<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293</id><updated>2026-10-22T01:54:35.399-07:00</updated><category term="üzerinde hac işareti olan eski para bakır yada altın çeşitleri"/><title type='text'>TÜRKİYE&#39;NİN   EN   POPÜLER   DEFİNE  ARAŞTIRMA  SİTESİ</title><subtitle type='html'>DUA-CİN-BÜYÜ-TILSIM-SİHİR-NAZAR-MUSKA-DİNİMİZ İSLAM-MİTOLOJİ-DEFİNE-DEFİNECİLİK-DEFİNE İŞARETLERİ-DEFİNE İŞARET ÇÖZÜMLERİ-DEFİNE HARİTALARI-HAZİNELER-DEDEKTÖR-DEFİNE ARAMA ÇUBUKLARI YAPIMI-MADENLER-GÖMÜ-EŞKİYA BELGELERİ-HÖYÜK-TÜMÜLÜS-ÜNLÜ EŞKİYALAR-ARKEOLOJİ-TARİHTE PARA-TAKILAR--MÜZELER-İSLAM-MİTOLOJİ-HEYKEL-ANTİKA -TÜRKİYEDE ARKEOLOJİ-ROMA-BİZANS-İSLAMDA BÜYÜ-DEFİNE-DEFİNECİLİK-GÖMÜ-ESKİ ALFABELER-HORASAN-MÜZE-HEYKEL-DEDEKTÖR-ALTIN-SİKKE-DEFİNEDE TILSIM-GİZEMLER HAKKINDA BİLGİLENDİRME SİTESİ.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>2428</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-975321029692969150</id><published>2011-11-22T10:40:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T10:40:35.645-08:00</updated><title type='text'>küfeki taşı</title><content type='html'>Küfeki taşı : Basınç altında kaynaşmış kum taneciklerinden oluşmuş,işlenmesi nispeten kolay olan ve su geçirmeyen bir taş cinsi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
yüzyıllardan beri istanbul ve trakya&#39;nın yapı taşı gereksinimini karşılayan; &quot;lümaşelli kalker&#39;&#39;, &quot;maktralı kalker&#39;&#39; ya da &quot;bakırköy taşı&#39;&#39; adlarıyla da bilinen; deniz kabuklarının -çoğunlukla da istiridye kabuklarının- oluşturduğu bir kalker. açık bej-beyaz tonlarında, ince taneli ve kumlu görünümde, kolayca çizilebilir, kopma ve kesme özelliği çok yüksek, kompakt bir kayaçtır. bileşimindeki karbonat oranı yüksek olduğu için, asitle reaksiyonunda hızlı bir köpürme izlenir. bol fosilli, boşluklu, kalsit özellikli bir dokusu vardır. diğer önemli bir özelliği, doğadan çıktığı anda her türlü işleme uygun olması ve kolay işlenmesi; havayla temastan sonra ise bünyesine karbon dioksit alarak ikincil bir hidratasyonla sertliğinin artması, dayanıklılık ve güç kazanmasıdır. su içinde bulunduğu durumlarda da özellikleri değişmez. roma, bizans ve osmanlı dönemlerinde genellikle bakırköy çevresindeki (yeşilköy havalimanı, bakırköy, sefaköy, yeşilköy , şirinevler, merter ve çevresindeki yerleşim alanları altında kalan) ocaklardan elde edildiği için daha çok &quot;bakırköy taşı&#39;&#39; denilen küfekinin üretimi -oldukça sınırlı olmakla beraber- bugün de sürdürülmektedir. küfeki taşı, sinan ve diğer osmanlı mimarlarının eserlerinde daima ana yapı malzemesi olmuş; kaba işlenmişlikten kesme taş ve yoğun bezemeli düzeye kadar değişik, zengin bir kullanım alanı bulmuştur. yalnızca örgü ve dış cephe malzemesi olarak değil, iç mekanlarda, döşeme kaplamalarında, kemerlerde, portal, mihrap ve minberlerde de kullanılmıştır. süleymaniye külliyesi yapımı sırasında haznedar köyü yakınlarındaki mehmet paşa ve lütfü paşa çiftlikleri civarında bulunan devlet taş</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/975321029692969150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/kufeki-tas.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/975321029692969150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/975321029692969150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/kufeki-tas.html' title='küfeki taşı'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-8271057425006643209</id><published>2011-11-22T10:35:00.003-08:00</published><updated>2011-11-22T10:41:06.369-08:00</updated><title type='text'>kilicli magara</title><content type='html'>668 yılında karadeniz sahilleri emine burnu pomariye kenti kuzeyinde &lt;br /&gt;
181 kişilik çetemle birlikte karaya bastık. aylardan teşrin evvelin on beşinci günü bir ikindi vakti güney doğuya doğru yönelerek osmanlı diyarlarına esas hareket ettim. dimitrovgrad hasköy suvelingrad polovdiv laskigrad eyaletlerinden topladığım muhteşem ordumla 51 mühendis 40 mimar 28 papaz ve okutman 42 kaşif 6 gemici tayfası 17 top uzmanı ve ateşci 18 aşçı ve hizmetçi yamağımı 181 kişilik çeteme dahil ettim. 7 koldan yedi bazının yedi bölgede iz ve nişanlarımız olup 366 adet yekunen de kabul eder bunlardan sadece 66 adedi dolu olup 300 adedi ise sahte ve son derece oyalayıcıdır benim ikinci çıkışım konstantinapolis eyaleti site kentinin marmaraya vakıf olan sakin bir kuytusudur 3 üncü hareketim eğe denizinin edremit körfezi koylarına olup halen uygarlığınan kol gezdiği diyarlardır.4 üncü taarruzum gürcü diyarında batı karadeniz kıyısından pani şarlarından olup güneye münhasırdır posof hanek borçka fnark şehri taraflarından yay çizerek ermeni ahalisinin bol olduğu civarları ihtiva ede 5 inci harekatım sinyone burnundan başlayarak arap ı suriye bölgesine kadar siyaret eder. ve osmanlı topraklarını çiğner geçer . kara deniz üsküdar sahilinden doğuya dönerek bu denizin kıyılarını tarar geçerim. 7 inci bölgeme kaim olan işgal hareketim grek toprakları içersinde cereyan etmiş olup aleksandropolise yi başlangıç merkezim olarak tasarladım . karatepe kara burun 1669 senesi teşrinsani vakit sabaha karşı karaya ayak bastığımızdan itibaren tahriben tahminen iki saat yaya yürüdük yeşil akan ince bir suyun boylarına vardık tam iki gün iki gece konakladık. dimitrov ve petrey iki sadık adamım 100 yıllık bizansın sanat şaheseri bir MAĞARA’ keşfettiler kapısında çift kılıç resmi olup ağzı son derece dardır içeriye sürünerek girilir dardır ve loş karanlıktır tahminen yarım saat emekliyerek yürürüm . karşıma geniş bir galeri gelir bu galerinin tam ortasında yuvarlak ve halis mermerden bir havuz mevcuttur.suyu eksik olmaz galerinin sağ ve solunda bizansca yazılar vardır .7 adedi tuzaklıcınasına kapının üzerinde + işareti yapılmıştır ve kabartmadır diğer kapıların üzerindede + olup oyma yani çizgi halindedir sakın aldanmayın ana kapıdan girersem 25 adım atarım hemen sağ tarafıma bakarsam duvarda bir kabartma maymun resmi bulurum maymun aynen kasılmış muz yer vaziyette bize bakar . maymundan 71 adım ileride karşıma demir kalın bir kapı gelir anahtarını üzerinde bıraktım . yalnız ben anahtarı sola çeviririm şayet sağa çevirirsem bir ok fırlar ve de beni vurur. tam 15 ton ağırlığında tahminen ölçtüğümüz altın gümüş bronz hellen heykel ve silahları buradadır .ayrıca mahzenimin sağ ve sol cenaplarında birer salkım üzüm resimleri ile iki adet atinalı askerin kabartma şekilleri şahaserce resmedilmiştir bana lazım olan sadece ikiadetgeçici tekne ve halattır piliçli tavuk . bu bölgede bir tavuk ve 5 adet yavrusundan ibaret olup kabartma olarak plançev tarafından yapılmıştır . 5adet yavru sair 5 bölgemi ana tavukta benim bu birinci bölgemde olduğuna delil sayılır şayet bulursanız muvaffak olmamanız için hiç bir neden yoktur baktım ana tavuktan 70 mil kuzeye yürüdüm . siyah ama simsiyah bir kayada sade tek bir karayılan resmi gördüm ağzı şimale bakar boyu 27 cm yi bulur . bu diyara kılıçlı MAĞARA’ yahut çifte kılıçlı MAĞARA’ derim papaz mişigan iki adet tam 180 okka tanasi çeken platin iki kılıcı derince deresi yahut çamlık mevkiinde dar sarp vahşi bir çatak içinde bulunan kaşif işi derin ama dar MAĞARA’ya getirdi mühendisim olan reçko petroviç 111 parmak uzunluğunda paslanmaz krom çelik yayları kılıçlara vurguladı MAĞARA’nın sağ ve sol cenaplarına yuvalar açarak kılıçları buraya vurguladı yayların altında 135 okka her biri çeken iki ağırlık boşluğa sallandırıldı şimdi iki keskin kılıç sürekli olarak bu MAĞARA’nın kapısında haretet halindedir katiyetle içeri kiseyi bırakmaz bilmeyene bin bir kere lanet getirir zaten benim yapacağım iş zor değildir ama benim yaptığımı çözecek benden çok zeki bir şahıs olmalıdır MAĞARA’nın önüne geldiğimizde kılıçlar çalışır belirttiğim sahaya ayak basmak gerekir ancak ve de ancak MAĞARA’nın sağ sol tarafından muvaffak olmak gerekir taşları çıkartırsanız yaylar boşalır ve kılıçlar etkisiz ve de zararsız hala gelir kılıçlı MAĞARA’nın üzerinde kabartma kılıç resimleri vardır içeriye girirsek sağ ve sol cihetlerde muhtelif ebatlarda put resimleri görürüz MAĞARA’nın ağzından 122 adım içeride 7 yol mevcut olup aslında her bir yol biri birine bağlantı ve komplekstir başını ve sonunu katiyen bulamassınız başınız döner ve içeride 7 ci yol en hatasız ve en basit yoldur doğru mala ***ürür. yıllarını bana adamış kaşif şöyle der( ver de gözünü doyur al de adamlarını doyur )bu sözleri beğendiğimden MAĞARA’ya içersine kazıttırdım ve de yazdırttırdım insanın zevkli anlarını yazması kadar gayet hoş bir şeyi hayatta tasavvur edemem ben kendim mimarım aslım arnavuttur bulgar için çarpışırım onun için vuruşurum ölürüm öldürürüm tabi kendimide doyururum (not el yazısı notların 8 nci sahifesi burada bitmiştir 9-10-11-12 sahifeler kayı olmuştur). &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
tekrar oturak taşımızın yanına geldik ve oturdum. (devamı) düşünürken şelalanin üst tarafında bir iri balık resmi olduğunu gördüm. balık MAĞARA’nın işaretiydi derhal harekete geçmeleri için adamlarımı bir araya toplayarak lüzum eden emirleri verdim . netice arzuladığım şekilde idi bizanslılardan kalma kral mikail MAĞARA’sından 80 kazan dolusu envai çeşit ziynet altını çıkardık adamlarımı bir sevinç aldı ateş yakılması için emir verdim hem balık tutuyoruz hem içiyor hem de eğleniyoruz gece yarısı çoktan geçmişti eğlenceyi yarıda kesmeleri için emir verdim onlar yatmak için dağılırken bende değirmenin ismini vermiştim (arkacık değirmeni)yahut doğancık değirmeni yalnız bu değirmenin ismini arkacık değirmeni olduğunu benden başka bilen yoktur adamlarım burasını kazan dere değirmeni olarak bilirdi bu değirmen sahte olup anadolu yarım adası içersinde olan diğer 6 adet değirmen aynı ismi taşımakla beraber sahtedir boştur ve oyalayıcıdır ertesi gün şafakla beraber yola koyulduk bir ara gurubun en önüne gelerek geriye döndüğümde bir baktığım zaman 300 atlı bir süvari grubun üzerimize doğru hızla at sürdüklerini farkettim .değirmenin üst tarafına dönerek patika yoldan hızla ileri fırladım adamlarımda beni takip etmekle vakit kaybetmediler poyraz istikametinde at sürerek kara orman mevkiine geldik buraya pusuya yattık ve gelen grubu kara orman mevkiinde yenerek katlettik bu arada 5 kişi kayıp verdiğimizi öğrendim pek çok ganimetin yanında 300 at sahibi olmuştuk sırp sarlarında bu yağız atları pek fazla akçe osmanlı altını verırlerdi &lt;br /&gt;
muazzam büyük bir kayanın yarısını kırdırdım bu kayaya tek bir istavroz işareti vardır .ve adını kesik kaya koydum bu kayanın hemen sağ tarafından bir su gelir dönemeci alırken batar yok olur sol tarafında ise 3 veya 4 kişinin sığınabileceği taş kovuğu vardır bu kovuğun altını oyarak mahzen yaptık (.....)adet heybe dolusu altını buraya koydurdum ve 17 kişi ile burasını kapattırdım kovuğun içinde ve solunda kabartma bir tosbağa resmi görmezseniz içeriye girmeyiniz bu sırada sakin ve keyif içinde kendime has bir kroki çizerek hazırladım kalıptan çıkan mahalkanın içersine teslim ederek oyuğun karşısına geçtim hava kararmış yağmur neredeyse yağmak üzereydi. muazzam kenarının cephe kısmını işaret ederek halkayı oraya çaktırdım ölçüm zirveden iple 6 metre gelir gelmezse 18 arşın noksan olabilir bu kaya halkalı kayadır daha ileride arnavut kaldırım döşenmiş bağdat yolunu görürüz bu yolu arkamıza alarak ona paralel olan ince bir dereden karşıya geçtik hafif meyilli bir yokuşu tırmandık o sırada yağmur hızla yağmaya başladı yolun sağında eski bir harabelik yere sığındık burada konakladık yer bizanslılardan intikal etmektedir bir gece orada konakladık adamlarımın can sıkıntısından olacak pek çok nişanlar yapmışlar bazı yerlere kendi paralarından yerleştirmişlerdir bunlar her biri adamlarımın kendilerine ait ufak emanetler olup yerlerini kayıtlarıma almadım yalnız kafası çalışan her şahsın tahminim keski çekiçle bu paraları çiçeklerden bal toplar gibi toplayacağından eminim &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
.......ben panov endruspelye vasil dimitrov petrov alevtodev cercis yuvanni vasilevski kumandasındaki 780 kisilik bir birliğim 1672 yılı kasım ayında mısırın iskenderiye limanından nevale alarak dirlenmiş dinçleşmiş taş gibi geldi yer ........ vasileveski baltimorlu karayılan tahta bacak jak bastiyan edremitli kör sarku adriyatikli defterdiyan hepsi ama hepsi bir arada bulunuyordu 3 parca gemide 90 ton ağırlığında nevale bariz tıka basa doluydu birleşik kırallığın osmanlı devletin hediyeleri arap şeyhlerinin hazineleri bir arada toplanmışlardı çok büyük bir korsan yapısı MAĞARA’nın önüne gemileri demirlediler tam 80 gün devamlı çalışma ile 1200 kişi bu malı korsan yapısı MAĞARA’ya taşıdık halatlarla gemi yaptık ben geminin kumanda mevkiinde vasilevski ile beraberdim baltimirli karayılan ikinci gemide idi işimiz bittiğinde yorgunluktan ölüyorduk yatıyor ertesi sabah erkenden başlıyorduk böylece tam 80 gün ve gece çalışmakla emanete aldık gemiler emren talimatlarımla imha ettirip denizin içersine çökerttik ayrı ayrı ve bir üçgen halinde denizin en sarp yerindedir burası tamamen kuzeye cephelidir müstakiliyeti ilelebet payidar olacaktır 18 metre yüksekliğinde ve de 11 adım eninde kapısı vardır bir yelkenli ile rahatça içeri gireriz içerisinde bir delikten 131 merdivenle yukarı çıkarız ve bir odaya gireriz 550 okrure badna yakın genişliği olan bir yerdir mallarımız ıçlarımız hepsi burdadır bu yol kapılıdır açması ise fevkalede zordur bunun için odanın kenarından kapısı olup horasanla sıvalıdır bu bana göre çok kolaydır yalnız yukarıdan 21 kulaç sarkmak külfetini gerektirir murç ve bir çekiçle kırarak içeri girebilirim bu işin marifeti neticesinde kumandanlarıma muazzam bir ziyafet verdim onları mükafatlandırdım zeki ve kurnaz dedo yuvanniyi çatal sakalın yanına yolladım aynı günün muhtelıf vakitlerinde adamlarımı kendi bölgelerine gönderdim yalnız adriyatikli lefter hastalandıktan mutevellit iki daha yanımda istirahat etti.not gemilerin boşaltıldığı yer karadeniz sahili midye civarı kuzeye tam cepheli bir yerdir. &lt;br /&gt;
ertesi günü öğle üzeri haramiler deresi civarını tetkik için bazılarından sadık adamım odev ve sair 7 kişiyi gönderdim biz o sırada iri bir yerli taşı oymaya başladık ikindi vakti odev geldi ileride ufak gölcüğün ince ayağının haramiler deresine karıştığını anlattı derhal bir kağnı arabamı hazırlattım içersine 1500 okka altın bulunan nevaleyi yüklettim ben atıma atladım yanımızada 34 kişi alarak sarı göle geldik bu gölün ayağından başlayarak 40 adet döşenmiş taş görürsünüz içlerini yoklamadan geçmeyin yalnız birisinde oyuk işareti olup esasında sadece o sahtedir aradan 3 gün 2 gece geçti o akşam yerli ana taşa soldan büyük taşlardan yapılmış 3 basamağı olan ve birinci taşın basamağı çatlak olan değirmen yapılmıştır ve bitmiştir bu değirmene düz girilir 3 basamağı vardır yerle birdir domuzun ayağının içinde sağ ayağına bakarsınız 9 civcivli tavuk resmini görürsünüz ufak yavru anasının üzerine çıkmış bir yılan onlara saldırır vaziyettedir ansının üzerindeki yavru doldurulmadır tek bir bizans altını içindedir değirmen suyunun sağına gelen tarafta def ile ayı oynatan bir ayıcı ile ayı resimleri tarafımızdan fevkelade güzel çizilmiştir ...... talimatım şu şekildedir ayının 23 adım karşısında gri bir taş vardır bu taşta ayının ayağının resmi vardır değirmenin önünde bir binek taşı vardır &lt;br /&gt;
.......sabah gün pırıl pırıl berlamüti harabelerinden erken saatlerde ayrıldık önden ilerliyerek bir kayalığa tırmandım burada kalıptan çıkma bir oturak taşı gördüm oturdum baktımki halkalı kayaya çaktığım halka buradan gözlük şeklinde gözüküyor aşağıya indim ve tekrar halkalı kayaya geldik bu sefer sağ taraftan dar bir boğazda bir çeşme gördük buda konstantin yapımı suyu ayakta rahatlıkla içilebilir oluğu taş bu çeşmeyi sabit nişan olarak karşısındaki sırta geldik bir MAĞARA’ içeride üç beş at leşi olup sinekler vızıl vızıl uçuşuyor dedimki adı sinekli MAĞARA’ olsun içeriyi girerseniz tam ortasında bir dikili taş bulursunuz taşın alnında oyma bir delik sağında nal resimleri görürsünüz bu taşı kaldırın ve bakın nalların yönünde yani devamlı sağ cenabı izleyerek daha ileride sol yolu görmezlikten gelerek ilerledik sol cihetten giren iki adamımın acı feryadı kulağımda cınladı yolu kestim tuzaklıdır dedim sağ cenabı kısa bir süre takip ettik 4 adet ufak odalarla karşılaştık bir odayı tamamen kapattırdım soldan 3 na odayı tamamen olmasada doldurduk denilebilir ağzı kapılıdır biz 6 saatte 40 kişi ile kapattık siz üç saatte 80 kişi ile açamazsınız bir kişi 240 saatte veya 10 günde devamlı çalışmaları ile bitirebilir odaları geçerseniz meydanlıkta orta yerinde taştan örme bizanslılardan kalma içersinde mallar doldurulmuştur bir kuyu görürsünüz ve her taşında bir istavroz görürsünüz yolun devamını izliyerek MAĞARA’dan çıkarız patika yoldan izlerseniz yol ikiye ayrılır bir yol bağdat yoluna gider diğeri aynı şekilde ters dönüp dolaşıp halkalı kayama ulaşır biz bağdat yolunu takip ettik kıble cihetinde ilerliye ilerliye akşam gün batarken vezir köprüsünden geçtik vezir hanlarına konakladık bol tavuk eti ile şarap içtik ve yedik eğlendik sabahleyin çimenika kalesine vardık bu kalede agzına kadar dolu kör bir kuyu ile ortada bir sandık dolusu altınımız bulunan 7 adet yar yaptık tam o sırada bizi izlemeye kalkan hancıyıda öldürerek kuyuya attık kuyunun üstü taşlarla örtülü olup zahmeti gerektirir ağzı dört köşe olup 21 kulaç derinliğindedir. ...... kurt kalesi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Goncasıyla açılmış gül dalı ve bağdaş kurmuş beşik salar vaziyetteki Kadının hakkında çözüm. Kadın bağdaş kurmuş beşik salar vaziyete (Oyma) yerli kaya üzerinde goncasıyla açılmış gül dalı bir tepsi büyüklüğünde (kabartma) &lt;br /&gt;
Çözüm: Güneş doğar doğmaz tepsinin kayasına isabet eder. Kayanın tam üstündeki tepe beşik salar kadının karşısına isabet eder ve bu tepeye mal gömülmüştür. Bir mezara gömülmüştür. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÇİFTE GÖVERCİN &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyük yerli kayanın üzerinde ve kayanın kuytu yerinde ayrı kayada heykel şeklinde uçar vaziyete ağzı açık yapılmış, bu kayanın dibinde çıkan su içilir. Kaya MAĞARA’dan çıkan su içilir. Yanında dere boyunda ayrı ayrı kayalar üzerinde çifte güvercin uçar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İKİ NÖBETÇİ &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyük kalenin üzerinde resmi çift nöbetçi ve Ayı heykeli vardır. Burada Deve bağırtan yokuşu bulunur. Kervan yolu takip edilerek kapı kayaya inilir. Kapı kayanın bir duvarı kendinden düz olup, üzerinde bir çok resim bulunur. Burayı geçince pamukçu bayırın sağında bir çeşme vardır. Bayırın üzerinde 3 dikili taş bulunur bu taşlar gayrı tabidir. Posta yolu kavşağında 2. Çeşme vardır. Birinci eğilmeden su içilir. O biri dizlerini koyarak su içilir. Bunlara çırçır çeşmesi denir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ANA KADIN &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Köklü kaya üzerinde beşikteki çocuğunu emziren ana kadın (kendinden Karşıdan) karşıdaki kayada 7 Koyunlu çoban resmi vardır. Kabartma yapılmıştır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KANTARLAR &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kantarlar yerli kaya üzerinde kantarlar ve bilek kalınlığında yapılmış olup, 6 çeşidi vardır. Topların durumuna göre toplar 39-40-44-66-90-138 çeşidi vardır. Üzerinde eski yazıyla yazılıdır. Ve taksimlidir. Ve rakamlarla taksimlidir. Bunlarda 39 okkayı gösterenin karşısında 3 dikili taş vardır. Taşların içinde alanda kaynak su mevcuttur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
HALKALI KAYA &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuş kayasından darı alanına çıkar darı alanında 3 posta yolu birleşir. Boyalı çeşme meşhur yaylanın suyudur. Üç taşlar mevkii burasıdır. Burada 24 kulaç yükseklikte bir kaya vardır. Bu kayanın dibinde bir başı delik su teknesi vardır. Burada baktığın zaman Kartal kuş kayası görülür berber MAĞARA’sı Kartal kuş kayasının altındadır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
YATAKLI TUNÇ HALKA &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kayanın zemininde 18 kulaç yükseklikte içinde kuzu geçecek büyüklükte içinde ve bilek kalınlığında tunçla bir sikke ile çakılıdır. Halkanın kayadan yüksekliği 6 kulaçtır. Kayanın zemininden halkaya kadar 41 basamak çıkılır. Ve 41. Basamakta vardır. Bu merdivenden kısman kırıktır. Ayni kayanın zemininde 3 MAĞARA’ ini sıra ile vardır. Bunlardan birisine bir, ikincisine iki, üçüncüsüne üç öküz yatabilecek büyüklüktedir. (Dikkat labirent zeminlidir.) &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bir köylü bize burada çöz akıl almaz dedi yaşı 85 yaşlarındaydı. 1. o herhalde iyi bilirdi tam sağlam bir mevki dedik sırtımızı kartal kayaya döndük . siöri taşladık bir kayalık yer gördük yanıma bir kaç emanet ve 3-4 kişi alarak burayı taradım fırına benzer bir MAĞARA’ gördük bu MAĞARA’nın karşısında bir koyun çanı vardır işaretli taşlardan ikinci yolu izlersek bu yolda edirne vilayetine gider burası ........kaya olup içine bakmayı ihmal etmeyiz .reçko binek taşına çıktı reis dedi karşıda bir MAĞARA’ var gel bak istersen bu MAĞARA’ küçük olup roma keşişlerinden kalmadır MAĞARA’nın kapısının yanına kesme bir yol vardır kapı ise 2 adım yüksüz geçebilecek genişliktedir içersinde bir ufak çocuk bir çift öküzü yedeğinde çeker vaziyette resimle süsledik MAĞARA’dan baktığımızda değirmeni ve havalini yüksekten ...masa ederiz. işte bu mevkiye toptan adamlarımdan emin ağanın ismini vaaz ettik ama emanetlerin yerini emin ağa bile bilmez vezir tepeye tekrar döndük daha yukarılara doğru gür bir kirazlık mevkiye rastladık dümdüz muntazam bir yayla adını kirazlı yayla koyduk yaylada bir öküz resmi kabartma olarak mevcuttur boynunda çan vardır bu yayladan 2 saat mesafede erikli yaylaya girdik burada beş gün konakladık pek fazla nişanlar yaptık bu işaretlerimiz (davul,yarım ay,tavuk,3 öküz,kız,yılan, ayı ve ayıcı,avcı,domuz,tavşan,kartal, kurt,sucu kız, balık,kantar,terazi,yarım insan heykeli ... erikliye yakın bir koru vardır.ağaçları top top kümelenmiş ve dar alana merkezileşmiştir burası çok hoşuma gitti adını top koru şeklinde vaaz ettik .reçko ve 3 heykel tıraşım olan ustalarım sert bir taştan yontarak gayet güzel şahane işlemeli hamile kadın heykelini yaptılar bu kadının elinde çocuk vardır .top korunun ucundan dönerseniz tekrar haramiler dere boyuna vasıl olduk derenin sağ ve sol cenapları ağır talimli adımlarla ilerledik haramiler deresine yakın kısımlarında dere iki kola ayrılır sağ kolu şeytan dereye inmektedir biz şeytan deresini takip ettik yolda bir ara durduk derenin karşı yamacı aklımca kayalık ve engebelidir adamlarımı bir araya toplayarak üç guruba ayırdım üç yerde oyuklar açmaları için gereken talimatı verdim biz bu işlerle meşgul olurken dedonun 14 kişilik gurubu oldukça yüklü bir şekilde yanıma geldi işte o zaman bu değirmenleri oldukları yerde bıraktık .değirmenle dere arasına sofra kaya adı verilen ve üstüne yontma taşlardan 3 merdiven ile çıkılan üç basamaklı sofra kayamız vardır . daha sonra sofra kayanın doğusuna gelen ilk tepeyi aştık ve kazan ve kazan dereye vasıl olduk .burada konakladık geceli gündüzlü tam 28 gün çalıştık burada bana ihanet eden 8 kişiyi katlettik ve silahları ile beraber emanetlerin üzerine gömdük sonra sırtımı değirmene verdim değirmenin domuzluğundan dökülen suların bulunduğu yere bir bizans altını koydurarak bir avuç horasanı üzerine yapıştırdım panov bunu bir güzel işleyerek domuz resmi haline soktu ve kurutmaya terk ettik değirmenin biraz uzağında tahminen 5 arşın yükseklikten dökülen bir şelale vardır altında gölcük taslık etmektedir şelalenin suyunu üstten kestirdim ve suyun döküldüğü yere demir bir kazığı halka ile berabar çaktık ve nişanladık suyun engelini kaldırdık su bütün haşmeti ile tekrar dökülmeye başladı suyun sıçradığı yerin başına oturduk slançev buradan baktığında karşı kayaya işaret koydu bir tek mahmudiye ve 30 cm uzunluğunda dik bir istavroz nişanı buradadır bu putun yanına gelen taraftan yukarı oturak taşına oturmak sureti ile başımızı hafif kaldırarak bakarsanız bir MAĞARA’ görürsünüz MAĞARA’ bizanslılardan kalmadır tekrar oturak taşımızın yanına geldik ....ve oturdum &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kurt kalesi çimenika kalesinden gelenyol ikiye ayrılırken sağa gidenin dibinde kurulmuştur ulu bir kaledir terk edilmiştir kalede 8 teneke altın paramız olup tarafımızdan yapılmış ve dört basamaklı merdivenin altına yerleştirilmiştir kalenin eteğindesıra sıra kayalar vardır kırk kırkbeş kadar hayvan bağlanacak yerler önlerinde ...ramlikler bu kaladedir tabanı taş döşemedir çimenika kalesinden gelen yolun sol cenabını izliyerek diğer adamlarım kapı kaya adını verdiğimiz mevkie kadar gitmişlerdi kapı kayanın sol tarafında görürseniz kabartma olarak yapılmış bizans resmi görürsünüz bu güğümden su döken kızın resmidir &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
vezir tepe eteklerine gelirsek bir iki dönüm iriliğinde katırboğan gölünü görürüz bu göle katır boğan gölü denmesinin sebebi gölün bulunduğu yerin kayalık olması içine giren karların dışarıya çıkamamasıdır katır boğan gölünün ortasında bulunan adacığa iki adamım tarafından siyah taş yerleştirildi bu taşta 3 güvercin vardır vezir tepesinin poyrazından ve katır boğan gölünün doğusunda 10-15 gün kadar konakladık bu süre zarfında gölün doğusunda bulunduğumuz yer ve kayalıklara tam techizatlı bir yeni çeri askeri kayalığa tırmanır vaziyette yaptık askarin tırmandığı yerde dikili bir taş ve bu taşta yılan resmi vardır ağzı askerin cihetine yönelik olup kuyruğu hafif kıvrıktır &lt;br /&gt;
tepeyi dolaşırsanız 12 adım uzunluğuda vezir mezarı adı verilen ve çakıl taşları ile çevrilmiş öbekli bir emanet yerimiz mevcut olup derinliği fevkelade fazla olup katiyen derin kazdıkça terketmeyin yoksa pişman olursunuz vezir tepesinin eteklerinde pek çok işaret ve planlarımız mevcut olup sahte ve oyalayıcıdır aylarca arasanız pek bir mana çıkartamassınız zaten bizde anlıyamadık daha aşağıya doğru at sürdük baktıkki katır boğan gölünün suyu haramiler deresine karışıyor derhal dereyi izlemeye kuyulduk eski bir mahalde rum ahalisinden kalma aynı su arkı ile işleyen 3 adet değirmen gördük bunları sabit mevki olarak kalması için gönlüme kayit düştüm bir mesafe kat ettikten sonra meşenin sarı ve iyi cinsinden oluşan sırtta bir ormanlık mevkie girdik atlarımızdan indik sarı meşeliğin ortasına doğru ilerledik burada 3 öküzü yaptık uzaktan baktığımızda adi bir taş olup yanına vardığımızda iki çift öküzdür biri beyaz biri gri gök renkli oluparaları 3 adım olup kıç kıça yatar vaziyettedir biz burada tarihi ve çok eski bir mevkii devirerek yaktık kömür haline getirdik ve bu alana döşedik üzerine 21kişi 5 saat zamanla toprak attık petrof beyaz öküzü arkasına alarak öküzün baktığı yöne 51 adım yürüdü ve durdu ve yuvarlak ça bir taşa bir kız çocuğu bir tutam samanı öküze uzatmış şekilde resimle belirlediler sabahleyin çadırımdan dışarı</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/8271057425006643209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/kilicli-magara_22.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/8271057425006643209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/8271057425006643209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/kilicli-magara_22.html' title='kilicli magara'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-8375135780683139329</id><published>2011-11-22T10:35:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T10:35:19.567-08:00</updated><title type='text'>kilicli magara</title><content type='html'>668 yılında karadeniz sahilleri emine burnu pomariye kenti kuzeyinde &lt;br /&gt;
181 kişilik çetemle birlikte karaya bastık. aylardan teşrin evvelin on beşinci günü bir ikindi vakti güney doğuya doğru yönelerek osmanlı diyarlarına esas hareket ettim. dimitrovgrad hasköy suvelingrad polovdiv laskigrad eyaletlerinden topladığım muhteşem ordumla 51 mühendis 40 mimar 28 papaz ve okutman 42 kaşif 6 gemici tayfası 17 top uzmanı ve ateşci 18 aşçı ve hizmetçi yamağımı 181 kişilik çeteme dahil ettim. 7 koldan yedi bazının yedi bölgede iz ve nişanlarımız olup 366 adet yekunen de kabul eder bunlardan sadece 66 adedi dolu olup 300 adedi ise sahte ve son derece oyalayıcıdır benim ikinci çıkışım konstantinapolis eyaleti site kentinin marmaraya vakıf olan sakin bir kuytusudur 3 üncü hareketim eğe denizinin edremit körfezi koylarına olup halen uygarlığınan kol gezdiği diyarlardır.4 üncü taarruzum gürcü diyarında batı karadeniz kıyısından pani şarlarından olup güneye münhasırdır posof hanek borçka fnark şehri taraflarından yay çizerek ermeni ahalisinin bol olduğu civarları ihtiva ede 5 inci harekatım sinyone burnundan başlayarak arap ı suriye bölgesine kadar siyaret eder. ve osmanlı topraklarını çiğner geçer . kara deniz üsküdar sahilinden doğuya dönerek bu denizin kıyılarını tarar geçerim. 7 inci bölgeme kaim olan işgal hareketim grek toprakları içersinde cereyan etmiş olup aleksandropolise yi başlangıç merkezim olarak tasarladım . karatepe kara burun 1669 senesi teşrinsani vakit sabaha karşı karaya ayak bastığımızdan itibaren tahriben tahminen iki saat yaya yürüdük yeşil akan ince bir suyun boylarına vardık tam iki gün iki gece konakladık. dimitrov ve petrey iki sadık adamım 100 yıllık bizansın sanat şaheseri bir MAĞARA’ keşfettiler kapısında çift kılıç resmi olup ağzı son derece dardır içeriye sürünerek girilir dardır ve loş karanlıktır tahminen yarım saat emekliyerek yürürüm . karşıma geniş bir galeri gelir bu galerinin tam ortasında yuvarlak ve halis mermerden bir havuz mevcuttur.suyu eksik olmaz galerinin sağ ve solunda bizansca yazılar vardır .7 adedi tuzaklıcınasına kapının üzerinde + işareti yapılmıştır ve kabartmadır diğer kapıların üzerindede + olup oyma yani çizgi halindedir sakın aldanmayın ana kapıdan girersem 25 adım atarım hemen sağ tarafıma bakarsam duvarda bir kabartma maymun resmi bulurum maymun aynen kasılmış muz yer vaziyette bize bakar . maymundan 71 adım ileride karşıma demir kalın bir kapı gelir anahtarını üzerinde bıraktım . yalnız ben anahtarı sola çeviririm şayet sağa çevirirsem bir ok fırlar ve de beni vurur. tam 15 ton ağırlığında tahminen ölçtüğümüz altın gümüş bronz hellen heykel ve silahları buradadır .ayrıca mahzenimin sağ ve sol cenaplarında birer salkım üzüm resimleri ile iki adet atinalı askerin kabartma şekilleri şahaserce resmedilmiştir bana lazım olan sadece ikiadetgeçici tekne ve halattır piliçli tavuk . bu bölgede bir tavuk ve 5 adet yavrusundan ibaret olup kabartma olarak plançev tarafından yapılmıştır . 5adet yavru sair 5 bölgemi ana tavukta benim bu birinci bölgemde olduğuna delil sayılır şayet bulursanız muvaffak olmamanız için hiç bir neden yoktur baktım ana tavuktan 70 mil kuzeye yürüdüm . siyah ama simsiyah bir kayada sade tek bir karayılan resmi gördüm ağzı şimale bakar boyu 27 cm yi bulur . bu diyara kılıçlı MAĞARA’ yahut çifte kılıçlı MAĞARA’ derim papaz mişigan iki adet tam 180 okka tanasi çeken platin iki kılıcı derince deresi yahut çamlık mevkiinde dar sarp vahşi bir çatak içinde bulunan kaşif işi derin ama dar MAĞARA’ya getirdi mühendisim olan reçko petroviç 111 parmak uzunluğunda paslanmaz krom çelik yayları kılıçlara vurguladı MAĞARA’nın sağ ve sol cenaplarına yuvalar açarak kılıçları buraya vurguladı yayların altında 135 okka her biri çeken iki ağırlık boşluğa sallandırıldı şimdi iki keskin kılıç sürekli olarak bu MAĞARA’nın kapısında haretet halindedir katiyetle içeri kiseyi bırakmaz bilmeyene bin bir kere lanet getirir zaten benim yapacağım iş zor değildir ama benim yaptığımı çözecek benden çok zeki bir şahıs olmalıdır MAĞARA’nın önüne geldiğimizde kılıçlar çalışır belirttiğim sahaya ayak basmak gerekir ancak ve de ancak MAĞARA’nın sağ sol tarafından muvaffak olmak gerekir taşları çıkartırsanız yaylar boşalır ve kılıçlar etkisiz ve de zararsız hala gelir kılıçlı MAĞARA’nın üzerinde kabartma kılıç resimleri vardır içeriye girirsek sağ ve sol cihetlerde muhtelif ebatlarda put resimleri görürüz MAĞARA’nın ağzından 122 adım içeride 7 yol mevcut olup aslında her bir yol biri birine bağlantı ve komplekstir başını ve sonunu katiyen bulamassınız başınız döner ve içeride 7 ci yol en hatasız ve en basit yoldur doğru mala ***ürür. yıllarını bana adamış kaşif şöyle der( ver de gözünü doyur al de adamlarını doyur )bu sözleri beğendiğimden MAĞARA’ya içersine kazıttırdım ve de yazdırttırdım insanın zevkli anlarını yazması kadar gayet hoş bir şeyi hayatta tasavvur edemem ben kendim mimarım aslım arnavuttur bulgar için çarpışırım onun için vuruşurum ölürüm öldürürüm tabi kendimide doyururum (not el yazısı notların 8 nci sahifesi burada bitmiştir 9-10-11-12 sahifeler kayı olmuştur). &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
tekrar oturak taşımızın yanına geldik ve oturdum. (devamı) düşünürken şelalanin üst tarafında bir iri balık resmi olduğunu gördüm. balık MAĞARA’nın işaretiydi derhal harekete geçmeleri için adamlarımı bir araya toplayarak lüzum eden emirleri verdim . netice arzuladığım şekilde idi bizanslılardan kalma kral mikail MAĞARA’sından 80 kazan dolusu envai çeşit ziynet altını çıkardık adamlarımı bir sevinç aldı ateş yakılması için emir verdim hem balık tutuyoruz hem içiyor hem de eğleniyoruz gece yarısı çoktan geçmişti eğlenceyi yarıda kesmeleri için emir verdim onlar yatmak için dağılırken bende değirmenin ismini vermiştim (arkacık değirmeni)yahut doğancık değirmeni yalnız bu değirmenin ismini arkacık değirmeni olduğunu benden başka bilen yoktur adamlarım burasını kazan dere değirmeni olarak bilirdi bu değirmen sahte olup anadolu yarım adası içersinde olan diğer 6 adet değirmen aynı ismi taşımakla beraber sahtedir boştur ve oyalayıcıdır ertesi gün şafakla beraber yola koyulduk bir ara gurubun en önüne gelerek geriye döndüğümde bir baktığım zaman 300 atlı bir süvari grubun üzerimize doğru hızla at sürdüklerini farkettim .değirmenin üst tarafına dönerek patika yoldan hızla ileri fırladım adamlarımda beni takip etmekle vakit kaybetmediler poyraz istikametinde at sürerek kara orman mevkiine geldik buraya pusuya yattık ve gelen grubu kara orman mevkiinde yenerek katlettik bu arada 5 kişi kayıp verdiğimizi öğrendim pek çok ganimetin yanında 300 at sahibi olmuştuk sırp sarlarında bu yağız atları pek fazla akçe osmanlı altını verırlerdi &lt;br /&gt;
muazzam büyük bir kayanın yarısını kırdırdım bu kayaya tek bir istavroz işareti vardır .ve adını kesik kaya koydum bu kayanın hemen sağ tarafından bir su gelir dönemeci alırken batar yok olur sol tarafında ise 3 veya 4 kişinin sığınabileceği taş kovuğu vardır bu kovuğun altını oyarak mahzen yaptık (.....)adet heybe dolusu altını buraya koydurdum ve 17 kişi ile burasını kapattırdım kovuğun içinde ve solunda kabartma bir tosbağa resmi görmezseniz içeriye girmeyiniz bu sırada sakin ve keyif içinde kendime has bir kroki çizerek hazırladım kalıptan çıkan mahalkanın içersine teslim ederek oyuğun karşısına geçtim hava kararmış yağmur neredeyse yağmak üzereydi. muazzam kenarının cephe kısmını işaret ederek halkayı oraya çaktırdım ölçüm zirveden iple 6 metre gelir gelmezse 18 arşın noksan olabilir bu kaya halkalı kayadır daha ileride arnavut kaldırım döşenmiş bağdat yolunu görürüz bu yolu arkamıza alarak ona paralel olan ince bir dereden karşıya geçtik hafif meyilli bir yokuşu tırmandık o sırada yağmur hızla yağmaya başladı yolun sağında eski bir harabelik yere sığındık burada konakladık yer bizanslılardan intikal etmektedir bir gece orada konakladık adamlarımın can sıkıntısından olacak pek çok nişanlar yapmışlar bazı yerlere kendi paralarından yerleştirmişlerdir bunlar her biri adamlarımın kendilerine ait ufak emanetler olup yerlerini kayıtlarıma almadım yalnız kafası çalışan her şahsın tahminim keski çekiçle bu paraları çiçeklerden bal toplar gibi toplayacağından eminim &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
.......ben panov endruspelye vasil dimitrov petrov alevtodev cercis yuvanni vasilevski kumandasındaki 780 kisilik bir birliğim 1672 yılı kasım ayında mısırın iskenderiye limanından nevale alarak dirlenmiş dinçleşmiş taş gibi geldi yer ........ vasileveski baltimorlu karayılan tahta bacak jak bastiyan edremitli kör sarku adriyatikli defterdiyan hepsi ama hepsi bir arada bulunuyordu 3 parca gemide 90 ton ağırlığında nevale bariz tıka basa doluydu birleşik kırallığın osmanlı devletin hediyeleri arap şeyhlerinin hazineleri bir arada toplanmışlardı çok büyük bir korsan yapısı MAĞARA’nın önüne gemileri demirlediler tam 80 gün devamlı çalışma ile 1200 kişi bu malı korsan yapısı MAĞARA’ya taşıdık halatlarla gemi yaptık ben geminin kumanda mevkiinde vasilevski ile beraberdim baltimirli karayılan ikinci gemide idi işimiz bittiğinde yorgunluktan ölüyorduk yatıyor ertesi sabah erkenden başlıyorduk böylece tam 80 gün ve gece çalışmakla emanete aldık gemiler emren talimatlarımla imha ettirip denizin içersine çökerttik ayrı ayrı ve bir üçgen halinde denizin en sarp yerindedir burası tamamen kuzeye cephelidir müstakiliyeti ilelebet payidar olacaktır 18 metre yüksekliğinde ve de 11 adım eninde kapısı vardır bir yelkenli ile rahatça içeri gireriz içerisinde bir delikten 131 merdivenle yukarı çıkarız ve bir odaya gireriz 550 okrure badna yakın genişliği olan bir yerdir mallarımız ıçlarımız hepsi burdadır bu yol kapılıdır açması ise fevkalede zordur bunun için odanın kenarından kapısı olup horasanla sıvalıdır bu bana göre çok kolaydır yalnız yukarıdan 21 kulaç sarkmak külfetini gerektirir murç ve bir çekiçle kırarak içeri girebilirim bu işin marifeti neticesinde kumandanlarıma muazzam bir ziyafet verdim onları mükafatlandırdım zeki ve kurnaz dedo yuvanniyi çatal sakalın yanına yolladım aynı günün muhtelıf vakitlerinde adamlarımı kendi bölgelerine gönderdim yalnız adriyatikli lefter hastalandıktan mutevellit iki daha yanımda istirahat etti.not gemilerin boşaltıldığı yer karadeniz sahili midye civarı kuzeye tam cepheli bir yerdir. &lt;br /&gt;
