<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"><channel><title>fuatcancaliskan</title><description>fuatcancaliskan</description><link>https://www.fuatcancaliskan.com/blog</link><item><title>Down Sendromu Nedir?</title><description><![CDATA[Sanatçı Özgün’ün çocuğu Down sendromlu olduğu için özel bir okula kabul edilmedi. Bunun üzerine sosyal medyada Özgün’ün eşi Nida Uğurlu yaptığı bir paylaşımla başına gelenleri paylaştı. Bu haber vesilesiyle Down sendromu ve toplumda yaşanan Down sendromu stigması ve ayrımcılığı gündeme geldi.Peki Down Sendromu Nedir?Her şeyden önce Down sendromu hastalık değil genetik bir farklılıktır. Bunu bilmek önemlidir.Bedenimiz hücrelerden oluşmaktadır. Tipik her bireyin hücrelerinde 23 çift kromozom<img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_6a8fb9d1f5004f0386afdbdde41cb7c1%7Emv2.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_339/d2efad_6a8fb9d1f5004f0386afdbdde41cb7c1%7Emv2.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/30/Down-Sendromu-Nedir</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/30/Down-Sendromu-Nedir</guid><pubDate>Sat, 30 Jun 2018 14:11:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Sanatçı Özgün’ün çocuğu Down sendromlu olduğu için özel bir okula kabul edilmedi. Bunun üzerine sosyal medyada Özgün’ün eşi Nida Uğurlu yaptığı bir paylaşımla başına gelenleri paylaştı. Bu haber vesilesiyle Down sendromu ve toplumda yaşanan Down sendromu stigması ve ayrımcılığı gündeme geldi.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_6a8fb9d1f5004f0386afdbdde41cb7c1~mv2.jpg"/><div>Peki Down Sendromu Nedir?</div><div>Her şeyden önce Down sendromu hastalık değil genetik bir farklılıktır. Bunu bilmek önemlidir.</div><div>Bedenimiz hücrelerden oluşmaktadır. Tipik her bireyin hücrelerinde 23 çift kromozom bulunmaktadır. Down sendromu ise 21. çift kromozomun kısmen veya tamamen fazladan bir kopyası olduğunda gerçekleşmektedir. Gerçek dostlar, arkadaşlar kromozom saymaz kampanyası bu duruma gönderme yapmaktadır. Bu slogan tüm dünyada yaygın olarak da kullanılmaktadır.</div><div>Down sendromunun nasıl olduğu bilinmesine rağmen neden olduğu hala tam olarak bilinmemektedir. Embriyo oluşumu sırasında hamileliğin ilk dönemlerinde çeşitli sebeplerden dolayı oluştuğu bilinmektedir. Kimsenin suçu olmamakla birlikte tedavisi yoktur. 700 ila 900 bebekte bir yaşandığı gözlenmektedir.</div><div>Bu sendrom ile ilgili bilinen önemli bir etken ise annenin yaşıdır. Annenin hamile kaldığı yaş ilerledikçe, Down sendromunun görülme sıklığı artmaktadır. Örneğin, 20 yaşındaki bir annenin çocuğunun Down sendromlu olma ihtimali 2000’de 1 iken; 40 yaşında anne olan birinin çocuğunun Down sendromlu olma olasılığı 100’de 1’dir.</div><div>Down sendromlu bireylerin bazı ortak özellikleri bulunmaktadır. Bunlar; bazı fiziksel özellikler, bazı gelişimsel zorluklar ve sağlık problemleri ve zeka seviyesindeki bazı farklılıklardır. Down sendromunu tespit etmek amacıyla doğum öncesi testler yapılabilmektedir. Doğum sonrası kan testi ile de tespit edilebilmektedir.</div><div>Zeka seviyesindeki farklılıklar genelde orta düzeyde zeka geriliği ile kendisini göstermektedir, çok ender olarak ileri zeka geriliği de gözlemlenebilmektedir. Fiziksel değişiklikler bireyden bireye farklı olabilmekle birlikte küçük çene, çekik gözler sıklıkla karşılaşılan özelliklerdendir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_17a83df7642546c3a03a961a2d30521e~mv2.jpg"/><div>Down sendromlu bireyler dil gelişiminde de zorluk çekebilmektedirler. Bazı down sendromlu bireyler akıcı konuşamadığı için dil ve konuşma terapistiyle çalışmak durumunda kalabilir. Çoğu zaman bu konuşma güçlüğü insanlar tarafından yanlış yorumlanabilmektedir. Down sendromlu bireyler konuşmada güçlük yaşasalar dahi anlamakta güçlük yaşamayabilirler.</div><div>Down sendromunun önemli bir başka özelliği ise genetik bir durum olmasına rağmen kalıtsal değildir, yani Down sendromlu bir çocuğun kardeşinin de Down sendromlu olma ihtimali normal düzeylerdedir. Bu özelliği ile diğer genetik durumlardan kendisini ayıran bir sendromdur.</div><div>Toplumda; Down sendromlu, otizmli ve benzer farklılıklara sahip insanlar, çocuklar, gençler ayrımcılığa uğruyor. Bu tip stigma ve ayrımcılıklarla savaşmak aslında hepimizin görevidir. Farklılıklara sahip insanların aslında “farklı” olduğunu anlamak ve kabul etmek önemlidir. Ötekileştirilen insanlar aslında “daha kötü, yetersiz, beceriksiz” değil, sadece zihnimizdeki “normal” algısından farklılardır. Bu durumu aslında hayatımızın her alanında benimseyebilsek, daha mutlu huzurlu ve barış dolu bir toplumda yaşayabiliriz.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Cohen, W. I., Nadel, L., &amp; Madnick, M. E. (Eds.). (2003). Down syndrome: Visions for the 21st century. John Wiley &amp; Sons.</div><div>Hamilton, S. (2012). The Guide to Good Health for Teens and Adults with Down Syndrome (2010). The Canadian Journal of Occupational Therapy, 79(4), 210.</div><div>McGuire, D. E., &amp; Chicoine, B. (2006). Mental wellness in adults with Down syndrome: A guide to emotional and behavioral strengths and challenges. Woodbine House.</div><div>Newton, R., &amp; Downs Syndrome Association. (2011). The Down's Syndrome Handbook: The Practical Handbook for Parents and Carers. Random House.</div><div>Selikowitz, M. (2008). Down Syndrome. The Facts.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Ünlü Teoriler Yazı Serisi: I) Klasik Psikanaliz Nedir?</title><description><![CDATA[Klasik psikanaliz, içgörü kazanarak kişilerin iyileşeceğini savunur. İçgörü kazanmak ise kişinin bilinçdışı süreçlerinin farkına vararak bunları görmesi sayesinde olur. Psikanalitik terapinin amacı bastırılmış duygu ve deneyimleri serbest bırakmaktır. Bunu düdüklü tencerenin basıncı gibi de düşünebilirsiniz. Baskı, basınç arttıkça bireyin sorunları artar, tencerenin kapağı açılarak serbest bırakılan duygu ve deneyimlerle kişi rahatlar.Psikanaliz, psikanalizin babası olarak kabul edilen “Freud”<img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_3bfa0077d1724ec5833f0ae2af9ee155%7Emv2.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/17/%C3%9Cnl%C3%BC-Teoriler-Yaz%C4%B1-Serisi-I-Klasik-Psikanaliz-Nedir</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/17/%C3%9Cnl%C3%BC-Teoriler-Yaz%C4%B1-Serisi-I-Klasik-Psikanaliz-Nedir</guid><pubDate>Sun, 17 Jun 2018 07:26:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Klasik psikanaliz, içgörü kazanarak kişilerin iyileşeceğini savunur. İçgörü kazanmak ise kişinin bilinçdışı süreçlerinin farkına vararak bunları görmesi sayesinde olur. Psikanalitik terapinin amacı bastırılmış duygu ve deneyimleri serbest bırakmaktır. Bunu düdüklü tencerenin basıncı gibi de düşünebilirsiniz. Baskı, basınç arttıkça bireyin sorunları artar, tencerenin kapağı açılarak serbest bırakılan duygu ve deneyimlerle kişi rahatlar.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_3bfa0077d1724ec5833f0ae2af9ee155~mv2.jpg"/><div>Psikanaliz, psikanalizin babası olarak kabul edilen “Freud” tarafından geliştirilmiştir. Freud, 1856 yılında Freiberg, Moravya’da doğmuştur. Dört yaşında Viyana’ya taşınmıştır. Viyana Üniversitesinde tıp okumuştur. 1900 yılında, Düşlerin Yorumu kitabı basılmıştır. 1938 yılında Viyana’dan ayrılmıştır. 1939 yılında Londra’da ölmüştür.</div><div>Psişik determinizm (nedensellik) klasik psikanalizde ve bu akımın kişilik oluşumu üzerindeki varsayımlarında önemli bir yer teşkil eder. Bu fikre göre psikolojik etmenler davranışlara ve semptomlara sebep olur. Zihindeki her oluşum, ondan öncekiler tarafından belirlenir. Dolayısıyla hiçbir şey şans eseri olmaz. Yaygın olarak bilinen freudyen dil sürçmesi de bu fikre dayanır. Yanlışlıkla yapılmamıştır, bir amaçla yapılmıştır. Konuşurken hata yapan kişinin yaptığı hata id’inin kendisini dışa vurma fırsatı bulmasıdır.</div><div>Psikanalizin başka bir odak noktası ise bilinç seviyeleridir. Bilinç, önbilinç ve bilinçdışı olarak bilinci üç parçaya ayırır. Bilinç ve önbilinç bireye zaman zaman daha açık veya daha kapalı olabilir. Kişi bu süreçlerin daha çok farkında veya daha az farkında olabilir. Bilinçdışına ise çeşitli yöntemler ve çalışmalarla kapı açılabilir, ışık tutulabilir. Psikanalizin varsayımına göre insan psişesinin büyük bir kısmı bilinçdışında yer almaktadır. İd’imiz de burada bulunmaktadır.</div><div>Psikanaliz kişiliği üç parçada ele almaktadır. Bunlar id, ego ve süperegodur. İd, haz odaklıdır. İlkeldir. Temel ihtiyaçlar ile yönetilir. Süperego, idealler ve suçluluk odaklıdır. Kısıtlamalar üzerine kurulmuştur. İd’in aksine kişiyi kısıtlamayı amaçlar. Ego ise bu düzende denge kurmaya çalışır. Gerçeklikle iletişim halinde olan kişilik parçasıdır. Arabulucudur. İd’den aldığı enerji ile varlığını sürdürür. Kendi enerjisi yoktur.</div><div>Enerji, bu kişilik parçaları arasında önemli bir yere sahiptir. Psikanalitik teorideki enerji varsayımına göre ego, id’i tatmin ederek enerji kazanır. Ancak çatışmalar yaşadıkça (id, ego, süperego çatışmaları) bu çatışmaları bastırmak adına enerji harcar. Her bastırılan çatışma için ego enerji harcar ve bastırılmanın devamlılığı için enerji harcamaya devam eder. Bunu su içerisindeki buz gibi düşünebilirsiniz. Buzu suyun altına indirmek (bastırmak) için sürekli bir basınca/enerjiye ihtiyaç duyulur.</div><div>Psikanalitik Teorinin Temel İnançları ve Varsayımları</div><div>Bireysel Farklılıklar: İnsanlar savunma mekanizmalarına göre farklılık gösterirler. Her birey farklı savunma mekanizmalarına ve kullanma sıklıklarına sahiptir.</div><div>Adaptasyon ve Uyum: Ruh sağlığı sevme ve çalışma yeteneğini içerir. Psikanaliz, bilinçdışı psikolojik çatışmanın üstesinden gelmek için bir yöntem sunar.</div><div>Bilişsel Süreçler: Bilinçli deneyimler güvenilmezdir çünkü bilinçdışı süreçler bunları bozabilir ve değiştirebilir.</div><div>Toplum: Tüm toplumlar, evrensel insan çatışmalarıyla baş etmektedir ve bu bireysel isteklerin bastırılması ile sonuçlanır. Geleneksel dini inançlar, toplumca paylaşılan savunma mekanizmaları sunar.</div><div>Biyolojik Etkiler: Psikiyatrik semptomlar biyolojik etmenler yerine psikanalitik terimlerle açıklanmıştır. Biyolojik dürtüler, kişiliğin temelini oluşturur. Kalıtsal farklılıklar libido (cinsel dürtü) seviyesini veya eşcinsellik gibi olguları etkileyebilir.</div><div>Gelişim: Kişilik gelişiminde ilk 5 yıl kritiktir ve çok önemlidir. Bu 5 yıl, çekirdek kişilik gelişimini oluşturmaktadır. Yetişkin kişiliği çok az değişim gösterir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Bach, S. (2018). The how-to book for students of psychoanalysis and psychotherapy. Routledge.</div><div>Fink, B. (2017). A Clinical Introduction to Freud: Techniques for Everyday Practice. WW Norton &amp; Company.</div><div>McWilliams, N. (1999). Psychoanalytic case formulation. Guilford Press.</div><div>Mitchell, S. A., &amp; Black, M. J. (2016). Freud and beyond: A history of modern psychoanalytic thought. Hachette UK.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Bilinçli Farkındalık (Mindfulness) Romantik İlişkinize Nasıl Katkı Sağlar?</title><description><![CDATA[İkili ilişkilerde zaman zaman hepimiz zorluk yaşadık, yaşıyoruz, yaşarız. Romantik ilişkilerde ise çatışma ve zorluk yaşama kaçınılmaz. Özellikle partneriniz ile yeni bir sürece geçtiyseniz (belki ilişkiniz de yeni başlamış olabilir), hayatınızda bir farklılık yaşandıysa (iş değişimi, yas, tatil sonrası her zamanki düzene uyum sağlama gibi), stresli bir döneminizdeyseniz (iş yoğunluğu, hayata bakışınızın daha olumsuz yönde olması, fiziksel bir rahatsızlık veya hastalık gibi) ilişkinizde yaşanan<img src="http://static.wixstatic.com/media/615aa26f441b40d889533116a7f534d3.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/19/Bilin%C3%A7li-Fark%C4%B1ndal%C4%B1k-Mindfulness-Romantik-%C4%B0li%C5%9Fkinize-Nas%C4%B1l-Katk%C4%B1-Sa%C4%9Flar</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/19/Bilin%C3%A7li-Fark%C4%B1ndal%C4%B1k-Mindfulness-Romantik-%C4%B0li%C5%9Fkinize-Nas%C4%B1l-Katk%C4%B1-Sa%C4%9Flar</guid><pubDate>Sat, 16 Jun 2018 06:42:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>İkili ilişkilerde zaman zaman hepimiz zorluk yaşadık, yaşıyoruz, yaşarız. Romantik ilişkilerde ise çatışma ve zorluk yaşama kaçınılmaz. Özellikle partneriniz ile yeni bir sürece geçtiyseniz (belki ilişkiniz de yeni başlamış olabilir), hayatınızda bir farklılık yaşandıysa (iş değişimi, yas, tatil sonrası her zamanki düzene uyum sağlama gibi), stresli bir döneminizdeyseniz (iş yoğunluğu, hayata bakışınızın daha olumsuz yönde olması, fiziksel bir rahatsızlık veya hastalık gibi) ilişkinizde yaşanan zorluklar ve çatışmalar artabilir. Peki bilinçli farkındalık (mindfulness) ilişkilerde bizlere nasıl yardımcı olabilir?</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/615aa26f441b40d889533116a7f534d3.jpg"/><div>Bilinçli farkındalık (mindfulness) stresi azaltır.</div><div>Eğer partneriniz ve/veya siz yoğun stres yaşadığınızı düşünüyorsanız, normalde küçük olarak göreceğiniz olaylara veya durumlara büyük tepkiler verebilirsiniz. Küçük olaylar aniden kontrolden çıkar ve bir bakmışsınız ki partnerinizle beraber dolu dolu kavga ediyorsunuz. Periyodik bilinçli farkındalık (mindfulness) egzersizleri yapmak stresi azaltır ve dolayısıyla stres kökenli kavgaların yaşanmasını engeller.</div><div>Bilinçli farkındalık (mindfulness) karar ve kontrol mekanizmanızın güçlenmesiniz sağlar.</div><div>Araştırmalara göre düzenli olarak bilinçli farkındalık (mindfulness) egzersizleri yapmak, prefrontal korteks (entelektüel beyniniz, karar verme, hesaplama ve kontrol etme gibi görevleri bulunmaktadır) ile amigdala (duygu kontrol merkezi, hafıza ve duygusal tepkilerden sorumludur) arasındaki iletişim ve bağlantının güçlenmesini sağlar. Dolayısıyla duygularınızla daha sağlıklı bir şekilde baş edebilirsiniz.</div><div>Örneğin; partneriniz sizden bir şeyi yapmanızı veya bir şeye yardımcı olmanızı istediğinde çok farklı tepkiler verebilirsiniz. İki zıt örneği düşünelim. Tepkisel, düşünmeden, hesaplamadan tepki verebilirsiniz. Duyduğunuza kızıp bu hafta çok yoruldum, hep yardım ediyorum, isteklerin bitmiyor, hep böyle yardıma muhtaçsın, gibi tepkiler verebilirsiniz. Bu tutumunuz tepkisel ve duygularınıza takılı kalmış (kancasına takılmış) halde verdiğiniz tepkilerdir.</div><div>İkinci bir seçenek olarak, duygunuzun yükseldiğini fark edebilir, kızgınlığınızı görüp ona takılı kalmış (kancasına takılmış) bir tepki vermektense birkaç bilinçli farkında (mindful) nefes alıp partnerinizle iletişime geçebilirsiniz. Öfke duygunuzdan kurtulmuş (kancasından kurtulmuş) haldeyken vereceğiniz tepki daha ölçülü ve duruma uygun olacaktır. Ayrıca duygunuza takılı kalmayıp (kancasından kurtulmuş) düşündüğünüzde birçok farklı seçeneği görebilir ve bunlardan birini seçip ona uygun davranabilirsiniz.</div><div>Bilinçli farkındalık (mindfulness) empati becerisini güçlendirir.</div><div>Daha çok bilinçli farkında (mindful) oldukça, daha az otomatikleşir ve daha farkında ve bilinçli hareket edersiniz. Bu aynı zamanda duygularınız konusunda farkındalığınızın da artması anlamına gelir. Başkalarının da duyguları hakkındaki farkındalığınız artar. Bu empati becerisi başkalarıyla olan ilişkilerinizin gelişmesine yardımcı ve destek olur. Karşınızdakini daha iyi anlayabilir ve onun gözlerinden daha iyi görebilirsiniz. Empati umursama, nezaket ve anlayış sağlar. Bu da sağlıklı ve iyi ilişkilerin temelidir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Birnie, K., Speca, M., &amp; Carlson, L. E. (2010). Exploring self‐compassion and empathy in the context of mindfulness‐based stress reduction (MBSR). Stress and Health, 26(5), 359-371.</div><div>Carmody, J., &amp; Baer, R. A. (2008). Relationships between mindfulness practice and levels of mindfulness, medical and psychological symptoms and well-being in a mindfulness-based stress reduction program. Journal of behavioral medicine, 31(1), 23-33.</div><div>Creswell, J. D., Way, B. M., Eisenberger, N. I., &amp; Lieberman, M. D. (2007). Neural correlates of dispositional mindfulness during affect labeling. Psychosomatic medicine, 69(6), 560-565.</div><div>Farb, N. A., Anderson, A. K., Mayberg, H., Bean, J., McKeon, D., &amp; Segal, Z. V. (2010). Minding one’s emotions: mindfulness training alters the neural expression of sadness. Emotion, 10(1), 25.</div><div>Farb, N. A., Segal, Z. V., Mayberg, H., Bean, J., McKeon, D., Fatima, Z., &amp; Anderson, A. K. (2007). Attending to the present: mindfulness meditation reveals distinct neural modes of self-reference. Social cognitive and affective neuroscience, 2(4), 313-322.</div><div>Frewen, P. A., Dozois, D. J., Neufeld, R. W., Lane, R. D., Densmore, M., Stevens, T. K., &amp; Lanius, R. A. (2010). Individual differences in trait mindfulness predict dorsomedial prefrontal and amygdala response during emotional imagery: An fMRI study. Personality and Individual Differences, 49(5), 479-484.</div><div>Goldin, P. R., &amp; Gross, J. J. (2010). Effects of mindfulness-based stress reduction (MBSR) on emotion regulation in social anxiety disorder. Emotion, 10(1), 83.</div><div>Grossman, P., Niemann, L., Schmidt, S., &amp; Walach, H. (2004). Mindfulness-based stress reduction and health benefits: A meta-analysis. Journal of psychosomatic research, 57(1), 35-43.</div><div>Hölzel, B. K., Ott, U., Hempel, H., Hackl, A., Wolf, K., Stark, R., &amp; Vaitl, D. (2007). Differential engagement of anterior cingulate and adjacent medial frontal cortex in adept meditators and non-meditators. Neuroscience letters, 421(1), 16-21.</div><div>Kingsbury, E. (2009). The relationship between empathy and mindfulness: Understanding the role of self-compassion. ProQuest Information &amp; Learning.</div><div>Modinos, G., Ormel, J., &amp; Aleman, A. (2010). Individual differences in dispositional mindfulness and brain activity involved in reappraisal of emotion. Social cognitive and affective neuroscience, 5(4), 369-377.</div><div>Shapiro, S. L., Astin, J. A., Bishop, S. R., &amp; Cordova, M. (2005). Mindfulness-based stress reduction for health care professionals: results from a randomized trial. International Journal of Stress Management, 12(2), 164.</div><div>Taren, A. A., Creswell, J. D., &amp; Gianaros, P. J. (2013). Dispositional mindfulness co-varies with smaller amygdala and caudate volumes in community adults. PLoS One, 8(5), e64574.</div><div>Walsh, R. A. (2008). Mindfulness and empathy. Mindfulness and the therapeutic relationship, 72-86.</div><div>Winning, A. P., &amp; Boag, S. (2015). Does brief mindfulness training increase empathy? The role of personality. Personality and Individual Differences, 86, 492-498.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Topraklama Meditasyonu (Mindfulness)</title><description><![CDATA[Bu meditasyon topraklanmanız, sabitlenmeniz ve güçlü hissetmeniz içindir. Bu kısa bilinçli farkındalık (mindfulness) egzersizini özellikle yoğun, kalabalık ve her şeye doymuş hissettiğinizde yapabilir ve faydasını çokça görebilirsiniz. Bu meditasyonda, ayaklarınız yere sağlamca basmalıdır.Sandalyede dik ve kafanız öne doğru bakar halde (gurur duyan bir pozisyonda) durun. Gözlerinizi nazikçe kapatın.Ayağınızı yere basarken hissedin. Ayağınızın hissettiğine ve hislerine odaklanın. Bedeninizin<img src="http://static.wixstatic.com/media/ea5bc37fa590f9ca0d0a09615b21be79.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_404/ea5bc37fa590f9ca0d0a09615b21be79.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/10/Topraklama-Meditasyonu-Mindfulness</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/10/Topraklama-Meditasyonu-Mindfulness</guid><pubDate>Sun, 10 Jun 2018 06:14:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Bu meditasyon topraklanmanız, sabitlenmeniz ve güçlü hissetmeniz içindir. Bu kısa bilinçli farkındalık (mindfulness) egzersizini özellikle yoğun, kalabalık ve her şeye doymuş hissettiğinizde yapabilir ve faydasını çokça görebilirsiniz. Bu meditasyonda, ayaklarınız yere sağlamca basmalıdır.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/ea5bc37fa590f9ca0d0a09615b21be79.jpg"/><div>Sandalyede dik ve kafanız öne doğru bakar halde (gurur duyan bir pozisyonda) durun. Gözlerinizi nazikçe kapatın.</div><div>Ayağınızı yere basarken hissedin. Ayağınızın hissettiğine ve hislerine odaklanın. Bedeninizin oturduğunuz sandalyedeki ağırlığını hissedin. Sandalyeyi ve temas edişinizi inceleyin.</div><div>Her nefes verişinizde sandalyeye biraz daha yerleştiğinizi hayal edin. Ayaklarınızın da yere daha sağlam basmasına izin verin.</div><div>Eğer hayal etmeyi seviyorsanız, ayaklarınızın birer ağaç kökü gibi yerin üstünde durduğunu hayal edin. Esneksiniz, ama değişen düşünceleriniz veya duygularınız tarafından sarsılmıyorsunuz. Düşünce ve duygular rüzgar gibi gelip geçiyor. Siz de bir ağaç gibisiniz, dallarınız sallanıyor ama gövdeniz ve kökleriniz sağlam, dayanıklı.</div><div>Birkaç dakika sonra, egzersizi sonlandırın. Hayatınıza devam edin. Bir sonraki eyleminizde bilinçli farkında (mindful) hareket edin.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Küçük Bir Bilinçli Farkındalık (Mindfulness) Egzersizi Olarak Kısa Nefes Meditasyonu</title><description><![CDATA[Bilinçli farkındalık (mindfulness) egzersizleri bazen uzun ve zaman çalıcı görünebilir. Her zaman böyle olmak zorunda değil. Zaman zaman bu egzersizleri kısaltabilirsiniz. Kısaltmanın yanı sıra kısa tasarlanmış egzersizleri de yapabilirsiniz. Nefes egzersizleri genelde bu sınıfa girmektedir. Bu egzersizler genelde kısa ve sadece nefes odaklıdır. Aşağıda buna örnek kısa bir bilinçli farkındalık (minfulness) egzersizi bulabilirsiniz. Bu egzersizi yapmak için oturmak da zorunda<img src="http://static.wixstatic.com/media/f9203efa5c66c6a803f8c5ed11b05b04.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_404/f9203efa5c66c6a803f8c5ed11b05b04.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/09/K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk-Bir-Bilin%C3%A7li-Fark%C4%B1ndal%C4%B1k-Mindfulness-Egzersizi-Olarak-K%C4%B1sa-Nefes-Meditasyonu</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/09/K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk-Bir-Bilin%C3%A7li-Fark%C4%B1ndal%C4%B1k-Mindfulness-Egzersizi-Olarak-K%C4%B1sa-Nefes-Meditasyonu</guid><pubDate>Sat, 09 Jun 2018 06:15:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Bilinçli farkındalık (mindfulness) egzersizleri bazen uzun ve zaman çalıcı görünebilir. Her zaman böyle olmak zorunda değil. Zaman zaman bu egzersizleri kısaltabilirsiniz. Kısaltmanın yanı sıra kısa tasarlanmış egzersizleri de yapabilirsiniz. Nefes egzersizleri genelde bu sınıfa girmektedir. Bu egzersizler genelde kısa ve sadece nefes odaklıdır. Aşağıda buna örnek kısa bir bilinçli farkındalık (minfulness) egzersizi bulabilirsiniz. Bu egzersizi yapmak için oturmak da zorunda değilsiniz.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/f9203efa5c66c6a803f8c5ed11b05b04.jpg"/><div>Sandalyede rahat ama dik bir şekilde oturun. Mümkünse sırtınızı sandalyeye dayamayın, kendiniz sırtınızı dik tutun. Gözlerinizi kapatın. Oturmamanız da bir seçenektir. Oturamayacak veya oturmayı tercih etmeyecek durumda iseniz, örneğin, sırada bekliyor, durakta duruyorsanız, bu egzersizi ayakta da yapabilirsiniz.</div><div>Nefesinize odaklanın. Nefesinizin vücudunuzun neresinde toplandığını gözlemleyin. Karnınızda mı? Göğüs bölgenizde mi? Nefes alış ve verişlerinizi takip edin. Burnunuzdan girmesini ve hareket edişinizi gözlemleyin. Normal ve tipik nefesinize devam edin. Kendinizi zorlamayın.</div><div>Zihniniz düşüncelere daldığında, zihniniz dağıldığında, ne düşündüğünüzü fark edin. Ardından da dikkatinizi tekrar nefesinize yönlendirin. Nefesinizi takip etmeye devam edin.</div><div>Birkaç dakika sonra, gözlerinizi yavaşça açın ve sonraki eyleminizin bilinçli farkında (mindful) olun.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Çocukların Tatilde Öğrenmelerini Canlı Tutmak İçin Neler Yapabilirsiniz?</title><description><![CDATA[Yaz tatili geldi, çattı. Sene boyunca ders çalışan, öğrenen çocukların ara alma ve dinlenme zamanı geldi. Ancak üç ay uzunca bir süre. Bu süre zarfında çocuklar öğrenmeye devam edebilir mi? Yoksa üç ay boyunca ekranlara, tabletlere yapışık kalmak kaçınılmaz mı? Burada iş ebeveynlere düşüyor tabii.Çocukların tatil yapmaları önemli. Bunu öncelikle benimsemek şart. Dolayısıyla okulu yaz tatiline getirmeye çalışmayı düşünmeyin. Öğrenmek sadece okul ve ders programı ile sınırlı değil. Hatta bazı<img src="http://static.wixstatic.com/media/5f7ef6f2fb704aff8531790f833a7082.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_404/5f7ef6f2fb704aff8531790f833a7082.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/03/%C3%87ocuklar%C4%B1n-Tatilde-%C3%96%C4%9Frenmelerini-Canl%C4%B1-Tutmak-%C4%B0%C3%A7in-Neler-Yapabilirsiniz</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/03/%C3%87ocuklar%C4%B1n-Tatilde-%C3%96%C4%9Frenmelerini-Canl%C4%B1-Tutmak-%C4%B0%C3%A7in-Neler-Yapabilirsiniz</guid><pubDate>Sun, 03 Jun 2018 06:02:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Yaz tatili geldi, çattı. Sene boyunca ders çalışan, öğrenen çocukların ara alma ve dinlenme zamanı geldi. Ancak üç ay uzunca bir süre. Bu süre zarfında çocuklar öğrenmeye devam edebilir mi? Yoksa üç ay boyunca ekranlara, tabletlere yapışık kalmak kaçınılmaz mı? Burada iş ebeveynlere düşüyor tabii.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/5f7ef6f2fb704aff8531790f833a7082.jpg"/><div>Çocukların tatil yapmaları önemli. Bunu öncelikle benimsemek şart. Dolayısıyla okulu yaz tatiline getirmeye çalışmayı düşünmeyin. Öğrenmek sadece okul ve ders programı ile sınırlı değil. Hatta bazı durumlarda okulda öğrenmenin gerçekleşmediğini de görüyoruz, ancak bu başka bir konu.</div><div>Gerçek hayat becerileri de çocukların öğrenmesinin büyük parçasıdır. Eğer çocuklar şanslıysa her zamanki yaşadıkları çevreden uzaklaşıp başka yerleri ilk elden keşfetme ve öğrenme şansı bulurlar. Çocuklar yeni deneyimler elde ederken kendilerini de daha iyi tanırlar. Kendi sınırlarını görürler. Nelerden hoşlandıklarını neleri sevmediklerini keşfederler. Beceri ve yeteneklerinin de nelere kafi nelere yetersiz geldiğini görürler. Bunların hepsi de çocukların kendilerini keşfetme yolculuklarının önemli bir parçasıdır.</div><div>Tatil günlüğü tutmak da çocukların gelişimi için destekleyici olacaktır. Onların tatilde öğrenmelerine katkı sağlayacaktır. Tatil günlüğü tutmak tatildeki çocuğun yazma becerilerini geliştirmesi için iyi bir fırsattır. Hikaye anlatma, olayları sıralama, planlama, hatırlama, neden sonuç ilişkisini kurma gibi becerilere destek olacaktır. İleride bu günlükleri saklarsa ona da güzel bir anı olacaktır. Çocuğunuz günlüğüne yaşadıklarını anlatırken kendi öyküsel anlatım becerilerini geliştirecektir.</div><div>Günlüğü de sadece yazısal düşünerek kendinizi sınırlamayın. Çocuğunuz günlüğüne gördüklerini çizebilir, gezdiği yerlerdeki anları resmetmeyi deneyebilir. Bunları hatta bir sevdiğine çizip ona hediye edebilir. Bunları çocuğunuza önermenin yanı sıra onunla beraber siz de bir şeyler karalayabilir; beraber keyifli vakit geçirebilirsiniz.</div><div>Çocuğunuza para yönetimini öğretmeye başlayabilirsiniz. Eğer tatile gittiyseniz çocuğunuza (yaşına bağlı olarak) harçlık sınırı koyabilirsiniz. Bunun tüm tatilde ekstra istekleri için kullanacağı bir para olduğunu söyleyebilir ve buna göre harcaması gerektiğini söyleyebilirsiniz.</div><div>Arabayla seyahat ederken çocuğunuz sıkılıyor ve hala varmadık mı diye soruyor mu? O zaman onunla kilometre/saat tahmin etmece oynayabilirsiniz. Ne kadar yol gittiğinizi, kaç dakikadır yolda olduğunuzu çocuğunuzdan ve eşinizden tahmin etmesini isteyin. En yakın tahminde bulunan kazansın! Benzer bir oyunu alışverişte de oynayabilirsiniz. Aldıklarınızın kaç Lira olduğunu çocuğunuzla paylaşın. Takip etmesini ve en son kaç Liralık alışveriş yaptıklarını tahmin etmesini isteyin.</div><div>Yemek yapın. Çocuğunuz kesirleri öğrendi mi? Haydi bu bilgisini gerçek hayata dökelim. Kesirlerle çalışacağınız bir kek yapın. Yaşına ve beceri seviyesine göre ona da görev ver iş verin. Onun da kendisini geliştirmesine imkan tanıyın.</div><div>Çocuğunuz bu tip etkinliklere açık değilse, denemeye dahi kapalıysa sizin ona önermeniz de bir şey ifade etmez. Ancak çocuğunuz sizinle keyifli ve dolu dolu vakit geçirmek ister. Sizinle etkileşime girmek ister. Siz ona bu tip etkinlikleri önermek yerine onunla beraber yaparsanız, o anları beraber paylaşır, birbirinize merak dolu sorular sorarsanız daha haz dolu bir zaman dilimi geçirirsiniz. Kendinize de çocuğunuza da bu tip zaman dilimlerini ayırmaya çalışın. Çocuğunuzla kurduğunuz ilişkiye bu tip paylaşım dolu vakitler iyi gelir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Sınav Öncesi Önerileri</title><description><![CDATA[Bugün Liseye Geçiş Sınavına (LGS) birçok öğrenci girecek. Planlanandan çok daha fazla başvuru alan bu sınava öğrenciler tüm beceri ve bilgilerini ortaya koymak için girecek. Liseye Geçiş Sınavı (LGS) için heyecanlanan orta okul öğrencilerinin yanı sıra lise öğrencileri ise üniversite giriş sınavı için heyecanlanıyor.Lise öğrencileri bu sene biraz daha gergin çünkü bu sistem ile ilk defa karşılaşacaklar. Sıklıkla değişen sistem sonucu öğrencileri belirsizlik bekliyor ve maalesef belirsizlikle baş<img src="http://static.wixstatic.com/media/31d0a93857b149b5ab12ec952dde0516.