<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962</id><updated>2026-02-17T03:01:11.998-08:00</updated><title type='text'>DEFİNE-DEFİNE  YERLERİ DEFİNE İŞARETLERİ-ALTIN         HAZİNE YERLERİ-HAZİNE HARİTALARI</title><subtitle type='html'>DEFİNE-DEFİNECİLİK-DEFİNE İŞARETLERİ-DEFİNE İŞARET ÇÖZÜMLERİ-DEFİNE HARİTALARI-HAZİNELER-DEDEKTÖR-DEFİNE ARAMA ÇUBUKLARI YAPIMI-MADENLER-TILSIM-GÖMÜ-EŞKİYA BELGELERİ-HÖYÜK-TÜMÜLÜS-ÜNLÜ EŞKİYALAR-ARKEOLOJİ-TARİHTE PARA-TAKILAR-DOĞAL TAŞLAR-MÜZELER-İSLAM-DEFİNE HABERLERİ-MİTOLOJİ-HEYKEL-ANTİKA NÜMİZMATİK-TÜRKİYEDE ARKEOLOJİ-ANTİK BÖLGELER-ANTİK KENTLER-HORASAN-TİCARET YOLLARI-EBCED-İŞARET ÇÖZÜMLERİ-DEFİNE ARAMA YOLLARI-ROMA-BİZANS-GREEK SİKKELERİ HAKKINDA BİLGİLER SADECE DEFİNE DOKTORUNDA</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>181</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-1488863015143511170</id><published>2010-12-10T09:34:00.001-08:00</published><updated>2010-12-10T09:34:01.435-08:00</updated><title type='text'>TAKI TARİHİ</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/takimensei5.jpg&quot; /&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/takimensei4.jpg&quot; /&gt;&lt;/b&gt;Herkesçe bilinen  şey, insanoğlunun ihtiyaçlarının her devre göre değiştiğidir. Ancak bu ihtiyacın  şekli ne olursa olsun, beslenme, barınma, giyinme ve süslenme ihtiyaçları hiç  değişmemiştir. Keşifler ve icatlardır ki, her bulunan yeni şeyi bir müddet sonra  ihtiyaç haline dönüştürmüştür. Ama gerçek şu ki, insanlar çağdaş iletişim  aletleri bulunmadan önce de haberleşiyor, bir yerden başka yerlere  gidebiliryorlardı. Nasıl yapıldı, nasıl başarıldı bilinmez ama, semavi dinlerden  önceki krallar ve ruhban sınıfı kendilerini tanrının yeryüzündeki temsilcileri  olarak insanlara kabul ettirmişlerdi. Burada bir şeyi kabul etmek gerekir. O da  sistemin ilk kurucularının çok akıllı oldukları. İşte bu yarı tanrılar veya  tanrının yeryüzündeki temsilcileri, (çoğu kedini öyle gösteriyordu) tanrısal  güçlerini insanlara kabul ettirmek için birçok yollar buldular. Çeşitli  ayinlerde giyinmek ve takınmak üzere simgesel vasıtalara başvururlardı. Bu  ayinlerde ekinlerin bereketli olması, insanların kötü ruhlardan korunması veya  başarılı olmaları için değişik zaman ve kabilelerde çeşitli isimler altında  ruhban sınıfınca insan ve tabiat kutsanırdı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;b&gt;Tanrı  sembolleri takıyı yarattı&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/takimensei10.jpg&quot; /&gt;Öncelikle  tanrı krallar ve rahipler, sahip oldukları güçleri üzerlerinde taşıdıkları  sembollerden alırlardı. Onlar kendilerine tanrılarınca bağışlanmış şeylerdi. Bu  bağışlanmış simgeler o zamana kadar keşfedilmiş kıymetli taş ve madenlerden  yapılırlardı. İşte bu sembollerdir ki günümüz takılarının menşeidir. İnsanoğlu  binlerce yıl içinde kurduğu çeşitli medeniyetlerle kendi yapar kendi tapar  misali icad ettikleri tanrıları ile belki bilerek, belki de bilmeyerek günümüz  kuyumculuğunun temellerini atmış oluyorlardı. Ortaya koydukları birçok eserle de  gerçekten insanı hayrete düşürecek derecede başarılı olmuşlardır. O eserlerdir  ki, bugün dünya müzelerini süslemektedir. Özellikle altın ve gümüş üzerine  kıymetli taşlarla bezenmiş olanlar günümüz sanatçı ve eleştirmenlerini hayrete  düşürecek derecede estetik ölçülere sahiptirler. Kaynağını çok tanrılı dinlerden  aldığını belirttiğimiz takılar, semavi dinler içinde de kendilerine yer bulmada  zorlanmadılar ve gecikmediler. İşte binlerce yıllık geçmişi olan Türk toplumu da  değişe gelişe özellikle de doğum ve evlilik gibi mutlu günlerle töreleştirdiği  adetleriyle büyük bir medeniyet meydana getirmiştir. Orta Asya’dan başlayıp  çeşitli adlar altında kurdukları çok sayıdaki Türk devletleriyle, dünya giyim  kuşam sanatına, büyük katkılarda bulunmuşlardır. Öncelikle Uygur Türkleri, daha  sonraları da Selçuklu ve en önemlisi ise Osmanlı medeniyeti, bütün dünyayı uzun  müddet hayran bırakmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;b&gt;Makineleşme  sanatı bozdu&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/takimensei8.jpg&quot; /&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/takimensei9.jpg&quot; /&gt;Ancak 20.  yüzyılın sonlarına doğru, bizde ve dünyada makineleşme, kuyumculuk ve takı  sanatına büyük darbe vurmuştur. Santrüfüj döküm tekniği ve pres usulü ile  birbirinin aynı binlerce takı kısa zamanda piyasaya sürülür olmuştur. Bir kitabı  binlerce basarsınız, bir kaseti binlerce çoğaltırsınız. Bu yaygın eğitim,  bilgilenme ve de eğlenmek için doğrudur. Ama sanat eseri için asla. Herkesin  kulağında aynı küpe, herkesin bileğinde aynı bilezik ve herkesin evinde aynı  tablo. İçinde sanatkarın ruhu ve nefesi olmayan şey sanat değildir. Zaten tekrar  edilen şey sanat olamaz. Sanat fidanı iltifat gördüğü yerde yeşerir. İşte bu  sayımızdan başlayarak, Anadolu kültüründe binlerce yıllık birikim sonucu oluşan  takı kültürünü işleyeceğiz. Geçmişte emek verilen, alınteri dökülen eserlerden  örnekler vereceğiz. Bunların arasında Anadolu’da bir kültürel birikim olan küpe,  tepelik, gerdanlık, bazubent, bilezik, yüzük, kemer tokaları, Mühr-i Süleyman,  ayna gibi eserleri ele alacağız. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Küpeler&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/takimensei3.jpg&quot; /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/takimensei7.jpg&quot; /&gt;Kulak  memesine açılan deliğe, tel marifetiyle geçirilen takı. Burada da “aklın yolu  birdir” sözünü hatırlamak gerekiyor. Zira birbirlerini tanımayan, dünyanın  değişik bölgelerinde yaşayan insan toplulukları, konu süslenmek olduğunda küpeyi  keşfetmişlerdir. Buradan hareketle sanatın da bütün takıların da böyle doğup  böyle geliştiği hükmüne varabiliriz. Ne var ki, bütün takılar, onu kullanan  kavimlerin kişilikleri ile bütünleşmiştir. Bu da insanoğlunun en takdire şayan  yönünü ortaya koymasında yatmaktadır. Küpenin kaynağının tılsım olduğunu bilmem  ama, türkçemizde “kulağına küpe olsun” (onu unutma, hatırla, bu sana ders olsun)  sözünün bir manası olsa gerektir. Genelde kadınların kullandığı bu takıların  eski dönemlerde erkeklerce de kullanıldığı bilinmektedir. Onun da sebebi maddi  veya manevi köleliğin simgesidir. Mesela tarihte bazı devlet adamlarının da küpe  taktıkları bilinir. Bunların başında büyük Türk Sultanı Yavuz Sultan Selim  (1470-1520) gelmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/takimensei.jpg&quot; /&gt;Küpelerde en çok  mıhlama tekniği kullanılmıştır. Bu teknikle çok güzel murassa, kıymetli taşlarla  bezenmiş küpeler yapılmıştır. Bu tekniğin dışında özellikle pırlanta etkisi  yapan güverseli küpeler, incinin bol olduğu yörelerde ve incinin itibar gördüğü  yörelerde de çokça incili küpeler yapılmıştır. &lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/takimensei1.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Ayrıca, küpe,  bilezik ve kemer tokaları, çoğu zaman aynı teknikle yapılmışlardır. Üzerinde  yaşadığımız Anadolu toprağı, başta; Hitit, Lidya, Urartu, İyon ve Troya olmak  üzere çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmasından dolayı, dünya müzeleri ve  bizim müzelerimiz bu medeniyetlerin kuyumculuk eserleri ile doludur. Bu  medeniyetlerin sonraki mirasçıları ise önce Doğu Roma, ardından Anadolu  Selçukluları, onun ardından da Osmanlı İmparatorluğu olmuştur. Özellikle  Selçuklu ve Osmanlılar Orta Asya’dan getirdikleri maden sanatı teknikleri ile-  ki Ruslar Asya Türklerine “Kuznetski” (demirci, madeni işleyen) derlerdi- yeni  ve farklı eserler ortaya koyarak dünya kuyumculuk sanatına büyük katkıda  bulunmuşlardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/takimensei6.jpg&quot; /&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/takimensei2.jpg&quot; /&gt;Birçok takı  çeşidinde olduğu gibi küpelerde de birer itibar, asalet ve gösteriş  sembolleriydiler. Kıymetli ve yarı kıymetli taşlarla kullanılarak yapılanlarının  yanı sıra, kuyumculuk tekniklerinin tamamına yakını küpelerde kullanılmıştır. Bu  tekniklerin başında, kıymetli taşlarla yapılan Alaturka ve Alafranga  mıhlamalardır. Bunun dışında telkârî, testere işli oygu , kakma, çakma, vb.  kullanılmıştır. Küpelerde tekniklerin yanı sıra sembolleşmiş çeşitli şekillerde  kullanılmıştır. Bunların dışında “Mu” daha sonraları haç, altılı ve beş köşeli  yıldızlar, ay ve tabiattan stilize edilmiş göz, el (Fatma’nın eli), yaprak,  çiçek, böcek, kartal, aslan gibi çeşitli hayvanlardır. Günümüz kuyumculuğunda da  eski eserler, taklit edilmelerinin yanı sıra, birçok ustalara kaynaklık  yapmaktadır. Zaten dünü bilmeden günü kazanmak mümkün  olmaz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Takı Tarihi  insanlık tarihiyle yaşıt&lt;/span&gt; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Günümüzde kadınların vazgeçilmez  aksesuarları arasında yer alan takı ve mücevherin öyküsü insanlık tarihi kadar  eskilere dayanıyor. Tarihte ilk takılar deniz kabukları ve hayvan dişlerinden  yapılırken, dünyada gerçek anlamda ilk kuyumculuk Mezopotamya’da ortaya çıkarak  yayılmış. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div align=&quot;left&quot;&gt;Modern insanın kültürel ve biyolojik evrimini tamamladığı buzul  çağının son evresinde, yani günümüzden 30-40 bin yıl öncesinde, ilkel sanatın  ilk ürünlerinden biridir takılar. Takının tarihte dans, müzik ve beden süsleme  gibi sanat ürünleriyle birlikte ortaya çıktığı tahmin ediliyor. Deniz kabukları,  hayvan dişleri ve yumuşak taşlardan yapılan takılar daha çok dinsel ve büyüsel  anlamlar taşıyordu. Madeni işleme şeklindeki kuyumculuk, M.Ö. 3. bin yılın  başlarında, Mezopotamya ve Mısır’da önemli aşamalar kaydeder. Bu bölgeden ticari  ilişkiler, diplomatik armağanlar, istilalar ve göçlerle kuyumculuk teknikleri ve  takı formları dünyanın dört bir yanına ulaşır. Bugün bile kullanılan  granilasyon, telkari, döküm teknikleri ve süs kakmalar Mezopotamya ve Mısır’da  geliştirilerek, başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi,  Taş ve Metal İşlemeciliği Programı Öğretim Görevlisi ve Kuyumculuk Tarihi  Araştırmacısı Arkeolog Dr. Altan Türe, takı ve mücevherin öyküsünü Gold News  okuyucuları için anlattı. &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Takı, tarihte nasıl ortaya çıktı? &lt;/b&gt;Takının  tarihi insanlığın kültür tarihi &lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/altan_1_0003.jpg&quot; /&gt;kadar eskidir.  Arkeolojik ve antropolojik veriler bize ilk sanat ürünlerinin dans, müzik, takı  ve beden süsleme olduğunu gösteriyor. Günümüzden yaklaşık 35 bin yıl kadar önce  bu sanat ürünleri birdenbire karşımıza çıkıyor. İlk takılar dinsel ve büyüsel  anlamlar taşıyordu. Kabile simgeleri olarak kullanılıyorlar. Malzeme olarak  deniz kabukları, hayvan dişleri ve yumuşak taşlar kullanılıyordu. Tarım ve  hayvancılığın başladığı yerleşik kültürlerin ortaya çıktığı çağda günümüzden 7  bin yıl önce ilk maden takılarla karşılaşıyoruz. Burada doğal, saf kurşunlar  soğuk dövme teknikleriyle işleniyor. Apetik, florit ve obsidyen gibi renkli  taşların ilk kez bu dönemde cilalanarak ve parlatılarak boncuk formuna  getirilerek kullanıldığını görüyoruz. Yine bu dönemin sonuna doğru M.Ö. 4. bin  yılda maden talebi artıyor. İnsanoğlu yeni madenler ararken 4. bin yılın başında  ilk doğal altın ve gümüş madenlerini buluyor. Bu dönemde aynı zamanda ilk siyasi  yapılar ve şehir devletleri de kuruluyor. Böylece tabakalı toplumlar ve statü  simgeleri ortaya çıktı.&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Bütün bunlar hangi uygarlık döneminde ortaya  çıkıyor? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Verimli hilal denilen İran, Akdeniz kıyı şeridi Mezopotamya ve  Mısır’ın yer aldığı bölgede ortaya çıkıyor. Bu bölge tarım ürünleri bakımından  bereketli ancak hammadde kaynakları yok. Bu nedenle Mezopotamyalı tüccarlar  alışveriş için Anadolu’ya gelerek koloniler kurarak buralardan bakır, gümüş ve  altın Afganistan’dan da kalay getiriyorlar. Bir grup sanatçı Mezopotamya’dan  kalkıp Anadolu’ya geliyor. Örneğin Truva takıları böyle ortaya çıkmıştır.  Kuyumculuk teknikleri Mısır ve Mezopotamya orijinli olarak çıkıyor ve bütün  Akdeniz çevresine&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/altan_2_0001.jpg&quot; /&gt; ve Avrupa içlerine  yayılıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Bilinen en eski kuyumculuk objesi ve takı  hangisi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
İşin güzel tarafı tüm kuyumculuk objeleri birlikte ortaya  çıkıyor. En eski kuyumculuk ürünleri Mezopotamya’da Ur şehrinin kral  mezarlığından çıkartılmıştır. Bugün bile bir kuyumcu vitrinine koyun, müşteriyi  çekecek mükemmelliktedir. &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Takı ve mücevhere yüklenen anlamlar değişti  mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Bence değişmedi. Dikkat ederseniz bir takı ve mücevher tasarlanırken  öncelikle kime yapacağız sorusunu cevaplandırmaya çalışırız. Eğer genç bir  kesime takı yapılacaksa modasal çizgide birbirine benzer koleksiyonlar yapılır.  Ama yaş 30’un üstüne çıktığı zaman toplumsal statü de yükseldiği için kendi  kişiliğini daha çok ifade edecek koleksiyonlar tercih edilir. Hangi meslek  grubunda olduğumuzu göstermek için hala altın rozetler kullanıyoruz. Eski kabile  toplumlarında takı hem kabile kimliğini işaret etmek için kullanılırdı. Takı  aynı zamanda kabile içindeki alt sınıfları gösterirdi. Kadınların genç kız,  nişanlı ya da evli olduğunu giysisinden saç tuvaletinden ve takısından tanımak  mümkündü. Aynı statü işaretleri bugün modern toplumlarda da var.&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/altan_2_0002.jpg&quot; /&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Peki, kuyumculuk Türk uygarlıklarında ne zaman başladı ve  gelişti?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Sibirya’da İskit anıt mezarları (kurgan) açıldı. İskitler,  bozkırın tüm halklarını kapsıyor. 7. yüzyıla ait İskit kurganlarında mükemmel  sanat eserleri ortaya çıkarıldı. Ölüm sonrası yaşam için hediyelerle  donattıkları mezarların bazılarında usta kuyumcuların elinden çıkma altın kakma,  ya da kaplama silahlar, altın heykelcikleri, koşum takımlarını süsleyen altın  rölyefler, altın plakalarla kaplanmış tören elbiseler bozkır halklarının altına  statü göstergesi olarak değer verdiklerini gösteriyor. &lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/altan_2_0006.jpg&quot; /&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Türk devletlerinde en iyi altın işlemeciliğini hangi  uygarlıklar yaptı?&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;
Bizans tarihçileri, Göktürkler’in demir ve altın  işlemeciliğinde mükemmel olduğunu söylerler. Macaristan’da Avar Türkleri’ne ait  definelerde mükemmel sanat eserleri bulunmuştur. Eski Hun takıları, anıtsal ve  son derece gösterişli. Doğu kültürlerinde sanat, daha ziyade sarayın  dediklerinin ifadesidir. Örneğin Osmanlı’da gelenekselliğe bağlanıp gelenekseli  kendi içinde mükemmelleştirme eğilimi görülüyor Batı’da bu yoktur sürekli bir  yenilik arayışı vardır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;15. yüzyıldan 21.  yüzyıla Pırlanta &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;b&gt;“Pırlanta  Günleri” kapsamında düzenlenen 15. yüzyıldan 21. yüzyıla aşk pırlantaları  fotoğraf sergisi büyük ilgi topladı. Sergide pırlantanın geçmişten bugüne  yaşadığı gelişim süreci ele alındı. Bir aşk sembolü olarak elmasın altın halka  ile buluşması ise 15. yüzyılın sonlarında gerçekleşti.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Yunanlıların  gözünde tanrının gözyaşları, Romalılar için de yıldızlardan kopan parçalar…  elması çevreleyen bu sihir onu, dünyanın en çok aranan mücevherlerinden biri  haline getirmiş. Doğanın en nadide ve değerli armağanlarından biri olan elmas ,  milyarlarca yıl önce dünyanın kalbinde neredeyse zamanın başlangıcında  oluşmuş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elmasın tarih boyunca süregelen hikayesi tutku, entrika ve  gizemlerle dolu. Bu değerli madenin işlenmesiyle oluşan pırlanta ise geçmişten  bugüne aşkın ve ihtirasın sembolü oldu…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Parıltısıyla kadınları  yüzyıllardır cezbeden pırlanta, 1470 yılında aşkı anlatan yeni bir dil haline  geldi. Avusturya Arşidükü Maximilian, eşi Burgundy’li Mary’e elmas bir yüzük  taktı. Bu, ilk resmi aşk armağanı olan pırlantalı yüzük olarak bilinir.  Günümüzün baget kesimini andıran pırlantalarla bezeli yüzük, Maximilian’ın  başharfi M şeklinde tasarlanmıştı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Diamond Trading Company (DTC) göz  kamaştırıcı bir sergiye ev sahipliği yaptı. Eylül ayında İstanbul Harbiye Askeri  Müze’de, Tüm zamanların aşkı: “Kadın ve Pırlanta” temalarıyla gerçekleştirilen  Pırlanta Günleri , büyük ilgi topladı. Serginin en önemli amacı, tüketiciyi  pırlanta konusunda bilgilendirmekti. Bu nedenle tüketiciler, sergi boyunca bir  kadının mezuniyet, doğum günü, evlilik, doğum gibi yaşamının pek çok özel  döneminde ona eşlik eden, o özel anları ölümsüzleştiren pırlantaları yakından  görme ve deneme imkanı buldular. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pırlanta Günleri kapsamında her dönemde  ışıltısı ve zarafetiyle heyecan veren pırlantanın, yerkabuğunun derinliklerinden  bir kadının zarif teninde göz alıcı bir mücevher olana kadar geçirdiği yolculuk,  15. yüzyıldan 21. yüzyıla aşk pırlantaları fotoğraf sergisinde yer aldı.  &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Aşk ve sevginin simgesi pırlantanın tarihi&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
15.  Yüzyıl&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Değerli taşla süslü altın halka, ortaçağda soyluların  evliliklerini ilan etme yoluydu. Bir aşk sembolü olarak elmasın altın halka ile  buluşması ise 15. Yüzyılın sonlarını buldu. Pırlanta, aşkı anlatan yeni bir dil  oldu. Yıl 1470... Avusturya Arşidükü Maximilian, eşi Burgundy’li Mary’e elmas  bir yüzük taktı. Bu, ilk resmi aşk armağanı olan elmas yüzük olarak bilinir.  Günümüzün baget kesimini andıran elmaslarla bezeli yüzük, Maximilian’ın başharfi  M şeklinde tasarlanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
16. Yüzyıl&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
16.yüzyılda kuyumculuk,  kraliyet desteğiyle gelişme gösterdi. Ve elmas, kraliyet nişan ve evliliklerinin  en gözde armağanı oldu.16. yüzyılda özellikle aristokrat sevgililer, elmasları  bir kalem gibi kullanarak sevgi sözcüklerini camlara yazdılar ve flört ederken  etkileyici bir yol buldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;17. Yüzyıl&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Yüzükler önce  başparmağa takılırdı. Sonra, Hıristiyan düğün töreninde, papazın “Baba...  Oğul... Ve Kutsal Ruh adına...” diyerek üç parmağa dokunması ve yüzüğü dördüncü  parmağa takması beklenirdi. Romantik inanışa göre ise, yalnızca dördüncü  parmaktaki damar doğrudan aşkın yuvası olan kalbe gidiyordu. &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;18.  Yüzyıl&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
18. yüzyılda Brezilya’da elmas madenleri bulundu. Böylece elmas,  kuyumcuların ana faaliyet alanına girdi. Orada keşfedilen elmaslar, Fransız  Kraliyet Mücevherleri arasında yerlerini aldı, kraliyet nişan ve düğünlerinin  ayrılmaz parçası oldu.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;19. Yüzyıl&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Bu bereket dolu çağda elmasların  keyfini en çok çıkaran Kraliçe Viktorya oldu. Onun saltanatı döneminde İngiliz  Kraliyeti’ne muhteşem elmaslı mücevherler armağan edildi.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;20.  Yüzyıl&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
20. yüzyılda romantizm farklılık gösterse de pırlanta, aşkın  vazgeçilmez sembolü olmaya devam etti. Yeni taşların kesimleri mücevhercinin  ustalığını öne çıkardı.&lt;br /&gt;
Monaco Prensi’nin Grace Kelly’ye armağan ettiği 12  karatlık elmas yüzük... Audrey Hepburn’ün Breakfast at Tiffany’s filminde  taktığı birbirinden güzel pırlantalar... Dünyanın en ünlü yüzlerinden Marilyn  Monroe’nun görkemli pırlantaları... Richard Burton’un Elizabeth Taylor’a verdiği  10 milyon doların üzerinde değer biçilen 33 karatlık Krupp ve damla şekilli 69  karatlık Taylor-Burton pırlantası... Hepsi 20. Yüzyılın unutulmaz fotoğraf  kareleri arasında yerlerini aldı. &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;21. Yüzyıl&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
15. yüzyıldan bugüne,  pırlanta aşkı hala ilk günkü gibi saf, eşsiz ve pırıl pırıl. Bugünün ünlü film  yıldızlarının ve pop yıldızlarının özel tasarımlı pırlanta yüzükleri de bunu  kanıtlıyor. Guy Ritchie’nin oğulları Rocco’nun doğumunda Madonna’ya armağan  ettiği tria pırlanta yüzük... Oscar törenindeki zerafetini ailesinin armağan  ettiği pırlanta kolyeyle tamamlayan Gwyneth Paltrow... Ünlü Hollywood aktörü  Michael Douglas’ın Catherine Zeta Jones’a düğünlerinde armağan ettiği iri tektaş  yüzük tüm zamanların aşkının 21. Yüzyıldaki temsilcilerinden sadece  birkaçı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Antik çağın kuyumcu kenti Parion&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çanakkale&#39;nin Biga  ilçesine bağlı Kemer köyünde yer alan Parion Antik Kenti&#39;nde, 2 bin yıl önce  yaşayan Parion kralı ve kraliçesine ait olduğu tahmin edilen, altın taç ve  çeşitli takılarla ile 150 parça tarihî eser bulundu. Antik çağın önde gelen  kuyumculuk merkezi Parion’dan çıkarılan takılarda özellikle fantastik hayvan  stili motifleri dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;
Geçmişte birçok farklı uygarlığa ev sahipliği  yapan Anadolu’nun neredeyse her köşesinden antik kentler ortaya çıkıyor. Tarihte  önemli yer tutmuş bu kentlerde yapılan kazılarda ise, adeta topraktan hazineler  fışkırıyor. Çanakkale’nin Biga ilçesine bağlı Parion (Kemer Köyü) antik kenti de  bunlardan biri. Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm  Başkanı Prof. Dr. Cevat Başaran başkanlığında yapılan kazılarda 2 bin yıl önce  yaşayan kral veya kraliçeye ait olduğu tahmin edilen, altın taçlar, takılan ve  150 parça tarihî eser bulundu. Başaran, Gold News’e Parion antik kenti ve  kazıdan çıkarılan takılar konusunda önemli açıklamalar yaptı.&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/Parion_2.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Öncelikle  Parion Antik Kenti ile ilgili bilgi verebilir misiniz?&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;
Parion Antik  Kenti, adını Troia Kralı Priamos’un ikinci karısı Hekabe’den doğma en küçük oğlu  Paris’ten almıştır ve Parion, “Paris’in Kenti” anlamına geliyor. M.Ö.334’te  Parion ve çevresi, Büyük İskender’in egemenliği altına geçer. M.Ö. 133’te,  Bergama Krallığı’nın Roma’nın eline geçmesi sonrasında, Parion da, Provincia  Asia içerisinde, Roma hakimiyetine girmiş olur. Roma Çağı’nda Parion’a büyük  önem verilir &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Antik kentteki kazılara ne zaman başladınız, neler  buldunuz?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Aslında Parion kazılarının öyküsü 2004 yılında Kemer Köyü  içerisinde, Nekropole İlköğretim Okulu yapma girişimiyle başlar. Bu sırada çok  sayıda mezar iş makineleri tarafından tahrip edilince Çanakkale Müzesi, acil  kurtarma kazılarına başlar. 2004 yılında çıkan Bakanlar Kurulu kararıyla  kazılar, 20 Temmuz-18 Ağustos 2005 tarihleri arasında gerçekleştirildi. &lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/Parion_3.jpg&quot; /&gt;&lt;b&gt;Kazılarda bulduğunuz  arkeolojik eserler ve takılar neler ve kimlere ait? Takılarda o dönemin hangi  özellikleri öne çıkıyor?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Kazı çalışmalarında yaklaşık 60 mezar ve 4 taş  sandık mezar (lahit) açıldı. Buluntuların Roma’dan Hellenistik döneme ve öncesi  Klasik Döneme ait olduğu tahmin ediliyor. Büyük bir olasılıkla yönetici sınıftan  bir kadına (Ana Kraliçe) ait mezarda, çeşitli takıların yanı sıra, ölü  hediyeleri de bulundu. Mezarda altından yapılmış, uçları aslan başlı bir zincir  kolye, bir çift nikeli küpe, altından zeytin yapraklarıyla süslenmiş bir  diadem-saç bandı, altın saç iğneleri, bronz yüzükler ve bir altın dil altı  sikkesi bulundu. Kral’a ait olduğu saptanan lahitte ise, iki altın dil altı  sikkesi (levha) ve meyveli zeytin dalı biçimli üç altın taç çıkarıldı. Kazı da  ayrıca, uçları keçi ve aslan başlı, altından bir zincir kolye, bir çift aslan  protomlu altın küpe, yakut taşlı bir altın yüzük ortaya  çıkarıldı.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
Takılardan yola çıkarak o dönemin sosyal yaşantısı  konusunda neler söyleyebilir siniz?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Mezar tipleri sosyal sınıflar  arasındaki farklılıkları ortaya çıkarıyor. Değerli eserler genelde kadın ve  çocukların mezarlarında bulundu. Parion’da yapılan kazının ilk bulguları,  Parion’un, bölgenin en önemli kentlerinden biri olduğu, kuyumculuk ve altın  işlemeciliği açısından da bölgede merkez olabilecek bir yapı gösterdiği  anlaşılıyor. Lahitlerde ele geçen altın ve bronz takılarda genelde fantastik  yaratıklarla hayvan stilinin egemen olduğu görülüyor. Bunlarda biçimlerin  doğallığı, işçilik kalitesi ve deniz kabuğu takıların varlığı dikkati çekiyor.  Altın taçlar genelde erkeklere ödül olarak veriliyor ve öldükten sonra mezarına  bırakılıyor. Altın saç bandı ise genelde üst sınıf kadınlar tarafından  kullanılıyor. &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Parion Antik kentindeki bu kazı çalışmaları, bölgeye ne  kazandıracak?&lt;/b&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/Parion_4.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
Parion’da bu yıl  başlanılan ve gelecek yıllarda da sürdürülmesi planlanan kazılar, bölgenin  canlanmasına büyük katkıda bulunacak. Bu çalışmaların ardından bölge turizmin  hizmetine sunulacak. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Bu kazıdan yola çıkarak Türkiye’de bilinen ancak  henüz gün yüzüne çıkartılamayan antik kentler var mı?&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;
Anadolu’nun  binlerce yıllık geçmişi, bugüne kadar ortaya çıkarılan kentlerle sınırlı değil.  Daha düne kadar Parion adı çok bilinen antik bir kent değildi. Bu bölgenin altın  açısından hayli zengin olduğu antik çağdan beri biliniyor.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Antik  kentlerden çıkarılan takılar, Türkiye’de bir Takı Müzesi’nin kurulmasına nasıl  bir katkı sağlayabilir?&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;
Genelde arkeolojik kazılarda çıkan değerli  maddelerden yapılmış takılar, il müzelerinde sergileniyor. Bu bağlamda, zengin  koleksiyonların birleşimiyle bir “Özel Takı Müzesi” de oluşturulabilir. Ancak  bunun için özel girişimlerin gerekli olduğu inancındayım&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div id=&quot;post_message_769815&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/tilsim1.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #cc0000;&quot;&gt;İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİ BİR İNANIŞ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
İnsanlar  sorulduğunda onu hep reddetti; hurafe, cahillik, saçmalık dedi. Sonra sayısız  tılsım örneğinden herhangi birini takı olarak boynuna, koluna taktı, yaşamına  soktu. Gözboncuğu nedir sizce? Ya da başta cami ve türbeler olmak üzere hemen  tüm kubbeli yapıların tepesindeki alem?&lt;br /&gt;
Gözboncuğu ya da nazarlık. Yani kötü  gözden, kötü nazardan koruyacağına inanılan takı. Anadolu’da prehistorik  kazılarda bile çok sayıda gözboncu u örneği bulundu. 7-8 bin yıl önce de amaç  bugünküyle aynıydı: Kem gözden korunmak... Gözboncuğu bir tılsımdı yani.  Minarelerin, camilerin, türbelerin hemen tüm kubbe ya da konik çatıların  değişmez&lt;br /&gt;
süsü âlem. İki işlevi var bu âlemin: Biri pratik işlev. Yani kubbeyi  kaplayan kurşun levhaların tepede birleşme noktasındaki açıklığı  örtmek.&lt;br /&gt;
İkincisi geleneksel işlev. Türkler Orta Asya’daki Şamanist  dönemlerinde kötü ruhlara ve nazara karşı tılsım olarak çadırlarının ve  evlerinin tepesine bir sırı a geçirilmiş yuvarlak, boncuk türü tepelikler  koyarlardı. Âlem alışkanlığı ilk orada başladı.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/tilsim2.jpg&quot; /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Tılsım, büyülü  bir sözcük. Hemen ardından büyü ve büyücülük gelir. Tılsımı neredeyse herkes  kullanır ama büyücüye kimse iyi gözle bakmaz. O kadar ki, Hıristiyan dünyası  asırlar boyunca büyücü yakma törenleriyle ünlenmiştir. Aslında büyücüler  yakılmış ama büyücülerin hazırladı ı ya da ö rettiği tılsımlar  kullanılmıştır.&lt;br /&gt;
Büyücü ve tılsım ilişkisi herdaim ticari bir ilişkidir. Tıpkı  bugün oldu u gibi; parayı verirsin, büyücü ya da hocaya (gerçek hocalar tabii ki  konumuz dışında) tılsımı yaptırırsın. O kadar yaygındır ki tılsım; yaşama  ilişkin her ana, her soruna, karanlık da olsa her iste e ait bir tılsım mutlaka  vardır. İsmet Zeki Eyübo lu, “Anadolu Büyüleri” ve “Sevgi Büyüleri” adlı iki  kitabında en yaygın tılsım, büyü, muska, başlıklarını şöyle sıralıyor:  “Hastalıkların Giderilmesi”, “Kötülüklerden Korunma”, “Dileklerin  Gerçekleşmesi”, “Kız Ba lama”, “Erkek Bağlama”, “Güzel Görünme”, “Koca Bulma”,  “Kız Kaçırma”, “Gebe Kalma”, “Kavuşturma”, “Göz Değmesini Önleme”, “Ayırma”,  “Horlamayı Kesme”, “Saç Dökülmesini Önleme”, “Gelin ve Güveyi Ba lama”, “Döl  Muskası”, “Sevgilileri ve Karı-Kocayı Ayırma Muskası”...&lt;br /&gt;
Ticaret rekabet  demektir ve rekabet sizi geliştirir. Şaka bir yana, bunlar tılsımın insan  aldatmaya ve saşarın sırtından para kazanmaya yönelik uygulamaları. Aslında  tılsım, büyücülerden çok önce vardı. Hatta alet kullanan ilk insan tarafından  yaratılmıştı demek abartı sayılmaz.TILSIM, &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/tilisim4.jpg&quot; /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;TELESMA,  TALİSMAN...&lt;/b&gt;“Tilasm” Arapça bir söz. Grekçe’de ise “Telesma”. İngilizce,  Fransızca ve Almanca’da “talisman”. Türkçe’nin eski söylenişinde “tılısmat”,  bugün “tılsım”...&lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/tlisim5.jpg&quot; /&gt;İnsanlar binlerce yıldır  üzerindeki resimler, işaretler, yazılar nedeniyle ya da yalnızca rengi, biçimi,  az bulunması yüzünden gizli bir güç taşıdı ına inandıkları nesneleri böyle  adlandırıyor. Bu ortak ad, tılsımın insan varlığıyla koşut geçmişinin; Orta Asya  ve Mezopotamya’dan Mısır, Akdeniz ve Kuzey ülkelerine kadar geniş bir coğrafyaya  yayıldı ını gösteriyor. Benzer inanışlara Afrika, Amerika, Avustralya  kıtalarında da rastlanıyor. Tılsım, her toplulukta de işik özellikler taşısa da  tarihin ilk ça larında bile evrensel bir kültür olabilmiş. &lt;br /&gt;
