<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-27801117</atom:id><lastBuildDate>Wed, 11 Nov 2009 10:09:30 +0000</lastBuildDate><title>Ev Ahalipisi</title><description>Biz Ev Ahalisiyiz. Ve pisimiz Cavidan var(dı). Dört kuzeniz, voltranı oluştururuz. Şöyle ki; Berfu-şu kol, Deniz-bu bacak, Beyza-öbür kol, Yiğit-diğer bacak, Cavidan-kuyruk.
Dördümüzün de mini boyutlarda olduğu zamanlar kendi kendimize gazeteler yapardık. Şimdi aile boyu olduk, teknoloji hummasına girdik ve gazetemizi buraya almaya karar verdik. Buraya, kendi aramızdaki geyiklerden acayip öykülere kadar aklımıza her geleni yazacağız. Buyrun buradan yakın!</description><link>http://evahalipisi.blogspot.com/</link><managingEditor>denizural@gmail.com (deniz)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>362</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/EvAhalipisi" type="application/rss+xml" /><feedburner:emailServiceId>EvAhalipisi</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><feedburner:feedFlare href="http://add.my.yahoo.com/rss?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2FEvAhalipisi" src="http://us.i1.yimg.com/us.yimg.com/i/us/my/addtomyyahoo4.gif">Subscribe with My Yahoo!</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.newsgator.com/ngs/subscriber/subext.aspx?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2FEvAhalipisi" src="http://www.newsgator.com/images/ngsub1.gif">Subscribe with NewsGator</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://feeds.my.aol.com/add.jsp?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2FEvAhalipisi" src="http://o.aolcdn.com/favorites.my.aol.com/webmaster/ffclient/webroot/locale/en-US/images/myAOLButtonSmall.gif">Subscribe with My AOL</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.bloglines.com/sub/http://feeds.feedburner.com/EvAhalipisi" src="http://www.bloglines.com/images/sub_modern11.gif">Subscribe with Bloglines</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.netvibes.com/subscribe.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2FEvAhalipisi" src="http://www.netvibes.com/img/add2netvibes.gif">Subscribe with Netvibes</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://fusion.google.com/add?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2FEvAhalipisi" src="http://buttons.googlesyndication.com/fusion/add.gif">Subscribe with Google</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.pageflakes.com/subscribe.aspx?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2FEvAhalipisi" src="http://www.pageflakes.com/ImageFile.ashx?instanceId=Static_4&amp;fileName=ATP_blu_91x17.gif">Subscribe with Pageflakes</feedburner:feedFlare><feedburner:browserFriendly>yaklastikça artan tat</feedburner:browserFriendly><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-7210783289971203441</guid><pubDate>Wed, 11 Nov 2009 09:52:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-11T12:09:30.996+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">şahin-güvercin oyunu</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">evrim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">deniz ural</category><title>Oyun Teorisi ve Kararlı Toplum</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/SvBnpTtx7KI/AAAAAAAAAAM/XxFGw2HzYFw/s1600-h/a+beautiful+mind.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5399929912581811362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 273px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 339px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/SvBnpTtx7KI/AAAAAAAAAAM/XxFGw2HzYFw/s400/a+beautiful+mind.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta, yıllar önce izlediğim &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0268978/"&gt;A Beautiful Mind&lt;/a&gt; filmini tekrar izledim. Oyun Teorisi (&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Game_theory"&gt;Game Theory&lt;/a&gt;) ile ilgili ilk bilgiyi bu film sayesinde edinmiştim. O zaman bu teoriden hiçbir şey anlamadığımı itiraf etmeliyim. Daha çok &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=john+forbes+nash"&gt;John Nash&lt;/a&gt;'in muzdarip olduğu şizofreni hastalığı, &lt;a href="http://www.princeton.edu/main/"&gt;Princeton University&lt;/a&gt;'nin kampüsünün güzelliği ve &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Go_%28game%29"&gt;Go&lt;/a&gt;'nun ne menem bir oyun olduğuyla ilgilenmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi izledikten sonra geçen altı-yedi yıl içerisinde Richard Dawkins'in &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gen_Bencildir_%28kitap%29"&gt;Gen Bencildir&lt;/a&gt;, Jared Diamond'un &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCfek,_Mikrop_ve_%C3%87elik_%28kitap%29"&gt;Tüfek, Mikrop ve Çelik&lt;/a&gt;, Mary&amp;amp;John Gribbin'in &lt;a href="http://www.dostyayinevi.com/TR/Ana/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF546964A517F1BA6F"&gt;İnsan Olmak&lt;/a&gt;* gibi kitaplarının yanı sıra internetten de insan evrimi, antropoloji ve sosyoloji ile ilgili birçok yazı okudum. Bugün filmdeki Nash'in &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;evreka&lt;/span&gt;! sahnesini ve filmin sonunda yazan &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;"Nash'in kuramları, küresel ticari anlaşmaları, işçi-işveren ilişkilerini ve hatta evrimsel biyolojiyi etkiledi"&lt;/span&gt; sözünün az çok ne anlama geldiğini anlayabiliyorum. Filmi tekrar izlediğime çok sevindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde Nash'in kuramını geliştirdiği meşhur sahneyi &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=l0ywiYboCLk&amp;amp;feature=related"&gt;şuradaki&lt;/a&gt; -türkçe altyazılı- youtube bağlantısından izleyebilirsiniz. (İzin verilmediği için videoyu buraya koyamadım maalesef.) Şu repliği buraya yazayım:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Adam Smith, en iyi sonucu almak için gruptaki herkesin &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;kendisi için en iyi&lt;/span&gt; olanı yapması gerekir demişti. Doğru ama eksik. Çünkü en iyi sonucu almak için gruptaki herkes &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;hem kendisi hem de gruptaki diğerleri için&lt;/span&gt; &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;en iyiyi&lt;/span&gt; yapmalı."&lt;/blockquote&gt;1973 yılında &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/John_Maynard_Smith"&gt;John Maynard Smith&lt;/a&gt; bu oyun teorisi üzerinden &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=evrimsel+a%C3%A7%C4%B1dan+kararl%C4%B1+strateji"&gt;Evrimsel Kararlı Strateji&lt;/a&gt; (&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Evolutionarily_stable_strategy"&gt;Evolutionarily Stable Strateji -ESS&lt;/a&gt;) adlı bir kavram geliştirdi. Bu kavram kısaca şöyle tanımlanabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;“Bir topluluğun üyelerinin çoğunluğu tarafindan benimsendiği taktirde, başka hiçbir alternatif stratejinin daha iyi olamayacağı bir stratejidir.' Ya da 'bir birey için en iyi strateji, nüfusun çoğunluğunun ne yaptığına bağlıdır. Stratejiden sapmaları ise, doğal seçilim cezalandıracaktır.'&lt;/span&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şekilde söyleyince kafa karıştırıcı olduğunu Maynard da anlamış olacak ki, &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hawk-Dove_game"&gt;Şahin-Güvercin Oyunu&lt;/a&gt; dediği anlaşılır bir model oluşturmuş. Bu modellemeyi ilk kez &lt;a href="http://daginikkafa.blogspot.com/2007/08/gen-bencildir.html"&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Gen Bencildir&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; kitabında okudum, anladığım kadarıyla en popüler ve sade versiyonunu &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Richard Dawkins&lt;/span&gt; geliştirmiş ki daha çok ona ait olarak anılıyor. Benim gibi amatör bir okuyucu için üçüncü elden en anlaşılır olanı ise &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;İnsan Olmak&lt;/span&gt; kitabında anlatılmış. Bu uzun alıntıyı burada paylaşmak için yanıp tutuşuyorum, bu yüzden -hazır yazılmışını bulamadığımdan- üşenmeyip yazayacağım. (Kolay okunması için araya başlıklar koyuyor -italik kalınlar- ve paragrafları biraz bölüyorum.) Eğer buraya kadar yazılanları merakla okuduysanız bu kuşları seveceksiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;Başarı için Stratejiler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maynard Smith, hepsi aynı türe ait hayvanlardan oluşmuşbir popülasyon hayal edin der. Popülasyonun her bir tekil üyesi ya bir Şahin olarak davranıp, saldırgan davranış gösterir ya da bir Güvercin olup barışçıl davranış gösterir. (Aslında güvercinler oldukça saldırgan kuşlardır ama metoforik bir şekilde barışı simgeleyegelmişlerdir.) Bir şahin ne zaman bir parça yiyecek bulsa ve türünün başka bir üyesini orada hazır görse, her zaman için eğer gerekiyorsa yiyeceği almak için savaşacaktır. Bir güvercin bir parça yiyecek bulmuşsa ancak türünün bir üyesi de oradaysa, saldırıya uğrar uğramamaz kaçacaktır. Eğer başka bir güvercinle karşılaşırsa, tehditkar bir gösteride bulunarak blöf yapmaya çalışacak ama sonunda yiyeceği bırakıp geri çekilecektir. Bunlar Maynard Smith'in matematiksel modeline programlanmış temel programlardır. Smith'in sorduğu sonraki soru güvercinlerin ve şahinlerin hangi oranının kararlı bir popülasyon temsil edeceğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu katıksız varsayımsal bir örnektir ve biz de hayvanların gereksindiği yiyeceğin değerine işaret eden, bir takım katıksız olarak varsayımsal (ama akla uygun) rakamlar koyalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;Eğer birey yiyeceği alırsa &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;50 puan&lt;/span&gt; kazanır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Eğer kaçarsa, tabii ki, &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;0 puan&lt;/span&gt; alacaktır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Eğer kavgaya girer ve kaybederse yaralanacak ve &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;-100 puan&lt;/span&gt; alacaktır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Eğer kaçmadan önce karşılıklı tehdit gösterisine girişirse, zaman kaybettiği için &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;-10 puan&lt;/span&gt; alacaktır.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;p&gt;Rakamlar keyfidir ama her olası sonucun göreli statüsünü göstermektedir; bu belirli rakamlar &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Richard Dawkins'in The Selfish Gene&lt;/span&gt;'ninden alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En başarılı bireyler en fazla yiyeceği yiyen ve yaralanmaktan kurtulan ve böylece genlerini sonraki kuşağa aktarabilenlerdir. Puanlar üreme başarısıyla eşitlenmekte ve ESS teorisi popülasyonda, şahinler ve güvercinlerin bir kuşaktan diğerine devam edecek kararlı bir karışımı olup olmadığı sorusuna yöneliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesaplamanın gösterdiği ilk şey, bu bakımdan, ne tümüyle şahinlerden ne de tümüyle güvercinlerden oluşan bir popülasyonun kararlı olacağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Güvercinler Başbaşa&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk olarak güvercinleri ele alalım: Eğer herkes bir güvercinse, o zaman çatışmanın olduğu her seferde her iki birey de -10 puana mal olan bir tehdit gösterisi yaparlar. Ama içlerinden birisi önce kaçar ve diğeri yiyeceği alarak 50 puan alır ve bu da net olarak ona 40 puan kazandırır. 40 ve -10'u alıp, onları toplayıp ikiye böldüğünüzde çıkan ortalama sayı 15'tir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar iyi. Herkes yiyecek buluyor, hiç kimse yaralanmıyor ve tüm güvercin toplumu sağlıklı görünüyor. (Bu çok basit örnekten de, neden bu kadar çok sayıda hayvan türünün çok incelikli ve uzun süren tehdit gösterilerini, hakiki bir kavgaya girişmeden karşıtını dize getirme çabalarını evrimleştirdiğini görebilirsiniz. İnsanlar da, diğer hayvanların yaptığı şekilde, çoğu zaman buna denk şeyler yaparlar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Güvercinlerin Arasında Bir Şahin&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak şimdi popülasyonda bir şahinin (mutasyonla) ortaya çıktığını düşünelim: Şahin tehditlerle zaman kaybetmeyecek ve her seferinde karşıtını kaçırıp ödülünü alacak ve 50 puan kazanacaktır. Şahinler seyrek oldukları sürece birbirleriyle nadiren karşılaşıp kavga edeceklerinden, güvercinler ortalama 15 puan kazanırken 50 puan toplayarak çok iyi bir iş çıkaracaklar ve genlerini popülasyon boyunca yayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Şahinler Başbaşa&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki kefenin öteki tarafında ne olmaktadır? Tümüyle şahinlerden oluşan bir toplumda, her karşılaşma sert bir kavgayla sonuçlanır. Kazanan 50 puan alır, kaybeden -100 puan alır (100 puan kaybeder) ve ortalama, patetik bir biçimde -25'tir. (Böylesi bir popülasyon elbette sadece çatışmaların seyrek olduğu ve çoğu yiyeceğin başka bir şahinle karşılaşmadan ve kavga etmeden alınabildiği sürece hayatta kalabilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Şahinlerin Arasında Bir Güvercin&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak (mutasyonla) bir güvercin ortaya çıkarsa ne olur? Bir şahinin tehdit ettiği her seferinde kaçarak ve her çatışmada 0 puan elde ederek ama etrafta kimse olmadığında yiyeceği alarak, güvercin de görece başarılıdır. Böylece güvercin genleri de bir yere kadar yayılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Besbelli ki, bu uçlar arasında şahinlerin ve güvercinlerin popülasyonunun aynı kaldığı, her iki stratejinin de herhangi bir çatışmada aynı ortalama kazancı sağladığı bir yerde &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;kararlı bir durum&lt;/span&gt; olmalıdır. Burada seçtiğimiz belirli rakamlar için, kararlı popülasyon on ikide beş güvercin ve on ikide yedi şahin içerir (5 güvercin + 7 şahin= 12) -yani her beş güvercin için yedi şahin- ve her bir birey her bir çatışmada 6.25 puan toplar. Gerçek hayvanların gerçek popülasyonları açısından bunu biraz düzenleyebiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her bir birey için on ikide yedi sefer bir şahin gibi davranmak ve on ikide beş kez bir güvercin gibi davranmak kararlı bir stratejidir. Sanki &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;'yarıdan biraz daha çok kez saldırgan davran, bu zamanın yarısından biraz daha az bir pasifist ol ve herhangi bir çatışmada hangisi olacağını rastgele seç'&lt;/span&gt; diyen, vücutta işleyen genler en başarılı genler olacaklardır. ESS ya her bir birey için yüzde x kere güvercin olmayı seçme ya da bireylerin yüzde x'inin sürekli güvercin olmayı seçmesi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak burada öne sürdüğümüz rakamlarda alışılmamış ve önemli bir şey vardır. ESS her bireye her çatışma için 6.25 puan sağlar. Herkesin güvercin olduğu senaryoda her birey, iki kattan daha fazlasını, 15 puan alıyordu. eğer hepsi güvercin olsaydı, popülasyondaki her birey daha iyi durumda olurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Türün iyiliği için' herkesin güvercin olduğu senaryo ESS'den daha iyidir! Ancak evrim böyle işlemez. Evrim türler değil bireyler üzerinde çalışır ve &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;kararlı toplum öyle görünüyor ki, her bireyin yapabileceğinden daha kötüsünü yaptığı toplumdur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Bu modelden, dünya görüşünüze ve bilginize göre yüzlerce çıkarım yapabilirsiniz. Tercihe göre uluslararası ilişkilerden borsaya; küresel savaşlardan küçük arkadaş çevrenize; çevre politikalarından aşk ilişkilerinize -hatta kişisel hesaplaşmalarınıza- kadar her şeyi belli bir açıdan aydınlatacak matematiksel bir şablon elde etmek kadar heyecan verici bir şey olamaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;*İnsan Olmak 2005 yılında Dost tarafından yayınlanmış bir kitap. Ancak, sanırım &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ergi+deniz+%C3%B6zsoy"&gt;Ergi Deniz Özsoy&lt;/a&gt;'un oldukça olumsuz önsözü &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;(... Ancak kitap sosyobiyoloji diye ortaya atılan ideolojik sağlamlaştırmanın metodolojik zayıflığını , genetik ve evrimsel argümanların bu bağlamda bir 'ayağa düşüşünü' örnekleyen bir ibreti alem kanımca.)&lt;/span&gt; dolayısıyla senelerdir Dost'un çok/hiç satılmayan kitapları arasında duruyor ve fiyatı oldukça makul. Bu önsöz ve özellikle sosyobiyoloji konusunda yorum yapacak yetkinlikte değilim ancak yine de kitaba biraz haksızlık yapıldığını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Alıntı &lt;a href="http://www.oyunteorisi.com/article-print.php?aID=19"&gt;buradan&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-7210783289971203441?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=xUE3wkrHqPk:RxEokeOG5Tc:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/xUE3wkrHqPk" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/xUE3wkrHqPk/oyun-teorisi-ve-kararl-toplum.html</link><author>denizural@gmail.com (deniz)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/SvBnpTtx7KI/AAAAAAAAAAM/XxFGw2HzYFw/s72-c/a+beautiful+mind.jpeg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/11/oyun-teorisi-ve-kararl-toplum.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-1441975628875440430</guid><pubDate>Mon, 02 Nov 2009 11:51:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-02T15:06:28.509+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bir şeyler yapmalıyımmm</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Gandi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">film</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Water: (Gurum Gandhiji)</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Su7VyQLcdEI/AAAAAAAAAV0/SuiFWIbwYCQ/s1600-h/water-1.jpg" style="text-decoration: none;"&gt;&lt;img style="text-decoration: underline;text-align: justify; display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " src="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Su7VyQLcdEI/AAAAAAAAAV0/SuiFWIbwYCQ/s400/water-1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5399488062576948290" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); -webkit-text-decorations-in-effect: none; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Su7VyQLcdEI/AAAAAAAAAV0/SuiFWIbwYCQ/s1600-h/water-1.jpg" style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); "&gt;                                                     &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Su7VyQLcdEI/AAAAAAAAAV0/SuiFWIbwYCQ/s1600-h/water-1.jpg" style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;(Kutsal su ve Chuyia adlı dul&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-decoration: underline;text-decoration: none; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Su7VyQLcdEI/AAAAAAAAAV0/SuiFWIbwYCQ/s1600-h/water-1.jpg" style="text-decoration: none;"&gt;)&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Su7VG82Th3I/AAAAAAAAAVs/taNI6URlrMQ/s1600-h/saral.jpg" style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); "&gt;Dünyada o kadar olay olurken ben oturup sürekli içiyor ya da bir şeyleri sürekli bir biçimde erteliyorum. Eskiden böyle değildim. Eskiden tutar koparırdım anasını sattığımın hayatını. Şimdi ise aklımda oluşan düşüncelerle oturuyorum bir köşede.