ertesi günü öğle üzeri haramiler deresi civarını tetkik için bazılarından sadık adamım odev ve sair 7 kişiyi gönderdim biz o sırada iri bir yerli taşı oymaya başladık ikindi vakti odev geldi ileride ufak gölcüğün ince ayağının haramiler deresine karıştığını anlattı derhal bir kağnı arabamı hazırlattım içersine 1500 okka altın bulunan nevaleyi yüklettim ben atıma atladım yanımızada 34 kişi alarak sarı göle geldik bu gölün ayağından başlayarak 40 adet döşenmiş taş görürsünüz içlerini yoklamadan geçmeyin yalnız birisinde oyuk işareti olup esasında sadece o sahtedir aradan 3 gün 2 gece geçti o akşam yerli ana taşa soldan büyük taşlardan yapılmış 3 basamağı olan ve birinci taşın basamağı çatlak olan değirmen yapılmıştır ve bitmiştir bu değirmene düz girilir 3 basamağı vardır yerle birdir domuzun ayağının içinde sağ ayağına bakarsınız 9 civcivli tavuk resmini görürsünüz ufak yavru anasının üzerine çıkmış bir yılan onlara saldırır vaziyettedir ansının üzerindeki yavru doldurulmadır tek bir bizans altını içindedir değirmen suyunun sağına gelen tarafta def ile ayı oynatan bir ayıcı ile ayı resimleri tarafımızdan fevkelade güzel çizilmiştir ...... talimatım şu şekildedir ayının 23 adım karşısında gri bir taş vardır bu taşta ayının ayağının resmi vardır değirmenin önünde bir binek taşı vardır &lt;br /&gt;
.......sabah gün pırıl pırıl berlamüti harabelerinden erken saatlerde ayrıldık önden ilerliyerek bir kayalığa tırmandım burada kalıptan çıkma bir oturak taşı gördüm oturdum baktımki halkalı kayaya çaktığım halka buradan gözlük şeklinde gözüküyor aşağıya indim ve tekrar halkalı kayaya geldik bu sefer sağ taraftan dar bir boğazda bir çeşme gördük buda konstantin yapımı suyu ayakta rahatlıkla içilebilir oluğu taş bu çeşmeyi sabit nişan olarak karşısındaki sırta geldik bir MAĞARA’ içeride üç beş at leşi olup sinekler vızıl vızıl uçuşuyor dedimki adı sinekli MAĞARA’ olsun içeriyi girerseniz tam ortasında bir dikili taş bulursunuz taşın alnında oyma bir delik sağında nal resimleri görürsünüz bu taşı kaldırın ve bakın nalların yönünde yani devamlı sağ cenabı izleyerek daha ileride sol yolu görmezlikten gelerek ilerledik sol cihetten giren iki adamımın acı feryadı kulağımda cınladı yolu kestim tuzaklıdır dedim sağ cenabı kısa bir süre takip ettik 4 adet ufak odalarla karşılaştık bir odayı tamamen kapattırdım soldan 3 na odayı tamamen olmasada doldurduk denilebilir ağzı kapılıdır biz 6 saatte 40 kişi ile kapattık siz üç saatte 80 kişi ile açamazsınız bir kişi 240 saatte veya 10 günde devamlı çalışmaları ile bitirebilir odaları geçerseniz meydanlıkta orta yerinde taştan örme bizanslılardan kalma içersinde mallar doldurulmuştur bir kuyu görürsünüz ve her taşında bir istavroz görürsünüz yolun devamını izliyerek MAĞARA’dan çıkarız patika yoldan izlerseniz yol ikiye ayrılır bir yol bağdat yoluna gider diğeri aynı şekilde ters dönüp dolaşıp halkalı kayama ulaşır biz bağdat yolunu takip ettik kıble cihetinde ilerliye ilerliye akşam gün batarken vezir köprüsünden geçtik vezir hanlarına konakladık bol tavuk eti ile şarap içtik ve yedik eğlendik sabahleyin çimenika kalesine vardık bu kalede agzına kadar dolu kör bir kuyu ile ortada bir sandık dolusu altınımız bulunan 7 adet yar yaptık tam o sırada bizi izlemeye kalkan hancıyıda öldürerek kuyuya attık kuyunun üstü taşlarla örtülü olup zahmeti gerektirir ağzı dört köşe olup 21 kulaç derinliğindedir. ...... kurt kalesi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Goncasıyla açılmış gül dalı ve bağdaş kurmuş beşik salar vaziyetteki Kadının hakkında çözüm. Kadın bağdaş kurmuş beşik salar vaziyete (Oyma) yerli kaya üzerinde goncasıyla açılmış gül dalı bir tepsi büyüklüğünde (kabartma) &lt;br /&gt;
Çözüm: Güneş doğar doğmaz tepsinin kayasına isabet eder. Kayanın tam üstündeki tepe beşik salar kadının karşısına isabet eder ve bu tepeye mal gömülmüştür. Bir mezara gömülmüştür. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÇİFTE GÖVERCİN &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyük yerli kayanın üzerinde ve kayanın kuytu yerinde ayrı kayada heykel şeklinde uçar vaziyete ağzı açık yapılmış, bu kayanın dibinde çıkan su içilir. Kaya MAĞARA’dan çıkan su içilir. Yanında dere boyunda ayrı ayrı kayalar üzerinde çifte güvercin uçar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İKİ NÖBETÇİ &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyük kalenin üzerinde resmi çift nöbetçi ve Ayı heykeli vardır. Burada Deve bağırtan yokuşu bulunur. Kervan yolu takip edilerek kapı kayaya inilir. Kapı kayanın bir duvarı kendinden düz olup, üzerinde bir çok resim bulunur. Burayı geçince pamukçu bayırın sağında bir çeşme vardır. Bayırın üzerinde 3 dikili taş bulunur bu taşlar gayrı tabidir. Posta yolu kavşağında 2. Çeşme vardır. Birinci eğilmeden su içilir. O biri dizlerini koyarak su içilir. Bunlara çırçır çeşmesi denir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ANA KADIN &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Köklü kaya üzerinde beşikteki çocuğunu emziren ana kadın (kendinden Karşıdan) karşıdaki kayada 7 Koyunlu çoban resmi vardır. Kabartma yapılmıştır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KANTARLAR &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kantarlar yerli kaya üzerinde kantarlar ve bilek kalınlığında yapılmış olup, 6 çeşidi vardır. Topların durumuna göre toplar 39-40-44-66-90-138 çeşidi vardır. Üzerinde eski yazıyla yazılıdır. Ve taksimlidir. Ve rakamlarla taksimlidir. Bunlarda 39 okkayı gösterenin karşısında 3 dikili taş vardır. Taşların içinde alanda kaynak su mevcuttur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
HALKALI KAYA &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuş kayasından darı alanına çıkar darı alanında 3 posta yolu birleşir. Boyalı çeşme meşhur yaylanın suyudur. Üç taşlar mevkii burasıdır. Burada 24 kulaç yükseklikte bir kaya vardır. Bu kayanın dibinde bir başı delik su teknesi vardır. Burada baktığın zaman Kartal kuş kayası görülür berber MAĞARA’sı Kartal kuş kayasının altındadır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
YATAKLI TUNÇ HALKA &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kayanın zemininde 18 kulaç yükseklikte içinde kuzu geçecek büyüklükte içinde ve bilek kalınlığında tunçla bir sikke ile çakılıdır. Halkanın kayadan yüksekliği 6 kulaçtır. Kayanın zemininden halkaya kadar 41 basamak çıkılır. Ve 41. Basamakta vardır. Bu merdivenden kısman kırıktır. Ayni kayanın zemininde 3 MAĞARA’ ini sıra ile vardır. Bunlardan birisine bir, ikincisine iki, üçüncüsüne üç öküz yatabilecek büyüklüktedir. (Dikkat labirent zeminlidir.) &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bir köylü bize burada çöz akıl almaz dedi yaşı 85 yaşlarındaydı. 1. o herhalde iyi bilirdi tam sağlam bir mevki dedik sırtımızı kartal kayaya döndük . siöri taşladık bir kayalık yer gördük yanıma bir kaç emanet ve 3-4 kişi alarak burayı taradım fırına benzer bir MAĞARA’ gördük bu MAĞARA’nın karşısında bir koyun çanı vardır işaretli taşlardan ikinci yolu izlersek bu yolda edirne vilayetine gider burası ........kaya olup içine bakmayı ihmal etmeyiz .reçko binek taşına çıktı reis dedi karşıda bir MAĞARA’ var gel bak istersen bu MAĞARA’ küçük olup roma keşişlerinden kalmadır MAĞARA’nın kapısının yanına kesme bir yol vardır kapı ise 2 adım yüksüz geçebilecek genişliktedir içersinde bir ufak çocuk bir çift öküzü yedeğinde çeker vaziyette resimle süsledik MAĞARA’dan baktığımızda değirmeni ve havalini yüksekten ...masa ederiz. işte bu mevkiye toptan adamlarımdan emin ağanın ismini vaaz ettik ama emanetlerin yerini emin ağa bile bilmez vezir tepeye tekrar döndük daha yukarılara doğru gür bir kirazlık mevkiye rastladık dümdüz muntazam bir yayla adını kirazlı yayla koyduk yaylada bir öküz resmi kabartma olarak mevcuttur boynunda çan vardır bu yayladan 2 saat mesafede erikli yaylaya girdik burada beş gün konakladık pek fazla nişanlar yaptık bu işaretlerimiz (davul,yarım ay,tavuk,3 öküz,kız,yılan, ayı ve ayıcı,avcı,domuz,tavşan,kartal, kurt,sucu kız, balık,kantar,terazi,yarım insan heykeli ... erikliye yakın bir koru vardır.ağaçları top top kümelenmiş ve dar alana merkezileşmiştir burası çok hoşuma gitti adını top koru şeklinde vaaz ettik .reçko ve 3 heykel tıraşım olan ustalarım sert bir taştan yontarak gayet güzel şahane işlemeli hamile kadın heykelini yaptılar bu kadının elinde çocuk vardır .top korunun ucundan dönerseniz tekrar haramiler dere boyuna vasıl olduk derenin sağ ve sol cenapları ağır talimli adımlarla ilerledik haramiler deresine yakın kısımlarında dere iki kola ayrılır sağ kolu şeytan dereye inmektedir biz şeytan deresini takip ettik yolda bir ara durduk derenin karşı yamacı aklımca kayalık ve engebelidir adamlarımı bir araya toplayarak üç guruba ayırdım üç yerde oyuklar açmaları için gereken talimatı verdim biz bu işlerle meşgul olurken dedonun 14 kişilik gurubu oldukça yüklü bir şekilde yanıma geldi işte o zaman bu değirmenleri oldukları yerde bıraktık .değirmenle dere arasına sofra kaya adı verilen ve üstüne yontma taşlardan 3 merdiven ile çıkılan üç basamaklı sofra kayamız vardır . daha sonra sofra kayanın doğusuna gelen ilk tepeyi aştık ve kazan ve kazan dereye vasıl olduk .burada konakladık geceli gündüzlü tam 28 gün çalıştık burada bana ihanet eden 8 kişiyi katlettik ve silahları ile beraber emanetlerin üzerine gömdük sonra sırtımı değirmene verdim değirmenin domuzluğundan dökülen suların bulunduğu yere bir bizans altını koydurarak bir avuç horasanı üzerine yapıştırdım panov bunu bir güzel işleyerek domuz resmi haline soktu ve kurutmaya terk ettik değirmenin biraz uzağında tahminen 5 arşın yükseklikten dökülen bir şelale vardır altında gölcük taslık etmektedir şelalenin suyunu üstten kestirdim ve suyun döküldüğü yere demir bir kazığı halka ile berabar çaktık ve nişanladık suyun engelini kaldırdık su bütün haşmeti ile tekrar dökülmeye başladı suyun sıçradığı yerin başına oturduk slançev buradan baktığında karşı kayaya işaret koydu bir tek mahmudiye ve 30 cm uzunluğunda dik bir istavroz nişanı buradadır bu putun yanına gelen taraftan yukarı oturak taşına oturmak sureti ile başımızı hafif kaldırarak bakarsanız bir MAĞARA’ görürsünüz MAĞARA’ bizanslılardan kalmadır tekrar oturak taşımızın yanına geldik ....ve oturdum &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kurt kalesi çimenika kalesinden gelenyol ikiye ayrılırken sağa gidenin dibinde kurulmuştur ulu bir kaledir terk edilmiştir kalede 8 teneke altın paramız olup tarafımızdan yapılmış ve dört basamaklı merdivenin altına yerleştirilmiştir kalenin eteğindesıra sıra kayalar vardır kırk kırkbeş kadar hayvan bağlanacak yerler önlerinde ...ramlikler bu kaladedir tabanı taş döşemedir çimenika kalesinden gelen yolun sol cenabını izliyerek diğer adamlarım kapı kaya adını verdiğimiz mevkie kadar gitmişlerdi kapı kayanın sol tarafında görürseniz kabartma olarak yapılmış bizans resmi görürsünüz bu güğümden su döken kızın resmidir &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
vezir tepe eteklerine gelirsek bir iki dönüm iriliğinde katırboğan gölünü görürüz bu göle katır boğan gölü denmesinin sebebi gölün bulunduğu yerin kayalık olması içine giren karların dışarıya çıkamamasıdır katır boğan gölünün ortasında bulunan adacığa iki adamım tarafından siyah taş yerleştirildi bu taşta 3 güvercin vardır vezir tepesinin poyrazından ve katır boğan gölünün doğusunda 10-15 gün kadar konakladık bu süre zarfında gölün doğusunda bulunduğumuz yer ve kayalıklara tam techizatlı bir yeni çeri askeri kayalığa tırmanır vaziyette yaptık askarin tırmandığı yerde dikili bir taş ve bu taşta yılan resmi vardır ağzı askerin cihetine yönelik olup kuyruğu hafif kıvrıktır &lt;br /&gt;
tepeyi dolaşırsanız 12 adım uzunluğuda vezir mezarı adı verilen ve çakıl taşları ile çevrilmiş öbekli bir emanet yerimiz mevcut olup derinliği fevkelade fazla olup katiyen derin kazdıkça terketmeyin yoksa pişman olursunuz vezir tepesinin eteklerinde pek çok işaret ve planlarımız mevcut olup sahte ve oyalayıcıdır aylarca arasanız pek bir mana çıkartamassınız zaten bizde anlıyamadık daha aşağıya doğru at sürdük baktıkki katır boğan gölünün suyu haramiler deresine karışıyor derhal dereyi izlemeye kuyulduk eski bir mahalde rum ahalisinden kalma aynı su arkı ile işleyen 3 adet değirmen gördük bunları sabit mevki olarak kalması için gönlüme kayit düştüm bir mesafe kat ettikten sonra meşenin sarı ve iyi cinsinden oluşan sırtta bir ormanlık mevkie girdik atlarımızdan indik sarı meşeliğin ortasına doğru ilerledik burada 3 öküzü yaptık uzaktan baktığımızda adi bir taş olup yanına vardığımızda iki çift öküzdür biri beyaz biri gri gök renkli oluparaları 3 adım olup kıç kıça yatar vaziyettedir biz burada tarihi ve çok eski bir mevkii devirerek yaktık kömür haline getirdik ve bu alana döşedik üzerine 21kişi 5 saat zamanla toprak attık petrof beyaz öküzü arkasına alarak öküzün baktığı yöne 51 adım yürüdü ve durdu ve yuvarlak ça bir taşa bir kız çocuğu bir tutam samanı öküze uzatmış şekilde resimle belirlediler sabahleyin çadırımdan dışarı</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/8375135780683139329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/kilicli-magara.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/8375135780683139329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/8375135780683139329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/kilicli-magara.html' title='kilicli magara'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-1038827509745788779</id><published>2011-11-22T10:34:00.003-08:00</published><updated>2011-11-22T10:34:13.427-08:00</updated><title type='text'>krepiz duvar</title><content type='html'>Höyükler, eski çağlardan kalma medeniyet kalıntılarının zamanla tabii veya tabii olmayan olayların tesirinde kalarak yıkılması sonrasında onların kalıntılarıyla oluşmuş doğal olmayan yayvanca toprak tepeciklerdir.&lt;br /&gt;
1-40 metre yükseklikte ve 1000-1500 metre genişlikte olurlar&lt;br /&gt;
İlk çağlarda insanlar henüz yerleşik düzende yaşamadıklarından, çogunlukla da ağaç kovuklarında ve mağaralarda barındıklarından höyüklere rastlanmaz. Ancak neolitik çağdan itibaren kurulan toprağa bağımlı yerleşmeler, çesitli felaketlerle yıkılıp yok olurlar; zamanla bunların üzeri tabii olarak bir toprak katmanıyla kaplanır. Çoğu zaman da bu yıkıntının üzerine başka bir topluluk gelip yerleşir veya yıkılan kendin eski sahipleri şehri tekrar yeni bastan imar ederler. Hep ayni yere gelip yerleşmesinin nedenleri arasında, yörenin coğrafi özellikleri, iklim şartları ve toprak verimliliği ile su durumu basta gelmektedir. Höyükler genelde üst üste gelmiş çok evreli yerleşim yeri birikimleridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Höyüğün büyüklüğü ve şekli, altındaki yerleşim yerlerinin uzun zaman sürüp sürmemesine bağlıdır. Yerleşim yerlerindeki hayat, asırlarca devam ettiyse, höyükler biraz daha büyük ve gösterişli olabilir. Höyükler daha çok verimli topraklarda düzlük ve ovalarda görülür. Anadolu’da yeryüzü şekillerine bağlı olarak İç, Güney ve Kuzeydoğu Anadolu’da topluluk gösterirler. Höyükler genellikle Anadolu’da denizlere yaklaştıkça azalır. Su kenarlarına yakın, verimli topraklarda, savunmaya elverişli yerlerde daha çok rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
Orta Anadolu höyüklerinde neolitik, kalkolitik ve tunç çağı yerleşmelerinin üzerinde, Frig, Hitit, Selçuklu ve Osmanlı yerleşimleri görülebilir. Anadolu’da yaklaşık 20.000 höyük bulunduğu tahmin edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Höyükler, günümüze göre en yakını en üstte olmak üzere eskiye doğru uzanan bir katmanlaşma gösterirler&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örneğin, Çanakkale’nin 25 km. güneyindeki troia’da, bilimsel kazılar sonucu 9 katli bir yerleşimin varlığı kesin olarak saptanmıştır. diğer bazı örnekler olarak çorum-Alacahöyük ve karahöyük, kayseri-Kültepe, Keban yöresindeki norsuntepe ile kuzey Suriye’deki tell halaf, tell tayinat, til barsip sayılabilir.&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜS&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüs Latince bir sözcük olup, bir mezar ya da mezarlık içeren, toprak yığılarak oluşturulmuş tepeciklere verilen addır&lt;br /&gt;
Tümülüs: kral ve kral ailesi için, önce zemin üzerine inşa edilen mezar odası, sonra üstüne yığılan toprak veya taşlardan oluşturulan yapay tepe tipi anıt mezarlardır. Bu mezarlar günün mimarları tarafında inşa edilirdi. Genel olarak mezarın üzerine yapılan her türlü yükselti Tümülüs olarak adlandırılsa da, yapıldıkları döneme, tepenin ve mezar odasının biçimine, niteliğine, ölünün gömülüş şekline göre mezar tepelerinin değişen geniş bir çeşitlenmesi vardır.&lt;br /&gt;
Dış görüntüsüne bakıp aldanmamak lazım, muazzam bir mimari içlerinde barındırırlar. Kral yâda kral ailesinden ölen fertler kullandıkları muhtelif eşyaları ve hediye edilen eşyaları ile birlikte, inşa edilen taş yâda ahşap oda içine ceset ile birlikte konulur. Tümülüsün boyu, mimari estetiği ölen kişinin zenginliği, değeri nispetinde değişmektedir. Boyu daha yüksek olanlar daha zengin krallar için yapılırdı. Bu yapılar her zaman 9 metrenin katları olan 9,18,27,36... metre gibi yükseltilere sahiptirler.&lt;br /&gt;
Tümülüsler yapay tepelerdir. Höyük ile aynı olmalarına rağmen bazı özelliklerinden dolayı höyüklerden ayrılırlar. En belirgin özelliği huni şeklinde olması, tepe açıcının dar olması, yapının yüzeyinde kiremit, tuğla, küp ve kül gibi malzemelerin olmamasıdır. Tümülüs yapılara uzaktan ve yakında bakıldığından yapay olduğu her zaman gözü ısırır ve net belirgindir. Tümülüs iç ve dış mimarisi başta ölenin değerine ve coğrafik yapıya göre değişir. Belli bir standardı yoktur. Birden fazla mezar odası olanlarda dramoz dediğimiz moloz taşlardan hiç bir mimari özelliği bulunmayan ve mezar odasına geçit veren tüneller bulunmakta olup, Frig Tümülüslerinde hiç bir zaman dramoz bulunmamaktadır. Yine Frig Tümülüsleri hariç toprağın kaymaması için alt yerleşmede krepiz dediğimiz moloz iri taşlardan örülü duvar bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüsler soyguna karşı yapı içinde alınan muhtelif tedbirle birlikte uzaktan net gözükebilecek bir yerde inşa edilmelerine özen gösterilirdi.&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜSLERİN TARİHİ SEYRİAnadolu&#39;da inşa edilen Tümülüslerin asıl kökeni Avrupa yani Makedonya’dır. Bu geleneği Anadolu&#39;ya taşıyan medeniyet Frigler dir. Tümülüs geleneğinden önce, insanlar kral veya kral ailesine ait ölüleri DOLMEN tipi denilen mezarlara gömerlerdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolmen tipi mezarlar, üstüne muhtelif toprak taş ve sair malzemeler konularak yapay tepecik halini alırlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Friglerden başlayan bu gelenek devam eden medeniyetlerce geliştirilerek Roma ve Bizans dönemlerinde modern bir yapıya ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Frig tipi Tümülüslere tiplere klasik tip diyoruz. Mezar odası ahşap, diğer unsurlar tamamen topraktır. Bu tip Tümülüslerde yerleşim çerçevesini kaplayan krepiz duvar ile mezar odasına geçit veren dramoz tünel bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Grek tipi Tümülüsler Friglerden sonra geliştirilen Tümülüslerdir. Taban etrafını çevreleyen krepiz duvar vardır. Tümülüs birden fazla oda içeriyorsa dışarıda odalara geçit veren dramoz tünel bulunur. Mezar odaları taş örülüdür. Bu tipleri Anadolu&#39;nun Pers istilası sırasında Pers Satrapları da kullanılmıştır. Her Grek tipi Tümülüs’te dramoz tünel yoktur. Bunu anlayabilmek için bir kaç püf noktası vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öncelikle Doğu Romanın devamı olan Bizanslılar Tümülüs geleneğinde bir değişiklik yapmadan direkt Romalılardan esinlenmişlerdir. Bu nedenle Tümülüs odasındaki mezar hediyeleri analiz edilmeden o tümülüsün Roma&#39;mı Bizans mı olduğu kesinlik kazanamaz. Tamamı taştan inşa edilmiş tek odalı modern Tümülüslerdir. Bu Tümülüslerde bol miktarda kaya tuzu kullanılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜS ANIT MEZARLARIN İÇYAPISITümülüslerde belli bir standart yoktur. Tümülüsün yerleşimi coğrafi durumu ve ölenin unvanı ile alakalı olarak değişir. Toprağın altı karmaşık bir olaydır. Burada üç yöntem kullanılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1- Daha önceki çalışmalardan örnekleme yapılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2- Toprak katmanları okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3- Mezar odasını tespit edecek yüksek teknolojiyi kullanmaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüs yapıları birer mimari yapılardır, bu nedenle bu tür yapıları basit algılamak başarısızlığı getirir ve çözümü yine bir mimari bilgi ile olacaktır. Sonuçta kas gücüyle yapılan yapılar yine kas gücü ile çözüme kavuşturulmalıdır. Bu güne kadar dünyada tecrübe edilmiş, arkeolojide kullanılan Tümülüs kazı sistemi vardır. Buradan yola çıkarak tecrübeler ışığında başarı yakalanmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüs Yapılarda Kazı Sistemi :Tümülüs yapılarda bilimsel olarak iki sistem kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;
1- Çeyrek dilim sistemi. Bu sistem küçük boy Tümülüslerde uygulanır. tümülüs 4 eşit dilime bölünerek güney-batı cephesindeki dilim alınarak temizlenir.&lt;br /&gt;
2- Tünel açma sistemi.Bu sistem büyük boy Tümülüslere uygulanır batı yönünde başlanır. Dikkat edilmesi gereken şey merkeze doğru giderken yön kaybetmemek. Önce dar, merkeze yaklaşıldığından genişletilmesi gerekir&lt;br /&gt;
Tümülüs Oda MimarisiTümülüslerden aranan yapı unsuru odadır. Sanıldığı gibi bu tepeciklerin içinde 9 kulplu kazan bulunmaz. Bu nedenle, Tümülüslerde mezar için inşa edilen odalar birer mimari özelliktedir. Basite birer yapı değildirler. Bu yapı tüm doğal afetler dikkate alınarak günün mimarları tarafında inşa edilir. İnşasında her türlü hesaplamalar yapılır. Buraya gömülecek olan şahıs sıradan bir şahıs değildir. Kral yada kral ailesine ait bir mezar hem mimari yönden mükemmel olacak. Hem gösterişli olacak hem de afetlere ve soygunlara karşı dayanıklı olacaktır. Deprem gibi afetler bu odaları kolay kolay yıkamaz. Yapılan araştırmalarda mezar odasının dış köşe pabuçlarına kum doldurulduğu görülmüştür. Bunun nedeni deprem sarsıntılarına karşı dayanıklılığı sağlamaktır. Bugün Japonya da kullanılan teknolojiye benzer bir ilkel yapı. İlkel de olsa, antik dönem insanlarının depreme karşı nasıl bir tedbir alacaklarını çok iyi bildiklerine dair bir göstergedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüs oda yapılarında işlenmiş taş veya ardıç ağaçları kullanılmıştır. İç yüzeyide muhtelif figürlü mozaik yada sıva üzerine işlenmiş bir takım motifler yer alır. Bu figürler birer tarihi belge niteliğindedir. Bunları bilinçsizce tahrip etmek bu tür bir tarihi kaynağında beraberinde yok edilmesi etmektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüs mezar odasına ait iç kısmı 2 ile 6 metre kare şeklinde değişmektedir. Bir kısım Tümülüslerde 1 den fazla oda yer alır. Bunlar aile tipi olarak bilinir. Mezar odaları yan yana olanlarda bir birine geçit veren girişleri bulunur. Üst üste olanlarda ise bu tür geçitler bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Grek tipi bir mezar odası, bu yapı harçsız kesme taşlarla örülüdür. Mimari bakımında harikadır. Bazıları içten sıvanır ve sıva üstünde muhtelif süsleme motifleri yer almaktadır. Bazıları sıvasız sadece duvar yüzeyine boya ilemotifler yapılanları da bulunmaktadır. Bu tip odalarda çürüyen ve paslanan muhtelif maddelerin çıkardığı gaz dışarıya sızmaz ve hep içeride kalır.&lt;br /&gt;
Bu tür odalar ancak cesedin konulduğu nokta bulunarak açılabilir, aksi halde kazma kürek manile gibi malzemelerle açılması imkansızdır. Diğer yönlerden açılması imkansız. Bu tip açılımları kolaylaştırmak, işçilik yönünden kazanç sağlamak için Batı, ve Güney-Batı yönünden işe başlamak daha avantajlı olacaktır.&lt;br /&gt;
Frig tipi Ahşap Tümülüs oda, Anadolu&#39;da ilk inşa edilen Tümülüs mezar odasıdır. Bu yapıda lifli ardıç ağaçları kullanılmıştır. Ardıç ağaçlarının özelliği asırlarca çürümeden dayanaklı olmasıdır. Ardıç ağaçlara kelebek dişler açılarak (bir ters bir düz şeklinde) üst üstüne bindirilmiştir. Bu nedenle Tümülüs odası kolay açılmamaktadır. İşin püf noktası son konulan ağacın bulunması. Burada dikkat edilmesi gereken unsur, ağaçları daha erken sökmek için sakın elektronik kesiciler yada elle çalışan kesiciler kullanmayınız, ısınma sonucu içerideki gazın patlama tehlikesi çok yüksektiTÜMÜLÜS İÇ MİMARİSİ&lt;br /&gt;
Toprak Tümülüslerdeki Yapı:Bu tüneller yani giriş koridorları basit yapılar olarak yapıldığından zaman içinde çökmeler oluşturmaktadır. Zaten amacı da bu olmalı şeklinde yorumlanabilir. Bu çökmeler sonucunda Tümülüs yüzeyinde konikleşme meydana gelir ve Tümülüsün girişini ele verir. Bunu tespit etmek için Tümülüs&#39;ün batı yönlerinde orijinal yüzeyin bozulmamış olması gerekmektedir. Burada yeniden hatırlatalım Frig tipi Tümülüslerde dramoz tünel bulunmamaktadır frig tiplerini diğer tiplerden ayıran en önemli yüzey özelliği, çevresinde krepiz duvar bulunmasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Toprak Tipi Tümülüs Katmanları &lt;img alt=&quot;:D&quot; class=&quot;smiley&quot; src=&quot;http://www.defineyeri.net/Smileys/default/cheesy.gif&quot; title=&quot;Şımarık&quot; /&gt;ıştan içe doğru sıralayalım:1-Tümülüsün inşasından günümüze kadar oluşan katman, bu katmanın derinliği fazla değildir.2- Hediye katman krala bağlı yerleşim birimlerinde getirilen muhtelif topraklardır. muhtelif bölgelerden gelen bu toprak çamur ile sıvanmıştır. Renk renk bir katman oluşturur.3-Ana katman, bölgeden elde edilen toprak yığmasıdır.&lt;br /&gt;
4-Taş katman ana koruma katmanıdır. Çatı şeklinde Tümülüs&#39;ü korumaya alır.&lt;br /&gt;
5-Kil katman mezar odasını sulardan korur. Bazen kurutulmuş kil konulur ki bu kilde çok serttir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6.Bu katman Tümülüs mezar odasıdır.Taş Tümülüslerdeki Yapı :&lt;br /&gt;
Oda yapısı altıgen yapılıdır. Odanın üstünü bir şemsiye gibi kaplayan taş kilit tabaka bulunur. Bu tabaka temel drok taşlarından beslenerek yukarıya doğru bir ters bir düz olmak üzere harçla örülür ve üstüne kaya tuzu basılırdı. Bu şekilde mezar odasını bir şemsiye gibi soygunlara karşı korurdu. Ondan sonra çevreden muhtelif büyüklükte taşlar toplanılarak yapay bir tepe oluşturulur.&lt;br /&gt;
Katmanları dıştan işe doğru sıralayacak olursak. Bunlar;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Çevrede toplanmış taş katmanı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Koruma tabakayı bağlayan drok taşlar ( Bu taşlar iri ve moloz taşlardır.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Koruma taş kilidi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Mezar odası&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Temel&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜS DIŞ MİMARİSİTümülüsler bilindiği üzere toprak yığma yada taş yığma şeklinde inşa edilmiştir. Bu kadar malzemenin üst üste taşınmasının nedeni; görkemli bir yapı ve soygunlara karşı bir koruma oluşturmaktır. Bu tür malzemeler iki kısımda incelenilir.&lt;br /&gt;
1- Hediye katmanları; bölgede hüküm süren bir kral ölmüş ise, bu krala bağlı şehir ve yerleşim yerlerinden halk tarafında getirilen topraklar önce çamur hale getirip yoğrulur ve mezar yapının üstü bununla sıvanır, taş ise yine aynı şekilde taşınarak sadece olduğu gibi ana katmanın üstüne bırakılırdı. Dış görüntüsü bir huniyi andırır.&lt;br /&gt;
2- Ana katman; Temel, sunak ve mezar odasını kaplayan muhtelif soygunlara karşı koruma tabakaları yer alır. Biz bunları iç yapıda anlatmaya çalışacağız.&lt;br /&gt;
Frig Tipi Tümülüslerde dış kısım tamamen dışarıdan getirilen muhtelif toprağın çamur haline evrilerek ana tabaka üzerine sıvanmasında oluşmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Burada çamur derken; Toprak uzaklardan taşınma imkanına sahip, ancak suyun uzaklardan taşınması mümkün olmadığından, Tümülüsler bol su kaynaklarına yakın yerlerde inşa edilmiştir. Bu unsur çok önemlidir.&lt;br /&gt;
Bizanslılara Tümülüs örneğinde yüzey kısmı tamamen dışarıdan taşınan moloz taşlardan oluşmuştur. Romanın devamı olan Bizans kültüründe Tümülüsler Roma döneminden esinlenerek inşa edilmiş ve Roma ile neredeyse aynı özelikleri taşır. Bu tiplerin aynı zamanda toprak tipleri de mevcuttur&lt;br /&gt;
Grek( Yunan) Tipi bir Tümülüs dış yüzeyi tamamen dışarıdan getirilen hediye topraktan yapılan çamurdan oluşmuştur. Tümülüs yerleşim tabanı moloz taşlardan oluşan krepiz duvar bulunmaktadır. Bu duvarın amacı tümülüste kullanılan toprak malzemenin dışarıya yayılmasını önlemektir.&lt;br /&gt;
Pers Tipi : Yüzeyi dışarıdan getirilen muhtelif taş ve topraktan oluşmuştur. Perslerde yüzeye fazla itina gösterilmediği gözlemlenmektedir. Pers tipleri Grek tiplerinden esinlenerek inşa edildiğinden taban kısmında krepiz duvar yer alır, zamanla bu duvar toprak altında kalmış şu an gözükmeyebilir 50-100 cm kadar kazıldığında gözükmeye başlar.&lt;br /&gt;
Roma tipi : tamamen taşıma moloz taşlardan inşa edilmiş, günün modern Tümülüs yapılarıdır.&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜS NASIL İNŞA EDİLDİ ?Kral ve kral ailesi öldüğünde cesedin gömüleceği yer, öncede jeofizik olarak keşfedilir. Burada iki önemli konuya dikkat edilir. Soygun ve muhtelif doğal afetlere karşı muazzam bir koruma oluşturmak. Antik dönemlerde insanlar inançları gereği kullandıkları ve sahip oldukları muhtelif eşyaları ile birlikte defin edilirdi. Mezar soygunlarını göz önünde bulundurmak zorundaydılar.&lt;br /&gt;
Tümülüs inşasında ilk işlem tümülüsün inşa edileceği yer seçimidir;1- İnşa yeri kullanılacak suya yakın olmalı. (Tümülüslerde kullanılan malzemenin 2-3 katı kadar su kullanılmıştır. Antik dönemde su taşıma kolay olmadığından Tümülüsler suya yakın bir yer seçimi yapmak zorundaydılar).&lt;br /&gt;
2- Deprem, heyelan ve erozyona karşı dayanaklı olmalı. Zemin etüdü yapılırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3-Soygunlara karşı Tümülüs başka yerleşim noktasından izlenir durumda olmalıydı. Bu jeofizik işlemler bittikten sonra inşa edilmeye başlanır.&lt;br /&gt;
a-Önce temel atılır, temel moloz taşlardan oluşur ve bir kolon gibi üstte gelecek yapıyı koruyacak şekilde sağlam inşa edilirdi.&lt;br /&gt;
b- Yeteri miktarda taşlar kesilir, bölgeye taşınır ve cesedin konulacağı yer açık bırakılmak üzere, üzerine gelecek binlerce tonluk ağırlığı taşıyacak ve çökmeyecek şeklide bir hesaplama yapılır, bütün yük yan duvarlara verilmek üzere inşa edilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
c-Girişe muhtelif hediye ve inançları gereği kurban sunmak için sunak inşa edilir. Sunak yapısı bir düzlem taş yapıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
d-Yukarıdaki işlemler bittikten sonra, ceset ve hediyeler oda içine bırakılarak, oda kapatılır, Mezar odası yağmur ve kar sularından etkilenmemek üzere üstü önce kille sıvanır, yanlarına kum bırakılır esnek bir durum oluşturulur, bunun üstü muhtelif moloz taşlarla örülür ölen insanın değerine göre bu katmanın kalınlığı artar.&lt;br /&gt;
e- Başka bölgeden topraklar taşınır. Bu toprak çamur yapılarak taş koruma tabaka sıvanır, (Tümülüslerde kullanılan malzemenin 2-3 katı kadar su kullanılmıştır, Antik dönemde su taşıma kolay olmadığından Tümülüsler suya yakın bir yer seçimi yapmak zorundaydılar,)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
f- Krala bağlı yerleşim yerlerinden hediye toprak getirilir. Bu topraklar da aynı şekilde çamur yapılarak sıvanırdı. Bu katman farklı renklerden oluşur.&lt;br /&gt;
g- Tümülüs taşlardan oluşacak ise yine oda inşasından sonra, koruma tabakası oluşturulurdu. Bu tabaka kelebek kilidi şeklinde olurdu. Bir düz bir ters taş koymak suretiyle örülür. Harç sertleşsin diye kaya tuzu kullanılırdı.&lt;br /&gt;
h-Huniyi andıran bir tepe şeklinde tüm işlemler biter.&lt;br /&gt;
ı- dıştan içe doğru sıralayacak olursak. Tümülüs katmanları;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Hediye katmanı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Bölgede elde edilen toprak katmanı (inşa katmanı)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Taş koruma katmanı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Kil katmanı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Mezar odası&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Temel&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜS NASIL KEŞFEDİLEBİLİR?Bir tepenin Tümülüs olup olmadığına aşağıdaki genel bilgiler kullanılarak kesin karar verilmelidir.&lt;br /&gt;
1-Yakınında su kaynağı varsa.&lt;br /&gt;
2- Hakim bir tepe, vadiye bakan yamaç yüzeyinde yada düz yerde her taraftan rahat gözüküyorsa.&lt;br /&gt;
3- Yakın mesafe içerisinde yerleşim yeri yada ibadet edilen mekan varsa.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4-Yüzeyinde küp, çanak, çömlek, kül, kiremit ve tuğla gibi malzemeler yoksa,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5- Huni şeklinde tepe açısı dar ise.&lt;br /&gt;
Bu beş koşulu taşıyan yapay tepecikler Tümülüs yapılardır.&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜS TEHLİKELERİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
için&lt;br /&gt;
Tümülüs yapılarda beklenen tehlikelerin başında zehirlenme olayı gelir. Mezar odası o kadar sağlam ki içeride yanan metal, çürüyen cesette ait gazlar kendiliğinden temizlenmez ve oda içinde kalır. Açarken buna dikkat edilmediği zaman ölümle sonuçlanabilecek kadar tehlikelidir. Oda açılırken mutlaka kazla karşılaşılacağı unutulmamalı, gaz maskesi kullanılmalı gaz bir aralık açılınca hemen o alanda hızlıca uzaklaşmalıdır. Odada birken gaz çeşitli yöntemlerle temizlenebilir. Nasıl bir yöntem kullanırsanız kullanınız gaz maskesi, plastik eldiven olmadan mezar odasında objeler toplanmamalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Frig Tümülüslerinde su tuzakları vardır. Yamaç yüzeyine inşa edilen Tümülüslerde buna dikkat edilmelidir. Su gözü çıkma ihtimaline karşı bir çok yöntem kullanılır. Bunlardan biri tanesi kazı tümülüsün boyuna göre dik yapılmasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüslerdeki objeler mutlaka ama mutlaka plastik eldiven kullanılarak toplanmalı, aksi halde zamanla tedavisi mümkün olmayan hastalıklara yol açmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüslerde açılan tünelin çökme tehlikesine karşı, şu tedbirler uygulanmalıdır; tünel açılacaksa çökme tehlikesini aza indirmek üzere taban geniş tavan tabana göre dar olmalı örneğin: temel 2 metre ise tavanı 1.5 metre olmalı yüksekliği bir insanınde rahatedebilecek kadar geniş olmalı gerektiğinde ağaç dayanaklar kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜSLERDE KAZI SİSTEMİ&lt;br /&gt;
1-Çeyrek Dilim Sistemi : Bu sistem küçük boy tümülüslerde uygulanır. Tümülüs 4 eşit dilime bölünerek güney-batı cephesindeki dilim alınarak temizlenir.&lt;br /&gt;
2- Tünel Açma Sistemi : Bu sistem büyük boy tümülüslere uygulanır batı yönünde başlanır. Dikkat edilmesi gereken şey merkeze doğru giderken yön kaybetmemek. Önce dar, merkeze yaklaşıldığından genişletilmesi gerekir&lt;br /&gt;
3- Derin ve geniş Yarma Sistemi : Bu sistem küçük boy tümülüslerde batı-doğu eksenine derin yarma, büyük boy tümülüslerde ise yine çeyrek dilime yakın güney-batı cephesini kucaklayan geniş yarma .</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/1038827509745788779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/krepiz-duvar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/1038827509745788779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/1038827509745788779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/krepiz-duvar.html' title='krepiz duvar'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-2954905262452674937</id><published>2011-11-22T10:34:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T10:41:06.381-08:00</updated><title type='text'>krepiz duvar</title><content type='html'>Höyükler, eski çağlardan kalma medeniyet kalıntılarının zamanla tabii veya tabii olmayan olayların tesirinde kalarak yıkılması sonrasında onların kalıntılarıyla oluşmuş doğal olmayan yayvanca toprak tepeciklerdir.&lt;br /&gt;
1-40 metre yükseklikte ve 1000-1500 metre genişlikte olurlar&lt;br /&gt;
İlk çağlarda insanlar henüz yerleşik düzende yaşamadıklarından, çogunlukla da ağaç kovuklarında ve mağaralarda barındıklarından höyüklere rastlanmaz. Ancak neolitik çağdan itibaren kurulan toprağa bağımlı yerleşmeler, çesitli felaketlerle yıkılıp yok olurlar; zamanla bunların üzeri tabii olarak bir toprak katmanıyla kaplanır. Çoğu zaman da bu yıkıntının üzerine başka bir topluluk gelip yerleşir veya yıkılan kendin eski sahipleri şehri tekrar yeni bastan imar ederler. Hep ayni yere gelip yerleşmesinin nedenleri arasında, yörenin coğrafi özellikleri, iklim şartları ve toprak verimliliği ile su durumu basta gelmektedir. Höyükler genelde üst üste gelmiş çok evreli yerleşim yeri birikimleridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Höyüğün büyüklüğü ve şekli, altındaki yerleşim yerlerinin uzun zaman sürüp sürmemesine bağlıdır. Yerleşim yerlerindeki hayat, asırlarca devam ettiyse, höyükler biraz daha büyük ve gösterişli olabilir. Höyükler daha çok verimli topraklarda düzlük ve ovalarda görülür. Anadolu’da yeryüzü şekillerine bağlı olarak İç, Güney ve Kuzeydoğu Anadolu’da topluluk gösterirler. Höyükler genellikle Anadolu’da denizlere yaklaştıkça azalır. Su kenarlarına yakın, verimli topraklarda, savunmaya elverişli yerlerde daha çok rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;
Orta Anadolu höyüklerinde neolitik, kalkolitik ve tunç çağı yerleşmelerinin üzerinde, Frig, Hitit, Selçuklu ve Osmanlı yerleşimleri görülebilir. Anadolu’da yaklaşık 20.000 höyük bulunduğu tahmin edilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Höyükler, günümüze göre en yakını en üstte olmak üzere eskiye doğru uzanan bir katmanlaşma gösterirler&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örneğin, Çanakkale’nin 25 km. güneyindeki troia’da, bilimsel kazılar sonucu 9 katli bir yerleşimin varlığı kesin olarak saptanmıştır. diğer bazı örnekler olarak çorum-Alacahöyük ve karahöyük, kayseri-Kültepe, Keban yöresindeki norsuntepe ile kuzey Suriye’deki tell halaf, tell tayinat, til barsip sayılabilir.&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜS&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüs Latince bir sözcük olup, bir mezar ya da mezarlık içeren, toprak yığılarak oluşturulmuş tepeciklere verilen addır&lt;br /&gt;
Tümülüs: kral ve kral ailesi için, önce zemin üzerine inşa edilen mezar odası, sonra üstüne yığılan toprak veya taşlardan oluşturulan yapay tepe tipi anıt mezarlardır. Bu mezarlar günün mimarları tarafında inşa edilirdi. Genel olarak mezarın üzerine yapılan her türlü yükselti Tümülüs olarak adlandırılsa da, yapıldıkları döneme, tepenin ve mezar odasının biçimine, niteliğine, ölünün gömülüş şekline göre mezar tepelerinin değişen geniş bir çeşitlenmesi vardır.&lt;br /&gt;