İlk tılsımın, bir  taş devri insanının avını ya da düşmanını vurduğu sıradan bir taşa; ağırlık,  keskinlik gibi Şziksel özellikleri dışında, rengi ya da üzerindeki farklı bir  şekil nedeniyle gizli güçler atfetmesi ve onu uğurlu sayıp yanında taşıması yla  keşfedildiği düşünülebilir. Budavranışın altında yatan, doğa koşulları  karşısında zayıf ve savunmasız olan insanın, doğal bir olayı doğaüstü nedenlerle  açıklaması, doğayı bu yolla etkileyebileceğini düşünmesi ve bu düşünceyle huzur  bulup bunu inanç biçimi haline getirmesidir. Zaten dinler konusunda araştırma  yapanlar da ilk insanın inancında din ve büyünün içiçe olduğunu, tek tanrılı  dinlerin ortaya çıkışından sonra bu kavramların birbirlerinden ayrıldıklarını  söylüyor. İlk Türklerde, insanların Tanrı ve ruhlar dünyasıyla ilişkisini  Şamanlar sa lıyordu. Ancak Şamanlar, insanları yaşamın her anında yakınında olup  koruyamayacağı için, genellikle kayın ağacı, keçe, bez gibi malzemelerden ilkel  tasvirler yapıyor (ongun), küçük deri parçaları üzerine bazı Şgür ve gizli  işaret (bitig) çiziyor, insanlar da bunları yani tılsımları üzerlerinde ve  evlerinde bulundurarak korunuyorlardı. Aradan onbinlerce yıl geçti. Ama insanlar  hala çeşitli tasvir ve Şgürlerle korunmaya çalışıyor. Bir farkla; bunlar artık  ilkel figürler değil; değerli metaller, değerli ve yarı değerli taşlarla  yapılmış ziynet eşyaları...&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Tılsımlı taşlar...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
İnsanlar binlerce  yıldır yalnız kendi ürettikleri yazı, resim ve desenlerin de il; değerli ve yarı  değerli taşların ve bazı organik materyallerin de tılsım gücü oldu una  inandılar. İşte size bu inanışlardan bir demet : &lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/tilsim6.jpg&quot; /&gt;E l m a s : Yüzyıllardır  kadınları erkeklere karşı sihirli bir koruma altı na almıştır. Hediye olarak  alınan elmasın satın alınandan daha fazla koruyucu özelliğe sahip olduğuna  inanılır. Büyü, zehirlenme, hastalık ve karabasanlardan korur; öfkeyi önleyip  dirayetli olmayı sağlar Zümrüt : Yeşil rengi yüzünden yağmur yağdırdığına  inanılır. Beden-ruh-zihin için tonik vazifesi görür ve kuvvetli bir duygusal  dengeleyicidir. Zümrüte kimi yerlerde “Koşulsuz Aşk Taşı” da denir. Sevgililerin  birbirlerine verebileceği en iyi arma an olarak görülür.&lt;br /&gt;
S i t r i n :  Böbrek, kolon, ci erler, hazım organları ve kalp için faydalıdır. Bir adı da  “Tüccar Taşı” olan sitrini, kimi ticaret erbabı parasal gücü arttırdı ına  inanarak kasasına koyar.&lt;br /&gt;
Sair: Krallar tarafından kötülükleri uzaklaştırmak  için kullanılırdı. Ayrıca sevgilileri koruyan özel güçleri vardır. Kalp ve  böbrekleri kuvvetlendirir, tüm salgı bezlerini harekete geçirir, pisişik  yetenekleri arttırır ve sezgiyi güçlendirir.&lt;br /&gt;
Yeşim: Büyük Çin Ejderi’nin  yeryüzüne boşalttığı tohumlarının donup yeşim taşı olduğuna inanılır. Bugün bile  Çinli işadamları bir işe başlamadan önce yeşimden tılsımlarını tutar, okşar ve  ondan güç alır.&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/tilsim7.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
Ayrıca akıl  hastalıklarına, iç hastalıklarına, göz bozuklu una ve kadınların adet ve doğum  sancılarına iyi geldi ine inanılır. Kırmızı mercan: Nazardan, cinlerden, büyü ve  delilikten koruduğuna inanılır. Hormon dengesizliği olan kadınların ve doğumda  zorluk çekmek istemeyenlerin cinsel organları yanında taşımaları tavsiye edilir.  Ayrıca bebekleri koruduğu, diş çıkarmasına yardımcı olduğu söylenir. Kehribar:  Kötü talihi yenmeyi sa lar, şansı açar. Kolyesinin, zehirlenmelere karşı korudu  una inanılır. Penis şeklinde yontulup, takıldığında nazara ve kötü ruhlara karşı  etkindir. Hayvan biçimlerinde işlenen kehribarlar erkeklerde cinsel gücü,  kadınlarda do urganlığı artırır. Doğal şekli bozulmadan boyuna asıldı ında guatr  hastalığını tedavi eder. &lt;br /&gt;
Lal: Cinsel enerjiyi ve duyarlı ı artırdı ı, cinsel  dengesizlikleri düzelttiğine inanılır, bu yüzden “Tutkuların Taşı” da denir.  Kalp şeklinde yapılmış tılsım laller, eşleri ve sevgilileri cezbetmeye yarar,  yatak ve yastık altına konulduğunda kötü rüyaları ve gecenin kötü ruhlarını  kovar. &lt;br /&gt;
Ametist: Ametist; eski çağlarda “sarhoşluğu yok eden taş” diye  bilinirdi. Bu yüzden o dönemde ametistten kadeh, çanak gibi kaplar yapıldı.  Ayrıca, endokrin ve ba ışıklık sistemini güçlendirir, kanı temizler ve enerji  verir.&lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/tilsim8.jpg&quot; /&gt;Kuvars: Duygusal  dengeleyicidir. Beyin fonksiyonlarını düzenler. Büyücülerin kristal küreye  bakarak kehanette bulunmaları, kuvarsın zihinsel konsantrasyonu  kolaylaştırmasındandır. &lt;br /&gt;
Pembe kuvars: “Aşk Taşı” da denir. Onu üzerinde  taşıyanı öfkeden, suçluluktan, korku ve kıskançlıktan korudu u ve kısırlı a  karşı faydalı oldu una inanılır.&lt;br /&gt;
Dumanlı kuvars: “Rüya Taşı” da denilen bu  taşın; umutsuzluğa, üzüntüye, öfkeye, depresyona ve di er negatif etkilere karşı  korudu una inanılır.&lt;br /&gt;
Kaplan gözü: Bir tür kuvars olan bu taşın, taşıyanları  başkalarına daha az ba ımlı kıldı ına inanılır. Ancak bu durum ikili ilişkileri,  iş hayatını ve ortaklıkları olumsuz etkileyebilir.&lt;br /&gt;
Tedavi edici özelli i de  vardır: Sindirim sistemi, dalak, pankreas ve kolon için faydalıdır. &lt;br /&gt;
Opal:  Hakkında çelişkili inanışlar vardır. Talihsizli e yol açtı ı da söylenir, güven  duygusunu artırıp, düşmanlara karşı güçlü kıldı ı da. Görme duyularını  güçlendirip, sezgiyi arttırır. Üst bene ulaşmak için de kullanılabilir.  &lt;br /&gt;
Lapis lazuli: Rengi yüzünden göklerin sembolü olarak kabul edilir. Küçük  çocukları korkularından ve solunum yolu hastalıklarından uzak tuttu u için  “Çocuk Taşı” da denir. İskeleti kuvvetlendirir, tiroid bezini harekete geçirir,  tansiyon ve kaygıyı azaltır, zihni açar.&lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/tilsim9.jpg&quot; /&gt;Hematit: Enerji ve  canlılık verir, stresi azaltır. Çekim gücü fazla olduğundan, kişisel çekim,  neşe, cesaret ve istek verir, kararsızların karar vermesini sağlar.&lt;br /&gt;
Yakut:  Cesaret, ruhsal gelişme, liderlik, mutluluk duygularını arttırır. Cinsel  aşırılıklara iyi geldiğine, tasadan, korkudan, zehirlenmeden, zihinsel  bozukluklardan, erken ölümden hatta sel, fırtına gibi do al afetlerden korudu  una inanılır. Yakut, ete ya da dişe takıldı ında güç ve enerji verir.&lt;br /&gt;
Akik:  Bedeni ve zihni kuvvetlendirir, taşıyanı tehlikeden korur, uyumsuzluklara son  verir.&lt;br /&gt;
Akik; uykusuzlu a, korkaklı a, karabasana, nazara ve metabolizmaya da  faydalıdır.&lt;br /&gt;
Gerçeklerin farkına varılmasını sağlar. Aquamarine: Takana  özellikle ölüm karşısında cesaret verdi i söylenir. Bu niteliği ve rengi  yüzünden denizcilerin en önemli tılsımıdır. Kahinler geleceği görmek için  kullandığından “Kahin Taşı” da denir. Ayrıca sinirleri yatıştırır, düşünceyi  berraklaştırır ve yaratıcılığı artırır. Böbrek, karaciğer, dalak ve tiroid  bezini kuvvetlendirir, vücudu temizler&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/tilsim10.jpg&quot; /&gt;. &lt;br /&gt;
Obsidyen: Karın  ve ba ırsakları iyileştirir, zihin ve duyguyu birleştirir. Kaygıyı azaltır,  takıntıları düzeltir, akıl ve sevgi ile bağlarımızdan kopmamayı sağlar.&lt;br /&gt;
Kara  kehribar: Cinlere ve melankolik durumlara karşı korur. Nazara karşı en üst  koruma yaptığına inanılan taştır. Yakıldığında dumanının yılanları kovduğuna  inanılır. &lt;br /&gt;
Aytaşı: Lenf sistemindeki bozuklukları düzeltir. Hindistan’da  kutsal bir taştır ve sevgililerin ihtirasını artırdığına inanılır. Kadınlar  kısırlığa iyi geldiği, üreme organlarındaki sorunları çözdüğü ve doğumu  kolaylaştırdığı için taşırlar. Ayrıca, egoizmi giderdiği ve oburluğu tedavi  ettiği de söylenir. &lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/tilsim11.jpg&quot; /&gt;Topaz: Eski zamanların  en kudretli taşlarından biri olan topazın, göz hastalıklarını ve veba gibi  salgın hastalıkları ortadan kaldırdı ı söylenir.&lt;br /&gt;
Turkuaz: En yaygın tılsım  taşıdır. Vücudu kuvvetlendirir, hücreleri yeniler, kan dolaşımını, ci erleri  canlandırır. Sakinlik verir ve yaratıcı ifadeye güç kazandırır.&lt;br /&gt;
Oniks :  Kaygıları azaltır, kadın/erkek zıtlaşmasını dengeler, ilikleri kuvvetlendirir,  bağımlılıklardan kurtulmaya yardım eder&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div id=&quot;post_message_769816&quot;&gt;&lt;b&gt;ANADOLU&#39;DA MÜCEVHER SANATI&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Anadolu mücevher  sanatı, tam dört bin yıllık bir tarihten geliyor. Dünyada bir eşi daha  görülmeyen bu sanat, Anadolu uygarlıklarının özünden doğmuş. Sınırsız biçimler  yaratmış. Güzellik, renk, ışık üretmiş. Yaratılan her biçim, aynı zamanda bir  fikir olmuş. Anadolu&#39;nun eski kuyumcuları, fikirleri, felsefeleri ve hayalleri  mücevhere dönüştürmüşler. Mücevher ölümsüzlüğün de bir biçimi olmuş.  Alacahöyüklü usta, prensesler için yaptığı taca her baktığında yeniden  doğmuş.&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/yolcu1.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Güneş, buğday,  arpa ve yulaf ekili geniş ovayı bir yangın kızılı rengine büründürerek yavaşça  batıyordu. Sabahtan beri havaya bembeyaz pamukçuklar saçan kavak ağaçlarının  gölgeleri uzamıştı. Oraklarını omuzlarına atmış yorgun erkekler tarladan  dönüyor, suları genellikle kızıl renkte aktığı için halkın ‘’Kızılırmak’’ diye  isimlendirdiği suyun kenarında sabahtan beri otlamış olan ipek tüylü keçiler,  boyunlarındaki çıngırakları öttürerek, ahırlarına dönüyordu. Batmakta olan  güneşin kızıl ışıkları, şehrin bitişik evlerini son bir kez daha kor kırmızı  ışıklarla yıkarken, Prenses Tudu-Hepa aynanın karşısına geçti. Doğup büyüdüğü  Lawazantiya şehrinden on beş yaşına bastığı birkaç ay önce çıkmış ve evlendiği  Kral Teşup’un şehri olan Tarhuntaşşa’daki bu saraya yerleşmişti. Mısır  keteninden dikilmiş bembeyaz elbisesi içinde, esmer ince gövdesi, beline kadar  inen kuzguni siyah saçları, havaya kalkık burnu ve çetrefil kirpikli koyu renk  gözleriyle pek güzel, pek alımlıydı. Görür görmez kendisine Mısırca ‘’Maa’at  Hor-Neferure’’ yani ‘’Başakların Kraliçesi’’ adını takmış olan Mısırlı elçilere  bu gece verilecek resmi devlet ziyafetinde göz kamaştırması gerektiğini  biliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Taçlar, kraliçeler içindir&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Aynanın karşısında  süslenmeye başladı. Dövme demirlerle süslü büyük sandıktan çıkardığı altın tacı  yavaşça başına koydu. Taç, altın levhadan kesilmiş enli bir parçanın çember  şeklinde döndürülmesiyle yapılmıştı. İçleri çaprazlama bölünmüş ajur  dikdörtgenlerin yan yana getirilmesiyle meydana getirilmiş üst üste dört banttan  oluşmuştu. Dikdörtgenlerin köşeleriyle diademin alt ve üst kenarı boydan boya  kabartma noktalarla bezeliydi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/yolcu3.jpg&quot; /&gt;Tanrıça Sutek’in  himayesindeki kuyumcu ustaları tarafından, ‘Aşağı Şehir’de altının günler ve  gecelerce zarif ve nazik bir şekilde hafif çekiçlerle dövülmesiyle yapılmıştı.  Mum ışığında pırıl pırıl parlayan tacın kenarlarından fışkırıp, adeta bir şelale  gibi beline dökülen siyah saçlarını topladı ve yine altından saç tokasının içine  soktu. Toka, iç kalıp üzerine ince altın safiha ile kaplanmış ve bükülmüştü.  Üzeri, bugünkü kuyumcuların ‘’Repousse’’ dedikleri teknikle yapılmış dövme  kabartmalarla süslüydü. Tokanın altın iğnesinin başı ise, bir adet kuvars  kristalinden, bir adet de altın boncuktan oluşmuştu. Son olarak da küpelerini  taktı. İnce altın teller içi boş olarak çevrilip daire şekline getirildikten  sonra, üst kısmı ay, alt bölümü de istiridye kabuğu haline getirilmiş, uçları  karşılıklı ve aralıklı duran zarif küpelerdi bunlar. Aynada kendine son bir kez  daha baktı. Muhteşem görünüyordu. Fırat Nehri kıyısındaki yabani kuğuların  zarafeti ve gururu ile yemek salonuna doğru ilerlerken, bu göz kamaştırıcı  güzelliğiyle, pek yakında başlayacağı söylenen Hitit-Mısır savaşını, belki de  önleyebileceğini düşünüyordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;b&gt;Altını süsleyen  Anadolulular&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/yolcu4.jpg&quot; /&gt;Bu satırlar tabii ki bir  kurgu, bir canlandırma. Ama Hitit Kraliçesi’nin taktığı altın taç, saç tokası ve  küpeler tümüyle gerçek. Bunlar ve altın işleme sanatının buna benzer yüzlerce  örneği, bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile British Museum’da göz  kamaştırmaya devam ediyor. Gold News’in 149’uncu sayısında ‘’Sarı Altının Kara  Yolculuğu’’nun başlangıcını anlatmış ve ‘’Bundan sonraki sayılarımızda da  Anadolu’da serpilip gelişmiş olan uygarlıklarda altının yerini ve Anadolu’daki  gelişimini anlatacağız’’ demiştik. Bu yolculukta Troya, Alacahöyük, Eskiyapar,  Horoztepe, Alişar, Boğazkale, Anadolu’daki Asur kolonileri, Kaniş ve Karum,  Gordion, Frig, Urartu, Ege, Bizans ve Osmanlı gibi sayısız kilometre taşı var ve  biz Alacahöyük’ten başlıyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/yolcu5.jpg&quot; /&gt;Alacahöyük  yerleşimini ilk bulan ve dünyaya tanıtan kişi, 1893 yılında ise E. Chantre  olmuş. Daha sonra bir çok Avrupalı arkeolog ve tarihçi de Alacahöyük’ü  incelemiş.Ancak bu incelemeler küçük çaplı kişisel girişimler olarak kalmış.  Höyük&#39;te gerçek anlamda ilk sistemli kazılar, Cumhuriyet Döneminde Atatürk  tarafından başlatılmış. 1935 yılında Türk Tarih Kurumu adına Hamit Zübeyr Koşay,  Remzi Oğuz Arık ve Mahmut Akok gerçekleştirdiği ilk kazı çalışmaları ve onu  izleyen incelemeler sonucunda, Alacahöyük&#39;te Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve  Frig dönemlerini kapsayan 4 ayrı kültür çağı bulunmuş. Böylece insanların  milattan önce 4’üncü bin yıldan başlayıp, yine milattan önce 750 yılına kadar  burada altın işlemeciliğini göz kamaştıran bir sanat haline getirdikleri ortaya  çıkmış.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/yolcu6.jpg&quot; /&gt;Anadolu kuyumcu ustaları,  yıkama yöntemiyle tabiattan elde edilen altını bir sanat eseri haline  getirirken, ince kum ile perdahlamışlar. Oysa bu yöntem, ne daha önce ne de daha  sonra altın işçiliği yapan dünyanın başka hiçbir yerinde görülmemiş, bilinmemiş.  Alacahöyük’te bulunan mücevheratın incelenmesinden anlaşılmış ki, Anadolu  kuyumcu ustaları ta ‘’Tunç Çağı’’ndan beri, yani insanoğlunun bakıra kalay  katmakla elde ettiği tunçtan itibaren, altın madenine dövme, döküm, perçinleme,  kaplama gibi imalat teknikleri uygulamanın yanı sıra, kazıma, kabartma, granüle  etme, delik işi yapma, kakma, telkari ve renkli taş ile süsleme yapmayı da  keşfetmişler. Ayrıca, altın ve gümüşle birlikte zümrüt, yakut, agat, akuamarin,  grena, karneol, sard, plasma ve amatist gibi gibi değerli taşları da kullanarak  kuyumculukta adına bugün ‘’Oriantalizan’’ adını verdiğimiz yepyeni bir sanat  sentezi ortaya çıkarmışlar. Taç, küpe, broş, toka, elbise kemeri gibi takılarda  hilal, spiral şekilleri, nar, meşe palamudu gibi motifler kullanarak, tarihin  belki de en eski ‘’doğu-batı’’ sentezini yaratmışlar. Bu bulgulara göre, Anadolu  mücevher sanatı, tam dört bin yıllık bir tarihten geliyor. Dünyada bir eşi daha  görülmeyen bu sanat, Anadolu uygarlıklarının özünden doğmuş. Sınırsız biçimler  yaratmış. Güzellik, renk, ışık üretmiş. Yaratılan her biçim, aynı zamanda bir  fikir olmuş. Felsefe hayat ve bilgi olmuş. Anadolu&#39;nun eski kuyumcuları,  fikirleri, felsefeleri ve hayalleri mücevhere dönüştürmüşler. Mücevher  ölümsüzlüğün de bir biçimi olmuş. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/yolcu7.jpg&quot; /&gt;Gültepeli kuyumcu,  dört bin yıl önce yaptığı altın küpeyle ölümsüzleşmiş. Alacahöyüklü usta,  prensesler için yaptığı taca her baktığında yeniden doğmuş. Krezüs, altının  ışığında canlanmış. Bugün müzelerde hayranlıkla izlediğimiz zebercet, yakut ve  kesme yeşim taşlarıyla süslü altın tahtlar, geçmişin görkemini yaşatıyor.  Elmaslı, yakutlu, zümrütlü altın beşikler şehzadeleri günümüze  getiriyor&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id=&quot;post_message_769816&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Tahoma;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align=&quot;left&quot;&gt;&lt;b&gt;ANTİK ÇAĞDA TAÇLAR &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mitolojinin benzersiz  kahramanlarını günümüzün birçok müzesinde resim, kabartma ya da heykel olarak  görmek mümkün. Kimi zaman kudreti ve gücü ile ürküten, kimi zamansa insanı  hayretler içersinde bırakacak kadar göz alıcı bir güzellikte olan efsanevi  taçların görünümleri de etkileyiciydi.&lt;/b&gt; &lt;/div&gt;Günümüzde kimi zaman güzelliğin  bir nişanı, kimi zamansa zarafetin bir simgesi olarak kullanılan taçlar, asırlar  öncesinde bu özelliklerinin yanı sıra, asalet, kutsallık, güzellik ve saflık  göstergesi olarak da kullanılmışlar. &lt;br /&gt;
Taçların kullanım yerleri arasında, ilk  örnekler için geçerli olan kutsal amaç ön plandadır. Tanrı ve tanrıçaların  başlarında görülen taçlar taşıyanın kutsal sembolü olarak da kabul görüyordu.  Örneğin; Şarap ve Tiyatro Tanrısı Dionysos&#39;u gösteren birçok tasvirde tanrı,  asma dallarından yapılmış ve salkım salkım üzümlerle bezenmiş büyük bir çelenkle  karşımıza çıkar. Güneş Tanrısı Helios ise başında güneşin ışınlarını simgeleyen  bir taçla betimlenir. Şehirleri, surları ve kent kapılarını koruyan Tanrıça  Tykhe ise başında, şehir surlarını ve kapılarını gösteren bir taçla tasvir  edilir. Özellikle Efes ve Antakya kentlerini koruyan Tykhe betimlerinde bu  taçlara rastlanır. Ayrıca Artemis ve Aphrodite gibi koruyucu tanrıçaların  başlarında da farklı semboller içeren gösterişli taçlar bulunurdu.Kuşkusuz taç  kullanımı sadece tanrı ve tanrıçaların tekelinde değildi. Zamanla ölümlüler  arasında da yayılan taç kullanımı değişik formlarıyla antik çağ yaşamının her  alanında ilgi ile karşılanıyordu. Dinsel kullanımın yanı sıra, yarışma, evlenme  ve cenaze gibi durumlarda da taçlar özel takılar olarak kullanılıyordu. Antik  çağda ölümlü-ölümsüz herkes tarafından kullanılmış olan taçların ilk örnekleri,  doğada bulunan malzemelerden yapılıyordu. Çeşitli bitkilerin dallarından ve  yapraklarından yapılan bu ilk örnekler tanrı simgeleri olarak kabul görüyordu.  Çelenk formlu taçlarda en çok kullanılan olan bitki kuşkusuz mersin, zeytin ve  defnedir. Defne dallarından yapılan çelenkler antik çağda özellikle erkekler  arasında oldukça yaygın hatta geleneksel bir kullanıma erişmiştir. Defne tacı ya  da çelenginden söz açılınca, mitoloji ve söylencelere de değinmek gerekiyor.  Antik Yunan Mitolojisi’nin en gözde anlatımlarından biri olan, defne  çelenklerinin erkeklerin başlarını süslemesi Apollon ve Defne aşkına  dayanmaktadır. Söylenceye göre tanrıların en yakışıklısı olan Apollon, ormanda  dolaşırken güzeller güzeli bir kıza rastlamış ve ilk görüşte aşık olmuş. Ancak  kız bakire kalmak için yemin etmiş olan ve erkeklerden uzak yaşayan Daphne  adında bir güzelmiş. Apollon&#39;un ısrarına karşılık vermeyen Daphne, Apollon&#39;u  arkasında bırakarak ormanın derinliklerine doğru koşmaya başlamış. Apollon da  aşık olduğu kadının peşine takılmış ve amansız bir takip başlamış. Apollon,  Daphne&#39;ye yaklaşmaya başlayınca güzel kız tanrılara bakire kalmak istediğini  söyleyerek yalvarmaya başlamış. Mesafe hızla kapanırken tanrılar kızın  yakarışına kulak vermişler ve Daphne&#39;yi tam Apollon yakalamışken hızla bir defne  ağacına dönüştürmüşler. Apollon kızın kolunu yakaladığı anda, kızın yemyeşil  dallarla kaplanan bedeni karşısında donup kalmış. Kız çok kısa bir sürede baştan  aşağı dallar ve yapraklardan oluşan pırıl pırıl bir defne ağacına dönüşmüş.  Kızın yemini bozulmamış ancak Apollon bu duruma çok üzülmüş ve kızı hiç  unutmamak için yemin etmiş. Az önce kollarındaki güzel kızın ağaca dönen  bedenine son kez sarılmış ve yapraklarla dolu dallarından birini alıp başına taç  olarak takmış. Tanrı Apollon bu defne tacını başından hiç çıkarmamış ve daha  sonraları genç erkeklerin defne tacı takmaları bir adet haline gelmiş. Özellikle  erkeklerin, atletlerin ya da spor yarışmalarında derece alan erkeklerin başına  hep defne taçları takılmış. &lt;br /&gt;
İlerleyen zamanla birlikte altın madenlerinin  çalıştırılması, altın ve gümüşün işlenmesindeki gelişmelerle, özellikle  Helenistik Dönem&#39;de, taçlar ışıl ışıl altın yapraklara sahip olmuş. Altın dallar  ve yaprakların yanı sıra, meşe palamutlar, çiçekler ve hatta arı, ağustos böceği  gibi böcekler de çelenk formlu taçların görünümünü zenginleştirici unsurlar  olarak kullanılmışlar. &lt;br /&gt;
Çelenk şeklindeki taçların yapımında, önce ince altın  bir borunun içi, dayanıklı olsun diye reçine ya da balmumu ile dolduruluyor daha  sonra da iki ucu birleştiriliyordu. Böylece başa oturan altın bir halka elde  ediliyordu. Sonra dövülmüş altın levhalardan kesilerek şekillendirilen  yapraklar, dallar, çiçekler ve hatta böcekler alttaki boruya ekleniyordu. Bu  şekilde altının göz kamaştıran ışıltısı, antik çağ altın ustalarının becerikli  ellerinden çıkan değişik motif ve figürlerle birleşerek sanat eseri sayılan  taçlara dönüşüyordu. &lt;br /&gt;
Geç antik çağda taçlar daha çok rütbe ve statü  göstergesi olarak kullanılır olmuştu. Toplum içindeki sosyal konumu belirten  takılar arasında yer alan taçlar bu dönemlerde de takı olarak popülerliğini  korumuştu. &lt;br /&gt;
Çelenk formlu taçların yanı sıra, diadem adı verilen taçlar da  antik çağda rağbet gören baş takıları arasındadır. İnce altın levhalardan  yapılan diademlerde form olarak iki tip vardır. Birinci gruptakiler alınlıklı  diademlerdir ki bunlar üçgen şekillidirler. İki uçları arkada birleştirildiğinde  alından üçgen şeklinde yükselir. İkinci grupta ise şerit ya da bant formlu  diademler yer alır. Diademler adak ve sunu eşyası olarak kullanıldıkları gibi  çoğunlukla mezar hediyesi olarak kullanılmışlardır. Özellikle Artemis ve  Aphrodite&#39;nin genç kız olarak betimlendiği eserlerde bu tanrıçalar diadem  kullanırken gösterilmişlerdir. &lt;br /&gt;
Dünyaca ünlü diademler arasında yer alan ve  bugün Moskova&#39;daki Puskin Güzel Sanatlar Müzesi&#39;nde sergilenen saçaklı  diademler, antik Anadolu takı sanatının baş yapıtları olarak ilgi  görmektedirler. Bu iki diadem, ünlü Troya antik kentinde bulunmuş ve yasadışı  yollarla yurtdışına kaçırılmış. Yüzlerce altın eserle birlikte Moskova&#39;da ortaya  çıkan bu diademlerdeki sanat ve estetik, asırlar geçmesine karşın hâlâ  görenlerin nefesini kesecek nitelikte. Alna dökülen incecik yapraklar, zülfü  andıran ve omuzlara dökülen zarif saçaklar hep Anadolu&#39;nun bitmez tükenmez  zevkinin ve birikiminin bir yansımasıdır. Bu öyle bir yansımadır ki, ne aradan  geçen yüzyıllar gölgeleyebilmiştir bu zarafeti, ne de Anadolu topraklarından  uzakta, başka müzelerde yaşanan karanlık sürgün yılları... Troya&#39;dan,  Alacahöyük&#39;ten, Efes&#39;ten ve daha birçok Anadolu antik kentinden günümüze ulaşan  taçlar, yüzyıllar sonra bile hem tasarımcılara ilham veriyorlar, hem de  görenleri büyüleyici ışıltılarıyla etkiliyorlar aradan yüzyıllar geçmesine  karşın...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div id=&quot;post_message_769818&quot;&gt;&lt;b&gt;Aynalar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Takı kelimesi bir çok yardımcı malzemeyi de  çağrıştırır. Beğenme, beğendirme, süslenme arzusuna yönelik işlevi göz önüne  alındığında, kıymetli taş ve metallerden yapıldıkları düşünülürse, mücevher  kutuları, tuvalet masaları ve aynaların ne kadar önemli olduğu ortaya  çıkacaktır. Bu nedenle, büyük bir grup oluşturmalarına ve başka bir kapsamda bir  bütün olarak ele alınmalarının gerekli olmasına karşın, biz burada takı yardımcı  malzemelerinden bir örnekle kataloğa başlamayı uygun  gördük.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/ayna.jpg&quot; /&gt;Yuvarlak aynanın 0,2 cm.  kalınlığındaki yüksek kalaylı ve kurşşun içeren tunçtan oluşan metali sağlamdır.  Ayna görevini gören gümüş parlaklığındaki ön yüzü temizdir ve aynanın kırık olan  sapının gövdeye otırduğu kısım, yuvarlak gövdenin kenarında iki küçük çıkıntı  halinde korunmuştur. Aynanın çerçevesi de eksiktir. Aynanın arkasına  yapıştırılmış olan 0,9 mm. kalınlığındaki altın kaplama pirincin çapı, ana  gövdenin çapından 0,7 cm. Daha küçüktür. Bu 0,7 cm.&#39;lik bölümde ayna  çerçevesinin yapıştırılması için sürülmüş olduğunu varsaydığımız beyaz ve sert,  lak gibi bir maddenin izleri görülmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Altın kaplama pirinç safiha üzerinde cepheden tasvir  edilmiş, kolları yanlaradoğru açık bir Eros kabartması yer almaktadır. Safiha  çok ince olduğundan ezilmeler, kopmalar ve kırıklar oluşmuştur. Eros, vücut  ağırlığını sağ bacağı üzerine vermiştir. Sağ kalçası hafifçe dışa çıkık, sağ  ayağı yere tam basmakta, sol bacağı ise dizden hafif bükülü ve sol ayak  parmaklarının sadece uçları yere değmektedir. Çıplak olarak betimlenmiş vücutta  göğüs ve karın adaleleri belirgindir. Yana doğru açtığı sol kolu dirsekten  bükülü olup elinde cepheden tasvir edilmiş bir kithara tutmaktadır. Sağ kolu da  yine yana doğru açık, dirsekten hafif bükülüdür ve bu elinde de plektronu  tutmaktadır. Plektronun kordonu bileğine bağlıdır ve ucundaki ponponu bileğin  üzerinde kabartma olarak gösterilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Baş hafif sağa dönük ve aşağı doğru çok hafif  eğiktir. Saçlar ortadan ayrılmış ve kulak hizasına kadar iri dalgalar halinde  gelip oradan enseye doğru bukleler yaparak inmektedir. Başın sağ tarafındaki  saçlar işlenmiştir, sol tarafındaki bukleler ise görülmemektedir. Başın  tepesinde bir tutam saç bukle yapılmıştır. Oval yüzde, yanaklar dolgun, dudaklar  etli, burun basık, gözler iri, gözbebekleri belirgindir. Sırtından çıkan  kanatların telekleri yukarı ve yanlara doğru açıktır ve uçları kanatların  kapanmaya başladığı anı vurgulamaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Eros, sırtında, altın kaplama safihanın neredeyse  tüm yüzeyini kapsayan bir pelerin taşımaktadır. Vücudu tamamen çıplak bırakan bu  pelerin, arkada bir anlamda bir fon oluştururken, önde, boynun biraz altında,  omuzlarda öne gelen &quot;V&quot; şeklinde yassı bir bantla bağlanmaktadır. Pelerin,  omuzlardan aşağı, arkadan, bele doğru inerken ve bel hizasından sonra yanlara  iri volonlar halinde dalgalanarak açılmaktadır. Bacakların bileğe yakın olan  kısmında da pelerinin bir volanı belirtilmiştir. Rüzgarın etkisiyle dalgalanan  kumaşın inceliği ve dökümlülüğü belli olmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Bilindiği gibi, Eros, tasvirlerde en fazla  karşılaşılan mitolojik figürlerden biridir. Genel olarak çıplak ve kanatlıdır.  Elinde simgelerini taşır. Bu simgeler yayı ve oku, ya da kitharası olabilir.  Eros&#39;un, Zeus&#39;un, Hermes&#39;in ve Herakles&#39;in simgeleriyle de tasvirleri vardır.  Yalnız tasvir edilmesinin yanı sıra Pscyhe ya da Aphrodite ile birlikte olduğu  tasvirler çoğunluktadır. Ankara aynasındaki Eros ise bu genellemelerden farklı  bir özellik göstermesi açısından diğer Eros örneklerinden ayrılmaktadır.  Yukarıda denildiği gibi genellikle çıplak tasvir edilen Eros bazı örneklerde  giyimlidir. Bunlardan bazılarında ise bir pelerine sarınmıştır. Hemen hemen  bütün tasvirlerde açık kanatlarla tasvir edilen Eros, Ankara aynasında ilk kez  açık kanatların yanı sıra rüzgarla dalgalanan ve uçuşan bir pelerinle tasvir  edilmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu mzelliği de ünlü Khios&#39;un şaire  Sappho&#39;nun bir ezgisini akla getirmektedir. Uzun zamandan beri bilinen bu  ezginin belki de Ankara aynasında ilk kez bir tasvirini bulmuş olmaktayız. Bir  fragman olarak zamanımuza ulaşmış olan bu ezgiden (E.Lobel - D.Page, Sappho  Fragment 54, Oxford 1955) yalnız:&quot;omuzlarında eflatun khlamisiyle göklerden  gelerek&quot; dizesi korunabilmiştir. Dizede başka renk olmasını düşünemediğimiz  khlamis vurgulanmakta ve ayrıca Eros&#39;un gökten geldiği belirtilmektedir. Aynı  ifadeler kabartma üzerinde de mevcuttur. Bütün yüzeyi kaplaması ve zamanında  belki eflatun renkte boyalı olmasıyla khlamis kabartmada da özellikle  vurgulanmaktadır. Ayrıca yüzeye yayılırken yaptığı dalgalanma Nike  tasvirlerindeki rüzgar etkisini burada da en gerçekçi bir şekilde yansıtmış  olmaktadır. Böylece kabartma üzerindeki Eros da, Sappho&#39;nun dizesindeki gibi  sırtında uçuşan, dalgalanan eflatun peleriniyle gökyüzünden, bir ayağının  üzerine daha henüz basarak yeryüzüne inmektedir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id=&quot;post_message_769818&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &lt;table align=&quot;center&quot; border=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;6&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tborder&quot; id=&quot;post769819&quot;&gt;&lt;tbody&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&amp;nbsp;  &lt;div id=&quot;post_message_769819&quot;&gt;&lt;b&gt;ALTININ CAZİBESİNE DAYANAMAYAN PADİŞAHLAR  &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Osmanlılar da Anadolu’da kendilerinden önce kurulmuş öteki  uygarlıklar gibi altını sevdiler ve onu büyük bir maharetle işlediler. Yavuz  Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman gibi çok büyük iki padişah bile  gençliklerinde kuyumculuk sanatını öğrenebilmek için çırak olarak  çalıştılar.&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;
On beş, on altı yaşlarında, uzun boylu, iri yapılı genç,  kuyumcu işliğinin başında kan ter içinde çalışıyordu.&lt;br /&gt;
Biraz önce büyük bir  özenle çekip uzattığı ipek inceliğindeki altın teli tam düğümleyecekken, tel  yine kopuverdi. Delikanlının zaten kırmızı olan yüzü iyice kızardı. Pençe gibi  elleriyle kavradığı örsü fırlatıp attı. Elinin tersiyle masa üzerindeki bütün  aletleri, bıçakları, makasları, çekiçleri ve irili ufaklı altın levhaları da  süpürüp, yere çaldı. Sabahtan beri uğraşıp, tel tel altın çekmiş, ama bunları  örme bir bilezik haline getirmek için düğümlerken, tel her defasında kopup  gitmişti. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hırsla burnundan solurken, arkasından yaklaşan beyaz sakallı  yaşlı adamın sesini duydu. Adam, “Hep söyledim sana, altın nazlı bir kadın  gibidir, ona karşı hep nazik olmalısın’’ diyordu. Delikanlı arkasına döndü ve  kendisine kuyumculuk öğreten ustasını gördü. Utandı. Aletleri ve altınları  toplayıp yeniden masaya koydu. Usta ile çırak yeniden çalışmaya ve sihirli maden  altını, göz kamaştırıcı güzellikte bir hasır bilezik haline getirmeye  başladılar. &lt;br /&gt;
Delikanlının adı Selim idi. Yıl 1487 idi ve Selim Trabzon  Vilayeti’nde şehzadelik yaparak devlet işlerini öğrenirken, bir yandan da iyi  bir kuyumcu ustası olmaya çalışıyordu. Kısa bir süre sonra bütün dünya onu  Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim diye tanıyacak ve onun bütün Arap  Yarımadası’nı, o zamanın en güçlü devleti Mısır’ı, Akdeniz’in büyük bir bölümünü  nasıl fethettiğini, Hilafet müessesesini alıp Osmanlı İmparatorluğu’na nasıl  getirdiğini bir bir öğrenecek ve önünde saygıyla eğilecekti.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Osmanlılar ve  altın&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;
Gold News’un 149’uncu sayısında başlattığımız ‘’Sarı Altın Yeşil  Anadolu’da’’ gezisinde bu sayıdaki durağımız Osmanlı İmparatorluğu. Tam altı  asır boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamı denince akla gelen ilk sembol,  göz kamaştıran mücevherler olmuş. İslam’da altın kullanımında aşırıya  kaçılmaması geleneği olduğundan, özellikle sofra takımlarında altın yerine gümüş  ve tombak tercih edilmiş, altın da saf halde değil, başka bir madenle  karıştırılarak kullanılmış.&lt;br /&gt;