&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Afrika'ya gitmek istiyorum mesela... Safari'ye katılmak adına değil de saçma gelecek belki ama "insani yardım" adı altında bir organizasyonla giderek bir şeyler yapmak, yaptığını sanmak... Çocuklara ders anlatmak ya da yol yapımına yardım etmek, temiz su sağlamak, hastalıklardan korunmaları için aşılar yapmak.... Yapmak da yapmak.. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir de Hindistan'a gitmek istiyorum. Oraya gitmeyi istemem biraz da kendimi düşündüğümden aslında. Bir Guru ile oturup &lt;i&gt;bugün de hava epey kapalı be guru, sence de yağmur yağar mı?&lt;/i&gt; diye sormak istiyorum mesela. Ya da gene insani yardım adı altında Hindistan'ın hayati sorunlarına el atmak, &lt;i&gt;elimin&lt;/i&gt; &lt;i&gt;altından&lt;/i&gt; geldiği kadar yardım etmek istiyorum. Benim &lt;i&gt;elimin altından&lt;/i&gt; çok şey gelir ya zaten. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Su7VG82Th3I/AAAAAAAAAVs/taNI6URlrMQ/s400/saral.jpg" style="text-align: justify;text-decoration: underline; display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 400px; height: 320px; " border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5399487318653634418" /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oturup &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0240200/"&gt;Water&lt;/a&gt; adlı filmi izleyip ağlamak yetmiyor bazen. Hindistan'da dulların yaşamını anlatan bir film. 2001 yılında yapılan nüfus sayımına göre Hindistan'da 34 milyon dul varmış misal. Water adlı filmde onların hayatını anlatan sosyal içerikli bir film. Slumdog Milyoner'in müziklerini yapan A. Rahman bu filmde de karşımıza çıkıyor. 34 milyon dul olsa ne olacak diye düşünebilir insan ancak Türkiye'de nüfus kağıdımızda &lt;i&gt;dul &lt;/i&gt;ibaresi yazdığı senelerde Hindistan'daki dullar bir manastıra kapatılıyorlarmış. Beşik kertmesi mantığı onlarda da mevcut. Bu yüzden 9 yaşında dul kalan kızlar bile manastıra kapatılmışlar. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hint kutsal kitaplarına göre dul kalmış bir kadının kocası öldükten sonra yarısı ölmüş demektir. Bu koşullar altında kadının 3 seçeneği vardır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1) Kendisini kocasının cenazesinde öldürebilir&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2) Kocasının ailesi izin verirse en genç erkek çocukları ile evlenebilir&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;3) Kendi kendini reddetme (self-denial: feragat). (üçüncü seçenek manastıra kapanmak olsa gerek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Thanks to Gandi:&lt;/i&gt; &lt;/b&gt;1947 yılında Hindistan'ı İngiliz sömürgesi olmaktan kurtaran Gandi kadın haklarına da önem veren bir insan. Aslında kadın haklarına ekstra  önem vermiyor kadınları gün ışığına çıkarıyor. Gandi'ye göre kadın ve erkek aynı değil ancak eşittir &lt;i&gt;(Women and men are equal but not identical). &lt;/i&gt;Bir kadın zeka olarak, mental olarak ve ruhsal/tinsel olarak bir erkekle çok kolay aşık atabilir diyor Gandhiji. Fiziksel durumları siktir et der kısaca. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Düşünüyorum da insani yardım adı altında bir şeyler yapayım diye bas bas bağırmamın nedenini yine Gandi'nin bir sözü ile açıklayabilirim. Kendisi sosyal fedakarlıkların ve hizmetlerin allahubukelamun'un katında büyük yeri olduğunu söylemiştir. Hatta bu işi insanın doğasına bağlayarak &lt;i&gt;service has to be performed for self-fulfillment &lt;/i&gt;der&lt;i&gt; &lt;/i&gt;Gurum Gandi. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gandi'nin doğumgününde yazdığım bir yazıda &lt;a href="http://evahalipisi.blogspot.com/2009/10/gandiyi-anarken.html"&gt;buradadır&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-1441975628875440430?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=l4vNlz-0zz0:eYzgOx8rSlA:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/l4vNlz-0zz0" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/l4vNlz-0zz0/water-gurum-gandiji.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Su7VyQLcdEI/AAAAAAAAAV0/SuiFWIbwYCQ/s72-c/water-1.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/11/water-gurum-gandiji.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-126644365407863181</guid><pubDate>Sat, 31 Oct 2009 17:20:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-31T19:26:48.026+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kisisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Yedi Kıta Muh(a)biri</title><description>Yeni bir blog açtım. Hu huuu!! &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Uluslararası haberleri Türkçe olarak azıcık yanlı, azıcık benim dilimden, azıcık da farklı bakış açılarından görebilmenizi istedim. Uluslararası İlişkiler, Siyaset, İnsan Hakları, Kadın Hakları, Çocuk Hakları, Devletler, Ülkeler, Müzik, Spor vb. konular...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir süre önce aynı konsept ile &lt;a href="http://adabasini.blogspot.com/"&gt;Adabasını&lt;/a&gt;'nda yazıyordum. Artık &lt;a href="http://yedikitamuhabiri.blogspot.com/"&gt;Yedi Kıta Muh(a)biri&lt;/a&gt;'ni kurdum. Yayınlanmasını istediğiniz haber nitelikli yazılarınızı mail atarsanız seve seve yayınlarım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bezis&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-126644365407863181?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=gI4hCse-Sp4:KwpPiLhP-AA:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/gI4hCse-Sp4" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/gI4hCse-Sp4/yedi-kta-muhabiri.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/10/yedi-kta-muhabiri.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-3323158732740739595</guid><pubDate>Wed, 28 Oct 2009 23:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-09T14:23:30.636+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">erkekler yapmayın</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">erkekler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">cinsellik</category><title>Nasty Talk</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Arkadaş bu yazı biraz kendini aşacak ben şimdiden diyeyim. Yok efendim elin adamlarının çüklerini mi anlatcaktın bize yani şunca yazıda diyorsan eğer "evet bilader anlatacağım" diyerek sizi başka bloglara yönlendireyim şimdiden. O kadar da kötü değil korkmayın, her erkeğin çükü var... Yoksa sorun olurdu zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çük Analizleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatun kısmında bazı genellemeler vardır çükler ve erkeklerin nasyonelitesi ile ilgili. İşte İtalyan adamların namı meşhurdur, zencilerin ondan meşhurdur... Koreli, Çinli, Uzakdoğulu dedin mi uzak durmak iyidir. Biz kısaca son gruba bamya çüklüler deriz. Arada kendi milletimizden de bamyaların çıktığını duyarız gerçi. Sonra sonra... Diğer yakadan Amerikalıları biliriz: Ayy sünnetli miydi peki diye arada konuşuruz. Sünnet edilmiş edilmemiş farkını tartışırız. Bunlar kabul görmüş, artık herkesin diline pelesenk hale gelmiş durumlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkekler için en acısı ise siyahi benizli (halk dilinde zencü) dediğimiz gruptur. Türk erkek grubu zencüler ile yarışmayı zaten düşünmedikleri gibi bir de zencüler üzerinden felaket geyik yaparlar. Kompleks yaratırlar, yediremezler. Halbuki biraz rahat olsalar işin kopleks ile alakası olmadığını görürler. Ama öyle değildir. Erkek dediğin hep merak eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru 1: Benden önce kaç kişiyle birlikte oldu ki bu hatun acaba?&lt;br /&gt;Soru 2: Hepsi Türk müydü?&lt;br /&gt;Soru 3: Arada zenci var mıydı?&lt;br /&gt;Soru 4: Sıçtım ulen ben. N'apacağım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. soruyu erkek kendisine sorar. Eğer karşısındaki hatunu daha bir görmüş geçirmiş olarak adlandırmışsa hemen kendine de aynı yaftayı takar: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kızım ben var ya bir kaç sene threesome mı dersin, yok efendim swinger party ler mi dersin gezdim durdum. Ama öyle böyle değil. Yani kaç kadınla birlikte oldum bilmiyorum bile. Ama gençlikteydi tabi onlar. Artık duruldum... Tek kadın istiyorum, seviyim.. Sen ol!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;Zaten bir adam açık açık yattığını kalktığını bu kadar rahat bir şekilde hatunun yüzüne anlatıyorsa işgilleneceksin o durumdan. Ya kompleks yaptı ya da manyağın teki. Kimse yaptığı, ettiği şeyleri o kadar kolay anlatamaz. Yukarıdaki sorular da onların kompleksli hücreciklerinden çıkar genelde. Zaten hatun arkadaşlarla konuştuğum ve kendi bildiğim kadarıyla da bir erkek deneyimli midir deneyimsiz midir belli olur anında. İşin bu kısmına girmiyorum. Konu dışı kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMA zenci dedin mi bir suratları düşer erkeklerin. Ha benim hiç zencü sevgilim felan olmadı. Ondan oradan buradan bildiğim ve duyduğum kadarıyla konuşacağım. Gene genelleme yapmak gerekirse zenciler ile araplar bu konuda yarışabiltesi olan iki cins.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gece de aynı tür bir sohbet içine girdik arkadaşlarımla. Hatun J. nin Afrikalı bir erkek arkadaşı var R. Tanırım da çocuğu iyidir, hoştur, zencüdür. Bunlar işte 1.5 senedir falan birlikteler. Zencü eleman bir kaç kez bizim kızı aldattı falan. Ama olur bunlar, geç, takılma dedik. Takılmadı. Şimdi asıl mevzu benim kızla yaptığım konuşmadan doğuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;J. sen karanlıkta nasıl görüyorsun yahu adamı? Fotoğraflarda bile eğer ortamda ışık yoksa sadece dişleri gözüküyor  dediğim zaman -yokluyorum diye cevap veren bir hatundan bahsediyoruz. Gayet rahatız tabi. Anladık ki zencüler de mal var arkadaş. Biz de başladık geyik yapmaya. Aslında J. ile bu konular üzerine ikili diyologta süper güleriz ama yanımdaki iki erkek arkadaş daha vardı. Biri J. ile süper uğraştı. Olm koluma gir gezelim diyip yanlış şeyi takma koluna şeklinde iyice belden aşağıya girdik. Kız biraz bozuldu önce. Zoraki güldü falan. Olm şaka lan, bize ne senin zencü sevgilinden falan dedim tabi ben. Ama sonra dayanamadım aklıma J.'nin 3 sene önce ırkçı bir insan olması geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciddi ırkçıydı J. Benim yakın arkadaşımdır kendisi, severim ama zencü dedin mi  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ıykkk onlar kokuyorlar bir kere, pfff &lt;/span&gt;diyen bir hatundan bahsediyoruz. Ben de: "J eskiden ırkçıydı ama tabi GöReNe KaDar!" dedim en son. Yavrum, kuzum J. dediğimi anladı ve gülmeye başladı. Neyse bu şekilde abuk sabuk bir geyik hali zenciler, amerikalılar, italyanlar ve arada korelilerden de bahsederek geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün J. ile bir sigara-kahve molasında buluştuk. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dün çok mu üzerine gittik yavru&lt;/span&gt; dedim kendisine. Önce bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yok hayır da&lt;/span&gt; falan dedi. Sonra döküldü. Erkek arkadaşı hakkında böyle çüklü müklü konuşmalar kendisini R.'ye karşı kötü hissettiriyormuş. Doğrudur aslında. Birisi şimdi kalkıp bana len senin erkek arkadaşının da çükü kalkmıyordur dese &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bi siktir git len&lt;/span&gt; derim. Ama işin içine zenci girince mecburi geyik oluyor anasını satayım. Türküz işte kanımızda var. Dayanamıyoruz bu tip durumlara. J. Türk olmayınca da arada büyük bir geyik yapma farkı çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl kelam diyeceğim şudur ki zencüleri takdir edin ey erkekler. Onlar ki ellerindekinin kıymetini bilenlerdir. Öyle bilirler ki güzelim Avrupalıyı bile defalarca aldatırlar.(J. gıcık oluyorum ulan zencü sevgiline, kaçıncı kez aldattı anasını sattığımın. Türkiye'deki kadınlarda da bir zencü merakı deme gitsin.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu geyiğin sonunda ciddi bir şeyler yazmak gerekirse: Erkek insanı! Mal mısın anasını satayım? Çük dediğinin işlevi önemli diye kendini avutur durursun yıllardır ama iş zencüye geldi mi işlev mişlev lafların bir anda sıfıra iner. Bu noktada önemli olan işlev falan da değildir. Sendeki organ ile kadının organının uyuşmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası: Neden bu uzakdoğulu kadınların daha dar kutuları olduğu söylenir? Bakınız uzakdoğulu erkeklerin bamya diye adlandırdığımız organları.&lt;br /&gt;Kıssadan hisse istersen aslında deneyim meneyim hikaye (bir noktada tabi, her zaman değil ha!), önemli olan o iki organın birbiri ile uyuşmasıdır. Yani ikisi birbirini collapse ettiyse daha ne istersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok efendim italyanı, amerikalısı, zencisi.. adam olanını buldu herkes de şimdi de çüklerine bakıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Not: Günün lafları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İlk laf: Kesecem len topunuzu!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İkinci laf: Seviyorum ulen!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-3323158732740739595?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=qZumg-5OIC0:dNAmPJKEEXA:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/qZumg-5OIC0" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/qZumg-5OIC0/nasty-talk.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/10/nasty-talk.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-6748048829388558066</guid><pubDate>Sun, 18 Oct 2009 18:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-18T21:41:52.289+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Vınn</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ailem</category><title>Ailenin Internet Öğrenmesi</title><description>Bizimkiler şu 3G teknolojisine kendilerini adayarak eve bir Vınn aldılar. Abim olacak insan onlara hiçbir şey öğretmeden Adana'ya gittiği için de bizimkiler beni arayıp nasıl bağlanacağız, ne yapacağız gibi sorular soruyorlar... Kaç gündür babamı Vınn'la bir türlü internete sokamadım. Telefondan olmuyor be kardeşim. Babam bana şunu diyor misal:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Evet ben şimdi tıkladım Vınn yazan yere... Hah bağlanıyor diyor. Bekleyin diyor. Bekleyin... Bekleyin... Bekleyin... Bekleyin...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Baba tamam bekliyorum tekrar etmene gerek yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Hah bağlantınız da sorun var. Kesik ya da ot bok olabilir...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Baba telefondan yapamıyoruz bunu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Dur kızım bir daha deneyelim..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3 kere deneniyor. Ama olmuyor. İzmir'de olsam 2 dakikamı alacak ama bağlanmayı bir türlü sağlayamıyorum. Neyse bugün komşunun kızından sonunda yardım istendi. Kendileri Vınn almışlar ama bilgisayardaki Internet Explorer dahi bulunamıyor. Annem ısrar ediyor, berfu ile konuşmakta kaç gündür. N'apcağımı şaşırdım burada. Komşunun kızı onlara neyin nasıl olacağını gösteriyor şu anda ama ne kadar söylenenleri akılda tutarlar onu da bilemiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Vınn denilen teknoloji henüz çok yeni olduğu için aslında çok da iyi değil. Yani tamam yanında taşıyorsun ve internete giriyorsun istediğin yerden eyvallah da artık bir çok kafede, pub'da zaten internet mevcut. Şifre direk söyleniyor müşteriye. Hadi onu da geçtim. Teknik sorunları var aletin. Bir kere garip bir şekilde yavaş çalışıyor. Bu yüzden de görüntülü arama ve konuşma yapmak belli yerlerde çok zor oluyor. Bu sorunu şimdi babamlarla bağlantı yaptığımızda yaşadım ve daha önce de S. adlı Ankara Dikmen'de oturan arkadaşımla "canlı bağlantı" yapamayınca yaşadım. Kameranın internet hızından dolayı tam çalışmıyor olması bir kere çok saçma çünkü bizimkilerin ana amacı şu an Berfu ile ve 3 ay sonra da ben ile görüntülü konuşmayı başarmak...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Turkcell'in kendini geliştirmesi temennisi ile..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sözümü bitirirken anneme telefonda bilgisayar hakkında hiçbir laf edemeyeceğimi anladığım konuşmayı aktarıyorum:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;+ Annecim messenger'ı masaüstüne kurarsınız daha rahat bulursunuz. Uğraşmazsınız aramakla bilgisayar içinde.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;- Salondaki masanın üstünde zaten bilgisayar, aramıyoruz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Seviyorum len sizi ailem benim! Deli de etseniz pek bir şirin ediyorsunuz, insan tam kızamıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-6748048829388558066?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=Agfi33QgFc0:gDizPGV_yaM:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/Agfi33QgFc0" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/Agfi33QgFc0/ailenin-internet-ogrenmesi.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/10/ailenin-internet-ogrenmesi.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-5079313676862817834</guid><pubDate>Thu, 15 Oct 2009 09:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-15T12:09:17.651+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yiğit ural</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">berfunun kartıdır</category><title>Ne Zitime Doğdun Yiğit?</title><description>&lt;div&gt;Kuzenlerin iki hasından biri olan Yiğit'e Berf tarafından gönderilmiş kartı "use of abuse" ve "infridgement" gibi kelimelere rağmen bloga koyuyorum. Sıkıyorsa dava açsın kartın sahibi/gönderen...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ha harbi Yiitcim doğa doğa ancak Türkiye'de doğmuşun. Oysa biz senden bir Somalilik bir Mozambiklilik beklerdik. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yarın davul zurna eşliğinde Yiğit'in doğumgününü kutluyor olacağız. Şimdiden söylüyorum iki biradan fazla içmem agalar... Dün gece şarabı ver etmişim bünyeye, başım çatlıyor. Ar damarımın çatlamasından iyidir zaar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5392750648503735458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 282px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/StbmJI5SlKI/AAAAAAAAAVU/7tU1BfSA9O4/s400/10226_151742514106_703609106_2631086_7597795_n.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-5079313676862817834?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=YXAAoRcEN_w:PU7vDwVMWlA:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/YXAAoRcEN_w" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/YXAAoRcEN_w/ne-zitime-dogdun-yigit.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/StbmJI5SlKI/AAAAAAAAAVU/7tU1BfSA9O4/s72-c/10226_151742514106_703609106_2631086_7597795_n.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/10/ne-zitime-dogdun-yigit.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-4759360394031825770</guid><pubDate>Sun, 11 Oct 2009 19:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-12T01:57:20.983+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ömer hayyam</category><title>Hayyamiyiz Biz Kendi Cennetimizde!!</title><description>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/StJeNdyXkzI/AAAAAAAAAVE/6YNpAISRrb0/s1600-h/38218.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 205px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/StJeNdyXkzI/AAAAAAAAAVE/6YNpAISRrb0/s320/38218.