<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083</id><updated>2024-10-07T07:58:54.241+03:00</updated><title type='text'>Dostlar Limani</title><subtitle type='html'>&quot;...seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz calışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek , dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı,artık hiç bitmez...&quot; &#xa;&#xa;( E.E.Cummings )</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default?alt=atom'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default?alt=atom&amp;start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>57</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-318563585403284161</id><published>2010-04-04T00:15:00.002+03:00</published><updated>2010-04-04T00:22:04.523+03:00</updated><title type='text'>Yeşil Eldivenli Adam</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg-Zj6HLb5U1D7wd4vXIkEzXkfogkidlW9rxpZYHjgBoJYvTT3ePvi-bebbLjHXXzR0eWVuZ5-brr6-PjUVcX7ST2vG0ejxAU_1deDFqIOaqxhWwgZ1wBH_EnhWHlSZ9ihjDUPr9g/s1600/TCMCCALGOGUDCA3NXJC2CA4VOH2ECA3K2R57CAYG4H2BCAW5N0WUCA5W8IQECAQGCV9WCANZVEZVCAPKP902CAJVCBTFCAXNEHDXCAZPR97UCA9QRR8MCA7UYOWNCA9QBAV5CAIH3LB0CAARKCG1CAWFEXAC.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 120px; height: 115px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg-Zj6HLb5U1D7wd4vXIkEzXkfogkidlW9rxpZYHjgBoJYvTT3ePvi-bebbLjHXXzR0eWVuZ5-brr6-PjUVcX7ST2vG0ejxAU_1deDFqIOaqxhWwgZ1wBH_EnhWHlSZ9ihjDUPr9g/s320/TCMCCALGOGUDCA3NXJC2CA4VOH2ECA3K2R57CAYG4H2BCAW5N0WUCA5W8IQECAQGCV9WCANZVEZVCAPKP902CAJVCBTFCAXNEHDXCAZPR97UCA9QRR8MCA7UYOWNCA9QBAV5CAIH3LB0CAARKCG1CAWFEXAC.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5456024523452290354&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Borges Yusufeli’nde yaşasaydı ya da Bukowski; eminim kapak atacakları mekanların başında Ahor gelirdi. İçkisiz fakat fazlasıyla bohem bu kahvede diledikleri gibi demlenemezlerdi gerçi, ama hikayelerine konu olabilecek türden başıboş, amaçsız, solgun yüzlü, kazıdıkça hikayeleşen insanlarla karşılaşırlardı. Ahor, ismini, büyükbaş hayvanların yaşadığı yer olan “ahır” kelimesinin yerel şiveyle söylenişinden alır. Mekana bu adın yakıştırılmış olması elbetteki anlamlıdır. Her şeyden önce, ahırlardaki merteklere benzeyen dört tane ardıç ağacından yapılma kalasın desteklediği ahşap bir tavan ile havasız ve yarı karanlık, sigara dumanıyla iyice puslanmış ortam ziyadesiyle bir ahırı andırmaktadır. Caddeye açılan uzun ve dar kapısı aşırı soğuk birkaç kış günü dışında her zaman sonuna kadar açıktır. Bir örneğine daha rastlanılmayacak bu “penceresiz kahvehane”nin uzun ve renkli bir tarihi vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar kahvehane dediysek de üst katı otel olduğu için Ahor da bir bakıma lobi sayılır. Ahor’a girdikten sonra sonuna kadar yürüyünce solda küçük bir çay ocağı, onun da ilerisinde daracık fakat kapısız bir giriş vardır. Buradan daracık merdivenlerle yukarıya, yanlış hatırlamıyorsam üç ya da dört odadan mürekkep otele çıkılır. Peki kimdir bu tuhaf otelin müşterileri? Köylerden kasabaya inen, muhtemelen devlet daireleriyle ya da hastaneyle olan işlerini halledemeyip ertesi güne kalanlar, müsait bir ev bulununcaya kadar geçici olarak burada kalan ortaokul ya da lise öğrencileri, eskiden Çarşamba sonradan Cumartesi günleri kurulan pazarda mal satmak için Erzurum ve civarından gelen pazarcılar, bir zamanlar kimi birkaç parça eşya satmak için kimi bedenlerini kiralamak için daha uzak yerlerden gelen Rus kadınları, yaz aylarında otel bulmakta zorlanan ya da ucuz otel arayan genellikle İsrailli ya da fakir Doğu Avrupalı turistler ya da içimizden biri, herhangi biri... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasabanın en eski mekanlarından biri olan Ahor, başlangıçta normal bir kahvehanedir. Pek çok benzeri gibi Ahor da değişen sosyal koşullardan payına düşeni almış, zaman içinde farklı ihtiyaçlara cevap veren bir ortam olmuştur. Girişte sol üst köşeye bir televizyon konmuş, bir zaman heyecanlı bakışların merağını gidermiş, ardından video gelince önce masum Türk filmleri izlenmiş, seksenli yıllar boyunca da erotik ve porno filmlere ev sahipliği yapmış, bir ara atari de oynanmış, derken doksanların sonuna doğru, bilet karşılığı uzun banklarda oturularak lig maçları seyredilen bir mekana dönüşmüştür. Ahor’un gündüzleri şöyle geçerken bir kafayı uzatıp bakanlar dışında pek uğrayanı yoktur. Halil Abi, eski model metal masasına, üzerinde onlarca sigaranın durabileceği kocaman cam kültablasını koymuş, sigarasını yakmış, çorap değişir gibi değişen garson çocuklardan birinin devamlı tazelediği çayını içmektedir. Yaz akşamları, dışarıya, kaldırıma attığı sandalyeler birer ikişer dolmaya başlar. Otel müşterileri de içeride, dumanaltı ortamda izlenecek bir maç ya da film için yüzlerini ekrana döner. Kimi geceler düğünden dağılan gençler burada mekan tutar. Derbi maçlarında ise çılgın bir kalabalık, Ahor’u tirübünleri aratmayacak tezahüratlarla çınlatır. Ama sıradan bir Ahor akşamında rastlanabilecek tipler de vardır: Sucu Osman ve oğlu Halil, Ersoy, Niyazi, Tosun kardeşler, Kasap Sezai, Cantürk, Pansiyoncu Cemil, Ayakkabı boyacıları, çoğunlukla Halil’in köylüsü Arcuvanlılar ve arada bir kültablalarını ters çevirmeye gelen Baluç Ali... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar, yeniyetmelik günlerimde ben de Ahor’un müdavimlerindendim. Özel televizyonların yayına başladığı yıllarda, bitmek tükenmek bilmez yaz gündüzleri, birkaç arkadaş toplanır kafamıza göre bir film bulur, ucuz çay ve çekirdek eşliğinde saatlerce oyalanırdık. Sıkılınca da ya karşılıklı tavla müsabakası yapar ya da okey oynardık. Ama Ahor denince benim kendi payıma hatırladığım ilk şey bütün bunlar değil, çok daha özel bir çocukluk hikayesi: Yeşil Eldivenli Adam! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül ayının ilk haftalarıydı zannedersem, okullar yeni açılmıştı; pek çok öğrenci gibi benim de, üzerimde takım elbise kravat olduğu halde okula değil okey ve bilardo salonlarına takıldığım günler. İşte bu günlerden birinde nasıl olduysa sabahın erken saatlerinde Ahor’a gitmiş bir başıma çay içiyorum. Neden sonra sol çaprazımdaki masada oturan ve yüzü bana muhakkak yabancı bir adamın, yeşil eldivenleri takılıyor gözüme. Dedim ya aylardan Eylül, ama adam son derece barışık bir görüntü çiziyor eldivenleriyle. Kaçamak bakışlarla bu orta yaşlı yabancının neden eldiven taktığını anlamaya çalışıyorum. Derken adamın birbiri ardına yaktığı Tekel 2000 sigarası...Tertemiz, yeni alındığı besbelli, yeşil eldivelerinin parmaklarında tuttuğu, dudaklarına götürürken adama tuhaf bir karizma katan, elini indirdiğinde bu defa dumanı başka türlü kıvrılan, filtresinin biraz ilerisinden tuttuğu sigarası...Kendimi bir türlü adamın sigara içişinden alıkoyamıyor, dönüp dönüp tekrar bakıyor ama bir türlü ne kendisine ne de kalkıp Halil Abi’ye neden eldiven taktığını sormaya cesaret edemiyorum. O gün içimde tuhaf bir eldiven giyme ve sigara içme isteğiyle çıkıyorum Ahor’dan. İçimde gizli bir sır taşır gibi, gördüğümü kimseye anlatmadan aynı akşam yeniden geliyorum Ahor’a. Adam yine aynı sandalyesinde, kimseyle konuşmadan oturuyor, yine eldivenli ve yine sigara içiyor. Bir çay içtikten sonra eve dönüyorum, içimde daha da artan aynı arzuyla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deken ertesi gün soluğu yine Ahor’da alıyorum. Halil Abi, her zamanki gibi uykulu ve hafifçe şiş gözleriyle ve yayvan gülüşüyle selamıma karşılık veriyor. Bir sandalye çekip çay söylüyorum kendime. Tabii, niye geldiğimi belli etmemeye çalışarak bir süre kitap defter oyalanıyorum. Kahvede, Halil Abi, ben ve garson çocuktan başka kimse yok. Adamı tekrar göremeyeceğime karar verip kalkmak üzere sandalyeden doğrulduğum anda, arkalardan, merdivenleri inen bir çift ayak sesi ve Yeşil Eldivenli Adam! Oturuşumu düzeltip, yeniden defter kitapla ilgilenmeye ve çaktırmadan adamın hareketlerini izlemeye başlıyorum. Yeşil Eldivenli, o esnada telefonla konuşan Halil Abi’ye ses etmeden, yine sondan üçüncü masanın sol köşesindeki sandalyesini çekip oturuyor. Bir anlığına adamın lal olabileceğini düşünüyorum. Ama değil; önüne günün ilk çayını koyan garson çocuğa, tok bir sesle “sağol” diyor. Sonra yeşil eldivenleri sigara paketi ve kibrite uzanıyor; yine bakışlarımı çivileyen o esrarlı görüntü. Gözlerini kapıya dikmiş, kısa, düzenli nefeslerle sigarasını ağır ağır içiyor. Öyle orada, ahşap direğin yanındaki masada, beni fazla farketmeyecek köşemde, aklımda uçuşan düşünceler ve sorularla Yeşil Eldivenli’yi seyrediyorum. Yeşil Eldivenli’nin bir işi olup olmadığını, hangi köyden olabileceğini, burada ne işi olduğunu, neden eldiven giydiğini, neden bu kadar çok sigara içtiğini, eldivenlerini nereden almış olabileceğini, daha önce onu görüp görmediğimi düşünüyor, belki hiçbir zaman ona ait olmayacak hikayeler kuruyorum. Neden sonra, Goroli Kenan’ın enseme vurmasıyla ayıkıyorum. Goroli’yle kısa bir hoşbeş ettikten sonra, dışarıya çıkıyor ve her zamanki gibi bir aşağıya, Sadi Sönmezin oraya kadar, bir yukarıya, Vecanget’e çıkan yokuşun başına kadar, arada bir de tahta köprüden eski çarşıya geçip beton köprüden geriye dönerek turluyoruz. Aynı günün akşamı, yine bir yolunu bulup Ahor’a kapağı atıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil Eldivenli her zamanki yerinde oturuyor. Ben de her zamanki köşeme çekiliyorum. Ama içeride bizden başka birkaç kişi daha var. Biraz sonra ani bir gök gürültüsünün ardından yağmur patlıyor. Ancak böylesine güçlü bir sesin yerinden kımıldatabileceği Halil Abi, elinde çay ağzında şeker usulca kapıya yanaşıyor. Söz yağmurdan açılmışken, kasabanın gündelik hayatında en çok haz duyduğum şeylerden birinin de, beton çarşıyı boydan boya temizleyip süpüren yağmuru, dükkanların, kahvelerin önünde birbirlerinin omuzlarından, o yılların söndüremediği çocuksu heyecanla, büyük bir iştahla seyretmelerini seyretmek olduğunu söylemeliyim. Onlar yağmuru ben onları. İşte birazdan biz Ahor’da oturanlar, Halil Abi’nin sağında solunda durarak caddede tuhaf küfürler ve “ollloooo”, “ıslanduh cooo” “cunç olduh” gibi hepimizi gülümseten sevecenlikleriyle koşuşturanları seyrediyoruz. Bir kişi hariç: Yeşil Eldivenli Adam. O yine yerinde, çayında sigarasında, kendi rüyasında oturuyor. Birer ikişer tekrar yerlerimizi alıyoruz, televizyonda haberler başlıyor, içeride hafiften bir gürültü. İşte ne oluyorsa o esnada, o kadar merakla beklediğim Yeşil Eldivenli Adam’ın sırrı, tamamını işitemediğim bir diyalogla çözülüyor. Arcuvanlı Terzi Ali, içeri giriyor, selam veriyor ve Yeşil Eldivenli’yi görünce büyük muhabbetle ona sarılıyor. Onu orada gördüğüne şaşırdığını anlıyorum bu hareketiyle, ancak Yeşil Eldivenli’nin, Terzi Ali’nin “hayırdır” sorusuna verdiği cevabı tam yakalayamıyorum. Hani nasıl desem, öyle bir kelime ki daha önce hiç duymamışım ya da o anda yanlış duyuyor olabilirim, şu sese benzer bir şey : vusuçura! Ama terzinin geçmiş olsun demesinden sonradır ki sırrı çözer gibi oluyorum. Yeşil Eldivenli Adam, tok ama benim fazla işitemediğim bir sesle kısaca “Sağlık Ocağına gittiğini, merhem aldığını, hava almasın diye de eldiven taktığını” söylüyor. Sigarasını ateşliyor, tekrar “geçmiş olsun” diyen Terzi Ali’nin köyden köçekten konuşmasını dinliyor. Ben de, saate bir göz atıp ufaktan toparlanıyor ve evin yolunu tutuyorum. Ne ertesi gün ne de daha sonraki zamanlarda Yeşil Eldivenli’yi bir daha hiç göremiyorum. O kış ilk defa eldivenli sigaramı dudağıma götürüyorum. Çok sonraları, bir alışkanlık haline getirmediysem de, hatırladıkça her kış bir iki sigaramı eldivenli içtim. En son askerde yaptım bunu ve en çok o zaman, haki yeşil çift katlı tertemiz eldivenlerimle kar yağarken hatırladım Yeşil Eldivenli’yi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahor mu? Onun da sonunu anlatayım. Bir gece vakti telefonum acı acı çaldı. Arayan, Yusufeli’nin ayaklı gazetesi Pala Ali. Acı haberi bildirdi: “Fatih, Ahor yandı!” Şimdi ayrıntısını tam hatırlamadığım bir nedenden yangın çıkıyor ve o muhteşem Ahor, üst kattaki sonsuz yıldızlı oteliyle birlikte tarihe karışıyor. Belki tek tesellimiz, caddeye bakan ön cephe duvarının kurtulmuş olması ve geriye, bilenler için Ahor’u hatırlatacak bir parçanın kalmış olması. Ben mi? Ben o gece Pala Ali’nin haberinin ardından yeniden başımı yastığa koyup gözlerimi kapadığımda tahmin edersiniz ki sigara ve çay içen bir çift yeşil eldiven gördüm.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/318563585403284161/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/318563585403284161?isPopup=true' title='8 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/318563585403284161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/318563585403284161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2010/04/yesil-eldivenli-adam.html' title='Yeşil Eldivenli Adam'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg-Zj6HLb5U1D7wd4vXIkEzXkfogkidlW9rxpZYHjgBoJYvTT3ePvi-bebbLjHXXzR0eWVuZ5-brr6-PjUVcX7ST2vG0ejxAU_1deDFqIOaqxhWwgZ1wBH_EnhWHlSZ9ihjDUPr9g/s72-c/TCMCCALGOGUDCA3NXJC2CA4VOH2ECA3K2R57CAYG4H2BCAW5N0WUCA5W8IQECAQGCV9WCANZVEZVCAPKP902CAJVCBTFCAXNEHDXCAZPR97UCA9QRR8MCA7UYOWNCA9QBAV5CAIH3LB0CAARKCG1CAWFEXAC.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-2803217739645479951</id><published>2009-12-11T21:06:00.004+02:00</published><updated>2009-12-11T23:54:37.760+02:00</updated><title type='text'>je t&#39;aime je t&#39;aime, oh, oui je t&#39;aime !</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiLCy3npjBWm6C5GGi_vk0dqq783YJSkFjy_r-5U0MmX9EXYD94WduHHmHX8606EJzDs6ptUYFvDfkI4Taa_N_vHutlvgImDaV5LzOqu-tl4fIp7xa9CVqjwygirfc4BGDk6oC1Zg/s1600-h/dg8x8wg_23hsxzspcf_b.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 180px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiLCy3npjBWm6C5GGi_vk0dqq783YJSkFjy_r-5U0MmX9EXYD94WduHHmHX8606EJzDs6ptUYFvDfkI4Taa_N_vHutlvgImDaV5LzOqu-tl4fIp7xa9CVqjwygirfc4BGDk6oC1Zg/s320/dg8x8wg_23hsxzspcf_b.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5414058772388613170&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&#39;&#39;Şöyle anlatsam... Altmışlı yılların sonu, Fransa kırsalında Avrupa yapısı bir araba virajlı yolda gitmektedir. Arabada muhtemelen Alain Delon vardır. İşte bu karenin fonunda çalan müziğin Gainsbourg&#39;a ait olma olasılığı yüzde doksandır. Hafif bezgin, ama mutlu ve ulan kıçımı kaldırsam bugün hayattan keyif alırım dedirten şarkılar yapar sanatçı Serge Gainsbourg.&#39;&#39;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iste boyle anlatiyor ailemizin afacan cocugu mansur forutan 60 li yillara damgasini vuran serge gainsbourg sarkilarini. &lt;br /&gt;yukardaki resimde alkolden sismis patlak gozler ve kirli sakallariyla arz-I endam eden karizmatik adamimiz bize belki de fransizca en agir kufrunu savururken,(merde, putain,vs vs-yazarin frankofon bir dallama oldugu belli olsun,anlamli bakan gozlere sahip bayanlara selam ederim) en buyuk aski jane birkin in gizemli, islak ve bugulu bakislari pas tutmus icimize islemektedir.