<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329</atom:id><lastBuildDate>Wed, 14 Dec 2011 20:18:37 +0000</lastBuildDate><category>Zaman</category><category>Fanzin</category><category>Günce</category><category>Fotoğraf</category><title>Drowning Pools</title><description /><link>http://drowningpools.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>18</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/DrowningPools" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="drowningpools" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle></itunes:subtitle><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-831621993674047470</guid><pubDate>Fri, 08 Oct 2010 18:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-10-08T21:49:26.026+03:00</atom:updated><title>Kırmızı Düşler</title><description>&lt;div class="mbl notesBlogText clearfix"&gt;&lt;div&gt;ona sahip olmak  istiyorsan onu yemelisin. ancak bu şekilde tamamen senin olabilecektir.  hiç birini gerçek anlamda yemek istediğin oldu&amp;nbsp; mu? tadını almak, her  parçasını çiğnemek, yutmak ve sindirmek... hah, bu değildir barbarlık.  tutkudan bahsedebilir misiniz? arzu veya istekten? peki ya şehvet?..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
onu hissetmek istiyorum...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-831621993674047470?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/10/krmz-dusler.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-354685775320745863</guid><pubDate>Thu, 02 Sep 2010 06:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-10-06T20:51:35.337+03:00</atom:updated><title>Buzdan Uzuvlar #1 - Sonunda Bastık</title><description>&lt;div style="text-align: center;"&gt;Her yere yazmışım kendi blogcuğumdan haber etmemişim ayıpladım kendimi...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_P6Rs9oiLE3g/TH4S9LEL0OI/AAAAAAAAAIA/B2ltDWJGl6k/s1600/45685_102640759794983_100001471780520_19857_561649_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="263" src="http://4.bp.blogspot.com/_P6Rs9oiLE3g/TH4S9LEL0OI/AAAAAAAAAIA/B2ltDWJGl6k/s400/45685_102640759794983_100001471780520_19857_561649_n.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Fanzin çıkmış bulunmaktadır.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;İçerik&lt;/b&gt; şöyle;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrık Otu - &lt;b&gt;Emel Çiçek&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Ben Sanırım.. - &lt;b&gt;Nihan Ç.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Gece Karası Gözlerinin Kalbime Attığı Oklar Oradan Sekip Götüme Girdi - &lt;b&gt;Henry  Lee&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
It's not all over baby blue - blue - &lt;b&gt;Duygu Demir&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Henüz Bir Başlığa Sahip Değil = IV - &lt;b&gt;Gölge&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Sev Beni - &lt;b&gt;Tozasor&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Kadınları Etkileme Şeysileri - &lt;b&gt;Nautilus Pompilius&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Yakın - &lt;b&gt;Zayi Eden&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Yeni Zengin Metin Belgesi - &lt;b&gt;Girdap&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Çoban - gece yarısı- - &lt;b&gt;Gölge&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Çoban -ki- - &lt;b&gt;Gölge&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
.Cehenneme Kadar Yolum Var - &lt;b&gt;Alican&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şu sıralar &lt;b&gt;Kadıköy'de Khalkedon Kitapevi&lt;/b&gt;'nde fanzinlerimiz  mevcuttur. &lt;b&gt;05 Eylül&lt;/b&gt; gibi de yine &lt;b&gt;Kadıköy'de  Mephisto   Kitabevi&lt;/b&gt;'ne bırakılacak. Yine &lt;b&gt;05 Eylül&lt;/b&gt; tarihinde &lt;b&gt;Taksim'e  çıkıyoruz ve orada da Mephisto  Kitabevi&lt;/b&gt;'ne bırakıyoruz fanzini. &lt;b&gt;Eylül  sonu İzmir, Ankara, Balıkesir ve Antalya&lt;/b&gt;'ya ulaştırmaya  çalışacağız. Ama unutmayın ki birazda maddiyata bağlı durumlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk sayıydı, acemilik vardı, biraz az oldu.. Umarım 2. sayı daha sağlam  olur. Herhangi bir konuda ya da fanzin bulamama durumunuzda ya da da da&lt;b&gt;  fanzine yazı çizi yollamak isterseniz&lt;/b&gt; ola ki aşağıdaki mail  adresiyle ulaşabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
info@buzdanuzuvlar.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-354685775320745863?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/09/her-yere-yazmsm-kendi-blogcugumdan.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_P6Rs9oiLE3g/TH4S9LEL0OI/AAAAAAAAAIA/B2ltDWJGl6k/s72-c/45685_102640759794983_100001471780520_19857_561649_n.jpg" height="72" width="72" /></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-3276865881694035413</guid><pubDate>Thu, 26 Aug 2010 11:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-26T14:35:01.972+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Günce</category><title>Samanlar ve İğneler ( Alakasız)</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kafamın içinde sürekli bir parça dönüp duruyor, aklımda ise aynı görüntü....&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Boş ve karanlık bir yolda kafamdaki seslerle yürüyorum. Kendimi dinlemekten nefret ederim ama bu kez oldukça güçlü, bastıramıyorum. Sürekli bir şeyler anlatmaya çalışıyor, anlamıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bardan çıkmıştım ve sendeliyerek yürümeye çalışıyordum. Yedi sene önce garip bir şekilde insanlara karşı olan tüm ilgim azamıştı. Artık hiç birini net olarak göremiyordum. Sakin bir geceydi; birkaç kişi toplanmış ve bilmediğim bir olayı kutluyorduk. Hayır onlar kutluyordu, ben sadece içiyordum. Orada, neden onlarla olduğumu bilmiyorum. Sanırım yapacak bir işim yoktu, hoş böyle bile olsa bu bir neden değildi. Sürekli gülüştüklerini hatırlıyorum, boş muhabbetler dönüyordu masada. Birkaç kişi birbirine yavşıyordu, iyi sonlandırılması gereken bir geceydi ne de olsa. O kadar daraldım, o kadar moronlardı ki en sonunda tuvalete gidiyorum