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_404/31d0a93857b149b5ab12ec952dde0516.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/02/S%C4%B1nav-%C3%96ncesi-%C3%96nerileri</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/06/02/S%C4%B1nav-%C3%96ncesi-%C3%96nerileri</guid><pubDate>Sat, 02 Jun 2018 06:18:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Bugün Liseye Geçiş Sınavına (LGS) birçok öğrenci girecek. Planlanandan çok daha fazla başvuru alan bu sınava öğrenciler tüm beceri ve bilgilerini ortaya koymak için girecek. Liseye Geçiş Sınavı (LGS) için heyecanlanan orta okul öğrencilerinin yanı sıra lise öğrencileri ise üniversite giriş sınavı için heyecanlanıyor.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/31d0a93857b149b5ab12ec952dde0516.jpg"/><div>Lise öğrencileri bu sene biraz daha gergin çünkü bu sistem ile ilk defa karşılaşacaklar. Sıklıkla değişen sistem sonucu öğrencileri belirsizlik bekliyor ve maalesef belirsizlikle baş etmekte zorlanan öğrenciler bu sınava birkaç adım geriden başlıyor. Bunun nedeni ise kaygı (sınav kaygısı da buna dahil).</div><div>Öğrenciler belirsizliğe yükledikleri anlamlar ve çizdikleri kötü senaryolardan korkup kendilerini kaygılandırıyorlar. Bu da onlara kısa ve uzun vadede olumsuz sonuçlarla geri dönebiliyor. En basitinden sınav anında kaygı düzeyleri çok yükselince hatırlayamama, odaklanamama, zihin bulanıklığı, titreme, terleme, bulanık ve sisli görme gibi sorunlar yaşayabiliyorlar. Bununla öğrenci baş edemiyorsa sınav kaygısı için bir uzman yardımına başvurmak yerinde olacaktır. Bir uzman eşliğinde sınav kaygısı üstüne çalışmak ve bununla baş etme yollarını keşfetmek öğrencinin büyük ölçüde yararına olacaktır.</div><div>Peki bu yeni sınav sistemi nasıl? Kaç sınav ve oturum olacak? Neler soruluyor olacak? Sınavda neler çıkacak? Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) tek hafta sonunda, iki oturum olarak uygulanacak. Temel Yeterlilik Testi (TYT) ilk oturum olarak 30 Haziran’da, Alan Yeterlilik Testi (AYT) ise ikinci oturum olarak 1 Temmuz’da yapılacak. TYT saat 10.15’te başlayacak. Adaylara toplam 120 soru yöneltilecek ve 135 dakika süre verilecek. TYT’de Türkçe, sosyal bilimler, temel matematik ve fen bilimleri olmak üzere dört alt test yer alacak. Sorular ortak müfredata dayalı olacak. Türkçe ve matematik testlerinde adaylara 40’ar soru yöneltilecek.</div><div>Peki sınav öncesi neler yapılabilir? Sınava az kala ne önerilir?</div><div>Sizlere hem Boğaziçi Üniversitesi lisans ve master mezunu olarak, hem de bir psikolojik danışman olarak sesleniyorum. Sevgili öğrenciler, öncelikle çalışmayı bırakın. Son anda çalıştığınız yeni konular size sorun oluşturabilir. Bunları tam anlayamayabilir ve bunun sonucunda kendinize daha da kaygı yaşatabilirsiniz. Eski konu tekrarı ise son bir hafta kalaya kadar yapılabilir. Ancak son hafta konu tekrarı yapmanızı önermiyorum. Konu tekrarları yapıyor olmak da sizin kaygınızı besleyebilecek bir durumdur. Bunlar yerine son hafta rahatlamaya, dinlenmeye, ailenizle keyifli vakit geçirmeye odaklanın. Enerji topladığınızı düşünün (oyuncular varsa aranızda, bunu cooldown ve mana toplama aşaması olarak görebilir).</div><div>Normal düzeninizi değiştirmemeye çalışın. Son hafta yeni ve farklı aktivitelerde bulunmayın. Yeni ve farklı şeylerden uzak durun. Belki bir yiyecek size dokunabilir, gittiğiniz yerde rahatsızlanabilirsiniz. Dolayısıyla bu tarz şanssızlıklardan korunmak adına kendi rutininize ve her zamanki düzeninize devam edin. Sınavdan önceki akşam, sınav sabahı fazladan bir gıda veya içecek tüketmeyin.</div><div>Bir önceki öneriye benzer olarak, kahvaltı yapmaya alışkın değilseniz sınavdan bir-iki hafta önce kahvaltı yapmayı düzeninizin bir parçası haline getirin. Kahvaltıda az şekerli, az karbonhidratlı beslenmeye çalışın. Mümkünse tam tahıllı, lifli gıdalar tüketin. Bunlara alışırsanız sınavda size uzun süre yakıt sağlayacak bir kahvaltıya alışacaksınız demektir. Özellikle sınav sabahı şekerli gıdaları azaltın. Eğer şeker ve karbonhidratı yüksek bir kahvaltı yaparsanız sınavda zorluk yaşayabilirsiniz. Şeker ve karbonhidrat kan şekerini hızlı yükselten ve hızlı düşüren gıdalardır. Bunun sonucu olarak da sınavda hızlıca ve kısa sürede tükenmiş, yorgun ve halsiz hissedebilirsiniz.</div><div>Önceki akşam sınav hazırlıklarınız tamamlayın. Gereken belgelerinizi kapının yanına hazırlayın, çıkarken almanız için. Giyeceklerinizi hazırlayın. Rahat ettiğiniz bir kıyafet tercih edin. Hava durumu ve sınava gireceğiniz yeri daha önce kontrol edin. Serin olma ihtimaline karşı da hazırlıklı olmak işinize yarayacaktır. Kat kat giyinmeyi tercih edebilirsiniz.</div><div>Size gerekli olan en az 7 saat uykuyu alın. Sabah kalkacağınız saat de sınav saatine yakın olmamalı. Eğer geç kalkarsanız sınava gittiğinizde hala uykulu olabilirsiniz. Evden çıkarken panik ve heyecan yaşayabilir, kendinizi sınava girmeden yorabilirsiniz. Bu panik ve heyecan halini sınava da taşıma ihtimaliniz olabilir. Bu yüzden evden çıkmayı telaş haline getirmekten kaçının.</div><div>Sınava girince panik olmayın. Evet, söylemesi çok kolay. Eğer kaygınız çok yükselirse kendinize engel yaratmış olursunuz. Bu yüzden bilinçli farkındalık (mindfulness) egzersizi yapabilirsiniz. Nefesinize odaklanarak, düşüncelerinizin, zihninizdekilerin akıp gitmesine izin verin. Sadece nefesin giriş ve çıkışına odaklanmaya çalışın. Buna kendinizi sınavdan önce alıştırırsanız daha hızlı yapabilirsiniz. Bilinçli farkındalık (mindfulness) egzersizi kalp atışlarınızın yavaşlamasına, sakinleşmenize ve kaygınızın azalmasına yardımcı olacaktır.</div><div>Bilmiyorsanız atlayın. Bir soru hakkında hiçbir fikriniz yoksa atlayın. Sonra vakit bulduğunuzda geri dönebilirsiniz. Ancak sürenizin daha başlarındayken, testin tamamını veya soruların büyük kısmını görmeden bir soruya odaklanacak olursanız boşuna zaman kaybedersiniz. Bunun yerine, kendinize engel yaratmamak için, süreniz artarsa bilemediğiniz sorulara dönün. Zihniniz bu süre zarfında soruyla ilgili bir şeyler de hatırlayabilir. Bu durum hatırlayamadığınız bir şeyi (şarkı, olay, isim, vb.) bir süre sonra bir anda hatırlamaya benzer. Zihniniz arka planda bu soruyla ilgili bir şeyler çağırmayı başarabilir, bu yüzden soruya sonradan dönmek işinize yarayacaktır.</div><div>Sınavın bir son olmadığını, bir aşama olduğunu unutmayın. Farklı seçenekleriniz her zaman var. Bir daha girmeyi düşünebilir, gittiğiniz üniversite ve bölümden, istediğiniz başka bir bölüme veya istediğiniz başka bir üniversiteye geçiş yapabilirsiniz. Başarılar. Keyifli tatiller.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Çatışmalı Evde Büyüyen Çocuklar Daha Tetikte</title><description><![CDATA[Ebeveynlerinin çatışmasına maruz kalan ve seyirci olan çocukların bundan etkilenmesi çok doğal ve beklendik bir sonuçtur. Tabii bu etkilenme, çocuktan çocuğa değişmekle birlikte birçok dış etkene de bağlıdır. Özellikle koruyucu faktörler birçok çocuk için destekleyici rol oynayıp çocukların daha iyi olmalarını sağlamaktadır.Yüksek seviyede çatışma olan ve düşük seviyede çatışma olan evlerde yaşayan çocukların beyinleri EEG (elektroensefalografi) ile ölçülmüştür. Bu araştırma sırasında çocuklara<img src="http://static.wixstatic.com/media/e398e1606de0446a925a6dad7c6cb705.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/27/%C3%87at%C4%B1%C5%9Fmal%C4%B1-Evde-B%C3%BCy%C3%BCyen-%C3%87ocuklar-Daha-Tetikte</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/27/%C3%87at%C4%B1%C5%9Fmal%C4%B1-Evde-B%C3%BCy%C3%BCyen-%C3%87ocuklar-Daha-Tetikte</guid><pubDate>Sun, 27 May 2018 06:30:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Ebeveynlerinin çatışmasına maruz kalan ve seyirci olan çocukların bundan etkilenmesi çok doğal ve beklendik bir sonuçtur. Tabii bu etkilenme, çocuktan çocuğa değişmekle birlikte birçok dış etkene de bağlıdır. Özellikle koruyucu faktörler birçok çocuk için destekleyici rol oynayıp çocukların daha iyi olmalarını sağlamaktadır.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/e398e1606de0446a925a6dad7c6cb705.jpg"/><div>Yüksek seviyede çatışma olan ve düşük seviyede çatışma olan evlerde yaşayan çocukların beyinleri EEG (elektroensefalografi) ile ölçülmüştür. Bu araştırma sırasında çocuklara öfke içeren veya nötr olan resimler gösterilmiştir. Yüksek çatışmalı evlerde büyüyen çocukların beyninde P-3 aktivitesinin daha çok olduğu gözlemlenmiştir (düşük çatışmalı evlerde büyüyen çocuklarla karşılaştırıldığında).</div><div>P-3 beyin aktivitesi uyarıcıya odaklanma, uyarıcıları ayırt etme ve uyarıcıları anlamlandırma ile ilişkili bir beyin aktivitesidir. Bu ölçümlere göre yüksek çatışma olan evlerde büyüyen çocukların beyinleri daha tetiktedir. Kişiler arası duyguları (öfke veya mutluluk gibi) düşük seviyede çatışma yaşanan evlerde büyüyen çocuklardan daha farklı işlemektedirler.</div><div>Bu tetikte olma ve daha farklı işleme hali ise yüksek çatışmaya maruz kalan çocukları sosyal ilişkilerde etkileyebilmektedir. Çocuklar hayatlarının ilerleyen dönemlerinde de kişiler arası iletişimleri sırasında yüksek tetikte olup duyguları daha farklı işlemeye devam ederlerse ilişkilerinde problem yaşayabilir. Başkaları tarafından aşırı tepkisel ve/veya aşırı tetikte olarak görülebilirler. Bu aşırı tetikte olma hali ise stres ve kaygı ile sonuçlanabilir.</div><div>Tahmin edileceği üzere yüksek seviyede çatışma yaşanan evde büyüyen çocuklar bunun faturasını kısa ve uzun vadede yaşayabilmektedir. Bunun bilincinde olup farkında olmak ve çocuğu gözlemlemek önemlidir. İhtiyaç duyulduğunda da uzmana başvurulmalıdır.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Schermerhorn, A. C., Bates, J. E., Puce, A., &amp; Molfese, D. L. (2015). Neurophysiological correlates of children’s processing of interparental conflict cues. Journal of Family Psychology, 29(4), 518.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>En İyi 4 İkna Yöntemi</title><description><![CDATA[İkna etme gerçekten bir sanat çeşidi. İnsanlar olarak kendi düşünce kalıplarımızı korumaya yatkın inatçı varlıklarız. Dolayısıyla herkesi ikna etmek, aynı düşüncede buluşturmak sıklıkla zorlanılan bir durumdur. Çocukları ikna etmekten evcimen arkadaşınızı dışarı çıkmaya ikna etmeye kadar, sevdiğinizi ikna etmekten kendinizi ikna etmeye kadar çoğu ikna çabası çantada keklik değildir.Psikoloji bilimi ise ikna tekniklerini ve taktiklerini araştırarak bizlere daha iyi bir anlayış sunuyor. İnsanların<img src="http://static.wixstatic.com/media/bf14db41eadf402d931fbcb29695a3fe.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/26/En-%C4%B0yi-4-%C4%B0kna-Y%C3%B6ntemi</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/26/En-%C4%B0yi-4-%C4%B0kna-Y%C3%B6ntemi</guid><pubDate>Sat, 26 May 2018 06:00:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>İkna etme gerçekten bir sanat çeşidi. İnsanlar olarak kendi düşünce kalıplarımızı korumaya yatkın inatçı varlıklarız. Dolayısıyla herkesi ikna etmek, aynı düşüncede buluşturmak sıklıkla zorlanılan bir durumdur. Çocukları ikna etmekten evcimen arkadaşınızı dışarı çıkmaya ikna etmeye kadar, sevdiğinizi ikna etmekten kendinizi ikna etmeye kadar çoğu ikna çabası çantada keklik değildir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/bf14db41eadf402d931fbcb29695a3fe.jpg"/><div>Psikoloji bilimi ise ikna tekniklerini ve taktiklerini araştırarak bizlere daha iyi bir anlayış sunuyor. İnsanların gerek düşünme süreçleri gerek karar verme mekanizmalarını inceleyerek hangi etmenlerin bu süreçleri daha iyi etkilediğini görmemizi sağlıyor. Bu araştırmaların bir başka faydası ise reklamcılar veya satıcılar gibi ikna etme sanatını en çok konuşturan kişilerin yöntemlerine karşı savunma kazanmak olabilir.</div><div>İkna Tekniği 1: Bozun ve Tekrar Kurun</div><div>Bu etkili tekniğin alt yapısında bir miktar kafa karıştırma yatmaktadır. Hipnoz da bundan güç alır, kafa karışıklığı. Burada anahtar nokta kelimeler veya cümle yapılarıyla oynayarak alışılagelmiş düşünme örüntüsünü istediğiniz yönde bozmaktır.</div><div>Örnek olarak “Bugün biraz bağış ve destekte bulunun” yerine “Bugün bağış biraz, yardım size de iyi gelir” cümlesi kullanmak; “muffin” yerine “kağıt kekler” demek bu tekniğe örnek verilebilir. Bu teknikte isminden de anlaşılacağı ve örneklerde de görüleceği üzere iki adım bulunmaktadır.</div><div>Birinci adım klasik bir duyuru formunu, düşünce tarzını, seslenme sözünü değiştirmek ve bozmaktır. İkinci adımda ise bozulmuş düşünce yapısını “uygun bir fiyat”, “kaçırılmayacak fırsat” ve “evinizde mutlu olun” gibi hedef kitlenin de mutlu olacağını ve onların iyiliğine bir hizmet olduğunu vaat eden bir ifade ile tamamlamak önemlidir.</div><div>“Bozun ve tekrar kurun” tekniği anlık bir ikna metodudur. Kişinin zihin akışını bozma ve hafif bir kafa karışıklığı yaratma üzerine dayalı olduğu için kısa sürelidir. Ayrıca araştırmalara göre bu ikna yöntemi en çok belirsizliğe dayanabilen, belirsizlikle baş edebilen insanlarda işe yaramaktadır.</div><div>İkna Tekniği 2: Ufak İyiliklerin Makul Hale Getirilmesi</div><div>Bu ikna tekniği ise istenen veya talep edilenin gayet makul ve işe yarar duyulmasını sağlamak üstüne kuruludur. Önceki ikna metodunda olduğu gibi bu da en iyi sözel olarak etkisini gösterir.</div><div>“Bir dakikanızı ayırmanız bile çok işime yarayacak”, “bir liralık bağış bile hayat kurtarmaya yardımcı oluyor”, “her yardım bizim için çok değerli” gibi cümleler bu tekniğe örnek gösterilebilir. Bu örneklerde de görüldüğü üzere önemli olan nokta en ufak yardımın bile işe yaraması vurgusudur.</div><div>Bu tekniğin dinamiği ve nasıl işe yaradığı konusunda çok net bir cevap yoktur. Bazılarına göre çok çaresiz olunması insanları ikna etmektedir. Bazılarına göre ise çabasız iyilik, çok çaba sarf etmeden işe yarar bir şey yapmak insanları ikna etmede kolaylık sağlamaktadır. Belki de insanlar karşı çıkmak yerine bu küçük iyiliği yapmayı tercih ediyor olabilirler. Bu sonuncu da kayda değer ve önemlidir çünkü çoğu insan yüzleşme ve reddetme ile ilgili zorlanmaktadır.</div><div>İkna Tekniği 3: Kapıda Ayak Tekniği</div><div>Bu ikna metodunun adı maalesef çok da sevilesi bir yerden gelmiyor. Kapıdan kapıya dolaşıp ürün satmaya çalışan pazarlamacıları hatırlar mısınız? Hiç o döneme denk gelmediyseniz bunu bilmiyor olabilirsiniz. Tekniğin ismi bu pazarlamacılardan gelmektedir. Kapı surata kapatılmadan önce ayağı araya sokarak kapanmasını engelleme çabasının özetidir.</div><div>Tekniğin işe yarama prensibi küçük isteklerle daha büyük isteğin kabulünü sağlamaktır. Buradaki anahtar nokta ise isteklerin benzer olmasıdır. Küçük isteğin ve ardından gelen daha büyük isteğin temelde benzer olması tekniğin temel prensibidir.</div><div>Örneğin, bin lira borç istemeden önce “eşyalarımı taşımama yardım eder misin” demek bin lira borç almayı kolaylaştırmayacaktır. Bu istekler benzer değildir. Ancak “beni de eve bırakır mısın” demeden önce “eşyalarımı taşımama yardım eder misin” demek karşınızdaki kişinin sizi eve bırakma ihtimalini arttıracak ve güçlendirecektir.</div><div>İkna Tekniği 4: Suratına Kapı Çarpmak</div><div>Bu ikna metodu da önceki ile benzer bir yapıya ve isme sahip. İsmi aynı şekilde kapı kapı dolaşan pazarlamacılardan geliyor ve alt metinde reddedilme yatıyor. Büyük bir istekte bulunup reddedilmek bu tekniğin özünü oluşturuyor. Garip geldi kulağa değil mi?</div><div>Bu ikna metodunda önceki metodun tam tersi bir süreç işliyor. Önce kabul edilemez, kabul edilmeyecek büyüklükte bir istekte bulunup reddediliyorsunuz. Ardından da daha kabul edilebilir bir istekte bulunuyorsunuz. Buradaki anahtar noktalardan biri ise zamanlama. İstek ve taleplerin art arda gelmesi önemlidir.</div><div>Bir araştırmada, cafede seçilen bir kişiye yanaşan oyuncular (araştırmacıların kiraladığı oyuncular), sevgilisinin çekip gittiğini söyleyip hesabı ödemelerini istemiştir. Bu ilk isteği reddeden kişinin ikinci istek olan, “3-5 lira verir misiniz en azından” sorusunu kabul etme ihtimali artmıştır.</div><div>İkna metotları ve teknikleri çok çeşitlidir. Bunlar üstüne çokça da araştırma yapılmaktadır. Bu metotların işe yaramasında birçok farklı dinamik olabildiğinden ikna tekniğinin nasıl işe yaradığını da anlamak ve bilmek önemlidir. Tabii bu ikna yöntemleri size sonucu garantilemez, ancak şansınızı arttırabilir. Biraz şansınızı yükseltmekten de zarar gelmez, değil mi?</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Andrews, K. R., Carpenter, C. J., Shaw, A. S., &amp; Boster, F. J. (2008). The legitimization of paltry favors effect: A review and meta-analysis. Communication Reports, 21(2), 59-69.</div><div>Carpenter, C. J., &amp; Boster, F. J. (2009). A meta-analysis of the effectiveness of the disrupt-then-reframe compliance gaining technique. Communication Reports, 22(2), 55-62.</div><div>Cialdini, R. B., &amp; Cialdini, R. B. (2007). Influence: The psychology of persuasion (pp. 173-174). New York: Collins.</div><div>Guéguen, N. (2014). Door-in-the-face technique and delay to fulfill the final request: An evaluation with a request to give blood. The Journal of psychology, 148(5), 569-576.</div><div>Guéguen, N., Jacob, C., &amp; Meineri, S. (2011). Effects of the Door-in-the-Face technique on restaurant customers’ behavior. International Journal of Hospitality Management, 30(3), 759-761.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Kısa Vadeli Borç ve Depresyon</title><description><![CDATA[Borçlar hepimize huzursuzluk verebiliyor. Zaman zaman kafamızı çok kurcaladığı veya zihnimizde kayda değer ölçüde bir yer kapladığı oluyor. Bazı durumlarda ise, özellikle borç büyük ise insanlara daha büyük bir psikolojik yük getirebiliyor. Sonuçta baş edemeyeceğiniz bir borcun altına girdiğinizi düşünüyorsanız stres yaşayabilir, psikolojik bir yük hissedebilirsiniz.Yapılan bir araştırma normalde bekleyeceğinizden daha ilginç ve farklı sonuçlar ortaya koyuyor. Araştırma 8500 çalışan ile<img src="http://static.wixstatic.com/media/da73c50a72bc4ea4ba2fb7f20892a464.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_429/da73c50a72bc4ea4ba2fb7f20892a464.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/20/K%C4%B1sa-Vadeli-Bor%C3%A7-ve-Depresyon</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/20/K%C4%B1sa-Vadeli-Bor%C3%A7-ve-Depresyon</guid><pubDate>Sun, 20 May 2018 07:38:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Borçlar hepimize huzursuzluk verebiliyor. Zaman zaman kafamızı çok kurcaladığı veya zihnimizde kayda değer ölçüde bir yer kapladığı oluyor. Bazı durumlarda ise, özellikle borç büyük ise insanlara daha büyük bir psikolojik yük getirebiliyor. Sonuçta baş edemeyeceğiniz bir borcun altına girdiğinizi düşünüyorsanız stres yaşayabilir, psikolojik bir yük hissedebilirsiniz.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/da73c50a72bc4ea4ba2fb7f20892a464.jpg"/><div>Yapılan bir araştırma normalde bekleyeceğinizden daha ilginç ve farklı sonuçlar ortaya koyuyor. Araştırma 8500 çalışan ile yapılıyor. Araştırmada kısa vadeli, orta vadeli ve uzun vadeli borçların depresif semptomlar üstündeki etkileri inceleniyor.</div><div>Araştırma sonuçlarına göre kısa vadeli borçları olan kişiler (örnek; kredi kartı ödemesi, faturalar) orta vadeli veya uzun vadeli borçları olan kişilere göre daha fazla depresyon belirtileri gösteriyor.</div><div>Kısa vadeli borçların, depresif belirtiler üstündeki etkisi evli olmayan kişilerde, emeklilik yaşı yaklaşan bireylerde ve eğitim seviyesi daha düşük olan kişilerde daha güçlü görülüyor. Yani evli olmak, emeklilikten uzak olmak ve eğitim seviyesinin yüksek olması gibi etkenler koruyucu bir etki oluşturabiliyor.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Berger, L. M., Collins, J. M., &amp; Cuesta, L. (2016). Household debt and adult depressive symptoms in the United States. Journal of Family and Economic Issues, 37(1), 42-57.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Tecavüz, Neden Hayatta Kalanı Suçluyoruz?</title><description><![CDATA[Ülkemizde de dünya genelinde de tecavüz vakalarında cinsel şiddetten kurtulan, hayatta kalanları suçlama eğilimi görüyoruz. Tecavüzcüler ve saldırganlara odaklanmak yerine medya ve bazı insanlar özellikle şiddete maruz kalan, hayatta kalanlara odaklanıyor. Keşke bu odaklanma hayatta kalanı suçlamak yerine onu desteklemek ve ona yardımcı olmak şeklinde olsa.Tecavüz vakalarının ele alınmasına dair Amerika’da yayınlanan bir istatistik çok kötü bir tabloyu gözler önüne seriyor. Amerikan Adalet<img src="http://static.wixstatic.com/media/900bd529c49a45419e89274cd6580b67.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_326/900bd529c49a45419e89274cd6580b67.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/19/Tecavuz-Neden-Hayatta-Kalani-Sucluyoruz</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/19/Tecavuz-Neden-Hayatta-Kalani-Sucluyoruz</guid><pubDate>Sat, 19 May 2018 07:18:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Ülkemizde de dünya genelinde de tecavüz vakalarında cinsel şiddetten kurtulan, hayatta kalanları suçlama eğilimi görüyoruz. Tecavüzcüler ve saldırganlara odaklanmak yerine medya ve bazı insanlar özellikle şiddete maruz kalan, hayatta kalanlara odaklanıyor. Keşke bu odaklanma hayatta kalanı suçlamak yerine onu desteklemek ve ona yardımcı olmak şeklinde olsa.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/900bd529c49a45419e89274cd6580b67.jpg"/><div>Tecavüz vakalarının ele alınmasına dair Amerika’da yayınlanan bir istatistik çok kötü bir tabloyu gözler önüne seriyor. Amerikan Adalet Bakanlığına bağlı Tecavüz, istismar ve Ensest Ulusal Ağı’nın (RAINN) yayınladığı istatistiğe göre 1000 tecavüz vakasının sadece 310’u polise bildiriliyor. Tecavüzcülerin ise sadece %3’ü hapis cezası alıyor. Bu istatistikler Amerika’ya ait olsa bile, maalesef, bu tablo tüm dünyada benzer durumda.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_ae1e5bdefbb44a1599b59b8a6819f181~mv2.png"/><div>Sıklıkla yapılan, hayatta kalanı suçlama davranışını anlamak için yapılan bir deney bu suçlamayı yanlış yöne çevirmenin ardında yatan dinamiklerden birini anlama konusunda bizlere yardımcı oluyor.</div><div>Rutgers Üniversitesinde araştırmacılar, iki videonun gösterildiği iki çalışma yürütmüşlerdir. Bu iki videonun biri, 1998 yapımı “Sanık” filminden alınan bir kadının tecavüze uğrama sahnesini içermekte; diğeri ise, İngiliz Başbakan Margaret Thatcher’ın yoğun ekonomik tartışmasını içermektedir.</div><div>Bu videoları izleyen katılımcılar ise “Baskılayıcılar” ve “İfade Edenler” olmak üzere iki farklı gruba ayrılmıştır. “İfade Edenler” grubuna izledikleri video hakkında en derin duygu ve düşüncelerini özgürce ifade etmeleri söylenmiştir. Diğer “Baskılayıcılar” grubuna ise sadece videodaki ne giydikleri gibi yüzeysel detaylardan bahsetmeleri istenmiş, kişisel his ve düşüncelerini paylaşmaları ise yasaklanmıştır.</div><div>Sonuç olarak, katılımcılar duygularını belirtseler de belirtmeseler de (yani hangi grupta olduklarından bağımsız olarak) Margaret Thatcher hakkındaki tutumları değişmemiştir. Ancak filmden alınan tecavüz sahnesini içeren diğer video için katılımcılar keskin bir fark göstermiştir. “Baskılayıcılar” genel olarak tecavüze uğrayan kişiyi suçlamışlardır. Bunun aksine “İfade Edenler” hayatta kalanı daha az suçlamışlardır. Hatta bu grupta olanların yazdıkları metin uzadıkça belirttikleri rahatsızlık daha da artmış ve hayatta kalanı daha az suçlamışlardır.</div><div>Araştırmanın ikinci kısmı ise tecavüz videosundaki saldırgana odaklanmıştır. Her iki grupta da (İfade Edenler veya Baskılayıcılar) hisleri belirtmek veya belirtmemek tecavüzcüyü suçlamayı arttırmamış veya azaltmamıştır. “İfade Edenler” grubu hayatta kalan “Sarah’yı” (filmde saldırıya uğrayan karakter) saldırgandan daha az suçlamışken, “Baskılayıcılar” grubu ise “Sarah’yı” saldırgandan daha çok suçlamıştır.</div><div>Araştırmacılar bu bulguları ilgili diğer araştırmalarla beraber incelemiş ve hayatta kalanı suçlama eğiliminin “adil dünya” fikrini koruma isteğinden kaynaklandığını belirtmişlerdir. Diğer bir deyişle, insanlar “hayat adildir”, “insan hak ettiğini bulur”, “ne ekersen onu biçersin” gibi düşünce ve inançlarını korumak için insanlar hayatta kalanları suçluyorlar. Diğer ihtimal, hayatta kalan kişinin suçsuz olması, insanların “adil dünya” inancı ile çatışıyor.</div><div>Araştırmacılar ayrıca “İfade Edenler” grubunun yazılarını 4 duyguya göre incelemiştir. Hoşnutsuzluk, şok ve kafa karışıklığı duyguları hayatta kalanı anlamak için faydalı duygular olduğu görülmüş ancak dördüncü duygu olan öfke duygusu faydalı bulunmamıştır.</div><div>Tecavüz ve cinsel tacizde hayatta kalana yardım etmek için onu suçlamamak önemlidir. Cinsel şiddet, saldırganın suçudur, hayatta kalanın değil. Hayatta kalana yardım etmenin bir adımı da yakınlarının destek olmasına yardımcı olmaktır. Bu araştırmanın bizlere sunduğu bir bilgi de budur. Suçlayan yakınlar var ise onlarla duygularını konuşmak, onların kendilerini ifade etmesine imkan tanımak; onlara yardımcı olmanın bir adımıdır.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Adolfsson, K., &amp; Strömwall, L. A. (2017). Situational variables or beliefs? A multifaceted approach to understanding blame attributions. Psychology, Crime &amp; Law, 23(6), 527-552.</div><div>Harber, K. D., Podolski, P., &amp; Williams, C. H. (2015). Emotional disclosure and victim blaming. Emotion, 15(5), 603.</div><div>Mendonça, R. D., Gouveia-Pereira, M., &amp; Miranda, M. (2016). Belief in a Just World and secondary victimization: The role of adolescent deviant behavior. Personality and Individual Differences, 97, 82-87.</div><div>RAINN. (n.d.). The Criminal Justice System: Statistics | RAINN. Retrieved from https://www.rainn.org/statistics/criminal-justice-system</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Neden Diyetler İşe Yaramaz ve Neden Sorun Yiyecekler İle İlgili Değildir?</title><description><![CDATA[Kilo, beden imajı ve beden algısı sorunları genelde hayat boyu devam eden durumlardır. Bu durumlar sadece sağlıklı beslenme ve aktif bir yaşama sahip olma ile de ilgili değildir. Bu yüzdendir ki beden olumlama hareketi doğmuştur ve bu sorunlardan muzdarip kişilerin yaşadıkları daha görünür hale gelmiştir. Bu sorunların üstesinden gelmenin en iyi yolu bir uzman eşliğinde ilgili davranışların, duyguların, düşünce kalıplarının üzerinde çalışmaktır. Bu süreçte yeme ile olan ilişkinin de<img src="http://static.wixstatic.com/media/e98e03bb1260411a8c4a83980052288b.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_475/e98e03bb1260411a8c4a83980052288b.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/13/Neden-Diyetler-%C4%B0%C5%9Fe-Yaramaz-ve-Neden-Sorun-Yemekler-%C4%B0le-%C4%B0lgili-De%C4%9Fildir</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/13/Neden-Diyetler-%C4%B0%C5%9Fe-Yaramaz-ve-Neden-Sorun-Yemekler-%C4%B0le-%C4%B0lgili-De%C4%9Fildir</guid><pubDate>Sun, 13 May 2018 06:43:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Kilo, beden imajı ve beden algısı sorunları genelde hayat boyu devam eden durumlardır. Bu durumlar sadece sağlıklı beslenme ve aktif bir yaşama sahip olma ile de ilgili değildir. Bu yüzdendir ki beden olumlama hareketi doğmuştur ve bu sorunlardan muzdarip kişilerin yaşadıkları daha görünür hale gelmiştir. Bu sorunların üstesinden gelmenin en iyi yolu bir uzman eşliğinde ilgili davranışların, duyguların, düşünce kalıplarının üzerinde çalışmaktır. Bu süreçte yeme ile olan ilişkinin de iyileştirilmesi ve daha uyumlu ve sağlıklı hale gelmesi ana hedeflerden biri olmalıdır.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/e98e03bb1260411a8c4a83980052288b.jpg"/><div>Yeme ve kilo ile ilgili problemler klişe bir benzetme olan buzdağına benzer. Dışarıdan insanlar buzdağının bir kısmını (çok kilolu olma veya çok zayıf olma) görür ancak detayları görmez veya bilmezler. Kişinin yemeyi veya yememeyi hangi durumlarla baş etmek için kullandığını bilemezler. Bu baş etme mekanizmasının detayları dışarıdan gözlemlenemez. Hatta çoğu zaman kişinin kendisi de çoğu bağlantının farkında değildir. Yemeyi veya yememeyi sorun olarak görür. Kilo sorunu, kendini tutma sorunu, irade eksikliği (veya güçlü irade), yeterince zayıf olmama gibi durumlarla baş ettiğini sanabilir. Bunların altında yatan duygusal, davranışsal ve düşünsel dinamikler bir uzman eşliğinde keşfedilebilecek durumlardır. Bu farkındalığın düşük olmasının önemli bir nedeni kişinin kendi durumu ve yaşantısıyla çok bütünleşmiş olmasıdır. Terapi sürecinde ayrışma becerisi geliştirilirse kişi düşünsel süreçlerinin, duygularının pençesinden kurtulup zorlu süreçlere rağmen kendi dilediği eylemi gerçekleştirme becerisini geliştirecektir (alışkanlık haline gelmiş davranış kalıplarından kurtulup bilinçli tercihlere yönelebilecektir).</div><div>Eğer kiloluysanız, daha sağlıklı yaşam için, daha hareketli olmak için, zorbalıktan kurtulmak için veya şaka konusu olmamak için gibi çeşitli sebeplerle kendinizi motive edebilirsiniz. Ayrıca kilonuza atfettiğiniz sorunların kilo verdiğinizde çözüleceğini düşünebilirsiniz. Kilo verme kısa süreliğine mutluluk ile sonuçlanabilir. Kilo veren kişi kendini daha iyi hissedebilir. Kilo vermeyi başarı olarak görüp kendini mutlu edebilir. Ancak yeme ile çözmeye çalıştığı, baş etmeye çalıştığı konuları ele almaz ise veya bu konularla baş etmede daha sağlıklı yollar geliştirmez ise kişi bir süre sonra verdiği kiloları almaya başlayacaktır. Fizyolojik olarak da konuyu ele alacak olursak, kişi diyet yaparken kas kaybı yaşadıysa, sağlıksız beslenerek kilo verdiyse ve yeterince egzersiz yapmadıysa (kas kütlesini korumak adına) kötü beslenmeye başladığında verdiği kiloları fazlasıyla geri alacaktır.