<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" standalone="no"?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><rss xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" version="2.0"><channel><title>e-Kosistem</title><description>Gün be gün tutulmayan günlük...</description><managingEditor>noreply@blogger.com (FirsTiger)</managingEditor><pubDate>Wed, 6 Nov 2024 05:45:15 +0300</pubDate><generator>Blogger http://www.blogger.com</generator><openSearch:totalResults xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">23</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">25</openSearch:itemsPerPage><link>http://batikgemi.blogspot.com/</link><language>en-us</language><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Gün be gün tutulmayan günlük...</itunes:subtitle><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><item><title>Alan Turing</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2012/06/alan-turing.html</link><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Sat, 23 Jun 2012 11:08:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-7896484555867887300</guid><description>Bugün Alan Turing'in doğum günü. Kıymeti bilinmeyip öldürülen bu üstad'a Google HTML5 ile orjinal bir doodle hazırlamış.&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fsOf6llAdxI/T-V5bbatlJI/AAAAAAAAAx0/wKVJvb5ol2A/s1600/doodle.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="154" src="http://1.bp.blogspot.com/-fsOf6llAdxI/T-V5bbatlJI/AAAAAAAAAx0/wKVJvb5ol2A/s320/doodle.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Doğum günü kutlu olsun Alan Turing...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="http://1.bp.blogspot.com/-fsOf6llAdxI/T-V5bbatlJI/AAAAAAAAAx0/wKVJvb5ol2A/s72-c/doodle.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Samsung Galaxy S</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2010/11/samsung-galaxy-s.html</link><category>Android</category><category>Bilişim</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Mon, 29 Nov 2010 00:36:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-2218369992871123194</guid><description>Evet android dedik, dedik sonunda bir android işletim sistemli bir telefona sahip olduk. Bu kavuşma 2 ay önce oldu. Yorum yapabilmek için biraz bekledim.&lt;br /&gt;
Planımda Google Nexus One almak vardı ama Google'ın planlarında böyle bir şey olmadığı için Nexus One planım yalan oldu. Adamlar daha satış ağına Türkiye'yi dahil etmeden üretimi durdurdu. Anlaştıkları firma (HTC) ile olan işbirliklerini sonlandırıp onlar da benim yaptığım gibi Samsung'a yöneldi. Artık Nexus Two, ya da ismi her ne olacaksa, Samsung önderliğinde ve Galaxy S prototipinde bizlerle olacak.&lt;br /&gt;
Samsung Galaxy S'e de kavuşmak kolay olmadı tabi. Türkiye'ye Turkcell ile geleceği taa Temmuz ayında duyurulan cihazı 2 ay bekledim. Bu süre içinde de internet üzerinden satışı yapılan ülkelerdeki kullanıcı yorumlarını ve performans testlerini inceledim. Velhasıl Eylül ayının ilk haftası çıkması beklenen cihaz ufak bir gecikme ile ikinci haftası satışa sunuldu. İlk günden gidip alayım dedim fakat organizasyon eksiklikleri nedeniyle Turkcell TİM den satış yapamadılar. İkinci gün almaya gittiğimde ise TİM çalışanları telefonun özelliklerini bana soruyorlardı :) Bu yine anlayışla karşılanabilecek bir durum fakat bazı TİM'ler böyle bir telefonun varlığından bile haberdar değildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi6dVWXnn5MB0I1U6n8lpThNpTl1W7QKgxWKGYoup_0lo2cTMNzIOyb5tL5zMD1crOCDJzPtSa48drW-KJcynJMMMOHiSBPsYHhuALLb8uQ56RAU5CM2z1bZvRoID4Te-_Ljlaz5r3FBtBp/s1600/Turkcell%252Bsamsung%252Bgalaxy%252Bs%252Bkampanyasi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="178" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi6dVWXnn5MB0I1U6n8lpThNpTl1W7QKgxWKGYoup_0lo2cTMNzIOyb5tL5zMD1crOCDJzPtSa48drW-KJcynJMMMOHiSBPsYHhuALLb8uQ56RAU5CM2z1bZvRoID4Te-_Ljlaz5r3FBtBp/s320/Turkcell%252Bsamsung%252Bgalaxy%252Bs%252Bkampanyasi.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Telefon hakkındaki düşüncelerimi ise iki başlık altında toplamak istiyorum:&lt;br /&gt;
&lt;h2&gt;Donanım&lt;/h2&gt;Donanım olarak piyasadaki telefonlar arasında çok iyi bir konumda. İşletim sistemininin de Eclair (Android 2.1) olması telefonu mükemmelleştiriyor. Sahip olduğu 4'' lik Super Amoled ekran ise rakiplerinin ancak birkaç sene sonra sahip olabileceği bir parlaklık ve canlılığı fazla enerji harcamadan size sağlıyor. Bu tip akıllı telefonlar gereksinim duyduğu elektronik parçalar ve enerji yüzünden çok kaba görünüyor. Üstelik ağırlıkları da yanınızda taşıyabilecek değerlerde olmuyor. Fakat Samsung firması bu eksiklikleri gidermeyi başarmış ve ultra ince ve hafif bir akıllı telefon üretmiş. Media içeriklerin ve internetin tadını çıkarabilmeniz için 4'' lik bir ekran sağlamış. Boyutlarının büyümesine neden olan tek faktör bu ekran. USB 3.0 desteği ise bu teknoloji daha yaygınlaşmamasına rağmen öngörülmüş ve bu telefona da koyulmuş. Donanım olarak eksik görülen tek ayrıntı 5 MP lik bir kameraya sahip cihaza flash koymamaları. İnsanlar genelde bunu eleştiriyor fakat bu benim için bir eksiklik değil. Çünkü karanlık bir ortamda flashlı bir cep telefonu ile görüntü aldığınızda yine olağanüstü çözünürlük ve netlik zaten yakalayamıyorsunuz. Varsın flashı olmasın. Bence donanım konusunda Samsung üstüne düşeni yaptı ve piyasaya ağırlığını koydu. Google'ın Android için Samsung'u seçmesi de bunun bir ispatıdır.&lt;br /&gt;
&lt;h2&gt;Yazılım&lt;/h2&gt;Yazılımı da aslında ikiye ayırmak lazım: Turkcell'den önce, Turkcell'den sonra. Android 2.1 ile geliyor bu cihaz. Fakat şuan 2.2 (froyo) güncellemesi yüklü durumda. HTC'nin yaz aylarında güncellemeyi çıkarmasına rağmen Samsung bunu Kasım ayında yayımlayabildi. Turkcell'e sitemim nerden geliyor derseniz sıralayayım:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;ol&gt;&lt;li&gt;Telefon sanki Turkcell'inmiş gibi açılışta Turkcell logosu ve melodisi ile açılıyor. Turkcell'in kampanyasından yararlanmış olabilirim ama sonuçta Turkcell babasının hayrına vermedi telefonu. Telefonun piyasa değeri ne ise aynısı ben ödedim Turkcell'e.&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;Var olan işletim sistemini kendine göre değiştirmiş. Bir kaç Turkcell uygulaması gelmiş ve Turkcell uygulama dükkanı. Çakma android uygulama dükkanları da var fakat orjinal Android Market yok. Ha olsa girebilecekmiydim: Hayır! Google Türkiye'ye ve birçok ülkeye Android Market erişimini açmış değil. Ama Turkcell olarak sen neden market uygulamasını siliyorsun. Sen koy uygulamayı ben markete erişmenin bir yolunu bulurum.&lt;/li&gt;
&lt;/ol&gt;&lt;div&gt;Android Market erişimi çok ciddi bir problem. Milyonlarca uygulamaya erişim demek Android Market. Üstelik indirdiğiniz uygulamaların güncellemelerini yapmanız da çok kolay oluyor. Android uygulamalar ise web sitelerinde iki boyutlu barcode lar ile paylaşılıyor. Telefonunuz ile bu barcode u okuttuğunuzda ilgili uygulamayı Android Marketten seçiyor sizin için. Çok büyük bir kolaylık bu. Eğer marketiniz yoksa bu uygulamanın daha eski versiyonlarını torrentlerden arayıp bulmanız gerekiyor. Genelde apk lar sitelerde paylaşılmaz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de 3 tuş problemi var ki elinizi ayağınızı bağlıyor. 3 tuş problemi telefonu download mode veya recovery mode a sokamama durumudur. Android telefonların hepsinde olan bir özelliktir. Bu problem tüm galaxy s lerde yok. Bazılarında ortaya çıkıyor, bende de çıktı. İnterneti kurcalayarak yapacağınız bir güncelleme bunu düzeltiyor fakat bu desteği Samsung'un vermesini tercih ederdim. Fakat ilgisiz kaldılar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eğer bu telefonu alacaksanız yurtdışından (Android Market erişimi olan bir ülkeden) alın. Böylece saydığım problemleri yaşamayacaksınız. Yani telefonunuz Turkcell'den önce bir çağı yaşayacak. Mutlu mesut olacaksınız.&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi6dVWXnn5MB0I1U6n8lpThNpTl1W7QKgxWKGYoup_0lo2cTMNzIOyb5tL5zMD1crOCDJzPtSa48drW-KJcynJMMMOHiSBPsYHhuALLb8uQ56RAU5CM2z1bZvRoID4Te-_Ljlaz5r3FBtBp/s72-c/Turkcell%252Bsamsung%252Bgalaxy%252Bs%252Bkampanyasi.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Fırtına ve Lodos</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2010/05/frtna-ve-lodos.html</link><category>Bursaspor</category><category>Trabzonspor</category><category>Şampiyon</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Tue, 18 May 2010 00:14:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-763091241441482785</guid><description>İstanbul'da dün şiddetli bir rüzgar vardı. Bir yandan Lodos diğer yandan Fırtına iyice bir silkeledi İstanbul'u. 90 dakika süren bu abluka sonunda İstanbul yine düştü. Kupa yine Anadolu'da kaldı.&lt;br /&gt;