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391475289343103794" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;i&gt;(Ömer Hayyam olmaya kasılmış daha çok bir &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;i&gt;keçiyi andıran minyatür havalı çizim)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ömer Hayyam'ın Rubaileri elimde bir süredir. Evirip çevirip bakıyorum aklıma geldikçe. Biraz araştırma yaptım hakkında ve genelde zevk pezevengi denilecek tarzda yazılar mevcut kendisi hakkında. Hatta ahiret ya da tanrı inancının olmaması, dünyevi değerlerle hareket etmesinden bahsetmişler çoğu yerde.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aslında ben dörtlüklerinde şunları buldum: Kendisinin Tanrı inancının olmadığını değil aksine olduğunu, şarap içmenin bu inancı yok etmeyeceğini aksine tanrı varsa eğer rahmeti ile Hayyam'ı kucaklayacağını, iş bu nedenden Hayyam'ın rubailerde tanrı ile şarap arasında gidip gelmesinin caiz olduğunu...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayyam Kemal Kara tarih kitaplarından öğrendiğimiz 1040 Dandanakan Savaşından sekiz sene sonra İran'da dünyaya gelmiş. Kendisi aslında şiirleri ile falan tanınıyor değil. Bir bilim adamı sıfatı var. Matematik ile arası baya iyi. Hayatına muhtemelen ki çok kadın girmediği için de kendisini şarap'a vermiş.&lt;/div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/StJfAhQKb4I/AAAAAAAAAVM/-fU-GZ-el0g/s320/Hassan_Sabbah-livre-2-8f9d7.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391476166446706562" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 258px; " /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/StJeNdyXkzI/AAAAAAAAAVE/6YNpAISRrb0/s1600-h/38218.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;i&gt;(Tarikatlar kralı Hasan Sabbah'ı bir baletmiş edasıyla görüyoruz)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir de  Hayyam'ın garip arkadaşları var o dönemde. Hasan Sabbah... Ismini görünce yok artık dedim. Hasan Sabbah İranlıdır. Kendisinin dini öğretileri felaket kuvvetli olduğu için tarikatlara bulaşmış bir şahsiyettir. Uluslararası İlişkiler'de Sabbah'ın ismi terör çalışmalarında sıkça anılır. Müminlerine haşhaş ve işte dönemin diğer uyuşturucu çeşitlerinden içirerek/yedirerek terörist eylemler yaptırdığı söylenir. Bu eylemler genel olarak Sünni olan kesime yöneliktir. Ömer Hayyam'ı bir yana bırakarak Sabbah'tan azıcık daha bahsetmek istiyorum. Hasan Sabbah sayesinde İngilizce lügatına çok güzel bir kelime olan "assasination" geçmiştir. Assassin'in birbirini tamamlayan iki anlamı vardır. Assassin kimi kesimlerce "the followers of Hassan" (Hasan'ın müridleri) demektir. Kelimenin diğer türediği yer ise haşhaş yani haşhiş (ing: hashshasin-assassin) den gelmektedir. Şimdi bu Assassin'ler haşhaş alıp bilinçsiz bir şekilde kendi hayatlarına kıyarken aynı zamanda da öldürmek istedikleri adamları lime lime ettikleri için assasination kelimesi oluşmuştur. (Baya karışık anlattım sanırım işte siz asasin ve assasination kelimelerinin haşhaş kelimesinden doğru çıktığını bilin yeter.)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tanrı inancı olmadığı söylenen Hayyam ile tarikatlar reisi Sabbah'ın kanka olarak 11.yy'da dolaşmasına bu yüzden biraz şaşırırım aslında. Eğer arkadaşlarsa Hayyam'ın bu kadar hayali/sanrılı (delusional) yazmasını da Sabbah ile haşhaş alemi yapmalarına bağlayabilirim. Yani hem tanrıdan bahsedip hem de ziterim tanrısını bana şarap ver şarap! demek biraz abes ile iştigal oluyor. Bir de Nizam-ül Mülk'ün de onların arkadaşı olduğu yazıyor bazı kaynaklarda. Ancak bu şahısın arkadaşlığı biraz şaibeli çünkü Nizam Sabbah'tan 40 yaş kadar büyük. Aynı medresede eğitim aldıkları söyleniyor ki Nizam eğer Sabbah ve Hayyam ile aynı medresede 40 yıllık farka rağmen eğitim aldıysa hangi ara veziriazam oldu onu da bilemiyorum?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/StJc6GcQN1I/AAAAAAAAAU8/6otJ_ZzAe8Y/s320/myapp01.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 152px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391473857147189074" /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;(Apollo'nun tipine gel!)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayyam'ı okurken aklıma Eski Yunan dönemi de geldi aslında. Şimdi adama sefa pezevengi dedik ama olumlu anlamda kullandık biz bu kelimeyi. Kendisi dünya zevklerinden, özellikle de şaraptan büyük keyif alan bir şahsiyet. İş bu nedenden bence haşhaş almadan kafayı bulması daha muhtemeldir. Eski Yunan'da geçen ve daha sonraları Nietzsche'nin değindiği Tanrı Diyonisos ve Apollo tam da Hayyam'ın yaşadığı hayatı ele alıyor bence. Diyonisos Şarap Tanrısıdır ve onun karşısında da Apollo durur. İkisinin de Zeus'un çocukları olduğu söylenir. Apollo'nun erkek olduğu Diyonisos'un ise hem kadın hem adam olduğu söylenir (hermafrodit anlamında değil sanırım bu söylem. O döneme göre incelemek lazım, bilemeyeceğim). Apollo ise güneşi temsil eder. Akıl, mantık, bilgeliğin de temsilcisidir. (Nietzsche bu iki tanrıyı sanat ekseni altında incelemiştir, o kısma girmiyorum). İşte Tanrı Diyonisos da Hayyam gibi zevk ve sefanın peşindedir. Kaldı ki şarap tanrısı olmasından dolayı güzel sükse yapmıştır ortamlarda. Baccus diye bir de lakabı vardır Diyonisos'un. Apollo ise hem tanrılık rahmetini veren hem de kötü olaylara neden olabilen göt bir tanrıdır gözümde. Ancak insanda hem Apollo hem de Diyonisos birlikte uyumu sağlarlar. İşte bu yüzden ki Hayyam Apollo'nun rahmetinden de kendini dışlayamaz. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayyam'ın bir kaç dörtlüğü ile bu yazıyı sonlandırayım artık:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Biz aşka tapanlarız, müslüman değil;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cılız karıncalarız, Süleyman değil;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Biz eskiler giyen benzi soluklarız:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pazarda sırma satan bezirgan değil.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;.....&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neredesin? Sana başkaldırmışım işte;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Karanlık içindeyim, ışığın nerede?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cenneti ibadetle kazanacaksam &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Senin ne cömertliğin kalır bu işte?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;......&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şarap içip güzel sevmek mi daha iyi&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İki yüzlü softaları dinlemek mi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sarhoşla aşık cehenneme gidecekse,&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kimselerin göreceği yoktur cenneti.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;.....&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;En büyük söz Kuran bile&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Arada bir okunur besmeleyle&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kadehteyse öyle bir ayet var ki&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Okur insan her zaman, her yerde&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O kadar gaza geldim ki Hayyamgillerden olup kendi cennetimi kurmaya karar verdim. Apollo'ya da "ya bi siktir git Apo.. veriyon ara gazı insanlara, sonra olan bana oluyor anasını satayım. Hadi Apo senin yerin bura değil.. Burada içki var, eğlence var" demek istiyorum.  &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-4759360394031825770?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=trVhSaeKHPc:hAE3atIPfvQ:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/trVhSaeKHPc" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/trVhSaeKHPc/hayyamiyiz-biz-kendi-cennetimizde.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/StJeNdyXkzI/AAAAAAAAAVE/6YNpAISRrb0/s72-c/38218.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/10/hayyamiyiz-biz-kendi-cennetimizde.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-8927969986654798420</guid><pubDate>Fri, 09 Oct 2009 12:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-09T15:56:37.473+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">film</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Until the End of the World</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Ss8suxrRSEI/AAAAAAAAAUs/LesinwCyAGk/s1600-h/a2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5390576461106202690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Ss8suxrRSEI/AAAAAAAAAUs/LesinwCyAGk/s320/a2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Hollywood-Bollywood hastası değilseniz ve arada Alman, Fransız, İspanyol filmleri izleyebilen bir bünyeniz varsa Deniz'in bir önceki yazıda bahsettiği Wings of Desire adlı filmden önce ya da sonra izlenmesi gereken ikinci film Until the End of the World'dür (&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0101458/"&gt;Bis ans Ende der Welt&lt;/a&gt;). IMDB manyağı filme 6.6 puan değer biçmiş, hah biz onların 7.8 dediği filmleri de biliyoruz zaten. Film fazlasıyla eleştirilmiş ve beğenilmeyen yanları olmuş. Ben buna ancak ağzının tadını bilmeyen eleştirmenler çıkmış piyasada vık vık konuşuyor derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5390576238059715410" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 218px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Ss8shyw1-1I/AAAAAAAAAUk/yOlplp3Lk4w/s320/Don%2527t%25201.jpg" border="0" /&gt;Until the End ofthe World öyle hap gibi bir şey değildir. Yavaş yavaş, sindire sindire izlenmesi gerekir. Modunuzu izlemek için ayarlamanız her şeyin ötesinde önemlidir. Sonuçta Western filmi değildir kendisi. Bir süre sonra filmi müzikleri için de izlemeye başlarsınız. Hatta Wim Wenders gözümde Almanların hası olmuş ve soundrack'te R.E.M'i, U2'yu, Talking Heads'i dinletiştir. 1991 yapımı olan film 1999'da Hindistan'ın nükleer bir satalayt'ı düşürmesi konusuyla başlar. Aslında gariptir ki bu ön bilgi filmin hiçbir noktasını anlatmaz. 3cd'lik uzunca bir filmde istemediğiniz kadar dünyadan mekan görüp, garip hayatlarla karşılaşabilirsiniz. Wim Wenders filmi 5 saat yapmak isteyerek bütün hikayeyi anlatmak istemiştir ancak yapımcı filmi keserek 2.5-3 saat arasına sıkıştırmıştır. Şu an filmin üç ayrı versiyonu bulunmaktadır. Eğer 5 saatlik halini izlemek istiyorsanız sanırım İtalyan versiyonunu izlemeniz gerekiyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Filmin bir noktasında ağlarsınız belki de. Niye bilmem Wim Wenders'ın hangi filmini izlesem hık hık diye ağlayasım geliyor benim. Hatta gözyaşlarımı tutamıyorum bile. Dün gece de kuzenlerle içtikten sonra felaket yalnız kalmak istedim aslında ama arkadaşım S. bırakmadı bir türlü, yapıştı yakama. Sonuç Kızılay'da yürümeye başlamamız oldu. Bir noktasında kulaklıkları çıkarıp Until the End of the World'ün soundtrack'lerini dinlemeye başladım. Hava karanlık, gece olmuş çoktan... Dünya bir garip geldi bu müzikler eşliğinde... Nasıl tanımlasam? Eksik!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hani hep bize öğretmişler ya: önce okuyacaksın, sonra üniversiteyi bitirirken birisini bulacaksın-o ara bulamazsan iyi adamlar kapılır- sonra iş bulacaksın, işin ilk senesinin sonunda da evleneceksin. Evlenip bir de çocuk koydun mu ortaya ohh daha ne istersin? Ne isterim(iz). Yok öyle bir hayat tarzı bende. Yani tabi ki de mavi bir gezegende yaşamayı falan düşünmüyorum. Dünya'da olduğumun da gayet farkındayım ama adam yok olum piyasada, kalmamış. Hepsinin bir marazı var anasını satayım. Annemi dinleseydim eğer 2. sınıftaki birlikteliğimi hiç bitirmezdim. Salaklık işte, nereden bileceksin iyilerin kapılacağını?&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ama bazen de düşünüyorum, eğer bu kurduğum mantık hatunlar için de geçerliyse o zaman ben de çürüğüm len, ben de evde kalmadım mı sanki? Bazen de diyorum filmdeki Claire Tourneur gibi olmak istiyorum ben diye. Peşinden gitmek her şeyin, istediğini yapmak, dünyanın sonuna kadar hayatı yakalamak, yakaladığını sanmak... Bazen ise Sam Farber (William Hurt oynuyor onu) gibi olsam diyorum... Bir idealim olsa, birileri için bir şeyler yapsam. Arada aşk beni bulsa, ben kaçsam, sonra tekrar bulsa...&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5390579793511455074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Ss8vwv2mGWI/AAAAAAAAAU0/S1C1Tdqz7PI/s320/until2.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(Bu gentlemen gibi olmak istemiyorum ama.. yok istemiyorum)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Benim gibi çok kolay aşık olduğunuzu sanıyorsanız işiniz daha da zor oluyor. Ama aşk güzel bir vaka yahu! Gerisini siktir edin..&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-8927969986654798420?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=CyGWvvDsXPw:tXuhekL7DpM:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/CyGWvvDsXPw" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/CyGWvvDsXPw/until-end-of-world.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Ss8suxrRSEI/AAAAAAAAAUs/LesinwCyAGk/s72-c/a2.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/10/until-end-of-world.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-6699163727826708102</guid><pubDate>Sun, 04 Oct 2009 17:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-04T21:19:53.844+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">aşk</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">deniz ural</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">film</category><title>Berlin'in Gökyüzü*</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/SsjhVcucntI/AAAAAAAAA7w/PtvPMLm46tM/s1600-h/DerHimmelUeberBerlin.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 302px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/SsjhVcucntI/AAAAAAAAA7w/PtvPMLm46tM/s400/DerHimmelUeberBerlin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5388804712753307346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Bir kez olsun ciddi olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok yalnızdım ama hiç tek başıma yaşamadım.&lt;br /&gt;Biriyle olduğumda genelde memnundum ama bunu hep bir tesadüf sandım;&lt;br /&gt;bu insanlar benim ailemdi ama başkaları da olabilirdi.&lt;br /&gt;Neden o kahverengi gözleri olan kardeşimdi de şu karşıda öylece duran yeşil gözlü adam değil?&lt;br /&gt;Taksi şöforünün kızı benim arkadaşımdı ama yerine kollarımı bir atın boynuna da dolayabilirdim öyle değil mi?&lt;br /&gt;Bir erkekle birlikteydim hatta aşıktım ama onu aniden terk edip o anda sokakta karşıdan gelen yabancı bir erkekle de kaçabilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana ister bak ister bakma, ister elini ver ister verme.&lt;br /&gt;Hayır bana elini verme, uzaklaştır bakışlarını!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bugün yeni ay var;&lt;br /&gt;gece pek sakin değil. Yine de şehirde hiç kan akmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben hiç kimseyle oynamadım,&lt;br /&gt;buna rağmen hiçbir zaman gözlerimi açıp şöyle de demedim;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;İşte şimdi ciddi&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nihayet ciddileşiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece yaşlandım işte.&lt;br /&gt;Yalnız ve ciddi değildiler, zaten zaman ciddiyetsizdir.&lt;br /&gt;Hiç yalnız kalmadım, ne tek başımayken ne de biriyle birlikteyken.&lt;br /&gt;Aslında artık yalnız olmak isterdim,&lt;br /&gt;çünkü yalnızlık&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;artık bir bütün olmak&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bunu söyleyebilirim;&lt;br /&gt;bu gece işte, ben de nihayet yalnızım!&lt;br /&gt;Tesadüfler artık bitmeli.&lt;br /&gt;Yeni ay, karar vermenin 'yeni ay'ı.&lt;br /&gt;Yazgı diye bir şey var mı bilmiyorum ama karar vermek diye bir şey var,&lt;br /&gt;karar ver!&lt;br /&gt;Bak biz 'zaman'ız şimdi;&lt;br /&gt;sadece bütün şehir değil, bütün dünya bizim bu önemli kararımızın parçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkimiz iki kişi olmaktan da öteyiz; bir şeyleri oluşturuyoruz.&lt;br /&gt;Seninle halkın yerinde oturuyoruz&lt;br /&gt;ve meydan bizimle aynı dilekleri paylaşan bir sürü insanla dolu.&lt;br /&gt;Oyunun kurallarını biz belirliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şimdi sıra sende,&lt;br /&gt;oyun sende,&lt;br /&gt;ya şimdi ya da asla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana ihtiyacın var, bana ihtiyacın olacak.&lt;br /&gt;Bu, ikimizin hikayesinden daha büyük bir hikaye;&lt;br /&gt;bu erkeğin ve kadının hikayesi;&lt;br /&gt;bu devlerin hikayesi olacak!&lt;br /&gt;Bu görünmez ama aktarılabilen yeni bir neslin hikayesi olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak, gözlerime bak! Onlar zorunluluğun resmidir.&lt;br /&gt;Buradakilerin geleceğinin resmi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece rüyamda o yabancıyı gördüm.&lt;br /&gt;Yani kocamı.&lt;br /&gt;Ben bir tek onunla yalnız olabilirim,&lt;br /&gt;sadece onun için alabildiğine açık olabilirim.&lt;br /&gt;Bütün olarak içime alabilirim onu,&lt;br /&gt;onu paylaşılan mutluluğun labirentiyle sarmalayabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum.&lt;br /&gt;O sensin...&lt;/blockquote&gt;* Wim Wenders'ın bu muhteşem filminin orijinal adı: &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0093191/"&gt;Der Himmel Über Berlin&lt;/a&gt;. Başlık bana ait. 'Gökyüzü' kelimesinin takı kabul etmez, içeriğine birebir uyan özgürlüğüne bayıldığım malum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;** Filmin benim için en vurucu repliğinin hazır yazılmış halini &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=11363966"&gt;şurada&lt;/a&gt; bulmak çok güzel oldu. Fakat bence bu bir şiirdir, bu nedenle ona göre bazı noktalama işaretleri, düzeltmeler ve boşluklar ekledim naçizane. Açıkçası Türkçe çevirisinin pek iyi olduğunu düşünmüyorum ama derin içerik daha önemli olduğundan yayınladım yine de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Filmi bana uzun zaman önce öneren Beyza'ya teşekkürü bir borç bilirim. Biraz ağır bir film, İngilizce altyazılı izleyince biraz daha ağır oluyor hatta. "Aşka dair replikleri en derin olan film" sıralamamda birinciliği &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0381681/"&gt;Before Sunset&lt;/a&gt; ile paylaşacaklar artık. Özellikle şiir sevenlere şiddetle tavsiyemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**** &lt;a href="http://movieangel-margo.blogspot.com/2009/09/berlin-gokyuzunde-arzunun-kanatlar.html"&gt;Şurada da&lt;/a&gt; yazdığı gibi; kamera şiir ritminde hareket ediyor. İzleyin, şiiri seyredin…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-6699163727826708102?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=AcLYA-ZQjpQ:J1i-_EfhEfE:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/AcLYA-ZQjpQ" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/AcLYA-ZQjpQ/berlinin-gokyuzu.html</link><author>denizural@gmail.com (deniz)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/SsjhVcucntI/AAAAAAAAA7w/PtvPMLm46tM/s72-c/DerHimmelUeberBerlin.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/10/berlinin-gokyuzu.