Osmanlılarda kuyumculuk, padişahlar tarafından  sevilen ve desteklenen bir sanat dalı olmuş. Osmanlıların en kudretli  padişahlarından olan Yavuz Sultan Selim ile Kanuni Sultan Süleyman,  şehzadelikleri döneminde görev yaptıkları Trabzon’da kuyumculuk  öğrenmişler.&lt;br /&gt;
Mücevherlerde altınla birlikte kullanılan taşlar çeşitli  yerlerden getirilmiş. Mesela firuze Nişabur’dan, elmas Hindistan’dan, lal taşı  Bedehşan’dan, yakut Seylan’dan, zümrüt Mısır’dan, inci ve akik ise Yemen’den  temin edilmiş.&lt;br /&gt;
Osmanlı takıları arasında sorguç, hotoz, zülüflük, enselik,  saç bağı, gerdanlık, iğne, çelenk, küpe, bilezik, yüzük, halhal, pazubent,  düğme, zincir, kemer ve kemer tokası ilk göze çarpanlardan.Osmanlılar,  kuyumculuktaki ustalıklarını takılardan başka yerlerde de göstermişler. Bugün  Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan ‘’III. Murad Divanı’’ kitabının kabı, bir çok  takıdan çok daha ihtişamlı. Sultan III. Murad’ın saltanatı sırasında sarayın  ‘’Başkuyumcu’’su olan Bosnalı Mehmed Usta’nın eseri olan bu kitap kabı, altın  zemin üzerine delik işi ve kuyumcu kalemi tarağı ile yapılmış kıvrımlı dal ve  Rumiler, köşeli ya da düz zümrüt ve yakutlarla meydana getirilmiş. Hem erkek hem  de kadınların kullandığı sorguç da Osmanlılarda kuyumculuğun nasıl olağanüstü  bir sanat haline getirildiğini ortaya koyuyor. Yine Topkapı Sarayı Müzesi’nde  bulunan 18’inci yüzyılda yapılmış bir sorguç, altından yapılmış sapı,  ortasındaki kocaman zümrüt ve çiçek biçiminde işlenmiş elmaslarıyla günümüzde de  göz kamaştırmaya devam ediyor.Elmas, zümrüt ve yakutlarla bezeli broşlar,  fantastik bir tasarım olan ‘’titrek’’ takılar, ‘’tektaş’’, ‘’gül’’ ya da  ‘’Divanhane çivisi’’ adı verilen çeşitli yüzükler, ‘’akarsu’’ denilen bilezik ve  kolyeler, ‘’pay-ı çift’’, ‘’üç ayaklı’’ diye isimlendirilen küpeler, altının  kıymetli taşlarla büyük bir uyum içinde birleştirilerek Osmanlılarda nasıl büyük  bir sanat haline getirildiğini ortaya koyuyor&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div id=&quot;post_message_769819&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div id=&quot;post_message_769820&quot;&gt; &lt;div align=&quot;left&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;ANTİK ÇAĞDA BİLEZİKLER&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Anadolu tarihinde  önemli bir yeri olan Çatalhöyük&#39;te yapılan kazılarda elde edilen taş bilezikler,  bugün müzelerde günümüz insanıyla buluşuyor. Başlangıçta dinsel ve törensel  anlamı olan takıların daha sonraları, süslenme ve kendini güzel gösterme  amacıyla kullanılması sonucunda takılar değişik şekil ve malzemelerle yapılmış.  İlk bilezikler daha çok deniz kabukları, kemik ve küçük taşlar gibi doğal  malzemelerin dizilmesiyle elde edilmiş. Bu tip malzemelerden yapılmış  bileziklerin çıkarttığı seslerin, ayinlere daha gizemli bir hava kattığını  düşünür bazı araştırmacılar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/5_3.jpg&quot; /&gt;Anadolu&#39;nun en eski  merkezlerinden biri olan Alacahöyük&#39;te, kral mezarlarında bulunan altın  bilezikler M.Ö. 3. binde Anadolu&#39;daki kuyumculuğun ulaştığı nokta hakkında bilgi  verir. Hititler&#39;den kalma duvar kabartmalardaki insan figürlerinin bileklerini  süsleyen bileziklerdeki zenginlik dikkat çekicidir. Yüzleri birbirine dönük  aslan başları ile süslenmiş bilezikler, Hititler&#39;in severek kullandığı  formlarından olmuş. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Anadolu kültürleri arasında maden sanatı ve  kuyumculukta en başarılı olan toplum kuşkusuz Urartular. Urartular altın  takıları törensel amaçla kullanırken, gümüş ve bronz takıları günlük yaşamda  kullanmış. Urartu mezarlıklarında yapılan arkeolojik kazılarda bileziğin hem  kadınlar, hem de erkekler tarafından kullanıldığı ortaya çıkmış.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/5_5.jpg&quot; /&gt;Orta-Batı Anadolu&#39;da hüküm  süren ve tuttuğu her şeyi altına dönüştüren Kral Midas&#39;ın halkı Frigler&#39;in  yaptığı takılar da kuyumculuğun sırlarının, estetikle buluşmasının bir  göstergesi gibi. Pers istilası sırasında Doğu ile Batı sanatını topraklarında  harmanlayan Anadolu, bu dönemde aslan başları, hatta gövdeleriyle süslü ağır  altın bileziklerle göz kamaştırmış, eski çağların usta kuyumcularının ellerinde.  Camdan yapılmış bilezik halkaların altın aslan başı uçlarla süslendiği örneklere  de bu dönemde rastlarız. Bilezik halkası olarak camın asaletli ışıltısının yanı  sıra, ince teller de bilezik yapımında kullanılmış. Bu tip ince tellerden oluşan  bileziklerde; cam, kalsedon ya da kuvars gibi malzemelerden yapılan süslerle,  bilezikler farklı ve daha göz alıcı bir hale getirilmişler; daha çok beğenilmek  arzusuyla.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Batı Anadolu&#39;da antik Yunan sanatının, yerli  anlayışla &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;yorumlanması sonucunda takılarda da değişiklikler  gözlenmiş. Gerek motif ve figürlerin çeşitliliği, gerek bu çeşitliliği  pekiştiren ayrıntılı ve ince işçiliğin toplumlar arasında yayılmasıyla Batı  Anadolu, kuyumculuk konusunda estetiğin ve teknolojinin birleştiği bir yer  olmuş. Bu dönemde daha eski devirlerin mirası olarak kabul edilen uçları hayvan  başlı bileziklerin yanı sıra, M.Ö. 4. yüzyıldan sonra bileziklerde, granül  tekniğiyle yapılmış süsler ve telkâri şeritler de görülür. Artık bilezikler  tamamen süslenme amacıyla kullanılmış ve gösteriş ön plana çıkmış. Ancak bilezik  yapımında ağır ve törensel bir gösteriş yerine, son derece ince işçilikli ve  ayrıntılarla zenginleştirilmiş sanatsal bir anlayış tercih edilmiş. Bu dönemden  itibaren bilezik halkalarında değişik malzemeler kullanılmaya başlanmış. Altın,  gümüş, bronz ya da cam ve kuvars gibi çeşitli malzemelerin bilezik yapımına  uygulanmasıyla, takı sanatındaki gelişime paralel olarak, bilezik üretiminde de  yeni gelişmeler ortaya çıkmış. Bilezik halkaları kimi zaman burkulmuş ya da düz  boru olarak, kimi zaman da şeritler halinde şekil bulmuş, antik çağ  kuyumcularının parmaklarında. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/5_6.jpg&quot; /&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/5_7.jpg&quot; /&gt;Helenistik dönemde ele  geçirilen topraklardan sağlanan yeni malzemeler (sedef, inci vb.), yeni konular  ve yeni teknolojilerle takı yapımında önemli bir devrim gerçekleşmiş.  Zenginleşen üst tabakanın ve ticaretle uğraşanların estetik açıdan kaliteli  takılara yönelmesi, bu ürünleri sanat eseri olarak kabul etmeleri sonucunda,  takılara olan ilgi artmış ve özenli ve ince işçilikli takılar yapılmış. Bu  dönemin takı gereksinimini karşılamak için oluşturan en önemli kuyumculuk  merkezleri, Anadolu&#39;da Lampsakos (Lapseki), Antiokheia (Antakya) ve Mısır&#39;da  İskenderiye&#39;dir. Bu dönemde kuyumculuk tam anlamıyla renkli bir hal almış.  Zümrüt, yakut ve granat gibi taşlarla süslenen takılar; incilerle, sedeflerle  düşsel bir görünüme bürünmüş. Takılarda kabartmalı mitolojik figürlerden, aslan,  yılan, kuş, vb gibi hayvan motiflerine kadar her konu özgürce kullanılmış.  Ayrıca ipek püskül görünümünü veren sarkaçlardaki zarif işçilik sayesinde  takılar daha sanatsal ve daha popüler bir görünüme kavuşmuş. Bu dönemde üretilen  bileziklerde, hayvan başı olarak yapılan bilezik uçlarında çeşitlilikler  görülür. Aslan başının yanı sıra, koç, dana, keçi, sfenks, boğa ve köpek başları  da sıkça görülür. Ayrıca bileği ya da pazıyı birkaç defa saran, tamamı yılan  formunda yapılmış olan bilezikler ve pazıbentler de bu döneme ait takılardandır.  Bileziklerin orta kısımlarına telkâri süslemelerle yapılan ve günümüzün gemici  düğümünü andıran &quot;Herakles düğümü&quot; motifi, bileziklerde ve kolyelerde sıkça  karşımıza çıkar günümüz müzelerinde. Sabır ve özen gerektiren bu tip  bileziklerin işçiliğini görünce, ister istemez tartışmasız bir hayranlık  uyanıyor eski kuyumcu ustalarına, takı sanatçılarına...  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;M.Ö. 3. yüzyılda bilezik yapımında ortaya çıkan bir  diğer yenilik ise menteşeli ve kilitli bileziklerdir. Bu tip bileziklerde daha  değerli taşlar ve daha çok altın kullanılır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/5_8.jpg&quot; /&gt;Romalılar da Herakles  düğümü motifini severek kullanmaya devam etmiş. Bunun yanı sıra, yılan figürlü  bilezikler de eski dönemlerdeki kadar rağbet görmüşler. Cam ya da renkli  boncuklardan yapılmış bileziklerle birlikte, değerli taşlarla süslenmiş  bilezikler de bu dönemin önemli bilezik formları arasında yer almaktadır. Halkın  kullandığı basit bilezikler arasında, düz altın levhalardan yapılan bilezikler  ve altın tellerle yapılmış sade bilezikler de sayılabilir. Bizanslılar&#39;ın  üretmiş oldukları bileziklerde daha basit halkalar kullanılmış. Bu halkaların  bazıları mine işçiliği ile renklendirilmişse de Bizans bilezikleri Yunan ve Roma  bileziklerinde görülen ihtişam ve renklilikten uzak, daha basit  bileziklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Ait olduğu kültür ne olursa olsun antik çağlarda  üretilmiş olan bilezikler günümüzde görenleri hayrete düşürüyor aradan geçen  zamanı hiçe sayarcasına. Zamanında tanrıçaların ya da ölümlü kadınların narin  bileklerini süsleyen zarif bilezikler, bugün hala kuyumcu ustalarının ya da  tasarımcılarının vazgeçemedikleri takılar arasında yaşamlarını sürdürüyor.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://sanattarihi.org/images/stories/5_1.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/1488863015143511170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/taki-tarihi.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/1488863015143511170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/1488863015143511170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/taki-tarihi.html' title='TAKI TARİHİ'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-7077174435243547561</id><published>2010-12-10T09:31:00.001-08:00</published><updated>2010-12-10T09:31:27.200-08:00</updated><title type='text'>SIRRI ÇÖZÜLEMEYEN KAYIP DÜNYANIN GİZEMİ</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; src=&quot;http://images.habervitrini.com/haber_resim/mount_roraima_60896_sw.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Amazon  Ormanlarından gökyüsüne doğru fırlayan ve sanki bir el tarafından yapıldığı  izlenimi veren kuvars dağı, gizemiyle kayıp dünya olarak adlandırılıyor.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;04  Haziran 2009 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Brezilya ve Venezuela arasında bulunan Roraima  Dağı, dünyanın en gizemli yerlerinden birisi olarak kabul edilmektedir.Amazon  ormanlarının ortasından fırlayan ve bulutların üzerine çıkan 2770 metre  yüksekliğindeki Roraima Dağı, bilimadamlarının tanımıyla kayıp  dünyadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Son derece sert kuvars taşından oluşan bu ilginç dağ, bir  mimarın elinden çıkmış görüntüsü vermektedir. Çünkü 4 bir yanından yontulmuş el  yapımı bir binayı andırıyor.Bu görüntüsü yüzünden uzun süre bu dağı burada  yaşayan insanların yapmış olabileceği düşünüldü.Bu yönde çok sayıda araştırma  yapılmasına rağmen bu tezi doğrulayacak bir bulguya rastlanmadı.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Bu sarp ve  çıkılması çok zor olan dağın sadece görünümü değil, zirvedeki esrarengiz coğrafi  farklılıkları da bir türlü çözülemedi. Dağın en tepesinde çok sayıda şelale  bulunuyor. Bu kadar sert bir dağ&#39;da çok sayıda şelale bulunmasının sırrı  çözülemedi. Dağın zirvesinde sayısız mağara ve tüneller bulunuyor. Bu tüneller  içerisinde uzunluğu yaklaşık 500 metre olan mağaralar var.44 metre yüksekliğinde  ve tamamen kuvars tüneller, burada inceleme yapan yer bilimcileri bile şaşkına  çevirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Bazı alanları saf granitten olan Roraima Dağı, sadece  kendi görüntüsüyle değil üzerinde yaşayan canılarla da şaşırtıyor. Dünyanın en  küçük kurbağası bu dağın sirvesinde yaşıyor. Ayrıca dağda yaşayan bitki ve  hayvanları buradan başka yerde görmek mümkün değil.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;İŞTE SIRRI ÇÖZÜLEMEYEN O  KAYIP DÜNYA!..&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;299&quot; src=&quot;http://images.habervitrini.com/devam_photo/org/mount_roraima_60896_sw.jpg&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;299&quot; src=&quot;http://images.habervitrini.com/devam_photo/org/lu8h1z22.jpg&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;299&quot; src=&quot;http://images.habervitrini.com/devam_photo/org/hermli23.jpg&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;299&quot; src=&quot;http://images.habervitrini.com/devam_photo/org/sakk4p24.jpg&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;299&quot; src=&quot;http://images.habervitrini.com/devam_photo/org/roraima00.jpg&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[/td][/tr][/table]&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;450&quot; src=&quot;http://images.habervitrini.com/devam_photo/org/roraima.jpg&quot; width=&quot;298&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/7077174435243547561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/sirri-cozulemeyen-kayip-dunyanin-gizemi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/7077174435243547561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/7077174435243547561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/sirri-cozulemeyen-kayip-dunyanin-gizemi.html' title='SIRRI ÇÖZÜLEMEYEN KAYIP DÜNYANIN GİZEMİ'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-7628487843091523494</id><published>2010-12-10T09:28:00.001-08:00</published><updated>2010-12-10T09:28:59.320-08:00</updated><title type='text'>BULUNAN DEFİNELER HAZİNELER VE ALTIN SİKKELER</title><content type='html'>KUMLUCA DEFİNESİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
CORYDELLA&lt;br /&gt;
Şehir Antalyada ,Kumluca&#39;nın batısındaki ve  ilçe merkezine 1 km. uzaklıktaki iki tepe üzerinde kurulmuş.Bugün toprak üstünde  yalnızca şehre su getiren aguaduktur kalıntıları seçilebilmektedir.Diğer eserler  yok edilmiştir.Kent özellikle Bizans ve geç Bizans devirlerinde gelişme  göstermiştir.Fakir bir köylü kadının keçisinin ayağına bir zincirin takılması  ile ortaya çıkan ve &quot;Kumluca Definesi&quot; diye tanınan define bu ören yerinde  çıkmıştır.Ne yazık ki çok değerli altın ve gümüş eşyalardan oluşan definenin  büyük bir kısmı Amerika&#39;ya kaçırılmış, çok az bir kısmı Antalya Müzesi&#39;nde  sergilenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İNCİPINAR DEFİNESİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1983 yılı  başlarında Muğla&#39;ya bağlı Göktepe Köyü&#39;nün İncilipınar yöresinde Toprak-Su  hafriyatı sırasında ele geçen bu define 202 adet Roma follis&#39;inden oluşmaktadır.  Görünüşleri, hafif yeşil bir oksidasyon tabakasıyla kaplı, temiz sikkelerdir. Ön  ve arka yüz yazılarıyla, figürler rahatlıkla seçilebilmektedir. Definedeki  sikkeler incelenip tasnif edildiğinde Diocletianus ile Constantinus I&#39;in  saltanatları arasındaki devri kapsayan imparator, imparatoriçe ve Caesar&#39;lar  kronolojik olarak şöyle sıralanıyor:&lt;br /&gt;
Diocletianus (284-305)&lt;br /&gt;
Maximianus  Hercül (286-305)&lt;br /&gt;
Constantius I Chlorus (292-306)&lt;br /&gt;
Galerius Maximianus  (292-311)&lt;br /&gt;
Valeria (315 ölümü)&lt;br /&gt;
Severus II (305-307)&lt;br /&gt;
Maximinus II Daia  (308-313)&lt;br /&gt;
Licinius I (307-323)&lt;br /&gt;
Constantinus I  (306-337)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KARGAMIŞ DEFİNESİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir köylünün 1995’te  bulduğu 3 bin sikkelik Karkamış Definesi’nde 13 adet son derece değerli olan  &quot;dekadrahmi&quot; bulunuyordu. Defineyi Hikmet Gül adlı kişi, ünlü kaçakçı Fuat  Üzülmez’le birlikte yurtdışına kaçırdı ve çok zengin oldu. Dekadrahmilerden 2  tanesi Atina Para Müzesi’nde.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1995 yılında Gaziantep’e bağlı  Karkamış’da bir köylü tarafından bulunan 3000 sikke ile her biri bugünkü  piyasada 1 milyon dolara giden nadir Atina &quot;dekadrahmi&quot;sinden (10 drahmi) en az  13’ünün yurtdışına kaçırıldığı ve iki Atina dekadrahmisinin şu anda Atina’daki  Nümizmatik Müzesi’nde olduğu ileri sürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir hafta önce çıkan  kitabında Türkiye’den kaçırılan sikkelerin dünyada kimlere satıldığını açıklayan  Hollandalı araştırmacı yazar Arthur Brand (37), Hürriyet’e &quot;Karkamış Definesi,  Elmalı Definesi’nden daha kıymetli ve daha önemli. Karkamış Definesi’nde çok  nadir Atina dekadrahmisinden (10 drahmi) en az 13 tane var. Bunları Türkiye’den  dışarı kaçıran Hikmet Gül çok zengin oldu ama son birkaç aydır ortalardan  kayboldu&quot; dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hikmet Gül’ün defineyi bulan köylünün akrabası olduğu  öğrenildi. Arthur Brand, defineye &quot;Kuzey Halep Definesi&quot; kod adını takan Hikmet  Gül’ün 1984’te bulunan Elmalı Definesi’ni yurtdışında pazarlayan ve Münih’te  yaşayan Fuat Üzülmez ile temasa geçtiğini belirtti. Brand, Elmalı sikkeleriyle  başı derde giren Fuat Üzülmez’in Karkamış Definesi ile ikinci bir kumar daha  oynadığını söyledi. Karkamış Definesi’nde MÖ 5. asıra ait 3 bin sikke dışında,  çok kıymetli 13-15 Atina dekadrahmisi ve nadir rastlanan sikkeler dikkat  çekiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
50 milyon dolar&lt;br /&gt;
Daha önce dünyada 3 tane bulunan Aineia  Tetradrahmi’nin dördüncüsünün Karkamış sikkeleri arasında olduğunu vurgulayan  Arthur Brand şöyle konuştu: &quot;Türkiye’den kaçırılan bu defineye o zaman 15 milyon  dolar değer biçildi, ama şimdiki değeri en az 50 milyon dolar. Karkamış  Definesi’nde her biri 1 milyon dolar eden 13 tane dekadrahmi var. Benim  kaynaklarım ise Türkiye’den kaçırılan bu definede 15 tane dekadrahmi olduğunu  söylüyor. Bu dekdrahmilerden 1984’de Elmalı Definesi bulunana kadar dünyada 13  tane, Elmalı Hazinesi’yle birlikte 27 tane vardı. Karkamış Definesi’le dünyadaki  dekadrahmi sayısı şimdi 42’ye çıktı. Ayrıca definedeki 3 bin sikke arasındaki  Kıbrıs sikkeleri çok kıymetli.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1995 yılında Hikmet Gül’ün temasa geçtiği  Fuat Üzülmez’in ilk 800 sikkeyi 1.5 milyon dolara satın aldığına dikkat çeken  Hollandalı araştırmacı, açıklamalarını şöyle sürdürdü: &quot;İkinci parti  Türkiye’deki kaçakçılara 2.5 milyon dolara teklif edildi ama kimse bu kadar  parayı çıkartamayınca Hikmet Gül tekrar Fuat Üzülmez’e başvurdu. Birlikte  sikkeleri Russo, Bank Leu, Tkalec, Harlan J. Berk, Goldberg, Freeman and Sear,  CNG gibi müzayede firmalarına sattılar. Şimdi bile Karkamış Sikkeleri, bu  firmaların kataloglarında yer alıyor. Birkaç dekadrahmi ile bazı sikkelerin hala  Hikmet Gül’ün elinde olduğunu ve bunları satmaya çalıştığını  biliyoruz.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
YÜZYILIN DEFİNESİ&lt;br /&gt;
ELMALI  SİKKELERİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elmalı Sikkeleri&#39;nin Tarihçesi&lt;br /&gt;
M.Ö. V. Yüzyılda  Perslerin Yunanistan&#39;ı istila etmelerinden sonra Atina Şehir Devleti&#39;nin  önderliğinde Akdeniz çevresi şehirlerinden oluşan bir birlik kurulmuştu (Atik -  Delos Deniz Birliği). Birliğin bir merkezi ve bir bütçesi vardı. Her ülke kendi  bastığı gümüş sikkeden kendi gücü oranında katkıda bulunuyordu.&lt;br /&gt;
1984 yılında  Antalya&#39;nın Elmalı İlçesi&#39;nde kaçak kazılar sonucu bulunan yüzyılın definesi  Elmalı Sikkeleri o bölgede bulunan bütün şehir devletlerinin paralarını  içeriyordu. Yaklaşık 1900 adet sikkenin binden fazlası ise Likya bölgesindeki  şehir devletlerinin parası idi ve içlerinde şimdiye kadar bilinmeyen  hanedanların sikkeleri de vardı.&lt;br /&gt;
Söz konusu sikkelere yüzyılın definesi  denmesinin en önemli nedeni; Yunanlılar Persleri yendikleri için bir anı parası  çıkarmışlardı. Normal olarak o zaman para birimi bir drahmi, en fazla 4 drahmi  iken anma nedeniyle 10 drahmilik para çıkarılmıştı (10 drahmilik para =  Dekadrahmi).&lt;br /&gt;
Bu sikkeler çok az sayıda basılmıştı ve 1984 yılına kadar  dünyada sadece 13 tanesinin varlığı bilinmekte idi. Elmalı Definesi&#39;nde ise  bunlardan 14 tane bulunmaktaydı.&lt;br /&gt;
Elmalı Definesi&#39;nin bulunmasıyla insanlık  tarihinin bilinmeyen önemli bir bölümü aydınlanmış ve dünyada bilinen Dekadrahmi  sayısı iki katına çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KARUN HAZİNELERİ&lt;br /&gt;
UŞAK KARUN  HAZİNELERİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uşak ili&#39;nin 25 km batısında, Uşak-İzmir Devlet  Karayolu üzerinde yer alan Güre köyü&#39;nün kuzeyindeki Hermos(Gediz) Nehri&#39;nîn  suladığı dar ovanın yakınlarında Lidya ve Greko-Pers(IVI.Ö. 6. yy.) tümülüsleri  bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
1965 yılında bu alandaki soygunlar, TOPTEPE Tümülüsü&#39;nün kaçak  kazısıyla başlamıştır. Kaçak kazıları gerçekleştirenlerin ifadesine göre;mezar  odasına girildiğinde, yerdeki bir gümüş testi ile çok sayıda mermer alabastron  tavandan düşen bir hatıl nedeniyle tahrip olmasına karşın, hazinenin büyük  bölümü ölünün yatırıldığı kline üzerinde bir tutam saç ve toz haline gelmiş  kemiklerle birlikte bulunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu odada bulunan;&lt;br /&gt;
1. İnsan  kulplu gümüş oinochoe,&lt;br /&gt;
2. Sfenksi! ve altın başlı tutamaktı kepçe,&lt;br /&gt;
3.  Tamamı altın, sallanınca ses veren makara,&lt;br /&gt;
4. Altından yapılmış içleri boş,  iğneli altın küpe,&lt;br /&gt;
5. Aynı tip ancak daha küçük boyutta iğneli küpe&lt;br /&gt;
6.  Sallamalı, altından yapılmış kanatlı at şeklinde broş,&lt;br /&gt;
7. Meşe palamutu  sallamalı altın ve renkli taştan yapılma kolye,&lt;br /&gt;
8. Akik ve taştan yapılmış  geometrik şekilli kolye,&lt;br /&gt;
9. Mavi renkli camdan yapılmış uçları, aplike  arslanbaşı şeklinde bir çift bilezik,&lt;br /&gt;
10. Uçları taş boncuklu püskül şeklinde  altın gerdanlık, kaçakçılar tarafından alınmıştır.&lt;br /&gt;
Toptepe Tiimiilüs  buluntuları aracılar yardımıyla, eski eser kaçakçılığıyla örgütlü bir biçimde  uğraşan alıcılara satılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1966 yılında Gure&#39;de ikinci bir soygun  yaşanmıştır. Güre Köyii&#39;nün yakınında yer alan, yörede ikizce olarak  adlandırılan İHİZTEPE Tümülüsü&#39;nün batı yamacımla düzgün bir mermer blok, bir  köylü taralından bulunur. Bu ipucunu değerlendiren ve bir yıl önceki soygunu  bilen kaçakçılar Ikiztepe&#39;de kaçak kazıya başlarlar. Bir türlü mezar odasına  ulaşamayan kaçak kazı ekibi yeni katılanlarla, sonunda yeri bulunan mezar  odasının tavanım barutla patlatarak içeri girmiştir. Ancak bir süre sonra  paylaşımda haksızlığa uğradığını düşünen bîr kişi durumu jandarmaya ihbar  etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Güvenlik makamlarınca sürdürülen operasyonlarda bazı eserler  ele geçirilmişse de,kaçmayı başaran bir kişi, elindeki eserlerin tümünü, Toptepe  Tümülüs buluntularını satın alan aynı kişiye ulaştırmayı  başarmıştır.&lt;br /&gt;
Operasyonlarda yakalanan kişiler çeşitli cezalara  çarptırılırlar. Ama olaylar yatıştıktan sonra Ikiztepe&#39;de Gürelilerce yapılan  kaçak kazı sonucunda ikinci mezar odasına da ulaşılır. Ancak, mezar hiçbir  buluntuyu içermemektedir. Kaçakçılar eserlerin, kline içinde olabileceğini  düşünerek hırsa kapılmış ve klineyi parçalamışlardır. Bu klinenin bir parçası  bir köy evinin duvarında yapı elemanı olarak görülebilir.&lt;br /&gt;
Daha sonra ise,  aynı yöredeki bir başka tümülüs - Aktepe l&#39;in mezar odası, avlanmakta olan  köylülerce bulunmuştur. Tumülüste bulunan kırmızı, mavi, siyah ve yeşil renkteki  duvar resimleri, bezemeli kline ayakları keskilerle parçalanarak satılmak üzere  İzmir&#39;e gönderilmiştir. Mezar odasının arka duvarı da, dana sonra üzerine sahte  resimler yapılarak parçalanmış ve antikacılara&#39;satılmıştır. Sahte duvar  resimlerinin satıldığının duyulması üzerine Aktepe l Tümülüsü&#39;nün dromosuna  ulaşılarak mezar odasının giriş kapısının iki yanında yer alan boyalı ve volütlü  parçalar yerinden çıkarılmaya çalışılır. Bunlardan biri 1987 yılına kadar üç  kaçakçı taralından saklanmış, diğeri ise kırıldığından yerinde  bırakılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ekim 1993 de, 60&#39;lı yıllarda kaçak kazılarla edinilen  363 eserin ülkemize iadesi sağlanmıştır.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/7628487843091523494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/bulunan-defineler-hazineler-ve-altin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/7628487843091523494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/7628487843091523494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/bulunan-defineler-hazineler-ve-altin.html' title='BULUNAN DEFİNELER HAZİNELER VE ALTIN SİKKELER'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-8145722889592166865</id><published>2010-12-10T09:27:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T09:27:05.001-08:00</updated><title type='text'>PENTAPOLİS ŞEHİRLERİ</title><content type='html'>Brouzos şehirinden kalma kitabe - KarasandıklıPentapolis ismi &quot;beş şehir&quot;  anlamına gelir. Bu beş şehir grubu Sandıklı Ovası&#39;nda yer almıştır. Bunların en  önemlisi Eukarpia idi. Eukarpia adını, Helenistik ve Roma döneminde Sandıklı  Ovası&#39;na vermiş, Eukarpia ovası olarak anılmıştır. Pentapolis terimi sadece  Bizans döneminde verilmiştir. Pentapolis&#39;in diğer şehirleri şunlardır: Brouzos,  Hieropolis, Otrous, Stektorion&#39;dur.&lt;br /&gt;
Eukarpeia (Emirhisar): Eukarpeia, Klasik  ve Bizans dönemine ait Sandıklı Ovası&#39;nın beş şehrinden oluşan Pentapolis&#39;in en  önemli şehridir. İmparator Augustus&#39;un zamanında &quot;Eukarpıtikon pedion (Eukarpeia  ovası)&quot; olarak anılan şehrin adı, bronz sikkelerin üzerine basılmıştır. Daha  sonra imparator Hadrian döneminden itibaren sikkelerin üzerine şehrin kendi adı  basılmıştır. Eukarpeia akropolü, geçen yüzyıla kadar hala görünen Roma dönemine  ait şehir surları ve bir kaç binanın bulunduğu yer, Emirhisar Köyü&#39;nün kuzey  batısında bir tepe üzerindedir. Bunlar şimdi tahrip edilmiştir. Ama buradan  çıkmış olan birkaç sütun, Afyon Müzesi&#39;nde bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
Brouzos (Kara  Sandıklı): Sandıklı İlçesi&#39;ne bağlı Kara Sandıklı&#39;da bulunan Pentapolis  şehirlerinden biridir. Roma İmparatorluğu döneminde Brouzos adına birkaç defa  sikke basılmıştır. Kara Sandıklı ve komşu köylerindeki birçok arkeolojik  kalıntılar ve yazıtlar bulunmuş; Septimius Severus onuruna yazılmış bir kitabe  hâlâ caminin yanında bulunmakta ve antik şehrin adını taşımaktadır.&lt;br /&gt;
Diokleia  (Ahurhisar): Bu şehir, Sandıklı Ahırhisar&#39;da bulunmaktadır. İmparator Septimius  Severus onuruna yazılan ve kentin ismini açıkça ortaya koyan yazıtların  bulunduğu Doğla köyü, ismi hala korunmaktadır. Bu yazıya göre, bölgede oturan  Moxeanos&#39;luların en önemli şehri Diokleia idi. Moxeanoi için bir başka önemli  şehir de, yeri henüz bulunamamış olan Siocharax idi. Diokleia, bölgenin merkezi  olmasına karşın, yalnızca imparator Elagabalus döneminde para darpetmiştir.  Ahırhisar ve Doğla&#39;da Roma ve Bizans dönemlerinden kalma yazıtlar ve mimari  kalıntılar bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;img align=&quot;right&quot; alt=&quot;Tarihi Eser&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;190&quot; src=&quot;http://www.sandikli.com/foto/kisa/mentesyazit.jpg&quot; style=&quot;padding-left: 10px;&quot; width=&quot;300&quot; /&gt;  Hieropolis (Koçhisar): Hieropolis&#39;in adı kutsal şehir anlamına gelir. Bu ad  yakınında olan ve Tanrı&#39;nın bir lütfu olarak kabul edilen kaplıcalardan dolayı  verilmiştir. Roma İmparatorluğu yönetimindeki şehrin bazı sikkeleri üzerinde,  yer altı dünyasının tanrısı Hades ve üç başlı köpeği Kerberos&#39;un tasvirleri yer  almaktadır. Bu inanç, yerin derinliklerinden gelen sıcak maden suyu ile  kesinlikle alakalıydı. 19.yy. kadar burada varlığını koruyan Roma dönemine ait  tapınak kalıntıları ve diğer binalar artık görülmemektedir.&lt;br /&gt;
Otrous  (Yanıkören): M.S. 2 ve 3 yüzyıllarda sikke darpeden Pentapolisi&#39;in bu küçük  şehri, Kufi Boğazı yoluyla Eukarpeia&#39;dan Eumeneia&#39;ya uzanan yol üzerinde  Yanıkören&#39;de, Sandıklı Ovası&#39;nın güneyinde kurulmuştur. Burada, klasik döneme  ait az kalıntı vardır. Fakat bölgede Bizans dönemine ait yıkıntılar ve bir çok  geç dönem yazıtları görebiliriz. Görünüşe göre bu şehir, Bizans döneminde, Roma  döneminde olduğundan daha önemliydi.&lt;br /&gt;
İmparator Nerva onuruna yazılmış yazıt  _MenteşStektorion (Menteş): Roma İmparatorluğu altında iken sikke basan bu  şehir, Sandıklı İlçesi&#39;ndeki Menteş Köyü yakınlarında Kocahöyük denilen bir tepe  üzerindeydi. Bu höyüğün yamacında küçük bir tiyatronun kalıntıları meydana  çıkarılmıştır. Menteş Baba Türbesi&#39;nde, eski şehrin muhtemel yerinin  belirlenmesini sağlayan, imparator Nerva onuruna Latince bir yazıt ve Bizans  mimarisine ait çeşitli parçalar mevcuttur. Bir tepe üzerinde yakın bir civarda,  dönemi bilinemeyen ve harç kullanılmadan taşlardan yapılmış büyük bir kale ile  batıya doğru uzanan dağlarda birkaç küçük kilise temelleri vardır. Pausanias&#39;a  göre Stektorion hudutlarının içinde, kahraman Mygdon&#39;un mezarı vardır. Homer,  Mygdon için Otreus ile birlikte Friglerin lideri olarak bahsetmektedir.&lt;br /&gt;
Bu  beş şehir dışında Hüdai Kaplıcaları aynı dönemlerde Agros Thermon olarak  bilinmekteydi.&lt;br /&gt;
Friglerden kalma Frigçe yazılmış yazıt Gelincik Kayası olarak  bilinir - Çepni Köyü&lt;br /&gt;
&lt;center&gt;&lt;img alt=&quot;Tarihi eser&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;147&quot; src=&quot;http://www.sandikli.com/foto/kisa/gelincikkayasi.jpg&quot; width=&quot;300&quot; /&gt;&lt;/center&gt;Agros Thermon: Sandıklı Ovasındaki sıcak su kaynağı olan  şimdiki Hüdai kaplıcasının bulunduğu yerde, Hieropolis kenti yakınında olup  olağanüstü bir doğa olayından adını alır. Şehrin adı Roma&#39;daki Vatikan  Müzesi&#39;nde bulunan bir yazıtta ve aziz Aberkios efsanesinde geçmektedir.  Efsaneye göre, aziz Aberkios, dualarıyla kaynaklardan sıcak su çıkarmıştır.  Bizans mimari kalıntıları, ortaçağda bu sıcak su kaynaklarının hamam olarak  kullanıldığını göstermektedir. Şüphesiz ki daha eski dönemlerde de aynı amaçla  kullanılmıştır.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/8145722889592166865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/pentapolis-sehirleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/8145722889592166865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/8145722889592166865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/pentapolis-sehirleri.html' title='PENTAPOLİS ŞEHİRLERİ'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-8794643273192110355</id><published>2010-12-10T09:15:00.001-08:00</published><updated>2010-12-10T09:15:33.355-08:00</updated><title type='text'>ANTİK ÇAĞDA KOLYE</title><content type='html'>Dünyanın ilk zamanlarında ufak taş parçaları ve deniz kabuklarıyla başlayan,  kemik ve boynuz parçalarıyla süren kolyenin serüveni birbirinden değerli  taşlarla sürüyor. Kullanım yeri itibariyle o,şüphesiz kadınların en özel  takısı... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Geçmişten günümüze; süslenme, beğenme ve beğenilme arzusunun  en önemli göstergelerinden olan takılar arasında, kolyeler en göze çarpanı...  İlkel zamanlarda ufak taş parçalarından, deniz kabuklarından, kemik ve boynuz  parçalarından yapı**** kolyeler, basit ve sade görünümlü. Sıra sıra dizilen  renkli taşların, o dönemlerin en sevilen kolye formları arasında yer aldığını  bugün müzelerimizi süsleyen, erken devirlere ait boncuk ve kolye örneklerinden  anlayabiliriz. Kültürler değiştikçe, çağlar birbirini izledikçe gelişen ve yeni  teknolojilerle, yeni formlarla gelişerek günümüze ulaşan takı sanatında  kolyelerin yadsınmaz bir önemi vardır. Diğer takıların kullanım yerleri göz  önüne alındığında, en göze çarpan takının kolye olması kaçınılmazdır. &lt;br /&gt;
