<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0">

<channel>
	<title>Çocuk &amp; Aile</title>
	
	<link>http://www.cocukaile.net</link>
	<description>Bir başka WordPress sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 Feb 2012 08:27:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/CocukAile" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="cocukaile" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:emailServiceId xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">CocukAile</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item>
		<title>Yok Edilen Çocukluk Yılları</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/yok-edilen-cocukluk-yillari/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/yok-edilen-cocukluk-yillari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Feb 2012 08:27:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Adem Güneş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3328</guid>
		<description><![CDATA[“Çocuklara ne öğretmeli?”, tarih öncesinden beri en sık sorulan sorulardan biridir. Ve her dönemde enteresan enteresan şeyler öğretmeye kalkmış yetişkinler çocuklara. Antik çağlarda yaşamış Homeros’u bilirsiniz. Hani şu meşhur “İlyada” destanını yazan adam. Destan ki ne destan! Tam 16 bin dize… Şimdi sıkı durun! O dönemde yaşayan eğitimciler, faydası olur (!) diye yaklaşık on ciltlik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/ademgunes1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3329" title="ademgunes" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/ademgunes1.jpg" alt="" width="141" height="179" /></a>“Çocuklara ne öğretmeli?”, tarih öncesinden beri en sık sorulan sorulardan biridir. Ve her dönemde enteresan enteresan şeyler öğretmeye kalkmış yetişkinler çocuklara.</p>
<p>Antik çağlarda yaşamış Homeros’u bilirsiniz. Hani şu meşhur “İlyada” destanını yazan adam. Destan ki ne destan! Tam 16 bin dize…</p>
<p>Şimdi sıkı durun! O dönemde yaşayan eğitimciler, faydası olur (!) diye yaklaşık on ciltlik bir ansiklopedi büyüklüğündeki böylesi destanları çocuklara ezberletmişler.</p>
<p>Keza İngilizler, zekâları açılsın diye, Hindistan’ı işgal ettikleri yıllarda Hintli çocuklara “logaritma cetveli” ezberletmeye kalkmışlar.</p>
<p>Modern eğitim sistemlerini incelediğimizde bu “çağ dışı” yöntemlerin uygulandığı çocuklara ağlamamak mümkün değil.</p>
<p>İşte bu hüzünle geçen haftalardaki bir yazımı kaleme almış ve ülkemiz okullarında okutulan kitapların gereksiz birçok ıvır zıvır bilgi ile çocukları sersemleştirdiğini, agresifleştirdiğini, eğitimden soğuttuğunu yazmıştım. Hatta somut bir de örnek vermiş, “İlköğretim okullarında bütan gazı ile etil alkol arasındaki benzerliklerin sorulması hangi akla hizmettir?” demiştim.</p>
<p>Bütan gazını ilköğretim okulunda öğretmeye çalışmak ile logaritma cetvelini ezberletmeye çalışmak arasında “mantık” olarak ne fark var? İkisi de “bir gün faydası olur” diye gereksiz bilgi yığını oluşturuyor çocuğun o masum beyninde.</p>
<p>Hâlbuki benim kırk küsur yıllık hayatımda ne bütan gazı ile işim oldu ve ne de etil alkol ile… Yazık değil mi bana şimdi?</p>
<p>Hâlbuki öğrenilen konular ne kadar güncel yaşamı ilgilendiriyorsa, çocuk o kadar kolay öğreniyor. Çocuk, öğrenmenin keyfine vardıkça hayattan tat alıyor, yüzünde tebessümler açıyor. Ama dönüp bir bakın etrafınıza; kaç çocuk var öğrenmenin keyfi ile okula gidip gelen?</p>
<p>Ülkemizde çocuklar okul için yaratılmış sanki. Sabahtan akşama kadar okul, akşam eve gelince de ödev… Hatta öylesi anne babalar var ki tatil yaklaşınca “Hocam, tatilde çocuğumuza nasıl ders çalıştırabiliriz?” diye soruyorlar.</p>
<p>Yahu bu çocuk ne zaman kendisi gibi olacak! Ne zaman çocuk olacak! Ne zaman oyun oynayacak! Oyun oynama hakkı kısıtlanan çocuk sağlıklı bir ruha sahip olabilir mi hiç?</p>
<p>Bakın Japonya’ya…</p>
<p>‘Nükleer tehlike var’ diye sokağa çıkamayan çocukların oyun oynama ihtiyaçlarını gidermek için hükümet seferber oldu, risk altındaki bölgeye dev bir çadır kurup içini tam bir oyun bahçesine çevirdi.</p>
<p>Niye?</p>
<p>Çocuklar arkadaşları ile oynadıkça sağlıklı bir ruha sahip olurlar da ondan. Tatilde bile ders çalışarak değil…</p>
<p>Ama ülkemizde öğretmenler, sayfa sayfa ödev vererek, tatilde hangi kitapların okunacağını listeleyerek iyi bir şey yaptıklarını zannediyor.</p>
<p>Böylece bir yandan ebeveynler bunalıma giriyor çocuklar ödevi son güne bıraktıkça, diğer yandan çocuklar bunalıma giriyor ödevini yapmadığı için dışarı çıkmama cezası aldıkça…</p>
<p>Yazık değil mi pencere saksısı gibi camın arkasından dışarıyı özlemle seyrederek büyüyen çocuklara?</p>
<p>Bırakın çocuğunuzun yakasını, bırakın çocuklarımızın yakasını!</p>
<p>Zira öğrenme ne kadar “doğal” ve “kendindenlikle” olursa o kadar kalıcı ve keyifli olur.</p>
<p>Çocukluk yılları çok çabuk geçer.</p>
<p>Annelik babalık coşkusunu yaşayacağınız yıllarda ‘ders, ders, ders’ diye çocuğunuzu bıktırmayın. Ödevlerine değil, ellerine bakın çocuğunuzun. Minicik elleri ile nasıl da ödev yapmak için çırpınıyor bir bakın. Uyurken yüzüne bakın. Öğretmeninden azar işitmemek için yaşadığı telaşa bir bakın. Hissedin çocuğunuzu ve kendisi olabilmesine izin verin.</p>
<p>Ne ezberlediği İlyada destanı size anne babalık duygusunu yaşatır ne de öğrendiği logaritma cetvelinin içindedir ebeveyn duygusu…</p>
<p>Çocuğunuzla yağmurda koşmak, güneşli bir günde çeşme başında soluk soluğa su içmektedir ebeveyn duygusu. Yaşamanızı tavsiye ederim.</p>
<p> Aksiyon Dergisi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/yok-edilen-cocukluk-yillari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suriye Tatlısı</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/suriye-tatlisi/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/suriye-tatlisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Feb 2012 08:12:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3324</guid>
		<description><![CDATA[MALZEMELER 1 paket normal tost ekmeği (5 dilimi eksik kullanılacak) 200 gr. tereyağ kreması için; yarım kilo süt 4 yemek kaşığı şeker 2 yemek kaşığı nişasta 1 paket krema şerbeti için; 1,5 bardak şeker 1,5 bardak su yarım limon YAPILIŞI Tost ekmeklerinin kenar kabukları alınıp içleri rondodan geçirilir. Tereyağ eritilip bu ekmeklere iyice yedirilir. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="Untitled by melda, on Flickr" href="http://www.flickr.com/photos/melda/5577999513/"><img src="http://farm6.static.flickr.com/5177/5577999513_3aa6c02ecb.jpg" alt="" width="500" height="333" /></a></p>
