Sen dene”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Her kes her tarikata giremez. Bunu sadece şeyhler ve onların yetiştirdiği büyük veliler bilebilir. Tabii ki Allah izin verirse.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Neye göre kara veriliyor.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Onu bilsem burada seni götüren başkası olurdu. Gönderende …..”sözünü bitiremedi bir an hata yapmış gibi yüzü allak bullak olmuştu. Genç adam üzerinde durmadı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Peki şeyhinin dediğine göre dedemle manada görüşmüş bu ne demek ?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Rüya gibi diyeyim ama tam rüya değil. Yani……… rabbim gösteriyo işte o mübareklere.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ O gittiğimiz adam bana ne öğretecek.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Dini ve manevi ilimleri”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Manevi ilim ne demek ?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Bak bu sorularının bir çoğu şu anda sana anlatılamaz. Anlatılabilse de, sende yeni sorular üretecek. O da kafanı iyice karıştıracak. Tasavvufu bilir misin? Hz. Mevlana’yı, Yunus emre’yi, Akşemseddin’i.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Evet”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Hah işte onlar gibi birer Allah dostu olman için sana gerekenleri öğretecek.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Şair’mi olucam yani ?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Hay allahım. Yahu sen hangi ülkede büyüdün be mübarek. Eğer onların makamlarına ulaşabilirsen şiirde yazacan, kitap da yazacan ama en önemlisi Allah’ın sevdiği bir kul olacan. Ahlak-i muhammediyle ahlaklanacan. Allah’ın boyasına boyanacan.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Peki bana neden hiç sormadılar. Bakalım ben istiyormuyum ?”Beklide ilk defa gülümsedi. Halden anlayan bir yoldaş sevgisiyle.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Ah be yiğenim. Senin şunca gündür içinde yanıp duran ateş sönmediği sürece, sen er yada geç bu yola girecen. Biz yangını bildik. Sana söneceği yeride gösterelim. Var sen karar ver gayrısına. Söndürecen mi, körükleyecen mi.?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Haklıydı derviş. Zorla tutamazlardıya kendisini orada. İstediği zaman dönerdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Neden bu gece yarısı çıktık yola. Yarın dolmuş molmuş bişey bulurduk nasılsa.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Bana bu gece dendi, ben nedeni niçinini bilmem. Emre uyarım. Sana da tavsiyem o zata intisap edeceksen kayıtsız, şartsız teslimiyet şart.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Hah bak bu intisap ne demek.?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Ona teslim olmak demek. Senin o, onunda sen olması demek. Ondan öncesini yok, ondan sonrasını da nimet bilmek demek. Hadi bakalım bu kadar laf yeter. Ne dedi şeyhim boş konuşmaktansa konuşmamak hayırlı.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Bu boş değil ki bak neler öğrendim.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Sen buna öğrenmek mi diyorsun. Daha hiiiç bir şeycikler bilmiyorsun.”Ayağa kalkmış yürümeye başlamıştı bile. Kalbi bir nebze olsun rahatlayan genç adamda takıldı peşine. Bahçelerin, tarlaların içinden. Hayvan damlarının yanlarından yollarına devam ettiler. her adım bilmeye, anlamaya doğruydu. Ateş daha kuvvetlense de yakmıyordu artık. Canlı tutuyordu. Açlıkta kalmamıştı aklında, yorgunlukta. Bambaşka bir heyecana gebeydi her adım. Havlama sesleri duyulmaya başlamıştı. Belikli köye yaklaşıyorlardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Köpekler.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Korkma. Onlar kötüyü iyi senden iyi ayırır. Sen gittiğin yeri düşün o yeter seni korumaya”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ İyide gecenin bu yarısı insanlar uyuyodur.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Teheccüd vakti. Bu saatte yalnızca gafiller uyur. Sen devam et.”Her şeye de bi cevabı vardı. Çok mu zekiydi. Çok bilgiliydi. Yoksa tam tersine her anlatılana inanan bir safmıydı. Hiçbir halinden bir şey belli olmuyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Sen kaç yaşındasın. ?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Beş.”“ Çok da gençmişsin.” Dalga geçmeye çalışıyordu.“ Bizde bu yola kabul edildiğin gün doğmuş sayılırsın. Onun için sen doğmamış biri olarak çok konuşuyorsun.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Havlamalar iyice yakın gelmeye başlamıştı. Tepeyi aşar aşmaz köy önlerine seriliverdi. Köyün dışında tek bir ev, boyasız kerpiç renginde hemen dikkatini çekmişti. Köyde sokak aydınlatması tek tük olmasına rağmen bu evin etrafı özellikle aydınlatılmış gibiydi. İçi ısını vermişti. Bir hayli büyük bir avlusu ve bir birini tren gibi takip eden odaları vardı. Tek katlı olmasına rağmen heybetli görünüyordu. Derviş durdu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ İşte seninde hisettiğin gibi o kerpiç eve varacaksın. Kapıyı çal ve bekle ne zaman açarlarsa girersin. Açmazlarsa da ben bilmem. Artık bizden bu kadar.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Sen niye gelmiyorsun.?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Benim iznim buraya kadar.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Neden ?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Yahu sen sormadan konuşamazmısın. Öğrenicen hepsini öğrenicen sabır. Haaa, bu yol sabır yolu. Beklemeyide bilecen, dinlemeyide. Hadi hakkını helal et. Bilmeden eziyet vermişiktir.”Beklemeden sarıldı. Kırk yıllık dost gibi. Kokusunu içine çekti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Bizden yana hakkımız sana helal. Şeyhin ne zaman izin verirse bir çorbamızı içmeye gel. Sana ikram ettik ama kabul etmedin. Nasibindir. Seni bekleyecek.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Helal olsun. İnşallah. Ben senin adını bile bilmiyorum.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Zamanı gelince kalbin sana söyler. Allaha emanet ol.”Gitmişti bile. Yine aynı sakin telaşla. Hızlı olmayan süratle. Hayatına girdiği gibi çıkıvermişti. Bir hayal misalinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞEYH...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Eve yaklaşınca birkaç pencerede ışık olduğunu fark etti. İyi diye düşündü. En azından kimseyi uyandırmak zorunda kalmayacaktı. Kapıya kuvvetlice vurdu. Avlu büyük olduğundan duyulmayabilirdi. Bilemezdi ki yola çıktığından beri her adımı biliniyor. Her sözü duyuluyordu. On dakika boyunca bekledi. O mesafe bile bu kadar zamanda aşılır şimdiye dek açmaları gerekirdi. Tam yeniden kapıyı yumrukluyacaktı ki, dervişin sözleri geldi. Oturdu olduğu yere. Madem sabretmesi gerekiyordu sabredecekti. Sabah çiğinde yükselen toprağın kokusunu çekti içine, şehirde bunu duymak imkansızdı. İçini tatlı bir yorgunluk kapladı. Kerpiç duvara yaslandı. Derin karanlığa yuvarlanırken aklında hiçbir şey yoktu. Kalbi sıcacık sevgilerdeydi.Avluda ki seslere uyandı. Daha hava aydınlanmamıştı. Kapılar açılıp kapanıyordu. Ayak sesleri duyuluyordu. Ne kadar uyuduğunu bilemedi ama yetmişti. Karnı gurulduyordu. Bir kez daha,tekkede içmediği çorbaya hayıflandı. Avlunun kapısı gürültüyle açıldı. Hemen toparlandı genç adam. Önce üç ihtiyar çıktı kapıdan. Ona doğru hiç bakmadılar. Sanki orada yok gibiydi. Ardından kendi yaşlarında iki delikanlı çıktı. Onlarda bakmadılar ondan tarafa. En son çıkan adamla çocuk kapıyı kapamak için epey uğraş vermelerine rağmen kapı kapanmadı. Onlarda aralık bırakıp yürüdüler. Açık kapıdan içeri girmekle, onları takip etmek arasında ikirciklendi. Buyur edilmediği bir yere girmek hiç içinden gelmiyordu. Ama içinden bir ses de bitsin bu bekleyiş. Gir içeri ne olacaksa olsun diyordu. Bu nasıl misafir perverlikti. Hiç de dostça bir tavır değildi, gösterdikleri.Tam ayağa kalkmıştı ki, köyün camiinde sabah ezanı okunmaya başladı. Demek ki çıkanlar sabah namazına gidiyorlardı. Onların peşi sıra yürüdü genç adam. Abdesti de kaçmıştı. Evden çıkan gurup, derviş gibi yavaş olmayan ama telaşeli de olmayan bir tempoda yürüyorlardı. İstese onlara yetişebilirdi. Ama belli bir mesafeden izlemeyi uygun gördü. Onlar camiye girerlerken. Oda abdest almak için şadırvana yöneldi. Köyün bakkalı tam karşıdaydı. Adam dükkanını açmış, kapının önünü süpürüyordu. Abdestini hemen alıp dükkandan yiyecek bir şeyler aldı yanına. Ne olacağını bilmediğinden yanında erzak bulunması iyiydi. Camiye girdiğinde kapıyı en son kapatan adamın kuran okuduğunu gördü. En arka safa geçip oturdu. İlk kez bu kadar kalabalık bir sabah namazı cemaati görüyordu. Sanki bütün köy camideydi. Birkaç ihtiyar başıyla selam verdiyse de herkes okunan kur-an’a dalıp gitmişti.Namaz çıkışında doğruca kerpiç evin kapısına gidip, oturdu. Merak ediyordu, ne yapacaklarını. Yine görmezlikten geleceklermiydi. Yada içerimi buyur edeceklerdi. Gözü cami yolunda bakkaldan aldıklarını yedi hızlı hızlı. Ama ne gelen vardı ne giden. Karnı da doyunca tatlı bir yorgunluk basmıştı. Gözlerini zor açık tutuyordu ama içi uyuyordu. Neden sonra omzundan sarsılınca uyumuş olduğunu fark etti. Bir an nerde olduğunu kavrayamadı. Boş gözlerle elinde tepsi karşısında dikilen adama bakıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Buyurun, çorba anca oldu. Camiden gelince sizi uyur gördük uyandırmadık. Yorgunsunuzdur. Koca gece yol yürüdünüz. Afiyet olsun.”Tepsiyi hemen önüne bırakmıştı. Toparlanarak,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“ Ben şeyh efendiyi görmek için yollandım.”Hayretle yüzüne baktı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Burada şeyh falan yok delikanlı.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Ama beni gönderen şeyh dedi ki. Senin burada nasibin yoktur. Ben seni babanın hocasına göndereyim.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Bak şeyhe dememiş hocasına göndereyim demiş.”Neredeyse ağlayacaktı. Kendisini çok çaresiz ve alay edilmiş hissediyordu. Başını önüne eğdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Peki, ben şimdi boşuna mı geldim, buraya.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Rabbim hiç kimseyi boşuna bir yerden bir yere yollamaz a oğlum. Tevekkül etmek lazım. Hadi gel bakalım içeri. Sen baban gibi değilsin. Sabırlısın.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Babamı tanırmıydınız.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“İlk emanetimdi.” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gülümsüyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“Hadi, içerde konuşalım. Sana bu kadar deneme yeter.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ayağa fırladı. Ellerine sarılıp öptü hocasının. Bilinçsizce tamamen içinden gelerek yapıyordu. Peşi sıra içeri geçti. Avluda kurulmuş yer sofrasında yemek yiyordu sabahki gurup. Gösterilen yere oturdu. Tarifsiz bir rahatlama ve sevince boğulmuştu. Sürekli hoca efendinin yüzüne bakmak geliyordu içinden. Baktıkça da yüreği kabarıyor. Daha fazla bakamayacağını anlayınca sofraya bakıyor ama o gözünün önünden hiç gitmiyordu. Ne konuşulanları duyuyordu. Ne anlıyordu. Yüreği bir kanatlanmada kah uçuyor, kah konuyordu. Aylardır kor kor közlenmiş ateş benzin dökülmüşçesine alevlenmişti. Yangın her damarına her hücresine sirayet ediyordu. Bir an gözleri açık rüyalanır gibi oldu babası ve dedesi olduğunu düşündüğü bir ihtiyar gülümseyerek el sallıyorlardı. Geldikleri gibi kayboldular. O tekkedeki şeyh bir an görünür gibi oldu ama onun yüzü değişip hocasının yüzü oluverdi. İçindeki ateş öyle güçlenmiş öyle bir hal almıştı ki apacık canı yanmaktadı. Bağırmak için ağzını açtı ama sesi çıkmadı. İçinden ta kalbinden Allah, Allah,Allah zikri yükseliyordu. Yanındakinin üzerine yığılırken gözü şeyhine takıldı. Gözleri sımsıkı kapalı. huşu içindeydi. sadece Allah diyebildi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-8658801449194067508?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/NKCN0UQuv4GXyNOCvjZgQA9l1Io/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/NKCN0UQuv4GXyNOCvjZgQA9l1Io/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/NKCN0UQuv4GXyNOCvjZgQA9l1Io/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/NKCN0UQuv4GXyNOCvjZgQA9l1Io/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/eAN2_Ac6-mA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/8658801449194067508/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=8658801449194067508" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/8658801449194067508?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/8658801449194067508?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/eAN2_Ac6-mA/deruni-tam-metin.html" title="DERUNİ... tam metin" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/deruni-tam-metin.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkEEQXwzeip7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-7940092846618316124</id><published>2009-01-29T11:20:00.005+02:00</published><updated>2009-12-07T14:23:20.282+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T14:23:20.282+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sohbet" /><title>Hz.Mevlana'nın Gözüyle Oruç!</title><content type="html">&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SYF1dr_UvxI/AAAAAAAAAD8/kEn8oWjyDvI/s1600-h/AHSULSFCA6Q2KW1CAAQFB53CA2QS7CBCAEBI0KQCAM13V1FCA1666NNCAJYR6SYCA6MT9PWCATBEJWECATJDE7NCAUXPIRJCAX63EBCCAYBJDUICA3LUH8TCA42GN2OCAOY1830CA5BRBVJCAFUT2DN.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5296643789649395474" style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left; width: 129px; height: 94px;" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SYF1dr_UvxI/AAAAAAAAAD8/kEn8oWjyDvI/s200/AHSULSFCA6Q2KW1CAAQFB53CA2QS7CBCAEBI0KQCAM13V1FCA1666NNCAJYR6SYCA6MT9PWCATBEJWECATJDE7NCAUXPIRJCAX63EBCCAYBJDUICA3LUH8TCA42GN2OCAOY1830CA5BRBVJCAFUT2DN.