</div><div>Farklı araştırmalarda diyetin etkisi incelenmiştir ve uzun vadede sadece diyetin tek başına işe yaramadığı gözlemlenmiştir. Hatta uzun süreli yapılan başka araştırmalarda ise sadece diyet yaparak kilo veren insanların ortalama üçte ikisinin verdiği kiloların fazlasını aldığı gözlemlenmiştir. Bu konuda gerek uzmanların gerek toplum genelinin algı yanlışlığı da rol oynar. Uzmanların ve toplumun büyük bir kısmı sağlıklı olmayı kilo verme ile eş tutar. İdeal kilodan bahseder. Ancak ideal kilodan önce kişinin sağlıklı yaşam ve sağlıklı beslenmeye dair davranışları hayatına sokması, bunları yaşamının bir parçası haline getirmesi önemlidir.</div><div>Medyanın çizdiği idealler ise başka bir problemdir. Medya, toplum, belirli bir ideal kişi çizer. Belirli bir ten rengini, dini inançları, boyu, beden ölçülerini, kiloyu, politik duruşu, cinsel tercih ve yönelimleri toplum kabul edilebilir ilan eder. Bu ölçütlerin dışındaki insanları da farklı ve istenmez kabul eder. Bu ayrımın kabul edilemez tarafında olduğunu düşünen insanlar kendilerinden ve bedenlerinden utanç duyabilirler. Kilolu insanlar açısından bu ideal olmayışı değerlendirecek olursak, kilo vermek için diyete yönelirler. Bu diyet yolculuğu sırasında ise çoğu kilolu insan bir hata yapar, “hayatını askıya alır”. Hayatı askıya alan kişiler, tüm odağını kiloya yöneltir, tüm yaşantısını diyetine göre düzenlemeye başlar. Dışarı çıkmayı azaltır, arkadaşlarına veya ailesine vakit ayırmaz. Kendi hobi ve ihtiyaçlarını bir kenara iter, kendisini besleyecek (maddi ve manevi) olan kanalları kapatır. Bir süre sonra istediği kiloya ulaşınca veya ulaşmadan, kendisini tükenmiş hisseder. Bu tükenmişliği ve mutsuzluğu, çaresizliği ise yine yeme ile çözmeye çalışabilir veya eski düzenine dönebilir. İki durumda da kişi verdiği kiloları almaya başlar ve bunun duygusal yükünü ve suçluluğunu da beraberinde yaşar.</div><div>Sonuç olarak, diyetlerin işe yaramamasının bir sebebi sağlıklı davranışlar edinilmediğinden uzun vadede kilonun korunamayışıdır. İkinci bir sebebi ise kişinin, yeme ile baş etmeye çalıştığı durumlara yeni baş etme metotları bulmaması veya bulamaması sonucunda diyet yaptıktan sonra stresli zamanlarda yemeye başvurmasıdır. Üçüncü bir sebep ise ideal olarak görülen hedefe ulaşmaya çalışırken kişinin hayatını askıya alması ve kendisini hayattan soyutlamasıdır.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Davis, K. K., Sereika, S. M., Gibbs, B. B., Jakicic, J. M., &amp; Cohen, S. M. (2017). Effect of mindfulness meditation on short-term weight loss and eating behaviors in overweight and obese adults: A randomized controlled trial. Journal of Complementary and Integrative Medicine.</div><div>Safer, D. L., Adler, S., &amp; Masson, P. C. (2018). The DBT® Solution for Emotional Eating: A Proven Program to Break the Cycle of Bingeing and Out-of-Control Eating. Guilford Publications.</div><div>Simon, J. M. (2018). When Food Is Comfort: Nurture Yourself Mindfully, Rewire Your Brain, and End Emotional Eating. New World Library.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Postpartum Depresyon (Doğum Sonrası Depresyon) İle İlişkili 4 Kişilik Özelliği</title><description><![CDATA[Gelişmiş ülkelerde annelerin yüzde on ila on beşini etkileyen Postpartum Depresyon (Doğum Sonrası Depresyon) ciddi bir durumdur. Anneye olan etkilerinin yanı sıra aileye de etkileri bulunmaktadır. Aile dinamiği ve düzeni ister istemez annenin yaşadığı depresyondan etkilenmektedir. Yeni duruma ayak uyduramama halinde de sorunlar daha kronik hale gelebilmektedir.Postpartum depresyonun gayet yaygın ve zorlayan bir durum olmasına rağmen halen bu durum yeterince bilinmemekte ve toplumsal bir tabu<img src="http://static.wixstatic.com/media/51369e07cc0a436cac67c806bd625963.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/12/Postpartum-Depresyon-Do%C4%9Fum-Sonras%C4%B1-Depresyon-%C4%B0le-%C4%B0li%C5%9Fkili-4-Ki%C5%9Filik-%C3%96zelli%C4%9Fi</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/12/Postpartum-Depresyon-Do%C4%9Fum-Sonras%C4%B1-Depresyon-%C4%B0le-%C4%B0li%C5%9Fkili-4-Ki%C5%9Filik-%C3%96zelli%C4%9Fi</guid><pubDate>Sat, 12 May 2018 06:05:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Gelişmiş ülkelerde annelerin yüzde on ila on beşini etkileyen Postpartum Depresyon (Doğum Sonrası Depresyon) ciddi bir durumdur. Anneye olan etkilerinin yanı sıra aileye de etkileri bulunmaktadır. Aile dinamiği ve düzeni ister istemez annenin yaşadığı depresyondan etkilenmektedir. Yeni duruma ayak uyduramama halinde de sorunlar daha kronik hale gelebilmektedir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/51369e07cc0a436cac67c806bd625963.jpg"/><div>Postpartum depresyonun gayet yaygın ve zorlayan bir durum olmasına rağmen halen bu durum yeterince bilinmemekte ve toplumsal bir tabu olarak görülmektedir. Çoğu anne bu durumu yaşadığı ve bu hislere sahip olduğu için utanmaktadır. Utandıkları için de bu hislerini saklamakta ve yardım almamaktadır.</div><div>Aile ve sosyal destek eksikliği, genetik etkenler, kaygı veya depresyon geçmişi, hamilelik sırasında stresli yaşam gibi farklı faktörler doğum sonrası depresyonu etkilemektedir. Peki bazı özelliklere sahip insanlar daha yatkın olabilir mi?</div><div>Yüksek Kaygı</div><div>Araştırmalara göre yüksek kaygı düzeylerine sahip anneler postpartum depresyona daha yatkın oluyorlar. Hatta bu risk bazı annelerde iki kata kadar çıkıyor. Düşük kaygılı annelere kıyasla iki kata kadar daha yatkın olabiliyorlar.</div><div>Bu durum büyük ihtimalle yüksek seviyedeki kaygının uyumsuzluğu desteklemesinden kaynaklanmaktadır. Kaygılı bir anne çocuk sahibi olduğunda yeni düzene ayak uydurmada zorlanabilir. Zorlandığında da bu olanları kötüye yorarak kaygı seviyesini bunalacağı seviyelere kadar yükseltebilir. Bunlar da kişinin depresyona girmesi ile sonuçlanabilir.</div><div>Güvensizlik</div><div>Başkalarına güveni düşük olan annelerin postpartum depresyon geçirme ihtimallerinin yüksek olduğu bulunmuştur. Bu karakter özelliğine sahip anneler bebeğin sorumluluğunu başkalarıyla paylaşma konusunda çekincelere sahip olup tüm sorumluluğu kendi üstüne almaya çalışabilir. Bunların sonucu olarak da stres ve depresyon semptomları yaşayabilirler.</div><div>İçedönüklük</div><div>İçedönük insanlar kendilerine vakit ayırmayı, yalnız kalmayı, iç dünyalarına dönmeyi severler. Doğum sonrası yalnız kalmakta ve kendine vakit ayırmakta zorlanan anne, enerjisini, kendini yenilemekte zorlanır. Hayatla baş etmede güçlük yaşayabilir.</div><div>Mükemmeliyetçilik</div><div>Birçok araştırmada görüldüğü üzere mükemmeliyetçi olan annelerin doğum sonrası depresyon yaşama riski yükselmektedir. Mükemmeliyetçi insanlar yaptıkları işin çok iyi olmasını istemekle kalmazlar, kendilerini ve yaptıklarını çok eleştirirler. Bu eleştirel tavır sıklıkla ertelemeciliğe de yol açar. Kişi yapacağı işi sert eleştirdiğinden istediği gibi, çok iyi yapamayacağını düşünür, bu ihtimalden endişelenir ve işe koyulmayı erteler.</div><div>Bu mükemmeliyetçilik özelliklerinin yeni doğum yapan anneye yansımaları ise sert olabilmektedir. Kişi önceden alıştığı mükemmeliyetçi özellikleri sürdürmeye devam ederse ve doğum sonrası yeni düzene ayak uyduramazsa kendisini tüketir. Yeni düzende kişinin kontrol edemeyeceği birçok değişken vardır. Bunlara uyum kendini koruması için önemlidir. Mükemmeliyetçilerin ya hep ya hiç tutumu bu depresyona giden yolu hızlandırabilmektedir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Fairbrother, N., Thordarson, D. S., Challacombe, F. L., &amp; Sakaluk, J. K. (2018). Correlates and Predictors of New Mothers’ Responses to Postpartum Thoughts of Accidental and Intentional Harm and Obsessive Compulsive Symptoms. Behavioural and cognitive psychotherapy, 1-17.</div><div>Fairbrother, N., &amp; Woody, S. R. (2008). New mothers’ thoughts of harm related to the newborn. Archives of women's mental health, 11(3), 221-229.</div><div>Lawrence, P. J., Craske, M. G., Kempton, C., Stewart, A., &amp; Stein, A. (2017). Intrusive thoughts and images of intentional harm to infants in the context of maternal postnatal depression, anxiety, and OCD. Br J Gen Pract, 67(661), 376-377.</div><div>Letourneau, N. L., Dennis, C. L., Benzies, K., Duffett-Leger, L., Stewart, M., Tryphonopoulos, P. D., ... &amp; Watson, W. (2012). Postpartum depression is a family affair: addressing the impact on mothers, fathers, and children. Issues in mental health nursing, 33(7), 445-457.</div><div>Pearlstein, T., Howard, M., Salisbury, A., &amp; Zlotnick, C. (2009). Postpartum depression. American Journal of Obstetrics &amp; Gynecology, 200(4), 357-364.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Anoreksiya Ve Bulimiya Nervoza İçin Teknoloji Temelli Psikolojik Müdahaleler</title><description><![CDATA[Anoreksiya ve bulimiya nervoza yeme bozuklukları başlığı altında bulunan iki farklı psikolojik bozukluktur. Anoreksiya kendisini düşük kilo, kilo alma korkusu, zayıf kalma isteği ve kısıtlı yeme davranışı ile göstermektedir. Bulimiya ise binge yeme atakları (kısa süre zarfında aşırı yeme, tıkınırcasına yeme) ve bunları telafi etmek adına yapılan davranışların (kusma, laksatif tüketme, yemek yememe) oluşturduğu döngü ile kendini belli eden psikolojik bozukluktur.Anoreksiya ve bulimiya yeme<img src="http://static.wixstatic.com/media/dc13cea7f8bcbc10d03f2247fdb67b6b.png/v1/fill/w_606%2Ch_267/dc13cea7f8bcbc10d03f2247fdb67b6b.png"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/05/Anoreksiya-Ve-Bulimiya-Nervoza-%C4%B0%C3%A7in-Teknoloji-Temelli-Psikolojik-M%C3%BCdahaleler</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/05/Anoreksiya-Ve-Bulimiya-Nervoza-%C4%B0%C3%A7in-Teknoloji-Temelli-Psikolojik-M%C3%BCdahaleler</guid><pubDate>Sun, 06 May 2018 05:16:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Anoreksiya ve bulimiya nervoza yeme bozuklukları başlığı altında bulunan iki farklı psikolojik bozukluktur. Anoreksiya kendisini düşük kilo, kilo alma korkusu, zayıf kalma isteği ve kısıtlı yeme davranışı ile göstermektedir. Bulimiya ise binge yeme atakları (kısa süre zarfında aşırı yeme, tıkınırcasına yeme) ve bunları telafi etmek adına yapılan davranışların (kusma, laksatif tüketme, yemek yememe) oluşturduğu döngü ile kendini belli eden psikolojik bozukluktur.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/dc13cea7f8bcbc10d03f2247fdb67b6b.png"/><div>Anoreksiya ve bulimiya yeme bozukluklarının yanı sıra diğer yeme bozukluklarının da tedavisinde kullanılan en başarılı yöntemler, davranışçı terapilerdir. Yapılan bir meta araştırmaya göre ise terapi sürecine destek olması adına teknolojiden de faydalanmak kayda değer bir etkide bulunuyor.</div><div>Araştırmada, toplamda 3,646 anoreksiya ve bulimiya hastası ile yapılan 45 farklı araştırma gözden geçirilmiştir. Bu 45 farklı araştırma ise bilgisayar, cep telefonu ve internet üstünden yapılan önleme, müdahale ve destek çalışmalarına odaklanmıştır.</div><div>Sonuçlara göre bilgisayar ve internet bazlı müdahaleler bulimiya semptomlarının azalmasında oldukça etkili olduğu bulunmuştur. Görüntülü konuşma ile yapılan müdahalelerin de terapütik etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Anoreksiya hastaları içinse bilgisayar ve internet temelli müdahalelerin nüksetmeyi (rölaps) önlemede daha uygun olduğu bulunmuştur. Dahası bilgisayar ve internet temelli müdahaleler önleme, erken müdahalenin yanı sıra yeme bozukluğu olan kişilerin bakımını üstlenen kişilere destek olma konusunda da etkili olduğunu göstermiştir. Cep telefonu temelli müdahaleler ise genel olarak nüksetmeyi önlemede daha başarılı olmuştur.</div><div>Bu araştırma ve analiz sonuçlarında asıl önemli etkenin, “yol gösterici” insan ilişkisi olduğu vurgulanmıştır. Bahsi geçen insan ilişkisinin ne ölçüde, nasıl özelliklere ve detaylara sahip olması gerektiğinin incelenmesi en etkili tedavi programını oluşturmada biz uzmanlara ve terapistlere yardımcı olacaktır.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (DSM-5®). American Psychiatric Pub.</div><div>Birliği, A. P. (2015). Mental bozuklukların tanısal ve sayımsal el kitabı. Beşinci Baskı (DSM-5)(Çev. ed.: E Köroğlu) Hekimler Yayın Birliği, Ankara.</div><div>Schlegl, S., Bürger, C., Schmidt, L., Herbst, N., &amp; Voderholzer, U. (2015). The potential of technology-based psychological interventions for anorexia and bulimia nervosa: a systematic review and recommendations for future research. Journal of medical Internet research, 17(3).</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Kaygı (İnfografik)</title><description><![CDATA[Kaygı ve kaygı bozuklukları hakkında hazırladığım infografiği aşağıda bulabilirsiniz.<img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_e44c2ede208845f5bef0af7b61abce25%7Emv2.png/v1/fill/w_606%2Ch_1645/d2efad_e44c2ede208845f5bef0af7b61abce25%7Emv2.png"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/05/Kayg%C4%B1-%C4%B0nfografik</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/05/Kayg%C4%B1-%C4%B0nfografik</guid><pubDate>Sat, 05 May 2018 05:17:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Kaygı ve kaygı bozuklukları hakkında hazırladığım infografiği aşağıda bulabilirsiniz.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_e44c2ede208845f5bef0af7b61abce25~mv2.png"/></div>]]></content:encoded></item><item><title>Yürüyüş Şeklinin Hafıza Ve Ruh Hali Üzerindeki Etkisi</title><description><![CDATA[Sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite yapmanın yararları hakkında çok araştırma bulunmaktadır. Bunların ruh sağlığı üzerinde de etkileri olduğu farklı araştırmalarca bulunmuştur. Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek bedene de zihne de faydalıdır. Bu haberler eskidi. Yeni bir araştırmaya göre yürüyüş şeklimiz, hareket etme stilimiz de ruh sağlığımız üzerinde etkilere sahip olabilir.Davranış terapisi ve deneysel psikiyatri dergisinde (Journal of Behavior Therapy and Experimental<img src="http://static.wixstatic.com/media/0aa35c7d24ae4076a37b2bf7f86873ab.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_404/0aa35c7d24ae4076a37b2bf7f86873ab.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/29/Y%C3%BCr%C3%BCy%C3%BC%C5%9F-%C5%9Eeklinin-Haf%C4%B1za-Ve-Ruh-Hali-%C3%9Czerindeki-Etkisi</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/29/Y%C3%BCr%C3%BCy%C3%BC%C5%9F-%C5%9Eeklinin-Haf%C4%B1za-Ve-Ruh-Hali-%C3%9Czerindeki-Etkisi</guid><pubDate>Sun, 29 Apr 2018 10:21:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite yapmanın yararları hakkında çok araştırma bulunmaktadır. Bunların ruh sağlığı üzerinde de etkileri olduğu farklı araştırmalarca bulunmuştur. Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek bedene de zihne de faydalıdır. Bu haberler eskidi. Yeni bir araştırmaya göre yürüyüş şeklimiz, hareket etme stilimiz de ruh sağlığımız üzerinde etkilere sahip olabilir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/0aa35c7d24ae4076a37b2bf7f86873ab.jpg"/><div>Davranış terapisi ve deneysel psikiyatri dergisinde (Journal of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry) yayınlanan araştırma, hareket algılayan kıyafetler giyen 39 katılımcı ile yapıldı. Katılımcılara detaylı açıklama yapılmadan farklı iki yürüyüş stili ile yürümeleri istendi. Yürüyüş sırasında da katılımcıların hareketlerinin yanı sıra biyolojik ölçümleri de yapıldı.</div><div>Bilmeden mutlu veya depresif yürüme şekliyle yürüyüş yapan katılımcılara 40 farklı kelime sunuldu ve bunlardan hangilerinin onları tanımladığı soruldu. Sonra 8 dakika daha mutlu veya depresif yürüyüş yapmaları istendi. Yürüyüş sonrası 40 kelimeden olabildiğince çok hatırlamaları istendi. Katılımcılar araştırmanın gerçek amacını bilmiyorlardı, aslında bir hafıza testine katıldıklarını sanıyorlardı.</div><div>Araştırma sonuçlarında ise mutlu yürüme şekliyle yürüyüş yapan katılımcılar kendileri hakkında seçtikleri pozitif kelimeleri daha çok hatırladıkları; depresif yürüyenlerin ise kendileri hakkında seçtikleri negatif kelimeleri daha çok hatırladıkları bulundu.</div><div>Ancak beklenenin aksine mutlu veya depresif yürüyenlerin biyolojik ölçümlerine göre daha mutlu veya daha depresif oldukları bulunamadı. Anlaşılan 20 dakikalık bir yürüme duygularını çok da değiştirmemişti.</div><div>Araştırmacılar deneyin tekrarlanarak aynı sonuçları verip vermeyeceğini merak ediyorlar çünkü benzer araştırmalarda yüz mimiklerinin, duruş şeklinin duygular üzerinde etkisi olduğu bulunmuştur. Belki de yürüyüş süresinin az olmuş olabileceğini de düşünüyorlar.</div><div>Daha önce yapılmış benzer araştırmalardan biri, kaşlara botoks enjekte edilerek yapılmıştır. Bu araştırmada iki grup insandan birinci grubun kaşlarına botoks, diğer kontrol grubuna ise tuzlu su enjekte edilmiştir. Ardından kişilerin duygu durumlarının değişimi incelenmiştir.</div><div>Botoks uygulanan grubun yüz kaslarının gevşemesi ruh hallerinde de gevşeme olarak kendisini göstermiştir. Tuzlu su enjekte edilen diğer grup ise önemli bir ruh değişikliği göstermemiştir.</div><div>Yürüyüş şeklimiz hafızamızı etkileyip ruh halimizi etkilemiyor olabilir ancak başka araştırmalarda duruş, oturuş şekli ve mimiklerin ruh hali üzerinde etkisi olduğu bulunmuştur. Ruh haliniz üzerinde biraz değişiklik yapmak için duruşunuz ve oturuşunuz üstünde değişikliğe gidebilirsiniz. Belki biraz daha gülümseyebilirsiniz.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Cuddy, A. J., Wilmuth, C. A., Yap, A. J., &amp; Carney, D. R. (2015). Preparatory power posing affects nonverbal presence and job interview performance. Journal of Applied Psychology, 100(4), 1286.</div><div>Magid, M., Reichenberg, J. S., Poth, P. E., Robertson, H. T., LaViolette, A. K., Kruger, T. H., &amp; Wollmer, M. A. (2014). Treatment of major depressive disorder using botulinum toxin A: a 24-week randomized, double-blind, placebo-controlled study. The Journal of clinical psychiatry, 75(8), 837-844.</div><div>Michalak, J., Rohde, K., &amp; Troje, N. F. (2015). How we walk affects what we remember: Gait modifications through biofeedback change negative affective memory bias. Journal of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry, 46, 121-125.</div><div>Wood, A., Rychlowska, M., Korb, S., &amp; Niedenthal, P. (2016). Fashioning the face: sensorimotor simulation contributes to facial expression recognition. Trends in cognitive sciences, 20(3), 227-240.</div><div>Veenstra, L., Schneider, I. K., &amp; Koole, S. L. (2017). Embodied mood regulation: the impact of body posture on mood recovery, negative thoughts, and mood-congruent recall. Cognition and Emotion, 31(7), 1361-1376.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Sınav Başarınızı Yükseltmek İçin 8 Öneri</title><description><![CDATA[Sınav mevsimi yaklaşırken, her kademede ki öğrenci için dönem sonu gelirken, öğrenciler için sınavlara çalışmak ve hazırlanmak büyük önem taşıyor. Ancak çoğu öğrenci nasıl çalışacağını bilmiyor veya potansiyellerine ulaşmalarını engelleyen etkisiz stratejiler uyguluyorlar.Yeni araştırmalara göre, eskiden doğru bilinen bazı çalışma yöntemlerinin aslında yardımcı olmadığını göstermiştir. Örneğin, aynı derse uzun süre çalışmak veya aynı yerde çalışmak uzun süreli hatırlama konusunda yardımcı<img src="http://static.wixstatic.com/media/db13d58c2b57498e8b72432f4670b0bf.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_404/db13d58c2b57498e8b72432f4670b0bf.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/28/S%C4%B1nav-Ba%C5%9Far%C4%B1n%C4%B1z%C4%B1-Y%C3%BCkseltmek-%C4%B0%C3%A7in-8-%C3%96neri</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/28/S%C4%B1nav-Ba%C5%9Far%C4%B1n%C4%B1z%C4%B1-Y%C3%BCkseltmek-%C4%B0%C3%A7in-8-%C3%96neri</guid><pubDate>Sat, 28 Apr 2018 07:57:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Sınav mevsimi yaklaşırken, her kademede ki öğrenci için dönem sonu gelirken, öğrenciler için sınavlara çalışmak ve hazırlanmak büyük önem taşıyor. Ancak çoğu öğrenci nasıl çalışacağını bilmiyor veya potansiyellerine ulaşmalarını engelleyen etkisiz stratejiler uyguluyorlar.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/db13d58c2b57498e8b72432f4670b0bf.jpg"/><div>Yeni araştırmalara göre, eskiden doğru bilinen bazı çalışma yöntemlerinin aslında yardımcı olmadığını göstermiştir. Örneğin, aynı derse uzun süre çalışmak veya aynı yerde çalışmak uzun süreli hatırlama konusunda yardımcı olmamaktadır. Bu araştırmalara dayanarak sizlere bu yazımda çeşitli öneriler sunuyorum.</div><div>1) Çalışma sınıfta başlar.</div><div>Sınıfta anlatılan ve sunulanlara aktif katılım öğrenmeye ve ne öğretildiğini anlamaya yardımcı olur. Sorular sormak (kendi kendinize de olabilir) kişiyi pasif dinleyen olmaktan çıkarır ve aktif öğrenen kişi haline getirir. Aktif öğrenme ve öğrenilenleri eski bilgi, deneyim veya görsellere bağlamak; bunlar arasında bağ kurmak sınav gibi stresli durumlarda bile hatırlamayı kolaylaştıracaktır.</div><div>2) Öğrenin, sadece okumayın.</div><div>Bazı öğrenciler hatırlayacaklarını düşünerek ders materyallerini tekrar tekrar okur. Ancak, bu şekilde öğrenirken, hatırlamayı değil, beynimize cevabı tanımasını öğretiyoruz. Örnek olarak şarkıya eşlik etmeyi düşünebilirsiniz. Şarkı çalarken sözlere eşlik edip şarkıyı biliyormuş gibi gözükebiliriz ancak şarkının sadece melodisi olduğunda (sözleri çıkarttığımızda) sözleri hatırlamada zorlanabilirsiniz. Bu durum beyninize şarkı sözlerini hatırlamayı öğretmek yerine tanımayı öğrettiğiniz için yaşanmaktadır.</div><div>Daha etkili öğrenme yolu ise kendinizi sınamak ve öğrendiklerinizi prova etmektir. Hatırlama denemeleri hafızayı güçlendirebilir, beyniniz daha hızlı cevapları çağırabilir. Aynı zamanda kendinizi sınarken neleri hatırlamakta zorlandığınızı görebilir ve eksiklerinizi fark edebilirsiniz. Ders materyalini kendi kelimelerinize dökün, kendinizi sınayın, hatırlayamadıklarınızı görün, süreci tekrarlayın.</div><div>3) Uyku</div><div>Her organ kendisini temizleme ihtiyacı duyar. Beyin de böyledir. Beynin temizlenme süreci uyurken yaşanır ve yeterince uyumadığımızda düşünmekte zorlanmamız, beynin yeterince kendini temizleyememesindendir.</div><div>Yetersiz uyku sonucunda dikkat ve konsantrasyon, bilgi işleme, hatırlama ve problem çözme becerileri zayıflar. Çalışırken sabahlamaları bırakın ve uyuyun (ergenler için 8-10 saat, gençler içinse 7-9 saat).</div><div>4) Hatalar öğrenmenin ve hayatın parçasıdır.</div><div>Hata yaptığınızda karamsarlığa düşmeyin. Olanları olumsuz yorumlayıp kendinizi mutsuzluğa ve umutsuzluğa sürüklemeyin. Hata yapmak çok doğaldır. Öğrenmeye çalıştığınız şeyleri bilenler, bunları size anlatanlar bunları bir günde, bir saniyede öğrenmedi. Onlar da hata yaptı. Belki sizden az belki sizden çok. Hata yapmak kişiye yanlışa dair geri bildirim sağlar ve bunu düzeltme imkanı sunar. Olaylara bu açıdan bakın ve kendi öğrenme sürecinize engel olmayın.</div><div>5) Aralıklı çalışmak ve sırayı değiştirmek yardımcı olur.</div><div>Konuları sıkıştırıp son anda çalışmak çoğu kişinin yaptığı bir hata. Ben de zamanında yaptım bu hatayı. Ancak çalışmalarınızı farklı zamanlara yaymak ve aralıklı çalışmak öğrenmenizi güçlendirir. Ayrıca çalışırken sürekli aynı sırayla çalışmamak, geriye doğru gitmek, sırayı bozmak da öğrenmeyi ve dolayısıyla hatırlamayı kolaylaştırır.</div><div>6) Ara vermek önemlidir.</div><div>Çalışırken ara vermek beynin dinlenmesi için fırsat tanımaktır ve öğrenmeyi destekler. Dikkat süresine göre verilen ara sıklıkları değişse de verilen aralarda beynin çok uzaklaşmaması, dağılmaması önemlidir. Bu yüzden sosyal medya, TV veya oyun başına geçmek yerine yürümek, sohbet etmek, etrafı toplamak tercih edilebilir.</div><div>7) Pozitif bir bakış açınız olsun.</div><div>Öğrenmeye çalıştığınız materyal size zor geliyorsa kendinizi olumsuz düşüncelere kaptırmayın. Başka yöntemler bulmaya çalışın. Daha küçük parçalara ayırıp öğrenmeye çalışın. Konuyu anlamak için temel bilginiz eksikse bu eksikliği gidermeyi deneyin.</div><div>Kendinize başarısız damgası vurup pes etmektense şunu bilin. Hepimiz zaman zaman kendimizle ilgili, başkaları ile ilgili veya gelecekle ilgili karamsar düşüncelere sahip oluruz. Önemli olan bu düşüncelere rağmen ve bu düşüncelerle birlikte hedefinize gitmeye devam etmenizdir. Düşüncelerinizle savaşmak veya pes etmek yerine aklınızdan geçen düşüncelerin sadece varlığını kabul edin, sonra da hedefinize doğru gitmeye devam edin.</div><div>8) Stresi dizginlemek önemlidir.</div><div>Belirli bir miktarın üstündeki stres sizi geriye çekebilir, becerilerinizi sınırlayabilir. Bunun önüne geçmek adına çok stresli dönemlerinizde size iyi gelen şeyleri bulun. Kendinizi sevin. Kendinizi maddi ve manevi besleyin. Düzenli beslenin. Sevdiklerinizle vakit geçirin.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Nevşah Karamehmet Ve Nefes Terapisi İddiaları</title><description><![CDATA[Tarih boyunca tedavi, çözüm adı altında hurafeler ve safsatalar insanlara pazarlanmıştır. Günümüzde gelişen teknoloji ve medya sayesinde insanları kandırmak biraz daha zorlaşsa da yakın zamanda sıfırlanması çok da mümkün görünmüyor. Bu noktada bilinçli tüketici olmak önemlidir. Biz alanda çalışan, bilimi ve araştırmaları takip eden insanlar olarak da toplumu bilgilendirme ve bilinçlendirme sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.Bu yazıda geçen sene haziranda (2017 Haziran) yapılan bir programı ele<img src="http://img.youtube.com/vi/tDPSDIpGQ3k/mqdefault.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/22/Nevsah-Karamehmet-Ve-Nefes-Terapisi-iddialari</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/22/Nevsah-Karamehmet-Ve-Nefes-Terapisi-iddialari</guid><pubDate>Sun, 22 Apr 2018 09:43:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Tarih boyunca tedavi, çözüm adı altında hurafeler ve safsatalar insanlara pazarlanmıştır. Günümüzde gelişen teknoloji ve medya sayesinde insanları kandırmak biraz daha zorlaşsa da yakın zamanda sıfırlanması çok da mümkün görünmüyor. Bu noktada bilinçli tüketici olmak önemlidir. Biz alanda çalışan, bilimi ve araştırmaları takip eden insanlar olarak da toplumu bilgilendirme ve bilinçlendirme sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.</div><div>Bu yazıda geçen sene haziranda (2017 Haziran) yapılan bir programı ele almak istiyorum. Kendi sosyal medya hesabımda eleştirmiştim ancak yakın zamanda bu bölüme ait bir videoya denk gelince hakkında yazı yazmak da zaruri diye düşündüm.</div><div>Program CNN’de yayınlanan, çoğumuzun severek takip ettiği Gündem Özel programı. Hazirandaki bir bölümünde (23.06.2017) ise Nevşah Karamehmet isimli bir Nefes Terapisti ilginç iddialarda bulunuyor. Haydi hep beraber bu iddiaları ele alalım.</div><iframe src="https://www.youtube.com/embed/tDPSDIpGQ3k"/><div>Bu videoda ateistler ile ilgili kısmı izleyebilirsiniz.</div><div>Birinci iddiası, ateistlerle yaptığı nefes çalışmalarında yaşadıklarına dair. Kendi sözlerine göre ateistlerde göğüs nefesi yokken karın nefesi var. İki günlük nefes çalışmaları sonrası bu insanlarda nefesin açıldığını ve Allah’a inandıklarını söylüyor. Koyu ateistler diye de altını çiziyor. Bunun sırrını da manyetik alan (bir ara “Manyetik alan demiyim” de diyor?), kuantum diyerek açıklıyor. Ateistlerin burası çıkık (göğüs kafesini gösteriyor), sormama bile gerek yok bir çıkıklık var, taşlaşmış diye iddiada bulunuyor.</div><div>Daha sonra “Yüzbinlerce insan üstünde bu araştırmaları yaptık” (birebir kendi sözü) diye bir iddiada da bulunuyor. Böyle bir araştırmayı hiçbir yerde bulamadım. Olmayan bir araştırma ile kendi sözlerini desteklemek çok yaygın bir yalan aslında.</div><div>Bu konu ile ilgili dediklerine bakacak olursak, kuantum diyerek bazı şeyleri açıkladığını iddia edenler kuantumun karmaşıklığına ve bilinmezliğine sığınırlar. Kuantum demek bilimsel açıklama yerine geçmez. Manyetik alan demek de ona keza. Bu manyetik alanın nasıl bir işlevi var, bunu detaylı ve mantıklı olarak açıklayamıyorsanız, açıklamanız kabul edilebilir değildir. Sadece konu başlıklarını söylemek açıklama yerine geçmez. Buna benzer bir açıklama da ben getireyim. Terapi neden işe yarar? Çünkü bilim, insan, davranış, hayat, azim, füzyon, defüzyon, tepkime, kimya. Bu açıklama kabul edilebilir mi? Bence edilemez.</div><div>Başka bir açıdan bu olaya tekrar bakalım. Ateistlerin taşlaşmış göğüs kafesi nefesle açılınca Allah’a inanıyorlar diyor terapistimiz. Bunu nefese bağlayıp akıl, düşünme ve sorgulamayı devre dışı bırakması, terapistimizin ayrı bir hatası olsa gerek.</div><div>İkinci iddiası ise geyler ile ilgili. Nefes terapistimizin iddiasına göre geyler, doğru nefes alamadıkları için erkeklik enerjilerine ulaşamıyorlar. Ama nefes terapisi bu konuda da imdada koşuyor. Erkeklik enerjisine ulaşmayı öğretiyor sanırım.</div><div>Bu ikinci iddiayı açıklamak çok daha kolay aslında. Bu sınıflandıran bir zihniyettir. Bu zihniyet aslında yaygındır ve cinsiyetçi tutumun bir ürünüdür. Feminen veya maskülen olmak iki kutuptan ibaret değildir ve stabil değildir. Bir kişi bazı ilişkilerinde daha feminen, bazı ilişkilerinde daha maskülen olabilir. Başka biri tüm ilişkilerinde oldukça feminen olmayı tercih edebilir. Bu, cinsel yönelimden bağımsızdır. Cinsel yönelim de terapi ile dışarıdan müdahale ile değiştirilebilen, tedavi edilebilen, iyileştirilebilen bir şey değildir. Hastalık, psikolojik bozukluk değildir. Dolayısıyla nefes alma şeklini değiştirerek, nefes terapisi ile cinsel yönelim değiştirmek mümkün değildir.