Bursaspor süper lig boyunca kısıtlı kadroya rağmen iyi maçlar çıkardı. Yüzdü yüzdü kuyruğuna geldi. Bu noktada bir dost eline ihtiyacı vardı. İşte bu noktada efsane takım sahneye çıktı. Kupanın rehavetini daha üzerinden atamamıştı ama bu hali de Fener'i yıkmaya yetti ve şampiyonluk hak edenin oldu.&lt;br /&gt;
Bursaspor bu ligde şampiyon olabilecek nadir takımlardan biriydi ve bunu da başardılar. Kim peki bu başarıya ulaşabilecek diğer takımlar? &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Eskişehir: &lt;/b&gt;Zamanında çok yaklaşmıştı fakat olmadı. Yine eski günlerine döneceğine eminim.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Ankaragücü: &lt;/b&gt; Günümüze kadar önemli bir başarısı olmamasına rağmen bu potansiyeli olan bir takım. Süper ligdeki Ankara takımlarının sayıları azalırsa Ankaragücü daha iyi noktaya gelecektir. Sayılarının artması kalitelerini düşürdü.&lt;br /&gt;
Artık Anadolu da bu rüyayı gerçeğe dönüştürmüş iki takım var. Biri efsane takım Trabzonspor, diğeri ise bu yılın şampiyonu Bursaspor. Ve bu başarıya erişebilecek iki takım daha var. Bu dört takımın da tek bir ortak özelliği var. Başarıya inanan, hayallerinin peşinden koşan, takımlarıyla bir bütün olan taraftarları. Şehirler takımlarıyla tek yürek, tek bilek olup ligdeki bu yarışa onlarda dahil oluyor. Bu başarılar İstanbul takımlarıyla kendi evlerinde oynadıkları maçlarda bile stadı dolduramayan Sivas gibi Gaziantep gibi şehirlere çok uzak. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Şampiyon Bursaspor!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peki diğer tarafta neler oluyor? &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Maçtan Önce | Maçtan Sonra&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img4.mynet.com.tr/spr3/saracoglu-yangin-23062_501.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="220" src="http://img4.mynet.com.tr/spr3/saracoglu-yangin-23062_501.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Sonuç:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/8tbmYHcdNbE&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/8tbmYHcdNbE&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;özlü söz:&lt;/b&gt; İntikam soğuk yenen bir yemektir</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Tecrübe</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2010/04/tecrube.html</link><category>Tecrübe</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Sat, 17 Apr 2010 15:02:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-4199107935260993236</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhloWg9cHJHyoriRvyWRf27mHPBRCiUVwAGMl9wDLJQVq3p3JAo4tRrIf4NMKKxNxAIHSHwfDNPSxGX7EuN40wWNSp-Tt6vv_qftlliql3rMYba4t8Pq-fZaeJBi10v0Tymu59pbq1HUTZH/s1600/experience+(1).jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 300px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhloWg9cHJHyoriRvyWRf27mHPBRCiUVwAGMl9wDLJQVq3p3JAo4tRrIf4NMKKxNxAIHSHwfDNPSxGX7EuN40wWNSp-Tt6vv_qftlliql3rMYba4t8Pq-fZaeJBi10v0Tymu59pbq1HUTZH/s320/experience+(1).jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461079450915740898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Her yerde karşımıza çıkan bir kelime. İş yerine yeni bir çalışan almak isteyen bir şirket tecrübeli birini istiyor. Neden? Çünkü alınacak kişi iş yerindeki tecrübesiz kişilere yol gösterecek, işleri daha iyi planlayacak ve bu da başarıya ulaştıracaktır. Sporda Avrupa maçı gibi kritik maçlarda ilk akla gelen oyuncular yine Avrupa tecrübesi olan oyuncular. Askerde önemli bir görev sadece tecrübeli askere verilir. Bunun da sebebi yine aynı. Oluşabilecek hata riskini azaltmak. Peki nedir bu tecrübe?&lt;br /&gt;İşte bu sorunun cevabı kimin söylediğini bilmediğim bu güzel sözde gizli:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Tecrübe, istediklerinizi elde edemediğinizde kazandıklarınızdır.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Yani başarısızlıklar sonucu kazanılan bir erdemdir. Peki o zaman ilk paragrafa geri dönelim. Bir iş yeri yeni bir çalışan almak istediğinde hayatı başarısızlıklarla dolu birini almak ister mi? Uluslararası önemli bir maça çıkacak takım, daha yeni takımda oynamaya başlamış genç bir oyuncuyu bu maça alır mı? Ya da askerde önemli bir görevi sürekli yüzüne gözüne bulaştıran birilerine yine bu görevi verir misiniz?&lt;br /&gt;Cevabınız "Hayır" ise, bir soru daha. Tecrübesiz kişilere bu fırsatı vermiyorsanız nasıl tecrübeli kişiler elde edeceksiniz?&lt;br /&gt;Eğer cevabınız "Evet" ise aldığınız bu riski azaltmak için ne yapıyorsunuz?</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhloWg9cHJHyoriRvyWRf27mHPBRCiUVwAGMl9wDLJQVq3p3JAo4tRrIf4NMKKxNxAIHSHwfDNPSxGX7EuN40wWNSp-Tt6vv_qftlliql3rMYba4t8Pq-fZaeJBi10v0Tymu59pbq1HUTZH/s72-c/experience+(1).jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Star Trek Android - I</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2010/04/star-trek-android-i.html</link><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Fri, 9 Apr 2010 22:29:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-2609698137186714520</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhbDnAYqyazBZIvsSY_Q8Fh93ynxIAgNoyVe9eTlxv7E3Nn9AE1H9izzEjNRClhdnoWk2Uu2OE0tvPj93xMRvpNHfYEX2U_Nh2urVIhnzXK2COYBsLzM1V3bW0ifUkh1gPM1fQYO2q0hxE_/s1600/Picture1.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 290px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhbDnAYqyazBZIvsSY_Q8Fh93ynxIAgNoyVe9eTlxv7E3Nn9AE1H9izzEjNRClhdnoWk2Uu2OE0tvPj93xMRvpNHfYEX2U_Nh2urVIhnzXK2COYBsLzM1V3bW0ifUkh1gPM1fQYO2q0hxE_/s400/Picture1.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458250404788623586" /&gt;&lt;/a&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhbDnAYqyazBZIvsSY_Q8Fh93ynxIAgNoyVe9eTlxv7E3Nn9AE1H9izzEjNRClhdnoWk2Uu2OE0tvPj93xMRvpNHfYEX2U_Nh2urVIhnzXK2COYBsLzM1V3bW0ifUkh1gPM1fQYO2q0hxE_/s72-c/Picture1.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Star Trek Android Serisi</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2010/04/star-trek-android-serisi.html</link><category>Android</category><category>Geyik</category><category>Star Trek</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Tue, 6 Apr 2010 14:19:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-9152340454800981100</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgrvyaFBFYt10FI6Vu3vp2s4OQj1wGAnyhb51f9JCRmjZY5OC35daO7Nyl0FJMnIPF9YCFgLGeJJLsTyWiIttubJK_zyliODClX83WXxHt3efom0gzomWstry16axhqVCixtn_QohzeEcu2/s1600/thumb_lg_1TWG.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgrvyaFBFYt10FI6Vu3vp2s4OQj1wGAnyhb51f9JCRmjZY5OC35daO7Nyl0FJMnIPF9YCFgLGeJJLsTyWiIttubJK_zyliODClX83WXxHt3efom0gzomWstry16axhqVCixtn_QohzeEcu2/s200/thumb_lg_1TWG.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Fırsat buldukça Star Trek Android'den kareler yayınlayacağım. Bu yayınların tek amacı gaz ve motivasyondur. Bu serideki karakterler hayal ürünü değildir. Korku, şiddet ve cinsellik içermez. Hedef kitle ise ben diyim 7, sen de 70. Ayrıca yayınlanacak kareler tamamen el emeği göz nurudur, lüften dalga geçmeyelim :)</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgrvyaFBFYt10FI6Vu3vp2s4OQj1wGAnyhb51f9JCRmjZY5OC35daO7Nyl0FJMnIPF9YCFgLGeJJLsTyWiIttubJK_zyliODClX83WXxHt3efom0gzomWstry16axhqVCixtn_QohzeEcu2/s72-c/thumb_lg_1TWG.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Dharma Initiative</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2010/04/dharma-initiative.html</link><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Mon, 5 Apr 2010 15:26:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-8395023154931485132</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhnkee27U-s5yDXqpV5l4267-XGWqSrED3hAGwl0B2ZdIhLcF-hES0yXqlssiVO7emh59V6U1MawNEKNCWDPPZNlZmMJnbLlrK3n05nnHWFLobwJNU9-PGF3-CItZHikVG6y0vgOK_fpXyd/s1600/lostclock-sleep-zoom.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhnkee27U-s5yDXqpV5l4267-XGWqSrED3hAGwl0B2ZdIhLcF-hES0yXqlssiVO7emh59V6U1MawNEKNCWDPPZNlZmMJnbLlrK3n05nnHWFLobwJNU9-PGF3-CItZHikVG6y0vgOK_fpXyd/s320/lostclock-sleep-zoom.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457123003507257170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Uykudan zor uyananlar ya da hiç uyanamayanlar, ne çabuk sabah oldu diyenler, keşke kutuplarda olsaydım da sabah 6 ay sonra olsaydı diyenler bu ürün size hitap ediyor. Tabi ön şart Lost hayranı olmak. Pijamayı vermiyorlar yalnız sadece saat.&lt;br /&gt;Saati kuruyorsunuz. Zamanı geldiğinde alarm çalmaya başlıyor. Buraya kadar herşey normal. Eğer 1 dakika içinde doğru sayıları üzerindeki ekrana girip enter tuşuna basmazsanız alarmın şekli değişiyor. Üzerinde ise tuhaf karakterler beliriyor. &lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgVc4S-ZrWdReQl7XWYaauCLNcg4wd1rXjQb19vC3avm6ASis51an-ZP3Ck3UPmO2eizhSqq-T3dypMImNSJYhBc-3maAdkn-sepdTrxyxUUEGlIRF3of9DzCKdOrjdAkogbScT8euKnHcU/s1600/lostclock-screen-zoom.