M.Ö.  6. yüzyılda yaygın olarak görülen palamut sarkaçlı kolyelerin yerini M.Ö. 5. ve  4. yüzyıllarda çok daha ince işçilikli ve ayrıntılı kolyeler almış. Tüm boynu  boşluk bırakmadan saran ve boyundan gerdana dökülen bir danteli anımsatan bu  kolyelerde, ince ve sık tellerden yapılmış zincirler temel öğeyi oluşturur.  Zincirlere eklenen parçalarla kolye sade ya da çok gösterişli bir hale  getirilir. Zincirlere dizilen boncuklar ile tek ya da çift sıra halinde  yerleştirilen borucuklar, bu tip gösterişli kolyelerin üst kısmını oluşturur. Bu  şekilde tasarlanan üst kısımların altlarına eklenen mızrak ucu ya da palamut  şekilli sarkaçlardan başka; insan ya da hayvan başı şekilli sarkaçlarda yan yana  dizilerek göz okşayan kolyeler üretilmiştir, eski çağların altın sanatçıları  tarafından. M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren zincir ya da örgü sistemi ile yapılmış  olan geniş şeritler, gerdanlıklarda sıkça kullanılmaya başlanmış ve son derece  gösterişli takılar yaratılmış. Bu tip gerdanlıklarda, üzeri telkâri işçilikle  süslü kopçalar ve birkaç zincirden oluşan sarkaç grupları kullanılarak  gerdanlıkları çok daha zengin ve gösterişli hale getirilmiş. Hatta sarkaçların  bağlantı öğesi olarak kullanı**** halkaları gizleyen çiçek motiflerinde de mine  tekniği uygulanarak daha renkli görüntüler elde edilmiş. &lt;br /&gt;
M.Ö. 4. yüzyıldan  itibaren görülen bir diğer model de, boyun bağı olarak adlandırılıyor. İki altın  zincirin bir bağlantı boncuğunun içinden geçirilmesi ve sarkan uçlara eklenen  sarkaçlardan oluşan bu kolyeler, estetik görünümleri ve zarif duruşları  nedeniyle antik çağda çok rağbet gören modeller arasında yerini almış.  Zincirlerin uçlarına dörtlü püsküller ve bu altın püsküllerin uçlarına da  çeşitli şekillerde sarkaçlar eklenmiş. En çok kullanı**** sarkaç şekilleri  arasında çiçek, nar, palamut ve küre sayılabilir. Şekli ne olursa olsun bu  sarkaçlar ve bağlantı boncukları, telkâri tekniğinin zarif zevkiyle süslenerek  kolye ve gerdanlıkların hem estetik, hem de maddi değerlerini artırmış.  &lt;br /&gt;
Kolye yapımcılığı, takı yapımında büyük gelişmelerin yaşandığı Hellenistik  Çağ’da, diğer takılara paralel olarak gelişmiş ve yeni malzemelerin, farklı  modellerle harmanlandığı bir anlayışla yaratıcılık sınırları zorlanmış. İnce  işçilikli zincirlerin ucunda bulunan kolye uçlarının yanı sıra; çeşitli  taşlarla, cam boncuklarla süslenmiş gösterişli altın gerdanlıklar da bu dönemden  itibaren kadınların takıyla olan birlikteliğinin en göz alıcı parçaları arasına  girmiş. Estetiğin, kuyumculuk sanatıyla eşsiz bir raksı olmuş bu dönemde  üretilen takılar. Kakma, granülasyon, dökme ve çekiçleme gibi tekniklerin bir  arada ya da ayrı ayrı kullanılmasıyla kimi zaman sade ve şık, kimi zaman da  gösterişli ve çarpıcı kolyeler üretilmiş ölümlü ve ölümsüz kadınların  gerdanlarını süslemek için. İlk bakışta ışık selini andıran zümrütlü, yakutlu  gerdanlıkları, kolyeleri tanrıçalar kullanmış vakur bir edayla, cilveyle; kâh  kadın dünyasını yansıtan efsanelerde, kâh kadın ruhunu okşayan eski masallarda.  &lt;br /&gt;
Kuyumcu ustaları gelişen teknolojinin getirdiği kolaylıkları, eski  geleneklerle birleştirerek yeni tasarımlar ortaya çıkarmış. Kimi zaman altını  incecik levhalar haline getirerek yaprak, çiçek, dal motifleri ile süsleyen  ustalar, kimi zaman da bu levhalara mitolojik yaratıkları, tanrı ve tanrıçaları  betimlemişler. Bazen sadece altını şekillendirerek kullanmış usta tüm hünerini;  bazen de başka malzemelerle birlikte kullanarak, rengârenk bir şölene imza  atmış; cam boncuklarla, incilerle... Özellikle Roma Devri ile yaygın olarak  kullanı**** inci, bu dönemden sonra da sıkça kullanılmış kolyelerde ve diğer  takılarda. Altın kolyelerde kullanı**** diğer değerli ve yarı değerli taşlar  arasında altının ışıltısıyla hoş bir ahenk yaratan ametist en gözde taşlardan  biri olmuş. Farklı tonlarda yeşile sahip olan yeşim de en az ametist kadar sık  kullanılmış. Kuvars, karneol ve lapislazuli gibi renkli taşlar, takılarda  sevilerek kullanı**** taşlar arasına girmiş. Kolyelerin maddi ve estetik  değerini yükselten taşlardan olan yakut, zümrüt ve safir ise hem renkli  ışıltıları, hem de altınla olan kusursuz uyumlarıyla günümüzde olduğu kadar  antik çağlarda da rağbet gören kombinasyonlarda kullanılmış. &lt;br /&gt;
Renklerin  sonsuz ışıltısına, altının ölümsüz pırıltısını katan antik çağ takı ustaları,  aradan geçen yüzyılara karşın hala görenleri etkileyen göz alıcı takılar  yapmışlar zaman ve yer kavramını hiçe sayarcasına. İncecik altın tellere  serpiştirilmiş gibi duran zümrütler ya da ışığı rengârenk hüzmelerle yansıtan  cam boncuklar, aradan geçen zamana karşın antik çağın sanatçılarına ve estetik  anlayışına hayranlık uyandıracak nitelikte. &lt;br /&gt;
Malzemesi ya da şekli ne olursa  olsun kadının eski çağlardan beri vazgeçemediği, sade ya da gösterişli ama  mutlaka üzerinde taşımaktan hoşlandığı bir takıdır kolye. Yerine göre incecik  yalın bir zincirin ucundan sallanan zarif bir uçla, yerine göre de albenili,  ışıltılı bir gerdanlığın pırıltısıyla büyülemek ister kadın çevresindekileri,  yaşadığı zaman ve mekân ne olursa olsun...</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/8794643273192110355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/antik-cagda-kolye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/8794643273192110355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/8794643273192110355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/antik-cagda-kolye.html' title='ANTİK ÇAĞDA KOLYE'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-4829621841481203849</id><published>2010-12-10T09:14:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T09:14:06.959-08:00</updated><title type='text'>DEFİNEDE TILSIM ÇEŞİTLERİ</title><content type='html'>Hayvansal Tılsımlar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tavşan Ayağı : İlginç bir tılsım daha. Hem de en  popüler tılsımlardan biri. 20.yy&#39;ın başlarında bu şöhreti yakalayan tavşan ayağı  tılsımı için bir çok yerde bir dolu rivayetler üretilmiştir. Kimi &quot;tavşanın  ayağı uğurlu olsaydı, tavşana da uğur getirirdi, bakın şimdi o üç ayaklı bir  tavşan&quot; dedi, kimi hayvan haklarından bahsetti ve bunun bir katliam olduğunu  savundu, kimi de onun uğuruna yürekten bağlandı ve onu en uğurlu uğuru saydı.  Ama var olan bir gerçek, tavşan ayağının bir tılsım olarak kullanılıyor  olmasıydı. Tılsım kaybetmek uğursuzluk sayılır ama, tavşan ayağı tılsımını  kaybetmek kimilerine göre ölüm, zamansız bir felaket, kimilerine göre de çok  büyük bir şanssızlık olarak algılanırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boynuz : Boynuzlar bugüne kadar  birçok toplumda kah üzerinde taşımak, kah bir yere asmak suretiyle yaygın olarak  kullanılan tılsımlardandır. Boğanın iriliği, vahşiliği gücü temsil ederken,  çiftleşmesi doğurganlığı, çifte koşulması da bereketi temsil ettiği inancı onu  bir tanrıya dönüştürür ve Antik çağ toplumları için bu durum ideal bir  koruyuculuk timsali teşkil eder. Bir damına asılan ya da duvarına yerleştirilen  bir boynuz o evin koruma altında olduğu inancını insanlara aşılar. Bugün altın  ve gümüşten yapılan küçük ve tek bir boynuz bir zincirin ucunda boyuna asılır ve  cinsel iktidar sembolü olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Deniz kabukları : Bilinen  koruyucu tılsımların en eskisi olan deniz kabuklarının 20 bin yıl öncelerine  dayanan bir tarihi vardır. Deniz kabukları dünyanın bir çok yerinde tılsım  olarak kullanıldıkları gibi, süs eşyası olarak da çok yaygındırlar. Deniz  kabuklarını eskiden beri bir çok şeyle ilişkilendiren insanoğlu, onu hem nazara  karşı koruyucu olarak, hem de doğurganlığı temsil edici olarak kullanmışlardır.  Onların yumurta biçimli şekilleri gözü hatırlattığından, cesetlerin göz  yuvalarına yerleştirilirdi. Bunda amaç, ölünün öte dünyayı çürümeyen gözlerle  görmesini sağlamaktı. Bu çok yaygın bir gelenek olarak bilinir. Deniz kabuğunun  kadın cinsel organına benzetilen yarık kısmından dolayı,bazı eski metinler onu  dişi yaşam kapısı olarak adlandırır. O güçlü bir doğurganlık sembolü olarak ve  de bir tılsım olarak, doğum sancıları ve kısırlığa karşı kullanılırdı. Kimi Asya  ve Afrika ülkelerinde deniz kabukları hayvanların koşum aksesuarlarına takılarak  onları nazardan korumak için de kullanılmıştır. Deniz kabuklarının takı olarak  kullanılmasından sonra, bunların altın ve gümüşten olan taklitleri de yapılarak  çok güzel birer süs eşyası olarak günümüzde de kullanılmaktadır. Bunların mavi  sırlı topraktan, akik ve kuvarstan da yapılanları mevcuttur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Baykuşlu  Tılsımlar : Kem gözlere karşı en iyi koruyucunun yine bir başka göz olduğu  varsayımıyla tasarlanan baykuş şeklindeki tılsımlar, en çok küçük bir Akdeniz  adası olan Minorka&#39;da kullanılmaktadır. En dikkat çekici özelliği gözlerin  olduğu bu baykuş şeklindeki koruyucu tılsım, camdan veya metalden yapılır. Bugün  bile hala popülerliğini koruyan baykuş tılsımlarının, Minorka&#39;da evleri de büyük  felaketlerden koruduğuna inanılır. Baykuşun uğursuz bir hayvan olarak bilinmesi,  bu tılsımın pek fazla rağbet görmemesine yol açan en önemli etken olarak değer  kazanır. Onun koruyucu rolü, pek çoklarına göre evrensel değildir. Çünkü o,  gecenin şeytani yaratığı olarak bilinir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Köpekbalığı Dişi (Aziz Paul&#39;ün  Dili) : Kökeni Ortaçağlara dayanan ve günümüzde bile hem süs eşyası hem de  koruyucu olarak kullanılabilen bir tılsım olan Köpekbalığı dişi ya da Aziz  Paul&#39;ün Dilinin, bir çok korumayı gerçekleştirdiğine inanılırdı. Bu tılsımın bu  adı almasındaki nedene gelince ; Şiddetli bir fırtınada gemisi küçük bir adaya  sürüklenen Aziz Paul, karaya çıkınca bir yılanın ısırmasına maruz kalır. O da  buna tepki olarak o adayı kutsadı ve yılanlarına lanet okudu. O anda adadaki tüm  yılanlar zehirlerini kaybettiler ve zararsız birer hayvan oldular. Bu yılanların  zamanla ölmesi kayaların içinde fosilleşen üçgen şeklindeki dişleri ada halkı  tarafından Aziz Paul&#39;ün Dili olarak adlandırıldı ve bulundukları yerden  çıkartılarak, üzerlerine altın, gümüş gibi montürler yerleştirildi ve kolye,  gerdanlık, küpe gibi eşyalar haline sokuldular. Ama bunların aslında yılan  dilleri değil, zamanla kayalarda fosilleşen köpekbalıklarının dişleri olduğu ,  çok sonra ortaya çıkacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Diş ve Tırnaklardan yapılan Tılsımlar :  Genelde ilkel toplumlardaki yerliler tarafından avlanan hayvanların diş ya da  pençe ve tırnakları çok güçlü bir tılsım olarak görülürdü. Buna sebep olarak da  hayvanlardaki o müthiş gücün, bu tılsımı kullananlara da geçeceğine  inanılmasıydı. Ayı dişleri, bir kaplanın pençesi, bir kurt dişi, yaban domuzu ya  da fil dişi çok rağbet gören, her birinin ayrı ayrı koruyucu bir güç yüklendiği  tılsımlardı. Mesela bir ayı pençesi, doğum sırasında kadının en büyük yardımcısı  olarak görülürdü. Ya da bir kurt dişi bebekleri korkulardan uzaklaştırır ve  dişlerinin ağrılarını keser diye bilinirdi. İskandinav ırklarının bir çoğunda  kutsal bir hayvan olarak bilinen Boz ayının pençesi, hayvanda bulunan o büyük  gücün ve cesaretin tılsımı taşıyana yansıyacağı anlamı taşırdı. Bugün, bir  kaplan dişi ya da pençesi, kumarbazların çok inandıkları bir uğur  tılsımıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Balık Tılsımları : Yüzlerce yıl Hıristiyan dininin sembolü  olan balık, haçın kabul görmesinden sonra bu itibarını yitirerek yerini haça  bırakmıştı. Asırlar sonra, 20. yy&#39; da balık tekrar ortaya çıkarak, eski unvanına  sahip olmaya başladı. Balık yüzyıllar boyunca cinsel bir sembol olarak ve Büyük  Tanrıçanın üreme organlarını temsil eden bir simge olarak görüldü. Eski çağlarda  böyle bilinen balık, Hıristiyan olmayan ülkelerde hala kısırlığa ve cinselliğe  yardımcı bir tılsım olarak kullanılmaktadır. Kimileri balık tılsımları için &quot;  şeytandan korumasa bile taşıyanı cinsel yönden zevk alarak yaşamasını sağlayacak  bir tılsımdır.&quot; derler. Balık tılsımları, Kuzey Afrika ülkelerinin bir kısmında  şans getirmeleri ve cinleri, kötü ruhları uzaklaştırsın diye dükkan önlerine  asılırlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yılan Figürlü Tılsımlar : Çelişkilerin hayvanı yılan, aynı  zamanda da iyi bir koruyucu. Birçoğumuzun korktuğu, adının geçmesinin bile  insanları ürperttiği yılan , Çağlar boyunca önemli bir tılsım simgesi olarak  kullanılmıştır. Yılan şeklinde dolanmış yüzükler, yılan figürlü bilezikler ve  kolyeler altınla birleşerek takı dünyasında önemli bir yer kaplamışlardır.  Yılanlı tılsımların, hastalıklara karşı çok kuvvetli bir tesiri olduğu  bilinirdi. Yılanı ölümsüzlük sembolü olarak da gören toplumlar vardır. Bugün Tıp  dünyası bile bilinen bu ölümsüzlük yakıştırmasından dolayı yılanı amblem olarak  seçmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kedi : Bir patisi havada, oturan ve adeta birini çağıran pozda  bir kedi düşünün! İşte bu Japonya&#39;nın en gözde uğuru olan Neko&#39;dur. Sahibine  şans getiren ve kötü talihi uzaklaştırır diye bilinen bu kedi tılsımına Japonlar  Maneki Neko, yani Çağıran Kedi ismini takmışlardır. Bu kedinin kaldırdığı patisi  eğer sol ise, bu, işyerine müşterileri ve bereketi çağırıyor demektir. Şayet sağ  patisini kaldırıyor ise, bu da bulunduğu eve huzur ve refahı davet ediyor  demektir. Bu çağıran kedilerin beyaz renkte olanları mutluluğu, sarı olanları  ise zenginliği işaret eder. Kara kedi de sağlık, sıhhat çağrısında bulunur. Ev  girişine ya da dükkan vitrinine konulan bu kedi, gününüzün neşe içinde geçmesini  sağlayacaktır. İrili ufaklı bir çok boyutlarda bulunan bu kedi tılsımları,  eskilerde tahtadan yapılırlarken, şimdilerde çiniden yapılıp, geleneksel  renklere boyanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mercan (Kırmızı) : Yüzyıllardır tılsım yapımında  kullanılan Kırmızı Mercan&#39; ın , taşıyanı nazardan, cinlerden, büyü ve delilik  gibi hastalıklardan koruduğuna inanılırdı. Hormon düzensizliği çeken kadınların  ve doğumda zorluk çekmek istemeyenlerin üreme organları yanında  bulundurduklarında kırmızı mercanın onlara yardım edeceğine inanılır. Ayrıca  kırmızı mercanın bebekleri de koruduğuna inanılır. Hatta bebeklerde diş  çıkmasına bile yardımcı olduğu rivayetler arasındadır. Kırmızı mercanın en  etkili olduğu kullanım şekli, doğal halidir. Süsü eşyası kullanımında da kırmızı  mercandan kolye, küpe ve yüzük yapılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bokböceği : Kadim Mısır&#39;ın bu  kutsal böceği. Günümüz dünyasının bile en geçerli tılsımlarından biridir.  Mısırlılar onun yaratılış, erkekliğin tartışılmaz gücü, üreme, bilgelik,  reankarnasyon, ölümsüzlük ve yenilenmeyle özdeşleştirirler. Bokböceği tılsımı  hemen hemen dört bin yıllık bir faal yaşam süresi gösteren ve dünyadaki  tılsımların içinde en uzun bir geçmişe sahip olanıdır. Bugün bokböceği simgeli  yüzük, küpe ve broşlar hala hazır kullanılmaktadır. Mısır&#39;da hala bokböceği  tılsımları uğur olarak satılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa Kısa Diğer Hayvan  Tılsımları&lt;br /&gt;
Ayı : Kadınlarda ağrısız, sancısız doğumun gerçekleşmesine  yardımcı olur.&lt;br /&gt;
Geyik : Cinsellik sembolü olarak kabul edilir, kısırlığa iyi  geldiği söylenir.&lt;br /&gt;
Kaplumbağa : Ani gelebilecek ölümlere, cehaletten, acele  kararlardan ve zaaflardan korunmak için kullanılır. Efsanelerde ise, ebedi yaşam  sembolü , gücün ve aklın simgesidir.&lt;br /&gt;
Kırlangıç : Şans ve mutluluk getirdiğine  inanılır.&lt;br /&gt;
Yumurta : Doğurganlık sembolü olarak bilinir. Renkli taş yumurtalar  evlerde sıkça bulunur.&lt;br /&gt;
Koç : Doğurganlık ve güç sembolü olarak  kullanılır.&lt;br /&gt;
Keçi : Kısırlığa ve cinsel iktidarsızlığa karşı  kullanılır.&lt;br /&gt;
Kuzu : Takana koruma yapar ve kısırlığı önleyerek huzur sağlar.  Bir zamanlar o da balık gibi Hıristiyanlığın sembolü olarak kabul  edilmiştir.&lt;br /&gt;
Yunus : Denizciler arsında pek yaygındır. Deniz kazaları ve  denizden gelecek tehlikelere karşı denizcileri koruduğuna inanılır.&lt;br /&gt;
Akrep :  Kötülüklerden ve düşmanlardan koruduğuna inanılır.&lt;br /&gt;
Çekirge : Bilhassa  çiftçilikle uğraşanlar için bol ürün ve bol kazanç demektir.&lt;br /&gt;
Güvercin :  Kutsallığın ve barışın sembolüdür, aynı zamanda yangın yıldırım ve sevgisizliğe  karşı da kullanılır.&lt;br /&gt;
Aslan : Sağlıklı bir yaşam, bol para, başarı, güç ve  cesaretin sembolüdür.&lt;br /&gt;
Arı : Doğurganlık,mutluluk, refah ve aklı temsil  eder.&lt;br /&gt;
Boğa : Cinsel iktidarsızlığa karşı kullanılır. Sevişmeden önce yatağın  altına konulduğu bilinir.&lt;br /&gt;
Tüy : İş yaşamında refah ve bol kazanç getirdiğine  inanılır.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/4829621841481203849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/definede-tilsim-cesitleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/4829621841481203849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/4829621841481203849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/definede-tilsim-cesitleri.html' title='DEFİNEDE TILSIM ÇEŞİTLERİ'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-6423410684296862157</id><published>2010-12-10T09:11:00.001-08:00</published><updated>2010-12-10T09:11:47.876-08:00</updated><title type='text'>AVENTURİN TAŞININ   ÖZELLİKLERİ</title><content type='html'>AVENTURİN TAŞI &amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Sertlik Derecesi : 7&lt;br /&gt;
Kimyasal Yapısı : SiO2&lt;br /&gt;
Özgül Ağırlığı  : 2,65&lt;br /&gt;
Burçlar : İkizler, Başak, Terazi&lt;br /&gt;
Çakralar : Güneş sinirağı, Kalp,  Alın&lt;br /&gt;
Temizleme : &lt;br /&gt;
Yükleme :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Kısaca&lt;br /&gt;
Kuvarsın yeşil, turuncu ve mavi tonlarında bulunan  bir türüdür.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Aventurin&lt;br /&gt;
(Aventurin Kuvarsı) &lt;br /&gt;
Aventurine, “Genel olarak  yeşil tonlarında bulunur ve bu nedenle aventurin denildiğinde akla ilk olarak  yeşil aventurin gelir. Ancak mavi ve turuncu tonlarında da bulunabilmektedir.”  Aventurin Taşının &lt;br /&gt;
Fiziksel Etkileri &lt;br /&gt;
Fiziksel gücü ve canlılığı artırır.  &lt;br /&gt;
Özellikle kalp sağlığı için olumlu etkileri olan bir taştır. Strese karşı  kullanılabilir. &lt;br /&gt;
Aventurin Taşının &lt;br /&gt;
Metafiziksel ve Psikolojik Etkileri  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Duygusal bakımdan dengeleyicidir ve depresyona karşı etkilidir.  &lt;br /&gt;
Kendinizi mutlu hissetmek için kullanabileceğiniz bir taştır. &lt;br /&gt;
Şans taşı  olarak kabul edilir. &lt;br /&gt;
Bazı kaynaklarda turuncu aventurin konusunda yanlış  anlaşılmalara neden olabilecek şu şekilde bir bilgi verilmekte; iki çeşit  (turuncu) aventurin olduğu ve birisinin kuvars grubuna ait olup turuncu  aventurin olarak bilindiği, diğerinin ise feldspar olup güneştaşı olarak  bilindiği ve bu ikisinin karıştırılabileceği söyleniyor. Feldspar olan güneştaşı  aventurinden ayrı bir taştır ve aventurin ile aynı grupta değildir. Aventurin  bir kuvarstır ve rengine bağlı olmaksızın tüm renkleri için kimyasal formulü  SiO2&#39;dir. Güneştaşı ise hem fiziksel görünüş hem de kimyasal formulü bakımından  farklıdır: (Na,Ca)(Si,Al)4O8. Dolayısıyla karıştırılmasına imkan yoktur. Sadece  taşları yeni tanımakta olan birisi bu taşları birbirine karıştırabilir.&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/6423410684296862157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/aventurin-tasinin-ozellikleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/6423410684296862157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/6423410684296862157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/aventurin-tasinin-ozellikleri.html' title='AVENTURİN TAŞININ   ÖZELLİKLERİ'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-2512287869770918910</id><published>2010-12-10T09:09:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T09:09:13.111-08:00</updated><title type='text'>Sis Dağı, çevre halkıyla nerdeyse bütünleşmiş......</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;Sis Dağı, çevre halkıyla nerdeyse  bütünleşmiş, onların günlük yaşamının bir parçası durumuna gelmiştir. Halk  söylenceleri, efsaneler de Sis Dağı&#39;ndan izler taşır. Bunlardan birisi de  &quot;Gelinkaya Efsanesi&quot;dir: gelinkaya, Sis Dağı&#39;nın güneybatısında,Giresun&#39;un  Görele ilçesinin 30 km güneyindedir. Kuşköy&#39;ün doğusundaki yamaçlarda bulunan  doğal bir engebedir. Bu doğal kaya- engebe, Sis Dağı&#39;nın yamacına yaslanmış,  30-40 m yükseklikte ve bebeğini sırtında taşıyan bir kadın görünümündedir. Halk  arasındaki yaygın söylencesi şöyledir: Uzun mu uzun, ama çok çok uzun yıllar  önce, güzel bir gelin varmış. Bu gelinin, çok sevdiği kocasıyla bir de çocuğu  varmış. Karı kocayla birlikte oturan bir de yaşlı kaynana varmış. Bu ailenin  geçimi, hayvancılığa dayalıymış, küçük baş, büyük baş hayvan besliyorlar,  çobanlık yapıyorlarmış. Yaşlı kaynana, karı - koca - çocuk üçgeninden oluşan bu  mutlu ailenin mutluluğunu gölgeliyormuş. Kaynana çok titiz, kavgacı, yüzü  gülmez, gürültücü, sert ve geçimsiz birisiymiş. Cadaloz, yöresel deyişle  &#39;acuze&#39;nin tekiymiş. Hele hele genç gelinine karşı çok sert, kırıcı ve  acımasızmış. Genç gelin, çoktan bu yaşlı acuzeyi terkedip gidermiş ya, ne var ki  kocasını ve çocuğunu çok seviyormuş. Bu sevginin verdiği güçle, kaynanasının  baskı ve işkencelerini göğüslemeye çalışıyormuş. Günlerden bir gün, genç gelin,  yanında çocuğuyla birlikte, Sis Dağı&#39;nın yamaçlarına inekleri otlatmaya gitmiş.  İneklerden biri, Sarıkız diye adlandırılan, çok hoyrat, dikbaşlı, ötekilere  uymayan, onlardan ayrılıp ormanın derinliklerine giden bir hayvanmış. Genç  gelin, bebeğini avutup emzirirken, Sarıkız kaşla göz arasında yok olmuş. Öteki  sığırlardan ayrılıp, ormanın derinliklerinde yitip gitmiş. Gelin, neden sonra  ineğin yokluğunu, yittiğini farketmiş, aramaya başlamış. Genç gelin, Sarıkız&#39;ı  bulabilmek için Sis Dağı&#39;nı dolanıp durmuş, her yanı aramış. Ama yok, yok, yok.  Yer yarılmış da sanki Sarıkız onun içine girmiş, aramadık yer bırakmamış, ama  yine yok. Akşam yaklaştıkça, gelinin yüreğini korkular daha çok sarmış. Hem de  bu kez, iki kat korkmaya başlamış: eve gitse, ineksiz, Sarıkız&#39;sız nasıl  gidecek? Burda, ormanda kalsa, börtü böceğin, kurdun kuşun elinde nasıl kalacak?  İşte böyle, iki katlı, iki yanlı korkular kaplamış körpecik yüreğini. Tanrının  günü kendisiyle kavga, gürültü yapan kaynanaya yeni silahlar verecekti. İşte bu  nedenle, gelinin yüreğinde kat kat korkular yığılmış. Öyle korkular yığılmış ki  &quot;Sis Dağı kadar.&quot; Eve gitmesi de , ormanda gecelemesi de olanaksızmış. Ne  yapsın? Umarsız, çıkar yol bulamayan genç gelin, çocuğu sırtında, bir süre daha  ormanda dolanmış aramış. Hiçbir şey, hiçbir iz bulamamış, ağlamış, gözyaşları  akan derelere karışmış. Karanlık bir iyice bastırıp, gecenin yüreklere korku  veren sessizliği çökmüş, her yanı kaplamış. Korku, nerdeyse elle tutulur olmuş,  gelinin tüm dokularına işlemiş. Artık yapabileceği hiçbir şey yokmuş. Son bir  çabayla, &quot;Tanrım, ya beni kuş et uçur, ya da taş et dondur.&quot; Diye yakarmış.  Gelinin yalvarışları kabul olunmuş, o anda taş olup donmuş, öylece, sırtındaki  çocuğuyla kalakalmış. İşte o gün bu gündür, Sis Dağı&#39;nın yamacına yaslanmış olan  gelinkaya, sırtında çocuğuyla, gelip geçenlere, binlerce yıl ötesinden, kendi  öyküsünü anlatıp durur. &lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt; &lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/2512287869770918910/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/sis-dag-cevre-halkyla-nerdeyse.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/2512287869770918910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/2512287869770918910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/sis-dag-cevre-halkyla-nerdeyse.html' title='Sis Dağı, çevre halkıyla nerdeyse bütünleşmiş......'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-5169183241471316680</id><published>2010-12-10T09:06:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T09:06:19.582-08:00</updated><title type='text'>Gelinkaya efsanesi</title><content type='html'>&lt;b&gt;Sis Dağı, çevre halkıyla nerdeyse bütünleşmiş, onların günlük yaşamının bir  parçası durumuna gelmiştir. Halk söylenceleri, efsaneler de Sis Dağı&#39;ndan izler  taşır. Bunlardan birisi de &quot;Gelinkaya Efsanesi&quot;dir:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjKUYhMSx1BiVc7bxEbJ69EuUOr1PNotQvQk91ENEjcFe2PQiA6BEGtAWuvpLjLW_00fZ04NfYQVDLFqFlwBekoI4UzJIJEXmfQsggPTBdiUa9x7S9tmU_QqbykXz9aQAo1MRjWt7s2JzwD/s400/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC019.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;  &lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;color: red;&quot;&gt;gelinkaya,&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; Sis Dağı&#39;nın  güneybatısında,Giresun&#39;un Görele ilçesinin 30 km güneyindedir. Kuşköy&#39;ün  doğusundaki yamaçlarda bulunan doğal bir engebedir. Bu doğal kaya- engebe, Sis  Dağı&#39;nın yamacına yaslanmış, 30-40 m yükseklikte ve bebeğini sırtında taşıyan  bir kadın görünümündedir. Halk arasındaki yaygın söylencesi şöyledir: &lt;br /&gt;
&amp;nbsp;  &lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Uzun mu uzun, ama çok çok uzun yıllar önce, güzel bir gelin varmış. Bu  gelinin, çok sevdiği kocasıyla bir de çocuğu varmış. Karı kocayla birlikte  oturan bir de yaşlı kaynana varmış. Bu ailenin geçimi, hayvancılığa dayalıymış,  küçük baş, büyük baş hayvan besliyorlar, çobanlık yapıyorlarmış. Yaşlı kaynana,  karı - koca - çocuk üçgeninden oluşan bu mutlu ailenin mutluluğunu  gölgeliyormuş. Kaynana çok titiz, kavgacı, yüzü gülmez, gürültücü, sert ve  geçimsiz birisiymiş. Cadaloz, yöresel deyişle &#39;acuze&#39;nin tekiymiş. Hele hele  genç gelinine karşı çok sert, kırıcı ve acımasızmış. Genç gelin, çoktan bu yaşlı  acuzeyi terkedip gidermiş ya, ne var ki kocasını ve çocuğunu çok seviyormuş. Bu  sevginin verdiği güçle, kaynanasının baskı ve işkencelerini göğüslemeye  çalışıyormuş. &lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Günlerden bir gün, genç gelin, yanında çocuğuyla birlikte,  Sis Dağı&#39;nın yamaçlarına inekleri otlatmaya gitmiş. İneklerden biri, Sarıkız  diye adlandırılan, çok hoyrat, dikbaşlı, ötekilere uymayan, onlardan ayrılıp  ormanın derinliklerine giden bir hayvanmış. Genç gelin, bebeğini avutup  emzirirken, Sarıkız kaşla göz arasında yok olmuş. Öteki sığırlardan ayrılıp,  ormanın derinliklerinde yitip gitmiş. Gelin, neden sonra ineğin yokluğunu,  yittiğini farketmiş, aramaya başlamış. &lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Genç gelin, Sarıkız&#39;ı  bulabilmek için Sis Dağı&#39;nı dolanıp durmuş, her yanı aramış. Ama yok, yok, yok.  Yer yarılmış da sanki Sarıkız onun içine girmiş, aramadık yer bırakmamış, ama  yine yok. Akşam yaklaştıkça, gelinin yüreğini korkular daha çok sarmış. Hem de  bu kez, iki kat korkmaya başlamış: eve gitse, ineksiz, Sarıkız&#39;sız nasıl  gidecek? Burda, ormanda kalsa, börtü böceğin, kurdun kuşun elinde nasıl kalacak?  İşte böyle, iki katlı, iki yanlı korkular kaplamış körpecik yüreğini. Tanrının  günü kendisiyle kavga, gürültü yapan kaynanaya yeni silahlar verecekti. İşte bu  nedenle, gelinin yüreğinde kat kat korkular yığılmış. Öyle korkular yığılmış ki  &quot;Sis Dağı kadar.&quot; Eve gitmesi de , ormanda gecelemesi de olanaksızmış. Ne  yapsın? &lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Umarsız, çıkar yol bulamayan genç gelin, çocuğu sırtında, bir  süre daha ormanda dolanmış aramış. Hiçbir şey, hiçbir iz bulamamış, ağlamış,  gözyaşları akan derelere karışmış. Karanlık bir iyice bastırıp, gecenin  yüreklere korku veren sessizliği çökmüş, her yanı kaplamış. Korku, nerdeyse elle  tutulur olmuş, gelinin tüm dokularına işlemiş. Artık yapabileceği hiçbir şey  yokmuş. Son bir çabayla, &quot;Tanrım, ya beni kuş et uçur, ya da taş et dondur.&quot;  Diye yakarmış. Gelinin yalvarışları kabul olunmuş, o anda taş olup donmuş,  öylece, sırtındaki çocuğuyla kalakalmış. &lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&amp;nbsp;İşte o gün bu gündür, Sis  Dağı&#39;nın yamacına yaslanmış olan &lt;span style=&quot;color: red;&quot;&gt;gelinkaya&lt;/span&gt;,  sırtında çocuğuyla, gelip geçenlere, binlerce yıl ötesinden, kendi öyküsünü  anlatıp durur.&amp;nbsp;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/5169183241471316680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/gelinkaya-efsanesi_10.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/5169183241471316680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/5169183241471316680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/gelinkaya-efsanesi_10.html' title='Gelinkaya efsanesi'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjKUYhMSx1BiVc7bxEbJ69EuUOr1PNotQvQk91ENEjcFe2PQiA6BEGtAWuvpLjLW_00fZ04NfYQVDLFqFlwBekoI4UzJIJEXmfQsggPTBdiUa9x7S9tmU_QqbykXz9aQAo1MRjWt7s2JzwD/s72-c/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC019.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-498039577171046778</id><published>2010-12-10T09:03:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T09:03:17.803-08:00</updated><title type='text'>AĞAÇLARA YAPILAN DEFİNE İŞARETLERİ</title><content type='html'>AĞAÇLAR&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhNKhZ_tKh3nKOatvZyAp4crONroEVZ30IzGNQmx-5lpAX7wQTwjjVnMBy7gMixRT2BMowIeyOgCJrFgWjAQTG6tP2-BNw_Ghfg9g35uQdjOU2ZFN8Hbh4KweJgRv6mY14gmQZ3sVAMAuc/s320/me%C5%9Fe.jpg&quot; /&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Define ararken sık sık ağaçlarla  karşılaşabiliriz. Peki ağaçlar işaret midir? Ağaçlar definesini saklamış ve daha  sonra istediği zaman dönüp bulmak isteyen birisi için ideal bir işaret olurdu  değil mi? Define ararken &lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;uzunömürlü bir ağaç&lt;/span&gt;  ile karşılaşırsak, şöyle birkaç bin yıllık, hemen ağaca bakalım herhangi bir  bıçak izi var mı, çivi vb. birşey çakılmış mı, dikkat çeken herhangi  bir&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;define işaretleri&lt;/span&gt; olabilecek işaret var mı? Ya da  ağacın bir tarafı diğer kısmına göre çok mu gür? Uzun ömürlü ağaçlar &lt;b&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;meşe, çınar&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; gibi ağaçlardır. Eğer&lt;b&gt; &lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;ağaç, define işaretleri &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;nden biri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;olarak kullanılmışsa ağacı merkez alarak 30 m. yarıçaplı bir  çember çizeriz, definenin bu çemberin içinde 3-5 m. derinlikte olma ihtimali  büyüktür. &lt;b&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Dedektör&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; ile arama yapılması  tavsiye edilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