&lt;br /&gt;skandallarla dolu ordan oraya savrulan bir hayattir her daim sarhos ve capkin adamimizin surdugu. derdi neydi ki whitney houston a canli yayinda fuck you diyerek posta koydu? neden fransiz ulusal marsini reggae tonlariyla soyledi? ya da 500 frankla bakkaldan kavunun yanina 5 sise raki, 30 kilo peynir alacakken gitti cigarasini tellendirdi? tabi ki gunde 4-5 paket icecek kadar tutkunu oldugu o unlu gitanes marka cigarasindan sozediyoruz.neden ulan neden? bu sorularin cevabi belki de kariyer net ten ele gecirdigim cv sinde yaziyor olmasin okuyucu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gocmen bir rus yahudisi olan bu karizmatik sair, yonetmen ve muzisyen abimiz fransa da 1928 yilinda hayata bonjour diyor. kani bozuk abimiz bir cok kavgaya karisiyor,yaralaniyor kalp krizi geciriyor fakat dunyada yapacak cok isi varmis ki daha, 9 canli capkin aramizda kaliyor ve sonunda en buyuk cikisi o yillardaki sevgilisi brigitte bardot icin yazip birlikte duet yaptiklari je t&#39;aime moi non plus ile yapiyor. yil m.s.1969. sarki ingiltere de 1 numaraya oturuyor,ki fransizca bir sarki icin baya baya bir basari sayilir; vatikan tutuyor aciklama yapiyor vay dinsizler imansizlar gibilerinden. merak ediyorum bizden de birileri iskillenip bi seyler karaladi mi acaba? peki ama ne bu sarkiyi bu kadar tehlikeli hale getiren? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gainsbourg u anlatirken en buyuk aski jane birkin&#39;den soz etmemek haksizlik olur. 1968’de fransız yönetmen Pierre Grimblat’ın “Slogan” filmi sayesinde tanisiyorlar. “Je T’aime, Moi Non Plus” parçasını Serge ile söyleyerek ününe ün katiyor komsunun kizi. iste bu noktada yukardaki sorunun cevabi yavas yavas sekilleniyor korpe dimaglarda: jane birkin sarkiyi soylerken kendinden gecmistir. sarki sozleri zaten mustehcendir. kulaga hos gelen bir fransizcayla bıçkın, bir oraya bir buraya savrulan gainsbourg abimiz gidiyorum geliyorum derken, jane hamlelerine aaaaah ohhhh larla cevap vermektedir. lise 2 edebiyat kitabindaki iki kirmizi suratli asik gibi atismaktadir ikili. bu benzetme hic uymadi sanirsam, ama iste bilincalti nelere kadir ey okuyucu, gor diye kendimi paraliyorum burda. icinde ukte kalan varsa sunu da soyleyeyim ki brigitte in ki gercek miydi bilemicem, belki riza silahlipoda bilir. sonra delismen abi gainsbourg ayni adla bir fimde ceker, jane yine basroldedir. sonra ayrilirlar ama jane bir daha unutamaz bu ayyas abimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;takvimler 1991 i gosterirken butun fransa yitirdigi ogluna aglar. devrim kendi cocugunu yemis, ve ardindan timsah gozyasi dokmektedir. muthis kadinlarini ardindan aglatir kirli cirkin suratiyla hayvani bir cekiciligi olan gainsbourg. uc sey hazir bulunur cenazesinde: o ana dek sevdigi ve kalplerini kirdigi kadinlari temsilen jane birkin, cok sevdigi viskisi, ve tabi ki gitanes sigarasi. &lt;br /&gt;cenazesi sirasinda bir cocuk gainsourg un alt dudaklarindan ince kesif bir dumanin yukseldigini iddia eder ama kimse ona inanmaz, hatta bir tanesi hadi lan hergele diyerek cocuga bir osmanli yerlestirir. sana bir sir vereyim mi su satirlari okuyarak omrunu heba eden ey akilsiz okuyucu? o cocuk bendim okuyucu, ve yemin ederim o belli belirsiz duman gozumun onunden kucuk bir daire cizerek gokyuzune karisti. o gun bugundur ne zaman bir gitanes icen birini gorsem, gainsbourg un cingene ruhunu animsar, ve bir gitanes da ben yakarim. &#39;&#39;hayatim disinda her seyde basarili oldum.&#39;&#39; diyen hayata bozuk gainsbourg un yitip giden anilarina yakilmis bir agittir belki de bu rituel, kimbilir...</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/2803217739645479951/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/2803217739645479951?isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/2803217739645479951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/2803217739645479951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2009/12/je-taime-je-taime-oh-oui-je-taime.html' title='je t&#39;aime je t&#39;aime, oh, oui je t&#39;aime !'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiLCy3npjBWm6C5GGi_vk0dqq783YJSkFjy_r-5U0MmX9EXYD94WduHHmHX8606EJzDs6ptUYFvDfkI4Taa_N_vHutlvgImDaV5LzOqu-tl4fIp7xa9CVqjwygirfc4BGDk6oC1Zg/s72-c/dg8x8wg_23hsxzspcf_b.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-6209758162519377806</id><published>2009-09-07T20:52:00.005+03:00</published><updated>2009-09-07T21:49:02.904+03:00</updated><title type='text'>Terk eden...</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhOfyPCn8Jpq7KuaeVBTA919ke8sRXPtz5ODwSkI7Pjkr0vdKYBAaCY_S93G455CWPdVWfev7ZoDUI7mgAXAsdIzwq4ZZzmJ6PcK3TLLtdeJ8TQMhDt1qaKMMMJO278OApmpeeRSQ/s1600-h/kimdi.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 162px; FLOAT: left; HEIGHT: 189px; CURSOR: hand&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5378799389505765554&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhOfyPCn8Jpq7KuaeVBTA919ke8sRXPtz5ODwSkI7Pjkr0vdKYBAaCY_S93G455CWPdVWfev7ZoDUI7mgAXAsdIzwq4ZZzmJ6PcK3TLLtdeJ8TQMhDt1qaKMMMJO278OApmpeeRSQ/s320/kimdi.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEintVXBJxvMFzKNXCIDwnGekJ1Mih8IaOvulkOJzD43nUDl6bQ0V89R9WWqic6iEkdeqqnPmGgaIhDtsrScTB7j3PIXAzbujqQ9IGT-h26fH12C00gN0BQsdKdRNonX26AcU_8qyA/s1600-h/kimdi.jpg&quot;&gt;&lt;/a&gt;kimdi giden, kimdi kalan?&lt;br /&gt;giden mi suçludur her zaman?&lt;br /&gt;ne zaman başlar ayrılıklar?&lt;br /&gt;dostluklar biter ne zaman?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her geçen gün bir parça daha&lt;br /&gt;aldı götürdü bizden&lt;br /&gt;aynı kalmıyordu hiçbir şey&lt;br /&gt;değişiyordu her şey kendiliğinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık çözülmüştü ellerimiz&lt;br /&gt;artık bölünmüştü yüreğimiz&lt;br /&gt;birimiz söylemeliydi bunu&lt;br /&gt;ötekini incitmeden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimdi giden, kimdi kalan&lt;br /&gt;aslında giden değil&lt;br /&gt;kalandır terkeden&lt;br /&gt;giden de bu yüzden gitmiştir zaten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murathan Mungan&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/6209758162519377806/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/6209758162519377806?isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/6209758162519377806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/6209758162519377806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2009/09/terk-eden.html' title='Terk eden...'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhOfyPCn8Jpq7KuaeVBTA919ke8sRXPtz5ODwSkI7Pjkr0vdKYBAaCY_S93G455CWPdVWfev7ZoDUI7mgAXAsdIzwq4ZZzmJ6PcK3TLLtdeJ8TQMhDt1qaKMMMJO278OApmpeeRSQ/s72-c/kimdi.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-4254294744220039137</id><published>2009-04-25T22:37:00.004+03:00</published><updated>2009-04-25T22:55:16.103+03:00</updated><title type='text'>Millions</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj19o9gIijHmq9_MeQG7Ugg4CwSibC3w9Vn7hrL9ZPL4twmWdzyIth5fF8scwm8mcOxuQp635J6YndQDCqWXLvREIzHXpk65zihYaED2ioLRGm1pj6zIRaS8JnKqcHjWCWXddveeQ/s1600-h/millions.jpg&quot;&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5328716193277118578&quot; style=&quot;FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 278px; CURSOR: hand; HEIGHT: 238px&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj19o9gIijHmq9_MeQG7Ugg4CwSibC3w9Vn7hrL9ZPL4twmWdzyIth5fF8scwm8mcOxuQp635J6YndQDCqWXLvREIzHXpk65zihYaED2ioLRGm1pj6zIRaS8JnKqcHjWCWXddveeQ/s320/millions.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;adamımız danny boyle&#39;dan fantastik bir film daha. 2004 yapımı. kim milyoner olmak ister takıntısının ilk ortaya çıktığı film. yine bir soygun yine tesadüfler ve başrolde bu sefer küçük bir çocuk.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/4254294744220039137/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/4254294744220039137?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/4254294744220039137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/4254294744220039137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2009/04/millions.html' title='Millions'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj19o9gIijHmq9_MeQG7Ugg4CwSibC3w9Vn7hrL9ZPL4twmWdzyIth5fF8scwm8mcOxuQp635J6YndQDCqWXLvREIzHXpk65zihYaED2ioLRGm1pj6zIRaS8JnKqcHjWCWXddveeQ/s72-c/millions.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-7990343336392436221</id><published>2009-04-06T23:09:00.010+03:00</published><updated>2009-04-25T22:48:08.090+03:00</updated><title type='text'>Kadınlarım: Bleu</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiNp58R5UxHQQgZJ4VIklS_6S4vYJ8vSUZSd_qDhLp4hlM0KSRxqFTLhPw5KOL7KZK0owu7En1rNinlJKKTI2AwFGFSDTLet4WiT_Fq93PfAUwoAcrqhm_x6L0727BVW0WW5mpvPg/s1600-h/binoche.jpg&quot;&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5321675880012442674&quot; style=&quot;FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 194px; CURSOR: hand; HEIGHT: 223px&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiNp58R5UxHQQgZJ4VIklS_6S4vYJ8vSUZSd_qDhLp4hlM0KSRxqFTLhPw5KOL7KZK0owu7En1rNinlJKKTI2AwFGFSDTLet4WiT_Fq93PfAUwoAcrqhm_x6L0727BVW0WW5mpvPg/s320/binoche.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;paris sorbonne. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;akşamdan kalma kaybolmuş bir kelimenin peşindeyim. güzel bir kadın sokakta yaşlı bir adama yol tarif ediyor, saman sarısı saçlar mavi kirpikler. bir yerlerden çıkaracağım ama nereden? arkamda kalan sesler kayboluyor yavaş yavaş, yürüyorum. aylardan haziran olmalı mayıs mı yoksa ne önemi var sanki. dinginlik üzerimde yatan bir ölü gibi yapışmış üzerime, elimi kaldırıp sevdiğim kadının oturduğu apartman ziline basamıyorum. bir balon uçuyor gökyüzüne, kırmızı. bir çocuk fransızca ağlıyor arkasından. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;mavi gökyüzünde bulutların üzerinde kırmızı rujlu bir balon, gülümsüyorum. sokaklardan oluk oluk şampanya akıyor bourbon galiba. saatim biraz janti kalıyor bu manzaraya...&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/7990343336392436221/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/7990343336392436221?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/7990343336392436221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/7990343336392436221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2009/04/kadnlarm-bleu.html' title='Kadınlarım: Bleu'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiNp58R5UxHQQgZJ4VIklS_6S4vYJ8vSUZSd_qDhLp4hlM0KSRxqFTLhPw5KOL7KZK0owu7En1rNinlJKKTI2AwFGFSDTLet4WiT_Fq93PfAUwoAcrqhm_x6L0727BVW0WW5mpvPg/s72-c/binoche.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-79887070528119329</id><published>2007-04-10T22:16:00.001+03:00</published><updated>2007-04-10T22:16:16.582+03:00</updated><title type='text'>kadinlarim - blanc</title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/454353459/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://farm1.static.flickr.com/179/454353459_a67ee6d47e_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/454353459/&quot;&gt;blanc&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üşüyorum. Gece haberlerindeki hava raporunun aksine kar taneleri yavas yavas saçlarıma düşüyor. Saint Pauli meydanında bana telefonda tarif edildiği gibi sağdan ikinci sokak lambasının yorgun ışığı altında bekliyorum. Bekliyoruz demeliyim belki de. Zira gitmesi için o kadar dil döktüğüm,  salladığım tekmeyi başarılı bir biçimde karşılayan uyuz bir köpek pirelerini su anda sol ayağıma dökmekle meşgul. Geçen hafta 100 papel bayıldığım rugan ayakkabılarımın bir sokak köpeğinin oyuncağı olmasına ses çıkarmamam, son zamanlardaki kaderci yaklaşımımdan ileri geliyor galiba. Bu davetsiz itin devamlı surette kaşınması hosuma da gitmiyor değil hani.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı caddeden gelen arabaların farları Tex in- bu adı ona it kelimesini aşağılayıcı bulduğum için az once ben takmıştım- solgun yüzündeki hüznü tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Senin bile benimkinden daha ilginç bir hikayen olmalı dostum diyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soguk iliklerime isliyor. Bir saate yakın Tex le bekliyoruz fakat gelen giden yok. Bütün bekleyenler gibi bir gitanes daha yaktim, kacak olanlar daha iyi kafa yapıyor demisti Stanley. Zavalli dostum Stanley. İşinde başarılı olmak için yıllardır gece gündüz çalışmış ve bunun karşılığını da doğrusunu söylemek gerekirse fazlasıyla almıştı. Bankada emeklilik günlerini rahatça geçirebilecek kadar yüklü miktarda parası, New York un en islek caddesinde iki dairesi ve bir de herkesin imrenerek baktığı 64 model bir Bugattisi vardı. Bonus olarak da Jasmine cabasi. Benimse adini hatirlayamadigim bir filozofun yanlis hayat dogru yasanmaz lafina uyan serseri bir yasantim olmus, bir turlu aradigim seyin ne oldugunu bulamamistim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki saat kadar once vicdanımı dinleme isini erteleyerek, kendimi Dolares Bar ın o sihirli atmosferine bırakmıstım. Dogrusu kafayi iyice bulmustum ama garip bir sekilde iyi  hissediyorum kendimi simdi.  Az sonra olacakları en az bin kez kafamda canlandırmıstım. Stanley arabasindan iner inmez onu vuracaktim. Goz goze gelmemek icin onu tum korkaklar gibi arkasindan vuracaktim. Uzgunum dostum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İste simdi burdayim tam Stanley in evinin karsisinda.  Jasmine in bana tarif ettigi noktada cebimde bir 45 likle.  Bir gitanes daha. Bir tane daha…….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;joe fontana&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/79887070528119329/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/79887070528119329?isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/79887070528119329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/79887070528119329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2007/04/kadinlarim-blanc.html' title='kadinlarim - blanc'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://farm1.static.flickr.com/179/454353459_a67ee6d47e_t.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-1675661196671076105</id><published>2007-02-18T04:24:00.001+02:00</published><updated>2007-02-18T04:31:50.507+02:00</updated><title type='text'>kadinlarim-rouge</title><content type='html'>vuruldum.