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgVc4S-ZrWdReQl7XWYaauCLNcg4wd1rXjQb19vC3avm6ASis51an-ZP3Ck3UPmO2eizhSqq-T3dypMImNSJYhBc-3maAdkn-sepdTrxyxUUEGlIRF3of9DzCKdOrjdAkogbScT8euKnHcU/s320/lostclock-screen-zoom.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457122998636192962" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjJhsBnZiFJ42jW1KbJXkIFlwKSmVjRYjA8emPV-Yn7fyvWNCvsYACeBG6pM_mtx3cChTxPY0TOnzbRqdjVpfPy0IBQUzuiLp9xRUEy0g3dK7NZRWpZEfoO2kAKBLJIz4HUPDWNaMdCi4zq/s1600/dharma.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 254px; height: 199px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjJhsBnZiFJ42jW1KbJXkIFlwKSmVjRYjA8emPV-Yn7fyvWNCvsYACeBG6pM_mtx3cChTxPY0TOnzbRqdjVpfPy0IBQUzuiLp9xRUEy0g3dK7NZRWpZEfoO2kAKBLJIz4HUPDWNaMdCi4zq/s320/dharma.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457122997011235554" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir video ile akışı görebilirsiniz: &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=c0MX6oqJBno&amp;amp;feature=player_embedded"&gt;Dharma Initiative Alarm Clock&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.zamazing.org/yazi/dharma-initiative-alarm-clock"&gt;kaynak&lt;/a&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhnkee27U-s5yDXqpV5l4267-XGWqSrED3hAGwl0B2ZdIhLcF-hES0yXqlssiVO7emh59V6U1MawNEKNCWDPPZNlZmMJnbLlrK3n05nnHWFLobwJNU9-PGF3-CItZHikVG6y0vgOK_fpXyd/s72-c/lostclock-sleep-zoom.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Gerizekalı Robotlar İstiyorum!</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2010/03/gerizekal-robotlar-istiyorum.html</link><category>Bilişim</category><category>Google</category><category>Robot</category><category>Web 3.0</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Mon, 22 Mar 2010 08:51:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-7220939886569664208</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiDo4p9JaeB2qrKigr-ohEvhClVERINA74n4JZ3G5rK7vjCPHEzBjbDOOg0G3yEqHeIy3p7hDKqKkQ2zIFDCivONsAkz8JXMzT1UAOJ6lZPL8X6OTFhR4XqHBE6dC88TJC962IaebUzD5G6/s1600-h/r2d2-robot-bottle.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 317px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiDo4p9JaeB2qrKigr-ohEvhClVERINA74n4JZ3G5rK7vjCPHEzBjbDOOg0G3yEqHeIy3p7hDKqKkQ2zIFDCivONsAkz8JXMzT1UAOJ6lZPL8X6OTFhR4XqHBE6dC88TJC962IaebUzD5G6/s320/r2d2-robot-bottle.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5451539828657658914" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Web 3.0 yazılarından birini okurken ilginç bir iddia gördüm. Web 3.0 öyle mükemmel olacakmış ki, evlerimizdeki buzdolabı içerisindeki bitmekte olan sütü algılayıp markete sipariş verecekmiş. Ve bu buzdolabına akıllı buzdolabı diyeceklermiş. Düşünsene evindeki her eşya en akıllısından. Hepsi kafasına göre takılıyor. Kimi sipariş veriyor, kimi balkonda sigara tüttürüyor, kimi okeye dördüncü arıyor. Ev kontrolden çıkar böyle bir durumda.&lt;br /&gt;İstemiyorum akıllı robotları hayatımda. Makineysen makineliğini bil! &lt;br /&gt;Böyle abidik kubidik icatlar yapacaklarına buzdolaplarını daha az enerji harcayıp daha verimli soğutma sağlar hale getirseler ya. Evi ısıtmak için enerji harcıyoruz. Buzdolabındaki yiyecekleri de soğutmak için yine enerji harcıyoruz. Eee o zaman bir yolunu bulup bu ısı iletimini sağlasalar ya. Enerjiyi tek yönde ve daha az harcamış oluruz. Ama bunu bırakıp markete nasıl sipariş veririzin yollarına bakıyorlar. &lt;br /&gt;Makine dediğin düşünmeyecek. Ben düşünüyorum zaten onun yerine. O sadece benim dediğimi yapsın yeter. Gelecekte makine istiyorum ama en gerizekalısından!&lt;br /&gt;İş sadece robotlar ve makinelerle de bitmiyor tabi. Bir de arama motorları var. Bu aralar iyice cıvıtan Google mesela. Hem kişilerin özel hayatlarına ve gizlilik haklarına saygı göstermiyor, hem de bu verileri kullanarak kötü arama sonuçları karşımıza çıkarıyor. Nasıl kötü derseniz, şöyle kötü: Şimdi siz bilişim sektöründesiniz diyelim. Haliyle aramalarınız hep bilişim sektöründen olacaktır. Fakat merak edip bir yemek tarifi aratmaya kalktığınızda bu "akıllı" arama motoru sizin aslında yine bilişim sektöründe arama yapmak istediğinizi düşünecek ve mercimek çorbası yerine ilk sıralarda C++ kodları göreceksiniz. Tabi şu an durum o kadar vahim değil ama o yönde adımlar atılıyor SEO başlığı altında. Bunu yaparken de karşılarındaki kişilerin insan olduğu gerçeğini gözardı ediyorlar. İnsanı iki parametre ile bir kalıba sokabileceklerini ve daha iyi arama sonuçları çıkarabileceklerini düşünüyorlar. Bırakalım da zaman göstersin.</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiDo4p9JaeB2qrKigr-ohEvhClVERINA74n4JZ3G5rK7vjCPHEzBjbDOOg0G3yEqHeIy3p7hDKqKkQ2zIFDCivONsAkz8JXMzT1UAOJ6lZPL8X6OTFhR4XqHBE6dC88TJC962IaebUzD5G6/s72-c/r2d2-robot-bottle.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>O Geliyor!</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2010/03/o-geliyor.html</link><category>Farid Farjad</category><category>Keman</category><category>Sanatçı</category><category>Virtöz</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Mon, 8 Mar 2010 23:11:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-840198232585081552</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEindTz5ZREUtY2NnS95OA5N_e4ix9RMQmh_0oGVRH4Wb3D9EoPItf6Nu-44iM5W06ttbufv1x3976UTsvS1AiurLjgZoYfvzheQ6v-3dcFYoYPchoQE9jT13Hy-ihhS_tAN1Va4NnNUQQMg/s1600-h/farid-farjad.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 260px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEindTz5ZREUtY2NnS95OA5N_e4ix9RMQmh_0oGVRH4Wb3D9EoPItf6Nu-44iM5W06ttbufv1x3976UTsvS1AiurLjgZoYfvzheQ6v-3dcFYoYPchoQE9jT13Hy-ihhS_tAN1Va4NnNUQQMg/s320/farid-farjad.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446374680059442306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tek bir söz bile söylemeden, sadece kemanı ile herşeyi anlatabilen insan 31 Mart saat 20:00 de Maslak'ta olacakmış. Tabi ben de :)&lt;br /&gt;Bence ruhumuz da bir tatili hak ediyor. Etkinliğe katılıp ona bu imkanı sağlamalıyım. Ben daha kim olduğundan bahsetmemişim. Peki geliyor o zaman:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bir Dünyanın En iyi Virtözü,&lt;br /&gt;O bir Komşu,&lt;br /&gt;O bir Sanatçı,&lt;br /&gt;O Farid Farjad!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da rezervasyon &lt;a href="http://www.biletix.com/event.htm?id=LILZ3"&gt;linki&lt;/a&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEindTz5ZREUtY2NnS95OA5N_e4ix9RMQmh_0oGVRH4Wb3D9EoPItf6Nu-44iM5W06ttbufv1x3976UTsvS1AiurLjgZoYfvzheQ6v-3dcFYoYPchoQE9jT13Hy-ihhS_tAN1Va4NnNUQQMg/s72-c/farid-farjad.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total></item><item><title>eyvah eyvah</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2010/03/eyvah-eyvah.html</link><category>Ata Demirer</category><category>Demet Akbağ</category><category>Sinema</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Mon, 8 Mar 2010 18:39:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-6930818242450051214</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiFMRLTcGpb1q4mBIWuFNy2NSs2cY5sL4Xxp2At1hJx-W49jvFejc2vp8JwwwlqR4HIfYqBDixcZrGxx1t3HvrgdJZF36Ew6aiFEyYlJ6nBJt_i3GMdGagDlVDUCc-QmcpI9oy1aJIAwTQ7/s1600-h/P_EyvahEyvah970_.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 221px; height: 298px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiFMRLTcGpb1q4mBIWuFNy2NSs2cY5sL4Xxp2At1hJx-W49jvFejc2vp8JwwwlqR4HIfYqBDixcZrGxx1t3HvrgdJZF36Ew6aiFEyYlJ6nBJt_i3GMdGagDlVDUCc-QmcpI9oy1aJIAwTQ7/s320/P_EyvahEyvah970_.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446303790336956178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Galiba ilk kez bir haftasonunu bu kadar dolu yaşadım. Cumartesi akşamının sürprizini ise ortak yaptı. Kendi yöresinden bir komedi filmiydi bu. Oyuncularda çok sevdiğim ve filmlerini takip ettiğim kişilerdi. Ata Demirer ve Demet Akbağ varsa bir filmde şüphe etmeme gerek kalmıyor. Zaten filmi seçen de ortak olduğu için kötü bir film olma ihtimali sıfırın altına düştü (nası bi ihtimalse :?) İzlenmesi gereken güzel bir komedi filmi. Çünkü yakın zamanda çıkan komedi filmlerini izlediyseniz bu film ile aralarında dağlar kadar fark olduğunu göreceksiniz. İşte bu fark daha önce yazdığım ucuz mizah ile kaliteli arasındaki farkı bize verir.&lt;br /&gt;Ata Demirer de daha önce KorsanTV çıkışıyla mükemmel bir giriş yapmıştı televizyon dünyasına. Fakat telif haklarının Star TV de olması ve aynı dönemlerde bu kanala TMSF'nin el koyması ile bir süre ekranlardan uzaklaşan sanatçılardan biri. Yakın zamanda çıkan Osmanlı Cumhuriyeti ise mükemmel bir filmdi. Bir çok kişi G.O.R.A. gibi filmlerden beklediği etkiyi bu filmde aradığı için beğenmemiş olsa da tekrar yayınlansa tekrar izeleyebileceğim filmler listemdedir.