<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" gd:etag="W/&quot;A0cDSXo_fyp7ImA9WhVQEEU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028</id><updated>2012-03-30T01:31:18.447-05:00</updated><category term="kamusal mallar ve hizmetler" /><category term="Yazar - Dr. Levent Bulut" /><category term="Yazar - Misafir" /><category term="kredi derecelendirme" /><category term="mutluluk ekonomisi ve sosyal sermaye" /><category term="reel ekonomi" /><category term="Matematik ve oyunlar teorisi" /><category term="politik Ekonomi" /><category term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><category term="Risk Yönetimi" /><category term="Merkez Bankasi" /><category term="Ekonomi Haberleri" /><category term="teknik yazilar" /><category term="adaletli paylaşım ve refah" /><category term="Yazar - Dr. Jeff Yavuz" /><category term="Politika" /><category term="Yazar - Dr. Hadi Yektas" /><category term="Yazar - Dr. Cahit Guven" /><category term="Yazar - Bumin Yenmez" /><category term="İktisat Teorisi" /><category term="kariyer yazilari" /><category term="Video" /><category term="Yazar - Dr. İsa E. Hafalır" /><category term="Bulasici krizler" /><category term="2008 global finansal krizi" /><category term="Genel kültür" /><category term="mülkiyet hakları" /><category term="Yazar - Sinan Ertemel" /><category term="tüketim ekonomisi" /><category term="Yazar - Dr. Can Dogan" /><category term="finans piyasalari" /><category term="Kitap değerlendirmeleri" /><category term="iktisadi durgunluk" /><category term="Yazar - Meryem Tekin" /><category term="finansal mühendislik" /><category term="piyasa başarısızlığı" /><category term="mekanizma tasarimi" /><category term="Para teorisi" /><category term="Yazar - Ibrahim Ergen" /><category term="Yazar - Dr. Faruk Ballı" /><category term="ampirik analiz ve data" /><category term="Fiyatlar ve faiz oranları" /><category term="Kredi ve Mortgage Piyasasi" /><category term="Bankacılık ve Denetleme" /><category term="is piyasasi" /><category term="Yazar - Indrit Hoxha" /><category term="serbest piyasa" /><category term="Krizler" /><category term="sosyal bilimler" /><category term="Vergi" /><title>Ekonomi G</title><subtitle type="html">Ekonomi G (Ekonomici olarak okunur) guclu kadrosuyla dunya ekonomisinin nabzini tutuyor</subtitle><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/" /><link rel="next" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false&amp;v=2" /><author><name>Cafer T. Yavuz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04545909643748475027</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="22" height="32" src="http://2.bp.blogspot.com/_rULEFP7BcP0/SSxEYKlrmdI/AAAAAAAAAkU/8uDhMG-sTIQ/S220/cty_oct08_head.jpg" /></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>185</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/atom+xml" href="http://feeds.feedburner.com/EkonomiG" /><feedburner:info uri="ekonomig" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:browserFriendly></feedburner:browserFriendly><entry gd:etag="W/&quot;DUcGR3s5fSp7ImA9WhZaFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-604997058203146688</id><published>2011-07-02T00:16:00.017-05:00</published><updated>2011-07-02T23:23:46.525-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-02T23:23:46.525-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel kültür" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Fiyatlar ve faiz oranları" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="adaletli paylaşım ve refah" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="politik Ekonomi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="iktisadi durgunluk" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kamusal mallar ve hizmetler" /><title>Doğu (Asya kıtası) niye geri kaldı? İktisadi bir analiz</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-6XSsJSgXVjk/Tg6t4Lnk8kI/AAAAAAAAAo4/17Xii4DBDfU/s1600/Timur%2Bkuran%2B2.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 132px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-6XSsJSgXVjk/Tg6t4Lnk8kI/AAAAAAAAAo4/17Xii4DBDfU/s200/Timur%2Bkuran%2B2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5624624165335396930" /&gt;&lt;/a&gt;Duke Üniversitesi'nden profesör Timur Kuran'ın son birkaç yıldır İstanbul'daki 17. yy Osmanlı mahkeme kayıtlarına dayandırarak yaptığı güzel arşiv çalışmaları var ve bunların neticesi &lt;a href="http://alisveris.iskulturyayinlari.com.tr/aramasonuc.asp?SearchTerm=timur&amp;x=0&amp;y=0&amp;Page=1"&gt;İş Bankası Kültür Yayınlarından 10 ciltlik bir eser&lt;/a&gt; olarak çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Kuran'ın Osmanlı ve Ortadoğu'nun özellikle son 3 asırdır geri kalmış olmasınin nedenleri ile ilgili kışkırtıcı ve kurgusal denebilecek türden orijinal tezleri var. Özellikle İslam hukukunun 10. yy'dan itibaren "içtihat (yorumlama) kapısı kapanmıştır" denerek yeniliklere ve yeniden yorumlara engellenmiş olmasının bu geri kalmışlıkta başlıca nedeni oynadığının altını çiziyor. İktisadi ve ticari hayattaki durağanlık 1000 yıllık bir süreçte Batı dünyası ile Doğu dünyası arasında bir kırılma meydana getirdiğini ve bunun gittikçe derinleştiğini belirtiyor. Kuran'ın bu konu ile ilgili çalışmaları hakkında daha ayrıntılı bilgiyi kendi (&lt;a href="http://econ.duke.edu/people/kuran"&gt;http://econ.duke.edu/people/kuran&lt;/a&gt;) adresindeki web sayfasından edinebilirsiniz. Prof. Kuran'ın tezlerini kabul edersiniz veya etmezsiniz o okuyucuya kalmış bir şey. Ne var ki bu önemli araştırmacının en azından tezlerini ciddiye alıp bir kulak vermekte yarar var diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazımda Prof. Kuran'ın tezlerini kabaca özetlemeye ve kendimce değerlendirmeye çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Konuya başlamadan önce hatırlatmakta fayda var: 1000. yılda Ortadoğu coğrafyasında yerleşik olan ticari ve iktisadi kurumsal yapıya göz atıldığında başlangıcından itibaren henüz 2-3 asır gibi kısa bir süre içerisinde İslam medeniyeti ticari ve iktisadi hayatını düzenleyen kurumsal altyapıyı oluşturmuştu. İspanya'dan Orta Asya'ya kadar yayılan geniş bir coğrafyada aynı para birimi (altın "dinar" veya gümüş "dirhem") kullanılıyor ve aynı türden iktisadi sözleşmeler ticareti kolaylaştırıyordu. İlerleyen yüzyıllarda bu bütünlük sayesinde, örneğin Malezya ve Endonezya'ya, İslam dini bilinen kanının aksine tüccarlar tarafından barışçıl esaslar üzerine yayılmıştır. İktisadi hayatın her sahasında İslam hukukçuları ve müçtehitleri hayatı kolaylaştırıcı yorumlamalar ve içtihatlar yaptılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Kuran'ın tezinin özeti 4 maddede şöyle özetlenebilir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Doğu medeniyetinin "korporasyon" olarak adlandırılan şirket yapısı ile tanışması oldukça geç (20.yy) oldu. Oysa ki büyük ölçekte ve kesintisiz sermaye birikimine olanak tanıyan bu şirket türü Batı'da Romalılar devrinden bu yana kullanılagelmekteydi. Özellikle büyük ölçekli üretim ve ticaret yapılabilmesi bu türden çok katılımcı büyük sermayelerle mümkün olabilirdi. İslam coğrafyasını de kapsıyan Doğu medeniyetinde ise, bilinmesine rağmen korporasyon rağbet görmedi, yerine mudaraba ve muşaraka olarak adlandırılan ortaklık türleri ve şirket modelleri tercih edildi. Basit ortaklıkların sorunu her ne kadar kısmi sermaye birikimine olanak tanısa da bunun kalıcı olmasının zorluğudur. Ortaklardan birisinin dahi ölümü ile ortaklık dağılma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bundan dolayı ayrıca bu ortaklık türünün pratik manada birçok ortağı içerisinde barındırması adeta imkansızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Çok ortaklı şirketlerin kaderi şayet ortaklardan birisinin ölümü ile bu ölen ortağın payının nasıl paylaştırılacağına bağlı ise bunun için İslam miras hukukunun prensiplerinin bilinmesi gerekir. Oldukça eşitlikçi temeller üzerine kurulu bu hukuk sisteminde bütün çocuklar (kız ve erkek) ve hatta hayatta olan anne baba hak sahibidirler. Böyle bir durumda yukarıda mevzubahis yaptığımız şirketin devamlılığı mümkün olmaz. Zira ölen ortağın malı bunca mirasçıya dağıtılırken şirketin ayakta kalabilmesi adeta imkansızdır. Böylelikle uzun ömürlü şirketler mümkün olamayacağı gibi, çok ortaklı (5'in üzerinde ortak) şirketlerin varlığı da endojen olarak adeta imkansızlaşır. Zira şirkete ne kadar çok ortak eklenirse şirketin ömrü o kadar kısalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-4vxkHVFJDU8/Tg_tsKd3WlI/AAAAAAAAApA/0Qk1lZwwOyM/s1600/Vakif.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-4vxkHVFJDU8/Tg_tsKd3WlI/AAAAAAAAApA/0Qk1lZwwOyM/s200/Vakif.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5624975802588682834" /&gt;&lt;/a&gt;3. İslam dünyasında alternatif bir sermaye birikimi ve aktarma yöntemi de vakıflardır. Oldukça samimi duygularla kurulan sayısız şaheser deneilecek vakıf vardır. Hatta denebilir ki Osmanlı'da bütün belediyecilik hizmetleri bu vakıflar eliyle (public-private partnership ile kıyasla) yapılmıştır. Okullar (medreseler), hastaneler, hanlar, camiler, çeşmeler, vs. hep bu vakıf sistemi içerisinde gerşekleştirilmiştir. Ne var ki vakıf aynı zamanda malın korunmasına olanak tanıyan bir organizasyon şeklidir. Bir zengin malını vakfederk bu malı İslam miras hukukunun paylaşım esaslarının dışına da çıkarmış olur. Dolayısıyla bu sermayenin belli bir amaç için kullanılması ve malın miraşçılar arasında bölünmesi engellenmiş olur. Aynı zamanda vakıflara halk tarafından belirli bir kutsallık atfedilmesi malın padişah veya sultan tarafından el konmasına doğal bir engel teşkil ediyordu. Bununla birlikte vakıflar profesyonel anlamda yönetilmedikleri için ve zamanla işlevlerini yitirme tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Bu da özel sektörden vakıflara aktarılmış bulunan kaynakların tam ve etkin bir şekilde kullanılmaması anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Batı ile rekabet edecek düzeyde bir şirketleşme kültürü oluşmamış olması İslam coğrafyasının özellikle 16. yy'daki sanayi devrimi ile başlıyan hızlı tempoya ayak uyduramamasına neden olmuştur. Batı dünyası dinamik bir şekilde ticari ve iktisadi kurumsal altyapısını düzenlerken, İslam dünyası başta olmak üzere genel olarak Doğu olarak tarif ettiğimiz dünyada "içtihat kapısı kapalıdır" türünden bir durağanlıkla bu reformları zamanında gerçekleştirememiştir. Bu da birkaç asırda "compound" ederek aranın açılmasına neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-pM1iOdZQTxA/Tg_uIqHk4gI/AAAAAAAAApI/CCSglDgdVNU/s1600/IslamicWorld1500.gif"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 148px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-pM1iOdZQTxA/Tg_uIqHk4gI/AAAAAAAAApI/CCSglDgdVNU/s200/IslamicWorld1500.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5624976292121469442" /&gt;&lt;/a&gt;Evet argümanı en kısa şekliyle böylece özetlemiş oldum. Bununla birlikte hala açıklamayı bekleyen bazı soru işaretleri kafamızı kurcalamıyor değil. Bu soruların ilki de sanırım şu: Madem ki hem vakıf hem de korporasyon türü sermaye biriktirmeye olanak tanıyan mekanizmalarının her ikisi de Roma'dan kalma kurumsal yapılar olarak İslam medeniyeti ve Doğu coğrafyası tarafından biliniyordu ve adapte edilmeye müsaitti; bu konudaki tercih neden vakıf'tan tarafa kullanıldı veya sadece basit ortaklıklara izin verildi? Prof. Kuran'a göre halk böyle bir şirket yapısına ihtiyaç duymadı. Bununla birlikte başka engellemelerin de bulunduğunu göz ardı etmememiz gerekiyor. Özellikle doğu kültürlerinde tahta sahip olan aile veya hanedanlık kendi yönetimlerinin başka bir aile tarafından tehdit edilmesine izin vermemek için çok zenginleşmeye de göz yummazdı. Ek vergilendirmelerle ve "müsadere" türü keyfi el koyma ile böyle bir alternatif gücün doğmasına fırsat tanınmazdı. Bu biraz da doğu kültürlerinin sosyolojik yapısı ile ilgili.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-CCEfSnHBi4s/Tg_ujA49vKI/AAAAAAAAApQ/iIIUG4yfFXg/s1600/vakif2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 138px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-CCEfSnHBi4s/Tg_ujA49vKI/AAAAAAAAApQ/iIIUG4yfFXg/s200/vakif2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5624976744910797986" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Doğu kültürlerinde kabilecilik ve kan bağı her zaman öncelikli gelmektedir. Kabile içerisindeki fertler birbirlerine "mürüvvet" prensibi ile bağlıdırlar. Batı toplumu ise bunun aksine bireyselcidir. Bireyler kendilerini korumak için ticari ve siyasi anlaşmalar imzalarlar. Bu da kurumsal bir altyapı için bir zemin teşkil eder. Oysa doğuda böyle bir yazılı metne ihtiyaç olmaz. Kabile bireyleri birbirine zaten sıkı sıkıya bağlıdır. Batı'da Ortaçağ'da birçok derebeylikler vardı ve merkezi yönetim nisbeten zayıftı. Korporasyonlar böyle bir ortamda neşet ettiler. Manastırlar, loncalar, şehirler (City of London Corporation) bu şekilde örgütlenebildiler. &lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci bir soru da -ki konumuzu ve uzmanlığımızı aşıyor- neden İslam coğrafyası içtihat kapısını kapattı? Reform yönünde girişimler yapılmadı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci kısmın cevabı kısa: Reform yönünde Osmanlı'da girişimler oldu ama yetersiz kaldı. Askeri ve siyasi sahada 18. ve 19. yy'larda birçok düzenlemeler yapıldı ama bu Batıyı yakalıyacak türden köklü bir şekilde gerçekleştirilemedi. Özellikle özel sektörde girişimler zayıf kaldı. Toplum yapısını yeniden şekillendirecek türden Batı ile özdeş değişiklikler olmadı, zira halk halinden memnundu. Karnını doyurabiliyordu. Batı'daki türden geniş çaplı toplumsal açlık olmuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kısmın yanıtı ise ancak İslam hukuku uzmanlarının yanıtlayabileceği bir mesele. Günümüz koşullarına uygun olarak İslam hukukunun da prensipleri göz önünde bulundurularak dinamik bir yorumlama biçimi geliştirilebilmeli. Özellikle İslam hukukunun temel olarak alındığı Ortadoğu ülkelerinde bu yönlü reformlara şiddetle ihtiyaç olduğu kesin. Türkiye gibi anayasası ve yasaları seküler olan medeni kanuna sahip ülkelerin ise içine düştükleri en büyük handikap yine benzerlikler arzediyor. O da kendisini günün koşullarına göre vatandaş merkezli olarak hızlı yenileyememe. Hakimler kanunları biraz da vicdanlarının sesini dinleyerek yorumlayabilmeli ve risk almaktan çekinmemelidirler. Bu şuna benzetilebilir: Bir hastaya türlü testler yapılmasına rağmen "conclusive" bulgular elde edilemiyor. Ve hastamızın rahatsızlığı haftalar ve aylar geçmesine rağmen çözülemiyor. Bununla birlikte yapılan testler ne kadar rahatsızlığın teşhisini %100 tespit edemese de tecrübeli bir doktor kendi kanaati ile risk alarak teşhis koyduğunda hastalık %90 şifa bulucaksa doktorun orada hastaya daha fazla eziyet etmemesinde fayda var diye düşünüyorum. Sadece %10 ihtimalle yanlış bir teşhis olma ihtimali ve bir "malpractice lawsuit" ihtimaline binaen doktorlarımız korkaklık yaparsa bu adaletli olmaz. Bu benim kendi kişisel düşüncem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-604997058203146688?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/604997058203146688/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/07/dogu-asya-ktas-niye-geri-kald-iktisadi.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/604997058203146688?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/604997058203146688?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/07/dogu-asya-ktas-niye-geri-kald-iktisadi.html" title="Doğu (Asya kıtası) niye geri kaldı? İktisadi bir analiz" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-6XSsJSgXVjk/Tg6t4Lnk8kI/AAAAAAAAAo4/17Xii4DBDfU/s72-c/Timur%2Bkuran%2B2.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DE4ARXYyeSp7ImA9WhZWFE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-2686629625439140150</id><published>2011-05-14T16:07:00.008-05:00</published><updated>2011-05-14T21:35:44.891-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-05-14T21:35:44.891-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kredi ve Mortgage Piyasasi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Vergi" /><title>Emlak vergisi</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-mWT9Jb5xM4k/Tc7wrAYKEVI/AAAAAAAAAmc/lQZg11n0K2A/s1600/house-tax.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-mWT9Jb5xM4k/Tc7wrAYKEVI/AAAAAAAAAmc/lQZg11n0K2A/s200/house-tax.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606683207749210450" /&gt;&lt;/a&gt;Hürriyet gazetesinden Şükrü Kızılot'un bugünkü köşe yazısını aşağıda aynen aktarıyorum. Derli toplu, bilgilendirici güzel bir yazı olmuş. Vergilerimizi zamanında ödeyebildiğimiz ölçüde ülkemize sahip çıkabiliriz. Hamasi söylemler boş. Devletten icraat ve yatırım bekliyorsak bunu ödiycez. Şerh düşmek istediğim tek nokta ise "keşke ev vergilerinden toplanan paralar o beldelerin belediyelerinin kasasına gitse" temennisi, o kadar. Belki de oraya gidiyordur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;2011 yılı emlak verginizi ödediniz mi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖDEMEDİYSENİZ telaş etmeyin. 31 Mayıs 2011 Salı akşamına kadar süresi var. Ancak siz yine de son günleri beklemeyip, uygun bir zamanda ödeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar Maliye Bakanı 2 Aralık 2010 tarihinde, 2011 yılında ödenecek emlak vergisinin artmayacağını açıkladıysa da bunun için bir kararname yayımlanması gerekiyordu. Yayımlanmadı. &lt;br /&gt;Bu nedenle, gayrimenkulün emlak vergisine esas değeri, 2011 yılı için yüzde 3.35 oranında (yani yeniden değerleme oranı olan 7,7’nin yarısı oranında) arttı.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;EMEKLİLER VE İŞSİZLER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Brüt 200 m2’yi geçmeyen tek konuta sahip emekliler, işsizler, ev hanımları ve özürlüler geçen yıl olduğu gibi bu yıl da emlak vergisi ödemeyecekler.&lt;br /&gt;Bu avantajdan yararlanacak olan işsizlerin, ev hanımlarının ve emeklilerin (emekli aylıkları dışında) 22 bin TL’yi aşmayan menkul sermaye iradı (faiz, repo, fon kâr payı, temettü vb.) gelirlerinin olmaması gerekiyor.&lt;br /&gt;Brüt 200 m2’yi geçmeyen tek konuta hisse ile sahip olunması halinde indirimli vergi oranı, hisseye isabet eden kısma uygulanacak.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;BİRDEN FAZLA EV VEYA HİSSE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Birden fazla konut ya da birden fazla hisseye sahip olunması halinde indirimli vergi oranı uygulanmayacak. Çünkü sıfır oranlı emlak vergisi tek bir mesken için geçerli.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;BİZZAT OTURMA ŞARTI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İndirimli bina vergisi uygulanması için konutta bizzat oturma şartı aranmamaktadır. Bu nedenle sahip olduğu tek konutu kiraya verip başka bir konutta kirada oturanlar için de şartları taşımaları kaydıyla indirimli bina vergisi oranı uygulanacak.