</div><iframe src="https://www.youtube.com/embed/wECYN_GjTWs"/><div>Buradan tüm bölümü izleyebilirsiniz.</div><div>Medyanın büyümesi ile beraber bilgi bombardımanı altındayız. Zaman zaman bilgi çöplüğüne dönüyor siyah ekranda gördüklerimiz. Bu noktada bizlere de seçici olma görevi düşüyor. Bilgiyi hemen kabul etmektense araştırıp öğrenmek önemlidir. Araştırma becerisi, araştırdıkça gelişen bir beceridir. Bu bilgi kirliliğinden terapi, psikoloji ve ruh sağlığı alanları da nasibini alıyor. Bilinçli birer tüketici olup araştırarak bu sahte bilimcilerden kaçınabilirsiniz.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>İlişkideki Çatışmaları Çözümlemek İçin Terapi</title><description><![CDATA[İlişkide veya evlilikte, partnerleri birlikte tutan en önemli parça, çatışma çözümüdür. Aşık olma hali, uzun süre partnerleri bir arada tutsa da bu ilişkiyi bir yere kadar götürür. Ancak uzun vadede ilişkinin sürmesini sağlayan ve birlikteliği devam ettiren, partnerlerin ilişkiyi yürütmeye dair bağlılığıdır.Partnerler, bir birey gibi, kendi problemlerini çözme eğilimine ve içgüdüsüne sahiptir, homeostasisi koruma ve dengede durmaya çalışmaktadır. Ancak partnerlerin, yine, her bireyde olduğu<img src="http://static.wixstatic.com/media/1a1564c50cf14a109423416f14e8381a.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/21/%C4%B0li%C5%9Fkideki-%C3%87at%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1-%C3%87%C3%B6z%C3%BCmlemek-%C4%B0%C3%A7in-Terapi</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/21/%C4%B0li%C5%9Fkideki-%C3%87at%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1-%C3%87%C3%B6z%C3%BCmlemek-%C4%B0%C3%A7in-Terapi</guid><pubDate>Sat, 21 Apr 2018 18:17:27 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>İlişkide veya evlilikte, partnerleri birlikte tutan en önemli parça, çatışma çözümüdür. Aşık olma hali, uzun süre partnerleri bir arada tutsa da bu ilişkiyi bir yere kadar götürür. Ancak uzun vadede ilişkinin sürmesini sağlayan ve birlikteliği devam ettiren, partnerlerin ilişkiyi yürütmeye dair bağlılığıdır.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/1a1564c50cf14a109423416f14e8381a.jpg"/><div>Partnerler, bir birey gibi, kendi problemlerini çözme eğilimine ve içgüdüsüne sahiptir, homeostasisi koruma ve dengede durmaya çalışmaktadır. Ancak partnerlerin, yine, her bireyde olduğu gibi, işleri daha zor hale getiren kör noktaları vardır. Zaman zaman duygular o kadar yoğun olur ki partnerler tarafsız birisine olanları konuşmak, anlamak için ve bazı değişiklikler yapmak için ihtiyaç duyabilir. Bu noktada çift terapistine gitmek partnerlerin yararına olacaktır.</div><div>Çoğu zaman çift terapisine giden partnerler bunu son çaba, son çare olarak düşünürler. Olaylar onlar için oldukça ciddi hale gelmiştir ve bir de bunu deneyelim diye düşünürler. Herkes tabii böyle düşünmez. Keşke kimse son dakikayı beklemese. Bireysel terapide de olduğu gibi çift terapisinde, insanlar terapiye acil durumlarda, kriz anlarında yönlenir. Bunun aksi olması hepimizin dileği. Erken müdahale, herkes için daha etkili ve iyidir.</div><div>Bunlara paralel olarak partnerler terapiye geldiklerinde, genel olarak ayrılık öncesi son çare olarak bakarlar terapiye. Belli ki partnerler bu döngülere artık daha fazla katlanamadıklarını ilan etmiş, birlikteliği çözülmez görmüşlerdir. Ancak bu durumda bile herkes için hala iyi haberler vardır. Partnerler ayrılmak istemedikleri için terapiye gelirler (gönüllü geldiklerini varsayarsak). Dolayısıyla üstünde çalışmak istedikleri, değiştirmek istedikleri şeyler vardır ve ayrılmak istemediklerinden çaba harcama ve değişime başlama ihtimalleri yüksektir.</div><div>İlişki içerisindeyken bazı şeyleri görmek partnerler için zor olabilir. En çok karşılaşılan sorunlardan biri de partnerlerin yaptıklarını farklı şekillerde anlamaları ve bu olanlara farklı yorumlar katmalarıdır. Bu noktada dışarıdan bir göz, partnerlere çok yardımcı olabilmektedir. Bu dış gözün partnerlere yeterince konuşma alanı vermesi de önemlidir. Partnerlerin birbirlerini daha iyi duymaları ve kendi iç seslerini sessizleştirerek duymaları önemlidir. Partnerler konuşurken terapist de verilen mesaj ile alınan mesajın birbiriyle uyumlu olup olmadığını kontrol etmelidir.</div><div>Terapi süresince partnerler, problematik olarak tanımladığı davranışlar ve tutumlar üstüne de konuşurlar. Bunlar üstünde kontrollü bir ortamda tartışabilme imkanı partnerlere daha iyi gelmektedir. Bu örüntülerin farkında olmak, bunların varlığını görmek; üzerinde çalışma imkanı da sağlar. Kişiler günlük hayatta yaptıklarının onlara ne gibi sonuçlar sunduğunu görmeyebilir ancak terapi sayesinde buna dair farkındalık arttırılabilir.</div><div>Terapi olanları daha net görmenize yardımcı olur. Farklı bakış açıları ve seçenekler sunar. Daha esnek ve bilinçli karar alma becerisini geliştirmeyi sağlar.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Panik Atak Bozukluğa Sahip Olanlarda Görülen 4 Özellik</title><description><![CDATA[Panik atak hem bedene hem zihne saldırır. Sığ nefes, mide bulantısı, terleme, hızlı kalp atışları, derealizasyon ve depersonalizasyon semptomları ile kendisini gösterir. Panik atak sonrası, kişi yorgun ve tükenmiş hisseder, kendini toparlamak için vakte ihtiyaç duyar.Siz veya sevdiğiniz biri aşağıdaki semptomları gösteriyorsa panik atak bozukluk için bir terapiste görünmek yerinde olacaktır. Terapi ve tedaviye ne kadar çabuk başlarsanız o kadar iyi olacaktır.1) Gelecekte panik atak yaşamaya dair<img src="http://static.wixstatic.com/media/32d890bc746542bfb4314e565683edfb.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_404/32d890bc746542bfb4314e565683edfb.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/15/Panik-Atak-Bozuklu%C4%9Fa-Sahip-Olanlarda-G%C3%B6r%C3%BClen-4-%C3%96zellik</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/15/Panik-Atak-Bozuklu%C4%9Fa-Sahip-Olanlarda-G%C3%B6r%C3%BClen-4-%C3%96zellik</guid><pubDate>Sun, 15 Apr 2018 07:35:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Panik atak hem bedene hem zihne saldırır. Sığ nefes, mide bulantısı, terleme, hızlı kalp atışları, derealizasyon ve depersonalizasyon semptomları ile kendisini gösterir. Panik atak sonrası, kişi yorgun ve tükenmiş hisseder, kendini toparlamak için vakte ihtiyaç duyar.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/32d890bc746542bfb4314e565683edfb.jpg"/><div>Siz veya sevdiğiniz biri aşağıdaki semptomları gösteriyorsa panik atak bozukluk için bir terapiste görünmek yerinde olacaktır. Terapi ve tedaviye ne kadar çabuk başlarsanız o kadar iyi olacaktır.</div><div>1) Gelecekte panik atak yaşamaya dair korku ve buna dair düşünceler</div><div>En yaygın belirti, panik atak yaşayan birinin bir daha panik atak yaşamaktan korkması ve buna dair düşüncelere sık sık sahip olmasıdır. Gelecekte yaşayacağı panik ataklar hakkında kafa yoruyor olması, panik atak bozukluğun bir belirtisidir. Bu korku ve düşünceler kişide kaygının yükselmesi ile sonuçlanır. Kaygı arttıkça da kişide bu düşünceler yoğunlaşır, kişi kısır döngüye girer.</div><div>2) Kaçınma davranışları</div><div>Panik ataktan korkmak ve kişinin panik atak ile ilgili bazı varsayımları kaçınma davranışlarını tetikler. İlk panik atağın yaşandığı yerden ve benzeri yerlerden, panik atak yaşandığında birlikte olunan kişilerden kaçınmak bunun en yaygın halidir. Panik atak yaşamış olan kişi, panik atağın yaşandığı yere gittiğinde panik atak yaşayacağını varsayıp bu yerden kaçınabilir. Aynı şekilde beraberinde olduğu insanlarla (veya kalabalık içinde olma durumunu), panik atağı eşleştirip bu insanlarla birlikte olmaktan kaçınabilir.</div><div>3) Güvenli objelere bağlılık</div><div>Güvenli objeler panik atak ile baş etmede kullanılır. Bu obje her şey olabilir, dini bir obje, ilaç, su şişesi güvenli obje olarak kullanılabilir. Güvenli objeler panik atakların yaşandığı süre zarfında yararlı ve yardımcı olsa da uzun vadede bunlara bağlı olmak kişinin panik ataklardan kurtulmasına ket vurabilir.</div><div>4) Kapalı alanlarda kalma korkusu</div><div>Kapalı alanlarda panik atağa dair bir işaret kaygıyı arttırabilir. Artan kaygı ile kişi daha sığ nefesler alarak panik atağı tetikleyebilir. Bu da kişinin, bir süre sonra kapalı alanda kalma korkusu geliştirmesi ile sonuçlanabilir.</div><div>Panik atak tedavisinde en iyi yaklaşım; terapi, ilaç, sağlıklı yaşam ve destek sisteminin birlikte kullanılmasıdır. Her ne kadar semptomlar ağır, can sıkıcı olsa da bu kaygı bozukluğunun tedavisi vardır.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Burns, D. D. (2007). When panic attacks: The new, drug-free anxiety therapy that can change your life. Harmony.</div><div>Nardi, A. E., &amp; Freire, R. C. R. (Eds.). (2016). Panic Disorder: Neurobiological and Treatment Aspects. Springer.</div><div>Nathan, P. E., &amp; Gorman, J. M. (Eds.). (2015). A guide to treatments that work. Oxford University Press.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Terapistinizden Ayrılmanız Gerektiğini Gösteren 7 İşaret</title><description><![CDATA[Terapi harika bir şeydir, eğer size uygun terapist ile çalışıyorsanız. Araştırmalara göre terapist ve danışan ilişkisi, terapinin etkili olmasında önemli bir yere sahiptir. Mükemmel, ideal bir dünyada yaşamadığımız için bazı terapist ve danışanlar uyumsuz olabilmektedir.1) Terapistiniz size dinlerken uyukluyorsaİnanmazsınız, yaşanıyor. Birden fazla kez bunu yaşayan bile var. Bana bu ilginç durumu paylaşanların anlattıklarına ben de inanamadım.Eğer terapistiniz seans, görüşme sırasında uyukluyor<img src="http://static.wixstatic.com/media/b9cbd60281ff4008a51e4838cdb07e72.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/14/Terapistinizden-Ayrilmaniz-Gerektigini-Gosteren-7-isaret</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/14/Terapistinizden-Ayrilmaniz-Gerektigini-Gosteren-7-isaret</guid><pubDate>Sat, 14 Apr 2018 10:32:20 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Terapi harika bir şeydir, eğer size uygun terapist ile çalışıyorsanız. Araştırmalara göre terapist ve danışan ilişkisi, terapinin etkili olmasında önemli bir yere sahiptir. Mükemmel, ideal bir dünyada yaşamadığımız için bazı terapist ve danışanlar uyumsuz olabilmektedir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/b9cbd60281ff4008a51e4838cdb07e72.jpg"/><div>1) Terapistiniz size dinlerken uyukluyorsa</div><div>İnanmazsınız, yaşanıyor. Birden fazla kez bunu yaşayan bile var. Bana bu ilginç durumu paylaşanların anlattıklarına ben de inanamadım.</div><div>Eğer terapistiniz seans, görüşme sırasında uyukluyor veya uykuya dalıyorsa; sizinle çalışmak için uygun biri olmadığına emin olabilirsiniz. Yeni bir terapist bulma zamanı sizin için.</div><div>2) Hedeflerinizi terapistinize anlattığınızda sizi desteklemediğini düşünüyorsanız</div><div>Desteklenmek önemlidir. Bazı ilişkilerde daha da önemlidir. Terapistinizle olan ilişkinizde hedefleriniz konusunda desteklenmediğinizi düşünüyorsanız bunu belirtin. Bu konuyu açıklığa kavuşturmak istediğinizi belirtin.</div><div>Doğru terapist, her zaman sizinle aynı fikirde değildir, ancak hedefleriniz konusunda terapistiniz sizi desteklemiyorsa bunun nedenini öğrenin. Hemfikir değilseniz ve sizin hedefleriniz farklı ise terapi süreci sizi istediğiniz yere, noktaya, geleceğe götürmeyecektir. Bu yüzden, terapiden memnun kalmanız için, terapistinizle hedefler konusunda hemfikir olmanız önemlidir.</div><div>3) Terapistiniz her konuda uzman olduğunu iddia ediyorsa</div><div>Her konunun uzmanı terapistlere karşı dikkatli olun. İyi bir terapist hangi konularda yardımcı olabileceğini ve hangi konularda çalışmayacağını bilir. İyi bir terapist, kendi uzmanlığı dışında kalan bir konuya sahipseniz, sizi başkasına yönlendirmeyi bilir.</div><div>4) Neden terapiye gittiğiniz konusunda emin değilseniz</div><div>Terapi günlük stres, sorunlar ve olaylarla baş etmek için uygun araçlar bulmanıza ve keşfetmenize yardımcı olur. Terapistinizle beraber belirlediğiniz, açık ve net hedefleriniz olduğundan emin olun.</div><div>5) Terapistiniz çok fazla hatırlatmaya ihtiyaç duyuyorsa</div><div>Sıklıkla terapistinize anlattıklarınızı tekrar hatırlatma gereği duyuyorsanız, dediklerinizi çoğunlukla unutuyorsa terapistinizi değiştirmeyi düşünebilirsiniz. Daha organize ve daha dikkatli bir terapistle çalışmanız sizin için daha iyi olacaktır.</div><div>6) Seanslarda terapistinizin yaşadıklarını çok dinliyorsanız</div><div>Bir fikri anlatmak ve bir ders çıkarmak için terapistinizin kendi hayatından paylaşım yapması olasıdır, doğaldır. Ancak terapistinizin anlattıkları sıklıkla size bir şey ifade etmiyorsa, neden paylaştığını anlamıyorsanız terapistiniz çok fazla paylaşıyor olabilir.</div><div>7) Her seans, görüşme sonrası iyi hissediyorsanız</div><div>Terapiden sonra hep iyi hissetmek gerektiği gibi yanlış bir inanç vardır insanlarda. Ancak terapi zorlu ve yorulduğunuz bir süreçtir. Zaman zaman tükenmiş hissetmeniz doğaldır. Terapi sonrası her zaman her şey yolunda ve iyi hissediyorsanız başka bir terapiste ihtiyacınız olabilir. Daha zorlu olan duygularınızı ve durumlarınızı konuşmak ve bunlar üstünde çalışmak için başka bir terapiste ihtiyacınız olabilir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Otizme Dair 6 Mit, Hurafe, Söylenti</title><description><![CDATA[Geçtiğimiz hafta, 2 Nisan Otizm Farkındalık Günüydü. Bu özel gün, Birleşmiş Milletler tarafından 2007 yılında alınan bir kararla (Katar temsilcisi öneride bulunmuştur) her yıl kutlanması kararlaştırılmıştır. Amerika’da ise sadece bir gün olmak yerine tüm nisan ayı Otizm Farkındalık Ayıdır.Farkındalık günü olması çok önemlidir, bu duruma sahip insanların görünürlüğünü arttırmak için de çok faydalıdır. Ancak gerçekte durum öyle mi?Yakın zamanda otizmli bir çocuk annesinin serzenişi sosyal medyada<img src="http://static.wixstatic.com/media/2f0033e0290db39a30742959f847dc96.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_606/2f0033e0290db39a30742959f847dc96.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/09/Otizme-Dair-6-Mit-Hurafe-S%C3%B6ylenti</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/09/Otizme-Dair-6-Mit-Hurafe-S%C3%B6ylenti</guid><pubDate>Mon, 09 Apr 2018 09:54:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Geçtiğimiz hafta, 2 Nisan Otizm Farkındalık Günüydü. Bu özel gün, Birleşmiş Milletler tarafından 2007 yılında alınan bir kararla (Katar temsilcisi öneride bulunmuştur) her yıl kutlanması kararlaştırılmıştır. Amerika’da ise sadece bir gün olmak yerine tüm nisan ayı Otizm Farkındalık Ayıdır.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/2f0033e0290db39a30742959f847dc96.jpg"/><div>Farkındalık günü olması çok önemlidir, bu duruma sahip insanların görünürlüğünü arttırmak için de çok faydalıdır. Ancak gerçekte durum öyle mi?</div><div>Yakın zamanda otizmli bir çocuk annesinin serzenişi sosyal medyada ilgi topladı. Annenin önemli bir şikâyeti vardı, herkes farkındalık gününde paylaşım yapıp otizm üzerine konuşuyor ancak gerçek hayatta annenin yaşadığı zorluklar devam ediyordu. Okullar çocuğu öğrenci olarak kabul etmek istemiyor, diğer veliler sınıflarında otizmli birey istemiyordu. Farkındalık gününde herkes yazıp çizse de insanların otizmli birey fobisi devam ediyordu.</div><div>Peki bu fobiyi nasıl kırabiliriz? Bu ötekileştirmelerin önüne nasıl geçebiliriz?</div><div>Öncelikli adım herkesin konuyla ilgili bilgi sahibi olmasıdır. İnsanlar bilmedikleri ve onlara yabancı olan şeylere atıfta bulunma eğilimindedirler (“Otizm aşılar yüzündenmiş”, “Einstein da otistikmiş”, “Otistikler saldırganmış”). Gerçek hayatta az da olsa deneyimleri varsa bu deneyimlerini genelleyip tüm bireylere atfedebilirler (“Otizmli bireyler şöyledir”, “Otizmliler çok zekidir/başarısızdır/ilgi görmemiş çocuklardır”). Yani önemli olan adımlardan biri otizmli bireyler hakkındaki mitleri ve hurafeleri “gerçekler” ile değiştirmektir.</div><div>Mit 1: Otizm eskiden ender görülüyordu, artık çok yaygın.</div><div>Geçmişte otizmin daha az olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. Tanı almamış vakaların olması ise söz konusudur. Günümüzde daha çok uzman, öğretmen ve veli otizm hakkında bilgi sahibidir ve bunun sayesinde çocuklar otizm belirtileri gösterdiklerinde uzmana yönlendirilebilmektedir. Geçmişte bu durum büyük olasılıkla daha farklıydı. Otizm vakaları gözden kaçıyordu. Dolayısıyla görülen artış otizm vakalarının artması değil otizm vakalarının tanı alıyor (belgeleniyor, raporlanıyor) olmasıdır.</div><div>Ayrıca bu artış hurafesini bazı insanlar aşılara bağlamaktadır. Aşılar yüzünden otizm vakalarında artış olduğunu iddia etmektedirler. Ancak buna dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır.</div><div>Mit 2: Otizmliler empati kuramaz, duygusuzlardır.</div><div>Otizmli bireyler farklı düşünür ve algılarlar. Çevreden aldıkları sosyal mesajlar ve duygular, çoğunlukla onlara fazla gelir. Bunların altında kendilerini boğulmuş hissedebilirler. Bu yüzden de aşırı tepki diyebileceğimiz davranışlarda bulunabilirler.</div><div>Beyinleri daha farklı çalıştığı için küçük belli belirsiz mimik, beden dili, ses tonu değişimleri onlar tarafından fark edilmeyebilir. Onlar bu değişimleri anlamlandıramayabilir ancak bunu yapamıyor olmaları empati kuramadıkları anlamına gelmez. Onlar farklı sosyalleşen bireylerdir. Dolaylı yoldan duyguları okumakta zorlanıyor olabilirler ancak siz duygularınızı doğrudan ifade ederseniz anlayacaklardır.</div><div>Mit 3: Asıl amaç otizmli bireyleri akranları gibi yapmaktır.</div><div>Otizm Onur (Otizm Pride), tüm dünyada yayılmaya başlayan bir akımdır. Otizmli bireyler kendi durumlarıyla gurur duyduklarını ve bunu benimsediklerini belirtmektedirler. Farklı ihtiyaçlara sahip olmak suç değildir, düzeltilmesi gereken bir durum da değildir. Bireysel farklılıklara ve ihtiyaçlara hepimiz sahibiz. Önemli olan bireylerin ihtiyaçlarıdır, onlara taktığımız etiketler değil.</div><div>Mit 4: Otizmliler çok zekidir/zeka geriliği yaşarlar.</div><div>Bu mit yaygın ve ilginçtir. Bir kısım insan Einstein da otizmlidir, ünlü dehalar otizmli, otizmliler çok zeki olur gibi çıkarımlarda bulunur. Bir kısım insan da otizmli çocukların dil, motor becerileri gibi becerilerinin gelişimi üstünden varsayımda bulunur ve otizmlilerde zeka geriliği vardır der. İkisi de yanlıştır.</div><div>Otizmli bireylerin zeka düzeyleri değişkendir, tüm toplumdaki zeka dağılımına paraleldir. Çünkü otizm zeka ile ilgili bir durum değildir. Tüm toplumda zeka geriliği/yüksek zeka ne kadar yaygınsa otizmlilerde de o kadar yaygındır.</div><div>Mit 5: Otizm kötü ebeveynlik yüzündendir.</div><div>Soğuk ebeveynler yüzünden çocukların otizmli olduğu varsayımı/hurafesi 1950’lerde ortaya atılmış bir fikirdir. Günümüzde bunun gerçek olmadığı kanıtlanmıştır. Otizm büyük ölçüde genetiktir.</div><div>Mit 6: Aşılar otizme sebep olur.</div><div>Aşılar otizme sebep olmaz. Aşılar otizme neden olmaz. </div><div>Aşılar hastalıklardan korur. Çocukların sağlıklı gelişimi için önemlidir. Otizmin kökenleri büyük ölçüde genetiktir. </div><div>Otizmlileri ötekileştirmeyin, onları dışlamayın.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Boutot, E. A. (2016). Autism spectrum disorders: Foundations, characteristics, and effective strategies. Pearson.</div><div>Casanova, M. F., Amaral, D. G., Rubenstein, J. L., &amp; Rogers, S. J. (2015). Neuroscience of Autism. Psychiatry, Fourth Edition, 382-397.</div><div>Hebron, J. S., Oldfield, J., Humphrey, N., Hebron, J., Bond, C., Toor, N., ... &amp; Symes, W. (2017). The Transition from Primary to Secondary School for Students with Autism Spectrum Disorders. Child and Adolescent Mental Health, 21(1), 21-29.</div><div>Laurelut, M. H., Latif, S., Billington, T., Simon, G., Hassall, R., McCabe, B., ... &amp; Collins, G. (2016). Re-thinking Autism: Diagnosis, Identity and Equality. Jessica Kingsley Publishers.</div><div>Tustin, F. (2018). Autism and childhood psychosis. Routledge.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Hazır Kek Karışımları ve Tüketici Psikolojisi</title><description><![CDATA[Çoğu insanın alıştığı kek karışımları 1929 yılında ilk kez üretildi ve satışa sunuldu. Günümüzde ise sadece Amerika’da yılda (2016 istatistiği) 60 milyon paket hazır kek karışımı satılmaktadır.20 yıl içerisinde, 1950’lerde, kek karışımı satışları artmayı bıraktı ve yer yer düşüşe geçti. Bu durumu çözmek isteyen şirketler ise tüketici perspektifine odaklandılar. Araştırmalar sonucunda öne çıkan iki neden bulundu. Bunların ilki tüketici beklentisiydi.1930’lara kadar evde ekmek yapan ev hanımları<img src="http://static.wixstatic.com/media/d522123ddfbb498a8d0eb2c99563ce2e.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_606/d522123ddfbb498a8d0eb2c99563ce2e.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/08/Haz%C4%B1r-Kek-Kar%C4%B1%C5%9F%C4%B1mlar%C4%B1-ve-T%C3%BCketici-Psikolojisi</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/04/08/Haz%C4%B1r-Kek-Kar%C4%B1%C5%9F%C4%B1mlar%C4%B1-ve-T%C3%BCketici-Psikolojisi</guid><pubDate>Sun, 08 Apr 2018 08:48:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Çoğu insanın alıştığı kek karışımları 1929 yılında ilk kez üretildi ve satışa sunuldu. Günümüzde ise sadece Amerika’da yılda (2016 istatistiği) 60 milyon paket hazır kek karışımı satılmaktadır.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d522123ddfbb498a8d0eb2c99563ce2e.jpg"/><div>20 yıl içerisinde, 1950’lerde, kek karışımı satışları artmayı bıraktı ve yer yer düşüşe geçti. Bu durumu çözmek isteyen şirketler ise tüketici perspektifine odaklandılar. Araştırmalar sonucunda öne çıkan iki neden bulundu. Bunların ilki tüketici beklentisiydi.</div><div>1930’lara kadar evde ekmek yapan ev hanımları genel olarak beklentisi yüksek bir kitleydi. Kek karışımlarının tadı konusunda hassas ve seçiciydiler. Zorlu bir eleştirmen kitlesi vardı yani satışların yapıldığı. İkinci neden ise daha önemli ve ilginçti.</div><div>Diğer daha büyük problem ise duygusal bir nedendi. Bu problem sayesinde tüketici psikolojisinin önemi de bir kez daha gözler önüne serildi. İnsanlar kutudan çıkan kek karışımını yaparken sahtekâr hissediyorlardı. Gerçekten kek yapmaktan ziyade kutudan çıkan duygusuz bir ürünü sevdiklerine ikram ettiklerini düşünüyorlardı.</div><div>Şirketler tüketici algısını anlamlandırmaya çalışırken günümüzde modern tüketici davranışları araştırmalarının öncüsü olarak bilinen dönemin pazar danışmanı ve psikolog Ernest Dichter devreye girdi.</div><div>Dichter şirketlere kek karışımından yumurtayı çıkarmalarını, yumurta ekleme görevini tüketicilere geri vermelerini önerdi (o dönemde kek karışımlarına sadece su ekleniyordu). Problem, kadınların sadece su ekleyerek kek yaparken yeterince duygularını katmadıklarını düşünmeleriydi. Dichter’a göre kadınlar yumurta da eklerlerse kendilerini daha çok emek sarf etmiş ve duygularını katmış hissedeceklerdi. Yumurta katmak daha çok “sahici” kek pişirmek gibi olacaktı.</div><div>Dichter’ın beklediği gibi oldu. İlerleyen senelerde bu olay hazır kek karışımı satışları için bir dönüm noktası olarak görüldü. Yumurtayı sonradan eklemek aslında iki problemi birden çözdü. Öncelikli satış problemi olan, kek karışımının sahte ve duygusuz görülmesinin çözülmesinin yanı sıra kek karışımlarının tadı taze yumurta ile daha da iyileşmişti. Bir taşla iki kuş yani.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Andrews, J. C., &amp; Shimp, T. A. (2017). Advertising, promotion, and other aspects of integrated marketing communications. Nelson Education.</div><div>Belk, R. W. (2005). Studies in the new consumer behaviour. In Acknowledging consumption (pp. 61-102). Routledge.</div><div>Fullerton, R. (2010). Ernest Dichter: the motivational researcher. In Ernest Dichter and Motivation Research (pp. 58-74). Palgrave Macmillan, London.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Depresyon (Kısa İnfografik)</title><description><![CDATA[Depresyon hakkında hazırladığım kısa infografiği aşağıda bulabilirsiniz.<img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_3b52e01d36a24f1987621e4077805218%7Emv2.png/v1/fill/w_606%2Ch_1399/d2efad_3b52e01d36a24f1987621e4077805218%7Emv2.png"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/28/Depresyon-K%C4%B1sa-%C4%B0nfografik</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/28/Depresyon-K%C4%B1sa-%C4%B0nfografik</guid><pubDate>Wed, 28 Mar 2018 11:33:14 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Depresyon hakkında hazırladığım kısa infografiği aşağıda bulabilirsiniz.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_3b52e01d36a24f1987621e4077805218~mv2.png"/></div>]]></content:encoded></item><item><title>Facebook Skandalı, Siyaset, Cambridge Analytica ve Psikografik</title><description><![CDATA[Kitleleri yönlendirmek için siyasetçiler her zaman insan psikolojisinin inceliklerinden ve psikoloji biliminden faydalanmışlardır. En acımasız formuyla, tarihte korkuyu ve korku propagandasını halkı yönlendirmek için kullanan siyasetçiler olmuştur. Günümüzde ise daha gizli yöntemler bulunmaktadır, örneğin Trump’ın son seçim skandalı; Cambridge Analytica.Haberlere göre, Trump’ın 2016 seçimindeki data analiz şirketi Cambridge Analytica, seçim zaferini garantilemek adına bazı psikolojik taktiklere<img src="http://static.wixstatic.com/media/60cd173509f842b0a88695282993b801.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_404/60cd173509f842b0a88695282993b801.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/27/Facebook-Skandal%C4%B1-Siyaset-Cambridge-Analytica-ve-Psikografik</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/27/Facebook-Skandal%C4%B1-Siyaset-Cambridge-Analytica-ve-Psikografik</guid><pubDate>Tue, 27 Mar 2018 10:24:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Kitleleri yönlendirmek için siyasetçiler her zaman insan psikolojisinin inceliklerinden ve psikoloji biliminden faydalanmışlardır. En acımasız formuyla, tarihte korkuyu ve korku propagandasını halkı yönlendirmek için kullanan siyasetçiler olmuştur. Günümüzde ise daha gizli yöntemler bulunmaktadır, örneğin Trump’ın son seçim skandalı; Cambridge Analytica.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/60cd173509f842b0a88695282993b801.jpg"/><div>Haberlere göre, Trump’ın 2016 seçimindeki data analiz şirketi Cambridge Analytica, seçim zaferini garantilemek adına bazı psikolojik taktiklere başvurmuştur. New York Times ve Observer’ın yaptığı habere göre Cambridge Analytica şirketi 50 milyon Facebook kullanıcılarının datalarını izinleri olmadan incelemiş ve inceleme sırasında Cambridge Üniversitesi’nden bir psikolog ile çalışmış.</div><div>Bu miktardaki (50 milyon kişi) kişisel data ve bilgilerin analizi sonucunda seçmenlerin ve genel olarak insanların tepkilerini öngörmek mümkün olabiliyor. Bu analiz gelecekteki olası seçmen davranışlarını ortaya koymakla kalmıyor, çeşitli durumlarda ve olaylarda seçmenlerin ne gibi tepkiler verebileceğini de ortaya koyuyor. Örneğin X olayı olduğunda seçmenlerin yüzde 70’i olayı şöyle yorumlayacaktır, gibi.</div><div>Bu metoda psikografik deniyor. Psikografik klasik bağlamda seçim araştırma şirketlerinin yaptığı öngörüleri birkaç adım öteye götürüyor. Normalde seçim araştırma şirketler seçmenleri incelerken demografik bilgilerden yararlanır ve tahminlerini yaparken bu bilgilere ve güncel siyasi olaylara başvurur. Bu demografik bilgiler yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, sosyo ekonomik statü ve iş kolu gibi değişkenleri içerir.</div><div>Psikografikler de benzer şekilde işler ancak bu değişkenlere ek olarak veya bu değişkenler yerine (tahminin amacı ve kullanım alanına bağlı olarak değişir) kişilik tiplerini kullanır. Bu yeni bir yöntem değildir. Stanford Araştırma Merkezi 1980’lerde bu metodu seçimlerin sonucunu öngörmek için kullanmıştır. Stanford Araştırma Merkezi bu psikografikleri çıkarmak ve insanların motivasyon kaynaklarını anlamak için çok büyük bir kitleye anket göndermiştir. Bahsi geçen anketler “Yetiştirilme şeklime karşı çıkıyorum” ve “Genelde, kendi iç benliğimi algılamak, ünlü, zengin veya güçlü olmaktan daha önemlidir” gibi yargılar içermekteydi. Dönemde farklı bir uygulama olduğundan anketlere %86 oranında dönüş yapılmıştır.</div><div>Stanford Araştırma Merkezi, bu anketlerden edindiği sonuçları analiz ederken Abraham Maslow’un Kendini Gerçekleştirme Teorisini kullanmıştır. Elde ettiği datayı bu teori üzerinde haritalandırmıştır. Araştırma sırasında üç temel insan grubu oluşturulmuş ve bunların vereceği oylar kişilik özelliklerine paralel olarak tahmin edilmiştir.</div><div>Psikologlar ve araştırmacılar gelişen teknoloji ve sosyal medya sayesinde artık bu kadar uğraşmak zorunda değil. Cambridge Üniversitesi’ndeki psikologlar yakın zamanda myPersonality (benimKişiliğim) adlı Facebook uygulaması sayesinde on binlerce insanın Beş Büyük Kişilik Özelikleri Testi sonucunu topladı. Uygulamayı kullanan insanlar testi doldurmadan önce Facebook datalarına ulaşma izni verdiler. Elde ettikleri datayı saklayan araştırmacılar, bu bilgileri Facebook paylaşımları, durumları ve beğenileri ile eşleştirdi. Bu analiz ise hangi Facebook paylaşımları ile hangi kişilik tiplerinin korele olduğunu ortaya çıkardı. Artık sosyal medya kullanımı ile kişilik özellikleri tahmin edilebilir hale geldi.