&lt;br /&gt;Demet Akbağ, tiyatro ve sinemada Türkiye'deki en başarılı kadın oyuncudur. Aklıma bir sürü tiyatrosu geliyor ama her seferinde "Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü?" oyununu hatıladığımda dur şunu bir daha izleyeyim diyorum. Kaç kez izlediğimi hatırlamıyorum ama bundan sonra da izlemeye devam edeceğimi biliyorum. Bu tiyatrosundan fazla bahsetmeyeceğim, yoksa yine kendimi kaptırıp sayfalar dolusu yazı çıkarabilirim.&lt;br /&gt;Konudan çıkmayalım ve "eyvah eyvah" diyelim ve de teşekkürler ortak diyelim...</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiFMRLTcGpb1q4mBIWuFNy2NSs2cY5sL4Xxp2At1hJx-W49jvFejc2vp8JwwwlqR4HIfYqBDixcZrGxx1t3HvrgdJZF36Ew6aiFEyYlJ6nBJt_i3GMdGagDlVDUCc-QmcpI9oy1aJIAwTQ7/s72-c/P_EyvahEyvah970_.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">5</thr:total></item><item><title>Mimoza Çiçeği</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2010/03/mimoza-cicegi.html</link><category>Volkan Konak</category><category>Çiçek</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Thu, 4 Mar 2010 23:39:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-8242260603039869292</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi7ufEFgg7ezonpVdr4k3auTft15OuQJsmQcvGb3o61t2Jjv_eG0OeDnJCyjjkiIFjm7yrjgZcXqAcKObZfZ8vt54X7NZtaMC_p7vaieGZY9UEWVutTFNr1hLUjY88ackT3xursS36_7Tb8/s1600-h/mimoza.cicegi_.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi7ufEFgg7ezonpVdr4k3auTft15OuQJsmQcvGb3o61t2Jjv_eG0OeDnJCyjjkiIFjm7yrjgZcXqAcKObZfZ8vt54X7NZtaMC_p7vaieGZY9UEWVutTFNr1hLUjY88ackT3xursS36_7Tb8/s320/mimoza.cicegi_.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444896741012618946" /&gt;&lt;/a&gt;Bitkilerin de canlı olduğunu bana öğreten ilk çiçek. Çocukluk yıllarımda sahil kenarında bulunan parkların etrafında bulunurdu. Yapraklarına dokununca aniden kapandığı için ilginç gelirdi bize. Boyumuz yettiği yerdeki yapraklarına dokunurduk. Sanki her seferinde başka bir tepki verecekmiş gibi izlerdik şimdi ne yapacak diye. Dokunulduğunda yapraklarını kapattığı için küstüm otu da diyorlarmış. Bir de çok fazla poleni var. Çiçekleri kokmuyordu. Koklamaya çalışınca burnumuzu yanaklarımızı sapsarı yapıyordu polenleriyle. &lt;br /&gt;Nerden çıktı mimoza diyebilirsiniz. Volkan Konak dinlerken çıktı :) &lt;a href="http://video.google.com/videoplay?docid=-3381993986103661792"&gt;Mimoza Çiçeğim&lt;/a&gt; Beğendiğim bir şarkı. Bir kaç kez üst üste dinleyince merak ettim neymiş bu mimoza çiçeği. Hemen internetten aradım. Meğer çocukluk yıllarımda burnumu sapsarı yapan çiçekmiş. Acaba bu saatte açık bir park var mıdır? Ya da yol kenarında bir mimoza çiçeği...</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi7ufEFgg7ezonpVdr4k3auTft15OuQJsmQcvGb3o61t2Jjv_eG0OeDnJCyjjkiIFjm7yrjgZcXqAcKObZfZ8vt54X7NZtaMC_p7vaieGZY9UEWVutTFNr1hLUjY88ackT3xursS36_7Tb8/s72-c/mimoza.cicegi_.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Ce eeeee</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2010/02/ce-eeeee.html</link><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Thu, 25 Feb 2010 08:36:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-2913177064809072771</guid><description>Uzun bir aradan sonra tekrar doğal yaşama geri döndüm. Fırsat buldukça yazılarıma devam edeceğim. Askerlik anılarını da daha sonraya saklıyorum. Biraz soğusun. Aralara serpiştiririm ;)</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Ankara</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2009/04/ankara.html</link><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Fri, 10 Apr 2009 01:00:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-6927811502461926481</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEir8dg2BCIahh5W3tiAK1mxkzYVAGkqHatRvsE1v5CcUXYMMEc3ys3LXRYCu8CJqgyJdfBm_J82xm5wAfXiia6-4MHbyyWD1qRh_s19gxdUb46QNiZAakBDgS7gYpmQ9PsGUj_TCEqwzi4x/s1600-h/banner_son_03.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 66px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEir8dg2BCIahh5W3tiAK1mxkzYVAGkqHatRvsE1v5CcUXYMMEc3ys3LXRYCu8CJqgyJdfBm_J82xm5wAfXiia6-4MHbyyWD1qRh_s19gxdUb46QNiZAakBDgS7gYpmQ9PsGUj_TCEqwzi4x/s320/banner_son_03.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322820335285356226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;10 Nisan saat 00:01:küsür. 327. dönem yedek subaylık sınav sonuçları açıklandı; MEBS. OKL. VE EĞT. MRK. K.LIĞI MAMAK/ANKARA. Şafak saymaya başlıyoruz. Şafak doğan güneş olana kadar yeni bildiri olmayacak. Ama bittiğinde yazacak çok fazla malzemem olacağını tahmin ediyorum. Sağlıcakla kalın...&lt;/span&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEir8dg2BCIahh5W3tiAK1mxkzYVAGkqHatRvsE1v5CcUXYMMEc3ys3LXRYCu8CJqgyJdfBm_J82xm5wAfXiia6-4MHbyyWD1qRh_s19gxdUb46QNiZAakBDgS7gYpmQ9PsGUj_TCEqwzi4x/s72-c/banner_son_03.gif" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total></item><item><title>Ucuz Mizah</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2009/02/ucuz-mizah.html</link><category>Kültür</category><category>Mizah</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Fri, 20 Feb 2009 09:26:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-4347027050678765374</guid><description>&lt;span style="font-weight: bold; font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#CC0000;"&gt;Ucuz Mizah Nedir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Toplumun değer yargılarına ters düştüğü için mizah kaynağı olarak kullanılmamış konuları irdeleyip oluşturulan mizaha ucuz mizah diyorum. Böyle bi terim var mı bilmiyorum ama ben bunu kullanacağım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Böyle bir mizah oluşturabilmek için hiç zeka kullanmaya gerek kalmıyor. Çünkü daha önce kullanılmamış konulardan bahsediyoruz. Yani konu bolluğu var. Bu kullanılmamış konular neler; belden aşağı konular, küfür ve hakaretler,..vs &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bir komedyen (ya da öyle olduğunu düşünen biri) çıkıp milletin karşısına ağzına geleni söylüyor, küfrediyor. Böyle bir durum bana anlatılsa devamında linç girişiminin geleceğini düşünürdüm. Ama her zaman böyle olmuyormuş. Böyle bir komedyene gülen insanlar var ve çoğunlukta. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;color:#CC0000;font-family:trebuchet ms;"&gt;Çöküş&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Mizah bir ülkenin kültürünün bir parçasıdır. Farkına varmadan bu kültürü yozlaştırıyoruz. Seçici olmadığımızı Recep İvedik 2 de gördüm. Sinema salonunun önündeki o kuyrak yeterince açıktı. Ama gol geliyorum demişti zaten. Youtube gibi sitelerde yayınlanan ve çok talep gören kayıtlar bunun bir habercisi idi. Bir kısmınız karşılaşmış olabilir; oflu hoca serisi, küfürlü reklamlar,.. vs Tamamen küfür içeren kayıtlar, hiç zeka kullanılmadan yapılan espiriler (bana göre değil ama gülen insanlar olduğu için espiri diyorum). Bu internet üzerindeki kayıtlardan önce de mizah dergilerinde çıkan karikatürler vardı. Her hafta bir dergi espiri yapma mecburiyeti olan karikatür çizerleri, zaman kısıtlamasından veya mizah yetersizliğinden bu ucuz mizaha sarılıyordu. Bu durum hala devam etmekte zaten. Leman, Penguen, Uykusuz,.. hangisini alırsanız alın sayfalarının %80 dediğim gibi ucuz mizah konuları ile doldurulmuştur. Ve bunlara gülen insan bulmak da hiç de zor değil.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Recep İvedik filmine gitmiştim. Kültür çatışmasını konu alan bir komedi filmiydi ama küfürlerde havada uçuşuyordu. G.O.R.A da yeterince küfürlüydü. Cem Yılmaz'dan beklemediğim bir filmdi bu. Çok güzel mizah anlayışı olan biri çünkü. A.R.O.G da bu durumu biraz olsun kurtarmıştı. Ama bu seferde izlenme oranı düştü, (beklenildiği üzere). Rakip olarak görünen Recep İvedik 2 nin gerisine düştü ama kaliteyi korumuş oldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;color:#CC0000;font-family:trebuchet ms;"&gt;Umut...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;A.R.O.G filmi birilerinin bu gidişi gördüğünü ve dur demek istediğini gösterdi. Tabi bunun en güzel örneği 6 yıldır televizyon ekranlarında ilk sıralarda bulunan Avrupa Yakası. Bizim kültürümüze çok yakın ve kaliteli mizah yapılan en güzel yapımlardan biri. Bir aralar Tatlı Hayat vardı. O dizi de uzun süre ekranlarda kaldı, gayette güzeldi. Bu tip yapımlarım uzun soluklu olması biraz olsun içimi rahatlatıyor. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;En azından seçme şansımız oluyor&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Yılmaz Erdoğan'ı eğer hiç izlemediyseniz herhangi bir filmini izlemenizi isterim. Kaliteli mizah ile ucuz mizah arasındaki farkı göreceksiniz.