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-5634405796767615881</guid><pubDate>Sat, 03 Oct 2009 23:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-02T14:58:12.092+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Gandi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Gandi'yi Anarken</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Ssfh61M1eCI/AAAAAAAAAUU/HlZOpVnHVUY/s1600-h/gandhi1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 218px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Ssfh61M1eCI/AAAAAAAAAUU/HlZOpVnHVUY/s320/gandhi1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5388523880001665058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gandi'nin doğumgünü de geçti 2 Ekim'de... Yazacaktım hatta yazdım bir şeyler ama bu ara "kaydı yayınla" butonuma elim gitmiyor yahu. Neyse aslanımızsın ve hatta kaplanımızsın Gandi. Şiddete karşıt olan görüşleri ve tavırlarıyla her zaman tek bir Hindistan hayali kuran bir insandır kendisi. Ancak tek bir etnik yapılanma ile değil multi-etnik bir yapıda birliği savunur. Savaş, şiddet gibi kavramların halkları birbirinden uzaklaştırdığına inanır.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pakistanlı bir arkadaşım A.R.'ye geçen gün Gandi Pakistanlılar için ne ifade eder diye sordum? Kendisi ılımlı Pakistanlıların Gandi'yi sevdiğini ve onun öğretilerini doğru bulduklarını, ilk ayrım başladığında bile bu insanların Hindistan'dan ayrılmak istemediğini söyledi. Peki radikal Pakistanlılar neden sevmez Gandi'yi dedim? Bunun nedeninin ise Gandi'nin bütünleşmeye yönelik sözleri olduğunu söyledi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gandi döneminde iktidarda olan Nehru yüzünden bugün Gandi'yi pek de iyi tanımıyoruz aslında. Nehru'nun ağır politikaları yüzünden Gandi'nin barış yanlı görüşleri de o dönemde hafife alınmıştır. Ancak ikinci dünya savaşı sırasında bile &lt;i&gt;Third Worldist Approach&lt;/i&gt; adı altında savaşa girmemeyi, savaşın gelişmemiş ülkeler için çok ağır sonuçları olacağını savunanlar arasında gelir Gandi...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendisini saygı ile anıyorum. O ki insanlığın nasıl olması gerektiğini, insan olmanın, erdemli olmanın, eğitimin önemini savunmuş bir insandır. Ve yine o ki barışçıl bir felsefe gütmüştür. Gandi'nin ağzından kimse için "la olum senin için de onla bunla takılıyor diyorlar" gibi bir laf duymadım mesela ben. İncecik fiziksel hatları ve kuşandığı o kıyafetle dünyadaki pek çok liderden hatta hemen hemen hepsinden daha iyidir benim gözümde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yürü be Gandi iyi ki doğdun! &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-5634405796767615881?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=tlj_pzXQNFM:fW-6HN5nXO8:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/tlj_pzXQNFM" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/tlj_pzXQNFM/gandiyi-anarken.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Ssfh61M1eCI/AAAAAAAAAUU/HlZOpVnHVUY/s72-c/gandhi1.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/10/gandiyi-anarken.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-3864431346569954644</guid><pubDate>Thu, 24 Sep 2009 23:15:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-26T21:04:37.531+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kisisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">polis</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hastane</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Adalet Neden İnsanın Temeli Değildir?</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Sr5URjtKWhI/AAAAAAAAAUM/FPKA1iDiL74/s1600-h/Cem+Koc+-H+9.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 305px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Sr5URjtKWhI/AAAAAAAAAUM/FPKA1iDiL74/s320/Cem+Koc+-H+9.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385834865000864274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;    &lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;(Cem Koç adlı blogger'ın &lt;/span&gt;&lt;a href="http://terazininkefesi.blogspot.com/"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Terazi'nin Kefesi &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;adlı blogu için yaptığı bir &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;              &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;çizim.)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uyuzum okur ben bayramlara... Bayram da bayram... Tatlı yemekten diliniz damağınıza yapışıyor. Eve gelen hanım amca ve teyzelere "ya ya evet Amerika'ya gideceğim, rabbul bukelamunun izniylen tabi... ancak önce şu tezi bitirmem gerek" söylemlerim eşliğinde 3 gün geçirdim. Hayır bir de bizimkiler apartmanın wisdom sahibi, yaşını başını almış sakinleri olunca ev ilk günden on beş kişiyi falan ağırladı. Gelen ayağını sürüdü, giden geri geldi biraz daha oturdu...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bayramın en çarpıcı yanı ise abim olacak insan ile dışarı çıkmam sonucunda belanın bizi bulmasıydı. Olay tam olarak şöyle gerçekleşti: Abimle onun can ciğer dostu M. bir yerde demleniyorlardı ve ben de seke seke yanlarına gittim. İkisi zaten bir 35'lik devirmiş, rakı masasında değil balık zurna olmuşlardı. Ben de 2 bira ile eşlik ettim kendilerine. Gece 12 sularında Bostanlı'da her gün gittiğimiz kahvehane olan Hayal'e gidip birer acı türk kahvesi içelim paşalar dedik. İşte her şey oturduğumuz mekandan kalktığımızda gerçekleşti. Tek sıra halinde sokakta yürürken bir anda bir araba sesi duydum. Len karşıdan araba da gelmiyor amma, haydin hayırlısı dememe vakit kalmadı abim beni kenara doğru ittirdi. Meğer manyağın teki arabayı geri vitese takıp gazı da köklemiş. Neyse arabanın dikiz aynası hafifçe abime vurunca biz de gayet insani bir şekilde adamlara "n'apıyonuz be kardeşim, çarptınız!" dedik. Bu sözümüz abim ve onun saz arkadaşı M.'ye bir kaç yumruğa benim ise bu zibidilerden biri tarafından itilmeme neden oldu. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O an çok garipti.. Bir baktım abim yanımda değil. Tipin teki arabadan inmiş, gayet güzel kardeşim siz çarptınız asıl diyor ve bir saniye sonra da sanki dostmuşcasına bir elini abimin omzuna koyup ve diğeri ile de yumruğu patlatıyordu. Rüya gibi anlattım ama o an gerçekten bana rüya gibi gelmişti. Bu sırada dikkatimi arabayı kullanan tipin arabadan çıkması da çekmişti. Abim yerdeyken ben o tipe konsantre olmuştum çünkü bu zat-ı tipi tip arabadan güneş gözlükleri ile indi. Gecenin körü güneş gözlüğü takmış salak inerken... Ben mallığına vermiştim ama sanırım tanınmak istemediğinden öyle bir şey yaptı. Daha sonra karakolda kendisinin 12 sabıkasının olduğunu öğrendik çünkü...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Keşke her şey dayak yememizle bitseydi... Salak gibi babamın mesleği icabı olan lokale gittik. Lokalin altında polis durur çünkü. Neyse açılır kapanır bir kapı var. Biz tabi sinirliyiz. Aşağıdaki görevliye polisi getir diyoruz. Bu sırada ben 155'i arıyorum, arabanın plakasını veriyorum. Size ekip göndereceğiz bekleyin orada diyorlar. Eyvallah diyoruz. Abim ve M. sinir küpü... Dayağı öyle böyle değil iyi bir yediler. Bir de her zaman gittikleri barların önünde olduğu için M. ayrı bir sinirli. Rezil olduk lan cümle aleme diyor. Abim ise s.kerim len alemini düşündüğün şeye bak diyerek tekrar bir atar yapıyor. İşte tam o sırada ben lokalin kapısına dikkat etmiyorum. Otomatik kapı kapanırken geçmeye çalışıyorum ve kapı orada bir insan olduğunu anlamadığı için kapanmaya devam ediyor. Sonuç ise lokalin görevlisinin: "ya efendim kapıyı kırdınız. ben memurum... bu benim zimmetimde. kapıyı nasıl kırarsınız" şeklindeki bağrışları; benim ise "kardeşim bak sinirliyim bana kapı diyosun... Kapı resmen çarptı bana... Benim etim ne budum ne kapıyı kırayım" demem sonucunda lokal kimliklerimizi istiyor bizden. Hakkımızda tutanak tutacakmış. Buyur tut dedik biz de, ne diyelim...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Polis gelmek bilmiyor o sırada bir türlü...Lokalin dışarısına çıkıyoruz ve bir ekip yanaşıyor. Biz harıl harıl anlatıyoruz şöyle oldu böyle oldu diye... Bu sırada içerideki polislerden biri "gençler hayırdır ya, beni tanımadınız mı?" diyor. Bizimkiler şöyle bir bakıyorlar... Aaa Savaş abi dedikleri anda gözünü sevdiğimin abisi arabadan iniyor hepimizi bir öpüyor. Seneler boyunca bizim apartmanın altında görev yapmış Savaş abiye derdimizi anlatıyoruz. Abimin arkadaşı M. "Savaş Abi bu şu piçleri... Karşıma getir benim. Bak çok sinirliyim. Bilirsin bizi" diyor. Telefonlar alınıyor. Biz karakola gidiyoruz. Karakolda ifade vericez. Ömrümüzde karakol içi görmemişiz. Nedir ne değildir.. İçeride maskulenite 1500 dolaylarında. Oturuyoruz bir 5 dakika geçiyor. Savaş Abi arıyor M.yi. "Bir yere ayrılmayın geliyoruz" diyor. Yakalandılar oleyy diye seviniyoruz tabi biz. Bu sırada saat 1.30 yaklaşmış. Damarlardaki alkol adrenalin yüzünden gitmiş. Düşünüyoruz, peki ya şimdi n'apcaz?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir ara odada M. ben ve abim yalnızız. Özür dilesinler, polisler de biraz hırpalasın bırakalım diyoruz. Ama polis geliyor içeri: "eee özür diliyorlar mı diyoruz". Ne özrü nerede olduklarının bile farkında değil hiçbiri. Biz yapmadık diyor adamlar diyor. Biz tabi haydaaa şeklinde kalakalıyoruz. Abime ve M.'ye "eğer bu adamları şimdi tamam bırakın desek bırakacaklar ama yarın bu adamlar birisini öldürürse? Bunları bırakmamak lazım. Akılları başlarına gelsin. Dava açalım. Biz açmayacak ve tırsacaksak bu ülkede kim tırsmaz?" diyorum. Onaylıyorlar ve suç duyurusuna getiriyoruz işi. Adamlar nezarete gidiyor. Bu sırada nezarette yatan başka bir suçlu yukarı yollanıyor çünkü gözünü sevdiğimin karakolunda tek nezaret var (komik!!). Neyse Karşıyaka Sağlık Merkezine gidin de sağlık raporu alın diyor polisler. Gecenin körü hastanede rapor sırası bekliyoruz. Darp olduğunu kanıtlamamız gerekecekmiş. Bu sırada doktordan azar işitiyorum gene... Aklıma kırdığım kapı geliyor gülüyorum... &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çıkıyoruz karakola geri döneceğiz. Peki ya şimdi?N'apcaz? Babamı mı arasak diye düşünüyoruz. Panik olursa diye tedirgin olmamıza rağmen arıyoruz: "Baba biz karakola düştük". Babam karakola koşuyor. Aynı odada bu sefer babam da var, oturuyoruz. Üzülmeyin, hiç olmayacak şey olmuş diyor. Bu sırada içeri bir polis giriyor ve zanlıların bir tanesinden bıçak çıktığını söylüyor. Babam 6314'e göre biraz ceza alabilir aslında o zaman diyor. Polis 5 dakika sonra geri geliyor ekmek bıçağıymış çıkan diyor. Babamın yüzü hafif düşüyor. Ekmek bıçağı 6314'e girmez diyor. Bu sırada ben babamla konuşmaya başlıyorum. Bu nasıl bir sistem, adam arabada ekmek bıçağı ile geziyor ve bunun bir suçu yok mu? Aynı adamın 12 sabıkası var baba yapmayın diyorum.... Babam haklı olduğumu yarayan bir kamu vicdanı olduğunu ancak hukuğun bu konuda bir şey yapamadığını söylüyor. Hukuk hakkında tartışıyoruz. Babam sabah savcı onları serbest bırakacak onu bir kere kabul edin diyor. Biz karşı çıkıyoruz. Babam gene hukuğun elinin kolunun bağlı olduğunu söylüyor. Ardından da ekliyor. Bu tip davalarda bir de zanlıya mahkeme avukat bulur, sen avukatını kendin bulursun. Zanlı para ödemez avukata sen mağdur olarak ödersin diyor... Gülmek istiyorum. Hukuğun kim elini kolunu bağlamış olabilir, ne zaman bu sistem bu hale geldi acaba diye düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gece 4 gibi karakoldan çıkıyoruz. İfadeler alınmış. Babam sabah savcıya gidecek... Adamlar nezarette... Sabah oluyor uyanıyoruz. Babam geliyor adamlar çıkmış diyor. Biz nasıl olur diye sinirliyiz. Savcı bırakmış, ben daha konuşamadan gece bırakmışlar diyor. Biz bütün gece olayı savcılığa taşırsak başımıza bir şey gelir mi diye düşünürken savcılık direk bırakıyor adamları... &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Lokalin bana çarpan ve benim kapıyı kırdığımı inatla savunan görevli babamın ismini görünce gece bir anda yön değiştiriyor. Aaa ben bilseydim sizin bilmem kimin kızı olduğunuzu hiç demezdim, hiç tutmazdım tutanak.. vah vah.. tüh tüh.. iki kat üzüldüm şimdi diyor. Ben "sağlık olsun.. İmzamı atayım tutanağa gideyim" diyorum. Atıyorum imzayı. Ertesi gün öğlen kapının üzerine zimmetli olduğunu söyleyen görevli arıyor abimi. Kapıyı yapmışlar. Babanıza söylemeyin diyor. Ancak çok geç. Ben kıvranıyorum bütün gün evde: "Şu bayramın akide şekeri olan misafirler bir gitmek bilmedi. Babamı arayacaklar şimdi. Önce benim söylemem lazım oysa" diye. Bir ara yakalayıp gidiyorum babamın yanına... Baba diyorum "ben lokalin kapısını kırdım". Babam asıl o senin omzunu kırsaymış ben yapacağımı bilirdim diyor. Ertesi gün akşam annem, babam ve ben balık yemeğe oraya gidiyoruz. Kapı üstüne zimmetli görevli bana bakıyor, babam yokken hemen soruyor: "babanızın haberi yok değil mi?". Hayır var söyledim diyorum. Şikayet etmeseydiniz beni diyor. Hayır etmedim merak etmeyin diyorum. Biraz mahçup kalıyor. Ben şimdi bilmem kimin kızı olmasaydım bu adam o artizliğine devam edecekti öyle mi diye düşünüyorum içimden... Ve babama şikayet edip etmediğimi sorguluyor bir de... Bu memlekette ya birinin çocuğu ya da eşi mi olmak gerekiyor illa?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi çıksam dışarı bi kaç adam pataklasam biliyorum ki delici, kesici alet kullanmadığım sürece en fazla 3 saat nezarette kalırım. Polisin de eli kolu bağlı. Adamların gücü tamemen gitmiş AB diye. Kabul, görevini suistimal eden polisciklerimiz fazlasıyla var. Ama kardeşim ne hukuğun elinden bir şey geliyor ne de polisin... &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşte memleketim bu durumda sayın başbakan. Siz daha milletin evine gidip sigara paketleri toplayın.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-3864431346569954644?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=7G6xCrjlwZI:JYNj-vphrao:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/7G6xCrjlwZI" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/7G6xCrjlwZI/adalet-neden-insann-temeli-degildir.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Sr5URjtKWhI/AAAAAAAAAUM/FPKA1iDiL74/s72-c/Cem+Koc+-H+9.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/09/adalet-neden-insann-temeli-degildir.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-1232620690292722050</guid><pubDate>Wed, 16 Sep 2009 22:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-17T02:32:07.406+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kisisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kadın- erkek</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">erkekler yapmayın</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">erkekler</category><title>+33 Erkekler Sözüm Size: +25 ile +28 Arasından Uzak Durun</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SrFqhesjmHI/AAAAAAAAAUE/IZPHPDT5cmQ/s1600-h/erkekbeyni1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 287px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SrFqhesjmHI/AAAAAAAAAUE/IZPHPDT5cmQ/s400/erkekbeyni1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382200153092626546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;(+35 erkek beyni bu şekilde işler. Gördüğünüz gibi dikkat hücreciği çok küçüktür. Zaten o hücrecik de sizin memişlerinize ya da erik gibi olan kıçınıza odaklanır. +25 farklı mı dersen, yok o da değil. Tek farkı ciddi bi şeyler ufak bir ihtimal yaşayabilecek olmanız. Memişleriniz ile kıçınız arasında ne kadar ciddi şey yaşarsanız o kadar işte)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi bu söylediklerim saçma gelecek ama siz daha 30'una girmemişseniz +33 gibi bir gruba kesinlikle hitap etmiyorsunuz. Uzak durun... Mümkünse kaçın. (Bu sözlerim bayanlaradır. Ha 30'dan büyüktür yaşın ve erkeksinsir, beklerim yorumlarını o ayrı.) Neden kaçın diyorum:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bakın efendim onların bir hayatı vardır. Genelde düzenli olan bir hayatı.. Bir de üstüne ya evlenip boşanmıştır ya da evlidir. Evli olursa olsun beni ilgilendirmez diyebileceğiniz bir durumda değilsiniz çünkü evli erkekler sadece takılmak amacıyla sizinle tanışmak ister. Ha derseniz ki ben de takılmak istiyorum o zaman size sabahlar olmasın der köşeme çekilirim. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama ben bir kadın görmedim ki sadece takılmak istesin. Başta takılmak diye başlarız sonra elin mal adamına aşık oluruz.. Kepaze de oluruz bu uğurda. Amaç eğlenmekten bir anda ne hallere gelir, demedi demeyin. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;+33 neden ilgi alanı olmamalı: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="text-align: justify;"&gt;+&lt;b&gt;33 mü? &lt;/b&gt;Bir kere bu tip adamlar ununu elemiş eleğini asmıştır.. Ne siz onu değiştirirsiniz ne de ona halkülade bir hayat sunabilirsiniz. O zaten siz olmadan da süper bir insandır. Arkadaşları, yattıkları kalktıkları vardır. N'apcanız ona? Yufka açmayı biliyorum, ben hamaratım diyorsanız o ayrı. Onun için de gerçi gıdığı geniş birini bulmak lazım...&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;+33 ve bar sahibi mi?&lt;/b&gt; Uzak dur!!! Attention attention!! Kaç direk... Şu ana kadar +33 bar ya da pub sahibi kiminle tanıştıysam mini çakal çıktı (bir ilişkim olsun olmasın). İsterse bulunduğunuz şehrin en gözde mekanının sahibi olsun, isterse belediyenin çay bahçesini işletiyor olsun uzak durun. Yanına yaklaştığınız anda o mini çakal sizi süpersonik bir şekilde etkiler. Ha ondaki amaç aslında bellidir. Barına bir müşteri daha kazandırmış olur. Aman diyim bak uzak dur... Kırarım kemiklerini! (Aynı konu +33 bar sahibi kadınlar için de geçerli. Bakınız gelecekteki ben... Kafamın üstünde koca bir ampül yanmakta şu anda.) Ankara'da bilindik bir bar sahibinden hoşlanan varsa mail atıp nasıldır diye sorabilir bana. Araştırır, öğrenir cevap veririm kendisine. Ama araştırmaya gerek yoktur, bu konudaki gerçekler sabittir. Uzak durulmalıdır.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;+33'de niye uzak duracaksın?&lt;/b&gt; Bakınız şimdi siz bir erkek gördünüz mü 33 yaşını aşmış ve hala bekar? Ama gayet hoş, karizmatik ve iş güç sahibi ve en önemlisi akıllı bir erkek? Hayır ben görmedim. Bu insanlar üniversite yıllarında ya da en geç iş hayatının ilk senesinde mini çakal hatunlar tarafından kapılmaktadır. İşte onları evinin erkeği yapan kadınlar, sanki Kuranı hatmetmişcesine gögüs kabartan kadınlar, bilmezler ki o evinin erkeği olan insan daha akşam eve gelmeden hoş bulduğu bir hatuna yazmıştır. Burada da "ayy Ahmet hiç öyle şey yapmaz" diye de gelmeyin. Yapar! Yapıyorlar da... Bana +33 ve genel olarak 40 yaşlarında erkekleri gösterin, size nasıl da ortam adamı olduklarını söyleyeyim. Siz,  eve geldiğinde televizyon karşısında göbeğini kaşıyan adamla 2 saat önce +20 olan bir kıza "lan kıçı da erik gibi" diye bakan ve o uğurda kıçı erik gibi olan hatuna işve yapan adam farklı mı sanıyorsunuz? Yok kuzum değil.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;+33 Erkek: Ego boost up!!&lt;/b&gt; Kadınlarda sükse yapılan dönem işte +20 - +27 arasıdır. Erkeklerde ise +30- +33 dedin mi adam bir şaha kalkar... Hayatında hiç görmediği ilgiyi biraz da zekiyse görür. Nedenini bilmiyorum ama +30 olan erkekler "lan 30 üstüne çıktık diye üzülürken" kadınlar "ayy Haşmet'de 31 yaşındaymış ne güzel" diye konuşur. Bu söylemdeki en önemli neden sanırım erkeğin deneyiminden kaynaklanıyor. Ekleyeyim kadınlar deneyimsiz erkekleri sevmez. Biz sizin gibi "ayy eli kimsenin kıçına değmemiş olsun" anlayışına sahip olmamakla birlikte tam tersi deneyimli erkek severiz. Ha deneyim diyince hemen cinsellik düşünmeyin. Misal ilk buluşmada hesabı erkek öder ki kadın kendini değerli bulsun. Hatta hesabı istemeden ben lavoboya gidiyorum diyip post makinesinde ne kadarsa hesap hepsini ödeyip geri dönmelidir erkek. Kadın hesap isteyeyim dediği zaman da "ben o işi halletim. Hadi kalkalım bir dahaki sefere sen verirsin" demelidir. Burada amaç erkeği söğüşlemek değil kadının değerli olduğunu hissetmesidir. İşte maalesef ki +33 erkekler bunu düstur edinmiş mini çakallardır. Onlar bir kadının ne salak şeylerden hoşlanacağını gayet iyi bilirler. Ama bakınız +25 lere: Onlar daha çok "ulen bir bira daha içsek 6 milyondan 24 milyon eder" diye hesaplara girerler... Olmaz efendiler.