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sen, orucu, şaşılacak acaip meziyetleri bulunan bir şey olarak bil! Oruç, insana can bağışlar. Gönül lütfeder. Sen, şaşılacak bir şey görmek istersen, oruca şaş! Sen, göklere çıkmak, Mi'rac etmek sevdasındaysan, şunu bil ki, oruç, senin önüne getirilmiş bir Arap atıdır. Oruç, can gözünün açılması için bedenleri kör eder. Senin gönül gözün kör de, o yüzden kıldığın namazlar, yaptığın ibadetler sana o aydınlığı vermiyor, hakikati göstermiyor.Oruç, insan şeklindeki hayvanın hayvanlığını giderir. Bu yüzdendir ki oruç, insanın insanlığını olgunlaştırmaya mahsustur. Aşıkların hayatı, beden matbahı yüzünden kararmıştı. îşte oruç, o matbahları aydınlatmak için çıktı geldi.Dünyada şeytanın karnını deşen bir bıçağa benzeyen oruçtan daha fazla şeytan öldürücü, nefsin kanını dökücü bir şey var mı? Padişahlar padişahının kapısında kendisine gizli, özel bir vazîfe verilmiş, çabucak faydalı olan, kar bağışlayan kim var? Kim olacak? Oruç! Oruç, özlem çekenlerin gönüllerini, canlarını öyle tazeleştirir ki, zavallı balığı bile su o kadar tazeleştiremez. Nefis ile savaşa girişen mücahidin, gönül maksadına ulaşma yolunda oruç, yüz binlerce yardımcı canın yaşayışından daha da iyidir. İslam'ın binası şu beş direk üstüne kurulmuştur: "Kelime-i Şahadet, Zekat, Hac, Oruç, Namaz." Allah' a yemin ederim ki, bu direklerin en kuvvetlisi, en büyüğü oruçtur!Cenab-ı Hakk, bu beş direğin her birinde orucu, orucun kaderini gizlemiştir. Zaten oruç kadir gecesi gibi gizlidir. Midesine düşkün olan, çok mide ağrısı çeker, sızlanır durur. Zaten midesine düşkün olanların talihlerinde oruç yoktur.Oruç, Allah'ın has kullarına Hz. Süleyman'ın saltanatını bağışlayan bir yüzüktür, yahut da taçtır. Onu ancak seçkin kullarının başlarına giydirir. Oruçlunun gülüşü, oruçsuzun secdedeki halinden iyidir. Çünkü oruç, o Rahman'ın sofrasına oturtacaktır. Sen farkında değilsin ama, yemek yediğin vakit, için pislikle dolar. Oruç hamama benzer. Seni maddî ve manevi kirliliklerden, bütün kötülüklerden temizler. Sen, hiç bilgi nuruyla nurlanmış bir hayvan gördün mü? Beden de bir hayvandır. Hayvanın ardına düşüp de orucu bırakma! Sen vahdet denizinden ayrı düşmüş bir damla gibisin. Sen aslına nasıl ulaşacaksın? îşte oruç, sel gibi, yağmur gibi seni alır, denize ulaştırır. Nefsinle savaşa girişince; "Ben orucu öyle ucuza satmam!" diye kendini yere at, ellerini çırp, ayaklarını vur, diret! Nefsin gönlüne musallat olmuş bir Rüstem'dir ama, oruç, onu gül yaprağı gibi tir tir titretir.İçinde ab-ı hayatın gizlendiği bir karanlıktan bahsederler. Aklı başında olanlara o karanlık, oruçtur.Sen, canının içinde Kur'an nurunu istiyorsan, şunu bil ki, oruç bütün Kur'an'ın tertemiz nurunun sırrıdır.Gök sofralarının, ruha mahsus sofraların başına tertemiz kişiler oturturlar. İşte oruç, sana, onlarla bir kaptan yedirir.Oruç seni gün gibi gönlü aydın, canı saf bir hale kor. Sonra da padişahla buluşma bayram gününde varlığını kurban eder, seni varlıktan ve benlikten kurtarır.Oruç ayına girdiğin zaman, o aya kavuştuğun için Hakk'a şükrederek, sevinerek, neşeli olarak gir! Çünkü Ramazanın gelişinden üzülenlere, gamlılara oruç haramdır. Onlar, oruca layık değillerdir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-7940092846618316124?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/R8MKFkKdJGrTkfV8SGN0IRzhH6g/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/R8MKFkKdJGrTkfV8SGN0IRzhH6g/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/R8MKFkKdJGrTkfV8SGN0IRzhH6g/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/R8MKFkKdJGrTkfV8SGN0IRzhH6g/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/gaeMY_uPLYg" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/7940092846618316124/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=7940092846618316124" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/7940092846618316124?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/7940092846618316124?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/gaeMY_uPLYg/hzmevlanann-gozuyle-oruc.html" title="Hz.Mevlana'nın Gözüyle Oruç!" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SYF1dr_UvxI/AAAAAAAAAD8/kEn8oWjyDvI/s72-c/AHSULSFCA6Q2KW1CAAQFB53CA2QS7CBCAEBI0KQCAM13V1FCA1666NNCAJYR6SYCA6MT9PWCATBEJWECATJDE7NCAUXPIRJCAX63EBCCAYBJDUICA3LUH8TCA42GN2OCAOY1830CA5BRBVJCAFUT2DN.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/hzmevlanann-gozuyle-oruc.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkIBSX4ycCp7ImA9WxBTEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-7803053574488089991</id><published>2009-01-28T17:03:00.006+02:00</published><updated>2009-12-07T14:22:38.098+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-07T14:22:38.098+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sohbet" /><title>HACI MUHTEREM EFENDİ BABAMA</title><content type="html">&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dünyaya gelme sebebim,&lt;br /&gt;tövbeye nasibim,&lt;br /&gt;eteğine çok geç yapıştığım hocam,&lt;br /&gt;geç bulup erken kaybettiğim,&lt;br /&gt;feyzim,&lt;br /&gt;ışığım,&lt;br /&gt;babam.&lt;br /&gt;Biz senden canı gönülden razıyız, Allah (c.c) hazretleri de razı olur inşallah.&lt;br /&gt;Senen yaklaştı, acı daha bir ağırlaştı. Sevgiliye yürüyeli bu günle, şunca gün oldu. Hala teheccüdler de odana bakıyorum. Tıkırtın var mı ? diye dinliyorum.&lt;br /&gt;Senin gibi olmayı öğrenemeden, ayrıldık. Ardından çok denedim, denedikçe gördüm ki, yaşadıkça anladım ki, sen ve senin gibiler özel insanlarmışsınız. Sen ki benim bildiğim, kırk sene hiç teheccüd atlamadın, sen ki yaz kış demeden, haftanın iki günü orucunu hiç bırakmadın. Ne bir namaz kaçırdın nede kulluğunu unuttun.&lt;br /&gt;Biz bilemedik, biz seni göremedik. Gözlerimiz kördü, kalplerimiz karaydı, kulaklarımız sağırdı. Ne dediğini duyduk, ne yaptığını gördük, ne anlattığını anladık. Tam anlar gibi olduk sen sevdiğine teslim oldun, yaşarken yaptığın gibi ölürken de razı oldun.&lt;br /&gt;Ama ben seni daha başımın üstünde taşımamıştım ki baba,&lt;br /&gt;daha ben senin istediğin gibi, olamamıştım ki. O kısacık zamanda olanlarda, anlıyorum ki senin duan ve feyzindenmiş.&lt;br /&gt;Geçenlerde, epeydir buralardan uzak bir dostun ziyarete geldi. Yüzüme sana bakar gibi baktı, ellerimi seninkileri öper gibi öptü. “Ne kadar benzemişsin babana” dedi. Ezildim. Konuşamadım. Senin gibi olmak kolay mı be, baba. Sana benzemek kolay mı ?&lt;br /&gt;Mahallede ki berberin küçük oğlan yapıştı paçama, geçen gün. “ Hacı dede gitti, çukulatalar bitti.” Dedi. Çocuk kalbinin düzlüğüyle.&lt;br /&gt;Sadece ben değil baba, yedisi de özledi seni, yetmişi de.&lt;br /&gt;Dedem için anlatırdın, her gün bir kese kağıdı Akide şekeri dağıtırmış, sen gofret dağıtırdın. Ben gülücük bile dağıtamıyorum. Hayırsız çıktık be baba. Sana layık olamadık.&lt;br /&gt;Mekanın cennet olsun.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-7803053574488089991?