</div><div>Psikologlar ayrıca elde ettikleri bilgileri depresyon, DEHB (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu), fiziksel sağlık, politik duruş ve cinsel yönelim gibi bilgileri tahmin etmek için de kullandı. Bu tahminler başka bilgiler ile birleştirildiğinde oldukça gerçekçi sonuçlar sunmaktadır.</div><div>Haberlere ve açıklamalara göre, Cambridge Analytica bu işi birkaç adım öteye götürdü. Facebook kullanıcılarının izni olmadan onların paylaşım, beğeni ve durumlarına erişti. Buradan edindiği bilgileri ise başka verilerle birleştirip seçim sonuçlarını belki de etkileyebilecek veriler elde etti. Bu olaylar ve yarattığı kargaşa sırasında Elon Musk da protesto amacıyla Facebook sayfalarını kapattı. Facebook’un hisseleri oldukça çok değer kaybetti. Çoğu blog ve haber kanalları Facebook hesaplarını kapatmaya dair paylaşımlarda bulundu. Big data her zaman artılar ve eksiler sunuyor bizlere.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>https://www.theguardian.com/news/2018/mar/18/facebook-cambridge-analytica-joseph-chancellor-gsr</div><div>http://www.philly.com/philly/columnists/will_bunch/facebook-ban-cambridge-analytica-trump-mercer-bannon-stolen-election-20180318.html</div><div>https://www.usatoday.com/story/tech/news/2018/03/21/facebook-data-scandal-psychology-researcher-says-hes-being-scapegoated/444940002/</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Çocuk Yetiştirme Konusunda Neil Patrick Harris</title><description><![CDATA[Dört kitaplık yeni serisinin, ilk kitabı (The Magic Misfits’) satışa çıkan Neil Patrick Harris ebeveynlik üzerine bir Amerikan haber sitesi ile röportaj yaptı. Daha önce, 2014’te, kendi otobiyografisini yayınlayan ünlü oyuncu, yeni kitap serisinde kurgu seven genç okuyuculara hitap ediyor.Harris küçüklüğünden beri okumanın onun hayatında önemli bir yeri olduğunu söylüyor. Küçük bir şehirde büyüyen Harris, 9-10 yaşlarında evine yakın bir kitap evinde yaşadığını söylüyor.Harris, kocası, David<img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_044d77f274cf4d4e90f09af601072088%7Emv2.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_404/d2efad_044d77f274cf4d4e90f09af601072088%7Emv2.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/21/%C3%87ocuk-Yeti%C5%9Ftirme-Konusunda-Neil-Patrick-Harris</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/21/%C3%87ocuk-Yeti%C5%9Ftirme-Konusunda-Neil-Patrick-Harris</guid><pubDate>Wed, 21 Mar 2018 11:23:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Dört kitaplık yeni serisinin, ilk kitabı (The Magic Misfits’) satışa çıkan Neil Patrick Harris ebeveynlik üzerine bir Amerikan haber sitesi ile röportaj yaptı. Daha önce, 2014’te, kendi otobiyografisini yayınlayan ünlü oyuncu, yeni kitap serisinde kurgu seven genç okuyuculara hitap ediyor.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_044d77f274cf4d4e90f09af601072088~mv2.jpg"/><div>Harris küçüklüğünden beri okumanın onun hayatında önemli bir yeri olduğunu söylüyor. Küçük bir şehirde büyüyen Harris, 9-10 yaşlarında evine yakın bir kitap evinde yaşadığını söylüyor.</div><div>Harris, kocası, David Burtka, ile beraber 7 yaşındaki ikiz çocukları Gideon ve Harper’a her akşam yatmadan önce kitap okuyorlar. Kitap okumanın yeni deneyimlere ve yeni dünyalara kapı açtığını belirten Harris önemli bir noktaya parmak basıyor, “Bizler alışkanlıkları olan varlıklarız. Hep aynı restoranlara gidiyor, hep aynı taşıtlarla aynı yerlere seyahat ediyoruz. Ancak kitap okuduğunuz zaman, aniden bambaşka bir dünyadasınız, gerçek veya kurgu. Ve bununla, oldukça çok şey öğrenebilirsiniz.”</div><div>Harris’in bu vurgusu çok hoş. Gerçekten de alışkanlıkları olan varlıklarız. Tahmin edilebilirlikten hoşlanıyor ve benzer şeyler yapmaya devam ediyoruz. Ancak kitap okurken, özellikle kurgu okurken başka dünyalara yolculuk ediyoruz, başkalarının hayatını görüyor, onların yaşantılarına dokunuyoruz.</div><div>Her akşam kitap okuma dışında Harris çocuklarına asla yalan söylememeyi de alışkanlık edindiğini söylüyor. Bu ilkesinden asla ödün vermediğini söyleyen Harris, bu şekilde çocuklarının onları güvenilir bir kaynak olarak göreceğine inanıyor. Ancak bu yöntemin de zorlu kısımları olduğunu vurgulamadan geçmiyor. Bazı konularda ve sorularda çocuklara dikkatli bir şekilde doğruyu anlattığını ve kelimeleri özenle seçtiğini belirtiyor. Özellikle hayali karakterler konusunda konuşurken çocuklara doğruyu kontrolsüzce söylemediğini dikkatli konuştuğunu anlatıyor.</div><div>Çocuk büyütürken dikkat ettiği başka bir konu ise çocuklara ders verircesine konuşmaktan kaçınması. Bu konuda Harris’in duruşu çok uygun ve işe yarar bir metot. Harris çocuklarını bir konuda eğitmek istediğinde çocuklarıyla karşılıklı oturup onlara ders verir gibi bir tutuma bürünmekten kaçınıyor. Bunun yerine onlarla olan sohbeti içerisine anlatmak istediklerini yedirdiğini söylüyor.</div><div>Bu duruşun çocuklar tarafından daha çok benimseneceği kesin. Çocukları karşınıza alıp onları yargılayan bir tutumla konuşursanız çocuklarınız sizden bir şeyler saklamaya ve size yalan atmaya daha eğilimli olacaklardır. Ancak anlatmak istediklerinizi normal bir konuşma sırasında anlatırsanız bu çocuklarınızı sizden uzaklaştırmayacaktır. Çocuklarınız sizinle iletişime daha açık olacaktır.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Sosyal Kaygı Yaşayanlara 9 Öneri</title><description><![CDATA[1) Gireceğiniz ortama hazırlıklı gidin.Kimlerle daha rahat iletişime geçtiğinizi düşünün. Kimlerle daha rahat sohbet ediyorsunuz? Böylelikle girdiğiniz sosyal ortamda bu kişilere yakın olmaya çalışırsınız. Ayrıca gideceğiniz yeri biliyorsanız bu mekanı hayal etmek de işinize yarayabilir. Oraya gittiğinizde nerede durmak, nerelerde takılmak size daha uygun? Nasıl kendinizi daha rahat ettirebilirsiniz? Bu tip detayları biraz planlamak sizi daha hazırlıklı kılabilir. Ancak unutmayın, kararında<img src="http://static.wixstatic.com/media/160302bd324b4187b67b7f265c3b8f24.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/19/Sosyal-Kayg%C4%B1-Ya%C5%9Fayanlara-9-%C3%96neri</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/19/Sosyal-Kayg%C4%B1-Ya%C5%9Fayanlara-9-%C3%96neri</guid><pubDate>Mon, 19 Mar 2018 13:43:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>1) Gireceğiniz ortama hazırlıklı gidin.</div><div>Kimlerle daha rahat iletişime geçtiğinizi düşünün. Kimlerle daha rahat sohbet ediyorsunuz? Böylelikle girdiğiniz sosyal ortamda bu kişilere yakın olmaya çalışırsınız. Ayrıca gideceğiniz yeri biliyorsanız bu mekanı hayal etmek de işinize yarayabilir. Oraya gittiğinizde nerede durmak, nerelerde takılmak size daha uygun? Nasıl kendinizi daha rahat ettirebilirsiniz? Bu tip detayları biraz planlamak sizi daha hazırlıklı kılabilir. Ancak unutmayın, kararında olmak önemlidir. Eğer bu konu üstünde çok düşünürseniz, kendinizi daha da kaygılandırabilirsiniz.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/160302bd324b4187b67b7f265c3b8f24.jpg"/><div>2) Nefese odaklanmayı unutmayın.</div><div>Bulunduğunuz sosyal ortamda kendinizi çok kaygılı ve bunalmış hissederseniz nefesinize odaklanmayı unutmayın. Nefese odaklanmak yerine kendinize nötr bir sözcük de seçebilirsiniz, mesela; gri, pembe, ağaç, kedi. Bu kelimeyi tekrarlamak veya nefesinizin vücudunuza giriş çıkışına odaklanmak düşüncelerle boğulan zihninizi düşüncelerden arındırmaya yardımcı olacaktır.</div><div>3) Her zaman kaçış planınız olsun.</div><div>Bahaneniz, ulaşım aracınız planlanmış olsun. İstediğinizde gidebileceğinizi, çok bunaldığınızda uzaklaşabileceğinizi bilmek size iyi gelecektir. Oraya tıkılı kalmadığınızı, oradan uzaklaşabileceğinizi bilmek sizi özgürleştirecektir. Eğlenmek ve vakit geçirmek için ordasınız. Bu sizin için geliştirilmiş bir ceza değil.</div><div>4) Göz kamaştırıcı bir dinleyici olabileceğinizi unutmayın.</div><div>Çoğu insan iyi bir dinleyiciye bayılır. Ortam size yoğun ve bunaltıcı geldiğinde biraz da dinleyerek dinlenebilirsiniz. Karşınızdakine sorular sorun, meraklı tarafınıza bürünün, karşınızdakini cidden tanımaya çalışın. Bu role biraz yabancıysanız başta zorlanabilirsiniz ama rolü üstlendikçe, denedikçe alışacaksınız.</div><div>5) Klasik sohbet açıcı soruları düşünün.</div><div>Karşınızdakine son izlediği dizi, filmi sorabilirsiniz. Üzerindeki bir kıyafet, takı, gözlük hakkında yorum yapıp nerede aldığını sorabilirsiniz. Son dönem popüler olan bir konuyu açabilirsiniz, dikkat, siyaset ve benzeri tartışmaya çok açık konulardan uzak durmak iyi bir fikir olabilir.</div><div>6) Emekleyerek, küçük hedeflerle başlayın.</div><div>Kendinizi tüm gece, akşam ortamda bulunmaya şartlamayın. Eğer bu size fazla geliyorsa daha küçük bir hedefle başlayın yolculuğunuza. Bir saat, iki saat? Hangisi size daha ulaşılır geliyorsa o kadar süreyi kendinize hedefleyin. Başka bir seçenek ise arkadaş grubu ve ortam olabilir. Eğer yabancılarla olma ihtimali size çok fazla geliyorsa sizi bu konuda destekleyebilecek arkadaşlarınızla vakit geçirmek iyi bir başlangıç olabilir.</div><div>7) An’da kalın.</div><div>Eğer size ortam çok yoğun geldiyse duyularınıza odaklanmayı deneyin. Koku, ses. Neler duyuyorsunuz? Nasıl kokular alıyorsunuz? Bunları inceleyin. Zaman ilerledikçe nasıl değiştiklerine bakın. Bir şeyler atıştırıyorsanız tadına odaklanın. Nasıl bir tadı var? Her çiğnemenizde nasıl tadı değişiyor? Işıklandırma nasıl? Renklere bakın etrafınızdaki. Çok renkli olan eşyalara bakıp renkleri seçin. Tek renk olan şeylere bakın. Tonu nasıl? Ton değişimi var mı? Işıkla beraber nasıl değişiyor görünüşü?</div><div>8) Düşüncelerinizle kendinizi boğmayın.</div><div>Herkes beni eleştirecek. Herkes bana bakıyor. Herkes ne kadar da salak olduğumu düşünüyor. Kimse beni beğenmeyecek. Kimse benimle konuşmak istemiyor. Ne kadar da sıkıcı olduğumu herkes biliyor. Bu sözler size tanıdık geliyor mu. Bu ve benzeri düşüncelerin sizi nehir gibi sürüklemesine izin vermeyin. Bu tarz düşüncelere rağmen siz hedeflediğiniz yere ulaşmaya çalışın. Düşünceler sadece düşüncedir, her zaman gerçekliği yansıtmaz.</div><div>9) Kaçınma istediğinizi bastırmaya çalışın.</div><div>Sosyal etkileşimden, sohbetten, tanışmaktan kaçmanın ve kaçınmanın sonu yoktur. Bu konudaki kaygınızı aşmayı hedefliyorsanız, biraz (çok da değil) kendinizi zorlamanız gerekmektedir. Sosyal ortamlarda bulundukça, deneyim kazandıkça, kendinize ulaşılabilir hedefler koydukça daha az kaygı yaşamaya başlayacaksınız. Önemli olan kendinizi alıştığınızın dışına biraz biraz itmenizdir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Tacizi Engellemek İçin 10 Kolay Öneri</title><description><![CDATA[1) Karşınızdakini gözlerinizle yemeyin, karşınızdakine laf atmayın, ıslık çalmayın.2) Bulunduğunuz pozisyonu, karşınızdakini manipüle etmek için kullanmayın.Yöneticisi, öğretmeni, süpervizörü gibi daha üst pozisyonunda olduğunuz kişileri otoritenizi kullanarak dışarıda takılmak, beraber vakit geçirmek için manipüle etmeyin.3) Gönderdiğiniz mesajlara, e-postalara, aramalarınıza dönmüyorsa ısrar etmeyin. Kimse size dönmek zorunda değil, dönmediği için açıklama yapmak zorunda değildir. Size özür<img src="http://static.wixstatic.com/media/24946f4fe6474a3ea2cea808d73b8fe6.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/18/Tacizi-Engellemek-%C4%B0%C3%A7in-10-Kolay-%C3%96neri</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/18/Tacizi-Engellemek-%C4%B0%C3%A7in-10-Kolay-%C3%96neri</guid><pubDate>Sun, 18 Mar 2018 17:20:07 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>1) Karşınızdakini gözlerinizle yemeyin, karşınızdakine laf atmayın, ıslık çalmayın.</div><div>2) Bulunduğunuz pozisyonu, karşınızdakini manipüle etmek için kullanmayın.</div><div>Yöneticisi, öğretmeni, süpervizörü gibi daha üst pozisyonunda olduğunuz kişileri otoritenizi kullanarak dışarıda takılmak, beraber vakit geçirmek için manipüle etmeyin.</div><div>3) Gönderdiğiniz mesajlara, e-postalara, aramalarınıza dönmüyorsa ısrar etmeyin. Kimse size dönmek zorunda değil, dönmediği için açıklama yapmak zorunda değildir. Size özür borçlu değildir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/24946f4fe6474a3ea2cea808d73b8fe6.jpg"/><div>4) İnsanlar size sormadıkça bedenleri ve görünüşleri hakkında yorum yapmayın.</div><div>Çok iyi tanımadığınız birine nasıl daha iyi görünebileceği veya ne kadar iyi göründüğü hakkında yorumda bulunmak zorunda mı hissediyorsunuz? Gerçekten bunu yapmanıza “gerek” var mı?</div><div>5) Cinsiyetçi şakalar yapmayın. Cinsiyetçi şakalar sadece şaka değildir, cinsiyetçiliği normal gibi gösterir.</div><div>6) Dışarıda takılmak için ısrar etmeyin.</div><div>7) Karşınızdaki sarhoş veya karar verme yetisi yerinde değilse onu istemediği şeylere zorlamamalı ve onu korumalısınız (veya bir dostuna haber verebilirsiniz).</div><div>8) Partneriniz her zaman sizinle yakınlaşmak istemeyebilir, zorunda değildir, zorlamayın.</div><div>9) Birisinin zor durumda olduğunu görürseniz duruma müdahale edin. İyi bir insan zor durumdaki insanlara yardım eder. Eğer ben kötü olurum diye endişeleniyorsanız, endişelenmeyin, siz iyi niyetle yaklaştınız. Önemli olan da bu değil mi?</div><div>10) Birisi size tacize uğradığını söylüyorsa suçlu taciz edendir. Anlatana “ne yapıyordun, niye oradaydın, neden öyle giyinmiştin, niye alkol tükettiniz” gibi sorular sormayın, çünkü bunlar mağdur tarafından “onu suçluyormuşsunuz” gibi anlaşılabilir. Unutmayın, katil, hırsız, tacizci, tecavüzcü suçlu olandır. Mağdurların suçu yoktur.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Subliminal Reklamlar Gerçekten İşe Yarıyor Mu?</title><description><![CDATA[Filmlerde ve medyada yer alan gizli subliminal mesajlar paniğe neden oluyor. Bazen bu mesajların ürün tüketimine teşvik ettiği bazen de başka gizli içeriğe sahip olduğu iddia ediliyor. Fakat bu çok korkulan teknik gerçekten etkili mi? İddialarda ne kadar gerçeklik payı var?12 Eylül 1957'de New York'ta bir stüdyoda James Vicary adlı pazarlamacı "Coca-Cola İçin" ve "Patlamış Mısır Ye" yazılarını bilinçli bir şekilde algılanamayacak kadar hızlı gösterdiğini ve ilginç sonuçlara ulaştığını iddia<img src="http://static.wixstatic.com/media/67c6662687bf4681b702f3046e8f4ca2.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_404/67c6662687bf4681b702f3046e8f4ca2.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/17/Subliminal-Reklamlar-Ger%C3%A7ekten-%C4%B0%C5%9Fe-Yar%C4%B1yor-Mu</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/17/Subliminal-Reklamlar-Ger%C3%A7ekten-%C4%B0%C5%9Fe-Yar%C4%B1yor-Mu</guid><pubDate>Sat, 17 Mar 2018 11:39:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Filmlerde ve medyada yer alan gizli subliminal mesajlar paniğe neden oluyor. Bazen bu mesajların ürün tüketimine teşvik ettiği bazen de başka gizli içeriğe sahip olduğu iddia ediliyor. Fakat bu çok korkulan teknik gerçekten etkili mi? İddialarda ne kadar gerçeklik payı var?</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/67c6662687bf4681b702f3046e8f4ca2.jpg"/><div>12 Eylül 1957'de New York'ta bir stüdyoda James Vicary adlı pazarlamacı &quot;Coca-Cola İçin&quot; ve &quot;Patlamış Mısır Ye&quot; yazılarını bilinçli bir şekilde algılanamayacak kadar hızlı gösterdiğini ve ilginç sonuçlara ulaştığını iddia etti. Bu deneyi sonucunda sinemadaki patlamış mısır satışlarının %18.1, kola satışlarının %57.7 arttığını açıkladı. Bu uygulamayı da “subliminal reklam” olarak adlandırdı.</div><div>Vicary bu açıklamayı yaptığında insanların sevineceğini ve bu yeni haberin reklam uygulamalarını değiştireceğini umut etti, ancak yanılıyordu. Bu habere herkes tepki gösterdi. Hatta bir Amerikan dergisi “1984’e Hoşgeldiniz” kapaklı bir sayı çıkardı (George Orwell’in 1984 adlı eserine bir atıf).</div><div>Tepkiler ve tartışmalar devam ederken Vicary’nin deneyi yaptığını iddia ettiği sinemanın sahibi yeni bir açıklama yaparak iddialara yeni bir yön verdi, sinema sahibine göre satışlarda hiçbir değişiklik yoktu. Sonunda 1962’de Vicary, yeterince araştırma yapmadığını ve bu sonuçları açıkladığı için pişman olduğunu itiraf etti.</div><div>Açıklamalara rağmen insanlar arasındaki subliminal reklam gerginliği bitmedi. İngiltere’de bu açıklamanın yapılmasının ardından yasaklanan subliminal reklamlar, 1957’den beri hala yasak.</div><div>Araştırmacılar ve psikologlar, bilinç seviyesinde algılanamayacak kadar hızlı görüntü ve resim göstermenin beyin üzerinde etkisi olduğu konusunda hemfikirler. Ancak bu etkinin sınırları tartışılmakta.</div><div>2006’da Utrecht Üniversitesi’nde Johan Karremans, Jasper Claus ve Wolfgang Stroebe katı laboratuvar koşulları altında, belirli seviyelerde kısıtlanmış etkenler altında subliminal reklamların işe yaramasını sağladılar. Araştırmalarına göre, subliminal reklamın işe yaraması için hedeflenen kişilerin ürünü biraz da olsa bilmesi ve bahsi geçen ürünü sevmeleri gerekmekte. Hızlıca ürünleri göstermeleri, araştırmacıların teorisine göre, markayı daha bilişsel olarak erişilebilir kıldı. Yani bilişsel olarak hızlıca erişilebilen, yaygın olarak bilinen markalarda (örneğin coca-cola, nescafe) bu reklamlar işe yaramadı çünkü bu markalar daha erişilebilir kılınamazdı.</div><div>Önemli Bir Soru, Subliminal Reklam Deney Ortamı Dışında Da İşe Yarayabilir Mi?</div><div>Araştırmaların çoğuna göre subliminal reklamların izleyenler üzerinde kayda değer etkisi bulunmamıştır.</div><div>Hollandalı bir araştırmacı ise subliminal içecek reklamının sadece izleyenler susadıysa etki gösterdiğini ortaya koymuştur.</div><div>Yakın zamanda bir BBC belgeseli için yapılan araştırmada ise katılımcılara susamaları için tuzlu yiyecek verilmesine rağmen kayda değer bir etkiye rastlanmamış ve subliminal reklamların tüketim üzerinde etkisi görülmemiştir. “Lipton” yazısı gösterilen insanlar ile kontrol grubu karşılaştırıldığında iki grubun da benzer oranlarda Lipton soğuk çay ve su tükettiği gözlemlenmiştir.</div><div>Subliminal mesaj ve reklamların beyin tarafından algılandığı fMRI ile kanıtlanmıştır. Ancak bu etkinin kişiyi şekillendirdiği, yönlendirdiği veya eylemlerinde etkisi olduğunu gösteren araştırmalar yok denecek kadar azdır. Sansasyon yaratmak adına da Vicary gibi hala deneylerinin sonuçlarını yanlış lanse edecek insanlar da olabilir, bunu bilerek iddiaları okumak önemlidir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Fennis, B. M., &amp; Stroebe, W. (2015). The psychology of advertising. Psychology Press.</div><div>Kamenica, E. (2012). Behavioral economics and psychology of incentives. Annu. Rev. Econ., 4(1), 427-452.</div><div>Karremans, J. C., Stroebe, W., &amp; Claus, J. (2006). Beyond Vicary’s fantasies: The impact of subliminal priming and brand choice. Journal of Experimental Social Psychology, 42(6), 792-798.</div><div>Maio, G., &amp; Haddock, G. (2014). The psychology of attitudes and attitude change. Sage.</div><div>Murphy, E. R., Illes, J., &amp; Reiner, P. B. (2008). Neuroethics of neuromarketing. Journal of Consumer Behaviour, 7(4‐5), 293-302.</div><div>Newell, B. R., &amp; Shanks, D. R. (2014). Unconscious influences on decision making: A critical review. Behavioral and Brain Sciences, 37(1), 1-19.</div><div>Van Prooijen, J. W., Karremans, J. C., &amp; van Beest, I. (2006). Procedural justice and the hedonic principle: How approach versus avoidance motivation influences the psychology of voice. Journal of Personality and Social Psychology, 91(4), 686.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>İnternet Bağımlılığı, Etkileri ve Tedavisi</title><description><![CDATA[Çin, Kore ve Tayvan'da yüzlerce yatılı internet bağımlılığı tedavi kampları bulunmaktadır. Okullarda önleme ve internet bağımlılığı tarama programlarıyla birlikte, hükümetler yaşam, aile ve topluma zarar veren bu bağımlılığın üstesinden gelmek için ciddi bir şekilde çabalamaktadır.Pekin’de bulunan askeri kamp tipinde tasarlanmış İnternet Bağımlılığı Tedavi Merkezi’nde (IATC) çekilmiş bir fotoğraf. Fotoğrafta 13 yaşındaki Song’un EEG’si çekilmektedir.Farklı farklı kılıklara bürünebilen internet<img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_fe6513161d604d049c6277ffec1f5dba%7Emv2.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_439/d2efad_fe6513161d604d049c6277ffec1f5dba%7Emv2.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/09/internet-Bagimliligi-Etkileri-ve-Tedavisi</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/03/09/internet-Bagimliligi-Etkileri-ve-Tedavisi</guid><pubDate>Fri, 09 Mar 2018 10:04:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Çin, Kore ve Tayvan'da yüzlerce yatılı internet bağımlılığı tedavi kampları bulunmaktadır. Okullarda önleme ve internet bağımlılığı tarama programlarıyla birlikte, hükümetler yaşam, aile ve topluma zarar veren bu bağımlılığın üstesinden gelmek için ciddi bir şekilde çabalamaktadır.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_fe6513161d604d049c6277ffec1f5dba~mv2.jpg"/><div>Pekin’de bulunan askeri kamp tipinde tasarlanmış İnternet Bağımlılığı Tedavi Merkezi’nde (IATC) çekilmiş bir fotoğraf. Fotoğrafta 13 yaşındaki Song’un EEG’si çekilmektedir.</div><div>Farklı farklı kılıklara bürünebilen internet bağımlılığı, ülkeler arası yapılan araştırmalara göre nüfusun %1’i ile %11’i arasında değiştiği görülmektedir. Bazı ülkelerde ve topluluklarda ise alkol ve uyuşturucu bağımlılıklarının oranını geçmektedir.</div><div>Bu bağımlılığın yaygınlığının nedenleri, nörolojik bağlamda internet bağımlılığının incelenmesi ile ortaya çıkmaktadır. Beyindeki tüm bölgelerdeki sinirsel aktivite, gri ve beyaz maddedeki kayıplar ve artışlar incelendiğinde internet bağımlılarının beyinleri ile madde bağımlılarının beyinleri birbirinin benzeri değişiklikler göstermektedir. Yani internet bağımlısı beyin ile madde bağımlısı beyin, bağımlılık yüzünden aynı değişiklikleri göstermektedir. İnternet bağımlıları, madde bağımlılarında da olduğu gibi ödül sistemi hassasiyetinin yanı sıra, aşırı kullanma isteği (craving) ve dürtüsellik yaşamaktadırlar. Ayrıca beyinde gri madde azalması ve prefrontal bölge aktivitesinin azalması da internet bağımlılarında gözlenmektedir.</div><div>Alışkanlıktan Bağımlılığa, Kimler Risk Altında?</div><div>Araştırmalara göre, zayıf baş etme becerileri ve yüksek rahatlama beklentisi (internet kullandıktan sonra) bağımlılığa giden yolda önemli faktörlerden ikisidir. Diğer faktörler ise depresyon, sosyal kaygı, kendini soyutlama ve çekingenliktir.</div><div>Daha iyi ve işe yarar baş etme becerileri öğrenme, geliştirme ve kazanma kişilerin internet bağımlısı olma riskini azaltacaktır. Bunun yanı sıra internet kullanımı sırasında mutlu olma ve rahatlama beklentisini düşürmek de bağımlılığın oluşmasına engel olabilir.</div><div>İnternet Bağımlılığını Nasıl Tedavi Edebiliriz?</div><div>İnternet bağımlılığı, tedavi konusunda yeme bağımlılığına benzemektedir. Madde bağımlılığında olduğu gibi tamamen uzak durma söz konusu değildir. Bunun yerine internet ile olan ilişkinin iyileştirilmesi ve dönüştürülmesi asıl hedeftir. İnternet kullanımını düşmana dönüştürmek ve kaçınılacak bir öcü haline getirmek gerçekçi ve uygun değildir.</div><div>Bu noktada internet kullanımını düzenlemeyi “internet diyeti” ve “internet besin değerleri” olarak iki açıdan ele almak yararlıdır. İnternet diyeti yapmak internet kullanım süresini kısaltmaya odaklanırken, internet besin değerlerine dikkat etmek ise neye tıkladığımızın farkında olmak ve bunları düzenlemektir.</div><div>Kendimizi İnternet Bağımlılığından Nasıl Koruyabiliriz?</div><div>Kontrol etmelerinizin farkına varın: Günde 20 kez sosyal medya ve mail hesaplarınıza bakıyorsanız, uyarı gelmemesine (push-notification) rağmen bir sorun olabilir bu. Belki de ilk etapta yarıya düşmeyi hedefleyebilirsiniz.</div><div>Sınırlamalar geliştirin: Sonsuz ana sayfa (infinite feed) kavramı sizleri sosyal medyadan koparmamak için geliştirilmiştir. Aynı sayfada saatlerce ekran kaydırma yapıyor ve zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyor musunuz? Belki izlediğiniz, okuduğunuz postları sayarak sınır koyabilirsiniz, bu size uygun değilse zamanlayıcı kurmayı deneyebilirsiniz.</div><div>Offline olun: Günlük ve haftalık hayatınızda offline olduğunuz zamanlar yaratın. Telefonunuzu rahatsız etme moduna alabilirsiniz. Eğer acil bir arama olacağını düşünmüyorsanız telefonunuzu tamamen kapatabilirsiniz. Bu yarattığınız zamanları kendiniz için kullanın, sakinliğin ve sessizliğin tadına varın, belki meditasyon yapabilir ve zihninizi daha derinden dinlendirebilirsiniz.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Brand, M., Young, K. S., &amp; Laier, C. (2014). Prefrontal control and Internet addiction: a theoretical model and review of neuropsychological and neuroimaging findings. Frontiers in human neuroscience, 8, 375.</div><div>Love, T., Laier, C., Brand, M., Hatch, L., &amp; Hajela, R. (2015). Neuroscience of internet pornography addiction: a review and update. Behavioral sciences, 5(3), 388-433.</div><div>Mak, K. K., Lai, C. M., Watanabe, H., Kim, D. I., Bahar, N., Ramos, M., ... &amp; Cheng, C. (2014). Epidemiology of internet behaviors and addiction among adolescents in six Asian countries. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking, 17(11), 720-728.</div><div>Meshi, D., Tamir, D. I., &amp; Heekeren, H. R. (2015). The emerging neuroscience of social media. Trends in cognitive sciences, 19(12), 771-782.</div><div>Soror, A. A., Hammer, B. I., Steelman, Z. R., Davis, F. D., &amp; Limayem, M. M. (2015). Good habits gone bad: Explaining negative consequences associated with the use of mobile phones from a dual‐systems perspective. Information Systems Journal, 25(4), 403-427.</div><div>Turel, O., &amp; Bechara, A. (2016). A triadic reflective-impulsive-interoceptive awareness model of general and impulsive information system use: behavioral tests of neuro-cognitive theory. Frontiers in psychology, 7, 601.</div><div>Young, K. S. (2013). Treatment outcomes using CBT-IA with Internet-addicted patients. Journal of Behavioral Addictions, 2(4), 209-215.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Çocukları Arkadaş Edinmeye Teşvik Edin!</title><description><![CDATA[Arkadaş edinmek çocukların gelişimi için önemli bir adımdır. Arkadaşlık kurmak, arkadaşlığı sürdürmek önemli sosyal süreçlerdir. Bu sosyal süreçleri deneyimleyen çocuklar her adımda öğrenme fırsatı bulabilmektedir. Sosyalleşme sürecinde yaptığı hatalardan, gördüklerinden öğrenir, deneme yanılma ile de deneyim kazanır.Bu sosyalleşme süreci çocuklukta, ergenlikte, erken yetişkinlikte ve yetişkinlikte de devam eder. Her bir aşamada yeni arkadaşlıklar kurmak, eskilerini sürdürmek/sürdürebilmek<img src="http://static.wixstatic.com/media/848c32d42dc549b98d27b0e94517409f.jpeg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/27/%C3%87ocuklar%C4%B1-Arkada%C5%9F-Edinmeye-Te%C5%9Fvik-Edin</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/05/27/%C3%87ocuklar%C4%B1-Arkada%C5%9F-Edinmeye-Te%C5%9Fvik-Edin</guid><pubDate>Sat, 03 Mar 2018 07:35:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Arkadaş edinmek çocukların gelişimi için önemli bir adımdır. Arkadaşlık kurmak, arkadaşlığı sürdürmek önemli sosyal süreçlerdir. Bu sosyal süreçleri deneyimleyen çocuklar her adımda öğrenme fırsatı bulabilmektedir. Sosyalleşme sürecinde yaptığı hatalardan, gördüklerinden öğrenir, deneme yanılma ile de deneyim kazanır.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/848c32d42dc549b98d27b0e94517409f.jpeg"/><div>Bu sosyalleşme süreci çocuklukta, ergenlikte, erken yetişkinlikte ve yetişkinlikte de devam eder. Her bir aşamada yeni arkadaşlıklar kurmak, eskilerini sürdürmek/sürdürebilmek önemlidir. Çünkü bu arkadaşlıklar ve sosyalleşme fırsatları bizlere hep öğretmen olur. Özellikle yaptığımız hatalar. Onlar her zaman bizlere iyi birer öğretmendir.</div><div>Arkadaş sahibi olmanın yararı ve arkadaş desteği ile ilgili araştırmalar da bu düşünceleri destekliyor. İngiltere’de 409 çocukla yapılan araştırma da bunu destekleyen araştırmalardan biridir.</div><div>11-19 yaş arası, sosyoekonomik durumu kötü olan 409 çocukla yapılan bu araştırmaya göre bir tane yakın arkadaş sahibi olmak bile çocuklara önemli ölçüde katkı sağlıyor, baş etme becerilerini geliştiriyor. Bunların yanı sıra çocuklar arkadaş sahibi olduklarında karşılaştıkları zorluklarla mücadele etmede daha başarılı hale geliyorlar.</div><div>Bazı örneklerde olumsuz baş etme becerilerinin de arttığı görülmüş (riskli davranışta bulunma veya kendini suçlama gibi). Olumsuz baş etme becerileri kişilerin içinde bulundukları zorlu durumla baş etmek için kullandığı kısa vadede işe yarayan ancak uzun vadede kişiye zarar veren davranışlardır. Zorluklarla baş etmek için bu tarz davranışlara başvurulduğunun bilinmesi önemlidir. Biliyor olmak önüne geçmek için bir adımdır.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Graber, R., Turner, R., &amp; Madill, A. (2016). Best friends and better coping: Facilitating psychological resilience through boys’ and girls’ closest friendships. British Journal of Psychology, 107(2), 338-358.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Bilinçli Farkındalık (Mindfulness) Beden Taraması Yaparken Karşılaşılabilecek Zorluklarla Nasıl Başa Çıkılır?</title><description><![CDATA[Beden taraması bilinçli farkındalık (mindfulness) egzersizleri ve meditasyonlarının bir parçasıdır. Tüm bedenin farkına varmayı, bedeni izlemeyi, farklı kısımlarına odaklanmayı içerir. Adım adım tüm bölgelere sırayla odaklanılarak yapılır. Ancak beden taraması genellikle uzun sürmektedir (minimum 15-20 dakika). Bu süre zarfında kişiler çeşitli sıkıntılar yaşayabilmektedir.