<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" gd:etag="W/&quot;CEcHQXk6eCp7ImA9WxNUE04.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494</id><updated>2009-11-04T12:53:50.710+02:00</updated><title>Erbuğ Kaya Blog</title><subtitle type="html">ESİLDA-İ KALDANESE SOLGAMİS URDA BELİE</subtitle><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/" /><link rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>19</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/atom+xml" href="http://feeds.feedburner.com/ErbuKayaBlog" /><feedburner:browserFriendly></feedburner:browserFriendly><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><entry gd:etag="W/&quot;CEcHQXk6cSp7ImA9WxNUE04.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-1161487982120605064</id><published>2009-10-30T17:18:00.003+02:00</published><updated>2009-11-04T12:53:50.719+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-11-04T12:53:50.719+02:00</app:edited><title>Giddar - Fantastik Roman</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_NWbzFamVbQ4/SusDOl2n7UI/AAAAAAAAADw/2pLfbRKpMqs/s1600-h/Giddar_Kapak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 198px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_NWbzFamVbQ4/SusDOl2n7UI/AAAAAAAAADw/2pLfbRKpMqs/s320/Giddar_Kapak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5398412127547944258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Merhaba çok uzun zamandır bloglarıma yazı yazmıyordum. Ama emin olun  iyi bir sebebi vardı. Çünkü başka bir şey yazıyordum. Evet, 1997  yılında kurgulamaya, 2002 yılında yazmaya başladığım romanım "Giddar”  artık kitapçılarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Tüyap Kitap Fuarında imza günüm olacak. Tüm bilgiler altadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;br /&gt;Erbuğ Kaya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arka Kapak Yazısı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ruhlar,  Azad’ın karanlığına hapsedilmiş. Zamelgothlar Kutsal Yazıları geri  almak için kuzeye gidiyorlar. Büyücü Kralın değiştirdikleri,  Dhrazma’nın uykusundan uyanmasını bekliyorlar. Güneyli bir savaşçı,  sırlarıyla taş ocaklarına gönderilmiş. Arkonyalılar, sırrını  kendilerinin bile bilmediği bir sessizlik yemini etmişler. Meglionlar  gerçekleri öğrenmek için bedel ödüyorlar. Suskunlar sonsuza dek  tanrılarla anlaşmışlar. Korsan iki kardeş, tanrıların olmadığı bir ada  hayali kuruyor. Karanlık İmparatoriçe, Giddar’ı sarsıyor. Bir Sheilan  kadını tüm inançlarını hiçe sayarak yaşadığı toprakları terk ediyor.  Dvorlak rahibeleri, ormanlarında tanrıçaları için durmadan çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç bin yıllık bir efsane, Giddar’da yeniden yeşermeye başlıyor, gerçeklik kuruluyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Siox Dia Mont tüm bunlardan habersiz, Özgürlük Duvarının üstünde, güneye bakıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esilda-i kaldanese solgamis urda belie.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bilgiler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kapak  Tasarım: Yulay Devlet&lt;br /&gt;565 sayfa - 2.Hamur - Ciltsiz - 16 x 24 cm.&lt;br /&gt;Kalkedon Yayınları&lt;br /&gt;ISBN: 9786055679231&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.giddar.com/" target="_blank"&gt;Giddar'ın Sitesi &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.giddar.com/"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_NWbzFamVbQ4/SusBE2HtF3I/AAAAAAAAADg/bxC0kDuF1mI/s320/GiddarSite.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5398409761092605810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Online Satış Linkleri &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=462346" target="_blank"&gt;Kitap  Yurdu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/giddar-erbug-kaya/tanim.asp?sid=T5XQ66BSF319IYXRNSE0" target="_blank"&gt;idefix&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hepsiburada.com/giddar/productDetails.aspx?categoryid=1501713&amp;amp;productid=kkalkedon9170" target="_blank"&gt;Hepsi Burada &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-1161487982120605064?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/1161487982120605064/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=1161487982120605064&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/1161487982120605064?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/1161487982120605064?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2009/10/giddar-fantastik-roman.html" title="Giddar - Fantastik Roman" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_NWbzFamVbQ4/SusDOl2n7UI/AAAAAAAAADw/2pLfbRKpMqs/s72-c/Giddar_Kapak.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkQEQXkyfip7ImA9WB5bFE0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-4607852802453485735</id><published>2007-08-29T11:24:00.000+03:00</published><updated>2007-08-29T20:25:00.796+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-29T20:25:00.796+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İyi Olanlar" /><title>Asteriks</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_NWbzFamVbQ4/RtUvL4dBQwI/AAAAAAAAABE/APY24Cof6KE/s1600-h/AsterixObelix.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_NWbzFamVbQ4/RtUvL4dBQwI/AAAAAAAAABE/APY24Cof6KE/s320/AsterixObelix.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5104037633873494786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Eskiden, çokça çizgi roman okumuştum. Bülent eniştem Anadolukavağındaki evin bodrumunda yüzlerce çizgi roman saklardı. Kimler yoktu ki arasında. Halamlara gittiğimizde bodruma dalar, küf kokusunun arasında hafif nemli çizgi romanları seçer bütün gün okurdum. Baltalı ilah Zagor gibi bağırmak isterdim. Tom Braks’ın köftecisine bayılırdım. Mandrake’nin insanların çürük dişlerine ağrı veren çılgın bilim adamlı bölümü çok güzeldi. Mandrake bile yenilmişti. Çünkü her insanda mutlaka çürük vardı. Ama Abdullah’da yoktu. Judas sahneye girdimi, işte diye düşünürdüm, karizma bu. Tommiks barda süt isteyince ahaa işte yine sorun çıkacak derdim. Teksas’daki kırmızı urbaların İngilizler olduğunu çok sonra anlamıştım. Kızıl maskenin dövüşürken şapkasının bile düşmemesine vayyy derdim. Ona özendiğim için uzun süre, Diana’nın evinde yattığı gibi, yerde, yüz üstü kafamı, çevirerek yatmıştım. Sevmemiştim ama Kinowa bile okumuştum.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ama başka kahramanlarımda vardı. Onları da Antakya’daki teyzemin kocası “Of” eniştem (huzur içinde yat Of enişte) biriktiriyordu. Tenten, Redkit ve Asteriks. Hepsini çok severdim ama Asteriks’e bayılırdım. Her Antakya’ya gittiğimizde odaya kapanır ve Asteriksleri bir kez daha okurdum. O zamanlar bende sadece Asteriks Lejyoner macerası vardı. Ama eniştem hepsini toplamıştı. Sanırım ilkokul ikideydim, eniştemden Asteriksleri istemiştim ama o beni çok eski ve değerli Redkit serisiyle kandırmıştı. Kabul etmiştim. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ama Asteriks sevgim artık herkes tarafından biliniyordu. Babam görev için Ankara’ya, İstanbul’a, İzmir’e gittiğinde mutlaka Asteriks’in bir macerasıyla dönerdi. Şimdi hatırlıyorum da, eve dönüğünde o siyah, deri kaplama james bond çantayı açıp ta; çamaşırlarının üstünde Asteriks’i görünce nasıl sevinirdim.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_NWbzFamVbQ4/RtUvXYdBQxI/AAAAAAAAABM/v6_rmXKq5qE/s1600-h/asterix1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_NWbzFamVbQ4/RtUvXYdBQxI/AAAAAAAAABM/v6_rmXKq5qE/s320/asterix1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5104037831441990418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yavaş yavaş açardım kapağını. Hemen macerayı okumazdım. Önce defalarca baktığım giriş sayfalarına, haritaya tekrar bakardım. Halit Kıvanç’ın çevirisiydi. Oburiks değil Hopdediks idi. Kakafoniks değil Dertsiziks idi. Öylede sevmiştim.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Giriş karelerine bayılırdım. O rengarenk, huzurlu Galya köyü, evleri, çiçekleri, işlerini yapan ahalisi hemen maceranın içine alırdı. Şimdi düşünüyorum da kendi aralarında kavga etmelerini hiç dert etmemişim. Biliyormuşum ki bu ciddi değil. Öğrenmişim ki, arkadaşlar kavga edebilir ama yinede arkadaştır. Roma şehri kurulduğunda bile birbirilerine düşeceklerine inanmamıştım. Korktum ama. İyi denemeydi Sezar.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ormanda domuz arama sahnelerine bayılırdım. Karşılarına Romalılar çıkınca Asteriks ve Hopdediks(Oburiks) arasındaki konuşmalar o kadar keyifli olurdu ki. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;İdefiks’in sökülmüş, kesilmiş bir ağaç görünce olduğu yerde ters dönüp bayılması ne kadar keyifliymiş, ne kadar önemliymiş. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;İşler karışmaya başladığında Büyüfiks hemen şurubu hazırlardı. Herkes sıraya girerdi. “Olmaz sana yok, sen küçükken kazana düştün,” cümlesi şimdi bile günlük hayatımda kullandığım bir cümledir. Çok acırdım Hopdediks’e(Oburiks). Benim de canım çekerdi.