&lt;br /&gt;yarınki gazetelere bir numarali katil zanlisi olarak gececek sevdigim kadin ardinda enfes bir parfum kokusu birakarak gecenin karanliginda hizla gozden kayboluyor. uzaklarda bir yerden suh bir kahkaha sesi yankilaniyor kulaklarimda. tahta iskelenin karsi konulmaz davetine uyarak sirtustu uzaniyorum. elimi fütursuzca kanayan karnima bastiriyorum. nafile bir caba diyor lisedeki biyoloji ogretmenim. ay saklandigi bulutun arkasindan yuzunu gosterdiginde en sevdigim beyaz gomlegimin kipkirmizi olmasi clarence ray e olan askimi biraz daha arttiriyor. &lt;div style=&quot;FLOAT: right; MARGIN-BOTTOM: 10px; MARGIN-LEFT: 10px; WIDTH: 233px; HEIGHT: 183px&quot;&gt;&lt;a title=&quot;photo sharing&quot; href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/389384702/&quot;&gt;&lt;img style=&quot;BORDER-RIGHT: #000000 2px solid; BORDER-TOP: #000000 2px solid; BORDER-LEFT: #000000 2px solid; WIDTH: 231px; BORDER-BOTTOM: #000000 2px solid; HEIGHT: 186px&quot; height=&quot;182&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://farm1.static.flickr.com/162/389384702_ad6e86610e_m.jpg&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;MARGIN-TOP: 0px;font-size:0;&quot; &gt;&lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/389384702/&quot;&gt;rouge&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;gozumu kapatinca gokyuzunde tek bir yildiz parliyor. köhne tahtalarin arasindan gelen denizin tuzlu kokusu basimi dolandiriyor. parmagimla daireler ciziyorum sahilden gelen ritme uyarak. muhtemelen dwight in yasgunu partisi hala devam etmekte. pis serseri. yumrugumu sikmak istiyorum ama beceremedim galiba. yeri yumrukluyorum. affettim seni pic kurusu. trim trim sol isaret parmagim latin sarkicinin kadife sesiyle iki tahta arasinda bir asagi bir yukari gidip geliyor. hayir kabul etmeliyim ki masum ve guzel biri tarafindan vurulmak gucendirmedi beni. gunahkar biriyim ve bunu hakettigimi dusunuyorum. az once optugum kadinin beni vurmasi da degil bana en cok koyan. sonsuz bir mutluluk bahcesinden-ki bu tamlamayi aptal bir gazetede calisan kuzenime bocluyum- mezarin dibine boylamayi hayatin surprizi olarak nitelendirebilirim. gecenin karanligi yine yavas yavas ustume cokuyor. yagmur damlalari olmali gozumdekiler. buralardan gitmeli, suphesiz gitmeli...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;joe fontana&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/1675661196671076105/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/1675661196671076105?isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/1675661196671076105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/1675661196671076105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2007/02/kadinlarim-rouge.html' title='kadinlarim-rouge'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://farm1.static.flickr.com/162/389384702_ad6e86610e_t.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-114978392979214583</id><published>2006-06-08T19:22:00.000+03:00</published><updated>2006-06-08T19:25:29.853+03:00</updated><title type='text'>puxa vida!</title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/163059928/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://static.flickr.com/54/163059928_dd8f33f27d_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/163059928/&quot;&gt;Mister No&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;saaatim sabaha karsi 3 :53 derken 353 un ortaokul numaram oldugu gercegini farkediyorum irkiliyor hatta urperiyorum ama 6.o6.06 nin geride kalmis olmasi rahatlatiyor. sabaha karsi yabanci bir evde yabanci bir klavyenin tuslarinda gezinmek camus un yabancisindan ote kasabaya dadanan haydutlari halletmesi icin kasaba halkinin tekrar goreve cagirdigi hayata kuskun serifi hatirlatiyor bana. kuskusuz okudugum tommikslerin mister no larin bunda etkisi var. mister no ki tek gecerim su alemde latin kulturumun gelismesinde onemli bir yer oynamistir. gecenlerde kahvaltida gringo demisti bogotali adriana green go anlaminda yabanci istenmeyen beyaz  kisi anlaminda kullanilirmis latin ulkelrinde. o zamanlar yesil giyen amerikalii askerlere soylermis yerli halk bu garip kelimeyi. o anlatirken ben bir mister no maceraasina baslamsitim bile.benim icin gringo mister no demekti. adamimiz pirpiriyla ormanlari kurtarmaya kubali yerlilere destek cikmaya calisirdi. balkondaki nebahat abla, kosedeki remzi abiydi. ne supermen gibi ustun insanustu yetenekleri vardi ne de zagor un ciko su ya da koroglu nun ayvaz i gibi bir yamagi. kizilmaske gibi tayt giyip fantom modunda caka satacak adam da degildi. tek tabanca takilirdi. evimizin oglani dallama neveda rangiri baby face tommiks =ki kendisi de bir makaleyi hakediyor entre paranthese =gibi bir suzi ye asik olacak ne zamani oldu ne de parasi.gerci suzi yi de kalede herkes goturdu tommiksden baska ya neyse. mister no bir nevi seyrantepe rangiriydi. durust fedekar bir yigidoydu o. zayifliklari da vardi. her kaybeden gibi guzel kadinlara duskundu ickiye oldugu kadar.her macerada en az bi kari gotururdu helalinden. kadinlara karsi romantik ve cooldu. az ozenmedik zamaninda. kazanova degildi asla. asik olurdu ama ozgurlugune duskun tarafi nedeniyle baglanmazdi. dayak yediginde ben baya sasirirdim oyle ya hic kahraman dayak yer miydi. bi de siki tuttu- degil tabi -siki cevreciyidi pezevenk yagmur ormanlari gumusdere kilyos kumbag falan korurdu. japon bir konicava buna uyuz olurdu durmadan sorguya cekerdi. amazonlar, duz sac, smith wesson tabanca ve hamak gibi kelimeleri korpe dimagima kaziyan kahramandir kendisi. olsa da okusak simdi. hay canina yandigimin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pepe vasques alejandro&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/114978392979214583/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/114978392979214583?isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/114978392979214583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/114978392979214583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2006/06/puxa-vida.html' title='puxa vida!'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-114565288003999390</id><published>2006-04-21T23:54:00.000+03:00</published><updated>2006-04-21T23:54:40.080+03:00</updated><title type='text'>elbe ye elveda </title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/132531371/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://static.flickr.com/44/132531371_b91ee3ff5b_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/132531371/&quot;&gt;elbebaum&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;gitmem gerek diye mirildaniyordum karsimda elbe nehri dans ederken. gri gokyuzunden dusen yagmur taneleri kursun gibi delip gecerken plastik yagmurlugumu, bu gidisin bir sarkisi olmali dedim, mutlulugu ve huznu ayni anda anlatabilen. iyi bir sair ve iyi bir sevgili degildim, sarkilarda arardim durum tasvirlerini. see you soon gecti aklimdan coldplay den. sigaramdan bir nefes daha alip baktim ufka dogru. asagida bir balikci anlamadigim bir dilde bir sarki ufluyor havaya, racon kesen ruzgara inat. burali olmadigi serseri nesesinden belli. &lt;br /&gt;bir gun geri donmek mumkun muydu? ya zaman onu ve beni baska mecralara suruklerse? ya sevgim biterse, hani bitmez ya, iste. hem o dememis miydi, onemli olan paylasilanlardi, ama, gozyaslariyla verilen bir opucuk bu kadar acitir miydi?&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/114565288003999390/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/114565288003999390?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/114565288003999390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/114565288003999390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2006/04/elbe-ye-elveda_21.html' title='elbe ye elveda '/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-114294741019949967</id><published>2006-03-21T15:23:00.000+02:00</published><updated>2006-03-21T16:02:08.776+02:00</updated><title type='text'>hatirlamak ideolojiktir</title><content type='html'>bakmayin siz basligin igrencligine, aslinda anlatmak istedigim ve unutmak istedigim olay su; bir karsi cins bu durumda kiz oluyor, sizi hatirlamazsa, sizin ne gibi tepki vereceginiz. yani 9 ay oncesindne nazi kampina ziyarete gittiginiz, bu nasil ziyaret aman allahim, guzel kizin, adi larissa, onca rus edebiyati sohbetine, onca bazarov raskolnikov parcalamaniza ragmen, yine de sizi hatirlamamasi ve sizin silik bir kisilik miyim lan ben sorusuyla trip hop ta cigir acmaniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yurdun girisinde siz ankesorlu telefonda, ahizeden gelen gizemli sigara kokusuna ragmen konusmaya calisirken on kapidan birden onun cikip gelmesiyle icinizden mr no coolluguyla iste yeni bir macera daha basladi diye gecirmeniz, sizin beni tanidi diye uzun uzun ona bakmaniz ama bi sey dememeniz; onun da size bakmasi,ortamda elektrik yuklu bir hava olusmasi, ve sizin cok iyi niyetli bi sekilde, hadi adini da koyalim gole giden oyuncuyu dusurmeyen bir defans oyuncusu sadeliginde ve sikliginda ahan da tanidi diye icinizden gecmesi, sonra onun asansorle 10. kata odasina cikmasi, sizin de telefonda konusuruken kafanizi cikarip nereye gitti lan bu kiz diye bakmaniz, telefonu kapattiktan sonra direk kapisinda bitmeniz, zili calmaniz ve beni tanidin mi diye sormaniz; sonra onun da aaa az once telefondaki cocuk degil mi demesi, hooonk ah be bari bi de uzun bir aaaaaaaalllllllllll cekseydin be gavurun kizi, eee evet ben oyum oydum oyuldum, eh bari ben gideyim demek yerine biraz daha muhabbet acmaniz, hani hani beraber gitmistik mezarliga (almanca nin azizligi yuzunden calisma kampi mezarlik oldu dikkatinizi cekerim) hani tolstoy  hani dadaisttim ben gecen gun hani fransiz la martine falan filan sacmalamaniz,en sonunda kizin sizi catcher in the rye dan cikarmasi...&lt;br /&gt;sonuc yerine:&lt;br /&gt;yani demem o ki genc dimaglar,eger ki telefonunu almayi ihmal ettiyseniz, ve de gorusmediyseniz uzun zaman, bence hatirlanmak isteyen maskulen kisi,  mutlaka o kizda bi iz birakanda, bu bir cimcik olabilir, ya da afadersiniz bir avuclama da olabilir, ne bileyim iste degisik bi sey bulun kiza kafa atin, ya da ortak bir murathan mungan siiri, uluslararasi calismalarinizda siiri ingilizceye cevirmeniz gerekebilir, ya da bir sarkiyi ortak soyleme modu, let it be let it beeeee ya da besssame muchooooo sonucta atraksiyona girin o ani sonsuz kilin,kilin ki unutulmasin, bakin uyaríyorum sizi. &lt;br /&gt;-rotring platonov-</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/114294741019949967/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/114294741019949967?isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/114294741019949967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/114294741019949967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2006/03/hatirlamak-ideolojiktir.html' title='hatirlamak ideolojiktir'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-113577022885052855</id><published>2005-12-28T13:43:00.000+02:00</published><updated>2006-02-14T23:51:00.296+02:00</updated><title type='text'>La Soledad</title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/78430074/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://static.flickr.com/36/78430074_3dd885538a_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/78430074/&quot;&gt;Soledad-Anna Niinimäki&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Chopin in &quot;Andante Spianato&quot; su ile baslayan guzel bir pink martini sarkisi. sarki asik olmaktan korkan ve sonunda bundan pisman olan bir adamin hikayesini anlatir. asik olmak ve korkmak, her ne kadar birbirine zit kavramlar gibi gorunse de hayatin kivrimli yollarinda kulustur vosvos kivaminda bata cika ilerlerken bazen her ikisi de karsimiza cikar ve bizden secim yapmamizi bekler bazen cellat bazen melek kiligina giren zaman; soru basittir: tutkularinin pesine dusup her seye ragmen askini sonuna kadar yasamak ya da mantiginin duygularinin onune gecmesine izin verip bir korkak gibi yasamak...&lt;br /&gt;olu asklar mezarliginda yatan binlerce asigin sozlugunde bunun tanimi askdan kacmak, kendinden kacmak ya da hayattan kacmak olarak anilir.&lt;br /&gt;bazen bir kelime olur bu secimi belirleyen, bazen sevdicege yoneltilen bir bakis ya da masum bir opucuk. fakat sarkinin sonlarinda gecen pismanlik belki de en kotusudur, cellat ilmigi boynumuza gecirirken geriye en son bu sarki kalir...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-lss-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;viniste a mí&lt;br /&gt;como poesía en la canción&lt;br /&gt;mostrándome&lt;br /&gt;un nuevo mundo de pasión&lt;br /&gt;amándome sin egoísmo y sin razón&lt;br /&gt;más sin saber que era el amor&lt;br /&gt;yo protegí mi corazón&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bana geldin, sarkidaki siir gibi&lt;br /&gt;bana tutkuyla dolu yepyeni bir dunya gosterdin&lt;br /&gt;beni bencillikten uzak ve sebepsizce sevdin&lt;br /&gt;bense bunun ask oldugunu bilmeksizin kalbimi korudum daha cok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;el sol se fue&lt;br /&gt;y yo cantando tu canción&lt;br /&gt;la soledad se adueña de toda emoción&lt;br /&gt;perdóname si el miedo robo la ilusión&lt;br /&gt;viniste a mí&lt;br /&gt;no supe amar&lt;br /&gt;y solo queda esta canción&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gunes batti&lt;br /&gt;senin sarkini soyluyorum&lt;br /&gt;yalnizlik tum duygulara hakim oluyor&lt;br /&gt;eger korkum yuzunden bu buyuyu bozduysam beni affet&lt;br /&gt;bana geldin&lt;br /&gt;sevmeyi bilemedim&lt;br /&gt;ve geriye yalnizca bu sarki kaldi..&lt;br /&gt;(cev:griselda, eksi sozluk)&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/113577022885052855/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/113577022885052855?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/113577022885052855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/113577022885052855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/12/la-soledad_28.html' title='La Soledad'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-113227244876387100</id><published>2005-11-18T02:07:00.000+02:00</published><updated>2005-11-18T02:07:28.806+02:00</updated><title type='text'>yürü turnam yürü canana yürü</title><content type='html'>eski sevgili...hüzünlü iki kelime, bazen bir cümle bazen bir hayat.... bir kac naber nasilsindan, sitemkar goz kacirmalardan sonra eski sevgili hala eski midir acaba? bazen eski sevgilinin bir kac kelimeyi bile cok goren umarsiz gormezden gelmeleri yaralar insani. sonra hep ayni soru duser akillara: sevgili eskir mi ya sevgi? oysa ilk sevgili eskimez demisti bizim mahallenin delisi, hep ruzgara karsi ucan turna abi. </content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/113227244876387100/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/113227244876387100?isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/113227244876387100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/113227244876387100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/11/yr-turnam-yr-canana-yr.html' title='yürü turnam yürü canana yürü'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-113206065446030754</id><published>2005-11-15T15:17:00.000+02:00</published><updated>2005-11-15T15:17:34.490+02:00</updated><title type='text'>le coq sportif: kutsal ask-1 </title><content type='html'>bir zamanlar kirmiizi atkisiyla derin kuyulara inip belasini arayan bir delikanli varmis. horoz ibigini andiran sac stili ve hali sahadaki makas haraketiyle mahalleli arasinda le coq sportif olarak cagirilirmis. bu arada o yillarda bu kadar frankofon bir mahalleli olur mu demeyin. oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gun adamimiz le coq sportif serseri mermilerin vurdugu asklar mezarliginin nerede oldugunu gosteren ekzantirik bir haritayi bir belediye otobusunun en arka koltugunda bulmus. otantikligini kontrol ettirmek icin goturdugu sahaflar krali cerkez mayali martin vasquez ortayi aman iyi kes haritanin piri reis inkinden on bin yil, cihannuma dan da ikiyuz saat eski oldugunu soylemis.cok sasirip amerikan aksaniyla woowww hay bin kunduz diyen le coq sprotif i cerkez tavugu huzurundan defetmis. kulagini kucukken kunduzlar yedigi icin kunduz kelimesini butun kitaplardan cikarmak icin ulkedeki  butun kitaplari toplayip, okuyup tek tek kunduzlari silmeye calisan yari deli sahaf,aslinda padisahin bir ajaniymis. olan biteni anlattigi padisah 3.ottoman douglas maddox ise zevkine duskun sapikca arzulari olan kotu, lanet bir insanmis. hareminde binbir cesit ulkeden kadin bulunan padisaha kadin dayanmazmis. ilk yil sonunda hepsi asiri yuklenmeden-overdose da denebilir frenkceden nakleden oryantalist kisi-  porsur ve kullanilmis asklar mezarligina gomulurlermis. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her turlu yenilige kapali olan padisah, bizim coq un pesine cok hinogluhin bir ajan takmis, japonyadan devsirilen ajan tikimiyesan. gel zaman git zaman,le coq herkesle helallesmis ve haritanin gosterdigi yere gelmis, burasi hemen akmerkez in ordaki guvercinler duraginin arkasinda kalan derin bir kuyuymus. atkisini kullanarak inmeye baslamis, indikce agama sesine benzeyen gurultuler gelmis kulagina. esrarengiz kuyunun duvaralarindan da su gibi bir sey akmaktaymis. elini bir merakla duvara suren le coq, siviyi kokladiginda bunun gozyasi oldugunu hemen anlamis. duvarlar olen asklara agit yakip aglamaktaymislar. bu duruma cok ofkelenen le coq yeminimi bozuyorum ulan diye goge haykirmsi kinini. o arada da yukardan onu izleyen tikimiyesan i farketmis ve onu belinden cikardigi kontra kalemiyle gafil avlamis. tam alninin catina isabet eden kontra kalemiyle bayilan tikimiyesan yandimmm bre more hasiru kriko  diyerek iki seksen uzanmis. bu arada ordan gecen laptop ustasi huzunlu olayi gormemezlikten gelerek bana dokunmayan yilan bin yasasin ekolunun piri olarak anilmaya, imza gunlerine cagrilmaya baslamis.               &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonunda kuyunun dibine varan le coq, balmumundan yapimis bir kapi gormus. delismen bakislariyla kapiyi insafsizca eritmis ve uzun bir tunele girmis. tunelin sonunda onu bekleyen maceradan habersiz umarsizca yol almaya baslamis. turlu badireler atlatmis, yilanlarla ciyanlarla, kor akreplerle bogusmus,belediyenin actigi cukurlara dusmus ama sonunda  tunelin sonuna ulasmis. tunelin sonunda onu beklyen ısik huzmesine hulyali hulyali bakarken huzmeden disariya mavi gozlu liv tyler kivaminda tas gibi bir silvanesti elfi cikmis ve ona donup demis ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-biz yaptığımız her işe sevdiğimiz şeylerin düşüncesinden katarız.     &lt;br /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/113206065446030754/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/113206065446030754?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/113206065446030754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/113206065446030754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/11/le-coq-sportif-kutsal-ask-1.html' title='le coq sportif: kutsal ask-1 '/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-112433016543413989</id><published>2005-08-18T04:56:00.000+03:00</published><updated>2005-08-18T05:03:16.870+03:00</updated><title type='text'>yalnizca isimler kalir geriye elimizde!</title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/34940108/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://photos22.flickr.com/34940108_de170703e7_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/34940108/&quot;&gt;gercek kesitteki sari biyigin amcasi&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;evet kuzen Leri nin baslatmis oldugu futbolcular arasindaki bazi guzel isimlere nacizane ben de bir kac ekleme yapmak isterim. her ne kadar subjektif olsa da gercekten bazi isimler yillar gecse de soylenislerinden dolayi ya da bazi rafine futbolcularin bazi karakteristiklerinden dolayi genc dimagimizdan silinmemektedir.buna en guzel ornek de heralde yanda vesikaligini gordugunuz &#39;el pibe-cocuk&#39;lakapli kolombiyanin sari gunesi valderrama dir.asprilla, higuata, ve kendi kalesinegol attigi icn oldurulen escobar diger guzel isimleridir kolombiya nin.latin ruzgarinin verdigi etkiyle yolumuz brezilya ya dusuyor ve ordan da zico, vampeta yi aliyoruz listeye. arjantinden passeralla bir araba markasi gibi durmakla beraber,iyi bir oyuncudur. penalti kurtarma ustasi goygocea unutulmaz. uruguay dan da fonseca yi alalim. sili den de zamarano biner bu gemiye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eski kita avrupa dan kaleci olarak ispanyol zubizeratta ve dino zoff iki kraldir.eskilerden ya$in unutulmaz.  yenilerden buffon ve senay dudek fena diildir. &lt;br /&gt;futbolculara geldigimizde kuzeye cikalim ve hemen isvec den martin  dahlin diyelim. &lt;br /&gt;asagiya inelim ve isvicre nin gulu chapuisat i dondurelim dilimizde. germenlerden karl heinz rummenigge ve gerd müller e selam verelim. ya littbarski unutulur mu? yenilerden ramelow,marco bode akilda yereder. komsu portakallardan marko van basten, ve van del nistel roy iyidir. kirmiz seytanlardan enzo schifo misafir odasina yeni alinan oturma takimi gibi sik durur. o kendini begenmis fransizlardan soz etmeden gecmek olmaz. alin size hemen lizarazu. kesmediyse emmanuellaya benzeyen emmanuel petit. suikastci djorkaeff. ciftci frank leboeuf. karembeu of of maskulen olan. eskilerden tabii ki michel platini ve jean pierre papin.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;sonra asagiya daha sicak ulkelere inelim. kuzen Leri kisisinin belirttigi gibi ispanyollar ve italyanlar bu kategoride baya onde gitmekteler: azzurrilerden kostakurta, salvatore schillacci, soylerken bir karnaval havasi yasatan karnevaro, suclulukla karisik maldini,yakisikli nesta, tassotti. ispanyollardan gundemdeki kily gonzales, julio salinas, guardiola, valeron, morientes,mendil sallayan mendiata. komsudan fado ve gol krali eusebio yeter de artar bile.       &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya sogukkanli kirmizi urbaliar diyenlere de hemen cevabim hazirdir: gary lineker. tabii ardindan da ara sira bize o beyaz dotunu gosteren yaramaza cocuk paul gascoigne gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;balkanlardan seker abimiz suker ve bobinci boban i alalim.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve aglayan kita afrika. nijerya nin kardeslerine hemen vefa borcumuzu odeyelim ve bize seyrettirdikleri guzel futbol icin tesekkur edelim: omam ve kona biyik, sonradan tavuguma ismini verdigim mbouh mbouh, ve tabii ki roger milla. ibrahim ba da ayri bir isimdir bu arada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son bir kategori de ismini soylerkene bir tereddut, bir hassiktir cektiklerimiz icin acalim; mesela sili den marcelo salas daha cok salas bir meyhanede cebindeki son kurusu bir konsomatrise yediren memur ismi gibi durmakta. ya abd den o guzelim dalgali sac ve sakal stiliyle lalas nerelerde acaba. mezarinda filozofumuzu ters donduren arjantinli sokrates? yine tango diyarindan roberto sensini buı duyarlilikla ne kadar sert oynayabilir? ya david platt ne kadar yavan degil mi? peki alamanci yens yeremies sanki banu alkan sarkisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eeee hani ulan turkiye diyenlere de lefter kucukandonyanis, ersen martin ve yattara derim baska bi si demem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son olarak icimde kalmasin diye soyleyeyim ben bu amoruso ismini unutmak istiyorum arkadas. neden bilmiyorum ama alisamadim. bi kategoriye de sokamadim bu ismi, nasil bi isimdir bu ya...&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;motorcycle boy</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/112433016543413989/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/112433016543413989?isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112433016543413989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112433016543413989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/08/yalnizca-isimler-kalir-geriye-elimizde.html' title='yalnizca isimler kalir geriye elimizde!'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-112432292094717895</id><published>2005-08-18T02:55:00.000+03:00</published><updated>2005-08-18T02:55:20.966+03:00</updated><title type='text'>Bazı güzel isimler </title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/34936272/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://photos22.flickr.com/34936272_232b7b8caf_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/34936272/&quot;&gt;takim ruhu&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sevgili dostlar, bugünkü mevzumuz yazının başlığından da rahatça &lt;br /&gt;anlayabileceğiniz gibi bazı güzel isimler. Basit bir mantık önermesiyle &lt;br /&gt;başlayalım: Bazı isimler güzeldir. Bu demek oluyor ki, her isim güzel &lt;br /&gt;değildir; ama içlerinde bazıları da vardır ki, “ulan, herifin ismindeki &lt;br /&gt;karizmaya bak” dersin. Kimi isim adama bir duruş verir, hayata bir bakış &lt;br /&gt;açısı kazandırır; kimisi de “hey güzel Allahım, sen bilirsin” diye içten içe &lt;br /&gt;söylendirir, aile büyüklerine gıcık eder adamı. Bunları türetmek mümkün ama &lt;br /&gt;okuyucusunu sıkmak istemeyen sorumlu bir yazar olarak hemen örneklere &lt;br /&gt;geçeyim diyorum ben. Şimdi unutmamalı ki, en güzel isimlere genelde &lt;br /&gt;İspanyollar’da rastlanır. Bu yüzden İspanyol ligi dimağlarımıza kazınmış &lt;br /&gt;bulunan nice güzel isimle doludur. Bakınız bir Butragenyo, bir Salinas, bir Martin Vaskez bugün kolay kolay unutulmayan futbolcular arasına girdilerse, bu durum İspanya’da soyadı kanunu çıktığı sırada sağduyulu davranan dedeleri sayesinde hasıl olmuştur. Bir Puşkaş’ı bugün unutmak mümkün mü? Ama Hurubeş’i bugün kimse hatırlamaz. Alman liginden devam edelim: Klinsman, Beckanbauer, Matheus ne güzeldir; öte yandan bir Hassler, bir Sammer, bir Berti Vogts’un (öğğkk) akıllarda kalması güzel beyinlerimizdeki sınırlı &lt;br /&gt;kapasiteyi ziyan etmekten başka işe yaramaz. Hele Högh ile Falco Götz bu &lt;br /&gt;konuda ilk sırayı kimselere kaptırmaz. Ama Cantona öyle mi, Kroyf öyle mi, &lt;br /&gt;Zinedin Zidan, Ginola, Maradona, Kanijya öyle mi? Heyy yavrum hey... &lt;br /&gt;İspanyollar futbolculara güzel isimler koyuyor dedik; ama her meyve &lt;br /&gt;sepetinde çürük olacağı gibi, İspanyolcada da kötü isimler var. Mesela bugün &lt;br /&gt;Valencia’lı Aymar’a bakınca üzülüyor insan. Bir Carlos Bilardo dünyasından &lt;br /&gt;bıktırıyor adamı. Yine de bunlara panzehir olarak Buruşaga’yı düşünerek &lt;br /&gt;rahatlatabiliriz kendimizi. ‘Birader, hep yabancılardan saydın biraz da &lt;br /&gt;Türkler’e gel’ derseniz cankuşlar, size ‘Can Bartu’yu tek geçerim bu alemde’ derim. Yenilerden de İlhan Mansız iyidir der, çıkarım işin içinden.&lt;br /&gt;Şimdi yazımızın sonlarına doğru efsane bir güzel isim karması yaparak iyice &lt;br /&gt;kendimizden geçelim. Aha da sayıyorum: Kalede Şımaykıl, geri dörtlü &lt;br /&gt;Mihaliçenko, Batiston, Brehme, Altobelli, ortada Tigana, Reykart, Abelardo, Donadoni, ilerde de Kempes ile Şükrü Gülesin. Eyyteraa bea. Tabii bunun gibi birçok kadro türetmek mümkün. Ama bu dünyada zaten her şey mümkün değil mi a dostlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzen Leri&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/112432292094717895/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/112432292094717895?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112432292094717895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112432292094717895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/08/baz-gzel-isimler_18.html' title='Bazı güzel isimler '/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-112398636149657157</id><published>2005-08-14T05:26:00.000+03:00</published><updated>2005-08-14T05:34:01.963+03:00</updated><title type='text'>famous blue raincoat</title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/33784684/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://photos22.flickr.com/33784684_39596c1249_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/33784684/&quot;&gt;cohen leo&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;sarkinin dedigi gibi saat 4 ve ben leonard cohen in yurek burkan sarkisi esliginde sigarami tellendiriyorum karanlikta. hatiralar havada ucusuyor, sagdan sola soldan saga,yakalayamiyorum en sevdigim mavi ucurtmali olani. sarkinin sozleri havada ucuyor sonra, icime yagiyor, kursun yagmuruna tutuluyorum beklemedigim bir koseden, dudagim kaniyor isirmaktan,yagmur yagsa sokagin tozunu alsa diyorum sarki tekrar basliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;umutsuzlugun dibine vurmus bir ruh, ve jane de kaybolmus bir cohen. aldatilmis cohen. ya da kendini aldatmis. kayip askinin pesinde kosuyor.&lt;br /&gt;icimi en acitan bolumu sarkinin sonlarinda gizli;&lt;br /&gt;thanks for the touble you take from her eyes,&lt;br /&gt;thought it was there for good so i never tried. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;. koyu bir yalnizlik ellerimden kayan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;idama mahkum olan bir suclunun son istegi bir sarki olabilir mi, olsa bu leonard cohen den famous blue raincoat olur mu....      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;it&#39;s four in the morning, the end of december &lt;br /&gt;i&#39;m writing you now just to see if you&#39;re better &lt;br /&gt;new york is cold, but i like where i&#39;m living &lt;br /&gt;there&#39;s music on clinton street all through the evening. &lt;br /&gt;i hear that you&#39;re building your little house deep in the desert &lt;br /&gt;you&#39;re living for nothing now, i hope you&#39;re keeping some kind of record. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yes, and jane came by with a lock of your hair &lt;br /&gt;she said that you gave it to her &lt;br /&gt;that night that you planned to go clear &lt;br /&gt;did you ever go clear? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah, the last time we saw you you looked so much older &lt;br /&gt;your famous blue raincoat was torn at the shoulder &lt;br /&gt;you&#39;d been to the station to meet every train &lt;br /&gt;and you came home without lili marlene &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;and you treated my woman to a flake of your life &lt;br /&gt;and when she came back she was nobody&#39;s wife. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;well i see you there with the rose in your teeth &lt;br /&gt;one more thin gypsy thief &lt;br /&gt;well i see jane&#39;s awake -- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;she sends her regards. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;and what can i tell you my brother, my killer &lt;br /&gt;what can i possibly say? &lt;br /&gt;i guess that i miss you, i guess i forgive you &lt;br /&gt;i&#39;m glad you stood in my way. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;if you ever come by here, for jane or for me &lt;br /&gt;your enemy is sleeping, and his woman is free. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yes, and thanks, for the trouble you took from her eyes &lt;br /&gt;i thought it was there for good so i never tried. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;and jane came by with a lock of your hair &lt;br /&gt;she said that you gave it to her &lt;br /&gt;that night that you planned to go clear &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sincerely, l. cohen&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/112398636149657157/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/112398636149657157?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112398636149657157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112398636149657157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/08/famous-blue-raincoat.html' title='famous blue raincoat'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-112363150690908379</id><published>2005-08-10T02:51:00.000+03:00</published><updated>2005-08-10T02:51:46.913+03:00</updated><title type='text'>Denver&#39;da ne yapmalı ne yapmamalı? (Denver 101) </title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/32740717/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://photos23.flickr.com/32740717_7317735d28_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/32740717/&quot;&gt;bekle beni denver&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Andy Garcia abimizi hazır anmışken, beni benden alan bir filminden de bahsedeyim o zaman. &quot;Things to do in Denver when you&#39;re dead&quot;. Harbi çok keyifli bir filmdi, seyreden anlar. Tadı kaçmayan, adamı yormayan, tadında bir &quot;beladan kaçamıyoruz bir türlü abi&quot; filmi. Yönetmeni gary fleder daha sonra da &quot;kiss the girls&quot;ü çekmişti ama o film bunun eline su dökebilir mi? Asla... VCD&#39;yi bulursanız kaçırmayın derim. hatta bulun da bendenize de verin. Beklerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulan bu siteyi Sarıtaş ile benden başka okuyan var mı yahu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzen Leri&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/112363150690908379/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/112363150690908379?isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112363150690908379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112363150690908379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/08/denverda-ne-yapmal-ne-yapmamal-denver_10.html' title='Denver&#39;da ne yapmalı ne yapmamalı? (Denver 101) '/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-112362944084140857</id><published>2005-08-10T02:17:00.000+03:00</published><updated>2005-08-13T18:57:57.920+03:00</updated><title type='text'>grasyas ispanyol fahriye abla grasyas</title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/30880005/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://photos21.flickr.com/30880005_d67021561a_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/30880005/&quot;&gt;ben&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;sabah yine annemin sesiyle uyandim, -bunyamiiin ekmek yok hadi bakkalaaa&lt;br /&gt;iste boyle basladi kucuk hikayem o gun.&lt;br /&gt;-offf anne yaaaa hep ben hep ben, niye serkan gitmiyo&lt;br /&gt;-olum o kucuk daha hadi kalk kalk&lt;br /&gt;-off ya off. tamam ben giderim ama sen de kurabiye yaparsin sonra. &lt;br /&gt;daha sonradan ogrenecektim kosullu onermeydi bunun adi matematik aleminde. hayat yoksa matematik miydi, bu soru sonra girdigim tartismalarin cikis noktasi olacakti ama o gunlerde sayilar alemine baya uzaktim.annemle bunu tartismadim.&lt;br /&gt;-tamam yaparim ama uslu olursan.&lt;br /&gt;annem de kosullu onermeye yine kosullu bir onermeyle cevap vermisti. zira o yillarda kosullu onermeler cok revactaydi.   &lt;br /&gt;-kac tane?&lt;br /&gt;-iki tane al.bi de sut al kurabiye icin. kalmamis.yazdirirsin. baban para birakmamis.  &lt;br /&gt;evden ciktim, adil bakkal asagi mahalledeydi. ismine inat cok kazikci bi bakkaldi adil amca. cocuklari da sevmez,bakkalin onunde top oynayan cocuklari kovalardi.&lt;br /&gt;-iki ekmek bir de sut adil amca&lt;br /&gt;-veresiye mi yine, yok artik kardesim vermiyorum once gecen ayin borcunu kapatsin baban hadi yuru.&lt;br /&gt;ama ama ya kurabiyeler diyecektim cocuk aklimla.hani yemezsek arkamizdan kovalayan, annemin mis gibi kokan sade  kurabiyeleri diyecektim bi sey dugumlendi bogazimda.hay bin kunduz diyodu 7 yildir universitede okuyan amcamdan asirdigim kaptan swing bu gibi durumlarda. desem adil amca sasirir miydi,yoksa gel lan gel demek mr blof tayfasini okuyosun al hadi bu seferlik benden olsun mu derdi bilemiyorum. ama kesin olan bi sey vardi ki sut yoksa kurabiye de yoktu. once ekmekler bozuldu demis bir yazar ama o an ekmek onemli degildi.&lt;br /&gt;basimi one egerek cikarken o ana kadar hic duymadigim bir parfum kokusu burun deliklerimden iceri dogru suzuldu. benligim isgal altina alinmis, teslim bayragini salliyordu mavi gokyuzune. 9 yasindaydim ama amcamla ara sira o tarz yabanci dergilere cok bakar, onun edebi yorumlarini ilgiyle dinlerdim.&lt;br /&gt;cok sik bir kadinla onun kocasi oldugunu tahmin ettigim bi adam girmisti iceriye.okudugum hikayedeki deniz kizlari gibi cok guzeldi.. kadinin mor etegi butun cografyasini ele veriyordu. dudaklarinin arasinda bir gul mu tutuyordu yoksa ben hayal mi goruyordum bilmiyordum. asil yuzu ve alayci gulumsemesi amcamin odasindaki resimden calintiydi sanki, neydi adi o kadinin diye dusunurken birden sonsuzluktan gelen ses kulaklarimda yankilandi;&lt;br /&gt;-merhaba. suyunuz var mi acaba?&lt;br /&gt;-tabii tabii. siz yenisiniz heralde buralarda&lt;br /&gt;-yok amca burda oturmuyoruz. film cekiyoruz da asagidaki mahallede. hava cok sicak sabah olmasina ragmen.yanimdaki bayan da ispanya nin unlu kadin artizlerindendir. Ileana Ramirez.&lt;br /&gt;-oyle mi masallah masallah&lt;br /&gt;ben guzel ispanyol ablayi daha cok fahriye abla ismine layik bulmustum ama ilyana da fena diildi. sonra aklima o anda cok super bir fikir gedi. simdi hatirlar,cok guler ve sasiririm hala nasil cesaret ettigime buna. adil amca arkasini dondugunde kadina bir matador edasiyla yaklastim ve yine amcamin ispanyolca temel kelimeler kitabimdan ogrendigim kelimeleri bir bir siralamaya basladim. aslinda sadece ona kadar saymayi ve iyi aksamlar demeyi biliyordum.&#39;buenas noces sinyorita&#39; dedim safca. daha sonra da ikinin ispanyolcasi aklima gelmedigi icin zafer isareti yaparak kosede duran ekmekleri ve &#39;un&#39; diyerek dolaptaki sut sisesini gosterdim. adil amcayi gosterip yuzumu eksittim.kaslarimi kucuk emrah gibi yaptim. benim ustume yoktu mahallede,az calismamistik bu bakisi bizim veletlerle camiye giden yasli amacalardan para koparmak icin. ardindan sesli bicimde aglamaya basladim. aglamiyor boguruyordum. o an bendeki cesur matadordan iz kalmamisti. karizmam boganin boynuzunu gotune yiyen matador gibi yerlerde surunuyordu. ama ispanyol fahriye abla derdimi anlamisti nihayet ne gam. yanindaki azmansa beni uzaklastirmak icin yaklasti. ama o berber ilker abinin uce vurdugu saclarimi oksadi ve o guzel ispanyol aksaniyla dokunma ulan yavrucuga essoluessek anlamina gelen bi seyler soyledi azman kisisine.ben essoluesegin ispanyolcasi ne olabilir diye dusunurken adam geri cekildi ve adil amcaya bana iki ekmek ve bir sut vermesini soyledi. o an dunyanin en mutlu kisisi bendim heralde. kurabiyelerime kavusmus ustelik sevgilimi de bulmustum. ispanyol fahriye ablaydi artik o. onun calismasina gerek yoktu ben ona ne is olursa olsun yapar bakardim. sonra elimden tuttu. disari ciktik.elini cantasina atinca para verecek diye dusundum ama o cantadan cikardigi fotograf makinesiyle bu gormus oldugunuz yukardaki resmi cekti. sonra egildi ve yanagimdan optu.utanmis kipkirmizi olmustum. daha sonra bi hafta yikamadim yuzumu optugu yerdeki iz gecmesin diye. o, asagi mahallede cekim yapilan tarihi eve dogru giderken dunyanin en mutlu insani olan ben dunyanin en mutsuz asigina donusmustum. arkasindan tesekkurler diye bagirmak istedim ama en onemli kelimeyi amcamin bana ogretmedigini farkettim. ben de aklima gelen ilk kelimeleri arkasindan askimi haykirir gibi soylerken el de salladim: vivaa zapataa, vivaa zapataa. bagirirken dondu, bana bakip gulumsedi ve o da  el salladi. yine agliyordum ama bu sefer gercekti ve derinden geliyordu. o anin fotografi sadece bana ve bana tuhaf bir acima duygusuyla bakan adil amcaya kaldi. aradan yıllar gecti ve ben fotografima bir sergi katalogunda rastladim. altinda &#39;&#39;istanbul daki sirin viva zapata sevgilim&#39;&#39; yaziyordu. gozumden kucuk bir yas akarken grasyas ispanyol fahriye abla grasyas dokuldu dudaklarimdan.&lt;br /&gt;haa merak edenler icin soyleyeyim bir de yanagima kondurulan opucugun kokusu kaldi ben de ispanyol fahriye abladan. olur mu oyle sey canim demeyin. zira her opucugun bir kokusu vardir hayatta, her insanin bir hikayesi oldugu gibi...&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/112362944084140857/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/112362944084140857?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112362944084140857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112362944084140857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/08/grasyas-ispanyol-fahriye-abla-grasyas.html' title='grasyas ispanyol fahriye abla grasyas'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-112359354971104000</id><published>2005-08-09T16:19:00.000+03:00</published><updated>2005-08-09T16:19:09.730+03:00</updated><title type='text'>Sanatçının Ali Çatalbaş olarak portresi </title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/32592214/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://photos22.flickr.com/32592214_9ce0b4246d_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/32592214/&quot;&gt;pardon&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Andy Garcia ağbimizin filmine henüz ulaşamadık ama Ferhan ağbimizin &quot;Pardon&quot;u elimizin altındaydı. Nitekim dün akşam taktık vcd&#39;yi alete, gerine gerine seyrettik filmi (Cümlelerimizdeki bu çoğulluk durumu, Kurtlar Vadisi hissiyatından kaynaklanmamaktadır; eylemi iki kişi kotardığımızı anlatmaya çalışan gereksiz bir ayrıntıdır sadece) Neyse efem, yönetmeninin genç bir adam olması hasebiyle pek de bir şey beklemediğimiz film akşamımızı şenlendirdi, güzelleştirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevzu nedir? Ferhan ağbi iyi, Rasim ağbi iyi, genç Mert Baykal&#39;a aferin, senaryo zaten kıyak üstüne üstlük bir de reelden apartma falan filan derken bir adam çıktı bam güm çaktı oyunculuğunu filme, ağzımızı açık bıraktı. Bu Ali Çatalbaş derler fani nasıl iyi nasıl kıvrak oynamış derken koca film bitti gitti. Sen sağ ben selamet bize de iyi bir seyir oldu işte. Hayatın 6 yıl üç ayını saçma sapan bir yanlışlığa kurban eden adamın kaderciliğini on numara oynayan Ali Çatalbaş ağbiye teşekkür eder, filmi bir de sizin izleminizi niyaz ederiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzen Leri &amp; Kuzen Leri (Çoğuluz bugün dedik ya)&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/112359354971104000/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/112359354971104000?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112359354971104000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112359354971104000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/08/sanatnn-ali-atalba-olarak-portresi_09.html' title='Sanatçının Ali Çatalbaş olarak portresi '/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-112285122804394857</id><published>2005-08-01T02:07:00.000+03:00</published><updated>2005-08-01T02:07:08.066+03:00</updated><title type='text'>Belki yine Gelirim</title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/30092974/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://photos22.flickr.com/30092974_9d91c7159d_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/30092974/&quot;&gt;broad_street_night&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir&lt;br /&gt;her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü.&lt;br /&gt;Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa&lt;br /&gt;bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse&lt;br /&gt;ama bir tufan az mı gelir yoksa, yine de&lt;br /&gt;yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka&lt;br /&gt;hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler&lt;br /&gt;Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent&lt;br /&gt;ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini&lt;br /&gt;bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki&lt;br /&gt;onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan&lt;br /&gt;kadınları güzelleştiren herhalde onlardı&lt;br /&gt;&quot;Tükürsem cinayet sayılır&quot; diyordu birisi&lt;br /&gt;tükürsek cinayet sayılıyor artık&lt;br /&gt;ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara&lt;br /&gt;tek yaprak bile kımıldamıyor nedense&lt;br /&gt;ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar&lt;br /&gt;alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor&lt;br /&gt;kanımın pıhtılarında güllerin serinliği&lt;br /&gt;ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki&lt;br /&gt;Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum&lt;br /&gt;okuduğum bütün kitaplar paramparça&lt;br /&gt;çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma&lt;br /&gt;bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent&lt;br /&gt;bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum&lt;br /&gt;sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler&lt;br /&gt;bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor&lt;br /&gt;ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere&lt;br /&gt;kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak&lt;br /&gt;Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık&lt;br /&gt;biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri&lt;br /&gt;ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu&lt;br /&gt;ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimde zaptedilmez bir kırma isteği&lt;br /&gt;dizginlerini koparan bir at sanki bu&lt;br /&gt;soluksoluğa kalıyorum her sonbahar&lt;br /&gt;ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa&lt;br /&gt;bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum&lt;br /&gt;bütün gençliğim böylece geçip gitti işte&lt;br /&gt;ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa&lt;br /&gt;birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez&lt;br /&gt;şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı&lt;br /&gt;geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye&lt;br /&gt;Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür&lt;br /&gt;sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak&lt;br /&gt;ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir&lt;br /&gt;bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa&lt;br /&gt;bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem&lt;br /&gt;oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü&lt;br /&gt;ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne&lt;br /&gt;sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz&lt;br /&gt;Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMET TELLİ&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/112285122804394857/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/112285122804394857?