Özellikle meditasyon deneyimi az olan, yeni başlamış kişiler bu sorunlarla karşılaşmaktadır. Tabii bu demek değildir ki<img src="http://static.wixstatic.com/media/13353a5a384b45798a8ca9aa094f0198.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_909/13353a5a384b45798a8ca9aa094f0198.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/25/Bilin%C3%A7li-Fark%C4%B1ndal%C4%B1k-Mindfulness-Beden-Taramas%C4%B1-Yaparken-Kar%C5%9F%C4%B1la%C5%9F%C4%B1labilecek-Zorluklarla-Nas%C4%B1l-Ba%C5%9Fa-%C3%87%C4%B1k%C4%B1l%C4%B1r</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/25/Bilin%C3%A7li-Fark%C4%B1ndal%C4%B1k-Mindfulness-Beden-Taramas%C4%B1-Yaparken-Kar%C5%9F%C4%B1la%C5%9F%C4%B1labilecek-Zorluklarla-Nas%C4%B1l-Ba%C5%9Fa-%C3%87%C4%B1k%C4%B1l%C4%B1r</guid><pubDate>Sun, 25 Feb 2018 06:46:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Beden taraması bilinçli farkındalık (mindfulness) egzersizleri ve meditasyonlarının bir parçasıdır. Tüm bedenin farkına varmayı, bedeni izlemeyi, farklı kısımlarına odaklanmayı içerir. Adım adım tüm bölgelere sırayla odaklanılarak yapılır. Ancak beden taraması genellikle uzun sürmektedir (minimum 15-20 dakika). Bu süre zarfında kişiler çeşitli sıkıntılar yaşayabilmektedir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/13353a5a384b45798a8ca9aa094f0198.jpg"/><div>Özellikle meditasyon deneyimi az olan, yeni başlamış kişiler bu sorunlarla karşılaşmaktadır. Tabii bu demek değildir ki deneyimli biri hiç bu sorunlarla karşılaşmaz. Peki beden taraması sırasında karşılaşılan sorunlarla nasıl baş edebiliriz? Neler yaşama, deneyimleme ihtimalimiz var?</div><div>Uyuyakalma</div><div>Bu çok yaygın karşılaşılan bir durumdur. Bilinçli farkındalık (mindfulness) uygulamalarının temel amacı daha farkında olmaktır ancak bazı durumlarda uykuya dalabilirsiniz. Eğer uyuyakalırsanız kendinize yüklenmeyin. Bunun önüne geçmek adına günün başka zamanında beden taraması yapmayı deneyin, duş almak sizi ayıltıyorsa duş aldıktan sonra deneyin. Başka bir seçenek olarak gözünüz açık beden taraması yapmayı deneyin. Başka bir seçenek ise oturarak beden taraması yapmak olabilir. Beden taramasını oturarak deneyin. Eğer uyuyakalmalarınız devam ediyorsa, bilinçli farkında (mindful) beden taramalarına devam edin. Zamanla beceriniz gelişecektir ve yapmak daha kolay hale gelecektir.</div><div>Hislerinizin Farkına Varamama</div><div>Bu da yaygın bir durumdur. Eğer bilinçli farkında (mindful) beden taraması sırasında bedeninizin odaklandığınız kısmında bir şey hissetmiyorsanız, bu sorun değildir. Bunun farkına varın, kabul edin. Zamanla, pratik yaptıkça beyniniz bedeninizin farklı kısımlarına odaklanmayı ve bu bölgeleri hissetmeyi öğrenecek ve bu becerisini geliştirecektir. Eğer uzunca belirli bölgelerdeki hislerin farkına varamazsanız da bunu kendinize sorun haline getirmeyin. Bazı bölgelerdeki hislerin farkına varamamak da normal ve olası bir durumdur.</div><div>Daha Gergin Hissetme</div><div>Bu da olasıdır. Bilinçli farkındalık (mindfulness) rahatlama tekniği değildir. Rahatlama, sakinleşme, huzurlu olma bilinçli farkındalığın (mindfulness) olası bir çıktısıdır, amacı değil. Kaygılanıyor veya gergin hissediyorsanız, beden taramasını bir görev haline getirmiş olabilirsiniz. Bu kaygıyı hissedin, ona yer açın ve gerginliğin vücudunuzun hangi bölgelerinde olduğunu izleyin. Bunların farkına varın ve nasıl hissettiğinize odaklanın.</div><div>Sıkılma</div><div>Eğer hareketli biriyseniz, bilinçli farkında (mindful) beden taraması esnasında sıkılmış hissedebilir ve huzursuzlanabilirsiniz. Bu hislerin farkına varın, vücudunuzun neresinde bunları hissediyorsunuz? Bu düşünce ve hislerle boğuşmak veya mücadele etmek yerine bunları inceleyin, onların farkında olun. Zaman içerisinde şekil değiştirmelerini gözlemleyin, artış ve azalışını izleyin.</div><div>Baş Dönmesi</div><div>Bilinçli farkında (mindful) beden taraması sırasında baş dönmesi yaşamak yaygın değildir ancak bazı danışanlarım deneyimlediklerini söylüyorlar. Eğer baş dönmesi yaşarsanız gözlerinizi açın, bir süre bekleyin, iyi hissedene kadar meditasyona devam etmeyin. Baş dönmeniz geçtikten sonra beden taraması meditasyonuna devam edebilirsiniz. Gözleriniz açık beden taraması yapmayı da deneyebilirsiniz. Bu baş dönmenize iyi gelecektir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Mavi Balina İntihar Oyunu ve Psikoloji</title><description><![CDATA[Rusya’da ortaya çıkan bu tehlikeli oyunu oynayanlar intihar ediyor. Dün ise 16 yaşındaki bir genç Bursa’da bu oyunu oynarken son görev olarak, kendini halı sahada öldürdü. Rusya’da şimdiye kadar 130 kişi bu oyunu oynayarak intihar etti. Diğer ülkelerde de bu oyunu oynayıp intihar edenlerin haberlerini duyuyor, görüyoruz.15 yaşındaki Yulia Konstantinova, intihar etmeden önce bu fotoğrafı İnstagram hesabından paylaştı.Mavi balina oyunu (Blue Whale Game) Rus sosyal medyalarından birinde ortaya<img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_234c7846df4d4a618733e3aedbfdb7b1%7Emv2.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_271/d2efad_234c7846df4d4a618733e3aedbfdb7b1%7Emv2.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/22/Mavi-Balina-%C4%B0ntihar-Oyunu-ve-Psikoloji</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/22/Mavi-Balina-%C4%B0ntihar-Oyunu-ve-Psikoloji</guid><pubDate>Thu, 22 Feb 2018 11:29:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Rusya’da ortaya çıkan bu tehlikeli oyunu oynayanlar intihar ediyor. Dün ise 16 yaşındaki bir genç Bursa’da bu oyunu oynarken son görev olarak, kendini halı sahada öldürdü. Rusya’da şimdiye kadar 130 kişi bu oyunu oynayarak intihar etti. Diğer ülkelerde de bu oyunu oynayıp intihar edenlerin haberlerini duyuyor, görüyoruz.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_234c7846df4d4a618733e3aedbfdb7b1~mv2.jpg"/><div>15 yaşındaki Yulia Konstantinova, intihar etmeden önce bu fotoğrafı İnstagram hesabından paylaştı.</div><div>Mavi balina oyunu (Blue Whale Game) Rus sosyal medyalarından birinde ortaya çıkan 50 görevlik bir oyundur. Adı, kendilerini sahile vurarak intihar eden mavi balinalardan almaktadır. Oyuncu, kendine psikolojik ve fiziksel zarar vermeyi içeren görevleri her gün öğrenmekte ve yerine getirmektedir. Son görev, 50. görev ise intihar etmektir. Oyuncular oyuna katılmaları durumunda her görevi yaptıklarını kanıtlamak için video veya fotoğraf göndermek zorundadır.</div><div>Oyunu geliştiren Philip Budeikin adlı psikoloji öğrencisi, “değersiz bireyleri toplumdan temizlemek için bu oyunu geliştirdiğini” söylemiştir. Philip Budeikin Rusya’da 16 kişinin ölümünden sorumlu olduğunu kabul etmiş ve tutuklanmıştır. Oyun ise halen çeşitli gruplarca yayılmaya devam etmektedir.</div><div>Oyunun engellenmesi ise teknik olarak çok da mümkün değildir. Çünkü oyunun belirli bir kodu, sistemi veya ara yüzü bulunmamaktadır. Oyun sosyal etkileşim üzerinden oynanmaktadır. Kendini “sorumlu” olarak adlandıran kişi oyuna katılması için yeni oyuncular arar ve bunu da sosyal medya üzerinden yapar. Sorumlular, genellikle yalnız, ruh sağlığı sorunları yaşayan, intihara meyilli, ilgiye muhtaç gençleri kendilerine hedef olarak seçmektedir. Oyun süresince “sorumlular” oyuncuların kişisel bilgilerine de erişmektedir. Bu eriştikleri bilgileri de zaman zaman oyunculara şantaj yapmak için kullanırlar.</div><div>Oyuncuları kandırmak ve manipüle etmek için kullanılan başka bir yöntem ise oyunu yetişkin oyunu olarak sunmaktır. Özellikle 10-19 yaş grubunda olan bireylerin, yetişkinlerin yaptıkları ama kendilerinin yapamadığı şeylere özenmelerini manipülasyon aracı olarak kullanmaktadırlar.</div><div>Bu oyun, muhtemelen bir psikopatın ya da önemli derecede psikopati eğilimleri olan birinin ürünüdür. Bu &quot;oyun&quot; gerçekten bir oyun değildir. Bu, intihar, yalnızlık ve ölüm düşüncelerine sahip hassas insanlara yönelik bir kontrol ve manipülasyon düzenidir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_6587b4748be8440ca2ad3b0d2df8aaae~mv2.png"/><div>Oyunda verilen görevleri içeren örnek bir liste. </div><div>Çocuklar ve Gençler İçin: Nasıl Hayır Denir</div><div>Bazen akranlara karşı hayır demekte çocuklar ve gençler zorlanabilir. Hayır demek için bazı öneriler:</div><div>Kendinize güvenin: Dediğinizin arkasında durun. Bu sizin kararınız ve hoşunuza gitmeyen, istemediğiniz hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsiniz.Kimseyi yargılamayın: Başkalarının kararlarına saygı gösterin ve aynısını beklediğinizi belirtin.Hayır diyen arkadaşlarınızla daha çok vakit geçirin: Hayır derken çekindiğiniz ve olmasından endişelendiğiniz bazı şeyler olabilir. Hayır diyen arkadaşlarınızı ve sonuçları gördükçe endişelerinizin gerçekçi olmadığını görebilir ve onların bu davranışlarınızı kendinize model alabilirsiniz.Başka bir öneri sunun: Eğer arkadaşlarınızla yaptığınız şey hoşunuza gitmiyorsa, başka bir şey yapmayı, başka bir yere gitmeyi önerin.</div><div>Ebeveynler İçin: Akran Baskısı Hakkında Nasıl Konuşulur</div><div>Uygun durumu yaratın: Çocuğunuzun da sizin de konuşmak için vakti olduğundan, ortamın rahat ve sakin olduğundan emin olun. Unutmayın, bu bir sohbet; sorgulama değil.Dinleyin: Mikrofonun sadece sizde olmasından kaçının. Onların kaygılarını ve deneyimlediklerini dinleyin.Onların kaygılarını anladığınızı gösterin: Onların duygularını görmezden gelmeniz iletişimi kapatacaktır. Dolayısıyla rahatsız oldukları şeyleri sizinle paylaşmak istemeyeceklerdir.Hayır demek üzerine konuşun: Akran baskısına karşı gelip hayır demek hakkında örnekler üzerinden konuşun. Çeşitli ihtimaller ve seçenekler üzerinden konuşun. Çocuğunuzun alternatif yollar geliştirmesi için ona imkan tanıyın.İletişim kanalını açık tutun: Her zaman size gelip sizinle konuşabileceklerini söyleyin. Yargılamak çocuğunuzla iletişiminizi keser, yargılamayın ve yargılamayacağınızı ona belirtin.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Çocuklara Sebze Sevdirmenin ve Yedirmenin Yolu</title><description><![CDATA[Çocuklara sebze yedirmek ve sevdirmek zordur. Yetişkinler için de öyle olabiliyor. Sebze tüketmek bazı insanlar için vazgeçilmez olsa da bazıları için sebze, çok da sevilen bir gıda değil. Sebze yemeyi sevmek ya da sevmemek büyük ölçüde alışkanlıkla ilgili aslında. Peki bu alışkanlığı çocuklara kazandırmak, çocukların sebze tüketmelerini sağlamak ve sebzeleri sevmelerini sağlamak için neler yapılabilir? Bu nasıl kolaylaştırılabilir?Çocukların sebzeye alışmalarında çeşitli yollar vardır. Ancak<img src="http://static.wixstatic.com/media/03ec2b0c20544bfebbf4d348b3f1532e.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_288/03ec2b0c20544bfebbf4d348b3f1532e.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/17/%C3%87ocuklara-Sebze-Sevdirmenin-ve-Yedirmenin-Yolu</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/17/%C3%87ocuklara-Sebze-Sevdirmenin-ve-Yedirmenin-Yolu</guid><pubDate>Sat, 17 Feb 2018 06:26:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Çocuklara sebze yedirmek ve sevdirmek zordur. Yetişkinler için de öyle olabiliyor. Sebze tüketmek bazı insanlar için vazgeçilmez olsa da bazıları için sebze, çok da sevilen bir gıda değil. Sebze yemeyi sevmek ya da sevmemek büyük ölçüde alışkanlıkla ilgili aslında. Peki bu alışkanlığı çocuklara kazandırmak, çocukların sebze tüketmelerini sağlamak ve sebzeleri sevmelerini sağlamak için neler yapılabilir? Bu nasıl kolaylaştırılabilir?</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/03ec2b0c20544bfebbf4d348b3f1532e.jpg"/><div>Çocukların sebzeye alışmalarında çeşitli yollar vardır. Ancak farklı yöntemler farklı sebze grupları için daha çok işe yaramaktadır. Bu yüzden öncelikle sebzeleri iki farklı grupta görmek gerekmektedir. Tadı, acı (sert) olan sebzeler ve acı olmayan sebzeler.</div><div>Acı olmayan sebzeler için her yaşta geçerli bir yöntem var. Devamlılık. Her yaş grubu çocuk için geçerli olan bu yöntemin psikolojideki adı maruz bırakmaktır. Tekrarlı maruz bırakma ile sebzeyi onlara sunun. Yemeğin bir parçası olarak. Burada sebze yemeyi mücadele haline getirmemeniz de önemli. Eğer çocuğunuzla çatışma haline getirirseniz bu geri tepebilir. Bir noktadan sonra mücadele haline getirdiğinizde siz ve çocuğunuz yorulursunuz. İlişkiniz uzun vadede yıpranır, zarar görür.</div><div>Acı olan sebzeler için ise biraz desteğe ihtiyacınız olacak. İki yaş ve sonrası çocuklara acı (tadı sert olan) sebzeleri yeme alışkanlığı kazandırmak istiyorsanız tadını kırmanın ve değiştirmenin yollarını denemeniz gerekmektedir. Bunun için tuz, baharat veya şeker gibi desteklere ihtiyacınız olacak. Bu ve benzeri yardımcı tatlar ile acı sebzenin tadını zenginleştirip değiştirin. Bu tarifi de uygulamaya devam edin. Sıklıkla çocuğunuza yemeğin bir parçası olarak sunmanız, çocuğunuzun acı sebzelere de alışmasını sağlayacaktır.</div><div>Eğer acı ve acı olmayan sebze fark etmeksizin çocuğunuz sebze yemekte sorun çıkarıyorsa sebzeyi görsel olarak zenginleştirmek, başka yemeklerin ve tatların ardına gizlemek, en az nefret ettiği sebzeden başlamak gibi farklı yöntemler de deneyebilirsiniz. Belki sizin ve çocuğunuzun zorlandığı bir süreç olacak. Ancak farklı metotlar deneyip size en uygun geleni bulabilirsiniz. Unutmamanız gereken bir nokta var, çocuğunuzla kavga etmeden veya mücadele haline getirmeden devam edin. Alışkanlık haline, “normal davranış” haline getirin.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Wadhera, D., Phillips, E. D. C., &amp; Wilkie, L. M. (2015). Teaching children to like and eat vegetables. Appetite, 93, 75-84.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Aşıkken Beyniniz De Aşk Dolu</title><description><![CDATA[İnsanların aşk için en önemli organın kalp değil de beyin olduğunu söylediklerini duymuşsunuzdur. Nörobilimsel (sinirbilimi) bağlamda aşkın araştırılması sonucunda, şaşırabileceğiniz bazı ilginç sonuçlara ve bulgulara ulaşılmıştır. Beyninizde ve davranışlarınızda oluşan değişimlere ve artan kimyasallara beraber göz atalım.Aşk Görkemli OlduğundaHiç çılgınca aşık oldunuz mu? Araştırmacılar genç aşıkların beyinlerini taradı ve sevdiklerine odaklandıklarında, bir dizi beyin parçasının aydınlanmaya<img src="http://static.wixstatic.com/media/8da777d9c4234801a14e6c2647dbac38.jpeg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/14/A%C5%9F%C4%B1kken-Beyniniz-De-A%C5%9Fk-Dolu</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/14/A%C5%9F%C4%B1kken-Beyniniz-De-A%C5%9Fk-Dolu</guid><pubDate>Wed, 14 Feb 2018 09:39:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>İnsanların aşk için en önemli organın kalp değil de beyin olduğunu söylediklerini duymuşsunuzdur. Nörobilimsel (sinirbilimi) bağlamda aşkın araştırılması sonucunda, şaşırabileceğiniz bazı ilginç sonuçlara ve bulgulara ulaşılmıştır. Beyninizde ve davranışlarınızda oluşan değişimlere ve artan kimyasallara beraber göz atalım.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/8da777d9c4234801a14e6c2647dbac38.jpeg"/><div>Aşk Görkemli Olduğunda</div><div>Hiç çılgınca aşık oldunuz mu? Araştırmacılar genç aşıkların beyinlerini taradı ve sevdiklerine odaklandıklarında, bir dizi beyin parçasının aydınlanmaya başlandığını keşfetti. En önemli iki bölgeden biri başlangıçta araştırmacılar için biraz şaşırtıcıydı. İlk etapta, ilkel sürüngen beyninin bir parçası olarak da bilinen kaudat çekirdeğinin bu aşk dolu bireylerde oldukça aktif olduğunu keşfettiler. Beklendiği gibi, dopamin ve nörepinefrin ile ilgili beyin bölgelerinin de aydınlandığını gördüler. Her ikisi de zevkli aktiviteler ve heyecanla bağlantılı beyin kimyasallarıdır.</div><div>Bu tabloya baktığımızda aşıkların gece boyunca mesajlaşmasına, konuşmasına; dağ delmelerine, çölleri aşmalarına; sayfalarca şiirler yazmalarına şaşırmamalı. Görünüşe göre aşklarına odaklandıklarında beyinleri dayanıklılık, dirayet, odaklanma ve motivasyon sağlayan hormonlara bulanıyor. Bu da aşıklarımızı küçük Herküller haline getiriyor bile diyebiliriz.</div><div>Çikolata yediğinde, şeker tükettiğinde veya kokain kullandığında insanların ödül sistemi diye de adlandırılan dopamin sistemleri aktive olur. Beyin dopaminle dolar. Bu bölge aşık olduğumuzda da aktifleşir. Bu yüzdendir ki kötü bir ayrılığın etkileri zaman zaman uyuşturucuyu bırakmaya benzer semptomlar gösterir. Kişi enerjisiz hisseder. Depresif bir hale bürünür. İşlevselliği azalır. Çalışmak, gezmek, aktivitelere katılmak istemez. Sıklıkla geri dönmeyi ister.</div><div>Aşk ve Evlilik, Olanlara Verdiğimiz Anlam Bizlerde Duyguları Oluşturur</div><div>Bir ömür boyu süren araştırmalar sonucunda ilginç bir bulgu edinilmiştir. Birbirini idealleştiren çiftlerin daha mutlu bir evliliğe sahip olduğu gözlemlenmiştir. Peki bu idealleştirme de ne demek? Aslında olayları pozitif yorumlamak, başka birisinin yapacağı yorumlara kıyasla daha iyimser olan yorumlarda bulunmak da diyebiliriz. Sevdiğinizin yaptıklarını görürken iyi yorumlarla bunları görürseniz idealleştirmiş oluyor ve daha mutlu bir evliliğe sahip oluyorsunuz. Bunu okurken “sahte olur öyle ya” diye yorumlayanlarınız olacaktır. Ancak bu bir tercihten ibarettir. Aşkınızın doruklarda olduğu zamanları düşünün, olayları yorumlamanız bu dönemlerde büyük ihtimal oldukça olumluydu; kendinizi kötü hissettiğiniz veya mutsuz olduğunuz zamanları düşünün, bu dönemlerde de büyük ihtimalle her olayı kötü yorumluyordunuz ve kendinizi daha da mutsuz ediyordunuz. Olanlara verdiğimiz anlam bizlerde duyguları oluşturur, kötü yorumlarsanız mutsuz; iyi yorumlarsanız daha mutlu hissedersiniz.</div><div>Eşlerin kendi özel hayatlarında olan mutluluğun evliliklerine yansıdığı da gözlemlenmiştir. Bekleyeceğiniz üzere işinde daha mutlu olan insanların evliliklerinde de daha mutlu olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca arkadaşları ve ailesiyle daha çok vakit geçirme imkanı bulan insanların evliliklerinden de daha memnun olduğu gözlemlenmiştir.</div><div>Başka bir araştırma eşinin üzerinde etkisi olduğunu hissetmenin evlilikteki rolü üstüne yapılmıştır. Araştırmada, eşleri üzerinde etkisi olduğunu düşünen insanların evliliklerinden de daha memnun olduğu bulunmuştur.</div><div>Buluşma Geceleri ve Nörobilim</div><div>Yıllar geçmesine rağmen ilişkilerini hala canlı tutan çiftleri görmüşsünüzdür. Kaç yıl geçmiş olursa olsun, sanki daha dün tanışmış, birbirlerine aşık küçük çocuklar gibidirler. Bu çiftlerin hepsi için geçerli mi bilemem ama nörobilim ilişkiyi sıcak ve canlı tutmak için önerilerde bulunuyor. Nörobilimsel araştırmalara göre buluşma geceleri ilişkiyi taze ve canlı tutmaya yardımcı olabilir. Ancak bu tip gecelerin içeriği önemli. Yani çiftin bu geceleri özel ve yeni görmeleri, yeni bir yere, özel bir yere gitmeleri ilişkilerine katkıda bulunuyor. o yüzden her zamanki yere mi gideceğiz yaaa diyorsa çiftlerden biri; oraya gitmemek daha yerinde bir tercih olacaktır.</div><div>Başka çiftlerle buluşan ve zaman geçiren çiftlerin incelendiği bir araştırmada da kendi başlarına vakit geçirmektense başka bir çiftle vakit geçirenlerin evliliklerinden daha memnun olduğu gözlemlenmiştir. Yani ilişkinizde ihtiyacınız olan yenilik belki de başka bir çiftle vakit geçirmeye başlamak olabilir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Abbasi, I. S. (2017). Personality and marital relationships: Developing a satisfactory relationship with an imperfect partner. Contemporary Family Therapy, 39(3), 184-194.</div><div>Freeman, W. J. (2014). Societies of brains: A study in the neuroscience of love and hate. Psychology Press.</div><div>Hamilton, L. D., &amp; Meston, C. M. (2017). Differences in Neural Response to Romantic Stimuli in Monogamous and Non-Monogamous Men. Archives of sexual behavior, 46(8), 2289-2299.</div><div>Hanson, R. (2009). Buddha's brain: The practical neuroscience of happiness, love, and wisdom. New Harbinger Publications.</div><div>Marazziti, D., &amp; Stahl, S. M. (2018). Serotonin and Love: Supporting Evidence From a Patient Suffering From Obsessive-Compulsive Disorder. Journal of clinical psychopharmacology, 38(1), 99-101.</div><div>Tarlaci, S. (2012). The brain in love: has neuroscience stolen the secret of love?. NeuroQuantology, 10(4).</div><div>Toma, C. L., &amp; Choi, M. (2016). Mobile media matters: Media use and relationship satisfaction among geographically close dating couples. In Proceedings of the 19th ACM Conference on Computer-Supported Cooperative Work &amp; Social Computing (pp. 394-404). ACM.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Tükenmişlik Sendromu (Burnout) Nedir? Neler Yapılabilir?</title><description><![CDATA[Eğer uzun süre boyunca çaresiz, yorulmuş hissettiğiniz bir stres altındaysanız tükenmişlik sendromuna giden o yola çıkmış olabilirsiniz. Tükenmişlik sendromu kısaca “uzun süre stres altında tükenme hali” olarak tanımlanabilir. Tükenmişlik sendromu yaşadığınızda problemler başa çıkılamaz görünür, her şey keyifsiz hale gelir ve enerjisiz hissedersiniz. Kendinize bakacak enerjiyi bulamazsınız. Hatta bu tükenmişlik sendromunu yaşamanızın bir nedeni de aslında budur. Kendinize yeterince zaman<img src="http://static.wixstatic.com/media/e29683572fbd45119b5e9596fca63dc4.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_387/e29683572fbd45119b5e9596fca63dc4.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/11/T%C3%BCkenmi%C5%9Flik-Sendromu-Burnout-Nedir-Neler-Yap%C4%B1labilir</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/11/T%C3%BCkenmi%C5%9Flik-Sendromu-Burnout-Nedir-Neler-Yap%C4%B1labilir</guid><pubDate>Sun, 11 Feb 2018 07:05:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Eğer uzun süre boyunca çaresiz, yorulmuş hissettiğiniz bir stres altındaysanız tükenmişlik sendromuna giden o yola çıkmış olabilirsiniz. Tükenmişlik sendromu kısaca “uzun süre stres altında tükenme hali” olarak tanımlanabilir. Tükenmişlik sendromu yaşadığınızda problemler başa çıkılamaz görünür, her şey keyifsiz hale gelir ve enerjisiz hissedersiniz. Kendinize bakacak enerjiyi bulamazsınız. Hatta bu tükenmişlik sendromunu yaşamanızın bir nedeni de aslında budur. Kendinize yeterince zaman ayırmayıp enerji toplamamış olmanız; sizi tükenmişlik sendromuna koşar adımlarla yetiştirir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/e29683572fbd45119b5e9596fca63dc4.jpg"/><div>Tükenmişlik belirtilerinin başında iş ile ilgili beklentilerin ve yükün sonucunda yaşanan bitkinlik gelir. Kişi iş yerinde kendisinden beklenen çaba ve eforu verebilmek adına stres yaşar, çok çalışır ve bu uzun süreli stres sonucunda bitkin düşer. Bu bitkinliğin yanı sıra, fiziksel olarak baş ağrısı ve uykusuzluk da görülmektedir. Öfkeli olma hali görülebilen başka bir belirtidir. Dışarıdan ise gözlemlenebilen önemli bir değişiklik olur. Tükenmişlik sendromu yaşayan insanlar dışarıdan depresif ve mutsuz, enerjisiz görünürler.</div><div>Birçok araştırma tükenmişlik sendromunun birçok yönden depresyona da benzediğini göstermiştir. Hatta bir araştırmada tükenmişlik sendromu yaşayan çalışanların ve depresyon tanısı almış insanların depresyon belirtileri karşılaştırıldığında aralarında kayda değer bir fark bulunamamıştır. Başka bir araştırmada ise tükenmişlik sendromu geçiren insanların %90’ının aynı zamanda depresyonda olduğu görülmüştür.</div><div>Tükenmişlik sendromu yaşadığınızı düşünüyorsanız kendinize sorun (tükenmişlik sendromu belirtilerini keşfetmek adına):</div><div>Kendinizi işe sürükleyerek götürüyor ve işe vardığınızda çalışmaya başlamakta zorlanıyor musunuz?Çalışma arkadaşlarınıza, müşteri veya iş ortaklarınıza karşı sabırsız, katlanamayan birisi haline mi geldiniz?Sıklıkla üretken olmak için yeterli enerjiyi bulamıyor musunuz?Başarılarınızdan tat ve haz alamıyor musunuz?İşinizle ilgili algınız tamamen değişti mi?Daha iyi hissetmek veya hissizleşmek için yemek, uyuşturucu, ilaç veya alkol gibi kaynaklara başvuruyor musunuz?Yeme veya uyku düzeniniz değişti mi?Açıklanamayan baş ağrısı, sırt ağrısı veya başka fiziksel ağrı yaşıyor musunuz?</div><div>Bu soruların kayda değer bir kısmını kendinizde gözlemliyorsanız, tükenmişlik sendromu (burnout) yaşıyor olabilirsiniz.</div><div>Tükenmişlik sendromunun nedenleri genel olarak şunlardır:</div><div>Kontrol eksikliği: Kişi iş yerinde veya yaptığı iş ve projelerde kontrolsüz hissediyor, kendi kararlarının ve etkisinin az olduğunu hissediyorsa bu durum tükenmişlik sendromuna katkıda bulunur.</div><div>Belirsiz iş beklentileri: İş yerindeki belirsizlikler ve beklenti belirsizliği çalışanlar üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir.</div><div>Olumsuz çalışan dinamikleri: İş yerinde kişiler arası toksik, olumsuz ve zararlı ilişkiler kurulmuşsa bunlar insanlara zarar verir. Özellikle mobbing yaygın bir toksik ilişki örneğidir.</div><div>Değerlerin uyumsuz olması: Eğer çalıştığınız yerin kendi değerlerinize uygun olmadığını düşünüyorsanız zamanla bunun olumsuz sonuçlarını gözlemleyebilirsiniz. Hatta tükenmişlik sendromuna doğru gidiyor olabilirsiniz.</div><div>Sosyal destek eksikliği: Kişi çalıştığı yerde yalnız ve desteksiz hissediyorsa bu onun psikolojisini olumsuz yönde etkileyebilir. Kronik bir yalnızlık durumunda ise bu daha da büyük bir etkiye sahip olabilir.</div><div>Tükenmişlik sendromu için yapabilecekleriniz:</div><div>Tükenmenize yol açan stres kaynaklarını tespit edin. Bunlarla baş etme yöntemlerinizi geliştirin.Tutumunuz üzerinde çalışın. Olumsuza ve kötüye odaklanan, olayları bu yönde yorumlayan bir tutumunuz varsa bununla ilgili çalışmanız önemlidir.Destek arayın. Sevdiklerinizle yaşadıklarınızı paylaşın. İş ortamında kendinize destek ağı oluşturmaya, keyifli ara geçirebileceğiniz arkadaşlıklar kurmaya çalışın. Uzman desteği alın.Başka bir işe geçmeyi düşünün. Şu an bulunduğunuz işin size uygun olup olmadığını düşünün. Kendiniz ile işinizi ayrı ayrı gözden geçirin. Başka bir işe geçmeyi düşünür müydünüz? Başka bir işe geçecek olsanız neyi düşünürdünüz? Bu işe geçmenin artı ve eksileri neler?Spor yapın. Stresle baş etmede fiziksel aktivite kayda değer ölçüde yardımcı olmaktadır. Düzenli hareket ve egzersiz seretonin (mutluluk hormonu) salgılanmasını sağlar.Uyku düzeninizi korumaya çalışın. Size gerekli olan 7-8 saat uykunuzu alın.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Davis, M., Eshelman, E. R., &amp; McKay, M. (2008). The relaxation and stress reduction workbook. New Harbinger Publications.</div><div>Greenberg, M. (2017). The stress-proof brain: Master your emotional response to stress using mindfulness and neuroplasticity. New Harbinger Publications.</div><div>Guglielmi, O., Jurado-Gámez, B., Gude, F., &amp; Buela-Casal, G. (2014). Job stress, burnout, and job satisfaction in sleep apnea patients. Sleep medicine, 15(9), 1025-1030.</div><div>Kabat-Zinn, J. (2013). Full catastrophe living, revised edition: how to cope with stress, pain and illness using mindfulness meditation. Hachette UK.</div><div>Leiter, M. P., Bakker, A. B., &amp; Maslach, C. (Eds.). (2014). Burnout at work: A psychological perspective. Psychology Press.</div><div>Maslach, C., Schaufeli, W. B., &amp; Leiter, M. P. (2001). Job burnout. Annual review of psychology, 52(1), 397-422.</div><div>White, W. L., Gasperin, D. L., Nystrom, J. L., Ambrose, C. T., &amp; Esarey, C. N. (2006). The other side of burnout: An ethnographic study of exemplary performance and health among probation officers supervising high-risk offenders. Institute for Legal and Policy Studies, Center for State Policy and Leadership, University of Illinois at Springfield.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>İzlerken Yediklerimiz ve Mindfulness Becerileriyle Yemenin Önemi</title><description><![CDATA[Çoğumuz televizyon veya film izlerken bir şeyler atıştırmayı sever. Sinemada patlamış mısır, evde cips veya çeşitli abur cuburlar. Başka bir alışkanlık olarak da yemek yerken dizi açayım alışkanlığıdır. Yemek önemli bir doyum aracıdır; duygusal bağlamda da. Peki ekran karşısında yemek yerken ne gibi süreçler ön plana çıkıyor, önemli oluyor? Mindful yemenin önemi nedir?Araştırmacılar iki farklı gruba farklı film izletmişler. Filmlerden biri duygusal bir film diğeri ise romantik komedi seçilmiş.<img src="http://static.wixstatic.com/media/74f0835c1e967be0a22c689ff5363484.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_909/74f0835c1e967be0a22c689ff5363484.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/10/%C4%B0zlerken-Yediklerimiz-ve-Mindfulness-Becerileriyle-Yemenin-%C3%96nemi</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/10/%C4%B0zlerken-Yediklerimiz-ve-Mindfulness-Becerileriyle-Yemenin-%C3%96nemi</guid><pubDate>Sat, 10 Feb 2018 12:59:03 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Çoğumuz televizyon veya film izlerken bir şeyler atıştırmayı sever. Sinemada patlamış mısır, evde cips veya çeşitli abur cuburlar. Başka bir alışkanlık olarak da yemek yerken dizi açayım alışkanlığıdır. Yemek önemli bir doyum aracıdır; duygusal bağlamda da. Peki ekran karşısında yemek yerken ne gibi süreçler ön plana çıkıyor, önemli oluyor? Mindful yemenin önemi nedir?</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/74f0835c1e967be0a22c689ff5363484.jpg"/><div>Araştırmacılar iki farklı gruba farklı film izletmişler. Filmlerden biri duygusal bir film diğeri ise romantik komedi seçilmiş. İzleyenlere atıştırmalık sunulmuş ve araştırmanın sonunda duygusal film izleyenlerin yüzde 28’inin daha çok atıştırmalık tükettiği gözlemlenmiş.