bahanesiyle kalkmıştım. Adımlarım şaşmaya başlamıştı, limitim doluyordu. Burada yığılıp kalmam pek hoş olmazdı. Şu arka kapı, hani her hikayede yazar ya işte, fazla amerikan filmi izliyoruz moruk o yazdığınız kapıdan bu lanet barda yok.. Ve yemin ettim, bir daha arka kapısı olmayan hiç bir bara adım atmayacaktım. Hazır yeri gelmişken; ondandır sokakları ve sahili mesken edişim... Her neyse... Binbir türlü eziyetle tek kapıdan yani giriş kapısından görünmeden çıktım. Onlarla vedalaşma ayaklarına girmek istemiyordum, anlıyorsun ya bir beş dakika daha tahammül edemeyecektim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Boş ve karanlık bir sokak, yürümeye çalışıyordum. Ayaklarım birbirine dolanıyordu. Bir oraya gidiyordum bir buraya. Daha önce hiç böyle olmamıştım. O lanet adımlar hiç şaşmamıştı. Bir an önce bu sokaktan kurtulmam gerektiği düşüncesi içimi kemiriyordu. Soğuk ve yeterince ürtükücüydü. Tüm hikayeyi baştan yazmayı düşünürken bir kedi leşini son anda farkettim ve üzerinden atlayıp yere yığıldım. Hayvanın tek gözü yerinden çıkmıştı. Daha fazla dayanamayıp içime giren ne varsa musluk gibi akıttım. Midemin ne kadar sağlam olduğu konusunda hep övünürdüm ama hayvan leşleri kadar canımı sıkan başka birşey yoktu sanırım. Emekleyerek bir arabanın arkasına tünedim. Elim ayağım titriyordu. Bir de sigara yaktım, sanırım altı kez çakmıştım çakmağı. İlk nefeste bir öksürük tuttu ve boğazımdan kopan birşey hissettim. Kedinin pestili çıkmış hali gözümün önünden gitmiyordu ve içimden bir ses biraz daha orada oturmam halinde kanında boğulucağımı söylüyordu. Hatta abartıp birazdan kedinin hortlayacağını da düşünmeye başlamıştım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O arada sokağın başından bir grup gencin sesini duydum. Kafamdaki görüntüler tekrardan hareketlendi, değişiyordu. Sigarayı dudaklarımda tutmaya çalışarak arabanın yanına emekledim. Sesler yaklaştıkça tanıdıklaştı. Kalbimin ritmi de gittikçe hızlanıp gerilimi arttırıyordu. Tam o anda katil olduğumu hatırladım. Pusaya yatmış uygun bir anı ve avımı bekliyordum. Sanırım biraz da vampir gibi hissediyordum. İçlerinden hangisine saldıracağımı düşünmeye başlamıştım. (Siz de bu arada sarhoş olduğumu unutun çünkü; vampirler kafayı bulmazlar.) Nihat; zor bir hedef olurdu ve başarısız bir girişim olarak kalırdı. Ve Banu’nun tırnakları baya uzundu ve panik problemi nedeniyle rolleri değişmemiz oldukça olası gözüküyordu. Cenk ise çelimsizdi fakat inanılmaz reflekslere sahipti. Can’a giden gözüm ondan sekti ve Buket’i buldu. Hatun herşeyi kabulleniyordu, bunu da sorun etmezdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“ıııy, zavallı ke-di-cik” Bu sözler uzun tırnaklı bayan yapmacığın ağızından dökülüyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Resmen pelt olmuş. Ahuhauha.” Bu da bay yavşaktı. Can...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Hey, şuna bak! Gözü yerinden fırlamış.” Buda tiksintiyle hayvana bakan Cenk’ten çıkmıştı. Tanıştıysanız devam ediyorum... İşin bana en ilginç gelen kısmı neydi biliyor musunuz? Ah ne kadar aptalım tabii ki bilmiyorsunuz. Söylesem de öğrenseniz di mi? Tamam kestim. Okuyucuyu zorlarsan burada kesip gider, bunu istemeyiz değil mi? Neyse. Hiç birinin kusmamış olmasına şaşırmıştım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Biraz daha ilerlediklerinde arabanın arkasından doğrulup çıktım. Hortlak görmüş gibi bakıyorlardı. Kısacası ödleri boklarıyla bir karışım halindeydi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ah, iyi misin? Merak ettik seni.” Dedi bayan yapmacık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ondan aramaya ihtiyacı duymadınız herhalde” dedim. Ama sesim nedense yüksek çıkamamış, havada asılı kalmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“İyi misin?” dedi Buket.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“ııım, evet. Hava almaya çıkmıştık ama kedi leşinin pek iyi geldiğini söyleyemiyeceğim.” Dedim omuz silktim ardında da...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Can yavşak yavşak ağzını oynatıp sırıtıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Benimle gelmek ister misin?” dedim Buket’e dönüp. Alık alık etrafına bakındı ve kafasını salladı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Onunla gitsem iyi olacak, rengi atmış baksanıza. Sonra görüşürüz.” Dedi ve hızlı adımlarla yanıma geldi. Sarıldım ona. Sanırım artık o kedinin kanında boğulmak zorunda değildim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Bana gidelim.” dedim. Gülümsedi ve bu kadının gülümsemesini seviyordum. Baygın baygın baktım ona, dudaklarına bir öpücük kondurdum ve hıçkırmaya başladım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Hık.” .... “Hıınk” .... “Hık”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oldukça çentilmen bir hareketle taksi çevirdi. Ama bir dakika ikimizde çentilmen olamıyacağımıza göre ilerleyen dakikalarda çetilmen olan taksici olacaktı. Gözümü açtığımda taksici kapıda beni tutuyor Buket’te çantamı karıştıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Napıyorsun?”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Lanet anahtarını bulmaya çalışıyorum.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ah bebeğim, uyandırsana beni.” Cebimden anahtarları çıkartıp sallamaya başladım. Pardon tek bir anahtarı sallamaya başladım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Sanki uyanabilcekmiş gibi.” Diye söylenen taksiciye bakıp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Sen kimsin ve kollarının arasında ne arıyorum. Hatun olabilirim ama oldukça karizmatik ve kaslı bir hatunum, bunu unutma. Şu dört basamaktan seni rahatlıkla yuvarlıyabilirim. Çekil kenara.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“ Eminim birlikte gayet hoş bir yuvarlanmaca geçirebiliriz.” dedi ve ekledi; “Pesubanalah”. Döndü arkasını ve arabaya binip gazladı. Sanırım rüyadan olmadığımı tekrar hıçkırmaya başlayınca anladım. İçeriye geçtim ve direk banyoya yöneldim. Biraz para alıp Buket’e döndüm.