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Macera sırasında Hopdediks(Oburiks)’in saflığı, Asteriks’in cin olmasına rağmen can dostu yüzünden sürekli zor duruma düşmesi, Romalıların inanılmaz sersemlikleri, Toptoriks’in kendine has inatçı asilliği ne kadar keyifliydi. Kahkahalarla gülmesem de sürekli gülümserdim. Ama yerlere yatarak güldüğüm durumlarda olmuştu. Hopdediks(Oburiks) havuza atlayıp taşırınca, havuzun dibinde oturup havuz nerde diye sormuştu. Asteriks sen gelince o gitti aynı yerde duramadınız demişti. Lutecia’lı tembel lejyonun lahananın altında kalkan araması krize girmeme sebep olmuştu. (Galya Kalkanı) Her macerada mutlaka böyle bir yer olurdu. Korsanların Galyalıları görünce gemilerini kendilerinin batırması bile yeter.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Macera biterdi. Her şey atlatılmış. Huzurlu, mutlu ve özgür köylerine dönerlerdi. Eh şölen zamanıydı. Dertsiziks(Kakafoniks) şarkı söylemeden bağlanıp ağaca konurdu. Ortada toplanıp yiyip içerlerdi maceranın sonunda. İşte bu benim bittiğim sahne olurdu. O kadar çok orada olmak isterdim ki. O kadar çok arkadaşları olmak isterdim ki. Onlarla orada oturup, gülüp eğlenip sohbet etmek isterdim. Sırf bu yüzden hala iyi bir şey yaptığımda, güzel çalıştığımda o akşam yemeğimi daha zevkle yerim.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Çocukken bir gün annemden izin alıp, sandalyemin arkasına gazete kağıtları serip, yediğim tavuğun kemiklerini arkaya fırlatmıştım.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Büyüdüğümde işler değişti mi? Hayır.:) Kendimi kötü hissettiğim zamanlarda Fundam elinde Asteriks’in macerasıyla yanıma gelir. 23 yaşındayken bir gün, Fundanın o pijama demesine rağmen çizgili altla sokağa çıkmıştım.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Şimdi bakıyorum da ben onların hepsiyim. Toptoriks kadar komikleşebilen ama zararsız bir liderliğim var. Büyüfiks kadar yarı deli hayatımın bilgesiyim. Dertsiziks kadar kötü sesim var ama şarkı söylemeye çalışıyorum inatla. Ağaçlar sökülünce İdefiks gibi ters düşüp bayılasım geliyor. Asteriks kadar akıllı olmaya çalışıyorum ama benimde arkadaşlarım yüzünden maceralarım oluyor. Ama gerçek kahramanım Hopdediks. Onun kadar safım bazen. En çok onun kızdırılmaması kadar tehlikeliyim. Saçım, göbeğimde iyice benziyor. Ahha anladım ben Hopdediks’e benzemek için kilo veremiyorum. Şişko değil balık eti bi kere. Tek farkım var, o da ben Dilberiks’le evlendim.:)&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Anlattığım her şeyin keyfini hala alıyorum. Teşekkürler René Goscinny, Albert Uderzo.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;     &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-4607852802453485735?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/4607852802453485735/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=4607852802453485735&amp;isPopup=true" title="5 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/4607852802453485735?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/4607852802453485735?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/asteriks.html" title="Asteriks" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://bp3.blogger.com/_NWbzFamVbQ4/RtUvL4dBQwI/AAAAAAAAABE/APY24Cof6KE/s72-c/AsterixObelix.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">5</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUEMR30_eCp7ImA9WB5bE0o.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-4529980651004698346</id><published>2007-08-24T21:50:00.001+03:00</published><updated>2007-08-29T11:54:46.340+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-29T11:54:46.340+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>ayı</title><content type="html">&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;hava sıcak. serinlemek için kendini dereye atıyor. ama insanlar onu görüyor. sopayla vurmaya başlıyorlar. kıyıya çıkabilse kendini koruyacak ama sopalı insanlar izin vermiyor. kurtulmak için derenin ortasına yüzüyor. bu sefer taş atıyorlar. kendini akıntıya bırakıp onlardan uzaklaşmaya çalışıyor. takip ediyorlar. yine taşlar, yine sopalar. üstelik yorgun artık. ve kaçınılmaz kaderine razı oluyor. taşlı sopalı insanlar tarafından dövülerek öldürülüyor. bilmiyor ama bu aynı zamanda videoya çekiliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;insan&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;starcraft oynayanlar bilir. oyunda zerg diye bir ırk vardır. ancak kendi öz maddelerinin bulunduğu yere kadar genişleyebilirler. ağaç, ot dinlemden her yeri iğrenç bir madde ile istila ederler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;insan&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;yaratılışı tartışacak değilim. her nasıl yaratıldaysak, devam eden ve günümüze gelen süreçten bahsedeceğim. insan denilen dünya ırkı, diğer tüm ırklara göre doğa karşısında zayıftır. ne hızlı koşabilir, ne uçabilir, ne yüzebilir insan. ne pençesi var, ne keskin dişleri, ne zehiri insanın. doğal seleksiyon sonucu dünyadan yok olmaya mahkumken insan, inanılmaz bir silah geliştiriyor. volkan patladığında yanan, aslan saldırdığında parçalanan insan kendini korumak için zekasını kullanmayı öğreniyor. paranoyayla gelişen zeka bir tuhaf oluyor. doğadan korkan insan, içten içe nefret ediyor ondan. hemde ona ihtiyacı varken. ve starcrafttaki zerg gibi çoğalarak dünyayı istila ediyor. her şeyi yok edip kendini güvende hissettiği betonu dikiyor yerine. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;hiç bir özelliği olmamasına rağmen besin zincirinin tepesinde duran bu ırkın bir kısmı, geçte olsa gelişiyor ve paranoyak zekadan sıyrılıp doğanın önemini anlıyor ama artık çok geç. çünkü zekası hastalıklı olan vurdum duymazlar topluluklar halindeler ve kalabalıklar. dünyayı felakete sürüklediler sürüklüyorlar. hiç canı acımıyor. insanın terbiyesizliği yüzünden ısınmış dünyada serinlemeye çalışan ayı kardeşi işkence ederek öldürüyor. birde utanmadan bunu kameraya çekiyor. nasıl yendiğini kanıtlayacak ya AYI.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;dert etmeyin ayı kardeşler, bu dünya yakında bu pisliği, insanı tükürür, atar. sizde güzel, yeşil dünyanızda rahat rahat yaşarsanız. (tabi kendisinin yok olacağını anlayan insan delirip, giderken her şeyi yok etmeye kalkmassa.)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;bu olanlar için çok üzgünüm, canım arkadaşım, ayı dostu Önder. çok üzülmüşsündür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-4529980651004698346?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/4529980651004698346/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=4529980651004698346&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/4529980651004698346?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/4529980651004698346?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/ay.html" title="ayı" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkQMRXw5fyp7ImA9WB5UGU4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-9215181952534241829</id><published>2007-08-24T09:51:00.000+03:00</published><updated>2007-08-24T09:53:04.227+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-24T09:53:04.227+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Şikayet" /><title>İDO</title><content type="html">&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bir süre önce İDO’nun &lt;a href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/1845-beikta-kadky-vapuru.html"&gt;planlama sorunuyla ilgili bir yazı yazmıştım.&lt;/a&gt; Bu yazıyı yazdıktan sonra İDO’da arka arkaya felaketler veya felakete yakın kazalar yaşanmaya başladı. İlk önce bir deniz otobüsü seyir halinde olmayan bir gemiye çarptı. Neyse ki bu kazada hayatını kaybeden olmadı. Çok geçmeden bu sefer yanaşan bir feribotun halatları koptu ve bir kişi hayatını kaybetti, birkaç kişi feci şekilde yaralandı. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Durum gösteriyor ki İDO’nun planlamadan daha büyük sorunları var. Umarım başka kötü olaylar yaşanmadan bu sorunları hallederler. Ayrıca böyle bir işletmenin tekelde olması da iyi değil. İDO’dan başka tercih edebileceğimiz işletmelerde olmalı. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-9215181952534241829?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/9215181952534241829/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=9215181952534241829&amp;isPopup=true" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/9215181952534241829?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/9215181952534241829?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/ido.html" title="İDO" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0ENSHs7eyp7ImA9WB5VGE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-3709527059040970593</id><published>2007-08-10T15:40:00.001+03:00</published><updated>2007-08-11T13:54:59.503+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-11T13:54:59.503+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Şikayet" /><title>18:45 Beşiktaş - Kadıköy Vapuru</title><content type="html">&lt;p class="MsoNormal"&gt;Her akşam işten çıkınca, evine dönmek için bir süresini yolda geçiren İstanbullulardan biriyim. Ve bir takım karşılaştırmalarla şanslı olanlardan sayılırım. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Her akşam, Beşiktaş’tan 18:45 Kadıköy vapuruna biniyorum. Ne güzel işte, daha ne? Bu vapurla Kadıköy açıklarında her akşam 10 dakika kadar ada vapurunun yanaşmasını ve kalkmasını bekliyoruz. Aslında 10 dakikanın lafını yapacak değilim ama İDO gibi bir kurumun bunu planlamasını yapamadığına inanamıyorum.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;İnmek için vapurda birikmiş yüzlerce insan, tüm günün yorgunluğu, sıcak ve kalabalıkla 10 dakika öyle beklemek zorunda kalınca sinirleniyor tabi.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ne olacak Ahmet abi, sadece 10 dakika. Bir şey değil ki. Bekleyiversinler, der gibi planlama yaptığınız yönünde, elimde olmadan bir kurgulama yapıyorum sevgili İDO. Ama iş içeride bekleyen olunca o kadar basit olmuyor.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bir değişim başlattın İDO. Bunu da becerebilirsin.&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-3709527059040970593?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/3709527059040970593/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=3709527059040970593&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/3709527059040970593?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/3709527059040970593?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/1845-beikta-kadky-vapuru.html" title="18:45 Beşiktaş - Kadıköy Vapuru" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;Ck8CQXY7fCp7ImA9WxVVGUs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-2452398178806186424</id><published>2007-08-10T14:48:00.001+03:00</published><updated>2009-03-13T18:14:20.804+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-03-13T18:14:20.804+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Eskiden" /><title>Biz 10-D'liydik.</title><content type="html">&lt;p class="MsoNormal"&gt;Lise bir ve ikiyi Adana Anadolu Lisesinde okumuştum. 10’D sınıfı olarak, okulun en ilginç sınıfıydık. Liseyi ALA’da bitirmek çok istemiştim ama babamın tayini çıkmıştı ve Gölcüğe taşındık. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Lise üç Kocaeli Anadolu Lisesinde bitmişti. Ve üniversite sınavlarına girmiştik. Tüm yılın gerginliğini üstünden atmak için herkes bir yerlere gitmişti. Ağustos ayıydı sanırım, arkadaşım Uzay bizi Toroslar’daki yayla evlerine davet etmişti.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;10 kişi Torosların eteğindeki yayla evinde buluşmuştuk. Ev Torosun yamacındaydı, büyüktü. Bahçede, terasta. Hazırlıklı gelmiştik. Mangalımız, etlerimiz, boğma rakılarımız, ilk sigaralarımız muhabbete meze olmaya hazırdı. Gerçi iki karton malboronun yanında, “araya veriyorsun,” diyerek benim için maltepe alınmıştı ama olsun. Gurupta çukurovalı olmayan bir tek ben vardım. Kabul ettim. Onlar kadar, ne sigara, ne rakı içebilirim; ne de acı yiyebilirim.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Söz konusu Adanalılar olunca, mangal başına oturmak, kral tarafından özel bir nişanla onurlandırılmak gibi bir şeydi. Seçkin geçti mangala ve hiç boş bırakmadı bizi. Kebaplarımızı yedik, (İstanbul’daki gibi acılıya adana, acısıza urfa kebap demek Adana’da hakaret sayılır. Bunun az ya da çok acılısı vardır sadece ve kebap Adana’da yapılır.:)) Ev yapımı boğma rakılılarımızı içtik. Muhabbet ettik. Adana’da muhabbet çok önemli bir konudur. En sevdikleri üç şeyden biridir. Bir diğeri de et. Üçüncüsü… &lt;span style="font-family:Wingdings;"&gt;&lt;span style=""&gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Tanrı’dan, alevilikten, ülkeden, aşktan, dinden, arkadaşlıktan konuştuk. Her mangalda, her akşam. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;İlk akşamdı. Boğmalar bir bir bitiyor ama bana bir şey olmuyordu. “Bu mu öve öve bitiremediğiniz boğma? Hiçbir şey yapmadı.” dedim. Hani karizmatik flimler de, son sözü söyleyecek olan kahraman şöyle imalı bir bakış atar ya; öyle bir bakıp, pis pis sırıtarak, “sen ayağa kalktın mı hiç,” dediler. “Yoo,” dedim. “İyi,” dediler. “Sen kalk bir tuvalete git.”&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kalktım. Ben sabittim ama sanırım dünyayı altımdan hızla çektiler. Olduğum yere geri oturdum &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Böyle geceler boyu içtik. Bir gün Uzay, zirveye doğru çıkmayı ve bize kayalıklardaki mağarayı göstermeyi teklif etti. Sabah kahvaltıdan sonra iki karpuz, iki şişe suyu yanımıza alıp zirveye tırmanmaya başladık. İki saatlik bir yürüyüşün sonunda, zirveye vardığımızda, yolumuzu duvar gibi kesen kayalıklarla karşılaştık. Dağın öteki yamacına geçit vermeyen dik kayalıklar çok yüksekti. Kayalığın hemen dibinde tüm yıl boyunca hiç güneş almayan bir bölge vardı. Burada kıştan kalma kar erimemiş, bayır boyunca duruyordu. Adana, ağustos ve kar. Ben, bu dünyada; Adana’da, ağustos ayında karda kayma şansı yakalamış ender insanlardanım. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Mağara iki insan yüksekteydi. Mağaradan sızan su, tırmanacağımız yeri ıslak ve yosunlu bir hale getirmişti. Zor bela mağaraya tırmandık. İçeride oturup sohbet ederken güneşin batmakta olduğunu fark etmemiştik. Uzay inişin tehlikeli olduğunu, onun yolu bildiğini ama bizim başımıza bir şey gelmesini istemediğini söyleyerek, mağarada sabahlamayı teklif etti. Kabul ettik ama buna göre hazırlıklı gelmemiştik. İki şişe suyumuz yolda bitmişti ve iki karpuzdan birini Ali Yeleser mağaradan aşağıya uçurmuştu. Dert etmedik. Sadece eğlendik.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Mağarada oturduk muhabbet ettik. Futbol yoktu. Belden aşağı yoktu. Kızlardan konuşuyorduk ama aşktı konumuz. Sonra çağrışım oyunu oynadık. Birisi bir cümle söylüyordu. Sırası gelen başka bir cümleyle anlamlı bir devam getiriyordu. On sekiz yaşında, on genç insan ve muhabbet hiçbir zaman terbiyesizlik sınırına bile gelmiyordu. Başlayan cümleler. Edebiyat, bilim, mitsizim, aşk çevresinde dönüyordu. Ne kadar güzel hikayeler çıkmıştı ortaya. Keşke birini hatırlasam. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Diğerleri uyunduğunda Uzay ve ben mağaranın girişine oturup, sigara içerek sabaha kadar sohbet etmiştik. Bu anlatması güç bir manzaraydı. Mağaranın yuvarlak girişinden görünen, bulutsuz ve milyonlarca yıldızın parladığı bir geceydi. Ve etrafta yıldızların görüntüsünü kesecek bir tek ışık kaynağı yoktu. Bu sohbet; yıllar sonra Finlandiyalı yaşlı kadının tebliğ edeceği “monk brother” lığın temeliydi.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Toroslardan geri dönerken Ali Can beni ½ Adanalı ilan etmişti.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Huzur içinde yat Rasim. Seni hiç unutmadık.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bu yazıyı 16 yıl önce yazmayı planlamıştım.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Biz 10-D’liydik. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;       &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-2452398178806186424?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/2452398178806186424/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=2452398178806186424&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/2452398178806186424?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/2452398178806186424?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/biz-10-dliydik.html" title="Biz 10-D'liydik." /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUMNQ3Y6fCp7ImA9WB5VFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-8398916507582427908</id><published>2007-08-09T16:51:00.001+03:00</published><updated>2007-08-09T16:51:32.814+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-09T16:51:32.814+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>işte bu hayal kırıklığı</title><content type="html">google arama sonuçları ile ilgili aşağıdaki şu link eylül 2005’de en çok aranan kelimeleri gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.google.com/press/zeitgeist/zeitgeist-sep05.html#tr"&gt;http://www.google.com/press/zeitgeist/zeitgeist-sep05.html#tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1187/2782/400/google-arama-raporu.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sonuçların türkiye’nin ufak bir profili olduğunu düşünüyordum. ve bu konu ile ilgili bir yazı yazacaktım. bu türkiye’nin biraz batıl, biraz cinsellik düşünen, biraz kendini güvene almaya çalışan, biraz futbol fanatiği, biraz geleceği için kaygılandığını anlatan bir yazı olacaktı. diğer çağdaş ülkelerin arama sonuçlarıyla karşılaştırmalar yapacaktım. neyimizin eksik olduğunu, ne yapmamız gerektiğini yazmaya çalışacaktım. hatta bu eğlenceli bir konuydu. ama bu sırada google’un başka bir sitesine ulaştım. ve buradan çıkan bir sonuç berbat. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.google.com/trends"&gt;http://www.google.com/trends&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;google’in herhangi bir kelimenin en çok hangi şehirden, ülkeden ve hangi dilde arandığını gösteren sitesi. lütfen arama çubuğuna child porn (çocuk pornosu) yazar mısınız? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1187/2782/400/cd-rapor2.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1187/2782/400/cp-rapor1.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1187/2782/400/cd-rapor3.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;belden aşağı düşünen bir ülke olduğumuzu biliyordum. bastırılmış cinselliğin sürekli patladığını biliyordum. ama bu kadar sapık, bu kadar aşağılık bir şeyde en önde giden olacağımızı tahmin etmemiştim. işte bu hayal kırıklığı. neyi merak ettiniz. bu neyin arayışı? türkiyenin geleceği siz misiniz? siz kimsiniz?&lt;br /&gt;ahlakın yok, vicdanın yok, ruhun yok. sen yoksun. DEFOL !!! &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-8398916507582427908?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/8398916507582427908/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=8398916507582427908&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/8398916507582427908?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/8398916507582427908?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/ite-bu-hayal-krkl.html" title="işte bu hayal kırıklığı" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUMGQ3Y_fyp7ImA9WB5VFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-8814335440249000580</id><published>2007-08-09T16:48:00.000+03:00</published><updated>2007-08-09T16:50:22.847+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-09T16:50:22.847+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>en kötü ihtimalle öğretmenlik yazarım</title><content type="html">en güzel meslek hangisidir? hemen cevap vereyim. en güzel meslek, huzur içinde keyifle yapılandır. peki en değerli meslek hangisidir? bu değişebilir. ama adaylarım var. doktorlar mesela, insan hayatından ve sağlığından sorumlulular. bence önemli bir meslek. hukukçular, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için varlar. inşaat mühendisleri, insanlara barınacak yerler inşaa ederler. uzun vadede onlarda insan hayatından sorumlular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi doktor ne demek, avukat ya da inşaat mühendisi. herşeyiyle konusuna hakim, gelişmeleri takip eden kişidir, işini iyi yapan. peki bu kadarı yeterli mi? tabiki hayır. dünyanın en iyi cerrahı eğer hastasının böbreğini çalıyorsa, tanınmış avukat rüşvetle yargıyı yanıltıyorsa, mühendisin yaptığı binalar ilk depremde tuz buz oluyorsa; ister kimsenin yapamadığı bir ameliyatı yap, ister en zor davaları çöz, ister en güzel binayı dik bir şey farketmez. işinde iyi değilsin. hatta ahlaksız birisin işi bırak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üniversitede aldığı mesleki öğretim ve kendi azmiyle çok iyi olan bu doktorun neyi eksik ki hastasından böbrek çalıyor. eğitimi eksik. meslek eğitimi değil. insan olma, ahlaklı olma eğitimi eksik. peki bu nasıl kazanılır? işte burası çok karışık ve dallı budaklı. insanın kendisi kendine ahlak kazandırabilir, ailesinden kazanabilir, çevresinden kazanabilir. yedi yaşında gitmeye başladığı eğitim hayatında kazanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanlar farklılık gösterebilir, ailelerde, çocuğun yetişdiği çevrede. herkes için ortak olan tek yer okuldur. herkesin karşısına çıkacağı kişi öğretmenidir. (malesef bu hakkına ulaştırılamıyan çocuklar, özellikle kızlar ayrı bir konu.) bu sebeple en değerli meslek öğretmenliktir. o çocuk doktor olabilir, avukat ya da inşaat mühendisi. dünyanın en iyi üniversitesinede gidebilir. hiç farketmez. tüm hayatı boyunca yanında taşıyacağı çok önemli biri var. beslenmesini yanındaki arkadaşıyla paylaşmasını söyleyen ilkokul öğretmeni, onu düşünmeye zorlayan lise öğretmeni. üniversitede alınan öğretim dışında her mesleğin tabanında öğretmenler yatar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ülkeyi zayıflatmanın en kolay ve garantili yolu, o ülkenin eğitim sistemini bozmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir doktor hastasının böbreğini çalıyor, insanlar işlerinden döndüklerinde oturup paparazi izliyor, saçma sapan insanların özel hayatlarının dedi kodusunu izliyor, tv’de biri evleniyor, kadınlar mahalleden stüdyoya otobüs kaldırıyor. &lt;a href="http://sinir.blogspot.com/2006/08/lmpenler.html"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/lmpenler.html"&gt;bu düzeyliğin sebebini yazacağımı söylemiştim.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doktor sadece kazanmayı düşünmeyi öğrenmiş, insanlar kitap okumayı unutmuş, kendi hayatlarından sıkılmışlar. neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü öğretmenleri bu konularla ilgili eğitim verememiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü öğretmen için öğretmenlik en güzel meslek değil. çünkü huzurlu değil. çünkü maaşı 800 ytl. evin kirası 400 ytl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü öğretmen öğrencilerini düşünecek durumda değil. çünkü öğretmen evinin kirasını, elektirik faturasını, çocuğunun yemeğini düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü öğretmen en önemli şeyi, kendini geliştirmeyi başaramıyor. kitap alamıyor. parası yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bunun yanında büyük bir gazetenin, &lt;a href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/lmpenler.html"&gt;lümpen&lt;/a&gt; köşe yazarı. “hocam bırak o blok flütü. sen çocuklara onu çaldırmaya çalışıyorken, onlar i-pod’larına internetten indirdikleri mp3’leri dinliyor. çağa ayak uydur artık hocam” diyor. ah be akıl fukarası &lt;a href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/lmpenler.html"&gt;lümpen&lt;/a&gt;. ayda 800 ytl, ayda 800 ytl. i-pod dediğin 300-400 $. nasıl çağa ayak uydursun. bilgisayar dediğin 1.000 ytl nasıl çağa ayak uydursun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve yetkinliği olanlar öğretmen olmayı tercih etmiyor. yetkinliği olanlarda hayat şartlarında bunu kaybediyor. durum acınası. üniversite sınavına giren öğrenci en kötü ihtimalle öğretmenlik kazanırım diyor. vah vah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ülkedeki gençler en iyi ihtimalle öğretmen olurum demediği sürece o ülke gelişemez, çağdaş, huzurlu bir yer olamaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-8814335440249000580?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/8814335440249000580/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=8814335440249000580&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/8814335440249000580?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/8814335440249000580?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/en-gzel-meslek-hangisidir-hemen-cevap.html" title="en kötü ihtimalle öğretmenlik yazarım" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUUCRnk7fSp7ImA9WB5VFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-1203813231422185000</id><published>2007-08-09T16:46:00.000+03:00</published><updated>2007-08-09T16:47:47.705+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-09T16:47:47.705+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>İran’a nasıl girilir?</title><content type="html">&lt;a href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/laura-ve-george.html"&gt;laura ve george&lt;/a&gt; başlıklı yazımda, bush’un İran’a saldırmak için bir plan peşinde olduğundan, şüphelendiğimi yazmıştım. ABD’de bir yerler patlarsa şaşırmayın demiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;senaryoyu artık anladım ABD’de bir yerler patlamayacak. İran’ı tahrik etmeye, kızdırmaya çalışıyorlar. nasıl mı? İsrail’in Lübnan’a yaptıklarına İran’ın kayıtsız kalamayacağını tahmin ediyorlar. sonunda İran yeter diyecek ve İsrail’e saldıracak. bush’da, sazı eline alıp demokrasiye yobazlar, teröristler saldırıyor diyerek İran’a dalacak. bir kez daha başkan seçilecek. (ABD yasalarına göre bir kez daha zaten seçilmeyecek olması bir şey değiştirmiyor. bush sadece isim önemli olan zihniyet. kaldıki savaş durumlarında yasalar değişebilir. bush'un çocuğu var mı? yani hanedenlık devam edecek mi?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir sonraki seçimlerde mi ne yapacak? eh saldırılmamış kaç müslüman ülke kaldı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seçim kazanmak için kendi vatandaşlarını öldürten biri, başka bir ülkeyi haritadan silmeyi rahatlıkla düşünür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-1203813231422185000?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/1203813231422185000/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=1203813231422185000&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/1203813231422185000?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/1203813231422185000?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/irana-nasl-girilir.html" title="İran’a nasıl girilir?" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUYFRXo_eCp7ImA9WB5VFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-1651725772903621141</id><published>2007-08-09T16:44:00.002+03:00</published><updated>2007-08-09T16:45:14.440+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-09T16:45:14.440+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>evinde, camın önünde çay içen kadına metro çarptı</title><content type="html">başlık garip di mi? Türkiye’de olası bir olay bu. ismi verimeyen bir şirket, sondaj çalışması sırasında, taksim levent metrosunu delip, metronun deldikleri alete çarpmasına sebep olmuş. izinsiz sondaj yapıyor şirket. kimseye ben burayı delebilir miyim diye sormuyor? o da haklı(!) sorsa, yetkili birini bulması 10 yıl sürer. kafasına göre sondaja başlıyor, amaç zemin etüdü. oraya bina dikecek. ama tesadüf işte deldiği zemin metronun tepesiymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eh bunada şükür. ya deldiği alet, metronun tavanından geçmese, orda takılsa. bunlarda sağlam zemin bulduk diye binayı dikseler. kimsede kardeşim buraya bina dikemezsiniz demeyecek. sonuçta temeli metroya dayanan apartmanın daireleri satılıcak. zemin katı yaşlı bir teyze satın alacak, işlerini bitirip keyif çayını camın önünde yudumlarken, metronun tepesi çökecek, bina olduğu gibi metro raylarına oturacak; biraz önce yoldan geçenleri izleyerek çayını içen teyze, son sürat kendine doğru gelen metroyla karşılaşacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok mu fantastik oldu? hiçte. anlattıklarımın henüz olmamış olması, Türkiyede olmayacağı anlamına gelmiyor. bu ülke karnaval, bu ülke hayal mahsülü, burada her şey mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4898570.asp?m=1&amp;gid=69&amp;amp;srid=3041&amp;oid=1"&gt;http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4898570.asp?m=1&amp;amp;gid=69&amp;srid=3041&amp;amp;oid=1&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-1651725772903621141?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/1651725772903621141/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=1651725772903621141&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/1651725772903621141?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/1651725772903621141?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/evinde-camn-nnde-ay-ien-kadna-metro.html" title="evinde, camın önünde çay içen kadına metro çarptı" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUYBSXY-fCp7ImA9WB5VFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-3888455828910738905</id><published>2007-08-09T16:44:00.001+03:00</published><updated>2007-08-09T16:45:58.854+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-09T16:45:58.854+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>lümpenler</title><content type="html">lümpen :&lt;br /&gt;1 - Marksçılık akımına göre toplumsal sınıf bilinci olmayan.&lt;br /&gt;2- İçinde bulunduğu toplumun kültürüne yabancı düşen, sözde bilgili tutum ve davranışlarıyla itici olan. – TDK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de boy boy, cins cins tv kanalı, gazete var. bu güçlü silahların, olma sebebi, amacı nedir? amaç çok karışık olmasa gerek. halkı, bilgilendirmek, eğlendirmek, eğitmek gibi bir şeylerdir sanırım amaç. özel tv lerle birlikte bu bir tür ticaretttir. tv kanalı programlarını sunar, izlenmeyi sağlayarak, aldığı reklamlarla para kazanır. izleyici ise bunun karşılığında bilgilendirilmiş, eğitilmiş, eğlenmiş olmalıdır ki kanal devamlılığını sağlayabilsin. buraya kadar her şey normal gözüküyor. ama Türkiye’de bir çok konu bozulup, gerçek amacından saptırıldığı için bu konuda amaçladığı yerde durmuyor. bilgilendirilmek magazin, eğitilmek yeni şarkıcılar, eğlenmek belden aşağı demek bizde. magazin gereklidir belki ama sanırım ana haber bülteninde değil. ya da ana haber bülteninde hava durumu, spor gibi bir magazin bölümü yapınki insanların kafası karışmasın. başbakanın haberinden sonra bilmemne mankenin kıçını görmek tuhaf bir durum. neyse bunlar apayrı konular, bu yazıyı yazma sebebim bu değil. (bu düzeysizliğin çok önemli bir sebebi var, yakında bununla ilgili bir yazı yazacağım.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu medyanın çeşitli yerlerinde çeşitli insanlar bulunuyor. bu kadar genel yazmamın sebebi, bu kişilerin gerçekten her yerden çok alakasız konularda mantar gibi çıkıp ahkam kesmeleri. büyük ihtimalle gazetecilik okumuş bu insanlar, okul zamanlarında, ağızlarında sakız hocalarından duydukları bir bilgiyi uygulamaya çalışıyorlar. halkı bilgilendirme, eğitme. ilginç bir şekilde çokda sosyete olan bu medya mensupları, tiraji yüksek bir günlük gazeteden yazıyorlar; hafta sonu pariste bilmeme şarabını mutlaka deneyin, hayatınızda en az bir kez maldivleri görün, etilerdeki hede lokantasında hödö yemeğini çok severim, bu hafta sonu mutlaka dene sevgili okuyucum, zayıflamak için avakado dieti uyguladım, tüm hanımlara tavsiye ediyorum. yuh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LÜMPENLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nerde yaşıyorsunuz? kime yazıyorsunuz? insanların büyük çogunluğu açlık sınırında sen maldivler diyorsun. can yücelin zamanında dediği gibi mal sizsiniz divde size...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya minnacık bir dünyaları var ve o dünyadan başka bir şey bilmiyorlar ve oraya göre yazıyorlar. o zaman bu, onların aldıkları eğitimi pek anlamadıklarının işaretidir. sanırım gazeteci araştırmacıdır. bebek, etiler, maldivler iyi araştırılmış neyseki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sosyolojide şöyle bir cümle var. “halk vitrindeki malı alamıyorsa, ona ulaşamıdıkça sorun çıkacaktır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya da bir planın parçası olarak bu şekilde yazıyorlar. insanları huzursuz etmek, toplumda kaos yaratmak için. bunu kimler öngördüyse başarılıda olmuşlar. insanların kafada zaten koyun kıvamında. işten eve döndüklerinde en çok merak ettikleri konu hangi ünlü kiminle nerde denize girmiş. hırsızlık, şiddet artmış durumda insanlar vitrindeki mala ulaşamadığı için gerekiyorsa adam öldürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sizi vitrindeki MALLAR; ülke, maaşlarınızı ödeyenlerin kucağına düşene kadar devam edin. size zaten kurtuluş vaad edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah pardon herşey yanlış olabilir. amaçları sadece halkı eğlendirmek olabilir. eh halkda güler o zaman ama beklenen organlarıyla değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-3888455828910738905?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/3888455828910738905/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=3888455828910738905&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/3888455828910738905?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/3888455828910738905?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/lmpenler.html" title="lümpenler" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEQGQn0-eCp7ImA9WB5VFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-7285906028608665158</id><published>2007-08-09T16:30:00.000+03:00</published><updated>2007-08-09T16:32:03.350+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-09T16:32:03.350+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>30.000 yıl sonrasına mektup</title><content type="html">yıl 2006. dünya vatandaşı olarak şu anda istanbul diye bilinen şehirden yazıyorum. eski ismi constantinapolis’dir. bundan 30.000 yıl sonra belki geriye hiçbir şey kalmayacak. belki şans eseri şu anda bu yazının yazılı olduğu server yeni medeniyetin eline geçer. belki şans eseri geçmişte neler olduğu hakkında biraz fikir sahibi olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herşeyin başlangıcı yazıyı yazdığım tarihten çok eskilere dayanıyor olabilir, ama yıkım 21.yy’ da başladı. ilk önce hristiyan ağırlıklı, ABD ülkesi, müslüman ağırlıklı Irak ülkesine saldırdı. ardından yahudi İsrail ülkesi, Lübnan müslüman ülkesine saldırdı. müslüman Suriye ve İran ülkeleri İsrail’e durmasını, aksi takdirde İsrail’e saldıracaklarını söylediler. çokda güçlü olmayan İsrail ülkesi bu tehdidi dikkate almadı. sınırdan askerlerini Lübnan ülkesine soktu. çünkü İran ve Suriye ülkesi kendisine saldırırsa Amerika ülkesi ve onun kuklası hristiyan ağırlıklı Fransa, İngiltere gibi ülkelerin kendisine yardım edeceğini biliyordu. öylede oldu. bunun üzerine diğer müslüman ülkelerde savaşa katıldılar. Çin komünist ülkesi Amerikanın karşısında yer aldı. II. dünya savaşında çok yara almış yahudilerin ülkesi İsrail, aldığı yara kadar ders almamıştı ve III.dünya savaşını başlattı. ve bizim medeniyetimizin sonu geldi. Pekde medeni değildik zaten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelecekte bu yazıyı okuyan kişi. sizin tekrar inşaa ettiğiniz dünya bizden daha vahşi ise ne dedğimi çok iyi anladın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama eğer ülkeler, dinler, diller, saldırma konusunda bilgisizsen. tahminen bizden size kalmış acılardan ders çıkarıp, barış dolu, ayrımcılığın olmadığı bir dünya kurmuşsun demektir. belki herkes insandır sadece. ırk yoktur. dini ayrım yoktur. insan öldürmek yoktur. kendini korumak zorunda olduğun güneşin altında, bitmeyen yağmur fırtınalarında güzel bir dünya kurmuşsundur.