<p><strong>MALZEMELER</strong></p>
<p>1 paket normal tost ekmeği (5 dilimi eksik kullanılacak)<br />
200 gr. tereyağ</p>
<p><em>kreması için;</em><br />
yarım kilo süt<br />
4 yemek kaşığı şeker<br />
2 yemek kaşığı nişasta<br />
1 paket krema</p>
<p><em>şerbeti için;</em><br />
1,5 bardak şeker<br />
1,5 bardak su<br />
yarım limon</p>
<p><strong>YAPILIŞI</strong><br />
Tost ekmeklerinin kenar kabukları alınıp içleri rondodan geçirilir.<br />
Tereyağ eritilip bu ekmeklere iyice yedirilir. Bu karışımın yarısı, tart kalıbının ya da bir tepsinin tabanına iyice bastırılarak yayılır.<br />
Süt, şeker ve nişasta pişirilir. Sonra da içine krema eklenip karıştırılır. Bu muhallebi iyice soğuduktan sonra kalıptaki ekmekli karışımın üzerine dökülür.<br />
Kalan ekmekli karışım da muhallebinin üzerine yayıldıktan sonra 20-25 dakika üzeri kızarana kadar fırında pişirlir.<br />
Tatlı fırından çıkar çıkmaz, önceden şeker ve su ile hazırlanıp soğumuş olan şerbet üzerine dökülür.<br />
Tatlı sıcak sıcak servis edilir.</p>
<p><a title="Untitled by melda, on Flickr" href="http://www.flickr.com/photos/melda/5578584094/"><img src="http://farm6.static.flickr.com/5061/5578584094_6954256b3b_z.jpg" alt="" width="427" height="640" /></a><a href="http://www.yemekzevki.net">www.yemekzevki.net</a></p>
<p>yemek tarifleriniz içn <a href="mailto:yemekzevki@gmail.com">yemekzevki@gmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/suriye-tatlisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>24 Adımda Mutlu Olmanın Yolu</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/24-adimda-mutlu-olmanin-yolu/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/24-adimda-mutlu-olmanin-yolu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 17:23:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3314</guid>
		<description><![CDATA[Aile Kadın Destekleme ve Engelliler Merkezi (AKDEM) tarafından gerçekleştirilen Çarşamba Seminerleri’nin bu haftaki konuğu Uzm. Psk. Mehtap Kayaoğlu oldu. Kayaoğlu, zorluklara,sıkıntılara, üzüntülere saplanmadan aksine onlarla mücadele eden güçlü karakterlerin mutlu olabileceğini söyledi. Kayaoğlu, yaşanılan olumsuzluklara saplanıp kalmak yerine yoluna devam etmeyi tercih eden güçlü karakterlerin ortak davranış özelliklerini şöyle sıraladı; 1- Başlarına gelen olumsuz durumlarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/mehtap.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3315" title="mehtap" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/mehtap.jpg" alt="" width="240" height="179" /></a>Aile Kadın Destekleme ve Engelliler Merkezi (AKDEM) tarafından gerçekleştirilen Çarşamba Seminerleri’nin bu haftaki konuğu Uzm. Psk. Mehtap Kayaoğlu oldu. Kayaoğlu, zorluklara,sıkıntılara, üzüntülere saplanmadan aksine onlarla mücadele eden güçlü karakterlerin mutlu olabileceğini söyledi. Kayaoğlu, yaşanılan olumsuzluklara saplanıp kalmak yerine yoluna devam etmeyi tercih eden güçlü karakterlerin ortak davranış özelliklerini şöyle sıraladı;</p>
<p>1- Başlarına gelen olumsuz durumlarda kendini veya başkalarını suçlamıyor. Doğal bir refleksle her işte bir hayır olduğunu düşünüp, durumu nasıl çözebileceğine odaklanıyor.<br />
2- Kendinden, hayattan ve başka insanlardan fazla bir şey beklemiyor. Olanı görmeyi, olanla yaşamayı yeterli buluyor.<br />
3- Öfkeli, kızgın ve stresli olduğunda önemli kararlar vermiyor. Hayatı için vereceği ciddi kararları, sakin ve rahat düşünebileceği zamanlarda alıyor.<br />
4- Bu madde çok ilginç gelebilir size ama! Geç yatmak-geç kalkmak yerine, erken yatıp erken kalkmayı tercih ediyor.<br />
5- Sıkıntılı olduğunu fark ettiğinde zihnini rahatlatacak başka şeylere odaklanıyor. Cama çıkıp derin nefes çekmek, banyoya gidip yüzlerini yıkamak, sevdikleri bir müziği dinleyip rahatlamak, sevdikleri birin telefonla arayıp iyi hissetmek, mutfağa girip kek çarpmak, dağılmış çamaşır çekmecesine yeni düzen vermek, dışarı çıkıp kısa bir yürüyüş yapmak, vb. gibi… Böylece moralini bozan durumdan uzaklaşıp, daha rahatlatıcı faaliyetlere odaklanarak kendini gevşetiyor.<br />
6- Çok fena halde çocuk seviyor! Ya kendi çocuklarını veya yakın çevrelerindeki çocukları çok seviyor. Onlarla oynayıp eğleniyor, sohbet ederek mutlu hayal dünyalarında yolculuk yapıyor! Böylelikle tazelenip, yorularak huzur bulmanın keyfini çıkarıyor.<br />
7- Aksi ispatlanmadıkça, ciddi zarar veren kişilerle karşılaşmadıkça- insanlara güveniyor. Bir insanın yaptığı hatayı, insanoğlunun tamamına mal etmiyor. Herkes için yeni bir sayfa açabiliyor. Örneğin sevdiği erkek terk etti diye erkeklerin tümünden nefret etmiyor. Veya falanca şehirli ortağını aldattı diye o memleketin insanlarının tamamına hain muamelesi yapmıyor.<br />
8- İnsanları olduğu gibi kabul edebiliyor. Herkesi kendilerine göre değiştirmeye çalışmıyor.<br />
9- Ortalama kendilerini tanıdıkları için, zaman içinde kendilerine sorun çıkaracağını bildikleri durumların içine girmiyor.<br />
10- Fiziksel ve ruhsal olarak kendisine zaman ayırıyor. Dinleniyor, dinginleşiyor. Arkasından atlı kovalıyormuş gibi yaşamıyor.<br />
11- Kendine iyi gelecek, ruhsal olarak rahatlatacak alternatif işler yapıyor.<br />
12- Arada sırada hayatında değişiklik yapıyor. Sabah iş, akşam ev veya aynı hayat sisteminin dışına çıkmaya gayret ediyor.<br />
13- Yaşadığı anın değerini biliyor. Sıkıntı veya stres olsa bile, nasılsa geçeceğini düşünerek, zorlandığı konuları uzatmıyor.<br />
14- Evine, ailesine, sevdiklerine zaman ayırıyor.<br />
15 -Günlük işlerini, zamanında yapmayı tercih ediyor. Böylece iş biriktirip kendini bunaltacak durumların içine düşmüyor.<br />
16- Kendine, motive edecek, iyi hissettirecek güzel sözler söylemeyi ihmal etmiyor.<br />
17- Sabah uyandığında aynada kendisine gülerek bakmayı unutmuyor.<br />
18- Herhangi bir işle ilgili olarak kendini beceriksiz veya kötü hissettiğinde, aynı konuyla alakalı olarak geçmiş başarılarını referans olarak hatırlıyor. Böylece “Yok ya o kadar da kötü değilim, abartıp kendimi üzmeye gerek yok” mesajını hissediyor.<br />