&lt;/span&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Savaşçı</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2009/02/savasc.html</link><category>Doğan Cüceloğlu</category><category>Psikoloji</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Tue, 17 Feb 2009 06:36:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-4438953689864286360</guid><description>&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Beğendiğim bir kitaptan alıntı yapacağım. Kitap Doğan Cüceloğlu'nun yazdığı meşhur &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-family: trebuchet ms;"&gt;Savaçşı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;. Eğer psikoloji ile ilgileniyorsanız tavsiye ederim. Aksi halde yan etkileri görülebilir, sıkıcı gelebilir. Arif Bey adında bir öğretmen ile Doğan Bey'in sohbetlerini içeriyor kitap. Arif Bey idealleri uğruna öğretmen olmuş ama çeşitli sebeplerden yanlış karar verdiğini düşünmekte. Doğan Bey de ona yardımcı olmaya çalışıyor. Bu gönderiyi yazmamın sebebi ise kitabın arkasındaki çok güzel bir söz. Daha fazla uzatmayıp sizle paylaşayım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="font-family: trebuchet ms;"&gt;e.e. cummings der ki:&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold;"&gt;Seni diğerlerinden farksız yapmaya&lt;br /&gt;bütün gücüyle çalışan bir dünyada,&lt;br /&gt;kendin olarak kalabilmek,&lt;br /&gt;dünyanın en zor savaşını vermek demektir.&lt;br /&gt;Bu savaş bir başladı mı,&lt;br /&gt;artık hiç bitmez!...&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>I am Sam</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2009/02/i-am-sam.html</link><category>Sinema</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Fri, 13 Feb 2009 09:17:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-8185188188025606890</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghXb_4Zrgr6RV3nNhvwEfmdNjdb_ST4cQSURLa7HS8_yJ6NAXnNh8_TuJkqL3FQ0EXE4ms81FlvSRK311Qnjxnvyu7mnG03TIdfS9PGzaeGJRiUgpL86RLDSdOawkX-Kwl8VlhkbP1xVHz/s1600-h/i_am_sam_ver1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 213px; height: 320px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghXb_4Zrgr6RV3nNhvwEfmdNjdb_ST4cQSURLa7HS8_yJ6NAXnNh8_TuJkqL3FQ0EXE4ms81FlvSRK311Qnjxnvyu7mnG03TIdfS9PGzaeGJRiUgpL86RLDSdOawkX-Kwl8VlhkbP1xVHz/s320/i_am_sam_ver1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5302178752456385730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;İzlediğim filmleri çok çabuk unutuyorum. İlk filmin ismini unutuyorum. Zamanla nasıl bittiğini, konusunu derken filmdeki kareleri unutmaya başlıyorum. "I am Sam" filmini daha yeni izledim. Bunu da unutmadan paylaşayım :)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Film zeka yaşı 7 olan bir adamın hayatını anlatıyor. Sam'in evsiz bir kadından çocuğu oluyor. Kadın da tabi çocuğu Sam'in üzerine bırakıp gidiyor. Çocuğu 6 yaşına kadar büyütüyor fakat çocuk zamanla babasının farklı olduğunu anlıyor. Bu fark aslında onlar için çok büyük bir problem değil ama devlet çocuğu Sam'dan alıp ona yeni bir aile arıyor. Sam çocuğu geri almak için avukat tutuyor. Filmin büyük bir kısmı da çocuğunu geri alma çabasını anlatıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;İzlemeye başladığınızda karşınızda acınacak halde bir adam duruyor. Kendisini bile zor idare eden Sam, çocuk büyütmeye çalışıyor. Fakat filmin sonuna doğru Sam'in bazı şeyleri birçok kişiden daha iyi yaptığını görüyorsunuz. O haldeki birinden bile öğrenilecek şeylerin olduğunu ispatlıyor film. Filmin başlarında fark edemediğim bir ayrıntıyı filmin sonuna doğru yönetmen resmen gözüme soktu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Filmde oyunculuk süperdi. Sam ve arkadaşları sanki rol yapmıyorlardı. Akıl hastahanesinden getirip film çektiklerini düşündürecek kadar iyidiler. Tabi çocuğu rolündeki Dakota Fanning ile avukatı Michelle Pfeiffer'ın da hakkını vermek gerek. Fırsat bulursanız izlemenizi tavsiye ederim.&lt;/span&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghXb_4Zrgr6RV3nNhvwEfmdNjdb_ST4cQSURLa7HS8_yJ6NAXnNh8_TuJkqL3FQ0EXE4ms81FlvSRK311Qnjxnvyu7mnG03TIdfS9PGzaeGJRiUgpL86RLDSdOawkX-Kwl8VlhkbP1xVHz/s72-c/i_am_sam_ver1.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Açgözlülük</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2009/02/acgozluluk.html</link><category>Açgözlülük</category><category>Üstün Dökmen</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Wed, 11 Feb 2009 19:11:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-5729244226915557962</guid><description>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bu aralar &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: trebuchet ms;" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Cst%C3%BCn_D%C3%B6kmen"&gt;Üstün Hoca&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;'nın kitaplarına merak sardım. Son kitabında (Küçük Şeyler 3: Yaşama Yerleşmek) güzel bir hikaye vardı açgözlülük üzerine. Üstün Hoca da bu hikayeyi Tolstoy'un bir kitabında okumuş. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Hikaye Yakutistan da geçiyor. Yakutların ilginç toprak satma yöntemi varmış. Toprak almak istediğinizde bir gün önceden alabileceğiniz toprağa oranla çok az bi para veriyormuşsunuz toprak sahibine. Sonraki gün  erkenden araziye gidiyormuşsunuz. Toprak sahibi size 4 tane kazık bir de çekiç veriyormuş. İlk kazığı bulunduğun yere çakıyorsun. Daha sonra istediğin yöne doğru gidip istediğin yerde ikinci kazığı çakıyorsun. Bu çizdiğin çizgiye dik olacak şekilde gidip üçüncü kazığı çakıyorsun. Dördüncü kazığı da ilk çizgiye paralel giderek çakıyorsun. Burdanda güneş batmadan ilk kazığa gidip dokunman gerekiyor. Yani sonuçta bir gün içinde dikdörtgen biçiminde bir alanı çeviriyorsun ve o topraklar senin oluyor. İlk bakışta toprak sahiplerinin zarar etmesi beklense de tam tersi oluyormuş. Sebebi de herkesin daha çok alanı çevirebileceği düşüncesiymiş. Daha fazla toprak alabilmek için kazıkları uzak çakanlar güneş batmadan ilk kazığa dokunamıyor, parası da arsa sahibine kalıyormuş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Hikayede adamın biri toprak almak için arsa sahibine parayı bir gün önceden yatırıyor. Sonraki gün güneş doğmadan arsa sahibiyle arsaya gidiyorlar. Güneş doğunca ilk kazığı çakıp koşmaya başlıyor. İlk kazığı çaktıkları yer tepe üstü bir alan. Epey bi gittikten sonra ikinci kazığı derken üçüncüyü de çakıyor. Çok fazla toprak almak istediği için dördüncü kazığı çaktığında güneşin battığını görüyor. Koştuğu için nefes nefese kalıyor. O kadar yorulduktan sonra güneşin battığını görünce üzülüyor tabi. Toprak sahipleri ilk kazığın yanında yani tepe üstünde. Dördüncü kazık ise bu tepenin eteğinde. Arsa sahipleri ilk kazığın olduğu yerden güneşin hala görüldüğünü söylüyor. Eğer batmadan yetişirsen bu toprağı sana vereceğiz diyorlar. Bu kişi de son bir nefesle düşe kalka birinci kazığa doğru koşuyor ve güneş batmadan önce ilk kazığa dokunuyor. Ama aşırı yorgunluktan kalp krizi geçiriyor ve hemen orada ölüyor. Arsa sahipleri adama üzülüp mezar kazıyorlar ve adamı orada defnediyorlar. Adam gün boyunca koca bir toprak çevirmek için uğraşırken gün sonunda sahip olduğu toprak sadece 2 metre uzunluğunda yarım metre genişliğinde bir toprak oluyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Açgözlülük elbette kötü bir davranış. Ama sadece elindeki ile yetinmek de gelişmeye, yeniliğe kapıları kapatmak olur. Bu iki arasında iyi bir denge kurabilmek dileğiyle..&lt;/span&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Klavye Düzeni</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2009/01/klavye-dzeni.html</link><category>F Klavye</category><category>Q Klavye</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Thu, 22 Jan 2009 07:53:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-8656203135808563582</guid><description>&lt;blockquote style="font-family: trebuchet ms;"&gt;F klavye eskilerde kullanılan ve sadece Türkçe için geliştirilmiş br klavye düzenidir. Günümüzde kullanılan Q klavye ise F klavyeden sonra çıkmış ve daha hızlı yazmamızı sağlayan bir klavye düzenidir.&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt; diyorsanız dumur olmaya hazır olun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-family: trebuchet ms;" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjLxWOb9nfhH7rzRaE_glznuBlaLFCfr97Y9S6yBOwW9icbQuhJ-HU1vMFeXHuCOIc5lLcsJf4O5eFQ4f6qqIpAOeMOSSTei0FMuJqb3llCUlfeBveOwRST-o1Y6YIiuPerAf3vnZsKVWI_/s1600-h/68758930_e62c75d51d.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjLxWOb9nfhH7rzRaE_glznuBlaLFCfr97Y9S6yBOwW9icbQuhJ-HU1vMFeXHuCOIc5lLcsJf4O5eFQ4f6qqIpAOeMOSSTei0FMuJqb3llCUlfeBveOwRST-o1Y6YIiuPerAf3vnZsKVWI_/s320/68758930_e62c75d51d.