(güneş eskiden tenimizi ısıtırdı, yağmurlarda dans ederdik. onlarıda biz bozduk. üzgünüm...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ülke, belli bir amaç için bir araya gelmiş aynı dili konuşan, sınırları, bayrağı olan insan topluluğudur. hiç bir şey anlamadın değil mi? bu insanlar, bir arada belli topraklarda yaşarlar, diğer ülkelerin topraklarına izinsiz gidemezler. diğer ülkelerin topraklarına yerleşmeye çalışırlarsa savaş çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;savaş, ülkelerin birbirilerine saldırmasıdır. silah kullanarak, diğer ülkenin insanlarını oradan atmaya, korkutmaya, sindirmeye çalışmaktır, savaş. koskoca dünya herkese yeterken ne tuhaf değil mi? savaşta insanlar topluluklar halinde ölür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öldürmek, birinin yaşamına son vermek, ışığını söndürmektir. neden mi? yok birbirimizi yemiyoruz. hayvanlar gibi değil yani. ihtiyaçtan değil. hırstan, intikamdan, güç isteğinden, rahat olama isteğinden, aynı şekilde yaşamadığı için, aynı düşünmediği için. biz vahşiyiz. insanlar kendi gibi düşünmeyen insanların yaşamalarını istemiyorlar. olmuyor değil mi anlatamıyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;din, tanrıya veya onun gibi bişeylere inanmak demektir. sizde böyle bir şey varsa bile inanç sadece inanan ile inandığı arasındaki arasındadır değil mi? hepiniz bir arada yaşayabilirsiniz. bizde öyle değil. din, hatta aynı dinin farklı yorumu olan mezhepler insanların ölmesine sebep oluyor. yahudi, hıristiyan, müslüman birbirini sevmiyor, ama hepsi aynı tanrıya inanıyor. anlatamadım di mi? bende anlamıyorum ki, nasıl anlatayım? komünizm din bile değil o apayrı bir konu. şimdi nasıl anlatayım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ülkeler ülkelerden, dinler dinlerden ayrı. biz aynı dünya üstünde zar zor yaşıyoruz. herkes kendinden farklı olandan nefret ediyor. kendi uydurduğumuz ülkeler, diller farklı olduğu için birbirimizden nefret ediyoruz. ne ayıp. oysa hepimiz insanız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oldum mu? olmadı değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şöyle deneyeyim. iki aile düşün, evleri yan yana. (aile ve evin ne olduğunu biliyorsundur umarım.) bunlar açık tenli iki aile. sonra ailelerden birinin esmer tenli bir çocuğu oluyor. diğer aile bu çocuktan nefret ediyor ve onu öldürmeye karar veriyor. (neden deme, bir sebebi yok. farklı işte.) esmer çocuk evinin bahçesinde oynarken onu tabancayla vuruyor, ödürüyor. çocuğu ölen aile intikam için, diğer ailenin bahçesine mayın döşüyor, nasılsa o bahçeden geçecek biri ve patlayacak, paramparça olup ölecek. öylede oluyor. bunun üzerine diğer aile tankla topa tutup diğerlerinin evini yıkıyor. Üfffff böyle salakça sürüp gidiyor işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;unut anlattıklarımı. şunu hatırla, ataların yarım akıllı vahşilerdi. teknolojiyi geliştirip geliştirip, hem doğayı mahfettiler, hem bir birilerini yok ettiler. istedikleri herşeye sahip olmaktı, amacı herkesin. gözlerini kırpmadan birbirilerini yok ettiler. teknoloji gelişince binlerce insanı aynı anda yok etmeyi öğrendiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arada şidetten nefret edenler vardı. onlar seslerini duyurmaya çalıştılar. onlar silah kullanmaktan nefret ettiler ve ilk onlar yok edildiler. diğerlerine vicdanlarını hatırlattıkları için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bizi affet geleceğim biz GERİ ZEKALIYIZ. BİZDEN BU KADAR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-7285906028608665158?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/7285906028608665158/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=7285906028608665158&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/7285906028608665158?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/7285906028608665158?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/30000-yl-sonrasna-mektup.html" title="30.000 yıl sonrasına mektup" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEUBRHs8fip7ImA9WB5VFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-639546050647067503</id><published>2007-08-09T16:29:00.000+03:00</published><updated>2007-08-09T16:30:55.576+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-09T16:30:55.576+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>laura ve george</title><content type="html">laura saten geceleğini giyip, muhteşem yatak odasına girdiğinde; bir tanecik aşkı george, onu uzanmış, komidinin üzerindeki okuma lambasını yakmış, ters tuttuğu kitabı okuyormuş gibi yaparak beklemektedir. laura bunu farketmez bile. george’unun yanına beyazlar içindeki yatağına uzanır. george’da okumakta olduğu ‘suç ve ceza’yı komidinin üstüne bırakır. birbirilerine iyi geceler dileyip, huzurla kafalarını yastığa koyarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağdat. gece yarısını geçmiş. amerikalı askeri tim, dar bir sokağa, harekat düzenliyor. aynı flimlerdeki gibi biri köşeyi kontrol ediyor, ‘clear’ sonra diğerleri geliyor. kendilerince oyun oynuyorlar. baskına geldikleri eve vardıklarında kapının önünde birikiyorlar, biri kapıyı kırıyor, diğerleri hızlıca içeri dalıyorlar. karanlık evi rastgele tarıyorlar. Askerlerden biri bağıtıyor.”these bullets for you from bush for your peace” woww. Dimi? Sonra askerlerden biri bağırıyor. “clear”. dünyayı bir kaç teröristten daha kurtarmanın huzuruyla fenerleri yakıp içeriyi kontrol ediyorlar. işte, bir terörist anası ve bundan 30 yıl sonra kesin terörist olacak üç yavrusu. Ölü. görev başarıyla tamamlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bush uykusundan kan ter içinde bağırarak uyanıyor. laura dönüp ne olduğunu soruyor. kabus gördüm diyor bush. yok bir şey diyor laura, sadece kabus uyu sevgilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;suç işeyen bir insanın yanında yatan eşide, bu suça ortaktır. birşey yokmuş gibi davranamazsın. katilin yanında yatamazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu nasıl oluyor. yani bush çıkıpta gözümüzün içine bakıp ırağa uygarlık götürmek için gidiyoruz diyor. bizde aa süper diyor muyuz? petrol yalan yani. bu ne nasıl bir şey, herkes herşeyi biliyorken bush elini kolunu sallıyarak istediğini yapıyor. bir ülkeyi dağıtıyor, şımarık. bir taşla iki kuş. hem petrol elde edilecek, hem kuleleri yıkan teröristlere karşı ülkesini savunan mükemmel başkan görüntüsüyle oy toplayacak. hemde muhtamelen, kulelerin yıkılmasında senin parmağın varken. iyi kafa. lütfen bir yerlerden bulun ve muhalif Micheal Moore’un Fahrenheit 9/11’ini izleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ülkede insanlar bush’un kurşunlarıyla kan ağlarken; bir ülke silah tüccarlarının, yeni silahlarını görücüye çıkardıkları panayır yerine dönmüşken; laura, first lady first lady dolaşmaya devam ediyor. önemli değil taşıdığı sıfatı korumak için buna değer. hayır diyemiyor kocasına, bu suça ortak olamam diyemiyor. terk edemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman geçiyor, ırak amerika için düşünüldüğü gibi kolay lokma çıkmıyor. İran, Kuveyt savaşı atlatmış, savaşmayı bilen Iraklılara karşı, play station’un başından kaldırılmış evangelistlerin pek şansı olmuyor. vietnam misali cenazeler ülkeye dönmeye başlayınca aileler tepki gösteriyor. bush oy kaybetmeye başlıyor. yeni seçimleri kaybedecek gibi. ve birden laura bush’u terk ediyor. çünkü artık bu adamla işi bitmiştir. yeniden başkan olamayacak. güçsüz bir adamın yanında duramaz laura. en azından tarih onu abd başkanını terk eden kadın olarak hatırlasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bush ne yapıyor bunun üzerine. kendisi gibi, yırtıcı gerçek bir kadına ulaşıyor. Condoleezza Rice(adı bile korkunç) şimdi bu iki kafadarın yeni seçimleri kazanmak için bir şeyler yapması, amerikalıları yeni bir senaryoya inandırması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorun değil müslüman ülke çok. birinin biyolojik silahı var dersin girersin. birinin nükleer. birine uygarlık götürürsün, birine barış. yeni hedef İran. 2008’e az kala abd’de bir yerler patlayıp sonunda İran yaptı derlerse hiç şaşırmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölen insan. ağlayan ana, baba, eş, çocuk. bunu yapan, yaptıran nasıl insan? bu nasıl vicdan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyada herhangi bir vatandaş olarak yaşamak, dönen bazı entrikalar hakkında yorum yapamıyacağımız anlamına gelmiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-639546050647067503?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/639546050647067503/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=639546050647067503&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/639546050647067503?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/639546050647067503?