uzun ömürlü ağaçlar( kestane, ceviz, incir, çınar)  direkt işaret belirtmesede asıl işareti bulmak için yardımcı nokta olarak  seçilebilir. bu ağaçların olduğu bölgeler emaneti saklamak için seçilebilir</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/498039577171046778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/agaclara-yapilan-define-isaretleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/498039577171046778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/498039577171046778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/agaclara-yapilan-define-isaretleri.html' title='AĞAÇLARA YAPILAN DEFİNE İŞARETLERİ'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhNKhZ_tKh3nKOatvZyAp4crONroEVZ30IzGNQmx-5lpAX7wQTwjjVnMBy7gMixRT2BMowIeyOgCJrFgWjAQTG6tP2-BNw_Ghfg9g35uQdjOU2ZFN8Hbh4KweJgRv6mY14gmQZ3sVAMAuc/s72-c/me%C5%9Fe.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-5329806389300349400</id><published>2010-12-10T08:52:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T08:52:06.221-08:00</updated><title type='text'>BİZANS KAYA MEZARLARI</title><content type='html'>Kastamonu Antik Çağ’ın Paphlagonia Bölgesi sınırları içerisinde bulunmaktadır Bu  bölgede Antik Çağ’dan kalmış kaya mezarları bulunmaktadır Kastamonu Valiliği bu  kaya mezarlarının turizm yönünden önem kazanabilmesi için bazılarının  çevresindeki yapıları kamulaştırarak çevre düzenlemesi yapmıştır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ev  Kaya Mezarı (Merkez)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu’nun en eski kaya mezarı olan bu yapı  bugünkü Endüstri Meslek Lisesi yanındaki doğal kaya bloğu üzerinde, zeminden 8 m  yükseklikte oyulmuştur MÖVIIyüzyılın başlarına tarihlendirilen bu mezar anıtı  Paphlagonialılar tarafından yapılmıştır Mezarın üç ayrı girişi olup, içerisinde  de üç ayrı mezar odası bulunmaktadır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehinşah Kaya Mezarı  (Merkez)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu, İsmail Bey Külliyesi’nin bulunduğu, Şeyhinşah  Kayası’nın güney yüzünde üç mezar odası bulunmaktadır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mezarların  MSIIyüzyılda, Roma döneminde yapılmış oldukları sanılmaktadır Birbirine benzeyen  mezar odaları oldukça dar ve kabartmalarla süslü bir girişten sonra derinliği  çok fazla olmayan mezar odasına girilmektedir Günümüze iyi bir durumda  gelebilmişlerdir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı Yolu Kaya Mezarı (Azdavay)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu Azdavay  ilçesi Sümenler Köyü’nde Sarı Yeri veya Sarı Yolu denilen oldukça sarp bir  kayalıkta mezarlar bulunmuştur Üç küçük odadan oluşan bu mezarın ismine  kaynaklarda rastlanmamış ve yapım tarihi de kesinlik  kazanamamıştır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Toprak İni Mezarları (Azdavay)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu  Azdavay ilçesi Kamana ve Hamitli köyleri arasındaki Sorkun Yaylası’nda bazı  mezarları bulunmaktadır Bu mezarlar harç ve tuğla ile yapılmıştır Büyük  olasılıkla da Roma ve Bizans dönemlerine ait oldukları  sanılmaktadır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kız Kayası (Azdavay)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu Azdavay ilçesi,  Çengel ve Ekremli köyleri arasındaki Zarı Ovası’na hakim kayalar üzerinde  bulunan bu kalıntı bazı kaynaklarda mabet olarak geçmiştir Bu nedenle de  kaynaklarda Mihrap Kayası olarak yer almıştır Kayanın 12 m yukarısında, 2 m  yüksekliğinde, 1 m enindeki bu mezarın alınlığı üçgen şeklindedir Sütun ve  başlıkları ile bu alınlık taşınır olarak kayalara oyulmuştur Alınlığın ortasında  yarım metre çapında bir daire bulunmaktadır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Delikli Kaya  (Azdavay)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu Azdavay ilçesinin doğusunda, Sabuncular Köyü Sada  Mahallesi’nde küçük bir kaya mezarı bulunmaktadır Delikli Kaya denilen bu mezar,  yuvarlak kapılı tavanı kubbe şeklinde oyulmuştur Bu mezar odasının yüksekliği  150 mdir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hacat Kayası (Azdavay)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu Azdavay ilçesinin  batısındaki Sümenler Köyü’nde Kayadibi Mahallesi’nin yaklaşık 100 m kuzeyindeki  Hacat Kayası’nda bir kaya mezarı bulunmaktadır Mezarın kemerli bir giriş kapısı  olup, içerisinde 130 m eninde ölü çukuru vardır Bunun sol tarafında ve  karşısında birer oda daha bulunmaktadır Bu bölümlerin üzerindeki kayalar kubbe  şeklinde oyulmuş ve mezar haline getirilmiştir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fıstık Kayası  (Azdavay)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu Azdavay ilçesinde Demirtaş Köyü altındaki Asar Kalesi  ile Ören Kayası arasında kayalara oyulmuş mezarlar bulunmaktadır Dışarıdan birer  oyuk olarak görülen bu mezarlar hakkında yeterli bilgi  bulunmamaktadır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ruşen Kayası (Azdavay)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu Azdavay  ilçesi Höyük Veren Köyü’nde, Ruşen Mahallesi’nde kayalara oyulmuş bir mezar  bulunmaktadır Bu mezarın hangi dönemde yapıldığı bilinmemektedir Mezarın içerisi  kubbe şeklinde olup, buraya bir de ölü sediri (kline)  yerleştirilmiştir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türbe Kayası (Azdavay)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu Azdavay  ilçesi Uzla Köyü’nde, Ülde Mahallesi yakınında kayalara oyulmuş altı mezar odası  bulunmaktadır Bu mezarların yapım tarihi konusunda herhangi bir bilgi  bulunmamaktadır Bunlar kayalara oyulmak sureti ile yapılmış olup, bezemesiz ve  birer oyuk halindedirler&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaya Tünelleri (Azdavay)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu  Azdavay ilçesinin batısındaki Ilıca Köyü, Arma Mahallesi’nde büyükçe bir kayanın  içerisinde bir tünel bulunmaktadır Bu tünel kayanın içerisinde at nalı şeklinde  uzanmaktadır Ancak içerisi zamanla moloz ve kayalarla dolduğundan bu tünel ile  ilgili yeterli bilgi edinilememektedir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mercimeklik Kayası  (Azdavay)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu Azdavay ilçesi Sarnıç Köyü, Sarnıç Mahallesi’nin 1 km  kadar güneyinde bulunan Mercimek Kayası’nda yapılan kazılarda Bizans dönemine  ait keramik parçaları ile karşılaşılmıştır Ayrıca kaya üzerinde yapılan  araştırmalarda Bizans dönemine tarihlenen madeni bir haç ortaya  çıkarılmıştır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tabaklı Kayası (Azdavay)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu Azdavay  ilçesi Maksut Köyü’nün tabaklı Mahallesi’nde bulunan 40 m yüksekliğindeki kaya  üzerinde, merdivenlerle çıkılan oyuklar bulunmaktadır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağıl Kayası  (Azdavay)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu Azdavay ilçesi, Kayabaşı Köyü’nün güneyindeki kayalar  üzerinde, önünde kapılar bulunan bir mezar ile karşılaşılmıştır Kayaya oyulmuş  dört basamakla çıkılan girişin önündeki madeni kapılar günümüze  gelememiştir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sipahiler Kaya Mezarları (İhsangazi)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kastamonu  İhsangazi ilçesi Sipahiler Mahallesi Dere Sokağı’nın kenarında, yaklaşık 150 m  yüksekliğinde tepe üzerinde kaya mezarları bulunmaktadır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kaya  mezarlarının MSV-VIyüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır Kaçak kazılar nedeni ile  duvarları tahrip olan bu kaya mezarı birbirlerinden ayrı iki kat halindedir  Katlar arasında da bir bağlantı bulunmamaktadır Buradaki mezar odasında yuvarlak  bir pencere vadiye bakmaktadır Mezarın altında ikinci bir bölüm bulunmaktadır Bu  mezarın içerisinde de duvarların oyulması ile cesetlerin konulduğu yerler  açılmıştır</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/5329806389300349400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/bizans-kaya-mezarlari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/5329806389300349400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/5329806389300349400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/bizans-kaya-mezarlari.html' title='BİZANS KAYA MEZARLARI'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-3289895738457494758</id><published>2010-12-10T08:44:00.001-08:00</published><updated>2010-12-10T08:44:45.525-08:00</updated><title type='text'>Define Nedir?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Yere gömülmüş değerli mallar.&lt;/strong&gt;Fıkıh literatüründe “kenz”  olarak nitelendirilen, gömülü bulunduğu yerden çıkarılan ve sahibi  bilinmeyen altın gümüş paralar, silâhlar, aletler, ev eşyaları… gibi mal  ve eşyaya verilen isim. İslâm fıkhına göre defineler üçe ayrılır: 1-  İslâmî defineler: Üzerinde herhangi bir İslâmî işaret bulunan, diğer bir  ifade ile, üzerinde kelime-i şehadet gibi bir yazı, bir işaret, bir  simge taşıyan ve müslümanlara ait olması kesin olan ve yer altından  çıkarılan paralar ve eşyalar. 2- Cahiliye devri defineleri: Üzerinde  İslâmî olmayan bir simge, bir işaret, bir yazı… vb. belirleyici özellik  bulunan, meselâ, İslâm öncesi milletlere ait tanrıların resimleri veya  müslüman olmayan hükümdarların birinin resmi bulunan ve gömülü halde  bulunan paralar veya diğer eşyalar.&lt;br /&gt;
3- Müştebeh defineler: Üzerinde belirleyici bir işareti veya simgesi,  nakşı, baskısı karışık olduğundan, bulunan bu definenin müslümanlara mı,  yoksa müslüman olmayan milletlere mi ait olduğu bilinemeyen veya  anlaşılamayan gömülü halde bulunan para ve diğer eşyalara denir. (Ö. N.  Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve Istılahâtı Fıkhıyye Kamusu, IV, 75-76)&lt;br /&gt;
İslâm’da tanımlarını verdiğimiz defineler, beytü’l-mâl*’in gelirleri  arasında yer alır. Bu defineler, yukarıdaki kısımları ile, bu defineleri  bulana ve bulunduğu yere göre hazineye belli miktarı devredilir. Söz  konusu olan defineler fıkıh kitaplarında madenlerin hükmüyle beraber ele  alınırlar. Hatta her iki grup da, yer âltında gömülü olup, sonradan  çıkarıldıkları için, define ve madenlere beraberce “rikâz” diyenler  vardır (Şeyhî-Zâde, Mecmeu’l-Enhur, İstanbul 1301, l. 405). Dolayısıyla  ister öşür arazisinde, ister haraç arazisinde bir müslüman veya müslüman  olmayan fakat İslâm diyarında yaşayan ve adına “zımmî” denilen  kişilerce bulunup eritilebilen madenler ile, bir zamanlar müslüman  olmayanlar tarafından gömülmüş defineler, miktarlarının azlığına veya  çokluğuna bakılmaksızın vergiye tabi tutulmuşlardır.&lt;br /&gt;
Alınan vergi oranları da şöyledir: Bir müslüman veya zımmî, ateşte  eriyebilen altın, gümüş, bakır… vb. madeni bulduğunda bunun beşte birini  hazineye devreder; geri kalan kendisine ait olur. Bunları bulan kişinin  müslüman, veya zımmî, hür veya köle, çocuk veya bâliğ, erkek veya kadın  olmasında fark yoktur. Bu hüküm sahipsiz bir arazide bulunan madenler  içindir. Fakat madenin bulunduğu arazinin sahibi varsa bulunan madenin  beşte dörtlük bir miktarı arazi sahibine aittir (Bilmen, a.g.e. IV,  102).&lt;br /&gt;
Müslüman olmayan bir ülkeden kalkıp, izinsiz olarak İslâm ülkesine  girmiş bir “harbî”* nin, İslâm diyarında bulduğu madenlerin tamamı  “fey”* hükmündedir. Bu sebeple bu harbinin bulduğu herşey elinden alınır  ve hazineye devredilir. Şayet müslüman olmayan kişi, turist gibi İslâm  ülkesine izinli giren “müste’min” ise, yine o kişinin bulduğu define de  elinde bırakılmaz ve hepsi alınır. Buna karşılık hükümetin müsadesiyle,  defineyi çıkarmaya çalıştıysa, anlaşma şartlarına göre hareket edilir.  (Bilmen, a.g.e., IV, 103)&lt;br /&gt;
Üzerinde İslâmî bir işaret, meselâ kelime-i şehadet, Kur’ân’dan bir âyet  veya müslüman bir hükümdarın ismi bulunan bir define bulunursa, bu  define “lukâtâ* (yitik mal) hükmündedir. Buna mukabil üzerinde cahiliye  devrine ait olduğunu gösteren işaret bulunan veya bir müslümana ait  olmadığına dair kesin bir işaret bulunan defineler, yine beşe ayrılır ve  beşte biri hazineye, geri kalanı bulana verilir. Fakat bu defineyi  bulan kişi, harbî veya müstemin ise buldukları define ellerinden tamamen  alınır ve hiçbir pay verilmez. Aynen madenlerde olduğu gibi(el-Mevsılî,  el-İhtiyar, İstanbul 1980, I, 117-118)&lt;br /&gt;
Madenlerde olduğu gibi, eğer bir kişi defineyi kendisinin malı olmayan  bir yerde, yani mülk olmayan dağ, sahra gibi sahipsiz bir yerde  bulduysa, bulduğu definenin beşte biri hazinenin, geri kalanı da  kendisinin olur. Fakat bu define, mülk olan arazide bulunduysa, yine  beşte biri hazineye, geri kalanı ise, bu arazinin müslümanlarca ilk defa  fetholunduğunda İslâm devlet başkanı tarafından kime verilmişse, o  kişiye veya vârislerine verilir. Varis de yoksa, bu define tamamen  hazineye devredilir. (el-Mevsılî, a.g.e., I,118). İslâmî mi, yoksa  cahiliyye dönemine mi ait olduğu kesin belli olmayan ve üzerinde açık  bir işaret bulunmayan define, cahiliyet definesi hükmüne tabi olur.  Başka bir görüşe göre ise, bu defineler de İslâmî definelerden  sayılırlar.&lt;br /&gt;
Bir müslüman veya zımmî İslâm ülkesi olmayan bir ülkeye (dâru’l harb’e)*  izinli olarak girip burada bir define bulsa, bu definenin tamamı bulana  ait olur. İslâm devleti bundan birşey almaz. Fakat kuvvet ve cesaret  sahibi bir topluluk böyle bir ülkeye gidip, defineyi bulmayı ve almayı  başarsalar, bu definenin beşte biri hazine için alınır. Çünkü bu  şekliyle elde edilen mallar ganimet sayılır. Aynı şekilde dâru’l-harbe  giren müslüman veya zımmî, oradaki evden bir define bulsa, bu definenin  tamamını evin sahibine iade eder. Aynı hüküm, sahibli arazide bulunan  defineler için de geçerlidir. Çünkü aksine hareket etmek, hıyanet ve  zulüm sayılır. (Şeyhîzade, Mecmau’l-Enhur, İstanbul 1301, I, 207)&lt;br /&gt;
Denizden çıkarılan her türlü definenin tamamı çıkarana aittir. Bu görüş  İmam-ı A’zam ve Muhammed’e göredir. Ebu Yusuf’a göre ise, denizden  çıkarılan definelerin de beşte biri hazineye alınır.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/3289895738457494758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/define-nedir_10.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/3289895738457494758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/3289895738457494758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/define-nedir_10.html' title='Define Nedir?'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-665143320971446261</id><published>2010-12-10T08:43:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T08:43:11.890-08:00</updated><title type='text'>DEFİNE ARAYANLARIN BİLMESİ GEREKEN KURALLAR</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;span&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;Ön araştırma ve kazı işlerinde arkeolojik metotlardan faydalanmak.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;span&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span&gt;2.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Toprak yapı ve katmanlarını tanımak için  Jeolojiden faydalanmak &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;span&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span&gt;3.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ele  geçen eserin hangi çeşit madenden  yapıldığını yada hangi kıymetli  taşın kullanıldığını anlamak için Madencilik  biliminden faydalanmak. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;span&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span&gt;4.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Araştırma ve kazı maliyet bilançosunu  çıkartmak (maddi, işgücü kaybı, zaman vb.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;span&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span&gt;5.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Gerek  kayalardaki figürlerde gerekse elde  edilen tarihi eserleri tanımak  için Sanat Tarihi ve Medeniyetler Tarihinden  faydalanmak. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;span&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span&gt;6.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kazı bir ameliyata benzer, toprağı  neşterlemeden önce yüzeysel verileri iyi bir şekilde tahlil etmek.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;span&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span&gt;7.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Sonuca daha erken ulaşmak için teknoloji  kullanmak. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;span&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span&gt;8.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;İşaret,  figür, alfabe ve Matematik  kurallarından oluşur. İşaretlerin dilini  öğrenmek uzunluk ve derinlik  ölçümlerinde matematiğin uzunluk  birimlerinden, kaya mezarları, tümülüsler,  şahıs gömüleri vb. bir takım  kuralları çözmek için Geometriden faydalanmak.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;span&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span&gt;9.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Halk biliminde faydalanmak.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;span&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span&gt;10.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Antik toplumların dinsel ve etnik  yapılarını, hareketlerini öğrenmek için Dinler Tarihinden  faydalanmak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;span&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span&gt;11.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Tuzaklar  vb. olabileceğini göz önünde  bulundurmak veya doğal tehlikelere karşı  uyanık olmak, Dua gibi manevi  değerlerle cesareti tazelemek.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/665143320971446261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/define-arayanlarin-bilmesi-gereken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/665143320971446261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/665143320971446261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/define-arayanlarin-bilmesi-gereken.html' title='DEFİNE ARAYANLARIN BİLMESİ GEREKEN KURALLAR'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-3672723454618339134</id><published>2010-12-10T08:42:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T08:42:07.279-08:00</updated><title type='text'>ŞžİFRELEME YÖNTEMLERİ</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;color: black; font-family: Verdana; font-size: 9pt;&quot;&gt;Ãžifreleme  nasıl  yapılır ve hangi yöntemler kullanılır. Bu sorunun cevabını  örneklerle açıklamaya  çalışacağım. En basitinden en karmaşığına doğru  ilerleyelim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örnek  :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SEMİH ----&amp;gt; HİMES&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu en basit yöntemdir, çözülmesi saniyeler  bile almaz fakat zamanında  Leonardo Da Vinci&#39;nin notlarını bu şekilde  kaydettiğini unutmayalım.  Aynı mantıkla başka bir örnek:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örnek  :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KARABASAN ----&amp;gt; LBSBCBÃžBO&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hemen çözdünüz değil mi? Bu  örnekte yazının devamında &quot;Ãžifreçözüm&quot; ana  başlığı altında inceleyeceğim bir  noktanın altını çizeyim yeri  gelmişken. Harf tekrarlarına dikkat ettiniz  mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(cok basit arkadaslar)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Metni Gizleme Yöntemi :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Amaç  şifrelenmiş bir metni çeşitli dönüşümler uygulayarak başka bir  metnin içine  yerleştirmektir. Gayet basit bir örnek metnin tüm  harflerini başka bir metinde  sözcüklerin ilk harflerine gizleyerek  verilebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örnek :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben ilk  lafımı yazıp aşkımı zincirledim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lakin her durum için böyle bir şeyi  oluşturmak kolay değildir ve zaman  alır. Ayrıca anlamlı bir metin oluşturabilmek  için yüksek yapay zekalı  uygulamalar geliştirmek şarttır. Günümüzde doğal  dilleri anlamada çok  fazla gelişme kaydedilememişken, öyle olsa bile çok rahat   kırılabileceğini göz ardı etmemek gerek. Bazı metin gizleme yöntemleri  de  şunlardır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Harf İşaretleme : Metne gizlenecek harflerin kağıda daha derin   işlenmesidir. Daha koyu değil, o zaman herkes anlardı. Daha derin, ancak  belli  bir açıyla bakıldığında anlaşılabilecek şekilde.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görünmez Mürekkep :  Belli bir ısıya ulaşmadan ya da kimyasal yöntemler  kullanılmadan okunamayacak  özel bir mürekkep ile yazılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İğneleme : Gizlenecek harfler gözle  görülmeyecek biçimde iğne ile delinir, kağıt ışığa tutularak okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu  örnekler çok eski gibi durmaktadır, fakat aynı mantıkla çalışan  günümüzden bir  örnek verebiliriz. 256 bitlik resimlerimiz olduğunu  düşünelim. 256 bitlik resmin  son bitinin değiştirilmesi resimde göz  ardı edilebilecek derecede küçük bir  değişikliğe sebep olur. Böylelikle  pek çok resmin olduğu bir saklama biriminde  istenilen bilgi  değiştirilen bitler yardımıyla saklanabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yerine  Koyma Yöntemi :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düz bir metindeki harflerin yerine başka harf, sayı veya  değer koyma  yöntemidir. Sezar şifresi bu yöntemin en iyi örneklerindendir. Sezar   şifresinde her harf kendinden sonraki üçüncü harfle yer  değiştirmektedir. Daha  sonra &quot;Algoritmalar&quot; başlığı altında  inceleyeceğim için şimdilik küçük bir örnek  veriyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örnek :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SEN DE Mİ BRUTUS -------&amp;gt; UHP GH İL  DTYVYU&lt;br /&gt;
Tek Kullanımlık Ãžerit&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yöntemde de şifrelenecek metin  uzunluğunda bir anahtar kullanılır.  Bu anahtar metin için üretilmiştir ve tek  kullanımlıktır. Bu yöntemin  şifrelemedeki en güvenilir yöntem olduğunu  söyleyebiliriz.  Kullandığımız şeritin içeriğinin rastgele olması güvenilirliği   açısından çok önemlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öncelikle şifrelenecek metnimizin uzunluğunda  rastgele bir anahtar  üretiriz. Ardından metnimizdeki harflerin alfabemizdeki  sayısal  karşılığı ile ürettiğimiz anahtardaki harflerin sayısal karşılıklarını   toplarız. Eğer toplam alfabemizdeki harf sayısını aşıyorsa alfabemizdeki  harf  sayısını toplamdan çıkartırız. Daha sonra oluşan metni ister  sayısal karşılığını  kullanarak ister harf karşılığını kullanarak  şifreli metin haline getiririz.  Çözmek için ise bu işlemlerin tersi  uygulanır. İletiyi alacak kişiye şerit  ulaştırılır, şeritteki harflerin  sayısal karşılıkları şifreli metindeki  harflerin sayısal  karşılıklarından çıkartılır. Eğer sonuç eksi çıkıyorsa  alfabemizdeki  harf sayısı sonuca eklenir. Elde edilen sayısal karşılığın harf   dönüşümü yapılarak düz metne ulaşılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saldırganın şifreçözüm  yapabilemesi için şeridi eline geçirmesi  gerekli, başka hiç bir yolu yok.  Saldırganın elindeki işe yarayabilecek  tek bilgi ise metnin uzunluğundan  anahtarın uzunluğunu bilmesidir  fakat şeridi ele geçirmediği sürece metni  kırması mümkün değildir. Bu  yüzden tek kullanımlık şerit yönteminin  güvenilirliği çok yüksektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örnek :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düz Metin : EÃ�İLMEZ  BAÃžIN GİBİ GÖKLER BULUTLU EFEM&lt;br /&gt;
Anahtar : DAÃ�LAR YOLDAÃžIN GİBİ SANA NE  MUTLU EFEM&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
E Ã� İ L M E Z B A Ãž I N G İ B İ G Ö K L E R B U L U T L  U E F E M &lt;br /&gt;
D A Ã� L A R Y O L D A Ãž I N G İ B İ S A N A N E M U T L U E F E  M&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yukarıdaki örnekten de rahatça anlayabileceğimiz gibi anahtarın  yani  tek kullanımlık şeritimizin uzunluğu düz metnimizin uzunluğuyla aynı  olmak  zorundadır. Ben de harf sayısını eşitlemek için düz metnimizde  bir değişikliğe  yol açmayacağından metnimize bir boşluk ekledim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6 9 12 15 16 6 29 30  2 1 23 11 17 30 8 12 2 12 30 8&lt;br /&gt;
5 1 9 15 1 21 30 28 18 15 5 1 23 11 17 30 8 12  2 12&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayısal dönüşüm yaparsak :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
19 14 15 6 21 30 2 25 15 25 24  15 25 30 6 7 6 16 30&lt;br /&gt;
30 22 1 17 1 30 17 6 30 16 25 24 15 25 30 6 7 6  16&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üst kısmın devamı :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžifreli Metin : 11, 10, 21,  30, 17, 27, 59, 58, 20, 16, 28, 12, 40,  41, 25, 42, 10, 24, 32, 20, 49, 26, 16,  23, 22, 60, 19, 31, 45, 41, 49,  39, 40, 55, 36, 13, 13, 22, 46&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayı  dizisi haline getirmiş olduğumuz şifrelenmiş metnimizden  elimizdeki anahtarı  kullanıp aynı işlemleri tersine uygulayarsak düz  metnimize ulaşabiliriz  :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
EÃ�İLMEZ BAÃžIN GİBİ GÖKLER BULUTLU EFEM&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aşağıda C yazılım dili  ile yazmış olduğum Tek Kullanımlık Ãžerit yöntemini kullanan bir örnek  mevcut.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynak Betiği Uygulaması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Matris Yöntemi  :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Matris yönteminde B=A-1 eşitliğini sağlayan A ve B gibi iki matrisimiz   olsun. Doğal olarak A.B=B.A=I eşitliği vardır. C gibi bizim birazdan  kendimizin  oluşturacağı bir matris ve D gibi aşağıdaki denklemi  sağlayacak iki matrisimiz  olsun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A.C=D&lt;br /&gt;
B.D=B.A.C=I.C=C&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yöntem işimizi görecek ve gayet  de zevkli. Öncelikle alfabemizdeki harfler için sayısal karşılıklar  bulalım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A B C Ç D E F G Ã� H I İ J K L M&lt;br /&gt;
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11  12 13 14 15 16&lt;br /&gt;
N O Ö P R S Ãž T U Ü V Y Z . ,&lt;br /&gt;
17 18 19 20 21 22 23 24 25  26 27 28 29 30 31 32&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örnek :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžifrelemek istediğimiz metnimiz  HAYAL SANATLARI KULÜBÜ olsun :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
H A Y A L S A N A T L A R I K U L Ü B  Ü&lt;br /&gt;
10 1 28 1 15 30 22 1 17 1 24 15 1 21 11 30 14 25 15 26 2  26&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Toplam 22 değer var. Bunlardan 3x8 matris elde  edelim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Matrisin son iki değerine dikkat edelim. 22 değerden 3x8  matris elde  edebilmek için boş kalan son iki değeri metni etkilemeyeceğinden  boşluk  değerine karşılık gelen 30 sayısı ile doldurdum. Ãžimdiki basamakta da   rastgele değerleri olan 3x3 bir matris ile, A matrisi olur kendisi, C  matrisini  çarpalım. Oluşturacağımız matris 3x3 olmak zorundadır çünkü C  matrisimizin satır  sayısı 3&#39;tür. Matematiksel işlem yapabilmek için ve  A matrisi tersi alınabilir  kare bir matris olduğundan 3x3&#39;lük bir  matristir. Yani A matrisinin satır ve  sütun sayısı C matrisinin satır  sayısına bağlıdır. Ayrıca oluşturduğunuz A  matrisinin tersi alınabilir  olduğundan emin olun yoksa metni şifreleseniz bile  çözmeniz mümkün  olmaz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayısal dönüşüm yaptığımız  ilk metni tekrar yazalım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düz Metin : 10, 1, 28, 1, 15, 30, 22, 1, 17, 1,  24, 15, 1, 21, 11, 30, 14, 25, 15, 26, 2, 26, 30, 30&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžifrelenmiş Metin :  75, 54, 138, 70, 50, 163, 137, 93, 23, -22, 65, -9, 29, 55, 25, 2, 89, 79, 153,  96, 52, 189, 167, 123&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gördüğünüz üzere düz metinde pek çok tekrar eden  harf vardı ama  şifrelenmiş metnimizde hiç yok. Böylece basit düşünen şifre  kırıcıların  işlerine başlayabilecekleri önemli bir noktayı ortadan  kaldırdık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gelelim şifrelenmiş metnimizin çözülmesi aşamasına. Metnimizi   şifrelerken kullandığımız A matrisinin tersi olan B matrisini  şifrelenmiş metni  çözmek için kullanacağız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O halde;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
B.D=C  eşitliğini kullanarak;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tek satır haline getirip sayılara  karşılık gelen harfleri yazarsak başlangıçtaki metnimizi elde  ederiz:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
HAYAL SANATLARI  KULÜBÜ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Algoritmalar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Algoritmayı basitçe bir yöntemi baştan  sona adım adım hayata geçirmeyi  sağlayan bir yönerge olarak tarif edebiliriz.  Veri şifreleme için  kullanılmış ve kullanılmakta olan bazı algoritmalara genel  olarak  değinelim.&lt;br /&gt;
Skytale&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Skytale M.Ö 475 yılında Kuzey Yunanistan  topraklarında bir kent olan  Sparta&#39;da geliştirilmiş ilk şifreleme aletidir. O  dönem için askeri bir  devrim olan bu basit aygıt dünya tarihinde bir ilktir. Bir  çubuğun  etrafına sarılmış düz uzunca bir kağıda yazılan metin kağıt   düzleştirildiğinde anlaşılmayan bir metne dönüşür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha iyi  anlaşılabilmesi için bir örnek vereyim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örnek :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İletmek  istediğimiz metnimiz&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SAVAÃž BİTTİ YAKINDA MAPUSHANE ESİRLERLE  DOLACAK&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
olsun. Çubuğumuz da bir sargısında sekiz harf döndürecek  kalınlıkta ve  altı sıra olsun. Anlaşılması daha kolay olsun diye kat oluşumunu   engellemek için harf sayısını fazla tuttum. Ancak doğal koşullarda böyle  bir  şeye ihtiyaç yoktur. Metnimizi bu aygıtı kullanarak şifrelersek  elde edeceğimiz  metin uzun kağıdımızda yukarıdan aşağıya şu sırada  olacaktır;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
S B Y A  S E R L A İ A H S L A V T K M A İ E C A T I A N R A Ãž İ N P E L D K D U E O  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžifrelenmiş metnimizi çubuğun etrafına sararsak şu şekli elde  etmiş oluruz:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
S A V A Ãž &lt;br /&gt;
B İ T T İ &lt;br /&gt;
Y A K I N D&lt;br /&gt;