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112285122804394857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112285122804394857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/08/belki-yine-gelirim.html' title='Belki yine Gelirim'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-112206597133667726</id><published>2005-07-22T23:59:00.000+03:00</published><updated>2005-07-23T00:45:17.093+03:00</updated><title type='text'>ruhunu tanimadan gozlerini cizemem!</title><content type='html'>&lt;a title=&quot;Photo Sharing&quot; href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/27837321/&quot;&gt;&lt;img style=&quot;WIDTH: 145px; HEIGHT: 189px&quot; height=&quot;142&quot; alt=&quot;modiglinai-jeanne&quot; src=&quot;http://photos21.flickr.com/27837321_912b3cb9ea_o.jpg&quot; width=&quot;91&quot; /&gt;&lt;/a&gt; hepimiz picasso yu taniriz biliriz de Amedeo Modigliani yi fazla taniyan yoktur heralde. benim kendisiyle muserref olmam da 2004 yapimi kendi adini tasiyan filmle oldu.andy garcia bohem, problemli dahi cocuk rolunu filmde cok iyi tasiyor. oldum olasi sevmisimdir ben kendisini. her ne kadar bazi aptal polisiye fimlerde oynasa da kumasi iyidir kuba li  yagiz delikanli abimizin. evet modigliani 1884 de italya da dogup kendisini paris sokaklarina birakiyor gocebe ruhunun etkisiyle.ressam ve heykeltiras olan modi-filmde de lakabi buydu-daha sonra evlenecegi uzun yuzlu guzel jeanne hebuterne i bir sanat okulunda taniyor. ailesinin tum karsi cikislarina ragmen jeanne modi ye yamuk yapmiyor, kadinlardaki  arizali tiplere asik olma sendromununda bir halka oluyor. bu arada mody nin yahudi olmasi jeanne in babasi icin kabul edilmez bir durum.&lt;br /&gt;her neyse efendim modi nin paris de tanistigi picasso da gotun tekiymis bu arada baya kiskaniyomus bu bohem kendinden gecmis yakisikli abimizi. paul cezanne den cok etkilenip ilk donemlerinde cizdigi figurleri carpitan modi daha sonra kendi tarzini yakalayacaktir ama kaderin ona ordugu agdan kacamayacaktir. agdali edebiyat da mastirim vardir. modi 1920 yilinda yoksulluk icinde paris de tuberkulozdan olur, mezari da ordadir. giden gorsun de bi fatiha okusun fakire diye yaziyorum. genellikle nu ve portre takilan modi nin en unlu yapiti en cok sevdigi kadin olan jeanne in yukardaki portresidir. jeanne in ruhunu tanimis ve sonunda o parlak gozleri de tuvaline ustalikla aktarmistir mahallenin asi cocugu. o parlak gozler modi nin olumune dayanamayan jeanne in bir pencereden asagiya atlamasiyla sonecektir.&lt;br /&gt; picasso belki de ona cektirdigi eziyete karsilik bir portresini yapmistir modi nin. ama bi kere gozumden dustun sen pica. ne yapsan nafile.uyusturucu, kadinlar, alkol ve sigara tesellisiydi belki de degeri bilinmemis bu genc ressamin.ama acimakla hayran olmak arasind abir cizgide kayboldum hayat hikayesi akarken ekrandan. son olarak cemal sureya nin siiriyle modigliani abimize bi guzellik yapalim ve  bir selam yollayalim. evet keske ben de bir kadinin gozlerini cizebilsem senin gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeni sözler buldum bir nice seni görmeyeli&lt;br /&gt;daha geniş bir gökyüzünde soluk aldıracak şiire&lt;br /&gt;hadi bir de bunlarla çağır gelsin aslan heykelleri&lt;br /&gt;oldurmanın yıkmanın yeniden yapmanın aslan heykelleri&lt;br /&gt;olduran yıkan yeniden yapan gözlerini seviyorum kaç kişi&lt;br /&gt;bir senin gözlerin var zaten daha yok&lt;br /&gt;ya bu başını alıp gidiş boynundaki&lt;br /&gt;modigliani oğlu modigliani.&lt;br /&gt;cemal süreya, üvercinka, aslan heykelleri siirinden</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/112206597133667726/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/112206597133667726?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112206597133667726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112206597133667726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/07/ruhunu-tanimadan-gozlerini-cizemem.html' title='ruhunu tanimadan gozlerini cizemem!'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-112189854914609592</id><published>2005-07-21T01:29:00.000+03:00</published><updated>2005-07-21T01:29:09.150+03:00</updated><title type='text'>ask engel tanimaz baby </title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/27429585/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://photos21.flickr.com/27429585_b5966577f0_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/27429585/&quot;&gt;oy oy&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;bahcivanlardan korkarim. gecen yine bi tanesi elinde o kocaman makasiyla bahcedeki agacla ugrasiyodu. ne zaman o devasa makasi gorsem aklima hemen afadersiniz benim malafat makasin arasindaymis gibi gelir, rahatsiz olur, yuzumu eksitirim ama bunu bahcivan kisisine belli etmemeye calisirim. tedirgin olurum anlayacak diye ama adam isinde gucundedir sallamaz beni. o zaman da sinirlenirim adama. freud aklima gelir bi cigara tuttururum anisina. vermem ama bahcivan ibnesine istese de. ama derse ki bi derdin var delikanli otur soyle bak scissors hands i seyrettin mi diye sorarsa da operim yanagindan. iste bole boyle de sevgi dolu bi adamimdir. tim burton da iyi bi yonetmendir, big fish guzeldi. bakalim yeni filmi nasil acabana&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/112189854914609592/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/112189854914609592?isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112189854914609592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112189854914609592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/07/ask-engel-tanimaz-baby.html' title='ask engel tanimaz baby '/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-112030790444883778</id><published>2005-07-02T15:38:00.000+03:00</published><updated>2005-07-02T15:38:28.823+03:00</updated><title type='text'>seni karaladim c sikkina</title><content type='html'>yanlis ciktik.&lt;br /&gt;yillarca durmadan usanmadan o kucuk daireleri karaladim durdum. once dort taneydiler, sonra nedense bese ciktilar. neden mi soz ediyorum tabi ki o kaderimizin yonunu belirleyen coktan secmeli sınavlarin bas cellatlarindan; a-b-c-d ve ailenin uvey evladi e  sikkindan. ilkokulla baslayan seruven ortaokul-lise-unıversıte ve bilimum sinavlarla devam etti hala da ediyor. yeter artik arkadas yeter. nedir bizim bu 5 sıkdan cektigimiz. kaldi ki o siklari karalamak tuhaf bir zevk de vermiyor degil hani. soyle 2b kalemle once ortadan baslarim karalamaya, sonra kucuk kucuk daireler cizerim disariya dogru. kenarlara tasar bazen uyuz olurum. optik okuyucu gotluk edip okumaz dize ince hafiften bir korku yoklar once, sonra ziktiret derim. ama yinede de silgimle silerim tekrar o tasan yeri uzulerek.  bu arada silgi de pelikanın o dandik yesil silgilerindense orda yesil bi renk birakir kodumun silgisi. sonra sorgularim kendimi niye sildin salak falan diye. sonra o iz optik okuyucuyu ya bozarsa diye paranoid android olurum. ama iste o anda o yesillikte iste o adi siginin biraktigi yesillikte sevgili senin gozlerin belirir ve duygulanir su kus kalbim cırpar kanatlarini. ekvador da bi cocuk aglar..neyse efendim iste o bes yallozdan en cok c yi severim. c yi karalarken kendimden eminimdir. cevap dogrudur. bilmiyorum niye c. belki de ortaokuldaki sinifimdan dolayi.  a ve b eh iste, yine de guvenemem ikisene de. d den hic hazetmem, karalarken cok istemsiz hareket eder parmak kaslarim. d soguk gelıyor bana. e nin deliknali bi durusu var sanki. asil bir ingiliz gibi. bir nevi sör yani, bay e diye de boktan bi film vardir ama gozumde degeri dusmemistir yine de e sikkinin, isaretlerim yine de ayip olmasin diye yellene yellene. d sikki olmasaydi keske. ya diger harfler ne olcak. bence oss ve diger sinavlarda acil degisklik yapilsin. k-l-m-n-o- beslisi yeni bi soluk getirebilir solmus dimaglara yorgun bedenlere.  &lt;br /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/112030790444883778/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/112030790444883778?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112030790444883778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/112030790444883778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/07/seni-karaladim-c-sikkina.html' title='seni karaladim c sikkina'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-111973236154500701</id><published>2005-06-25T23:46:00.000+03:00</published><updated>2005-06-25T23:46:01.546+03:00</updated><title type='text'>feylesoflarin krali ahmet inam</title><content type='html'>21 Haziran 2005 de hurriyet te yayimlanan soylesiyi copy-paste etmekten gurur duyarim.link vermedim, kaybolur gider bir gun uzayda diye. bu adam cok zeki ve cok sempatik bir prof. odtu nun sayfasindan makalelerine ulasmak mumkun. felsefenin pratikde vucut bulmus hali mi demeliyim yoksa, abarttim galiba. keske her hoca onun gibi olsa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bize şen profesörler diyorlar oysa iki Anadolu Hayvanı&#39;yız  &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Serhan YEDİG &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet İnam, ODTÜ Felsefe Bölümü Başkanı, Felsefe Kurumu üyesi, 18 kitap yazmış uluslararası düzeyde saygın bir akademisyen. Cengiz Güleç ise ergenlik psikiyatrisinin önde gelen uzmanlarından, Fransa&#39;da, Hacettepe Üniversitesi&#39;nde ders verdi, TBMM&#39;ye girdi, Ecevit Hükümeti&#39;nin kültür bakanı adayıydı. 60&#39;ına merdiven dayayan iki akademisyen ayda bir buluşup, ciddiyeti tatile gönderiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demlendikten sonra teybin düğmesine basıp varoluş, ego, bunaltı, cinsellik, tasavvuf gibi zorlu kavramları iki haşarı liseli üslubuyla tartışıyor. Nükte, argo, hatta küfür serbest. Hayvan Dergisi&#39;nde &quot;Şen Profesörler&quot; başlığıyla yayımlananlar işte bu metinler. Kavuklu&#39;yla Pişekar&#39;a benzetilen ikili &quot;Kesinlikle Dümbüllü&#39;nün kavuğuna aday değiliz&quot; diyor. &quot;Anadolu Hayvanları&quot; ikilisiyle buluştuk. 4,5 saat, bir şişe viski, yarım şişe rakı tüketip &quot;karizmayı çizdirmeyi neden göze aldılar&quot;ın cevabını aradık.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİZ KİMİZ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz Kavuklu-Pişekar biraz da Mevlânâ-Şems&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirinizi başkalarına nasıl anlatırsınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; C.G - Sırlarını bildiğim için rahatlıkla anlatabilirim: Muzip bir çocuktur. 20 yılda hiç depresif ruh halinde rastlamadım onda. İddiacı değil. Ama hayatta iddia sahibi. Muzipliğiyle kendini, çevresini hoşnut tutuyor. Hayatının baharında. Buluştuğumuzda bu ruh halini bana da bulaştırır. İnsana ve hayata gömülüdür. Bunlar üzerine düşünce üretmekle birlikte hayat acemisi, mahcup, toydur. Hatta kabaktır. 10 yıl seminer verdiği 10 kişiden 5&#39;inin ismini hatırlamaz. Onları toplu varlık gibi algılar. Safiyetiyle belalardan korunur. 55&#39;inde ehliyet aldı, şimdi başı dertten derde giriyor. Bir de herkesten güzel kahkaha atar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Akademisyen bilgilendikçe sezgisini kaybeder. Cengiz ise güçlendiriyor. İnsanları dünyasına buyur etme yeteneği müthiştir. Büyük dalgaları aşıp, çırpıntıdan yılması kötü özelliği. Bu yüzden düşük verimlilikle çalışır. Kitap yazacağına briç oynar; sabaha kadar güzel türküler söyler. Sorguladıkça kendinden hoşnut olmama durumu büyür, asabileşir. Başını okşarsan dünyanın en iyi psikiyatristi olur. Ama hayat hep baş okşamaz. Hüzünlü adamdır, soyadının aksine nadir güler. Kahkahama bakıp insan olmanın acısını hiç yaşamadığımı düşünür, bilmez ki geberiyorum acıdan. Kemirmekten elimde tırnak kalmadı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçki masası, kültür ve sanatın dışında hayatta başka neler paylaşırsınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; A.İ - Sadece bunları ve ortak ruh halini paylaşıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Aradan yıllar geçtiği hiç görüşmediğimiz olmuştur. Ben arama özürlüyüm çünkü. Ama buluştuğumuzda aynı sıcaklıkla devam ederiz. Kişiliklerimiz çok farklı. Ben ayrıntıcıyım, insan ilişkilerinden giyimime kadar her şeye özen gösteririm. Sevemediklerime kapımı açmam. Derin mutsuzluklarım, coskularım vardır. Hedonistim. İçmeyi bilirim, o bilmez. Ne bulursa içer, sarhoş olur. Giyimine önem vermez, hep simsiyah giyinir. Çilecidir. Ruh hali dalgalanmaz. Buna karşın iki farklı ve tam kişiliğin birlikteliğidir dostluğumuz. CTV&#39;deki programımızdan övgüyle bahsedenlere, nedir hoşunuza giden, diye soruyorduk. Felsefeden anlamadıkları halde, sohbetimizi çok sevdiklerini söylüyorlardı. Halvet hali böyle bir şey. Farklılıklarımızla birlikteyiz. İki tam insanın birlikteliği bu. Yarım insanlarla ne halvet olur ne de aşk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - İşte bu nedenle nisan gelmiş, biz aşık olacak insan bulamıyoruz. Nietzshce ne demiş &quot;Oltamı attım, balık çıkmadı, çünkü yoktu.&quot; (Kahkahalar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Balık tutulacak yeri bulmak bir sezgidir, Nietzsche&#39;ninki de hıyarlık kardeşim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Avlamamak güzeldir. Boş dönen avcıyı çok severim. Ceylanı, tavşanı görmüş, vurmaya kıyamamıştır. Akademisyenin hıyarı her gördüğü ağaç dibine ateş eder. Biz avcı değiliz. Kavramları vuramayız. Teorileri eğip bükmeyiz. Taklit değildir sözümüz, yaşadığımızın teorisini yaparız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirinize nasıl katlanıyorsunuz? Mesela elektrik mühendisliğinden gelen felsefeci Ahmet İnam, 2001&#39;de Çek Cumhuriyeti&#39;ndeki felsefe konferansında psikoterapi üzerine bildiri sununca neden kan çıkmadı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Bütün psikiyatri çevresi onu tanır. Son 10 yılda benden çok psikiyatri konferansına katılmıştır. Tanışıklığımız da buradan kaynaklanıyor. 