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UnSIqjGusTOBdKyki8-yTe6BhmA/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UnSIqjGusTOBdKyki8-yTe6BhmA/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UnSIqjGusTOBdKyki8-yTe6BhmA/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UnSIqjGusTOBdKyki8-yTe6BhmA/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/z_CVcMkQxTI" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/7803053574488089991/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=7803053574488089991" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/7803053574488089991?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/7803053574488089991?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/z_CVcMkQxTI/babama.html" title="HACI MUHTEREM EFENDİ BABAMA" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/babama.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEMHSXo8fip7ImA9WxVQE08.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-8622752443682685423</id><published>2009-01-28T11:20:00.009+02:00</published><updated>2009-01-30T16:40:38.476+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-30T16:40:38.476+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="mektubat" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="imamı rabbani" /><title>FARİS-İ BEYT</title><content type="html">&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SYMRO4QTojI/AAAAAAAAAEE/vCzHX98jDcI/s1600-h/AIGFV2UCA1H7P5QCAY5HFNMCAJ0L61CCA5S3MHYCA0TG469CALWGZDPCAK928A4CAUWK6UPCAO1IJJ0CAH19UL9CAK7BR3NCAF1ATSJCAZSTY2XCATKFG7VCADTNMG4CALMQ1Q5CATI5IYUCAT2F8TV.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297096534034457138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 111px; CURSOR: hand; HEIGHT: 119px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SYMRO4QTojI/AAAAAAAAAEE/vCzHX98jDcI/s400/AIGFV2UCA1H7P5QCAY5HFNMCAJ0L61CCA5S3MHYCA0TG469CALWGZDPCAK928A4CAUWK6UPCAO1IJJ0CAH19UL9CAK7BR3NCAF1ATSJCAZSTY2XCATKFG7VCADTNMG4CALMQ1Q5CATI5IYUCAT2F8TV.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Geçdi, isyân ile ömrüm, neye hâlim varacak?&lt;br /&gt;Sızlıyor yaralı gönlüm, onu yokdur saracak. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Mahşer yerinde, zebânîler elinden, yâ Rab!&lt;br /&gt;Eğer etmezsen, inâyet, beni kim kurtaracak?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.biriz.biz/mektubat/index.htm"&gt;Mektubat-ı İmamı Rabbani (K.S).&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-8622752443682685423?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KwkPESce3rVnRcITK1_kbjkb6yM/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KwkPESce3rVnRcITK1_kbjkb6yM/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KwkPESce3rVnRcITK1_kbjkb6yM/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KwkPESce3rVnRcITK1_kbjkb6yM/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/D9TCtaCmyTc" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/8622752443682685423/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=8622752443682685423" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/8622752443682685423?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/8622752443682685423?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/D9TCtaCmyTc/faris-i-beyt.html" title="FARİS-İ BEYT" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SYMRO4QTojI/AAAAAAAAAEE/vCzHX98jDcI/s72-c/AIGFV2UCA1H7P5QCAY5HFNMCAJ0L61CCA5S3MHYCA0TG469CALWGZDPCAK928A4CAUWK6UPCAO1IJJ0CAH19UL9CAK7BR3NCAF1ATSJCAZSTY2XCATKFG7VCADTNMG4CALMQ1Q5CATI5IYUCAT2F8TV.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/faris-i-beyt.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkYHR3Yyfyp7ImA9WxVQEEs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-2862475599395877335</id><published>2009-01-27T16:42:00.005+02:00</published><updated>2009-01-27T16:55:36.897+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-27T16:55:36.897+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="DERUNİ" /><title>DERUNİ...b7 DEVAM YAZISI</title><content type="html">&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SX8e1TfvxtI/AAAAAAAAAD0/wZ54_62YzVk/s1600-h/AIGCBLNCAFAQ3HHCAZJJ796CAUIUN41CAVNOIZTCA7B4NCLCAK11OW8CAGX19CJCAZ6610FCASPP6JPCA73QU7CCAFZ7H1ACABETLORCA82PMAXCAD95F4WCA1GRBX6CAKCDFEPCAIRE61FCAWFE1DQ.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5295985587926320850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 264px; CURSOR: hand; HEIGHT: 124px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SX8e1TfvxtI/AAAAAAAAAD0/wZ54_62YzVk/s400/AIGCBLNCAFAQ3HHCAZJJ796CAUIUN41CAVNOIZTCA7B4NCLCAK11OW8CAGX19CJCAZ6610FCASPP6JPCA73QU7CCAFZ7H1ACABETLORCA82PMAXCAD95F4WCA1GRBX6CAKCDFEPCAIRE61FCAWFE1DQ.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/deruni.html"&gt;HİKAYENİN BAŞI İÇİN&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ŞEYH&lt;br /&gt;Eve yaklaşınca birkaç pencerede ışık olduğunu fark etti. İyi diye düşündü. En azından kimseyi uyandırmak zorunda kalmayacaktı. Kapıya kuvvetlice vurdu. Avlu büyük olduğundan duyulmayabilirdi. Bilemezdi ki yola çıktığından beri her adımı biliniyor. Her sözü duyuluyordu. On dakika boyunca bekledi. O mesafe bile bu kadar zamanda aşılır şimdiye dek açmaları gerekirdi. Tam yeniden kapıyı yumrukluyacaktı ki, dervişin sözleri geldi. Oturdu olduğu yere. Madem sabretmesi gerekiyordu sabredecekti. Sabah çiğinde yükselen toprağın kokusunu çekti içine, şehirde bunu duymak imkansızdı. İçini tatlı bir yorgunluk kapladı. Kerpiç duvara yaslandı. Derin karanlığa yuvarlanırken aklında hiçbir şey yoktu. Kalbi sıcacık sevgilerdeydi.&lt;br /&gt;Avluda ki seslere uyandı. Daha hava aydınlanmamıştı. Kapılar açılıp kapanıyordu. Ayak sesleri duyuluyordu. Ne kadar uyuduğunu bilemedi ama yetmişti. Karnı gurulduyordu. Bir kez daha,tekkede içmediği çorbaya hayıflandı. Avlunun kapısı gürültüyle açıldı. Hemen toparlandı genç adam. Önce üç ihtiyar çıktı kapıdan. Ona doğru hiç bakmadılar. Sanki orada yok gibiydi. Ardından kendi yaşlarında iki delikanlı çıktı. Onlarda bakmadılar ondan tarafa. En son çıkan adamla çocuk kapıyı kapamak için epey uğraş vermelerine rağmen kapı kapanmadı. Onlarda aralık bırakıp yürüdüler. Açık kapıdan içeri girmekle, onları takip etmek arasında ikirciklendi. Buyur edilmediği bir yere girmek hiç içinden gelmiyordu. Ama içinden bir ses de bitsin bu bekleyiş. Gir içeri ne olacaksa olsun diyordu. Bu nasıl misafir perverlikti. Hiç de dostça bir tavır değildi, gösterdikleri.Tam ayağa kalkmıştı ki, köyün camiinde sabah ezanı okunmaya başladı. Demek ki çıkanlar sabah namazına gidiyorlardı. Onların peşi sıra yürüdü genç adam. Abdesti de kaçmıştı. Evden çıkan gurup, derviş gibi yavaş olmayan ama telaşeli de olmayan bir tempoda yürüyorlardı. İstese onlara yetişebilirdi. Ama belli bir mesafeden izlemeyi uygun gördü. Onlar camiye girerlerken. Oda abdest almak için şadırvana yöneldi. Köyün bakkalı tam karşıdaydı. Adam dükkanını açmış, kapının önünü süpürüyordu. Abdestini hemen alıp dükkandan yiyecek bir şeyler aldı yanına. Ne olacağını bilmediğinden yanında erzak bulunması iyiydi. Camiye girdiğinde kapıyı en son kapatan adamın kuran okuduğunu gördü. En arka safa geçip oturdu. İlk kez bu kadar kalabalık bir sabah namazı cemaati görüyordu. Sanki bütün köy camideydi. Birkaç ihtiyar başıyla selam verdiyse de herkes okunan kur-an’a dalıp gitmişti.