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt; Son olarak +25 erkekler sözüm size:&lt;/b&gt; Adam olun yeri geldiğinde ince düşünün. Sizin yüzünüzden hayattan soğur +35'liklere bakar olduk. Onlar ki yurdumun en mini çakallarıdır ve onlardır ki sizin en büyük rakibinizdir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Kapatırken&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;+33 bir erkeğin dediği gibi:&lt;/b&gt; O zaman şimdilik keyifler ola!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-1232620690292722050?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=FaCdT5aRCLw:3AWZDlDfCfw:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/FaCdT5aRCLw" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/FaCdT5aRCLw/33-erkekler-sozum-size-25-ile-28.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SrFqhesjmHI/AAAAAAAAAUE/IZPHPDT5cmQ/s72-c/erkekbeyni1.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/09/33-erkekler-sozum-size-25-ile-28.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-5475033713253610268</guid><pubDate>Sat, 12 Sep 2009 18:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-12T21:11:46.874+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">doğumgünü</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Doğumgünü mü? Ne Dedin?</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;13-09-2009 için:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sene doğum günümü kutlamak istemiyorum bir şekilde. Akşam dışarı çıkacağız ama içimden bir ses yapma, gitme falan diyor. Ne diye gitmeyeceğim ki? Kendi doğumgününe gitmemek… Aslında farklı olurdum herkesten. Eğer amacım farklı olmak olsaydı. Değil.&lt;br /&gt;Ama ben giyindim kuşandım ve gidiyorum. İki gündür çevremdeki insanların gene üzerime üzerime gelmeye başlamasını nasıl değerlendireceğimi de bilemiyorum. Ha bir de benim kimseyi aramamaya başlamam var ki sormayın gitsin. İş güç diyip duruyorum bir de onlara. Evet, kafam dolu ve evet bir sürü yapacak şey var ama neden bunlar benim en yakınımdakileri aramamı engelliyor ki? Zaten bir eksilmiş devam ediyorum yola… Ha bir eksik ha bir fazla ne fark eder ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlardan geçtim, dostluklardan da geçtim de ablam olsaydı bari be? Niye yok ki? Niye yoksun len gudik? Oradan da bir eksiklik var tabi.. Kemirilmişlik hissi oluyor bu da. Azuth da bu gece çıkıp içse bari bir yerlerde diye de geçiriyorum aklımdan. Bak belki neşem yerine gelir biraz o zaman. Gelir mi ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapıyorum ki ben Ankara’da? Ne işim var burada? Bir de benim ne işim var allahısen elin Amerikasında? Tez hocam tez ben ne zaman dersem o zaman mı biter dedi ben mi yanlış duydum? Erkeklerde depresyon daha zor atlatılıyormuş bir de bunu da biliyorum. Salladım ya da bilmiyorum. Annem bayramda daha erken gel dediğinde ona neden imkansız olduğunu açıkladım. Gidemez miyim? Gitmemeli miyim? Peki ya buradaji sorumluluklarım… Hu huuu… Bir tezin var bitmesi gereken. Bakılması gereken tiineyc gençler ve düşünülmesi gereken bir çok problem…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ben gene aynı noktadayım. Bir tepeye gitseydim keşke bugün… Sessizce oturup düşünseydim ne yaptığımı? Yapmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diye gitmeyeceğim ki doğumgünümü kutlamaya kuzenlerimin yanına? Aslında farklı olurdum herkesten. Eğer amacım farklı olmak olsaydı. Değil.&lt;br /&gt;Beyza.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-5475033713253610268?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=hXHo309bTBM:zE1iUvmhwAw:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/hXHo309bTBM" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/hXHo309bTBM/dogumgunu-mu-ne-dedin.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/09/dogumgunu-mu-ne-dedin.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-8989609285296660042</guid><pubDate>Sat, 12 Sep 2009 17:52:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-12T21:08:02.263+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yurt</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Yurt Hayatı Dedikleri</title><description>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Sqvi9F1IA5I/AAAAAAAAAT0/AtpQo64Z_8I/s1600-h/yurt.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Sqvi9F1IA5I/AAAAAAAAAT0/AtpQo64Z_8I/s320/yurt.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380643718989087634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Bu oda benimki değil. Benim odam daha çok tımarhane havası katan ya da alkol tedavisi için bir odada kalıyormuşsunuz gibi hissettiren bi yer. Hatta duvaarın en köşesine geçip dizlerimi gögsüme kadar çekerek arkaya ve öne sallanma hissi veren bir yer benim odam. Tamam abarttım.&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Dün gece Bilkent’e taşındım. Advisör sıfatı ile buradaki “heyoo lise bitti, artık sapıtabiliriz” diyen gençlere bir Fransız mürebbiye’ymişcesine “hayır arkadaşlar sapıtamazsınız… burası yurt ve yurtlarda disiplin esastır” diye sesleneceğim. Ya da “la olum sabahtan beri lak lak, bi susun gari” de diyebilirim. (Henüz diğer advisör gelmedi, o yüzden bol keseden sallıyorum) Ama garip bir duyguymuş yurda çıkmak. Kızlar 18-19 yaşında ve sen onların başında disiplin amirisin. Benden ne amir olur ya?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana kalsa yurtlar karışık olmalı ve kızlarımız bir erkeği boxer’la görmeye alışmalıdır. Ancak onlar dün gece bir yandaki yurdun erkekleri ile gitar eşliğinde halay falan çektiler. Boxer’la görmek de neymiş?  Bu söylediklerimi aşağıda duran “aşırı milliyetçi” F. Abla duysa beni yurttan attırmak için elinden geleni yapar. Ben aşırı milliyetçi mi dedim kendisi için, ha evet… Kendisini tarif ederken “benim de kötü huylarım var aslında… Ben de aşırı milliyetçiyim” dedi F. Ablam. Gözümün nuru, sonra da Pascal adında bir Fransız öğrenci ile ne de iyi anlaştığını anlattı. Abla hani milliyetçiydin dediğimde de gözlerini bir bu yana bir diğer yana devirerek orası öyle ama işte falan yaptı. O sırada göz hareketleri ile dudak hareketlerini görmeniz gerekirdi. Kendisi ile muhabbetim ise şöyle ortaya çıktı. Ben yengeç gibi iki katı zıp zıp zıplayarak aşağıdaki banklardan birine oturacaktım ancak F. Abla’nın önünden geçerken “bak bi… bi bakkk” şeklinde bir cümle duydum. “buyur abla” dedim. “2009 nasıl söylenir İngilizce’de?” dedi. Şöyle bir ablaklaştım. Kadın acaba beni hazırlıklardan biri mi sandı da bilgimi ölçüyor diye de düşündüm. Sonra daha ben söylemeden kendisi atladı: “tu tasund en nayn” di mi? Evet abla aynen öyle dedim. Durdu zaten kendisinin söylemeyi bildiğini ama bir türlü tasund yazamadığını söyledi. Ben de ulen ben 17-18 yaşların advisörü olmayacak mıydım bu yurtta? Ablalara da yardım mı edicem diye düşündüm. Yok düşünmedim aslında. Heyecanlandım F. Abla bana bu soruyu yöneltince. Gerçekten İngilizce mi çalışıyor yani bu kadın diye yanına gittim. Ayaklarımı hafif havaya kaldırıp onun oturduğu yerin arkasına doğru sarktım, evet İngilizce kitabı açılıydı önünde. Ben tabi dumur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte konuşmanın uzaması ve kendini aşırı milliyetçi olarak tanıtması ardından da hukukçuları hiç sevmem demesi her şeye tuz biber oldu. Bir de kadın haz alıyordu bu tip konuşmaktan. “Valla kusura bakma baban hukukçuymuş ama yani geçen sene benim bir icra davam oldu (gözleri devirir bu sırada) ve avukat her ay dosyadan açma kapama parası aldı. Meğer her ay dosyanın açılıp kapanması gerekmiyormuş da. Böyle işte hukukçular!” F. Abla o adam avukat hukukçu değil. O adam üç kuruş için bunu yapar tabi, parayı öyle kazanıyor desem de yok valla hukukçu o da… Zaten hukuk da neymiş, ben inanmıyorum hukuka. Hukuk yoktur adalet vardır gibi laflar etti. Hatta bu son ettiği “hukuk yoktur adalet vardır” lafı sanki bir filmden aşırma ya da bir yerden alıntı gibi duruyordu ama üstelemedim. O konuşmaya devam ederken de hukuk ve adalet kavramları üzerinde düşündüm biraz. Gerçi o sırada gene kendisi “bir Allah’a hesap verilir. Sen oruç tutuyor musun bakayım?” dedi. Aldım arkadaşlar başıma belayı… Hayırlara vesile olsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya bir de denk geldi ikidir gece bu kadın duruyor. Gece 12.3o dan sonra kapıyı kitliyor falan. Hafta sonları da gece 2 de kitleniyormuş. Dönemlik 15 gün yurt dışında raporsuz kalma hakkım varmış. (Gerçi bu doldurduğum form 17-18 yaş hazırlıkların oldurduğu form ile aynı.) Ya bir gidin allahasen! Anneme bu kadar hesap vermiyorum ben.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-8989609285296660042?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=6G6z2IbGSUE:O0L_g_kBvyY:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/6G6z2IbGSUE" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/6G6z2IbGSUE/yurt-hayat-dedikleri.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/Sqvi9F1IA5I/AAAAAAAAAT0/AtpQo64Z_8I/s72-c/yurt.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/09/yurt-hayat-dedikleri.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-3031315320633026650</guid><pubDate>Wed, 09 Sep 2009 19:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-09T22:48:51.377+03:00</atom:updated><title>Part  II- Babam bizim neden şimdiye kadar evlenemediğimizi çözdü</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lsXF7u5MfY8/SqgGB-hjHcI/AAAAAAAAAiA/FaQ9hLutv4g/s1600-h/12_Bostanli.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lsXF7u5MfY8/SqgGB-hjHcI/AAAAAAAAAiA/FaQ9hLutv4g/s320/12_Bostanli.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379556385927404994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu yaz İzmir’e gittiğim ilk gece yemekten sonra erkek kardeş Çağatay’la “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hadi Bostanlı’da bi bira içelim&lt;/span&gt;” diye dışarı çıkmaya karar verdik. Ben giyindim geldim, gittim salonda televizyon izleyen babamı öptüm, “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hadi hazırım&lt;/span&gt;” dedim bizim oğlana. Bunun gözler bi belerdi böyle. Kendisi kazak erkeğidir zira, böyle bi belertir bazen gözleri. “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Abla ne bu hal yaaa, böyle mi çıkcaksın dışarıya. Hayatta olmaz, git başka bişi giy ya da üstüne hırka mırka bişi al&lt;/span&gt;” dedi. Kıyafeti açık bulmuş beyefendi. Ben ama acaip inatımdır böyle konularda “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hadi len&lt;/span&gt;” dedim kendisine. Fakat diretti. Olm sen benden küçüksün, ne diretiyosun? Ablaya kalkan eller kırılır, otur len yerine di mi?  Yok “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;vır vır vır, herkes dönüp dönüp bakarsa rahatsız olurmuş da bilmemneymiş de&lt;/span&gt;”. Yahu millet nie bana baksın. Bostanlı’da kızlar kıçlarında şortla geziyorlar taş  gibi. Ben erkek olsam ne bana bakcam, direk onlara bakarım. Dediysem de bizim tartışma uzadı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bu vesileyle babam “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ciddi birşey var&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;herhal. Eşşek kadar oldular fakat Beşiktaş'ın transfer haberlerini de bi ağız tadıylan izletmiyorlar&lt;/span&gt;” diye düşünüp yanımıza geldi. Çağatay konuyu kendisine “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;aplam ne biçim giyinmiş ya baksana&lt;/span&gt;” şeklinde aktarınca, az önce kendisini öperken bana hiç bişi dememiş olan babam “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kızım, kardeşin haklı. Bu bluz açık değil mi?&lt;/span&gt;” diyiverdi. Alllam yaleppim, ben de bir şaşkınlık. Zira böyle şeyler duymaya alışık değiliz. Len n’olmuş babama, kardeşime? Benim orda iyice nevrim dönünce tabi başladım söylenmeye ve en sonunda “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;valla ister gel ister gelme, ben böyle çıkıyorum oğlum&lt;/span&gt;” diyip asansöre seğirttim. Çağatay n’apsın, geldi tabi arkamdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu olay akabinde şöyle bişi olmuş biz çıktıktan sonra. Annemden duydum. Babam derin bir “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;offffff&lt;/span&gt;” çekmiş. Sonra anneme dönmüş “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hanım, bizim kızlar bu gidişle hayatta evlenemez. Şu hale bak. Bunlar kesin damada da (hipotetik damattan bahsediyor) böyle yaparlar. Oğlan onu giyme dese sana ne derler, şuraya gitme dese bana ne gitcem derler. Sürekli didişirler çocukla. İnatçı bunlar. Hadi hayırlısı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam içlenmiş resmen. Üstelik bi de elin oğlunu (nerde olduğu/kim olduğu belli olmayan) savunuyor. Yahu babacım sen karışmamışsın bu yaşıma kadar, elin oğlu karışsa iyi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gördüğünüz gibi Yiyit bir babam iki, bizim hayatta da evlenemeyeceğimizi düşünenler çoğalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dahaki yazı: “Leman Teyze, Tülay Yenge ve Nazmi Dayı’mın bizim hala evlenmemiş olmamıza yaklaşımları” (Tez başlığı gibi oldu ama bir yerde hakikaten “case study” olarak düşünebilirsiniz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fotoğraf:&lt;/span&gt; Bostanlı sahil&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-3031315320633026650?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=JF6UMkgg-Qg:1kEWGziOAso:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/JF6UMkgg-Qg" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/JF6UMkgg-Qg/part-ii-babam-bizim-neden-simdiye-kadar.html</link><author>aycaberfu@gmail.com (Berfu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_lsXF7u5MfY8/SqgGB-hjHcI/AAAAAAAAAiA/FaQ9hLutv4g/s72-c/12_Bostanli.JPG" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/09/part-ii-babam-bizim-neden-simdiye-kadar.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-6032953347727768831</guid><pubDate>Mon, 07 Sep 2009 21:21:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-08T00:40:52.475+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rüya</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Şerefsizler O Rüya Hala Aklımda!</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SqV8sfY0BsI/AAAAAAAAATk/FyODgq-he1E/s1600-h/406cb068d5il28.jpg.jpg"&gt;&lt;img style="text-align: justify;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px; " src="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SqV8sfY0BsI/AAAAAAAAATk/FyODgq-he1E/s320/406cb068d5il28.jpg.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378842433745585858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Not: Resme kanma..&lt;/div&gt;&lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet geçen gece bir hışımla uyandım, gecenin 5'inde. O uyanışımla önce Deniz'in odasına gidip onu yastıkla boğmak ve ardından da Yiğit'in odasına girip üzerine şeltoks sıkarak onu zehirlemek istedim. İnanmayacaksın cidden istedim. Hatta hızımı alamayıp Berfu'nun yanına giderek "o.ospu demek beni sattın ha?" diye avazım çıktığı kadar bağırarak sinirimin geçmesini bile dileyebilirdim. Bu kısmı biraz yalan ama az daha telefon açacaktım kendisine.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu 3 gubidik insan benim rüyama girip resmen beni sattılar arkadaş. Şu an evsiz bir insanım ben. Deniz'lere yerleştim ve o rüyayı gördüğümde yurt çıkacak mı acep bana diye düşünüyordum (evet çıktı.. hobarey hüberey!!) Neyse rüyamda Yiğit dallaması bana 2 gün kalacak bir ev buluyordu önce. Ben Yiğit'e "olum burası hangar be ne evi, ben burada kalmam. Ev sahibinin bile haberi yok. Nasıl girdik lan içeri?" derken Deniz ile Berfu o 100 metre kare salona eşyalarımı dağıtıyorlardı. Bende bir hüzün. Ardından da "hadi biz gidiyoruz şimdi, sen yerleş. İki gün kal burda, kimsenin haberi olmaz" diyerek Deniz ve Yiğit'in evine gidiyorlardı. Berfu: böyle bir rahatlık, böyle bir gebeşlik görmedim ben arkadaş. Ohh mis gibi evi buldun, attın kardeşini hangarın ortasına. Ya düşünün ki koca bi salon, ortada ateş yaksam ancak bulunduğum yer ısınır. Reziller, kepazeler.... Hala sinirliyim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Rüya, bu 3 büzük gittikten sonra Deniz'i aramam ve ne yapıyorsunuz diye sormamla devam etti. Bu sırada ben koca evde yalnız başıma olduğumdan ağlıyordum hüngür hüngür. Bu kendini bilmez kuzenim  ile geçen diyalog şudur:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Deniz:  N'apalım ya iyiyiz işte... evde film falan izliyoruz. Çay içiyoruz...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Beyza: (ağlamaklı): Hadi ya!! Ben gelsem mi oraya diyorum Deniz? Berfu'da yarın gece Hollanda'ya dönecek.. Ne işim var benim burada?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Deniz: Yok ya gelme.. Sen kal orada... Evdeki işlerini hallet!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Beyza: Ama...öyle mi? Peki.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ardından telefonu kapatıp ağlamaya devam ettim lanet rüyada... Sonra da uyandım işte. Bu rüyayı görme nedenimi düşündük Deniz ile: Bir gece önce Berfuyla 2 saat Skype'ta konuşurken benim web cam'in kadrajına sadece "adiyosss!" derken girmiş olmam (kalçam ağrıyodu, gebeş gibi kanepeye uzanıp dahil olmuştum konuşmaya) bunun yegane nedeniydi bizce. Muhtemelen alakasız bir şekilde kendimi dışlanmış hissetmiş ve ardından da ev mev mevzularını rüyama katarak hayatımın nadide çiçekleri olan 3 kişiden nefret etmiştim...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yapmayın ulen böyle gerçek hayatta....&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Not 2: Cidden gelecektim Deniz odana...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hak etmedim ben bunu... Ayıp size gebeş oğlanlar! &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-6032953347727768831?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=KzfJVqWomf4:7aNPTdgvKzc:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/KzfJVqWomf4" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/KzfJVqWomf4/serefsizler-o-ruya-hala-aklmda.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SqV8sfY0BsI/AAAAAAAAATk/FyODgq-he1E/s72-c/406cb068d5il28.jpg.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/09/serefsizler-o-ruya-hala-aklmda.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-7077928965890241706</guid><pubDate>Mon, 07 Sep 2009 08:03:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-07T11:18:16.350+03:00</atom:updated><title>Yiyit Haklı Olabilir mi Acaba? - Part 1</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lsXF7u5MfY8/SqTBVK0CbRI/AAAAAAAAAhg/goMX3HS6ESM/s1600-h/karniyarik2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lsXF7u5MfY8/SqTBVK0CbRI/AAAAAAAAAhg/goMX3HS6ESM/s320/karniyarik2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378636424411245842" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;Şindi efendim, dün Anıtpark’ta düzenlenen Kardeş Türküler konserine gitmiş olan Deniz-Beyza-Yiyit üçgenine, Groningen’den ok gibi dalmak amacıyla (zira kıskandım kendilerini), açtım skype’ı gecenin bir köründe, kendilerine canlı yayınla bağlandım. Amacım Kardeş Türküler ne söyledi, halaybaşı oldunuz mu, perküsyoncu kız Diler ne güzel çalıyo di mi gibi sorular yöneltmekti. Ama konu daha oralara gelemeden bir şekilde Yiyit’in bu ara takıldığı bir hatuna geldi. Bir şekilde derken aslında direk oraya geldi. Malumunuz, gönül işleri mi Kardeş Türküler mi noktasında, öncelik gönül işlerindedir.