A M A P  U&lt;br /&gt;
S H A N E &lt;br /&gt;
E S İ R L E&lt;br /&gt;
R L E D O&lt;br /&gt;
L A C A K  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sezar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
M.Ö 60&#39;lı yıllarda ünlü Roma İmparatoru Julius Caesar  düz metin  şifrelemeyi askeri anlamda kullanan ilk kişi olarak tarihe geçer.  Sezar  kullandığı yöntemde alfabedeki harfleri kendinden sonraki üçüncü harfle   değiştirmiş. Sezar algoritması şöyledir;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;lt;--- Çözme  Yönü&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A B C Ç D E F G Ã� H I İ J K L M N O Ö P R S Ãž T U Ü V  Y Z&lt;br /&gt;
A B C Ç D E F G Ã� H I İ J K L M N O Ö P R S Ãž T U Ü V Y Z  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžifreleme Yönü ---&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yöntemde bitişi  başlangıca bağlayıp bir döngü haline getiririz.  Sezar üç harf atlayarak  kullanmış. Biz elbette daha farklı şekilde  kullanabiliriz. Ãžifreyi çözmeyi  zorlaştırmak için sıralı bir harf  dizini yerine rastgele harf dizini kullanmak  çok daha mantıklı. Yine de  bu algoritma çok rahat kırılabilir. Bunu yazının  devamında Ãžifreçözüm  altında inceleyeceğim. Aşağıda C yazılım dili ile yazmış  olduğum Sezar  algoritmasını kullanan bir örnek mevcut.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynak Betiği  Uygulaması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Enigma&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biraz da 2. Dünya Savaşı&#39;nın kaderini değiştiren  Enigma&#39;dan bahsedelim.  Özü Rotor Makinasının işleyişine dayanan Enigma Alman  Arthur Scherbuis  tarafından geliştirilmiş bir şifreleme aracıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rotor  makinasıysa veri giriş ve çıkışı için iki ayrı levhadan oluşan  bir disktir. Hem  veri giriş levhasında, hem de veri çıkış levhasında 26  adet bağlantı noktası  bulunmaktadır. Makinanın gizemini de bu bağlantı  noktalarının birbirine rastgele  bağlanması oluşturuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İngilizler Almanların Enigma ile şifrelenmiş  belgelerini bir türlü  çözemezler, ta ki bir baskında bir Enigma aygıtını  ellerine geçirinceye  kadar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müttefik kuvvetlerde şifrebilimcilik yapan  bilgisayar biliminin babası  İngiliz Alan Turing, kendisi o ünlü Turing  makinasının mucididir, işlem  gücü günümüz adi hesap makinalarından bile düşük  ilk bilgisayarlardan  sayılan geliştirdikleri Colossus adlı bilgisayarla  Enigma&#39;yı kırmayı  başarmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun ardından Almanların ilk saldırıyı  yapmalarına izin veren İngilizler daha sonra savaşı lehlerine  çevirmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Blowfish&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bruce Schneier tarafından 1993&#39;te  yazılmış algoritmanın bazı açıkları  bulunmasına rağmen yine güvenli olarak kabul  görmekte. Anahtar uzunluğu  ile 32 bit ile 448 bit arasında değişebilir. Bruce  Schneier daha sonra  Blowfish&#39;teki gedikleri kapatarak Twofish adında yeni bir  algoritma  daha yazmıştır.&lt;br /&gt;
VigenÃ¨re&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Blaise de VigenÃ¨re adlı bir  Fransız tarafından 16. yy&#39;da bulunan bu  algoritmanın mantığı çoklu alfabe  kullanımına dayanır. VigenÃ¨re  algoritmasında bir düz metnimiz bir de kendini  tekrar eden bir  anahtarımız vardır. Düz metnimizdeki harflerimiz anahtar  sözcüğümüzün  alfabedeki sırası kadar ötelenir. Bu şekilde tekil alfabeli   algoritmaların en zayıf noktası büyük ölçüde kapatılmıştır çünkü böylece  harf  sıklıklarının eşitsizlikleri ortalama bir değere çekilmiş olur.  Yine de  VigenÃ¨re algoritması 19. yy başlarında kırılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örnek :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düz  Metin : BİRLİK YAZILIM&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anahtar : SEMİH&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
B İ R L İ K Y A Z I  L I M&lt;br /&gt;
S E M İ H S E M İ H S E M İ&lt;br /&gt;
2 12 21 15 12 14 30 28 1 29 11 15 11  16&lt;br /&gt;
22 6 16 12 10 22 6 16 12 10 22 6 16  12&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-&amp;gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžifreli Metin : 24, 18, 37, 27, 22, 36, 36, 44,  13, 39, 33, 21, 27, 28&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžifreli metnimiz artık bir sayı dizisi.  Anahtarımız da belli SEMİH,  istediğimiz zaman bu işlemi tersine çevirerek düz  metni elde  edebiliriz. Aşağıda C yazılım dili ile yazmış olduğum VigenÃ¨re   algoritmasını kullanan bir örnek mevcut.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynak Betiği  Uygulaması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Skipjack&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Skipjack düz yazıyı 64 bitlik parçalar halinde  80 bitlik anahtar  kullanarak 32 defa yinelenen bir dahili döngü kullanarak   şifrelemektedir. Skipjack kullanımı gizli olan bir algoritmadır. Sadece  belirli  yonga ve donanımlarla kullanılabilmektedir.&lt;br /&gt;
D.E.S&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
IBM tarafından  geliştirilen DES 1977 yılında Amerikan hükümeti  tarafından bir standart olarak  kabul edilir. Simetrik anahtarlı bir  algoritma olan DES ilk çıktığından beri pek  çok saldırıya uğramış.  Bunlardan bir kısmı başarılı olmuş. Günümüzde DES en  bilinen  algoritmalardan biridir ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Lakin yine de   D.E.S artık güvenilir bir algoritma olma özelliğini  yitirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düz yazıyı 64 bitlik parçalar halinde 56 bitlik  anahtar kullanarak  şifreli metin haline getirir. Düz yazı çeşitli işlem ve  yedeklemelerden  geçtikten sonra oluşan veri daha güvenli olması için düz yazı  ile  XOR&#39;lanır. Bu döngü her seferinde anahtarın farklı bitleri kullanılarak  16  defa tekrarlanır.&lt;br /&gt;
Üçlü D.E.S&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üçlü DES, DES algoritmasının üç defa  kullanıldığı bir algoritmadır ve  DES&#39;e göre daha güvenlidir. Üçlü DES&#39;te düz  metin 64 bitlik parçalar  halinde 192 bitlik anahtar yardımıyla şifrelenir.  Anahtarın ilk 64 biti  ile düz yazı ilk şifrelemeden geçer. Ardından şifrelenmiş  metin  anahtarın ikinci 64 bitlik kısmı ile çözme işlemine tabi tutulur. Son   adımda metnimiz anahtarın üçüncü 64 bitlik kısmı ile tekrar şifrelenir.  Eğer üç  anahtar parçası da birbirinin aynısı ise işlem DES ile aynıdır,  farklı ise  ikinci anahtar parçasını kullanarak metne uyguladığımız  çözme işlemi şifrelenmiş  metni iyice karmaşık hale getirecektir.&lt;br /&gt;
A.E.S&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Joan Daemen ve Vincent  Rijmen adında iki Belçikalı tarafından 1998  yılında geliştirilmiş bir algoritma  olan A.E.S Amerikan hükümeti  tarafından 2001 yılında bir standart olarak kabul  edilmiştir. A.E.S  128, 192 ve 256 bitlik anahtarlar  kullanmaktadır.&lt;br /&gt;
I.D.E.A&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžimdiye dek üretilmiş en hızlı ve en  güvenilir algoritma olduğu  düşünülen I.D.E.A 128 bitlik anahtar kullanmaktadır.  64 bitlik parçalar  halinde gizli anahtar yöntemi ile şifreleme yapan I.D.E.A  Xuejia Lai  tarafından geliştirilmiştir. I.D.E.A&#39;nın işleyişi biraz karmaşıktır.   128 bitlik anahtardan üretilen alt anahtarlar 64 bitlik metnimiz ile  çeşitli  cebirsel işlemlere ve XOR işlemine tabi tutulmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
128 bitlik  anahtarımızı bölerek 16 bitlik ilk 8 parçamızı elde ederiz.  128 bitlik  anahtarımızdan başka bir 16 bitlik 8 parça daha elde etmek  için anahtarımızın  bitlerini sola doğru 25 bit öteler ve sekize  böleriz. İkinci işlem toplamda 16  bitlik 52 alt anahtar elde edilinceye  kadar tekrar edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düz metin 16  bitlik 4 parçaya bölünür bu parçalar alt anahtarlarla  belli sıralarda toplama,  çarpma gibi cebirsel ve XOR işlemi gibi  mantıksal işlemlere sokulur. Sekizli  döngüler sonunda çıkan çeşitli  değerler bir diğer işlemin girdisini  oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
R.S.A&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde en yaygın olarak kullanılan açık  anahtarlı şifreleme  algoritması olan R.S.A 1977 yılında Ron Rivest, Adi Shamir  ve Len  Adleman tarafından geliştirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
RSA&#39;nın çalışma mantığı  şöyledir;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
p ve q gibi iki asal sayı belirlenir. Mod alınacak değerimiz  n=p.q  şeklinde hesaplanır. Euler&#39;in totient fonksiyonu ile t=(p-1).(q-1)  değeri  hesaplanır. t değeri ile en büyük ortak böleni 1 olan bir e  değeri bulunur.  e.d=1 mod t olacak şekilde bir d değeri hesaplanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
açık anahtar(e,  n),&lt;br /&gt;
gizli anahtar(d, n) &#39;dir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düz metnimiz M olsun. Ãžifreli metnimiz  C=Me mod n şeklinde elde edilir. Ãžifreyi çözmek için ise şu basamakları takip  ederiz;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düz metin : Cd mod n = (Me)d mod n = M &#39;dir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örnek  :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
p=7, q=9 olsun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
n=7.9=63  olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
t=(7-1).(9-1)=48&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
e=5&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5.d=1 mod 48  ise;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
d=29&#39;dur. Çünkü 5.29=145=1 mod 48&#39;dir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
açık  anahtar(5,63),&lt;br /&gt;
gizli anahtar(29, 63)&#39;tür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düz metnimiz M=4  olsun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžifreli metnimiz C=45 mod 63=15&#39;dır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžimdi şifremizi  çözelim,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düz metin = 1629 mod 63 = (45)29 mod 63 = 4 olarak elde  edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžifreçözüm&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžifreçözüm kullanılan algoritmanın  zayıflıklarından, şifrelenen metin  hakkındaki bilgilerden yola çıkarak  şifrelenmiş metnin nasıl  kırılabileceğini araştıran bilim dalıdır. Yüksek  matematiksel yöntemler  kullanarak yapılan şifrelemeyi çözebilmek için doğal  olarak yüksek bir  matematik bilgisi ve uygulaması gerekmektedir. Ãžifreçözüm  için bir  yol geliştirmiş olsanız bile çoğu şifrenin insan gücü ile çözülmesi pek   mümkün değildir. Bu iş için kullanılacak yöntemi deneyebilecek yüksek  işlem  gücünde donanımlar gerekmektedir. Bu bilim dalının ne denli  önemli olduğunu ve  devletlerin bu konuya ne kadar önem verdiğine  yazının devamında &quot;Günümüzde  Ãžifrebilimin Önemi&quot; başlığı altında  etraflıca değineceğim.&lt;br /&gt;
Güvenli  Sistemler&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeri gelmişken biraz da güvenli sistemlerden bahsedelim.  Güvenli  sistemler ikiye ayrılır; Koşulsuz Güvenli Sistemler ve Matematiksel   Güvenli Sistemler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Koşulsuz Güvenli Sistemler, şifrelenmiş metinden  uzunluğu ne olursa  olsun düz metni oluşturmak için yeterli bilgi elde  edilemeyecek  sistemlere denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaten şifrelemenin mantığı şifreçözücünün  şifrelenmiş metinden elde  edebileceği anlamlı bilgiyi mümkün olduğunca anlamsız  hale getirmektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Matematiksel Güvenli Sistemler de, şifrelenmiş metni  kırmanın maliyeti  düz metinden fazla olan ve/veya şifrelenmiş metni kırmak için  gereken  zaman bilginin geçerlilik süresinden fazla olan sistemlere  denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örneğin şifresi saat başı değişen bir kasanın şifresi en iyi  cihazlarla  ancak bir ayda kırılabiliyorsa ya da kasanın içinde üç liralık bilgi   varken kasanın şifresini kırmanın maliyeti beş lira ise bu sistemler   Matematiksel Güvenli Sistemlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Algoritmaların  Gücü&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ãžifrelerin çözülmesi başlı başına bir sanattır, anahtarı bilmeden   şifrelenmiş metinden düz metni elde etmek gibi. Önemli olan noktalardan  biri de  algoritmaların ne denli güçlü olduklarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mantıken anahtarlı herhangi  bir algoritma olası tüm anahtarların  denenmesi ile kırılabilir. Anahtarı bulmak  için tüm olasılıkları teker  teker deneme yöntemine kaba kuvvetle kırma denir.  Deneme yanılma  yöntemi de diyebileceğimiz bu yöntem en zayıf fakat en kesin  yöntemdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Deneme yanılma yöntemiyle kırılmaya çalışılan bir algoritmanın  gücü doğal olarak doğrudan anahtarın uzunluğuyla alakalıdır.&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/3672723454618339134/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/szifreleme-yontemleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/3672723454618339134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/3672723454618339134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/szifreleme-yontemleri.html' title='ŞžİFRELEME YÖNTEMLERİ'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-4277025497280041513</id><published>2010-12-10T08:40:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T08:40:07.308-08:00</updated><title type='text'>MÜHÜR VE TILSIMLAR</title><content type='html'>Mühürler genel olarak hazinenin kime ait olduğunu hatırlatan küçük   işaretlerdir fakat bazı durumlarda sonderece tehlikelidirler.Sıkı sıkıya   kapatılmış bir küpün içindeki sayısız mantar ,vürüs ve en bilinen  koruna yöntemi  siyanürün dışarı sızmasını önleyebilir.Bu yüzden çok  sayıda defineci kardeşimiz  telef olmuştur.Bir mühürü kırmanın en iyi  yolu bu işten anlayan bir arkadaşla  temasa geçmektir.TILSIM’a gelince  tılsım tam olarak defineyi korumak için büyücü  ve cinci hocalar  tarafından yapılan cin bağlamalarıdır.Cinlerden bir grubu  defineye  bekci olarak bırakmasıdır.Tılsımlar genellikle definecilerin korkulu   rüyasıdır bir tılsımın bilmeyen birkişi tarafından hafifce  çatlatılmasından  doğan çarpılmalar veya senelerce süren cin çarpmaları  en bilinen hadiselerdir  .Kaldıki hiç tılsımı olmadığı halde cinlerin  sahiplendikleri sayısız hazine ve  eşyayla karşılaşan deneyimli insanlar  bile etkilenmektedir.Böyle bir durumla  karşılaşan arkadaşlara mail  yoluyla yardım edebilirim&lt;br /&gt;
GEREKLİ ALET EDEVAT&lt;br /&gt;
Bir defineciye en gerekli şey gidilecek yerden emin olunmasıdır.Bunun   yanısıra pusula,matara,sağlam yürüyüş ayakkabısı,uyku tulumu,çadır,sırt   çantası,ayrıntılı bölge haritası,portatif tahkim edevatı (yoksa kısa  saplı kürek  ,kazma)konserve yiyecek(tuzsuz ve fazla susatmayan  cinsten)ilk yardım çantası,el  feneri,radyo vs…&lt;br /&gt;
ALINACAK TEDBİRLER&lt;br /&gt;
Gidilecek yer hakkında ayrıntılı bilgi toplanmalı ve bir kaç gün  kalınacaksa  bölgedeki jandarmadan kamp izni alınmalıdır.Bölge yerleşim  yerinden çok uzak ve  yürüyecek takatiniz yoksa geri dönün o bölgede bir  eşşek kiralamak bütün  yerleşim birimine ben define aramaya gidiyorum  demektir.&lt;br /&gt;
SAHTE HARİTALARA DİKKAT&lt;br /&gt;
Günümüzde kahve ve barlarda bol miktarda define haritası çirit atmakta   onlarca definecinin hayal kırıklığıyla evlerine geri dönmesine sebep   olmaktadır.SİZ siz olun sakın bu tip haritalara inanarak kilometrelerce  yolu  tepmeyin öncelikle haritaların doğruluğundan emin olmalısınız.&lt;br /&gt;
İYİ BİR EXPER VE KATOLOK TAKİBİ&lt;br /&gt;
Sahip olmanız gereken en önemli şey sağlam bir exper ve   katologlardır.Sebebine gelince tarihi esere sahip objelerin yasal yoldan  alınıp  satılması üzerinize tescili yoksa mumkün değildir.Bu sebepten  size rehberlik  edecek güvenilir ve deneyimli bir antikacı tanıdığınız  yoksa bu işe  girişmeyin.&lt;br /&gt;
İŞARETLER:doğada mevcut tabiat varlıkları, taşlar, mağaralar, duvar   resimleri, kayalara çizilen resim, figür ve şekiller, kaleler, manastır,   kiliseler, mezarlıklar vs. üzenine işlenen resim, şekil, figür ve  işaretler  kültürden kültüre, inanç özelliklerine, zaman takvimindeki  dönemlere ve  insanların yaşadıkları coğrafi bölgelere göre  değişmektedir. şekiller tek  başlarına anlam vermezler. şekil, resim,  figür ve işaretler birbirlerini  tamamlarlar. incelenirken mutlaka  birkaç tane resim ,figür, iz ve işaret  olmalıdır.&lt;br /&gt;
TAŞ ÇIKARILMIŞ MAĞARA :Mağaranın içine girildiğinde karanlıksa  aydınlatılmalı  ve tavan veya duvarlardan özenle kesilmiş taş var mı  incelenmelidir. Kesme yolu  ile taş çıkarılmışsa mağarada bir şeylerin  olabileceğine işaret eder. Ancak  bunun tuzak veya aldatmaca olduğunu  iyi öğrenmek incelemek gerekir. Taş  çıkarılmış mağaranın dolu olma  olasılığı çok yüksektir. Ancak tehlike oranının  da çok yüksek olduğu  unutulmamalıdır. Acemice davranarak iz, işaret ve  sembolleri yok  edilmemelidir.&lt;br /&gt;
GAZLI MAĞARA :Yer altında ulaşılması güç olan mağaralara girildiğinde  ilk  dikkat edilmesi gereken mağaranın zehirli gazla dolu olup  olmadığıdır. Mağara  tavanında yarasa yuvaları varsa veya mağarada canlı  hayvan yaşadığına dair izler  varsa mağarada gaz olayı yoktur. Genelde  zehirlenmeler çok yavaş gerçekleşir.  Canlı hayvan yaşamamışsa mutlaka  gaz maskesi ile girilmelidir. Genelde  defineciler bu gazla yavaş yavaş  zehirlendiği için hiçbir şey anlamadan ölürler.  Gaz olasılığı yüksek  mağaraları havalandırarak ve gaz maskesi ile  girilmelidir.&lt;br /&gt;
KAPALI MAĞARA :Taş veya üzerine çizilmiş büyük yarım ‘O’ harfi şeklinde  veya  biraz daha oval çizgi çok yakın bölgede bir mağara olduğunu işaret  eder. Ancak  bu mağaranın figürlerin çizildiği dönemde hiçbir giriş ve  çıkışın olmadığını  ifade eder. Bu tür mağaralara ilk giriş mutlaka  tuzaklıdır, gazlıdır ve çok  tehlikelidir.&lt;br /&gt;
AKREP :Akrep resimleri veya figürleri çok çeşitli anlamlarda  kullanıldığı  görülmüştür. Zor ve zahmetli işlerde görülen akrep resmi  burada çok büyük bir  tehlikenin varlığına işaret eder. Özellik  değirmen,havuz,mağara,kuyu,yer altı  mahzenlerinde çok sık karşılaşılır.  Bütün olaylar iz, işaret ve semboller bir  bütün halinde incelenmeli  tuzak mutlaka bertaraf edildikten sonra aramalar  yapılmalıdır.&lt;br /&gt;
BALIK :Akarsu, göl,göletlerdeki kayalara çizilmiş çok çeşitli balık  resmi ve  figürleri yakın bölgede bir hazinenin olduğunu ifade eder.  Balık genel olarak  hazine olarak nitelendirilir. Balık ile ifade edilen  hazinenin yerini bulmak hem  kolay hem de çok zordur. Balığın   büyüklüğü-küçüklüğü,eğimi,yönü,pozisyonu,tek-çift olup olmadığı,yanında  başka  sembollerin olup olmadığı gibi konular uzmanlık isteyen işlerdir.&lt;br /&gt;
KÜP / KÜRZE : Su içinde veya civarında hazinenin varlığını işaret eder.   Burada dikkat edilmesi gereken bu işaretlerin göl,ırmak veya gölet  kenarındaki  figürün anlamıdır. Susuz alandakilerle karıştırılmamalıdır.&lt;br /&gt;
IBRIK :Su veya gölet kenarlarındaki taşlara çizilmiş İbrik figürü su   kenarında ve genelde çizilen taş çevresinde para olduğunu ifade eder.  Ama bu  para büyük değildir.&lt;br /&gt;
HALKA : Duvarlarda veya herhangi bir taş üstüne çizilen halka işaretleri  veya  halkanın kendisi burada birden fazla ve çok büyük tuzakların  olduğunu anlatır.  Halka figürleri tekte çizilmiş olabilir bir kaç  figürün arasında da olabilir.  Tuzakların biri aşılırken veya bertaraf  edilirken diğer tuzakların  çalışabileceğini unutmamak gerekir. Halkanın  anlam ve çeşitlerini o yerin önemi  ile eşleştirebilirsiniz.&lt;br /&gt;
AYAK İZİ :Mağara taban,tavan veya duvarındaki oyulmuş veya çizilmiş ayak   izinin herhangi bir yere basıldığında mekanik olarak çalışan bir  tuzağın  olduğunu ve çalıştıktan sonra durdurulamayacağını simgeler.  Basılan yer  tuzakları bir tane olabileceği gibi bir kaç tane değişik  tuzakta olabilir.&lt;br /&gt;
DEVE eve resim veya figürleri çok çeşitlidir. Yürüyen,duran,ayağı   havada,kafası havada, hörgüçlü, hörgüçsüz, tek hörgüçlü,çift hörgüçlü  vs.dir.  Deve belli bir hazine veya değerli eşyaları simgeler. Çok iyi  incelenmeli diğer  figürlerle bir çözümlenmelidir. Develer para anlamı  taşıdığı gibi deve ile  taşınabilecek eşyaları da simgeler.&lt;br /&gt;
ÇIPLAK KADIN :Resim ve figürler arasında veya tek başına çıplak kadın  resmi  ve bir yılanın kadının belinden başlayıp omuz başına çıkması veya  hareket edip  omuz başında başının olması bu bölgede çok önemli bir  kral veya kraliçe  mezarları olduğunu simgeler. Bu figürler diğer  figürlerle tamamlanıp mezarın  yönünü veya yerini işaret eder.&lt;br /&gt;
DÜZ YILAN :Yılan kıvrımları ve çeşitleri çok önemlidir. Zehirli yılanlar   tehlike anlamlarını da içermektedir. Ancak yılanın her kıvrımları  belli bir ölçü  olarak kabul edilerek yılanın baktığı tarafta bir hazine  veya değerli bir şeyin  olduğunu ifade eder.&lt;br /&gt;
KİM GÖMDÜ&lt;br /&gt;
Gömüyü kimin gömdüğü konusunun bilinmesinde fayda vardır. Bu konuda  herkes  bir şeyler söyler yazarlar. Bunların iyi bilinmesi varlığın  bulunması ve  alınması zorluklarının bilinmesinde vardır. Definenin  gömülüğü uygarlık ve  kültürlere, zaman süreçlerine gömülme mevsimlerine  ve hatta gece veya gündüz  gömülmesine göre farklılık vardır.&lt;br /&gt;
Her gömü aynı olmadığı gibi tuzak ve aldatmacalar, iz ve işaretleri de  farklı  olabilir. Kazıya başlamadan önce bu konunun iyi etüt edilmesinde  fayda vardır.  Gömü veya define hangi çağda yıllarda gömüldü ise o  çağın kültürel yapısını  incelemek, gömen şahıslar bazında kim gömdü ise  ona göre fikir yürütmede fayda  vardır.&lt;br /&gt;
1. Savaşçılar: Fethe gidenler yol üstünde mevcut yerleşim yerlerinden   topladıkları ganimetlerin hepsini götüremeyeceğinden belli noktalara  sonradan  gelip almak şartıyla kimsenin bulamayacağı belli noktalara  gömmüşler ancak  birçoğu geri gelinip alınmamıştır.&lt;br /&gt;
Gömen savaşçıların kültürel yapısı çok önemlidir. Örneğin Araplar ile   Avrupalı savaşçıların gömüleri iz ve işaretleri ile tuzak ve  aldatmacaları  farklıdır. Buralarda özellikle tuzaklara çok dikkat  edilmesi gerekir. Bir  savaşçı gibi düşünmelisiniz ona göre hareket  etmelisiniz.&lt;br /&gt;
2. Korsanlar: Kara veya denizde mevcut çete ve korsanları bölgelerinden   topladıkları ganimetleri kendilerinin kolay sizin zor bulacağınız bir  şekilde  gömdüklerini biliniz.&lt;br /&gt;
v Korsanlarda savaşçılar gibi hazinenin kolay alınmaması için çok fazla   tuzakla hazineyi beslerler. Bu uzakları anlamak gerçekten zordur. Anlık   hayallere kapılmayıp tuzakları uzman kişilerce aşılmasında fayda  vardır. Boşuna  riske girilmemelidir.&lt;br /&gt;
v Burada önemli olan siz kendinizi onun yerine koyarak “Ne Yapar”  sorusunu  kendinize sorunuz. Nereye gömer ve nasıl iz ve işaretlerle  nasıl tuzak ve  aldatmacalar hazırlar. Sorusu önemlidir. İyi bir makine,  iyi bir uzman etüdü ile  kanunu arkanıza alarak problemleri teker teker  aşınız. Riske girmeye hiç ama hiç  gerek yoktur.&lt;br /&gt;
v Korsanların yıllar sonra bu hazineyi alacağı değerlendirerek belli iz  ve  işaret koymaları şarttır. Bu iz ve işaretleri iyi tahlil etmek  gereklidir.&lt;br /&gt;
v Korsanların iz ve işaretleri savaşçılarınkinden farklılıklar gösterir.   Korsanlar genelde su, güneş ve denizden kara görüntülerini  kullanırlar. Bu konu  işaretler bölümünde detaylıca incelenecektir.&lt;br /&gt;
3. Dönemin Yöneticileri: İşgallere karşı hazinelerini korumak veya   çocuklarının yeniden iktidar veya krallık kurmaları için gerekli  finansman çok  gizli bir yere konularak gelecek için yatırım  yapmışlardır. Bu hazinenin çok  planlı ve iyi bir yere saklamalıydılar  ki uzun yıllar boyunca kimse  ulaşamasın.&lt;br /&gt;
v Burada önemli olan yine “Ben olsam nereye koyardım” sorunsudur. Bu  kişiler  akıllı, kurnaz ve planlı çalışan insanlar olduğu  unutulmamalıdır. Etüdü iyi  yapıp gözden hiçbir şey kaçırılmaması  gerekir. Belki siz çözemezsiniz ancak  çözülmeyecek define etüdü  olmadığı unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;
v Yönetim kargaşaları ve iktidar mücadeleleri sonucundaki çekişmelerden   kendini garanti altına almak, ailesi ve kendisi için iyi bir yerde  kendi ve  ancak birkaç kişinin bildiği bir miktar hazineyi sigorta  olarak koymak.&lt;br /&gt;
v Burada unutulmayacak bir şey vardır. O da çaresiz kalmaktır. Çaresiz   insanların gömü yaparken gözönüne alabilecekleri tehlikeleri anlatmaya  gerek  yoktur. Çünkü “kedinin kuyruğuna basarsınız tırmalar” atasözünü  anımsayınız. O  anda o kadar çaresiz olabileceklerini unutmayınız.&lt;br /&gt;
4. Şahsi Gömüler: Buradaki gömüleri istediğiniz kadar  sınıflandırabilirsiniz.  Önemli olan hazineyi düşünmenizdir. Şahsi  gömüleri bulmak çok kolay diğerlerine  göre daha risksiz ancak değer  bakımından diğerlerinden daha fakirdir.&lt;br /&gt;
Bir insanın serveti ile bir savaşçı, korsan, kral, bey, ağa vs. serveti   karşılaştırılamaz. Şahsi servetlerin bir bölümünü ele alıp inceleyelim.&lt;br /&gt;
a. Din adamları: Papaz ve &lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; src=&quot;http://www.paylasimturkey.net/showthread.php/haha.gif&quot; title=&quot;haha&quot; /&gt;m  ağırlıklı olmak  üzere elde mevcut hazinenin diğer dinlerdeki  insanların eline geçmemek için  tekrar alınmak üzere akıllı ve planlı  bir şekilde gömmeleridir. Bu durum genelde  savaş, istila, korsan-çete  baskını, önceden tahmin veya duyum, iç çekişmelerden  kaynaklanır.&lt;br /&gt;
Bu insanların dönemin akıllı, kurnaz ve alim sayılan insanlar olduğu   unutulmamalıdır. Bu durum hazinenin alınma şartlarını ağırlaştırır.&lt;br /&gt;
Böyle kişilerin hazinelerini ele geçirmek için ilgili dinde mevcut  işaret ve  kültürel değerleri iyi tahlil etmek gerekir. Anlatılmak  isteneni iyi anlamak  gereklidir. Aksi takdirde çalışmalar boşa  gidecektir.&lt;br /&gt;
b. Göç: Kendi istekleri veya zoraki göçe tabi tutulan köy veya  kasabalılar  bütün mallarını yanında götüremeyecekleri için oturup  titizlik içerisinde  hazineleri toplu olarak gömmüşlerdir. Buradaki amaç  tekrar geri döndüklerinde bu  hazineyi alıp tekrar eski yaşantılarına  dönebilmeleridir. Bunların büyük bir  bölümü tekrar geri dönmemişlerdir.&lt;br /&gt;
v Bütün halkın hazinesi tek bir yerde toplanıp gömülmesi düşünülemez.  Parça  parça ama önemli büyüklükte olmalarıdır. Bu gibi definelerde  gömünün hediyesi  sizi yanıltmasın. Etüdünüzü iyi yapmalısınız.&lt;br /&gt;
v Burada dikkat edilmesi gereken siz olsaydınız hazineyi tek bir yere mi   gömerdiniz. Bence hayır 3-4 parça şeklinde gömerdim. Bunların bulunma  olasılığı  daha düşüktür. Biri bulunursa diğerleri bulunamaz. Şeklinde  düşünürdüm. Ama  mutlaka hediyesi yanıltıcı çalışmalar ve tuzaklarla  gömüyü beslerdim. Paramı  kolay kolay kimseye yar etmezdim.&lt;br /&gt;
c. Yaşlı insanlar: Bir hayat boyu çalışıp uğraştıktan sonra yaşlanan  insanlar  eğer çocukları yoksa eldeki değerli eşyalarını kimse bulamasın  diye  saklamalarıdır. Bu hazineler genelde küçük ölçekli olup şahsi  eşya ve  paralarından ibarettir.&lt;br /&gt;
Genelde ev, işyeri, bahçe, tarla, ahır veya kuyularına gömerler. Tuzak  ve  aldatmacası azdır. Genellikle tarihi ve kültürel değer açısından  önemlidir.&lt;br /&gt;
d. Ölülere saygı: Eski dönemlerde kültür değerleri içerisinde ölü ile   birlikte değerli eşyalarını da beraberinde gömmek vardır. Buradakiler  şahsın  şahsi eşyaları ve paralarıdır. Önemli bir şahsiyet değilse  genelde ufak tefek  şeyler gömerlerdi. Buralarda kayda değer eşyalar  genelde olmaz.&lt;br /&gt;
v Mezarlar önemli yerlerdir. Hazine var diye mezarla kazılmamalıdır.  Çünkü  hangi mezarda hazine olduğu belli olup, orada da ölü yoktur.&lt;br /&gt;
v Burada yapılacak kazılarda kesinlikle izin alınmalı ve kanuni yapılmalıdır.  Doğada mevcut güzellikler bozulmamalıdır.&lt;br /&gt;
v Mezar kazıları iyi etüt edilmedi ise kesinlikle yapılmamalıdır. Etüt  edilemiyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.&lt;br /&gt;
v Hazine veya defineyi kim gömerse gömsün iyi etüt edilerek risksiz   çıkarılacağı bilinmelidir. Önce araştırma (yapılamaz ise uzmana  başvurulmalı),  sonra makine (maden analizinden arazi özelliklerine,  doğal veya yapay durumuna),  sonra kanuni izinle hazine rahatlıkla  çıkarılıp zengin olmamak mümkün değildir.  Ama önemli olan akıllı  hareket etmektir. Profesyonelce davranmaktır.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/4277025497280041513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/muhur-ve-tilsimlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/4277025497280041513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/4277025497280041513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/muhur-ve-tilsimlar.html' title='MÜHÜR VE TILSIMLAR'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-7672215845417412443</id><published>2010-12-10T08:38:00.001-08:00</published><updated>2010-12-10T08:38:38.867-08:00</updated><title type='text'>HARİTAYI YÖNÜNE KOYMA  NEDİR?</title><content type='html'>Defineciler bilirler. Haritalarla çalışılmasında en önemli şey  haritaları  yönüne koymaktır. Haritayı yönüne koyunca doğa (çevre)  biliniyorsa gerisi ancak  biraz adrenalin yükselmesiyle sonuçlanır.&lt;br /&gt;
Haritalarda mevcut ana işaretler (dağ, tepe, ırmak, kaya, mağara vs.)   haritayı yönüne koymada size yardımcı olunacaktır. Haritayı doğru yönüne   koymazsanız hedefiniz yanlış bir yer olacaktır.&lt;br /&gt;
Haritalarda önemli konulardan biriside güneşin doğudan doğuşu ve batıdan   batışıdır. Bu konu haritanın genelinde görülebilir. Bir veya birkaç iz  ve  işaretle bu anlaşılamaz. Olaya üç boyutlu bir resme bakmak gibi bir  şeydir.&lt;br /&gt;
Haritalarda güneş, rüzgar ve su akış yönü çok önemlidir. Açılarla harita   yönüne konmazsa bütün emeğin boşa gideceği unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;
Haritayı yönüne koyduktan sonra detay, iz ve işaretlerle haritanın tam olarak  yönüne girip girmediği test edilmelidir.&lt;br /&gt;
Haritayı yönüne koyamıyorsanız hiç boşa uğraşmayın mutlaka yanlış yerde kazı  yapacaksınız demektir.&lt;br /&gt;
Haritalardaki akarsular haritayı yönüne koymakta önemli bir unsur olarak   değerlendirmelidir. Dağ izi ve işaretini doğu – batı yönünde  değerlendirilmesi  ve beraber işlenmesi gerekir.&lt;br /&gt;
Akarsu ve tepeler arazide alanı daraltıp dar bölgede çalışma yapmanızı   sağlayacaktır. Akarsu akış yönü ile alanınız daha da daralacağı   unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;
Haritalarda mevcut akarsu ve çeşme işaretleri büyük önem taşır. Bir  diğer  husus ise çeşmelerin eğime göre ön tarafı aşağı doğru baktığının  unutulmaması  gerektiğidir. Kaynak ve çeşmelere (pınarlara) önem vererek  definecinin beyninde  şimşeklerin çakmasını sağlar.&lt;br /&gt;
Eski dönemlerde pınar, kaynak gibi su kenarları temel veriler kabul  edilirdi.  Yapacağınız kazı bölgesinde bu gibi yerlere dikkat etmekte  fayda vardır.&lt;br /&gt;
Pınar, su kaynağı, çeşme vs. kurumuş veya yer değiştirmiş olabilir. Konuyu  etraflıca incelemekte fayda vardır.&lt;br /&gt;
Haritadaki akarsular dağdan aşağı veya yüksekten aşağı gelir.  İşaretlerin bol  olduğu bölge akarsuyun oraya ulaştığının göstergesidir.  Bu bize haritayı araziye  yerine koymada önemli ipuçları verir.&lt;br /&gt;