&lt;br /&gt;Bu konuda, 38 Seri No.lu Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliği’nde yapılan açıklamanın ilgili kısmı aşağıdaki gibi:&lt;br /&gt;“İndirimli vergi oranının uygulanması için meskende bizzat oturma şartı aranmamaktadır. Bu nedenle, sahip oldukları tek meskeni kiraya verip, kirada oturanlar da şartları taşımaları kaydıyla indirimli vergi oranından faydalanabileceklerdir.”&lt;br /&gt;YAZLIKLAR&lt;br /&gt;Belirli zamanlarda dinlenme amacıyla kullanılan yazlık evler ya da dağ evleri için indirimli bina vergisi uygulanmıyor.&lt;br /&gt;Ancak mükellefler bu evlerde sürekli oturmakta olup, başka evleri de yoksa, sürekli oturdukları bu evleri için emlak vergisi ödemezler. &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İNTİFA HAKKI SAHİPLERİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İndirimli orandan yararlanma şartlarını taşıyanlar örneğin; emekliler, işsizler ve ev hanımları, Türkiye’deki 200 m2’yi geçmeyen tek evin sadece intifa (yararlanma) hakkına sahip olmaları durumunda da emlak vergisi ödemezler.&lt;br /&gt;HER İKİSİ DE EMEKLİ EŞ &lt;br /&gt;Eşlerden her ikisi de emekli ise ve emekli aylıkları dışında başka gelirleri yoksa, ortak olarak sahip oldukları Türkiye sınırları içinde bulunan 200 m2’yi geçmeyen tek konutları için veya aynı nitelikteki birer evleri için indirimli (sıfır) bina vergisi oranı uygulanır.&lt;br /&gt;Ancak evini kiraya veren emekli, kendisi kirada oturmadığı sürece indirimli emlak vergisi uygulamasından yararlanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Torba Yasa ve emlak vergisi borcu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2010 ve önceki yıllara ait emlak vergisi borcu olanlar ile emlak vergisi bildirimi vermeyenlere, Torba Yasa ile tanınan avantaj 31 Mayıs 2011’de sona eriyor. Bu tarihe kadar başvuruda bulunanlar, Torba Yasa’dan yararlanıp; hem 36 ayı bulabilen bir taksitle ödeme yapabilecek hem de birikmiş faizlerin yaklaşık 3/4’ünü ödemekten kurtulabilecekler.&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-2686629625439140150?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/2686629625439140150/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/05/emlak-vergisi.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/2686629625439140150?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/2686629625439140150?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/05/emlak-vergisi.html" title="Emlak vergisi" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-mWT9Jb5xM4k/Tc7wrAYKEVI/AAAAAAAAAmc/lQZg11n0K2A/s72-c/house-tax.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D08FQHczeyp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-5623230970024865175</id><published>2011-04-05T23:04:00.008-05:00</published><updated>2011-04-24T20:43:31.983-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T20:43:31.983-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Risk Yönetimi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="2008 global finansal krizi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="iktisadi durgunluk" /><title>Finansal Kriz Soruşturma Raporu -1</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-Pg_eW4VP9NQ/TZvrUMOowlI/AAAAAAAAAl8/fsxzHFz25no/s1600/Financial%2BCrisis%2BInquiry%2BReport.PNG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 128px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Pg_eW4VP9NQ/TZvrUMOowlI/AAAAAAAAAl8/fsxzHFz25no/s200/Financial%2BCrisis%2BInquiry%2BReport.PNG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5592322094423130706" /&gt;&lt;/a&gt;20 Mayıs 2009 tarihli kararname ile Amerikan başkanı Obama tarafından imzalanıp kanunlaşan ve ABD hükumeti temsilcileri tarafından atanan 10 kişilik bağımsız "Finansal Kriz Soruşturma Komisyonu"nun ana kuruluş gayesi, 2007 yılından başlayarak günümüze değin sürmüş olan finansal ve ekonomik krizin meydana geliş nedenlerini araştırmak ve bunu bir rapor halinde Amerikan vatandaşlarına sunmaktı. Komisyonun üyeleri özellikle iktisat, finans, vergi, bankacılık ve tüketiciyi koruma konularında uzman bilirkişilerden oluşup, bu komisyon üyelerinin 6'sı Demokratik parti tarafından, diğer 4'ü ise Cunhuriyetçi parti tarafından seçilip komisyona dahil edilmişlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komisyon raporu yakın geçmişte, 2 ay kadar önce Ocak 2011'de yayınlandı. Her ne kadar komiyon üyeleri politik spektrumun iki tarafından seçilmiş olsalar ve tarafsız olma gayreti içerisinde gibi görünseler de kendi dünya görüşlerine uygun olarak raporun neticelerinin yazılmasına etki etmişlerdir. Bu nedenle demokrat çoğunluğun kaleme almış olduğu nihai tasarı, azınlık üyeleri olan muhafazakar üyeler tarafından karşı muhalif fikir bildirilerek imzalanmamıştır. Bu yönüyle komisyon adına bir başarısızlık gibi görünse de, rapor çok titiz bir araştırma sürecinin sonucunda oluştuğu için çok önemli doneler içermektedir. Önümüzdeki 10 gün içerisinde 4-5 yazından oluşan bir seri halinde bu raporu kısaca özetleyip değerlendirmeye çalışacağım.  &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son 3 yılı aşkın süredir küresel ekonomiyi etkisi altına almış olan finansal kriz dolayısıyla yaklaşık 4 milyon aile evlerini icraya kaptırdılar ve bir o kadarı da şu anda evlerinin borçlarını ödemekte zorlanıyor ve her an evlerini kaybedebilirler. Yaklaşık 25 milyon çalışma çağındaki Amerikalının işsiz olduğu günümüzde, krizin başından beri yaklaşık 11 trilyon dolarlık hanehalkı serveti -ya eriyen emeklilik yatırımları, ya uçup kaybolan yaşam birikimleri ya da değeri düşen konut yatırımları nedeniyle- kayboldu.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle finansal sektörün hızla borçlandığını belirtmek için sadece şu rakamlara bakmak yeterli olur: 1978'den 2007'ye finansal kurumlar tarafından elde tutulan borçlar 3 trilyon dolardan 36 trilyon dolara çıkmıştır ki bu GSMH'nın bir payı olarak 2 misli bir borç büyümesidir. Bununla birlikte, 2005 yılına gelindiğinde en büyük 10 Amerikan bankasının toplam varlıklarının büyüklüğü bütün bankacılık sektöründeki varlıkların %55'ine tekabül etmektedir ki bu değerler 1990'dakilerin 2 misline tekabül etmektedir. 2006 yılında finansal sektörün karı bütün sektör karının %27'sidir ki bu rakam 1980'deki %15 düzeyinin çok üzerindedir. Dolayısıyla karşımızda ABD'de büyüyen, riski ve karlılığı artan bir finansal sektör mevcuttur ve komisyon raporunun da doğru bir şekilde gösterdiği gibi finansal krizin doğru anlaşılabilmesi için bu çok değişimin takip edilmesi çok önemlidir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komisyon raporu internetten ücretsiz olarak &lt;a href="http://fcic.law.stanford.edu/report"&gt;http://fcic.law.stanford.edu/report&lt;/a&gt; linkinden indirilebiliyor. Raporun ilk bölümü doğrudan komisyon bulgularının sonucunda oluşan neticeleri sunuyor. Bugünkü yazımızda bu neticeleri sıralayarak bitirelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Finansal kriz&lt;/span&gt; başkalarının iddialarının aksine, doğru tedbirler alınarak &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;önlenebilirdi&lt;/span&gt;. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Finansal düzenleme, gözetim ve denetlemedeki zaaflar&lt;/span&gt; ülkenin finans piyasalarının istikrarını çok ciddi biçimde sarsmıştır. Bu yönüyle suçun bir kısmı başta Amerikan merkez bankası, ve bankacılık denetleme kurulu olmak üzere devletin yetkili kurumlarının görevini yerine getirmedikleri ortadadır. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi kamu kurumları finansal sahadaki değişikliklere ve gelişmelere yeterince hızlı adapte olamamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Krizin temel nedenlerinden birisi, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;sistematik olarak önemli ve büyük çaplı finansal şirketlerin idaresindeki ve risk yönetimlerindeki zaafiyetler&lt;/span&gt;idir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Aşırı borçlanma, riskli yatırım davranışları ve sistemin yeterince şeffaf olmayışı&lt;/span&gt;  finansal sistemi çöküşün eşiğine getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Devlet böyle bir krize oldukça hazırlıksız yakalandı&lt;/span&gt; ve kriz yönetimini yeterince hızlı yönlendiremedi; istikrarlı önlemler alamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Finansal sistemin her basamağında sistemik olarak &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;hesap verebilirlik ve etik olarak ciddi sorunlar ve zaaflar&lt;/span&gt; vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rapor, özellikle insan doğası gereği olan heves, hırs, açgözlülük ve gurur gibi zaafları finansal sistemin hesaba katmamış olmasının asıl sorun olduğuna vurgu yapıyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özele inildiğinde ise finansal sistemdeki şu sorunlar krizi körüklemiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i. Krizin hızla yayılmasında özellikle ipotekli konut kredisi borcu verme standartlarındaki eksiklikler ve sorunlar yatmaktadır. Bu kredilerin haketmeyenlere bile verilmesi manidardır. Ödeyemeyecekleri bilinirken zayıf finansal durumdaki ailelere kredi verilmesine göz yuman devlet yetkililerinin davranışları hiçbir şekilde dürüstlük ve etik ile bağdaşmaz. Örneğin sadece 2005 yılının ilk yarındaki verilen konut kredilerinin %25i "sadece faiz borç" olarak adlandırılan en riskli türdendi. Yine aynı dönemde Countrywide gibi ülkenin en büyük konut edindirme kredisi şirketleri tarafından verilen "opsiyonlu ayarlanabilir faizli ipotek" kredilerinin %68'i hiçbir şekilde belgelendirme istenmeden hanehalklarına dağıtılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ii. Sermaye piyasası türev araçları krizin yayılmasına yardım etti. 2000 yılından bu yana hiçbir şekilde dentlenmeyen ve "over-the-counter" olarak adlandırılan ve aracı olmaksızın iki taraf arasında direkt olarak alınıp satılan finansal türev araçları 673 trilyon dolarlık kontrol edilmesi imkansız devasa bir hacme ulaştı. Bu türev araçlar krize 3 nedenle etki etti: Birincisi, "credit default swaps" (CDS) olarak adlandırılan ve temelde sigorta görevi gören anlaşmalar ipotekli konut kredisi piyasasına hormon etkisi yaptı ve büyüttükçe büyüttü ve küresel olarak bu kredileri dünyanın her bir köşesine dağıttı. İkincisi, "collateralized debt obligations" (CDO) olarak adlandırılan ve temelde değerini bağlı olduğu konuttan alan kıymetli kağıtlar problemin bütün finansal sistemin her köşesine hızlıca yayılmasında baş aktördür. Üçüncüsü olarak ise AIG gibi şirketler bu türev araçlardan dolayı batma noktasına gelince devlet mecburen bu tür şirketlerin milyarlarca dolarlık borçlarını üstlendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iii. Kredi derecelendirme kuruluşları ciddi zaafiyetler gösterdi. 3 büyük kredi derecelendirme kuruluşunun onay damgası olmasa idi bu kıymetli evraklar hiç bir şekilde piyasada kabul görmeyecekti. 2000 ile 2007 yılları arasında Moody's 45 binin üzerinde kıymetli evraka sorumsuzca AAA damgası vurmuştur. 2010'a gelindiğinde bu evrakların %83'ünün dereceleri aşağı çekilmiştir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların dışında bu olayları fitilleyen nedenler var mıdır? Raporun giriş bölümünün son kısmı 3 ilave başılk üzerinde durmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(a) Merkez bankasının faizleri indirmesi dolayısıyla, bol miktarda paranın piyasada dolanıyor olması. Haliyle borçlanmak bu kadar ucuzken, hanehalkaları ve yatırımcılar bolca borçlanmak yoluna gittiler.  &lt;br /&gt;(b) Devlet destekli şirketler olan Fannie Mae ve Freddie Mac'in rekabet şartlarını zorlar derecede konut kredisi temin etmesi ve bu piyasayı şişirmesi. Bu kurumlar kriz sırasında kendilerini 5 trilyon dolarlık açık pozisyonda bulmaları da manidardır.&lt;br /&gt;(c) Hükumetin ev piyasası politikası. Yıllardır ABD'de devlet vatandaşını ev sahibi yapacak politikalar ve kanunlar yürütmektedir. Bu politikalar bazen hayatın gerçekleri ile örtüşmemektedir. Örneğin, herhangi bir nedenle konut dışı kredi başvurusu reddedilmiş bir vatandaş nerdeyse elini kolunu sallıyarak konut kredisi alabilmektedir. Bu da finansın temel prensipleri ile uyuşmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komisyon raporu bu saydığımız son 3 maddeyi krize neden olabilecek kadar büyük etkiler olarak görmemektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devamı yarına diyelim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-5623230970024865175?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/5623230970024865175/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/04/finansal-kriz-sorusturma-raporu-1.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/5623230970024865175?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/5623230970024865175?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/04/finansal-kriz-sorusturma-raporu-1.html" title="Finansal Kriz Soruşturma Raporu -1" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-Pg_eW4VP9NQ/TZvrUMOowlI/AAAAAAAAAl8/fsxzHFz25no/s72-c/Financial%2BCrisis%2BInquiry%2BReport.PNG" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkIDQ3c5fCp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-8160566836753684245</id><published>2011-03-25T12:27:00.007-05:00</published><updated>2011-04-24T20:22:52.924-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T20:22:52.924-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sosyal bilimler" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><title>ABD'deki 2010 nufus sayımı sonuçlarının yansımaları</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-IdCT3hulBSY/TYzX7zqdw5I/AAAAAAAAAl0/lgk3hcW744o/s1600/ABD%2Bnufus%2Bsayimi.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 101px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-IdCT3hulBSY/TYzX7zqdw5I/AAAAAAAAAl0/lgk3hcW744o/s200/ABD%2Bnufus%2Bsayimi.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5588078660140516242" /&gt;&lt;/a&gt;New York Times gazetesi çok güzel "interactive" bir harita ile nüfus sayımı sonuçlarını vermiş. Link için &lt;a href="http://projects.nytimes.com/census/2010/map?ref=us"&gt;BURAYA TIKLAYIN&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu resimde, Amerikadaki degisen demografik bilgiler ve ABD toplumsal yapısının geleceği ile ilgili cok guzel ipuçlari bulabilirsiniz. 308 milyonu gecen ABD nufusunun en onemli ozelligi tabi ki mozaik gibi olan toplumun cesitliliği. İlk defa latin kokenli ve "hispanik" olarak adlandirilan azinliklar 50 milyon sinirini gecti ve ABD'de artik beyazlarin ardindan ve siyahlarin onunde 2. buyuk grup oldu. Asyalilar olarak adlandirilan uzak dogulularin da ABD'deki varliklari her gecen gun daha fazla hissediliyor. En ilginc sosyoekonomik verilerden birisi de her grubun kendisi cinsinden insanlarla bir arada yasama istegi. Ornegin uzakdogulular bulunduklari sehirlerde kendileri gibi olan insanlarla ayni mahallelerde yasama gayreti icindeler ve ona gore ev satin aliyorlar. Afrikali-Amerikali olarak tabir edilen ve nisbeten daha fakir olan zenci gruplar ise daha cok sehir merkezini tercih ediyorlar. Bizdekinin aksine varlikli Amerikalilar genelde sehir disindaki kirsal kesimde cocuklarini yetistirmek istiyorlar. Bizde sehrin varoslari olarak tabir edilen yerler, istisnalar kaideyi bozmaz,  bircok sehirde sehir merkezi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Özellikle orta ve dogu kesimlerinde nufus azalirken, halk daha cok bati ve guney kesimlerine goc eder durumda. Ozellikle 1910'dan bu yana ilk kez zenci nufus guney eyaletlerine geri donmeye basladi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki beyaz amerikali nufusun azalmasi, ve azinliklarin buyumesi onumuzdeki yillarda ABD icin ne tur sonuclar dogurur? Oncelikle dini alanda protestanlar guc kaybederken, katolik ve diger dini gruplar gucleniyor denebilir. Artik ABD'den Vatikan'a secilen kardinal sayilari bile bu degisen demografik duruma uyum gosteriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim en cok merak ettigim soru ise amerikan kulturunun bu artan azinliklari kendi potasinda 'amerikali olmak' catisi altinda eritip eritemeyecegi. Su muhakkak ki amerika bu degisen nufus dengelerinde etkilenecektir. Politikada bunun yansimalari goruluyor bile. Ozellikle gocmenlik ile ilgili meclisteki tartismalar cok hassas dengeler uzerinden devam ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik acidan amerika nufusunun diger batili ulkelere gore daha fazla buyuyor olmasi muhakkak ki iyi bir sey. Amerika'nin dunya uzerindeki liderligini surdurebilmesi biraz da bu nufusun artisiyla alakali bir sey. Rusya turu nufusu azalan ve yaslanan ulkelerin dunyanin gelecegine cok yon verebilecekleri dusunulemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nufus sayiminin ortaya cikaramadigi bir de 10-12 milyoluk bir kacak kesim de var ulkede. Bunlar oldukca dusuk fiyatlardan ozellikle imalat, insaat sektorunde ve vasifsiz isci olarak calisiyorlar. Tek umitleri o ulkede dogacak cocuklarinin en azindan ABD vatandasi olacak olmasi. Bu insanlarin Meksika ve diger guney amerika ulkelerindeki ailelerine para gondermeye calismalari, bana Avrupa'da yarim yuzyildir yasamlarini surduren gurbetcilerimizi hatirlatiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan toplumu daha kozmopolit ve daha da cok sesli olacaksa bunun dunya duzeni icindeki yansimalari da muhakkak merak konusu olucak onumuzdeki yillarda. Amerika, siyah tenli bir baskan secti. Peki hispanik bir bayan baskan secebilir mi? Evet bu yakin gelecekte pek olasi gorulmese de 10-15 yil sonra muhakkak gerceklesecektir diye ongorude bulunmamiz yaniltici olmaz diye dusunuyorum. Halk eger kendisini temsil edebilecekse.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Turkiye'de demografik veriler nasil degisiyor? Demokrasinin olmazsa olmazi olan orta kesim yukseliste ise sorun yoktur ve ulke muhakkak daha sosyoekonomik ve siyasi olarak daha istikrarli olur. Bu yonuyle Turkiye'nin 100. yilinda (2023 senesi) dunyanin en buyuk 10 ulkesi arasina girmesi hedefi yabana atilmamalidir. 2 trilyon dolarlik bir gayri safi milli hasila (GSMH) ulasilabilir bir mesafededir. Ulkemizin iki guzide partisinin de bunu farketmis olmasi gelecek adina umit vericidir. Ozellikle guclu bir Turkiye bolge istikrari icin muazzam bir ilham kaynagi olacaktir. Hem cevremizdeki komsularimiza, hem de dunyanin degisik yerlerindeki dost ulkeler icin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulkemizin ozellikle 2 alanda ciddi calismasi lazim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Ozgurluk demokrasinin ve liberal ekonominin en onemli unsurudur. Turkiye bu alandaki atilimlari ile lider bir ulke olma yolundaki hedefine ulasabilir.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Azinlik haklarinin korunmasi ve farkliliklarin zenginlik olarak kabul edilip kutlanmasi. Bu yonuyle Turkiye'nin ABD'den ornek alacagi cok sey var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-8160566836753684245?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/8160566836753684245/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/03/abddeki-2010-nufus-saym-sonuclarnn.