&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;br /&gt;Şimdi Yiyit garibim yıllardır üç hatunun arasında, adeta maymunlar tarafından büyütülen adamlar gibi, değişik süreçlerden geçerek büyüdüğü için, bizi hem çok sever hem de biraz uyuz olur. Zira elimizde değil, çocuk ne zaman bir kızdan bahsetse, böyle bir görümcelenme havası hasıl olur bize. Ama saygıda da kusur etmemişizdir hiç. Misal dün Yiyit’in dokuz sene önce eve getirdiği kunil bir kıza ikramda kusur etmiycez diye Deniz’le ıspanaklı börek, çay, bal, kurabiye derken nasıl da kendimizi paraladığımızı hatırlayarak Yiyit’e dolu dolu küfrettik. Abak sabuk insanlarla muhattap etmiş bizi, ramazan mübarek gün, ağzımızı bozduk valla.
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;Neyse efendim, yeni manita da elinden her iş gelen, böyle baklava börek açabilen hanım kızımız tadında bir tip çıktı. Yiyit görmüş beğenmiş, bize tabi ki bok yemek düşer. Kızı alsın, elimizi öpmeye getirsin, direk bağrımıza basarız, sıkıntı olmaz diyordum fakat denyo Yiyit bu kızı anlatırken öyle bi laf etti ki üçümüz de donduk kaldık. Efendim neymiş, biz hayatta evlenemezmişiz, bir karnyarık bile yapamıyormuşuz daha, Deniz bunun pantolonunu ütelemiş de ütü çizgisini şeedememiş, fasulye yapmış da kıtır kıtır olmuşmuş, entel dantel takılıyormuşuz, erkek elinden iş gelen kadın istermiş de yok bilmemne. Elinin körüsü.
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;Tabi hemen hindi gibi “gulu gulu gulu gulu” diye üçümüz birden söylenmeye başladık. Yanımda olsa ben ramazan mamazan dinlemeden uçan tekmeyle dalmıştım zaten. Neyse ortam biraz durulunca - ki bu bizim “hadi beaaaa, biz ne yemek yapanlar gördük ki zaten yoktular”, “yemek yapmayı bilen ama ebleh bi kızla mutlu olacağını sanıyorsan yanılıyorsun dostum” ve en nihayetinde “bi kere biz gayet güzel yemek yapabiliyoruz” şeklindeki apartlarımızın sonrasına denk geliyor – Beyza şu soruyu yöneltti: “Yiyit, biz muhafazakar, böyle aşırı dindar falan bi tiple çıksak hoşuna gider miydi?” Tabi hepimiz “Hayır, hoşuma gitmez, ben eniştemle içebilmek isterim, o birlikteliğe maniğğ olurum” gibi bir cevap bekliyoruz, ama adam önce ağzını yaya yaya, katıla katıla güldü, sonra da “Yahu o adamlar size bakmaz bile” dedi. Böylece bizim ikinci “gulu gulu gulu gulu” seferimiz başladı. Ama nasıl bozulduk. Olm niye bakmazmış o adamlar bize? Esas biz onlara bakmayız. Üfff. Kim len o farazi adamlar zaten, neyi tartışıyoruz biz?
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;Yiyit konuşmasını “valla siz kesin evde kaldınız” diyerek sonlandırırken, ben her ne kadar dışımdan gulu gulu yapsam da içimden düşündüm ne yalan söyliiim: “Yiyit haklı olabilir mi acaba?”
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CUsers%5CBerfu%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bir dahaki yazı: “Babam bizim neden şimdiye kadar evlenemediğimizi çözdü”. &lt;/p&gt; 
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Resim&lt;/span&gt;: Karnıyarık
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-7077928965890241706?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=eMErpa3O_-g:JPizWK2SNbc:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/eMErpa3O_-g" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/eMErpa3O_-g/yiyit-hakl-olabilir-mi-acaba-part-1.html</link><author>aycaberfu@gmail.com (Berfu)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_lsXF7u5MfY8/SqTBVK0CbRI/AAAAAAAAAhg/goMX3HS6ESM/s72-c/karniyarik2.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/09/yiyit-hakl-olabilir-mi-acaba-part-1.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-5857684082652283842</guid><pubDate>Fri, 04 Sep 2009 19:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-04T23:51:05.709+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ısırgan</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kisisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hasta</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Isırgan neden bir roka gibi değildir?</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SqF6jdbYIZI/AAAAAAAAATU/3TLiw1ZgqRs/s1600-h/nettles_470_1_470x352.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SqF6jdbYIZI/AAAAAAAAATU/3TLiw1ZgqRs/s320/nettles_470_1_470x352.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377714179670548882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sinirden gülmek diye bir tabir vardır bizim ailede. Bu durum seneler önce Safranbolu'da annemin babama ait paracıklar dolu çantayı girdiğimiz bir dükkanda unutması sonrasında babamın dellenip anneme bağırması ile  annemin sinirden gülmeye başlaması ile farkedilmiştir. Bu olaydan önce annemin gülmesine "deli be bu" diye yaklaşırdı babam. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Berfu ile ben büyüyünce de sanki daha iyi bir özelliği yokmuş gibi annemden bu huyu almışız. Bir erkek arkadaşımla kavga etsem misal, tartışma sırasında gülmeye başlayıp karşıdaki insanın sinirlerini iyice bozabiliyorum. "Gül sen", "daha çok gülersin", "ağlanacak haline gülüyorsun" gibi tabirleri de bu yüzden içselleştirdim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yalnız geçen gün yine Safranbolu'daki evdeyken gülme krizine girdim. Bu seferki farklı bir nedenden. Tıptan bütün ümidimi kesmiş bir insan olarak kronik "hebele hübele" hastalığımın ısırgan denen ne idüğü belirsiz, saçma ot parçası tarafından geçtiğini, babannemin de "hebele hübele" hastalığına sahip olması nedeniyle biliyordum. Babannem küçükken bi yel esmiş onu zatüre etmiş ve o da hebele hübele olmuş sonrasında. O bunun genetik bir hastalık olduğunu bilmiyordu tabi. İki sene önce cennetteki yerine gitmiş olan babannem zamanında yaptığı ısırgan dalatmasını şöyle anlatmıştır: &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Benim dizlerim hiç tutmaz olmuştu. Merdivenden inemez olmuştum. Anammm ne ağrılar o öyle. Bahçeden topladım ısırganı. Banyoya girdim. Küveti sıcak su ile doldurdum içine de duz attım. Gara duzdan attım amma. Orda bekledim biraz, sonra çıktım. Isırganı dizlerime dolayıverdim. Aberiii o ne acı öyle".    &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Seneler önce bu hikayeyi dinlemiş  Berfu insanı  babanneme "canım babannem, şeker babannem, elleri kınalı babannem ne kadar tuttun ısırganı bacaklarında" diye sormamıştır. Bunun mühim bir soru olduğunu geçen gün aynı olayı yapacağım anda farkettim. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hebele hübele rahatsızlığını rabbül-bukelemun düşmanıma vermesin. İki kalçama ısırgan dalatmak ne zor işmiş anasını satayım. Ulen zaten her nane beni bulur. Acıların çocuğu emrah gibi 25 yaşımı zor ettim inanmazsınız. Bu &lt;i&gt;d&lt;/i&gt;&lt;i&gt;ünyevi hayatta &lt;/i&gt;bir çok ağrıyı ve acıyı tattım, ısırgan da ne ki, tey tey... havasında olan ben, ısırganın üstüne oturunca anyayla konyayı gördüm. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Anneme kaç dal ısırgan topladın bahçeden diye sorduğumda annemin 4 diye cevap vermesi ve benim ısırganı roka gibi bir şey olarak düşünmem ve "amannn 4 dalmış, 4 daldan ne olacak, tey tey..." demem ve tek bir dalın bir metre uzunluğunda olması benim bünyeyi çıkmaza soktu. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evde de eskiden soba vardı bizim. Böyle sobaya çalı çırpı atıp yakardık ve su ısınırdı. Neyse annemler bir önceki gelişlerinde o sobayı da atmışlar. Eee nasıl küvete gircem ben? Babannem demiş bi kere tuzlu sıcak suda durmam lazım. Onun da hal çaresini bulduk. Küvet yerine kırmızı leğen, soba yerine güğümde suyu ısıttık. Ardından hamama gitmişim gibi kırmızı leğenin içine oturup bekledim. İşin bu kısmı gerçekten kolay. Annen ile baban zaten seferber olmuş bana sadece leğene oturmak kaldı. 15  dakka boyunca leğende oturup su ile oynarken de annem o bahsettiği birer metrelik dalları yatağa koydu. Ulen roka gibi bir şey sandığım ısırganı görünce beni bir gülme tuttu. Katıla katıla gülüyorum ama. Babam dışarıdan "çocuk gülüyor hanım, bu iyiye işaret" derken ben sadece ısırganlara bakıp gülüyordum.  Ağzımdan o anda tek bir cümle çıktı: "Berfu gibi oldum." (Berfu sebepsiz gülmeleri ile de meşhurdur aile içinde.) Yiğit ve Deniz'de de var aslında bu sebepsiz yere gülme özelliği. Babam her gereksiz şeyin Sünnahlarda toplandığını söyler zaten. Sünnah denilen kesim annemin tarafı oluyor. Sünnah olmak da zor iştir. Neden pekmez almadın, yemekte neden tavuk yoktu, yemek yedik eee çay nerede? gibi yemekle ilgili olan sorular hep Sünnahlardan çıkar. İşimiz gücümüz yeme içme bizim. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neyse gereksiz gülmelerim geçince o çiğ ısırganın üzerine yattım. Nasıl bir histi tam olarak tarif edemiyorum. Her acının kendine göre bir skalası var sanırım. Düşünün ki acı  +1'den +4'e kadar size girsin. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;+1: Grip olmadan önceki kırgınlık hali, eklemlerin zonklaması&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;+2: Diresiğini kapının köşesine çarptın, hani bir nokta var ya çok acır ama x zamanda geçer.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;+3: Diş ağrısı (antibiyotiği bastığın an geçer)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;+4: Kronik hastalıklar (constant bir ağrın vardır. X Miks zamanda geçmez.)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Isırgan: Yok böyle bir şey. Her yerine dikenler batıyor. Sanki irin gibi bir şey çıkıyor vücudundan. Oturamıyorsun da üstüne... Kalakalıyorsun belli bir süre... Gözlerinden yaşlar akıyor. Ağlarsam annem de ağlar diyosun. Annen ağla diyor. Gözünden yaş akıyor. Hık hık yapıyosun... Annem hıçkırıyor. Annene bakıyosun gülerek ve ağlayarak "len sana ne oldu, ne ağlıyon?" diyosun.. Annen gülüyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İki saat boyunca ısırgan daladı beni. Hem de bu işlemi iki kez yaptım. Dün bu yazıyı yazmaya başladığımda yatakta ısırgan dalayalı 1.5 saat geçmişti. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu ısırganda acı baya yüksek ama magnet tedaviye benziyor. Magnet tedavi +,- kutupların olduğu magnetlerin vücudunuzun belli yerlerine vantuz gibi konulması sonucunda oluşan ısırılma hissi. Magnet tedavi (y) acı verirse ısırgan 100y acı veriyor. Böylece iyileşeceğim diye her bir boku denedim. Günde 6 ilaç alarak başladığım yolculuğa, reiki, yoga, meditasyon ve magnet tedavi ile devam edip ısırgan ile sonlandırdım şimdilik. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bütün bu olanlardan anladığım her acı farklı can yakıyor bee.. Geçecek bu hastalık da geçecek. Bitti bile: iki ucu bir ortası kaldı!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-5857684082652283842?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=ICl8ZYxdNH0:ICFN6zq32ew:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/ICl8ZYxdNH0" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/ICl8ZYxdNH0/isrgan-neden-bir-roka-gibi-degildir.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SqF6jdbYIZI/AAAAAAAAATU/3TLiw1ZgqRs/s72-c/nettles_470_1_470x352.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/09/isrgan-neden-bir-roka-gibi-degildir.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-4283203592774795373</guid><pubDate>Tue, 01 Sep 2009 18:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-02T14:14:01.418+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">tatil</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">deniz ural</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yaz tatili</category><title>Leylek Gördüm Havada, Yumurtasıyla İlgilenmedim*</title><description>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dikkat! Çok uzun ve hatta biraz gereksiz bir yazı. Ortaokul günlüğü gibi, şuraya gittim buraya geldim filan yazdım. Amaç biraz da kayıt düşmekti aslında, zira yeni defterime ancak İzmir'de başlayabildim. Bu nedenle sıkılacak gibi olursan bırak gitsin, okuma len. (Belki en sondaki otobüs maceramı okumak istersin ama.) Güzel güzel şeyleri bu yazıdan sonra yazacağım, hele bir dur şunu yazayım da.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş güç bitti malumunuz, ve hatta yazmadığım bu süre boyunca işsiz ilk günlerimin heyecanı da bitti. Sanki durumum hep buymuş, senelerdir aylak adam olarak takılıyormuşum gibi bile gelmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki işten, şöyle rahat rahat gezeyim, tatilimi neyim yapayım diye ayrılmışım gibi, neredeyse o mutlu günden beri gezmelerdeyim, içmelerdeyim. Hadi içtiğim benim olsun (muhteviyatı malumunuzdur zaten) gezdiğimi anlatayım ben en iyisi. Yoksa başka türlü girişemeyeceğim yazıya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;17- 24 Temmuz 2009 Kaş - Ateş Pansiyon&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşten ayrıldığım 3 Temmuz Cuma ile 17 Temmuz Cuma arasındaki günlerimi, evde iş arayan kardeşimi "Yiğit len, gündüz evde ne yapılıyor? Şimdi televizyon mu izlememiz lazım? Yemekteyiz mi, bu ne be? Eveet, sanırım şimdi kanepeye uzanıp kitap okumalıyım, di mi? Ha, film mi izleyelim?" gibi sorularla bunaltarak geçirdiğimden kelli, 17 Temmuz'un gelmesine en çok Yiğit sevinmiştir diye düşünüyorum. Neyse ki son günlerde sabahın sekiz buçuğunda uyanıp, bir saat sonra geç oldu diyerek kendisini uyandırmalarım bitmiş, uyanma saatim gittikçe geçlere doğru çekilmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, Kaş tatilini anlatayım diye giriştim ama, o rüya gibi günleri nasıl anlatacağım, neresinden başlayacağım bilmem. Beyza'nın pis, gıcık tezi yüzünden gelemediği Yiğit-Berfu-Deniz üçlemesi ile katıldığımız bu müthiş etkinliği, orada tanıştığımız süper insanların katılımıyla toplamda on altı kişi olarak her sene tekrarlamaya karar verdik, o kadar söyleyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/Sp2KxCcxWII/AAAAAAAAA7g/7DC3RYMjUuI/s1600-h/ka%C5%9F+kald%C4%B1r%C4%B1m.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 242px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/Sp2KxCcxWII/AAAAAAAAA7g/7DC3RYMjUuI/s400/ka%C5%9F+kald%C4%B1r%C4%B1m.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376606105226008706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kaş merkezdeki kaldırımdan Mavi Bar ve meydan manzarası by Berfu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Önce biraz &lt;a href="http://www.atespension.com/"&gt;Ateş Pansiyon&lt;/a&gt;'u anlatmalı. Kaş'a her gittiğimizde kaldığımız Gülşen Pansiyon'da yer olmadığını öğrenince (aslında zaten artık farklı bir yer görmek istiyorduk.) özellikle Ekşi Sözlük'te ballandıra ballandıra anlatılmış Ateş Pansiyon'da karar kılmış ve yer ayırtmıştık. Bu karardaki en önemli etken, olumlu referanslar dışında, deniz manzaralı teras ve tabi ki merkeze yakınlık oldu. Ama gittiğimizde gördük ki, odaları oldukça temiz, klimalı, terasın manzarası ve ortamı süper, üç dakikada yürünen Lemonya adlı plajı (Ateş'ten geliyoruz deyince şezlong, şemsiye, havlu parası yok) müthişmiş. Tabii ki sahipleri Recep Abi ve Ayşegül Abla'nın içtenlikleri, diğer misafirlerin tam kafamıza uygun kişiler olması gibi etkenlerle Ateş, bizim şimdiye kadarki en güzel tatillerimizden birini geçirdiğimiz mekan olarak da hep aklımızda kalacaktır. Kaş sevici herkese tavsiyemizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gün, odamıza yerleştikten sonra hemen denize girdik. Geldiğimizde yorgunduk ve 'akşam yemeklerini geçiştirelim, tatil ucuza gelsin' planımızı unutup pansiyonda yemeye karar verdik. Ama ne yemek! Yiğit'in kızlar az yer genellemesini alt üst edercesine açık büfe mezelerden ikişer tabak yiyip doyduktan sonra, Recep Abi'nin mangalda pişirdiği sarımsak soslu çipuraları da bir güzel götürdük Berfu'yla, Yiğit'le yarıştık yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, saat dokuza geldi diye acele acele hazırlanıp çıktık, hastası olduğumuz şehir merkezine seyirttik. Fakat meydan ve barlar, yaşlı amcalar filan haricinde neredeyse bomboştu. Kaldırıma oturup biralarımızı içerken "bu sene gerçekten turizm cortlamış" içerikli konuşmalar yaptık. Halbuki, dokuz dediğin saat Ankara için geç bir adım, tatil dünyası içinse büyük bir tezcanlılık saatiydi. Bunu, saat on iki gibi her yer hınca hınç iken yorgun bir halde pansiyona döndüğümüzde fark ettik. Hatta ben bir ara "olm, bence bir otobüs insanı buraya atıverdiler, bu kadar aniden dolar mı yahu her yer?" diye bir iddiayı ciddi ciddi ortaya atacak kadar şaşırmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün kahvaltıda, bir gün önce tanıştığımız Sevinç Abla ve Esra Abi çifti, arkadaşları ve çocuklarıyla kaynaştık. Yaşlarına rağmen çok kafa ve hatta çılgın bir çiftti, süper insanlardı. Aynı günün akşamı Pınar-Tolga çifti ve baldızlarla tanıştık. O kadar iyi anlaştık ki, o akşamı terastaki çardakta muhabbet ederek geçirdik. Tabi, Recep Abi'nin de gazıyla ertesi günü pansiyonda topluca rakı balık yapmak üzere ayırdık. Bu arada, tamamen tesadüfi bir şekilde Yiğit'in dört arkadaşının da Kaş'ta olduğunu öğrendik ve onları hemen Ateş'e aldırdık. Hop, oldu mu sana kocaman bir grup? Oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün, dalgıç teknesiyle denize açılıp, Kaş'ın akvaryum gibi denizinde altta teçhizatlı dalgıçlar, üstte şinorkelli bizler olmak üzere yüzdük, güneşlendik. Akşam, upuzun bir masa oluşturup rakı balık gecemizi düzenledik. Öyle güzel bir gece oldu ki, dostlar başına. Sanki hep beraber birimizin yazlık evine gelmişiz gibiydi. Tolga'nın bas sesiyle söylediği, Pınar'ın sufleleri sayesinde interaktifleşen süper şakılar söyledik. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Akşama Geleceğim&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Fes Başına&lt;/span&gt;.) Recep Abi arada bize bir tekila açtı, ikram. Sonra, polisin uyarısı sonucu o kadar kişi kalktık meydana gittik. Orada eğlenmeye devam ettik. Gecenin sonunda Lemonya'dan denize girmeye kalkışıyorduk ki, o iyi ki olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaş'taki günlerimiz hep bu minvalde devam etti. Ateş Pansiyon, Lonely Planet'te ve diğer sırt çantalı gezgin kataloglarında adı geçen Kaş'taki tek (sanırım) pansiyon olduğu için arada bir sürü yabancı turist ağırladık, yolcu ettik. En son gün biz giderken neredeyse tüm pansiyon aşağıya indi, arkamızdan su döktüler. Hep birlikte üzüldük. En son otobüsteyken üçümüzün 'gitmesek mi yaa' diye cama yapıştığımızı hatırlıyorum. Çok güzeldi, çook.