15 yıl önce muhafazakar çevrelerin düzenlediği bir konferansta tanışmıştık. Maneviyattan bahsettiği için onu çok severler. Oysa ateisttir. Benim de sol kimliğime karşın, muhafazakar çevrelerle diyaloğum iyidir. Herkes Bektaşi ruhlu olduğumuzu bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Onunla karşılaşmam Tanrı&#39;nın bir lütfudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DERDİMİZ NE?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Borçlu doğduk, hep çalışacağız, mezar taşında&lt;br /&gt;Burada borçlu bir hıyar yatıyor yazacak&lt;br /&gt;İmaj çağında, narsisizm salgını kol gezerken profesör karizmanızı çizdirmeyi neden göze aldınız; çok mu sıktı profesör cübbesi sizi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; A.İ - Memur akademisyen işini yapar. Oysa bilgi sorumluluk getirir. Bilimadamı bilgisini hayatla paylaşmak istiyorsa kalıpları kırmak zorundadır. Cengiz&#39;le birlikteliğimiz, bilgiyi içselleştirme, paylaşma kaygısının sonucudur. Çoğu kişi hayattan alacaklı olduğunu düşünür. Bu nedenle mutsuzdur. Biz borçlu olduğunu düşünenlerdeniz. Dine inanmamakla birlikte, bizi var kılan güce borçluyum, insanlara, toprağımıza, kültürümüze borçluyum. Akademinin dışında, her fırsatı değerlendirip toplumun karşısına çıkmalı ve bilgimizi paylaşmalıyız. Hayatım boyunca bu doğrultuda çalışacağım, yine de ölürken borçlu gideceğim. Mezar taşımda &quot;burada borçlu bir hıyar yatıyor&quot; yazacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Profesyonel felfesecilerin dünyasında Ahmet bir boyalı kuştur. Bir yıldır Cumhuriyet Dergi&#39;deki yazılarında onlarla hesaplaşıyor. Ben de profesyonel psikiyatristler dünyasında hastalık yerine hep insandan bahseden bir hekimim. İkimiz de alanımızda ayrıksıyız. Karizmaya, cübbeye, şan ve şöhrete ihtiyacımız yok. Mizaha karşın her tezimizin arkasında bilgi vardır. Bizi, düşüncelerimizi bilerek çağıran her davete açığız. Muhafazakar kesimin toplantılarına da katılıp, konuşuruz. Bilgimizi paraya ya da şöhrete tahvil etmek peşinde değiliz. Tam tersine ciddi sorunlar yaşadım. Aktif politikaya CTV&#39;deki program yüzünden girdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Programcı Bahar Daldal&#39;ın önerisi üzerine haftada bir, gündemsiz ekrana çıkıp tartışıyorduk. Anadolu&#39;da edep ve eren kültürü üzerine konuştuğumuz bir akşamın ertesinde DSP&#39;den davet aldım. Rahşan Ecevit izlemiş, etkilenmiş. DSP&#39;ye girip milletvekili olduktan sonra CTV kapandı. Ulusal Kanal&#39;dan davet aldık. Samanyolu ya da Kanal 7&#39;den davet gelse, oraya da giderdik. Hangi kuruluş çağırırsa gider konuşuruz. Hayvan Dergisi de böyle gündeme geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Çünkü insan ve hayata dair söyleyecek sözümüz var. Biz konuşurken keşfediyoruz. Horoz dövüşü yapmadan, farklılıklarımızı koruyarak tartışıyoruz.     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayvan Dergisi&#39;ndeki konuşmalar tamamen emprovize mi, metin üstünde oynuyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Bir arkadaş geliyor. Tema yalnızlık olsun, diyor. Teybi açıyor. Bir saat konuşuyoruz. Sonra kesip, biçip kullanıyorlar. Biz dergiyi basıldıktan sonra bayiden paramızı ödeyip alıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenciler, akademisyen dostlar ya da çocuklarınızdan itidal çağrısı geliyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Son konuşma çok küfürlüydü. Bunları çıkaracaklarını düşünüyorduk. Yayımlanınca endişeye kapıldım. Neyse ki ben dikkatli davramıştım ama arkadaşım adına hicap duyuyordum. (Gülüyor) Tepkiler şaşırtacak kadar iyi oldu. Çocuklarım zaten bizi bilir, şaşırmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Okuldaki resmi kimliğim nedeniyle tepkilerini pek sezdirmiyorlar. Yine de yan gözle istihza dolu bakışlarından &quot;Hoca, Hayvan&#39;daki vaziyeti gördük&quot; demek istediklerini anlıyorum. (Kahkahalar) Oğlum kocaman cüsseli bir adamdır. ODTÜ&#39;de fizik doktoru. Ona &quot;ağabey&quot; diye hitap ederim. Kavukluyla pişekarı oynadığımız söyleşiler eminim çok hoşuna gidiyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman Ferhan Şensoy duymasın. Kavuğu Cem Yılmaz&#39;dan zor kurtarmıştı. Şimdi de iki profesör çıktığını duyarsa bir kaza çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Endişeye mahal yok, kavuğa aday değiliz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KENDİMİZE NEDEN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANADOLU HAYVANI DİYORUZ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oryantalist Anadolu hıyarlarına düşmanız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük kaygınız insan, ama adam gibi adamı tanımlarken &quot;Pergel&quot;, &quot;Hayvan&quot; gibi sözcükleri seçiyorsunuz. Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Hayvan Dergisi&#39;nden teklif gelince ismine tepki gösterdim. Ahmet ise hay&#39;ın Arapça&#39;da ruh ve can anlamına geldiğini söyledi. Evet, Anadolu&#39;da can bulmuş varlıklarız ikimiz de. Hint, İran, Kafkas etkileri ve bu toprakların birikimiyle Anadolu&#39;da çiçek açan tasavvuf kültürünü sahipleniyoruz. Pergelin sabit ucu gibi bir ayağımızı Anadolu&#39;ya basıp diğeriyle dünyayı tarıyoruz. Bize &quot;Şen Profesörler&quot; deseler de Anadolu canları, Anadolu Hayvanlarıyız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet İnam hıyar ve hıyarlığın önemini kavrayıp, tüm yazdıklarını yakmaya, &quot;Hıyaran&quot; kitabını yayımlayıp hayatını vaaz vermeye adamıştı. Anadolu Hayvanları&#39;nın şimdilerde hıyaranla arası nasıl?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Üzerine bastığı zenginliğin farkında olmayan, Oryantalist ruhlu Anadolulu hıyarana kızıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Topraklarındaki hıyara bile sahip çıkacaksın. Elinden tutup, seni seviyorum, diyeceksin. Ondan çiçek yapmaya çalışacaksın. Bu bir çile işi, şımarıklığımız boşuna değil. Çileden geçip bu noktaya geldik. Anadolu Hayvanları olarak çok çile çektik. Karılarımız bizi sallayıp pencereden attı, başkaları üzerimizde tepindi. Mesela dört saattir konuşuyoruz. Gecenin 11&#39;i oldu, eve geciktim. Karım şimdi beni dövecek. Ama şikayetçi değilim. Çok muhterem bir insandır. Kapıda beni oklavayla beklemesi sayesinde adam oldum. Yoksa uçarı bir insan olurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu şovenizmi bir tehlike midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Ne Oryantalist aydın gibi aşağılıyor ne de ölçüsüz yüceltiyoruz. Bu kültürü içselleştiren Anadolu Hayvanı, &quot;Ben Eskişehir ya da İstanbul&#39;daki hayatı anlatmazsam gezegendeki hayat eksik kalırdı&quot; diyebilmeli. Birikimiyle evrensel kültüre katkıda bulunmalı. Biz çığlık atmazsak, Türkmen, Alevi, Kürt, Ermeni, Rum ve binbir farklı etnik grupla bu toprağın farklı bir yapısının bulunduğunu, üzerinde yaşamanın ayrıcalık olduğunu anlatmazsak hıyarlıklar devam edecek. Biz insana, Anadolu&#39;ya ilişkin çığlık atıyoruz. Ama Afrikalı&#39;nın, Avustralya yerlisinin, zenci, homoseksüel, farklı düşündüğü, şeytani olduğu için dayak yiyenin çığlığını da içimizde duyuyoruz. Teklifim şu: Anadolu&#39;da en iyi gırnata çalanı bulalım. O çalsın ve bütün Anadolu insanı, içinde yüzyıllarca biriktirdiği trajediyi duyarak, özgün kimliğini koruyarak hep birlikte dans etsin. İşte o zaman gerçek Anadolu&#39;yu göreceğiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Cevat Şakir ve Mavi Hareketi, Ion kültüründen sonraki 1500 yılı yok saydı. Biz, Bizans ve Osmanlı&#39;yı da ekliyoruz. Bu topraklardan ayrılan Ermeni ve Rumların ağıtını tutuyoruz. Genetik, kültürel çeşitlilik açısından kıta özelliği gösteren Anadolu zenginliğini önemsiyoruz. İrene Melikov hayatını Hallacı Mansur&#39;u anlamaya adıyorsa, bunun bir sebebi olmalı. Bununla birlikte Doğu Akdeniz&#39;in dünya kültürünü çölleşmekten kurtaracağını savunuyorum.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsandan bahsederken cinselliğin ıskalanmasına çok sert tepki gösteriyorsunuz, nedir Anadolu Hayvanı&#39;nın şikayeti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Felsefenin tarihsel yanlışı Platon&#39;un vücudu reddetmesinden kaynaklanır. Bulutlarda oturuyor, kıçıyla buluta oturduğunu fark etmiyor. Descartes aynısı. İkisinin de düzenli seks hayatı yok. Adam gibi sevişemeyenden felsefeci olmaz. &quot;Piştim elhamdülillah&quot; diyormuş gibi &quot;Seviştim Elhamdülillah&quot; diyeceksin. Ben bunu Nietzsche&#39;den öğrendim. Schopenhauer bedeni çok teorize etmiş, hadımlaştırmış. Hasta olan Nietsche ise ruhun bedenden kaynaklandığını, ama ondan yüce olduğunu söylüyor. Anlıyorsun ki seviyorsan dokunacaksın.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Ahlak ve libidoyu aynı oranda gözetmezsen bir b.k olamazsın. Beden ve cinselliği reddederek uygarlık kurulamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENÇLERE NE SÖYLÜYORUZ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar bulunduğunuz yerle yetinmeyin, ilerleyin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzün marka dünyasında kafası karışan gençlerine, endeks ve parite izlemekten başı dönen yetişkinlerine ne tavsiye edersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Kafa karışıklığı çok iyi bir şey. Hayatı sorgulamayan, kafası hiç karışmayanlar var çünkü. Bin yılın birikimini kucaklayan iki Anadolu Hayvanı olarak şunu tavsiye ediyoruz: Sahip olmaya çalışma. &quot;Ol&quot;maya çalış. Olmak yola çıkmaktır. Bu yolculukta harita verilmez, tavsiyede bulunulmaz. Kendini, hayatın ırmağına bırak. Becerilerini, kendini keşfet. Sürüklenme, kendi rotanı çiz. Oysa günümüz insanı ırmağa girmeye korkuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Yürüyorsan yol arkada olmalı. Önünde değil. Sen yürüdükçe yol ortaya çıkmalı. Evet, çok riskli. Levha yok, çizgi yok. Yaşamak riski göze almaktır, cesarettir. Korkaklar, kaçaklar, ardına sığınacak bir şeyler arayanlar yaşadıklarını sanır. Herkes kahraman olamaz ama hayatı karşılayabilir. Annesini, babasını, öğretmenini, patronunu karşılayabilir. Mesela ben bastı bacak, kel kafalı, genetik falsoları olan, Sandıklı&#39;dan çıkan bir adamım. Bunu kabul edip, simyacı gibi çalışarak varlığımı ileri noktaya taşıma gayretindeyim. Kendimi aşmaya çalışıyorum. Kendimizi tanıyıp buna teslim olmak yerine, aşmaya çalışmalıyız. Sokrat&#39;tan bu yana insan şunu biliyor: Doğurdukça, yarattıkça yaşayacak. Cengiz&#39;le gençlere şunu tavsiye ederiz: Çocuklar bulunduğunuz yerle yetinmeyin, ilerleyin! Benim de bir sözüm var, deyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇEKİRGE SORDU HOCALAR CEVAPLADI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahar felsefeciyi mi psikiyatristi mi daha fena çarpar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet İnam - Nisan ayların en zalimidir, diyor T. S. Eliot. Nisan vesilesiyle psikiyatristle felsefecinin çarpışması, toslaşması gayet iyidir. (Kahkahalar) Gerçi biz ayda bir kez toslaşıyoruz, değil mi Cengiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cengiz Güleç - Ben taş gibi duruyorum vallahi. Bahar sokaktaki insanı gerçekten fena çarpıyor. İnsan çarpmışları düzeltmeye çalışırken, rastladığım ruh hallerinin güzelliği beni de çarpıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Hoca seni nisan çarpmamış olsa bunu fark etmezdin. Bence senin gözüne nisan kaçmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahar aşksız çekilir mi, aşk yüzünden baharı ıskalayan dövünmeli midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Şimdi konuşacağım ya, kendimle çelişen şeyler söylemekten korkuyorum. (Kahkahalar) Aşk için bile olsa baharı kaçıran dövünmezse, mutlaka dövülmeli. Aşk sadece baharda gelmez. Ayrıca farklı aşk türleri vardır: Doğa, bilim, sanat. Erotik aşk aklıma geliyorsa namerdim! Baharda biraz duvara tırmanıyoruz, o kadar. En iyisi yoğurt yiyip sakinleşmek. Aslında insan her dem kuduruktur. Haydi itiraf edeyim. Aslında bahardan ödüm kopuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Biz beden ve zihin ayrımına şiddetle karşıyız. Yakalasak Descartes&#39;i fena döveceğiz. Uyanış zihinde yaşanmaz sadece, bedenin bütününde yaşanır. Birey içindeki hayvanla yüzleşmekten korkmamalı. Baharda libido yükselince bu uyanışla nasıl başa çıkacağımızı şaşırıyoruz. Gözümüze bant geçiriyoruz. Oysa birey beden ve ruhundaki uyanışa kulak vermeli. Buna çevresini, içinde yaşadığı kültürü de katmalı.        &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felsefeci mi daha ikna edici aşıktır, psikiyatrist mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Hiç kuşkusuz psikiyatrist. Ben sadece Platon&#39;dan bahsedebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40&#39;ın azgınını teneşir mi paklamalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Gençken hep 60 yaşına geleceğim günleri bekledim. Bedenimin namussuz kışkırtıcı özellikleri azaldı. Huzur içindeyim şimdi. Bedenimizin, aklımızın, ilişkilerimizin, duygularımızın kıymetini bilmeliyiz. Sevişme sadece orgazm değildir. Karşıdakinin ruhuna düşünce, bilgi, kültür, duygu birikimiyle dokunmak müthiş bir zenginliktir. Bunu porno kitapları yazmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - 40&#39;ın azgını söylemini icat edenler isteyip de azamayan kazmalardır.  Kendini hayata bırakanları olumsuzlamak, statükoyu korumak için bu şablonların arkasına sığınırlar. Kazmanın azması başına iş açar. Adam gibi adam, 40&#39;ında yıllanmış şarap kıvamına gelir. Hayata katılma cesareti varsa bunu alkışlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜBİTAK başkanını kendisinin atayabilmesi için yasa değişikliği hazırlatan Başbakanımız bu koltuğa bir karikatürcü oturtabilir mi, uygun mudur sizce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Ben başbakan olsam kesinlikle karikatürcü atardım, çünkü gerçekliği iyi bilirler. Einstein, Newton, Heisenberg, Max Planck aslında birer karikatüristtir. Bilimin kurduğu modeller gerçek hayatı tam olarak yansıtamaz, birer karikatürdür. Laf aramızda Tayyip Bey&#39;in yaptığı büyük bir saygısızlık, çünkü TÜBİTAK başkanı iyi bir akademisyendi. Yeni başkanı bilim adamları seçmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Gerçek bilimadamı muziptir. Bilimin mutlak gerçeği temsil etmediğini, dogmalaştırılamayacağını bilir. En iyi örneklerinden biri Erdal İnönü&#39;dür. Ancak onun gibi bir bilimadamı başbakan TÜBİTAK&#39;a başkan atayabilir. Başkanın mutlaka ODTÜ&#39;lü fizikçi olması gerekmez. Çünkü ODTÜ&#39;lü kötü örnekleri gördük. İşletmeci olabilir. Tercihim bir filozofun atanması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felsefe, psikoloji bilmek, Xanax&#39;a sığınmadan hayata tahammül etmeyi kolaylaştırır mı, ruhta bir kilo pirzola etkisi yapar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Psikiyatri tehlikeli şekilde insandan uzaklaşıyor. İnsan ruhuna dokunmadan, tahlillerle, ilaçlarla sorunlara çözüm bulmaya çalışan biyolojik psikiyatri akımı artık ilaç firmalarına çalışır hale geldi. İnsandan korkuluyor. Nedenlerinden biri, geçmişte iç içe olduğu felsefeden kopması. Bu psikiyatrinin intiharıdır. Oysa psikiyatrist felsefeye yakın, bilge kişilikli bir hekim olmalı. Hastalıkları iyi bilmek yetmez. Bilgelikten yoksunsa insan konusunda bilgisiz, hayat konusunda yayan kalabilir. İşte Ahmet&#39;le 20 yıllık beraberliğimizin temelinde de bu çaba var; ilk kez ifşa ediyorum bunu. Psikiyatri serotoninle, felsefe de bilim teorisiyle sınırlı kalacaksa en iyisi pirzola yemektir. Bir tutam kahkaha insana çok daha yararlı çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezaevi koşullarını gündeme getirmeye çalışan gençler neden paspas edilir: A) Psikolojiyi zedeledikleri için, B) Milli felsefemize aykırı düştükleri için?