Dış görüntüsüne bakıp aldanmamak lazım, muazzam bir mimari içlerinde barındırırlar. Kral yâda kral ailesinden ölen fertler kullandıkları muhtelif eşyaları ve hediye edilen eşyaları ile birlikte, inşa edilen taş yâda ahşap oda içine ceset ile birlikte konulur. Tümülüsün boyu, mimari estetiği ölen kişinin zenginliği, değeri nispetinde değişmektedir. Boyu daha yüksek olanlar daha zengin krallar için yapılırdı. Bu yapılar her zaman 9 metrenin katları olan 9,18,27,36... metre gibi yükseltilere sahiptirler.&lt;br /&gt;
Tümülüsler yapay tepelerdir. Höyük ile aynı olmalarına rağmen bazı özelliklerinden dolayı höyüklerden ayrılırlar. En belirgin özelliği huni şeklinde olması, tepe açıcının dar olması, yapının yüzeyinde kiremit, tuğla, küp ve kül gibi malzemelerin olmamasıdır. Tümülüs yapılara uzaktan ve yakında bakıldığından yapay olduğu her zaman gözü ısırır ve net belirgindir. Tümülüs iç ve dış mimarisi başta ölenin değerine ve coğrafik yapıya göre değişir. Belli bir standardı yoktur. Birden fazla mezar odası olanlarda dramoz dediğimiz moloz taşlardan hiç bir mimari özelliği bulunmayan ve mezar odasına geçit veren tüneller bulunmakta olup, Frig Tümülüslerinde hiç bir zaman dramoz bulunmamaktadır. Yine Frig Tümülüsleri hariç toprağın kaymaması için alt yerleşmede krepiz dediğimiz moloz iri taşlardan örülü duvar bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüsler soyguna karşı yapı içinde alınan muhtelif tedbirle birlikte uzaktan net gözükebilecek bir yerde inşa edilmelerine özen gösterilirdi.&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜSLERİN TARİHİ SEYRİAnadolu&#39;da inşa edilen Tümülüslerin asıl kökeni Avrupa yani Makedonya’dır. Bu geleneği Anadolu&#39;ya taşıyan medeniyet Frigler dir. Tümülüs geleneğinden önce, insanlar kral veya kral ailesine ait ölüleri DOLMEN tipi denilen mezarlara gömerlerdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolmen tipi mezarlar, üstüne muhtelif toprak taş ve sair malzemeler konularak yapay tepecik halini alırlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Friglerden başlayan bu gelenek devam eden medeniyetlerce geliştirilerek Roma ve Bizans dönemlerinde modern bir yapıya ulaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Frig tipi Tümülüslere tiplere klasik tip diyoruz. Mezar odası ahşap, diğer unsurlar tamamen topraktır. Bu tip Tümülüslerde yerleşim çerçevesini kaplayan krepiz duvar ile mezar odasına geçit veren dramoz tünel bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Grek tipi Tümülüsler Friglerden sonra geliştirilen Tümülüslerdir. Taban etrafını çevreleyen krepiz duvar vardır. Tümülüs birden fazla oda içeriyorsa dışarıda odalara geçit veren dramoz tünel bulunur. Mezar odaları taş örülüdür. Bu tipleri Anadolu&#39;nun Pers istilası sırasında Pers Satrapları da kullanılmıştır. Her Grek tipi Tümülüs’te dramoz tünel yoktur. Bunu anlayabilmek için bir kaç püf noktası vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öncelikle Doğu Romanın devamı olan Bizanslılar Tümülüs geleneğinde bir değişiklik yapmadan direkt Romalılardan esinlenmişlerdir. Bu nedenle Tümülüs odasındaki mezar hediyeleri analiz edilmeden o tümülüsün Roma&#39;mı Bizans mı olduğu kesinlik kazanamaz. Tamamı taştan inşa edilmiş tek odalı modern Tümülüslerdir. Bu Tümülüslerde bol miktarda kaya tuzu kullanılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜS ANIT MEZARLARIN İÇYAPISITümülüslerde belli bir standart yoktur. Tümülüsün yerleşimi coğrafi durumu ve ölenin unvanı ile alakalı olarak değişir. Toprağın altı karmaşık bir olaydır. Burada üç yöntem kullanılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1- Daha önceki çalışmalardan örnekleme yapılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2- Toprak katmanları okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3- Mezar odasını tespit edecek yüksek teknolojiyi kullanmaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüs yapıları birer mimari yapılardır, bu nedenle bu tür yapıları basit algılamak başarısızlığı getirir ve çözümü yine bir mimari bilgi ile olacaktır. Sonuçta kas gücüyle yapılan yapılar yine kas gücü ile çözüme kavuşturulmalıdır. Bu güne kadar dünyada tecrübe edilmiş, arkeolojide kullanılan Tümülüs kazı sistemi vardır. Buradan yola çıkarak tecrübeler ışığında başarı yakalanmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüs Yapılarda Kazı Sistemi :Tümülüs yapılarda bilimsel olarak iki sistem kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;
1- Çeyrek dilim sistemi. Bu sistem küçük boy Tümülüslerde uygulanır. tümülüs 4 eşit dilime bölünerek güney-batı cephesindeki dilim alınarak temizlenir.&lt;br /&gt;
2- Tünel açma sistemi.Bu sistem büyük boy Tümülüslere uygulanır batı yönünde başlanır. Dikkat edilmesi gereken şey merkeze doğru giderken yön kaybetmemek. Önce dar, merkeze yaklaşıldığından genişletilmesi gerekir&lt;br /&gt;
Tümülüs Oda MimarisiTümülüslerden aranan yapı unsuru odadır. Sanıldığı gibi bu tepeciklerin içinde 9 kulplu kazan bulunmaz. Bu nedenle, Tümülüslerde mezar için inşa edilen odalar birer mimari özelliktedir. Basite birer yapı değildirler. Bu yapı tüm doğal afetler dikkate alınarak günün mimarları tarafında inşa edilir. İnşasında her türlü hesaplamalar yapılır. Buraya gömülecek olan şahıs sıradan bir şahıs değildir. Kral yada kral ailesine ait bir mezar hem mimari yönden mükemmel olacak. Hem gösterişli olacak hem de afetlere ve soygunlara karşı dayanıklı olacaktır. Deprem gibi afetler bu odaları kolay kolay yıkamaz. Yapılan araştırmalarda mezar odasının dış köşe pabuçlarına kum doldurulduğu görülmüştür. Bunun nedeni deprem sarsıntılarına karşı dayanıklılığı sağlamaktır. Bugün Japonya da kullanılan teknolojiye benzer bir ilkel yapı. İlkel de olsa, antik dönem insanlarının depreme karşı nasıl bir tedbir alacaklarını çok iyi bildiklerine dair bir göstergedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüs oda yapılarında işlenmiş taş veya ardıç ağaçları kullanılmıştır. İç yüzeyide muhtelif figürlü mozaik yada sıva üzerine işlenmiş bir takım motifler yer alır. Bu figürler birer tarihi belge niteliğindedir. Bunları bilinçsizce tahrip etmek bu tür bir tarihi kaynağında beraberinde yok edilmesi etmektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüs mezar odasına ait iç kısmı 2 ile 6 metre kare şeklinde değişmektedir. Bir kısım Tümülüslerde 1 den fazla oda yer alır. Bunlar aile tipi olarak bilinir. Mezar odaları yan yana olanlarda bir birine geçit veren girişleri bulunur. Üst üste olanlarda ise bu tür geçitler bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Grek tipi bir mezar odası, bu yapı harçsız kesme taşlarla örülüdür. Mimari bakımında harikadır. Bazıları içten sıvanır ve sıva üstünde muhtelif süsleme motifleri yer almaktadır. Bazıları sıvasız sadece duvar yüzeyine boya ilemotifler yapılanları da bulunmaktadır. Bu tip odalarda çürüyen ve paslanan muhtelif maddelerin çıkardığı gaz dışarıya sızmaz ve hep içeride kalır.&lt;br /&gt;
Bu tür odalar ancak cesedin konulduğu nokta bulunarak açılabilir, aksi halde kazma kürek manile gibi malzemelerle açılması imkansızdır. Diğer yönlerden açılması imkansız. Bu tip açılımları kolaylaştırmak, işçilik yönünden kazanç sağlamak için Batı, ve Güney-Batı yönünden işe başlamak daha avantajlı olacaktır.&lt;br /&gt;
Frig tipi Ahşap Tümülüs oda, Anadolu&#39;da ilk inşa edilen Tümülüs mezar odasıdır. Bu yapıda lifli ardıç ağaçları kullanılmıştır. Ardıç ağaçlarının özelliği asırlarca çürümeden dayanaklı olmasıdır. Ardıç ağaçlara kelebek dişler açılarak (bir ters bir düz şeklinde) üst üstüne bindirilmiştir. Bu nedenle Tümülüs odası kolay açılmamaktadır. İşin püf noktası son konulan ağacın bulunması. Burada dikkat edilmesi gereken unsur, ağaçları daha erken sökmek için sakın elektronik kesiciler yada elle çalışan kesiciler kullanmayınız, ısınma sonucu içerideki gazın patlama tehlikesi çok yüksektiTÜMÜLÜS İÇ MİMARİSİ&lt;br /&gt;
Toprak Tümülüslerdeki Yapı:Bu tüneller yani giriş koridorları basit yapılar olarak yapıldığından zaman içinde çökmeler oluşturmaktadır. Zaten amacı da bu olmalı şeklinde yorumlanabilir. Bu çökmeler sonucunda Tümülüs yüzeyinde konikleşme meydana gelir ve Tümülüsün girişini ele verir. Bunu tespit etmek için Tümülüs&#39;ün batı yönlerinde orijinal yüzeyin bozulmamış olması gerekmektedir. Burada yeniden hatırlatalım Frig tipi Tümülüslerde dramoz tünel bulunmamaktadır frig tiplerini diğer tiplerden ayıran en önemli yüzey özelliği, çevresinde krepiz duvar bulunmasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Toprak Tipi Tümülüs Katmanları &lt;img alt=&quot;:D&quot; class=&quot;smiley&quot; src=&quot;http://www.defineyeri.net/Smileys/default/cheesy.gif&quot; title=&quot;Şımarık&quot; /&gt;ıştan içe doğru sıralayalım:1-Tümülüsün inşasından günümüze kadar oluşan katman, bu katmanın derinliği fazla değildir.2- Hediye katman krala bağlı yerleşim birimlerinde getirilen muhtelif topraklardır. muhtelif bölgelerden gelen bu toprak çamur ile sıvanmıştır. Renk renk bir katman oluşturur.3-Ana katman, bölgeden elde edilen toprak yığmasıdır.&lt;br /&gt;
4-Taş katman ana koruma katmanıdır. Çatı şeklinde Tümülüs&#39;ü korumaya alır.&lt;br /&gt;
5-Kil katman mezar odasını sulardan korur. Bazen kurutulmuş kil konulur ki bu kilde çok serttir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6.Bu katman Tümülüs mezar odasıdır.Taş Tümülüslerdeki Yapı :&lt;br /&gt;
Oda yapısı altıgen yapılıdır. Odanın üstünü bir şemsiye gibi kaplayan taş kilit tabaka bulunur. Bu tabaka temel drok taşlarından beslenerek yukarıya doğru bir ters bir düz olmak üzere harçla örülür ve üstüne kaya tuzu basılırdı. Bu şekilde mezar odasını bir şemsiye gibi soygunlara karşı korurdu. Ondan sonra çevreden muhtelif büyüklükte taşlar toplanılarak yapay bir tepe oluşturulur.&lt;br /&gt;
Katmanları dıştan işe doğru sıralayacak olursak. Bunlar;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Çevrede toplanmış taş katmanı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Koruma tabakayı bağlayan drok taşlar ( Bu taşlar iri ve moloz taşlardır.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Koruma taş kilidi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Mezar odası&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Temel&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜS DIŞ MİMARİSİTümülüsler bilindiği üzere toprak yığma yada taş yığma şeklinde inşa edilmiştir. Bu kadar malzemenin üst üste taşınmasının nedeni; görkemli bir yapı ve soygunlara karşı bir koruma oluşturmaktır. Bu tür malzemeler iki kısımda incelenilir.&lt;br /&gt;
1- Hediye katmanları; bölgede hüküm süren bir kral ölmüş ise, bu krala bağlı şehir ve yerleşim yerlerinden halk tarafında getirilen topraklar önce çamur hale getirip yoğrulur ve mezar yapının üstü bununla sıvanır, taş ise yine aynı şekilde taşınarak sadece olduğu gibi ana katmanın üstüne bırakılırdı. Dış görüntüsü bir huniyi andırır.&lt;br /&gt;
2- Ana katman; Temel, sunak ve mezar odasını kaplayan muhtelif soygunlara karşı koruma tabakaları yer alır. Biz bunları iç yapıda anlatmaya çalışacağız.&lt;br /&gt;
Frig Tipi Tümülüslerde dış kısım tamamen dışarıdan getirilen muhtelif toprağın çamur haline evrilerek ana tabaka üzerine sıvanmasında oluşmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Burada çamur derken; Toprak uzaklardan taşınma imkanına sahip, ancak suyun uzaklardan taşınması mümkün olmadığından, Tümülüsler bol su kaynaklarına yakın yerlerde inşa edilmiştir. Bu unsur çok önemlidir.&lt;br /&gt;
Bizanslılara Tümülüs örneğinde yüzey kısmı tamamen dışarıdan taşınan moloz taşlardan oluşmuştur. Romanın devamı olan Bizans kültüründe Tümülüsler Roma döneminden esinlenerek inşa edilmiş ve Roma ile neredeyse aynı özelikleri taşır. Bu tiplerin aynı zamanda toprak tipleri de mevcuttur&lt;br /&gt;
Grek( Yunan) Tipi bir Tümülüs dış yüzeyi tamamen dışarıdan getirilen hediye topraktan yapılan çamurdan oluşmuştur. Tümülüs yerleşim tabanı moloz taşlardan oluşan krepiz duvar bulunmaktadır. Bu duvarın amacı tümülüste kullanılan toprak malzemenin dışarıya yayılmasını önlemektir.&lt;br /&gt;
Pers Tipi : Yüzeyi dışarıdan getirilen muhtelif taş ve topraktan oluşmuştur. Perslerde yüzeye fazla itina gösterilmediği gözlemlenmektedir. Pers tipleri Grek tiplerinden esinlenerek inşa edildiğinden taban kısmında krepiz duvar yer alır, zamanla bu duvar toprak altında kalmış şu an gözükmeyebilir 50-100 cm kadar kazıldığında gözükmeye başlar.&lt;br /&gt;
Roma tipi : tamamen taşıma moloz taşlardan inşa edilmiş, günün modern Tümülüs yapılarıdır.&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜS NASIL İNŞA EDİLDİ ?Kral ve kral ailesi öldüğünde cesedin gömüleceği yer, öncede jeofizik olarak keşfedilir. Burada iki önemli konuya dikkat edilir. Soygun ve muhtelif doğal afetlere karşı muazzam bir koruma oluşturmak. Antik dönemlerde insanlar inançları gereği kullandıkları ve sahip oldukları muhtelif eşyaları ile birlikte defin edilirdi. Mezar soygunlarını göz önünde bulundurmak zorundaydılar.&lt;br /&gt;
Tümülüs inşasında ilk işlem tümülüsün inşa edileceği yer seçimidir;1- İnşa yeri kullanılacak suya yakın olmalı. (Tümülüslerde kullanılan malzemenin 2-3 katı kadar su kullanılmıştır. Antik dönemde su taşıma kolay olmadığından Tümülüsler suya yakın bir yer seçimi yapmak zorundaydılar).&lt;br /&gt;
2- Deprem, heyelan ve erozyona karşı dayanaklı olmalı. Zemin etüdü yapılırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3-Soygunlara karşı Tümülüs başka yerleşim noktasından izlenir durumda olmalıydı. Bu jeofizik işlemler bittikten sonra inşa edilmeye başlanır.&lt;br /&gt;
a-Önce temel atılır, temel moloz taşlardan oluşur ve bir kolon gibi üstte gelecek yapıyı koruyacak şekilde sağlam inşa edilirdi.&lt;br /&gt;
b- Yeteri miktarda taşlar kesilir, bölgeye taşınır ve cesedin konulacağı yer açık bırakılmak üzere, üzerine gelecek binlerce tonluk ağırlığı taşıyacak ve çökmeyecek şeklide bir hesaplama yapılır, bütün yük yan duvarlara verilmek üzere inşa edilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
c-Girişe muhtelif hediye ve inançları gereği kurban sunmak için sunak inşa edilir. Sunak yapısı bir düzlem taş yapıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
d-Yukarıdaki işlemler bittikten sonra, ceset ve hediyeler oda içine bırakılarak, oda kapatılır, Mezar odası yağmur ve kar sularından etkilenmemek üzere üstü önce kille sıvanır, yanlarına kum bırakılır esnek bir durum oluşturulur, bunun üstü muhtelif moloz taşlarla örülür ölen insanın değerine göre bu katmanın kalınlığı artar.&lt;br /&gt;
e- Başka bölgeden topraklar taşınır. Bu toprak çamur yapılarak taş koruma tabaka sıvanır, (Tümülüslerde kullanılan malzemenin 2-3 katı kadar su kullanılmıştır, Antik dönemde su taşıma kolay olmadığından Tümülüsler suya yakın bir yer seçimi yapmak zorundaydılar,)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
f- Krala bağlı yerleşim yerlerinden hediye toprak getirilir. Bu topraklar da aynı şekilde çamur yapılarak sıvanırdı. Bu katman farklı renklerden oluşur.&lt;br /&gt;
g- Tümülüs taşlardan oluşacak ise yine oda inşasından sonra, koruma tabakası oluşturulurdu. Bu tabaka kelebek kilidi şeklinde olurdu. Bir düz bir ters taş koymak suretiyle örülür. Harç sertleşsin diye kaya tuzu kullanılırdı.&lt;br /&gt;
h-Huniyi andıran bir tepe şeklinde tüm işlemler biter.&lt;br /&gt;
ı- dıştan içe doğru sıralayacak olursak. Tümülüs katmanları;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Hediye katmanı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Bölgede elde edilen toprak katmanı (inşa katmanı)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Taş koruma katmanı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Kil katmanı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Mezar odası&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
· Temel&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜS NASIL KEŞFEDİLEBİLİR?Bir tepenin Tümülüs olup olmadığına aşağıdaki genel bilgiler kullanılarak kesin karar verilmelidir.&lt;br /&gt;
1-Yakınında su kaynağı varsa.&lt;br /&gt;
2- Hakim bir tepe, vadiye bakan yamaç yüzeyinde yada düz yerde her taraftan rahat gözüküyorsa.&lt;br /&gt;
3- Yakın mesafe içerisinde yerleşim yeri yada ibadet edilen mekan varsa.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4-Yüzeyinde küp, çanak, çömlek, kül, kiremit ve tuğla gibi malzemeler yoksa,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5- Huni şeklinde tepe açısı dar ise.&lt;br /&gt;
Bu beş koşulu taşıyan yapay tepecikler Tümülüs yapılardır.&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜS TEHLİKELERİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
için&lt;br /&gt;
Tümülüs yapılarda beklenen tehlikelerin başında zehirlenme olayı gelir. Mezar odası o kadar sağlam ki içeride yanan metal, çürüyen cesette ait gazlar kendiliğinden temizlenmez ve oda içinde kalır. Açarken buna dikkat edilmediği zaman ölümle sonuçlanabilecek kadar tehlikelidir. Oda açılırken mutlaka kazla karşılaşılacağı unutulmamalı, gaz maskesi kullanılmalı gaz bir aralık açılınca hemen o alanda hızlıca uzaklaşmalıdır. Odada birken gaz çeşitli yöntemlerle temizlenebilir. Nasıl bir yöntem kullanırsanız kullanınız gaz maskesi, plastik eldiven olmadan mezar odasında objeler toplanmamalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Frig Tümülüslerinde su tuzakları vardır. Yamaç yüzeyine inşa edilen Tümülüslerde buna dikkat edilmelidir. Su gözü çıkma ihtimaline karşı bir çok yöntem kullanılır. Bunlardan biri tanesi kazı tümülüsün boyuna göre dik yapılmasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüslerdeki objeler mutlaka ama mutlaka plastik eldiven kullanılarak toplanmalı, aksi halde zamanla tedavisi mümkün olmayan hastalıklara yol açmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tümülüslerde açılan tünelin çökme tehlikesine karşı, şu tedbirler uygulanmalıdır; tünel açılacaksa çökme tehlikesini aza indirmek üzere taban geniş tavan tabana göre dar olmalı örneğin: temel 2 metre ise tavanı 1.5 metre olmalı yüksekliği bir insanınde rahatedebilecek kadar geniş olmalı gerektiğinde ağaç dayanaklar kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;
TÜMÜLÜSLERDE KAZI SİSTEMİ&lt;br /&gt;
1-Çeyrek Dilim Sistemi : Bu sistem küçük boy tümülüslerde uygulanır. Tümülüs 4 eşit dilime bölünerek güney-batı cephesindeki dilim alınarak temizlenir.&lt;br /&gt;
2- Tünel Açma Sistemi : Bu sistem büyük boy tümülüslere uygulanır batı yönünde başlanır. Dikkat edilmesi gereken şey merkeze doğru giderken yön kaybetmemek. Önce dar, merkeze yaklaşıldığından genişletilmesi gerekir&lt;br /&gt;
3- Derin ve geniş Yarma Sistemi : Bu sistem küçük boy tümülüslerde batı-doğu eksenine derin yarma, büyük boy tümülüslerde ise yine çeyrek dilime yakın güney-batı cephesini kucaklayan geniş yarma .</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/2954905262452674937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/krepiz-duvar_22.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/2954905262452674937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/2954905262452674937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/krepiz-duvar_22.html' title='krepiz duvar'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-7080113112919519318</id><published>2011-11-22T10:32:00.003-08:00</published><updated>2011-11-22T10:41:06.392-08:00</updated><title type='text'>osmanlı gümüş paraları</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Bu define kırıkkale ili sulakyurt ilçesi sarımbey köyünde 1962 yılında bulunmuş roma imparatorluğuna ait 429 adet sikkeden oluşmakta.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;table class=&quot;ncode_imageresizer_warning&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_warning_2&quot; style=&quot;width: 500px;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;td1&quot; width=&quot;20&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;16&quot; src=&quot;http://www.defineyeri.net/Themes/default/images/icons/assist.gif&quot; width=&quot;16&quot; /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class=&quot;td2&quot; unselectable=&quot;on&quot;&gt;Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 800x600 ve boyutu 109KB.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;375&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_container_2&quot; onload=&quot;NcodeImageResizer.createOn(this);&quot; originalheight=&quot;600&quot; originalwidth=&quot;800&quot; src=&quot;http://img71.imageshack.us/img71/7954/spa0580.jpg&quot; width=&quot;500&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;bbc_color&quot; style=&quot;color: orange;&quot;&gt;bu define fazla değil ama roma gümüş paralar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;table class=&quot;ncode_imageresizer_warning&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_warning_1&quot; style=&quot;width: 500px;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;td1&quot; width=&quot;20&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;16&quot; src=&quot;http://www.defineyeri.net/Themes/default/images/icons/assist.gif&quot; width=&quot;16&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class=&quot;td2&quot; unselectable=&quot;on&quot;&gt;Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 800x600 ve boyutu 93KB.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;375&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_container_1&quot; onload=&quot;NcodeImageResizer.createOn(this);&quot; originalheight=&quot;600&quot; originalwidth=&quot;800&quot; src=&quot;http://img71.imageshack.us/img71/1665/spa0587.jpg&quot; width=&quot;500&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;bbc_color&quot; style=&quot;color: green;&quot;&gt;selendi definesi osmanlı altın paraları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; onload=&quot;NcodeImageResizer.createOn(this);&quot; src=&quot;http://img71.imageshack.us/img71/4224/spa0588.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;bbc_color&quot; style=&quot;color: blue;&quot;&gt;ilhanlı definesi &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;table class=&quot;ncode_imageresizer_warning&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_warning_3&quot; style=&quot;width: 500px;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;td1&quot; width=&quot;20&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;16&quot; src=&quot;http://www.defineyeri.net/Themes/default/images/icons/assist.gif&quot; width=&quot;16&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class=&quot;td2&quot; unselectable=&quot;on&quot;&gt;Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 800x600 ve boyutu 77KB.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;375&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_container_3&quot; onload=&quot;NcodeImageResizer.createOn(this);&quot; originalheight=&quot;600&quot; originalwidth=&quot;800&quot; src=&quot;http://img71.imageshack.us/img71/1479/spa0589.jpg&quot; width=&quot;500&quot; /&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-2351992714978782&quot;;
/* 468x15, oluÅŸturulma 02.08.2011 */
google_ad_slot = &quot;2490938623&quot;;
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt; &lt;ins style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: inline-table; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;ins id=&quot;aswift_3_anchor&quot; style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: block; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;iframe allowtransparency=&quot;allowtransparency&quot; frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;15&quot; id=&quot;aswift_3&quot; marginheight=&quot;0&quot; marginwidth=&quot;0&quot; name=&quot;aswift_3&quot; onload=&quot;var i=this.id,s=window.google_iframe_oncopy,H=s&amp;amp;&amp;amp;s.handlers,h=H&amp;amp;&amp;amp;H[i],w=this.contentWindow,d;try{d=w.document}catch(e){}if(h&amp;amp;&amp;amp;d&amp;amp;&amp;amp;(!d.body||!d.body.firstChild)){if(h.call){i+=&#39;.call&#39;;setTimeout(h,0)}else if(h.match){i+=&#39;.nav&#39;;w.location.replace(h)}s.log&amp;amp;&amp;amp;s.log.push(i)}&quot; scrolling=&quot;no&quot; style=&quot;left: 0px; position: absolute; top: 0px;&quot; width=&quot;468&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/7080113112919519318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/osmanl-gumus-paralar_22.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/7080113112919519318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/7080113112919519318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/osmanl-gumus-paralar_22.html' title='osmanlı gümüş paraları'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-2610837672049512540</id><published>2011-11-22T10:32:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T10:32:51.713-08:00</updated><title type='text'>osmanlı gümüş paraları</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Bu define kırıkkale ili sulakyurt ilçesi sarımbey köyünde 1962 yılında bulunmuş roma imparatorluğuna ait 429 adet sikkeden oluşmakta.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;table class=&quot;ncode_imageresizer_warning&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_warning_2&quot; style=&quot;width: 500px;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;td1&quot; width=&quot;20&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;16&quot; src=&quot;http://www.defineyeri.net/Themes/default/images/icons/assist.gif&quot; width=&quot;16&quot; /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class=&quot;td2&quot; unselectable=&quot;on&quot;&gt;Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 800x600 ve boyutu 109KB.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;375&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_container_2&quot; onload=&quot;NcodeImageResizer.createOn(this);&quot; originalheight=&quot;600&quot; originalwidth=&quot;800&quot; src=&quot;http://img71.imageshack.us/img71/7954/spa0580.jpg&quot; width=&quot;500&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;bbc_color&quot; style=&quot;color: orange;&quot;&gt;bu define fazla değil ama roma gümüş paralar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;table class=&quot;ncode_imageresizer_warning&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_warning_1&quot; style=&quot;width: 500px;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;td1&quot; width=&quot;20&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;16&quot; src=&quot;http://www.defineyeri.net/Themes/default/images/icons/assist.gif&quot; width=&quot;16&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class=&quot;td2&quot; unselectable=&quot;on&quot;&gt;Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 800x600 ve boyutu 93KB.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;375&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_container_1&quot; onload=&quot;NcodeImageResizer.createOn(this);&quot; originalheight=&quot;600&quot; originalwidth=&quot;800&quot; src=&quot;http://img71.imageshack.us/img71/1665/spa0587.jpg&quot; width=&quot;500&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;bbc_color&quot; style=&quot;color: green;&quot;&gt;selendi definesi osmanlı altın paraları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; onload=&quot;NcodeImageResizer.createOn(this);&quot; src=&quot;http://img71.imageshack.us/img71/4224/spa0588.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;bbc_color&quot; style=&quot;color: blue;&quot;&gt;ilhanlı definesi &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;table class=&quot;ncode_imageresizer_warning&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_warning_3&quot; style=&quot;width: 500px;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;td1&quot; width=&quot;20&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;16&quot; src=&quot;http://www.defineyeri.net/Themes/default/images/icons/assist.gif&quot; width=&quot;16&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class=&quot;td2&quot; unselectable=&quot;on&quot;&gt;Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 800x600 ve boyutu 77KB.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;375&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_container_3&quot; onload=&quot;NcodeImageResizer.createOn(this);&quot; originalheight=&quot;600&quot; originalwidth=&quot;800&quot; src=&quot;http://img71.imageshack.us/img71/1479/spa0589.jpg&quot; width=&quot;500&quot; /&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-2351992714978782&quot;;
/* 468x15, oluÅŸturulma 02.08.2011 */
google_ad_slot = &quot;2490938623&quot;;
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt; &lt;ins style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: inline-table; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;ins id=&quot;aswift_3_anchor&quot; style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: block; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;iframe allowtransparency=&quot;allowtransparency&quot; frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;15&quot; id=&quot;aswift_3&quot; marginheight=&quot;0&quot; marginwidth=&quot;0&quot; name=&quot;aswift_3&quot; onload=&quot;var i=this.id,s=window.google_iframe_oncopy,H=s&amp;amp;&amp;amp;s.handlers,h=H&amp;amp;&amp;amp;H[i],w=this.contentWindow,d;try{d=w.document}catch(e){}if(h&amp;amp;&amp;amp;d&amp;amp;&amp;amp;(!d.body||!d.body.firstChild)){if(h.call){i+=&#39;.call&#39;;setTimeout(h,0)}else if(h.match){i+=&#39;.nav&#39;;w.location.replace(h)}s.log&amp;amp;&amp;amp;s.log.push(i)}&quot; scrolling=&quot;no&quot; style=&quot;left: 0px; position: absolute; top: 0px;&quot; width=&quot;468&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/2610837672049512540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/osmanl-gumus-paralar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/2610837672049512540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/2610837672049512540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/osmanl-gumus-paralar.html' title='osmanlı gümüş paraları'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-2249734690544176797</id><published>2011-11-22T10:30:00.003-08:00</published><updated>2011-11-22T10:41:06.399-08:00</updated><title type='text'>savunma tipi savaş aletleri</title><content type='html'>Oğuzların Kınık boyundan olan Selçuklu Türkleri, İslam dünyasına Maverâ’’ün nehr’den gelerek girdiler ve X. Yüzyılın sonlarına doğru Müslüman olarak, kendilerini İslamiyet’in hizmetine verdiler. Oldukça kısa bir sürede başarılı fetih hareketlerine girişen Selçuklular; Gaznelileri, Bizans’ı Şii Büveyhoğullarını mağlup edip, Abbasi Halifeliğinin ve Sünni İslam koruyuculuğu vazifesini üzerlerine aldılar..&lt;br /&gt;
Melekler Mekanı - Selçuklu Ordusunda Kullanilan Silahlar&lt;br /&gt;
Selçukluların iktidar ve yükselişinin temelini atan Türkmenler hafif silahlarla donatılmış, vurucu, üstelik çok çevik bir orduyu temsil etmekteydi . Ayrıca bu ordunun giderleri çok azdı. Selçuklular, bunlara karşı bir denge sağlamak, aynı zamanda tamamlayıcı bir askeri güç oluşturmak amacıyla geleneğe uygun olarak bir gulam ordusu, daha doğrusu bir paralı ordu kurdular. Güçlü orduları sayesinde ülkeyi etkili biçimde denetleme olanağı buldular. Böyle bir ordunun bakımı için gerekli parayı da ikta sistemini uygulayıp yaygınlaştırarak sağladılar. Türkmen ordusu tamamen süvarilerden oluşurken gulümlerden oluşan hassa ordusu ise hem süvari hem de piyadelerden müteşekkildi . Askerlerin giyim tarzı hakkında pek m olmasa da sarı külah(börk) takıp, keçe giydiklerini Süvari olduklarına göre muhtemelen, diğer Türkler gibi pantolon giydiler.&lt;br /&gt;
Selçukluların parlak zaferler kazanmasında, hafif süvari dayanan ordusu, öteden kullandıkları savaş stratejileri ve dönemin teknik bilgilerine yabancı bulmaları önemli rol oynadı . Rakiplerinin ok ve yayı sadece kullandığı bir dünyada Selçuklular, ok ucu olarak sivriltilmiş kemik kullandılar ve at üzerinde her pozisyonda ok kullanabilmek için talimler yaptılar. Selçukluların kullandıkları savaş aletleri; saldırı, savunma ve kuşatma araçları diye kısımlanarak incelenecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SALDIRI SİLAHLARI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ok Ve Vay&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ok, yay ile gerili kirişe takılarak uzağa atılan ucu sivri, düzgün, ince, bir çubuktur. Düzgün uçması için arka kısmına kuş tüyü geçirildi. Sivri ucu, önceleri çakmak taşından yapılırken, sonradan bunun yerine metal veya kemik kullanıldı, yay kirişi, manda boynuzundan yahut ağaç veya madenden yapılabilirdi.&lt;br /&gt;
Ok ve yayın bozkırlı kavimlerin olduğu hususunda tarihçiler hem fikirler. İskitler ve Hunlar bu konuda eskiçağın en maharetlileriydi. Zaten Oğuzlar, Oğuz Destanı’na dayanılarak Bozok ve Üçoklar diye iki kola ayrılmaktadır. Yani ok ve yayın Türkler için önemli ve hususi bir yeri vardır. Hakimiyet, tabiyyet ve da Bey, hususi mektuplarında tuğra olarak ok ve yay işaretini kullanmıştı . Selçuklu akınlarından rahatsız olan Gazneli Sultan Mahmud’a komutanı Arslan Cazib, Selçuklu erkeklerinin baş parmaklarını kestirmesini tavsiye , etmişti. Çünkü baş parmağı olmayan, dolayısıyla ok atamayan bir Türkmen yaşayamazdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mızrak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzun saplı ve sivri demir uçlu olan bu silah, saldırı veya savunma amaçlı kullanılabiliyordu. Memlükler, mızrağı savunma amaçlı kullanıyorlardı ve bu yüzden Memlüklü mızrakları demiriydi. Selçuklu mızrakları ise ahşap saplıydı. Bu sayede fırlatılmaları mümkün oluyordu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kargı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ucunda demiri olan bir nevi mızrak idi. Eskiden beri kullanımı yaygındı. Büyük Selçuklu ordusunda kullamlan “hatti” ve “gargı” adı verilen çeşitleri Bahreyn’de&lt;br /&gt;
üretilirdi .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Harbe&lt;br /&gt;
Piyadelerin kullandığı nisbeten kısa bir mızrak çeşidiydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kılıç&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ateşli silahların yaygınlaşmasından önce kullanılan en meşhur harb aletidir. Bele asılarak taşınır. Kudret ve hakimiyetin sen İlk defa kimin, ne zaman kullandığı bilinmemektedir. Mesela Hititler kullanıyordu . Eski Türk Devletlerinde kılıç kullanımı ve imali oldukça yaygındı. Selçuklu kılıçları, Karahanlılarda tedarik edildiği gibi, Kayseri, Ahlat ve Divriği’de üretiliyordu. Selçuklu ve sonradan Osmanlı Devleti’nde ordu ihtiyaçlarını karşılamak için her eyalette kılıçhaneler kurulmuş ve kılıç ustaları yetiştirilmişti. Ayrıca Selçuklu Sultanları, devlet kuran Müslüman hükümdarlara istiklal ve hakimiyetini tanıdığını belirtmek için kılıç gönderirlerdi .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kama&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sivri uçlu, iki yanı keskin, enlice bir tür bıçak olup Kafkas kökenlidir. Kın içinde, belde taşınırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pala&lt;br /&gt;
Ağzı enli, ortası geniş, uca doğru daralan kalın, kısa ve ağır kılıç çeşidiydi. Daha çok atlılar kul1anırdı .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hançer&lt;br /&gt;
Ucu eğri ve sivri, yanları keskin, silah olarak kullanılabilen kamadan küçük bıçaktır. Düz veya tırtıllı olabilirdi. Erkeklerin çoğunlukla taşıdığı hançer, mertlik alameti olarak görülürdü. Batıni faaliyetleri sayesinde suikast silahı olarak kötü bir şöhret kazanacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gürz&lt;br /&gt;
Türklerin topuz veya bozdoğan da dedikleri düşmanı yaralamak ve zırhını parçalamak amacıyla yakın çatışmada kullanılan, üzerinde boğumlar olan ve bir ucu öbüründen çok daha kalın bir silahtır. Demir, bakır, pirinç veya bronzdan yapılıyordu. Piyadelerin kullandıkları daha hafifti. Sultan Alparslan Malazgirt savaşında hem kılıç hemde gürz kullanmıştı .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
FORUMUZ.BİZ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Balta&lt;br /&gt;
Birçok araştırıp Avrupa’ya yayılan Asya kökenli akıncıları “baltalı savaşçılar olarak tanımlanmıştır . Buna rağmen yeryüzünde Kızılderelilerden Vikinglere kadar birçok toplumda silah olarak yaygın kullanıma sahipti. Uzun saplı, mızrağa benzer çeşitleri yanında, süvarilerin kullandığı kısa saplı el balaları da vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çekre&lt;br /&gt;
Dört köşeli, baş parmak kalınlığında, keskin uçlu bir ok olup kurma yoluyla atılırdı ve zırhları delici güçteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SAVUNMA TİPİ SAVAŞ ALETLERİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kalkan&lt;br /&gt;
Savaşçıların ok, mızrak, gürz ve kılıç darbelerinden kendilerini korumak için kullandıkları alettir. Sol elle tutulurdu. Dikdörtgen, yuvarlak veya kabarık olabilirlerdi. Yapıldığı malzemeye göre isimler alırlardı. Mesela demir olanlara “hacefe”, çelik kalkanların yuvarlak olanına “yaleb” denirdi. Bir başka çeşidinin adı “matrak” idi. Kalkan imalatı ve üzerindeki süsleme işçiliği Türkiye sanatlarında mühim bir öneme sahiptir .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Miğfer&lt;br /&gt;
Başı dış belerden koruyan madeni başlık olup, tepesi sivri ve fes biçimindeydi. Bumu, kulakları, boynu muhafaza eden siperlik ve levhaları olabilirdi. Her devirde kullanılmıştı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zırh&lt;br /&gt;
Vücudu silahlardan korumak için kullanılan çelik giyecektir. Avrupalıların, hareket kabiliyetini oldukça sınırlayan, ağır ve kalın zırhlara karşılık Selçuklu ve Memlüklerde, küçük parçaların birleşmesinden müteşekkil, hareket serbestliği veren kullanışlı ve hafif zırhlar kullandılar. Süvariler, kendilerini e en kıymetli yardımcıları olan atlarını korumak için de zırh kullandılar. Atlara giydirilen zırh; at alın, boyun ve sağrı zırhı olmak üzere üç parçaya 1.Kılıçarslan, Çavlı ile olan mücadelesinde kendisinde atının da zırhlı olması sebebiyle bir nehri geçmek isterken boğularak ölmüştü .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cevşen ve Zemberek&lt;br /&gt;