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/8160566836753684245?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/8160566836753684245?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/03/abddeki-2010-nufus-saym-sonuclarnn.html" title="ABD'deki 2010 nufus sayımı sonuçlarının yansımaları" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-IdCT3hulBSY/TYzX7zqdw5I/AAAAAAAAAl0/lgk3hcW744o/s72-c/ABD%2Bnufus%2Bsayimi.bmp" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0AASHo_fCp7ImA9WhZQF0k.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-3112897033582113768</id><published>2011-03-20T16:12:00.005-05:00</published><updated>2011-04-25T09:29:09.444-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-25T09:29:09.444-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="politik Ekonomi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="serbest piyasa" /><title>Demokrasi ve Serbest Piyasa</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-vsEupNtiCUA/TYZxayZUxSI/AAAAAAAAAlc/9TaEOQRvcRc/s1600/rman3996l.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 170px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-vsEupNtiCUA/TYZxayZUxSI/AAAAAAAAAlc/9TaEOQRvcRc/s200/rman3996l.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5586277092818208034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Özellikle ABD'nin başını çektiği Batı medeniyeti kendisine bütün dünyada 2 önemli ideolojiyi yayma görevi biçmiş bulunuyor. Bunlar başlıktan da anlaşılabileceği üzere siyaset ve yönetim alanında "demokrasi" ve iktisadi sahada ise "serbest piyasa" ekonomisi. Her ne kadar Avrupa'lılar serbest piyasa düzeninin bütün prensiplerine saygı duymasalar da ABD'nin bu yöndeki güçlü angajmanına da pek ses çıkarmamaktadırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü sorum şu olucak: Bu iki ideoloji her zaman uyumlu mudur? Birbirleri ile çelişen yönleri var mıdır ve böyle durumlarda hangi önlemler alınır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Şöyle bir senaryo düşünelim: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Yenistan&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style:italic;"&gt;adlı hayali bir ülkede serbest piyasa ekonomisinin gerektirdiği şekli ile mülkiyet hakları güvence altına alınır ve zaman içerisinde dış kaynaklı sermaye milli ekonomiye dahil olur. Yabancılar bu şekli ile ekonominin değişik sahalarında kazanç sağlıyabileceklerini umdukları işlere girişirler. Genelde çoğu ülkede bu sermayeyi davet eden yerli yatırımcılar ve müteşebbisler vardır zaten. Bunlar genelde ülkede azınlık durumunda olan eğitimli bir sınıftır. Bu grup kısa zaman içinde serbest piyasa düzeninin meyvelerini toplamaya başlar ve zenginleşirler. Geniş halk kitleleri ise, bu zengin zümrenin adeta "işçi sınıfı" halini alırlar. Zaman içerisinde ülkedeki bir kesimin inanılmaz zenginliği ve kendi fakirlikleri arasında düşünceye dalan ve kendi haklarını da aramaya başlıyan bu işçi sınıfı şanslı ise ülkede demokratik seçimlerin yapılması yönünde baskılarını artırırlar ve sonunda başarılı olurlar. Zengin zümre kendi edinimleri olduğunu düşündükleri varlıkları kaybetmemek için sahip oldukları medya kurumları aracılığı ile kendilerinden olan adayları seçtirmeye çalışırlar ve uzun süre de başarılı olurlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel zaman git zaman halk akıllanmaya başlar. Kendi durumlarının iyileşmediğini gördüklerinden ve halen devletin zorba bürokrasisi altında ezildiklerinden şikayetle, kendileri gibi olan devlet yöneticilerini seçtirmeyi başarırlar. Zenginler, her ne kadar siyasetçiler işçi sınıfından olduğundan endişe etseler de, nasıl olsa bürokrasinin her bir kesiminde kendi adamları olduğu için çok da alınmazlar. Ne de olsa seçilmişler atananları atlayıp işlerin gidişini değiştiremezler. Kanun yapabilirler ama sonuç olarak mevzuat bürokratların işi. Bu bürokrat kadrolarla bir iş ve yenilik yapamayacağını anlıyan idareciler sonunda bürokratları değiştirmeye başlarlar. İşte o zaman kıyamet kopar ve medya devlet yöneticilerini her türlü suçla lekelemeye başlarlar. &lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenistan gibi birçok ülkede demokrasi ile serbest piyasa bir mücadele içindedir. Zira serbest piyasa kapitalizmi kendi zengin azınlıklarını oluşturur. Böyle ülkelerde zengin elit zümrelerle geniş halk tabakalarının mücadelesi kaçınılmazdır. Ancak &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;sosyal adalet&lt;/span&gt; mekanizmalarını içeren ekonomik yapılar uzun süreli yaşıyabilirler. Peki bu nasıl mümkün olabilir? Hiçbirimiz devletin vergi adı altında kazançlarımıza el koymasından hoşlanmayız. Avrupa tarzı sosyal refah sistemlerinin uyguladığı yöntem budur. Alternatifi ise Amerikan sistemi türü zengin kesimin kendi bonkörlüklerinden (fransızca "bon coeur" iyi kalplilik anlamında) ve cömertliklerinden yardım yapmalarıdır. ABD genel anlamda Avrupa'ya kıyasla daha inançlı bir toplum olduğundan günümüzde nisbeten işlemektedir ve orta kesim gücü azalsa da hala vardır. Türkiye hangi sistemde daha hızlı büyür hala araştırıyorum diyebilirim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-3fwFJlRJwJ0/TYZ6tY1swII/AAAAAAAAAlk/liTxWILOB6A/s1600/Worldsfah.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 130px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-3fwFJlRJwJ0/TYZ6tY1swII/AAAAAAAAAlk/liTxWILOB6A/s200/Worldsfah.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5586287307980062850" /&gt;&lt;/a&gt;Baştaki sorularımıza dönersek, uzun sözün özü, "evet, serbest piyasa düzeni yeri geldiğinde demokratik prensiplerle çatışabilir". Bu özellikle küçük bir azınlığın büyük miktarlarda mal ve sermayeyi ellerinde bulundurduklarında daha derin politik çatışmalara neden olabilir. Bu konu prestijli Yale Üniversitesi profesörü Amy Chua'nın 2003 basımlı "World on Fire" adlı kitabında derinlemesine işleniyor. Yazara göre, Rusya'da yahudiler, Filipinler'de Çinliler, Güney Afrika'da Avrupalılar, eski Yugoslavya'da Hırvatlar azınlık olmalarına rağmen ülke sermayesinin büyük bir kısmını ellerinde bulundurmaktadırlar ve bu durum bu ülkelerde potansiyel çatışma nedeni olmaktadır.  Yazarın bu kitabını şiddetle tavsiye ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-3112897033582113768?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/3112897033582113768/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/03/demokrasi-ve-serbest-piyasa.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/3112897033582113768?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/3112897033582113768?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/03/demokrasi-ve-serbest-piyasa.html" title="Demokrasi ve Serbest Piyasa" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-vsEupNtiCUA/TYZxayZUxSI/AAAAAAAAAlc/9TaEOQRvcRc/s72-c/rman3996l.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkcBQ3Y-fyp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-9121258141485148175</id><published>2011-03-19T14:03:00.010-05:00</published><updated>2011-04-24T21:20:52.857-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T21:20:52.857-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel kültür" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><title>Yeni Türk Ticaret Kanunu</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-xSVp5-zc-ps/TYWUk4CH0QI/AAAAAAAAAlU/lG42xLLxmCg/s1600/kamyon%2Byazisi.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 151px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-xSVp5-zc-ps/TYWUk4CH0QI/AAAAAAAAAlU/lG42xLLxmCg/s200/kamyon%2Byazisi.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5586034274060456194" /&gt;&lt;/a&gt;1 Temmuz 2012 tarihi itibarı ile yürürlüğe girecek olan yeni Türk Ticaret Kanunu (TTK) iki ay kadar önce TBMM genel kurulundan geçerek kanunlaştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PwC Türkiye'ye göre: &lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Yeni Kanun, şirketlerimizin kurumsallaşması, sürdürülebilirliği, rekabet gücünün artırılması, kamu güveninin oluşturulması ve şeffaflık açısından çok önemli bir fırsat ve zemin hazırlamakta.  Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek ve Yeni Kanun’u Türk şirketlerinin sağlıklı büyümesi ve geleceğe güvenle bakmasını sağlayacak önemli bir değişim projesi olarak benimsemek" gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Yeni kanuna TBMM websayfasından (http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k6102.html) ulaşabilmek mümkün. Tabi her kanun kitabında olduğu gibi, bunun da dilini anlayabilmek nisbeten zor olabiliyor, zira eski Türkçe ibareler oldukça fazla. Yanlış anlamayın lütfen, şikayet etmiyorum. Zira Türkçe'mizin zengin haliyle kullanımı benim hoşuma gidiyor. Eski Türkçe ve hatta Osmanlıca ifadeler bana daha şiirsel geliyor. Sonradan zoraki uydurulmuş bazı yeni Türkçe kelimeler var ki, dudaklarımda hiç lezzetli bir tat bırakmıyorlar diyebilirim. Neyse konumuza geri dönelim... &lt;br /&gt;Bu yazımda, yeni kanunda en çok dikkatimi çeken hususları sıralamak istiyorum. İlk sırayı da 1535 maddeli yeni kanunda tam 47 defa geçen bir kelimeye vermek istiyorum: "İnternet". &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yeni kanun hayatımızda bazı değişiklikleri de beraberinde getirecek muhakkak. TV haberlerinde hepimiz izledik. Örneğin, dolmuş, kamyon ve tırların arkasında sıkça görülen yazılar kaldırılacak ve sade bir renk olması istenecek. Aslında bunlara bakınca pek çoğumuz çok keyif alırdık: “Rampaların ustasıyım, gözlerinin hastasıyım”, “Aşıksan  vur saza, şoförsen bas gaza”, “Aşk çekenin, yol gidenin”, “Yaklaşma toz  olursun, geçme pişman olursun”, “Sollama beni, mahcup ederim seni”...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta da belirttiğim gibi, "internet" bu kanuna ciddi bir damga vurmuş. İnternet, kısaca bilgisayarları birbirine bağlayan dünyadaki en büyük ağ şebekesi. Ama asıl olarak &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;internet, sembolik manada şeffaflık ve dinamizmi temsil ediyor&lt;/span&gt; denebilir. Buna göre yeni TTK bizim gibi bilgisayarla büyümüş orta nesil için bir umut ışığı olabileceği ümidimiz var. Benim yeni kanundan anladığım kısaca şirketlerin daha şeffaf olacakları ve denetimlerinde uluslararası standartlar gözetilecek olması. Şirketler internet sayfası açması zorunluluğuna tabi olmakla, özellikle de hisseleri halka açık şirketler, birçok yatırımcı bilgilerini bu internet sayfalarından sunmak zorunda kalıcaklar. Yönetim kurulu listesinden tutun da mali tablolarına kadar. Tabi bu demek değil ki şirketlerin internet sayfalarında herşeyi bulabileceğiz. Şirketlerin sırları tabi ki burda olmıyacak. Ama benim bütün bunlarda anladığım daha fazla şeffaflık yönünde beklentilere cevap verilmiş olması. Yatırımcılar paralarını bağlıyacakları kazıkla ilgili her türlü ayrıntıyı merak ediyorlar ve öğrenmek istiyorlar.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanundaki dikkatimi çeken diğer bazı değişiklikleri şöylece sıralayabilirim:&lt;br /&gt;-&gt; Şehirler arası otobüs yolculuklarında yolculara getirilen koruma tedbirleri,&lt;br /&gt;-&gt; Mesleki sorumluluk sigortası,&lt;br /&gt;-&gt; Yanıltıcı şekilde haksız rekabete neden olmanın suç olarak tasnifi,&lt;br /&gt;-&gt; Müşterinin aldatılamasının önüne geçicek caydırıcı tedbirler ve hükümler,&lt;br /&gt;-&gt; Ev sahibi ile kiracı arasındaki hükümler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlgilenenlerin yeni kanuna göz atmasını tavsiye ederek bugünlük de burda durmuş olalım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-9121258141485148175?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/9121258141485148175/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/03/yeni-turk-ticaret-kanunu.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/9121258141485148175?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/9121258141485148175?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/03/yeni-turk-ticaret-kanunu.html" title="Yeni Türk Ticaret Kanunu" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-xSVp5-zc-ps/TYWUk4CH0QI/AAAAAAAAAlU/lG42xLLxmCg/s72-c/kamyon%2Byazisi.bmp" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkIDQXc4eip7ImA9Wx9aGU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-3058644962190569979</id><published>2011-03-11T21:53:00.007-06:00</published><updated>2011-03-11T23:42:50.932-06:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-03-11T23:42:50.932-06:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kamusal mallar ve hizmetler" /><title>Kamusal Mallar ve Hizmetler</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-cN7S1Tj9nqI/TXsHQ19XUAI/AAAAAAAAAlM/Q_6Vc9U-ECU/s1600/Ordumuz.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 135px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-cN7S1Tj9nqI/TXsHQ19XUAI/AAAAAAAAAlM/Q_6Vc9U-ECU/s200/Ordumuz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583064148999622658" /&gt;&lt;/a&gt;Kapitalist iktisadi yapıda, ya da tabiri diğerle serbest piyasa düzeninde her ne kadar devletin işlevini asgariye çekmek istesek de, öyle mal ve hizmetler vardır ki ancak devlet bunları etkin olarak temin edebilir. Piyasa mekanizması belirli kamu ürünleri için adeta çalışmaz ve iş görmez olur. Bir önceki yazıma konu olmuş olan devletin 3 işlevini hatırlarsak, kamusal malların temini devletin denetim mekanizması işlevinin bir gereğidir. Kamusal mallar olarak adlandırdığımız ürünler iki temel özellikten ya birisini ya da her ikisini birden içerirler: tüketimde rekabeti olmaması ve kullanımı dışlanamaması. Biraz teknik oldu ama açıklayalım.  &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mallar ve hizmetler bu iki özelliği sağlayıp sağlamamalarına göre 4 kategoriye ayrılabilirler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Özel (mülkiyet) mallar ve hizmetler: Yiyecek ve içecekler, otomobil, ev, vs. Bir kişinin kullanması bu malları diğerler tüketiciler için eksitirse (tüketimde rekabet) ve öte taraftansa, başkalarını sahip olmuş olduğunuz bu malların kullanımını engelleyebiliyorsanız (dışlama) bu mal özel maldır.&lt;br /&gt;2. Doğal tekel veya kulüp malları: internet, paralı otoban, kablolu TV, vs. Bu mallara dikkat ederseniz az önceki gibi özel mallarda olduğu gibi, hakkı olmayanları ve fiyatını ödemeyenleri dışlamanız mümkün. Fakat bir fark var ki, birisinin kullanımı diğer başkalarına engel olmaz. Otobanda benim dışımda 1000 araç da rahatlıkla seyahat edebilir. (Ama bir dilim pizza ancak bana yeter! Çünkü pizza özel maldır.)&lt;br /&gt;3. Doğal kaynaklar: Okyanuslardaki balıklar, atmosferimiz, doğal parklar, vs. Bu mallar ise az öncekisinin aksine olarak tüketilmesi durumunda diğer tüketiciler için geri kalan toplam miktar azalır, ama bununla birlikte başkalarının kullanmasına engel olmak da zordur.&lt;br /&gt;4. Kamusal mallar: milli güvenlik, kanunlar, hava trafik kontrolü, vs. Bu mallar ne yazık ki hem birilerinin kullanması ile azalır, hem de bedavacısı çoktur yani fiyat mekanizması ile normal olarak dışlayamazsınız. Devletin piyasaya bir şekilde müdahale ederek bu malın optimal seviyede üretilmesini sağlaması gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahalleye yeni bir park yapılacak olsa bazı mahalleli der ki ben kullanmıycam için inşasına para katkısı yapmak istemem. Dolayısıyla genel anlamda kamusal mallar serbest piyasa sisteminde optimal seviyenin altında üretilirler. Devlet işte burada müdahale eder ve o hizmeti adeta temin eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen parasını vermek istemesen de ordu ülkeyi korur ve hazırcıların para ödemek istememeleri ihtimaline karşı devlet bizim vergilerimizle bu hizmeti temin eder. Şimdi böyle olunca devlet her mal ve hizmete burnunu sokma yetkisi kendisinde bulabilir demiyorum kesinlikle. Demek istediğim şey devlet ancak piyasadaki oyuncular rollerini oynayamamaları durumunda devletin devreye girmesidir. Yani diyelim ki enerji üretimi için nükleer santral mı yapılacak, devlet gerekirse müdahale edebilir ama gerekçeleri bu belirttiğimiz kıstaslara uygun olmalıdır. Netice itibarı ile devletin işlevleri belirli meşru sınırlar ve prensipler doğrultusunda gerçekleşmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sıkıcı olmadan neticeye geleyim. Devletin kamusal mallar üretmesi aslında sistemin çalışmadığının bir göstergesidir adeta. Ne yazık ki oy kullanacak olan seçmenler siyasi konularda kendileri le çok ilgili değilse cahil kalmayı tercih ederler. Oysa değişik çıkar grupları mecliş ve siyaset üzerinde baskı yaparak kamusal malın optimal seviyenin üzerinde üretilmesini sağlarlar. Bu yönüyle, devlet genelde hantal ve yavaş da çalışır. Örnek olarak bürokrasimize bakmak yeterli olur. bürokratlar her zaman siyasetçileri daha fazla bütçe için ikna etmeye çalışırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet hangi sektörlere el atmalıdır bu genelde siyasiler ile bürokratların ortak kararlarını bekleyen bir meseledir. Ve genelde çok su götürür bir meseledir. Bu konu ile ilgili olarak eskiden BBC tarafından çekilmiş olan "Emret Bakanım" ve sonrasında da "Emret Başbakanım" dizisi izlenmeye değer olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlük de bu kadar olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-3058644962190569979?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/3058644962190569979/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/03/kamusal-mallar-ve-hizmetler.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/3058644962190569979?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/3058644962190569979?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/03/kamusal-mallar-ve-hizmetler.html" title="Kamusal Mallar ve Hizmetler" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-cN7S1Tj9nqI/TXsHQ19XUAI/AAAAAAAAAlM/Q_6Vc9U-ECU/s72-c/Ordumuz.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUQBQng8fSp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-5661507578300150561</id><published>2011-02-17T21:37:00.006-06:00</published><updated>2011-04-24T21:09:13.675-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T21:09:13.675-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="politik Ekonomi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="serbest piyasa" /><title>Devletin İktisadi İşlevleri</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-SLHIsRtiR2E/TV3wCt9pJSI/AAAAAAAAAlE/DwY-W4aVD0M/s1600/govtiphone.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 154px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-SLHIsRtiR2E/TV3wCt9pJSI/AAAAAAAAAlE/DwY-W4aVD0M/s200/govtiphone.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5574875843243091234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bugün lisans makroiktisat dersimize çalışalım. Sorumuz şu: Devletin, bir ülkenin ekonomik hayatına müdahalesi ne amaçladır? Devletin ülke ekonomisindeki fonksyonları nelerdir? Devletin ekonomideki işlevleri 3 ana başlık altında işlenebilir:&lt;br /&gt;1. Hukuki çerçeve çizilmesi &lt;br /&gt;2. Rekabet şartlarının korunup gözetlenmesi&lt;br /&gt;3. Gelirin halka (direkt olarak ya da hizmet olarak) yeniden dağıtılması (bir nevi Robin Hood etkisi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlara sırasıyla kısaca değinelim.