&lt;br /&gt;Namaz çıkışında doğruca kerpiç evin kapısına gidip, oturdu. Merak ediyordu, ne yapacaklarını. Yine görmezlikten geleceklermiydi. Yada içerimi buyur edeceklerdi. Gözü cami yolunda bakkaldan aldıklarını yedi hızlı hızlı. Ama ne gelen vardı ne giden. Karnı da doyunca tatlı bir yorgunluk basmıştı. Gözlerini zor açık tutuyordu ama içi uyuyordu. Neden sonra omzundan sarsılınca uyumuş olduğunu fark etti. Bir an nerde olduğunu kavrayamadı. Boş gözlerle elinde tepsi karşısında dikilen adama bakıyordu.&lt;br /&gt;“ Buyurun, çorba anca oldu. Camiden gelince sizi uyur gördük uyandırmadık. Yorgunsunuzdur. Koca gece yol yürüdünüz. Afiyet olsun.”&lt;br /&gt;Tepsiyi hemen önüne bırakmıştı. Toparlanarak,&lt;br /&gt;“ Ben şeyh efendiyi görmek için yollandım.”&lt;br /&gt;Hayretle yüzüne baktı.&lt;br /&gt;“Burada şeyh falan yok delikanlı.”&lt;br /&gt;“Ama beni gönderen şeyh dedi ki. Senin burada nasibin yoktur. Ben seni babanın hocasına göndereyim.”&lt;br /&gt;“Bak şeyhe dememiş hocasına göndereyim demiş.”&lt;br /&gt;Neredeyse ağlayacaktı. Kendisini çok çaresiz ve alay edilmiş hissediyordu. Başını önüne eğdi.&lt;br /&gt;“Peki, ben şimdi boşuna mı geldim, buraya.”&lt;br /&gt;“Rabbim hiç kimseyi boşuna bir yerden bir yere yollamaz a oğlum. Tevekkül etmek lazım. Hadi gel bakalım içeri. Sen baban gibi değilsin. Sabırlısın.”&lt;br /&gt;“Babamı tanırmıydınız.”&lt;br /&gt;“İlk emanetimdi.” Gülümsüyordu. “Hadi, içerde konuşalım. Sana bu kadar deneme yeter.”&lt;br /&gt;Ayağa fırladı. Ellerine sarılıp öptü hocasının. Bilinçsizce tamamen içinden gelerek yapıyordu. Peşi sıra içeri geçti. Avluda kurulmuş yer sofrasında yemek yiyordu sabahki gurup. Gösterilen yere oturdu. Tarifsiz bir rahatlama ve sevince boğulmuştu. Sürekli hoca efendinin yüzüne bakmak geliyordu içinden. Baktıkça da yüreği kabarıyor. Daha fazla bakamayacağını anlayınca sofraya bakıyor ama o gözünün önünden hiç gitmiyordu. Ne konuşulanları duyuyordu. Ne anlıyordu. Yüreği bir kanatlanmada kah uçuyor, kah konuyordu. Aylardır kor kor közlenmiş ateş benzin dökülmüşçesine alevlenmişti. Yangın her damarına her hücresine sirayet ediyordu. Bir an gözleri açık rüyalanır gibi oldu babası ve dedesi olduğunu düşündüğü bir ihtiyar gülümseyerek el sallıyorlardı. Geldikleri gibi kayboldular. O tekkedeki şeyh bir an görünür gibi oldu ama onun yüzü değişip hocasının yüzü oluverdi. İçindeki ateş öyle güçlenmiş öyle bir hal almıştı ki apacık canı yanmaktadı. Bağırmak için ağzını açtı ama sesi çıkmadı. İçinden ta kalbinden Allah, Allah,Allah zikri yükseliyordu. Yanındakinin üzerine yığılırken gözü şeyhine takıldı. Gözleri sımsıkı kapalı. huşu içindeydi. sadece Allah diyebildi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-2862475599395877335?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/NtdPP5W4QheHXqCituCiHyM-uY8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/NtdPP5W4QheHXqCituCiHyM-uY8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/NtdPP5W4QheHXqCituCiHyM-uY8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/NtdPP5W4QheHXqCituCiHyM-uY8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/W58mAaFRsMA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/2862475599395877335/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=2862475599395877335" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/2862475599395877335?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/2862475599395877335?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/W58mAaFRsMA/derunib7-devam-yazisi.html" title="DERUNİ...b7 DEVAM YAZISI" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SX8e1TfvxtI/AAAAAAAAAD0/wZ54_62YzVk/s72-c/AIGCBLNCAFAQ3HHCAZJJ796CAUIUN41CAVNOIZTCA7B4NCLCAK11OW8CAGX19CJCAZ6610FCASPP6JPCA73QU7CCAFZ7H1ACABETLORCA82PMAXCAD95F4WCA1GRBX6CAKCDFEPCAIRE61FCAWFE1DQ.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/derunib7-devam-yazisi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0cDQX89eip7ImA9WxVQEEs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-2729793644667993513</id><published>2009-01-24T14:19:00.004+02:00</published><updated>2009-01-27T17:11:10.162+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-27T17:11:10.162+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="DERUNİ" /><title>DERUNİ...b6 DEVAM YAZISI</title><content type="html">&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SX3HBDcbaWI/AAAAAAAAACs/CdPb0oPKcGM/s1600-h/yol.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5295607557775911266" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 226px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SX3HBDcbaWI/AAAAAAAAACs/CdPb0oPKcGM/s320/yol.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/deruni.html"&gt;HİKAYENİN BAŞI İÇİN&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;YOL&lt;br /&gt;Daha o gece yola çıkmışlardı. Delikanlı yemek davetini geri çevirdiğine bin pişmanda olsa çok geçti. Dervişinde torbası yoktu. Çıkarıp bir şey verebileceği de yoktu. Neden yürümek zorunda olduklarını anlayamıyordu. Onca yolu gecenin bir vakti gitmeleri de gerekmiyordu ama bunu dervişe anlatabilmek imkansızdı. Ona bu gece gitmesi gerektiği söylenmişti, oda gidecekti. Her bulduğu cevap yeni sorular doğuruyordu.&lt;br /&gt;Tarlaların içinden hızlı, aceleci bir yürüyüş tutturmuş gidiyorlardı. Ay aydınlığında gölgeler, hayalleri zorlayacak oyunlar yapıyordu. Genç adam hala içini kavuran sorularla boğuşuyordu. Daha fazla devam edemeyecekti. Kendini kaçırılmış, zorlanmış hissediyordu. Durdu. Dervişte durdu. Sanki aynı anda.&lt;br /&gt;“Biraz soluklanalım.” Dedi. “Sende şu içini kavuranları kus bakalım.” Sesinde alayda yoktu, merakta. Sadece bilmenin verdiği sakinlik gibi geldi genç adama. Zaten sorular dudaklarının ucundaydı.&lt;br /&gt;“ Önce o ihtiyar kimdi ?”&lt;br /&gt;“ O mübarek zat, benim şeyhim. Büyük bir alimdir.”&lt;br /&gt;“ Beni gönderdiği kim?”&lt;br /&gt;“ O da şeyhim kadar mübarek ve büyük bir evliya, Nakşibend-i,halid-i kolunun bu bölgedeki halifesi”&lt;br /&gt;“ Bizden nasibin yok dedi şeyhin, ne demek bu ?”&lt;br /&gt;“ Bunu senin anlayacağın bir şekilde nasıl anlatırım bilemiyorum aslında.”&lt;br /&gt;“ Sen dene”&lt;br /&gt;“ Her kes her tarikata giremez. Bunu sadece şeyhler ve onların yetiştirdiği büyük veliler bilebilir. Tabii ki Allah izin verirse.”&lt;br /&gt;“ Neye göre kara veriliyor.”&lt;br /&gt;“ Onu bilsem burada seni götüren başkası olurdu. Gönderende …..”&lt;br /&gt;sözünü bitiremedi bir an hata yapmış gibi yüzü allak bullak olmuştu. Genç adam üzerinde durmadı.&lt;br /&gt;“ Peki şeyhinin dediğine göre dedemle manada görüşmüş bu ne demek ?”&lt;br /&gt;“ Rüya gibi diyeyim ama tam rüya değil. Yani……… rabbim gösteriyo işte o mübareklere.”&lt;br /&gt;“ O gittiğimiz adam bana ne öğretecek.”