Cevşen, örme zırh demekti. Çokal da bir zırh çeşidiydi. Çelik yada pirinçten mamül bir cins zırha da zemberek denirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KUŞATMA ARACLARI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mancınık&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gerilip bırakılarak, ucundaki taşı ileri fırlatan kaşık şeklindeki bir sopa ve düzeneğinden oluşan bu alet, hem saldırı silahı olarak hem de kale muhasaralarında kullanılırdı. Fenikeliler ve Romalılardan beri bilinen bu alet ile düşmanın üzerine veya aşırtma taş, gülle veya büyük oklar atardı .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Arrede&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir nevi mancınıktır. Daha çok hafif taşların fırlatılmasında kullanılırdı .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Külünk ve Miskab (Nakkab)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Külünk, kazmaya benziyordu. Miskab ise delici bir aletti. Bunlar, kale kapısının zorlanmasında kullanıldılar .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
DİĞER SAVAŞ GERECLERİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Selçuklu Devleti’nin hüküm sürdüğü sahada hem Selçuklu’dan önce hem de sonra yaygın olarak filler kullanılmıştı. Mesela Gazneli Sultan Mesud’un Dandanakan’da Selçuklu ile savaşırken o, filler bulunuyordu. Eyyübi Sultanları da savaşlarda fillerden yararlanacaktı . Savaşlarda fil kullanıp kullanmadıklarını bilmiyoruz. Ancak faidelerini ve yaygın kullanımlarını gören Selçuklular, olasılıkla eskinin canlı tanklarından yararlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Barutu Çinlilerin icad ettiği, onlardan Müslüman Türkler ve Araplar vasıtasıyla Avrupa’ya geçtiği bilinmektedir. Ancak Çinliler, barutun patlayıcı özelliklerini bilseler de onu savaşta değil havai fişek yapımında kullanıyorlardı. Timur Han’ın askerlerini ellerinde tüfeğin ilkel şekli olan karabinalar olduğu halde avlanırken gösteren minyatürlerin mevcudiyeti, ayrıca Osmanlı Beyliği’nin toplar sayesinde Sırp Sındığı zaferini kazanmaları, barutun, daha XIV. yy’larda yaygın bir kullanıma sahip olduğu hakkında fikir verebilir. Fakat Selçukluların barutu kullandıkları hakkında elimizde malt olmadığı gibi bu konuda tahmin yürütmek bile zor. Yalnız, petrolden elde edilen, kolay tutuşan ve parlayıcı özelliği olan neft, kuşatmalarda kullanılıyordu. Hatta Irak Selçuklularının ordusunda bir neffatun (neftçiler)birliği vardı .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KİMYASAL SİLAHLAR&lt;br /&gt;
Nefti ve eğer kullanılıyorsa barutu, ateşli silahlar(patlayıcılar) grubuna dahil edebilirdik. Bu durumda kale kuşatmalarında ve düşmanın önünden kaçarken en başvurulan “kuyu zehirleme” olgusunda kimyasal silahların kullanıldığını kabul edebiliriz . Zehir olarak da herhalde Zırnık(Arsenik), Siyanür veyahut Kurşunlu veya Civali bileşiklerden birisi kullanılıyordu. Çünkü bu sayılanlar, eskiçağ ve ortaçağın en rağbet gören zehirleriydi</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/2249734690544176797/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/savunma-tipi-savas-aletleri_22.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/2249734690544176797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/2249734690544176797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/savunma-tipi-savas-aletleri_22.html' title='savunma tipi savaş aletleri'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-4819275017387927145</id><published>2011-11-22T10:30:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T10:30:49.352-08:00</updated><title type='text'>savunma tipi savaş aletleri</title><content type='html'>Oğuzların Kınık boyundan olan Selçuklu Türkleri, İslam dünyasına Maverâ’’ün nehr’den gelerek girdiler ve X. Yüzyılın sonlarına doğru Müslüman olarak, kendilerini İslamiyet’in hizmetine verdiler. Oldukça kısa bir sürede başarılı fetih hareketlerine girişen Selçuklular; Gaznelileri, Bizans’ı Şii Büveyhoğullarını mağlup edip, Abbasi Halifeliğinin ve Sünni İslam koruyuculuğu vazifesini üzerlerine aldılar..&lt;br /&gt;
Melekler Mekanı - Selçuklu Ordusunda Kullanilan Silahlar&lt;br /&gt;
Selçukluların iktidar ve yükselişinin temelini atan Türkmenler hafif silahlarla donatılmış, vurucu, üstelik çok çevik bir orduyu temsil etmekteydi . Ayrıca bu ordunun giderleri çok azdı. Selçuklular, bunlara karşı bir denge sağlamak, aynı zamanda tamamlayıcı bir askeri güç oluşturmak amacıyla geleneğe uygun olarak bir gulam ordusu, daha doğrusu bir paralı ordu kurdular. Güçlü orduları sayesinde ülkeyi etkili biçimde denetleme olanağı buldular. Böyle bir ordunun bakımı için gerekli parayı da ikta sistemini uygulayıp yaygınlaştırarak sağladılar. Türkmen ordusu tamamen süvarilerden oluşurken gulümlerden oluşan hassa ordusu ise hem süvari hem de piyadelerden müteşekkildi . Askerlerin giyim tarzı hakkında pek m olmasa da sarı külah(börk) takıp, keçe giydiklerini Süvari olduklarına göre muhtemelen, diğer Türkler gibi pantolon giydiler.&lt;br /&gt;
Selçukluların parlak zaferler kazanmasında, hafif süvari dayanan ordusu, öteden kullandıkları savaş stratejileri ve dönemin teknik bilgilerine yabancı bulmaları önemli rol oynadı . Rakiplerinin ok ve yayı sadece kullandığı bir dünyada Selçuklular, ok ucu olarak sivriltilmiş kemik kullandılar ve at üzerinde her pozisyonda ok kullanabilmek için talimler yaptılar. Selçukluların kullandıkları savaş aletleri; saldırı, savunma ve kuşatma araçları diye kısımlanarak incelenecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SALDIRI SİLAHLARI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ok Ve Vay&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ok, yay ile gerili kirişe takılarak uzağa atılan ucu sivri, düzgün, ince, bir çubuktur. Düzgün uçması için arka kısmına kuş tüyü geçirildi. Sivri ucu, önceleri çakmak taşından yapılırken, sonradan bunun yerine metal veya kemik kullanıldı, yay kirişi, manda boynuzundan yahut ağaç veya madenden yapılabilirdi.&lt;br /&gt;
Ok ve yayın bozkırlı kavimlerin olduğu hususunda tarihçiler hem fikirler. İskitler ve Hunlar bu konuda eskiçağın en maharetlileriydi. Zaten Oğuzlar, Oğuz Destanı’na dayanılarak Bozok ve Üçoklar diye iki kola ayrılmaktadır. Yani ok ve yayın Türkler için önemli ve hususi bir yeri vardır. Hakimiyet, tabiyyet ve da Bey, hususi mektuplarında tuğra olarak ok ve yay işaretini kullanmıştı . Selçuklu akınlarından rahatsız olan Gazneli Sultan Mahmud’a komutanı Arslan Cazib, Selçuklu erkeklerinin baş parmaklarını kestirmesini tavsiye , etmişti. Çünkü baş parmağı olmayan, dolayısıyla ok atamayan bir Türkmen yaşayamazdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mızrak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzun saplı ve sivri demir uçlu olan bu silah, saldırı veya savunma amaçlı kullanılabiliyordu. Memlükler, mızrağı savunma amaçlı kullanıyorlardı ve bu yüzden Memlüklü mızrakları demiriydi. Selçuklu mızrakları ise ahşap saplıydı. Bu sayede fırlatılmaları mümkün oluyordu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kargı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ucunda demiri olan bir nevi mızrak idi. Eskiden beri kullanımı yaygındı. Büyük Selçuklu ordusunda kullamlan “hatti” ve “gargı” adı verilen çeşitleri Bahreyn’de&lt;br /&gt;
üretilirdi .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Harbe&lt;br /&gt;
Piyadelerin kullandığı nisbeten kısa bir mızrak çeşidiydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kılıç&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ateşli silahların yaygınlaşmasından önce kullanılan en meşhur harb aletidir. Bele asılarak taşınır. Kudret ve hakimiyetin sen İlk defa kimin, ne zaman kullandığı bilinmemektedir. Mesela Hititler kullanıyordu . Eski Türk Devletlerinde kılıç kullanımı ve imali oldukça yaygındı. Selçuklu kılıçları, Karahanlılarda tedarik edildiği gibi, Kayseri, Ahlat ve Divriği’de üretiliyordu. Selçuklu ve sonradan Osmanlı Devleti’nde ordu ihtiyaçlarını karşılamak için her eyalette kılıçhaneler kurulmuş ve kılıç ustaları yetiştirilmişti. Ayrıca Selçuklu Sultanları, devlet kuran Müslüman hükümdarlara istiklal ve hakimiyetini tanıdığını belirtmek için kılıç gönderirlerdi .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kama&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sivri uçlu, iki yanı keskin, enlice bir tür bıçak olup Kafkas kökenlidir. Kın içinde, belde taşınırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pala&lt;br /&gt;
Ağzı enli, ortası geniş, uca doğru daralan kalın, kısa ve ağır kılıç çeşidiydi. Daha çok atlılar kul1anırdı .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hançer&lt;br /&gt;
Ucu eğri ve sivri, yanları keskin, silah olarak kullanılabilen kamadan küçük bıçaktır. Düz veya tırtıllı olabilirdi. Erkeklerin çoğunlukla taşıdığı hançer, mertlik alameti olarak görülürdü. Batıni faaliyetleri sayesinde suikast silahı olarak kötü bir şöhret kazanacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gürz&lt;br /&gt;
Türklerin topuz veya bozdoğan da dedikleri düşmanı yaralamak ve zırhını parçalamak amacıyla yakın çatışmada kullanılan, üzerinde boğumlar olan ve bir ucu öbüründen çok daha kalın bir silahtır. Demir, bakır, pirinç veya bronzdan yapılıyordu. Piyadelerin kullandıkları daha hafifti. Sultan Alparslan Malazgirt savaşında hem kılıç hemde gürz kullanmıştı .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
FORUMUZ.BİZ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Balta&lt;br /&gt;
Birçok araştırıp Avrupa’ya yayılan Asya kökenli akıncıları “baltalı savaşçılar olarak tanımlanmıştır . Buna rağmen yeryüzünde Kızılderelilerden Vikinglere kadar birçok toplumda silah olarak yaygın kullanıma sahipti. Uzun saplı, mızrağa benzer çeşitleri yanında, süvarilerin kullandığı kısa saplı el balaları da vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çekre&lt;br /&gt;
Dört köşeli, baş parmak kalınlığında, keskin uçlu bir ok olup kurma yoluyla atılırdı ve zırhları delici güçteydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SAVUNMA TİPİ SAVAŞ ALETLERİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kalkan&lt;br /&gt;
Savaşçıların ok, mızrak, gürz ve kılıç darbelerinden kendilerini korumak için kullandıkları alettir. Sol elle tutulurdu. Dikdörtgen, yuvarlak veya kabarık olabilirlerdi. Yapıldığı malzemeye göre isimler alırlardı. Mesela demir olanlara “hacefe”, çelik kalkanların yuvarlak olanına “yaleb” denirdi. Bir başka çeşidinin adı “matrak” idi. Kalkan imalatı ve üzerindeki süsleme işçiliği Türkiye sanatlarında mühim bir öneme sahiptir .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Miğfer&lt;br /&gt;
Başı dış belerden koruyan madeni başlık olup, tepesi sivri ve fes biçimindeydi. Bumu, kulakları, boynu muhafaza eden siperlik ve levhaları olabilirdi. Her devirde kullanılmıştı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zırh&lt;br /&gt;
Vücudu silahlardan korumak için kullanılan çelik giyecektir. Avrupalıların, hareket kabiliyetini oldukça sınırlayan, ağır ve kalın zırhlara karşılık Selçuklu ve Memlüklerde, küçük parçaların birleşmesinden müteşekkil, hareket serbestliği veren kullanışlı ve hafif zırhlar kullandılar. Süvariler, kendilerini e en kıymetli yardımcıları olan atlarını korumak için de zırh kullandılar. Atlara giydirilen zırh; at alın, boyun ve sağrı zırhı olmak üzere üç parçaya 1.Kılıçarslan, Çavlı ile olan mücadelesinde kendisinde atının da zırhlı olması sebebiyle bir nehri geçmek isterken boğularak ölmüştü .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cevşen ve Zemberek&lt;br /&gt;
Cevşen, örme zırh demekti. Çokal da bir zırh çeşidiydi. Çelik yada pirinçten mamül bir cins zırha da zemberek denirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KUŞATMA ARACLARI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mancınık&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gerilip bırakılarak, ucundaki taşı ileri fırlatan kaşık şeklindeki bir sopa ve düzeneğinden oluşan bu alet, hem saldırı silahı olarak hem de kale muhasaralarında kullanılırdı. Fenikeliler ve Romalılardan beri bilinen bu alet ile düşmanın üzerine veya aşırtma taş, gülle veya büyük oklar atardı .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Arrede&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir nevi mancınıktır. Daha çok hafif taşların fırlatılmasında kullanılırdı .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Külünk ve Miskab (Nakkab)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Külünk, kazmaya benziyordu. Miskab ise delici bir aletti. Bunlar, kale kapısının zorlanmasında kullanıldılar .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
DİĞER SAVAŞ GERECLERİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Selçuklu Devleti’nin hüküm sürdüğü sahada hem Selçuklu’dan önce hem de sonra yaygın olarak filler kullanılmıştı. Mesela Gazneli Sultan Mesud’un Dandanakan’da Selçuklu ile savaşırken o, filler bulunuyordu. Eyyübi Sultanları da savaşlarda fillerden yararlanacaktı . Savaşlarda fil kullanıp kullanmadıklarını bilmiyoruz. Ancak faidelerini ve yaygın kullanımlarını gören Selçuklular, olasılıkla eskinin canlı tanklarından yararlandılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Barutu Çinlilerin icad ettiği, onlardan Müslüman Türkler ve Araplar vasıtasıyla Avrupa’ya geçtiği bilinmektedir. Ancak Çinliler, barutun patlayıcı özelliklerini bilseler de onu savaşta değil havai fişek yapımında kullanıyorlardı. Timur Han’ın askerlerini ellerinde tüfeğin ilkel şekli olan karabinalar olduğu halde avlanırken gösteren minyatürlerin mevcudiyeti, ayrıca Osmanlı Beyliği’nin toplar sayesinde Sırp Sındığı zaferini kazanmaları, barutun, daha XIV. yy’larda yaygın bir kullanıma sahip olduğu hakkında fikir verebilir. Fakat Selçukluların barutu kullandıkları hakkında elimizde malt olmadığı gibi bu konuda tahmin yürütmek bile zor. Yalnız, petrolden elde edilen, kolay tutuşan ve parlayıcı özelliği olan neft, kuşatmalarda kullanılıyordu. Hatta Irak Selçuklularının ordusunda bir neffatun (neftçiler)birliği vardı .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KİMYASAL SİLAHLAR&lt;br /&gt;
Nefti ve eğer kullanılıyorsa barutu, ateşli silahlar(patlayıcılar) grubuna dahil edebilirdik. Bu durumda kale kuşatmalarında ve düşmanın önünden kaçarken en başvurulan “kuyu zehirleme” olgusunda kimyasal silahların kullanıldığını kabul edebiliriz . Zehir olarak da herhalde Zırnık(Arsenik), Siyanür veyahut Kurşunlu veya Civali bileşiklerden birisi kullanılıyordu. Çünkü bu sayılanlar, eskiçağ ve ortaçağın en rağbet gören zehirleriydi</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/4819275017387927145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/savunma-tipi-savas-aletleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/4819275017387927145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/4819275017387927145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/savunma-tipi-savas-aletleri.html' title='savunma tipi savaş aletleri'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-7329784691347550941</id><published>2011-11-22T10:29:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T10:29:18.736-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'></content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/7329784691347550941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/7329784691347550941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/7329784691347550941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/blog-post.html' title=''/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-4910636941731705121</id><published>2011-11-22T08:50:00.003-08:00</published><updated>2011-11-22T10:29:18.739-08:00</updated><title type='text'>alan tarama cihazı yapımı</title><content type='html'>NASIL YAPILIR? SAG ELDE TUTULACAK OLAN ÇUBUK YAPIMI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1_4 ADET PİL KÖMÜRÜ CİKARTILARAK SUYLA HAMUR KIVAMINA GETİRİLİR.&lt;br /&gt;
2_4 ADET PİL KÖMÜRÜ KADAR TEMİZ TOPRAK YİNE SUYLA HAMUR KIVAMINA GETİRİLEREK PİL KÖMÜRLERİNDEN SONRA ÇUBUGA YERLEŞTİRİLİR&lt;br /&gt;
3_V SEKLİNDEKİ ÇUBUGUN TEMAS UCUNA ALTIN KONULUR.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SOL ELDE TUTULACAK ÇUBUGUN YAPIMI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1_YİNE 4 ADET PİL KÖMÜRÜ SUYLA HAMUR KIVAMINA GETİRİLEREK ÇUBUGA YERLESTİRİLİR&lt;br /&gt;
2_BAKIR VE DEMİR HARİÇ TUNÇ GÜMÜS.VB.GİBİ DEGERLİ MADEN PARÇALARI ÇUBUGA KONULUR (DİGER ÇUBUGUN AGİRLİGİNİ AŞMİCAK MİKTARDA )&lt;br /&gt;
3_BÖLGEDEN ÇİKARILMİŞ VEYA MEVCUT OLAN MİNERAL DEGERİ YÜKSEK TAŞLARDAN 4 ADET PİL KÖMÜRÜ MİKTARINCA TOZ HALİNE GETİRİLİP ÇUBUGUN BÜNYESİNDE ARTİ BİR MİNERALİZE OLUŞUM SAGLANIR .&lt;br /&gt;
4_V SEKLİNDEKİ UCA TEKRAR ALTIN KONULARAK ÖNCELİKLE MANYETİK ALANLARI DAHA İYİ ALGILAMASI SAGLANIR VE tekrar bir miktar toprak hamur kıvamına getirilerek çubuk kapatılır.iki çubugun agırlık oranını yakalamak gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
not: bu şekilde yapılmis bir çubuk yüzde doksan nokta atisi yapmanızı saglar yüzde onlık pay ise çubugun boşluga gitme oranıdır buda mezar bulma ihtimalinizi artirir taib gözlem ve bilgi birikiminizi katarsanız.sol elde tutulacak olan çubuga mineralize taşların konması çubukta mineralbir manyetik ortamı yaratmaktır çubugun bünyesinde bu olusumun bulunması mineralize olusumlara çekme olasılıgını sıfırlar bir ikinciside çubugun v kanallarındaki temas noktalarına altın konması altına çekmesi için degildir amaç altının çok iyi bir iletken ve manyetik alanları yutma özelligidir.&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-2351992714978782&quot;;
/* 468x15, oluÅŸturulma 02.08.2011 */
google_ad_slot = &quot;2490938623&quot;;
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt; &lt;ins style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: inline-table; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;ins id=&quot;aswift_3_anchor&quot; style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: block; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;iframe allowtransparency=&quot;allowtransparency&quot; frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;15&quot; id=&quot;aswift_3&quot; marginheight=&quot;0&quot; marginwidth=&quot;0&quot; name=&quot;aswift_3&quot; onload=&quot;var i=this.id,s=window.google_iframe_oncopy,H=s&amp;amp;&amp;amp;s.handlers,h=H&amp;amp;&amp;amp;H[i],w=this.contentWindow,d;try{d=w.document}catch(e){}if(h&amp;amp;&amp;amp;d&amp;amp;&amp;amp;(!d.body||!d.body.firstChild)){if(h.call){i+=&#39;.call&#39;;setTimeout(h,0)}else if(h.match){i+=&#39;.nav&#39;;w.location.replace(h)}s.log&amp;amp;&amp;amp;s.log.push(i)}&quot; scrolling=&quot;no&quot; style=&quot;left: 0px; position: absolute; top: 0px;&quot; width=&quot;468&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/4910636941731705121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/alan-tarama-cihaz-yapm_22.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/4910636941731705121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/4910636941731705121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/alan-tarama-cihaz-yapm_22.html' title='alan tarama cihazı yapımı'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-567320115002710666</id><published>2011-11-22T08:50:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T08:50:06.658-08:00</updated><title type='text'>alan tarama cihazı yapımı</title><content type='html'>NASIL YAPILIR? SAG ELDE TUTULACAK OLAN ÇUBUK YAPIMI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1_4 ADET PİL KÖMÜRÜ CİKARTILARAK SUYLA HAMUR KIVAMINA GETİRİLİR.&lt;br /&gt;
2_4 ADET PİL KÖMÜRÜ KADAR TEMİZ TOPRAK YİNE SUYLA HAMUR KIVAMINA GETİRİLEREK PİL KÖMÜRLERİNDEN SONRA ÇUBUGA YERLEŞTİRİLİR&lt;br /&gt;
3_V SEKLİNDEKİ ÇUBUGUN TEMAS UCUNA ALTIN KONULUR.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SOL ELDE TUTULACAK ÇUBUGUN YAPIMI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1_YİNE 4 ADET PİL KÖMÜRÜ SUYLA HAMUR KIVAMINA GETİRİLEREK ÇUBUGA YERLESTİRİLİR&lt;br /&gt;
2_BAKIR VE DEMİR HARİÇ TUNÇ GÜMÜS.VB.GİBİ DEGERLİ MADEN PARÇALARI ÇUBUGA KONULUR (DİGER ÇUBUGUN AGİRLİGİNİ AŞMİCAK MİKTARDA )&lt;br /&gt;
3_BÖLGEDEN ÇİKARILMİŞ VEYA MEVCUT OLAN MİNERAL DEGERİ YÜKSEK TAŞLARDAN 4 ADET PİL KÖMÜRÜ MİKTARINCA TOZ HALİNE GETİRİLİP ÇUBUGUN BÜNYESİNDE ARTİ BİR MİNERALİZE OLUŞUM SAGLANIR .&lt;br /&gt;
4_V SEKLİNDEKİ UCA TEKRAR ALTIN KONULARAK ÖNCELİKLE MANYETİK ALANLARI DAHA İYİ ALGILAMASI SAGLANIR VE tekrar bir miktar toprak hamur kıvamına getirilerek çubuk kapatılır.iki çubugun agırlık oranını yakalamak gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
not: bu şekilde yapılmis bir çubuk yüzde doksan nokta atisi yapmanızı saglar yüzde onlık pay ise çubugun boşluga gitme oranıdır buda mezar bulma ihtimalinizi artirir taib gözlem ve bilgi birikiminizi katarsanız.sol elde tutulacak olan çubuga mineralize taşların konması çubukta mineralbir manyetik ortamı yaratmaktır çubugun bünyesinde bu olusumun bulunması mineralize olusumlara çekme olasılıgını sıfırlar bir ikinciside çubugun v kanallarındaki temas noktalarına altın konması altına çekmesi için degildir amaç altının çok iyi bir iletken ve manyetik alanları yutma özelligidir.&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-2351992714978782&quot;;
/* 468x15, oluÅŸturulma 02.08.2011 */
google_ad_slot = &quot;2490938623&quot;;
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt; &lt;ins style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: inline-table; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;ins id=&quot;aswift_3_anchor&quot; style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: block; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;iframe allowtransparency=&quot;allowtransparency&quot; frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;15&quot; id=&quot;aswift_3&quot; marginheight=&quot;0&quot; marginwidth=&quot;0&quot; name=&quot;aswift_3&quot; onload=&quot;var i=this.id,s=window.google_iframe_oncopy,H=s&amp;amp;&amp;amp;s.handlers,h=H&amp;amp;&amp;amp;H[i],w=this.contentWindow,d;try{d=w.document}catch(e){}if(h&amp;amp;&amp;amp;d&amp;amp;&amp;amp;(!d.body||!d.body.firstChild)){if(h.call){i+=&#39;.call&#39;;setTimeout(h,0)}else if(h.match){i+=&#39;.nav&#39;;w.location.replace(h)}s.log&amp;amp;&amp;amp;s.log.push(i)}&quot; scrolling=&quot;no&quot; style=&quot;left: 0px; position: absolute; top: 0px;&quot; width=&quot;468&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/567320115002710666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/alan-tarama-cihaz-yapm.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/567320115002710666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/567320115002710666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/alan-tarama-cihaz-yapm.html' title='alan tarama cihazı yapımı'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-2637031855322492220</id><published>2011-11-22T08:49:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T08:49:08.128-08:00</updated><title type='text'>rahib bahira peygamberimize ne sordu</title><content type='html'>Mekkelilerin öteden beri devam ettirdikleri bir âdetleri vardı. Yeni doğmuş çocuklarını kendileri emzirmezlerdi. Onları emzirilmek üzere yaylalarda yaşayan sütannelere verirlerdi. Çünkü Mekke’nin havası sıcak ve sıkıntılı idi. Çocukların körpe vücutlarına yaramazdı. Çölde ise hava güzel, su tatlı ve temizdi.&lt;br /&gt;
Çocuğun güzel konuşma öğrenmesi de mümkündü. Çünkü, yaylada yaşayanların konuşması daha düzgündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaylalarda yaşayan kadınlar senede birkaç defa Mekke’ye inerlerdi. Yeni doğan çocukları alıp yurtlarına dönerlerdi. Çocuk bazen 2-3 sene sütannenin yanında kalırdı. Sütanneler bu hizmetlerine karşılık bazı hediyeler alırlardı. &lt;br /&gt;
Yine etraftan Mekke’ye bir çok sütanne geldi. Bunlar Sa’d Oğulları Kabilesinin kadınları idi. Mekke’ye gelen sütannelerin her biri münasip birer çocuk buldular. Aralarından hiç biri Peygamberimizi almaya yanaşmadı. Çünkü o yetimdi. Dünyaya gelmeden iki ay önce babasını kaybetmişti. Yetim bir çocuktan kendilerine bir hayır gelmeyeceğini düşünüyorlardı.&lt;br /&gt;
Kadınlardan sadece biri geride kalmıştı. İsmi Halime idi. O geç kalmıştı.&lt;br /&gt;
Halime üzgündü. Eli boş yurduna dönmek istemiyordu. Herkes kendine uygun bir çocuk bulmuştu. Kendisi nasıl eli boş dönebilirdi?&lt;br /&gt;
Peygamberimizin annesi ile dedesi de nur topu Peygamberimize bir sütanne bulamadıkları için son derece üzülmüşlerdi.&lt;br /&gt;
Halime Mekke sokaklarında üzgün üzgün dolaşıyordu. Emzirecek bir çocuk bulmayı ümit ediyordu. Abdülmuttalib de torununa bir süt anne bulmak için köşe bucak geziyordu. Bir ara Halime ile Abdülmuttalib bir sokakta karşılaştılar. İkisi de sanki birbirlerini arıyormuş gibiydiler.&lt;br /&gt;
Peygamberimizin dedesiyle, Halime arasında şöyle bir konuşma geçti:&lt;br /&gt;
“Sen neredensin?&lt;br /&gt;
“Sa’d Oğulları Kabilesinden.”&lt;br /&gt;
“Adın ne?”&lt;br /&gt;
“Halime.”&lt;br /&gt;
“Çok güzel. Hilm (yumuşak huyluluk) çok şerefli bir güzelliktir.”&lt;br /&gt;
Daha sonra Abdülmuttalib, “Ey Halime!” dedi. “Benim yanımda yetim bir çocuk var. Torunumdur. Diğer kadınlar, ‘Yetimdir. Ondan bize bir fayda gelmez’ diyerek almadılar. Gel, sen onu emzir. Onun yüzünde saadet parlıyor. Umarım ki, sen de onun yüzünden hayır ve bereket görürsün.”&lt;br /&gt;
Halime, emzirecek süt çocuğu aramaktan bitkin düşmüştü. Üstelik ortalıkta alacak bir çocuk da görünmüyordu. Teklifi kabul etti.&lt;br /&gt;
Beraberce Peygamberimizin bulunduğu eve geldiler. Nur topu Peygamberimiz, annesinin gösterişsiz evinde mışıl mışıl uyuyordu. Yünden beyaz bir kumaşa kundaklanmıştı. Altında yeşil iplikten örülü bir kumaş vardı. Odası mis gibi kokuyordu.&lt;br /&gt;
Halime nur yavrunun yanına yaklaştı. Birden bire kendinden geçer gibi oldu. O âna kadar yüzü böylesine pırıl pırıl parlayan bir bebek görmemişti. Hayran kaldı. Öylesine içi ısınmıştı ki, Peygamberimizi uyandırmak bile istemedi. Nur yavruyu kucaklayıp bağrına bastı. O gece yaylaya dönmediler. Mekke’de sabahladılar. Halime de, kocası da çok rahat uyudular. Halime’nin göğsü süt dolmuştu.&lt;br /&gt;
Sabah olunca, Halime’nin kocası beraberlerindeki develeri sağmaya koştu. Elini attığı her meme sanki birer süt çeşmesi kesiliyordu. Haris, şaşkınlıktan ne yapacağını bilemiyordu. Hayretler içinde hanımına seslendi:&lt;br /&gt;
“Ey Halime! Bil ki, sen çok mübarek ve hayırlı bir çocuk aldın.”&lt;br /&gt;
Halime de kocasını doğruladı: “Vallahi ben de öyle olmasını ümit ediyorum.”&lt;br /&gt;
Bu sırada şaşırtıcı bir olay daha oldu. Halime, kafileden hayli geride kalmıştı. Arkadaşlarına yetişmeleri lâzımdı. Ama bindikleri eşek ihtiyar ve zayıftı. Fakat, garip bir şey oldu. Halime üzerine bindiğinde eşek birden hareketlendi. Hızla yol almaya başladı. O yaşlı, çelimsiz hayvan gitmiş, yerine kuvvetli ve süratli bir eşek gelmişti. Kısa zamanda kafileye yetiştiler.Hatta geçtiler bile. Kafiledeki&lt;br /&gt;
herkes buna şaşırdı. Gözlerine inanamıyorlardı.&lt;br /&gt;
“Ey Halime! Ne oluyor sana? Bizi beklesene,” diye seslendiler.&lt;br /&gt;
Halime, ” Vallahi onu ben hızlandırmıyorum. Kendisi böyle gidiyor” diye cevap verdi.&lt;br /&gt;
Kadınlar hayret içinde kalmışlardı. Tüm bu olanların sebebi Sevgili Peygamberimiz’di.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
• PEYGAMBERİMİZ SÜT ANNESİNİN YANINDA&lt;br /&gt;
Peygamberimiz artık Sa’d Oğulları yaylasındaydı. Yaylanın temiz havasını alacak, berrak suyundan içecekti. Kuşların ötüşlerini, kuzuların meleyişlerini dinleyecekti.&lt;br /&gt;
Nur yavrunun gelmesiyle birlikte Halime’nin evinde daha önce hiç görülmemiş bolluk yaşandı. Süt vermeyen memelerden süt fışkırmaya başlamıştı. Hayvanlar karınlarını tıka basa doyuruyor, istenilen sütü veriyorlardı. Bu bereket yalnızca Peygamberimizi yanında barındıran Hazret-i Halime’nin evine âitti. Diğer yayla halkı öyle değildi. Halime kendisine bunun sebebini soranlara, “Bu iş Rabbimin sırlarından biridir. Her şey Mekke’den dönüşümüzle birlikte başladı” diye karşılık veriyordu.&lt;br /&gt;
(Halime’nin üç evladı vardı: Abdullah, Üneyse ve Şeyma. Bunlardan özellikle Şeyma, süt kardeşini çok severdi.)&lt;br /&gt;
Günler akıp gidiyordu. Sa’d Oğulları yaylasında kuraklık ve kıtlık hâlâ son bulmuş değildi. Yayla halkı her hafta yağmur duasına çıkıyordu. Halk o anki inançlarına göre dua ediyor, yağmur diliyorlardı. Fakat her seferinde elleri boş dönüyorlardı.&lt;br /&gt;
Yine yağmur duasına çıktıkları bir gündü. Yalvarmış yakarmışlardı. Ama yağmurun tek damlası bile inmemişti. Bu sırada yaşlı kadınlardan birinin aklına Peygamberimiz geldi. Toplananlara, komşum Halime’nin evinde Mekkeli bir çocuk var. Geldiği günden beri Halime’nin evi bereketle dolup taşıyor, dedi. Ardından şunları söyledi:&lt;br /&gt;
“O çocuk uğurlu bir çocuktur. Bir de onu buraya getirelim. Belki ayağı uğurlu gelir. O zaman duamız kabul olur.”&lt;br /&gt;
Hazreti Halime de oraya gelmişti. Kadın koşa koşa Hazret-i Halime’nin yanına vardı. Düşündüklerini söyledi. Kadının söyledikleri Hazret-i Halime’nin de aklına yattı. Süratle eve vardılar. Peygamberimizi sütannesi kucakladı. Güneşten korumak için de yüzüne bir örtü örttü.&lt;br /&gt;
Evden çıkıp yürüdüler. Az sonra garip bir şey gördüler. Küçük bir bulut onlara gölgelik ediyordu. Kendilerini güneşin sıcaklığından korumak ister gibiydi.&lt;br /&gt;
Eller tekrar açıldı. Dudaklar tekrar Allah’a yalvarmaya başladı. Herkes, “Ey Rabbimiz, bu güzel çocuğun yüzü suyu hürmetine, bize yağmur ver” diye duâ ediyordu.&lt;br /&gt;
Aylardır süren bekleyiş bitmek üzereydi. Peygamberimizin başı üzerindeki bulutun birden büyüdüğü ve ufuklara doğru yayıldığı görüldü. Kısa bir zamanda küçük bulut yerini kocaman bir buluta bıraktı. Gökyüzü bulutla kaplanmıştı. Duâ mırıltılarına sevinç çığlıkları da karıştı.&lt;br /&gt;
“Yağmur geliyor, yağmur” diye bağrışıyorlardı!&lt;br /&gt;
Sevgili Peygamberimizin büyümesi de diğer çocuklardan farklı oldu. Sekiz aylık iken konuşmaya başladı. Konuşması oldukça düzgün ve pürüzsüzdü.&lt;br /&gt;
Peygamberimiz iki yaşına basınca sütten kesildi. Onun orada kaldığı sürece yayla halkının kıtlık ve kuraklığa düştüğü hiç görülmedi.&lt;br /&gt;
Süt çocuklarını geri verme zamanı gelip çatmıştı. Hazret-i Halime’nin gönlünü bir hüzün kaplamıştı. Nur yavruyu öz evlâdından çok seviyordu. Ona hep kol kanat germiş, canı gibi sevmişti. Fakat annesine geri vermekten başka çaresi yoktu.&lt;br /&gt;
Nur Muhammed’i alarak Mekke’ye geldiler. Yavruyu annesine teslim etti. Hazret-i Âmine sevinçli, Hazret-i Halime üzüntülüydü. Biri öz yavrusuna kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor, diğeri ayrılmanın acısıyla yanıyordu. O an Hazret-i Halime şu teklifi yaptı: “Nur Yavru biraz daha yanımda kalsa olmaz mı? Ben ona Mekke vebasının bulaşmasından korkuyorum.”&lt;br /&gt;
Çok samimî bir arzuydu bu. Hazret-i Halime’nin gönlünden kopup gelmişti. Hazret-i Âmine bu candan yalvarışa karşı koyamadı. Ciğerpâresinin bir süre daha orada kalmasına razı oldu. Hazret-i Halime muradına ermişti. Peygamberimiz, süt annesiyle birlikte yeniden yaylaya döndü.&lt;br /&gt;
Günlerini genellikle süt kardeşleriyle birlikte koyun güderek geçirirdi. Çoğu zaman bir taşın üzerine oturur, gökyüzüne bakarak derin düşüncelere dalardı. Yine böyle bir gün Cebrâil (a.s.) gelerek onun göğsünü yardı. Kalbini çıkararak zemzem suyuyla yıkadı ve yerine yerleştirdi. Bu, Efendimiz’in hiçbir acı duymadığı, mânevî bir ameliyat gibiydi. Böylece Allah, Habîbi’ni kötülüklerden temizliyordu. Kâinatın Efendisi dört yaşına gelmişti. Hazret-i Halime artık onu, annesine teslim etmeyi düşünüyordu. Sütanne Halime’nin içi yanıyordu. Ama yapacağı bir şey yoktu. Nur Çocuk, Sa’d Oğulları yurduna dört sene ışık saçmıştı. Şimdi sütannesi tarafından, öz annesine verilecekti. Halime ve kocası gece Mekke’ye girdiler. Bir ara sevgili Peygamberimiz gözlerden kayboldu. Hazret-i Halime ve kocasını bir telâş aldı. Aramadıkları yer kalmamıştı. Ama bulamadılar. Dedesini bulup haber verdiler. Torununun kaybolduğunu öğrenen şefkatli dede şaşkına döndü. Üzüldü. Telâşla aramaya koyuldu. Boşuna arıyorlardı. Peygamberimiz ortalıkta görünmüyordu.&lt;br /&gt;
Abdülmuttalib, ellerini açarak şöyle yalvardı: “Allah’ım, ne olur Muhammed’imi bana bağışla.”&lt;br /&gt;
Tam bu sırada uzaktan iki kişi göründü. Yanlarında bir çocuk vardı. Evet, bu çocuk Peygamber Efendimizdi. Üzüntülü dede, hasretini çektiği saadet güneşini bağrına bastı. Doyasıya öpüp kokladı. Sonra boynuna bindirdi. Birlikte doğruca Kâbe’ye gittiler. Onu götürüp annesine teslim etti. Artık Peygamberimiz annesinin sıcak kucağında idi. Onun şefkatli kolları arasında olmanın mutluluğunu yaşıyordu.&lt;br /&gt;
Süt annesi ise nur yavruyu Mekke’de bırakıp yaylaya döndü. Fakat, Peygamberimizi hayatı boyunca unutmadı. Peygamberimiz de kendisini dört sene kucaklayan ve saran kişiye hürmetini eksik etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
• PEYGAMBERİMİZİN ANNESİ, DEDESİ VE AMCASI -&lt;br /&gt;
Kâinatın Efendisi altı yaşına girmişti. Annesi Hz. Âmine onu alıp Medine’ye götürdü. Orada akrabaları vardı. Aynı zamanda sevgili eşi Hz. Abdullah’ın mezarı da buradaydı. Peygamberimiz babasının kabrini ziyâret etti. Gözyaşlarını tutamayıp ağladı.&lt;br /&gt;
Medine’de bir ay kadar kaldıktan sonra Mekke’ye dönmek üzere yola çıktılar. Yanlarında Peygamberimizin dadısı Ümmü Eymen de vardı.&lt;br /&gt;
Yola çıktıktan az sonra Hz. Âmine âniden hastalandı. Rahatsızlığı gittikçe artıyordu. Peygamberimizle dadısı telâşa kapıldılar. Kendilerini zar zor Ebvâ denilen köye attılar. Hz. Âmine’nin dizlerinde kuvvet kalmamıştı. Oracıkta bir ağacın altına yığılıverdi. Peygamberimiz de annesinin haline ağlıyordu. Kendisini annesiz kalacağı endişesi sarmıştı. Babasını göremeden kaybetmişti. Şimdi de annesini mi âhirete yolcu edecekti? Peygamberimiz bunu düşünüyor, için için üzülüyordu.&lt;br /&gt;
Hz. Âmine, dünyadaki son anlarını yaşadığını hissetmişti. Bunu gizlemeye gerek yoktu. En çok da geride bırakacağı Nur Yavrusu için üzülüyordu. Sevgili oğluyla vedalaşmak dayanılmaz bir acıydı…. Gözlerini yumdu. Ruhunu yüce Allah’a oracıkta teslim etti.&lt;br /&gt;
Peygamberimizle Ümmü Eymen donakalmıştı. Dilleri tutulmuştu. Kâinatın Efendisinin gözyaşları sicim gibi akıyordu. Ümmü Eymen kedisini çabuk toparladı. Nur Yavrunun gözyaşlarını elleriyle sildi.&lt;br /&gt;
Böylece Peygamberimiz küçük yaşında hem babasız, hem de annesiz kalmıştı. Fakat sahipsiz değildi. Sahibi ve koruyucusu Allah’tı.&lt;br /&gt;
Kâinatın Efendisini dedesi yanına aldı. Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib hayli yaşlıydı. Kureyş Kabilesinin reisiydi. Sevgili torununu canı gibi severdi. Onu şefkat kanatları altına almıştı. Onsuz hiçbir yere gitmezdi.&lt;br /&gt;
Sevgili Peygamberimiz de dedesini çok severdi. Sözlerini dinler, kendisini hiç utandırmazdı. Aksine iftihar duyacağı davranışları olurdu. Nur Torununun sözleri, hareketleri büyük insanlarınkinden farksızdı. Zaman zaman toplantı ve sohbetlerde Abdülmuttalib’e sorular sorulurdu. O da torunu Peygamberimizle konuşmadan, onun görüşünü almadan cevap vermezdi. Torunu, dedesinin samimî bir arkadaşı, içten bir dert ortağıydı. Bütün bunlara rağmen Peygamberimiz asla şımarmaz, dedesine karşı hürmette kusur etmezdi.&lt;br /&gt;
Abdülmuttalib’in Kâbe duvarlarının gölgesinde serili bir minderi vardı. Çocuklar bu mindere oturamazdı. Abdülmuttalib de çocuklarından hiç birini mindere oturtmazdı. Sadece Peygamberimizi kucaklayarak minderin yan tarafına oturturdu. Onu oradan indirmek isteyenlere de engel olurdu. “Bırakınız sevgili torunumu, yanıma otursun. O ileride büyük bir insan olacaktır,” derdi.&lt;br /&gt;
Kâinatın Efendisi sofrada da dedesinin yanında otururdu. Dedesi o olmadıkça yemeğe başlamazdı.&lt;br /&gt;
O sıralarda Mekke’de şiddetli bir kuraklık vardı. Aylardır bir damla yağmur yağmamıştı. Yiyecek bir şey bulunmuyor, insanlar içecek suyun hasretiyle yanıyorlardı.&lt;br /&gt;
Abdülmuttalib sevgili torununun büyüklüğünü anlamıştı. Onu yanına alıp Ebû Kubeys Dağına çıktı. Mekkeliler de onların peşinden geldiler. Abdülmuttalib, yüzünü Kâbe’ye çevirdi. Peygamberimizi kucaklayıp üç defa yukarıya doğru kaldırdı. “Allah’ım! Bu çocuk hakkı için, bizi bol yağmur ile sevindir” diye dua etti.&lt;br /&gt;
Çok geçmedi. Gökyüzü karardı. Ardından bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Yağmur damlalarıyla insanların sevinç gözyaşları birbirine karıştı. Abdülmuttalib’in torununa olan sevgisi bir kat daha arttı. Onu koruyup gözlemeye daha çok dikkat etmeye başladı.&lt;br /&gt;
Abdülmuttalib bir gün aniden rahatsızlandı. Yaşı da hayli ilerlemişti. Rahatsızlığı gittikçe artıyordu. Anlaşılan âhirete göçü yaklaşmıştı.&lt;br /&gt;
Bugüne kadar sevgili torununa gözü gibi bakmıştı. Ama yapması gereken son bir vazifesi vardı. Onu teslim edeceği emin bir kişi bulmalıydı. Bütün oğullarını yanına çağırdı. Önce aklına Ebû Leheb geldi. Fakat o katı kalpli, merhametsiz biriydi. Nur Yavruyu ona bırakmaya gönlü elvermedi.&lt;br /&gt;
Abbas’a döndü. O da olmazdı. Çünkü onun çocukları çoktu. Bu yüzden ancak onlarla ilgilenebilirdi. Hz. Hamza’yı hatırladı. Ona da gönlü razı olmadı. Genç, ama meraklı biriydi. Torunu ile gereği gibi ilgilenemezdi. Birden Ebû Talip’e döndü. ” İşte Nur Torunumun koruyucusu” deyiverdi içinden. Gerçi Ebû Talip zengin değildi. Serveti yoktu. Ama şefkatli, merhametli ve sevgisi boldu. Torununu en güzel şekilde ancak o koruyabilirdi.&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Abdülmuttalip sevgili torununa sordu: “Amcalarından hangisinin yanında kalmak istersin?”&lt;br /&gt;
Sevgili Peygamberimiz bu soruya hareketleriyle karşılık verdi. Yerinden kalkarak amcası Ebû Talip’in boynuna sarıldı. Böylece kimin yanında kalmak istediğini belli etmiş oldu.&lt;br /&gt;
Abdülmuttalib ölüm yatağındaydı. Belki de son anlarını yaşıyordu. Tercihinde isâbet etmişti. Gözü arkada kalmayacaktı. Bunun üzerine Ebû Talip’e dönerek şunları söyledi: “Bak oğlum! Torunumu sana emanet ediyorum. Ona iyi bak. O, ilâhî bir emanettir.”&lt;br /&gt;
Ebû Talip de çok sevinçliydi. Sevgili yeğeninin kendisini seçmesi onu duygulandırmıştı. Gözleri dolu dolu oldu.&lt;br /&gt;
“Sen hiç merak etme babacığım. Onu kendi canımdan bile üstün tutacağım. Onu koruyup gözeteceğim. Bundan emin olabilirsin” dedi.&lt;br /&gt;
Abdülmuttalib’in gözleri yaşla doldu.Bunlar sevinç gözyaşlarıydı. Artık içi rahattı. Gönlü huzur içindeydi. Sevgili torununu merhametli amcasına teslim etmişti.&lt;br /&gt;
Abdülmuttalib bundan sonra pek fazla yaşamadı. Sevgili Peygamberimiz dedesinin ölümüne çok üzüldü.&lt;br /&gt;
Sevgili Peygamberimiz ömrünün ilk sekiz senesini işte böyle geçirdi. Hep acılar, üzüntüler ve kederler yaşadı. Yüce ruhu ve ince kalbi ilerde karşılaşacağı zorluklara karşı koymaya alıştırılıyor gibiydi.&lt;br /&gt;