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Biraz daha bişiler içmemiz lazım.” Diyerek parayı ona uzattım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Birazdan sızacağına eminim. Yorma beni.” dedi. Öptüm ve gülümsedim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Duşa giricem ve ayılıcam sonra tekrar sarhoş olucam, sonra sonra böyle devam edecek ve sızan sen olucaksın.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Peki, o zaman ben birşeyler alıp geliyorum.” dedi ve yanağımdan bir makas alıp dönüp gitti. Önce kusturdum kendimi ve bir sigara yakıp “Bu kadar içmemelisin, sana diyorum.” diye aynaya söylendim. Saçlarım, bedenim... leş gibi bir koku saçıyordum. Duşa girdim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;... edebilir etmeyebilir...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-3276865881694035413?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/08/samanlar-ve-igneler-alakasz.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-5682450032886311793</guid><pubDate>Tue, 13 Jul 2010 20:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-13T23:46:26.301+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Fanzin</category><title>Buzdan Uzuvlar</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_P6Rs9oiLE3g/TDzQLhJ6yiI/AAAAAAAAAGI/lkKkt4a1bRU/s1600/buzdan+1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="262" src="http://3.bp.blogspot.com/_P6Rs9oiLE3g/TDzQLhJ6yiI/AAAAAAAAAGI/lkKkt4a1bRU/s400/buzdan+1.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;hazırlanmakta olan fanzinin kapağının taslağı. dıdısının dıdısı gibi...&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-5682450032886311793?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/07/buzdan-uzuvlar.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_P6Rs9oiLE3g/TDzQLhJ6yiI/AAAAAAAAAGI/lkKkt4a1bRU/s72-c/buzdan+1.JPG" height="72" width="72" /></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-6436961610470042317</guid><pubDate>Mon, 24 May 2010 11:24:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-01T14:25:14.034+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Günce</category><title>*</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pek uzun bir zaman olmadı sayıklamayı  bırakalı. Sadece birkaç seneler…&lt;br /&gt;
Geçmişi söküp attım desem ekleyeceklerimle küstahlık etmiş olacağım.&lt;br /&gt;
Kaybettiklerim oldu. Ama en çok gideni bırakıp gelene yönelmeye  çalıştım. Artık ilerliyorum. Değiştim mesela. Daha az düzenlenen alkol  seanslarıyla geçirilen sinir harpleri arasında ters orantı kurdum. Orta  yerine de onu iliştirdim.&lt;br /&gt;
Alışkanlıklarımda değişti mesela. Günü susturup kancığın sesini  yükselttim, üzerine geceyi ekliyorum tekrar, yeniden. Her boşluğa loş  görüntüyü de katmayı ihmal etmiyorum. Ve fark ediyorum ki;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Belki sadece zamandandır&lt;br /&gt;
Belki sadece geç kalmışımdır&lt;br /&gt;
—ki ruhumdur her aşkta yenilenen&lt;br /&gt;
Belki sadece ruhumdur kızıl olan…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(leş güncesi bitti, buradan devam) &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-6436961610470042317?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/05/blog-post.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-5965147198041715699</guid><pubDate>Mon, 17 May 2010 11:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-01T14:23:21.227+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Fotoğraf</category><title>Batık</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://fc07.deviantart.net/fs70/f/2010/159/0/8/Sunken____by_golgee.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://fc07.deviantart.net/fs70/f/2010/159/0/8/Sunken____by_golgee.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Uzun zaman olmuştu dışarıya çıkmayalı. Mavi duvarları olan bir odada  mutluyduk. Ama modayı da özlemiştim. Havanın kapalı olduğu bir sabah  uyandırıp dışarıya sürükledim onu. &lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Erken değil mi daha?&lt;br /&gt;
- Bunu kaçırmak istemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Buluşup hemen kahvaltı ettik. Üzerine sabah sabah biraz da tavla  oynadık. Kazanan ben olduğumdan sanırım oldukça hoşuma gitmişti. Tam biz  ayaklanmıştık ki yağmur başladı, hafif çiseliyordu. Yinede inecektik,  otururken de ara ara bulutlar geçmiş, biraz çiselemişti. Bu kadarını  düşünememiştim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O gün birçok gemi battı.&lt;br /&gt;
O gün birçok sefer iptal edildi…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İndik sahile. Ama yağmur hızlanmıştı, deli gibi yağıyordu. Bir  elimizde biralar bir elimizde şemsiye sığınacak bir yer aradık. Sahili  baştan aşağıya turladık. Parka, kaydırakların altına tüneyecektik güya.  Biri kapılmıştı, diğeri ise rüzgarın etkisiyle yandan oldukça yağmur  alıyordu. Çaresiz döndük mavi odamıza.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Donumuza kadar ıslanmıştık. Çok kızmıştı bana. Biliyordu böyle  olacağını. Ama hevesimi kırmak istemezdi hiçbir zaman. İlk ıslanışımız  değildi…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu da o gün çekildi, açıkta batmıştı ve Moda dolaylarına sürüklenip  karaya oturmuş olmalıydı….&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-5965147198041715699?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/05/batk.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-2669015807411744758</guid><pubDate>Sat, 15 May 2010 10:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-01T14:43:51.996+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zaman</category><title>Aslında dolu, ama ordan yarım da gözükebilir</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ev oldukça kalabalıktı. Bütün aile bireylerini bir araya getiren şeyin ne olduğunu tam olarak hatırlamıyorum. Özel bir gün, bayram veya seyran… Değildi sanırım. Ben aileden değildim henüz. Bu günde orda olmam gerektiği konusunda şüphelerim oluşmaya başlamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kuru kalabalıktı sadece. İçerisi loştu. Işıklar tavanı aydınlatıyordu. Kavuniçi renkli duvarlar bana odamın kokusunu anımsatıyordu. Salonun genişliği dikkatimi çekiyordu hemen, daha önce orada bulunmuştum, fakat her şey silikti o an. Kalabalıktan daralmaya başlamıştım. Belli etmemeye çalışarak etrafa sahte gülücükler gönderiyordum. İyi bir oyuncu değildim, tıpkı iyi bir yazar olmadığım gibi… Bir anda kolumdan çekip çıkarıyor, odasına gidiyoruz. Bunu sonunda hatırlamış olması beni mutlu etmişti. Kalabalığa dayanamıyordum ve biraz alkole ihtiyacım vardı. İçeride herkes içiyordu fakat ben içmedim. Sevmiyordum, içmek de bir bakıma dinlenmekti benim için ve bunu yalnız yapmam gerekiyordu. Sadece onunla içmek istedim o an.