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;HUKUKİ ÇERÇEVE (Oyunun kuralları)&lt;br /&gt;Dünkü yazımda özel mülkiyetin öneminden bahsetmiştim. Devlet mülkiyet haklarının korunmasının yanı sıra kontratları garanti ettiği gibi aynı zamanda girişimcilerin yeni şirket kurmaları ile ilgili düzenlemeleri yerine getirir. Kısaca buna oyunun kurallarını koyar ve bu kuralların uyulmasını denetler de diyebilirsiniz. Kimsenin sistemi manipüle etmesini önler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;REKABET ORTAMI&lt;br /&gt;Devlet sektörleri sürekli denetler ve rekabete aykırı gördüğü durumlarda güçlenen şirketlerle ilgili cezai işlem başlatır. Hiçbir şirketin kendi piyasasında tekel olmasına fırsat vermemeye çalışır. Bu bana çok ilginç geliyor çünkü burda şirketler ile devletin çıkarları birbirinin tam zıddı yönü gösteriyor. Şirketler ürettikleri mallarda değişiklikler yaparak ve markalaşarak fiyat ayrımcılığı yapmaya çalışırlarken, devlet de bu hukuk kuralları içinde sınırların zorlanması durumunda engel olmaya çalışır. Zira kapitalizm treninde lokomotif özel mülkiyet ise, trenin rahat yolculuğunu sağlıyan demiryolları şebekesi de rekabet ortamıdır. Rekabetçilik etkinlik getirir ki bu toplamda toplum için iyidir denebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELİRİN YENİDEN PAYLAŞIMI&lt;br /&gt;Devlet çalışandan vergi toplayarak çalışma yaşını geçmiş vatandaşlara değişik sosyal güvenlik hizmetlerini temin eder. Bu yönüyle bakılınca devlet adeta zenginden parayı alıp fakire vermiş olur. Bu da devletin adalet prensibini çalıştırmasının bie gereğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu saydıklarımın dışındaki bütün devlet müdahaleleri abestir. İktisadi hayatın işleyişine sekte vurur. Devlet mümkün olduğunca küçültülmeli ve değişik sektörlerde faaliyet yapmasına izin verilmemelidir. Buna zaten gerek de yoktur zira özel sektör devletin çoğu işlevini fazlası ile yerine getirecek yeteneğe sahiptir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-5661507578300150561?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/5661507578300150561/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/02/devletin-iktisadi-islevleri.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/5661507578300150561?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/5661507578300150561?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/02/devletin-iktisadi-islevleri.html" title="Devletin İktisadi İşlevleri" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-SLHIsRtiR2E/TV3wCt9pJSI/AAAAAAAAAlE/DwY-W4aVD0M/s72-c/govtiphone.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0cGQ34yfSp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-4382595883077270639</id><published>2011-02-15T07:52:00.014-06:00</published><updated>2011-04-24T20:30:22.095-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T20:30:22.095-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="mülkiyet hakları" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="serbest piyasa" /><title>İskambil Destesi, Serbest Piyasa Sistemi ve Mülkiyet Hakları...</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-yOBcvPsg-Ko/TVtbkH2qQQI/AAAAAAAAAk8/nF7ElcfmF9Y/s1600/cards.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 189px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-yOBcvPsg-Ko/TVtbkH2qQQI/AAAAAAAAAk8/nF7ElcfmF9Y/s200/cards.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5574149639942848770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir iskambil destesini çok iyi karıştırırsanız, iskambil kağıtlarının nihai dizilişi nerdeyse 100% ihtimalle geçmişte hiçbir zaman gerçekleşmemiştir ve büyük ihtimalle bundan sonra da hiçbir zaman da gerçekleşmeyecektir. Hiçbir zaman! İnanması güç, degil mi? Fransızların değişiyle "Incroyable mais vrai!" Tekrar edelim: Bir iskambil destesini güzelce karıştırırsanız, kuvvetli ihtimal odur ki nihayette oluşan kağıtların dizilişi bu şekliyle tarihte ilk kez gerçekleşti. Kiminiz belki de hadi canım sen de diyorsunuz ama ister inanın ister inanmayın gerçek bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin sırrı aslında çok basit. Önce matematiğini açıklayalım. &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Küçük sayıdaki nesneleri sıralaması sonucu oluşacak diziliş şekli de küçüktür. Örneğin 3 obje, 3 x 2 x 1 = 6 farklı şekilde dizilebilir. Üç objemiz A, B ve C olsun. Olası sıralamalar şöyledir: ABC, ACB, BAC, BCA, CAB ve CBA. Bu objelerin sayısı 4 (A, B, C ve D) olduğunda diziliş sayısı bir anda 4 x 3 x 2 x 1 = 24'e çıkar: ABCD, ABDC, ACBD, ACDB, ADBC, ADCB, BACD, BADC, BCAD, BCDA, BDAC, BDCA, CABD, CADB, CBAD, CBDA, CDAB, CDBA, DABC, DACB, DBAC, DBCA, DCAB, DCBA. Dikkat edilirse bundan sonrasında nesnelerin sayısı arttıkça diziliş sayısı çok daha fazla artış gösterir. 5 obje 120, 6 obje 720, ve 7 obje ise 5.040 farklı şekilde dizilebilir. Sadece ilginizi çekmesi için belirtmiş olayım: 20 obje tam tamına 2.432.902.008.176.640.000 farklı şekilde dizilebilir. Dünyanın yaşını 10 milyar yıl kabul etseniz dahi, zamanın başlangıcından beri geçmiş olan saniyelerin sayısı bu son rakamdan daha düşüktür. Ve şimdi de vurucu darbe: 20 objenin farklı diziliş sayısı, 52 objenin farklı diziliş sayısı yanında nerdeyse yok mesabesindedir, samanlıktaki iğnenin ucundan daha küçüktür. Şimdi bu noktada arkamıza yaslanabiliriz. Oturup şöylece düşünelim. Bunca rakamı niye bu kadar hesap ettik? Ve ekonomi ile Allah aşkına ne ilgisi var? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donald J. Boudreaux'ya göre arada şöyle bir bağlantı var. Yeryüzünde sayasını bilemediğimiz kadar çok, belki de on milyarlarca üretim kaynakları mevcuttur: petrol, herbir işçinin işgücü, nehirler, besinler, binalar, Harvard'daki sınıflar, Çin'deki bir havaalanı, ... 52'lik bir iskambil destesinin ne kadar akıl almaz sayıda sıralanabileceğini gördük. Eğer dünyada herşey rasgele olmuş olsaydı, bütün bu kaynaklar iskambil kağıtları gibi bir devin elinde rasgele karıştırılmış olsaydı, nihai karışımın işe yaramaz olacağını tahmin edebilmek için müneccim olmaya gerek bile olmaz. Zira ortay çıkan dizilişlerin sadece çok küçük bir kısmı insanoğlu için faydalı olurdu. Bununla birlikte etrafımıza bakındığımızda farkediyoruz ki, kaynakların dizilişlerinin ve düzeninin üretime olan katkısı göz ardı edilemez ve insanların ihtiyaçlarına hizmet eder durumdadır. Bu kadar az bir ihtimalle meydana gelebilecek diziliş ve düzenin kaynağı nedir? Bunun sebebi nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sebebi -ki aynı zamanda serbest piyasa ekonomisinin de temel karakteristiğidir- özel mülkiyet imkanı ve mülkiyet haklarıdır. Bu da zaten müşterek düzenleme ve uyumu doğurur. Mülkiyetin sahibi kendisi için faydalı olan şekli ile kaynakları kullanır, ve herbir kaynak sahibi benzer şekilde hareket eder. Milyarlarca karar mekanizması adeta sürekli bu karmaşık dünyada çalışır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hali ile özel mülkiyete dayalı serbest piyasa (mekanizması) ekonomisi kaynakların en faydalı amaçlarına tahsisini sağlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkezi planlı ekonomilerde ise -ki buna sosyalizm veya komünizm de denebilir-, üretim araçları ve kaynaklar devletin mülkiyetindedir. Devlet gerekli kaynak tahsisine karar verir. Bu yönüyle devletin işi çok zor ve adeta imkansızdır... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun sözün özü: Özel mülkiyet kapitalizmin can damarıdır, temel karakteristiğidir. Fiyatlar onu takip eder...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: D. J. Boudreaux, Müşterek Uyum, 2000.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-4382595883077270639?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/4382595883077270639/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/02/iskambil-destesi-serbest-piyasa-sistemi.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/4382595883077270639?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/4382595883077270639?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/02/iskambil-destesi-serbest-piyasa-sistemi.html" title="İskambil Destesi, Serbest Piyasa Sistemi ve Mülkiyet Hakları..." /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-yOBcvPsg-Ko/TVtbkH2qQQI/AAAAAAAAAk8/nF7ElcfmF9Y/s72-c/cards.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0YASXozeCp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-382857517055828590</id><published>2011-02-13T18:09:00.008-06:00</published><updated>2011-04-24T20:32:28.480-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T20:32:28.480-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="politik Ekonomi" /><title>Çin'de de Mısır'daki gibi devrim olur mu?</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-fbV7s0F1NNk/TViSbjmNw4I/AAAAAAAAAk0/mLRdBhtphT4/s1600/fareed%2Bzakaria%2B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 157px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-fbV7s0F1NNk/TViSbjmNw4I/AAAAAAAAAk0/mLRdBhtphT4/s200/fareed%2Bzakaria%2B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573365540980638594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Başlıktaki bu soru, iki gün önce CNN'deki bir haber programı sunucusu tarafından Neewsweek dergisi editörü ve İslam dünyası uzmanı Fareed Zakaria'ya yönlendirildiğinde sorunun cevabını kafamda 2-3 saniye düşündüm. Mısır'da son 3 haftadır meydana gelen olaylar Zakaria'ya göre hiç şüphesiz Çin'i de etkiliyecektir. Ne var ki Mısır'la Çin arasında birebir bir analoji kurmanın da yanıltıcı olacağını ekledi. Açıklayalım.  &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mısır 80 milyon nüfusu ile Arap dünyasının en büyük ülkesi. Yine kültürel olarak da bu dünyanın lideri. Aynı Türkiye'nin Türki cumhuriyetler için lider ve rol modeli oluşu gibi. Ne var ki son 60 senedir Cemal Abdunnasır ile başlayan askeri vesayet, Enver Sedat ve ardından da son 30 senedir Husnu Mubarek ile günümüze kadar geldi. Gerekli demokratik atılımları atamıyan ordu, ülkenin ve halkının ekonomik anlamda ciddi zayıflamasına neden oldu. Bu yönüyle Tunus'ta başlıyan isyan Mısır'a kolaylıkla sıçradı zira halk istibdat yönetimi altında zaten eziliyordu ve ülkede fakirlik seviyesinin altındaki kesimin oranı %20'yi aşıyordu. Yine örnek olması açısından belirtelim, Mısır'da kişi başı milli gelir Türkiye'dekisinin 4'te 1'i mesabesinde. Kısaca, ekonomik anlamdaki bu tutsaklık ile siyasi sahadaki tıkanıklık günümüzdeki devrimi ortaya çıkardı diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi konumuz olan soruya geri dönücek olursak, benzer bir durumun Çin'de gerçekleşip gerçekleşemeyeceği ile ilgili olarak yukarıdaki analizimizi bir çerçeve olarak kullanabiliriz. Şu muhakkak ki bütün dünya ülkeleri için olduğu gibi Mısır devrimi Çin için de bir ilham kaynağı olmuştur ve muhakkak onu da etkiliyecektir. Ne var ki siyasi alandaki zayıf karne notuna rağmen Çin ekonomik sahada geçtiğimiz 20 senede büyük bir mesafe katetti ve Mısır halkının aksine Çin halkı satın alımgücü olarak kendi hayatında ciddi iyileşmeler hissetti. Ekonomik anlamdaki kazanımlar muhakkak ki siyasi sahada da paralel bir gelişme gerektiriyor. Dolayısıyla Çin'de önümüzdeki yıllarda siyasi bir açılımın yaşanması kaçınılmazdır. Halk zenginleştikçe özgürlüklerinin artmasını istiyecektir doğal olarak. Bu yönüyle Çindeki gelişmeler Mısır'daki kadar hızlı ilerlemeyebilir, ama orada da değişim kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fareed Zakaria'nın kitaplarını şiddetle tavsiye ediyorum. Yine izleyebiliyorsanız CNN'de sunduğu ve dünya ekonomisi ve siyasetindeki gelişmeler ile ilgili GPS programı da çok kaliteli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-382857517055828590?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/382857517055828590/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/02/cinde-de-msr-gibi-devrim-olur-mu.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/382857517055828590?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/382857517055828590?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2011/02/cinde-de-msr-gibi-devrim-olur-mu.html" title="Çin'de de Mısır'daki gibi devrim olur mu?" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-fbV7s0F1NNk/TViSbjmNw4I/AAAAAAAAAk0/mLRdBhtphT4/s72-c/fareed%2Bzakaria%2B1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUYDRH8_fCp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-2442833369631732735</id><published>2010-11-21T23:58:00.018-06:00</published><updated>2011-04-24T21:06:15.144-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T21:06:15.144-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Matematik ve oyunlar teorisi" /><title>Intuition isn’t always reliable (Kabaca tercüme: Hissi kablelvuku'ya her daim itimat edilmez :)</title><content type="html">&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TOoT7cfxoQI/AAAAAAAAAkE/kb_DflC2Fks/s1600/monty%2Bhall%2Bproblem.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 161px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TOoT7cfxoQI/AAAAAAAAAkE/kb_DflC2Fks/s200/monty%2Bhall%2Bproblem.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5542264203415494914" /&gt;&lt;/a&gt;Adalet konusunda aldığım yorumlar için teşekkürler. Evet sanki az çok ortak kanı (konsensus) öncelikle bir kaynağın, onu en iyi kullanabilecek kişi/kurum/şirkete tahsis edilmesi şeklinde oluştuğunu söyleyebiliriz. Yani flüt çalabilene verilsin. Kaynaklar kapitaliste satılsın. Amenna (tamam inandık). Bu çözüm için atılmış doğru bir adım, ama yetersiz. İkinci aşama unutulmasın. Diğer iddia sahiplerinin feragat etmeleri bir şekilde ödüllendirilmeli. Yani şimdi "adalet dağıtma" kısmına da bir geçilsin. Kapitalist zengin olsun tamamdır ama işçiler de ezilmesin! Onlara "hakları" olan pay verilsin. Bunu bir sonraki yazımda örneklendirip açmayı düşünüyorum. Ama şimdilik ara verip bugünü, başlığımıza da ilham olan, bir bulmaca türü soru ile tamamlıyalım. (Başlığın bugünkü Türkçe ile karşılığı: Sezgilere her zaman güvenilmez.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir ikilem (çelişki) içine düştük:&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hilesiz iki zar aynı anda atıldığında toplamlarının 7 gelmesi ihtimali 1/6'dır çünkü 36 eşit olasılıklı terkip (kombinasyon) içinde 6 tanesi bize istediğimiz sonucu verir. Bunlar şöyle sıralanabilir: (1,6),(2,5),(3,4),(4,3),(5,2),(6,1). Dolayısıyla toplamın 7 gelmesi ihtimali 6/36 = 1/6'dır. Şimdi dilerseniz olayı heyecanlandıralım ve iki zarı göremeyeceğimiz bir yere atmış olalım. Kendisinden emin olduğumuz (güvenilir sözlü) bir kimse zarların kaç geldiğini görebilsin. O bize zarlardan en az birisinin 6 gelmiş olduğunu rapor etsin. &lt;br /&gt;Bu durumda bütün olası terkipler 36'dan 11'e düşmüş olur ve bunlar şöyledir: (1,6) (2,6) (3,6) (4,6) (5,6) (6,6) (6,1) (6,2) (6,3) (6,4) (6,5). Bunlardan sadece 2 tanesi ((1,6),(6,1)) istediğimiz sonucu, yani 7 toplamını, bize verir. Dolayısıyla bu yeni senaryoda, 7 gelme olasılığı 2/11 (1/6'dan biraz daha iyi) olmuş olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TOoUOlN1DWI/AAAAAAAAAkM/J1j1r_sDdTA/s1600/miracle%2Bmath%2Boccurs.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 164px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TOoUOlN1DWI/AAAAAAAAAkM/J1j1r_sDdTA/s200/miracle%2Bmath%2Boccurs.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5542264532173655394" /&gt;&lt;/a&gt;Keşke durum bundan ibaret olsa. Olayı biraz daha incelediğimizde şu durumun farkına varıyoruz: Sözüne güvenmiş olduğumuz arkadaşımız şayet zarlardan "en az bir tanesinin 5" gelmiş olduğunu söyleseydi, benzer bir analiz sonucunda 7 gelmesi ihtimalini yine 2/11 olarak bulurduk. &lt;br /&gt;Şimdi dikkat! Esasen arkadaşımız "zarlardan en az bir tanesi" diye başlayıp 1'den 6'ya kadar hangi rakkamı söylerse söylesin, sonuçta 7 gelmesi ihtimali yine 2/11 olur ki bu da bizi kara kara düşünmeye sevkeder: Şüphesiz zarlardan en az bir tanesi 1'den 6'ya bir rakkam gelmiştir. Neden arkadaşımızın zarlardan en az bir tanesinin ne geldiğini söylemesini beklemeden, baştan bunu varsayamıyoruz? Bu durumda 2 zar atıldığında, 7 gelmesi ön ihtimalini sihirli bir el, 1/6'dan 2/11'e çıkartmış olmaz mı? Nerde şaşırıyorum? Bakalım ihtimal/olasılık hesabınız kuvvetli mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çelişkimizin yanıtı İngilizce olarak burada var: &lt;a href="http://www.mathpages.com/home/kmath036.htm"&gt;http://www.mathpages.com/home/kmath036.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SIRA SIRA BAKLAVALAR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TOoWf3wG9jI/AAAAAAAAAkU/QAc8xRmnNVU/s1600/baklava.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 159px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TOoWf3wG9jI/AAAAAAAAAkU/QAc8xRmnNVU/s200/baklava.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5542267028230305330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fıkra gibi birkaç ay önce başımdan geçmiş olan bir hadise: Geçende markete baklava almaya gittim. Bendeki de kafa ya, bakkala 30 adet baklava istediğimi söyledim. Adam dikdörtgen şeklindeki "sini"nin (Denizli şivesi ile tepsi) üzerindeki baklavaları saymaya başladı: 1,2,3,4,5,6. İlk sırada bu kadar (6) baklava var dedi. Sonra "matematiğim kuvvetlidir benim" deyip, baklavaları tek tek saymayı bıraktı ve 6'şar 6'şar eklemeye başladı: 6,12,16, 22,.@#$?! Anliyacağınız toplamayı şaşırınca işler iyiden iyiye karıştı. Bakkal amca ne yazıkki 2. sınıf matematikten bile sınıfta kalıcak seviyede :) Bakkala dedim ki, "amca ben 30 adet baklava istedim ve her sırada 6 baklava olduğunu sen saydın. 30'u 6'ya bölersek 5 sıra baklava yapar." Adam bana döndü baktı ve güler bir yüzle: "eee, profesör değilim ben hocam" ?! Küçük dilimi yuttum, dumur oldum, ve daha fazla konuşamadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TOoZE9xsHDI/AAAAAAAAAkc/PiaJYmpCyQA/s1600/omer_seyfettin.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 134px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TOoZE9xsHDI/AAAAAAAAAkc/PiaJYmpCyQA/s200/omer_seyfettin.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5542269864525962290" /&gt;&lt;/a&gt;Çocukluk yıllarımın en eğlenceli kitap okumalarını &lt;strong&gt;Ömer Seyfettin&lt;/strong&gt;'e borçluyum. Konu ile ilgili olarak, ilgilenenler için Ömer Seyfettin'in pek de fazla bilinmeyen "Nadan" başlıklı hikayesini şiddetle tavsiye ederim. Cahiller ile aynı ortamda bir arada yaşamanın zorluğundan bahseder. İnsana akıllı dost gerektir. Alim olamasan da (dost bakkal gibi) alimlerle beraber ol ;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uzun sözün kısası&lt;/strong&gt;: Matematik herkese lazım :) Ama tam olmak koşulu ile. Yoksa yarım "doktor insanı canından eder" prensibi devreye girmiş olur ki pek hayırlı olmaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla uzatmıyacağım. Benden bugünlük de bu kadar olsun. Yazdıklarım umarım böbürlenme olarak algılanmıyordur...