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5294008197797606866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Ben daha önce hiç F klavye ile Q klavye arasındaki farkları araştırmamıştım. Merak etmemiştim çünkü. Ama yukardaki gibi bi önyargı vardı kafamda. Q klavyeye de alışkın olduğum için değiştirmeyi düşünmüyordum. Az önce masaüstümde öylece duran bi e-dergiye takıldı gözüm. Bir iki hafta önce ozgurlukicin.com adresinden indirmiştim. İndirdiğim gün sadece başlıklara bakıp kapatmıştım. Bugün açıp tekrar başlıkları gezdim. Son konu ilginç geldi başladım okumaya. Ali Erkan İmrek'in yazdığı bu konu F klavye ile Q klavyeyi anlatıyordu. Biraz özetleyeceğim size ilginizi çekerse sizde bu &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: trebuchet ms;" href="http://www.ozgurlukicin.com/e-dergi/"&gt;adresten&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt; indirip okuyabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Q klavye daktilolardaki bir problemi çözmek için geliştirilmiş bir düzenmiş. Daktilolarda hızlı yazdığınızda vuruşları yapan kolların birbirine takılıp kalma ihtimalleri yüksek olduğu için, Cristopher Latham Sholes İngilizcede en çok kullanılan harfleri parmakların zor ulaşacağı yerlere koymuş. Böylece hızlı yazmayı biraz olsun engellemiştir. Tarih olarak 1870'li yıllarda geliştirildi diyebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;F klavye ise İhsan Sıtkı Yener tarafından 1950'li yıllarda Türkçe için geliştirildi. Bu düzen ile uluslararası daktilografi ve steno yarışmalarında 28 defa dünya birinciliği kazanılmış. F klavye Türkçe için geliştirilmesine rağmen İngilizce metinlerde de Q klavyeden yaklaşık 2 kat daha hızlıymış. 1990'lı yıllara kadar Türkiye'de en çok kullanılan klavye düzeni olmasına rağmen dizüstleriyle bu düzen Q klavyeye doğru değişmiş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Ben F klavyeyi denemeyi düşünüyorum. Klavye üzerine etiket yapıştırarak bi eski, pardon yeni, klavye düzenine alışmaya çalışacam. İşte ücretsiz F klavye çalışabileceğiniz bir &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: trebuchet ms;" href="http://www.turkegitim.net/klavye.aspx"&gt;site&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;. &lt;/span&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjLxWOb9nfhH7rzRaE_glznuBlaLFCfr97Y9S6yBOwW9icbQuhJ-HU1vMFeXHuCOIc5lLcsJf4O5eFQ4f6qqIpAOeMOSSTei0FMuJqb3llCUlfeBveOwRST-o1Y6YIiuPerAf3vnZsKVWI_/s72-c/68758930_e62c75d51d.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Pardus'tan Nağmeler..</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2008/10/pardustan-nameler.html</link><category>Linux</category><category>Pardus</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Sat, 18 Oct 2008 06:25:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-953448416390799500</guid><description>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Cem Yılmaz'ın bir reklam filmi vardı. Reklamda geleceğe gidiyolar ve torunuyla beraber bir parka oturuyor. Heykelinin üzerine pisleyen kuşlar içinde "Herşeye bi çare buldular, şu kuşların heykellere pislemesine bi çare bulamadılar!" diyordu. Ben de bu güzel sloganı alıp şöyle değiştirmek istiyorum: "Herşeye bi çare buldular, şu linux dağıtımlarındaki çözünürlük problemlerine bi çare bulamadılar!"&lt;br /&gt;Evet linux dağıtımları son kullanıcılara ulaşabilmek için verdiği mücadelede iki büyük eksiklik var. Biri ekran kartlarını tanıma, diğeri ise internet erişimi (genellikle kablosuz internet). Son kullanıcının ilk dikkat ettiği ve üstesinden gelemeyince önceki işletim sistemlerine dönmesine neden olduğu iki büyük neden. Suçlu donanım üreticileri ya da linux geliştiricileri olabilir, ya da ısrarla Windows kullanan biz kullanıcılar. Ben burda suçlu aramıyorum. Çözülmesi gereken bi problemi ortaya koyuyorum. Yeni sürümlerde de çözüleceğine eminim. Hatta Ubuntu gibi büyük linux dağıtımları büyük bir kısmını halletmiş durumda. Son iki gündür bu sorunlar ile uğraştığım için yazma ihtiyacı hissettim.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgA2OxgGsxQXuwBhZ7dVxTTHHc-T4jlp7z3-m0pstFMaxqEUetGNxynQ4Lt_qxqB1puBtF1m4dI3Uexi3IVsb64Ce8Or0DJgbMAhJYIChmRjbeq85ux2ZTDMuLMj-1eDc1lLwYVtuAeGwsD/s1600-h/15_pardus_ve_hunrobotx.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgA2OxgGsxQXuwBhZ7dVxTTHHc-T4jlp7z3-m0pstFMaxqEUetGNxynQ4Lt_qxqB1puBtF1m4dI3Uexi3IVsb64Ce8Or0DJgbMAhJYIChmRjbeq85ux2ZTDMuLMj-1eDc1lLwYVtuAeGwsD/s320/15_pardus_ve_hunrobotx.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5258353002310835346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pardus 2006 dan beri kullanımda. İlk sürümü yetersiz ve eksiklerle dolu da olsa, ulusal bi işletim sistemi olduğundan kendini affettirdi. 2007 deki sürüm ise kullanılabilirliği olan bir sürüm oldu. Derken 2008 geldi. Bu süreçte çok iyi iyileştirmeler yapıp piyasada kalıcı olacağını gösterdi. CeBİT fuarında Pardus'un proje yöneticisi Dr. Erkan Tekman özel ve resmi birçok kurumda bu işletim sisteminin kullanılmaya başladığını söylemişti. Hatta şuan Asker Alma Dairesi (ASAL)  bütün bilgisayarlara Pardus'u kuruyormuş. Yakın zamanda bunun daha birçok örneğini göreceğimizi düşünüyorum. Bütün devlet kurumlarının Pardus'u kullanmaları ve otomasyon sistemlerini de linux de geliştirilmiş açık kaynak yazılımlar ile sağlamaları hayal değil. Bu konudaki bir eksiklik de altyapı. Bütün okullarda bilgisayar var ve ilköğretimlerden başlayarak her çocuk bilgisayar öğreniyor. Bu çocuklar ilk Pardus ile tanışsa ve ileride çalıştığı şirkette karşısına Pardus çıkınca şaşırıp kalmasa daha bi iyi olurdu.&lt;br /&gt;Bende bu amaçla kardeşlerimin Pardus ile tanışması için evdeki masaüstüne ikinci işletim sistemi olarak Pardus kurdum. Herşey böyle başladı :)&lt;br /&gt;NVidia GeForce 7300 SE bir ekran kartım, 19' geniş ekran bi monitörüm ve Airties WUS-201 wireless adaptörüm var. Fakat ne internete girebiliyorum (wireless adaptörü algılayamıyor) ne de ekran çözünürlüğünü 800x600 den farklı bi çözünürlük ile değiştirebiliyorum (ekran kartını da tanımıyor). Önce internet için uğraştım. Dizüstü yardımıyla internette problem ile ilgili çözümleri araştırdım ve tavsiye üzerine airties ın windows için ürettiği sürücüyü indirdim ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ndiswrapper &lt;/span&gt;yardımıyla kurum. Tuhaf isimli bi adaptör buldu ve yeni bir ağ bağlantısı oluşturarak internete girdim (Sorun çözülmedi ama; bilgisayarı tekrar açtığımda ayarlar gidiyor, internete bağlanabilmem için bu ayarları tekrar yapmam gerekiyordu). İnternete girdikten sonra ikinci problem ekrantı tanımı idi. Hazır internet cayır cayır veri alıyorken bu konuyu da araştırdım ve birçok çözüm buldum. Hepsini denedim ama olmadı. Pardus 2008 deki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Görüntü Yöneticisi&lt;/span&gt; ile yapılandırıyorum ama bu değişiklikler &lt;span style="font-style: italic;"&gt;xconf &lt;/span&gt;dosyasına yansımıyor. El ile değiştiriyorum yeniden başlattığımda &lt;span style="font-style: italic;"&gt;X Server&lt;/span&gt; gelmiyor. Başlarken ekranı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ön tanımlı&lt;/span&gt; değilde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tekrar tanı&lt;/span&gt; seçeneği ile açıyorum yine &lt;span style="font-style: italic;"&gt;X Server&lt;/span&gt; çalışmıyor. nvidia nın yeni sürücüleri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;pisi &lt;/span&gt;de onları kurun diyolar, onu zaten bu işin en başında kurmuştum. Tesadüfen bir çözüm buldum. CD takılı iken pardusu kurma ekranına geldiğimde  orada ekranı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tekrar tanı&lt;/span&gt; diyorum, tanıyor ve çok iyi bir çözünürlükte sistem yüklemesine devam ediyorum. Ama bilgisayar kurulu Pardus'ta bu işlemi yapınca tanımıyordu. İlginç bi durum. CD il tekrar başlatıp kurmaya başlamadan önce &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tekrar tanı&lt;/span&gt; dedim. Kurulu olan Pardus'u silip yeniden yüklemeye böyle başladım. Yine problem çıkabileceğini düşünüyordum ama kurulum tamamlandıktan sonra bi problem ile karşılaşmadım. Pardus kartımı tanımış, çok iyi bir çözünürlükte çalışıyordu ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Görüntü Yöneticisinden&lt;/span&gt; değiştirilen her ayarı algılayabiliyordu. Tabi bu durum wireless adaptör için geçerli değil. Ondaki problem devam ediyor. Onu da daha önce yaptığım gibi tekrar kurdum. Fakat bu sefer bilgisayarı her açmamda tekrar tanıtmam gerekmiyor. Windows da bi problem olunca kapatıp yeniden açarız ve sorun esrarengiz bi biçimde düzelir ya, demek linux'un da kendine özgü gizemli durumları var.&lt;br /&gt;Bayadır yazmıyordum. Olayı fazla uzattıysam affola. İki gündür uğraşıyodum. Bu yaptıklarımın özeti sadece ;)&lt;br /&gt;Ha şunu da söyleyeyim. Pardus'un her sürümünü için verilen isimler bildiğiniz gibi anadoluda soyu tükenmekte olan kedi türlerinin isimleri. Çok anlamlı olmuş bu bence. Sürümleri noktalı sayılarla veya anlamsız harfler ile isimlendirmekten çok daha iyi böylesi.&lt;br /&gt;Yazının başında olduğu gibi kapanışıda bir sloganla yapalım: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"You will never walk alone. Forza Pardus "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgA2OxgGsxQXuwBhZ7dVxTTHHc-T4jlp7z3-m0pstFMaxqEUetGNxynQ4Lt_qxqB1puBtF1m4dI3Uexi3IVsb64Ce8Or0DJgbMAhJYIChmRjbeq85ux2ZTDMuLMj-1eDc1lLwYVtuAeGwsD/s72-c/15_pardus_ve_hunrobotx.