Unutulmaması gereken diğer bir nokta gömü yapılırken su ihtiyacının  nereden  giderildiğidir. Mutlaka yakın bölgede bir su kaynağı olması  gerekir.&lt;br /&gt;
Mevcut mağara, taş, mezar gibi belli yerler haritanın yönüne konduğunun testi  için önemlidir.&lt;br /&gt;
Mezarların veya mezarlıkların bakış açıları dine göre değiştiğinden  hangi  dine mensup olduğunun öğrenilmesinden sonra ilgili yöne bakarak  harita doğa  üzerinde yerine konulabilir.&lt;br /&gt;
Haritadaki şelale, pınar, akarsu, mağara, mezar gerçek anlamları ile   konulmamış olabilir. Konuyu bütünlük içerisinde değerlendirin.&lt;br /&gt;
Haritadaki anlatılmak isteneni iyi anlarsınız haritayı yönüne koymak  çocuğun  suyla oynaması gibi basit, sade ve zevkli bir iştir.&lt;br /&gt;
Haritalar 100 puanlık bilmece sorusuna benzer. Ne kadar çok alıştırma  yapılırsa hata payı o kadar az olur.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/7672215845417412443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/haritayi-yonune-koyma-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/7672215845417412443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/7672215845417412443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/haritayi-yonune-koyma-nedir.html' title='HARİTAYI YÖNÜNE KOYMA  NEDİR?'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-2721530634058678262</id><published>2010-12-10T08:37:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T08:37:31.094-08:00</updated><title type='text'>TARİHİ ESERLER VE ESKİ GÖMÜLER</title><content type='html'>İnsanlar tarih boyunca çeşitli sebeplerle sahip oldukları toprakları   bırakarak başka topraklara göç etmişlerdir ve sahip oldukları değerli  eşyalarını  bıraktıkları evlerinin içine veya güvenli olduğuna  inandıkları yerlere gömerek  daha sonraki zamanlarda geri dönerek  bunları geri almayı ummaktadırlar biz  bunlara define (gömü)demekteyiz  .Normalde bu tip olayların azlığı mantıklı  gelsede yakın tarihe kadar  savaşlar ve felaketlerle boğuşan dünyamızda toprak  insanlar için  koruyucu ve kollayıcı olmaktadır .Nedeni ise  belirsizlik,yollardaki  hırsızlık vs…&lt;img alt=&quot;&quot; class=&quot;alignleft&quot; height=&quot;115&quot; src=&quot;http://tbn2.google.com/images?q=tbn:Mir66kcuHViTtM:http://aycicegim.net/yasam_ve_hayat/ruya_tabiri/d/bilder/define_schatz.jpg&quot; style=&quot;border: 1px solid;&quot; width=&quot;131&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
TARİHİ ESERLER VE ESKİ GÖMÜLER&lt;br /&gt;
Eskiden insanlar bu kadar hızlı ve güvenli yolculuk şartlarına sahip   değillerdi dolayısı ile acil olarak terkedilecek yerleşim yerlerinde  ihtiyaca  yönelik eşyalar hemen taşınırken birikimlerinide toprağın  gizli kucağına emanet  ederlerdi bir gün geri dönerek çıkartmak  üzere.Fakat saklanan değerli eşyalar  zamanla unutularak yada yeri  bulunamayarak toprağın altında çok uzun süre  kaldıklarında tarihi eser  değeride kazanmaktadırlar .&lt;br /&gt;
DEFİNECİLİK&lt;br /&gt;
Tarihin en eski dördüncü mesleğidir.İngilizler buna MEDLORK Türklerde   “DEFİNECİ”yani gömü arayan demektedirler.İngilterede bu işkolu daha çok   derekenarlarında bizde ise dağların tepelerinde icra  edilmektedir.Sebeplerine  gelince yaşadığımız coğrafyada köklü  göçler,savaşlar,doğal felaketler hiç eksik  olmamıştır hiç birşey olmasa  elli senede bir savaş çıkarak insanları göçe  zorlamıştır.(UMARIM  YAKINDA SAVAŞ ÇIKMAZ)&lt;br /&gt;
NEDEN DAĞLARDA&lt;br /&gt;
Dağlarda genellikle keçiler ve define avcılarının dışında kimse dolaşmaz  yani  insanların pek sıklıkla dolaşmadıkları bu yerlere eskilerin  birşeyler gömmüş  olmaları ihtimali ve gömülenin çıkarılmamış olma  ihtimali kuvvetlidir.&lt;br /&gt;
MÜJDE&lt;br /&gt;
Nişana varılacak yolu anlatan semboller ,tepe,höyük,çeşme ve mezar türü eski  yapılardır&lt;br /&gt;
NİŞAN VE NİŞANCILIK&lt;br /&gt;
Gömünün yerini belli etmek için dikilen taş veya kaya gibi kalıcı  yerlere  kazınan işaretlerdir .Bazı durumlarda Harita mevcutsa yerine  oturtmak için yine  nişancıya iş düşer&lt;br /&gt;
İSTİŞARE&lt;br /&gt;
Haritanın güvenliğinden emin değilseniz hiç uğraşmayın veya sahte bir  harita  ise çok çabuk çözersiniz. Sahte haritalarda 4-5 tane yanıltıcı  ip uçları vardır.  Kısa sürede çözülür ve definenin yeri net olarak  bilinir.&lt;br /&gt;
Uzman kişiler hariç olmak üzere haritalar hemen çözülemez.&lt;br /&gt;
Gerçek haritaların çözümü daha zor ve definenin yeri tam net değildir.   Defineyi yine oradaki mevcut iz ve işaretlerden yola çıkarak  bulacaksınız.&lt;br /&gt;
Haritanın komple okunması tamamen mantık ve profesyonelce çalışma sonucu   olur. Haritayı etüt ettikten sonra kendiniz çizin. Haritayı  çizemiyorsanız  haritayı komple anlamamışsınız demektir. Size yardım  şart olur.&lt;br /&gt;
KARŞILAŞILABİLECEK YASAL PROBLEMLER&lt;br /&gt;
Sitemizde özellikle uygulamak istediğimiz konulardan bir tanesi yapılan  defineciliğin kanuni olmasıdır.&lt;br /&gt;
Kanunsuz ve kaçak kazılara tamamen karşıyızdır. Biz defineciler akıllı   hareket etmek zorunda olan insanlarız. Çünkü değeri çok büyük olan  varlıkları  bulmak için hareket ediyoruz.&lt;br /&gt;
Kaçak kazılarda aklımıza bile gelmeyen problemlerin çıkacağını hiçbir  zaman  unutmamalıyız. Böyle durumlara meydan bırakmamalıyız.&lt;br /&gt;
Kanunsuz kaçak yapılan define arama çalışmalarında yakalanma olasılığını   düşünün, meydana gelebilecek kazalar yaralanmalar, ölümler ekibi ve  ailesini zor  durumda bırakacağından kanunlara riayet etmekte fayda  vardır. Bunlar neler  olabilir, teker teker inceleyelim.&lt;br /&gt;
1. Polis veya jandarma ekiplerince kazı esnasında yakalanma.&lt;br /&gt;
2. Birileri tarafından ihbar edilme.&lt;br /&gt;
3. Meydana gelebilecek kazılardaki kazaların ölümle sonuçlanması.&lt;br /&gt;
4. Meydana gelebilecek kazılardaki kazaların ağır yaralanma ile  sonuçlanması.&lt;br /&gt;
5. Birileri tarafından zor kullanılarak kazı sonucu çıkarılan varlığı ele  geçirmek istemesi.&lt;br /&gt;
6. Kazıda mevcut olabilecek tuzaklara yakalanma ile mahsur kalma  olasılığı.&lt;br /&gt;
7. Boğulma veya kaybolmalarda ani müdahalenin yapılamaması.&lt;br /&gt;
8. Tıbbi müdahalelerde bulunamaması veya müdahalenin geç yapılması.&lt;br /&gt;
Çıkarılan define kaçak olduğundan olayda direk kaçakçı muamelesi   görüleceğinden kanunlarla başı derde girecektir. İstenmeyen olayların  riskine  hiçbir zaman ve hiç bir yerde gerek yoktur.&lt;br /&gt;
Olaylara kanunlar açısından yaklaşıldığında tarihi eser kaçakçılığının  ağır  suç kapsamında olduğunun herkes tarafından bilinmesinde fayda  vardır.&lt;br /&gt;
İlgili ve ilgisiz kişilere farkında olmadan zarar verme olasılığının  yüksek  olduğu ve yasa önünde zor durumlara düşüleceği unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;
Tarihi eser kaçakçılığına bilmeyerek dahi olsa yardımcı olunduğu kaçak  kazılarda mevcut olunduğu göz önünde bulundurulmalıdır.&lt;br /&gt;
Çıkarılan define kaçak olduğundan birileri tarafından güç kullanarak  veya  aldatılarak el değiştirebileceğinden uzun uğraşlar sonucu elde  edilen varlık  boşa gitmiş olacaktır.&lt;br /&gt;
Bu her kazıda mevcut olur. Sadece yasal anlamlardaki kazılarda bu risk olmaz.  Bunu unutmamak gerekir.&lt;br /&gt;
Konu araştırılırken birçok insanın şüphelenmesi, takibe alması gayet   doğaldır. Bundan dolayıdır ki, hiç kimseye güvenmemeye özen gösteriniz.&lt;br /&gt;
Böyle durumlarda yapabileceğiniz hiçbir şeyin olmadığının bilinmesi,   yapılabilecek tek şeyin hata yapmamaya özen göstermek olduğudur.&lt;br /&gt;
Serbest piyasada değerlendirilmeye çalışıldığından ikinci ve üçüncü  ellerinde  kar edeceği göz önüne alındığında gerçek değerinin altında  işlem görecektir.&lt;br /&gt;
İlk alıcı tarafından gerçek değeri verilmeyeceği unutulmamalıdır.  Çıkartılan  varlığın gerçek değerini sadece devlet verir. ( % 80 )  Serbest piyasada ilk  alıcılarda değerinin % 40 – 50 gibi verileceği  unutulmamalıdır. Bu oranda binbir  zorluklar sonucu ortaya çıkar.&lt;br /&gt;
El değiştirme yasal olmadığından birçok olayda ilk satıcı yani  definecinin  zarar göreceği, belki de hiç para kazanamayacağı  unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;
Serbest piyasada değerlendirilen varlıklar üçüncü ve dördüncü elden yurt   dışına çıkarılacağından ülkemizin değerli kültür varlıklarının  tükenmesine  yardımcı olunarak vicdanen rahatsız ve huzursuz  olacaksınızdır.&lt;br /&gt;
Çıkarılan varlığın serbest piyasada gerçek alıcısı o varlığa ait  uygarlığın  torunları olduğu devlettir. Örneğin; Yahudi tarihi  eserlerinin gerçek alıcısı  İsrail veya İngiltere – Amerika’daki büyük  iş adamları ve İsrail adına çalışan  lobi faaliyetlerini yürüten büyük  şirketlerdir. Diğerleri aracı veya tarihi eser  kaçakçılarıdır.&lt;br /&gt;
Anadolu’nun üzerinde sayısız uygarlıklar kurulduğu ve bu uygarlıklara  ait  tarihi eserlerin bir sel gibi yurtdışına tarihi eser kaçakçıları  tarafından  çıkartıldığı bunun çok azının yakalandığı gerek basında,  gerek siyasi ağızlarda,  gerekse defineciler arasında telaffuz edildiği  bilinmekte veya tahmin  edilmektedir.&lt;br /&gt;
Bu konuda yazılı basında görsel veya işitsel basında sürekli haberler  çıktığı  panel, brifing, sunuş veya konu ile ilgili uzman kişilerin  görüş ve önerilerinin  sunulduğu programlar yapılmaktadır.&lt;br /&gt;
Yurdumuzun doğal güzellikleri sayılan kültür varlıklarının yurt dışının  büyük  kazançlar sağlayarak tarihi eser kaçakçıları tarafından  çıkarılması biz  definecileri ve bizim gibi düşünen insanları huzursuz  etmektedir. Bunun önüne  geçmenin en büyük şekli yapılacak kazıların  kanuni olmasıdır.&lt;br /&gt;
Yaptığınız işten çok para kazanacağınızdan ekip içi, yakın arkadaş  grubu,  kamu görevlileri ve güç odaklarının gözü her zaman üzerinizde  olacaktır. İhbar  suretiyle çalışmalarınız boşa gidip ilgisiz insanlara  para kazandırmanız böyle  bir olayda doğal sayılır.&lt;br /&gt;
Yapılan kazı faaliyetleri kanuni değilse insanların veya kolluk  güçlerinin  size her zaman şüphe ile bakacaklarının bilinmesinde fayda  vardır.&lt;br /&gt;
KARŞILAŞILABİLECEK PSİKOLOJİK SORUNLAR&lt;br /&gt;
Bazı defineciler genelde izin almadan kaçak olarak kazı yaparlar. Bu  gibi  durumlarda kendilerini baskı altında hissederler. Baskıyı yaratan  etmenler çok  çeşitlidir. En önemlisi görünme ve yakalanma korkusudur.&lt;br /&gt;
Definecilerin baskı altında hissettikleri durumların sebebi belki de   sonsuzdur. Bu şahıslara, olaylara, gelişmelere göre çeşitlilik kazanır.&lt;br /&gt;
Kaçak çalışan definecilerin tamamında ve yasal çalışan definecilerin   bazılarındaki psikolojik baskının temelinde yatan etmenleri kısaca  incelemekte  fayda vardır.&lt;br /&gt;
Psikolojik etkenler ekipten ekibe, şahıstan şahısa, görüşlere tecrübeye  vs.  gibi durumlarda insanlarda farklılık göstereceği  değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
1. Parasal kaynağın azlığı veya tahsis edilen finans miktarı atıl para   olmaması, bu paranın tekrar yerine konması gibi durumlarda defineci veya  ekip  rahat hareket edemezler.&lt;br /&gt;
2. Ekipteki personelin iş ve zaman problemi. Ekipteki personelin değişik   işleri olabileceğinden her zaman bir araya gelemezler. Buda fikir  alışverişinde  bulunamadıklarından kazıda fikir ayrılıkları çıkabileceği   değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
3. Kazılacak yerin iyi çözümlenmemesinden dolayı büyük merak ve endişe   duyulabilir. İyi etüt yaptık mı ? Detayları atladık mı ? Doğru yeri  kazıyor  muyuz ? merakı ekibi veya definecinin kafasında şüphe  uyandırabilir.&lt;br /&gt;
4. Sosyal normların baskısı. Acaba doğru mu yapıyoruz ? İnsanlar bizim   hakkımızda ne düşünürler ? Ayıp mı ediyoruz ? gibi kafalara takılan  sorular her  zaman defineci veya ekibin çalışmasını etkiler.&lt;br /&gt;
5. Görünme ve takip ediliyormuş hissinin kişi üzerindeki baskısı. Bizi   görürlerse ne olur ? Ne düşünürler ? İhbar ederler mi ? İyi gizlendik mi  ? Doğru  zamanda mı kazıyoruz ? soruları defineci üzerindeki baskıyı  arttırır.&lt;br /&gt;
6. Kanunsuzluktan doğan yakalanma ve süreç tedirginlik ve huzursuzluğu.   Yakalanırsak ne olur ? İşten atılır mıyız ? Tutuklanır mıyız ? Kaç yıl  ceza  alırız ? Nasıl savunma yaparız ? Mahkeme ne kadar sürer ? İyi  avukat bulabilir  miyiz ? Bu durum ailem açısından nasıl sonuçlar  doğurur, nasıl karşılarlar, ne  yaparlar ? soruları özellikle kaçak  yapılan kazılarda defineci veya ekip  üzerinde yoğun baskı kurar.&lt;br /&gt;
7. Çıkarılan definenin yasal olmadığı için serbest piyasa koşullarında  nakde  çevirme zorluklarından doğan huzursuzluk. Bulursak ne yaparız ?  Nasıl nakde  çeviririz ? Satarken yakalanır mıyız ? İhbar eden olur mu ?  Alıcıyı nereden  buluruz ? Nakdi nasıl alırız ? Alıcı jandarma veya  polis olabilir mi ? Alıcı  bize tuzak kurar mı ? Bulunan varlığın  değerini nasıl tahmin ederiz ? Kazıklanır  mıyız ? soruları defineci  veya ekip üzerinde yoğun baskı kurar.&lt;br /&gt;
8. Yasal olmadığı için çalışmanın genelde gece saatlerinde olması sebebi  ile  karanlık ve korkunun huzursuzluğu. Bir şey olur mu ? Etrafta  yabani hayvan var  mı ? Gören olursa nasıl kaçarız ? Kazarken bazı  şeyleri göremeyebilir miyiz ?  soruları defineci veya ekip üzerinde  yoğun baskı kurar.&lt;br /&gt;
Yukarıdaki huzursuzluk etkenleri bir veya birkaçının bir araya gelmesi  ile  çalışma verimi düşer, kazalar artar ve ölümle sonuçlana bilir.  Çünkü insanlar  huzursuz ortamda verimli çalışma yapamazlar.&lt;br /&gt;
Kafalardaki sorulardan arınmadan sakin düşünülemeyeceğinden bütün problemleri  aşıp kazı yapılmalıdır.&lt;br /&gt;
Yapacağınız işte bu kadar riskli macera aramıyorsanız bu olayları  yaşamanıza  hiç gerek yoktur. Yapacağınız iş Kanuni, sakin , risksiz  olarak rahatlıkla  yapılabilir.&lt;br /&gt;
Yapacağınız kazıyı projelendirin. Etüt çalışmanızı iyi yapın. Kafanızda   problem kalmasın ve kanunun gücünü arkanıza alarak adım adım ilerleyin.&lt;br /&gt;
HALİSÜLASYON VE GERÇEK DURUMLAR&lt;br /&gt;
Kazıda baskı altında yapılan işten verim azlığı nedeni ile görülmeyecek   halisülasyonlar hissettiğiniz olgular gerçekten yaşadığını sandığınız  ve  definecilerin % 99′nun inandığı olaylar karşınıza çıktığında çok  fazla  abartırsınız.&lt;br /&gt;
Olmayan olayları, görünmeyen nesneleri, yaşanmamış anları yaşamış gibi  davranması definecilerin doğal özellikleridir.&lt;br /&gt;
Bu olaylar genelde gece geç saatlerde, karanlıkta, yorgun kazı  çalışmalarında  ve kaçak kazı esnasında görülürler. Gündüz kazıları ve  yasal kazılarda bu  olaylar çok ender görülür.&lt;br /&gt;
Muhtemel gerçekte olmayıp ta özel durumlarda karşılaşılan olaylar  nelerdir  onları kısaca özetleyelim. (Bu olaylar genelde kazı anında  ortaya çıkarlar veya  öyle hissedilir.)&lt;br /&gt;
Her kazıda bu olayların olacağı düşünülemez. Ender kazılarda ortaya  çıkarlar.  Genelde sakin, sessiz ve ıssız ortamdaki kazılarda meydana  gelirler.&lt;br /&gt;
1. Hedef bölge kazılmaya başlandığında çok şiddetli rüzgar esmeye  başlayabilir. Bu fırtına şeklinde bile görülebilir.&lt;br /&gt;
2. Hedef bölge kazılmaya başlandığında yağmur yağabilir. Şiddetli yağmurla  sel gelebilir (Ama bu yağmurlar uzun sürmezler).&lt;br /&gt;
3. Topraktan çıkarılan heykel gibi doğal varlıklar canlanabilir, hareket   edebilir gibi görünebilirler. Bu durum genelde heyecan, korku ve  yorgunluğun  birleşmesi ile halisülasyonda olabilir, gerçekte olabilir.&lt;br /&gt;
4. Topraktan çıkarılan heykellerin gözünden, ağzından veya kafasından kanlar  akabileceği görülebilirler.&lt;br /&gt;
5. Topraktan çıkarılan heykel ağzından ve kafasından kanlar akabilir. Gözleri  açılıp kapanabilir.&lt;br /&gt;
6. Kazı yapılan yerden yılan çıkabilir. Bu durum doğal sayılabilir. Ama  bazıları halisülasyonda olabilir.&lt;br /&gt;
7. Çıkan define sandık, küp, gıcık, kazının içinden arılar, kurbağalar,   yılanlar, koç görüntüleri v.s. umulmayacak şeyler çıkabilir. Bu durumda  kazıya  ara verip, iyice dinlenip, sakin sakin düşündükten sonra  nelerin yapılacağına  karar verilmelidir.&lt;br /&gt;
8. Mezardan inilti ve sesler gelebilir. Konuşmalar duyulabilir. Bu durum   genelde mağara ve mezarlıklarda yapılan kazılarda ortaya çıkar.&lt;br /&gt;
9. Kazılan yerden ayak, el veya hayvan tırnak izi çıkabilir. Burada siz   definecilere birşeyler anlatılmak istenebilir. Olaylar tekrar gözden  geçirilip,  sakin sakin düşünülüp titizlikle incelenmelidir.&lt;br /&gt;
10. Kazı yapılan bölgede aniden sakallı bir derviş, hoca, papaz   halisülasyonları görülebilir. Böyle durumlarda kazıya son verilmesinde   psikolojik açıdan ve sağlık açısından fayda vardır.&lt;br /&gt;
11. Kazı yapılan yerden içi kül dolu bir küp çıkabilir. Küpü mutlaka  gündüz  açıp incelemeli ve olayı iyi araştırmada fayda vardır.&lt;br /&gt;
12. İşçi boş küp, kazan, bakraç, testi sandık v.s. çıkabilir. Bunlar bir  iz  ve işaret olabilir. Ancak definenin kendiside olabilir.&lt;br /&gt;
13. Kazılan yerden ateş çıkabilir.&lt;br /&gt;
14. Kazılan yerden harita, iz, işaret, heykel, figürler (keçi, köpek,  ok,  yılan, kazan, küp, kılıç, ağaç) çıkabilir. Bunlara dikkat edilmesi  gerekir.  Çevre araştırılmasının iyi yapıldığında size çok fazla bölge  hakkında bilgi  verebilirler.&lt;br /&gt;
Böyle durumlarda araştırmalar tekrara gözden geçirilmeli, teker teker  etüt  edilmelidir. Detaylar üzerinde durulmalı ve titizlikle  incelenmelidir.&lt;br /&gt;
Yapılan kazıdan her zaman altın, para, mücevherat çıkmayabilir. Bazen bu  iz  ve işaretlerde çıkabilir. Bunların iyi değerlendirilmesi ve  anlaşılması  gerekir.&lt;br /&gt;
Psikolojik yönden hazır değilseniz paniğe kapılır ve rahatlıkla hata   yapabilirsiniz. Böyle durumlarda panik yapılmaması gerekir. Kazıdan  herşeyin  çıkabileceği bilinmelidir. Bu olayların % 90 kazı yapan  insanlara zarar  vermezler. Ancak zararlı olan olaylarda vardır.&lt;br /&gt;
İnsanlar yorgun, uykusuz, problemli, karanlıkta kazı yaparken böyle   durumlarla fazla karşılaşırlar. Doğruluğu – yanlışlığı, gerçekliği –  sahteliği  defineciye ve diğer insanlara göre değişir.&lt;br /&gt;
Yukarıda saydığımız problemler sitemizin karşılaşılan tehlikeler bölümünde  detaylı olarak incelenecektir.&lt;br /&gt;
Psikolojik olarak rahat değilseniz normal zamanda olan söylenen yapılan  herşey size çok büyük gelir.&lt;br /&gt;
Kazıya çıkmadan önce bütün problemleri emanetçiye bırakarak sadece  anahtarı  alıp gidilmelidir. Böyle durumlarda başarı daha yüksek  olacaktır. Daha sağlıklı  düşünerek karar verilecektir.&lt;br /&gt;
Bu kadar problemin aşılmasında diğer taraftan en önemli etken yapılacak  kazının izin alınarak yasal yollardan yapılmasıdır.&lt;br /&gt;
Bu gibi durumlarda sitemize anılarınızı yazabilirsiniz. Diğer insanların   bilmesini istediğiniz anıları anlatarak veya kafanıza takılan  problemleri  sitemizden veya bize müracaat ederek öğrenebilirsiniz.&lt;br /&gt;
Kanuni yapılan kazılarda ilgili müze müdürlüğü ve mülki amirlerce   görevlendirilen görevliler alacağından psikolojik etkenlerin % 90  ortadan  kalkacak ve sağlıklı bir kazı yapılacaktır. Zaman sınırlaması  olmayacağından  sakin kararlar verilecektir.&lt;br /&gt;
Gecenin karanlığından dolayı olaylar çok çok az olacaktır. Bu tür  olaylar  halisülasyon veya gerçek olabilir, ama gerçek olma olasılığı  yüksektir.&lt;br /&gt;
ARAMA İÇİN MÜRACAAT&lt;br /&gt;
Define aramak her zaman mümkündür. Yeter ki kanuni olsun. kanunlar  herkese  açıktır. Herkes gerekli izin alarak define aramaya  başlayabilir.&lt;br /&gt;
Define aramak hem zor hem kolay bir iştir. Ancak bir yönü vardır ki bu  yön  çok tehlikelidir. Neden bahsettiğimi defineciler çok iyi anlarlar.  Bu kaçak  yapılan kazılardır.&lt;br /&gt;
Kazılacak bölgenin gerekli araştırmasını yaptıktan sonra kazılacağına  karar  verilirse yapılacak ilk işin en yakın müze müdürlüğü ve mülki  amirliğine  müracaat ederek izin alınmasıdır. En doğru yol budur.&lt;br /&gt;
Defineciler arasında yaygın bir görüş vardır. “Bulduğum defineye devlet  el  koyar hakkımı vermez”. Bu çok yanlış bir kanıdır bulunan her türlü  definen  takdir komisyonlarınca incelenerek değeri biçildikten sonra  ilgili bakanlığa  ödeneği ayrılıp bloke edilen ödenekten definecinin  hakkı verilir.&lt;br /&gt;
Konuya diğer yönden yaklaşan kaçak yapılan bir kazıda elde edilen define   (altın, gümüş, heykel veya arkeolojik değeri olan varlıklar) Serbest  piyasada  kaçak olarak alınıp satıldığını herkes bilir. Bunun gerçek  değerini ilk elden  bulan şahsa ödenmediğini, kaçak olduğu için  yakalanma riskinin çok yüksek olduğu  sürekli ihbar edildiği  bilinmektedir. (İhbar edene varlığın değeri üzerinden  %7,5 verilir)&lt;br /&gt;
Bu kadar riske girmeye bence girmeye hiç gerek yoktur. Az, öz ve temiz   kazanılması bulunan varlıkların yurdumuzda kalması, müzelerimizde  sergilenmesi  için mutlaka kazının izin alınarak yapılması gerekir.&lt;br /&gt;
Arama yapmak ve kazıda bulunmak için en yakın müze müdürlüğü ve mülki amirden  müracaat sonucu izin alınmalıdır.&lt;br /&gt;
İlgili müdürlükler yapılan müracaatları çok çabuk değerlendirip ekip  oluşturmaktadırlar.&lt;br /&gt;
Müracaat bir dilekçe ve ekinde aşağıdaki belgelerle müze müdürlüğüne  yapılmaktadır.&lt;br /&gt;
Define arayacak kimse bölgesini tespit edip gerekli ön çalışmaları  yaptıktan  sonra bir dilekçe ile en yakın mülki amire ve bir dilekçe ile  müracaat  edebilir.&lt;br /&gt;
Define aranacak bölge önce iyice araştırılmalıdır. Söz konusu bölgenin  eski  uygarlıklardan günümüze evreleri incelenip sonra bölgesel tespite   geçilmelidir.&lt;br /&gt;
Hedef önce gözle, sonra makine ile test edildikten sonra kazı  yapılmasına  gerek duyulursa, yasal müracaatta bulunulmalıdır. Boşu  boşuna kazı  yapılmamalıdır.&lt;br /&gt;
Define arama yasal bir iştir. 2863 Sayılı Kanuna atfen define arama  yönetmeliği çıkarılmıştır. (R-6 -27 OCAK 1984 Sayı- 18294)&lt;br /&gt;
Kesinlikle ön şart olarak veya prensip olarak bölgenin nokta hedefe  ulaşmadan  boşu boşuna kazı için müracaat yapılmamalıdır. Olay her yönü  ile detaylıca ele  alınmalıdır.&lt;br /&gt;
Define aranacak bölgenin ön çalışmasından sonra dilekçe verilir. Bu dilekçede  aşağıdaki durumlar açıkça belirtiler.&lt;br /&gt;
1. Arama maksadı&lt;br /&gt;
2. Arama yapılacak il, ilçe, bucak, köy, mahalle, sokak ve ev numarasına  kadar bildirilir.&lt;br /&gt;
3. Bu bölgenini ekili olup olmadığı&lt;br /&gt;
4. Meskun mahal olup olmadığı&lt;br /&gt;
5. Tapulu tapusuz olduğu ve tapunun kime ait olduğu açıkca belirtilir.&lt;br /&gt;
Çalışmalarımızda yaşadığımız önemli bir problem izin alındıktan sonra  kazı  için bazı şartlar oluşmamaktadır. Böyle durumlarda zaman, iktisadi  veya ekibin  toparlanma gibi problemlerle karşılaştık. Sizlere  önerilerimiz bu faktörleri iyi  değerlendirip kazı için müracaatı  şartlar uygun olduğu zaman yapmanızdır.&lt;br /&gt;
Müracaat dilekçesine;&lt;br /&gt;
a) Define aranacak sahanın yetkili teknik elemana çizdirilmiş, İl  Bayındırlık  Müdürlüğünce tasdikli, 1/500 ölçekli tesviye münhanili  haritası veya  krokisi,&lt;br /&gt;
b) Krokisi çıkarılamayacak ev ve bunun gibi yerler için ise ada, parsel ve  çap numarasını belirten vaziyet planı,&lt;br /&gt;
c) Uzaktan ve yakından olmak üzere çeşitli yönlerden çekilmiş net  fotoğrafları,&lt;br /&gt;
d) Define aranacak yer sahipli ise, gerçek kişilerden noterden tasdikli   muvafakat name, tüzelkişilerden de yetkili organlarından alınacak  muvafakat  yazısı eklenir.&lt;br /&gt;
Define aranacak bölge 100 m2′yi geçemez. Bu bölge dilekçe ekinde verilecek  kroki harita, fotoğraf üzerinde işaretlenecektir.&lt;br /&gt;
Mülki amir, define aranacak yerin 2863 sayılı Kanunun 6. maddesinde   belirtilen yerler ile tespit edilen sit alanları ve mezarlıklar içinde  olup  olmadığını, define aranmasında sakınca bulunup bulunmadığını, en  yakın müze  müdürlüğüne tespit ettirir.&lt;br /&gt;
Unutulmamalıdır ki en güzel zevkli, huzurlu ve risksiz iş kanuni yapılan  iştir.&lt;br /&gt;
Sitemizde biz her zaman yasal anlamda yapılan kazılardan bahsediyoruz.  Yasal  olmayan kazıların bizce bir önemi yoktur. Tavsiyemiz her zaman  hukuki boyutlar  üzerinde durulmasıdır. Kazıların ceza veya kanunsuz  işlerle yapılmasını  önermiyoruz.&lt;br /&gt;
RUHSAT ALIMI VE SONRASI&lt;br /&gt;
Müze Müdürlüğünce, müracaat uygun bulunduğu takdirde define arama  ruhsatı  verilir. Ruhsatname bir yıl sürelidir. Define araması aralıksız  en çok bir ay  devam eder. Hava muhalefeti veya tabii afetlerden dolayı  bu süre içinde  bitirilemezse bir defaya mahsus olmak üzere mülki  amirce en çok bir ay daha  uzatılabilir.&lt;br /&gt;
Define araması, define aranacak yere en yakın müzeden görevlendirilecek   ihtisas elemanı başkanlığında, Maliye ve Gümrük ve İçişleri  Bakanlıklarının  mahalli birer temsilcisi gözetiminde yapılır.&lt;br /&gt;
Define aranacak yeri incelemeye gidecek müze ihtisas elemanı ile,  aramada  bulunacak ihtisas elemanı, Maliye ve Gümrük ve İçişleri  Bakanlıkları  temsilcilerinin yol masrafları ve birinci derece devlet  memuru harcırahı  üzerinden yevmiyeleri define arayıcısı tarafından  ödenir. Bu yevmiyeler günlük  zorunlu giderleri karşılamadığı takdirde,  aradaki fark yevmiyelerin % 50′sini  geçmemek şartıyla define arayıcısı  tarafından ayrıca ödenir.&lt;br /&gt;
Define aramasından doğacak zarar ziyan ve kazı yapılan yerin eski haline   getirilmesi ile ilgili masraflar define arayıcısına aittir. Bu  masrafların  tahmini tutarı ilgili müze müdürlüğünce tespit edilir.&lt;br /&gt;
Define arama yerini incelemeye gidecek müze ihtisas elemanlarının  harcırahı  önceden, diğer harcamalar ise arama başlamadan önce arayıcı  tarafından bir  devlet bankasına müze müdürlüğü adına yatırılır. Müze  müdürü aramadan önce  görevlilere avans öder. Hizmetin yerine  getirilmesinden sonra görevlilere  verecekleri hak ediş belgelerine göre  kesin hesap yapılır. Artan para aracıyla  teslim edilir.&lt;br /&gt;
Çalışmalar, görevliler ile arayıcının imzasını taşıyan tutanaklarla günü   gününe tespit edilir. Bu tutanaklar ve arama sonunda tanzim edilecek  nihai  tutanak Bakanlığa gönderilir.&lt;br /&gt;
Define aramasının mevzuat hükümlerine göre ilgililerce durdurulması  halinde  arayıcı hiçbir hak, zarar ve ziyan talebinde bulunamaz.&lt;br /&gt;
Define aramalarında kültür ve tabiat varlığı bulunduğu takdirde arama  derhal  durdurulur ve durum Bakanlığa bildirilir. Arayıcı, bulunan  kültür ve tabiat  varlıkları üzerinde hiç bir hak iddia edemez.&lt;br /&gt;
Define aramasında çıkan buluntular Bakanlıkça tayin edilecek en az üç  kişilik  bir uzman heyetine incelettirilir. Elde edilecek buluntular  kültür ve tabiat  varlığı ise müzelere, define ise Maliye ve Gümrük  Bakanlığına teslim edilir.&lt;br /&gt;
Bulunan definenin Maliye ve Gümrük Bakanlığınca geçer akçe olarak değeri   tespit edilir. Define Hazineye ait arazide bulunmuşsa % 50′si aracıya,  özel veya  tüzelkişilere ait arazide bulunmuşsa, % 40′ı aracıya, % 10′u  ise mülk sahibine  verilir.&lt;br /&gt;
Yukarıda sayılan bürokratik işlerin zorluğundan çekinilmemelidir. Çünkü  amaç  tabiat ve kültür varlıklarını koruyarak çıkabilecek tarihi eserin  değerini  defineciye verip o varlığın sahibini bütün ülkenin olmasını  sağlamaktır.&lt;br /&gt;
Kaçak yapılan kazılarda bürokratik işlemler olmamasına rağmen kaçakçılık   işlerini işlendiği ve kanuni yükümlülüklerle sorumlu olduğunun  bulunması  gerekir.&lt;br /&gt;
Bu işlerle uğraşan gerçek defineciler konuyu iyi bilirler. Az, öz ve temiz ve  kanuni kazanmak esastır.&lt;br /&gt;
Yapılan iş eğlence ve hobi amacına temizce ulaşmalıdır. Vicdanların temizliği  ve saflığı en büyük definedir.&lt;br /&gt;
Sitemizden bu konularda yardım talebinde bulunabilirsiniz. Sizlere mümkün  olduğu kadar yardımcı olunacaktır.&lt;br /&gt;
Müracaatlarınızda kanunsuz yaklaşımlarda bulunmamanızı temenni ederiz.   Yaptığınız müracaatları resmi kazılar için yapıldığı farz ve kabul  edilecektir</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/2721530634058678262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/tarihi-eserler-ve-eski-gomuler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/2721530634058678262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/2721530634058678262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/tarihi-eserler-ve-eski-gomuler.html' title='TARİHİ ESERLER VE ESKİ GÖMÜLER'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-4178324882589785894</id><published>2010-12-10T08:35:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T08:35:18.325-08:00</updated><title type='text'>HARİTAYI ANLAMA</title><content type='html'>Haritaların çözümlenmesi çok zor ve zevkli bir uğraştır. Genel bilgileri   eksik defineciler çözdük diye bir çok kez yanlış yerleri kazarlar.  Harita  üzerinde her iz ve işareti detaylıca ve bir bütünlük içerisinde  ele alarak  harita çözülmelidir.&lt;br /&gt;
Harita üzerindeki bir noktayı atlamak veya çözememek arazide yanlış  kazının  yapılmasını sağlayacaktır. Bütün çabalar boşa gidecektir.&lt;br /&gt;
Haritadaki iz ve işaretler her yöre, kültür ve uygarlıklar açısından   farklılıklar gösterir. Bir işaret her haritada aynı anlama gelmez.&lt;br /&gt;
Bütün iz ve işaretlerin tamamı bir bütünlük içerisinde ele alınmazsa   işaretler farklı anlamlarda kullanılarak yanlış yere yönlendirecektir.&lt;br /&gt;
İşi profesyonelce ele alıp işaretlerin anlamları, haritayı yönüne koyma  gibi  konularda iyi çalışılmalı veya iyi anlayan birinden yardım  alınmalıdır.&lt;br /&gt;
Sitemizde birçok noktada uzmandan bahsediyoruz. Burada sıkıştığınız   noktaların çözülmesi içindir. Aşılamayan problemleri teker teker aşmanız   içindir. Çünkü eksik verilerle kesinlikle kazı yapmamanız içindir.&lt;br /&gt;
Haritalardaki birçok iz ve işaretlerin ortak kullanılanları sitemizin  işaretler bölümünde izlenebilir.&lt;br /&gt;
Haritalardaki işaretler aynı değildir. Haritayı çizen bir çok yanıltıcı  yön  ve anlamsız işaretlerle yanılmayı planladıklarını unutmamak  gerekir.&lt;br /&gt;
Define gömenler bunu bulmanın bir bedeli olduğunu düşünmüşlerdir. Bu  bedel;  iyi araştırılmazsa canla, eksik verilerle zaman ve emek sarfı  ile ödenir.&lt;br /&gt;
Harita üzerindeki işaretler ilk başta hemen bir nokta işaret edermiş  gibi  görünse de detaylıca incelendiğinde bunun hazinenin hediyesi veya  yanıltma  taktiği olduğu anlaşılır.&lt;br /&gt;
İz ve işaretleri bir bütün içinde incelemek gerekir. Yanılgı veya yanlış  hedef taktiklerine aldanmamak gerekir.&lt;br /&gt;
Haritaların çizildikleri dönem, uygarlık, dil ve kültürlerin bir simgesi   olduğunu anlamak ve o dönemde yaşıyormuş gibi düşünmek gerekir.&lt;br /&gt;
Yazılarımla da açıklamaya çalıştım bir dönemdeki sosyal veya kültürel   değerlerle bir başka dönemdeki değerler arasında farklılıklar vardır.  İz, işaret  ve şekilleri mutlaka dönemleri içerisindeki kültürle  bağdaştırılmalı, onlar gibi  düşünmelidir. Böyle yapılmazsa sonuç hayal  kırıklığından öte gitmeyecektir.&lt;br /&gt;
Haritalarda en ufak iz ve işaretler atlanmadan değerlendirilmeli ve   anladıktan sonra tekrar tekrar incelenip kendiniz çizmeli ve ben olsam  ne  yaparım sözünü kendinize sormalısınız.&lt;br /&gt;
Çözümün detaylarda olduğunu unutmamalısınız. Haritayı sürekli fikirsel olarak  üç boyutlu bakılmalıdır.&lt;br /&gt;
Haritalar incelenirken en başta en büyük işaret sonra ufaklarına  bakılmalı ve  harita yönüne konulduktan sonra detaylara geçip anlamaya  çalışmalıdır.&lt;br /&gt;
Haritayı okumayı bilmiyorsanız hiç boşuna uğraşmayınız. Önce harita  okumayı  öğrenin. Normal haritalardan başlayarak egzersiz yapın. Bu işi  gerçekten bilen  bu işle uğraşan arkadaşlarınızdan bilgi alınız.&lt;br /&gt;