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-2442833369631732735?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/2442833369631732735/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/11/intuition-isnt-always-reliable-kabaca.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/2442833369631732735?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/2442833369631732735?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/11/intuition-isnt-always-reliable-kabaca.html" title="Intuition isn’t always reliable (Kabaca tercüme: Hissi kablelvuku'ya her daim itimat edilmez :)" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TOoT7cfxoQI/AAAAAAAAAkE/kb_DflC2Fks/s72-c/monty%2Bhall%2Bproblem.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D04HQXk6eCp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-9185630524830048704</id><published>2010-11-08T21:55:00.006-06:00</published><updated>2011-04-24T20:45:30.710-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T20:45:30.710-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Ibrahim Ergen" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="politik Ekonomi" /><title>TUBITAK Marie Curie Burslari - Tersine Beyin Göçü Desteği</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-A_-C2XpT9L8/TbTSNUS6iKI/AAAAAAAAAmU/By9OlkBC2BU/s1600/tubitak.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-A_-C2XpT9L8/TbTSNUS6iKI/AAAAAAAAAmU/By9OlkBC2BU/s200/tubitak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599331362956544162" /&gt;&lt;/a&gt;TUBITAK AB Cerceve Programlari Ulusal Koordinasyon Ofisi 30 Kasim 2010 tarihinde “Northeastern University (Boston - Massachusetts)” ve 2 Aralik 2010 tarihinde “University of Michigan (Ann Arbor - Michigan)”da "Destination Turkey: Workshop Series on European and National Funding Opportunities for Brain Circulation and Cooperation" adli bir etkinlik duzenlemeyi planlamaktadir. Soz konusu etkinlik TUBITAK ve 7. CP Marie Curie Burslarinin ABD'de Turklerin yogun oldugu bolgelerde tanitilmasini ve tersine beyin gocunu desteklemeyi hedeflemektedir. Etkinlikte en iyi Turk universiteleri ve sanayi kuruluslarindan temsilcilerin de ABD'deki araştirmacilara tanitim yapabilecekleri bir ortam yaratilmasi amaclanmaktadir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Komisyonu ve “National Science Foundation”in da katilimi ile gerceklesecek calistaylar her milliyetten arastirmacinin katilimina acik olacaktir. Katilimcilar TUBITAK ve 7. Cerceve Programi Marie Curie Burslari (IRG ve IIF) ile Turkiye’ye donerken faydalanabilecekleri imkanlar hakkinda bilgilendirileceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkinlik ile ilgilenirseniz detaylı bilgiye ve kayıt formuna www.fp7.org.tr/destinationturkey &lt;br /&gt;adresi uzerinden ulasilabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tubitak'in sitesinde yer alan bilgilere gore Türkiye, 2007-2010 yılları arasında Avrupa Birliği 7. Çerçeve Programı Marie Curie Tersine Beyin Göçü Programından Avrupa’da en fazla yararlanan 2. ülke konumunda. 2010 yılı Mart ayında yapılan değerlendirmede Avrupa dışından en çok araştırmacı çeken ülkeler arasında ilk sırayı almış, 2010 yılı Eylül ayında kapanan ve henüz sonuçları açıklanmayan son çağrıda ise araştırmacıların çeşitli sanayi ve akademi kuruluşlarına araştırmacı olarak dönmek üzere en çok başvuru yaptığı ülke olmuş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-9185630524830048704?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/9185630524830048704/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/11/tubitak-marie-curie-burslari-tersine.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/9185630524830048704?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/9185630524830048704?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/11/tubitak-marie-curie-burslari-tersine.html" title="TUBITAK Marie Curie Burslari - Tersine Beyin Göçü Desteği" /><author><name>Ibrahim Ergen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12633360248250184527</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-A_-C2XpT9L8/TbTSNUS6iKI/AAAAAAAAAmU/By9OlkBC2BU/s72-c/tubitak.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0MHQns4fyp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-1965887453670276781</id><published>2010-10-24T22:00:00.011-05:00</published><updated>2011-04-24T20:37:13.537-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T20:37:13.537-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="adaletli paylaşım ve refah" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><title>Flüt çalan dört çocuk</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUBXUFCQ9I/AAAAAAAAAjQ/gZJbW5cD3E4/s1600/aysun-kayaci-1468_ic1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUBXUFCQ9I/AAAAAAAAAjQ/gZJbW5cD3E4/s200/aysun-kayaci-1468_ic1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531829217332970450" /&gt;&lt;/a&gt;Ünlü manken ve televizyon programı sunucusu Aysun Kayacı, 2008’de katıldığı bir program sırasında “Dağdaki çobanla benim oyum bir mi?” diye sorduğunda ve yine “gecekondu dikenle,kaçak eletrik kullananla, vergi kaçıranla niçin benim oyum eşit acaba?” şeklinde eleştirdiğinde, birçoğumuz içerledik.  “Nasıl yani, Kast sistemi gelsin mi istiyor bu saf kız” dedik.  Ne var ki bu tartışmalar, belki farkında olmadan bir eksik yönümüzü ortaya koydu ve Batı kaynaklı demokrasilerdeki adaletli seçim mekanizmasının nasıl tasarlandığını sorgulamamızı sağladı.  En azından öyle oldu diye ümit ediyorum.  İnsanlar bu konudaki literatürü okudular ve kendilerini bir nebze yetiştirdiler.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü yazımda tam bu konu olmasa bile bununla oldukça yakından ilgili, adaletli paylaşım, refah ve etkinlik gibi konulara bir giriş yapmayı düşünüyorum.  Bunu bir yazı dizisi düzeni içerisinde götürebilecek miyim bilemiyorum ama en azında bir (hoş) başlangıç olur diye düşünüyorum. Artık bu yazida bu oy meselesine biraz giriş yapıp bir sonraki yazıda Aysun hanıma ağzının payını veririz :) &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUB-gPQK3I/AAAAAAAAAjY/KLIubuySvrI/s1600/cooperative+microeconomics.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 205px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUB-gPQK3I/AAAAAAAAAjY/KLIubuySvrI/s320/cooperative+microeconomics.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531829890611948402" /&gt;&lt;/a&gt;Bugünlerde, A.B.D.’deki Rice Üniversite’si iktisatçısı Hervé Moulin’in kaleme almış olduğu Adaletli Paylaşım ve Müşterek Refah (İngilizce: “Fair Division and Collective Welfare”) başlıklı kitabı okuyorum.  Kitap biraz da teknik bir üslupla, ders kitabı olarak da kullanılabilmesi için yazılmış.  Dolayısıyla kitabın bazı bölümlerini okuması ve anlaması biraz zor olabiliyor.  Kitabın özellikle giriş bölümünü ve adalet ile ilgili eski Yunanlı’lardan başlıyan tartışmaları içeren kısmı çok hoşuma gitti ve bugünkü yazım da bu konu ile direct ilgili.  Şu muhakkak ki adaletli paylaşım boşanma davalarından, şirket ortaklıklarına ve siyasi otoritenin paylaşımına kadar birçok sahada gündelik hayatımızda çok geniş uygulamaları olan bir konu.  Ne yazık ki sosyal bilimlerin bu sahasının ülkemizde yeterince bilinmiyor olması büyük bir handikap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımıza konu olan kitap eski Yunanlı Aristo (MÖ. 384-322) ’dan ilhamla meşhur bir “flüt” örneği ile başlıyor:  Dört tane oğlan çocuğu var.  Konu, ortadaki bir flütün bu çocuklardan hangisine tahsis edilmesi ile ilgili.  Çocuklardan birincisi, diğerlerine göre daha fakir olduğu için eskiden beri daha az oyuncağı vardı.  Dolayısıyla birinci çocuğun bu flütü alması gerekir ki böylelikle durumu geliştirilmiş olsun ve diğer çocuklarla karşılaştırıldığında bir nebze oyuncak eksikliği telafi edilsin.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ki aslında flütün ilk sahibi aslında ikinci çocuğun babası idi.  Her ne kadar babası önemsemedi ve çatı arasına flütü kendi kaderine terketmiş olsa da, sonuçta ikinci çocuğun flüt üzerinde inkar edilemez sahiplik hakları vardır.  Bu nedenle flüt ikinci çocuğa verilmelidir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUD8MrPBNI/AAAAAAAAAjg/4f1hOni1HL0/s1600/leyster4.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 172px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUD8MrPBNI/AAAAAAAAAjg/4f1hOni1HL0/s200/leyster4.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531832050024121554" /&gt;&lt;/a&gt;Üçüncü çocuk da aslını söylemek gerekirse flütü fazlasıyla haketti veya en azından bizler, birer “müşfik dictator” olarak onu düşünüyoruz, zira bu çocuk olmasa idi flüt çatı arasında unutulup gidecekti.  İşte bu üçüncü çocuktur ki bu flütü oradan buldu çıkardı, temizledi ve önümüze getirdi.  O olmasaydı muhakkak ki şu an karşımızda bir flüt olması bile meçhuldü!  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü çocuk ise çılgın bir müzisyen.  Biliyoruz ki ancak bu çocuğun ellerinde bu enstrüman gerçek değerini bulabilecektir.  Dördüncü çocuk bu müzik aletinin içine üflediğinde bu çubuk en hoş nağmelere ilham olucak, eğlenceli ve büyüleyici bir çalgıya dönüşecektir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci çocuğun argümanına iktisat dilinde “telafi” (compensation) prensibi deniyor.  İkincisine “dış haklar” (exogenous rights);  üçüncüsü “ödül” (reward) ve dördüncüsü de “performans” (fitness) prensibi olarak adlandırılıyor.  Peki siz karar verici olsanız bu flütü hangi oğlana verirsiniz?  Hangi prensiplerin işletilmesinin bu problemin çözümünde daha faydalı ve yapıcı bir sonuç vereceğini tasarlıyorsunuz?  Size göre böyle bir durumda adalet nedir ve nasıl tecelli etmelidir? İnşallah Nasreddin hoca gibi "parayı veren düdüğü çalar demiyorsunuzdur!!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu örnekten çıkarmamız gereken derslerden birisi muhakkak şu olmalı: Karar vericiler olarak bizler hepimiz sanırım kendi sübjektif ve demagoji ve kavgaya dayalı adalet anlayışlarımızın ötesine geçebilmeli ve prensiplerle hareket ederek kararlarımızı verebilmeyi öğrenmeliyiz.  Bu özellikle tutarlı davranmanın ve karar verebilmemizin ilk şartıdır diye düşünüyorum.  Bu işin ilk fikir babalarından birisi de başta ismi geçti, Aristo’dur.  Ona göre bir objeyi, hizmet veya makamı adaletli olarak istihdam ve tahsis edebilmemiz için, once onu tanımlayabilmemiz ve bunun için de söz konusu objenin amacına bakmalıyız.  Dolayısıyla ona göre sorulması gereken asıl soru şudur:  Flüt müzik çalınması için yapıldığına göre en iyi müzisyene verilmelidir.  Benzer şekilde örneğin siyasetin amacını belirleyebilirsek, kimin yönetmesi gerektiği ile ilgili daha derli toplu bir karar verebiliriz.  Bu yönüyle Aristo’nun meseleye “performans” prensibi ile yaklaştığını rahatlıkla söyleyebiliriz ve evet, Aristo bir democrat değildi belki de.  Köleliği savunmuştu, o ve bu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUE5PVgQUI/AAAAAAAAAjo/_WlgwOemppI/s1600/John+locke.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 191px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUE5PVgQUI/AAAAAAAAAjo/_WlgwOemppI/s200/John+locke.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531833098710303042" /&gt;&lt;/a&gt;Buna karşılık Alman düşünür İ. Kant (M.S. 1724-1804) ve yine İngiliz John Locke’un (M.S. 1632-1704) bu adalet konusunda Aristo’dan farklı görüşleri vardır.  Örneğin Locke’a göre adaletin doğasında kişilerin ellerinden alınamayacak hakları vardır.  Bu yönüyle konuya yaklaşıldığında Locke’un “dış haklar” prensibine kendisini daha yakın gördüğünü söylemek mümkündür.  Hangi filozof hangi prensibi destekliyor şeklinde ayrıntılara girerek konuyu daha fazla uzatmamak için bu dört prensibin pratikteki işletilmesi meselesine  geri dönmek istiyorum.  Felsefe akımlarının adaletli paylaşım mevzusundaki tutumlarını nasip olursa başka bir yazıya bırakabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi birkaç örnek sıralayarak bu 4 prensibin (telafi/dış haklar/ödül/performans) işletilmesi sanatı ile ilgili beyin jimnastiği yapalım.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kale savunması sırasında eldeki kısıtlı yiyecekler kime nasıl taksim edilmeli?  Kaledeki zayıf bayanlar, çocuklar ve yaşlılara mı? (telafi)  Zira onların vücutları artık açlığı kaldıramıyacak düzeydedir.  Yoksa kalenin savunmasını yapan askerlere mi? (performans)  Yoksa binbir güçlüklerle gizli tünellerden yiyeceği bir şekilde kaleye sokmuş olan taşıyıcılara mı? (ödül)  Zira onlar hayatlarını riske etmeseydiler bu yiyeceği bulamazdık!  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık denizdeki bir gemi içine su almaktadır ve kötü son kaçınılmaz görünmektedir.  Gemidekilerin hepsine yetecek kadar can botu yoktur.  Eldeki mevcut botlara kimler bindirilmelidir?  İnsanlığın geleceğini devam ettirebilmek için daha çok şansı olacak bayanlar ve çocuklar mı?  Yoksa bilim adamı, mühendis ve doctor gibi önemli meslek erbabları mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimlerde benim oyum ile dağdaki çobanın oyu bir midir?  18 yaşından küçükler niye oy kullanamaz?  Zengin ve toplum için daha fazla şey veren bir işadamının seçimlerde daha fazla söz sahibi olması gerekmez midir?  Bazı suçlara iştirak etmiş olanların oy kullanabilmeleri “ödül” prensibi eksi işletilerek reddedilmelidir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUFItN5ZPI/AAAAAAAAAjw/-UxukPdgF5U/s1600/Talmud.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 158px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUFItN5ZPI/AAAAAAAAAjw/-UxukPdgF5U/s200/Talmud.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531833364429497586" /&gt;&lt;/a&gt;İlginç bir şekilde Yahudilerin kanun kitabı olan Talmud’da bir bahiste iki kişinin ortak üretilmiş bir malı nasıl paylaşabilecekleri anlatılır.  Buna göre ayette kendi ellerinin uzanabildiği kadar almaları ve hala alınmamış mal varsa bu malların eşit olarak ikiye bölünmesi tavsiye edilmektedir.  Bunu şu örnekle anlamaya çalışalım.  İki müzisyen düşünün: Bunlardan birincisi saz ustasıdır ve kendi başına konser verdiği zaman yılda 5 bin lira para kazanabilmektedir.  İkinci müzisyenimiz ise usta bir ney çalgıcısıdır.  Kendi başına çalıştığı zaman yılda 10 bin lira gelir elde etmektedir.  Çalgıcılarımız birlikte düğün dernek çalgıya gitmeye başlarlar ve bu işin daha karlı olduğunu farketmeleri uzun sürmez.  Bu şekilde geçtiğimiz yılda 21 bin lira gelir elde etmişlerdir.  Doğal olarak sorduğumuz soru şu: Bu 21 lıra iki müzisyen arasında nasıl paylaştırılmalıdır?  Bazılarımız bu miktarın bütünüyle eşit olarak 10,5 bin’er lira olarak paylaşılması gerektiğini savunurken; bazılarımız ise işbirliği öncesi kazançların kabiliyetleri ölçtüğünü varsayarak bu önceki gelirleri ile orantılı olarak 7 bin ve 14 bin seklinde parayı paylaşmaları gerektiğini düşünüyoruz.  Bunun gibi birkaç mekanizma daha saymak mümkün olmakla beraber ben bundan daha ziyade Talmud’taki paylaşım şekline dikkatlerinizi çekmek istiyorum.  Buna göre 1. ve 2. çalgıcılarımız öncelikle ellerinin ulaştığı 5 bin ve 10 bin lirayı sırasıyla almalıdırlar.  Geriye kalan 6 bin lirayı ise aralarında eşit olarak paylaşmalıdırlar ki bu da son durum itibarı ile gelirlerini 8 bin ve 13 bin seviyesine getirir.  Öncekilerle kıyaslandığında bu tamamen farklı bir paylaşım tarzı oldu!  Peki sizce adalet hangisi?  Prensipleri işletebilmeye başlayabildiniz mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUGmrwDNLI/AAAAAAAAAj4/k3LWM9PXrKI/s1600/rachel+chandler.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 167px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUGmrwDNLI/AAAAAAAAAj4/k3LWM9PXrKI/s200/rachel+chandler.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531834978943579314" /&gt;&lt;/a&gt;Başta ismini verdiğim yazarımızın da belirttiği gibi iktisat bilimi belki de dağılım adaleti konusuna en büyük katkısı olmuş olan bilim dalı.  Bu konu oldukça derin olduğu için şimdilik daha fazla sizleri yormadan bugünlük burda kesicem izninizle. &lt;br /&gt;Yazımı meşhur Friends dizisinden bir parodi ile bitirmek istiyorum. 3:38-4:25 dakikalar arası bugünkü konumuzla bir nebze alakalı.  “Sen böl ve ben seçeyim” adaletli paylaşımda kullanılan ve eski zamanlardan beri bilinmesine karşın, oldukça etkili bir yöntem.  Keyifle izleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=98KZNd03l4U&amp;feature=related"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=98KZNd03l4U&amp;feature=related&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-1965887453670276781?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/1965887453670276781/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/10/flut-calan-dort-cocuk.html#comment-form" title="6 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/1965887453670276781?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/1965887453670276781?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/10/flut-calan-dort-cocuk.html" title="Flüt çalan dört çocuk" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/TMUBXUFCQ9I/AAAAAAAAAjQ/gZJbW5cD3E4/s72-c/aysun-kayaci-1468_ic1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>6</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUcNRXc_eip7ImA9WhZWFE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-4023249874875386156</id><published>2010-10-17T15:51:00.005-05:00</published><updated>2011-05-14T21:38:14.942-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-05-14T21:38:14.942-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kredi ve Mortgage Piyasasi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Ibrahim Ergen" /><title>Amerika'daki İcralık Evlerde Son Durum</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-YiSiF7nTlh4/Tc88f8gNzlI/AAAAAAAAAmk/mi-SMMPquLI/s1600/mortgage1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 167px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-YiSiF7nTlh4/Tc88f8gNzlI/AAAAAAAAAmk/mi-SMMPquLI/s200/mortgage1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606766580614418002" /&gt;&lt;/a&gt;Artık herkesçe bilindigi üzere global ekonomik kriz Amerika'daki gayrimenkul fiyatlarındaki düşüş ve buna baglı olarak alt gelir grubundaki ev sahiplerinin mortgage ödemelerini yerine getirememesiyle başlamıştı. Geride kalan 2-3 sene icerisinde milyonlarca Amerikalı sadece işinden degil evinden de oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İcraya düşen ev sayısı o kadar hızla tırmandı ki(Ocak 2007 ve Ağustos 2010 arasında, yaklaşık 3 milyon konut icralık oldu) bankalar icra takip işlemleri için bircok geçici calişan istihdam ettiler veya calişanlarını bu birimlere kaydırdılar. Fakat icra dosyalarının hızına yetişmek mümkün olmadı. İcra takip birimleri bu yogunlugun altından kalkamayınca önlerine gelen dosyaları yeterince incelemeden, neredeyse tamamını icra işlemine tabi tuttular. Kısacası kurunun yanında yaşlar da yandı. Amerika bir hukuk devleti oldugu icin yaşlar kurunun yanında yanmaya razı olmadı, konutlarının icra yoluyla satışı için yeterli dosya incelemesi yapılmadan karar alındıgı veya sahte belgeler düzenlendigi iddialarıyla davalar açtılar. Yerel mahkemeler gectigimiz ay içerisinde bu davalardan bazılarında karara vardı ve kimi ev sahiplerinin haksiz şekilde evlerinden çıkarıldıgına hukmetti. Hukuki süreç henüz tamamlanmamıs olsa da bankalar bu kararın sıcaklıgını bütün şiddetiyle hissettiler. Sonuçta kaybederlerse kendileri için cok ciddi maddi (tazminat) ve manevi (sayginlik, itibar) kayıpları olacagını hesap ederek haciz işlemlerini durdurmaya karar verdiler. Su an için Bank of Amerika, haciz işlemlerini 50 eyaletin tamamında, JP Morgan Chase ise 41 eyalette durdurmuş durumda. Adalet bunu gerektiriyor, adaletin kestigi parmak acimazmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ortaya cıkan bu yeni durumun ekonomik açıdan ne gibi sonucları olabilir? Piyasadan ilk tepki olarak bankaların operasyonel ve hukuki harcamalari katlanacagı icin ve hukuki sürecin sonuçlarındaki belirsizlik nedeniyle bankacılık sektörü hisse senetlerinde ciddi bir düşüş yaşandı (Geçtigimiz perşembe ve cuma kayıplar %10 a yaklaştı). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaya çıkan yeni durum uzun vadede de gayrimenkul piyasasının toparlanmasını ve yeni bir denge noktasina ulaşmasını yavaslatacak, piyasada verimsizlige yol açacaktir. Belirsizlik piyasaya hakim olacak ve zaten cok yavaş seyreden toparlanma süreci bir darbe daha yiyecektir. Daha önceki yazılarımızda gayrimenkul sektöründeki belirsizliklere dikkat çekmiş ve krizin bu sektör toparlanmadan sona ermiş sayilamayacagına vurgu yapmistik. Şimdi kötümser olmak için daha cok sebebimiz var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-4023249874875386156?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/4023249874875386156/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/10/amerikadaki-icralik-evlerde-son-durum_17.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/4023249874875386156?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/4023249874875386156?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/10/amerikadaki-icralik-evlerde-son-durum_17.html" title="Amerika'daki İcralık Evlerde Son Durum" /><author><name>Ibrahim Ergen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12633360248250184527</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-YiSiF7nTlh4/Tc88f8gNzlI/AAAAAAAAAmk/mi-SMMPquLI/s72-c/mortgage1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0EBQ3Y4fyp7ImA9WhZQF0k.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-3698908759459788171</id><published>2010-10-14T19:20:00.007-05:00</published><updated>2011-04-25T09:27:32.837-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-25T09:27:32.837-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Merkez Bankasi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Para teorisi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Ibrahim Ergen" /><title>Merkez Faizleri İndirdi</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-QgoFQdRd4lc/TYZ7T-MOn4I/AAAAAAAAAls/SLepng0zcOM/s1600/T%25C3%25BCrkiye-Cumhuriyeti-Merkez-Bankas%25C4%25B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-QgoFQdRd4lc/TYZ7T-MOn4I/AAAAAAAAAls/SLepng0zcOM/s200/T%25C3%25BCrkiye-Cumhuriyeti-Merkez-Bankas%25C4%25B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5586287970841698178" /&gt;&lt;/a&gt;Merkez Bankası Para Politikası Kurulu dun yapılan toplantıda, gecelik faiz oranlarını borçlanmada %6,25'ten %5,75'e indirdi. Borç vermede ise faiz oranı değiştirilmedi ve %8,75'te sabit kaldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ekonomisinin rekabet gücü kazanabilmesi için faizlerin indirilmesi dogru bir karar. Merkez Bankası, uzun sure yüksek faiz düşük kur politikasında ısrar etti. Son donemde yasanan ülkeye aşırı sıcak para girişi ve doviz kurunun buna bağlı olarak asağı yonde hareket etmesi saniriz bu kararda etkili oldu. Dusuk seviyeli faiz oranlari rekabet ortamında çalışan, rant kollamayan, sanayici icin daha uygun çalışma ortamı yaratacağını düsünüyor merkezin kararını olumlu buluyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-3698908759459788171?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/3698908759459788171/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/10/merkez-faizleri-indirdi.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/3698908759459788171?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/3698908759459788171?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/10/merkez-faizleri-indirdi.html" title="Merkez Faizleri İndirdi" /><author><name>Ibrahim Ergen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12633360248250184527</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-QgoFQdRd4lc/TYZ7T-MOn4I/AAAAAAAAAls/SLepng0zcOM/s72-c/T%25C3%25BCrkiye-Cumhuriyeti-Merkez-Bankas%25C4%25B1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkEBSHkzfyp7ImA9Wx5VEEo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-5846404155867007950</id><published>2010-10-02T23:03:00.001-05:00</published><updated>2010-10-02T23:04:19.787-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-10-02T23:04:19.787-05:00</app:edited><title>Stand-up Economist</title><content type="html">&lt;object width="640" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/zkUzU1Ce7rQ?fs=1&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;rel=0"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/zkUzU1Ce7rQ?fs=1&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-5846404155867007950?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/5846404155867007950/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/10/stand-up-economist.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/5846404155867007950?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/5846404155867007950?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/10/stand-up-economist.html" title="Stand-up Economist" /><author><name>Indrit Hoxha</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06818289008867401167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEcFRHY6fip7ImA9Wx5WEkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-5329617808321815218</id><published>2010-09-23T21:38:00.001-05:00</published><updated>2010-09-23T21:40:15.816-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-09-23T21:40:15.816-05:00</app:edited><title>Kriz bitmis ise ben gidiyorum</title><content type="html">&lt;table style='font:11px arial; color:#333; background-color:#f5f5f5' cellpadding='0' cellspacing='0' width='360' height='353'&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr style='background-color:#e5e5e5' valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:2px 1px 0px 5px;'&gt;&lt;a target='_blank' style='color:#333; text-decoration:none; font-weight:bold;' href='http://www.thedailyshow.com'&gt;The Daily Show With Jon Stewart&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style='padding:2px 5px 0px 5px; text-align:right; font-weight:bold;'&gt;Mon - Thurs 11p / 10c&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr style='height:14px;' valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:2px 1px 0px 5px;' colspan='2'&lt;a target='_blank' style='color:#333; text-decoration:none; font-weight:bold;' href='http://www.thedailyshow.com/watch/wed-september-22-2010/the-recession-is-over'&gt;The Recession Is Over&lt;a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr style='height:14px; background-color:#353535' valign='middle'&gt;&lt;td colspan='2' style='padding:2px 5px 0px 5px; width:360px; overflow:hidden; text-align:right'&gt;&lt;a target='_blank' style='color:#96deff; text-decoration:none; font-weight:bold;' href='http://www.thedailyshow.com/'&gt;www.thedailyshow.com&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:0px;' colspan='2'&gt;&lt;embed style='display:block' src='http://media.mtvnservices.com/mgid:cms:item:comedycentral.com:359870' width='360' height='301' type='application/x-shockwave-flash' wmode='window' allowFullscreen='true' flashvars='autoPlay=false' allowscriptaccess='always' allownetworking='all' bgcolor='#000000'&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr style='height:18px;' valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:0px;' colspan='2'&gt;&lt;table style='margin:0px; text-align:center' cellpadding='0' cellspacing='0' width='100%' height='100%'&gt;&lt;tr valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:3px; width:33%;'&gt;&lt;a target='_blank' style='font:10px arial; color:#333; text-decoration:none;' href='http://www.thedailyshow.com/full-episodes/'&gt;Daily Show Full Episodes&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style='padding:3px; width:33%;'&gt;&lt;a target='_blank' style='font:10px arial; color:#333; text-decoration:none;' href='http://www.indecisionforever.com/'&gt;Political Humor&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style='padding:3px; width:33%;'&gt;&lt;a target='_blank' style='font:10px arial; color:#333; text-decoration:none;' href='http://www.thedailyshow.com/videos/tag/Tea+Party'&gt;Tea Party&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-5329617808321815218?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/5329617808321815218/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/09/kriz-bitmis-ise-ben-gidiyorum.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/5329617808321815218?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/5329617808321815218?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/09/kriz-bitmis-ise-ben-gidiyorum.html" title="Kriz bitmis ise ben gidiyorum" /><author><name>Indrit Hoxha</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06818289008867401167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUMHSXo-fyp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-7693425710098219823</id><published>2010-01-25T22:14:00.006-06:00</published><updated>2011-04-24T21:10:38.457-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T21:10:38.457-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İktisat Teorisi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Indrit Hoxha" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="2008 global finansal krizi" /><title>Keynes mi? Hayek mi? Sizce hangisi dogru?</title><content type="html">Keynes ve Hayek New York'a konferansa geliyorlar. Otel'e check-in yaptiktan sonra aksam parti yapmaya cikarlar. Parti'de olup bitenleri kendiniz izlersiniz.&lt;br /&gt;&lt;object width="560" height="340"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/d0nERTFo-Sk&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/d0nERTFo-Sk&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="560" height="340"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-7693425710098219823?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/7693425710098219823/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/01/keynes-mi-hayek-mi-sizce-hangisi-dogru.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/7693425710098219823?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/7693425710098219823?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/01/keynes-mi-hayek-mi-sizce-hangisi-dogru.html" title="Keynes mi? Hayek mi? Sizce hangisi dogru?" /><author><name>Indrit Hoxha</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06818289008867401167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUYNR306eSp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-4324326517660753899</id><published>2010-01-09T19:10:00.008-06:00</published><updated>2011-04-24T21:06:36.311-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T21:06:36.311-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="is piyasasi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Ibrahim Ergen" /><title>İşsizlik Oranı</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/S0wAnsWjodI/AAAAAAAAAd4/f2CG1zROaHo/s1600-h/BLS+logo.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 172px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/S0wAnsWjodI/AAAAAAAAAd4/f2CG1zROaHo/s200/BLS+logo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425712332995273170" /&gt;&lt;/a&gt;ABD'de geçtiğimiz Cuma günü Aralık ayına ait işsizlik rakamları o ülkedeki ilgili "Çalışma Bakanlığı" tarafından açıklandı. Şirketlerin düzenledikleri maaş bordrolarından elde edilen verilere göre Aralik ayında 85.000 işçi işini kaybetmiş. Bu, beklentilerin çok üzerinde bir gerçekleşme oldu. Buna karşılık işsizlik oranı % 10 olarak sabit kaldı. Bunun sebebine gelince, işsizlik oranı bordrolardan elde edilen verilere göre değil yapılan anket çalışmalarından elde edilen verilere göre hesaplanıyor. Mesela iş bulmaktan umudunu kesmiş ve geçici olarak (ekonominin düzeldiğini görüp tekrar iş aramaya başlayıncaya kadar) iş aramaya son vermiş bir kişi işsiz olarak kabul edilmemekte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Issiz olarak kabul edilmek yerine, bu kisiler is gucunden cikmis kabul ediliyorlar. Mesela Calisma Bakanligi rakamlarina gore kasim ayinda isgucu orani %64.9 iken aralik ayinda %64.6 ya gerilemis. Iste bu %0.3 luk farkin buyuk cogunlugu is aramaya gecici olarak ara veren umutsuz insanlardan olusuyor. Ekonominin toparlandigi intibaini edindikleri vakit bu insanlar da yeniden is aramaya koyulacaklar ki bu da issizlik rakamlarinin dusus yonunde hareket etmesinin onunde buyuk bir engel olusturacak. Eger yari zamanli calisan ama tam zamanli bir isi tercih eden kisilerle, is aramaya ara veren kisiler de issiz kategorisine dahil edilirse aralik itibariyla ABD'de issizlik %17.3'e ulasmis durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moody's ekonomi issizlik oraninin 2010 yili icerisinde %10.5'te zirve yapacagini ve sonrasinda dususe gececegini tahmin ettiklerini acikladi. Ben daha onceki bir yazimda (&lt;a href="http://www.ekonomig.com/2009/11/ksa-bir-ozetle-baslayalim.html"&gt;http://www.ekonomig.com/2009/11/ksa-bir-ozetle-baslayalim.html&lt;/a&gt;) issizlik oraninin %10.8 ile %11 arasinda bir noktada zirve yapacagini tahmin etmisim.  Bekleyip gorecegiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkiye'de de issizlik, ekonomi yonetiminin basini agritan en onemli madde. Zaten uzun yillardir uygulanan IMF programlarinin da etkisiyle %9'un altina hic inmemisti. Simdilerde global krizin de etkisiyle %13.4 seviyelerine kadar tirmandi. Umariz son gunlerde yeniden gundeme geldigi uzere yeni bir IMF anlasmasi yapilmaz (Bunun nicin bir intihar olacagi ayri bir yazi konusu olabilir). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomist dergisi her sayisinin son sayfalarinda diger macro verilerle birlikte issizlik rakamlarina da yer veriyor. Son sayidaki veriler su sekilde (rakamlar ayni aya ait olmayabiliyor, fakat en son aciklanan rakamlar.): &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ispanya : 19.3&lt;br /&gt;Turkiye: 13.4&lt;br /&gt;Belcika: 11.9&lt;br /&gt;Polonya : 11.4&lt;br /&gt;Macaristan: 10.4&lt;br /&gt;Fransa: 10.1&lt;br /&gt;ABD : 10&lt;br /&gt;Cin: 9.2&lt;br /&gt;Yunanistan: 9.1&lt;br /&gt;Cek Cumh.: 8.6&lt;br /&gt;Kanada: 8.5&lt;br /&gt;Almanya: 8.1&lt;br /&gt;Isvec: 8.0&lt;br /&gt;Ingiltere: 7.9&lt;br /&gt;Italya: 7.8&lt;br /&gt;Rusya: 7.7&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-4324326517660753899?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/4324326517660753899/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/01/issizlik-orani.html#comment-form" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/4324326517660753899?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/4324326517660753899?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2010/01/issizlik-orani.html" title="İşsizlik Oranı" /><author><name>Ibrahim Ergen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12633360248250184527</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/S0wAnsWjodI/AAAAAAAAAd4/f2CG1zROaHo/s72-c/BLS+logo.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>3</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0IEQHc8fCp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-210438646164350507</id><published>2009-12-23T03:50:00.013-06:00</published><updated>2011-04-24T20:38:21.974-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T20:38:21.974-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="politik Ekonomi" /><title>Türkiye'nin üç sorunu: (3) CEHALET</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SzHuz2QF70I/AAAAAAAAAdw/yUNvFmse2C4/s1600-h/deve+kusu.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 171px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SzHuz2QF70I/AAAAAAAAAdw/yUNvFmse2C4/s200/deve+kusu.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418374401207168834" /&gt;&lt;/a&gt;Bu da serimizin son yazısı. Cehalet, ülkemizin içine düştüğü en önemli 3 sorunundan birisi olarak kayda geçmeye değer diye düşünüyorum. Bazıları diyebilir "Türkiye'de okur-yazar oranı şöyle böyle arttı", vs. diye. Ancak ben katılmadığımı peşinen belirtmiş olayım. Ne okur-yazarlık oranı gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında istenen seviyede, ne de ülkemizde kitap satış rakamları ve buna bağlı kitap okuma alışkanlığı tatmin edebiliyor insanı. Örneğin Birleşmiş Milletler (UN) Kalkınma Programı 2009 raporlarına göre Türkiye %88.7 okuma-yazma oranı ile 177 ülke arasında ancak 101'inci sırada. Durumun özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde oldukça vahim olduğunu söylememize gerek yok sanırım. Yani bu soruna gözlerimizi kapamak sorunu kesinlikle ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. Bütün riskleri de bilinerek, cesaretle üzerine gidilmeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Ne yazık ki bizler kendi öz tarihimizi, kültürümüzü ve dinimizi Batılılardan öğrenmişiz. Bu konuda başkalarını suçlamayalım. İğneyi başkasına ve çuvaldızı kendimize lütfen. Osmanlı tarini Gibbon'dan; Hallac-ı Mansur veya Mevlana gibi tasavvuf büyüklerimizin eserlerini Massignon, Nicholson, Schimmel gibi oryantalistlerden öğrenmedik mi? Bir büyüğümüzün eserinden okumuştum: Son birkaç asırdır eğitime ve kültürümüze verdiğimiz ihmalin boyutlarını görmek açısından Edirne şehrine bakmak bile yeterli olacaktır. 300'den fazla camisi olan bir şehrin 1960'larda 20-30 camisi aktif halde idi. Daha henüz 15. yy.'da günümüz üniversitelerine denk eğitim veren kurumlar ise bugün tamamen harabedir.