19- Korktuğu konulardan kaçmak yerine, üzerine giderek çözmeyi tercih ediyor.<br />
20- Doğru yerlerde “hayır” demeyi biliyor.<br />
21- “Beni kimse anlamıyor” duygusuna hiç kapılmıyor! Çünkü ne yapıp edip kendini karşı tarafa anlatmanın bir yolunu buluyor! Yani hiç mi hiç vazgeçmiyor!<br />
22- Psikolojide “Kimi cezalandırdığımız önemlidir” diye bir prensip var. Bu insanlar, başkalarının yaptıkları olumsuz davranışlar nedeniyle kendini cezalandırmıyor. Yani eşine kızıp sofraya oturmayan kişi, midesini açlığa terk ettiği için aslında eşini değil kendini cezalandırır.<br />
23- Alıngan ve kırılgan değil.<br />
24- Küsme huyu yok. Ne yapıp edip sorunlarını aşmanın yolunu buluyor.</p>
<p>Mutlu olmanın hiç de zor olmadığını söyleyen Kayaoğlu, “Problem dediğimiz şey, yaşadıklarımıza yaptığımız yorumdur. Demek oluyor ki, problem sandığımız durum gerçek sorunumuz olmayıp, onu sıkıntılı hale getiren, bizim o anki duruma verdiğimiz tepkidir’’ şeklinde konuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/24-adimda-mutlu-olmanin-yolu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>On Dört Çocuklu Genç Anne</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/on-dort-cocuklu-genc-anne/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/on-dort-cocuklu-genc-anne/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 10:55:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nurdan Damla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3310</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde bir organizasyon vesilesiyle Viyana’daydık. Birbirinden değişik kültür ve karakterde insanla kaynaşıp kucaklaşmak heyecan vericiydi. Bir ara karşıma ayakları üstüne dimdik basan, kendinden emin bir hanım gedi. Tanıştık, sohbet ettik. Yeni çıkan kitaplardan, filmlerden, gidişattan nesilden ve güncel olaylardan söz ettik. Hanım oldukça dakikti. Kültürel anlamda dopdolu bir insandı. Bahsettiğim her konudan haberdardı. Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/nurdan-damla2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3311" title="nurdan-damla" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/nurdan-damla2.jpg" alt="" width="130" height="155" /></a>Geçtiğimiz günlerde bir organizasyon vesilesiyle Viyana’daydık. Birbirinden değişik kültür ve karakterde insanla kaynaşıp kucaklaşmak heyecan vericiydi. Bir ara karşıma ayakları üstüne dimdik basan, kendinden emin bir hanım gedi. Tanıştık, sohbet ettik. Yeni çıkan kitaplardan, filmlerden, gidişattan nesilden ve güncel olaylardan söz ettik. Hanım oldukça dakikti. Kültürel anlamda dopdolu bir insandı. Bahsettiğim her konudan haberdardı. Bir anda onun kendini ne kadar güzel donattığını düşündüm. Söz döndü dolaştı sonunda kitap almaya geldi. Tam da işin çözüldüğü noktaydı bu. Her yaştan yaş grubuna ayrı kitaplar seçti. Benden de birkaç imza aldı. Kitabın sayfasına kime imzalayacağımı sordum. İşte o an hayatımın en ilginç karesini yaşamaktaydım.</p>
<p>Karşımdaki hanımefendi ardarda çocuk isimleri sıralıyor ve ben de yazıyordum. İlk anda hediye alacağı bir sınıf ya da derneğe kayıtlı çocuk isimleri olabileceğini düşündüm. Tam on dört çocuğun ismini sıraladı. Fakat yanılmışım. Kitabı imzalayıp teslime ettiğimde bu çocukların hepsinin annesi olduğunu söyledi. Kendi öz çocuklarıydı üstelik. Bizler o güne dek çok çocuklu hanımların hep kültür düzeyi düşük ailelerden olduğunu düşünürdük. Kendinden vazgeçmiş derecede perişan, çocuklarına adanmış yarı hasta kadın profillerine alışıktık. Karşımdaki hanımefendi bütün ön yargılarımızı tarümar etmişti. Oldukça görgülü, bilgili ve neşeliydi. Kültürlü hanımefendinin tam on dört çocuğu vardı. Bir düzineden iki fazla. Üstelik anne gayet genç ve dinç bir o kadar da hayat dolu bir kadındı. Neşeli ve candan tavrıyla çocuklarını topladı etrafına. Bu nasıl şeydi böyle!</p>
<p>Avrupanın göbeğinde bu kadar çocuk doğurabilecek insan var mıydı. Bizim şaşkın halimizi görünce de şöyle dedi:</p>
<p>“ Hiç şaşırmayın, dedi. Biz çok mutluyuz. Eşim ve ben önce birbirimizi sonra da çocukları çok seviyoruz. İşleri kendi aramızda paylaşıyoruz. İşi birbirimize bırakmadık. Eğitimi çok önemsedik. Yani biz hayatı hep birlikte öğreniyoruz. Evimizi bir okul yaptık. Ve bu okulu uyum içinde döndürüyoruz. İnsan sevip istedikten sonra hiçbir şey imkansız değil.”</p>
<p>Daha sonra yanına eşi ve çocukları geldiler. Ailenin dış uyumu iç ahengin ip uçlarını ele veriyordu. Hepsi pırıl pırıl. Apaydınlıktı yüzleri. Çocuklarda tatlı bir neşe. Ebeveynde ise ince bir sorumluluk bilinci hakimdi. Belli ki yuvada ahenk ve uyum vardı. Gönülden alkışladım onları. Ne yalan söyleyim. Biraz da gıpta ettim. İnsanın böylesine uyumlu ve güzel evlatlar sahip olmasını kim istemez. Darısı çocuğunu da hayatın tüm şartlarıyla birlikte bir okul addeden ve o konumda keyifle ilerleyen nice ebeveynlerin başına.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/on-dort-cocuklu-genc-anne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazarlarımızdan Sait Çamlıca’nın Son Kitabı Çıktı</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/yazarlarimizdan-sait-camlicanin-son-kitabi-cikti/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/yazarlarimizdan-sait-camlicanin-son-kitabi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 09:12:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3303</guid>
		<description><![CDATA[Sait Çamlıca son kitabında &#8220;Doğurmak Annelik Doyurmak Babalık Değildir &#8221; diyor.Kitabını ise şöyle anlatıyor ; &#8220;Yeni bir kitap, yeni bir umut tohumu gibi gelir bana hep. Tecrübe ve gözlemlerini yazmayanlara kızmamın sebebi, umut tohumlarını çürümeye mahkum bırakıyor olmalarıdır. Özellikle insana/eğitime dair gözlem ve tecrübeler, elmas taşlarından çok daha kıymetli iken, bunların kaybolması, insanlığın kaybolması kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3304" title="kitap" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/kitap-207x300.jpg" alt="" width="207" height="300" /></a>Sait Çamlıca son kitabında &#8220;Doğurmak Annelik Doyurmak Babalık Değildir &#8221; diyor.Kitabını ise şöyle anlatıyor ;</p>