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Tekstilde İlerleme</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2008/05/tekstilde-ilerleme.html</link><category>Tekstil</category><category>Yelek</category><category>Yenilik</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Tue, 6 May 2008 23:53:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-6195002722027627490</guid><description>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Yıllardır tektilcilerden şikayet ediyordum. Bunca yıldır giysilerde değişkenlik gösteren özellikler: renkleri, kesim farklılıkları, kumaş türü, dikiş farklılıkları,.. v.b. idi. Bu da moda zaten, bir gelişme belirtisi değil. Birçok sektör önemli gelişmeler gösterirken tekstildeki bu durgunluk canımı sıkıyordu. Hatta her yıl mezun olan testil mühendislerinin de bilişime kaydığını düşünmeye başlamıştım.&lt;br /&gt;İlk nano teknoloji çıktı ve birçok sektörü etkilediği gibi tekstili de etkiler gibi oldu. Kırışmayan gömlekler, yanmayan giysiler gibi. Ama aradığım bu değildi. Temel ihtiyaçlara cevap veremiyordu tekstil. Tek istediğim kışın bir gömlek ile dışarı çıkabilmek ve üşümemek. Yazın ise giyeceğim bir tişörtün beni serin tutmaya yetmesi. Biraz hayal gibi görünse de imkansız değil! Tek yapılması gereken bu durumun tekstil mühendisleri tarafından bir problem olarak ele alınması ve üzerinde çalışılması.&lt;br /&gt;Reklam gibi olacak ama varsın olsun. Hatta tekstile katkılarından dolayı ismini büyük harflerle yazıyorum &lt;a href="http://www.ubergizmo.com/15/archives/2008/05/nike_precool_vest.html"&gt;&lt;strong&gt;NIKE&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt; firması sporcular için özel bir yelek geliştirdi.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; DISPLAY: block; TEXT-ALIGN: center" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197761394425578978" border="0" alt="" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhv1761mvfbV3WB8VeuguIPc21-AHuaPqAxhBZDY3GUUo9hca8OfNaIapgxyeTG_Ju0xyuHWuxV52ypMkupkDpTm7jOw_F5Zz96irVOniT2BXdiiNlq1KjJzjOhNU9rtVTwptgUpsjhkrkL/s400/nike-precool-vest.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;Bu yelek 2 kısımdan oluşuyor. İç kısmında soğuk su bölümleri, dış kısmında ise alüminyum kaplama yer alıyor. İşlemci soğutucularına benzeyen bu yeleği sporcular için yapmışlar ama herkesin kullanımına sunuyorlarmış.&lt;br /&gt;Göründüğü üzere gayet kaba ve kullanımı zor bir yelek fakat insanlarda ısınma problemini ele aldıkları için &lt;strong&gt;NIKE&lt;/strong&gt; firmasını tekrar kutluyorum. Artık bütün tekstil sektörü insanlardaki soğuma ve ısınma problemine el atıp daha kullanışlı ve giyilebilir bir giysi için çalışmalara başlasınlar.&lt;br /&gt;Bu arada bu haberden haberdar olmamı sağlayan &lt;a href="http://www.zamazing.org/yazi/vucut-isisini-dusuren-sporcu-yelegi"&gt;arkadaşa&lt;/a&gt; teşekkürü bir borç bilirim...&lt;/span&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhv1761mvfbV3WB8VeuguIPc21-AHuaPqAxhBZDY3GUUo9hca8OfNaIapgxyeTG_Ju0xyuHWuxV52ypMkupkDpTm7jOw_F5Zz96irVOniT2BXdiiNlq1KjJzjOhNU9rtVTwptgUpsjhkrkL/s72-c/nike-precool-vest.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>South Park</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2008/05/south-park.html</link><category>Dizi</category><category>Eğlence</category><category>Komedi</category><category>South Park</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Tue, 6 May 2008 03:20:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-7960257564079791342</guid><description>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;İsterseniz bilmeyenler için önce South Park'ın doğuşunu anlatalım:&lt;br /&gt;1992 yılında Colorado Üniversitesinde öğrenci olan ve film sınıfında tanışan Trey Parker ile Matt Stone'un çıkardığı Jesus vs. Frosty adlı küçük maliyetli film South Park'ın ilk kıvılcımıdır. &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=FcV8bIqhflE"&gt;Jesus vs. Frosty&lt;/a&gt;'daki karakterler daha sonra Jesus vs. Santa'da ve South Park'taki karakterlerin temelini oluşturur. 1995 yılında bu filmi görüp beğenen FOX yöneticisi Brian Graden, Trey Parker ile Matt Stone'a yeni bir kısa film yapmasını önerir. Yapılan yeni kısa film Jesus vs. Santa'dır. &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=gHgI0-K0Wn0&amp;amp;feature=related"&gt;Jesus vs. Santa&lt;/a&gt; büyük bir ilgi görür ve internette yayılmaya başlar. FOX bu başarının ardından Trey Parker ve Matt Stone ile dizi yapımı için anlaşma imzalar ve 13 Ağustos 1997 de South Park serisi başlar.&lt;br /&gt;South Park eleştirel komedi türünde bir cizgi dizidir. Bu iki özelliğinide layıkıyla yerine getiriyor. Konularını Amerika'nın veya dünya'nın gündeminden alıyorlar. Dizi Amerika'nın Colorado eyaletinde bulunan South Park kasabasında geçiyor. Asıl karakterler bu kasabanın sakinleri, başrolde ise 4 tane ilköğretim öğrencisi var: Cartman, Kyle, Stan ve Kenny.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de müjdem var. Yakın zamanda değiştirdikleri web siteleri ile bütün bölümlerini internetten izlenebilir yaptılar. Tek kısıtlama yeni yayımlanmış bölümlerde var. Yeni yayımlanmış bölümlerin üzerinden 1 ay geçmesi gerekiyor izleyebilmek için. Bölümleri izleyebileceğiniz &lt;a href="http://www.southparkstudios.com/episodes"&gt;adres&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölümler birbirinden bağımsız olduğu için karışık izleyebilirsiniz. Eğer hepsini izleme imkanınız varsa sıra ile izlemenizi tavsiye ederim. Ne kadar bağımsız da olsa ufak espiriler geçebiliyor bir önceki bölüm ile ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce Family Guy ya da Simpsons dizilerini izlemişseniz uyarıyorum: Bu dizi sizi daha önce izlediğiniz komedi dizilerinden alıkoyabilir. Alışkanlık yapması durumunda sorumluluk tamamen size aittir. Müessesemiz sorumluluk kabul etmemektedir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç karakteri tanıtayım:&lt;br /&gt;&lt;div style="display:table"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="display:table-row"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhcIjEt58mxQyDdy8JJ-BpUReYE3p9hG_l45dpmG1gjYTUQWD1vMyBiv_XPlkpXQGcRKP9-x8uIpPTlGy3xLedW2dyAjXTKdxfbdo5n5j4OaKqJvx4n0ZQz-K8iFJPwASk2J1arWQ88fgRk/s1600-h/401_cartman_prisoner.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 107px; height: 80px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhcIjEt58mxQyDdy8JJ-BpUReYE3p9hG_l45dpmG1gjYTUQWD1vMyBiv_XPlkpXQGcRKP9-x8uIpPTlGy3xLedW2dyAjXTKdxfbdo5n5j4OaKqJvx4n0ZQz-K8iFJPwASk2J1arWQ88fgRk/s200/401_cartman_prisoner.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197349624948866418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 204, 255);font-size:100%;" &gt;Eric Cartman :&lt;/span&gt; Evet dizinin vazgeçilmezi. Biraz bencil bir arkadaş. Yahudileri (ve tabi Kyle'ı) hiç sevmez. Tam bir hitler hayranı. Bölümlerdeki bir çok plan Cartman'ın dehası ile ortaya çıkıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="display:table-row"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi2lc59-Z51fmxDze0zox4eZIsXrala-RSutYD1uFWZBNR-Uq313vdX1o4GPmFqU9B5UbPOJYVX_Jg8SaVhTfZ9scby4DJqSXUlSRxTTvfEqXrzs9byScBJzZj1Fx1Qts1SchfyKccqYQ48/s1600-h/3a.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 107px; height: 79px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi2lc59-Z51fmxDze0zox4eZIsXrala-RSutYD1uFWZBNR-Uq313vdX1o4GPmFqU9B5UbPOJYVX_Jg8SaVhTfZ9scby4DJqSXUlSRxTTvfEqXrzs9byScBJzZj1Fx1Qts1SchfyKccqYQ48/s200/3a.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197350187589582210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255); font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;Stan Marsh :&lt;/span&gt; Sıradan bir karakter. Biraz duygusal. Resimde arkadaki Stan'in kız arkadaşı Wendy. Onunla her konuşma denemesinde konuşamayıp kusuyor. Kyle'ın da en samimi arkadaşı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="display:table-row"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjOiE1V1733x0u4Bfsta86HmBYKOY_ShFXWDf4H0fcOGBvBRmGcMqGcWfUYxi_EIR9fKwjzfKT_yu5ATpEKNpJrxvTV3To1OuRTuw5WMeioQvLWg4URxa4joXPcZKaEzdKhEdSPDhBH37ed/s1600-h/2a.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 107px; height: 80px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjOiE1V1733x0u4Bfsta86HmBYKOY_ShFXWDf4H0fcOGBvBRmGcMqGcWfUYxi_EIR9fKwjzfKT_yu5ATpEKNpJrxvTV3To1OuRTuw5WMeioQvLWg4URxa4joXPcZKaEzdKhEdSPDhBH37ed/s200/2a.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197350587021540754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 204, 255);font-size:100%;" &gt;Kyle Broflovski : &lt;/span&gt;Ailesi ve kendisi yahudi olan Kyle bu 4 kişilik arkadaş grubunun en akıllılarından. Babası önemli bir avukat, annesi ise toplumsal örgütlere başkanlık yapan biri. Bir de Kanadalı kardeşi var Kyle'ın. Bütün Kanadalılar gibi çenesi ile kafası ayrı iki parça. En büyük derdi Cartman.