(*) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka husus da özellikle Türkiye'de görünüşü ile kaliteli kitap yeni yeni basılmaya başlandı. Ancak kitap fiyatları halen çok yüksek. Zaten korsan yayıncılık bu endüstriye en büyük sekteyi vurmasına rağmen hala engellenemiyor. İkinci el kitap alış-satış imkanları oldukça kısıtlı. Halk arasında kitap okumayı sevdirecek ve teşvik edecek gösteriler ve fuarlar kesinlikle yeterli değil. Üniversite kütüphaneleri de oldukça yetersiz. Halen 1950-60'ların kitapları ve dergileri rafları dolduruyor. Halk kütüphanelerinden bahsetmeye bile değmez sanırım. Bu konudaki eksiklikler saymakla bitmez. Neresinden tutsanız sıkıntılı. Sanırım genel olarak kitap okumaya ve ilme önem veremiyoruz. Veya ancak belli kişiler onu yapabilir diye düşünüyoruz. Belki de kitap okumaktan korkuyor olabiliriz, zira bu şekilde öğreneceğimiz gerçekler bizi huzursuz yapabilir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle Batı dünyasında kitaplar çok önemli ve özellikle yolculuklarda insanların yanlarından ayıramadıkları en büyük dostu. Örneğin Amerikalılara sorsanız şayet bir yolculuğa çıktığınızda yanınıza alacağınız 3 şey ne olurdu diye emin olun bir tanesi kitaptır. Bütün bunlara rağmen özellikle 18-24 yaş grubu arasında kitap okuma kültürü hızla düşüyor ve Batı dünyasında ciddi endişelere neden oluyor şu an için. Bunda TV ve bilgisayar kültürü etkisi vardır muhakkak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cornell Üniversitesi tarafından yapılmış bir bilimsel çalışmaya göre kitap okuyanlar okumayanlara göre en az 3 misli daha fazla hayır işlerine ve yardım kuruluşlarında gönüllü çalışıyorlar. Daha fazla tiyatroya gidiyorlar ve sanatla daha çok ilgileniyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okumanın faydaları çok fazla. Aklıma gelen üç tanesini sıralamış olayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Günlük sıkıntı ve streslerden kaçmak ve bir süre için nefes almak. Kitabın sizi götürdüğü coğrafyada kendinizi hayal ederek rahatlamak.&lt;br /&gt;2. Beynimizi ve hayal gücümüzü geliştirmek. Kitap okuyan çocukların okumayanlarına göre daha başarılı olması. (Aslında burda "causality" ile ilgili bazı sorunlar olabilir. Yani cidden de daha çok okuyanlar daha akıllı mı oluyor yoksa daha akıllı oldukları için mi daha çok okuyası geliyor bu kişilerin?) &lt;br /&gt;3. Eğlenceli ve tatmin edici bir uğraşı. Ayrıca kişinin yorgunluğunu zevkle atması için de birebir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazılarımız şöyle bir itiraz yöneltebilirler: İyi de bu cehalet kitap okuyunca çözülebilecek türden bir meret mi? Aslında tam değil. Yani hepimizin bildiği "sen vali olursun ama adam olamazsın" hikayesi gibi bir şey. Yani bir çok kitap okuyup sırtına kitap yüklemiş merkep gibi de olabiliriz. Okuduğumuz kitaplar ve bilgimiz eğer pozitif bir aksiyon doğurmuyorsa bir nebze gereksiz bir bilgidir denebilir. Aynı gereksiz kabiliyetlerinden ötürü padişahın soytarısını önce ödüllendirmesi sonra da kırbaçlattırması hatırlanmalıdır diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bağlamda uzun sözün kısası, öncelikli olarak bilgi değerlidir ve bir eğitim seferberliği zaruridir. Ancak bu kendi başına yeterli değildir. Müspet hareket ile desteklenmelidir ve ilmi edinen kişinin hareketlerinde ve ahlakında değişme ve gelişme meydana getirmelidir. Yani bilgi bizi müspet olarak değiştirebildiği ölçüde değerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu ile ilgili enfes bir tesbit çok hoşuma gider: "Bizim düşmanımız cehalet, zaruret (fakirlik) ve ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı san'at, marifet (bilgi) ve ittifak silâhıyla mücadele edeceğiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakikî kardeşlerimizle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zira husumette (düşmanlıkta) fenalık var, husumete vaktimiz yoktur." Gerçekten de değerlendirme çok güzel. Ben de katılıyorum, muhakkak ki "sanat, marifet ve ittifak bizi bu debdebeli okyanusta kurtuluş sahiline çıkaracak en önemli araçlardır".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*) Bu tespitler için birinci dereceden bir kaynak kullanmadığım için rakamlarda hatalar olabilir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-210438646164350507?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/210438646164350507/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2009/12/turkiyenin-uc-sorunu-3-cehalet.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/210438646164350507?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/210438646164350507?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2009/12/turkiyenin-uc-sorunu-3-cehalet.html" title="Türkiye'nin üç sorunu: (3) CEHALET" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SzHuz2QF70I/AAAAAAAAAdw/yUNvFmse2C4/s72-c/deve+kusu.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0IHRX8yfip7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-78648014898716017</id><published>2009-12-21T00:09:00.004-06:00</published><updated>2011-04-24T20:38:54.196-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T20:38:54.196-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="politik Ekonomi" /><title>Türkiye'nin üç sorunu: (2) ŞİDDETLİ İHTİLAF</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SzEGff4mUnI/AAAAAAAAAdo/4UqBPr9RBeg/s1600-h/Gladiator.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SzEGff4mUnI/AAAAAAAAAdo/4UqBPr9RBeg/s200/Gladiator.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418118964908020338" /&gt;&lt;/a&gt;Bir önceki yazımda Türkiye'nin üç önemli sorunundan birisi olarak "fakirlik ve gelir adaletsizliği" üzerinde durdum ve çözümü ile ilgili birkaç öneride bulundum. Bu yazımda ikinci sorun olarak şiddetli ihtilaf'ı incelemeye çalışacağım. Ne yazık ki ülkemizde hergün konuştuğumuz Türk-Kürt, Laik-Dinci, Alevi-Sünni, Müslüman-Gayrı Müslim türünden toplumu saflara ve katmanlara ayıracak çatışmalar körükleniyor. Ve birçoğumuz bunu üzülerek izliyoruz. Büyük bir çoğunluk itibarı ile halkımız bu türden plan ve komplolara itibar etmese de, ne yazık ki ülkemizi kamplara ayırma planları yapan "çıkar odakları" amaçlarına ulaşabilmek için her türlü yöntemi kullanabiliyorlar. Üzüntü vericidir ki halkımız bir kısmı bu propagandalardan etkilenebilmektedir.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Hemen bir örnek vermek istiyorum. Ülkemizde ermeni kökenli vatandaşlarımız vardır ve ne yazık ki bir kısım fanatik diyebileceğim ulusalcı (ultra-milliyetçi) bir kesim tarafından hedef gösterilebilmektedirler. Ancak o Ermeni diye sınıflandırdığınız kişiler de isteseniz de istemeseniz de bu ülkenin insanları bunu unutmayalım. Bin yıllık bir tarih içinde Osmanlı tarafından "millet-i sadıka" sıfatı ile taltif edilmişlerdir. Ne acıdır ki bu sadık millet 1. Dünya Savaşı sırasında bazı Batılı devletler tarafından kandırıldı. Ardından gelişen olaylar da hala bizim için büyük bir hüzün kaynağıdır. Bu insanlar bizim zenginliğimizdir. Ermeni vatandaşlarımızın ülke sevgisinden şüphe duymamamız gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir güncel örnek de laik-dinci yakıştırmaları. Yani bu konu çok üzücü bir durum. Dinci veya laik diye yaftaladığımız insanların potansiyellerini kullanabilsek bu ülke için ne kadar büyük bir zenginlik olur değil mi? En basitiyle sinerjiden faydalanmış oluruz ki bu büyük bir devrim olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gladyatör" filminden hiç unutamadığım bir sahne vardır. Roma'daki meşhur amfitiyatronun sahnesine çıkan esir gladyatörler kendilerini bekleyen sona hazırlanmaktadır ve o sahnede kendisi de esir olan Russell Crowe'un oynadığı figür şunu teklif eder: "Whatever comes out of these gates, we have a better chance of survival if we work together... We stay together, we survive." Çok etkilendiğim bir sahne. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şüphesiz, fikir ihtilafı belli bir ölçüde faydalıdır ve terakki için de muhakkak gereklidir. Gelişme de böyle mümkün olabiliyor. Ancak bunun ölçüsü önemli. Saygıya dayalı bir formül ve birlikte yaşama sosyal kontratı geliştirilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak bakıldığında, bu partizanlığın ne kadar zararlı olduğu da anlaşılır. Ne yazık ki ekonomimizin her katmanında bir partizanlıktır almış gidiyor. Yani işe başvuran bir aday iseniz, inanın kabiliyetleriniz değil bilakis tanıdıklarınızın zenginliğine göre iş bulabiliyorsunuz. Yani işe alma meselesi kişinin eğitim ve tecrübesine göre değil politik ve sosyal statüşüne göre oluyor. Ehli olmayan tarafından yapılacak işle oluşacak ekonomik kayıplar da cabası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak meclisin (TBMM) çalışmaları takip edildiğinde bu ayrılık ve gayrılıkların çalışmaları ne kadar aksattığı anlaşılır. Örneğin askeri müdahale sırasında yazılmış ve halka dayatılmış bir anayasanın kullanılıyor olması bile Türk demokrasisi adına büyük bir ayıp. Partilerin en azından kapalı kapılar arkasında birbirleri ile görüşmeleri ve gerekli çalışmaları yapıp, anlaşmalara varmaları gerekmez mi? Utanç verici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayrılıkların aşılması için benim tek bir önerim var: Yurtdışı tecrübesi. Lütfen başta siyasetçilerimiz olmak üzere, bütün münevverlerimizi ve imkanı olan halkımızı yurtdışında bir süre yaşamalarını, veya en azından bir geziye katılmalarını tavsiye ediyorum. Bu dış dünyada hayatın ne kadar zor olduğunu görsünler. Yurtdışında insan gerçekten birlik ve beraberliğin ne kadar değerli olduğunu anlıyor. Birbirimize sarılmazsak bir hiç olduğumuzu ve yeni globalleşen dünya konjonktürü içerisinde, bu çarklar altında ezileceğimizi öngörmek için kahin olmaya gerek yok. Eğer Türk-Kürt, Laik-dindar, Sünni-Alevi demeden bu topraklar üzerinde hepimizin eşit haklara sahip vatandaşlar olduğumuz ortak paydası altında birleşebilirsek, hayatta kalabiliriz ve insanına saygılı yarının Türkiye'sini hep beraber inşa edebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: ABD'nin belki de gelmiş geçmiş en büyük başkanı Abraham Lincoln'ün çok güzel bir sözünü duydum konu ile ilgili. Bence bütün üstte yazdıklarımızı çok güzel yansıtıyor: "A house divided against itself cannot stand." Yani "kendi içinde bölünmüş bir ev ayakta kalamaz."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-78648014898716017?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/78648014898716017/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2009/12/turkiyenin-uc-sorunu-2-siddetli-ihtilaf.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/78648014898716017?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/78648014898716017?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2009/12/turkiyenin-uc-sorunu-2-siddetli-ihtilaf.html" title="Türkiye'nin üç sorunu: (2) ŞİDDETLİ İHTİLAF" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SzEGff4mUnI/AAAAAAAAAdo/4UqBPr9RBeg/s72-c/Gladiator.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEIHRn84fyp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-1492235422102860283</id><published>2009-12-20T12:02:00.016-06:00</published><updated>2011-04-24T20:55:37.137-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T20:55:37.137-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ampirik analiz ve data" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Meryem Tekin" /><title>FERTİLİTE ORANI ÜZERİNE</title><content type="html">Economist dergisinin Ekim 2009 tarihli nüshasındaki bir makale dikkatimi celbetti. Oldukça ilginç ve çarpıcı gerçeklere temas edilmiş. Katılmadığım pek çok nokta oldu. Yazıyı kısaca özetleyip kritiğini yapmaya calışacağım. Okuyucaların da yorumlarıyla iştirak etmeleri güzel bir tartışma ortamı oluşturabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fertilite oranı  ya da doğurganlık oranı (Fertility rate) yaygın olarak kullanılan doğum oranından (Birth rate) farklı bir konsept. Doğum oranı bir yılda doğan bebek sayısının toplam nüfusa oranı, fertilite oranı ise 15-49 yaş arasındaki bir kadının sahip olduğu/olacağı ortalama çocuk sayısı olarak tanımlanıyor.  En ideal(!) fertilite oranı ikame oranı olarak çevirebileğim “Replacement level of fertility” degeridir. Bu da 2.1 olarak hesaplanmis. Bu deger, nüfusun yavaşlayıp uzun vadede stabilize olmasını sağlayacak sihirli rakam olarak nitelendiriyor. Anne ve babanın yerini iki evlat alacak, ve bu sayede nüfus stabil kalacak.  Rakamın 2 değil de 2.1 olma sebebleri ise çocukların ergenlik yaşına ulaşamadan ölme ihtimali ve yeni doğan cocuklar icinde kız çocuğu oranının %50 den az olması.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Fertilite oranı 1970lerde tamamı gelişmiş 24 ülkede bu oranın altındayken, bugün Afrika dahil bütün kıtalardan tam 70 ülkede bu rakamın altında.  1950’den 2000’e dünya genelinde fertilite oranı 6’dan 3’e düşmüş.  2010lu yıllarda dünya nüfusunun yarısının bu orana veya aşağısına ineceği,  2020lerde ise global fertilite oranının 2.1’ın altına düşeceği tahmin ediliyor.  Bu büyük değişimde gelişmekte olan ülkelerdeki süreç çok etkili çünkü gelişmiş ülkeler 20. yüzyılın ilk yarısında zaten bu oranın altına düşmüş durumdaydı. Birkaç çarpıcı örnek :  Bangladeş’te doğurganlık oranı 1980’den 2001’e 6’dan 3’e düşüyor. Aynı şey Mairitius’ta sadece 10 yılda (1963-1973) gerçekleşiyor. Derginin en heyecan verici bulduğu örnek ise İran. 1979’da kontolü ele alan yeni rejimin ülkede aile planlamasını yasaklaması sebebiyle 1984’de 7 ye çıkan doğurganlık oranı 2006’da ülke genelinde 1.9’a, başkent Tahran’da ise 1.5’e kadar düşüyor. Bu durum iyi eğitimli, hayattan farklı beklentileri olan, kadınların çalışma hayatına atıldığı yeni neslin rejime ve rejime bağlı eski kafalılara başkaldırısı olarak yorumlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıda zenginlik ve hayat standardı ile fertilite oranı arasında güçlü bir ilişki olduğuna dikkat çekiliyor. Gelişmiş, kişi başina düşen milli gelirin yüksek olduğu ülkelerde doğurganlık oranı fakir ülkelere kıyasla oldukça düşük. Yine hanehalkı düzeyinde yapılan araştırmalar da zengin ailelerin daha az cocuk sahibi olduklarını gösteriyor. Neyse ki bu negatif korelasyon fertilite oranındaki düşüşün zenginliğe sebep olduğu seklinde yorumlanmamiş.  Tavuk yumurta ilişkisi gibi çift tarafli bir etkileşim olduğu dile getiriliyor. Yani az cocuğu olan aileler daha varlıklı oluyor, daha varlıklı ailelerin daha az çocuğu oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki doğurganlık oranını azaltmak ülke ekonomisine nasıl  katkıda bulunuyor? 3 yolla bunun ülke ekonomisine faydası olacağı belirtiliyor:  Doğurganlık oranındaki düşüş kadınların iş hayatına atılmasını kolaylaştıracak. Gelir daha fazla ve çocuk sayısı daha az olacağı için aileler daha fazla tasarruf yapabilecek, böylece ülkede yatırım için daha fazla kaynak olacak. Daha fazla yatırım ise daha hızlı büyüme ve zenginlik demek. Bu mantık yürütme doğal ve doğru görünse de ben tasarruf ile büyümeyi sağlayacak yatırım arasında bu kadar basit bir ilişki olduğunu düşünmüyorum. Çok basit bir data analizi daha hızlı büyüyen ya da zengin ülkelerin tasarruf oranının (Saving rate) sistematik olarak daha fazla olmadığını gösterecektir.  Kaldı ki birçok az gelişmiş ülkede finansal sistem paradan para kazanma mantığı üzerine kurulu. Bu mantık yürütmenin ilk halkası olan daha çok kazancın daha çok tasarruf getireceği bile bence çok zayıf bir argüman. Ekstra gelirin tüketime değil de tasarrufa gideceği nerden malum. Meşhur consumption smoothing argümanıyla en azından bir kısmının birikime ayrılacağı söylenebilir ama bu daha ilk halkasından zayıf olan mantık yürütmedeki sakatlığı kurtarmaya yetmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak doğurganlıktaki azalma kişi başına düşen sermaye miktarını arttıracak. Mesela bir tarla babadan oğula geçtikçe bölünecek, sonuçta o kadar küçülecek ki artik verimsiz hale gelecek şeklinde bir örnek veriliyor. Tabi yine kişi başına düşen sermaye miktarı ile büyüme ve zenginlik arasındaki ilişki havada. Büyüme üzerine yazılan onlarca makale ve kitap ülkeler arasındaki gelir (Toplam veya kişi başina düşen milli gelir) ve büyüme farklılığının kişi başına düşen sermaye miktarındaki  farklılıkla açıklanamayacağını gösteriyor (“Barriers to Riches” Parente and Prescott (2002), “Development Accounting” Hsieh and Klenow (2009 )).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak bu oranın düşmesi çocuk nüfusunu azaltmak anlamına geldiğinden çalışan nüfusa bağımlı olan toplam nüfus (Çocuklar ve yaşlılar) azalmış oluyor.  Tabi uzun vadede bugünün çalışan nüfusu yaşlanıp da bugünün çocukları çalışan nüfus olduğu zaman durum tersine dönecek. Yazıda Avrupa örnek verilerek buna değinilmiş ama yeni nesil kadınların iş gücüne katılma oranları da fazla olacaktır denilip geçiştirilmiş ki bence bu hiç ikna edici değil. Şu anda yaşlanan Avrupa ve Japonyayı bekleyen en önemli sorun bu. Doğurganlık oranının 1 gibi cok vahim bir rakam olduğu Almanya hiç hoşlanmasa da göçmenlere muhtaç olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımı noktalarken Türkiye’de durum ne acaba diye düşünenler için aşağıdaki figürü ekledim. Görünen o ki biz de başarılı! komşumuz İran’dan geride değiliz. Bir de son olarak çocuk teşvikleriyle nüfusu kurtarmaya çalışan Fransa ve yine doğurganlık oranı yukarı doğru seyreden A.B.D yi karşılaştırma olması için ikinci figüre ekledim (Kaynak: OECD). Umarım bu yazıdan benim doğurganlık oranının azalmasından rahatsız olduğum veya buna karşı olduğum gibi bir sonuç çıkarılmaz. Neticede kişiler ne kadar çocuk sahibi olmak istediklerine karar verme hürriyetine sahip. Benim hoşlanmadığım nokta insanların  kendi değer yargılarını (Çok saygın bir dergide bile olsa) birkaç figür ve tablo ile bilimsellik süsü vererek doğru olarak empoze etmeye çalışmaları. Bu konu benim uzmanlık alanım değil ancak ülkemizde yaşanan sürecin uzun vadede önemli sonuçları olacağı öngörülüp bu konunun her yönüyle ele alınacağı ciddi çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_xWt8ZHnhwBI/Sy6LcwR7USI/AAAAAAAAABI/NUV2gDaG800/s1600-h/us_fr_tu_fertility.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_xWt8ZHnhwBI/Sy6LQ2CMFvI/AAAAAAAAABA/BDlB5gREhgk/s320/turkey_fertility.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 193px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417420523272148722" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_xWt8ZHnhwBI/Sy6LcwR7USI/AAAAAAAAABI/NUV2gDaG800/s1600-h/us_fr_tu_fertility.jpg" style="text-decoration: none;"&gt;&lt;img style="text-align: center;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 320px; height: 193px; " src="http://3.bp.blogspot.com/_xWt8ZHnhwBI/Sy6LcwR7USI/AAAAAAAAABI/NUV2gDaG800/s320/us_fr_tu_fertility.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417420727885975842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-1492235422102860283?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/1492235422102860283/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2009/12/fertilite-orani-uzerine.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/1492235422102860283?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/1492235422102860283?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2009/12/fertilite-orani-uzerine.html" title="FERTİLİTE ORANI ÜZERİNE" /><author><name>meryem tekin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04538970379540438550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_xWt8ZHnhwBI/Sy6LQ2CMFvI/AAAAAAAAABA/BDlB5gREhgk/s72-c/turkey_fertility.