Haritayı okumak başlı başına bir sanattır. Günümüz haritalarını  okumayanlar  ilgili kültüre ait haritaları anlayamazlar. Okumayı  bilmiyorsanız hiç boşa emek  harcamayın ve yetersiz bilgi ile kazı  yapmayın.&lt;br /&gt;
Haritalarda ilk okuma belli başlı iz ve işaretlerin anlaşılması ile   gerçekleşir. İşaretlerin ortalama ne anlama geldiği bilinirse diğer  işaretlerle  birleştirilerek özel noktalara varılır. Bunun için birçok  defa kendi kendinize  alıştırma yapmayı unutmayınız.&lt;br /&gt;
Bazı konular vardır ki okulu mektebi olmayan yaşayarak öğrenilen, mantık   yürüterek sonuca varılanlardır. Define haritalarını da okumak onun  gibi  birşeydir. Tamamen merak ve ilgi sonucu kararlılıkla sürekli  alıştırma yaparak  uzmanlaşılır.&lt;br /&gt;
Çok fazla harita üzerinde çalışan insanlar haritaya 5 – 10 dakika  baktığında  haritanın ne anlatmak istediğini çok iyi anlarlar. Ama bu  seviyeye gelmek bilgi,  merak ve beceri işidir.&lt;br /&gt;
Harita okuma ve anlamada uzmanlaşmış kişilerden baktığı anda kitap okur  gibi  harita okuyan kişilerden istifade etmek menfaatiniz icabıdır.&lt;br /&gt;
Haritayı anlatmak çok zordur. Okumak çok kolaydır. Çünkü çağrışım sonucu   kafanızda arazi ve doğal nesneleri projelendirip anında  çıkarabilirsiniz. Bunu  haritadan anlamayana anlatmak kağıt kalem  olmadan mümkün değildir.&lt;br /&gt;
Elinizde gerçek haritalar varsa bunların çözümlenip okunmasında sizlere   yardımcı olmak için teknik personelden yararlanmanız için sitemizde  mevcut  yazışmalardan istifade ederek uzmanlarımızdan  yararlanabilirsiniz. Bu  yararlanmalar tamamen yapılacak resmi kazılar  içindir.&lt;br /&gt;
Haritalardaki işaretlerin bir tanesine odaklanın. Bir anlam türetin. Bu   işaretin binlerce anlamı vardır. Bir diğer işarete geçtikçe anlamı  daralacak ve  sizi hedefe götürecektir.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/4178324882589785894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/haritayi-anlama.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/4178324882589785894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/4178324882589785894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/haritayi-anlama.html' title='HARİTAYI ANLAMA'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-2663139406879799109</id><published>2010-12-10T08:34:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T08:34:14.247-08:00</updated><title type='text'>HARİTADAKİ İŞARETLER NE  ANLAMA  GELİYOR?</title><content type='html'>Haritalardaki işaretlerden binlerce anlam çıkacağını unutmayın. Burada  önemli  olan bütünlüktür. Bir işaretten yola çıkarak onun  tamamlayanlarını bulun. Bunu  diğer işaretlere de yaparak ortak bir  noktaya geleceksiniz.&lt;br /&gt;
İşaretlerin tamamını anlayabilirsiniz. Önemli olan bir bütünün  parçalarıymış  gibi düşünülmelidir. Her işareti anlamak mümkün değildir.  Olaya bir doğru  üzerinde giden noktaların belli bir hedefe gitmesi  gibi düşünmelisiniz.  İşaretleri % 80 çözdüyseniz diğer noktaların önemi  yoktur.&lt;br /&gt;
Harita üzerindeki işaretleri sitemizin işaretler bölümünde detaylı  olarak  bulabilirsiniz. Unutmayın veya yanılmayın genel olarak  kullanılan işaretler  bazen o harita için geçerli olmayabilir. O zaman  mantıkla yaklaşın veya bir  bilene danışın.&lt;br /&gt;
Bütün iz ve işaretleri teker teker hangi anlama geldiğini açıklamak  mümkün  değildir. Bunun için açıklamalar kısa, sade ve net olarak  yapılacaktır.&lt;br /&gt;
Yanılmamanız gereken diğer bir nokta iz ve işaretlerin hangi kültüre  veya  döneme ait olduğunun bilinmesidir. Ermeni işaretleri ile Arap,  Osmanlı, Yunan  veya Kafkas işaretlerin anlamları tamamen farklıdır.&lt;br /&gt;
İşaretleri çözmeniz için ;&lt;br /&gt;
a. İlgili topluma ait kültür yapısı,&lt;br /&gt;
b. İlgili döneme veya zamana,&lt;br /&gt;
c. Hazineyi gömen kişilere,&lt;br /&gt;
d. İlgili dine ait verilerin tam olarak bilinmesi gerekir.&lt;br /&gt;
Dört maddelik kategoriden sonra işaretlerin anlamları çözülebilir veya yakın  anlamları ortaya çıkabilir.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/2663139406879799109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/haritadaki-isaretler-ne-anlama-geliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/2663139406879799109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/2663139406879799109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/haritadaki-isaretler-ne-anlama-geliyor.html' title='HARİTADAKİ İŞARETLER NE  ANLAMA  GELİYOR?'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-3212620038097261252</id><published>2010-12-10T08:32:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T08:32:17.172-08:00</updated><title type='text'>HARİTAYI KOMPLE ANLAMA</title><content type='html'>Haritayı komple anlamak için haritayı yönüne koymadan, ne aradığını  anlamadan, işaretleri çözmeden haritayı komple anlayamasın.&lt;br /&gt;
Haritayı komple anlamanız için haritayı yönüne koyup, işaret  gruplandırılmasını yapıp işaretlerin araştırılması yapılmalıdır.&lt;br /&gt;
Detaylara inmeden haritayı komple anlamak mümkün değildir. Her detay  etraflıca incelenmesi gerekir.&lt;br /&gt;
Haritayı anlamada belkiden en önemli kural şudur. Ne aradığınızı bilmek   şarttır. Buradan hareketle haritayı anlamaya çalışabilirsiniz.&lt;br /&gt;
Haritayı komple anlama o kadar kolay bir iş değildir. Zaten yaptığımız işin  kolay olmadığını sizde farkındasınızdır.&lt;br /&gt;
Her iş gibi definecilikte de zorluklar vardır. Bu zorluklar emek, para,  zaman  vs. bir tarafa eldeki verilerin değerlendirip anlama zorlukları  çok  önemlidir.&lt;br /&gt;
Haritayı iyi okuyamadıysanız bu konuda uzmanlaşmış arkadaşlarınızdan  yardım  talep edebilirsiniz veya sitemize müracaat sonucu ilgili uzman  arkadaşlarımız  sizlere yardımcı olabilirler.&lt;br /&gt;
Ne kadar harita çözerseniz o kadar tecrübe sahibi olur, haritaları kitap  gibi  okursunuz. Unutulmamalıdır ki harita definenin yerini gösterir  veya  yanıltır.&lt;br /&gt;
Konuya nasıl yaklaştığınız önemlidir. Aynı haritayı üç değişik define  ekibine  versek bunlar üç ayrı nokta kazarlar. Ancak üç değişik  profesyonelce çalışan  define ekibine versek hep aynı yeri kazarlara.  Mantık tek olmalıdır. Olaya  yaklaşma tek olmalıdır.&lt;br /&gt;
Haritalar konusunda kitaplar alın okuyun , kendinizi  profesyonelleştirin.  Araziye çıkmak defineci için en son iştir. Önce  harita etüt edilmeli iyice  anlaşılmalı sonra diğer konulara  geçilmelidir.  &lt;br /&gt;
Haritanın güvenliğinden emin değilseniz hiç uğraşmayın veya sahte bir  harita  ise çok çabuk çözersiniz. Sahte haritalarda 4-5 tane yanıltıcı  ip uçları vardır.  Kısa sürede çözülür ve definenin yeri net olarak  bilinir.&lt;br /&gt;
Uzman kişiler hariç olmak üzere haritalar hemen çözülemez.&lt;br /&gt;
Gerçek haritaların çözümü daha zor ve definenin yeri tam net değildir.   Defineyi yine oradaki mevcut iz ve işaretlerden yola çıkarak  bulacaksınız.&lt;br /&gt;
Haritanın komple okunması tamamen mantık ve profesyonelce çalışma sonucu   olur. Haritayı etüt ettikten sonra kendiniz çizin. Haritayı  çizemiyorsanız  haritayı komple anlamamışsınız demektir. Size yardım  şart olur.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/3212620038097261252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/haritayi-komple-anlama.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/3212620038097261252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/3212620038097261252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/haritayi-komple-anlama.html' title='HARİTAYI KOMPLE ANLAMA'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-5123044044221888393</id><published>2010-12-10T08:30:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T08:30:09.499-08:00</updated><title type='text'>KARŞILAŞILABİLECEK YASAL PROBLEMLER</title><content type='html'>Sitemizde özellikle uygulamak istediğimiz konulardan bir tanesi yapılan  defineciliğin kanuni olmasıdır.&lt;br /&gt;
Kanunsuz ve kaçak kazılara tamamen karşıyızdır. Biz defineciler akıllı   hareket etmek zorunda olan insanlarız. Çünkü değeri çok büyük olan  varlıkları  bulmak için hareket ediyoruz.&lt;br /&gt;
Kaçak kazılarda aklımıza bile gelmeyen problemlerin çıkacağını hiçbir  zaman  unutmamalıyız. Böyle durumlara meydan bırakmamalıyız.&lt;br /&gt;
Kanunsuz kaçak yapılan define arama çalışmalarında yakalanma olasılığını   düşünün, meydana gelebilecek kazalar yaralanmalar, ölümler ekibi ve  ailesini zor  durumda bırakacağından kanunlara riayet etmekte fayda  vardır. Bunlar neler  olabilir, teker teker inceleyelim.&lt;br /&gt;
1. Polis veya jandarma ekiplerince kazı esnasında yakalanma.&lt;br /&gt;
2. Birileri tarafından ihbar edilme.&lt;br /&gt;
3. Meydana gelebilecek kazılardaki kazaların ölümle sonuçlanması.&lt;br /&gt;
4. Meydana gelebilecek kazılardaki kazaların ağır yaralanma ile  sonuçlanması.&lt;br /&gt;
5. Birileri tarafından zor kullanılarak kazı sonucu çıkarılan varlığı ele  geçirmek istemesi.&lt;br /&gt;
6. Kazıda mevcut olabilecek tuzaklara yakalanma ile mahsur kalma  olasılığı.&lt;br /&gt;
7. Boğulma veya kaybolmalarda ani müdahalenin yapılamaması.&lt;br /&gt;
8. Tıbbi müdahalelerde bulunamaması veya müdahalenin geç yapılması.&lt;br /&gt;
Çıkarılan define kaçak olduğundan olayda direk kaçakçı muamelesi   görüleceğinden kanunlarla başı derde girecektir. İstenmeyen olayların  riskine  hiçbir zaman ve hiç bir yerde gerek yoktur.&lt;br /&gt;
Olaylara kanunlar açısından yaklaşıldığında tarihi eser kaçakçılığının  ağır  suç kapsamında olduğunun herkes tarafından bilinmesinde fayda  vardır.&lt;br /&gt;
İlgili ve ilgisiz kişilere farkında olmadan zarar verme olasılığının  yüksek  olduğu ve yasa önünde zor durumlara düşüleceği unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;
Tarihi eser kaçakçılığına bilmeyerek dahi olsa yardımcı olunduğu kaçak  kazılarda mevcut olunduğu göz önünde bulundurulmalıdır.&lt;br /&gt;
Çıkarılan define kaçak olduğundan birileri tarafından güç kullanarak  veya  aldatılarak el değiştirebileceğinden uzun uğraşlar sonucu elde  edilen varlık  boşa gitmiş olacaktır.&lt;br /&gt;
Bu her kazıda mevcut olur. Sadece yasal anlamlardaki kazılarda bu risk olmaz.  Bunu unutmamak gerekir.&lt;br /&gt;
Konu araştırılırken birçok insanın şüphelenmesi, takibe alması gayet   doğaldır. Bundan dolayıdır ki, hiç kimseye güvenmemeye özen gösteriniz.&lt;br /&gt;
Böyle durumlarda yapabileceğiniz hiçbir şeyin olmadığının bilinmesi,   yapılabilecek tek şeyin hata yapmamaya özen göstermek olduğudur.&lt;br /&gt;
Serbest piyasada değerlendirilmeye çalışıldığından ikinci ve üçüncü  ellerinde  kar edeceği göz önüne alındığında gerçek değerinin altında  işlem görecektir.&lt;br /&gt;
İlk alıcı tarafından gerçek değeri verilmeyeceği unutulmamalıdır.  Çıkartılan  varlığın gerçek değerini sadece devlet verir. ( % 80 )  Serbest piyasada ilk  alıcılarda değerinin % 40 – 50 gibi verileceği  unutulmamalıdır. Bu oranda binbir  zorluklar sonucu ortaya çıkar.&lt;br /&gt;
El değiştirme yasal olmadığından birçok olayda ilk satıcı yani  definecinin  zarar göreceği, belki de hiç para kazanamayacağı  unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;
Serbest piyasada değerlendirilen varlıklar üçüncü ve dördüncü elden yurt   dışına çıkarılacağından ülkemizin değerli kültür varlıklarının  tükenmesine  yardımcı olunarak vicdanen rahatsız ve huzursuz  olacaksınızdır.&lt;br /&gt;
Çıkarılan varlığın serbest piyasada gerçek alıcısı o varlığa ait  uygarlığın  torunları olduğu devlettir. Örneğin; Yahudi tarihi  eserlerinin gerçek alıcısı  İsrail veya İngiltere – Amerika’daki büyük  iş adamları ve İsrail adına çalışan  lobi faaliyetlerini yürüten büyük  şirketlerdir. Diğerleri aracı veya tarihi eser  kaçakçılarıdır.&lt;br /&gt;
Anadolu’nun üzerinde sayısız uygarlıklar kurulduğu ve bu uygarlıklara  ait  tarihi eserlerin bir sel gibi yurtdışına tarihi eser kaçakçıları  tarafından  çıkartıldığı bunun çok azının yakalandığı gerek basında,  gerek siyasi ağızlarda,  gerekse defineciler arasında telaffuz edildiği  bilinmekte veya tahmin  edilmektedir.&lt;br /&gt;
Bu konuda yazılı basında görsel veya işitsel basında sürekli haberler  çıktığı  panel, brifing, sunuş veya konu ile ilgili uzman kişilerin  görüş ve önerilerinin  sunulduğu programlar yapılmaktadır.&lt;br /&gt;
Yurdumuzun doğal güzellikleri sayılan kültür varlıklarının yurt dışının  büyük  kazançlar sağlayarak tarihi eser kaçakçıları tarafından  çıkarılması biz  definecileri ve bizim gibi düşünen insanları huzursuz  etmektedir. Bunun önüne  geçmenin en büyük şekli yapılacak kazıların  kanuni olmasıdır.&lt;br /&gt;
Yaptığınız işten çok para kazanacağınızdan ekip içi, yakın arkadaş  grubu,  kamu görevlileri ve güç odaklarının gözü her zaman üzerinizde  olacaktır. İhbar  suretiyle çalışmalarınız boşa gidip ilgisiz insanlara  para kazandırmanız böyle  bir olayda doğal sayılır.&lt;br /&gt;
Yapılan kazı faaliyetleri kanuni değilse insanların veya kolluk  güçlerinin  size her zaman şüphe ile bakacaklarının bilinmesinde fayda  vardır.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/5123044044221888393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/karsilasilabilecek-yasal-problemler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/5123044044221888393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/5123044044221888393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/karsilasilabilecek-yasal-problemler.html' title='KARŞILAŞILABİLECEK YASAL PROBLEMLER'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-1050482294953220549</id><published>2010-12-10T08:26:00.001-08:00</published><updated>2010-12-10T08:26:39.470-08:00</updated><title type='text'>KARŞILAŞILABİLECEK PSİKOLOJİK SORUNLAR</title><content type='html'>Bazı defineciler genelde izin almadan kaçak olarak kazı yaparlar. Bu  gibi  durumlarda kendilerini baskı altında hissederler. Baskıyı yaratan  etmenler çok  çeşitlidir. En önemlisi görünme ve yakalanma korkusudur.&lt;br /&gt;
Definecilerin baskı altında hissettikleri durumların sebebi belki de   sonsuzdur. Bu şahıslara, olaylara, gelişmelere göre çeşitlilik kazanır.&lt;br /&gt;
Kaçak çalışan definecilerin tamamında ve yasal çalışan definecilerin   bazılarındaki psikolojik baskının temelinde yatan etmenleri kısaca  incelemekte  fayda vardır.&lt;br /&gt;
Psikolojik etkenler ekipten ekibe, şahıstan şahısa, görüşlere tecrübeye  vs.  gibi durumlarda insanlarda farklılık göstereceği  değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
1. Parasal kaynağın azlığı veya tahsis edilen finans miktarı atıl para   olmaması, bu paranın tekrar yerine konması gibi durumlarda defineci veya  ekip  rahat hareket edemezler.&lt;br /&gt;
2. Ekipteki personelin iş ve zaman problemi. Ekipteki personelin değişik   işleri olabileceğinden her zaman bir araya gelemezler. Buda fikir  alışverişinde  bulunamadıklarından kazıda fikir ayrılıkları çıkabileceği   değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;
3. Kazılacak yerin iyi çözümlenmemesinden dolayı büyük merak ve endişe   duyulabilir. İyi etüt yaptık mı ? Detayları atladık mı ? Doğru yeri  kazıyor  muyuz ? merakı ekibi veya definecinin kafasında şüphe  uyandırabilir.&lt;br /&gt;
4. Sosyal normların baskısı. Acaba doğru mu yapıyoruz ? İnsanlar bizim   hakkımızda ne düşünürler ? Ayıp mı ediyoruz ? gibi kafalara takılan  sorular her  zaman defineci veya ekibin çalışmasını etkiler.&lt;br /&gt;
5. Görünme ve takip ediliyormuş hissinin kişi üzerindeki baskısı. Bizi   görürlerse ne olur ? Ne düşünürler ? İhbar ederler mi ? İyi gizlendik mi  ? Doğru  zamanda mı kazıyoruz ? soruları defineci üzerindeki baskıyı  arttırır.&lt;br /&gt;
6. Kanunsuzluktan doğan yakalanma ve süreç tedirginlik ve huzursuzluğu.   Yakalanırsak ne olur ? İşten atılır mıyız ? Tutuklanır mıyız ? Kaç yıl  ceza  alırız ? Nasıl savunma yaparız ? Mahkeme ne kadar sürer ? İyi  avukat bulabilir  miyiz ? Bu durum ailem açısından nasıl sonuçlar  doğurur, nasıl karşılarlar, ne  yaparlar ? soruları özellikle kaçak  yapılan kazılarda defineci veya ekip  üzerinde yoğun baskı kurar.&lt;br /&gt;
7. Çıkarılan definenin yasal olmadığı için serbest piyasa koşullarında  nakde  çevirme zorluklarından doğan huzursuzluk. Bulursak ne yaparız ?  Nasıl nakde  çeviririz ? Satarken yakalanır mıyız ? İhbar eden olur mu ?  Alıcıyı nereden  buluruz ? Nakdi nasıl alırız ? Alıcı jandarma veya  polis olabilir mi ? Alıcı  bize tuzak kurar mı ? Bulunan varlığın  değerini nasıl tahmin ederiz ? Kazıklanır  mıyız ? soruları defineci  veya ekip üzerinde yoğun baskı kurar.&lt;br /&gt;
8. Yasal olmadığı için çalışmanın genelde gece saatlerinde olması sebebi  ile  karanlık ve korkunun huzursuzluğu. Bir şey olur mu ? Etrafta  yabani hayvan var  mı ? Gören olursa nasıl kaçarız ? Kazarken bazı  şeyleri göremeyebilir miyiz ?  soruları defineci veya ekip üzerinde  yoğun baskı kurar.&lt;br /&gt;
Yukarıdaki huzursuzluk etkenleri bir veya birkaçının bir araya gelmesi  ile  çalışma verimi düşer, kazalar artar ve ölümle sonuçlana bilir.  Çünkü insanlar  huzursuz ortamda verimli çalışma yapamazlar.&lt;br /&gt;
Kafalardaki sorulardan arınmadan sakin düşünülemeyeceğinden bütün problemleri  aşıp kazı yapılmalıdır.&lt;br /&gt;
Yapacağınız işte bu kadar riskli macera aramıyorsanız bu olayları  yaşamanıza  hiç gerek yoktur. Yapacağınız iş Kanuni, sakin , risksiz  olarak rahatlıkla  yapılabilir.&lt;br /&gt;
Yapacağınız kazıyı projelendirin. Etüt çalışmanızı iyi yapın. Kafanızda   problem kalmasın ve kanunun gücünü arkanıza alarak adım adım ilerleyin.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/1050482294953220549/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/karsilasilabilecek-psikolojik-sorunlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/1050482294953220549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/1050482294953220549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/karsilasilabilecek-psikolojik-sorunlar.html' title='KARŞILAŞILABİLECEK PSİKOLOJİK SORUNLAR'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-1803889855652197016</id><published>2010-12-10T08:23:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T08:23:00.963-08:00</updated><title type='text'>DEFİNE ARAMA ÇUBUKLARI/DEFİNE ARAMA ÇUBUĞU YAPIMI</title><content type='html'>ÇUBUK , İÇERİSİNDEKİ MALZEMELER ve bunlarla yapımılması hususu aşağıdaki  gibidir.&lt;br /&gt;
GEREKLİ Malzemeler;&lt;br /&gt;
- 4 adet 25 cm bakır boru&lt;br /&gt;
-15 cm  uzunluğunda pirinçten (sarı) yapılmış tüp bakır boru içerisine rahat girecek  kalınlıkta ve bir tarafı kapalı, diğer tarafı alyan vidalı&lt;br /&gt;
-Civa (TEMİZ  OLACAK)&lt;br /&gt;
-Altın 1 er gr.lık 2 adet&lt;br /&gt;
-Gümüş 1er gr.lık 2 adet (bu ölçü  anlaşılsın diye gramla verilmiştir.)&lt;br /&gt;
-1 adet şırınga&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dikkat edilecek  şey:malzem eleri sadece iki çubuğa konulacak diğer iki çubuk boş  olacak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolu çubuklar + işaretlenecek ve dolu çubuklar sağ el ile boş  çubuklar sol elde olacak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4 ADET 25 Cm.boyundaki bakır boruların uç  kısımları 2cm.ölçüsünde mengenede sıkıştırılarak ezilecek&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bu kısımlar ( V  ) şekline testere veya teneke makası ile getirilecek&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bu işlemden sonra  kesilen kısımlar eğe ile tesfiye edilmesinde fayda vardır..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şırınga ile 4  çizgi ölçüsünde civa çekilecek&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
,her bir pirinç tüpün içerisine 2.şer  çizgi olmak üzere enjekte edilecek,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
içerisine 1 gr.altın ve 1 gr.gümüş  eklenecek alyan anahtar ile vida ile sıkıca kapanacak,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
sonra ağızları (V)  şeklinde ki bakır borulardan 2 si alınacak birisinin içerisine hazırlanan prinç  tüp konulacak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bu iki boru (V) YE YATAY olmak kaydıyla 2 cm. bu defa tüpün  konulduğu taraftan diğeride boş olarak ezilecek&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kalan diğer iki boru nun  birinin içerisine tüp konulacak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
diğeri boş bırakılarak ayni şekilde 2cm  bu defa (V) DİKEY OLARAK mengenede ezilecek.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÇUBUKLARINIZ HAZIR.  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KULLANIMINA GELİNCE ; iki kişi (biri yataydiğeri de dikey) olanları  alarak karşılıklı duracaklar dolu olan çubukla sağ ellerde olmak üzere ( V )  şeklindeki yerlerine takılacak işaret ve baş parmak arasında ezilmiş olan uçtan  düşmiyecek kadar serbest tutulacak,arama esnasında baş parmak ile çubuk arasına  birebir aranacak malzeme örneği konulacak Bu güne kadar bu tür araçlarla yapılan  aramalarda GENELDE İSTİKAMET BELİRLENMESİ amacında büyük faydalar sağlandığı  kullananlarca ifade edilmiş ve arazide tatbikinde gözlemlenmiştir. ANCAK hedef  olarak yerdeki nesnelerin bulunmasında öncelikle MİNERAL le  karşılaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
uzun çalışmalar sonucu mineral çekiminin meleke haline  gelmesine müteakip diğer malzemeleri bulma şansınız daha fazla  olacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çubukları iki kişi kullanacak.karşılıklı tutulacak.ve elde  tutulan çubuklar hafif şekilde ileriye itilecek çok hafif&lt;br /&gt;
çubuklar hedefi  kendisi bulacak .kullanınca sizde fark edeceksiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÇUBUK  HAREKETLERİ;&lt;br /&gt;
ÇUBUKLAR SAĞA YÖNELDİĞİNDE,İSTİKAMET SAĞ TARAF&lt;br /&gt;
ÇUBUKLAR SOLA  YÖNELDİĞİNDE ,İSTİKAMET SOL TARAF&lt;br /&gt;
ÇUBUKLAR BAKLAVA ŞEKLİNİ  OLUŞTURDUĞUNDA,HEDEF HEMEN ALTINDA&lt;br /&gt;
ÇUBUKLAR SAĞ SAĞA SOLDA SOLA AÇILDIĞINDA  ,HEMEN ALTINDA BOŞLUK VAR demektir.&lt;br /&gt;
ÇUBUKLA DERİNLİK ÖLÇÜMLERİ;&lt;br /&gt;
Arama  esnasında ÇUBUKLARIN BAKLAVA DİLİMİ OLUŞTURDUĞU VEYA AÇILIM YAPTIĞI MERKEZ  İŞARETLENİR ÇUBUKLARIN KONUMU BOZULMADAN YÜRÜMEYE DEVAM EDİLİR BİRAZ SONRA  ÇUBUKLAR BAŞLANGIÇ KONUMUNA GELECEKTİR. Burası ile baklava dilimi oluşturduğu  işaretli yer arası ölçülür .BİREBİR DERİNLİK BULUNUR</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/1803889855652197016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/define-arama-cubuklaridefine-arama_10.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/1803889855652197016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/1803889855652197016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/define-arama-cubuklaridefine-arama_10.html' title='DEFİNE ARAMA ÇUBUKLARI/DEFİNE ARAMA ÇUBUĞU YAPIMI'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-2980660322160613967</id><published>2010-12-10T04:17:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T04:17:25.869-08:00</updated><title type='text'>ESKİ RUM VE ERMENİ EVLERİ</title><content type='html'>&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: times new roman;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;ESKİ RUM VE ERMENİ EVLERİ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 9pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: verdana;&quot;&gt;Genellikle  zemin üzeri iki katlı olan binaların dış cephesi yığma tuğladan (bazı  büyük yapılar taştan) iç bölmeleri bağdadi olarak yapılmıştır. İkinci  katta bir çıkma mevcuttur. Çıkma, bazı yapılarda iki adet (bazen dört)  ahşap veya taş direkle taşınmakta, bazı yapılarda demir çubuklarla  desteklenmektedir. Kırma çatısı alaturka kiremitle örtülü, saçak altları  ahşaptır. İç mekanda ortada bir sofa yer almakta, diğer odalar bu  sofaya açılmaktadır. Taban ve tavan ahşap malzemelidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt;  Evler de insanların ekonomik durumunun bir göstergesidir. Gelir  seviyesi yüksek olanların oturdukları evler gerek değerleri gerekse  müçtemilâtıyla hemen fark ediliyordu. Ermenilerin sâhip oldukları  evlerin nitelik olarak daha iyi olduğu, şehir idarecilerinden  bazılarının Ermenilerin evlerinde kiracı olarak oturdukları  görülmektedir. Örneğin; Saruhan Mutasarrıfı Mehmed Paşa’nın Şatırbaşısı  Esseyyid Ömer bey b. Abdullah, Habik isimli ermeninin evinde kiracıydı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt;XVII. Yüzyıl Ortalarında Manisa’daki Ermenilere Ait Evler; Fiyatları ve Özellikleri:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; [table][tr][td] &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;b&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt;Mahallesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt;[/t] &amp;nbsp;&lt;b&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Satan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;b&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Satın Alan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;b&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Fiyatı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;b&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Özellikleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp; &lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Aşağı Ermeniler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Vaşak veled-i Kiryako&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Aleksan Papaz veled-i Kesper&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;40 riyâlî guruş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Toprak örtülü ev, kiremit örtülü çardak ve bir mikdar avlu içindekilerle beraber.[63]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp; &lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Aşağı Ermeniler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;Feraş veled-i Rence&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Ohan veled-i Malkoç&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;80 riyali guruş.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;İki odalı toprak örtülü evler, çardak, iki zemin altında fırın ve bir miktar avlu.[64]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp; &lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Aşağı Ermeniler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;Karabet veled-i Sanan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;Zuhal bt. Kazer&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; 42 riyâlî guruş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;1 odalı toprak örtülü ev, kenif, meyve ağaçları ve bir miktar avlu.[65]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp; &lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Aşağı Ermeniler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;Takribe bt. Yagop&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Hızır beşe b. Abdullah&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; 130 riyâlî guruş &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;1 odalı fevkâni kiremit örtülü ev, altında bir oda, bir toprak örtülü ev, çardak, bir tahtâni oda, kenif ve avlu.[66]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp; &lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Aşağı Ermeniler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Vartan veled-i Minkasar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;Esseyyid Mehmed Çelebi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; 24.5 riyâlî guruş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;İki odalı tahtâni toprak örtülü çardak, fırın, kenif ve bir miktar avlu.[67]&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp; &lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Yukarı Ermeniler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Kirkor veled-i Begos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;El-hac İvaz Ağa b. Abdullah&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;6000 akçe.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;İki odalı toprak örtülü ev, bir orta sofa, toprak örtülü kiler, ahır, kenif ve avlu.[68]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp; &lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; Yukarı Ermeniler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;Kirkor veled-i Ahik&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;El-hac Ahmed Efendi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;1500 akçe&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 7pt;&quot;&gt;&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;span class=&quot;bbc_size&quot; style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: arial;&quot;&gt; &amp;nbsp;Tahtani toprak örtülü çardak, toprak örtülü bir şırahâne.[69]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/2980660322160613967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/eski-rum-ve-ermeni-evleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/2980660322160613967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/2980660322160613967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/eski-rum-ve-ermeni-evleri.html' title='ESKİ RUM VE ERMENİ EVLERİ'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4911341908601798962.post-7147084642591217681</id><published>2010-12-10T04:11:00.001-08:00</published><updated>2010-12-10T04:11:48.726-08:00</updated><title type='text'>İSKENDER LAHDİ</title><content type='html'>&lt;div align=&quot;center&quot;&gt; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;251&quot; src=&quot;http://www.gbg.bonet.se/osmanli/kultur/eserler/iskenderlahdi.jpg&quot; width=&quot;300&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ISKENDER LAHDI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Topkapi Müzesi gibi, onun hemen yaninda bulunan Arkeoloji Müzesi de sanat harikalari en güzel örnekleri buradadir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eski çagin en güzel eserlerinden biri olan Büyük Iskender&#39;in lahdi de  burada bulunuyor. 1887&#39;de, Lübnan&#39;in Sayda Sehri yakinlarinda Türk  müzelerinin kurucusu Osman Hamdi Bey tarafindan ortaya çikarilarak  Istanbul&#39;a getirilen bu lahid, en iyi korunmus bir eserdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beyaz ve temiz bir mermerden yapilan lahdin, ev çatisi gibi üçgen bir  kapagi vardir. Lahdin dageri, üzerindeki kabartmak heykellerden ileri  geliyor. M.Ö.4. yüzyilda hüküm süren Makedonya Krali Iskender için  yapilan bu lahdin uzun yanlarindan birinde Iskender&#39;in Perslerle yaptigi  savas tasvir postu basligi ile ve saha kalkmis atinin üzerinde gösteren  bir kabartma var. Sag uçta ise savasan askerler yeraliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lahdin öbür yaninda bir av sahnesi görüyoruz. Iskender burada atini dörtnal sürerken görülüyor.&lt;br /&gt;
Ölçü. Ahenk, güzellil ve anlam bakimindan. Eski çag heykelciliginin  saheserlerinden sayilan lahid, seyredenleri hayran birakmaktadir.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://definedoktoru.blogspot.com/feeds/7147084642591217681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/iskender-lahdi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/7147084642591217681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4911341908601798962/posts/default/7147084642591217681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://definedoktoru.blogspot.com/2010/12/iskender-lahdi.html' title='İSKENDER LAHDİ'/><author><name>doktorbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05671157083102914799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>