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Küçük ama seri yudumlar alıyordu, bense tam tersi. Tamamen zıttık, bu olsa olsa zıt kutupların çekim gücüyle alakalıydı. Tamamlayıcı kimliklerimizdik adeta. Onu; içerken, uyurken, sevişirken, yazarken, okurken, şarkı söylerken, sigara sararken, sinirliyken, ukalalaşırken, birini yumruklarken, ... Onu izleyebilir, anına ortak olabilir ve onunla delirebilirdim…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben tüm bunları düşünürken birasını bitirmişti bile, hatta iki birayla geri dönmüştü. Tanıştığımızda ona ayak uydurmaya çalışmış ve böbreklerimi ağrıtmıştım. Artık akıllandım acelem yok. O beni zaten miskin seviyor, kedi gibi uyuşuk ve sırnaşık koynuna girişimle istiyor... Bazen kendimi kaybediyorum ve bağırmaya başlıyorum “ I’m not lazy but I just love doing nothing... ”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tam kendimi kaybetmek üzereyken kapı açılıyor, içeri giren hatun kolumdan kapıp mutfağa çekiyor beni. Bütün hatunlar bir araya toplanmış sigara içiyorlar, dekikodu yapıyorlar. Yanımdaki bana da uzatıp yakıyor hemen. Tekrardan kalabalık, sahte gülüşler ve mutlu aile bağları. Sigaramı içene kadar vaktim vardı, düşünmeyecektim. Nasılsa iki dakikaya başka biri kolumdan kavrayıp başka bir köşeye dikecekti beni. Bazen laf atıp heyecanla yüzüme bakarlar. İki dudağımın arasından sihirli sözcükler beklerler. İlk olarak ben bu değilim. Konuşamam, cevap kabiliyetim düşüktür, ifademse hep kusurlu ve söylemeliyim, hepiniz kadar iyi bir dinleyiciyimdir sadece.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Saat oldukça ilerlediğinde bir kısım evden ayrıldı. Ben bu gece yatıya da kalacak kadar arsızdım ve kimsenin itirazı yoktu buna. Bir kedi kadar sessiz ve sevimli ben sorgulanmadan kabul edilmiştim. Hala bu günün toplanılma amacı ile ilgili bir fikrim yoktu ama. Eh hadi artık yatıyorduk ki “Benim gitmem lazım” diyerek kapıya yöneldi. “Nasıl yani” dedim. Tüylerimi kabartmıştım halbuki, nerden çıkmıştı bu, bütün bir geceye bunun için mi katlanmıştım? Elimi boşver anlamında sallayıp yatağına yöneldim ve bir güzel çektim yorganı kafama. İki adım koşup yorganı çekti kafamdan. Biliyordu, bir dakikaya kalmadan nefesim kesilebilir, ölebilirdim. Hemen altta kalmayıp tüylerimi kabartarak tırnaklarımı gösterdim. Hep en olmadık yerde giderdi. “Bir ki saate dönücem” deyip kafama bir öpücük kondurdu. Sırnaşıp gitmek zorunda olduğu için kahrolmasını sağlayıp bıraktım. Geldiğinde kahırlarını yoldum ve koynuma aldım. Bu sefer tüylerini kabartıp sırnaşan o olduğundan için.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-2669015807411744758?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/05/ev-oldukca-kalabalkt.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-1598558953379722375</guid><pubDate>Wed, 12 May 2010 11:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-01T14:11:08.609+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zaman</category><title>Ad'sız</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Derin bir &lt;/em&gt;&lt;em&gt;nefes çektim.  İçime; loş, eski ve hüzün çöktü.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Orta boy, yuvarlak bir masada  oturuyoruz. Elinde şarap kadehi olan ben ve loş huzurum karşımda. Beni  izliyor. Üzerimizde bir avize, taşlarının arasından ışık sızmaya  çalışıyor, izin vermiyorum. Sadece ihtiyacımız kadar, birbirimizi  görebilecek kadar… Arada bir ellerim kavuşuyor yukarı da, uzansam  alaşağı edicem. Esneyip açılamıyorum. Düşüncelerim tepetaklak…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Saçlarımın bir tutamı yukarıdan  tutturulmuş, siyah elbisemin ise ince askılarından biri yerinde  duramıyor. Omuzlarım bu geceyi taşıyamıyor belli. Diğerini de ben  çıkarıyorum. Ayağa kalkıyor ve tekrar deniyorum; &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Ellerim  bazen yukarıda kavuşuyor ama ışık yeterli değil.”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;  Düşünceler tersten akıyor. Artık bir elbisem dahi yok…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gece ağır ve aksak. Ahşap evin damında  yine kediler dolanıyor. Marttayız…  Gece bana sevgisini gösteriyor, Bir  de kadehim… Ayağa kalkıyorum ve odaları geziyorum tek tek. Geceyi  yırtıyorum adeta. Her adımda daha çok sallanıyor yer ve kemanı bastırma  çabası; garç-gurç…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mutfak musluğu tekrar damlatmaya  başlamış. Ona içeriden eşlik eden ince bir keman sesi var havada. Tüm  odalara salınıyor. Sonra koyu duvarlarım, bazı köşeleri küfte tutmuş.  Sesler çaptıkça küf kokusu yayılıyor. Baş döndürücü şu an. Beynimin  uzuvlarında girdaplar yaratıyor. Bir bacağımın üzerindeyim, diğeri  pervazdan aşağıya sallanıyor. Bir iskelede gibiyim. birazdan düşücem…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ve kaldırıyorum kadehimi; &lt;em&gt;koyu  renkli küf kokusu ve damlatan musluk; duvarlar karşısında hiçliğin  yansıması ve tabii ki, en çokta çıplaklığım…&amp;nbsp;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Şerefinize.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-1598558953379722375?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/05/adsz.