<p>&#8220;Yeni bir kitap, yeni bir umut tohumu gibi gelir bana hep. Tecrübe ve gözlemlerini yazmayanlara kızmamın sebebi, umut tohumlarını çürümeye mahkum bırakıyor olmalarıdır.</p>
<p>Özellikle insana/eğitime dair gözlem ve tecrübeler, elmas taşlarından çok daha kıymetli iken, bunların kaybolması, insanlığın kaybolması kadar büyük bir kayıptır.</p>
<p>“Okuyan mı daha çok bilir, gezen mi?” sorusu hep sorulur bana. Kimileri okuyanların daha çok bildiğini, kimileri gezenlerin daha çok bildiğini iddia eder. Ben “Gezerken okuyan daha çok bilir!” diye düşünen ve buna inanan birisiyim.</p>
<p>Kitaplarımı da bu inançla yazdım. Hem okuyarak öğrendim hem gezerek. Kitaplarda öğrendiklerim ile gezerken dinlediklerimi / gözlemlediklerimi yoğurarak üretiyor / yazıyorum.</p>
<p>Gezmeden, sadece okuyanlar ile gezen fakat okumayanların, bir fotoğrafın sadece yarısını görebildiklerini düşünüyorum. Eğitim adına akademik çalışma yapanlar, yıllarca masa başında binlerce sayfa okurlar. Şehirleri, sokakları, insanları gezmedikleri için, yarım bir fotoğraf görürler masa başında.</p>
<p>Sürekli Anadolu’yu gezen, şehirleri, mahalleleri, insanları gözlemlerken, okumayı bırakanlar ise, fotoğrafın sadece diğer yarısını görebilir.</p>
<p>Hiçbir yarım fotoğraf tüm gerçeği göstermez. Hem okumalı, hem gezmeli ki, fotoğrafın tamamı görülebilsin.</p>
<p>Bal gibi bir şifa, ne sadece petekte ne de sadece dağlarda üretilir. Hem peteklere hem dağlarda ki çiçeklere ihtiyacı vardır arıların.</p>
<p>Kendimi bazen bir arı gibi hissediyorum. Çantamdan kitapları asla eksik etmem. Havaalanlarında, otel odalarında, otobüs yolculuklarında fırsat buldukça okurum. Konferans verdiğim insanlardan dinlediklerimi mutlaka not alırım. Teknoloji nimetinden de azami derecede istifade ederim. Hem kişisel web sitem, hem de sosyal paylaşım sitelerini aktif olarak kullanıp takip ederim.</p>
<p>Konferans anında bana soru sormaya veya bir gözlemini anlatmaya zaman bulamayanlar, zaman bulsa da anlatmaya cesaret edemeyenler, bana internet vasıtasıyla ulaşırlar. Orijinal bulduğum her hatırayı not alırım.</p>
<p>Benim yazılarımı okuyanlar, konferanslarımı dinleyenler bilir ki, ben hep örnekler veririm. Konya’dan, Edirne’den, Karabük’ten, Şanlıurfa’dan dinlediklerimi anlatır ve yazarım. Bu kitap bu yolculuklarımda ortaya çıktı.</p>
<p>Okul dersi olarak çocuk eğitimi!</p>
<p>Sesimi duyan olur mu bilmem. Ancak ben Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatına, “Evlilik, Aile ve Çocuk Eğitimi” konusunun, mutlaka ders olarak girmesi gerektiğini savunuyorum. Medya’da izledikleri dizilerde ki aşk ve evlilik hikayelerini gören çocuklar / gençler, evliliği de öyle bir şey sanıyor. Bilmiyorlar ki hayat, dizilerin bittiği yerde başlıyor. Dizilerde aşk ve evlilik hikayeleri, sevgililer kavuşunca, dizi final yapar. Gençlerde “mutlu son” ile duygulanır. “Asıl film o günden sonra başlıyor!” gerçeğini kim anlatacak gençlere?</p>
<p>Biz gençlere evlilik, aile ve çocuk eğitiminin önemini anlatmazsak, bugünün gençleri, “MSN’de evlenip, Twitter’de kavga edip, Facebook’ta boşanıyor!”</p>
<p>Kitabın ismi</p>
<p>“Doğurmak annelik, doyurmak babalık değildir!” cümlesi, konferanslarda dilime yapışan bir cümle oldu. Aile tasviri yaparken, çocukların sadece maddi ihtiyaçlarını gidermeyi annelik – babalık sanmanın yanlış olduğunu anlatmak için kullandığım bir cümleydi. Bu cümle, böylesi bir kitaba dönüştü.</p>
<p>“Yemedik yedirdik, içmedik içirdik, giymedik giydirdik, saçımızı süpürge yaptık ama bu çocuk…” diye başlayan cümleleri kullanan Anneler, bu cümleyi kurmaktan vazgeçin.</p>
<p>“Cep telefonu istedi aldık! Bilgisayar istedi aldık! Eve internet de bağlattık! Dershane taksitlerini de ödedik!” cümlesini kuran babalar, bu cümleleri kurmaktan vazgeçin.</p>
<p>Anneler kendilerini çocukları var eden (Halik), Babalar kendilerini rızık veren (Rezzak) sanıyor galiba? Çocukları yaratan Allah, o çocukların rızkını da yaratmıştır. Anne babaya düşen görev, çocukları için yaptıklar maddi fedakarlıkları dillendirmek değildir. Anne babanın asli görevi, çocukları terbiye etmek, eğitmektir ve hayata hazırlamaktır.&#8221;</p>
<p><a href="http://www.saitcamlica.com">www.saitcamlica.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/yazarlarimizdan-sait-camlicanin-son-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlı ve engelliye bakanlar kendisini nasıl motive edebilir?</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/yasli-ve-engelliye-bakanlar-kendisini-nasil-motive-edebilir/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/yasli-ve-engelliye-bakanlar-kendisini-nasil-motive-edebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 09:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3299</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de 500 binin üzerinde evde yaşayan bakıma muhtaç insan bulunuyor. Beslenme veya tuvalet ihtiyacının giderilmesi gibi gündelik aktivitelerde başkalarına bağımlı olan engelli ve yaşlılar kadar onlarla ilgilenen bakıcılar da zaman içinde psikolojik çöküntü yaşayabiliyor. Prof. Dr. Ali Seyyar, bakıcıların da fiziksel ve ruhsal açıdan yorulabildiğini, kendilerini tükenmişlik içinde hissedebildiğini söylüyor. Bir bakıcının üzgün, hevesi kırılmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/bakım.bmp"><img class="alignleft size-full wp-image-3300" title="bakım" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/bakım.bmp" alt="" /></a>Türkiye&#8217;de 500 binin üzerinde evde yaşayan bakıma muhtaç insan bulunuyor. Beslenme veya tuvalet ihtiyacının giderilmesi gibi gündelik aktivitelerde başkalarına bağımlı olan engelli ve yaşlılar kadar onlarla ilgilenen bakıcılar da zaman içinde psikolojik çöküntü yaşayabiliyor. Prof. Dr. Ali Seyyar, bakıcıların da fiziksel ve ruhsal açıdan yorulabildiğini, kendilerini tükenmişlik içinde hissedebildiğini söylüyor. Bir bakıcının üzgün, hevesi kırılmış veya cesaretini kaybetmiş olmasının normal olduğunu ifade eden Seyyar, şunları dile getiriyor: &#8220;Bakıcılar böyle durumlarda kendilerini mutlu edecek bazı sosyo-kültürel aktivitelere katılmalı. Gazete, dergi veya dinlendirici bir kitap okumak, ibadet etmek, bahçe işleriyle uğraşmak veya samimi bir arkadaşla ara sıra sohbet etmek, bakıcı için yeni bir motivasyon kaynağı olabilir. Mümkünse bakıma muhtaç kişi ile beraber bir televizyon dizisi seyredilebilir veya birlikte bir kitap okunabilir. Bakıcılar kendilerine haftada en az bir gün veya belirli saatlerde kendilerine özel vakit ayırmalı. Bunun yanında tevekkül ve kadere teslimiyet, ruh dünyalarının dinlenmesine ve manen güçlü olmasına yardımcı olur.&#8221;</p>