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/laura-ve-george.html" title="laura ve george" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEYBRHo9cSp7ImA9WB5VFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-2885361933832022830</id><published>2007-08-09T16:28:00.000+03:00</published><updated>2007-08-09T16:29:15.469+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-09T16:29:15.469+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>kızım sokakta dizlerinin üzerine çökmüştü, oğlum kızımın kafasına ateş etti</title><content type="html">diyor bir anne. ölen kızı. öldüren oğlu. abi, kardeşini öldürüyor. töre için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öncesinde kız ablasına yardım için gidip onlarda kalıyor. eniştesi kıza tecavüz ediyor. kız evleniyor. evlendiği adam kızı gerdek gecesinin ertesi günü ailesine geri getiriyor bu bozuk diye. abi silaha davranıyor. kız kaçmaya başlıyor. abi kovalıyor. kız kaçamayacağını anlayınca dizlerinin üstüne yığılıyor. abisi kafasına ateş ediyor. anne medya önünde eniştesi tecavüz etti diyor. enişteyi polis koruması altına alıyorlar. abla benim kocam öyle bir şey yapmadı diyor. anne kocam'ın konuyla alakası yok diyor.işte türkiyenin hali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ahlaksız, uçkuruna sahip olamayan bir adam, olacakları bilmesine rağmen (bu kızın evleneceğini ve kız çıkmayınca öldürüleceğini o da gayet iyi biliyor. o da törenin içinde.) uçkuruna sahip olamıyor, üç gün sonrasını hayal etmekten aciz, karısının kız kardeşine tecavüz ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kızı alan adamda kız bozuk çıkınca olacakları bilmesine rağmen, o da törenin içinde, ailesine geri veriyor. oysa kızı sahiplenebilir. bir hayat kurtarabilir. ama yok. bozuk mal almayacak kadar uyanık o. salak mı? çürük elma yesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kız ölüyor. ölen, mezara; öldüren hapise. kadınlar kendi kocalarını savunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;abi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olayı öğrendiği anda yerinden fırlayıp, yan odaya silahı almaya koşuyor. kız dışarı çıkıp koşmaya başlıyor.bu önünde koşan ceylan, kendi kardeşi mi? canı kız kardeşi nasıl da heyecanla kaçıyor, çocuklukları zamanında yakalamaç oynadıkları gibi. ahh düştü. canı acımışmıdır acaba? dizleri yara olmuşmudur. daha önce sırtında eve taşımıştı canı kardeşini, dizini yaralayınca. durdu kardeşinin önünde. ceylan kardeşinin gözleri yalvarıyor. silahı kafasına doğrulttu. ağlıyor. erik ağacından attığı erikleri toplamak için aşağıdan kendisine bakan bu gözler aynı gözler mi? bu kardeşi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EVET!!! namusunu temizle. kardeşini öldür. o ailene leke sürdü. hiç değeri oldumu acaba kızın. zaten mal gibi değil miydi? öldü işte. abi? ne yaptığının farkında mı? yattığı kodeste geceler boyu, elleriyle öldürdüğü, kardeşinin o son bakışını unutabilecek mi? işte gitti. namus temizlendi. eee? başınız daha dik yürüyün artık. sen ki, namusun için kendi kardeşini öldürdün. tecavüz mü? olsun önemli olan onun delik olması. hem kuyruk sallamasa kim tecavüz ederki.&lt;br /&gt;offf off. bu ne biçim töre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÖRE: 1 . Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet: "Töre anlayışları bu bilinçlilikleriyle pekişmiştir."- N. Cumalı.&lt;br /&gt;2 .    Bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri, adap&lt;br /&gt;Türk Dil Kurumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tecavüze uğrayan kızın, bunu yapanı hukuka teslim edememisine, etse bile ilk kendisinin öldürüleceğini bilmesine sebep; bu ülkeyi çağdaş meeniyetler seviyesinin dibinde tutan tüm eski yeni devlet adamları rahat uyuyabiliyor musunuz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-2885361933832022830?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/2885361933832022830/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=2885361933832022830&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/2885361933832022830?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/2885361933832022830?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/kzm-sokakta-dizlerinin-zerine-kmt-olum.html" title="kızım sokakta dizlerinin üzerine çökmüştü, oğlum kızımın kafasına ateş etti" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUAGSHgyfSp7ImA9WB5VFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-7783362112161838328</id><published>2007-08-09T16:27:00.000+03:00</published><updated>2007-08-09T16:55:29.695+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-09T16:55:29.695+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>genetik sersemlik</title><content type="html">çay bahçesinde oturmuşum, vapurun gelmesini bekliyorum, hava güzel, hayallere dalmışım, keyfim yerinde. derken, tüm güzel hayallerimden, cırtlak bir sesin zorlamasıyla gerçeğe dönüyorum. yanımdaki masalardan birinde, iki sarı kafalı kız, bir adam oturmuş; kızlardan biri bir şeyler anlatıyor. ama bir doktora görünse iyi olur. bu doktor kulak-burun-boğazcıda olabilir, psikologda. ya kulaklarında bir sorun var ya da özgüvenin getirdiği toplumsal bir saygısızlık. dört beş masalık yarıçaptaki herkes gibi bende ister istemez, kızı dinlemek zorunda kalıyorum. konuşan kız yanındaki adamın elini tutuyor; (yüzüklerden karı koca oldukları anlaşılıyor) miğde bulandırıcı, çalışılmış göz parlamsıyla sevgisini belli ettikten sonra karşısındaki diğer kıza dönüp, yine herkesin duyabileceği bir sesle ve genişletilmiş, yayılmış yeni nesil türkçesiyle, “bizim çocuğumuz sarışın olacak,” diyor. ????? nasıl? anlamadım ki? evet, diğeri gibi bu kızında saçları sarıya boyanmış ama kız aslında esmer, yani eminim koyu kahverengi gözlerinin ne renk olduğunu sorsan, “benim gözlerim ela” diyecektir ama kız bildiğin esmer. yanındaki kocasıda tam esmer. ama genetik sersem kız kendini sarışın sanıyor. ne zamandır boyuyorsa saçlarını unutmuş kendini. anlaşılan o ki karşısındaki kız arkadaşıda, kocasıda onun sarışın olduğunu sanıyorlar. inanılmaz. yazık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: bunun belkide sadece bir dilek olabileceği ihtimali, kızın cümleyi kurarken ki, takındığı, zafer kazanmış, bütün dünyayı alt etmiş hal ve tavırlarıyla tamamen iptal olmuştu. (sarışın esmer değil; sağlıklı, mutlu olsun.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-7783362112161838328?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/7783362112161838328/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=7783362112161838328&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/7783362112161838328?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/7783362112161838328?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/genetik-sersemlik.html" title="genetik sersemlik" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEcHRXg7eSp7ImA9WB5VFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-5061771764281905915</id><published>2007-08-09T16:26:00.000+03:00</published><updated>2007-08-09T16:27:14.601+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-09T16:27:14.601+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>yeni neslin üstün özellikleri</title><content type="html">1-multitasking&lt;br /&gt;cep telefonundan mesaj yazarken, aynı anda karşısındaki insanla, meşguliyetini belli eden boş gözlerle, sohbet edebilme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-tek tip düzen&lt;br /&gt;inanılmaz derecede aynı kaynaktan çıkmış gibi görünebilme. aynı sarı saçlar, aynı pantolonlar, aynı ayakabıllar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-genişletilmiş romantizm&lt;br /&gt;yolda yürüyen sevgililer. birinde mp3 player. iki kulağında kullaklık. diğerinde mp3 player. iki kulağında kulaklık. sarmaş dolaş herkes kendi hayalinde yürüyor. (aynı şarkıyı dinleme olasılıklarıda ilginç olabilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-teknolojik iletişim&lt;br /&gt;yüz yüze iletişim özellikleri, evrim geçirerek teknolojik ortamlarada ileri seviyeye ulaşmıştır. (msn, cep telefonu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-sanat aşkı&lt;br /&gt;her biri doğal tiyatrocu ve bir nevi yazar. MSN'den hiç tanımadığı insanlara ve her birine farklı olacak şekilde, kendini yeni bir karakterle sunma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-türkiyeyi dışarıda tanıtma (japonya örneği)&lt;br /&gt;türkiyedeki, japon kadınlar avrupalılara benzemek için ameliyatla gözlerini büyütüyormuş, söylemine benzer; türkiyedeki kızlar iskandinavlara benzemek için saçlarını sarıya boyatıyormuş, söylemini dışarıda konu yapma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-sanatçıları yakından takip&lt;br /&gt;her biri; jennifer lopez, britney spears (böyle yazılıyodu sanırım), pamela anderson, paris hilton, gülşen, hande yener, özcan deniz vs. (sanatçılara bak sen...