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-542164638106913461</guid><pubDate>Wed, 05 May 2010 11:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-01T14:07:50.134+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zaman</category><title>Buhran</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cam aralıktı, caddeden gelen basık araç  gürültüsü ve ağustos böceklerinin tınısı duyuluyordu. Havadaki nem  içeriye hafif bir utanç kokusu vermişti. Az önceki sevişmemizdendi  sanırım, biraz kızardığımı hissetmiştim. Bana sarılmış uyuyordu, huzurlu  gibi. Bense dalmayı başaramıyordum.  Onun huzurlu uykusunu daha ne  kadar izleyebilirdim bilmiyorum. Nefes alamadığımı hissettim, cama çıkıp  bir sigara içmek istiyordum. Ama sarılmasam uyanacaktı… Onu izlemeye  başladım. Nefes alıp verişini, teninin rengini, saçlarının karasını,  dudaklarını… Ama en çok boynunu. En çok boynundayken nefes alabiliyordum  ve en çok belini öptüğüm zaman hissedebiliyordum yaşadığımı…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gri bir geceydi ve bütün ağırlığını  üzerime bırakıyordu sanki. Ağustos böceklerinin tınısı yerine  yarasaların çıyak çıyak sesleri duyulmaya başladı. Ezilmeden önce  gözlerimi kapatıp yüzümü boynuna gömdüm. Soluğu üzerimdeydi, sıcaktı.  Yavaş yavaş  diriliyordum. Yarasaları düşünmeye başladım en son.  Kanatları onlar için bir şemsiyeydi ve dişi yarasalar erkeğinin  spermlerini depolayıp kış uykusuna yattıklarında gebe kalabiliyorlardı.  İstekleri dahilinde…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;20eylül2009&lt;/i&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-542164638106913461?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/05/cam-aralkt-caddeden-gelen-bask-arac.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-4812008077750131488</guid><pubDate>Wed, 05 May 2010 11:03:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-01T14:05:19.744+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zaman</category><title>Elimde olsa dönüp gidebilirdim</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;yüzyıldır birlikteydiler. yataktaydılar, adam eğilmişti kadının  üzerine. kadının bir eli adamın saçlarında diğer eli ise belinden sıkıca  kavramıştı. adam göğsünden öpüyordu kadının, bir eli boynunda. tutku  serpilmiş acı bir hava akımı vardı içeride, yukarıdan cereyan ediyordu.  sağ köşeye iliştirilmiş bir günahtı işlenen. iki insanın birbirine kasıt  ile vurgu yaptığı gri bir günün anısı… siyah beyaz bir kare kalmıştı o  günden. geçmişin izlerini düşünüyordum, nedenini dahi bilmediğim ya da  hatırlamadığım ayrılıkları. herşey karşılıklıydı belki de..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;onları izledim bir süre, yaptığımdan utanarak. yüzyıllar geçen beş  dakika… kadının kısacık saçları ve eline dolanmış adamın saçlarıydı acı  yanı ve kadının üzerindeki dudakları… adamın düşüncelerinden ürktüm,  anılarından. belki de sadece umutsuzluktu hissettiğim…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;01ocak2010&lt;/i&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-4812008077750131488?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/05/elimde-olsa-donup-gidebilirdim.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-8249752760354745557</guid><pubDate>Mon, 03 May 2010 11:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-01T14:02:54.964+03:00</atom:updated><title>SarBaşlar2005</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;En cicilerimi giymiştim. Bir film  karesinde olduğumu tahmin ediyorum. Makyajımı tamamlayıp sokağa attım  kendimi. İyi hissetmeye oldukça ihtiyacım vardı, bunun güç olduğunun  farkındaydım elbette… İlginç bir surat ifadesi takınmış olmalıydım,  hatırlayamıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yürürken, tüm gözler üzerimdeydi. Baştan  aşağıya üzerimde gezindiklerini hissedebiliyordum. Açıkçası bu bana  hiçte iyi gelmiyordu. Daha çok görünmezlik istiyordum ve bu işte bir  tezatlık vardı. Dedim ya, makyaj-kıyafet, yeterince dikkat etmiştim  hâlbuki. Ne içindi? Kaybolmak isterken, neden bu kadar özenmiştim?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gideceğim bir yer yoktu ya da  arayabileceğim kimse… Makyajım akmaya başlamıştı ve daha fazla alkole  ihtiyaç duyuyordum. Sıcak olduğunu söylemiş miydim? Ya da buharlaşmak  üzere olduğumu? Her neyse…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üzerimde birkaç tl dışında para yoktu.  İşe yaramaz bir telefon ve neredeyse yarım paket olan bir sigara kutusu  dışında, hiçtim… Kendimi tasdikler gibi boyattığım sarı saçlarım,  sıcaktan ve terden birbirine girmişti. Makyajım daha çok akıyordu…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu film çok sıkıcıydı. Üzerimdeki  halsizlik artmaya başladıkça nefes almakta zorlanıyordum. Olduğum yere  çömeldiğim anda, herkes durdu. Yığılacağımı biliyorlardı. Türlü  senaryolar vardı kafalarında. Evet, biri doğruydu. Terkedilmiştim. Ama  onlara istediklerini vermeyecektim. Güçlüydüm. Onlarda bilmeliydi.  Üzerine bir sigara yaktım. Sadece can sıkıntısı olduğunu kanıtlamak  istiyordum. Ama bu tansiyonum daha da dibe vurmasını sağlayacaktı…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kafamdaki çenebaz sürtük şiddetleniyor  ve gücümü tüketmeme yardımcı olmaya çalışıyordu adeta… Aslında oldukça  alışkın bir bünyeye sahibimdir. Tek ihtiyacım alkoldü. Sürtüğün çenesini  kapatacak şey buydu, kendimi avutabileceğim şeydi. Şey işte…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eve geri döndüm. Hayır, bu yapacağım çok  zordu. Kötü gözüküyordum. Zayıftım ve bitik. Bana bir iyilik yapmasını,  biraz para vermesini söyledim. Çok iyi biliyordu, kangren olmuş yeri  sökmem lazımdı… Yakındaki sahile indim. Bir tuvalet bulup önce makyajımı  sildim ve sonra saçımı düzelttim. Hala berbat gözüküyordum…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güneşin tepede olduğu vakitti sanırım,  erkendi. Kayalara yerleştim. Bir paket sigaram ve bir şişe votkam vardı.  Son anlarını yaşayan bir de sürtük vardı içimde. İlk bardağı diktim,  nefes almadan, kokusunu hissetmeden.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sahil, bildiğim sahil. Bir sürü anım  olan, her köşesi yaşanmış sahildi… Bir anda terk edilmekten sıyrılıp,  çok önceye, terk ettiğim zaman dönüyorum. Evet, başa sarıyorum. Büyük  aşkım, büyük hatam, en koca bok… İşte o andı, başarmıştım. Olaylar  değişmişti, bilindik hikâyeydi yine.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Terkedilmiş olmamım bir önemi yoktu.  Çünkü olağandı. Çünkü başka bir son olamazdı. Başlar ve biterdi, açar ve  solardı, yanar ve sönerdi en sonunda ise kül olurdu…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet, evet.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu cümleden nefret ediyoruz. “intiharda  çözümsüz kalmıştı.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama her canlanışta ve en önemlisi hep  tükenişte, (evet, nefret ediyoruz ama) olaylar ona dönüyor.&lt;/div&gt;&lt;em&gt;“sigara bahanesiyle tura başladım&lt;br /&gt;