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5-12 Ağustos 2009 Yalvaç &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatilden döndükten bir süre sonra Berfu'yu ağlaya sızlaya Hollanda memleketine yolladık. Sonra bir gün "ben Yalvaç'a, annemlerin yanına gideyim bari" deyip, ertesi gün yola çıktım. Çıkış o çıkış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalvaç'ta, üst komşumuzun torunun sünnet düğününü yaptık. Evin önünde yapılacağı için heyecanla beklediğim bu düğünün benim için en zor yanı, on üç ve on dört yaşlarındaki iki kuzen genç kızın gönül maceraları ve birbirlerini gizlice kıskanmaları arasında danışman ve gözlemci olarak atanmamdı. Bu iki kız da, sürekli bir biçimde gerçekleşen ergen faaliyetleri için beni akil kişi bellemişler ki, evin önünden geçen yakışıklı (!) çocuklar ve düğünde giyecekleri kıyafetler için verdikleri zıplamalı ve çığlıklı tepkilere katılmamı ısrarlı bir şekilde istediler. Bense, faytondaki sünnet çocuğunu, konvoyun en önünden giden münübüsün arkasından videoya çekmek gibi işler bularak hep kaçtım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalvaç'ta analı kızlı, huzur içinde geçirdiğim günlerin en sonunda ise kendimi yaralayarak, tatilim bundan sonrasında sağ elimi kullanım dışı bırakmayı becerdim. Düğünün ertesi günü sabah, bulaşık makinesini yerleştirirken kırılan kase, sağ bileğimin iç kısmındaki "intihar etme bölgesi"nde iki milimetre bile olmayan minicik ama biraz derince bir delik açtı. Maalesef küçüklüğümden beri bu tarz şeylere hemen bayılıveren bir bünyeye sahip olduğum için o andaki dünya kararmasını filan pek önemsemedik. Zaten nokta kadar yara, nereye önemsiyorsun? Fakat akşam tüm parmaklarım uyuştu, bileğim bana hareket etmemi yasaklayan sancılar gönderdi, yine önemsemedim. Son olarak bu minik delik, ertesi gece İzmir'e yaptığım yedi saatlik yolculuk boyunca dirseğimden orta parmağıma kadar istikarlı ve yoğun bir şekilde ağrıyarak beni o koltuktan bu koltuğa atınca ciddi bir şeyler olduğunu anladım.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;12- 19 Ağustos 2009 İzmir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladım da ne oldu? Bendeniz hastane sevmez, hele abuk sabuk kağıt işlerinden nefret eden kişi olarak "emaaan, n'olcak, geçer ki bu" dedim. Fakat Beyza the Hastane Uzmanı durmadı. Araştırdı etti, bir kliniği aradık. Ama gelin görün ki, işten çıktıktan sonra altı ay devam etmesi gereken SSK'mı kullanabilmek için her seferinde şirketten vizite kağıdı almam gerekiyordu. Tamam faks çektiririz filan dedik ama bir de orijinal olacakmış. En sonunda Beyza bile "hareket ettirme geçer" dedi. Bir hafta boyunca sürekli yer değiştirerek azalan bir ağrı ile bardakları Beyza'ya tutturdum, kapıları ve şişeleri Beyza'ya açtırdım, alışveriş poşetlerini ve hatta bavulumu Beyza'ya taşıttım. Yemek ve temizliği söylememe bile gerek yok sanırım, zira kendi elimi yıkamak için sabunu bile tutamıyordum. Beyzacım, o zaman söyleyemedin, şimdi söyle kuzum; gelmeyeydi daha iyiydi demişsindir içinden, çok da haklısın, ehe. Benim kendime göstermeyeceğim özeni, baskı yöntemi (hangi elin o? tutma onunla) ve "çek elini, kullanmasana len!" çığırışlarıyla elime gösterdiğin için çok teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, bu sağlık sorunu dışında bir de Çağatay'ın nişanlısı ile ayrılması ile ilgilendik. Zaten aslında İzmir'e Çağatay'ın yanında olalım diye de gitmiştik. (Hülya Teyze ve Muharrem Amca İzmir'de değillerdi.) Çok da iyi oldu, hem destek olduk, dert paylaştık, hem de uzun zamandır görüşmediğimiz için hasret giderdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bostanlı'da, deniz kenarındaki bir apartmanın on birinci katındaki bu lojman dairesini her zaman çok sevmiş, hatta kıskanmışımdır. Ankara ve Yalvaç'tan sonra İzmir'i, bir de böyle bir manzaradan görmek bende estetik şoklar yarattı. "Allaaaam yalebbim yaaa, öf yaaa, bu ne be?" gibi olmayacak sözlerle hayranlığımı ifade etmeye çalıştım ama olmadı sanırım. İzmir için sözün bittiği yer diyorum bu yüzden, bitiyor hakikaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir' gitmediğim son yedi senedir (sanırım) Bostanlı'da birçok mekan açılmış. Eskiden evden çıkar çıkmaz mutlaka gittiğimiz Alsancak yerine, Beyza'yla birçok gün Bostanlı'da takılmayı tercih ettik. Gündüzleri de, deniz kenarındaki çok güzel yerler olan Yasemin (sanırım bu isim yanlış, sonra sorar düzeltirim) ve Deniz Atı gibi yerlere gittik. Bir akşam ise Melek ile buluşup Sardunya'nın ikinci yeri olan Sardunya's'ta oturduk. (Gözlem: İzmir'deki barlarda garsonlar müşteriye 'sen' diye hitap ediyor ve hatta "ister misin bir bira daha" diye sipariş alıyorlar ehe.) Daha sonra Beyza ve Eda'nın katılımıyla hemen yandaki Kybele adlı canlı müzik mekanında geceyi bitirdik. Çok güzeldi. Gecenin sürprizi ise, saat ikide gelen belediye otobüsüyle eve gitmemiz oldu. Beyza ve Melek hep söylüyorlardı sabaha kadar otobüs var diye ama kadim bir Ankara gececisi olarak idrak edememişim demek ki. Gözünü sevdiğim gevur İzmir'i be!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir'in insanlarının güzelliğine ve rahatlığına olan hayranlığımı tek bir olay zedeledi -ki aslında o kadar rahatlığın böyle sonuçları olması normal. Melek'in hep bahsettiği "Ankara'dan sonra İzmir'de yaşamak zor oluyor, gezerken iyi de işin varsa o rahatlıklarına katlanamıyorsun" durumunu postaneye işsizlik maaşımı çekmeye gittiğimde gördüm. Tek bir gişenin oldukça yavaş çalıştığı postanede aslında sırada bekleyen bir sürü insan muhabbete dalmıştı. Sanki postane iş yapılan bir yer değil gibi, sanki böyle kafe filan bir yermiş gibi kimse de şikayetçi değildi. Nasıl olur da tek bir kimsenin bile acelesi olmaz diye düşünürken İzmirlilerin her randevuya geç kalma konusundaki ünleri aklıma geldi. Ama benim acelem vardı, olmasa bile işler belirli bir hızda görülmeli ve bitmeliydi. Hırrlamaya başlayınca 'bu kadar insan sesinin çıkarmıyor, şimdi çıkışırsam olmaz' diye düşünüp paradan filan vazgeçip ortamı terk ettim. İçinde yaşarken fark etmesem de Ankara çok daha disiplinli bir yermiş gerçekten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel gör ki, bu kadar söylendiğim şeyin aynısını, Bodrum'a giden otobüsün servisini ve tabii otobüsü kaçırarak ben de yaptım. Bir haftada İzmirli olunuyor yani, bir sıkıntı yok, ehe. Fakat bu kaçırmadan bir zararım olmadı zira zaten biletimi henüz almamıştım ve bir saat sonra başka bir otobüs vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;20 - 25 Ağustos 2009 - Bodrum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bodrum'a, başka bir adla Berna'nın yanına, bir saat gecikmeyle saat dokuz gibi vardım. Berna'yla biraz hasret giderdikten sonra on bir gibi Kule'ye gittik. Fakat, hem yaz sezonu olması dolayısıyla çok hastası olan Berna yorgundu hem de artık ben yorgundum. Biraz durup geri döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gece ise (Berna akşam dokuz gibi eve gelebiliyordu.) rakımızı alıp elimizdeki malzemelerden mezeler yapıp, Berna'nın yedi cücelerin şirinlerden satın aldığını düşündüğüm süper evinde oturduk. Telefonla olmuyormuş arkadaş, 3G filan da kurtarmaz, illa ki görmek lazım. O kadar çok özlemişim ki Berna'yı, o akşamki muhabbeti unutamam. Çok güzeldi, çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra İmge, Barış ve Berna'nın klinikten arkadaşlarının da katılımıyla Moonlight'a, Kule'ye ve Körfez'e gittik, içtik coştuk, eğlendik. Özellikle Moonlight denen, denizin dalgalarının ayağına değdiği mekanı çok seviyorum. Bodrum'un ünlü Sandoz'unu da ilk defa orada içtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar gecesi on buçuk diye aldığım Ankara biletim, benim adamı doğru düzgün dinlememem ve bileti kontrol etmemem sonucu aslında sekiz buçukta olunca, koca bilet yandı. Bernacığım dişime dolgu yapmak, uykumda sıktığım çenemi rahatlatmak için gece plağı yapmak ve dişlerimi temizlemek için (Gördüğüm en iyi diş doktoru olan Berna'ma buradan kocaman öpücük gönderiyorum.) klinikteyken Kamil Koç adamı beni cepten arayıp otobüsümün kalkmak üzere olduğunu söyleyince başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Zira elimdeki son para da ikinci bilete gidecekti. Berna'ya teknisyen parasını vermek gibi hayaller kurarken kendisinden otogarda on lira da üstüne borç aldım. Bernam, sen de "gelmeyeydi iyiydi" diyebilirsin, hadi hadi de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidip Pazartesi sabahına yeni bir bilet aldım. Gece Kule'ye gidip eğlendik. Yoğun ısrar sonucu biletimi Pazartesi gecesine değiştirme kararı aldım. Kule'de Barış ve Berna kardeşlere aynı anda yazan biseksüel Alman kızın yaşattığı dumur yüzünden bileti değiştirmeyi unutup eve döndük. Sonra gecenin dördünde Barış'la evden otagara kadar yürüyüp değiştirdik. Artık otobüsün iyi olup olmadığını soracak lüksüm yoktu, tabi ki kötü çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi gününü Berna'ların Bağla'daki yazlıklarında denize girerek geçirdim. Bodrum'da sadece o gün denize girdim zaten. Birkaç gün önce, bir yıl önce yine Bodrum'da tanıştığımız süpersonik Amerikalı (Türkçe'yi senden benden iyi konuşuyor lakin) &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/?t=mark+petrovich"&gt;Mark&lt;/a&gt; ile Gümüşlük'te buluşmamıza rağmen denize girmemiştim, o hastaydı zaten benim de canım istemedi. Kaş denizi doyurmuş beni anlaşılan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;26 Ağustos 2009 - Nihayet Kürkçü Dükkanı Ankara&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On iki saat sürecek olan Bodrum-Ankara arasındaki yolculuğumun ilk onuncu dakikasında "bu yolculuk biterse her yolculuk biter" dedim. Uzun otobüs yolculuklarını çok sevdiğimi bilenler bu cümleyi kurmam için ciddi bir zorluk yaşadığımı hemen tahmin edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koltuk numaraları bile silinmiş bu eski otobüsün en arkalarında, kucağına aldığı üç-dört yaşlarındaki çocuğuyla Ankara'ya kadar gidebileceğini uman gudik bir anne ve kokan çocuğunun tam yanına oturdum. Otobüsün yola çıkmasının beşinci dakikasında çok doğal olarak koltuğa bir türlü sığamayan kadın benden, arkadaki cadı görünümlü teyzenin yanına geçmemi rica etti. İki ucu boklu değnek olan bu teklif yapıldığında, yolculuğun iki ucu bir ortası kalmıştı. Mecburen teyzeyi tercih ettim. Cadı saçlı ve sokaklarda yaşayanların kıyafetleri gibi kıyafetler giymiş bu teyze de kokuyordu. Üstelik dizini bana yaslayıp yayılarak uyuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer, sabaha kadar muavinin on beş dakikada bir gelip "hanımefendi, tüm otobüs şikayet ediyor, horluyorsunuz, lütfen ama" uyarısını yapacak horlama olayı yaşanmasaydı bunlara katlanabilirdim belki. Tüm kulağımı tıkayan süpersonik kulanlıklarım ve akşamdan kalmalığım sayesinde, teyzenin yanında oturmama rağmen, kamyon frenine benzeyen horlamalardan en az rahatsız olan bendim sanırım. Arada sadece teyzenin her uyardan sonra muavine verdiği cevap olan "horlamıyorum ben, boğazım rahatsız, hiç de horlamam ben"i duyuyordum. Fakat, bir kez, sanıyorum içine kamyon kaçma rahatsızlığı olan boğazını rahatlatmak için sıcak su isteyip, salak muavinin getirdiği kaynar suyun bir kısmını benim üzerime dökünce tamam dedim, zebaniler, kaynar suyla haşlamalar, iğrenç kokular filan, tamam, cehennem burasıymış demek ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okumak için ışığı yaktığımda çocuk uyanıyor ve zırlıyor diye kitap da okuyamadım, zaten bana kalan alan kitap okumak için çok dardı. En sonunda, öndeki koltuklarda (üst sosyoekonomik sınıf koltukları) oturan yakışıklı bir çocuğu gözüme kestirip ne yapıyor ne ediyor diye izleyerek onunla oyalandım. Arada biraz uyudum sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, sonunda Ankara'ya geldim. Sonraki günlerde Beyza'nın evini taşıdık. Fakat bu başka bir macera, bu yazıyı burada bitireyim ben en iyisi. Buraya kadar okuyan canım okuyucularımı, baştaki uyarıyı dikkate almayıp da bana "bu ne be, iki saattir ne okutturdu bana gudik" dese bile seviyorum. Öpüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son olarak, bu kadar gezdin fotoğraf yok mu derseniz, Kaş dışında yok derim. O kadar yollar boyunca bavulumda ve dahi çantamda pili bitik bir fotoğraf makinesiyle gezdim. Ama bir pil alamadım arkadaş, bir kare fotoğraf yok yani. Neyse, hem aklımızda, hem şimdi artık bir de burada, ehe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;* Bu tekerlemeyi bilmeyenler için başlığa açıklama getireyim dedim. Çocukken yaptığımız gezilerde babamın her leylek yuvası gördüğünde tekrar ettiği bu derin anlamlı tekerleme şöyledir efendim: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Leylek Leylek Havada /Yumurtası Tavada / Geldi bizim hayata/ Hayat kapısı kırılmış / Boynu kapıya (?) kısılmış.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Yardımları için Yiğit'e teşekkürler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-4283203592774795373?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=CGIcIJ_i2vc:pDyAxEyZQvI:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/CGIcIJ_i2vc" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/CGIcIJ_i2vc/leylek-gordum-havada-yumurtasyla.html</link><author>denizural@gmail.com (deniz)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/Sp2KxCcxWII/AAAAAAAAA7g/7DC3RYMjUuI/s72-c/ka%C5%9F+kald%C4%B1r%C4%B1m.JPG" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/09/leylek-gordum-havada-yumurtasyla.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-1193789885614153950</guid><pubDate>Sun, 30 Aug 2009 18:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-30T21:35:41.018+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Tıkh Tıkh!!</title><description>İnsanın içinden yazmak gelmez mi? Gelmiyor bu ara... Bir yorgunluk hali ki baya uzun sürdü. Aslında İzmir'e tatile gittim. Ankara'ya geldim evimi taşıdım... Taşıdım derken bir yere taşımadım aslında sokakta yatcam bundan sonra. Ev eşyalarını Safranbolu'daki eve yolladık. Kendi eşyalarımı da İzmir'e götürmek üzere şimdilik kuzenlerin evine yığdım. Ne yapacağım belli değil. Bi ucundan teze aslınmam gerek ama yorgunum hala. Bir de yurt çıkacak mı çıkmayacak mı bana onunla uğraşıyorum. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanırım bir süre daha olmayacağım. Bu sürede deniz hanımın içinden yazmak gelirse sizleri onun kollarına teslim ederim...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İyi Günler Şanslı Günler &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-1193789885614153950?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=5e8tJGe9N6M:JLehU9ixPGY:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/5e8tJGe9N6M" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/5e8tJGe9N6M/tkh-tkh.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/08/tkh-tkh.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-4844689286675614518</guid><pubDate>Sat, 22 Aug 2009 16:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-22T19:34:59.876+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kisisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Dünya Olimpiyatlari Berlin 2009</title><description>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;(Nihayet internete kavusarak gecikmiş bir yazı yayınlıyorum)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR"&gt;Bütün günü kitap okuyarak ve Dünya Şampiyonasını izleyerek geçirmiş bir insanım. Bu manyak atletler normal bir insanın yapmayacağı ya da yapsam ne olacak yahu dediği yok efendim çekiş atma yok efendim gülle gibi bir şeyi fırlatma gibi zamazingoları eğlenerek yapıyorlar. Sırıkla atlama nedir yahu? Hangi insanoğlu ilk başta ben elime bir sırığı alayım da atlıyım demiştir mesela. Zannımca eski zamanların savaş taktiklerinden biridir bu sırıkla atlama. Ne yiğitler bu uğurda duvara çarparak canlarından olmuştur kim bilir. Yazıktır efendiler!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SpAaEPbslDI/AAAAAAAAAS0/BPeLl39JNVk/s320/Vlasic+2m05.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 181px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372823015617500210" /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR"&gt;Artiz bir de bu atlet milleti. Bakın mesela bayanlar yüksek atlamada 2 metreden yüksek zıplayış yapan hatunlar var bu dünyada. Düşünün kendi boyundan 10-20 santim yukarı atlıyosun… Yerde de Malkoçoğlu’ndaki gibi yaylı bir sistem de yok. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Arianna Friedrich adlı Alman çiyan ortam olsa yan tarafta sırıkla atlayanlardan bir koşu sırığı kapıp Hırvat güzeli Blanca Vlasic’in (fotoğraftaki hatun. 1.92 boyu var) uygun taraflarına sokardı o sırığı. Ha zaten Hırvat güzeli daha yükseğe atlayıp aldı kupayı (2.04 sanırım zıplaması). &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR"&gt;Bir de cirit atma nedir? Bu da avcı-toplayıcı zamanlarından kalma, karşıdaki geyiği ya da ayıyı vurma adına çıkmış bir spor değil midir? İzlemişseniz görmüşsünüzdür, adamın teki ciriti atar ve stadyumda 70-80 metre arası gider bu cirit. Bir bakarsınız cirit daha düşmeden yakınlardaki iki adam havaya baka baka cirit yönünde koşmaktadır. Bu adamlar da işte kıçlarına ciriti yemek isteyen görevliler. Yazık efendiler!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SpAbHLRoakI/AAAAAAAAAS8/NTZr6xZJcTQ/s320/bolt.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 181px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372824165552777794" /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR"&gt;Hüseyin Bolt’tan bahsetmeye bile gerek yok zaten. Adam tam bir artiz. Yok efendim 100 metre de koşarım, 200 metre de koşarım havalarında. Koşuyor bir de Allahın delisi. Dünya rekorunu kırdı daha ne. Geçen sene Pekin’de adamı olay haline getirmiştik şimdi Berlin'deki koşusuna bakınca adamın rüzgardan bir farkı kalmadı gözümde. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR"&gt;Erkekler engelli koşusu ise tam bir at yarışı havasında gitti. Adamlar 300 Spartalı filminden çıkmış gibi kaslılar zaten bir de koştukları yolun üstüne engel koyunca tam oldu. Bacakları kaldırdıkları anda da bir attan farksız oldular.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR"&gt;Neyime benim olimpiyatları izlemek efendim. Koşuların hepsini Kenyalı, Jamaikalı, Afrikalı tipler kazanıyor. Bu insancıkların kas sistemi niye benimkinden farklı mesela ona bile kızıyorum. Ayıptır günahtır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR"&gt;Son sözüm tipe de +/-1 puan verilsin. Biz, bu işten anlamayanlar, adamların artist hareketlerine, kıçlarına başlarına bakıyoruz. Madalyalar niye altın, bronz ve gümüş ayrıca? Birinci, ikinci olmak yetmez mi? Satacak mı mesela Melaine Walker o aldığı madalyayı. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR"&gt;Kimse bana kıçı kırıkta olsa madalya vermedi oysa ki. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-4844689286675614518?