</div><div>Başka bir grup araştırmacı bu deneyi tekrarlamak ve sonuçları görmek istemişler. Deneyi başka bir grup insanla tekrarladıklarında duygusal film izleyen grubun yüzde 55 oranında daha fazla atıştırmalık tükettiğini gözlemlemişler.</div><div>Peki bu iki araştırma bize ne anlatıyor? Dram izlemeyelim mi?</div><div>Hayır tabii. Bu sonuçların farkında olup duygusal filmler sırasında elinizin altında az atıştırmalık bulundurmayı seçebilir, kendinizi frenlemeye daha çok dikkat edebilirsiniz.</div><div>Bu araştırma sonuçlarını kendi yararınıza kullanmanız bile olası. Tipik beslenme düzeninizde meyve yok mu? Az mı meyve tüketiyorsunuz? O zaman duygusal filmler izlerken bu tip atıştırmalıklar hazırlayın.</div><div>Benzer başka bir araştırma, temposu yüksek bir film ile temposu düşük bir film sırasında tüketilenleri karşılaştırmak için yapılmıştır. Araştırmacılar iki gruba böldükleri katılımcılara farklı filmler izletmişlerdir. Temposu yüksek film izleyenler, temposu düşük film izleyenlere kıyasla daha çok atıştırmalık tüketmiştir. Anlaşılan izlerken filmin heyecanına kapılıp daha çok yiyebiliyoruz.</div><div>Bu araştırmalarla mindfulness’ın (bilinçli farkındalık) ne ilgisi var?</div><div>Mindful yemek yeme (farkındalık ile yeme) yeme bozukluklarında son senelerde yaygın olarak kullanılan tekniklerden biri haline geldi. Tabii bu yeme biçimi herkes için uygun bir yöntem. Ancak kontrolsüzce tüketen ve yediklerinin farkında olmayan kişiler için özellikle önerilmektedir. Yukarıda okuduğunuz araştırmalar da bu mindless (mindful olmayan, farkında olmayan) yeme, atıştırma biçiminin etkilerini gözler önüne seriyor. Film izlerken tempoya veya olaylara kapılıp izleyicilerin yüzde 55’lere varan oranlarda daha çok yiyebildiğini görüyoruz. Buna benzer durumları sıkça yaşayan ve bilinçsizce yemek yiyenlere özellikle mindful yemeyi öneriyorum. Birçok farklı mindful yeme tekniği olmakla birlikte en yaygın yöntemi sizler için açıklayayım.</div><div>Yemek yerken dikkatimizi tüm duyularımızla yemeğimize yönlendiriyoruz. Yemek yerken sadece midemizin doymasını değil, duyularımızın da doymasını hedefliyoruz. Her lokmayı merakla inceleyip kokusunu aldıktan sonra ağzımıza atıyoruz. Ağzımızdaki lokmanın tadını, dokusunu, sıcaklığını ve zamanla her çiğnemedeki değişimini inceliyoruz. Her çiğnemede oluşan tat değişimlerinin farkına vardıktan sonra da sonraki lokmamıza geçiyoruz.</div><div>Bu özetlediğim küçük, günlük hayatta uygulayabileceğiniz bir yöntem. Tabii kişiye göre farklı uyarlamalar yapılmakla birlikte, her öğün ve her lokma için yapılması gerekmediğini de belirteyim.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Bays, J. C. (2017). Mindful Eating: A Guide to Rediscovering a Healthy and Joyful Relationship with Food (Revised Edition). Shambhala Publications.</div><div>Dalen, J., Smith, B. W., Shelley, B. M., Sloan, A. L., Leahigh, L., &amp; Begay, D. (2010). Pilot study: Mindful Eating and Living (MEAL): weight, eating behavior, and psychological outcomes associated with a mindfulness-based intervention for people with obesity. Complementary therapies in medicine, 18(6), 260-264.</div><div>Gardner, M. P., Wansink, B., Kim, J., &amp; Park, S. B. (2014). Better moods for better eating?: How mood influences food choice. Journal of Consumer Psychology, 24(3), 320-335.</div><div>Wansink, B., &amp; Chandon, P. (2014). Slim by design: Redirecting the accidental drivers of mindless overeating. Journal of Consumer Psychology, 24(3), 413-431.</div><div>Wansink, B., &amp; Tal, A. (2015). Television Watching and Effects on Food Intake—Reply. JAMA internal medicine, 175(3), 468-469.</div><div>Winkens, L. H. H., van Strien, T., Brouwer, I. A., Penninx, B. W. J. H., Visser, M., &amp; Lähteenmäki, L. (2018). Associations of mindful eating domains with depressive symptoms and depression in three European countries. Journal of affective disorders, 228, 26-32.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Bipolar Bozukluk Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?</title><description><![CDATA[Bipolar depresyon veya daha yaygın bilinen adıyla bipolar bozukluk (1980 öncesi de manik depresyon olarak bilinmekteydi), depresif dönemler ve anormal seviyelerde yüksek duygu durumu ile kendisini belli eden bir psikolojik bozukluktur. Bu yüksek duygu durumu derece ve şiddetine bağlı olarak hipomani veya mani olarak bilinmektedir. Bu bozukluk toplumda yüzde bir ila iki arasında görülmektedir.Manik dönemlerde kişi anormal derecede enerjik, mutlu veya huzursuz hisseder ve davranır. Bu dönemde<img src="http://static.wixstatic.com/media/0d5a8583187a44688b918f91298eba80.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_404/0d5a8583187a44688b918f91298eba80.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/04/Bipolar-Bozukluk-Nedir-Nas%C4%B1l-Tedavi-Edilir</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/04/Bipolar-Bozukluk-Nedir-Nas%C4%B1l-Tedavi-Edilir</guid><pubDate>Sun, 04 Feb 2018 08:04:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Bipolar depresyon veya daha yaygın bilinen adıyla bipolar bozukluk (1980 öncesi de manik depresyon olarak bilinmekteydi), depresif dönemler ve anormal seviyelerde yüksek duygu durumu ile kendisini belli eden bir psikolojik bozukluktur. Bu yüksek duygu durumu derece ve şiddetine bağlı olarak hipomani veya mani olarak bilinmektedir. Bu bozukluk toplumda yüzde bir ila iki arasında görülmektedir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/0d5a8583187a44688b918f91298eba80.jpg"/><div>Manik dönemlerde kişi anormal derecede enerjik, mutlu veya huzursuz hisseder ve davranır. Bu dönemde kişiler duygu durumlarına paralel olarak düşüncesiz, kontrolsüz ve sonuçları düşünmeden davranırlar. Bu dönemde enerji yüksekliğinin bir sonucu olarak kişilerde uyku ihtiyacı azalması da görülür. Çok kısa uyku süresi ile günlük hayatlarına devam edebilirler.</div><div>Mani Döneminde Kişilerde Aşağıdaki Bipolar Bozukluk Belirtileri Gözlemlenebilir,</div><div>Enerjik, yüksek ruh haliÇok enerjik olma haliYüksek derecede aktiflikTedirgin hissetmeUyumakta zorlanmaNormalden daha hareketli olmaÇok hızlı konuşma, farklı konulara hızlı geçmeAjite ve huzursuz olmaDüşüncelerinin çok hızlı akmasıBirçok şeyi aynı anda yapabileceğini düşünmeRiskli davranışlar, çok para harcama</div><div>Manik dönemin tersi olan depresif dönemlerde ise kişi hayata, kendisine ve geleceğe karamsar bakar. Hayata, etrafındaki dünyaya olumsuz bir bakış açısı edinir. Kendisini eleştirir, yetersiz görür. Gelecekten beklentileri azalır ve karamsar bir gelecek çizer kendisine. Bu bakış açısındaki değişimle beraber kişinin sosyal aktiviteleri azalır. Kendisini daha çok izole eder. Enerjisi düşer ve hareketliliği azalır.</div><div>Depresif dönemde kişi daha çok uyumaya yatkın hale gelir. Uyku düzeninde de bozulmalar gözlemlenebilir. Gün içerisinde daha çok uyuma ve geceleri uykusuz olma görülebilir.</div><div>Depresif Dönemde Kişilerde Aşağıdaki Bipolar Bozukluk Belirtileri Gözlemlenebilir,</div><div>Mutsuz, düşük, boş veya umutsuz hissetmeÇok az enerji sahibi olmaDüşük seviyede aktiflikUykuya dalmada zorluk, çok veya az uyumaHiçbir şeyden haz almamaEndişeli hissetmeOdaklanmada güçlükUnutkanlıkÇok veya az yemeSüregelen bir yorgunluk haliÖlüm veya intihar düşünceleri</div><div>Bipolar Bozukluğun Nedeni Nedir?</div><div>Bipolar bozukluğun sebepleri net değildir. Hem genetik hem çevresel faktörler bu psikolojik bozuklukta rol oynar. Tabii vakadan vakaya bu etkenlerin oranı değişmektedir. Bazı durumlarda genetik daha büyük rol oynar. Ailede bipolar bozukluğun veya diğer duygu durum bozukluklarının sıkça görüldüğü gözlemlenir.</div><div>Bipolar Bozukluk kendi içerisinde 4 ayrı başlıkta ele alınır. Bunlar Bipolar I, Bipolar II, siklotimik ve diğer türlü adlandırılamayan bipolar bozukluktur. Bu dört başlık semptomlar ve belirtiler hakkında ayrışmaya gidilmesi adına kullanılmaktadır. Genel olarak birbirlerine benzeyen başlıklardır.</div><div>Bipolar I Bozukluk</div><div>En az 7 gün süren mani dönemleri veya tıbbi destek gerektiren mani dönemleri ile kendisini göstermektedir. Genellikle depresif dönemler de görülür. Bu depresif dönemler ise en az 2 hafta sürer. Depresif dönemler bazı durumlarda mani dönem özellikleri de gösterebilmektedir.</div><div>Bipolar II Bozukluk</div><div>Depresif dönem ve hipomani dönemlerinden oluşmaktadır. Hipomani dönemi, mani dönemi kadar şiddetli geçmemektedir. Semptomlar ve belirtiler daha hafif seyreder. Adı da buradan gelmektedir. Hipo, Yunancadan gelmekte ve “altında” anlamı taşımaktadır.</div><div>Siklotimik Bozukluk</div><div>Bu psikolojik bozuklukta, en az iki sene süren (çocuklarda ve ergenlerde bir sene) hipomani ve depresif semptomlar görülmektedir. Ancak bu semptomlar ve belirtiler depresif dönem veya hipomani dönemi tanılama özelliklerini tam olarak göstermez.</div><div>Diğer Türlü Adlandırılamayan Bipolar Bozukluk</div><div>Diğer üç kategoriye ait olmayan bipolar bozukluklar bu başlıkta toplanır. Ortak özellikleri tanı kriterlerini tam anlamıyla yansıtmayışlarıdır.</div><div>Nasıl Tedavi Edilir?</div><div>Tedaviler çoğu insana yardımcı olmaktadır. Günlük hayatlarında daha az zorlanmalarını sağlamaktadır. En yoğun semptom ve belirti gözlemlenen vakalarda bile ruh hali ve duygu durumu değişimlerinde iyileşme, diğer semptom ve belirtilerde azalma görülmektedir. Etkili bir tedavi planı genellikle hem ilaç hem psikoterapiden oluşmaktadır.</div><div>Psikoterapi bipolar bozuklukta etkilidir. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile Kabul ve kararlılık terapisi (ACT), hayat boyu sürebilen bipolar bozuklukla baş etme konusunda danışanlara büyük destek sağlamaktadır. Bu iki terapi metodunun da bilimsel araştırmalar ile etkili olduğu görülmüştür. Farklı araştırmalar ile etkililiği ortaya konmuştur. Bireysel terapi dışında kişinin ailesinin de bilgilendirilmesi önemlidir. Hem kişiye sosyal destek açısından hem ailenin ihtiyaçlarının giderilmesi açısından aile bilgilendirilmesi önem taşımaktadır.</div><div>Medikal olarak ise genellikle duygu durum dengeleyicisi kullanılmaktadır. Farklı vakalarda, ihtiyaçlara göre atipik antipsikotik ve antidepresan da kullanılabilmektedir. Bunlar hekimin önerilerine uygun şekilde kullanılmalıdır.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (DSM-5®). American Psychiatric Pub.</div><div>Amerikan Psikiyatri Birliği. (2013). Ruhsal bozuklukların tanısal ve sayımsal elkitabı, Beşinci Baskı (DSM-5). Tanı Ölçütleri Başvuru Elkitabı’ndan çeviren Köroğlu E, Hekimler Yayın Birliği, Ankara.</div><div>Basco, M. R., &amp; Rush, A. J. (2005). Cognitive-behavioral therapy for bipolar disorder. Guilford Press.</div><div>Costa, R. T. D., Rangé, B. P., Malagris, L. E. N., Sardinha, A., Carvalho, M. R. D., &amp; Nardi, A. E. (2010). Cognitive–behavioral therapy for bipolar disorder. Expert review of neurotherapeutics, 10(7), 1089-1099.</div><div>Fink, C., &amp; Kraynak, J. (2015). Bipolar Disorder for Dummies. John Wiley &amp; Sons.</div><div>Marchand, W. R. (2015). Mindfulness for Bipolar Disorder: How Mindfulness and Neuroscience Can Help You Manage Your Bipolar Symptoms. New Harbinger Publications.</div><div>Roberts, S. M., Sylvia, L. G., &amp; Reilly-Harrington, N. A. (2014). The bipolar II disorder workbook: managing recurring depression, hypomania, and anxiety. New Harbinger Publications.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Panik Bozukluk ve Panik Atak Nedir?</title><description><![CDATA[Panik bozukluk, beklenmedik ve tekrarlayan panik ataklar ile kendini gösteren bir kaygı bozukluğudur. Panik ataklar ise çarpıntı, terleme, titreme, nefes kesilmesi, sığ nefes alma, hissizlik veya “kötü bir şey olacak” beklentisi gibi özelliklere sahip olan yoğun korku periyotlarıdır. Panik bozukluğun tek ve belirgin bir sebebi bulunmamaktadır ve bu durumdan mustarip olan insanların günlük hayat ve yaşantılarına büyük ölçüde sorun teşkil edebilmektedir. Örneğin, panik bozukluğun bir parçası<img src="http://static.wixstatic.com/media/7173b2f3bb944503a036d50e562c7a08.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_341/7173b2f3bb944503a036d50e562c7a08.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/03/Panik-Bozukluk-ve-Panik-Atak-Nedir</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/02/03/Panik-Bozukluk-ve-Panik-Atak-Nedir</guid><pubDate>Sat, 03 Feb 2018 07:37:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Panik bozukluk, beklenmedik ve tekrarlayan panik ataklar ile kendini gösteren bir kaygı bozukluğudur. Panik ataklar ise çarpıntı, terleme, titreme, nefes kesilmesi, sığ nefes alma, hissizlik veya “kötü bir şey olacak” beklentisi gibi özelliklere sahip olan yoğun korku periyotlarıdır. Panik bozukluğun tek ve belirgin bir sebebi bulunmamaktadır ve bu durumdan mustarip olan insanların günlük hayat ve yaşantılarına büyük ölçüde sorun teşkil edebilmektedir. Örneğin, panik bozukluğun bir parçası olarak, kişiler, belirli alanlara panik atak geçirme endişelerinden dolayı gitmekten kaçınmaktadır.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/7173b2f3bb944503a036d50e562c7a08.jpg"/><div>Panik bozukluk yaşayan kişiler sıklıkla panik atak yaşama endişesi de yaşarlar. Panik atak yaşarken insanlar büyük bir sıkıntı içinden geçerler. Atak sonrası ise kişiler tükenmişlik, yorgunluk ve halsizlik yaşarlar. Bu sıkıntılı süreç ve sonrasındaki bitkinlik kişilerin hayatında önemli yer teşkil eder. Bu sancılara karşılık olarak panik atak geçiren kişi panik atak geçirme endişesi ve kaygısı da yaşamaya başlar. Bu da panik bozukluğun önemli bir parçasıdır.</div><div>Panik atak geçirme kaygısının bir başka uzantısı ise kaçınma davranışlarıdır. Panik atak geçirmiş kişiler, panik atağı geçirdiği yer ile panik atağı eşleştirebilir. Aynı şekilde panik atak sırasında etrafında bulunan kişiler ile panik atağı da eşleştirebilir. Bu eşleştirmelerin sonucu olarak kişi bu ortamlardan kaçınabilir. Bu ortamlara girince tekrar panik atak geçireceğine inanabilir. Bunlar da kişilerin hayatlarına genel olarak olumsuz etkilerde bulunur. Sosyalliklerini düşürür. Aktiflik seviyelerini azaltır. Bazı durumlarda bu uzaklaşmalar yüksek derecede izolasyon ile sonuçlanır. Kişi kendini yaşamdan izole eder. Bu ise uzun vadede depresif semptomlara yol açabilir.</div><div>Yaş olarak ise, panik bozukluk genellikle erken yetişkinlikte kendini gösterir. Yetişkin ve ergenlerin yüzde 2 ila 3’ünde görülmektedir. Panik atak yaşayan çoğu kişi tedavi edilebilen bir rahatsızlığa sahip olduğunun farkında değildir. Hastalığın ismi çok anılsa da (biraz da Avrupa Yakasındaki Burhan karakterinin bizlere bıraktığı bir miras olarak) çoğu kişi tam olarak bu rahatsızlığın içeriğini, özelliklerini ve tedavi metotlarını bilmemektedir.</div><div>Sebep olarak ise panik bozukluğun net bir sebebi yoktur. Araştırmalara göre kişinin biyolojik ve genetik özellikleri, karakteri ve çevresel faktörler farklı ve değişen oranlarda panik bozukluğun oluşmasına katkıda bulunurlar.</div><div>Tedavi olarak ise kanıta dayalı tedavilerden Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ile Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) başarılı ve etkili tedavi metotlarıdır. Bilişsel davranışçı terapide, terapi sürecinde kişinin kaygı ve panik atağa yol açan düşünceleri üzerinde çalışılır. Kabul ve kararlılık terapisinde ise bu düşüncelerle kurulan ilişkiler ve kişinin hayatında takip etmek istediği değerler üstünde çalışılır. Bu nokta bu iki terapi arasında önemli bir farktır. Farklı yöntemlere sahip olsalar da iki terapi metodunun da araştırmalarla işe yaradığı kanıtlanmıştır.</div><div>Kabul ve kararlılık terapisi (ACT), bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile psikoterapinin yanı sıra ilaç tedavisi de panik bozuklukta kullanılmaktadır. İlaç olarak ise antidepresanlar ve antianksiyete ilaçları kullanılmaktadır. İlaç kullanımı ve psikoterapinin birlikte olduğu durumlarda tedavi daha etkili olabilmektedir. Sadece ilaç kullanımı ise önerilmemektedir çünkü ilaç tedavisi sonrası nüksetme ihtimali bulunmaktadır.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Hayes, S. C. (2016). Acceptance and Commitment Therapy, Relational Frame Theory, and the Third Wave of Behavioral and Cognitive Therapies–Republished Article. Behavior therapy, 47(6), 869-885.</div><div>McNally, R. J. (1994). Panic disorder: A critical analysis. Guilford Press.</div><div>Nardi, A. E., &amp; Freire, R. C. R. (Eds.). (2016). Panic Disorder: Neurobiological and Treatment Aspects. Springer.</div><div>Nathan, P. E., &amp; Gorman, J. M. (Eds.). (2015). A guide to treatments that work. Oxford University Press.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Bu Sene Sigarayı Bırakın</title><description><![CDATA[Her yeni yılın başında yeni yıl kararları almak bir gelenek olmuştur. Dünyanın birçok yanında bu geleneğe uyan ve kararlar alan birçok insan vardır. Peki bu kararların ne kadarını gerçeğe döküyoruz desek, hafif bir kıkırdamayla cevap verirsiniz diye düşünüyorum. Peki bu sene yeni yıl kararları alırken sigarayı bırakmayı da bu listeye eklemeyi düşünür müydünüz? Ben altı sene boyunca sigara içtim ve geçen mayıs yakın arkadaşımın teklifiyle (evet, teklif etti; o günden sonra bir daha içmedim)<img src="http://static.wixstatic.com/media/56f3c923989f42f192cb86545529da43.png/v1/fill/w_606%2Ch_606/56f3c923989f42f192cb86545529da43.png"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/01/24/Bu-Sene-Sigaray%C4%B1-B%C4%B1rak%C4%B1n</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/01/24/Bu-Sene-Sigaray%C4%B1-B%C4%B1rak%C4%B1n</guid><pubDate>Wed, 24 Jan 2018 15:29:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Her yeni yılın başında yeni yıl kararları almak bir gelenek olmuştur. Dünyanın birçok yanında bu geleneğe uyan ve kararlar alan birçok insan vardır. Peki bu kararların ne kadarını gerçeğe döküyoruz desek, hafif bir kıkırdamayla cevap verirsiniz diye düşünüyorum. Peki bu sene yeni yıl kararları alırken sigarayı bırakmayı da bu listeye eklemeyi düşünür müydünüz? Ben altı sene boyunca sigara içtim ve geçen mayıs yakın arkadaşımın teklifiyle (evet, teklif etti; o günden sonra bir daha içmedim) bıraktım. Merak etmeyin kendi öykümdense etkili metotlar hakkında konuşacağım.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/56f3c923989f42f192cb86545529da43.png"/><div>Her geçen gün farklı bırakma metotlarının etkinliği kanıtlansa da sigarayı bırakamayan, bırakıp da tekrar başlayan oldukça çok sayıda insan vardır. Bu yüzdendir ki dünyada erken ölüm ve sakatlanmaların en önde gelen sebebi sigara kullanımıdır. Peki sigarayı bırakmanın en iyi yolu nedir?</div><div>Kişisel gelişim kitapları, kamu spotu izlemek, egzersizle bırakma, grup terapisi, kısa mesaj desteği, alternatif terapiler, e-sigara, davranış terapisi, bilinçli farkındalık (mindfulness), uygulamalar, kaçınma terapisi, nikotin kullanımı ve diğer ilaçların kullanımı gibi potansiyel bırakma araçlarının listesi uzayıp gidiyor. Peki bütün bu yöntemlere bakınca tütüne tamamen hayır demeyi nasıl sağlayabiliriz?</div><div>Bazı bırakma yöntemlerini birlikte kullanma, tedavinin başarısını arttırdığı görülürken, diğer kombinasyonlar sadece enerji israfı olmakla kalmaktadır ve bazı durumlarda kişilerin tedaviye süresiz küsmesi ile sonuçlanabilir. Kişinin alışkanlığı bırakma becerisi, kişinin yaşından başarısızlıkla nasıl mücadele ettiğine kadar birçok faktöre bağlı olarak değişir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_33a9c572d0aa459f9c919ea983f69685~mv2.png"/><div>2014 senesinde Addictive Behaviours dergisinde yayınlanan bir araştırma, nüksetmenin (bırakılan davranışların tekrar başlaması) asıl belirleyicileri konusundaki anlayışımızı güçlendirdi. Sigara içmenin psikolojik yönlerinin ve davranış evrelerinin değişmesini ele alan transteorik modelin, nikotinin fizyolojik bağımlılığından daha çok önem taşıdığını tekrar göstermiştir. Yani, sigara bırakmada fizyolojik olarak nikotini bırakmaktansa psikolojik ve davranışsal olarak değişime gitmek daha önemlidir.</div><div>Araştırma Sonuçlarına Göre Birkaç Öneri</div><div>18-24 yaşlarındaysanız, tamamen bırakma ihtimaliniz düşük olduğundan (bu yaşlarda sigaranın zararlı etkileri genelde daha az umursanır ve kişiler daha az motive olurlar) hazırlıklı olun. Elinizdeki tüm etkili araç ve yardımları kullanın.İstatistiklere göre, son 36-72 ay içerisinde bir veya iki kez deneyip bırakamadıysanız, bir sonraki denemenizde bırakma olasılığınız çok daha yüksektir. Ancak 3 ila 10 başarısız girişiminiz olduysa bir sonraki bırakma denemenizin başarısız olma ihtimali daha yüksektir. Bu gibi bir duruma sahipseniz, cephanenizi güçlendirmeniz önemli olacaktır.Günde kaç sigara içiyor oluşunuz veya ilk sigaranızı ne zaman içtiğiniz sigarayı ne kadar kolay bırakabileceğinize dair en iyi göstergeler değildir. Ancak günümüzde sigara bağımlılığının şiddetini belirlemede bunlar kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu tanılama yöntemleri biraz güncellenmeli ve sosyal, duygusal faktörler de işin içine katılmalıdır.Arkadaşlarla kahve, sohbet, sigara yapıyor olmak, iş arkadaşlarıyla sigara molalarına çıkıyor olmak sigarayı iyi sosyal deneyimlerle eşleştirir. Bu durum da sigarayı bırakmayı zorlaştırabilir. Dolayısıyla sosyal içiciliğinizi tetikleyecek faktörlere karşı dikkatli olmak ve bunları en aza indirmeye çalışmak size kolaylık sağlayacaktır.Sağlıklı davranışların kendiniz için değerli olduğunu anlamak, değişim konusunda size destek olan yakınlarınızı, sevdiklerinizi fark etmek ve sağlıklı davranışı anımsamak için hatırlatıcılar kullanmak temelli bırakmak için önemli faktörlerdir.</div><div>Araştırmalara Dayalı Metotları Birleştirerek Sigarayı Bırakma Şansını Artırma</div><div>Sigarayı bırakmaya dair çok sayıda bulunan araştırmaları elden geçirecek olursak bazı yararlı ve pratik sonuçlara ulaşılabilir. Bırakma sürecinde kullanılacak olan yöntemlerden en çok fayda sağlamak için önemli olduğu evreleri bilmek önemlidir. Şimdi hangi evrelerde nelerin önemli olduğuna bakalım:</div><div>1. Harekete Geçmeye Hazırlanma ve Başlama</div><div>Bir terapiste veya sigara bırakma merkezine gidip yardım almak en iyi başlangıçlardan biridir. Bir terapist ile yürüteceğiniz davranış terapisi size süreci daha emin adımlarla yönetmenizi sağlayacaktır. Zorlandığınız dönemlerde de bir terapist size uygun çözümler üretmenize bir terzinin kıyafeti üstünüze uygun dikmesi gibi yardımcı olabilecektir. Tabii, başka metotlar da bulunmaktadır.</div><div>Hazırlık evresi, sigarayı bırakmanın artı ve eksilerini listelemenin etkili olduğu tek dönemdir. Değişim için bu liste sizi heveslendirebilir ve/veya ilham verebilir ancak bu liste bırakmayı sürdürme konusunda size yardımcı olmaz.</div><div>Yakın geçmişteki birçok araştırmada bulunan sonuçlara göre kişisel gelişim ve sigarayı bırakma broşürleri diğer metotlarla beraber kullanıldığında kayda değer hiçbir fark yaratmıyor. Ancak bu konuda bilgi eksikliğiniz varsa bu tip broşürleri okumak hiç yoktan iyidir.</div><div>İşi daha ciddi ele almak istiyorsanız, akciğer kanseri risk taramasına girebilirsiniz. Bu tarama sonuçlarında anormallik bulunan kişiler bekleyeceğiniz üzere sigara bırakmayı daha ciddi ele almaktadırlar. Derler ya, sağlığın kıymeti elden gidince anlaşılır; onun gibi bir durum söz konusu.</div><div>Yaygın kanının aksine, son araştırmalarda telefonlardaki sigarayı bırakma uygulamalarının da kayda değer etkilere sahip olduğunu göstermiştir. Bu uygulamalardaki özellikle pozitif geri dönüt veren kısımlar bırakmaya çalışanları teşvik konusunda umut verici olmaktadır.</div><div>2. Nikotin Bağımlılığını Sonlandırma</div><div>Sigara bırakmayı kolaylaştırmak ve nikotin eksikliğinin etkilerini azaltmak için ilaç ve/veya e-sigara kullanılabilir. Ancak bunlar tek başına uzun vadede sigarayı tamamen bırakmayı sağlamak için yetersizdir. Uzun vadede gerekli davranış değişikliği ve psikolojik değişimi sağlamadıklarından, ilaç tedavisi tamamlandığında kişilerin sigaraya tekrar başlama olasılıkları, nüksetme oranı gayet yüksektir. Sigarayı bırakma ilaçları davranış terapisi ile birlikte olduğunda en yüksek başarı oranını bizlere sunmaktadır.</div><div>İlaçlardan bahsetmişken şu uyarıyı yapmak da önemlidir. Eğer sigara bırakma ilaçlarına başvurmayı düşünüyorsanız kalbinizde sorun olmaması önemlidir. Bu konuda şüpheniz varsa doktorunuza belirtin. Psikolojik olarak bazı etkiler de gösterebilen sigara bırakma ilaçları, böyle bir durumunuz olması halinde psikiyatra başvurarak kullanmanız önemlidir.</div><div>3. Alışkanlığı Değiştirmek</div><div>Araştırmalar sigarayı bırakmak adına yapılan davranış değişikliğinde en etkili yöntemin davranışçı terapi olduğunu gösteriyor. Gerek ritüelistik davranışlarda (sabah kahvesiyle sigara yakmak gibi) gerek sosyal davranışlarda (molada arkadaşlarla sigara içme gibi) sigaranın etkisini ortadan kaldırmak için en etkili olan metodun davranışçı terapi olduğu birçok araştırma ile de desteklenmiştir. Davranış terapisi için bireysel terapi veya grup terapisiyle çalışmak uygun olabilir. Daha önce de bahsettiğim gibi araştırmaların sonuçlarına göre bu metotla ilaç tedavisinin birlikte kullanılması en yüksek başarı ihtimalini bizlere sunuyor.</div><div>4. Uzun Vadede Nüksetmeyi Önleme</div><div>Birçok araştırmada da bulunduğu üzere, etkili stres yönetimine sahip olmak uzun vadede nüksetmeyi önlemek için kazanılabilecek en önemli beceridir. Fiziksel ve psikolojik stres, nikotin yoksunluğu ile birleşip daha şiddetli algılanabilir. Yani normalde hissettiğinizden daha yoğun bir stres yaşayabilirsiniz. Bununla baş etmek için etkili becerileriniz yoksa başa dönüp sigarayı elinize alabilir ve onunla stresinizi yenmeye çalışabilirsiniz. Bu tipteki stresle baş etme sebebiyle sigaraya başlayanların, tüm başlayanlar içinde çok büyük bir orana tekabül ettiğini tahmin edebilirsiniz.</div><div>Stresle baş edemeyip arada sigaraya başvurmak bir süre sonra çığ gibi büyüyüp sigaraya tekrar başlamakla sonuçlanabilir. Amerikan Akciğer Koruma Derneği bu yüzden stres yönetimi için bilinçli farkındalık (mindfulness) ve benzeri meditasyon bazlı stres azaltma yöntemlerini insanlara öneriyor. Bu yöntemlere benzer şekilde, düzenli spor ile stresi düşürerek uzun vadede sigarayı hayatınızdan uzak tutmayı başarabilirsiniz.</div><div>Özetle</div><div>Sigarayı bırakmak isteyen milyonlarca kişiden biriyseniz, tedavinizi kendinize uygun şekillendirin. Bireysel veya grup terapisini ilaçlarla destekleyerek bırakmayı deneyebilirsiniz. İlaç kullanmak sizin için uygun değilse veya istemiyorsanız, sadece davranış terapisine devam edin. Bunun yanı sıra stres yönetimine de süreç boyunca odaklanın. Stres yönetiminizi geliştirmeniz uzun vadede sigaradan uzak kalmanıza yardımcı olacak ve nüksetmeyi önleyecektir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Clark, P. G., Greene, G. W., Blissmer, B. J., Lees, F. D., Riebe, D. A., &amp; Stamm, K. E. (2017). Trajectories of Maintenance and Resilience in Healthful Eating and Exercise Behaviors in Older Adults. Journal of aging and health, 0898264317746264.</div><div>Davis, J. M., Goldberg, S. B., Anderson, M. C., Manley, A. R., Smith, S. S., &amp; Baker, T. B. (2014). Randomized trial on mindfulness training for smokers targeted to a disadvantaged population. Substance use &amp; misuse, 49(5), 571-585.</div><div>Flott, E. A. (2015). Smoking Cessation Strategies for Patients with COPD. Home healthcare now, 33(7), 375-379.</div><div>Gomez, M. M., &amp; LoBiondo-Wood, G. (2013). Lung cancer screening with low-dose CT: its effect on smoking behavior. Journal of the advanced practitioner in oncology, 4(6), 405.</div><div>Gualano, M. R., Passi, S., Bert, F., La Torre, G., Scaioli, G., &amp; Siliquini, R. (2014). Electronic cigarettes: assessing the efficacy and the adverse effects through a systematic review of published studies. Journal of Public Health, 37(3), 488-497.</div><div>Harrell, P. T., Simmons, V. N., Correa, J. B., Padhya, T. A., &amp; Brandon, T. H. (2014). Electronic nicotine delivery systems (“E-cigarettes”) review of safety and smoking cessation efficacy. Otolaryngology--Head and Neck Surgery, 151(3), 381-393.</div><div>Lee, E. J. (2017). The Effect of Positive Group Psychotherapy and Motivational Interviewing on Smoking Cessation: A Qualitative Descriptive Study. Journal of Addictions Nursing, 28(2), 88-95.</div><div>Orr, K. K., &amp; Asal, N. J. (2014). Efficacy of electronic cigarettes for smoking cessation. Annals of Pharmacotherapy, 48(11), 1502-1506.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Uykusuzluk Performans ve Beyin Hücrelerini Etkiliyor!</title><description><![CDATA[Hepimiz yetersiz alınan gece uykusunun tüm günü kolayca etkileyebileceğini biliriz. Nispeten küçük bir (2-3 saatlik) uyku kaybı bile ruh hali ve zihinsel performansın düşmesine neden olur. Düzenli veya sıkça yaşanan uyku düzensizlikleri ve az uyumalar çok daha önemli ve ileri sonuçlar doğurabilir. Kronik uyku eksikliğinin kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve hatta kanser gibi ciddi hastalıklarla ilişkili olduğu iyi bilinmektedir. Sürekli olarak uyku düzenini bozma ve/veya az uyuma obezite ve<img src="http://static.wixstatic.com/media/1b07f4488f2bffdff9410d6f8a0c7368.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_455/1b07f4488f2bffdff9410d6f8a0c7368.