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="display:table-row"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgO1LnYFDhgCt7U2dhoksFuwennsk3QQfGveqw6uApmgshyphenhyphenQ7VxwV8tw6f9wrWqby09WENRjESy23nvmqBxDtkSYlCoDEB_zyv9azl1Nl61qgB9M6AOM3StOkaPsNdTIWZFYa8UQ9RdadvY/s1600-h/4a.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 108px; height: 80px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgO1LnYFDhgCt7U2dhoksFuwennsk3QQfGveqw6uApmgshyphenhyphenQ7VxwV8tw6f9wrWqby09WENRjESy23nvmqBxDtkSYlCoDEB_zyv9azl1Nl61qgB9M6AOM3StOkaPsNdTIWZFYa8UQ9RdadvY/s200/4a.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197350866194415010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 204, 255);font-size:100%;" &gt;Kenny McCormick :&lt;/span&gt; Bu karakter bize pek yabancı değil. Bu dizideki rolü fakir aile çocuğu. Giydiği elbiseyi bütün dizi boyunca 1 ya da 2 kez çıkaartmıştır. Bu elbise yüzünden söyledikleri net anlaşılmıyor. Her bölümde (son bölümlerde bu durum değişiyor) ölerek kimseyi şaşırtmayan bir karakter. Öldüğünde diğer bölüm tekrar geliyor tabi. Bunun bir istisnası var ama onu da siz keşfedin.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="display:table-row"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPzXqG1ZKkhUVWWHF1Rx3796ducad_DxEoLeoEu3mgoZlB2V1dBuOtOyJB6oWtQA_tWPVnCG5DrlgfyySdgo80VSLODR-_P_xgASacZsUHRe6pPY02w_K_A-rY54AVR7apOQfowzL14xZt/s1600-h/74a.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 108px; height: 81px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPzXqG1ZKkhUVWWHF1Rx3796ducad_DxEoLeoEu3mgoZlB2V1dBuOtOyJB6oWtQA_tWPVnCG5DrlgfyySdgo80VSLODR-_P_xgASacZsUHRe6pPY02w_K_A-rY54AVR7apOQfowzL14xZt/s200/74a.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197351158252191154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 204, 255);font-size:100%;" &gt;Butters :&lt;/span&gt; Dizinin en saf karakterlerinden kendisi. Sürekli ailesi onu cezalandırdığı için yoğurdu bile üfleyerek yemek zorunda kalıyor. Fakat Cartman'ın planlarında başrol oynamaktan kurtulamıyor. Ha bu arada kasabanın en iyi dansçısı olduğunu da eklemek istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="display:table-row"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgj4e5dJnvYXe-cdiaMhgm7FEB9OAbjY98KQf366B8nwFJjEAWw7Ymy21MXyTCym1vCwa3b9GPXkWeAbexv2nbZ3IYqdO-_sXZDuXUveUMUmw3k4Hf0vIpSs1dqPf_oIpZcTbbcCQQsAn4l/s1600-h/98a.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 107px; height: 80px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgj4e5dJnvYXe-cdiaMhgm7FEB9OAbjY98KQf366B8nwFJjEAWw7Ymy21MXyTCym1vCwa3b9GPXkWeAbexv2nbZ3IYqdO-_sXZDuXUveUMUmw3k4Hf0vIpSs1dqPf_oIpZcTbbcCQQsAn4l/s200/98a.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197351536209313218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 204, 255);font-size:100%;" &gt;Jimmy :&lt;/span&gt; Resimden de anlaşılacağı üzere bacaklarında problem olan bir arkadaş. Ayrıca resimden görülmeyen özelliği ise kekeme olması. Yalnız kekeme olması espiri yapmasına engel olmuyor. Süper bir stand-up çı. Benim en çok sevdiğim karakterlerden biridir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="display:table-row"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg-bts9MVS-pXcV4HdCK_dzdv_FsHw_aFkm_LxjfNXNpffVyMLb_cEwzt4VxTFmPLXCYGaZe_vWwvFTU9YLD-jDeSYdY76q6zsIihT_KAWcwxWh1-YY6n9q7o7FOz5qJYrAZCmruE0oOFU2/s1600-h/53a.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 107px; height: 80px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg-bts9MVS-pXcV4HdCK_dzdv_FsHw_aFkm_LxjfNXNpffVyMLb_cEwzt4VxTFmPLXCYGaZe_vWwvFTU9YLD-jDeSYdY76q6zsIihT_KAWcwxWh1-YY6n9q7o7FOz5qJYrAZCmruE0oOFU2/s200/53a.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197351871216762322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 204, 255);font-size:100%;" &gt;Mr. Marsh :&lt;/span&gt; Stan'in jeoloji mühendisi babası, Mr. Marsh. Soğukkanlılıkla uzaktan yakından alakası olmayan biri. Biraz da duygusal. Babalık duyguları kabardığında Rambo bile olabiliyor. Şu an işi ve eşi olan biri olmasına rağmen gençliğinde hippi idi. Benim favorim başta Cartman'dı fakat dizinin ortalarında Randy'nin de fazla diziye girmesiyle artık favorim Randy Marsh. Go Randy!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="display:table-row"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjFuz1e5xftrGW2mPcvgHMrd6cqMbhBRbIoTHv04jRNjHrLH1FnTJEu5f_o2ecr9f9BaitGhCTB4GDorVtda-ueZb6KZHwKumLFi1kY5eCJjx6Lf-I1VvoJbcfw4J62LJiFUruvJOL-xH4B/s1600-h/49a.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 107px; height: 80px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjFuz1e5xftrGW2mPcvgHMrd6cqMbhBRbIoTHv04jRNjHrLH1FnTJEu5f_o2ecr9f9BaitGhCTB4GDorVtda-ueZb6KZHwKumLFi1kY5eCJjx6Lf-I1VvoJbcfw4J62LJiFUruvJOL-xH4B/s200/49a.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197352133209767394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 204, 255);font-size:100%;" &gt;Mr. Mackey :&lt;/span&gt; İlköğretim okulunun danışman öğretmeni. Kafası vücudunun 2 hatta 3 katı büyüklükte. Çok sakin konuşabilen biri. Cümlelerinin çoğunun sonunda "Okey" yerine "mmmkey" lafını duyabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhcIjEt58mxQyDdy8JJ-BpUReYE3p9hG_l45dpmG1gjYTUQWD1vMyBiv_XPlkpXQGcRKP9-x8uIpPTlGy3xLedW2dyAjXTKdxfbdo5n5j4OaKqJvx4n0ZQz-K8iFJPwASk2J1arWQ88fgRk/s72-c/401_cartman_prisoner.gif" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Jeff Dunham</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2008/04/jeff-dunham.html</link><category>Achmed</category><category>Jeff Dunham</category><category>Kukla Gösterisi</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Sun, 6 Apr 2008 21:33:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-8402632130492516838</guid><description>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Gülmeyi seviyorsanız izlemenizi istediğim bir video sunacağım size. O bir kuklacı, &lt;a href="http://www.jeffdunham.com/"&gt;Jeff Dunham&lt;/a&gt;. Bir arkadaşın tavsiyesi ile izledim ilk gösterisini. Kuklalara çok güzel mimik katıyor. Seslendirme ise mükemmel. 5 farklı kukla karakteri var ve hepsi birbirinden komik. &lt;br /&gt;Sonuçta hepsinin ustası aynı olduğu için bu doğaldır diyebilirsiniz fakat her karakter gerçekten farklı biri oluveriyor. Espiriler ise zekice hazırlanmış.&lt;br /&gt;Youtube a altyazısı ile ekleyen arkadaşa teşekkür ediyorum, çünkü altyazısız anlamak biraz güç özellikle Walter karakterini.&lt;br /&gt;İzleyeceğiniz gösteri "Spark Of Insanity" adlı 1 saat 20 dakikalık bir gösterinin sadece 10 dakikalık bir kısmını oluşturuyor. Bu gösteride Achmed adında ölmüş bir terörist var. Eğer youtube yasak yememiş ise işte gösteri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center" style="background-position: center; background-image: url(https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjm_0UD6lDRadRU4jNGKU_eWDgPZQ2M5hb3WNEf3otJvOgAqYkakrUhPZVW-HJd0o_JFUW4LmRtChCTiuXCOOMD8EQoM3HHD_aFU4GDc_K7zinXsGULRIQAhSnnrJdnddLb5vQY7Eu0CAX4/s400/YouTube.png); background-repeat: no-repeat;" align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="355" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/fB0JdVzMTIY&amp;amp;hl=en"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/fB0JdVzMTIY&amp;amp;hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" height="355" width="425"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Evet başlıyoruz..</title><link>http://batikgemi.blogspot.com/2008/04/evet-balyoruz.html</link><category>başlangıç</category><category>ilk yazı</category><author>noreply@blogger.com (FirsTiger)</author><pubDate>Thu, 3 Apr 2008 01:49:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3469120542044592684.post-7790015715915139864</guid><description>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;Kafama nerden esti bilmiyorum ama ilk kez bugün bir blog yazma ihtiyacı hissettim. Tamda vizelerin arifesinde böyle bir işe kalkıştım. Buna değeneceğini umuyorum. &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'trebuchet ms';"&gt;Akşam eve geldiğimde ilk işim tabi ki ücretsiz blog servisi sağlayan siteleri gezmek olmadı. Bomba gibi bir maç vardı televizyonda (Fenerbahçe-Chealse). Maçta istediğimizi aldık(2-1) ve rövanşı dört gözle beklemeye başladık. Rövanşı beklerken aklıma şu blog işi geldi ve bu servisi sağlayan siteleri gezdim. Blogger ın arkasındaki şirketin &lt;a href="http://www.blogger.com/about"&gt;Google&lt;/a&gt; olduğunu öğrenince rengim yavaş yavaş belli olmaya başlamıştı. Volkan arkadaşımın da tavsiyesi ile ilk sözleşmemi Blogger ile imzaladım. Tüm sanal aleme hayırlı uğurlu olsun..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total></item></channel></rss>