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-kendini özgürce ifade edebilme ve bu uğurda hedefler koyma&lt;br /&gt;kendini ifade edebileceğini düşündüğü markaları hemen anında tespit edebilme, daha iyi ifade için bir ileriki seviyeyi çok iyi bilme. (levis - armani- gucci)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9-arttırılmış özgüven&lt;br /&gt;ne bildiği, neye benzediği önemsiz. bir üstekki maddeyle ilişkili olarak küçük dünyaları yaratmış bir ifade takınma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10-hızlandırılmış bilgi akışı&lt;br /&gt;MTV, kral bilgi almak için yeterli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11-bireysel düşünce gücü&lt;br /&gt;herşey ama herşey sadece kendisi için. başka kimseyi düşünmeme üstün özelliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12-sıfır vicdan noktası&lt;br /&gt;bir üsttekki madenin mecburi kaynağı. yaptığım hiçbirşeyden, hiçbir zaman pişmanlık duymadım (yalaaaaan, yada salak)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13-mükemmel hedef&lt;br /&gt;geleceği için en hızlı, en garantili yol, ünlü olma, birisi onu gözetlesin, o biriyle tv'de evlensin. nasıl olsa şarkı söyleyecek. konservatuar gibi gereksiz bir bölüm olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14-mükemmel kapitalizm&lt;br /&gt;kimseye ama kimseye acıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;suçlu : ben, yani bir önceki nesil. ama daha çok benden bir önceki nesil. yani, inandığını sandığı düşünceleri için türkiyeyi karıştırıp, sonra tüm bunlardan vazgeçip, köşe başlarındaki, şirketlerin başına geçen kapitalist bir önceki nesil. (öğrenci olayları reklam şirketlerinin staj yeriymiş meğerse)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-5061771764281905915?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/5061771764281905915/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=5061771764281905915&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/5061771764281905915?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/5061771764281905915?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/yeni-neslin-stn-zellikleri.html" title="yeni neslin üstün özellikleri" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D04CRH0_fip7ImA9WB5VFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-3198806902020315339</id><published>2007-08-09T16:25:00.000+03:00</published><updated>2007-08-09T16:26:05.346+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-09T16:26:05.346+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>yavru kurtçuklar</title><content type="html">kurtlar vadisinde abileri matkapla adam öldürürde onlar durur mu? uzatmanın anlamı yok. para her şeyi çözer. en mutlu sen olursun. herkes sana saygı duyar di mi? ee, paraya da öyle çalışarak ulaşacak değiller herhalde.&lt;br /&gt;- büyüyünce ne olacaksın evladım?&lt;br /&gt;- senin gibi öğretmen olup 3 kuruşa talim etmicem hocam, elbette mafya olucam.&lt;br /&gt;bak bak sen sivrisinek kafalıya. emek, ter, umut, başarı, huzur onlar ne ki? ha evet bunlar onun okumadığı, okursa rezil olacağı kitaplardan belki. eskiden sınıflarda birisi hırsızlık yaptı mı, rezil olur bir daha o okula girmezdi. simdi öğrenciler, öğretmenlerinin cep telefonlarına değer biçiyor ve bunuda tüm sınıfa şan olsun diye yayıyor. ahlaksız.&lt;br /&gt;peki ne olacak. aklı silahının çizdiği yolla yükseklerde olan bu kardeşler ne olacak? aradan azimli, şanslılar gerçekten mafya olacak. hapse girecek çıkacak. ama istediği hayatı bulacak. çocuğuna mı ne anlatacak? eh tabiki en iyi bildiği şeyi çöplük olmayı. peki şansızlar ne olacak. onlar başarmışların paspası olarak sürünecek.&lt;br /&gt;onlar mı suçlu?hayır. gırtlak kesmenin marifet olduğunu, gırtlak kesenlerin şan, şöhret, güç, para içinde yüzdüğü hayallerini pompolayan, sonrada kazandığı parayla çoluğunu çocuğunu en pahallı okullara (mümkünse yurt dışına, çünki normal okullarda durum kötü, öğrenciler birbirini kesiyor. niye ki?) gönderen, kurtlar vadisini yayınlayan kanal sahipleri, dizi yapımcıları, senaristleri, yönetmenleri ve oyuncuları suçlu. afiyet olsun.&lt;br /&gt;yapılan bir deneyde 17 yaşındaki gençlerin beyin gelişiminin tam olarak tamamlanmadığı kanıtlanmıştır. bu yaştakı denekler kendilerine gösterilen üzgün bir insan fotoğrafından, fotoğraftaki kişinin ruh halini anlayamamışlardır. şimdi kendi içinde bulundukları durumu anlayamadıkları gibi.&lt;br /&gt;peki bu kurtlar zöpürtüsü dizi hiç mi bir işe yaramadı? valla benim çok da ala işime yaradı. askerde dizi başladımı alayda kurtlar vadisi içtima diye bağırırlardı. ortada kimsecikler kalmazdı. ohh bende kafamı dinlerdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-3198806902020315339?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/3198806902020315339/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=3198806902020315339&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/3198806902020315339?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/3198806902020315339?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/yavru-kurtuklar.html" title="yavru kurtçuklar" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D08DQno5eSp7ImA9WB5VFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-6636098961417839031</id><published>2007-08-09T16:22:00.000+03:00</published><updated>2007-08-09T16:24:33.421+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-09T16:24:33.421+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sinir Stres" /><title>allahım hülya avşar'ı başımızdan eksik etme</title><content type="html">nasıl olabilir ki böyle bir şey? tüm türkiye, bir kadının kocasıyla, çocuğuyla, yüzündeki sivilceyle bu kadar mı alakadar olur. televizyona zaten kökten sinir olan birisi olarak, şöyle ara sıra, uzanıp televizyonu açtığımda sürekli hülya avşar'la karşılaşmam bizi tanıdık yapmıyor. ama artık biz onun her şeyini biliyoruz di mi? bu alakadarlık kocasıyla, cocuğuyla, yüzündeki sivilceyle mutsuz bir çoğunluğun olduğunu gösteriyor gibi mi ne? neyse bu haftanın rüküşü hülya avşar'a değil ama medyayla dalga geçtiğini açık açık belli etmesine rağmen peşinden ayrılmayan paparazi (böyle mi yazılıyordu?) milletine sağlam sinir oluyorum. biline.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-6636098961417839031?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/6636098961417839031/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=6636098961417839031&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/6636098961417839031?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/6636098961417839031?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/allahm-hlya-avar-bamzdan-eksik-etme.html" title="allahım hülya avşar'ı başımızdan eksik etme" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D04CRHw8eCp7ImA9WB5VF0s.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-26560494.post-6979208803533592865</id><published>2007-08-09T13:59:00.000+03:00</published><updated>2007-08-10T20:12:45.270+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-08-10T20:12:45.270+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Erbuğ Kaya Blog. Neden?</title><content type="html">&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Merhaba;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime ait bir blog sitesi açmamın artık çağın gerekliliği olduğunu düşünüyorum. Bu, bu güne kadar açtığım ikinci blog sitesi olacak. Daha önce &lt;a href="http://www.sinir.blogspot.com/"&gt;sinir stres&lt;/a&gt; ile rahatsız olduğum konulara değinmeye çalışmıştım. Bu yazılarımıda yine &lt;a href="http://www.sinir.blogspot.com/"&gt;sinir stres&lt;/a&gt; etiketiyle bu bloga aktaracağım. Bu konuda yazmaya hem burada hem sinir stresde devam edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında kendi sitemden yaptığım çalışmaları, haberlerimi takip edebilirsiniz. &lt;a href="http://www.erbugkaya.com/"&gt;www.erbugkaya.com, şahsi sitemdir.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağın artık durdurulamaz bir bilgi ve paylaşım çağı olduğu ve bu sürecin en güçlü silahlarından birinin bloglar olduğu gün gibi ortadadır. Bu amaçla dünyaya ulaşmak, olanlara bitenlere bakış açılarımı insanlarla paylaşmak ve tartışmak için bu blogu aktif hale getirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erbuğ Kaya&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26560494-6979208803533592865?l=erbugkaya.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://erbugkaya.blogspot.com/feeds/6979208803533592865/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=26560494&amp;postID=6979208803533592865&amp;isPopup=true" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/6979208803533592865?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/26560494/posts/default/6979208803533592865?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://erbugkaya.blogspot.com/2007/08/erbu-kaya-blogneden.html" title="Erbuğ Kaya Blog. Neden?" /><author><name>Erbuğ Kaya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12660014354333013627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="14740426288411595936" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total></entry></feed>