&lt;br /&gt;“ Dini ve manevi ilimleri”&lt;br /&gt;“ Manevi ilim ne demek ?”&lt;br /&gt;“ Bak bu sorularının bir çoğu şu anda sana anlatılamaz. Anlatılabilse de, sende yeni sorular üretecek. O da kafanı iyice karıştıracak. Tasavvufu bilir misin ?Hz. Mevlana’yı, Yunus emre’yi, Akşemseddin’i.”&lt;br /&gt;“Evet”&lt;br /&gt;“ Hah işte onlar gibi birer Allah dostu olman için sana gerekenleri öğretecek.”&lt;br /&gt;“ Şair’mi olucam yani ?”&lt;br /&gt;“ Hay allahım. Yahu sen hangi ülkede büyüdün be mübarek. Eğer onların makamlarına ulaşabilirsen şiirde yazacan, kitap da yazacan ama en önemlisi Allah’ın sevdiği bir kul olacan. Ahlak-i muhammediyle ahlaklanacan. Allah’ın boyasına boyanacan.”&lt;br /&gt;“ Peki bana neden hiç sormadılar. Bakalım ben istiyormuyum ?”&lt;br /&gt;Beklide ilk defa gülümsedi. Halden anlayan bir yoldaş sevgisiyle.&lt;br /&gt;“ Ah be yiğenim. Senin şunca gündür içinde yanıp duran ateş sönmediği sürece, sen er yada geç bu yola girecen. Biz yangını bildik. Sana söneceği yeride gösterelim. Var sen karar ver gayrısına. Söndürecen mi, körükleyecen mi.?”&lt;br /&gt;Haklıydı derviş. Zorla tutamazlardıya kendisini orada. İstediği zaman dönerdi.&lt;br /&gt;“ Neden bu gece yarısı çıktık yola. Yarın dolmuş molmuş bişey bulurduk nasılsa.”&lt;br /&gt;“ Bana bu gece dendi, ben nedeni niçinini bilmem. Emre uyarım. Sana da tavsiyem o zata intisap edeceksen kayıtsız, şartsız teslimiyet şart.”&lt;br /&gt;“ Hah bak bu intisap ne demek.?”&lt;br /&gt;“ Ona teslim olmak demek. Senin o, onunda sen olması demek. Ondan öncesini yok, ondan sonrasını da nimet bilmek demek. Hadi bakalım bu kadar laf yeter. Ne dedi şeyhim boş konuşmaktansa konuşmamak hayırlı.”&lt;br /&gt;“ Bu boş değil ki bak neler öğrendim.”&lt;br /&gt;“ Sen buna öğrenmek mi diyorsun. Daha hiiiç bir şeycikler bilmiyorsun.”&lt;br /&gt;Ayağa kalkmış yürümeye başlamıştı bile. Kalbi bir nebze olsun rahatlayan genç adamda takıldı peşine. Bahçelerin, tarlaların içinden. Hayvan damlarının yanlarından yollarına devam ettiler. her adım bilmeye, anlamaya doğruydu. Ateş daha kuvvetlense de yakmıyordu artık. Canlı tutuyordu. Açlıkta kalmamıştı aklında, yorgunlukta. Bambaşka bir heyecana gebeydi her adım. Havlama sesleri duyulmaya başlamıştı. Belikli köye yaklaşıyorlardı.&lt;br /&gt;“ Köpekler.”&lt;br /&gt;“ Korkma. Onlar kötüyü iyi senden iyi ayırır. Sen gittiğin yeri düşün o yeter seni korumaya”&lt;br /&gt;“ İyide gecenin bu yarısı insanlar uyuyodur.”&lt;br /&gt;“ Teheccüd vakti. Bu saatte yalnızca gafiller uyur. Sen devam et.”&lt;br /&gt;Her şeye de bi cevabı vardı. Çok mu zekiydi. Çok bilgiliydi. Yoksa tam tersine her anlatılana inanan bir safmıydı. Hiçbir halinden bir şey belli olmuyordu.&lt;br /&gt;“ Sen kaç yaşındasın. ?”&lt;br /&gt;“ Beş.”&lt;br /&gt;“ Çok da gençmişsin.” Dalga geçmeye çalışıyordu.&lt;br /&gt;“ Bizde bu yola kabul edildiğin gün doğmuş sayılırsın. Onun için sen doğmamış biri olarak çok konuşuyorsun.”&lt;br /&gt;Havlamalar iyice yakın gelmeye başlamıştı. Tepeyi aşar aşmaz köy önlerine seriliverdi. Köyün dışında tek bir ev, boyasız kerpiç renginde hemen dikkatini çekmişti. Köyde sokak aydınlatması tek tük olmasına rağmen bu evin etrafı özellikle aydınlatılmış gibiydi. İçi ısını vermişti. Bir hayli büyük bir avlusu ve bir birini tren gibi takip eden odaları vardı. Tek katlı olmasına rağmen heybetli görünüyordu. Derviş durdu.&lt;br /&gt;“ İşte seninde hisettiğin gibi o kerpiç eve varacaksın. Kapıyı çal ve bekle ne zaman açarlarsa girersin. Açmazlarsa da ben bilmem. Artık bizden bu kadar.”&lt;br /&gt;“ Sen niye gelmiyorsun.?”&lt;br /&gt;“ Benim iznim buraya kadar.”&lt;br /&gt;“ Neden ?”&lt;br /&gt;“ Yahu sen sormadan konuşamazmısın. Öğrenicen hepsini öğrenicen sabır. Ha, bu yol sabır yolu. Beklemeyide bilecen, dinlemeyide. Hadi hakkını helal et. Bilmeden eziyet vermişiktir.”&lt;br /&gt;Beklemeden sarıldı. Kırk yıllık dost gibi. Kokusunu içine çekti.&lt;br /&gt;“ Bizden yana hakkımız sana helal. Şeyhin ne zaman izin verirse bir çorbamızı içmeye gel. Sana ikram ettik ama kabul etmedin. Nasibindir. Seni bekleyecek.”&lt;br /&gt;“Helal olsun. İnşallah. Ben senin adını bile bilmiyorum.”&lt;br /&gt;“ Zamanı gelince kalbin sana söyler. Allaha emanet ol.”&lt;br /&gt;Gitmişti bile. Yine aynı sakin telaşla. Hızlı olmayan süratle. Hayatına girdiği gibi çıkıvermişti. Bir hayal misalinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞEYH&lt;br /&gt;Eve yaklaşınca birkaç pencerede ışık olduğunu fark etti. İyi diye düşündü. En azından kimseyi uyandırmak zorunda kalmayacaktı. Kapıya kuvvetlice vurdu. Avlu büyük olduğundan duyulmayabilirdi. Bilemezdi ki yola çıktığından beri her adımı biliniyor. Her sözü duyuluyordu. On dakika boyunca bekledi. O mesafe bile bu kadar zamanda aşılır şimdiye dek açmaları gerekirdi. Tam yeniden kapıyı yumrukluyacaktı ki, dervişin sözleri geldi. Oturdu olduğu yere. Madem sabretmesi gerekiyordu sabredecekti. Sabah çiğinde yükselen toprağın kokusunu çekti içine…….&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/derunib7-devam-yazisi.html"&gt;DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-2729793644667993513?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/s-uQCd9J5vCohIFTwJPrVQFV8SM/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/s-uQCd9J5vCohIFTwJPrVQFV8SM/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/s-uQCd9J5vCohIFTwJPrVQFV8SM/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/s-uQCd9J5vCohIFTwJPrVQFV8SM/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/-T4DUqrPDCA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/2729793644667993513/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=2729793644667993513" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/2729793644667993513?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/2729793644667993513?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/-T4DUqrPDCA/derunib6-devam-yazisi.html" title="DERUNİ...b6 DEVAM YAZISI" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SX3HBDcbaWI/AAAAAAAAACs/CdPb0oPKcGM/s72-c/yol.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/derunib6-devam-yazisi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0IGSH8zfCp7ImA9WxVRGUo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-7973286526634799149</id><published>2009-01-23T16:05:00.006+02:00</published><updated>2009-01-26T16:18:49.184+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-26T16:18:49.184+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="DERUNİ" /><title>DERUNİ...b5 DEVAM YAZISI</title><content type="html">&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SX3GF6Nn6jI/AAAAAAAAACk/HhOf8WgrgvU/s1600-h/tekke.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5295606541685615154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 244px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SX3GF6Nn6jI/AAAAAAAAACk/HhOf8WgrgvU/s320/tekke.