haykırma felsefesiyle yola çıktım&lt;br /&gt;
sanırım budala bir aşığım&lt;br /&gt;
sana sesleniyorum, beni yalnız bırakmayacaksın&lt;br /&gt;
2003 eylül”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;* belki hatırındadır…&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;em&gt;&lt;b&gt;2005 &lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-8249752760354745557?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/05/sarbaslar2005.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-7839964500357484217</guid><pubDate>Mon, 12 Apr 2010 10:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-01T13:58:25.634+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Günce</category><title>Arabesk Bir Gidişe Giriş</title><description>bu gece en çok kulaklarım da çınladı&lt;br /&gt;
göğsümde bir boşluk açıldı mesela&lt;br /&gt;
nefes aldıkça yükseliyor gerilim&lt;br /&gt;
gözlerime vuruyor sonra&lt;br /&gt;
ıslanıyorum&lt;br /&gt;
kulaklarıma vuruyor sonra&lt;br /&gt;
duyamıyorum sesini&lt;br /&gt;
derdin ya “şarap şişesini sarar gibi sar bana.”&lt;br /&gt;
demiştim ya; arabesk bir ayrılık olacak bu&lt;br /&gt;
demiştim ya; iyi bakıcağım kendime&lt;br /&gt;
demiştim ya; ayık geçireceğim bu zamanı&lt;br /&gt;
demiştim ya; bir başlarsam önümü göremem diye&lt;br /&gt;
şimdi yiğitliğe bok süremiyorum.&lt;br /&gt;
tek tek tutuyorum hepsini&lt;br /&gt;
kimi avuçlarıma batıyor&lt;br /&gt;
kimi içimi kemiriyor&lt;br /&gt;
kimi paçalarımdan sarkıyor&lt;br /&gt;
ama tutuyorum.&lt;br /&gt;
gittin ya, arabesk kaldım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-7839964500357484217?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/04/arabesk-bir-gidise-giris.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-911527272302680622</guid><pubDate>Tue, 30 Mar 2010 10:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-01T13:55:51.714+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Günce</category><title>Gece Sesli Harfler ile Sıcak Temas Çatışma</title><description>hava fazlasıyla serin&lt;br /&gt;
ve gece susmak bilmiyor&lt;br /&gt;
çınlamayı andırıyor&lt;br /&gt;
camda bir sigara içiyorum&lt;br /&gt;
her zaman ki basık sesler&lt;br /&gt;
her zaman ki sisli buhran&lt;br /&gt;
her zaman ki karanlık…&lt;br /&gt;
karşımdaki bina epeydir uykuda&lt;br /&gt;
bense&lt;br /&gt;
sabah uyanmak için harcadığım&lt;br /&gt;
enerjinin sadece 1/4′ünü kullanmaya çalışıyorum&lt;br /&gt;
gece uyumak için.&lt;br /&gt;
çünkü her zaman bir kaçış&lt;br /&gt;
her zaman bir çıkış&lt;br /&gt;
keskin bir dönüş…&lt;br /&gt;
bütün geceler&lt;br /&gt;
geceler boyu sana kızıyorum&lt;br /&gt;
bu ayrılığı bana yaşattığın için&lt;br /&gt;
gitmek zorunda olduğun için&lt;br /&gt;
keyfine bağlı olamadığı için…&lt;br /&gt;
ve başetmeye çalışıyorum&lt;br /&gt;
hazırlamaya çalışıyorum kendimi&lt;br /&gt;
her zamankinden daha yalnız günlere&lt;br /&gt;
boş gecelere&lt;br /&gt;
sinir harplerine…&lt;br /&gt;
bir tek alkole bulaşmıyorum&lt;br /&gt;
en çok ondan sakınıyorum&lt;br /&gt;
ve herşey için oldukça ayık olmak&lt;br /&gt;
zamanın hiç akmamasına neden oluyor&lt;br /&gt;
ve paranoya şiddetleniyor&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-911527272302680622?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/03/gece-sesli-harfler-ile-scak-temas.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-7404491239694459479</guid><pubDate>Fri, 12 Mar 2010 12:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-01T14:44:17.476+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Günce</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zaman</category><title>Sadece başarısız bir düşünce olarak kaldı</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayata yeniden 1-0 yenik başlıyorum, sadece birkaç zaman sonra ve yeniden… Ölüm isteğini ise hiç bu denli hissetmemiştim. Sadece birkaç çizikten ibaret olacaktı herşey. O anın en kestirme yolu olduğunu düşünüyordum. Basit gözüktü gözüme, intihar basit birşeydi. Kendimden o kadar emin oldum ki, bu işin daha öte birşey olduğu fikrine kapıldım. Rahatsız etti kısa süreye. Farkında olmadan ağızımdan dökülüverdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;-Bileklerimi kesicem.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Artık bu bir intihar değildi. Hiç inandırıcılığı kalmamıştı. Bu bir gösteri değildi ve söylendiği an sihiri kaçıyordu. İntihar bir sırdı, çözüme ulaşabilmek için saklanması gerekti. Ama sanırım düşünceler de kafa yapabiliyor. İlk intihar girişimimi hatırlıyorum da, saklamayı başarmıştım. Ama acemiydim. Bir sürü hap içmiş ve başımı döndürmüştüm. Sorunlu dönemlerimdeydi bu ve istemediğim şeyler yaşamak zorunda kalıyordum (hah, hangimiz ne zaman yaşamıyoruz ki? ama sorun, bu düşündükleriniz değildi). Sonrasında düşündüğüm tek şey, ölümün aslında bir çıkış olmadığıydı. Bugün ise hala aynı düşüncedeyim. Ama sıkıldım. Kendi minik dünyamda, kendi ufak sorunlarım ve geçmişimle uğraşmaktan çok sıkıldım. Sadece kafamdaki kancığın susması lazımdı. Ve kan akmaya başladıktan kısa bir süre sonra sessizlik olucaktı, belki biraz acı. Zamanlama yanlıştı artık...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;-Yapamıyorum.