Ebû Talip oldukça fakirdi. Fakat son derece iyilik sever birisiydi. Sütünden istifade edilen devesinden başka hiçbir şeyi yoktu. Üstelik âilesi de kalabalıktı. Bu yüzden geçim sıkıntısı çekiyordu.&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Mekkeliler tarafından çok sevilirdi. Çünkü dürüsttü, doğruydu, yardımseverdi. Hiçbir kötülüğünü gören olmamıştı.&lt;br /&gt;
Ebû Talip, sevgili Peygamberimizi de candan severdi. Onu kendi çocuklarından ayırt etmezdi. Gittiği her yere onu götürür, yanı başına oturturdu. Bir arkadaş gibi onunla konuşur, sohbet ederdi.&lt;br /&gt;
Ev halkı peygamberimiz olmadan sofraya oturmazdı. O, bulunduğu sofraların bereketini arttırıyordu. Peygamberimizin bulunduğu sofradan herkes doyarak kalkardı. Hattâ yemeğin arttığı bile olurdu. Bulunmadığı zamanlarda ise sofradakiler doymadan yemek bitiverirdi.&lt;br /&gt;
Peygamberimiz küçük yaşından beri az yerdi. Allah’ın verdiği nimetlere hürmet ederdi. Büyükleri yemeğe başlamadan, o aslâ lokmayı ağzına almazdı. Hiçbir zaman açlıktan, susuzluktan şikâyet etmezdi.&lt;br /&gt;
Ebû Talip’in hanımı da Nur Yavruyu çok seviyordu. Bakımına öz evlâdı gibi dikkat ederdi. Bazen onu yedirip giydirmeden çocuklarıyla bile meşgul olmazdı. Böylece, Peygamberimize yetim kalmış olmanın acısını hissettirmemeye çalışırdı.&lt;br /&gt;
Sevgili Peygamberimiz de saygı ve hürmetinde asla kusur etmezdi. Çok sonraları, yengesinin ölümünde, “Bugün annem öldü” diyerek saygısını dile getirmişti. Sonra da gömleğini çıkarıp ona kefen yapmıştı. Hatta kabrine inmiş, bir süre orada kalmıştı.&lt;br /&gt;
Bunu gören Müslümanlar merak ettiler. Sebebini sordular. Sevgili Peygamberimiz de şu açıklamayı yaptı:&lt;br /&gt;
“Amcam Ebû Talip’ten sonra bu kadıncağız kadar bana iyilik eden kimse olmadı. Cennet elbiselerinden bir elbise giymesi için ona gömleğimi kefen yaptım. Kabre alışması için de bir müddet yanında kaldım.”&lt;br /&gt;
Peygamberimiz kendisine yapılan iyilikleri hiç unutmazdı. Peygamberimiz on yaşına girmişti. Yanında kaldığı amcası geçim sıkıntısı çekiyordu. Yardıma muhtaçtı. Birkaç koyun ve keçinin gelirinden başka bir geliri yoktu. Bunların güdülmesi için bir çoban tutulması gerekti. Bu ek bir masraf demekti. Sevgili Peygamberimiz buna izin vermedi. Koyun ve keçileri kendisinin güdeceğini söyledi. Böylelikle hiç değilse amcasını çoban masrafından kurtarmış olacaktı.&lt;br /&gt;
Onu canı gibi seven amcası buna razı olmadı. Fakat Peygamberimizin şiddetli ısrarı karşısında kabul etti. Bu sefer de yengesi izin vermiyordu. Gözü gibi baktığı Nur Yavruyu yakıcı güneş altında bırakmaya gönlü elvermiyordu.&lt;br /&gt;
Ancak Peygamberimiz bu arzusunda kararlı idi. Sonunda Fatıma Hatunu da razı etti. Artık her gün sabahleyin erkenden koyun ve keçileri alıp götürüyordu. Vadi ve tepelerde dolaştırıp otlatıyordu. Böylece geçim sıkıntısı içindeki amcasına yardım etmiş oluyordu. Bu sırada yalnız başına kalabilme imkânı da bulmuştu. Kırda, Yüce Yaratıcısının her an tazelendirdiği güzel manzaraları seyrediyordu. Ruhu onlardan büyük bir zevk alıyordu. Mübarek ömürlerinin bir senesi böyle geçti.&lt;br /&gt;
Peygamberimiz henüz on yaşlarında iken bile boş durmayı sevmiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
• RAHİP BAHİRA -&lt;br /&gt;
Peygamber Efendimiz on iki yaşına girmişti. Amcası hâlâ geçim sıkıntısı çekiyordu. Bu sırada Mekkeliler büyük bir ticâret kervânı tertiplediler. Bu kervana Ebû Tâlip de katılacaktı.&lt;br /&gt;
Yol hazırlıkları yapılıyordu. Peygamberimiz de hazırlıkları yakından takip ediyordu. Amcasından günlerce ayrı kalacaktı. Buna nasıl dayanabilirdi? Bir gün dayanamayarak ona şöyle söyledi:&lt;br /&gt;
“Amcacığım, beni nereye ve kime bırakıp gidiyorsun? Burada ne annem var ne de babam.”&lt;br /&gt;
Ebû Talip bu sözlere dayanamadı. Onu da yanına aldı.&lt;br /&gt;
Ticâret kervanı çölleri aşa aşa Busra’ya vardı. Orada mola verdi. Busra, Şam ile Kudüs arasında bir kasabaydı. Suyu boldu. Geniş bahçeleri bulunuyordu.&lt;br /&gt;
Bu şehre yakın bir manastır vardı. Burada Bahira adlı bir rahip yaşıyordu. Hıristiyanların büyük bir âlimi idi.&lt;br /&gt;
Mekkelilerin kervanı da bu manastıra yakın bir yerde konaklamıştı. Bilgin rahip, şehirlerine gelen bu kervanı merakla takip ediyordu. Çünkü bir bulutun onları gölgelediğini görmüştü. Bulut onları çölün yakıcı sıcağından koruyordu. Rahip bu yaşına kadar böyle bir şey görmemişti. Manastırdan çıktı. Mekkelileri yanına çağırdı.&lt;br /&gt;
“Ey Kureyşliler,” dedi. “Size yemek hazırladım. Bu ziyafetime hepiniz davetlisiniz. Hiç kimsenin geride kalmasını istemem.”&lt;br /&gt;
Bunun üzerine herkes davete katıldı. Sofraya oturdular. Peygamberimiz, yaşı küçük olduğu için malları beklemekle görevlendirilmişti.&lt;br /&gt;
Bahira sofradakileri dikkatlice süzdü. Ama aradığı yüz yoktu. “İçinizde yemeğe gelmeyen kimse var mı?” diye sordu.&lt;br /&gt;
“Sadece bir çocuk var,” dediler. “Eşyalarımızı beklesin diye geride bıraktık.” Bahira, onun da gelmesini ısrarla istedi. Peygamberimizi de alıp getirdiler.&lt;br /&gt;
Sevgili Peygamberimiz de sofraya oturmuştu. Rahip ise onu dikkatlice süzüyordu. Her hâlini, her hareketini gözden geçiriyordu. Sanki onda bir şeyler arar gibiydi.&lt;br /&gt;
Sonunda aradığını bulmuştu. Çünkü Peygamberimizin her hâli okuduğu kitaplarda yazılan özelliklere tıpa tıp uyuyordu.&lt;br /&gt;
Yemek yendikten sonra Bahira, Peygamberimizin kulağına eğildi. “Bak delikanlı,” dedi. “İki büyük put olan Lat ve Uzza hakkı için sana soracağım sorulara doğru cevap ver.”&lt;br /&gt;
Peygamberimiz, “Lat ve Uzza adına benden bir şey isteme. Vallahi, onlardan nefret ettiğim kadar hiçbir şeyden nefret etmiyorum” diye karşılık verdi.&lt;br /&gt;
Rahip Bahira şaşırmıştı. “O halde Allah hakkı için, soracaklarıma cevap ver” dedi.&lt;br /&gt;
Peygamberimiz bu sefer, “Sor, istediğini sor” dedi.&lt;br /&gt;
Her aldığı cevap Bahira’yı hayrete düşürüyordu. Son peygamberin bütün sıfatları Peygamberimiz’de görülüyordu. Son olarak Peygamberimiz’in sırtına baktı. Orada Peygamberlik mührünü gördü. Bu mühür onun son peygamber olduğunun ifâdesiydi.&lt;br /&gt;
Bahira bütün bunlardan sonra Ebû Talip’in yanına gitti. Ona şunları söyledi: “Al bu yeğenini derhal memleketine götür. Onu kıskanç Yahudilerden koru. Eğer onlar da benim gördüklerimi görürlerse, ona kötülük ederler. Bu çocuk ileride büyük nam ve şan kazanacaktır.”&lt;br /&gt;
Bunları duyan Ebû Talip rahibin dediklerini yaptı. Oracıkta mallarını sattı. Sevgili yeğenini alarak Mekke’ye geri döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
• PEYGAMBERİMİZ 25 YAŞINDA -&lt;br /&gt;
Peygamberimiz çocukluk ve gençlik devresini tamamlamış, yirmi beş yaşına girmişti. O zamanlar ticâret, deve kervanlarıyla yapılırdı. Çeşitli mallarla yüklü kervanlar hazırlanır, yola çıkardı. Komşu şehirlere giden tüccarlar mallarını o şehrin pazarlarında satarlardı. Mekkeliler bu işte hayli ileri gitmişlerdi. Belirli zamanlarda seferler düzenlenirdi.&lt;br /&gt;
Yine böyle bir ticâret kervanı hazırlanmıştı. Gidecekler arasında Sevgili Peygamberimiz de vardı. Akrabalarından Hz. Hatice’nin malları Peygamber Efendimize emanet edilmişti. Hz. Hatice duldu. Oldukça da varlıklıydı. Servetiyle ticâret kervanlarına ortak olurdu. Her seferde de mallarının başında güvendiği birisini gönderirdi.&lt;br /&gt;
Bu defa da, amcası vasıtasıyla Peygamberimizle anlaşmıştı. Ayrıca beraberinde hizmetçisi Meysere’yi de göndermişti. Hz. Hatice Meysere’ye, “Muhammed sana ne emrederse onu yapacaksın. Bir dediğini iki etmeyeceksin. Her hâlini de dönüşte bana bildireceksin” demişti. Ticâret kervanı yorucu bir yolculuktan sonra Şam topraklarına ulaşmıştı.&lt;br /&gt;
Herkes kendisine uygun bir yer bulup tezgâhlarını kurdu. Peygamber Efendimiz ise, oradaki manastıra yakın bir zeytin ağacının gölgesine yerleşti. Sevgili Peygamberimiz on iki yaşında iken de buraya gelmişti. O sıralarda manastırda Bahira adlı bir rahip vardı. Bahira sevgili Peygamberimizde harikalıklar sezmiş ve korunmasını istemişti. O vefat edince yerine rahip Nastura geçmişti.&lt;br /&gt;
Peygamberimizin zeytin ağacı altına inişi dikkatini çekmişti. Daha önceden tanıdığı Meysere’yi yanına çağırttı.&lt;br /&gt;
“Zeytin ağacının altına inen kimdir?” diye sordu.&lt;br /&gt;
Meysere de, “O Mekke halkından biridir” diye karşılık verdi&lt;br /&gt;
Nastura bir an başını yere eğdi. Derin düşüncelere daldı. Bu hali fazla uzun sürmedi. Başını kaldırdı. Meysere’ye “O ağacın altına bir peygamberden başkası inmemiştir” dedi.&lt;br /&gt;
Meysere şaşırmıştı. Heyecanlandı. Nastura iyice emin olmak için, “Onun gözünde biraz kırmızılık var mıdır?” diye sordu. Meysere’nin cevabı, “Evet” oldu. Nastura birden donup kaldı. Daha sonra, “Ey Meysere” dedi. “O zat peygamberdir. Hem de gelmesi beklenen en son peygamber!”&lt;br /&gt;
Meysere’nin şaşkınlığı son haddine varmıştı. Gelecekte peygamber olacak bir zatın yanında ve hizmetinde bulunuyordu. Bunun mutluluğu bir anda her yanını sardı. Rahibin söyledikleri kulaklarında çınlıyordu.&lt;br /&gt;
****************************************&lt;br /&gt;
Satışlar yapılmış, alınacaklar alınmıştı. Peygamber Efendimiz herkesten daha kârlı bir ticaret yapmıştı.&lt;br /&gt;
Mekke’ye doğru yola çıktılar. Kervan sıcak kumlar üzerinde ilerliyordu. Yerden sanki sıcaklık fışkırmaktaydı. Bu sırada gördüklerine Meysere inanamamıştı. “Acaba yanlış mı görüyorum?” diye düşündü. Gözlerini tekrar tekrar açıp kapadı. Fakat aynı manzara devam ediyordu. Bir bulut Sevgili Peygamberimizi gölgeliyordu. Kavurucu sıcaktan rahatsız olmasını istemiyordu sanki. Aslında bu bulut değildi. Bulut şekline girmiş iki melekti.&lt;br /&gt;
Kervan mola verdiğinde bulut, Peygamberimizin üzerinde asılı kalıyordu. Meysere’nin heyecanı kat kat artmıştı. Yerinde duramıyordu. Gördükleri kendisini hayrete düşürmüştü. Duyguları coşmuştu. Bunları Sevgili Peygamberimize anlatmaya da çekiniyordu. Hayret ve şaşkınlığını içinde gizlemek istiyordu.&lt;br /&gt;
Yolculuk bitmiş, Mekke uzaktan görünmeye başlamıştı. Hz. Hatice evinin üst katına çıkmış, gelen kafileyi gözlüyordu. Yanında başka kadınlar da vardı. Herkes gibi o da heyecanlanmıştı. Bir bulutun şemsiye gibi Peygamberimizin başı üzerinde durduğunu görüyordu. Bulut ona gölge yapıyordu. Yanında bulunan kadınlara hayretle seslendi :&lt;br /&gt;
“Bakın bakın ! Muhammed bir bulut tarafından gölgeleniyor.”&lt;br /&gt;
Kervan Mekke’ye inmişti. Peygamberimiz getirdiği malları Hz. Hatice’ye teslim etti. Bu seferki kârları oldukça yüksekti. Hz. Hatice buna da çok şaşırdı. Şimdiye kadar böyle bir şey olmamıştı.&lt;br /&gt;
Meysere de gördüklerini, duyduklarını bir bir Hz. Hatice’ye anlattı. Hz. Hatice’nin Peygamberimize ilgisi bir kat daha arttı. Vakit geçirmeden amcasının oğlunun yanına gitti. Varaka bin Nevfel bilgili bir Hıristiyan’dı. Yaşlıydı. Olup bitenleri anlatınca o da şaşırdı. Hayrete düştü ve sonra şunları söyledi :&lt;br /&gt;
“Ey Hatice ! Eğer söylediklerin doğru ise Muhammed bu ümmetin peygamberidir. Ben zaten bir peygamberin çıkacağını biliyordum. Onu bekliyordum. Şimdi onun tam zamanıdır.”&lt;br /&gt;
Hz. Hatice bu sözler karşısında bütün bütün sevinmişti. Peygamberimizi çocukluğundan beri tanıyordu. Kervanının başında göndermesi daha da yakından tanımasını sağlamıştı.&lt;br /&gt;
Hz. Hatice’nin Mekkeli kadınlar arasında hatırı sayılır bir yeri vardı. Sözü geçerdi. Zengindi. Allah, kendisine ayrı bir güzellik de vermişti.&lt;br /&gt;
Şimdiye kadar pek çok kişi kendisiyle evlenmek istemişti. Fakat o kabul etmemişti. Zaten evlenmeyi de pek düşünmüyordu. Ama Peygamberimizi tanıyınca bu fikrinden vazgeçmişti. Onun gibisini hiç görmemişti. Dürüsttü, doğruydu. Son derece kibar ve yakışıklıydı. Kısaca Peygamberimiz her yönüyle eşsiz bir insandı.&lt;br /&gt;
Hz. Hatice hizmetçisi Meysere’yi, Peygamberimizin evlilikle ilgili düşüncesini öğrenmek için görevlendirdi. Meysere Peygamberimizin yanına gitti ve şöyle sordu: “Ey Muhammed! Niçin evlenmiyorsun?”&lt;br /&gt;
Peygamberimiz, “Evlenecek param yok” karşılığını verdi. Böylece Peygamberimizin maddî sebepler yüzünden evlenmediği anlaşılmıştı.&lt;br /&gt;
Bu cevabı alan Meysere derhal Hz. Hatice’nin yanına döndü. Olup bitenleri anlattı. Hz. Hatice buna son derece sevindi. Ebu Talip’le görüştü ve Peygamberimiz’le evlenme isteğini dile getirdi. Bu, her yönden uygun bir evlilikti.&lt;br /&gt;
Kısa zamanda düğün tarihi tespit edildi. Sade bir düğün merasimi düşünüldü. Düğünde gerekli olacak her şey Hz. Hatice tarafından hazırlanmıştı. Koyunlar kesildi, çeşit çeşit düğün yemekleri yapıldı.&lt;br /&gt;
Böylece Sevgili Peygamberimizle Hz. Hatice evlenmiş oluyorlardı. Kendisine peygamberliğin verilmesine daha on beş yıl vardı. Peygamberimiz bu muhterem hanımıyla 24 yıl uyum içinde bir hayat sürdü. Daha sonra Hz. Hatice ilk müslüman hanım olma şerefine de erişti.&lt;br /&gt;
Peygamber Efendimiz otuz beş yaşına henüz girmişti. O sıralarda Kâbe hayli harap bir haldeydi. Duvarları yıkılmaya yüz tutmuştu. Onarılması gerekiyordu. Mekkeliler Kâbe’yi tamire karar verdiler. İşe koyuldular. Herkes harıl harıl çalışıyordu. Duvarlar kısa bir zamanda örülmüştü. Hacer-i Esved’in (Kara Taş) bulunduğu yere kadar gelinmişti. Sıra bu taşı yerine koymaya gelmişti. Hacerü’l Esved mübarek bir taştı. Rengi siyah olduğu için ona bu isim verilmişti. Cebrail tarafından Hz. İbrahim Peygambere Cennet’ten getirilmişti. Onun için bu taşa çok kıymet verilmekteydi.&lt;br /&gt;
Her kabile bu mübarek taşı yerine koymaya kendisini yetkili görüyordu. Aralarında bir anlaşmazlık çıktı. Ortalık karıştı. Tartışma ve konuşmalar sertleşti. Kılıçlar sıyrıldı. İş son derece ciddiydi.&lt;br /&gt;
Her an bir çarpışma çıkabilirdi. Çarpışma olursa çok kan akacağı kesindi. Aklı başında olanların buna çare bulmaları lâzımdı. O esnada yaşlı biri ileriye çıktı. Konuşmaya başladı :&lt;br /&gt;
“Ey Mekkeliler!” dedi. “Anlaşamadığımız şu meselede Benî Şeybe Kapısından ilk girecek kimseyi hakem kabul edelim. Bu işi o halletsin.”&lt;br /&gt;
İhtiyarın teklifini kabul ettiler. Bütün gözler Benî Şeybe Kapısına çevrilmişti. Az sonra kapıda bir zat belirdi. Ağır adımlarla yürüyordu. Biraz daha yaklaşınca kendisini tanıdılar. Sevinç içinde bağrıştılar :&lt;br /&gt;
“El-Emin o! Muhammed o! Onun göstereceği çözüme razıyız!”&lt;br /&gt;
Gelen Sevgili Peygamberimizdi. Mekkeliler ona son derece güveniyordu. Bu yüzden kendisine güvenilir mânâsına gelen “El-Emin” ismini vermişlerdi. En kıymetli eşyalarını muhafaza etsin diye ona teslim ederlerdi.&lt;br /&gt;
Peygamber Efendimiz topluluğun yanına geldi. Ona durumu anlattılar. Peygamberimiz bu işi çözmeye kararlı gözüküyordu. “Bana bir örtü getirin!” dedi. Derhal getirdiler. Peygamberimiz örtüyü yere serdi. Herkes dikkat kesilmişti. Peygamber Efendimiz mübarek taşı örtünün ortasına koydu.&lt;br /&gt;
Sonra, “Her kabileden bir kişi örtünün birer ucundan tutsun” dedi.&lt;br /&gt;
Öyle yaptılar. Hacer-i Esved’i konulacak yere kadar kaldırdılar. Peygamber Efendimiz de onu yerine yerleştirdi. İşin böylece halledilmesinden herkes memnun olmuştu. Kanlı bir çarpışma beklenirken iş tatlıya bağlanmıştı.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/2637031855322492220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/rahib-bahira-peygamberimize-ne-sordu.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/2637031855322492220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/2637031855322492220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/rahib-bahira-peygamberimize-ne-sordu.html' title='rahib bahira peygamberimize ne sordu'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-4981330183945738681</id><published>2011-11-22T08:47:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T10:29:18.745-08:00</updated><title type='text'>vatan savunmasından ipsiz racep</title><content type='html'>1.Dünya Savaşı sonunda Ordusunun büyük kısmını şehit vermiş, dağılmış, Mondros Mütarekesiyle de resmen dağıtılmakta olan Silahlı Kuvvetlerimiz, vatan savunması için yeniden oluşturulmak zorundaydı. Esasen Mütareke ve işgallerle birlikte İstanbul’dan Anadolu’ya subaylar geçmekte, Milli Mücadele’yi örgütlemek için çalışmaktaydılar. Silah geçirmekte istihbarat yollamakta ve silahlı saldırılar, sabotajlar yapmaktaydılar. &lt;br /&gt;
İstanbul’da oluşturulan ‘Karakol’ örgütü, Müdafaa-i Hukuk Teşkilatları, hem işgal altındaki İstanbul’da hemde Anadolu’daki direnişleri örgütlüyor, destekliyorlardı. Milletin kahramanları gönüllü olarak Kuva-yi Milliye direnişini ülkenin dört yanında başlatmışlardı. Bu gönüllü, aktif savaşçı güçler büyük önem taşıyorlardı. İşte Rizeli kahraman Milis Yüzbaşı İpsiz Recep ve arkadaşları Milli Kuvvetlerin, Kuvvacıların önde gelen kahramanlarındandır. &lt;br /&gt;
Teşkilat-ı Mahsusa&#39;cılar tarafından oluşturulan, ‘Karakol Cemiyeti’ Anadolu’ya silah, cephane kaçırılması, subay ve istihbarat yollanması, direniş örgütlenmesindeki gizli gruplardan ilki ve en önemlisidir. 13 Kasım 1919’da İstanbul’da Kara Vasıf Bey ve arkadaşları tarafından oluşturulan ‘Karakol Cemiyeti’ içerisinde; silahlı milis ve askeri gücü olan, Yahya Kaptan Müfrezesi, Büyük Arslan Müfrezesi, İpsiz Recep Müfrezesi, Kuşçubaşı Eşref Müfrezesi gibi müfrezeler yer almıştır. &lt;br /&gt;
İpsiz Recep Müfrezesi (çetesi), Rize’de İslampaşa ve Portakallık Mahallesi’nde kurulmuştur. Daha evvel Kandıra ve Karasu bölgelerinde eşkıyalık yapan İpsiz Recep, milli harekete katıldıktan sonra Kefken bölgesine komutan olarak atanmıştır. Çetenin ilk yönetimini de Zekeriya Tiryaki, Bayram Ali Çekmiş ve Hasan Çekmiş oluşturmuştur. &lt;br /&gt;
1862 tarihinde Rize’de dünyaya gelen Recep, çok haylaz ve söz dinlemez bir çocuk olduğu için, annesi tarafından ‘İpsiz’ lakabı ile çağrılmıştır. Recep’in Müfrezesinde yer alanlardan Kara Emin, Recep’e ‘Emice’ diye hitap ettiği için, diğer elemanlar tarafından da benimsenmiş ve ‘Emice’ diye de çağrılmıştır. &lt;br /&gt;
Rize’de 1. Dünya Savaşı’nda Ruslara ve Ermenilere karşı Rize’yi savunmak için mücadele veren Recep, Milli Mücadele başında İstanbul’a gitmiş, çete faaliyetlerini sürdürmüştür. İşgal altında olan İstanbul’da, geceleri meyhanelerine gelen İngiliz subaylarını, adamlarıyla öldürmüştür. Karakol Cemiyeti bünyesinde Milli Mücadele için gerekli silah ve cephanenin temini için çalışmış, gizli olarak elde ettikleri silah ve cephaneyi gemilerle, Sakarya ve İnebolu’ya göndermiştir. Rizeli Hacı Bayram, İngiliz cephaneliğini basıp silahları, kayık ve mavnalara yükleyip, Sakarya’ya götürüp askere teslim etmiştir. İpsiz Recep devamen, İstanbul’da bir İngiliz Amiralini öldürmüş, soygun yapan, İstanbullu zenginlerden haraç alan Rum Andon çetesini ise, reislerini öldürüp, dağıtmıştır.&lt;br /&gt;
Artık İstanbul’da kalması imkânsızlaşan Recep, adamlarıyla önce Kefken Adası&#39;nda karargâh kurmuş, Rizeli diğer arkadaşlarını yanına çağırmıştır. Fevzi Paşa’nın izniyle de, Rize’de Mehmet Mataracı tellal bağırtmış, “Sakarya’da İpsiz Recep’in çetesine gönüllü yazılacak! Recep çetesine giden affedilecek! Herkes silahıyla gelsin…” diyerek kuvvet toplanmıştır. Üçyüz kadar gönüllü toplanmış, bunların başlarına Tuzcu Halit Ağa, kardeşi Hüseyin Ağa ve Çayeli’nden Perkamlı Keçeli geçirilmiştir. Karasu’da İpsiz Recep Müfrezesine dâhil olan Rizeli gönüllüler Yunan kuvvetleriyle savaşmışlardır. &lt;br /&gt;
Bir yandan da İpsiz Recep’in adamları, İstanbul’dan Sakarya’ya silah taşımaya devam etmiştir. Bu silahlar çoğunlukla Türk hatta İngiliz cephaneliklerinden gizlice baskınla sağlanıyor, zor şartlarda ulaştırılıyordu. Anadolu’ya Karadeniz yoluyla küçük gemi, mavna ve kayıklarla silah sevkiyatında diğer pek çok Rizeli, kaptan ve tayfalar önemli görevler yapmışlardır. &lt;br /&gt;
İpsiz Recep, Adapazarı ve civarında Rum ve Ermeni çetelerine karşı, “Çeteyle Çete savaşır” yaklaşımıyla mücadele vermiş ve başarılı olmuştur. Recep’e Sakarya Savaşında, bölgesinde Yunanlıların Sakarya’nın doğu kıyısına geçmesini engelleme görevi verilmiş, bunu da engellemiştir. İpsiz Recep, Adapazarı isyanının bastırılmasında da önemli yararlılıklar göstermiştir. Kandıra’yı başarılı üç baskınla Yunanlılardan temizlemiştir. Geyve Hükümet konağını Yunanlılardan geri alarak, göndere Türk bayrağını çektirmiştir. İstiklal Savaşı bittikten sonra Atatürk’ü ziyaret etmiş, ilgi ve sevgi görmüştür. Mustafa Kemal ona ‘Emice’ diye hitap etmiş, Karasu’da istediği arazileri vermiştir. Recep Karasu’ya yerleşmiş, ne yazık ki 1928 yılında tifodan ölmüştür. Recep, bugün de Karasu halkı tarafından, bilinmekte ve sevilmektedir. Mezarı anıt mezar haline getirilmiştir. Son yıllarda Rize&#39;de de anılması için girişimler başlatılmış, etkinlikler yapılmıştır. &lt;br /&gt;
Sakarya Kumandanı diye de lakaplandırılan, Milis Yüzbaşı İpsiz Recep Müfrezesi&#39;nin (çetesi) Milli Mücadele döneminde kan, can pahasına gerçekleştirdikleri fedakâr savaşlarından kısa bir kesit anlatmış bulunuyorum. Korku nedir bilmeyen gönüllü Kuvvetlerimiz olan Kahramanlarımız, Kuva-yi Milliye Destanıyla Vatanı Savunmuşlardır… Sisler arasında unutulan, esasen öncelikle bilinmesi gereken İpsiz Recepleri hatırlatmak, halkımıza özellikle gençlerimize öğretmek, tarih bilincini yükseltmek, bugünde Ülkemiz üzerinde oynanmak istenen oyunları bozacak en önemli gücümüz olacaktır. &lt;br /&gt;
Kuva-yı Milliye kahramanları, Milis Komutanlar, mezarları kaybolmuş sayısız şehitler, isimsiz Kahramanlar…. Demirci Efeler, Kara Yılanlar, Şahin Beyler, Sütçü İmamlar, Topal Osmanlar… İpsiz Recepler… &lt;br /&gt;
Rize’nin Portakallık Mahallesi’nde 1878 yılında doğan İpsiz Recep’in annesi Cemile, babası Hüseyin’dir. Emiroğulları’ndan olan İpsiz Recep, genç yaşında çalışmak için İstanbul’a gider. Yelkenli teknesiyle Boğaziçi’nde çalışmaya başlar. Yanında çalışanlara eziyet eden Rum ve Ermenileri zararsız hale getirir. Orada çalışmalar arasında huzuru temin eder. İpsiz Recep’in bu tür çıkışları halkı, ya haklı ya haksız diyecek şekilde yaratışı nedeniyle yaptıkları ataklar neticesinde çevresinde sayılır, sevilir, cesareti takdir edilerek ‘İpsiz’ lakabını alır.&lt;br /&gt;
İpsiz Recep, Karasu’nun ve Civarının Savunmasını Ele Aldı&lt;br /&gt;
İpsiz Recep’in huzuru temin edip, çalışmaya başladığı zaman İstiklal Harbi patlar. İpsiz Recep, on beş arkadaşı ile birlikte İstanbul’dan ayrılıp Kefken Adası’na gelir. Arkadaşlarıyla birlikte dinlendikleri bir zamanda yabancı bandıralı bir geminin kendilerine doğru geldiklerini fark ederler. İyice yanaştıkları zaman geminin Fransız olduğu anlaşıldı. On beş arkadaşlarıyla birlikte gemiyi çevirip, teslim alırlar. Gemiyi Sakarya Nehri’ne kadar getirip zamanın Karasu Bucak Müdürü’ne teslim ederler. Geminin arpa yüklü olduğu görülür. Bu hareketinden sonra İpsiz Recep Karasu’da karargah kurup Ankara ile irtibat sağlar. Ankara kendisine ‘milis kuvvetleri komutanlığı’ olarak ‘yüzbaşı rütbesi’ verir. Bundan sonra İpsiz Recep’in etrafında 1800-2000 kişi kadar genç toplanır. Bu gençlerin katılmasıyla İpsiz Recep, Karasu’nun ve civarının savunmasını ele alır.&lt;br /&gt;
İpsiz Recep ve Çetesi&lt;br /&gt;
Halk İpsiz Recep’e “Emice” Unvanını Vermişti&lt;br /&gt;
İpsiz Recep doğruluğu, dürüst ve mertliği sayesinde etrafın takdirini toplayıp sözü geçen kişi durumuna gelmiş, halk kendisine “emice” unvanı vermiş, İpsiz Recep’in bu durumunu tespit eden Ankara, emrine üç istihbarat subayı vererek harp hali ve şekli üzerine nasıl hareket edeceğine dair emirler göndermiştir. İpsiz Recep, aldığı emir gereğince Karasu’ya saldırmak üzere hazırlık yapan Yunan &lt;br /&gt;
ordusuna karşı hazırlığını yapıp, Karasu’ya girmesine mani olmak üzere taarruza geçerek Yunan kuvvetlerini püskürtmüştür. Bozguna uğrayan düşmanı takip etmek amacıyla Geyve Boğazı, Bilecik, Eskişehir milis kuvvetlerine katılıp yardım ederek başarı sağlamış, İstiklal Savaşı’nda gösterdiği başarıdan dolayı kendisine ‘İstiklal Madalyası’ verilmiştir. &lt;br /&gt;
Recep Reis’in T.B.M.M adına terhis teskeresi verme yetkisi vardı. Verdiği belgelerden birini görüyorsunuz. Soldaki mühürde şunlar yazılıdır: Türkiye Büyük Millet Meclisi Milis Menzil Kumandanı Yüzbaşı Recep Reis&lt;br /&gt;
İstiklal Savaşı’nda iç ve dış düşmanlara karşı milli duygularla dolu olarak saldıran, bu konuda anlayış gösterenlerin yardımlarından yararlanan İpsiz Recep ve mahiyetindeki milliyetçiler amansız bir mücadele ile Yunan ve Çerkez Ethem kuvvetlerinin herhangi bir şekilde zarar vermelerine meydan vermemişlerdir. Düşman denizden bombalarla dağları dövmüşse de çıkarma yapma imkânı bulamamıştır. Karasu’da yürüyemediği gibi çekilip, bilinmeyen yönlere doğru gitmek zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
İstiklal Savaşı’nda her türlü zorluğa karşı mücadelesini sürdürüp, milli duygularının sesine göre fedakarlıktan çekinmeden başarı gösteren İpsiz Recep, 1928 yılında Yenimahalle’deki evinde ölmüş, vasiyeti üzerine mezarı Karasu şehir mezarlığına defnedilmiştir. İpsiz Recep’in kişiliğini tanıyan, iyiliğini unutmayan, yardımı borç ve görev sayan Karasulular tarafından hizmeti ve kişiliğine yaraşır mezarı ile muhteşem görünüşü göze çarpmaktadır.&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-2351992714978782&quot;;
/* 468x15, oluÅŸturulma 02.08.2011 */
google_ad_slot = &quot;2490938623&quot;;
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt; &lt;ins style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: inline-table; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;ins id=&quot;aswift_3_anchor&quot; style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: block; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;iframe allowtransparency=&quot;allowtransparency&quot; frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;15&quot; id=&quot;aswift_3&quot; marginheight=&quot;0&quot; marginwidth=&quot;0&quot; name=&quot;aswift_3&quot; onload=&quot;var i=this.id,s=window.google_iframe_oncopy,H=s&amp;amp;&amp;amp;s.handlers,h=H&amp;amp;&amp;amp;H[i],w=this.contentWindow,d;try{d=w.document}catch(e){}if(h&amp;amp;&amp;amp;d&amp;amp;&amp;amp;(!d.body||!d.body.firstChild)){if(h.call){i+=&#39;.call&#39;;setTimeout(h,0)}else if(h.match){i+=&#39;.nav&#39;;w.location.replace(h)}s.log&amp;amp;&amp;amp;s.log.push(i)}&quot; scrolling=&quot;no&quot; style=&quot;left: 0px; position: absolute; top: 0px;&quot; width=&quot;468&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/4981330183945738681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/vatan-savunmasndan-ipsiz-racep_22.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/4981330183945738681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/4981330183945738681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/vatan-savunmasndan-ipsiz-racep_22.html' title='vatan savunmasından ipsiz racep'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-6650470014112856479</id><published>2011-11-22T08:46:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T08:46:56.412-08:00</updated><title type='text'>vatan savunmasından ipsiz racep</title><content type='html'>1.Dünya Savaşı sonunda Ordusunun büyük kısmını şehit vermiş, dağılmış, Mondros Mütarekesiyle de resmen dağıtılmakta olan Silahlı Kuvvetlerimiz, vatan savunması için yeniden oluşturulmak zorundaydı. Esasen Mütareke ve işgallerle birlikte İstanbul’dan Anadolu’ya subaylar geçmekte, Milli Mücadele’yi örgütlemek için çalışmaktaydılar. Silah geçirmekte istihbarat yollamakta ve silahlı saldırılar, sabotajlar yapmaktaydılar. &lt;br /&gt;
İstanbul’da oluşturulan ‘Karakol’ örgütü, Müdafaa-i Hukuk Teşkilatları, hem işgal altındaki İstanbul’da hemde Anadolu’daki direnişleri örgütlüyor, destekliyorlardı. Milletin kahramanları gönüllü olarak Kuva-yi Milliye direnişini ülkenin dört yanında başlatmışlardı. Bu gönüllü, aktif savaşçı güçler büyük önem taşıyorlardı. İşte Rizeli kahraman Milis Yüzbaşı İpsiz Recep ve arkadaşları Milli Kuvvetlerin, Kuvvacıların önde gelen kahramanlarındandır. &lt;br /&gt;
Teşkilat-ı Mahsusa&#39;cılar tarafından oluşturulan, ‘Karakol Cemiyeti’ Anadolu’ya silah, cephane kaçırılması, subay ve istihbarat yollanması, direniş örgütlenmesindeki gizli gruplardan ilki ve en önemlisidir. 13 Kasım 1919’da İstanbul’da Kara Vasıf Bey ve arkadaşları tarafından oluşturulan ‘Karakol Cemiyeti’ içerisinde; silahlı milis ve askeri gücü olan, Yahya Kaptan Müfrezesi, Büyük Arslan Müfrezesi, İpsiz Recep Müfrezesi, Kuşçubaşı Eşref Müfrezesi gibi müfrezeler yer almıştır. &lt;br /&gt;
İpsiz Recep Müfrezesi (çetesi), Rize’de İslampaşa ve Portakallık Mahallesi’nde kurulmuştur. Daha evvel Kandıra ve Karasu bölgelerinde eşkıyalık yapan İpsiz Recep, milli harekete katıldıktan sonra Kefken bölgesine komutan olarak atanmıştır. Çetenin ilk yönetimini de Zekeriya Tiryaki, Bayram Ali Çekmiş ve Hasan Çekmiş oluşturmuştur. &lt;br /&gt;
1862 tarihinde Rize’de dünyaya gelen Recep, çok haylaz ve söz dinlemez bir çocuk olduğu için, annesi tarafından ‘İpsiz’ lakabı ile çağrılmıştır. Recep’in Müfrezesinde yer alanlardan Kara Emin, Recep’e ‘Emice’ diye hitap ettiği için, diğer elemanlar tarafından da benimsenmiş ve ‘Emice’ diye de çağrılmıştır. &lt;br /&gt;
Rize’de 1. Dünya Savaşı’nda Ruslara ve Ermenilere karşı Rize’yi savunmak için mücadele veren Recep, Milli Mücadele başında İstanbul’a gitmiş, çete faaliyetlerini sürdürmüştür. İşgal altında olan İstanbul’da, geceleri meyhanelerine gelen İngiliz subaylarını, adamlarıyla öldürmüştür. Karakol Cemiyeti bünyesinde Milli Mücadele için gerekli silah ve cephanenin temini için çalışmış, gizli olarak elde ettikleri silah ve cephaneyi gemilerle, Sakarya ve İnebolu’ya göndermiştir. Rizeli Hacı Bayram, İngiliz cephaneliğini basıp silahları, kayık ve mavnalara yükleyip, Sakarya’ya götürüp askere teslim etmiştir. İpsiz Recep devamen, İstanbul’da bir İngiliz Amiralini öldürmüş, soygun yapan, İstanbullu zenginlerden haraç alan Rum Andon çetesini ise, reislerini öldürüp, dağıtmıştır.&lt;br /&gt;
Artık İstanbul’da kalması imkânsızlaşan Recep, adamlarıyla önce Kefken Adası&#39;nda karargâh kurmuş, Rizeli diğer arkadaşlarını yanına çağırmıştır. Fevzi Paşa’nın izniyle de, Rize’de Mehmet Mataracı tellal bağırtmış, “Sakarya’da İpsiz Recep’in çetesine gönüllü yazılacak! Recep çetesine giden affedilecek! Herkes silahıyla gelsin…” diyerek kuvvet toplanmıştır. Üçyüz kadar gönüllü toplanmış, bunların başlarına Tuzcu Halit Ağa, kardeşi Hüseyin Ağa ve Çayeli’nden Perkamlı Keçeli geçirilmiştir. Karasu’da İpsiz Recep Müfrezesine dâhil olan Rizeli gönüllüler Yunan kuvvetleriyle savaşmışlardır. &lt;br /&gt;
Bir yandan da İpsiz Recep’in adamları, İstanbul’dan Sakarya’ya silah taşımaya devam etmiştir. Bu silahlar çoğunlukla Türk hatta İngiliz cephaneliklerinden gizlice baskınla sağlanıyor, zor şartlarda ulaştırılıyordu. Anadolu’ya Karadeniz yoluyla küçük gemi, mavna ve kayıklarla silah sevkiyatında diğer pek çok Rizeli, kaptan ve tayfalar önemli görevler yapmışlardır. &lt;br /&gt;
İpsiz Recep, Adapazarı ve civarında Rum ve Ermeni çetelerine karşı, “Çeteyle Çete savaşır” yaklaşımıyla mücadele vermiş ve başarılı olmuştur. Recep’e Sakarya Savaşında, bölgesinde Yunanlıların Sakarya’nın doğu kıyısına geçmesini engelleme görevi verilmiş, bunu da engellemiştir. İpsiz Recep, Adapazarı isyanının bastırılmasında da önemli yararlılıklar göstermiştir. Kandıra’yı başarılı üç baskınla Yunanlılardan temizlemiştir. Geyve Hükümet konağını Yunanlılardan geri alarak, göndere Türk bayrağını çektirmiştir. İstiklal Savaşı bittikten sonra Atatürk’ü ziyaret etmiş, ilgi ve sevgi görmüştür. Mustafa Kemal ona ‘Emice’ diye hitap etmiş, Karasu’da istediği arazileri vermiştir. Recep Karasu’ya yerleşmiş, ne yazık ki 1928 yılında tifodan ölmüştür. Recep, bugün de Karasu halkı tarafından, bilinmekte ve sevilmektedir. Mezarı anıt mezar haline getirilmiştir. Son yıllarda Rize&#39;de de anılması için girişimler başlatılmış, etkinlikler yapılmıştır. &lt;br /&gt;
Sakarya Kumandanı diye de lakaplandırılan, Milis Yüzbaşı İpsiz Recep Müfrezesi&#39;nin (çetesi) Milli Mücadele döneminde kan, can pahasına gerçekleştirdikleri fedakâr savaşlarından kısa bir kesit anlatmış bulunuyorum. Korku nedir bilmeyen gönüllü Kuvvetlerimiz olan Kahramanlarımız, Kuva-yi Milliye Destanıyla Vatanı Savunmuşlardır… Sisler arasında unutulan, esasen öncelikle bilinmesi gereken İpsiz Recepleri hatırlatmak, halkımıza özellikle gençlerimize öğretmek, tarih bilincini yükseltmek, bugünde Ülkemiz üzerinde oynanmak istenen oyunları bozacak en önemli gücümüz olacaktır. &lt;br /&gt;
Kuva-yı Milliye kahramanları, Milis Komutanlar, mezarları kaybolmuş sayısız şehitler, isimsiz Kahramanlar…. Demirci Efeler, Kara Yılanlar, Şahin Beyler, Sütçü İmamlar, Topal Osmanlar… İpsiz Recepler… &lt;br /&gt;
Rize’nin Portakallık Mahallesi’nde 1878 yılında doğan İpsiz Recep’in annesi Cemile, babası Hüseyin’dir. Emiroğulları’ndan olan İpsiz Recep, genç yaşında çalışmak için İstanbul’a gider. Yelkenli teknesiyle Boğaziçi’nde çalışmaya başlar. Yanında çalışanlara eziyet eden Rum ve Ermenileri zararsız hale getirir. Orada çalışmalar arasında huzuru temin eder. İpsiz Recep’in bu tür çıkışları halkı, ya haklı ya haksız diyecek şekilde yaratışı nedeniyle yaptıkları ataklar neticesinde çevresinde sayılır, sevilir, cesareti takdir edilerek ‘İpsiz’ lakabını alır.&lt;br /&gt;
İpsiz Recep, Karasu’nun ve Civarının Savunmasını Ele Aldı&lt;br /&gt;
İpsiz Recep’in huzuru temin edip, çalışmaya başladığı zaman İstiklal Harbi patlar. İpsiz Recep, on beş arkadaşı ile birlikte İstanbul’dan ayrılıp Kefken Adası’na gelir. Arkadaşlarıyla birlikte dinlendikleri bir zamanda yabancı bandıralı bir geminin kendilerine doğru geldiklerini fark ederler. İyice yanaştıkları zaman geminin Fransız olduğu anlaşıldı. On beş arkadaşlarıyla birlikte gemiyi çevirip, teslim alırlar. Gemiyi Sakarya Nehri’ne kadar getirip zamanın Karasu Bucak Müdürü’ne teslim ederler. Geminin arpa yüklü olduğu görülür. Bu hareketinden sonra İpsiz Recep Karasu’da karargah kurup Ankara ile irtibat sağlar. Ankara kendisine ‘milis kuvvetleri komutanlığı’ olarak ‘yüzbaşı rütbesi’ verir. Bundan sonra İpsiz Recep’in etrafında 1800-2000 kişi kadar genç toplanır. Bu gençlerin katılmasıyla İpsiz Recep, Karasu’nun ve civarının savunmasını ele alır.&lt;br /&gt;
İpsiz Recep ve Çetesi&lt;br /&gt;
Halk İpsiz Recep’e “Emice” Unvanını Vermişti&lt;br /&gt;
İpsiz Recep doğruluğu, dürüst ve mertliği sayesinde etrafın takdirini toplayıp sözü geçen kişi durumuna gelmiş, halk kendisine “emice” unvanı vermiş, İpsiz Recep’in bu durumunu tespit eden Ankara, emrine üç istihbarat subayı vererek harp hali ve şekli üzerine nasıl hareket edeceğine dair emirler göndermiştir. İpsiz Recep, aldığı emir gereğince Karasu’ya saldırmak üzere hazırlık yapan Yunan &lt;br /&gt;
ordusuna karşı hazırlığını yapıp, Karasu’ya girmesine mani olmak üzere taarruza geçerek Yunan kuvvetlerini püskürtmüştür. Bozguna uğrayan düşmanı takip etmek amacıyla Geyve Boğazı, Bilecik, Eskişehir milis kuvvetlerine katılıp yardım ederek başarı sağlamış, İstiklal Savaşı’nda gösterdiği başarıdan dolayı kendisine ‘İstiklal Madalyası’ verilmiştir. &lt;br /&gt;
Recep Reis’in T.B.M.M adına terhis teskeresi verme yetkisi vardı. Verdiği belgelerden birini görüyorsunuz. Soldaki mühürde şunlar yazılıdır: Türkiye Büyük Millet Meclisi Milis Menzil Kumandanı Yüzbaşı Recep Reis&lt;br /&gt;
İstiklal Savaşı’nda iç ve dış düşmanlara karşı milli duygularla dolu olarak saldıran, bu konuda anlayış gösterenlerin yardımlarından yararlanan İpsiz Recep ve mahiyetindeki milliyetçiler amansız bir mücadele ile Yunan ve Çerkez Ethem kuvvetlerinin herhangi bir şekilde zarar vermelerine meydan vermemişlerdir. Düşman denizden bombalarla dağları dövmüşse de çıkarma yapma imkânı bulamamıştır. Karasu’da yürüyemediği gibi çekilip, bilinmeyen yönlere doğru gitmek zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;
İstiklal Savaşı’nda her türlü zorluğa karşı mücadelesini sürdürüp, milli duygularının sesine göre fedakarlıktan çekinmeden başarı gösteren İpsiz Recep, 1928 yılında Yenimahalle’deki evinde ölmüş, vasiyeti üzerine mezarı Karasu şehir mezarlığına defnedilmiştir. İpsiz Recep’in kişiliğini tanıyan, iyiliğini unutmayan, yardımı borç ve görev sayan Karasulular tarafından hizmeti ve kişiliğine yaraşır mezarı ile muhteşem görünüşü göze çarpmaktadır.&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-2351992714978782&quot;;
/* 468x15, oluÅŸturulma 02.08.2011 */
google_ad_slot = &quot;2490938623&quot;;