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Bir yandan gelenekleri korumaya çalışırken bir yandan AB&#39;ye girme çabası büyük bir sosyal kaos yaratıyor. Bence bu bir nimet. Bu çelişki ve kaos Dostoyevski, Rousseau ayarında müthiş felsefeciler, romancılar çıkmasını sağlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Ahmet, itibar düşürmek için felsefe dünyasına sokulmuş bir Truva Atı&#39;dır. Anadolu binlerce yıllık, kıtaların kültürel zenginliğe sahip bir toprak parçası. Kaotik değil, dinamik, yaratıcı. Tükenen Avrupa uygarlığı ve dünya için bir nimet. Bence dünyanın kurtuluşu Akdeniz uygarlığında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumak cehaleti alırsa, baki kalan eşeklikle nasıl başa çıkılır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Hayvanın böylesiyle karşılaşmamıştık hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Hay sözcüğü ruh, can anlamına gelir. Bu nedenle Cengiz&#39;le biz kendimize Anadolu Hayvanları adını taktık. Anadolu&#39;nun ve hay&#39;ın önemini biliyoruz çünkü. Memleketimiz memur akademisyenlerle dolu. İnsan öncelikle kendini tanımalı, sınırlarını bilmeli. Kendine sormalı: Ben Mozart mıyım, Salieri miyim? Salieri kendini tanımıyor, Mozart&#39;ı kıskanıyordu. Mesela ben sınırlarını bilen bir felsefeciyim. Salieri olduğumu biliyorum. Yeteneklinin alnından öperim. Tanrı&#39;ya kızacağıma beni böyle yarattığı için teşekkür ederim. Ama ona kıçımı göstermekten çekinmem. İşte sadece bu eylem Salieri&#39;yi zekasıyla Mozart&#39;ın doğal dehasına yaklaştırabilirdi. Aynı şeyi tarihe, kültüre yapabilmek gerekir. Saygısızlık çağrısı değil bu: Türkiye Cumhuriyeti&#39;ne, doğaya, sevgililere, dostlara arkadaşlarımıza bize verdiklerinden dolayı teşekkür edelim. Ama popomuzu göstermekten kaçınmayalım. Bu, farklı olmanın, kendimizi aşma kararlılığının manifestosudur. Çaresizliğinin, sınırlarının farkına varan insan bunu aşmanın yolunu bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Babil Kulesi&#39;ni hatırlayalım. Afetlerden korunmak için birleşip bir kule inşa eden, bunu gökyüzüne yükselerek Tanrı&#39;ye meydan okur şekle getiren insanoğluna Tanrı ceza olarak farklı dilleri gönderdi. Birbirleriyle anlaşamaz oldular. İnsanın Tanrısal güç ve mutlak hakimiyet peşinde koşması haddini bilmezliktir. Doğayla uyum içinde olmalı. Salieri Kompleksi haddini bilmezlikten kaynaklanır. Bilge bir kişi olsa, dehaya saygı duyar, Mozart&#39;a kötülük yapmaktansa, zekasının sınırlarını zorlamayı seçerdi. Bilge olsa hayatta ölüm diye bir sınır olduğunu bilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciddiyet neyin ilacıdır, mizah delikanlılığı bozar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Ciddiyet gerçekliğin derinliğine götürür bizi. Mizaha dönüşmesi gerekir. Bilimadamı ancak bu aşamadan sonra gerçekliği görebilir. Sahte ciddiyet sığlığın, ucuz düşüncenin paravanıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Sahte ciddiyetin ardına saklanan sığlığa isyanımız. Gülün Adı&#39;nı hatırlayın. Kilise, Aristo&#39;nun komik metnini saklamaya çalışıyordu. Çünkü mizah ve kuşku, dogmanın düşmanı. İşte bu nedenle kof ciddiyetle taşak geçiyoruz. Mizah hayatın kendisidir. Kendimizle de dalga geçebilmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm korkusuyla pusulası şaşan faniye sizin Kutup Yıldızı ne tavsiye eder?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - Bütün hikaye, noktaları kaldırmayı bilmek: Ölüm yerine &quot;olum&quot; diyebilmek. Ölmeyi bilmeyenin olma sorunu vardır. Hay olun, hıyar gibi durmayın, dönüşün, oluşun. Ölgün olmayın, olgun olun. 18 yaşında ölgün gençlerle karşılaşıyorum derslerimde. Yunus Emre gençken ölenleri şöyle tarif ediyor: &quot;Gök ekini biçer gibi.&quot; Genç ölüm çağımızın hastalığı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.G - Hayatla bağımızı sahip olmak üzerinden yürütüyorsak, ölüm bunlardan yoksunlaşmak gibi algılanır. Dünyeviliğe tutunan hayattan vazgeçemez. Hayatla bağımız olmak üzerineyse, ölümden korkmayız. Bir başka yol, öteki dünyaya inanmak. Oysa öteki dünyaya ne kadar bağlanırsan bu dünyayı o kadar es geçersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.İ - İmza: Sahip!!! (Kahkahalar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/111973236154500701/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/111973236154500701?isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/111973236154500701'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/111973236154500701'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/06/feylesoflarin-krali-ahmet-inam.html' title='feylesoflarin krali ahmet inam'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-11695083.post-111971650841166694</id><published>2005-06-25T19:21:00.000+03:00</published><updated>2005-06-25T19:21:48.416+03:00</updated><title type='text'>uykuda sevilen kizlar...</title><content type='html'>&lt;div style=&quot;float: right; margin-left: 10px; margin-bottom: 10px;&quot;&gt; &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/21468106/&quot; title=&quot;photo sharing&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://photos15.flickr.com/21468106_e928057b6a_m.jpg&quot; alt=&quot;&quot; style=&quot;border: solid 2px #000000;&quot; /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 0.9em; margin-top: 0px;&quot;&gt;  &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/photos/24607254@N00/21468106/&quot;&gt;ggm&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;  Originally uploaded by &lt;a href=&quot;http://www.flickr.com/people/24607254@N00/&quot;&gt;derbose&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Ahmet Altan in Gabriel Garcia Marquez in son kitabi &quot; benim hüzünlü orospularim&quot; kitabi hakkindaki yeni aktüel de yayimlanan yazisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marquez, ünlü Japon yazarı Kawabata&#39;nın &quot;Uykuda Sevilen Kızlar&quot; kitabından alıntılarla döşediği son kitabına &quot;Benim Hüzünlü Orospularım&quot; adını vermiş. Kitabın ismindeki iki sözcük, hüzün ve orospu, açıkça yan yana kullanılmadığında bile insanın aklında hemen hemen her zaman birlikte belirir.&lt;br /&gt;Orospular hüzünlüdür. Öyleler midir acaba? Yoksa biz orospuların hüzünlü olmasını mı isteriz? Bu &quot;tarihin en eski mesleğine&quot;, kadına aç erkeklerle, bu erkeklerin zavallı iştahını doyurmaya razı olmuş parasız ve çaresiz kadınların bir araya gelmesi olarak baktığınızda hüzünden de öte bir acıklılık görürsünüz.&lt;br /&gt;Ama gördüğünüz gerçek midir? Toplumun bu en gölgeli alanlarından biri, çaresizlerle parasızların buluştuğu bir zavallılık panayırı mıdır? Eğer öyleyse, çok ünlü ve çok yakışıklı bir aktörün bir arabanın içinde bir orospuyla basılmasını nasıl açıklarız? Hayatı alımlı kadınlarla dolu o huysuz İngiliz yazarı Graham Greene&#39;nin defterinde kırktan fazla orospu adı bulunmasını neye bağlayacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kessel&#39;in, daha sonra Bunuel&#39;in filmini yaptığı, &quot;Gündüz Güzeli&quot; isimli kitabında anlattığı, yakışıklı ve zengin bir doktorun kerhanede çalışan karısı sadece hayal mahsulü müdür? Öyle olmadığını biliyorum çünkü ben o kadına benzer kadınlara rastladım.&lt;br /&gt;Kader kurbanı olduklarından ya da paraya ihtiyaçları olduğu için değil orospu olmak istedikleri, aşağılanmaktan ve aşağılamaktan çamur yığınları içinde altın arar gibi bir zevk arayıp buldukları için o dünyanın karmaşık ve tehlikeli labirentlerinde korkuyla, tuhaf bir heyecanla dolaşıyorlardı.&lt;br /&gt;Bir süreliğine kiralanmış bir evin kötü döşenmiş, az ışıklı salonunda biraz sonra kiminle sevişeceklerini bilmeden sevişmeyi beklemekte, keskin bir jileti yalamak gibi ürpertici bir kasılma yaşamayı seviyorlardı.&lt;br /&gt;Sadece cinsel zevkleriyle karşılarına çıkan erkeklerin çırılçıplak kalan ruhlarındaki seyirmelere bakıyorlardı. Bir köle gibi gözüktükleri bir sevişmede bir erkeği istedikleri gibi oynatabildiklerini, kandırabildiklerini görmek eğlendiriyordu onları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sevişmede, bir uçurumun üstüne gerilmiş incecik bir ipten geçiyorlardı.&lt;br /&gt;Marquez çapında bir yazarın sekseninci yaşında belki de son kitabı olabilecek bir kitaba orospuların adını vermesi boşuna değildi.&lt;br /&gt;O dünyada çok az ama çok yoğun duygular vardı.&lt;br /&gt;Marquez&#39;e esin kaynağı olan Nobelli Japon Kawabata, &quot;Uykuda Sevilen Kızlar&quot;da uyutulduktan sonra ihtiyarlara sunulan bakirelerin bulunduğu bir kerhaneyi anlatıyordu.&lt;br /&gt;İhtiyarlar çaresizce özledikleri kadın vücuduna ancak o kadın uyurken kendi çaresizliklerinden utanmadan dokunabiliyorlardı.&lt;br /&gt;İhtiyarlığın bir erkek için ne demek olduğunu, bedeninin ihanetine uğramış bir arzunun ortaya ancak dokunacağı kadın uyuduğunda çıkabileceğini göstererek anlatıyordu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtiyarlık, uyanık bir kadına dokun maktan korkmaktı.&lt;br /&gt;Kawabata, ihtiyarlığı böyle anlatabilen bir yazar olduğu için Nobel&#39;i aldı.&lt;br /&gt;Orospuların gölgeli dünyası, her türlü arzunun ortaya özgürce, utanmak zorunda olmadan çıkabildiği bir dünyaydı, hiçbir kadının koynunu açmayacağı ihtiyarlara bile koynunu açacak kadar da cömertti.&lt;br /&gt;İnsanlar bu cömertliği genellikle &quot;para&quot;ya bağlarlar, parayla sevişilen bir yerdir orası.&lt;br /&gt;Buradaki &quot;para&quot;, toplumun hoş görmeyeceği kadar büyük bir özgürlüğü topluma kabul ettirmenin yoluymuş gibi gelir hep bana.&lt;br /&gt;Para almayan bir kadının bir günde on erkekle sevişmesini toplum kabul eder mi sizce? Bir erkeğin tanıştıktan üç dakika sonra bir kadına &quot;soyun&quot; demesi, bunun para için yapıldığı düşünülmese toplum tarafından gizli bir hoşgörüyle karşılanır mı? İnsanların bütün kurallarının, alışkanlıklarının yok olduğu neredeyse hayvansı bir doğallığın hakim olduğu bir sevişme, eğer ortada para olmasa, toplum tarafından büyük bir tehdit olarak algılanmaz mı? &quot;Ben parayla sevişmem&quot; diyen çok insan gördüm, siz de görmüşsünüzdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para denilen paravan olmasa kimse öyle sevişmeye cesaret edemez.&lt;br /&gt;Kısa ve kesin bir zevki bulabilmek için insanların asla kabul edilemez bayağılıkların derinliklerine inebildiği, bir şimşeği bir anlığına çıplak eliyle tutabilmek için ahlaksızlıklar fırtınasının içine girebildiği bir dünyayı, buralara girmek istemeyen insanların gözünden saklamaya yarar para.&lt;br /&gt;Para denilen perdenin arkasında yaşananlar böylesine karmaşık ve sınırsız olduğu için edebiyatçılar oralarda neler oluyor diye kalemlerini bu karanlık kuyuya sokarlar.&lt;br /&gt;Orospularının çoğunun paradan fazla bir şey istediğini hissettikleri için.&lt;br /&gt;Kessel onun için yazar &quot;Gündüz Güzeli&quot;ni, Greene onun için bir kerhanede bir adamın bir orospuyu nasıl güldürdüğünü anlatır, onun için Bunuel öyle bir film çeker, bu yüzden Kawabata ihtiyarlığın bir bedensel ihanete uğramak olduğunu bir kerhane dekorunun önünde gösterir.&lt;br /&gt;Bu yüzden belki de Marquez son kitabını orospulara ayırır.&lt;br /&gt;Orospuların &quot;hüzünlü &quot; olduğu fikrine nasıl vardık bilmiyorum.&lt;br /&gt;Ama orospuların hem para kazanıp, hem istedikleri kadar sevişip, hem de neşeli olduğunu düşünsek özellikle kadınları o alanın dışında tutmak herhalde epey zor olurdu.&lt;br /&gt;Elbette biliyorum, bir kadının &quot;istemediği bir erkekle&quot; sevişmesinin zor olduğunu, bunun bir kadına ağır geldiğini ama hayatın sıradan aydınlığında &quot;zor, ağır, kötü&quot; gözüken birçok şeyin cinselliğin bütün şekilleri ve renkleri değiştiren şeytani alanına girildiğinde &quot;çekici&quot; görünebildiğini de biliyorum.&lt;br /&gt;Kadınlardan, erkeklerden ve onların sevişmesinden söz ettiğimizde hiçbir şeyin &quot;kesin&quot; olmadığını gördüm hep.&lt;br /&gt;Böyle bir zorunluluğu taşıyamayacak çok kadın vardır herhalde ama bu, bundan hiçbir kadın hoşlanmaz anlamına geliyor mu gerçekten? Bundan emin miyiz? Kadınların çoğunun &quot;orospu olma fantezisi vardır&quot; inancı nereden kaynaklanıyor peki?&lt;br /&gt;Kimsenin bilmeyeceğine emin olsalar, bir günlüğüne bir orospunun hayatını yaşamaktan, oralarda neler olduğunu görmekten kaçınacak kadın sayısı sandığımız kadar çok mu olur? Doğrusu ben bu konularda çok emin konuşmaktan kaçınırdım.&lt;br /&gt;Orospuların hepsi hüzünlü olmayabilir. Bazıları eğleniyor bile olabilir. Paradan başka hiçbir şey ödemek zorunda olmayan bir erkeğin şehvetini o kadar çıplak bir halde çok az kadın görmüştür. Belki de Kawabata&#39;nın &quot;uykuda sevilen kızları&quot; uyumuyordur, uyuyor gibi yapıyordur.&lt;br /&gt;Ve ihtiyarladığımda, bedenimin ihanetini hala ölmemiş bir arzuyu anlayışla karşılayarak unutturacak orospular olursa onları minnetle karşılarım.&lt;br /&gt;Hüzünlü orospulardan çok &quot;neşeli orospuların&quot;, insanlığın cinsellik labirentlerindeki bilinmezlikleri daha iyi anlamalarına yardımcı olduğuna o zaman bir kez daha inanırım.&lt;br clear=&quot;all&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/feeds/111971650841166694/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/11695083/111971650841166694?isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/111971650841166694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/11695083/posts/default/111971650841166694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostlarlimani.blogspot.com/2005/06/uykuda-sevilen-kizlar.html' title='uykuda sevilen kizlar...'/><author><name>dostlarlimani</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14402933442033988916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0yDDi53lEdXe7YE758WPT8ZkgOj0gD2zS5Doi1cPaxo8FpEKEOAZlNC1Ogh80keBBu09k4bqs981DNAk0kudOY6uSwmU-7TRz8jr_DhtgQFPj8p2u9P8lErbkphriM8o/s220/jules-et-jim.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>