<p>MANEVî BOYUTU UNUTMAYIN</p>
<p>Bakıcıların, bakım hizmetlerinden beklenen sonuçları kişinin özel durumundan dolayı alamıyorlarsa bundan dolayı kendilerini gereksiz yere suçlu görmemeleri gerektiğini kaydeden Seyyar şunları aktardı: &#8220;İyi yapılan şeylerin gerçekten doğru olduğuna inanın. Daha iyi yapılan şeylerin üzerine odaklanın. Gelecekte nelerin olabileceğine ya da olamayacağına dair endişeler beslemek yerine bakıma muhtaç kişiye bugün neler yapabileceğini düşünmeli. Gerektiğinde bir aile terapisti veya bir psikologdan destek alınmalı. Bakıcı, bütün zorluklara rağmen zorluklar nispetinde sevap kazandığını düşünmeli ve hayatına daha olumlu bakmalı.&#8221;</p>
<p>Hasta güvenliği alanında uzman olan Dr. Nurullah Kurutkan ile ilk kez bakım güvenliği kavramı ekseninde uygulanabilir bir bakım hizmet konsepti geliştirdiklerini söyleyen Seyyar, bunu, &#8220;Bakım Hizmetleri ve Bakım Güvenliği&#8221; adı altında bir ders kitabı şeklinde kitaplaştırdıklarını sözlerine ekledi.</p>
<p>Bakıcı aile fertlerine bakım</p>
<p>hizmeti eğitimi verilmeli</p>
<p>Türkiye&#8217;de etkili bir bakım anlayışının sağlanması için bakım hizmet şuuru ve bakım güvenliği kültürünün oluşturulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Ali Seyyar, bakım hizmet şuurunun, muhtaç insanlara yapılan hizmetlerin insanî sorumluluğun ötesinde manevî bir boyutunun olduğu hatırlatılarak elde edilebileceğini söyledi. Seyyar, &#8220;Bakım hizmetleri veren yeterli sayıda merkez bulunmadığı için, çoğu aile çaresiz kalıyor. Onun için bakım ödeneği alan 340 bin civarında bakıcı aile fertlerine bu eğitim zorunlu olarak verilmeli.&#8221; dedi.</p>
<p>Zaman Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/yasli-ve-engelliye-bakanlar-kendisini-nasil-motive-edebilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Göz Muayenesi Ne Zaman Başlamalı?</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/cocuklarda-goz-muayenesi-ne-zaman-baslamali/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/cocuklarda-goz-muayenesi-ne-zaman-baslamali/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 08:52:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3294</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarda ilk muayene, hiçbir şikayet olmasa bile doğumdan hemen sonra çocuk hekimi tarafından yapılmalıdır. Bu muayenede özellikle göz bebeğinden ışık yansımasına bakılır. Problem varsa göz hekimine yönlendirilir. Doğumdan sonra, 6 ve 18. aylarda göz muayenesi göz hekimi tarafından tekrarlanmalıdır . Ayrıca bu dönemde ebeveynler gözlerde kayma, gözleri kırpıştırma, göz kapaklarında düşüklük , gözlerini kısma, ovuşturma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/Operator_Doktor_Erkan_Bulut.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3295" title="Operator_Doktor_Erkan_Bulut" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/Operator_Doktor_Erkan_Bulut-300x232.jpg" alt="" width="300" height="232" /></a>Çocuklarda ilk muayene, hiçbir şikayet olmasa bile doğumdan hemen sonra çocuk hekimi tarafından yapılmalıdır. Bu muayenede özellikle göz bebeğinden ışık yansımasına bakılır. Problem varsa göz hekimine yönlendirilir.</p>
<p>Doğumdan sonra, 6 ve 18. aylarda göz muayenesi göz hekimi tarafından tekrarlanmalıdır . Ayrıca bu dönemde ebeveynler gözlerde kayma, gözleri kırpıştırma, göz kapaklarında düşüklük , gözlerini kısma, ovuşturma gibi normal dışı durumlardan şüphelenirlerse daha erken aylarda göz doktoruna başvurmalıdırlar.</p>
<p>Gözler tamamen normal görünse dahi 3 yaşında göz muayenesi tekrar göz doktoru tarafından yapılmaldır. Genellikle tek gözde bulunan göz tembelliği, muayene edilmedikçe gözden kaçabilir. Daha sonraki göz muayeneleri 5 yaşında ve okula başlamadan önce tekrarlanmalıdır. Gözle ilgili problemi olmayanlarda yılda bir, gözlük ihtiyacı olanlarda ise altı ayda bir rutin kontroller önerilmektedir.</p>
<p>Çocukluk çağında görme bozukluğu tespiti için kullanılan PEDİATRİK OTOREFRAKTOMETRE (ÇOCUK BİLGİSAYARLI GÖZ MUAYENESİ) ile yalnızca 1 metre uzaklıktan çocukların ışıklı bir diske bakması yeterli olacaktır. Özellikle ailesinde göz bozukluğu olanlarda erken teşhiste kullanılan, oldukça önemli bir yöntemdir. Hastanemizde yaklaşık 1 yaşından itibaren çocukların muayenesinde etkin olarak kullanmaktayız.</p>
<p>ŞAŞILIK NEDİR ?</p>
<p>Her iki gözün birbiriyle olan paralelliğini kaybetmesidir. Her bir gözde 6’şar adet göz dışı kas bulunmaktadır. Bunların birinde veya bir kaçında kuvvet azlığı ya da fazlalığı olması gözlerde kayma sebebidir.</p>
<p>Şaşılık tedavisinde erken teşhis çok önemlidir. Teşhiste geç kalındığında ömür boyu sürecek estetik problemlerin yanısıra, kalıcı görme kusuru oluşmaktadır.</p>
<p>ŞAŞILIKTA RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR ?</p>
<p>Ailesinde şaşılık hastalığı olanlar,</p>
<p>Küçük yaşta ateşli hastalık ( havale ) geçirmiş olanlar</p>
<p>Akraba evliliği olanlar</p>
<p>Travma ( yüksekten düşme, başını çarpma ) öyküsü olanlar</p>
<p>ŞAŞILIK BELİRTİLERİ NELERDİR ?</p>
<p>Gözlerde paralelliğin kaybolması.</p>
<p>Gözlerde ağrı, sulanma,</p>
<p>Çift görme, bulanık görme, üç boyutlu görüntünün kaybolması,</p>
<p>Baş veya yüzün bir tarafa dönük olması, çenenin kalkık olması, başını öne eğip gözünü yukarı kaldırıp bakması en önemli belirtilerdir.</p>
<p>YALANCI KAYMA NEDİR ?</p>
<p>Burun kökü genişliği ya da göz kapak yapısına bağlı yanıltıcı bir görünümdür. Bu durumun net olarak aydınlatılması için göz doktoru muayenesi şarttır.Tedavi gerektirmemektedir.</p>
<p>ŞAŞILIK TEDAVİSİ NASIL OLUR ?</p>
<p>Gözlük tedavisi : Bazı şaşılıklar kırma kusuruna bağlı olup, gözlükle düzelebilir.</p>
<p>Kapatma Tedavisi: Hastanın gözünde tembellik varsa uygulanır.</p>
<p>Ortoptik Tedavi: İki gözle birlikte görme yeteneğini ve derinlik hissini arttırmak amacıyla uygulanır.</p>
<p>Cerrahi Tedavi: Doğumdan itibaren olan kaymalarda veya daha sonra ortaya çıkan ancak gözlükle düzeltilemeyen kaymalarda uygulanır.</p>