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt; &lt;ins style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: inline-table; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;ins id=&quot;aswift_3_anchor&quot; style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: block; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;iframe allowtransparency=&quot;allowtransparency&quot; frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;15&quot; id=&quot;aswift_3&quot; marginheight=&quot;0&quot; marginwidth=&quot;0&quot; name=&quot;aswift_3&quot; onload=&quot;var i=this.id,s=window.google_iframe_oncopy,H=s&amp;amp;&amp;amp;s.handlers,h=H&amp;amp;&amp;amp;H[i],w=this.contentWindow,d;try{d=w.document}catch(e){}if(h&amp;amp;&amp;amp;d&amp;amp;&amp;amp;(!d.body||!d.body.firstChild)){if(h.call){i+=&#39;.call&#39;;setTimeout(h,0)}else if(h.match){i+=&#39;.nav&#39;;w.location.replace(h)}s.log&amp;amp;&amp;amp;s.log.push(i)}&quot; scrolling=&quot;no&quot; style=&quot;left: 0px; position: absolute; top: 0px;&quot; width=&quot;468&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/6650470014112856479/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/vatan-savunmasndan-ipsiz-racep.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/6650470014112856479'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/6650470014112856479'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/vatan-savunmasndan-ipsiz-racep.html' title='vatan savunmasından ipsiz racep'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-6047211540435427354</id><published>2011-11-22T08:44:00.003-08:00</published><updated>2011-11-22T10:29:18.752-08:00</updated><title type='text'>elham suresinin fazileti</title><content type='html'>Fatiha Suresi övgü ve dua olarak ikiye ayrılır. Allah, Fatiha Suresini okuyanı över. Fatiha Suresini okuyan kişi tüm Kuran’ı okumuş gibi sevaba nail olur. Fatiha Suresi 7 ayettir. Fatihayı çok okuyan kişiye bu ayet Cehennem kapılarında kapak olur. Cehennem üzerinden salim olarak geçer. Fatiha ve Ayetel Kürsiyi okuyan; cin, şeytan ve insan şerrinden emin olur. Fatihayı okuyan Allah’a şükrünü yerine getirmiş olur. Fatiha Suresi şifa verir. Ruhsal ve bedensel hastalıkları iyileştirir. Fatiha; istekdir, münacaattır, dua dır. Fatiha Suresi her derde devadır. Fatiha Suresi indiğinde şeytan feryat etmiştir. Çünkü Fatiha okuyanın mükafatı, Cehennem ateşinin ona haram olmasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fatiha Suresi ile sırra erişilir. Arzuladığına hemen kavuşursun, şeref ve makama sahip olursun. Fakirlik, kötülük ve korkulardan emin olursun. Dünya ve ahiret saadetine kavuşursun.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/6047211540435427354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/elham-suresinin-fazileti_22.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/6047211540435427354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/6047211540435427354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/elham-suresinin-fazileti_22.html' title='elham suresinin fazileti'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-2648887633503500290</id><published>2011-11-22T08:44:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T08:44:53.750-08:00</updated><title type='text'>elham suresinin fazileti</title><content type='html'>Fatiha Suresi övgü ve dua olarak ikiye ayrılır. Allah, Fatiha Suresini okuyanı över. Fatiha Suresini okuyan kişi tüm Kuran’ı okumuş gibi sevaba nail olur. Fatiha Suresi 7 ayettir. Fatihayı çok okuyan kişiye bu ayet Cehennem kapılarında kapak olur. Cehennem üzerinden salim olarak geçer. Fatiha ve Ayetel Kürsiyi okuyan; cin, şeytan ve insan şerrinden emin olur. Fatihayı okuyan Allah’a şükrünü yerine getirmiş olur. Fatiha Suresi şifa verir. Ruhsal ve bedensel hastalıkları iyileştirir. Fatiha; istekdir, münacaattır, dua dır. Fatiha Suresi her derde devadır. Fatiha Suresi indiğinde şeytan feryat etmiştir. Çünkü Fatiha okuyanın mükafatı, Cehennem ateşinin ona haram olmasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fatiha Suresi ile sırra erişilir. Arzuladığına hemen kavuşursun, şeref ve makama sahip olursun. Fakirlik, kötülük ve korkulardan emin olursun. Dünya ve ahiret saadetine kavuşursun.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/2648887633503500290/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/elham-suresinin-fazileti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/2648887633503500290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/2648887633503500290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/elham-suresinin-fazileti.html' title='elham suresinin fazileti'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-3415111646870745304</id><published>2011-11-22T08:41:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T08:41:49.649-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Sigara ve Alkolün Zararlarını Anlatan Resimler&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sigara ve Alkolün İnsan Hayatına verdiği Zararları Anlatan enterasan ve ilginç resimleri bu konu başlıgı altında Paylaşabilirsiniz&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağız kokusu yapar, diş ve diş eti hastalıklarına yol açar.&lt;br /&gt;
Dudak, yanak ve gırtlak kanserine neden olur. Hatta sigarayı yakmadan dudağında taşıyan yada tütün çiğneyenlerde de ağız için kanserleri görülür.&lt;br /&gt;
Dilde, tat alma duyusunda bozulmalar olur.&lt;br /&gt;
Beyin hücrelerinin ölümüne yol açar. Öğrenme bozuklukları, hafıza zayıflığı ve erken bunama görülür.&lt;br /&gt;
Göz merceğinin saydamlığının azalmasına yani katarakta sebep olur.&lt;br /&gt;
Cildin yapısının bozulmasına neden olur. Leke ve kırışıklık oluşur. Selülitlere sebep olur.&lt;br /&gt;
Burunda koku alma duyusu azalır.&lt;br /&gt;
Sinüzit, farenjit, bademcik ve orta kulak iltihabı gibi üst solunum yolu hastalıklarına yol açar.&lt;br /&gt;
Damar sertliğini hızlandırır. Beyin ve kalpte damar tıkanıklığına neden olur. Kalp krizi ve tansiyon yükselmesi görülür.&lt;br /&gt;
Erkeklerde iktidarsızlığın başlıca sebeplerindendir. Ayrıca mesane kanserinin önemli nedenlerindendir.&lt;br /&gt;
Akciğerlerde çeşitli hasarlara, astım ve kronik bronşit gibi hastalıklara neden olur. Bronşlarda ve akciğerlerde birçok çeşit kanserin oluşmasına neden olur.&lt;br /&gt;
Gastrit, ülser ve reflü hastalığına sebep olur. Mide ve yemek borusu kanserine yol açar.&lt;br /&gt;
Gebelikte tüketilen sigara düşük doğumlara ve bebekte gelişme geriliğine neden olur.&lt;br /&gt;
Erken menopoz ve rahim kanserinin sebebidir.&lt;br /&gt;
Parmaklarda sararmaya ve tırnaklarda zayıflamaya yol açar.&lt;br /&gt;
Kemik erimesine neden olur.&lt;br /&gt;
Burger hastalığına sebep olur. Bu haslatık, el ve ayaklardan başla***** tıkanıklığa yol açar ve uzuvların kesilmesi gerekir.&lt;br /&gt;
Vücutta yorgunluk, uykusuzluk hali, stres, gerilim, performansta düşme ve reflekslerde azalma görülür.&lt;br /&gt;
Pankreas kanseri riski artar.&lt;br /&gt;
Hastalık, yara ve ameliyat tedavileri uzun sürer.&lt;br /&gt;
Kullanılan ilaçları etkisizleştirebilir.&lt;br /&gt;
Bütçenize yük olur, çevre kirliliğine yol açar, yangınların en önemli sebeplerindendir.&lt;br /&gt;
Çocuklarınız kanseri önleyen genlerden yoksun hayata gelir.&lt;br /&gt;
Hamilelerde %10-15 eksik kiloda doğuma ve bebek zeka eksikliğiyle doğar.&lt;br /&gt;
Çevrenizdekileri de bu zararları verirsiniz. Çocuğunuzun sigaraya başlama oranı daha fazladır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Alkolun Zararları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beyin ve sinir hücrelerinin zarlarını zehirler veya uyuşturarak kullanılmaz hale getirir.&lt;br /&gt;
Aşırı alkol geçici hafıza kaybına neden olur&lt;br /&gt;
Alkol göze giden görme sinirlerinede tesir eder. Sulanma ve görme bozukluklarına neden olur. Netcede ameliyat kaçınılmaz olur. Körlüğe neden olabilir.&lt;br /&gt;
Midenin iç yüzeyini kaplayan tabakayı tahriş eder ve buna bağlı olarak gastrit’e yol açar. Mide zarında yırtıkları oluşur. Mide ve yemek borusunda iç kanamalar meydana gelir. Kusma gözlemlenir.&lt;br /&gt;
Kalp kasına zarar verir ve buna bağlı olarak kalp hastalıklarına yol açar. Kalp atışlarında düzensizlik meydana gelir. Kalp yetmezliğine neden olabilir.&lt;br /&gt;
Erkeklerde sertleşme olmamasına neden olabilir. Kadınlarda ise adet bozukluğuna sebep olabilir. Anne karnındaki bebeğin gelişimini olumsuz etkiler.&lt;br /&gt;
Damar kireçlenmesine yol açar.&lt;br /&gt;
Terleme ve kanın akışını hızlandırır. Kanı sulandırır. Yaralanmalarda, yaralı bölgenin geç iyileşmesine neden olur.&lt;br /&gt;
Tepki refleksleri azalır, beynin düşünme ve karar verme düzeni zayıflar.&lt;br /&gt;
Yemek borusu, gırtlak, mide ve pankreas kanserlerine neden olur. Kanser riskini büyük oranda artırır.&lt;br /&gt;
Alkol kullanımından bir gün sonra baş ağrısı ve ağız kuruluğu çok sık görülür.&lt;br /&gt;
Sonradan utanacağınız, pişman olacağınız yada pişman olmaya bile vakit bulamamanıza yol açabilecek davranışlarda bulunmanıza yol açabilir.&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-2351992714978782&quot;;
/* 468x15, oluÅŸturulma 02.08.2011 */
google_ad_slot = &quot;2490938623&quot;;
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt; &lt;ins style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: inline-table; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;ins id=&quot;aswift_3_anchor&quot; style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: block; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;iframe allowtransparency=&quot;allowtransparency&quot; frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;15&quot; id=&quot;aswift_3&quot; marginheight=&quot;0&quot; marginwidth=&quot;0&quot; name=&quot;aswift_3&quot; onload=&quot;var i=this.id,s=window.google_iframe_oncopy,H=s&amp;amp;&amp;amp;s.handlers,h=H&amp;amp;&amp;amp;H[i],w=this.contentWindow,d;try{d=w.document}catch(e){}if(h&amp;amp;&amp;amp;d&amp;amp;&amp;amp;(!d.body||!d.body.firstChild)){if(h.call){i+=&#39;.call&#39;;setTimeout(h,0)}else if(h.match){i+=&#39;.nav&#39;;w.location.replace(h)}s.log&amp;amp;&amp;amp;s.log.push(i)}&quot; scrolling=&quot;no&quot; style=&quot;left: 0px; position: absolute; top: 0px;&quot; width=&quot;468&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/3415111646870745304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/sigara-ve-alkolun-zararlarn-anlatan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/3415111646870745304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/3415111646870745304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/sigara-ve-alkolun-zararlarn-anlatan.html' title=''/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-4246149025199204797</id><published>2011-11-22T08:40:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T08:40:32.208-08:00</updated><title type='text'>yasin suresi kaç kere okunmalı</title><content type='html'>DUHA SURESİ:&lt;br /&gt;
Duha Suresi, okuyanı; ruhi bunalım, sıkıntı ve sitresten kurtarır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Duha Suresini her sabah 11 defa okuyanın rızkı artar. Yolu açık olur. Farz namazlarının ardından 3 defa okumakta aynı tesiri gösterir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Duha Suresini; sıkıntıdan kurtulmak, fakirlikten refaha kavuşmak için sürekli okumak gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Muharrem ayının ilk gecesi, gece yarısı, 4 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, ardından 1000 defa Duha Suresini okuyup,&quot; Ya Rabbi bu surenin hürmetine, Peygamber Efendimizin S.A.V. hürmetine, bu seneyi benim ve ailem için mübarek ve mesud kıl&quot; diyerek dua eden, o sene boyunca sıkıntı çekmez, rızkı artar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VEL ASRI SURESİ:&lt;br /&gt;
Şifa için yazılır, yazı suda silinip 70 defa okunur ve hastaya içirilirse, hasta şifa bulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sure; misk, safran ve gül suyu ile dört ayrı kağıda yazılıp, mal veya eşya olan yerin dört köşesine konulursa, oradaki mal veya eşya muhafaza olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir düşmandan intikam almak için, o niyetle, siyah bir levha üzerine cumartesi günü zuhal saatinde Vel Asrı yazıp, istediğin maksat üzerine o kişinin hanesine koy, o kişinin hanesinden bereket kalkar ve harap olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
HÜMEZE SURESİ:&lt;br /&gt;
Nazara uğrayan yada nazar olan kişiye; 3-5-7 defa okunursa veya okursa nazar geçer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hümeze Suresi, iftiradan kurtulmak için 21 defa okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KUREYŞ SURESİ:&lt;br /&gt;
Temiz ahlaka sahip olmak ve musibetlerden korunmak için günde 7 defa okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sofraya oturunca okunursa, sofranın bereketi artar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her gün 21 defa okuyan açlık çekmez, korktuklarından emin olur.&lt;br /&gt;
Çok okuyan fakirlikten kurtulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir kaba safran, misk ve gül suyu karışımı ile yazılır, içine zemzem veya yağmur suyu konularak yazı silinip, zehir içmiş veya zehirlenmiş kişiye içirilirse, panzehir gibi tesir eder. Aynı uygulama 7 gün ehvamlı ve unutkan kişiye yapılırsa şifa bulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KEVSER SURESİ:&lt;br /&gt;
Günde 100 defa okuyanın her isteği olur. Çok okuyan ve okumaya devam eden Peygamber Efendimizi S.A.V. rüyasında görür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peygamber Efendimizi S.A.V. rüyasında görmek isteyen; cuma günü, yatsı namazından sonra Kevser Suresini 1000 defa okur, 1000 defada salatü selam getirip, konuşmadan yatarsa rüyasında görür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düşman şerrinden korunmak için; gül suyu, safran ve miskle yazıp, naylon veya muşambaya sarıp üzerinde taşırsa, kendini korumaya almış olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İNŞİRAH SURESİ:&lt;br /&gt;
Okuyanı kalp sıkıntısından kurtarır, rızkını çoğaltır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnşirah Suresini cam kaba yazıp, gül suyu ile yazıyı silip, içen kişi korku ve endişeden kurtulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Farz namazlarının ardından 3-5 veya 7 defa okuyan kişinin rızkı artar. Tembellikten ve kederden kurtulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sıkıntıdan kurtulmak veya müşkil bir işi olan 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, 152 İnşirah Suresini okur ve dua ederse müşkilattan ve sıkıntıdan kurtulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Unutkanlığı gidermek için bir kaba yazılıp, zemzem veya yağmur suyu ile yazı silinip, içen kişinin hafızası kuvvetlenir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MÜNAFİKUN SURESİ:&lt;br /&gt;
Göz ve tüm beden ağrılarına şifa verir. Çelişkiden, Nifaktan ve kötülüklerden korunmak için günde 7 defa okunur.&lt;br /&gt;
Okuyanı münafıklıktan korur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2 Rekatlık namazlarda birinci rekatta Fatihadan sonra Cuma Suresini, ikinci rekatta Fatihadan sonra Münafikun Suresini okuyan düşmanlarının kalbine korku salar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KALEM SURESİ:&lt;br /&gt;
Okuyanın ahlakı güzelleşir. Kötülüklerden korunmak ve istek ile dileklerin geçekleşmesi için günde 70 veya 71 defa okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
HUD SURESİ:&lt;br /&gt;
Hud suresi, bir kağıda, safran, misk ve gül suyundan hazırlanmış mürekkeple yazıp üstünde taşıyana silah etki etmez. Düşmanlarının zararı dokunmaz. İnsanlar arasında, sevgi, saygı ve itibar görür. Kendini muhafazaya alır.&lt;br /&gt;
Ayrıca intikam almak için 3 defa okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
HICR SURESİ:&lt;br /&gt;
Bu sureyi yazıp, üzerinde taşıyan kişinin rızkı artar.Ticaret kazancı çoğalır.&lt;br /&gt;
Bu sureyi yazıp, üzerine 101 defa Ya Latif, 101 defa Ya Rezzak, 101 defa Ya Kerim, 101 defa Ya Hayy, 101 defa Ya Kayyum okuyup, bir ticarethaneye asılırsa; o yer her türlü bela ve afetlerden korunur, ticaret kazancıda artar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her Arabi ayın 15inci günü, sabah namazı öncesi kalkıp, 2 rekat ALLAH rızası için namaz kıldıktan sonra 1 defa Hıcr Suresi, 3 İhlas, 1 Fatiha ve 7 selatü selam okuyup &quot;Ya Rabbi senden başka kimseye muhtaç etme &quot; diyerek dua edenin rızkı genişler, kimseye muhtaç olmaz.&lt;br /&gt;
Ticarette kazanç için günde 3 defa okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
NAHL SURESİ:&lt;br /&gt;
Azgınlıktan ve fesattan kurtulmak için günde 10 defa okunur.&lt;br /&gt;
Bu Sureyi salı gecesi bir kağıda yazıp, gün doğmadan 306 defa Ya Kahhar okuyup, bir düşmanın, zalimin hanesine konulursa o zalim helak olur. Başları beladan kurtulmaz.&lt;br /&gt;
Bu Sure yazılıp, bir tarlaya gömülürse, o tarlanın mahsülü telef olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
NEML SURESİ:&lt;br /&gt;
Düşman şerrinden korunmak ve emin olmak için okunur.&lt;br /&gt;
Nahl suresinde olduğu gibi Neml Suresi bir kağıda yazılıp, 306 Ya Kahhar okuyup, zalimin evine konursa, o zalim helak olur. Tarla veya bahçeye konulursa, mahsülü helak olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir paranın veya malın gerçek olduğunu anlamak için; Neml Suresinin 93. ayetini okuyup, o paraya veya mala baktığında, sahtemi, gerçekmi olduğunu anlarsın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
RUM SURESİ:&lt;br /&gt;
Düşmana karşı zafer kazanmak için okunur.&lt;br /&gt;
Bu sureyi yazıp, şişeye koyup, zarar görmesini istediğin bir zalimin evine konulursa; o evdekiler hastalanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sureyi yazıp, toprak testiye koyup, içine su doldurulur ve bir zalime içirilirse o zalim hastalanır. Yüzünü yıkarsa, gözlerinden rahatsızlanır. Tarlaya veya bahçeye serpilirse, o yerin mahsülü kurur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
FİL SURESİ:&lt;br /&gt;
Akşam ve yatsı arası 1000 defa okuyanın her türlü isteği kabul görür.&lt;br /&gt;
Fil suresi kiremit parçası üzerine yazılır, intikam alınacak kişinin hanesine gömülürse; o hane sahipleri huzur bulamaz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir zalimin yanına giderken Fil Suresi okunursa, o kişnin kötülüğü ve düşmanlığından korunur, emin olursun.&lt;br /&gt;
Her gün sabah namazının sünnetinde veya farzında Fatiha ile Fil suresini 2 rekatındada okuyan kimse düşman şerrinden emin olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KADR SURESİ:&lt;br /&gt;
Cuma namazından hemen sonra 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, 1000 defa Kadr Suresini okuyan Peygamber Efendimizi s.a.v. rüyasında görür.&lt;br /&gt;
Safran, gül suyu ve misk karışımı mürekkeple Kadr Suresi ile beraber, bir kişinin ismi ile anne ismi yazılıp,&lt;br /&gt;
o kişi uykuda iken, göğsüne konulursa ; yaşadığı zaman boyunca ne yaptığını haber verir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kadr Suresi 36 defa okunup, su dolu kaba üflenirse ve o su yeni bir elbise üzerine serpildiğinde; o elbiseyi giyenin rızkı artar.&lt;br /&gt;
Her türlü zor durumdan kurtulmak için Kadr Suresi 21 defa okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ENAM SURESİ:&lt;br /&gt;
Enam suresi ne niyetle okunursa, o niyet halishane ise gerçekleşir.&lt;br /&gt;
Gece yatarken okuyan; her türlü kötülükten ve afetten korunur.&lt;br /&gt;
Enam Suresini okuyan hasedden, kötülüklerden ve fitnelerden korunur.&lt;br /&gt;
Hacet ve dileklerin yerine gelmesi için 7 defa okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MÜRSELAT SURESİ:&lt;br /&gt;
Günde 7 defa okuyan göz hastalıklarına yakalanmaz.&lt;br /&gt;
Sabah namazının ardından 3 defa okuyup, muhasamaya yada muhakemeye giden kazanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir kağıda yazıp üstünde taşıyan düşmanlarından emin olur. Düşmanına her zaman galip gelir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sureyi bir kağıda yazıp, su içine koyarak, o su ile 3 gün gusul abdesti alınılırsa cilt hastalıklarından kurtulup, şifa bulunulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vücudunda çıban veya sivilce çıkan bu sureyi bir kağıda yazıp, üzerine 390 defa Ya Şafi okuyup, naylon veya muşambaya sarıp, üzerinde taşırsa; sivilce ve çıbandan kurtulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İNŞİKAK SURESİ:&lt;br /&gt;
Kolay doğum yapmak için 7 defa okunur.&lt;br /&gt;
Bir kağıda yazılıp, doğum zorluğu çeken bir kadının üstüne konulursa, kolay doğum yapar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu Sure bir yerin duvarına yazılırsa, o yere haşerat girmez. Duvara yazmak mümkün değilse; kağıda yazılıp asılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İNŞİRAH SURESİ:&lt;br /&gt;
Her gün okuyan kalp sıkıntısından kurtulur. Rızkı artar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VAKIA SURESİ:&lt;br /&gt;
Her gün 41 defa okuyanın her arzusu olur. Fakirlikten kurtulur. Kazancı bereketlenir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her gece Vakıa Suresi okuyan kişi fakirlik görmez. Gündüzleri okuyanıda ALLAH kimseye muhtaç etmez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vakıa Suresi zenginlerin suresidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vakıa Suresi ölen biri için okunursa azabı hafifler. Hasta üzerine okunursa şifa bulur. Ölüm anındaki birine okunursa imanlı göçmesine vesile olur. Azrail as. o kişiye yumuşak davranır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hergün sabah, akşam okuyan kişi hayatı boyunca tehlike görmez. Açlık ve susuzluk çekmez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkindi namazından sonra 14 defa okuyanın rızkı artar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MÜLK SURESİ:&lt;br /&gt;
Mülk Suresi kabir azabına mani olan, azaptan kurtaran bir suredir. Kötülüklerden korunmak ümidiylede okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sabah namazının ardından 1 defa okuyan çeşitli lutuflara mazhar olur.&lt;br /&gt;
Gece yarısı 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp; 1inci rekatta Fatihadan sonra Mülk Suresinin 15 ayetini, 2inci rekattada Fatihadan sonra diğer 15 ayeti oku. Namaz bitince; 11 defa &quot;Ya Daim, Ya Hayy, Ya Ferd, Ya Vitr, Ya Kadim, Ya Ehad, Ya Samed SallALLAHü ala Muhammedin ve ala ali Muhammed&quot; oku ve isteğini, hacetini dile getir, kabul görür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gece, sabaha doğru; ALLAH rızası için 2 rekat namaz kılıp, ardından 21 Mülk Suresi oku, sıkıntının veya derdinin gitmesi için dua et. ALLAH&#39;ın izniyle sıkıntılardan kurtulursun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günde en az bir kere okuyan kabir azabından ve ölüm anında şeytanın aldatmasından kurtulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günde 41 defa okuyan belalardan korunur. Kabir azabı çekmez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
YASİN SURESİ:&lt;br /&gt;
Niyet ederek, inanarak Yasin Suresini okuyamanın faydaları: Ummadığı yerden rızık gelir, aç olan tok olur, susuz olan su bulur, elbisesi olmayan elbise bulur, eceli gelmeyen hasta şifa bulur, eceli gelen hasta ölüm acısı duymaz, misafir ve garip yardımcı bulur, bekarların evlenmesi kolay olur, kayıp olan şey bulunur, ölürken cennet melekleri gelir ve onları görür, korktuğu her şeyden emin ve muhafazada olur. Ayrıca Yasin suresi okunup, sevabı bir ölenin ruhuna bağışlanırsa; ölenin günahı ve azabı hafifler, makamı, derecesi yükselir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
AMENERRESULU :&lt;br /&gt;
Amenner resulu okunan eve 3 gün şeytan girmez. Okuyan ALLAH&#39;ın sevgisini kazanır. ALLAH&#39;ın himayesine girer. Okuyana ferahlık verir. Bütün arzuları ayağına gelir.&lt;br /&gt;
Yatsıdan sonra okuyan geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevaba nail olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SECDE SURESİ:&lt;br /&gt;
Okuyan kıyamet günü dehşetinden muhafaza olur. Secde ve Mülk surelerini gece okuyana 70 sevap yazılır, 70 günahı silinir ve ona 70 derece verilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Secde Suresini kağıda yazıp, su dolu kapta yazıyı silip, gözüne mesh edenin göz hastalığı geçer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir kağıda safran, misk, gül suyu ile Secde Suresini yazıp, bir şişe içine konulup, ev, iş yeri veya depo gibi bir yerin kenarında saklanırsa o yer tüm afetlerden korunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
HAŞR SURESİ:&lt;br /&gt;
40 Gün 40 defa okuyan her türlü isteğine kavuşur.&lt;br /&gt;
Haşr Suresinin son 3 ayeti Euzu Besmele ile sabah 3 defa okunursa; akşama kadar 70bin melek ALLAH&#39;dan o kimsenin affını ister. Akşam okunursa yine aynıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu 3 ayeti sürekli okuyan, öldüklerinde şehit olarak ölür.&lt;br /&gt;
Haşr Suresini okuyana; tüm varlık alemi, okuyan üzerine salat ve istiğfar getirirler. Vefat ettiğindede şehidlerden olur. Okuyan kıyamet dehşetindende emin olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
FETİH SURESİ:&lt;br /&gt;
Günde 7 defa okuyan her muradı gerçekleşir.&lt;br /&gt;
Günde en az 1 defa okuyan tüm kötülüklerden ve zararlardan korunur. Her işi hayırlı ve bereketli olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zor durumda olup kurtulmak isteyen; cuma gecesi 2 rekat ALLAH rızası için namaz kılıp, 11 defa Fetih Suresi ile 41 defa Salaten Tuncinayı okuyarak durumunu arz edip, kurtuluşu için dua ederse o dertten kurtulup, refaha erer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Savaş halinde, her sabah Fetih Suresini okuyan askeri birlik, düşmana karşı başarı kazanır. Cemaat sabah namazını mütakip, 1001 defa Fetih Suresini okuyup, ordunun galip gelmesi için dua ederse ordu zafer kazanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir kağıda safran, misk ve gül suyu karışımı mürekkeple yazıp, üzerinde taşırsan kendini korumaya alırsın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı şekilde yazılıp bir ticaret hanenin kapısı üzerine konulur ve her gün 1 defa Fetih Suresi okunursa; o yerin bereketi ve saadeti artar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
YUSUF SURESİ:&lt;br /&gt;
Baht açıklığı için okunur.&lt;br /&gt;
Yusuf Suresi bir kağıda yazılıp, hamile kadının üzerine konulursa erkek çocuk doğurur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çocuğu olmayan; çocuk sahibi olmak niyetiyle 7 gün 1 defa okursa niyeti gerçekleşir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Suçsuz yere hapiste olan; &quot;Felamma dehalu ala Yusufe ava ileyhi&quot; den &quot;el hakim&quot; e kadar olan ayeti; gül suyu, safran ve misk karışımı mürekkeple yazıp, sağ pazusuna bağlar ve ayeti okumaya devam ederse en kısa zamanda kurtuluşa erer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
TEVBE SURESİ:&lt;br /&gt;
Kötülüklerden, şerlilerden, her türlü musibetten kurtulmak için günde 7 defa okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu Sure yazılıp bir meskene asılırsa o yer hırsızdan emin olur, zarar görmez, muhafaza olunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okuyan nifaktan ve münafıklıktan kendini korur.&lt;br /&gt;
Sabah akşam 7 defa okuyana ALLAH tüm işlerinde kolaylık nasip eder. Başarılı olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
DUHAN SURESİ:&lt;br /&gt;
Günde 3 defa okuyan her arzusuna kavuşur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
TİN SURESİ:&lt;br /&gt;
Her gün 7 defa okuyan kötü ahlaktan kurtulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KAYNAK: RESÛLULLAH&#39;IN DİLİNDEN SÛRELER&#39;İN VE DUALAR&#39;IN ESRÂRI, HİKMETİ, FAZÎLETİ (Pamuk Yayınları)&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-2351992714978782&quot;;
/* 468x15, oluÅŸturulma 02.08.2011 */
google_ad_slot = &quot;2490938623&quot;;
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt; &lt;ins style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: inline-table; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;ins id=&quot;aswift_3_anchor&quot; style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: block; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;iframe allowtransparency=&quot;allowtransparency&quot; frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;15&quot; id=&quot;aswift_3&quot; marginheight=&quot;0&quot; marginwidth=&quot;0&quot; name=&quot;aswift_3&quot; onload=&quot;var i=this.id,s=window.google_iframe_oncopy,H=s&amp;amp;&amp;amp;s.handlers,h=H&amp;amp;&amp;amp;H[i],w=this.contentWindow,d;try{d=w.document}catch(e){}if(h&amp;amp;&amp;amp;d&amp;amp;&amp;amp;(!d.body||!d.body.firstChild)){if(h.call){i+=&#39;.call&#39;;setTimeout(h,0)}else if(h.match){i+=&#39;.nav&#39;;w.location.replace(h)}s.log&amp;amp;&amp;amp;s.log.push(i)}&quot; scrolling=&quot;no&quot; style=&quot;left: 0px; position: absolute; top: 0px;&quot; width=&quot;468&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/4246149025199204797/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/yasin-suresi-kac-kere-okunmal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/4246149025199204797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/4246149025199204797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/yasin-suresi-kac-kere-okunmal.html' title='yasin suresi kaç kere okunmalı'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-4438426372067832042</id><published>2011-11-22T08:36:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T08:36:28.697-08:00</updated><title type='text'>ELENİ&#39;NİN GÖZYAŞLARI- ANTALYA</title><content type='html'>Alanya Kalesi ile ilgili pek çok hikaye anlatılır. Bunlardan biri de Bizans Tekfuru Argiles&#39;in güzeller güzeli kızı Eleni ile ilgilidir. Ülkesini yağmalayan korsan Vasili&#39;den yılan Tekfur, korsanı damat edinmeye karar vermiş. Ancak Eleni&#39;nin gönlü, fakir bir çobandaymış. Eleni, babasının bu kararına şiddetle karşı çıkmış, &#39;Vasili ile asla evlenmem&#39; demiş. Bunu gururuna yediremeyen Argiles, kızına ders vermek için onu Alanya Kalesi&#39;nin zindanlarına kapatmış.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eleni&#39;nin daracık hücresinin, Damlataş kumsalına bakan tek bir penceresi varmış. Çünkü Tekfur, Eleni&#39;ye Alanya&#39;nın tüm güzelliklerini gösterirse, onun bu güzellikler karşısında hayata dönmek isteyip evliliğe yanaşacağını düşünmüş. Ancak Eleni, babasının beklediği gibi pişman olmamış, çobandan vazgeçip Vasili ile evlenmeye yanaşmamış, gece gündüz gözyaşı dökmüş. Alanya Kalesi&#39;nden Damlataş&#39;a uzanan kıraç tepe, Eleni&#39;nin gözyaşları ile sulanmış. Ve bir süre sonra bu tepede defne, nar ve iğde ağaçları büyümüş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O zamandan beri, Alanyalılar ne zaman yağmur yağıp da her tarafı defne kokusu sarsa, Eleni&#39;nin hıçkırıklarını hisseder.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/4438426372067832042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/eleninin-gozyaslari-antalya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/4438426372067832042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/4438426372067832042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/eleninin-gozyaslari-antalya.html' title='ELENİ&#39;NİN GÖZYAŞLARI- ANTALYA'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-5117484156971659647</id><published>2011-11-22T08:34:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T08:34:27.762-08:00</updated><title type='text'>harika çocuk 12.sınıf dil anlatım</title><content type='html'>Toplumdaki olayların etkisiyle sanatıçının iç dünyasını yansıtma isteği&lt;br /&gt;
2)Yazarlar yaşadıkları dönemden etkilenirler.&lt;br /&gt;
3)Sanat eselerinin ilerlemede ne kadar önemli olduğunu söylüyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 8&lt;br /&gt;
1)Kişi,yer,zaman,olay&lt;br /&gt;
2)Cumhuriyet dönemi yıllarında yazılmıştır.(2. Dünya Savaşı olabili.)Gerçekçiliği yansıtıyor.&lt;br /&gt;
3)Kişi kendisini olayın içinde hisseder ama tiyatroda farklı hem görsel hem de işitsel.&lt;br /&gt;
4)Dil ötesi işlevinde.Çünlü bu bir sanat metnidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3. etkinlik&lt;br /&gt;
1)1. metin savaş sonrası halkın çektiği yoklugu anltmıştır.2.metinde zamanın içinde akıp gittiğini,3. metinde realizm hakkın da bilgi vermiştir.&lt;br /&gt;
2)Realizm metninde ileti dogrudan verilmiştir.&lt;br /&gt;
3)İletisi dogrudan olan metinler sanatsal değillerdir.iletsi dolaylı yoldan olan metinler ise sanatsal metinlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4. etkinlik&lt;br /&gt;
-Kaymaklı tavuk göğsü:dil ötesi(sanatsal)&lt;br /&gt;
Realizm:Göndergesel&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Yazılış amaçları farklı olduğundan işlevleri farklıdr.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
sayfa 9 5. etkinliği&lt;br /&gt;
sıır 1926yılında yanı cumhurıyetın ılanından sonra yazılmıştır. cumhurıyet donemınde saırler anadoluya yonelıse geçiş yapmıslar ve anadoluya yonelerek halkın yasayıslarını dıle getırmıslerdır bu bakımdan saır bulundugu donemden etkılenmıs ve anadoluyu konu etmıstır her eser bulundugu donemın ızlerını tasır umarım ısıne yarar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SAYFA=10&lt;br /&gt;
DİLLE GERÇEKLEŞTİRİLEN SANA ETKİNLİKLERİ :&lt;br /&gt;
1)ANLATMAYA BAĞLI METİNLER=FABL,MASAL,HİKAYE,ROMAN&lt;br /&gt;
2)GÖSTERMEYE BAĞLI METİNLER=TİYARTOa)KOMEDİ,b)TRAJEDİ c)DRAM d)ORTA OYUNU,e)KÖY SEYİRLİK OYUNU.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KENDİNİ COSKUYLA İFADE ETMEYE BAĞLI TÜRLER=ŞİİR&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dille gerçeleştirilen sanat etkinlikleri&lt;br /&gt;
Anlatmaya bağlı edebi türler&lt;br /&gt;
-Hikaye&lt;br /&gt;
-Roman&lt;br /&gt;
-Destan&lt;br /&gt;
-Masal&lt;br /&gt;
-Fabl&lt;br /&gt;
Göstermeye bağlı edebi metinler&lt;br /&gt;
-Tiyatro&lt;br /&gt;
-Bale&lt;br /&gt;
-Sinema&lt;br /&gt;
Kendini coşkuyla ifade etmeyebağlı türler&lt;br /&gt;
-Şiir&lt;br /&gt;
-Müzik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
12. Sınıf Dil ve Anlatım sayfa 12 13&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SAYFA 12&lt;br /&gt;
SANATSAL(1.BOŞLUK)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ZİHNİYET(2.BOŞLUUK)&lt;br /&gt;
2.SORU=1.DOĞRU 2.YANLIS&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3.SORU=C SIKKI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4.SORU=E SIKKI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5.SORU= C SIKKI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KONUNUN TAMAMINA ULAŞMAK İÇİN YORUM YAZINIZ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SAYFA 13&lt;br /&gt;
GÖNDERGESEL(1.BOŞLUK)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2.SORU DOĞRU&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3.SORU=B SIKKI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4.SORU=A&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5.SORU=D&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6.SORUU=B SIKKI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7.SORU=HATALI OLABİLİR AMA D SIKKIDA OLABİLİR&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8.SORU=C SIKKI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
9.SORU=C SIKKI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
10.SORU=A SIKKI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dil Anlatım 12. sınıf “MASAL” konusu Sayfa 25 29 30 31 32 33 34 35 36 CEVAPLAR&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1.Bu kelime ve kelime gurupları olağan üstü varlıkla efsanevi bir dağı çağrışmaktadır.&lt;br /&gt;
2.İçinde olağan üstü olaylar ve varlıklar bulunan bir eser,hayal gücümüze de hitap ettiğinden bizi heyecanlandırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hiçler Şehri’nde bir kız vardı. Bir gün eli yaralandı. Yarası iyileşmeye başladıktan birkaç gün sonra, merhem ve ilaç alıp yarasına sürmek için halasına gitti. Halası, “Bende merhem yok” dedi. Onun yerine iki yumurta verdi kıza.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Bu yumurtaları pazara götürüp sat ve parasıyla attardan merhem al, dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi dinleyin bakın, kızacağız başından geçenleri nasıl anlatıyor: Pazara giderken yolda yumurtalarımı kaybettim. Çok üzüldüm. Elimi keseye soktum. Kesenin dibinde bir kuruş buldum. Sonra yumurtaları bulmak için o bir kuruşu bir adama verdim.&lt;br /&gt;
Adam bana iğneden bir minare yaptı. Minareye çıktım. Şehrin dört bir yanına baktım. Yumurtalardan birinin tavuk olup bir ihtiyarın elinde dolaştığını gördüm.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci yumurta horoz olmuş, bir köyde harman biçmekle meşguldü. Önce “Gidip horozu alayım”, dedim. Minareden aşağıya indim. Köye gittim. Oraya varınca horozumun kendisi için çalıştığı çiftçiye:&lt;br /&gt;
- Horozumu ver. Ayrıca sana çalıştığı kadarının ücretini de ver dedim.&lt;br /&gt;
Uzun tartışmalardan sonra çeltik ekili tarlanın ürününden bana bir öküz dengi hak vermesinde anlaştık. Harman kaldırıldıktan sonra yirmi beş batman pirinç benim payıma düştü.&lt;br /&gt;
Pirinçleri götürmek istedim. Çuvalım yoktu. Bir pire öldürdüm. Derisinden çuval yaptım. Pirinçleri içine doldurup horozun sırtına yükledim. Yürümeye başladım.&lt;br /&gt;
Çok pirincim olduğu için pirinç ticareti yapmaya karar verdim. Şehirden çıktım. İki konaklık yol gittim.Bir de baktım, horozun sırtı pirinç yükünden yara bere olmuş. Orada bulunanlara:&lt;br /&gt;
- Bu yaranın ilacı nedir? diye sordum.&lt;br /&gt;
- Ceviz içini kavurup horozun sırtına sürersen yarası iyileşir, dediler.&lt;br /&gt;
Bir ceviz içini kavurdum. Yarası iyileşsin diye sırtına koydum ve yattım. Sabah uyandığımda bir de ne göreyim, horozun sırtında kocaman bir ceviz ağacı bitmiş! Çocuklar ağacın etrafına toplanmışlar, ceviz düşürüp yemek için ağaca taş ve kesek atıyorlar! Ağacın dalına çıktım. Ağaçta yüz eşek yükü taş ve kesek toplandığını gördüm. Bir keser bulup yer dümdüz olana kadar kesekleri parçaladım. Burasının salatalık ve karpuz ekimi için uygun olduğunu gördüm.&lt;br /&gt;
Bir parça salatalık ve karpuz tohumu ektim. Ertesi sabah pek çok salatalık ve karpuz bitmişti. Bir karpuz koparıp kesmeye başladım. Karpuzu keserken çakım kayboluverdi.&lt;br /&gt;
Belime bir hamam peştamalı bağlayıp çakımı bulmak için karpuzun içine girdim. Çok büyük ve kalabalık bir şehir gördüm orda. O şehrin çarşısına gittim. Aşçı dükkanında bir dinar verdim, biraz çorba satın aldım ve içmeye başladım.&lt;br /&gt;
Çorba o kadar lezzetliydi ki kasesini bile yaladım. Kaseyi o kadar yaladım ki inceldi, inceldi neredeyse delinecekti. Bir de baktım ki kasenin dibinde bir kıl belirdi. Kılı alıp dışarı atmak isterken kılın ardından bir deve yuları çıktı. Yuları çektim. Arkasından yedi katar deve geldi. Develerin hepsi tam teçhizatlıydı.&lt;br /&gt;
Birbiri ardı sıra geldiler. Çakım da en arkadaki devenin kuyruğuna bağlanmıştı.&lt;br /&gt;
Masalımız burada bitti, ama serçecik daha evine gitmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sedef Bacı İNCELEME sorularının Cevapları -&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1.Masallar olay örgüsü,kişiler,zaman ve mekan unsurlarından oluşturduğu bir yapıya sahiptir.masallardaki olaylar,kişiler ve mekanlar olağanüstü niteliklere sahiptir ve çoğu zaman hayali bir özellik göstermektedir.zaman ise belirsiz bir dilimdir.masallarda iyi-kötü,haklı-haksız gibi zıtların birlikteliği ve çatışması söz konusudur.halk masalları anonim bir özellik gösterir ve kuşaktan kuşağa sözlü gelenekle aktarılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2: olay örgüsü&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-padişahın karısının ölmesi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-padişahın kara vezirin kızıyla evlnmesi&lt;br /&gt;
-kara vezirin kızının padişahın kızına kara sürmesi&lt;br /&gt;
-kara vezirin kızının üç şehzadeyi kuşa çevirmesi&lt;br /&gt;
-padişaahın kızının ,kardeşlerini bulmaya gitmesi ve onlarla buluşup dağların ötesinde bir yere uçması&lt;br /&gt;
-padişahın kızının iyileşmesi ve rüya görmesi&lt;br /&gt;
-bir padişah oğlunun sedef kızı görüp saraya götürmesi&lt;br /&gt;
-sedef kızın öldürülmek istenmesi&lt;br /&gt;
-üç şehzadenn insana dönüşmesi&lt;br /&gt;
-sedef kızın padişahın oğluyla evlenmesi&lt;br /&gt;