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/deruni.html"&gt;HİKAYENİN BAŞI İÇİN&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;TEKKE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski ama bakımlı caminin yan duvarına dayanmış ahşap bir binanın önünde durdular.&lt;br /&gt;“abdest’in var mı ?”&lt;br /&gt;“var”&lt;br /&gt;“iyi, buyur o zaman.”&lt;br /&gt;Kapı hemen ikinci kata çıkan merdivenin olduğu hole açılıyordu. Sağda kapalı bir kapı, solda da mutfak görünüyordu. Ayakkabılarını çıkararak kenara çekildi. Şimdi mutfağın tamamını görebiliyordu. İçeride kendisi yaşlarda beş genç, yer sofrasında sessizce yemeklerini yiyorlardı. “İnşallah buyur etmezler” diye düşündü. Yer sofrasında hiç yiyemezdi. Köyde de aynı dert yüzünden kimselere gidemezdi. Derviş mutfak kapısından girerken usulca selam verdi. Aynı şekilde selamı alındı. O zaman farkına vardı ki evin tamamı aynı huzurlu sessizlikteydi. Sessizce oda girdi mutfağa. Gençler ayaklanmışlardı. Samimiyetle ve sessizlikle sarıldılar. Hoş geldinizler, hayal gibiydi ancak hissedilebiliyordu. Sofraya buyur ettiler. Teşekkür ederek kenara çekildi. Üzerinde durmadılar. Arada sırada üst kattan hafif bir gıcırtı duyulsa da, kaşık sesleri bile sanki yutuluyordu. Nedensiz bir korkuya kapıldıysa da gençlerin güleç, temiz yüzleri içini ferahlatıyordu. Derviş yanına gelerek.&lt;br /&gt;“Efendi babanın misafirleri gitmek üzereymiş. Şimdi yukarı çıkalım. Huzura girdiğimizde selam vermene gerek yok. Ben sana daha sonra açıklarım. Sessizce bulduğun ilk yere otur ve seninle konuşulmadıkça da konuşma. Soru sorma. Zaten kalbindeki soruları zamanı geldiğinde efendi baba cevaplayacaktır.”&lt;br /&gt;Cılız bir sesle “ peki” diyebildi.&lt;br /&gt;Merdivenin yarısına geldiklerinde üs kat odalarının açıldığı salon görünüvermişti. Bembeyaz sarığı, bembeyaz sakalıyla başka bir beyazlanmalardaki ihtiyar gözleri yumuk, sakince konuşuyordu. Kalbi o kadar hızla çarpmaya başlamıştı ki, odadaki diğer misafirlerin her bir atışı duyduklarına yemin edebilirdi. Merdivenler bittiğinde derviş arkasından itekleyerek en ön saftaki boş yeri işaret etti. İtiraz edilebilecek bir durum olsa kesinlikle oraya oturamayacağını söyleyecekti ama mümkün görünmüyordu. Zaten dervişte boş bulduğu yere uçupta konu vermişçesine, oturmuştu. Önüne bakarak safların arasında ilerlerken, bembeyaz ihtiyarın gözlerini açmaması için dualar ediyordu. Sanki gözlerini açsa ve kendisini görse her şey dağılıverecek gibi geliyordu. Yerine oturunca etrafına bakınabildi. Kimse ona doğru bakmıyordu. Sanki varlığından habersiz gibiydiler. Oda anlatılanı dinlemeye başladı. Konuşulanlardan hiçbir şey anlamıyordu. Kendi dini bilgisinin çok üzerinde şeyler olduğu belliydi ama anlıyormuşçasına dikkatle dinliyordu. Yaşlı adamın sesi kendisini takip etmek zorunda bırakıyordu.&lt;br /&gt;Ne kadar zaman dinledi, kaç saattir diz üstündeydi bilemiyordu. Ne dizi ağrımış nede canı sıkılmıştı. Tam tersine kalbi yumuşamış, her sözcükte ağlama isteği daha da artıyordu. Kendisini tutmaya çalışıyordu. İçini ateş basmıştı. Hani bir an boş bulunsa avazı çıktığı kadar bağıra bağıra ağlayacaktı. Sonra sessizlik oldu. Salondan bazıları yavaşça ayrıldılar. Gözlerini açtığında onunla göz göze geldiler. Ne güzel gözlerdi. Sesi gibi bakışları da insanı okşuyordu.&lt;br /&gt;Taa içine, en derinine bakar gibi bakıyordu. Sonra gülümsedi, yada bilemiyordu oda aydınlanır gibi oldu. O kadifemsi sessiyle&lt;br /&gt;“ Hoş geldiniz evladım. Meclisimizi aydınlattınız. Sizin gibi bir masumu, benim gibi bir günahkar ayağına getirtti. Lütfen hakkınızı helal ediniz.”&lt;br /&gt;Bir şey diyemedi delikanlı, ne diyebilirdi ki. Böyle bir şey beklemiyordu. Utanarak önüne baktı. O konuşmaya devam etti,&lt;br /&gt;“ Dedenize benziyorsunuz. O da sizin gibi boş konuşmaktansa konuşmamayı tercih ederdi. Ne güzel bir haslet. Şimdiki zamanın insanları sözcüklerle ne kadar çok meşkul oluyor.”&lt;br /&gt;Durdu diğer misafirlere baktı.&lt;br /&gt;“ Sizlere de minnettarım gelip zamanınızı bu ihtiyarı dinlemeye ayırdınız. Hadi duamızı edelim ve gitmek isteyenler ayrılabilsinler.”&lt;br /&gt;“amin”&lt;br /&gt;duayı bir başkası yapıyordu. Ama ses aynı, üslup aynıydı. Öyle cenazelerde edilen gibi değildi dua. Çok içten ve sevgiliyle sohbet eder gibiydi. Dua biter bitmez.&lt;br /&gt;“ Şimdi gelelim sizi buraya neden getirdiğimize.”&lt;br /&gt;Misafirlerin gidiş sesleri hemen kayboluverdi. Her şey eski sessizliğine dönüverdi.&lt;br /&gt;“Dedeniz benim yoldaşımdı. Efendim insanlar uzun ömür isterler ama yalnız kalınıyor. Bendeniz akran yetimi oldum. Hani İstanbullu agah efendide olmasa benim yaşımda insan kalmadı. Biz bu tekkeye dedenizle birlikte intisap etmiştik. Siz maalesef ki onu hiç tanıyamadınız. Çok genç hakka yürüdü. Babanız daha küçücüktü. O fakirde tanıyamadı. Hz. Ömer r.a gibi celalli, adaletli bir mümin idi. Rabbim razı olsun, sulükümüz boyunca hep beni korudu kolladı. Bendeniz biraz tembel idim. Gece namazlarına o kaldırırdı beni”&lt;br /&gt;gözleri dolmuş iki damla yaş yanaklarından yuvarlanıvermişti. Delikanlıda ağlıyordu. Oda sessiz yaşarmalarda ağlıyordu.&lt;br /&gt;“ablanız hakkın rahmetine kavuşunca dediniz manada benden size göz kulak olmamı istedi, onun için sizi çağırdım.” Sonra afacan bir çocuk gibi gülümsedi. “Bizim gibi günahkarlarında işte telefonu filan olmuyor. Gönülden gönüle anlatıyoruz derdimizi.”&lt;br /&gt;Birden ciddileşiverdi.&lt;br /&gt;“ Babanız, bana birkaç kez gelmişti. Onunda sizin gibi nasibi bizden değildi. Sizi de onun hocasına yollamam gerekiyor. Ona intisap ediniz ve sözünden asla dışarı çıkmayınız. Biliyorum ki kiminiz kimseniz yok. yolunuz açık, siz çalışınız, efendinizin söylediklerini harfiyen uygulayınız. Tevfik yüce rabbil alemin hazretlerinindir.”&lt;br /&gt;Dervişe dönerek birkaç saniye baktı. Sonra gözlerini yumarak, içine döndü.&lt;br /&gt;Daha ağzını bile açamamış olan genç hayal kırıklığı, şaşlınlık ve ne yapabileceğini bilememek arasında ikirciklendi. Tam bir şey söyleyecekti ki derviş kolundan çekiştirmeye başladı. Bunu o kadar ustaca ve güç harcamadan, sessizce yapıyordu ki, itaat etmekten başka çaresi kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YOL&lt;br /&gt;Daha o gece yola çıkmışlardı. Delikanlı yemek davetini geri çevirdiğine bin pişmanda olsa çok geçti. Dervişinde torbası yoktu. Çıkarıp bir şey verebileceği de yoktu. Neden yürümek zorunda olduklarını anlayamıyordu. Onca yolu gecenin bir vakti gitmeleri de gerekmiyordu ama bunu dervişe anlatabilmek imkansızdı. Ona bu gece gitmesi gerektiği söylenmişti, oda gidecekti. Her bulduğu cevap yeni sorular doğuruyordu…… &lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/derunib6-devam-yazisi.html"&gt;HİKAYENİN DEVAMI İÇİN&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-7973286526634799149?