<p>GÖZ TEMBELLİĞİ NEDİR ?</p>
<p>Tıpta ambliyopi olarak adlandırılan göz tembelliği her iki gözde veya gözlerden birinde görme keskinliğinde %20 veya daha fazla azalma olmasıdır. Görme doğuştan itibaren beynin öğrendiği bir yetenektir .</p>
<p>Eğer doğumsal veya sonradan ortaya çıkan bazı göz bozukluklarına ( katarakt, şaşılık, yüksek göz bozukluğu, vs) bağlı olarak görsel uyarının beyine iletilmesinde kusur olursa göz tembelliği gelişebilir. Bu bozuklukların tedavisiyle göz tembelliği ortadan kalkabilir. Bu nedenle ailesinde göz tembelliği ya da şaşılık olanların 3 yaşından önce göz doktoru tarafından göz muayenesi olması şarttır.</p>
<p>GÖZ TEMBELLİĞİ TEDAVİSİ NASIL OLUR ?</p>
<p>Gözlük tedavisi: Öncelikle eğer varsa, hastadaki kırma kusuru düzeltilir.</p>
<p>Kapatma tedavisi (Tam, kısmi): İyi gören gözün tam veya kıısmi zamanlı kapatılması esasına dayanır.</p>
<p>Penalizasyon tedavi: İyi gören gözün görmesi ilaçla azaltılıp, az gören göze + cam ilavesi ile görmenin arttırılması esasına dayanır.</p>
<p>CAM tedavisi: Haftada 2-3 seans olmak üzere hastane ortamında uygulanır. Hastanemizde uygulanmaktadır.</p>
<p>(Bu tedaviler kaç yaşına kadar yapılmaktadır?)</p>
<p>Nörövizyon Tedavisi : Hastanemizde uygulanan bu teknikle başarılı sonuçlar alınmaktadır.</p>
<p>GÖZ TEMBELLİĞİNDE NÖROVİZYON</p>
<p>9 – 55 yaş arası kişilerde göz tembelliği tedavisinde uygulanan bir yöntemdir.</p>
<p>Hasta için herhengi bir yan etkisi yoktur. Uygulaması kolaydır. Sadece hastaların bilgisayar kullanmasını bilmeleri gerekmektedir.</p>
<p>NÖRÖVİZYON TEDAVİSİ KİMLERE UYGULANIYOR ?</p>
<p>9 – 55 yaş arasında olup, görmesi en az % 20 seviyesinde olan,</p>
<p>Gözlerinde kayması olmayan,</p>
<p>Gözün arka kısmında ( retinasında) bozukluk olmayan kimselere uygulanır.</p>
<p>NÖROVİZYON TEDAVİSİ NASIL UYGULANIYOR ?</p>
<p>Kişi bilgisayar programı sayesinde uygun bir ortamda tedaviye başlayabilir. Tedavi yaklaşık 40 seans sürmekte ve her seans yaklaşık 45 dakika sürmektedir. Sistem 1-2 seans sonra kişinin görme seviyesini belirleyerek hastaya özel ödev oluşturur. Her kontrolden sonra doktor tarafından hastaya ait muayene bulguları girilerek, hastanın tedaviye ait gelişim profili belirlenir.</p>
<p>Tedavinin başarısı için seanslar haftada 3 kez uygulanmalıdır. Düzenli seanslar ve düzenli doktor kontrolleri sayesinde yaklaşık 3 ayda tedaviden başarılı sonuçlar alınmaktadır.</p>
<p>Op. Dr. Mitat ALTUĞ</p>
<p>Göz Nurunu Koruma Vakfı</p>
<p>Bayrampaşa Göz Hastanesi</p>
<p>www.gozvakfi.com</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/cocuklarda-goz-muayenesi-ne-zaman-baslamali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadına Şiddete Ceza Artırımı ilkel Çözüm</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/kadina-siddete-ceza-artirimi-ilkel-cozum/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/kadina-siddete-ceza-artirimi-ilkel-cozum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 07:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sema Maraşlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3284</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kadına şiddet&#8221; kelimesi medyada o kadar çok kullanılıyor ki sinek öldürmek için bir erkek elini kaldırsa kadınlar &#8220;şiddet gördüm&#8221; diye polise gidecek kıvama gelmek üzereler. Arkadaşımın küçük oğlu evlerinde misafir olan babaanne ve büyükbabasının tartışmalarına bakıp koşarak annesine gelmiş &#8220;Bu ne ya&#8230; Evimizi şiddet evine çevirdiler.&#8221; diye şikayet ediyormuş. Alışveriş yapıyorum, on dört yaşlarında erkek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/sema-maraşlı.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3285" title="sema maraşlı" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/sema-maraşlı.jpg" alt="" width="120" height="150" /></a>&#8220;Kadına şiddet&#8221; kelimesi medyada o kadar çok kullanılıyor ki sinek öldürmek için bir erkek elini kaldırsa kadınlar &#8220;şiddet gördüm&#8221; diye polise gidecek kıvama gelmek üzereler.</p>
<p>Arkadaşımın küçük oğlu evlerinde misafir olan babaanne ve büyükbabasının tartışmalarına bakıp koşarak annesine gelmiş &#8220;Bu ne ya&#8230; Evimizi şiddet evine çevirdiler.&#8221; diye şikayet ediyormuş.</p>
<p>Alışveriş yapıyorum, on dört yaşlarında erkek çocuğu satıcı kadınla konuşuyor: Delikanlı:</p>
<p>&#8220;Dün babamdan dayak yedim&#8221; dedi. Yaşlıca olan tezgahtar kadın: &#8220;Baban sana şiddet mi uyguluyor? Benim babam da bana şiddet uygulardı.&#8221; dedi. Şiddet derken, ne demek istiyorsunuz? diye konuşmalarının arasına girdim. Tezgahtar kadın &#8220;Yaramazlık yaptığımda vururdu.&#8221; dedi. Peki siz çocuğunuza hiç vurmadınız mı? diye sordum. Biraz mahcup &#8220;Benim de oğluma dayak attığım oldu.&#8221; dedi. &#8220;Peki kendi yaptığınızı niye şiddet diye tanımlamıyorsunuz?</p>
<p>Bir kaç ay önce tanıdığım bir hanım aradı. Eşiyle kavga etmişler, karşılıklı hakaret, küfür kıyamet, kocası da bir kaç tane vurmuş. Sabah komşusuna anlatmış. Komşusu &#8220;İlla karakola git, dayak yedim diye tutanak tuttur.&#8221; demiş. O da beni aramış &#8220;Ne yapayım?&#8221; diye.</p>
<p>&#8220;Kocandan boşanmak istiyor musun?&#8221; diye sordum. &#8220;Hayır&#8221; dedi. &#8220;Tutanağı ne yapacaksın o zaman?&#8221; dedim.&#8221;Bir gün boşanırsam elimde olsun&#8221; dedi. &#8220;Peki kocan sana kızmayacak mı, karakola gittin diye akşam aranız daha kötü olmayacak mı? diye sordum. &#8220;Onun haberi olmayacak, ona demeyeceğim&#8221; dedi saf saf. &#8220;Haberi olmaz olur mu? Sen karakola gidince polis kocanı çağırmaz mı? Bu kadına sen mi vurdun demez mi? Belki seni başka biri dövdü, iftira atıyorsun. Polis sadece senin sözüne inanır mı?&#8221; Çok şaşırdı, polisin kocasını karakola çağıracağını hiç düşünmemiş. &#8220;Gitmeyim o zaman, karakola gittiğimi duyarsa, boşar beni kesin.&#8221; dedi.</p>
<p>Başka bir örnek daha. On beş yıllık evli hanım, güzel bir evliliği var, karı koca birbirlerini çok seviyorlar. Erkek bir kez eşine elini kaldırmamış; fakat geçen aylarda ciddi bir tartışma yaşıyorlar ve erkek öfkesine hakim olamayıp vuruyor karısına. Sabah eve polisler geliyor, kadın çantayı çocuğu almış, kocası gitmesine engel olmasın diye de polis çağırmış, polis eşliğinde gidiyor. Şimdi babasının evinde polis çağırdığına çok pişman; fakat kocası affetmiyor. Lojmanda oturuyorlar, kocası &#8220;Beni bütün iş yeri arkadaşlarıma rezil ettin, bu evlilik biter.&#8221; diyor.</p>