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sırrımı duyduğunda zaten pek siklememişti. Hepimiz biliriz çünkü, söylendiğinde yapılamaz kılınır... Beni de söylemiş olmam caydırdı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evin civarındaki boş arsaya, ağaçların arasına çömelip bisturi ucunu çıkardım. İzledim bir süre, şeklini ve keskinliğini. Çok basit olabilirdi, sadece iki çizik. Acısı ilk başta hissedilmeyecekti, şansımın yaver gitmesi durumunda acıyı hissedecek zamanım da olmayacaktı. Son telefon görüşmemden sonra kafamdaki herşey silindi. İntiharımı ertelemem gerekiyordu. Henüz erkendi, sihiri tekrardan bir araya toplamam ve muhafaza etmem gerekliydi. Sadece bir bileğimi kestim, kafamın rahatlaması adına. Fena değildi ama dikine değil de enine kestim. Ona bir süre daha ihtiyaçım var sonuçta. Kısa süreye kanı durdurdum. Bu bir intihar değildi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hepsi elimde patlıyordu bir süreye. Sadece yaşamayı beceremiyorum...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strike&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;*Her daralmamda uzun uzun inceleyecektim onu. Silikte olsa artık bir iz olucaktı ve zamanı gelmeden aynı buhranı tekrar yaşamaktan korkucaktım. Ufak bir sinir harbi herşeyi mahvetmek için yeterliydi. Çaba yok, düşünce yok. Sadece kısa bir işlem süreci...&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/strike&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-7404491239694459479?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/03/sadece-basarsz-bir-dusunce-olarak-kald.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-1541339382396636392</guid><pubDate>Thu, 11 Mar 2010 11:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-01T13:46:12.610+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Günce</category><title>ÇobanKi</title><description>&lt;div&gt;Geçen zamandan&lt;br /&gt;
Ne kadar değiştiğimden bahsediyor&lt;br /&gt;
Ve umutlarımdan&lt;br /&gt;
Zamanı rahat bırakmam&lt;br /&gt;
Ve kafamdakileri bir kenara atmam gerektiğinden&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;  &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;Siktir diyorum,  Siktir!&lt;br /&gt;
İki sene sonra aynı sahne&lt;br /&gt;
Farklı bir parça çalıyor belki&lt;br /&gt;
Ama&lt;br /&gt;
Benzer bir acının varoluşundan söze girip&lt;br /&gt;
Beynimin uzuvlarından haberi olmadığından&lt;br /&gt;
Ve herşey için fazla ayık olmamdan&lt;br /&gt;
Toparlanmanın güçlüğünden, hatta&lt;br /&gt;
Zirvedeyken tam&lt;br /&gt;
Yine artçıların başlıyor oluşundan&lt;br /&gt;
Zeminin sallandığını hissedişimden bahsediyorum&lt;br /&gt;
Küçük mesafeleri nasıl büyüttüğümden lafa giriyor&lt;br /&gt;
Aslında herşeyin kontrol altında olduğunu&lt;br /&gt;
Kendisinin bana asla yalan söylemediğini&lt;br /&gt;
O hüzünlü ama çocuksu&lt;br /&gt;
Kıpırtılarla parlayan gözleriyle sunuyor&lt;br /&gt;
Tıpkı onun gibi, …&lt;br /&gt;
Bekleyişin dayanılmaz ağırlığını&lt;br /&gt;
Ve&lt;br /&gt;
Zamanın sadece yavaş işleyişini&lt;br /&gt;
Aslında korkumu bastıramadığımı anlatamıyorum…&lt;br /&gt;
Mavi gözleri hala hüzünlü&lt;br /&gt;
Ama kıpırtıları görebiliyorum&lt;br /&gt;
İki sene sonra, tekrardan aynı sahne dönüyor&lt;br /&gt;
Sadece artık ayığız&lt;br /&gt;
Sadece daha fazla umutluyuz&lt;br /&gt;
Ama acı&lt;br /&gt;
Eksilmeye başlamışken&lt;br /&gt;
Tekrar artışa geçiyor…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-1541339382396636392?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/03/cobanki.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-7571644780678442570</guid><pubDate>Sun, 21 Feb 2010 11:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-01T14:00:53.918+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zaman</category><title>Duvarlarla olan münasebetlerim</title><description>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bana ait olan;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Saatlerce izlenen ve sadece dinlenen…&lt;br /&gt;
Kimi zaman bir sinek ölüsü, kimi zamansa düşen kartonpiyerin alçı izleri&lt;br /&gt;
ve bazen çatlakları, dökülmüş boyaları…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Duvarlardı aslında yaşanmışlığı gösteren.&lt;br /&gt;
&lt;em&gt;“Elimde olsaydı eğer çoktan karşı çıkardım.”&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Rahatsız ve yalnız hissettiriyordun.  Çatlaklarında bana dair birşeyler vardı sızan. Sessimin sana çarpıp  dönmesi ve her seferinde bir yanıt gelecekmişcesine dinlememdi aslında  sorun.  En çok düşen kartonpiyeri düşünürdüm. O kadar kancıktın ki kafam  yerine boşluğa bırakmıştın onu. Kolayı sevmezdin. Sana zarar  verebilirdim aslında ve sen yine beklerdin kendi hesaplaşmalarım için.  Bölünerek çoğalan sızılarımdan kendine olmadık paydalar bulurdun. Her  seferinde yüzleşmek için orada dikilirdin.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eskiden afişler ve posterler asardım  senle olmaya dayanamadığım için. Bir keresinde tavanı dahi kapatmaya  çalışmıştım. Gecenin bir köründe sıçrayarak uyanmış, teker teker üzerime  düşmelerini izlemiştim. Ve o cinnet gecelerinden birinde söküp hepsini  karanlığa savurmuştum. Ne geceydi ama…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O öldürdüğüm sineği hatırlıyor musun?  Gecenin bir köründe kulağıma gelip anlamsız bir sürü şey fısıldıyan  kancığı. İşte küfrederek uyanmıştım, ışığı yakıp seni izlemeye  koyulmuştum. İstediğim senden çok uzaktı. Elimde günü geçmiş bir  gazeteyle nöbete koyulmuş, uyuz gibi kaşınarak taramıştım seni ve  gördüğüm yerde tereddütsüz mıhlamıştım o kancığı. Senin orta yerinde,  tam da olmasını düşlediğim gibi bir kan izi bırakmıştı, hepsinden daha  büyük…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ufak işaret seslilerimiz vardı. Ben  parmağımı bir kez şıklatırdım, o geri dönerdi iki şıklak ve gölgemle.  Beni yansıttığını o zaman anlamıştım. Sineklerle olan kan davamda  kanlarını üstlenmesi vardı bir de. Sırtımı ona verirdim, ya bir şeyler  okuyor olurdum ya  bir şeyler karalıyor, ya da bir şeyler konuşuyor… Bu  kadar samimiyet ilk başta fazlaydı elbet. Ama ısınıyorduk, ısınan  havalarla birbirimize…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her şey geride. Şimdi&amp;nbsp; arkasında  kalmayı seçtiğim duvarlar; biri onunki diğeri benimki…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-7571644780678442570?