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0IDRHc9fip7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-8461211766848884391</id><published>2009-12-18T10:33:00.021-06:00</published><updated>2011-04-24T20:39:35.966-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T20:39:35.966-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="adaletli paylaşım ve refah" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Dr. Osman Nal" /><title>Türkiye'nin üç sorunu: (1) FAKİRLİK</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SywnOhEpW1I/AAAAAAAAAdg/ghGGbQ_uABk/s1600-h/fakirlik.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SywnOhEpW1I/AAAAAAAAAdg/ghGGbQ_uABk/s200/fakirlik.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416747582169373522" /&gt;&lt;/a&gt;"Fakirlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik", Osmanlı'nın son 2 asrı ve Cumhuriyet'imizin ilk yıllarından itibaren toplumumuzu günümüze dek kemiren sorunların en önemlilerinden bir tanesidir. Bu sorun, toplumumuzun birçok kesiminde siyasetçilerimiz, düşünce insanımız ve aydınımız tarafından tartışıldı ve hala tartışılıyor. Fakirliği (zenginliği) kişi başına düşen gayrı safi milli gelir (GSMH) veya satın alma gücü ile ölçmek mümkün. Gelir dağılımındaki adalet(sizlik) ise gini katsayısı ile ölçülebilir. Açıklayalım ve birkaç öneri sunalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir ($10.000) ne yazık ki gelişmiş ülkeler seviyesinde henüz değil. Şu andaki büyüme hızını ve siyasi istikrarı sürdürebilirsek gelişmiş ülkeler seviyesine çıkmamız uzun yılları bulabilir. Şu anda bile kıyaslandığında Türkiye ne yazık ki satın alma paritesi (gücü) yöntemi ile kişi başı GSMH hesaplandığında bile Dünya ortalamasının altında. Zaten aşağıdaki resim de bunu ifade ediyor. Turuncu renkle göstereilmiş olan ülkeler Nisan 2008 itibarı ile kişi başı gelirde Dünya ortalamasının altında kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SywmVi4Fs1I/AAAAAAAAAdY/XNHl4nlKNsA/s1600-h/Above-below+Average+GDP.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 185px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SywmVi4Fs1I/AAAAAAAAAdY/XNHl4nlKNsA/s400/Above-below+Average+GDP.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416746603401032530" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin kişi başı GSMH'nı $10.000 ve gelişmiş bir ülke olan İtalya'nınkisini de $40.000 olarak varsayalım. Yine İtalyan ekonomisi yıllık %3 ile büyüyor olsun. Hesaplamalarıma göre Türkiye yıllık %5 büyümesi halinde İtalya'ya yetişmesi tam 75 sene alıyor. Yani yaklaşık 3 nesil. (1 nesili 25 sene olarak düşünebiliriz) Türkiye yıllık %6 büyüyebilirse bu tam 50 seneye düşüyor yani 2 nesil. Türkiye'nin kişi başı GSMH'da İtalya'ya 1 nesil içerisinde yetişebilmesi için ise 25 sene boyunca düzenli olarak yıllık %9 büyüme performansına ulaşması gerekiyor ki bu adeta mucize gibi bir şey. Yani Türkiye'nin gelişmiş ülkeler seviyesine yükselebilmesi için uzun vadeli ciddi projeler geliştirmesi gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelir dağılımındaki adaletsizlik de ayrı bir mevzu. Sosyal devlet ekonomisine inanan Batı Avrupa ülkelerinde durum nisbeten iyi. Danimarka bu konuda çok başarılı. Gerçi bu ülkenin Avrupa'da gelir vergisinın en yüksek olduğu ülkelerden birisi olduğunu söylememiz şaşırtıcı olmaz sanırım. Yani devlet büyük bir Robin Hood olmuş adeta :) Bununla birlikte, en azından bu adaletsizlik konusunda yalnız değiliz ve gelişmiş ülkelerden ABD de bu dert ile muzdarip. Bu ülkede kapitalizmin acımasız kurallarının tavizsizce uygulanıyor olması gelir adaletsizliğini körüklüyor. Devletin bu sorunu ele almaya dönük, olağanın dışında nerdeyse hiç politikası bulunmuyor. Elbette zengin daha yüksek bir dilimden vergi ödüyor lakin bu yeterli değil. Her geçen sene bu adaletsiz artıyor ve kapitalizmin bu ülkedeki tavizsiz savunucuları bile bunun tehlike çanlarının çalmasına neden olduğunu düşünüyor. Bildiğiniz gibi bundan birkaç hafta önce yazdığım yazımda ünlü Amerikalı ekonomist Robert Shiller'den de alıntılar yaparak bu soruna değinmiştim. O yazıma bakılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki "fakirlik ve vergi adaletsizliği" sorunları için ne tür çözümler üretilebilir? Sanırım Türkiye bu konuda bir nebze olsun şanslı. Öncelikle yönünü Batı'ya çevirmiş durumda. Batı derken gelişmeyi kastediyorum, aksi taktirde körü körüne Batı taklitçiliği değil elbet. Güneyindeki komşuları gibi politik sorunlar da yaşamıyor. Demokratik bir hukuk devleti olmamız dolayısıyla sistem içinde değişikliklere daha çabuk adapte olabiliyoruz. Dünya konjonktürü içerisinde değişen dengelere daha çabuk ayak uydurabiliyoruz. En baştaki tavsiyem işgücü (sosyal sermaye) ile ilgili. Çalışanların "zanaat" sahibi olmalarının sağlanması gerekli ki bu ancak "uzmanlaşma" ile olabilir. Günümüzün dünyasında bu çok önemli. Tabi servis sektörünün genel ekonomi içerisindeki istihdam payı her geçen gün artıyor. TURKSAT istatitiklerine bakılırsa bu rahatlıkla görülebiliyor. Sadece 6 sene öncesi ile kıyaslandığında bile servis sektöründeki istihdamın %42,1'den %49,5'e çıktığı görülüyor. (Şekle bakınız.) Bu değişen şartlara uygun olarak gençlerimiz eğitilmeli ve erken yaşlardan doğru yönlendirilmeli. Ancak muhakkak kalifiye eleman deyip geçiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SywkoWCXzmI/AAAAAAAAAdQ/94gQFKOyvz0/s1600-h/dbn+employment.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SywkoWCXzmI/AAAAAAAAAdQ/94gQFKOyvz0/s400/dbn+employment.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416744727348760162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında işverenleri destekleyici alınabilecek önlemler alınmalı. Devlet girişimcisini desteklemeli ve teşvik etmeli. Gerekli hukuki altyapı oluşturulmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan sirketler de daha akıllı hareket etmeli elbette. Sinerji oluşturacak birliktelikler ve işadamları dernekleri oluşturulmalı. Bu dernekler kendi üyeleri ile sosyal kontrat imzalamalı ve global rekabette birbirlerini desteklemeli. Örneğin İstanbul Maltepe'deki parkeciler mallarını Almanya'dan daha pahalıya alıcaklarına birleşerek Çin'den çok daha ucuza getirtme yollarını bulmalı. Bunun işletilebilmesi için elbet güven çok önemli. Dedim ya sağlam bir sosyal kontrat geliştirilmeli diye. Son yıllarda Türkiye'deki esnafları da takip edebildiğim kadarıyla bu türden dernekler ve örgütlenmeler var. Bu sevindirici bir gelişme. Yani küçülen dünyada ittifakların içerisine girmeden ve "öteki" olarak tabir ettiğimiz gruplarla tanışıp görüşmeden işverenlerin ve şirketlerin büyümesi söz konusu bile olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir teklif: Bağış kültürü (philanthropy) yerleştirilmeli. Şirketler topluma geri verebilmesini bilmeli ve toplumsal projeleri desteklemeli. Bunun için devletin hareket etmesini beklemeye gerek yok. Ayrıca vakıfların güçlendirilmeleri sağlanabilmeli. ABD'de örneğin vakıflardan vergi alınmıyor ve ülke ekonomisinde büyük paya sahip bu vakıflar. Özellikle fakir ve yaşlı olan halk kesimi bu şekilde ciddi olarak desteklenebilir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözümleri tabi oturduğum yerden yaz yaz bitmez. Çok uzatmak da istemiyorum. Ortada büyük bir sosyal sorun var. Bunun çözümü elbet çok istikrarlı politikalar üreterek mümkün olabilir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not 1: Bu yazımı da arabamın yağını değiştirirken yazmış bulunuyorum. Yanımda sürekli laptopumu ve kitaplarımı taşıyorum bu aralar. Gün içinde boşa giden o kadar çok vakitimiz var ki, bunları değerlendirebilirsek ülkemiz adına da sosyal ve iktisadi değer yaratabiliriz. Kahvehanelerde oturan çalışabileceği halde istihdam edilemeyen insanlarımız veya genç yaşta emekli olmuş vatandaşlarımız vs. bunlar ülkemiz adına büyük potansiyel vadediyor. Keşke bunlarda faydalanabilsek. Bu da ayrı bir yazı konusu :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not 2: Düşündükçe insanın aklına birçok örnek geliyor. IMF'den almış olduğumuz borçlar da bunlardan bir tanesi. Yıllarca onların kapısında dilencilik yaptık ve ancak aldığımız borçların faizlerini ödiyebildik. Yeri geldi onu bile yapmaktan aciz kaldık. Zaten Osmanlı'nın batmasındaki amillerden bir tanesi de bu değil miydi? Borç yükü kaldırılamayacak bir büyüklüğe erişince adeta para basma işini yabancılara bırakmadık mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-8461211766848884391?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/8461211766848884391/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2009/12/turkiyenin-uc-sorunu-1-fakirlik.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/8461211766848884391?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/8461211766848884391?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2009/12/turkiyenin-uc-sorunu-1-fakirlik.html" title="Türkiye'nin üç sorunu: (1) FAKİRLİK" /><author><name>Osman Nal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12884677389874439114</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="29" height="32" src="http://bp0.blogger.com/_tMTLi-KsHD0/R6-qHYtS1QI/AAAAAAAAABY/EDVid86yN0s/S220/osman2_photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_tMTLi-KsHD0/SywnOhEpW1I/AAAAAAAAAdg/ghGGbQ_uABk/s72-c/fakirlik.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;Dk8DQnw4fCp7ImA9WxBTF0g.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-4357912480370305578</id><published>2009-12-13T19:35:00.002-06:00</published><updated>2009-12-13T19:41:13.234-06:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-13T19:41:13.234-06:00</app:edited><title>Ne olacak bu FED'in hali?</title><content type="html">&lt;table style='font:11px arial; color:#333; background-color:#f5f5f5' cellpadding='0' cellspacing='0' width='360' height='353'&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr style='background-color:#e5e5e5' valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:2px 1px 0px 5px;'&gt;&lt;a target='_blank' style='color:#333; text-decoration:none; font-weight:bold;' href='http://www.colbertnation.com'&gt;The Colbert Report&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style='padding:2px 5px 0px 5px; text-align:right; font-weight:bold;'&gt;Mon - Thurs 11:30pm / 10:30c&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr style='height:14px;' valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:2px 1px 0px 5px;' colspan='2'&lt;a target='_blank' style='color:#333; text-decoration:none; font-weight:bold;' href='http://www.colbertnation.com/the-colbert-report-videos/258142/december-08-2009/fed-s-dead'&gt;Fed's Dead&lt;a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr style='height:14px; background-color:#353535' valign='middle'&gt;&lt;td colspan='2' style='padding:2px 5px 0px 5px; width:360px; overflow:hidden; text-align:right'&gt;&lt;a target='_blank' style='color:#96deff; text-decoration:none; font-weight:bold;' href='http://www.colbertnation.com/'&gt;www.colbertnation.com&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:0px;' colspan='2'&gt;&lt;embed style='display:block' src='http://media.mtvnservices.com/mgid:cms:item:comedycentral.com:258142' width='360' height='301' type='application/x-shockwave-flash' wmode='window' allowFullscreen='true' flashvars='autoPlay=false' allowscriptaccess='always' allownetworking='all' bgcolor='#000000'&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr style='height:18px;' valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:0px;' colspan='2'&gt;&lt;table style='margin:0px; text-align:center' cellpadding='0' cellspacing='0' width='100%' height='100%'&gt;&lt;tr valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:3px; width:33%;'&gt;&lt;a target='_blank' style='font:10px arial; color:#333; text-decoration:none;' href='http://www.comedycentral.com/colbertreport/full-episodes'&gt;Colbert Report Full Episodes&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style='padding:3px; width:33%;'&gt;&lt;a target='_blank' style='font:10px arial; color:#333; text-decoration:none;' href='http://www.indecisionforever.com'&gt;Political Humor&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style='padding:3px; width:33%;'&gt;&lt;a target='_blank' style='font:10px arial; color:#333; text-decoration:none;' href='http://www.colbertnation.com/the-colbert-report-videos/254015/november-02-2009/sport-report---nyc-marathon---olympic-speedskating'&gt;U.S. Speedskating&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;table style='font:11px arial; color:#333; background-color:#f5f5f5' cellpadding='0' cellspacing='0' width='360' height='353'&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr style='background-color:#e5e5e5' valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:2px 1px 0px 5px;'&gt;&lt;a target='_blank' style='color:#333; text-decoration:none; font-weight:bold;' href='http://www.colbertnation.com'&gt;The Colbert Report&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style='padding:2px 5px 0px 5px; text-align:right; font-weight:bold;'&gt;Mon - Thurs 11:30pm / 10:30c&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr style='height:14px;' valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:2px 1px 0px 5px;' colspan='2'&lt;a target='_blank' style='color:#333; text-decoration:none; font-weight:bold;' href='http://www.colbertnation.com/the-colbert-report-videos/258143/december-08-2009/fed-s-dead---bernie-sanders'&gt;Fed's Dead - Bernie Sanders&lt;a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr style='height:14px; background-color:#353535' valign='middle'&gt;&lt;td colspan='2' style='padding:2px 5px 0px 5px; width:360px; overflow:hidden; text-align:right'&gt;&lt;a target='_blank' style='color:#96deff; text-decoration:none; font-weight:bold;' href='http://www.colbertnation.com/'&gt;www.colbertnation.com&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:0px;' colspan='2'&gt;&lt;embed style='display:block' src='http://media.mtvnservices.com/mgid:cms:item:comedycentral.com:258143' width='360' height='301' type='application/x-shockwave-flash' wmode='window' allowFullscreen='true' flashvars='autoPlay=false' allowscriptaccess='always' allownetworking='all' bgcolor='#000000'&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr style='height:18px;' valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:0px;' colspan='2'&gt;&lt;table style='margin:0px; text-align:center' cellpadding='0' cellspacing='0' width='100%' height='100%'&gt;&lt;tr valign='middle'&gt;&lt;td style='padding:3px; width:33%;'&gt;&lt;a target='_blank' style='font:10px arial; color:#333; text-decoration:none;' href='http://www.comedycentral.com/colbertreport/full-episodes'&gt;Colbert Report Full Episodes&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style='padding:3px; width:33%;'&gt;&lt;a target='_blank' style='font:10px arial; color:#333; text-decoration:none;' href='http://www.indecisionforever.com'&gt;Political Humor&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td style='padding:3px; width:33%;'&gt;&lt;a target='_blank' style='font:10px arial; color:#333; text-decoration:none;' href='http://www.colbertnation.com/the-colbert-report-videos/254015/november-02-2009/sport-report---nyc-marathon---olympic-speedskating'&gt;U.S. Speedskating&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-4357912480370305578?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/4357912480370305578/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2009/12/ne-olacak-bu-fedin-hali.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/4357912480370305578?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/4357912480370305578?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2009/12/ne-olacak-bu-fedin-hali.html" title="Ne olacak bu FED'in hali?" /><author><name>Indrit Hoxha</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06818289008867401167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DE4ASXw-eyp7ImA9WhZQFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4448257987979002028.post-4424478690440359396</id><published>2009-12-08T20:24:00.005-06:00</published><updated>2011-04-24T21:02:28.253-05:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-24T21:02:28.253-05:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kredi derecelendirme" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yazar - Ibrahim Ergen" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="politik Ekonomi" /><title>Ongorumuz Tuttu, Yunan Ekonomisi Sallaniyor</title><content type="html">Daha bir kac gun once Turkiye'nin milli borc rakamlarini cesitli ulkelerle kiyaslamis gerek borc stoku gerek butce acigi acisindan bir cok ulkeye gore nispeten cok iyi durumda oldugumuzu belirtmistik. Bu kiyaslamayi yaparken Yunanistan'in durumuna ozellikle dikkat cekmistik. Soyle yazmistim: "Bu ulkelerin hali nice olacak acikcasi cok merak ediyorum. Yunanistan da dahil olmak uzere saydigim dogu Avrupa ulkelerinin hala ayakta durabiliyor olmalarinin tek nedeni var. AB uyesi olmalari ve Almanya Fransa gibi AB'nin lokomotifi konumundaki ulkelerin olasi bir borc krizi durumunda bu ulkelere yardim eli uzatacagina olan guven". Anlasilan artik AB uyeliginin getirdigi guven de ise yaraamaz hale geldi. Zira, kredi derecelendirme kurulusu Fitch AB uyeligine ve Euro para bolgesinde olusuna aldirmadan Yunanistan'in kredi notunu BBB+ seviyesine dusurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;AB'ye sonradan uye olan fakat Euro para bolgesinde bulunmayan bir cok ulke (Romanya, Macaristan, Bulgaristan, vs) yasadiklari borc sorunu nedeniyle zaten IMF ile anlasma yapmak zorunda kaldilar. Yunanistan'in Euro bolgesinde olmasi isleri AB acisindan da son derece karmasiklastiriyor. Onumuzdeki surecte devletlerin bankalari icin yaptigi kurtarma operasyonlari benzeri bir hadiseyi AB ile Yunanistan arasinda izleyebiliriz. AB'nin sorunlari Yunanistan'la sinirli kalacaga da benzemiyor. Potekiz, Irlanda, ,Ispanya ve Italya'nin da durumlari kritik. Ozellikle de Yunanistan'da yasanacak ani bir dalgalanmanin tetikleyici olmasi halinde bu ulkelerin dusunulenden daha once sikintilarla karsilasmasi soz konusu olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomig ailesi olarak ongorulerimizin gerceklesmesinden ve okurlarimizi zamaninda dogru bilgilendirmis olmaktan dolayi memnuniyet duyuyoruz. Sayin Fatih Altayli bizim siteyi de takip ederse iktisatcilarin ongorusuzlugunden daha az yakinir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4448257987979002028-4424478690440359396?l=www.ekonomig.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.ekonomig.com/feeds/4424478690440359396/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2009/12/ongorumuz-tuttu-yunan-ekonomisi.html#comment-form" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/4424478690440359396?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4448257987979002028/posts/default/4424478690440359396?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.ekonomig.com/2009/12/ongorumuz-tuttu-yunan-ekonomisi.html" title="Ongorumuz Tuttu, Yunan Ekonomisi Sallaniyor" /><author><name>Ibrahim Ergen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12633360248250184527</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>3</thr:total></entry></feed>