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=KmLOYhWcmPo:Y7UZfHhC3EE:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/KmLOYhWcmPo" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/KmLOYhWcmPo/dunya-olimpiyatlari-berlin-2009.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SpAaEPbslDI/AAAAAAAAAS0/BPeLl39JNVk/s72-c/Vlasic+2m05.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/08/dunya-olimpiyatlari-berlin-2009.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-1107599368661463970</guid><pubDate>Tue, 11 Aug 2009 09:07:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-11T12:42:11.674+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kisisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">terörizm</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">humanizm</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Recycling on the Human Brain System</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SoE8ryMlsXI/AAAAAAAAASs/SFY1wIyd92Q/s1600-h/Recycling+-+World+2.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 364px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SoE8ryMlsXI/AAAAAAAAASs/SFY1wIyd92Q/s400/Recycling+-+World+2.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368638953708958066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ankara'da çöp ve/veya kağıt dönüşümü için  kutular ararsanız nerede bulacağınızı bilmiyorum. Bilkent'te fakülte içlerinde mevcut olan bu mekanizma, şehrin içinde bulunmamakta varsa bile güzel bi şekilde gizlenmektedir. Oysa ben gözünü sevdiğim İzmir'de çocukluktan beri bu tip kutularla karşılaşmakta, hatta çocukken onları kanalizasyonun içindeki atıkların toplantığı yer olarak düşünmekteydim. Değilmiş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ancak şu an bir sinir hali mevcut bünyede. Odamı ve içindeki bir milyon gereksiz kağıdı, makaleyi atmam gerektiği kanaatına vardım. Öncelikle evde kağıtları doldurduğum karton kutular bitti. Şimdi ise şu an için 5 poşet olan bu kağıtları ne yapacağımı düşünüyorum. Eskiden vurdumduymazın tekiydim ben, kabul ederim. Aman kağıt mı, kağıttan bol ne var be şu dünyada diye bakardım olaya. Hangi ara böyle oldum bilmiyorum. Savaşlarla ilgili şeyler okumak belki de bünyemde büyük sıkıntılar yaratmaya başladı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Odayı der top ederken eskiden yaptığım çizimlerle, keseserek biçerek yapıştırdığım fotoğraflarla ve gazete haberlerini topladığım defterlerle karşılaştım. Mesela yıl 2003 yılında El-Kaide'nin Türkiye ayağı ile ilgili gazete küpürleri kesmiş, Siyasal İslam ile ilgili makaleleri deftere yapıştırmışım. Şimdi teröre ilgimin 2003 yılında kesin olarak ortaya çıkmış olduğunu ve Türk Siyasal Hayatı'na da yakın derecede ilgi duyduğumu anlamış oldum. Mezuniyet sırasında Siyaset Bilimi dersleri veren doktoradaki Bahadır'ın (şu an hoca olmuş) sen IR'a kayma, kaybetmeyelim seni demesini de hatırladım. İyice gözlerim doldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İçinde bulunduğunuz an hiçbir şey anlamıyorsunuz bunu da algıladım bi anda... Bir ödev yapmışım mesela. "Bir etnik milliyetçi aynı zamanda liberal olur mu?" başlığı altında hazırlamışım ödevi ve teoride hardcore liberalizm'i savunmuşum. Gerçi dayanak noktalarım baya sağlam, sistemi de oturtmuşum ama düşününce çok saçma bir savunma len. Teori ile pratik zaten uymuyor ki bizim bölümde. Ben teoride olamaz desem ne olacak, pratikte oluyor işte. Bakınız liberal muhafazakar A.K. Partisi var Türkiyemizde gene teoride iki grup birbirine fizan.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Daha neler çıktı neler? Bunalım bunalım yazılar mı dersiniz mesela? Ben Deniz gibi her senenin ayrı günlüğünü tutmuyorum. Eskiden sadece bad trip'te yazan bir insandım ama bu yüzden de yazdığım şeyler genelde "allahuteala neden beni bir böcek olarak yaratmadın, insan olmak çok zor" şeklindeki serzenişler olunca onları da yırtıp atıverdim. Valla hafifliyorum. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ancak aklım hala bu recycling mevzusunda. Çok mu zor yahu bu sistemi Türkiye'ye getirmek? Almanya'da 2005 yılında yapıyorduk biz bunu. Ya da İzmir'de annemler ayırıyordu çöpleri. Her gün ayrı tip bir çöp atılıyodu. İzmir sistem Türkiye'de olur mu acaba diye seçilmiş olan örneklemdi. Ancak bizim gevur İzmir'in tüm Türkiye'ye genelleyebileceğiniz bir örnek olduğunu da düşünmüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kafamda bir de Kongo'da olan olaylar var hala. &lt;a href="http://adabasini.blogspot.com/2009/08/dr-kongo-tecavuz.html"&gt;Ada Basini'&lt;/a&gt;na yazdığım konu beni derinden etkiledi. Değişiyorum ben sanırım. Dönüşüyorum da. Humanism'in doruklarına doğru gidiyorum. Bir arkadaşımın Beyza El-Kaide hala bir atak yapmadı kaç ay oldu, bizim iş sallantıya girdi dediği zaman ki gülmem bir anda keşke sallansa benim meslek de Afrika çalışmaya başlasam diye vücut buldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Değişim lazım bu ülkede. Bir çok konuda değişim lazım! Kafamızı kaldırıp dünyanın sadece Türkiye'den ibaret olmadığını uluslararası değişimlerin gerektiğini gösteren siyasetçiler lazım. Kimlik denen mevzunun bitmesi lazım. Değişim ve değişime ayak uyduracak bireyler lazım bu ülkede.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-1107599368661463970?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=iTSZnNRd-eM:OabdMZsIn10:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/iTSZnNRd-eM" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/iTSZnNRd-eM/recycling-on-human-brain-system.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SoE8ryMlsXI/AAAAAAAAASs/SFY1wIyd92Q/s72-c/Recycling+-+World+2.gif" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/08/recycling-on-human-brain-system.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-6925144477670834612</guid><pubDate>Thu, 06 Aug 2009 21:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-07T01:24:12.008+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kisisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sevgili</category><title>Eski sevgiliden bi nane olur mu?</title><description>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(Okura Yorgi diye sesleniyorum bu yazıda, bi heta olmasın)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SntX5yreYXI/AAAAAAAAASc/HQ4UNkMioQE/s400/14subat-sevgililer-gunu.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 286px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366980031310356850" /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ayrıldıktan sonra arkadaş kalanları hep takdir etmişimdir, Yorgi. Var mı böyle bi şey tam olarak bilemiyorum. Ama ben yapamıyorum işte olmuyor. Kahve içmeler felan beyhude olaylar. Kimi kandırıyoruz olm, bizden bi nane olmuyo işte demek istiyorum. Zaten ayrıldıysam ya da ayrıldıysa bi nane olmadığı bellidir, ne kascaz. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama mecburiyetten ya da bir sıkıntı dahilinde görüşmeleri anlıyorum tabi ki de. Benim de hayatımda var öyle bir eski erkek arkadaşım mesela. Kendisi ile üç buçuk sene birlikte olmamızdan dolayı, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmediği için ve her bir haltı birbirimize danıştığımız için ayrıldıktan sonra da bir süre birbirimize sorular sormuştuk. Ben ki pilgisayardan anlamayan insan olarak yaa nasıl CD çekcem şimdi diye onu arayarak danışmışlığım olabilir mesela. Kaldı ki hala bi sıkıntı var bu tip pilgisayar işlemlerinde. Ya da onun beni arayarak hani Avrupada okullara bakıyoduk ya benim için, İspanya'da okul var mıydı hatırladığın diye sorması da mümkün olabilir. En uç noktası da benim NaTo'nun elektronik mihendisi aradığını görmem ile ona mail atmam ya da onun İzmir hakkında bir köşe yazısı okuması ve bana mail atması olabilir. Bu kadarla sınırlıdır yalnız. İş kahve, çay, bilumum meşrubat ve alkol tüketimine geldi mi bi duracan işte... Biz duruyoruz zati orda, sıkıntı yok.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Diğer bir eski erkek arkadaş mevzumda ise tee seneler geçmiş üstünden biz çıkalı, zaten senelerce konuşmamışız, artık konuşmakta bi kusur yok diyorum ama burnumdan geliyor. Kendisi benim ilk sevdicegim olur. Lisede Davsıns Krik modeli bir kaç arkadaş grubu saçmalamasından sonra bir buçuk senemiz birlikte geçip, 2-3 sene konuşmayıp, sonradan tekrar konuşmaya başladığım bir insan. Düşününüz Yorgi, aradan 10 sene geçmiş sular durulmuş diyosunuz amma gel zaman git zaman bi kaç sene sonra da olsa bi yerden patlak veriyo. Misal karşı taraf bi anda parlayıp "benim tanıdığım kıza ne olmuş böyle" gibi bir laf edebiliyor. Sonra üstüne uzun uzun yazılar yazıyor. Diyemiyosun ki aradan 10 sene geçti farkında mısın? Tanıdığım kız dediğin insan lisedeydi yahu... Ben lisede işte okula gider, okuldan çıkar, parkta salıncakta sallanırdım (yalan diil sallanırdım gerçekten). Haftasonları ya Alsancak'a gider Logos'ta otururdum ya da Hatay'a giderdim en eski erkek arkadaşım olan bu kişiyle. Acaba insanların değişmeyeceğini mi savunuyor kendisi onu da bilemedim ama ben değişimin en açık kanıtıyım işte onun önünde. Bunu bile mi kötü bir şey olarak görüyor onu da anlayamadım. Değişim ne güzel bi şey halbuse.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu iki örnekten birinci olanı takdir ettiğimdir Yorgicim. Zaten karşılıklı saygı sayesinde bi şeyler devam edebiliyor. Haa dersen ki ne devam etmesi birebirde konuşmuyorsunuz haklısın ama en azından kanlı bıçaklı değiliz. Ben ki bi erkek arkadaşımdan "ben artık bilmem kimden hoşlanıyorum, ayrılalım" demiş salak bi insanım. Kanlı bıçaklı olabiliyosunuz bazı durumlarda onun için şey ettim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir de ben isterim ki sevdiğim insan bana güvensin azcık ama o da olmuyo bu dar zamanda Yorgi. Her ettiğim laf kafama taş olarak dönüp başımı yarıyor. Sanırsın ki taş değil bumerang. Ben mesaj atmışım mesela güzel güzel sözler içeren, "pardon?" diye cevap alıyorum, heba mı bu bana (heba değildi sanırım, veba da değildi, anladın Yorgi sen o kelimeyi). Cevap atıyosun geri bu sefer "neye pardon" diye, tekrar yazıyosun özlü sözü ve gelen cevap "ben kimim" oluyor? Ha işte böylelerini buluyorum ben. Sana bi şey çiziyorum bekle diyip, itü sözlükten araklama &lt;a href="http://www.itusozluk.com/gorseller/sevgili"&gt;şekille&lt;/a&gt; geleni (şekli de şimdi bu yazıya fotoğraf ararken buldum anasını satayım. Kalakaldım şöylecene). Böylelerine aşık oluyorum işte ben... &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Olmaz Yorgi, bu rakı bizi çarpar. Ne balık olmak kaldı ne rakı olmak...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama mutluyum beya yine de... Şekil mekil umrumda mı sanki...Baya mutluyum hem de!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-6925144477670834612?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=8R4nfH66XLY:_0eN-N1DGQ8:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/8R4nfH66XLY" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/8R4nfH66XLY/eski-sevgiliden-bi-nane-olur-mu.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SntX5yreYXI/AAAAAAAAASc/HQ4UNkMioQE/s72-c/14subat-sevgililer-gunu.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/08/eski-sevgiliden-bi-nane-olur-mu.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-7353657988072074607</guid><pubDate>Mon, 03 Aug 2009 08:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-03T12:14:55.448+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">tablo gibin değil gibin</category><title>Tablo Gibin Değil Gibin #1</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SnalQanzJfI/AAAAAAAAASM/rmFSAXZHsLU/s1600-h/hcbkryv6.jpg"&gt;&lt;img style="text-align: justify;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 296px; height: 400px; " src="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SnalQanzJfI/AAAAAAAAASM/rmFSAXZHsLU/s400/hcbkryv6.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365657707501266418" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Elinde terazisi ile gördüğünüz adam Hacı Bekir olmakta. Kendisi pek bi bilindikmiş mereğimin. Türkiye'nin bir çok ilinde lokumcu tükkanı varmış. Onunla ilk tanışmam Ankamall'de annem ve berf ile yürürken annemin "aa meşhurdur hacı bekir, bilmiyo musunuz?" demesi ile oldu. Ardından da bir Murfy kuralı gibi bir hafta içinde kendisi ile ikinci bir münasebete girince bu blog yazısı mecburi hale geldi. Adam meşhur da nasıl meşhur olmuş, ne zamanın adamıymış? &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yukardaki resim İtalyan ressam Amedeo Preziosi'ye ait. 1858 yılında İstanbul'a gelen ressam Hacı Bekir'in lokumlarını tadınca bir de resmini yapmak istemiş ve oryantalist ressam Preziosi'nin bu suluboya çalışması ortaya çıkmış. Ben illa bu tablonun orijinal'ini görecem yetmedi diyosan, Louvre Müzesine doğru uzanman gerekiyor.     &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Osmanlı döneminde lokumun yaygınlaşmasını sağlayan ve dünyada bile tanıtan insan işte şu sarıklı ve belinde beş dolamalı kuşak takan Hacı Bekir'den başkası da değil. Ayrıca tablodan &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;anladığımıza göre kediler bile onun lokumunun hastası arkadaş. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Anlatılana göre Hacı Bekir sarayda baş şekerci (confectioner) ünvanını bile almış. Ününe ün dememiş, Mısır'da ve Kahire'de tükkanlar açmış. İngiliz bir gezgin ise o dönemde lokuma Turkish Delight ismini koymuş. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yoğurttan sonra aklımda kalacak ikinci Türk yiyeceği oldu kendisi. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-7353657988072074607?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=iSR8qDR-BEs:uDtqLmoDi1E:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/iSR8qDR-BEs" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/iSR8qDR-BEs/tablo-gibin-degil-gibin-1.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SnalQanzJfI/AAAAAAAAASM/rmFSAXZHsLU/s72-c/hcbkryv6.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/08/tablo-gibin-degil-gibin-1.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-27801117.post-3431426215772590119</guid><pubDate>Wed, 29 Jul 2009 12:07:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-29T15:45:04.929+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kisisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">jöle</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezis</category><title>Imaj Saç Jölesi: Hafızalı</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SnBCa012LCI/AAAAAAAAASE/3WtdiRuVUHQ/s1600-h/banyo-kuvet-masasi-zevki.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SnBCa012LCI/AAAAAAAAASE/3WtdiRuVUHQ/s400/banyo-kuvet-masasi-zevki.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363860184826784802" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İlk başta şunu belirteyim bu tuvalete elinde nerden bileyim bir roman, öykü en olmadı Uykusuz'la falan giren ve yarım saat çıkmayan insanlara karşı gıcığım var. Bana göre roman okunmaz arkadaşım o iş üstündeyken. Ayrıca garibime de gidiyor yani yaptın yapacağın, hadi çok kötü haldeysen maksimum 3-5 dakka olabilecek bir işi neden uzatıp da 30 dakka haline getirir insan? Hadi uykusuz okunur belki yani bi kaç karikatür okuyup kıçınla gülebilirsin (literally) de roman nasıl okunur hafsalam almıyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben çocukluktan beri tuvalette  etraftaki deterjan ve türevi kutuların arkasını okurum. O da garip bi durum biliyorum yani banane di mi Cif Oksi-jel'in içinde ne var, ne işe yarar? Ancak deterjan kutusunu okumak en fazla 2-3 dakka sürüyor. Fazladan orda vakit harcamaya da gerek yok, verimlilik ana amaç. İçindeki mamül noniyonik olduğunda bana bi şey de ifade etmiyor. Ancak en azından çevre dostu mu değil mi onu öğrenebiliyorum  Mesela bu Cif yer temizleyicisi  %80'i biyolojik olarak parçalanabilir bir naneymiş. Hatta kutusu plastik ama geri dönüşüm özelliğine bilem sahip. Sonuçta bi şeyler öğreniyorum. Ancak elime bir roman alıp girsem Maria'yı kim götürdü kesin kaçırırım sonra da tekrar o beş on sayfayı okumak zorunda kalırım çünkü Maria'yı kimin götürdüğü kitabın çözüm yeri olur kesin.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neyse işte gene böyle etraftaki nesnelerin arkasında yazanları okumaya giriştiğimde fark ettim ki Imaj jöleleri hafızalıymış arkadaş. Tabi dikkatimi çekti hemen, nasıl hafızalı olabilir? Hafıza dediğin insana mahsus bi şey değil miydi? allahüteala onu bi cöleye de verseydi eğer ne farkımız olurdu? Kaldı ki biz insanlar cöleye de benzeriz, yapış yapışız falan. Neyse işte hafızalı olduğunu görünce bi durdum yanını çevirdim, neymiş bunun hafızası diye baktım. Meğer imaj jölelerini saça sür, 3 gün çıkarma ve saçı hafif ıslat aynı eskisi gibi tekrar jöle sürmeden şekil alıyormuş. Buna da jölenin hafızasını canlandırmak demişler. Garip geldi.. Bi faydasını bulalım olum diye düşünüp "hafızalı len bu" diye içlerinden bi akıllı çıkmış sanırım. Ha düşünüyorum da hafızalı diye imaj marka jöle de almam ben. Bu adamların hitap ettiği kitle saçını yıkamaya da jöle sürmeye de üşenen tipler sanırım. Ne biçim bir kitleye sesleniyorlar yahu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ayrıca bir allahın kulu da mantıklı bi açıklama yapsın neden tuvalette roman okuduğu ile ilgili?Valla kırk yıl kölesi olmasam da elinden ayağından öpcem yahu... &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Resim, olayın iyice b.kunun çıktığının kanıtı ayrıca; tuvalet bitti bir de küvete geçmiş adamlar. Hadi yaptın bi fantazi şarap içtin de küvette ne bileyim müzik dinle, dinlen, meditasyon yap tamam da ne diye kitap okursun. Ayrıca o ellerin suya değmeyecek mi, kitabın sayfalarını kim çevircek bu durumda? Hafızalı küvet de yapmak lazım bence.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27801117-3431426215772590119?l=evahalipisi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?a=LYzLFMtEhNo:-i6BPyGO7j4:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/EvAhalipisi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/EvAhalipisi/~4/LYzLFMtEhNo" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/EvAhalipisi/~3/LYzLFMtEhNo/imaj-sac-jolesi-hafzal.html</link><author>beyzaunal@gmail.com (bezis)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_67yEtjqyUCY/SnBCa012LCI/AAAAAAAAASE/3WtdiRuVUHQ/s72-c/banyo-kuvet-masasi-zevki.jpg" height="72" width="72" /><feedburner:origLink>http://evahalipisi.blogspot.com/2009/07/imaj-sac-jolesi-hafzal.html</feedburner:origLink></item></channel></rss>