masaldaki bu olay örgüsü,masalın yapısını oluşturan temel unsurdur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5. Etkinlik – fikirle.com&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sedef Bacıda Bulunan özellikler Sırasıyla:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Sedef Kız ve üç kardeşinin Saraydan gitmesi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Kara Vezirin kızının sedef ve kardeşlerini dinlemesi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Sedef Kız ve üç kardeşinin zarar görmesi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Sedef Kız’ın kardeşlerini aramaya gitmesi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Sedef Kız’ın kardeşlerini aramaya gitmesi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Sedef Kız’ın Rüyası&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Sedef Kız’ın ve üç kardeşinin büyüsünün bozulması.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Sedef Kız ve üç kardeşinin eski hallerine dönmesi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Sedef Kız’ın idamını önlemek için kardeşlerinin gelmesi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Sedef Kız’a konuşmadan ayrık otuyla elbise ördürülmesi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Sedef Kız’ın örgüyü tamamlaması.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Sedef Kız’ın Padişaha herşeyi anlatması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- ……………………………..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Sedef Kız’ın evlenmesi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sedef bacı adlı masalın birinci paragrafı serim,diğer parağraflar düğüm,son üç parağraf ise çözüm bölümüdür.&lt;br /&gt;
Bu bölümler tema etrafında olay örgüsünün akışıyla birleşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7.ETKİNLİK&lt;br /&gt;
“Sedef Bacı” masalındaki karşılaşmalar&lt;br /&gt;
-sedef bacının karaa vezirin kızıyla karşılaşması&lt;br /&gt;
-sedef bacının padişahın oğluylaa karşılaşması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Masallardaki karşılaşma ve çatışmalar,masalların vermek istedikleri iletiyi okuyucu veya dinleyiciye ulaştıran,onun ilgisini ve dikkatlerini ayakta tutan ve masalın yapı unsurlarının birleşmesine yardımcı olan en önemli unsurdur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8.ETKİNLİK&lt;br /&gt;
masaldaki kahramanlar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
iyi-kötü&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
haklı-haksız&lt;br /&gt;
güzel-çirkin&lt;br /&gt;
yardımcı-saldırgan&lt;br /&gt;
korkak-cesur&lt;br /&gt;
dürüst-hilekar&lt;br /&gt;
cimri-yardım sever&lt;br /&gt;
bahtlı-bahtsız&lt;br /&gt;
şeklinde sınıflandırılır.bu ifadeler insana özgü durumları ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SORU 3: masaldaki mekanlar:saray,dağ,diğer saray,has bahçe.Bu mekanlar masalda olayın geçtiği yerler olarak karşımıza çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
10.ETKİNLİK&lt;br /&gt;
Sedef bacı masalında bir varmış bir yokmuş ,altı ayla bir göz,şafak sökerken,sabah sabah,akşam üstü,bir gün,gün akşam olmadan,o akşam,kırkgün kırk gece, gibi belirsiz zaman ifadeleri vardır.bu ifadeler saat ve takvimle ölçülebilen zamandan farklı olarak masalın olağan üstü durumuna katkıda bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
SAYFA 32.&lt;br /&gt;
SORU4: Sedef bacı masalında herşeyi bilen vee herşeye hakim olan ilahi bakış açısına sahip bir anlatıcı bulunmaktadır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
11.ETKİNLİK&lt;br /&gt;
Masalı istediğimiz bir yaşam biçimi ve insan ilişkisi üzerine kurduğumuzda olağan üstü unsurların kalkacağını unutmamalıyız.Bu sebeple masallar özgün halleriyle gerçeklik taşımazlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
12.ETKİNLİK&lt;br /&gt;
sedef bacı masalı tekerlemeyle başlayıp yine tekerlemeyle bitmiştir.bu özellik masalların okuyucu ya da dinleyici karşısında dikkat çekmesini sağlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SORU5.&lt;br /&gt;
Sedef Bacı masalında öyküleyici beetimleyici ve olağaan üstü durumların nlatıldığı kısımlarda fantaastik yani düşsel anlatımdan yararlanılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SORU 6:&lt;br /&gt;
Masalda göndergesel işlev hakimdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7:Masallar olağanüstü,kişiler,zaman,ve mekandan oluşan bir yapıya ve belirli bir temadan etrafında birleşen brimlere sahip olmaları dolayısıyla sanat metni özelliği gösterrler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
13.ETKİNLİK&lt;br /&gt;
-babasının bile gözünden düşüp ocak başına aattırmış onu.(nesne ekskliği)&lt;br /&gt;
-ya dağ dağ dolaaşır bulurum ya da araya araya yollarında ölürüm.(özne eksikliği)&lt;br /&gt;
cümlelerin düzeltilmiş halleri:&lt;br /&gt;
-bu iftira,babasının bile gözünden düşüp ocak baaşına attırmış onu.&lt;br /&gt;
-ya dağ dağ dolaşır bulurum onları yada araya araya yollarında ölürüm&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
14.ETKİNLİK&lt;br /&gt;
sedef bacı metnimiz akıcı-duru-açık ve yalındır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
15.ETKİNLİK&lt;br /&gt;
İSİM-deve,pire,padişah,telek,çam,göl&lt;br /&gt;
SIFAT-on parmak,yağlı kaara,değme saray,üç kuş,bahtı kaara kız,üvey ana&lt;br /&gt;
ZAMİR-böyleeleri,onlar,sen,o,biz,bu&lt;br /&gt;
ZARF-araya araya,o gün,döne döne,ortalık kararınca,sütten ak,sudan pak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ANLAMA VE YORUMLAMA&lt;br /&gt;
1.masllar özellikle çocuk eğitiminde onlaara ahlaki değerleri kazandırmada kullanılabilecek önemli bir araçtır.&lt;br /&gt;
2.çocukların hayal dünyasının zenginli masallardaki olağaan üstü durumlaar ve kişilerin varlığı,onların masallara ilgi duymalaarına ve hayal dünyasında güzel bir yolculuk yaapmalarına sebep olduğu için tüm dünyadaki çocuklaar masalları sevmektedir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
16.ETKİNLİK&lt;br /&gt;
FABL – MASAL&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
BENZERLİKLER FARKLILIKLAR&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
düşsel olaylar vardır————-olay————-olağan üstü olaylar vardır.&lt;br /&gt;
insan dışındaki varlıklardır——–kişi—————-olağan üstü kişilerdir.&lt;br /&gt;
belirsiz zaman vardır————-zaman———-belirsiz zaman vardır.&lt;br /&gt;
hayaali mekanlar vardır———mekan———-hayali,olağan üstü mekan.&lt;br /&gt;
hakim anlatıcı vardır————anlatıcı———-hakim anlatıcı vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
19.ETKİNLİK&lt;br /&gt;
(Masal)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Olağanüstü öğe, kahraman ve olaylara yer veren öykülerdir. Masal terimi öncelikle, Sindirella, Çizmeli Kedi gibi sözlü geleneğin ürünleri olan halk öykülerini kapsar. Ama sözlü gelenekle ilişkisi olmayan edebi yönü ağır basan bazı eserler de bu türün içinde yer alır. Halk masalları 4 temel grupta toplanır. Hayvan masalları, olağanüstü ve gerçekçi masallar, güldürücü öyküler, zincirlemeli masallar.&lt;br /&gt;
Hayvan masalları genellikle kısa masallardır. Lafontaine masalları bu türün en güzel örnekleridir. Şeyhi’nin Har-name adlı eseri de Divan edebiyatındaki hayvan masalları türüne görmek gösterilebilir.&lt;br /&gt;
Olağanüstü masallarda, olağan varlıkların yanı sıra cin, peri, dev, ejderha gibi olağanüstü varlıklara da yer verilir. Gerçekçi masalların başlıca kahramanları ise padişahlar, vezirler, prenses ve prensesler, zenginler, hırsızlar ya da haydutlar gibi gerçek hayattaki kişilerdir.&lt;br /&gt;
Güldürücü masallar okuyan ve dinleyeni eğlendirmeyi amaçlayan masallardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME&lt;br /&gt;
1:…….iyi-kötü ve haklı-haksız&lt;br /&gt;
:…….tekerleme……..&lt;br /&gt;
:……belirsiz……..&lt;br /&gt;
2: D………..D………..D……….Y……..&lt;br /&gt;
3:A&lt;br /&gt;
4:E&lt;br /&gt;
5:E(ESTETİK- BASİT SÖZCÜK)&lt;br /&gt;
6:B&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dil Anlatım 12. Sınıf Hikaye(Öykü) sayfa 37 41 42 47 … 63 Cevaplar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dil Anlatım 12. Sınıf Hikaye(Öykü) sayfa 37 41 42 47 … 63 Cevaplar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1. “Herkesin bir hikayesi vardır” sözü, insanın başından geçen bir olayın, belirli bir zaman ve mekanda yaşandığını ifade etmektedir. Ki insanoğlu yaşamı boyunca hem yaşadıkları hem de yaşattıklarıyla yaşamın içinde var olur.&lt;br /&gt;
Halk hikayesi örneği: Kerem ile Aslı&lt;br /&gt;
Maupassant Tarzı Hikaye Örneği: Pembe İncili Kaftan&lt;br /&gt;
Çehov Tarzı Hikaye Örneği: Yoldan Geçen Öykü&lt;br /&gt;
Ben merkezli hikaye örneği: Sinağrit Baba&lt;br /&gt;
Hikaye Türünün Tarihsel Gelişimi&lt;br /&gt;
2. Etkinlik-&lt;br /&gt;
4. Etkinlik-&lt;br /&gt;
“Hikâye”,&lt;br /&gt;
Türk kültür tarihinde en azından bin yıllık geçmişe sahip köklü ve yaygın bir kelime. Asırlardan beri, giderek zenginleşen bir mânâ çemberi içinde, dilimizde hem kelime hem de kavram olarak kullanılmış ve kullanılmakta. Arap dilinin “hakave” kökünden türeyen kelimenin Türkçe’ye İslâmiyet sonrası dönemde girdiğini tahmin etmek zor değil. İtiraf edelim ki, onun koltuğuna oturtulmak istenen “öykü”nün, zihnimiz, dilimiz, kulağımız ve gönlümüzde aynı derinlik, zenginlik, berraklık ve sıcaklığa sahip olduğunu söylemek, iki yüzlülük olacak.&lt;br /&gt;
“Hikâye” kelimesinin mânâsı hakkında lügat sahipleri şu açıklamalarda bulunuyorlar:&lt;br /&gt;
“Bir söz ve haberi nakl ve rivayet eylemek, bir nesneye benzetmek, bir kimseyi fiilen yahut kavlen taklit eylemek, bir kimseden bir kelam nakleylemek, düğümü çözüp muhkem eylemek.” (Âsım, Kâmûs Tercümesi)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Nakletme, bir vak’a ve sergüzeşti sırasıyla anlatma, rivayet; hakikî veya uydurma ve ekseriya hisse kapmağa mahsus sergüzeşt ve vukuât; kıssa, mesel, roman.” (Şemsettin Sami, Kâmûs-ı Türkî)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Nakletme, anlatma; bazı vukuâtın heyet-i mecmuası; fıkra, roman.” (Muallim Nâci, Lügat-i Nâci)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Bir hâdisenin sûret-i vukuunu etrafıyla anlatmak ve söylemek, nakl ve rivâyet etmek; bir hâdise hakkında söylenen sözler, nakl, rivayet; hakikî veya hayalî bir vak’aya dair söylenen gülünç veya şâyân-ı itibar sözler; kıssa, masal, roman.” (Hüseyin Kâzım Kadri, Türk Lügati)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Nakl, beyân-ı rivayet. Sergüzeştîn-i hikâye. Hikâye-i macera. Hikâye-i hâl, masal. Roman ki sahih veya gayr-i sahih bir vak’ayı şâmil makale, kitap.” (Ebüzziya Tevfik, Lügat-i Ebüzziya)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Anlatma, roman, masal, olmuş bir hâdise” (Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Az çok ayrıntıları verilerek anlatılan olay; baştan geçen bir olayı anlatma; belli bir zaman ve yerde az sayıda kişinin başından geçen, gerçeğe uygun birtakım olaylar anlatan ya da birkaç kişinin karakteri çizilen roman türünden kısa yapıt, öykü; aslı olmayan söz.” (TDK, Türkçe Sözlük)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Olmuş veya olması mümkün olayları yazılı veya sözlü olarak anlatma; bu şekilde anlatılan olay, mesel, kıssa; anlatma, nakletme; olmuş veya olması mümkün olayların anlatılması esasına dayanan edebî tür; boş, gereksiz laf, uydurma.” (D. Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lügatlerdeki açıklamalara dikkat ettiğimizde, “hikâye”nin kelime anlamı kadar kavram anlamı üzerinde de durulduğu ve yer yer bir edebî tür çerçevesi içinde tarif edilmeye çalışıldığını görürüz. Ancak tarif edilmeye çalışılan türün, günümüz okuyucusunun zihnindeki hikâye ile örtüştüğünü söylemek zor. Zira kelime veya kavramın açıklaması/tarifinde birden çok edebî tür/formun ismi zikredilmekte ve bunlar onunla müteradif olarak görülmektedir. O zaman, hikâye üzerinde konuşulurken dikkatlerden uzak tutulmaması gereken önemli bir husus; kelimenin kültür tarihimizde; “tarih, destan, kıssa, masal, mesel, menkıbe, rivayet, lâtife, fıkra, hurafe, roman, öykü, anlatı, benzetme” mânâlarında da kullanılmış olmasıdır. Söz konusu kullanımlardan “destan”, “kıssa”, “masal”, “menkıbe”, “lâtife”, “fıkra”, “öykü” ve “roman”nın bugün ayrı birer tür; “tarih”in ise sosyal bilim dalı olarak kabul edildiği herkesin malumudur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sanırım bu durum, hikâye kavramının kapsam alanı hakkında bize önemli ip uçları verecektir. Bunların başında da, insanoğlunun “dil”i veya “söz”ü kullanım tarzlarının başında, “tahkiye” veya “tahkiyeli ifade”nin yer aldığı gerçeği gelir. Bizim için daha da önemli olan ip ucu ise, -kültürümüzdeki genel ve geniş mânâsıyla- hikâyenin, edebiyat sanatının iki ana “form”undan birisini karşılamış olmasıdır. Kavram, böyle bir değeri, hem sahip olduğu tarih hem de edebiyat sanatı içindeki yeri ve öneminden elde etmektedir. Zira hikâye, -adı farklı da olsa- gerek Türk edebiyatı, gerekse diğer milletlerin edebiyat tarihlerinde köklü bir geçmiş ve geniş bir alana sahiptir. Söz konusu tarih, “mit” veya “destan”lara kadar götürülebilecek[1]; kapsam alanı ise, bütün milletlerin edebiyatlarının en az yüzde ellisini teşkil edebilecektir. O zaman, insanın söz sanatlarını keşfetmesinden bugüne, duygu, düşünce, hayal, intiba ve yaşadıklarının estetik ifadesinde, büyük ölçüde hikâye formunu tercih ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Tabiî ki bu tercih, sanatkâr açısından olduğu kadar okuyucu/dinleyici açısından da geçerlidir. İnsanoğlu, tarihin her devrinde ve dünya coğrafyasının her meskûn mahallinde hikâye anlatmış, dinlemiş veya okumuştur. Kaynağı ilâhî olan kitaplarda bile, mesajın sık sık hikâye formuna yüklenilerek takdim edilmiş olduğunu hatırlatmaya bilmem lüzum var mı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O zaman hikâye, bugün “öykü”de ifadesini bulan tek bir türün değil, “mit”ten “modern hikâye” veya “roman”a kadar uzanan türler manzumesinin “genel” adıdır. Bu itibarla o, âdeta yüzyıllardan beri edebiyat deryasını gür sularıyla besleyen ana ırmaklarından birisidir. Tabiî ki, bu ırmağın insanlık tarihiyle yaşıt sergüzeşti boyunca suyunun hızı, miktarı, akış tarzı, rengi, kokusu, tadı ve kendisine farklı mesafe ve miktarlarda katılan kolları değişmiştir. Daha da önemlisi, onu besleyen pek çok kol, aynı vadide kalmasına rağmen, zaman içinde kendi başlarına var olma serüveni yaşamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böyle bir formu, böylesi geniş bir kapsam ve tarihi içinde kucaklamaya kalkışmanın pek kolay olmadığını, sanırım herkes kabul eder. O sebeptendir ki bu yazı, yazarının, hikâyenin kültür tarihimiz içinde kazandığı en genel ve geniş mânâsından “öykü”nün daracık mânâsı arasında yaşadığı serüven dünyasındaki zihnî gezintisini ihtiva eden bir “deneme”dir. Zira form üzerinde, bütünü kapsayıcı birtakım teorik açıklamalarda bulunabilmek veya ona ait kriterlerden söz edebilmek, onu tarihi ve bu tarih içinde söylenmiş/kaleme alınmış bütün örnekleriyle birlikte kucaklamayı zarurî kılar. Unutmamalıdır ki teori, çoğu zaman pratikten yola çıkılarak kurulur. Dolayısıyla edebiyat teorisyeni, edebiyat tarihi, edebiyat tenkidi, mukayeseli edebiyat ve -belki de en önemlisi- bizzat edebiyat eserine muhtaçtır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Edebiyat “bilim”iyle uğraşanların öncelikle şu gerçeği bilmesinde büyük fayda var: Genel veya bugünkü dar anlamıyla hikâye, diğer bütün edebî form veya türlerde olduğu gibi, tarihi içinde, dinamik bir oluş veya oluşum süreci yaşamıştır. Bir başka ifadeyle o, değişerek gelişmiş veya gelişerek değişmiş; bu esnada da pek çok edebî türle iç içe olmuş ve birçok yeni türe “analık” etmiştir. Değişimin sürekliliği, “tek” ve “donmuş” bir hikâye formundan bahsetmeyi imkânsız kılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aslında bu durum, bütün sanat dalları ve bunların alt formları için de geçerlidir. Zira sanatın en temel ilkesi, yaratıcılık’tır. Her bir yaratma da, kendisiyle başlayıp yine kendisiyle biten ayrı birer olgudur; tekrar edilemez. Sanatın diğer temel ilkeleri olan ferdîlik ve orijinallik de, büyük ölçüde yaratmanın söz konusu mahiyetinden kaynaklanır. Söz konusu yükümlülüklerin insanı olan sanatkâr, kalemi eline aldığında, “gelenek”in birtakım hazır kalıplarıyla karşı karşıya kalır. Bu noktada o, ne bütünüyle geleneğe esir, ne de ondan büsbütün âzâdedir. Sözün kısası; sanatı ve sanat formlarını kesin bir standardizasyona tâbî tutup dondurmak, mümkün olmadığı gibi, onun tabiatına da aykırıdır. Bize düşen, bahis konusu formun “edebî gelenek” içindeki iç ve dış yapısında yaşadığı değişim ve dönüşümleri ana çizgileriyle tasvir etmektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kabul etmek gerekir ki hikâye, tarihinin her döneminde veya her toplumun edebiyatlarındaki örneklerinde, öncelikle anlatma fiili üzerine kurulmuş bir edebî formdur. “Anlatma”, “hikâye etme” veya “tahkiye”, onun en temel alâmet-i fârikasıdır. Nitekim lügatler, hemen hemen istinasız bir biçimde “nakl/nakletme, rivayet, anlatma, anlatı, tahkiye” vurgusunda bulunurlar. Kelimenin kavram olarak tarif denemelerinde de durum bundan pek farklı değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aslında edebiyatın kendi içindeki “form/tür”leri, çok büyük ölçüde dil malzemesinin, -sosyal, kültürel ihtiyaç ve kabuller istikâmetinde- farklı biçim veya tarzlarda kullanılması ve kurgulanmasından doğarlar. Bir başka ifadeyle türler, geleneğin sanatkâra sunduğu, okuyucunun da yakından âşina olduğu kurumlaşmış estetik vasıta ve değerler bütünüdür. Zira edebiyat, “dil”le yapılan bir güzel sanattır. Onu diğer güzel sanat dallarından ayıran en önemli özellik de, malzemesinin dil olmasıdır. “Edebî türler teorisi bir sıralama prensibidir. Bu teori edebiyatı ve edebiyat tarihini zaman, yer, dönem ve millî dil gibi unsurlara göre değil fakat özellikle edebî kuruluş veya yapı çeşitlerine göre sınıflandırılır.[2]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gerçeği Türkiye’de ilk defa açıklıkla edebiyat bilimi ile uğraşan akademik çevrelerin gündemine getiren Prof. Dr. Şerif Aktaş, edebiyatın kendi iç tasnifinde veya form/türlerinin tespitinde dilin kullanma ve kurgulanma tarzlarının esas alınmasını teklif eder.[3] Çünkü edebî eserin konusundan veya yine onun tâlî birtakım şekil özelliklerinden yola çıkarak edebiyat form/türlerini izaha kalkışmak, edebiyat bilimcisini yarı yolda bırakacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şerif Aktaş’ın yaklaşımına göre, “destan”, “kıssa”, “masal”, “menkıbe”, “halk hikâyesi”, “mesnevî”, “fıkra”, “öykü” ve “roman”, edebiyatın Anlatma Esasına Bağlı Eser/Türler grubunu teşkil ederler.[4] Söz konusu eser/türlerde dil, bir şeyleri anlatma, hikâye etme, nakletme istikâmetinde kullanılır. Dolayısıyla adı geçen eser/türleri, Gösterme Esasına Bağlı Eser/ Türler (tiyatro) ve Coşkulu Anlatım Tarzına Bağlı Eser/Türler’den (şiir, mensur şiir) ayıran en temel nitelik, dili kullanma ve kurgulama biçimi/tarzıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sebeple anlatma, ilk önce hikâyeyi, “tiyatro” formundan kesin olarak ayırır. Çünkü tiyatronun en belirgin ve vazgeçilemez niteliği, “gösterme/sahneleme” esası üzerine kurulmuş olmasıdır. Şahıs kadrosunun yaşadığı olaylar, sahnede bire bir gösterilir veya temsil edilir. Dolayısıyla tiyatro, hikâye gibi anlatmaz, gösterir, sahneler. Bununla birlikte hikâye de zaman zaman gösterme/sahnelemeden faydalanabilir. Özellikle konuşma/diyalog ve “modern hikâye”de gördüğümüz dramatizasyon, hikâyeyi belli ölçüde tiyatroya yaklaştırır. Ancak bir hayli sınırlı olan bu gösterme, hiçbir zaman tiyatro seviyesine ulaşamaz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısacası; uzun tarihi içinde anlatma esasına bağlı bütün eser/türleri kucaklamış olan hikâye anlatır, nakleder ve tahkiyede bulunur. Onda dil, temelde anlatma, hikâye etme ve nakletme çerçevesinde kullanılıp kurgulanır. Her devir ve toplumun hikâyeciden beklediği; gösterme, yorumlama, açıklama, ispatlama, tasvir ve tahlil etmesi değil; anlatma ve hikâye etmesidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu noktada ikinci bir soru ile karşılaşırız; “Hikâye, ne veya neyi anlatır?” Kabul etmek gerekir ki, bütün güzel sanatların ve tabiî olarak edebiyatın hem kaynağı hem yaratıcısı hem konusu hem de hitap ettiği biricik odak merkezi “insan”dır. Edebiyatın bir alt birimi olan hikâyenin kaynağı ve konusu da, elbette ki insan olacaktır. İnsanın duyguları, düşünceleri, hayalleri, intibaları, yaşadıkları, içinde yaşadığı hayat (bu hayatın insanları ve olayları) ve buna duyduğu tepkiler. Bu noktada hikâye, -yukarıda vurgulanan anlatmayı esas alması dışında- gösterme ve coşkulu anlatım tarzına bağlı eser/türlerle müşterektir. Zira edebî eser/türler için bir konu sınırlaması getirilemez veya edebî olan-olmayan şeklinde bir konu tasnifi yapılamaz. Dolayısıyla insanı merkez alan veya onu şu veya bu şekilde ilgilendiren her konu, edebî eserin malzemesidir. Daha da önemlisi, sanat veya edebîlik, anlatılanda değil, anlatma/söyleme tarzında kaynağını bulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O zaman sorumuzu biraz daha açmak zorundayız. “Hikâye ne veya neyi, nasıl anlatır?” Bu soru bizi, bir taraftan türün dil ve üslûbuna götürürken; bir taraftan da iç yapısına ve iç yapısını teşkil eden temel yapı unsurlarına götürecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hikâye, olay/olaylar’ı anlatır. Bizim de içinde yaşadığımız dünyada yaşanmış, yaşanabilir veya bütünüyle hayal mahsulü olay/olaylar. Formun iskeletini, sanatkârın belli bir düzen içinde kurguladığı ve adına olay örgüsü veya vak’a zinciri dediğimiz, olay/olaylar teşkil eder. “Destan, masal, halk hikâyesi, hikâye ve romanda vak’a asıl unsurdur, diğerleri vak’anın etrafında birleşerek eseri vücuda getirirler. (…) Vak’ayı yok saydığımızda, bu vadiye giren edebî nevilere ait eserlerden bir yığın söz kalır.”[5]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsanoğlunun hikâyeye bu kadar ilgi duyması ve onu sevmesinin sebebini bu noktada çözümleyebiliriz. Temelde yatan faktör, “merak”tır. “Ne olmuş?, Nasıl olmuş, Neden olmuş?, Sonra ne olmuş?” sorularında barizleşen insanın merak duygusu, onu hikâyeye götürür. Merak duygusu, çoğu zaman onun “hoşça vakit geçirme” arzusuna hizmet etmiş ve etmektedir. “Tahkiyeli ifadede asıl mesele ilgi, merak ve tesir uyandırabilmektir. Bunların sağlanması için bir ana vak’a ve onun parçaları olan olaylar düzenlenir.”[6] Ancak söz konusu sorular ve sanatkârın bunlara verdiği cevaplar, alelâdelik veya basit bir merakın sâiki ve cevabı olmaktan kurtuldukça, ciddî mânâda “gerçek”in kapılarını aralamaya başlar. İnsanın bizzat kendisi ve kendisini kuşatan hayata dair gerçekler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O zaman hikâye için, insanın merak duygusunun var ettiği ve sonu kimi zaman hoşça vakit geçirmeye, kimi zaman da mutlak gerçek’e çıkan sorular yumağına, olayların estetik kurgusu ve anlatımıyla cevap bulma/verme gayretinin ürünü olan edebî türdür, tarzında bir tarif getirebiliriz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer hikâyede olay örgüsünden bahsediliyorsa, elbette bunları yaşayan veya var eden insan veya insan hüviyetindeki varlıklara; yani şahıs kadrosuna ihtiyaç duyulacaktır. Zira olay/olayların kendiliğinden oluşmasını beklemek, fizik kanunlarına aykırıdır. Üstelik hikâyenin konusunun insan olduğu gerçeğini bir kere daha hatırlayalım. Unutmayalım ki, olay örgüsüne anlam ve değer kazandıran insandır. Bu sebeple hikâyede amaç olay örgüsü değil, insan ve onun meseleleridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hikâye formunun vazgeçilemez unsurları durumundaki olay örgüsü ve şahıs kadrosu, -sadece isimden ibaret bile olsa- belli bir mekân ve zamana ihtiyaç duyacaktır. Olayların sahnesi durumundaki reel veya irrel bir mekân ve şahıs kadrosunun bahis konusu olayları içinde yaşadığı reel veya irrel bir zaman. Böylece hikâyenin iskeletini oluşturan temel unsurlar tamamlanmış olur; yani olay örgüsü, şahıs kadrosu, mekân ve zaman her tür hikâyenin iskeletini teşkil ederler. Bu noktada genel mânâdaki hikâyenin ilk tarifine ulaşmış oluruz. Hikâye; belli bir zaman ve mekân bağlamı içinde, belli bir şahıs kadrosunun yaşadığı olay/olayları anlatan tahkiyevî bir edebî formdur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Söz konusu temel unsurlara ilave edilmesi gereken çok önemli bir başka unsur daha vardır ki o, anlatıcıdır. Formun üzerine oturtulduğu anlatma fiilini gerçekleştirecek olan anlatıcı. Sözlü dönem hikâyesinin anlatıcısı, etiyle kemiğiyle dinleyici karşısındaki insandır; fakat yazılı dönemin hikâyesinde, gerçek insan anlatıcının yerini itibârî anlatıcı almıştır. İtibârî anlatıcı, -biz kendisini görmesek de- kimi zaman itibârî dünyanın tanrısı yetkileriyle donatılmış olarak, kimi zaman da şahıs kadrosundan herhangi biri olarak okuyucu/dinleyici karşısına çıkar. Kendine has bakış açısı ve tercihleri çerçevesinde hikâyesini anlatır. Dolayısıyla anlatıcının olmadığı bir zeminde hikâyeden bahsedilemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yukarıda belirtilen ve her nevi hikâyenin iskeletini teşkil eden unsurların (olay örgüsü, şahıs kadrosu, zaman, mekân bakış açısı ve anlatıcı) mahiyetleri, gerçekle olan ilişkileri, hacimleri, kurgulanış tarz ve esasları, türün tarihi boyunca kültür, medeniyet, sanat anlayışı ve sanatkârlara göre, farklılıklar arz etmiştir. Söz konusu farklılıklar, bir taraftan hikâyenin tarih içindeki değişik görünümlerini belirlerken, diğer taraftan da anlatma esasına bağlı eser/türlerin oluşumuna zemin hazırlamıştır. Meselâ; “masal” veya “destan”ın anlattığı olayların gerçekliği ile “modern hikâye” ve “roman”ın anlattığı olayların gerçekliği arasında büyük fark vardır. Yine “masal” ve “modern hikâye” ile “destan” ve “romanın” olay örgülerinin hacimleri arasında çok açık orantısızlık söz konusudur. “Destan” ve “masal”ın anlatıcısı, içimizden birisi; “modern hikâye” ve “roman”ın anlatıcısı ise itibarî bir varlıktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak ortak olan taraf, yazar veya toplum muhayyilesinin (anonim eserler) söz konusu unsurlarla giderek belirginleşen itibârî (fiktif) bir dünya kurmuş olmasıdır. Yani, içinde yaşadığımız dünyadan derlenen malzemenin, belli bir seçme, ayıklama ameliyesinden sonra, sanatkârın zihnindeki konuya uygun ve estetik bir biçimde yeniden kurgulanması. Dolayısıyla hikâye bize, her zaman itibârî bir dünya sunar. Bu dünyanın insanları, olayları, mekânları ve zamanı, içinde yaşadığımız dünyadakilere benzemekle birlikte gerçekte onlardan farklı ve başkadırlar. Hikâyeyi, “tarih”, “hatıra” “biyografi” ve “otobiyografi”den ayıran temel farklılık da buradadır. Ayrıca itibârîlik, bütün eserlerin edebîliği noktasında, olmazsa olmaz değerlerden birisidir. Sanatkârın başarısı, kendisinin veya başkalarının yaşadıklarını, bire bir taklit etmesinde değil, bunlardan hareketle zihnindeki konu/temaya uygun, son derece tutarlı ve estetik bir itibârî âlem yaratabilmesindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu noktada hikâyenin, “şiir”den çok açık biçimde ayrıldığını söylememiz gerekir. Zira hikâyeci konu, tema ve mesajı, şairin yaptığı gibi doğrudan doğruya ve direkt olarak ortaya koyamaz. Konu, tema ve mesajını, yukarıda belirtilen temel unsurlara yüklemek mecburiyetindedir. Dolayısıyla hikâyedeki olaylar, şahıslar, mekânlar ve zaman, gerçekte sanatkârın zihnindeki konu, tema ve mesajın somutlaştırılmasında birer figür veya semboldür. Söz konusu durum, bütün anlatma esasına bağlı eser/türler gibi, hikâyenin de önemli ölçüde sembolik bir form olduğu gerçeğini hatırlatır. Ondaki sembolik yapı, “masal” ve “mesnevî”lerimizde kendini çok daha açık biçimde ifşa eder. Demek ki hikâyede konu, tema ve mesaj, olay örgüsü, şahıs kadrosu, mekân ve zaman unsurlarının kurgulanmasından doğan itibârî dünyanın bütününe yüklenmiş veya bütün içinde gizlenmiştir. Yani direkt olarak değil, endirekt olarak okuyucunun zihni ve sezgisine bırakılmıştır. Hâlbuki şair, duygu, hayal, düşünce ve intibalarını doğrudan doğruya dile döker, açıklar, yorumlar, izah eder. (Burada söylemek istediğimiz; şiirin imajlarla yüklü fiktif dünyasından öte bir husustur.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca şiirde çok büyük ölçüde kendi ruh dünyasının üzerine kapanan sanatkâr, hikâyede dikkatini daha çok içinde yaşadığı hayat ve bu hayatın insanları üzerinde yoğunlaştırır. “Hikâyeciler, şairlerin aksine, kendi ‘ben’lerinden çok ‘başkaları’ndan bahsederler. Bilhassa ‘insanlar arasındaki anlaşmazlık ve çatışma’ hikâyede önemli bir yer tutar. (…) Dikkatini kendi ‘ben’inden çok başkalarına yönelten hikâyeci, insanı anlamağa çalışan psikolog, sosyolog veya filozofa yaklaşır. Öyle sanıyorum ki hikâyeci, insanı ilim adamlarından daha iyi anlar. Çünkü onun konusu ‘genel’ olarak insan değil, ‘özel’ olarak insandır, yani ‘şahsiyet’ ve ‘fert’tir. ”[7] Dolayısıyla hikâye, şiire göre daha objektiftir. Şiir ise sübjektif ve lirik. Hikâyeci, şairin sübjektifliğini olabildiğince geri plâna itmek durumundadır. Nitekim hikâyeci, itibârî anlatıcı vasıtasıyla yavaş yavaş kendisi ile eseri arasındaki göbek bağını koparmış; koparmak zorunda kalmıştır. Ayrıca hikâyenin dili çoğunlukla mensur; şiirinki ise çoğunlukla manzumdur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hikâye formunun geneli üzerinde konuşurken belirtilmesi gereken önemli bir başka husus; doğu (özellikle İslâm kültür ve medeniyetine mensup milletler) ve batı (Antik Yunan-Lâtin kültür ve medeniyetinden hız alan pozitivist zihniyet yapısına bağlı milletler) hikâyelerinin birbirinden farklı olduğu gerçeğidir. Bunun arkasında Tanrı, varlık ve insan anlayışındaki farklılıklar; dolayısıyla buna paralel olarak şekillenen sanat anlayışındaki farklılıklar mevcuttur. Sonunda da mimesis ve tecrit kavramlarıyla özetlenebilecek iki ayrı sanat veya yaratma tarzı ile karşı karşıya geliriz. Bilindiği gibi batı, ta Eflâtun ve Aristo’dan bugüne olan sanatı ve bu arada hikâyesini, haricî âlemin “taklit”i veya “yansıtma”sı esası üzerine inşa eder. Pozitivist zihniyetin gelişmesine paralel olarak da bu yaklaşım tarzını, gerçeğin sebep-sonuç ilkesi dâhilindeki bire bir taklidi/yansıtılmasına kadar götürür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hâlbuki doğu hikâyesi ve sanatı, böyle bir anlayıştan; yani “görünen ve “olan”ın salt dış görüntüsünü yansıtmak veya taklit etmekten uzaktır. Doğuda hikâyeci, görüneni/olanı değil, bunun arkasındaki “öz”e ulaşma amacındadır. Dolayısıyla haricî âlemin görünen kabuğunu aşarak arkasındaki öze ulaşmak ister. Zira onun için asıl hedef “kesret” değil, “vahdet”tir. Bu sebeple doğu hikâyesinde sembolik yapı çok daha belirgin ve esastır (Hüsn ü Aşk). Doğu hikâyesinde, batı hikâyesinin vazgeçilemez taraflarından biri olan insanın kaderiyle yüz yüze gelmesine; çıkmaza veya trajik duruma düşmesine izin verilmez. Bu noktada o, sık sık “olağanüstü”, “mucize” ve “harikulâde”nin kanatlarına sığınır. Ayrıca “kıssadan hisse”, doğu hikâyesinin temel amaçlardandır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buraya kadar olan satırlarda söylediklerimiz, çok büyük ölçüde genel mânâdaki hikâyenin olduğu kadar, anlatma esasına bağlı diğer eser/türlerin de temel ve vazgeçilemez unsur ve nitelikleridir. Unutmamalıdır ki “destan”, “masal”, “menkıbe”, “efsane”, “halk hikâyesi”, “mesnevî”, “fıkra” ve “roman” da olay örgüsü, şahıs kadrosu, zaman, mekân ve anlatıcı müşterekliği içinde bize temelde hep hikâye anlatırlar. İşte, modern hikâye formunu kendine has somut nitelikleriyle izah etmek durumunda bulunan edebiyat bilimcisinin sıkıntısı, bu aşamada kendini çok daha açık bir biçimde hissettirir. Zira modern hikâyenin kendine has niteliklerini tespit edebilmek, onu, modern hikâye ile diğer anlatma esasına bağlı türlerin tek tek mukayesesi mecburiyeti ile yüz yüze getirir. Unutulmamalıdır ki, türün ayrıcı nitelikleri, söz konusu müşterekliklerin dışında veya müşterek unsurların iç farklılıklarındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anlatma esasına bağlı eser/türleri, modern hikâye ekseninde tek tek mukayese etmeye kalkışmanın, bu yazının sınırlarını çok zorlayacağı açıktır. Bu sebeple yazımızın bundan sonrasını modern hikâyenin genel hikâyeden farklı olan taraflarını işaret etmeye ayıracağız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzdeki hikâye veya modern hikâye kavramının karşıladığı tür, batıda ancak XIX. yüzyılda, Türk edebiyatında ise XIX. yüzyılın sonlarında kesin formuna ulaşmış, müstakil bir tür hâline gelip tam mânâsıyla bağımsızlığını kazanmıştır. Guy de Maupassant, Walter Scott, Edgar Allen Poe, Hoffmann, Anton Çehov gibi yazarlar, modern batı hikâye türünün; Halit Ziya, Ömer Seyfettin, Refik Halit, Memduh Şevket, Sait Faik ise, modern Türk hikâyesinin klâsik yapısına kavuşmasında büyük emeği geçmiş isimleridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Modern hikâyenin, gerek geçmiş gerekse günümüzdeki anlatma esasına bağlı türlerden farklı ve ayırt edici ilk ve en önemli özelliği, kısa mensur metin olmasıdır. Bir oturuşta okuyuvereceğimiz bir metin. “Kısa mensur metin” olma, onu “roman”, “destan”, “mesnevî” ve yer yer “halk hikâyesi”nden ayırır. Ancak burada “kısalık”ın tam ölçüsünü vermek zordur. Nitekim tür bu noktada kendi iç istikrarsızlığı yaşamaktan kurtulamaz. Uzun hikâye, kısa hikâye, mini hikâye gibi hacme bağlı isimlendirmeler, söz konusu istikrarsızlığı yansıtır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aslında modern hikâyenin kısalığını, metnin hacminden ziyade, onun iç yapısını teşkil eden; konu, olay örgüsü, şahıs kadrosu, zaman ve mekân unsurlarının darlığında veya daraltılmış, sınırlandırılmış olmasında aramak gerekir. Yani temel yapı unsurlarının mahiyeti ve niteliğindeki farklılıklarda. Modern hikâye yazarı öncelikle, hikâyesini üzerine bina edeceği olaylar zincirini, bunu var edip yaşayacak olan insan sayısını, olayların yaşanma zamanı ve mekânını, romana göre son derece sınırlı tutmak mecburiyetindedir. Bu sebeple modern hikâyede olaylar, uzun ve karmaşık değildir. Konunun ayrıntılarına girilmez. Kahramanlar bütün yönleriyle değil, büyük ölçüde tek bir yönleriyle irdelenir. Her türlü anlatımda ayrıntıya, savrukluğa yer verilmez. Söz konusu dar bir dünya içinde yoğunlaşılıp, türün imkânlarını zorlanmadan estetik ve itibarî bir dünya kurulması gerekir. Dolayısıyla hikâyeciden beklediğimiz, “destan” ve “roman”da olduğu gibi, koca bir toplumun veya devrin hayatını kucaklamak; bir insanın uzun yıllar içindeki hayatını bütün yönleri ve olayları ile sunmak değildir. Toplum veya insan hayatından alınan bir “kesit” veya bir “dilim”in estetik takdimi, onun esas amacı olmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Hikâye ile romanın farkı vardır. Roman bir vak’anın alettafsil hikâyesidir ki, aza-yı vak’a ile eşhâs-ı vukuâat üzerine kariinin teveccüh ve hissiyâtını celb ve cem’e herşeyden ziyâde dikkat olunur. Hikâye ise vak’anın sadece nakil ve rivâyetinden ibarettir; tefsilâta tahammülü yoktur. Âdeta hikâye bir romanın hülâsası demektir. İnfiâlât-ı şedideye de tahammülü yoktur. Ne söylenecekse birkaç sahife içinde söylenip bitirilivermelidir; fakat her hülâsada olduğu gibi bunda da marifet vukuâtın canlı noktalarını tefrik ve intihabdır.”[8]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısacası hikâye; “şahıs, zaman, mekân bakımından daralmış; konu edindiğini (objeyi veya süjeyi) sınırlandırarak hareket unsurlarını en aza indirmiş; düşünce, duygu, hayal ve takdim tekniği bakımından en yoğun olan tahkiyeli ifade türüdür.”[9]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Olay örgüsü, şahıs kadrosu, zaman ve mekân unsurlarının “gerçek” veya “gerçeğimsi” ile olan sıkı ilişkisi, modern hikâyeyi, “destan”, “masal”, “efsane” ve “menkıbe”den ayırır. Batı pozitivist zihniyetinin eseri olan modern hikâye, mucize, olağanüstü ve harikulâdeden uzaktır. O, son iki yüzyılın büyük ölçüde yalnızlaşmış insanını, bu insanın günlük hayat içindeki yaşadıklarını, sıkıntılarını, bunalımlarını, çıkmazlarını, kendisi ve toplumla olan çatışmalarını, anlatır. Kimi zaman itibarî âlemin dış görüntüsü ve olayları üzerinde yoğunlaşırken, kimi zaman da buradan hareketle insanın iç dünyasına eğilir. Bu noktada o, gücünü muhayyileden çok realiteden alır. Kurgusunda, pozitif aklın sebep-sonuç ilkesini tercih eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Her hikâyeci bize eseri ile hayatın ve insanın ayrı bir yönünü gösterir. Hikâye anlaşılması son derece güç olan hayatın ve insanın içine âdeta bir pencere açar. Günlük hayatta biz hayatı ve insanı dıştan görürüz ve pek az anını biliriz. Hikâyeci bu dış görünüşün arkasındaki gerçekleri keşfeder. Güzel hikâyelerin hemen hepsinde, bilinmeyen bir gerçeğin ifadesi vardır.”[10]&lt;br /&gt;
Modern hikâye&lt;br /&gt;
, yaklaşık iki asırlık tarihi içinde, iki ana çizgide belirginleşir. Bunlar; Maupassant tarzı hikâye (vak’a hikâyesi)ve Çehov tarzı hikâye (durum hikâyesi) formlarıdır. İlkinde daha ziyade belirgin bir vak’a üzerine kurulan tür, ikincisinde günlük hayatın tabiîliğini esas alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Modern hikâyenin dili, bütünüyle mensurdur. Üstelik bu dil, tamamiyle sanatkârın ferdiliğini yansıtan bir üslûba sahiptir. “Destan”, “masal”, “efsane”, “menkıbe” ve “halk hikâyesi” gibi, müşterek şuurun, çoğu zaman kalıplaşmış anonim dili, modern hikâyenin dışındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hulâsa hikâye;&lt;br /&gt;
öncelikle insanın sözü keşfettiği günden bugüne en çok başvurduğu bir anlatım tarzı; edebiyat sanatı içinde “mit”ten “modern hikâye”ye kadar uzanan pek çok anlatma esasına bağlı eser/türün müşterek üst formu; son iki asırdır da, anlatma esasına bağlı eser/türler şemsiyesi altında müstakil bir edebî türdür. Modern hikâye; gerçek ya da gerçeğe uygun olay ve durumların; insan, zaman ve mekân unsurlarıyla birlikte itibârî bir dünya çerçevesinde ve üzerinde durulan konu, tema ve mesaja uygun bir biçimde kurgulanıp; ayrıntıya girilmeden ve bütünüyle yoğunlaştırılarak, okuyucuya estetik haz verecek tarzda anlatılmasından doğan kısa ve mensur bir edebî türdür.&lt;br /&gt;
İnceleme-&lt;br /&gt;
Olay örgüsü, kişiler, zaman ve mekan unsurlarından oluşan bir yapısının olması hikayelerin temel ortak özelliğidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2.&lt;br /&gt;
Kamyon hikayesinin yapısını olay örgüsü, kişiler, mekan ve zaman unsurları oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6.&lt;br /&gt;
Etkinlik-&lt;br /&gt;
Kamyon adlı hikayenin olay örgüsü:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Kamyonun yolculuk için hazırlanması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Genç bir köylünün yolculuk için gelmesi&lt;br /&gt;
- Yolculuğun başlaması&lt;br /&gt;