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/02/duvarlarla-olan-munasebetlerim.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-7297206451690844289</guid><pubDate>Wed, 27 Jan 2010 20:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-04T23:00:34.911+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zaman</category><title>Bir tutam sihir, alkol ve gece…</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Genellikle pek dışarıya çıkmıyorduk. O,  akşamüzeri köşedeki tekele  kadar çıkıyordu sadece, hava tam kararmak  üzereyken… Gündüz tüm  perdeler çekiliydi. Renkleri; lacivert ya da  kahverengi. Ama en çok  siyah… Çeşitli mumlarla aydınlatıyorduk  içerisini. Elektrikler henüz  gelmemişti sanırım. Çünkü kimse  faturalarımızı ödemiyordu. Kimsede  gelmiyordu mesela. Telefon dahi hiç  çalmıyordu. Zaten satmıştık bir  süreye… Hatta kapının zilini sökmüştük,  rahatsız edilebilecekmişiz  gibi. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öğlene doğru uyanıp, akşamüstüne doğru anca  yataktan çıkıyorduk.  Hayır hayır, tavan delileriydik biz. Saatlerce  izliyorduk. Bazı  geceler, sadece kafalar iyi oldukça harekete  geçiyorduk. Bir duvarın  karışına oturup, gölgelerimizle iletişiyorduk.  Sonrası bilindik  hikayeydi, onun kuşu benim kuşumu hep dövüyordu. Çünkü  onun elleri  büyüktü.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2 odalı, 1 salonlu bu evde bir odaya  kapanırdık. Lacivert perdeli,  göt kadar bir odaydı. Kapıyı sıkı sıkı  kapatırdık. Kimsesi olmayan bir  evde diğer odalara görültü gitmesin  diye. Hesaba katmadığımız bir şey  vardı, belli bir saate kadar  konuşmazdık zaten, sonrasında başlardık ve  sızana kadar devam ederdik.  Kimi zaman sadece dövüşürdük. Kafamızı  gözümüzü yararak, aşıklar gibi.  Halbuki sadece seviyorduk birbirimizi.  Sadece her kadın kadar,  karşılıklı bedenlerimize düşkündük. Hepsi bu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bazı geceler perdeler açılır, içeriye sihir  dolardı. Sokak  lambalarının ışıkları, gözlerimizi kamaştırırdı. Ay da  gözüküyorsa  eğer, o gece sevişmemiz için hiçbir engel yoktu. Hafif bir  müzik, ucuz  da olsa bir şarap, ay ve mumlar…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kafamı yardığı gün, kaşını yarmıştım. Bir  kadına göre fazla  güçlüydü ve ben köşeye sinen bir pısırıktım. Üzerime  yürüse de, ben  kıyamazdım. Kafamı yardığı gün, kaşını yarmıştım. Sokağa  attık  kendimizi. Suratına ve ellerime bakamıyordum. Ne yapacağımızı  bilmeden  sokaklarda dolaştık bir süre. Sıcak hissediyorduk. Kanın  aktığını ve  pıhtılaşmasını… O gece eve dönüp sahaba kadar, kendi  yöntemlerimizle  ağrılarımızı dindirmeye çalışmış ve yarıklarımızı  temizlemiştik.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sabahına  uyandığımda, başucumda biraz para, biraz şarap ve tenimde  bir ruj izi  vardı. Öğlene kadar bekledim. Tavan üzerime çöküyordu.  Sonra akşama ve  geceye kadar bekledim. Tavanın ve aslında duvarların ne  kadar berbat  olduğunu o zaman anladım. Sabaha kadar bekledim…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-7297206451690844289?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2010/01/bir-tutam-sihir-alkol-ve-gece.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5483721489264744329.post-2125655754785289127</guid><pubDate>Tue, 10 Feb 2009 20:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-07-04T22:57:12.714+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zaman</category><title>Gece</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün akşam saat on gibi bir telefon aldım.  Hatunun adını  hatırlamıyorum, hiç takılmadık da. Modaya inmiştim.  Yağmurlu bir gündü  ve soğuktu. Şişe elimde durmakta zorlanıyordu.  Ellerim morarıyordu git  gide… Dandik bir şemsiye açmak zorunda  kalmıştım. Ne kadar ıslanmış  olsam da, açtım. Fanzin almak için  gelecekti, hatırlıyorum da… Tahminen  lise sonda falandı. Siyah saçları  vardı, siyah kotu ve siyah ceketi,  siyah converse… Sadece fanzini aldı  ve gitti. Tek bir kelime bile  etmemişti, bende o giderken sessizce  izlemiştim onu…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün gece geç saatlerde daraldım, üçe  geliyordu tahminen ve bir  parçaya tutulup tribe bağlamış olmalıydım.  İnsanlara, hatta kendime  olan tahammülüm yok olmuştu… Tavandaki izleri  izledim. Düşen  kartonpiyerin tavandan götürdüğü yere takıldım. Tavandaki  boşluk,  içimdeki boşluk… Boşluk artıyordu. Gecenin üçüydü ve son 5 ytl  mi  verdiğim köpek öldüren, kanımı kurutuyordu. Her şeye son vermek   geçiyordu kafamdan ama bunun için uğraşamazdım. Bir kaza bekliyordum.   Neden o kartonpiyer kafama inmemişti ki? kolay olurdu çünkü. Çünkü bu   kadar kolay ölemezdim. banada sanş gülüyor bazen lakin kıçıyla…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün gece saat on gibi bir telefon aldım. Hatunun adını  hatırlamıyorum, hiç sesini  duymadım şimdiye kadar…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Kadıköydeyim&lt;br /&gt;
- …&lt;br /&gt;
- Görüşebilir  miyiz?&lt;br /&gt;
- …&lt;br /&gt;
- Ne diyeceğimi bilmiyorum, konuşabiliriz diye  düşündüm. Pekiyi  hissetmiyorum…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O gün bende kendimi iyi  hissetmiyordum. Onun bugünü gibiydi.  Tanımadığım birine ihtiyacım vardı.  İzlerimi göstereceğim, gözleriyle  sevişebileceğim, belki sadece  sarılabileceğim… Ama o ve diğerleri…Tavanı izledim  sadece. İnsanların soruları, içimdeki kancığın  yakarışları, tavandan  üzerime çöken boşluk… Biricik bitti ve yerim  daraldı. Yorganı çekip  kafama, ruhumu biraz daha façaladım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5483721489264744329-2125655754785289127?l=drowningpools.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://drowningpools.blogspot.com/2009/02/gece.html</link><author>noreply@blogger.com (G:olge Eng)</author></item><language>en-us</language><media:rating>nonadult</media:rating></channel></rss>