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xHQOOQWWg2coaHvyY32-VJz2zkE/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xHQOOQWWg2coaHvyY32-VJz2zkE/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xHQOOQWWg2coaHvyY32-VJz2zkE/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xHQOOQWWg2coaHvyY32-VJz2zkE/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/asdwxxIxjqg" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/7973286526634799149/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=7973286526634799149" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/7973286526634799149?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/7973286526634799149?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/asdwxxIxjqg/derunib5-devam-yazisi.html" title="DERUNİ...b5 DEVAM YAZISI" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SX3GF6Nn6jI/AAAAAAAAACk/HhOf8WgrgvU/s72-c/tekke.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/derunib5-devam-yazisi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0QGQncyeCp7ImA9WxVRGUo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6536778932300091149.post-8139291658037265960</id><published>2009-01-20T12:22:00.006+02:00</published><updated>2009-01-26T16:15:23.990+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-26T16:15:23.990+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="DERUNİ" /><title>DERUNİ...b4 DEVAM YAZISI</title><content type="html">&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SX3Fc480oHI/AAAAAAAAACc/zKSi1gx0VrM/s1600-h/dervi%C5%9F.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5295605836972073074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 223px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SX3Fc480oHI/AAAAAAAAACc/zKSi1gx0VrM/s320/dervi%C5%9F.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/deruni.html"&gt;HİKAYENİN BAŞI İÇİN&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;DERVİŞ…&lt;br /&gt;O camiye gireli, imamla tanışalı, o sabah namazını seyredeli üç ay olmuştu. Hayatında yaşamadığı kadar ilkler doluydu bu üç ay. Yeni öğrenmelerde, yeni yenilenmelerle dopdolu&lt;br /&gt;Günler geçirmişti. Ama ne onu bir daha görebilmiş nede cevaplar bulabilmişti. O içindeki his hiç bitmemiş, aksine daha güzelleşmiş, daha da kuvvetlenmişti….&lt;br /&gt;Sabah namazından sonra öğlene kadar aç bir çocuğun sevdiği yemeklere dalması misalinde, imamı soru yağmuruna tutmuştu. Nedenler ,niçinler,nasıllar. Aradığı her şeyin cevabı halbuki ne kadar da yakınmış. Namaza başlamıştı hemen öğle namazında. Bilmese de durmuştu rabbinin huzuruna. İstekle, susamışlıkla. Yaptığı her şey taklitti belki, cahildi ama anlamıştı. Yüz binlerin aynı vakitte aynı kıbleye yönelişini hissetmişti ta içinde.&lt;br /&gt;Ardından okumalara başlamıştı. Bulabildiği her şeyi okumuş, özellikle dikkatini çeken tasavvufi eserlere daha derinlemesine bağlanmıştı. Şimdi arayışı sadece o değildi. Onu da arıyordu şüphesiz. Ama artık aradığı cevaplarda vardı.&lt;br /&gt;Ulaşabildiği, her kese sormuş. Başından geçenleri defalarca anlatmıştı. Ama kimse şudur diyemiyor, yorum yapabilenlerde daha çok kafasını karıştırıyordu. Hemen her gün iki, üç defa mezarlığa gidiyor bekliyordu. Hatta o namaz kıldığı mezar kapandığı için yeni açılan kabirlerin başlarına notlar bırakıyordu. Bazen saplantımı yaptım diye düşünmekten kendini alamıyorsa da aradığı cevap hala ondaymış gibi geliyordu.&lt;br /&gt;Yine onu bulamadığı günün ardından, yatsı namazı sonrası evine dönerken gördü onu. Bu kez hissetmeden, aniden görüverdi. Devrilmiş bir çöp tenekesini düzeltmeye çalışıyordu. İşine öyle dalmıştı ki, ondan ve çöp tenekesinden başka hiçbir şey yokmuşçasına uğraşıyordu. Hemen laf atamadı. Geçti bir kenara seyretmeye başladı. Dudakları sürekli hareket ediyordu. Önce kendi kendine konuşuyor sandı. Acaba günlerdir aradığı sadece bir delimiydi. Peki hissettikleri neydi öyleyse. Ürkütmeden biraz daha yanaştı. Bölük pörçük sesler duyabiliyordu. Konuşmak değildi. Salavata benzer bir şeydi tekrarladığı. Biteviye ahengini hiç bozmadan devam ediyordu. Aniden durdu. Yavaşça döndü,&lt;br /&gt;“ Öyle aval aval bakmada yardım et. Görmezmisin yetmiyor gücüm.”&lt;br /&gt;Çöp sularıyla vıcık vıcık olmuş çöp konteyner’inin sapına yapışırken, “hiçte beklediğim gibi olmadı diye düşündü” halbu ki neler hayal etmişti. O ilk karşılaşmalarındaki yoğun hissiyatı bekliyordu. O adı konulamayan alış verişi bekliyordu.&lt;br /&gt;“ o acayip notları bırakan sendin demi ?”&lt;br /&gt;soru afallatmıştı. Hiç o notların ona ulaştığını düşünmemişti.&lt;br /&gt;“ Senin yüzünden bütün mezar kazıcılarını takip etmek zorunda kaldım günlerce.”&lt;br /&gt;“neden ?”&lt;br /&gt;“neden olacak mezar bekçileriyle başım derde girmesin diye. İnsanlar anlarmı sanıyorsun. Her gönül kabullenir mi sanıyorsum ?”&lt;br /&gt;“ neyi”&lt;br /&gt;“o cevap bende değil. Gel aradığın tüm cevapları bilene gidelim.”&lt;br /&gt;“ben sende sanmıştım.”&lt;br /&gt;“ben bir fakir, cahilim benim kendime faydam yok sen ne beklersin”&lt;br /&gt;“ya peki….”&lt;br /&gt;Bitiremedi sözünü. Dinlemiyordu.Kesin bir tavırla dönüp yürümeye başlamıştı. Yine dudaklar kıpırdanmaya başlamıştı. Aynı dalgınlığa geri dönüvermişti. Oda bildiklerini okuma ya başladı. Düşünmenin bir faydası olmadığını biliyordu. Adım ve dua ahenginde düştü peşine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEKKE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski ama bakımlı caminin yan duvarına dayanmış ahşap bir binanın önünde durdular.&lt;br /&gt;“abdestin varmı ?”&lt;br /&gt;“var”&lt;br /&gt;“iyi”&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/derunib5-devam-yazisi.html"&gt;DEVAMI İÇİN&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6536778932300091149-8139291658037265960?l=tevekkel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/bTTW8a1H0WkrsKeBNe8Xmi79cgU/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/bTTW8a1H0WkrsKeBNe8Xmi79cgU/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/bTTW8a1H0WkrsKeBNe8Xmi79cgU/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/bTTW8a1H0WkrsKeBNe8Xmi79cgU/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~4/JTGDQQM7184" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://tevekkel.blogspot.com/feeds/8139291658037265960/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6536778932300091149&amp;postID=8139291658037265960" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/8139291658037265960?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6536778932300091149/posts/default/8139291658037265960?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/BendedirKalpIlahiAkYolunda/~3/JTGDQQM7184/derunib4-devam-yazisi.html" title="DERUNİ...b4 DEVAM YAZISI" /><author><name>tevekkel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17575843886536553529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="33" height="29" src="http://2.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SalFSaSlWUI/AAAAAAAAAEc/6pNlhoBi-yU/S220/h%C4%B1z%C4%B1r.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_WDtQxLNRXto/SX3Fc480oHI/AAAAAAAAACc/zKSi1gx0VrM/s72-c/dervi%C5%9F.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://tevekkel.blogspot.com/2009/01/derunib4-devam-yazisi.html</feedburner:origLink></entry></feed>