- Genç köylünün kamyondan atlayarak uçurumdan düşmesi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Olay örgüsünü meydana getiren bu parçalar, tema etrafında birleşerek hikayeyi oluştururlar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kamyon adlı hikayenin ana kahramanı, genç köylüdür.Kamyon şoförü, yamak, manifaturacı, genç köylünün babası ve arkadaşı ile kamyondaki yolcular yardımcı kahramanlardır.Bu kahramanlar temanın verilmesinde ve olay örgüsünün akışında ana kahramana yardımcı kişilerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karakter: Duygu, düşünce, konuşma ve davranış bakımından bireysel nitelikler gösteren, kendine özgü kişilik özellikleriyle diğer insanlardan ayrılan, yer aldığı eserin olay örgüsü ve içeriği ile ele alınıp çözümlenebilecek ve bu bakımdan başka eserlerden ayırt edebilecek kahramanlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tip: Belirli davranışlar sergileyen, zihniyet ve çevreyi temsil eden, benzerleri diğer hikayelerde de bulunabilen, kalıplaşmış kahramanlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buna göre kamyon adlı hikayenin ana kahramanı bir karakterdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3. Hikayedeki mekanlar:&lt;br /&gt;
- Zincirli Han&lt;br /&gt;
- Kamyon Kasası&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunlar dışında bir geriye dönüşle anlatılan genç köylünün köyü vardır.&lt;br /&gt;
Bu mekanlar olayların yaşandığı yerler olarak karşılaşma ve çatışmaların tema etrafında verilmesi yardımcıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4. Bu mekanlar, tema etrafında hikaye kahramanların karakter özelliklerine uygun olarak yapıyı oluşturan unsurlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5. Hikayede belirgin bir zaman ifadesi söz konusu değildir.Hikayede “yolculuğun ikinci günü akşamına doğru” şeklinde bir ifade mevcuttur. Bu anahtar ifadeden yolculuğun başladığı ilk gün hikayenin başlangıcı kabul edilebilir.Hikayede genç köylünün babası ve arkadaşı ile ilgili kısımda ise geçmiş zamana bir dönüş söz konusudur. Bu zaman dilimleri hikayenin yapısına bütünlük kazandırmak amacıyla kullanılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8. Etkinlik-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hikayenin teması, yoksulluk ve çaresizliktir.Bu tema, hikayenin yazıldığı dönem ve yazarların benimsediği gelenekle paraleldir.Temayı, günümüz şartlarını da göz önünde bulundurarak güncelleştirebilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
9. Etkinlik- fikirle.com&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hakim(İlahi) Anlatıcının Bakış Açısı – özellikleri: Herşeyi bilen, herşeyden haberdar, kahramanların, psikolojisi ve olay örgüsüne hakimdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müşahit(III. Şahıs) – Anlatıcının Bakış Açısı: Kamera tarafsızlığıyla her şeyi gözleyen ve olduğu gibi yansıtan anlatıcıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kamyon hikayesinin farklı anlatıcıların ağzından anlatılması hikayenin kurgusunun ve temasının verilmesinde bir bütünlük sağlamak amacıyladır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6. Hikayede betimleyici ve öyküleyici anlatım türleri kullanılmıştır.&lt;br /&gt;
Öyküleyici anlatıma örnek olarak hikayenin bütünü, bu bütünün içerisinde betimleyici anlatıma örnek olarak da hikayenin şu kısımları verilebilir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Kamyon, Zincirli Han’ın dar ve başık kapısından, yan duvarlara sürtünüp sıvaları dökülerek ve üzerine bağlanmış sepetlerle çuvalları 4 tarafa fırlatarak ıkına sıkına çıktı…(Bu cümlelerle başlayan kısmı örnek olarak verebiliriz.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 42&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
10. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hikaye Türleri:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
a)&lt;br /&gt;
Halk Hikayesi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
b)&lt;br /&gt;
Maupassant(olay) Tarzı hikaye&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
c)&lt;br /&gt;
Çehov(Durum) tarzı hikaye&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
d)&lt;br /&gt;
Ben merkezli Hikaye&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
a) Halk Hikayesinin özellikleri:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
16. yüzyıldan itibaren görülmeye başlanan, genellikle aşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere karşı anlatılarak nesilden nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren hikayelerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
b) Maupassant(olay) Tarzı hikaye:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir olayı ele alarak, serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir Bir fikir verilmeye çalışılır; okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız yazar Guy de Maupassant ( Guy dö Mopasan) tarafından yaygınlaştırıldığı için Mopasan Tarzı Hikâye de denir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarzın bizdeki en önemli temsilcileri: Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Reşat Nuri Güntekindir..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
c) Çehov(Durum) tarzı hikaye:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için Çehov Tarzı Hikâye de denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
d) Ben merkezli Hikaye: Ben merkezli hikayelerde anlatılan olay yada bunun üzerine kurulan olay örgüsü, kişisel bunalım ve çıkmazların anlatılmasında bir araç olarak kullanılır.Yazar, hayalindekini gerçekleştirmek, ona bir çeşit canlılık vermek için bu aracı kullanır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 47&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7. Soru:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ferhat ile şirin adlı metinde her şeyi bilen ve herşeye hakim “ilahi bakış açısına” sahip bir anlatıcı ile olayları tarafsız bir şekilde anlatan “müşahit anlatıcı” vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 48&lt;br /&gt;
11. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ferhad ile Şirin adlı metinde anlatılanlar kurgulanırken olağanüstü özelliklerden dolayı doğal gerçeklikten uzaklaşılmıştır.&lt;br /&gt;
Hikayede “aşk” gibi evrensel bir temanın işlenişi okuyucu ya da dinleyicide estetik bir duygunun oluşmasını sağlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
12. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Halk hikayelerinde belirsiz zaman ifadeleri ile genellikle hayali olağanüstü mekanlar kullanılır.&lt;br /&gt;
Hikayede kullanılan zaman ifadelerinin kronolojik zaman çizgisi üzerinde gösterilmesi mümkün değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
13. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ferhad ile Şirin hikayesinin ana kahramanları: Ferhad, Şirin ve Mehmene Banu’dur. Bu kahramanlar dışında olay örgüsünün akışına yardımcı olan diğer kahramanlar ise şunlardır:&lt;br /&gt;
- Müneccimbaşı Yusuf Ağa&lt;br /&gt;
- Mimarbaşı&lt;br /&gt;
- Behzad Usta&lt;br /&gt;
- Gülendam Hatun&lt;br /&gt;
- Yaren Hatun&lt;br /&gt;
- Behram Ağa&lt;br /&gt;
- Selvinaz&lt;br /&gt;
- Rüstem Aga&lt;br /&gt;
- Şerif&lt;br /&gt;
- Hüsrev&lt;br /&gt;
- Şapur&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hikayenin ana kahramanlarının olağanüstü nitelik taşıdıkları için doğal gerçeklikten uzaklaştıkları görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
14. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ferhad ile Şirin adlı hikayenin teması “aşk”tır.&lt;br /&gt;
Hikayedeki “sultan,saray, nakkaş, müneccimbaşı, mimarbaşı, vezir, zindan” gibi sözcükler hikayenin ait olduğu dönemi gösteren anahtar sözcüklerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8. Soru:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapısının olay örgüsü, kişiler, zaman ve mekan unsurlarından oluşması, edebi bir dilin kullanılması, döneminin zihniyetini yansıtması, evrensel bir temanın olması hikayeyi sanat metni yapar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 49 50 51 52 – 087956′nın SIFIRI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
15. Etkinlik-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Hikayedeki olay, kişi ve mekanlar gerçeklik duygusu uyandırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Hikayedeki çaresizlik – umut çatışması hikaye örgüsü içinde merak uyandıracak şekilde düzenlenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Hikaye beklenilenin aksine beklenmedik bir şekilde bitmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Hikayedeki mekanlar ile kişiler arasında bütünleşme vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Hikayede bireysel fanteziler yani, yazarın hikayenin bütünlüğüne etki edecek bir müdahalesi yoktur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Doğal çevrenin anlatımında betimlemelerle gözleme yer verilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- (10. Etkinliğe bir göz atınız)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
16. Etkinlik-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hakim(İlahi) Anlatıcının Bakış Açısı:&lt;br /&gt;
Herşeyi bilen, herşeye hakim kahramanların, psikoloji ile olay örgüsünden haberdardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kahraman(Ben, 1. Şahıs) Anlatıcının Bakış Açısı:&lt;br /&gt;
Kendi dil ve üslubuyla olayları birinci ağızdan anlatan anlatıcıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
9. 087956 adlı hikayenin teması “çaresizlik”tir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
10. Hikayedeki olay parçaları, mekan ve kişiler ile mekan etrafında bütünleşmiştir.Çünkü hikayedeki olaylar belirli mekanlarda ve belirli kişiler arasında yaşanır.Bunları bir araya getirip kurgulayan ise temadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
11. Hikayedeki kahramanları “10 lira, büyük ikramiye 500 bin lira, muhterem dinleyiciler,956 yılı” gibi anahtar ifadeler hikayenin 1950’li yıllarda yazıldığını ve dönemin zihniyetini yansıttığını gösteren örneklerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
12. Hikaye kahramanları “kahraman anlatıcı,İclal,amca,yenge’dir.Bu kahramanlara yardımcı olarak “aşçı, kahraman anlatıcının arkadaşı” vardır.Hikaye kahramanları günlük yaşamımızda karşımıza çıkabilecek doğal gerçekliği bulunan kahramanlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
13. Hikayedeki “yılbaşından bir hafta kadar önce ayın şu kadarı, ayın yirmi dokuzu demeden,956 yılı” gibi ifadeler zamanı belirlemekte yardımcı olan ifadelerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 57&lt;br /&gt;
18. Etkinlik-&lt;br /&gt;
Olay örgüsü: Belirgin bir olay örgüsü vardır.&lt;br /&gt;
Kişiler: Doğal gerçekliği bulunan kişilerdir.&lt;br /&gt;
Zaman: Belirgin bir zaman dilimi vardır.&lt;br /&gt;
Mekan: Doğal gerçekliği bulunan mekanlar vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ümit Fakir’in Ekmeği&lt;br /&gt;
Olay örgüsü: Olay yerine içinde bulunulan durum anlatılır.&lt;br /&gt;
Kişiler: -&lt;br /&gt;
Zaman: Akan zamanın içinden bir dilim vardır.&lt;br /&gt;
Mekan: -&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
• Ümit Fakir’in Ekmeği adlı hikaye hayatın doğal akışı içinde herkesin karşılaşabileceği bir kesittir.Bu durum hikayenin Çehov (durum) tarzıyla yazıldığının göstergesidir.&lt;br /&gt;
• Hikayede Maupassant tarzındaki gibi belirgin bir karşılaşma ve çatışma yerine hayatın doğal akışı içinde karşılaşılabilecek bir olay, günlük yaşamın bir kesiti içinde verilmiştir.&lt;br /&gt;
• Bakınız, 10. Etkinlik(Çehov Tarzı Hikaye)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
14. Hikayede her şeyi bilen ve her şeye hakim olan “ilahi bakış açısı”na sahip bir anlatıcı vardır.&lt;br /&gt;
15. Hikayenin Teması “yoksulluk”tur.Bu tema etrafında olay parçaları mekan ve kişiler kurmaca gerçeklikle bir araya getirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
19. Etkinlik-&lt;br /&gt;
Hikayedeki “serbest, lastik ayakkabı, iki buçukluk” gibi ifadeler hikayenin yazıldığı dönemin bazı özelliklerini yansıtan anahtar sözcüklerdir. Bu ifadeler hikayenin teması olan yoksullukla örtüşen bir anlatımla sunulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
20. Etkinlik -&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ümit Fakirin Ekmeği adlı hikayenin kahramanları kadın ve serbestçidir.&lt;br /&gt;
Yardımcı kahraman olarak badanacı Hasan, Semahat, Asım Bey de kurguda olay örgüsüne dahil edilmişlerdir.&lt;br /&gt;
Hikayedeki ana kahramanlar olan kadın ve serbestçi günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz doğal gerçekliği olan kişilerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
21. Etkinlik-&lt;br /&gt;
isimler: kadın, yol, mezarlık, ayakkabı, pirinç, salata…&lt;br /&gt;
Sıfatlar: zayıf kadın, çiçekli eşarp, gezgin serbestçi, iyi kalpli, çatlak ayna…&lt;br /&gt;
Zamir: o, biz, sen, ben…&lt;br /&gt;
Zarf: boş boş, gibi, ……a doğru…&lt;br /&gt;
Bağlaç: hem kızı okutuyor hem iyi yiyip içiyorlardı, ve,fakat…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 58-&lt;br /&gt;
22. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günlük yaşamınızın bir kısmını durum hikayesi olarak yazınız…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 59 -&lt;br /&gt;
23. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben merkezli hikayelerde anlatılan olay yada bunun üzerine kurulan olay örgüsü, kişisel bunalım ve çıkmazların anlatılmasında bir araç olarak kullanılır.Yazar, hayalindekini gerçekleştirmek, ona bir çeşit canlılık vermek için bu aracı kullanır.Bu bir yönüyle yazarı, psikolojik bakımdan rahatlatan, ruhi bunalımlarını okurlarıyla paylaştıran bir çıkış yolu gibidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
60. Sayfa-&lt;br /&gt;
Bireyi birey olarak ele alan hikayelerde anlatanla, anlatılan iç içe girmiş durumdadır.Odalardan Biri adlı hikayenin kahramanı olan Müşfik Börekçi, aslında yazarın psikolojik durum, arzu ve hayallerinin tercümanıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
17.&lt;br /&gt;
Hikayenin teması “yalnızlık”tır.Bu tema, hikayede kurmaca gerçeklikle verilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
18.&lt;br /&gt;
Hikayedeki kahraman anlatıcı ile otel katibinin karşılaşması, yalnızlık ile insanların çatışmasının simgesi konumundadır. Katip ile karşılaşma, hikaye kahramanını yalnızlığının huzursuzluğuna neden olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
19.&lt;br /&gt;
Odalardan Birinde Adlı hikayede mekan olan otel odası, kahramanın odayı olduğu gibi değil de olması gerektiği gibi algılandığının göstergesidir.Odadayken hissettikleri, düşündükleri odayı onun zihninde yeniden şekillendirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
20.&lt;br /&gt;
Hikayedeki “saat bir buçuğa geliyor” ifadesi hikayedeki belirgin saat konumundadır.Fakat olay bu ifadede belirtilen zamandan kısa bir süre önce başlamış ve kısa bir süre sonra da bitmiştir. Bu durum, kısa bir zamana sığdırılan büyük ruhi bir dünyanın olduğunu da gösterir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
21. Odalardan Birinde adlı hikayede kahraman merkez alınmıştır.Ben merkezli hikayelerde anlatılanlar aslında anlatıcı için birer araç durumundadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
22.&lt;br /&gt;
Bakınız: 10. Etkinlik(Ben merkezli Hikaye)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
24. Etkinlik – Tablo-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hikayede kahraman anlatıcı vardır.Olay, insan ve mekanı algıladığı ve yaşadığı psikoloji çerçevesinde birinci ağızdan anlatmıştır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
25. Etkinlik-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Olay: Bakınız;&lt;br /&gt;
18. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mekan:Bakınız;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
18. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kişi:Bakınız;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
18. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaman:Bakınız;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
18. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anlatıcının Bakış Açısı: Kahraman Anlatıcı&lt;br /&gt;
Tema: Çaresizlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ümit Fakir’in Ekmeği&lt;br /&gt;
Olay: ——&lt;br /&gt;
Mekan: —–&lt;br /&gt;
Kişi:——&lt;br /&gt;
Zaman: ——&lt;br /&gt;
Anlatıcının Bakış Açısı: Hakim Anlatıcı&lt;br /&gt;
Tema: Yoksulluk&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Odalardan Biri&lt;br /&gt;
Olay: Olay “ben”im etrafında şekillenmiştir.&lt;br /&gt;
Mekan: Doğal gerçekliği vardır.&lt;br /&gt;
Kişioğal gerçekliği vardır.&lt;br /&gt;
Zaman: Akan zamandan bir dilim alınmıştır.&lt;br /&gt;
Anlatıcının Bakış Açısı: Kahraman Anlatıcı&lt;br /&gt;
Tema: Yalnızlık&lt;br /&gt;
23. Hikayedeki yalnızlık teması, fiziki yalnızlıktan çok ruhi yalnızlık olarak karşımıza çıkmaktadır.Günüzüm modern insanının en büyük problemlerinden birisi olan yalnızlık, hikaye kahramanının dile getirişiyle aynı zamanda fiziki bir yalnızlığa da beraberinde getirmektedir.Toplumsal ilişkilerin gevşemesi ve karşılıklı anlayış ve saygının da azalmasına bunun sonucunda bir hayal ve arzu dünyasında yaşayan bireyin ortaya çıkmasına sebeb olmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
24. Hikayede öyküleyici ve betimleyici anlatım türleri kullanılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 61-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hikayedeki anlatım bozukluğu olan tek cümle:&lt;br /&gt;
- İstasyona 7 dakikada, evine 10 dakikada varır.(gereksiz sözcük kullanımı)&lt;br /&gt;
- İstasyona 7, evine 10 dakikada varır.&lt;br /&gt;
27. Etkinlik-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Verilen metin akıcılık, duruluk-açıklık bakımından uygunluk göstermekle birlikte dil ve ifadesindeki sanatlı söyleyiş dolayısıyla yalın değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
25. Tüm hikayelerde dil, ağırlıklı olarak göndergesel işlevinde kullanılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
28. Etkinlik -&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zihninizde tasarladığınız şekilde hikayenizi yazınınz.Hikayenizi yazarken olay örgüsü, kişiler, zaman ve mekana dikkat ediniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 62 – 63&lt;br /&gt;
ANLAMA YORUMLAMA&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
29. Etkinlik-&lt;br /&gt;
- Serim: Hikayenin başlangıcından “ya müsteşar kabul etmeseydi, diye düşündü.” Cümlesine kadar.&lt;br /&gt;
- Düğüm: “o göğsünü ilikledi…” cümlesiyle başlayıp son parağrafa kadar olan kısım.&lt;br /&gt;
- Çözüm: “Sicil müdürü…” ifadesiyle başlayıp, hikayenin sonuna kadar olan kısım.&lt;br /&gt;
- Çatışma Türleri:Hikayede kahramanın kendi içinde bir çatışma halinde olması söz konusudur.&lt;br /&gt;
- Mekan: Cavit Bey’in odası(evi)&lt;br /&gt;
- Zaman: “Ağustos,Cuma günü.” İfadesi belirgin bir zaman ifadesidir.&lt;br /&gt;
- Kahramanlar: Cavit Bey, müsteşar ana kahramanlardır.Kahramanların fiziki görünüşüne değinilmemiştir.Fakat yaşananlardan Cavit Bey’in de müsteşarın da yardımsever bir yapıya sahip oldukları, bu doğrultuda hareket ettikleri anlaşışmıştır.&lt;br /&gt;
- Anlatıcının Bakış Açısı:Hikayede her şeyi bilen be her şeyden haberdar olan hakim anlatıcının bakış açısı vardır.&lt;br /&gt;
- Tema: Hikayenin teması “kurulan hayaller”dir. Bu tema hikayede açıkça ifade edilmiştir.&lt;br /&gt;
- Anlatıcının ifade tarzı: Anlatıcı, ifade tarzını anlatma yoluyla göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
30. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bakınız: 10. Etkinliğe&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 64 65 66&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÖLÇME DEĞERLENDİRME&lt;br /&gt;
1. …..müşahit anlatıcının bakış açısı…..&lt;br /&gt;
…..Çehov (durum) tarzı hikayeler…..&lt;br /&gt;
…..Maupassant(olay) …..&lt;br /&gt;
…..Maupassant(olay) …..&lt;br /&gt;
2. Sırasıyla:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Y&lt;br /&gt;
D&lt;br /&gt;
D&lt;br /&gt;
D&lt;br /&gt;
Y&lt;br /&gt;
D&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3. B&lt;br /&gt;
4. B&lt;br /&gt;
5. C&lt;br /&gt;
6. D&lt;br /&gt;
7. A&lt;br /&gt;
8. E&lt;br /&gt;
9. A&lt;br /&gt;
10. B&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
26. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
16.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7. Etkinlik-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 67&lt;br /&gt;
Hazırlık-&lt;br /&gt;
1. “Hayatımı Yazsam roman olur.” Sözü, romanın insanı baz alarak yaşadığı ya da yaşayabileceği olayları belirli bir zaman, mekan ve kişiler çerçevesinde anlattığına işaret etmektedir.Çünkü insanoğlu, yaşadığı bu dünyada zamandan, mekandan ve olaylardan bağımsız değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1. Etkinlik:-&lt;br /&gt;
Aşağıda okunması istenilen bazı romanların özetleri ile romanlardan kısa parçalar bu eserlere ulaşamayacak veya tamamını okuyamayacaklar için verilmiştir.Buyrun:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3. Etkinlik-&lt;br /&gt;
Halide Edip Adıvar’ın “Ateşten Gömlek” adlı eserine yine şuradan ulaşabilirsiniz:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 68&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5. Etkinlik:-&lt;br /&gt;
Ortak olarak okuduğunuz 3 romanı sınıfta anlatınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6. Etkinlik-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aşk-ı Memnu romanının olay örgüsü şu şekildedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Adnan Bey’in eşinin bir süre önce ölmesiyle şimdiki hayatlarının anlatılması.&lt;br /&gt;
- Adnan Bey’in Göksu’da sandal gezintisi yapması ve Firdevs Hanım’la tanışması&lt;br /&gt;
- Adnan Bey’in Bihter ile evlenmesi&lt;br /&gt;
- Bihter’in konağa gelişiyle yeni bir düzenin konakta başlaması.&lt;br /&gt;
- Nihal’in Behlül ile Bihter’in konuşmalarını duyup aralarındaki ilişkiyi öğrenmesi.&lt;br /&gt;
- Beşir’in bütün olup biteni Adnan Bey’e anlatması.&lt;br /&gt;
- Bihter’in intihar etmesi.&lt;br /&gt;
- Adnan Bey ve Nihal’in yeniden baş başa kalması.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 69&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1. Olay örgüsünü oluşturan parçalar, romanın teması etrafında bir araya getirilmiş ve birbirini tetikleyen parçalar olarak kurgulanmıştır.&lt;br /&gt;
2. Aşk-ı Memnu romanındaki olayların kronolojik sırası şöyledir:&lt;br /&gt;
- Adnan Bey’in eşini kaybetmesi&lt;br /&gt;
- Göksu gezintilerine katılması&lt;br /&gt;
- Bihter ile evlenmesi&lt;br /&gt;
- Behlül ile Nihal’in nişanlanması&lt;br /&gt;
- Bihter’in Adnan Bey ile evliliğinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra yine bir Göksu gezintisi akşamı benliğini sorgulaması.&lt;br /&gt;
- Behlül ile Bihterin ilişkisinin başlaması.&lt;br /&gt;
- Nilah’in bu ilişkiyi Behlül’ün cüzdanından düşen nottan yola çıkarak öğrenmesi ve bayılması&lt;br /&gt;
- Zenci köle Beşir’in her şeyi Adnan Bey’e anlatması.&lt;br /&gt;
- Bihter’in intihar etmesi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sayfa 69 70 72&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7. Etkinlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
• Verilen şemaya göre, kronolojik olay zinciri, zamanı bir bütün olarak kapsamaktadır.Olay örgüsü ise bir bütün halindeki bu zamanın belirli bir kısmı ya da anını içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8. Etkinlik&lt;br /&gt;
Kişiler:&lt;br /&gt;
• Adnan Bey: Hali vakti yerinde, kırk beş yaşlarında bir İstanbul beyefendisidir. Eşinin ölümü üzerine Bihter ile evlenmiş ve konağındaki yaşamına devam etmiştir.&lt;br /&gt;
• Bihter: Hafif meşrepliği ile tanınan Melih Bey Takımı’nın bir üyesi ve Firdevs Hanım’ın kızıdır.Sadık kalacağı zengin bir koca bulmak ve mutlu bir yaşam kurmak arzusuyla Adnan Bey ile evlenir.Fakat ona sadık kalamayarak Behlül ile bir aşk-ı memnu(yasak aşk) yaşar.&lt;br /&gt;
• Nihal: Adnan Bey’in masum ve meleksi bir portre olarak sunulan, genç kızlık dönemine girişinden Behlül ile nişanlanmasına kadar hayatı hep başkalarının kararı ile yönlendirilen bir kızdır.&lt;br /&gt;
• Behlül:Adnan Bey’in yeğeni olan ve konağa rahatlıkla girip, çıkabilen, Nihal ile nişanlanıp Bihter ile yasak bir aşk yaşayan, Beyoğlu’nun sorumluluk gerektirmeyen günübirlik ilişkilerinden geri kalmayan pragmatik birisidir</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/5117484156971659647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/harika-cocuk-12snf-dil-anlatm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/5117484156971659647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/5117484156971659647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/harika-cocuk-12snf-dil-anlatm.html' title='harika çocuk 12.sınıf dil anlatım'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-5718638420007942943</id><published>2011-11-22T08:21:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T08:21:01.504-08:00</updated><title type='text'>doğa nedir</title><content type='html'>Doğa; kendini sürekli olarak yenileyen ve değiştiren, canlı ve cansız maddelerden oluşan varlıkların hepsini kapsar.İnsani faktörler etkin değildir. Madde ve enerji unsurlarından oluştuğu kabul edilir. İnsan etkinliğinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç; canlı ve cansız maddelerden oluşan varlığın tümü, tabiat. İnsan eliyle büyük değişikliğe uğramamış doğal güzelliklerini koruyan, genellikle kent dışı kesim. Yaradılış ve yapı özelliklerinin tümü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı zamanda insanın yaşaması bakımından önemli bin mekandır.Aslında bir hayal olarak görülen doğada yaşama fikri gerçekleştirilebilir.Doğanın bize kucak açması için;onun içinde kendimizede bir yer bulmamız için ve onun bizi kabul etmesi için kendimizi ona affettirmemeiz gerekir.&lt;br /&gt;
Doğa Bilimleri Nedir - Doğa Bilimleri Nelerdir &lt;br /&gt;
Doğa ve doğa olayları ile ilgilenen bilimdir. Konusu doğal gerçekliktir (realite). İnsan düşüncesinden bağımsız olarak var olan her şey doğal gerçekliktir. Fizik başta olmak üzere, maddeyi inceleyen kimya, canlıyı inceleyen biyoloji, gök cisimlerini inceleyen astronomi ve yerbilim doğa bilimlerinin altdallarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilimde, doğa bilimler rasyonalist çalışma ya da yasaların doğal kurallarından oluşur. Terim, doğa bilim sosyal bilimler ile bilimsel metodun insan davranışları üzerine uygulanması, ve formal bilimlerbilimsel metodlarla doğayı çalışan farklı metodları kullanmasıyla ayrılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğa bilimleri olgusaldır. Doğada her an varolabilen olaylar zincirlerini, olguları inceler. Olgular arasındaki neden-sonuç ilişkisini inceleyerek doğanın yasalarına ulaşır. Olgusallık, deney ve gözlem yolu ile ulaşılan yasaları yine deney ve gözlem ile doğrulatmaktır. Ayrıca determinist olmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğa bilimleri tüme varım yöntemini kullanır. Tek tek olaylardan ve olgulardan hareket edilerek genel doğa yasalarına ulaşılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğa bilimleri açıklayıcıdır. Amacı sadece anlamak değil, ayrıca açıklamaktır. Açıklama; bir olgu veya varlığı meydana getiren temel öğeleri, anlaşılır bir biçimde ortaya koymaktır. Doğa bilimleri anladığı her realiteyi tanım, yasa veya formül ile açıklamalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğa bilimleri geliştirilmiş bilimlerin temelidir. Bununla beraber, doğa ve geliştirilmiş bilimler, sosyal bilimleri ve insanlığı bir elde, teoloji ve de sanatları diğer elde tutarak gelişmişlerdir. Matematik, istatistik ve bilgisayar bilimleri doğa bilimlerinden değildir, fakat doğa bilimleri olmadan temel hatlarını karşıyalabilirler.&lt;br /&gt;
Bu kullanımın yanında, kelime daha eskilerde, günlük anlamıyla, doğal tarihi karşılamak için kullanılmıştır. Bu anlamıyla, &quot;doğa bilimleri&quot; biyolojik bilimlerin yerine kullanılabilmiştir.&lt;br /&gt;
Doğa bilimleri&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;* Gökbilim,&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;* Biyoloji,&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;o Ekoloji&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;o Doğa tarihi&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;* Kimya,&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;* Yer bilimleri&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;o Jeoloji&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;o Jeofizik&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;o Hidroloji&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;o Meteoroloji&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;o Coğrafya&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;o Okyanusbilim</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/5718638420007942943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/doga-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/5718638420007942943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/5718638420007942943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/doga-nedir.html' title='doğa nedir'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-6175546228869220654</id><published>2011-11-22T08:19:00.003-08:00</published><updated>2011-11-22T08:19:48.077-08:00</updated><title type='text'>kayada murç nedir</title><content type='html'>&lt;table class=&quot;ncode_imageresizer_warning&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_warning_1&quot; style=&quot;width: 450px;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;td1&quot; width=&quot;20&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;16&quot; src=&quot;http://www.defineyeri.net/Themes/default/images/icons/assist.gif&quot; width=&quot;16&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class=&quot;td2&quot; unselectable=&quot;on&quot;&gt;Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 480x640 ve boyutu 83KB.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;600&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_container_1&quot; onload=&quot;NcodeImageResizer.createOn(this);&quot; originalheight=&quot;640&quot; originalwidth=&quot;480&quot; src=&quot;http://img504.imageshack.us/img504/8279/grnt036n.jpg&quot; width=&quot;450&quot; /&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-2351992714978782&quot;;
/* 468x15, oluÅŸturulma 02.08.2011 */
google_ad_slot = &quot;2490938623&quot;;
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt; &lt;ins style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: inline-table; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;ins id=&quot;aswift_3_anchor&quot; style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: block; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;iframe allowtransparency=&quot;allowtransparency&quot; frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;15&quot; id=&quot;aswift_3&quot; marginheight=&quot;0&quot; marginwidth=&quot;0&quot; name=&quot;aswift_3&quot; onload=&quot;var i=this.id,s=window.google_iframe_oncopy,H=s&amp;amp;&amp;amp;s.handlers,h=H&amp;amp;&amp;amp;H[i],w=this.contentWindow,d;try{d=w.document}catch(e){}if(h&amp;amp;&amp;amp;d&amp;amp;&amp;amp;(!d.body||!d.body.firstChild)){if(h.call){i+=&#39;.call&#39;;setTimeout(h,0)}else if(h.match){i+=&#39;.nav&#39;;w.location.replace(h)}s.log&amp;amp;&amp;amp;s.log.push(i)}&quot; scrolling=&quot;no&quot; style=&quot;left: 0px; position: absolute; top: 0px;&quot; width=&quot;468&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/6175546228869220654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/kayada-murc-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/6175546228869220654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/6175546228869220654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/kayada-murc-nedir.html' title='kayada murç nedir'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-4694448766530205796</id><published>2011-11-22T08:19:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T08:21:16.240-08:00</updated><title type='text'>kayada murç nedir</title><content type='html'>&lt;table class=&quot;ncode_imageresizer_warning&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_warning_1&quot; style=&quot;width: 450px;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;td1&quot; width=&quot;20&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;16&quot; src=&quot;http://www.defineyeri.net/Themes/default/images/icons/assist.gif&quot; width=&quot;16&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class=&quot;td2&quot; unselectable=&quot;on&quot;&gt;Bu resim yeniden boyutlandirildi. Resmin gerçek boyutunu görmek için bu çubuga tiklayin. Resimin orjinal ölçüleri 480x640 ve boyutu 83KB.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; class=&quot;bbc_img&quot; height=&quot;600&quot; id=&quot;ncode_imageresizer_container_1&quot; onload=&quot;NcodeImageResizer.createOn(this);&quot; originalheight=&quot;640&quot; originalwidth=&quot;480&quot; src=&quot;http://img504.imageshack.us/img504/8279/grnt036n.jpg&quot; width=&quot;450&quot; /&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-2351992714978782&quot;;
/* 468x15, oluÅŸturulma 02.08.2011 */
google_ad_slot = &quot;2490938623&quot;;
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt; &lt;ins style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: inline-table; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;ins id=&quot;aswift_3_anchor&quot; style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: block; height: 15px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;&quot;&gt;&lt;iframe allowtransparency=&quot;allowtransparency&quot; frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;15&quot; id=&quot;aswift_3&quot; marginheight=&quot;0&quot; marginwidth=&quot;0&quot; name=&quot;aswift_3&quot; onload=&quot;var i=this.id,s=window.google_iframe_oncopy,H=s&amp;amp;&amp;amp;s.handlers,h=H&amp;amp;&amp;amp;H[i],w=this.contentWindow,d;try{d=w.document}catch(e){}if(h&amp;amp;&amp;amp;d&amp;amp;&amp;amp;(!d.body||!d.body.firstChild)){if(h.call){i+=&#39;.call&#39;;setTimeout(h,0)}else if(h.match){i+=&#39;.nav&#39;;w.location.replace(h)}s.log&amp;amp;&amp;amp;s.log.push(i)}&quot; scrolling=&quot;no&quot; style=&quot;left: 0px; position: absolute; top: 0px;&quot; width=&quot;468&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/4694448766530205796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/kayada-murc-nedir_22.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/4694448766530205796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/4694448766530205796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/kayada-murc-nedir_22.html' title='kayada murç nedir'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5253486327831026293.post-2287791035641213994</id><published>2011-11-22T08:18:00.003-08:00</published><updated>2011-11-22T08:21:16.248-08:00</updated><title type='text'>anadoluda kurulan medeniyetler arastır</title><content type='html'>Zecharia Sitchin ‘in 12. . GEZEGEN adıyla, 1977 yılında yayınladığı, dilimize 1998 yılında çevrilmiş, günümüzde popüler olmuş kitabını okuduğum sırada, iddialarında sürekli atıf yaptığı Sümer Tablet ‘lerinden dolayı, inanmakta güçlük çektiğim bazı tablet çevirileri oldu. Beni şaşırtan konular ve cümlelerle karşılaşınca, Sümer tabletleri hakkında araştırmaya başladım. İnancımı etkileyen öyle metinler vardı ki, kutsal kitaplarımızda ki anlatılanlar ile aynı veya benzerdi. Ürkerek, şaşırarak bu kez kutsal kitaplara döndüm. Sümerler ve kutsal kitapları çok az yorum yaparak, yalnızca benzerliklerini ve ilgilerini ortaya koyarak, sizlere aktarmaya ve sizlerle paylaşmaya karar verdim ve bugünkü sunumu hazırladım.&lt;br /&gt;
Rönesans ve Reformların yüzyıllarında( 15 ve 16 ) eski Yunan Uygarlığı ‘nın pek çok yapıtının Avrupa dillerine tercüme edilmesiyle, Avrupa medeniyeti, karanlıklar içinden kurtulurken; şükran nişanesi olarak ta; Yunan ve Latin Kültürü ‘nün üstünlüğünü yıllarca dile getirdi ve savundu.&lt;br /&gt;
Zaman geçtikçe Yunan Uygarlığı ‘nın bilgi kaynağının; Orta Doğu vasıtasıyla veya doğrudan Mısır Uygarlığı ‘ndan oluştuğunu ve geliştiğini fark ettiler. Bu kez gözleri Mısır ve Orta Doğu ‘ya çevrildi. Yıllarca Mısır hiyerogliflerinde metinler çözülmeye çalışıldı, gerçek bilgi kaynağı, gün ışığına çıkmıştı.&lt;br /&gt;
Ancak; Avrupalının düşüncesi yine bulanıktı, inanç kaynağı olan, Eski ve devamı Yeni Ahitlerde adı geçen ve bilinmeden ve doğrudan kabul edilen eski uygarlıklar ve şehirler bu kez merak uyandırmaya başladı. İlahiyatçılar ile bilim adamları, bulduklarıyla ya sustu, ya çığlık attı - ya şaşırdı, ya da sevindi, ama her şeyi iyice birbirine karıştırdı.&lt;br /&gt;
Tevrat Yaratılış 10. Bab/8-12 ‘de&lt;br /&gt;
“Kuş ‘un Nemrut adında bir oğlu oldu, yiğitliğiyle yeryüzüne ün saldı. Rab ‘bin önünde yiğit bir avcıydı, “Rab ‘bin önünde Nemrut gibi yiğit avcı” sözü buradan gelir. İlkin Şinar topraklarında, Babil, Erek, Akat, Kalne kentlerinde krallık yaptı. Sonra Asur ‘a giderek Ninova, Rehovat-ir, Kalah kentlerini ve Ninova ‘yla önemli bir kent olan Kalah arasında Reseni kurdu. Büyük şehir budur. ”&lt;br /&gt;
Ne diyordu Tevrat, neresiydi buraları? Asur, Erek, Babil. Bu bölge hakkında İ. Ö. IV ile İ. S. IV yy. larda Herodotos ve Ksenofon, Sicilyalı Diodoros, Yaşlı Plinius ve Straban bir şeyler anlatıyordu. Bu kayıp ülkeler, şehirler nasıl bulunacaktı? Bir zamanlar uygar dünyanın merkezi olan bu yerler nerelerdeydi? Mezopotamya ‘nın yıkık taşlarının hüzünlü görkeminden bile yoksun harabelerle kaplı bu eski toprakları kim bulacak ve kim inceleyecekti? 1620 ‘de Romalı Pietro Della Valle, 1644 ‘lü yıllarda Fransız Jean-Baptiste Tauernier ve 1770 ‘de Danimarkalı Carsten Niebuhr gibi meraklı gözüpek insanlar Persepolis ‘te geziyordu. Grek ‘lerin kıskançlık ve gıpta ile baktığı ve daha sonra yakıp yıktığı Persepolis, o günlerde bilinen ve ilk gidilecek yerdi.&lt;br /&gt;
I. Darius ‘un İ. Ö. 521-486 kendine yaptırdığı mezar ile oğlu I. Kerkes ‘in İ. Ö. 485-465 Hemedon ‘da yaptırdığı 3 sütunda, 20 ‘şer satırdan oluşan</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duasirlari.blogspot.com/feeds/2287791035641213994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/anadoluda-kurulan-medeniyetler-arastr_22.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/2287791035641213994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5253486327831026293/posts/default/2287791035641213994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duasirlari.blogspot.com/2011/11/anadoluda-kurulan-medeniyetler-arastr_22.html' title='anadoluda kurulan medeniyetler arastır'/><author><name>hoca44</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13175378461764913208</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>