<p>Eskiden hiç bir kadın böyle bir durum için polis çağırmazdı. Kadın biliyor ki kocası kötü bir adam değil, ona zarar verecek biri de değil. On beş yıldan beri birbirinizi severken iyiydi de bir gün öfkesine hakim olamadı diye mi bütün bunlar. Erkeğin yaptığı yanlış, karısına vurmasını onaylamıyorum; fakat kadının yaptığı da hiç doğru bir şey değil. Zaten çok pişman.</p>
<p>Arkadaşım anlatıyor: Komşusu &#8220;Kocam bana dayak attı eve yaklaşmasın&#8221; diye şikayet etmiş kocasını. &#8220;Bir hafta polisler kapıda bekledi, adamı eve yaklaştırmadılar, bir hafta sonra polisler gidince adam silahla gelip gece yarısı evine ateş açtı.&#8221; diyor. Adamın niyeti kimseyi öldürmek değil; fakat hem karısının gözünü korkutmak hem de kapısında polis beklediği için giremediği evine ateş açarak mahallenin gözünde itibarını düzeltmeye çalışmak.</p>
<p>Bir de şimdi dayak atan kocaya hapis cezası geliyormuş. Adam karısına dövdü hapse girdi. Ne olacak? Memursa siciline işlenecek. Bilmediği kötü şeyler varsa içerde onları öğrenip çıkacak. Sonra evine gelecek. Ne olacak? Karı koca hasretle birbirlerine mi sarılacaklar? Akşam çaylarını içerken adam hapiste karısa yazdığı şiiri mi okuyacak? Gece birbirlerini kucaklayıp yattıklarında adam hapiste karısının kokusunu ne kadar özlediğini mi fısıldayacak kulağına? Ya bu karı koca bir daha iflah olur mu? Bu evlilik daha gider mi?</p>
<p>Hükümet caydırıcı olsun diye şiddete bol keseden cezalar getiriyor da bunun sonucunu düşünen var mı? Halkı bilinçlendiriyor mu? Yok. Avrupa da şiddete bu cezalar varmış. İyi de biz Avrupalı değiliz. Bizim bir kültürümüz, geleneğimiz, göreneğimiz ve &#8220;el gün ne der&#8221; kavramımız var.</p>
<p>Pek çok erkek kendini karakola şikayet eden, evine polis çağıran kadınla evliliğini devam ettirmek istemiyor. Avrupalı bir erkek belki bu konuyu çok dert etmez; fakat bizim erkeklerimiz &#8220;Beni ele güne rezil ettin.&#8221; deyip affetmiyor. Ya da &#8220;rezil ettin beni mahalleme, arkadaşlarıma&#8221; diye karısına iyici öfkelenip öldürebiliyor.</p>
<p>Şiddete çözüm diye sunulan aklı başında bir çözüm ben göremiyorum. Kola, boyna takılacak bileklikler de dahil buna. Bunlar bizim toplumumuzda şiddeti artırmaktan başka bir işe yaramaz. Boşanmalar artar, şiddet artar.</p>
<p>Ayrıca şiddet konusunda bir avukat okurumun söyledikleri de önemli: &#8220;Kocası gerçekten zalim olan, tehlikeli olan adamların eşleri kocalarını şikayet etmeye cesaret edemiyorlar. Biliyorlar ki adam psikopat, şikayet ederse onu adamın elinden kimse kurtaramaz. Bu şikayetleri kocasından gerçekten bir zarar gelmeyeceğini bilen, kadınlar yapıyor genellikle.&#8221; demiş.</p>
<p>Şiddet konusunu sürekli gündemde tutan ve hükümeti etkilemeyi başaran kadın derneklerinin iyi niyetli olduklarını düşünmüyorum. Aile kurumuna inanmayan, çoğu nikahsız birliktelik yaşayan, kadın mutsuzluğunun bütün faturasını erkeklere keserken kadınlara bir fiş bile kesmeyen, erkek düşmanı kadınların kışkırtmalarından korunmak lâzım.</p>
<p>Kadın derneklerinin kışkırtmaları gerçekten ezilen kadınların işine yaramıyor sadece erkekleri ezmek isteyen kadınların işine yarıyor. Bu durumda erkekleri ezmek isteyen kadınlar; ezilen kadınlar üzerinden rant sağlıyor. Ezilen kadınlar ezilmeye devam ediyor. Devlet; sarhoşun, ayyaşın, psikopatın elindeki kadınlara yardım etsin. Önemli olan zulüm gören kadınları kurtarmak.</p>
<p>Yoksa bu çözüm diye sunulan cezalar; aile kurumuna zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Erkek milleti zaten öfkesine çabuk yenilir. Kadın kocasına ağzına gelen küfürleri sayarsa, hakaret eder, aşağılarsa erkeğin vurması çok da şaşılacak bir şey değil. Sonra şikayet et. E sonra? Ya ondan sonra? Bu evlilik ne olacak? Şikayet eden kadınların çoğu kocasından boşanmak istemiyor sadece kocasını hizaya getirmek için gözünü korkutmak istiyor. Ya da kötü niyetli olanlar boşanırken daha çok tazminat ve nafaka almak için erkeğin sabır sınırlarını zorlayıp kendine şiddet uygulamasına sebep olabiliyor.</p>
<p>Kadınlara kocalarını nasıl şikayet edeceklerini öğretmek yerine nasıl iyi geçineceklerini öğretmek daha doğru değil mi? Kadınlara da erkeklere psikolojik şiddet uygulamamaları için eğitim verilmeli değil mi? Erkeklere öfkeyi kontrol etmek ve öfke sonrası olabilecek sonuçlar üzerine eğitim vermek daha iyi olmaz mı?</p>
<p>&#8220;Şiddet artıyor, cezaları artıralım&#8221; demek çok ilkel bir çözüm. Cezalar arttıkça şiddetin arttığını herkes görüyor. Bu durumda devletimizden şiddete daha insancıl çözümler bulmasını, bu konuda medyanın ve kadın derneklerinin kışkırtmalarına gelmeyip daha bilimsel çalışmasını, bizim toplumumuzun yapısını göz önünde bulundurmasını, ailelerin iletişimini kuvvetlendirecek, sorun çözmeyi öğretecek eğitimler vermesini bekliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/kadina-siddete-ceza-artirimi-ilkel-cozum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>19</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ders çalış!’ diyorlar ama kimse nasıl çalışacağımı söylemiyor</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/ders-calis-diyorlar-ama-kimse-nasil-calisacagimi-soylemiyor/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/ders-calis-diyorlar-ama-kimse-nasil-calisacagimi-soylemiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 09:56:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuğum ve Ben]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3275</guid>
		<description><![CDATA[Anne-babalarda &#8216;ödevimi yaptım&#8217; diyen çocuklarının yeterli ders çalıştığı kanaati hakimdir. Ödevini hızlıca yapan öğrencinin bu durumu bir yanılgıya yol açar. Çalışma temposunu ayarlayamamış çocuk, sınav zamanlarında büyük sıkıntılar yaşar. Bunun için her gün ödevin yanı sıra günlük derslerin tekrarı ve bir sonraki güne hazırlık yapılmalıdır.Tüm anne-babalar ve eğitimciler çocuklarına ve öğrencilere &#8220;git, odanda ders çalış&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/ders-çalış.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3276" title="ders çalış" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/ders-çalış.jpg" alt="" width="194" height="259" /></a>Anne-babalarda &#8216;ödevimi yaptım&#8217; diyen çocuklarının yeterli ders çalıştığı kanaati hakimdir. Ödevini hızlıca yapan öğrencinin bu durumu bir yanılgıya yol açar. Çalışma temposunu ayarlayamamış çocuk, sınav zamanlarında büyük sıkıntılar yaşar. Bunun için her gün ödevin yanı sıra günlük derslerin tekrarı ve bir sonraki güne hazırlık yapılmalıdır.Tüm anne-babalar ve eğitimciler çocuklarına ve öğrencilere &#8220;git, odanda ders çalış&#8221; veya &#8220;ders çalışırsan daha başarılı olursun&#8221; şeklinde yönlendirmeler yapıyor. Aslında gözümüzden kaçan bir nokta var. O da &#8216;Nasıl ders çalışmalı?&#8217; sorusunun sorulmaması ya da cevaplanmamasıdır. Öğrenciler birinci dönem istedikleri başarıyı elde edememişlerse o zaman daha iyi olmak için verdikleri sözü yerine getirmeleri için taktik kazanmalılar veya taktik değiştirmeliler.</p>
<p>Eğitim öğretimde en önemli yaklaşım, herkese uygun bir tavsiye veya genel geçer bir tavsiye yoktur. Anne-babalar çocukları ile alakalı olarak ders çalış diyorlar ama çocuklarının nasıl çalışacağını söyleyemiyorlar. Öğrencilerin öğrenme tarzları, karakteristik özellikleri veya zekâ türleri birbirinden farklı olabilir. O zaman çocuklarımız için tavsiyede bulunurken, onun tanınması, zekâ türünün, karakteristik özelliklerinin ve bunun paralelinde olan öğrenme tarzının iyi analiz edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Ders çalışmaya başlamak için; öncelikle çalışılacak mekâna dikkat etmek gerekir. Aşırı uyarıcılardan uzak, görsel malzemenin bol olduğu yerler yerine daha sade mekânlar tercih edilmeli.</p>
<p>Havalandırması iyi yapılmış ve sıcaklık değerlerine dikkat edilmiş mekânlar olmalı. Ne çok sıcak ne de soğuk olmamalı. Çalışma masası öğrencinin biyolojik özelliklerine uygun olmalı. Sandalyesi veya koltuğu çok da rahat olmamalı. Oturmaya uygun olmalı, uyumaya değil. Uzanarak değil mutlaka masa başında çalışılmalı. Gürültüden uzak, TV, telefon gibi uyarıcıların tesirinden arındırılmış olmalı. Öğrencilerin çalışma odaları, salonlar veya televizyon başları değildir. Yani televizyon, radyo, müzikçalar açıkken ders çalışılmaz, &#8216;Ben çalışıyorum&#8217; diyenler kesinlikle kendilerini kandırıyorlar.</p>
<p>Hedefsiz olarak başlanmış çalışmalar sonuçsuz kalacaktır. Ödevler ders tekrarlarıdır. Çalışmayı pekiştirir ama çalışma biraz da gelecek konulara bakmak ve anlamadan konu geçmemeye çalışmak için yapılır. Öğrencilerin en çok kaçırdıkları budur. Ödevler hızlıca yapılır. Ders çalıştım, ödevimi bitirdim şeklinde ifadelerle aile bireyleri ve kendisini kandırdığını zanneder. Bu tempo biraz da tembelliğe alıştırır. Sonra sınav dönemlerinde tempo artırılması gerektiğinde bu şekilde çalışan öğrenciler zorlanır. Hangi konuyu çalışacağım, nereden başlayacağım ve nerede bitireceğim soruları cevaplanmalı ve öğle çalışmaya başlanmalıdır. Bireysel farklılık göstermekle birlikte 45-50&#8242;şer dakikalık periyotlar halinde çalışmalar disipline edilmelidir.</p>
<p>Haftaya hazırlıklı girilmeli</p>
<p>Hafta içinde okul dönüşü zihin ve beden biraz dinlendirilerek her akşam çalışılmalıdır. Hafta sonu cuma akşamına ailecek bir etkinlik konulmalı ve ailecek dinlenilmelidir. Cumartesi ihmal edilmemeli ve çalışılmalı, pazar günü de haftaya hazırlık olarak değerlendirilmelidir. Hazırlıklı girilmiş bir haftanın daha başarılı ve verimli geçtiği gözlenmiştir.</p>
<p>Ders çalışma alışkanlığı ile kitap okuma arasındaki ilişki göz önünde bulundurularak mutlaka akşamları, okul dersleri haricinde kitap okunabilmelidir. Gelişmiş ülkelerde kişi başına günde 24 dakika kitap okumaya ayrıldığını düşünürsek bu konuya özen gösterilmeli, aile bireylerinin de katılımıyla kitap okunmalıdır. Ebeveynler unutmamalıdır ki, birlikte yapılan faaliyetler ailelerin kimlik ve kişiliklerini oluşturup bunun yeni kuşaklara aktarılmasını sağlarlar. Çocuklar daha çok görerek modeli gözlemleme yoluyla öğrenirler. </p>
<p>Abdülrezzak çil </p>
<p>Fatih Üniversitesi, Eğitimci-sosyolog</p>
<p>Zaman Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/ders-calis-diyorlar-ama-kimse-nasil-calisacagimi-soylemiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu gıdalar uyku getiriyor</title>
		<link>http://www.cocukaile.net/bu-gidalar-uyku-getiriyor/</link>
		<comments>http://www.cocukaile.net/bu-gidalar-uyku-getiriyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 09:48:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tugbaakbeyinan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukaile.net/?p=3271</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Melek Kandemir, hafif şikayetleri olan kişilerin, evde kendilerinin uygulayabilecekleri birkaç basit öneriyle bu uykusuzluk durumundan kurtulabileceklerini belirtti. Kandemir “Yatmadan önce, uykuyu teşvik eden, triptofan bakımından zengin olan gıdalar, ılık süt, ceviz, fındık gibi kabuklu kuru yemişler, muz, bal ve yumurta tüketmek uykuya dalmanızı kolaylaştırabilir. Ayrıca karbonhidrat bakımından zengin gıdalar kanda uykuya teşvik edici madde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/kuruyemiş.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3272" title="kuruyemiş" src="http://www.cocukaile.net/wp-content/uploads/2012/02/kuruyemiş-300x155.jpg" alt="" width="300" height="155" /></a>Dr. Melek Kandemir, hafif şikayetleri olan kişilerin, evde kendilerinin uygulayabilecekleri birkaç basit öneriyle bu uykusuzluk durumundan kurtulabileceklerini belirtti. Kandemir “Yatmadan önce, uykuyu teşvik eden, triptofan bakımından zengin olan gıdalar, ılık süt, ceviz, fındık gibi kabuklu kuru yemişler, muz, bal ve yumurta tüketmek uykuya dalmanızı kolaylaştırabilir. Ayrıca karbonhidrat bakımından zengin gıdalar kanda uykuya teşvik edici madde olan triptofanı artırır. Yatmadan önce az miktardamısır gevreği/ tahıl ve süt, yoğurt ve kraker, ekmek ve peynir gibi besinlerden atıştırmak uykunuzun gelmesini kolaylaştırabilir” dedi.</p>
<p>Bugün Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukaile.net/bu-gidalar-uyku-getiriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