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/01/21/Uykusuzluk-Performans-ve-Beyin-H%C3%BCcrelerini-Etkiliyor</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/01/21/Uykusuzluk-Performans-ve-Beyin-H%C3%BCcrelerini-Etkiliyor</guid><pubDate>Sun, 21 Jan 2018 14:36:30 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Hepimiz yetersiz alınan gece uykusunun tüm günü kolayca etkileyebileceğini biliriz. Nispeten küçük bir (2-3 saatlik) uyku kaybı bile ruh hali ve zihinsel performansın düşmesine neden olur. Düzenli veya sıkça yaşanan uyku düzensizlikleri ve az uyumalar çok daha önemli ve ileri sonuçlar doğurabilir. Kronik uyku eksikliğinin kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve hatta kanser gibi ciddi hastalıklarla ilişkili olduğu iyi bilinmektedir. Sürekli olarak uyku düzenini bozma ve/veya az uyuma obezite ve kilo alma risklerini de içerir. Az uyuyan ve yetersiz uyku alan kişilerde kilo alma görülmektedir. Uzun vadede ise bu durum obezite ile de sonuçlanabilmektedir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/1b07f4488f2bffdff9410d6f8a0c7368.jpg"/><div>Ne yazık ki, çok sayıda insanın kötü ve/veya parçalı uyku düzeni vardır. Günümüz toplumunun sonucu olarak da görülen bu kötü uyku düzenleri aslında birçok farklı etkenden ortaya çıkabilmektedir. Düzensiz vardiyalar, özellikle de gece vardiyalarında çalışan insanlar özellikle uyku bozukluklarına karşı savunmasızdır. Aslında, uyku düzensizliklerinin uzun vadeli olumsuz sonuçları üzerine yapılan birçok araştırma ve çalışma, hemşireler gibi vardiyalı çalışan insanlara dayanmaktadır. Çalışma saatlerinin yanı sıra iş stresi ve kaygı gibi etkenler de kişilerin uyku bozukluklarına katalizör olabilmektedir. Ruminasyon eğilimi olan ve ruminasyon yapan kişiler özellikle geceleri bir konuya takılıp uyuyamama, kaliteli uyku alamama gibi durumlarla karşılaşabilmektedir.</div><div>Birkaç yeni araştırma uykunun performansımızı nasıl etkilediği ve fizyolojimizi nasıl değiştirdiğiyle ilgili yeni bilgiler vermektedir. Yakın zamanda profesyonel sporcular üzerinde çeşitli, ilginç araştırmalar yapılmıştır. En üst seviye, rekabetçi atletler genellikle ulusal ve uluslararası yarışmalar için zaman dilimi değiştirmek zorunda kalabilirler. Bu uyku bozukluğu ile sonuçlanabilir ve uyumaya/uyanmaya ait sirkadiyen ritimlerini (vücudumuzun biyolojik saati) etkiler. Bu gibi değişikliklerin atletik performans üzerindeki etkisi küçük olabilse de bu küçük değişiklikler spor dallarında kaybetme ile kazanma arasındaki küçük farka tekabül edebilir. Bilim insanları araştırmalarında, bu olumsuz etkilerin uyku süresini uzatarak veya kısa bir gündüz uykusu ekleyerek düzeltip düzeltemeyeceklerini kontrol etmiştirler.</div><div>Bu çalışmada, bilim insanları birkaç basketbol oyuncusunu gözlem altında tuttular ve gece uykusu sürelerini 5-7 hafta boyunca yaklaşık iki saat uzattılar. Genelde 6 ila 9 saat arasında uyuyan sporcular, her gece en az 10 saat uyumaya başladılar. Araştırmacılar, bu müdahaleden önce ve sonra ölçümledikleri, atletik performansın yanı sıra tepki süresi, ruh hali ve uykusuzluk göstergelerini de karşılaştırdı. Birkaç haftalık düzenli uzatılmış (en az 10 saate çıkarılan) uykudan sonra tüm sporcular daha hızlı koşmaya başlama süresi, daha iyi atış hassasiyeti, reaksiyon süresinin azalması, daha iyi duygudurum puanları gösterdiler. Ayrıca canlılık ve yorulma sürelerinde önemli gelişmeler gösterdi. Performans parametreleri aslında nöromotor fonksiyonlarının göstergeleridir. Buradaki gelişmeler, beyin aktivasyonunun daha yüksek seviyede olduğunu gösteriyor bizlere.</div><div>Günde 10 saat uyumak çoğumuza göre bir lüks. Çoğumuz derken %99’umuzu kastediyorum, tabii. Geçenlerde bir danışanımla olan görüşmemde (bu yaşantıyı paylaşmak için kendisinin iznini aldım), kendisi uyuduğu sürenin arttığı zamanlarda hayattan bir şeyler kaçırıyormuş gibi hissettiğini söyledi. Hatta zaman zaman kendisini uyumamaya zorlayıp hobisine daha çok zaman ayırmaya çalıştığından da bahsetti. Bir defa geldiği şu hayatının üçte birini uyuyarak geçirmeyi saçma bulduğunu ifade etti. Ancak uykusuzluğun eksilerinden ve sağlık üzerindeki negatif etkilerinden bahsedince kendisi bu konuda fikrinin biraz değiştiğini söyledi. Sonuçta bir defa geldiği hayatını da sağlıksız geçirmek istemiyor benimle paylaştığına göre.</div><div>Günde 10 saat uyumayı gerçekçi bulmayanlar için başka bir araştırma kayda değer olabilir. Bu araştırmada bozulmuş, düzensiz bir gece uykusundan sonra öğle uykusunun etkileri araştırılmıştır. Deneyde, birkaç genç atletin gece uyku süresi 4 saat ile sınırlandırılmıştır. Ertesi gün, bazı sporcuların öğleden sonra 30 dakika uyumalarına izin verilmiş, diğerleri ise uyumamışlardır. Araştırmacılar, bu iki grup arasındaki performans farklılıklarını ölçmek için bir dizi test kullanmışlardır. Uyuyan katılımcılar, öğleden sonra uyumayanlara kıyasla artan dikkatlilik, düşük kalp atış hızı, daha iyi reaksiyon zamanı, daha iyi kısa hafıza becerisi ve daha iyi hızlanma zamanı göstermişlerdir. Elde edilen bulgulara göre, zor bir gece geçirdiyseniz, kısa bir öğlen uykusuyla, günlük işlerinizi daha verimli bir şekilde yapabileceğinizi ve bu uykunun size yardımcı olabileceğini açıkça göstermektedir. O zaman ne diyoruz, yaşasın siesta! (Dün gece Kanal D’de izlediğim dizide siesta muhabbeti geçmiş olması da manidar oldu. Çağan Irmak’ın senaryosunu yazdığı ve yönettiği yeni dizi Gülizar’ı herkese öneririm. İlk bölümünü beğendim, umarım ileride de bu performans ile devam eder)</div><div>Yalnız öğle uykusunu ve siestalı günleri övdükten sonra vurgulanması gereken önemli bir nokta bulunmaktadır. Kronik ve süregelen uyku bozukluğu olan kişilerin sürekli öğle uykusuna yatarak bu düzensizliğin etkilerini tamamen ortadan kaldırmaları mümkün değildir. Paylaştığım araştırma geçici bir çözüm niteliğindedir. Asla, sürekli olarak gece uykusunu kısaltmayı veya gece uykusuzluğunu önermemekteyim. Gün içinde uyuma ile yeterli miktarda toplam uyku süresi elde edildiğinde dahi, sirkadiyen ritim rahatsızlığı vücutta tahribat yaratır. Bu sirkadiyen ritmindeki düzensizlikler ve bozulmalar, inflamatuvar belirteçlerinin artmasına (kronik ağrı ve kalp rahatsızlıkları ile de ilintili olduğu bulunmuştur), insülin direncinin yükselmesine (diyabet için bir risk faktörü) ve kardiyovasküler riskin artmasına yol açar. Bunlar uyuma saatini gün içine kaydırmanın, soruna pek iyi bir çözüm olmadığını gösterir. Bu uygulamaların olumsuz sonuçları uzun vadede hissedilebilir.</div><div>Spoiler Alert! Uykusuzluk Beyin Hücrelerini Öldürüyor!</div><div>Başka bir deney, kronik uyku yoksunluğunun beyindeki etkileri üzerine yapılan</div><div>bir çalışmadır. Farelerde yapılan deneylerde, bilim insanları uzun süre boyunca bir vardiyalı çalışanın uyku düzenini farelerde taklit ettiler. Sonuçlar oldukça çarpıcı. Uzun süreli ve düzenli uyku yoksunluğu, bazı beyin hücrelerinin % 25'ini öldürdü! Bu sonuçlar direkt olarak insanlarda da olduğu veya olabileceği anlamına gelmez. Ancak kronik uyku kaybında beynin zarar görmesi gerçeği inkar edilemez.</div><div>İnsanlardaki gece uykusu araştırmaları, geceleri, beynimizin sinir hücrelerini hasardan korumaya yardım eden bazı kimyasalları ürettiğini ortaya koydu. Bilim insanları, bu bileşiklerin insanları uyku yoksunluğunun olumsuz etkilerinden koruyacak yeni ilaçlar geliştirmek için kullanılabileceğini ümit ediyorlar.</div><div>Araştırmalarda da görüldüğü üzere iyi bir gece uykusu çok önemli bizler için. Zaman zaman yaşadığımız uyku düzensizliklerini vücudumuz bir şekilde tolere edebilse de uzun vadede kronikleşen uyku bozuklukları için bir uzman yardımı almamız veya uyku hijyenimize (iyi bir uyku için dikkat edilmesi gerekenleri kapsayan bir terim, başka bir yazımda ele alacağım) dikkat etmemiz bizim için en faydalısı olacaktır.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Belle, M. D., Hughes, A. T., Bechtold, D. A., Cunningham, P., Pierucci, M., Burdakov, D., &amp; Piggins, H. D. (2014). Acute suppressive and long-term phase modulation actions of orexin on the mammalian circadian clock. Journal of Neuroscience, 34(10), 3607-3621.</div><div>Blumert, P. A., Crum, A. J., Ernsting, M., Volek, J. S., Hollander, D. B., Haff, E. E., &amp; Haff, G. G. (2007). The acute effects of twenty-four hours of sleep loss on the performance of national-caliber male collegiate weightlifters. Journal of Strength and Conditioning Research,21(4), 1146.</div><div>Lastella, M., Lovell, G. P., &amp; Sargent, C. (2014). Athletes' precompetitive sleep behaviour and its relationship with subsequent precompetitive mood and performance. European journal of sport science, 14(sup1), S123-S130.</div><div>Leproult, R., Holmbäck, U., &amp; Van Cauter, E. (2014). Circadian misalignment augments markers of insulin resistance and inflammation, independently of sleep loss. Diabetes, 63(6), 1860-1869.</div><div>Maibulian, R., Heaney, J. H., Leake, C. N., Sucec, A. A., &amp; Sjoholm, N. T. (1996). The effect of sleep deprivation and exercise load on isokinetic leg strength and endurance. European journal of applied physiology and occupational physiology, 73(3), 273-277.</div><div>Mah, C. D., Mah, K. E., Kezirian, E. J., &amp; Dement, W. C. (2011). The effects of sleep extension on the athletic performance of collegiate basketball players. Sleep, 34(7), 943-950.</div><div>Skein, M., Duffield, R., Edge, J., Short, M. J., &amp; Muendel, T. (2011). Intermittent-sprint performance and muscle glycogen after 30 h of sleep deprivation. Medicine &amp; Science in Sports &amp; Exercise, 43(7), 1301-1311.</div><div>Waterhouse, J., Atkinson, G., Edwards, B., &amp; Reilly, T. (2007). The role of a short post-lunch nap in improving cognitive, motor, and sprint performance in participants with partial sleep deprivation. Journal of sports sciences, 25(14), 1557-1566.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Serotonin, İnsan Davranışları ve İntihar</title><description><![CDATA[Serotonin beyinde çokça bulunan bir nörotransmitterdır. Vücudun hücreleri arasındaki sinyal transferini kolaylaştıran nispeten basit kimyasallar olarak da adlandırılabilen biyojenik aminler grubuna dahildir. Diğer hücrelerle iletişim kurmak için serotonin kullanan sinir hücreleri yoğun olarak incelenmiş olsa da hala biz insanlar için biraz gizemlidirler.Beyinde yaklaşık 300.000 kadar serotonerjik nöron vardır. Arka beyin ve orta beyin gibi farklı beyin bölgelerine dağılmış halde bulunurlar. Her<img src="http://static.wixstatic.com/media/65caf121bc1f49029c25168f0073f026.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_605/65caf121bc1f49029c25168f0073f026.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/01/14/Serotonin-%C4%B0nsan-Davran%C4%B1%C5%9Flar%C4%B1-ve-%C4%B0ntihar</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/01/14/Serotonin-%C4%B0nsan-Davran%C4%B1%C5%9Flar%C4%B1-ve-%C4%B0ntihar</guid><pubDate>Sun, 14 Jan 2018 07:41:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Serotonin beyinde çokça bulunan bir nörotransmitterdır. Vücudun hücreleri arasındaki sinyal transferini kolaylaştıran nispeten basit kimyasallar olarak da adlandırılabilen biyojenik aminler grubuna dahildir. Diğer hücrelerle iletişim kurmak için serotonin kullanan sinir hücreleri yoğun olarak incelenmiş olsa da hala biz insanlar için biraz gizemlidirler.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/65caf121bc1f49029c25168f0073f026.jpg"/><div>Beyinde yaklaşık 300.000 kadar serotonerjik nöron vardır. Arka beyin ve orta beyin gibi farklı beyin bölgelerine dağılmış halde bulunurlar. Her ne kadar sayıları beyin standartlarına göre düşük olmasına rağmen, çok sayıda ek dallarla geniş bir bağlantı ağına sahiptirler. Sonuç olarak, serotonerjik sistem merkezi sinir sisteminin neredeyse tüm bölgelerine ulaşmaktadır.</div><div>Serotonin Sistemi Çok Karmaşıktır</div><div>Serotonerjik nöronlar, kardiyovasküler sistemin düzenlenmesi, iştah, ağrı hassasiyeti, cinsel davranış, ruh hali, solunum, anlama ve öğrenme gibi çok çeşitli fizyolojik ve davranışsal süreçlerde rol oynarlar. Ayrıca çeşitli psikolojik bozukluklarda (kaygı bozukluğundan şizofreniye) ve dürtüsel bozukluklarda (şiddet, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, madde kullanımı, obsesif bozukluk) önemli rol oynarlar.</div><div>Evrimsel açıdan bakacak olursak, serotonerjik sistem en önce gelişen sistemlerden biridir. Diğer nörolojik bazı süreçlere karşılık inhibitör (yavaşlatıcı, durdurucu) rol oynamaktadır. Serotonin üretimi, kullanımı ya da algılanmasındaki eksiklikler, genel olarak beyin işlevinde ve özellikle davranışsal yönlerinde ciddi değişikliklere neden olabilir.</div><div>Nöronların serotonin salınımının sonunda ne olacağı, hedef hücrede bağlandığı reseptör türü ile ilgilidir. Bugüne kadar, serotonine tepki gösteren 17 farklı reseptör keşfedilmiştir. Serotonin düzeylerinin veya serotonin duyarlılığının etkilenmesi ise davranış değişikliklerine neden olabilir.</div><div>Serotonin Düzeyindeki Değişiklikler Davranışları Etkileyebilir</div><div>Serotonin seviyesi, birden fazla mekanizma ile kontrol edilir. Kontrol etmede rolü olan genlerdeki değişiklikler ciddi sonuçlar doğurabilir.</div><div>Serotonin reseptörlerinden biri olan 5-HT1A'de oluşan bozukluk ve kusurların anksiyete artışına yol açtığı bilinmektedir. Serotonin düzeyinin azalması ise şiddet içeren davranışlar ve antisosyal kişilik bozukluğu ile ilişkilidir. Erken yaşlarda serotonin düzeyinin yüksek olması, yetişkinlikte şiddet içeren davranışlar ve saldırganlık ile ilişkili olduğu gözükmektedir. Şizofreni oluşumunda ve gelişiminde, serotonin sinyallerindeki bozukluklar önemlidir.</div><div>Serotonin reseptörlerine etki eden birçok doğal madde ve/veya ilaç, çeşitli davranış değişikliklerine neden olur. Bilinen en güçlü halüsinojenik bileşiklerden biri olan LSD'nin etki mekanizmasına bir serotonin reseptörünün de dahil olduğu gözlenmektedir.</div><div>Serotonin Düzeyi ve İntihar Davranışı Arasındaki Bağlantılar</div><div>Düşük serotonin düzeyleri depresyon ve intihar davranışı ile ilişkilidir. Beynin belirli bölgelerinde serotonin seviyesinin düşmesine neden olan birçok genetik faktör vardır. Bu durum, çeşitli bozuklukların gelişimine katkıda bulunur. Araştırmacılar, intihar davranışının saldırganlık ve dürtüsellik gibi diğer özelliklerle ilişkili olduğunu ve bazı bireylerin genetik yapısından dolayı bu durumlara karşı daha savunmasız olduğunu düşünmektedirler. Bazı tahminlere göre genetik faktörler intiharların % 30-50'sinde rol oynamaktadır. Serotonin taşıyıcılarının da intihar ile ilişkili olduğu görülmektedir. Serotonin taşıyıcılarındaki azalma artan intihar riski ile ilintilidir.</div><div>İnsan genomunun &quot;intihar geni&quot; yoktur. Ancak bazı genetik değişiklikler ve farklılıklar, yoğun depresyon ve intihar ihtimali için bazı koşullar yaratmaktadır. Diğer psikolojik bozukluklarda olduğu gibi, intihar davranışı, genler arasındaki karmaşık etkileşime bağlıdır. Tek bir faktörle açıklanamaz. Ayrıca, intihar eğilimlerinin bir nesilden diğerine geçtiğine dair açık deliller bulunmaktadır. Fakat bu sadece, daha yüksek genetik yatkınlığa sahip bireylerin, olumsuz yaşam olayları karşısında biraz daha yüksek ihtimalle intihar edeceği anlamına gelir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Anguelova, M., Benkelfat, C., &amp; Turecki, G. (2003). A systematic review of association studies investigating genes coding for serotonin receptors and the serotonin transporter: II. Suicidal behavior. Molecular psychiatry, 8(7), 646-653.</div><div>Arango, V., Huang, Y. Y., Underwood, M. D., &amp; Mann, J. J. (2003). Genetics of the serotonergic system in suicidal behavior. Journal of psychiatric research, 37(5), 375-386.</div><div>Bondy, B., Buettner, A., &amp; Zill, P. (2006). Genetics of suicide.</div><div>Brent, D. A., &amp; Mann, J. J. (2005, February). Family genetic studies, suicide, and suicidal behavior. In American Journal of Medical Genetics Part C: Seminars in Medical Genetics (Vol. 133, No. 1, pp. 13-24). Wiley Subscription Services, Inc., A Wiley Company.</div><div>Mann, J. J., Brent, D. A., &amp; Arango, V. (2001). The neurobiology and genetics of suicide and attempted suicide: a focus on the serotonergic system. Neuropsychopharmacology, 24(5), 467-477.</div><div>Parsey, R. V., Hastings, R. S., Oquendo, M. A., Huang, Y. Y., Simpson, N., Arcement, J., ... &amp; Mann, J. J. (2006). Lower serotonin transporter binding potential in the human brain during major depressive episodes. American Journal of Psychiatry, 163(1), 52-58.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Sevgi ve Nezaket Meditasyonu</title><description><![CDATA[Bu meditasyon, sevgi ve nezaket meditasyonu, belirli bir seviyede meditasyon aşinalığına sahip olduktan sonra yapılması önerilir. Daha önce bilinçli farkındalık (mindfulness) beden taraması veya bilinçli farkında (mindful) oturma meditasyonu yapmış olmanız önemlidir. Bu deneyimler sizin sevgi ve nezaket meditasyonu yapmanızı kolaylaştırır. Tabii bu bir zorunluluk değildir. Meditasyon, bilinçli farkındalık (mindfulness) beden taraması veya bilinçli farkında (mindful) oturma meditasyonu aşinalığı<img src="http://static.wixstatic.com/media/785aef7fb85f456dbe6a8b7fdfbed305.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_402/785aef7fb85f456dbe6a8b7fdfbed305.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/01/13/Sevgi-ve-Nezaket-Meditasyonu</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/01/13/Sevgi-ve-Nezaket-Meditasyonu</guid><pubDate>Sat, 13 Jan 2018 06:04:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Bu meditasyon, sevgi ve nezaket meditasyonu, belirli bir seviyede meditasyon aşinalığına sahip olduktan sonra yapılması önerilir. Daha önce bilinçli farkındalık (mindfulness) beden taraması veya bilinçli farkında (mindful) oturma meditasyonu yapmış olmanız önemlidir. Bu deneyimler sizin sevgi ve nezaket meditasyonu yapmanızı kolaylaştırır. Tabii bu bir zorunluluk değildir. Meditasyon, bilinçli farkındalık (mindfulness) beden taraması veya bilinçli farkında (mindful) oturma meditasyonu aşinalığı da olmadan sevgi ve nezaket meditasyonunu yapabilirsiniz.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/785aef7fb85f456dbe6a8b7fdfbed305.jpg"/><div>Bu bilinçli farkındalık meditasyonu diğer bilinçli farkındalık (mindfulness) egzersizlerinden biraz daha farklıdır. Diğer egzersiz ve meditasyonlarda zihninizi boşaltmanız, zihninize gelen düşünce ve imgeleri bırakmanız ve şimdiye (an’a) dönmeniz istenirken bu egzersizde (sevgi ve nezaket meditasyonunda) bilinçli olarak zihninize görüntüler ve imgeler getirmeniz beklenmektedir.</div><div>Sevgi ve nezaket meditasyonu sırasında kendiniz ve başkaları için şefkat, sevgi ve iyi dilek hissetmeniz hedeflenir. Bunu kendiniz ve/veya başkası için yaparken zaman zaman zorlanabilirsiniz. Ancak unutmayın, her aşamayı yapmak zorunda değilsiniz. Size en uygun gelenden başlayın, daha sonra diğer aşamaları da denemeyi düşünebilirsiniz.</div><div>Sevgi ve nezaket meditasyonu 7 aşamadan oluşmaktadır;</div><div>Şükran ile Nefes Almak</div><div>Normal ve her zamanki nefes alış ve verişinizi hissederek başlayın. Nefes alış ve verişinize karşı sevgi duymaya çalışın. Nefes alışınızı ve verişinizi sevdiğinizi hissedin. Nefes almaktan şükran duyun. Vücudunuzu besliyorsunuz her nefesinizde. Ona ihtiyacı olan oksijeni sağlıyorsunuz.</div><div>Rahatlıkla Sevgi Gösterebildiğiniz Birine İyi Dilek ve Hislerinizi Gönderin</div><div>Karmaşık bir ilişkinizin olmadığı, sevdiğiniz birini düşünün. Akrabanızı, çocuğunuzu, saygı duyduğunuz birini veya evcil hayvanınızı düşünebilirsiniz. Ebeveyninizi veya partnerinizi seçmeniz çok da uygun olmayabilir, bu kişilerle olan ilişkiniz karmaşık olmaya yatkın ilişkilerdir.</div><div>Kişiyi zihninizde canlandırın, “iyi ol, mutlu ol, sağlıklı ol, büyük acılardan uzak ol” cümlelerini yavaşça zihninizden geçirin. Bu cümleleri tekrarlayın. Bunları düşünürken sevgi ve şefkat dolu bir tutuma sahip olmaya çalışın.</div><div>Kendinize İyi Dilek ve Hislerinizi Yönlendirin</div><div>Şimdi aynı iyi dilekleri kendinize dileyin. Bazı insanlar bunu zor bulabilir. Kendinize iyi dileklerde bulunurken zorlu hisler ve duygular açığa çıkabilir. Eğer bu tip bir durumla karşılaşırsanız, etkileri ve olanları incelemeye devam edebilir veya bu aşamaya devam etmeyebilirsiniz. Kavga veya mücadele haline getirmekten kaçının.</div><div>Kendinizi zihninizde canlandırın, “iyi ol, mutlu ol, sağlıklı ol, büyük acılardan uzak ol” cümlelerini yavaşça zihninizden geçirin. Bu cümleleri tekrarlayın. Bunları düşünürken sevgi ve şefkat dolu bir tutuma sahip olmaya çalışın.</div><div>Nötr Olduğunuz Birine İyi Dilek ve Hislerinizi Gönderin</div><div>Şimdi de olumlu veya olumsuz hislerinizin olmadığı birini düşünün. Yolda gördüğünüz biri, toplu taşımada denk geldiğiniz bir yolcu veya marketteki kasiyer olabilir.</div><div>Kişiyi zihninizde canlandırın, “iyi ol, mutlu ol, sağlıklı ol, büyük acılardan uzak ol” cümlelerini yavaşça zihninizden geçirin. Bu cümleleri tekrarlayın. Bunları düşünürken sevgi ve şefkat dolu bir tutuma sahip olmaya çalışın.</div><div>Zorlu Bir İlişkiniz Olan Birine İyi Dilek ve Hislerinizi Gönderin</div><div>Evet, bu adım isminden de belli olduğu üzere zorlu bir şefkat aşaması. Bilinçli farkındalık’ın (mindfulness) bir parçası da zorlu hisleri kabul etmek ve onlara yer açabilmektir. Sevmediğiniz birini düşünün, belki irite ve gıcık olduğunuz biri olabilir. Aslında zorlu ilişkiniz olan birini seçmeniz önemlidir ama kimi düşünerek çalışmak isterseniz, onu zihninizde canlandırın.</div><div>“İyi ol, mutlu ol, sağlıklı ol, büyük acılardan uzak ol”</div><div>Bu aşamada ortaya çıkan hislerin farkına varın. Unutmayın düşündüğünüz kişinin yaptıklarını onaylamıyorsunuz, onun davranışlarından hala hoşlanmıyor olabilirsiniz. Siz sadece onun iyiliğini umuyorsunuz. Ona güttüğünüz kini bırakıyor ve onun iyiliğini umuyorsunuz. Bu meditasyon karşınızdaki kişiye bir değişiklik sunmamaktadır, sadece siz kendi omuzlarınızdaki yükü atıyorsunuz.</div><div>Dördünüze Birden İyi Dilek ve Hislerinizi Gönderin</div><div>Sevdiğiniz kişiyi, kendinizi, nötr olduğunuz kişiyi ve zorlu ilişkiniz olan kişiyi aynı anda hayal edin. Herkese birden iyi dileklerinizi yollayın. Eşit olmaya çalışın. Hepiniz mutluluğu kendi yollarıyla arayan insanlarsınız.</div><div>Dünyadaki Herkese İyi Dilek ve Hislerinizi Gönderin</div><div>Bu aşamada tüm dünyaya odaklanın. Farklı ülkelerdeki tüm insanları düşünün. Tüm aileler, tüm çocuklar, tüm yaşlı insanlar, tüm arkadaşlar. Tüm hayvanları düşünün. Okyanuslardaki, göllerdeki tüm canlıları düşünün. Hepsine iyi dileklerinizi ve hislerinizi yollayın.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Bilinçli Farkındalıkla (Mindfulness) Oturma Meditasyonu Nasıl Yapılır?</title><description><![CDATA[Bilinçli farkında (mindful) oturma meditasyonu, diğer adıyla farkındalığı genişletme meditasyonu, bilinçli farkındalık (mindfulness) meditasyon uygulamalarının merkezinde bulunmaktadır. Peki bu meditasyon nasıl yapılır? Hangi aşamalardan oluşmaktadır? Bilinçli farkında (mindful) oturma meditasyonu 5 belirgin aşamadan oluşmaktadır. Bu aşamalarda harcadığınız süre size kalmıştır. İstediğiniz kadar uzun tutabilir veya kısaltabilirsiniz. Ancak önemli bir detay var, acele etmemeye çalışın. Bu<img src="http://static.wixstatic.com/media/0bb8c096ade64d1c87234705dd2105fb.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_341/0bb8c096ade64d1c87234705dd2105fb.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/01/07/Bilin%C3%A7li-Fark%C4%B1ndal%C4%B1kla-Mindfulness-Oturma-Meditasyonu-Nas%C4%B1l-Yap%C4%B1l%C4%B1r</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/01/07/Bilin%C3%A7li-Fark%C4%B1ndal%C4%B1kla-Mindfulness-Oturma-Meditasyonu-Nas%C4%B1l-Yap%C4%B1l%C4%B1r</guid><pubDate>Sun, 07 Jan 2018 06:33:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Bilinçli farkında (mindful) oturma meditasyonu, diğer adıyla farkındalığı genişletme meditasyonu, bilinçli farkındalık (mindfulness) meditasyon uygulamalarının merkezinde bulunmaktadır. Peki bu meditasyon nasıl yapılır? Hangi aşamalardan oluşmaktadır? Bilinçli farkında (mindful) oturma meditasyonu 5 belirgin aşamadan oluşmaktadır. Bu aşamalarda harcadığınız süre size kalmıştır. İstediğiniz kadar uzun tutabilir veya kısaltabilirsiniz. Ancak önemli bir detay var, acele etmemeye çalışın. Bu aşamalar süresince kendinizi aceleye getirmeyin, kendinizi sıkmayın.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/0bb8c096ade64d1c87234705dd2105fb.jpg"/><div>Bilinçli Farkındalıkla (Mindfulness) Nefes Alma</div><div>Dik oturun, yapabiliyorsanız kafanız yukarıya doğru, omuzlarınız açık, kendine güvenen bir duruşla oturun.Normal, her zamanki nefes almanızın fiziksel hislerine odaklanın (Daha çok nerenizde nefesinizi hissediyorsunuz? Göğüs bölgesinde mi? Karın bölgesi mi?).Zihniniz başka yerlere uçtuğunda, başka düşünceler zihninizde belirdiğinde gülümseyin, nazikçe dikkatinizi nefes alıp vermenize geri getirin.Nefes alış ve verişinizin doğal ve her zamanki gibi olmasına özen gösterin. Değiştirmek için çaba sarf etmeyin. Sadece sürecin farkında olun.</div><div>Bilinçli Farkındalıkla (Mindfulness) Bedeni Gözlemleme</div><div>Bedeninizin bir bütün olarak farkına varın. Daha geniş bir algıya sahip olmaya çalışın.Tüm bedeninizin hislerindeki değişimlerini gözlemleyin. Zamanla bu değişimlerin artış ve azalışını fark edin.Dikkatiniz başka bir yere kaydığında nazikçe bedeninize tekrar odaklanın.Bedeninizin bir bölgesinde rahatsızlık veya huzursuzluk hissederseniz dikkatinizi bu bölgeye yönlendirin. Nefesinizin bu bölgeye gittiğini hayal edin. Bu bölgeye doğru nefes alın ve verin. Olabildiğince kabul eden bir tutuma sahip olmaya çalışın.Doğal nefes alış ve verişinizin odaklanabileceğiniz bir bedensel his kaynağı olduğunu unutmayın.</div><div>Bilinçli Farkındalıkla (Mindfulness) Sesleri Dinleme</div><div>Seslere karşı dikkatinizi açın.Sesleri zihninizin nasıl da etiketlediğini ve yargıladığını fark edin. Bunun farkında olun ve sesleri dinlemeye devam edin.Seslerin yüksekliğine, tizliğine ve netliğine dikkatinizi verin. Zaman içerisinde değişimlerini gözlemleyin.Sessizliği fark edin. Sesler olmasına rağmen onların altında ve onların gelmediği yerlerdeki sessizliğe bakın. Sesler sessizliğin içinden yükselmektedir. Buradaki sessizliği dinlemeye çalışın. Bu sessizliğe odaklanın.Seslerin size gelmesini bekleyin. Dikkatinizi sesler üstünde tutmaya devam edin.</div><div>Bilinçli Farkındalıkla (Mindfulness) Düşünceleri Gözlemleme</div><div>Seslerden sonra şimdi tekrar iç dünyanıza dönün.Düşüncelerinizin bir yabancıymış gibi farkına varın.Düşüncelerinizi izlerken onların sadece düşünce olduğunu, onların gerçeklerle birebir aynı olmadığının farkında olun.Düşüncelerinizin ortaya çıkışını, zamanla da geçtiğini görün. Sesler gibi onların da gelip gittiğini fark edin.Düşüncelerinizin bulutlar gibi zamanla gelip gittiğini görün. Zamanla dağıldığını fark edin. Düşüncelerinizden bir adım uzaklaşın, onları bir adım geriden izleyin.</div><div>Bilinçli Farkındalıkla (Mindfulness) Farkındalığınızı Genişletme</div><div>Oturma meditasyonunun bu son aşamasında, dikkatinizin en baskın olduğu yeri fark edin. Bu beden, sesler, düşünceler, duygular olabilir.Dikkatinizin düşüncelere veya başka bir yere gittiğini fark ettiğinizde, nefes alışınıza bir süre odaklanın ardından farkındalığınızı genişletmeye geri dönün.Farkındalığınızı genişletirken tüm bedeninizin, çevrenizin farkında olmaya çalışın. Aynı anda tüm hislerinizin, bedeninizin, etrafınızdaki seslerin, kokuların farkına varmaya çalışın.Bu egzersiz biraz zor gelebilir, yapabildiğiniz kadar yapın, kendinizi mücadeleye sokmamaya çalışın. Başarı ve başarma odaklı olmaktan kaçının.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Sosyal Kaygı Bozukluğu Nedir?</title><description><![CDATA[Sosyal kaygı, diğer insanlarla etkileşime girmeyi, sohbet etmeyi, zaman geçirmeyi içeren sosyal ortam ve durumlardan korkma halidir. Bu kaygı, olumsuz eleştirilme ve değerlendirilme kaygısıdır. Sosyal kaygı kronik bir korku ve endişe halidir. Sosyal kaygı bozukluğu yaygın görülen bir durumdur. Her 100 kişiden 7’sinde görülebilen bir durumdur.Kişi bahsi geçen sosyal ortam ve durumda olabileceğine inandığı senaryolar üretir. Bu senaryolar olumsuz ve kötü içeriğe sahiptir. Aşağılanma, başarısızlık,<img src="http://static.wixstatic.com/media/e837dd9f982d4c4283ce75d8c370b898.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/01/06/Sosyal-Kayg%C4%B1-Bozuklu%C4%9Fu-Nedir</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2018/01/06/Sosyal-Kayg%C4%B1-Bozuklu%C4%9Fu-Nedir</guid><pubDate>Sat, 06 Jan 2018 07:25:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Sosyal kaygı, diğer insanlarla etkileşime girmeyi, sohbet etmeyi, zaman geçirmeyi içeren sosyal ortam ve durumlardan korkma halidir. Bu kaygı, olumsuz eleştirilme ve değerlendirilme kaygısıdır. Sosyal kaygı kronik bir korku ve endişe halidir. Sosyal kaygı bozukluğu yaygın görülen bir durumdur. Her 100 kişiden 7’sinde görülebilen bir durumdur.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/e837dd9f982d4c4283ce75d8c370b898.jpg"/><div>Kişi bahsi geçen sosyal ortam ve durumda olabileceğine inandığı senaryolar üretir. Bu senaryolar olumsuz ve kötü içeriğe sahiptir. Aşağılanma, başarısızlık, rezil olma gibi içeriklere sahip olabilir. Kişi bu ürettiği senaryoların olmasından endişelenir.</div><div>Sosyal kaygısı olan kişiler utangaç, mesafeli, içine kapanık, asosyal ve/veya ilgisiz olarak görünebilir. Ancak çoğunlukla sosyalleşmek istemelerine rağmen kaygıdan dolayı kendilerini geride tutarlar. Bu noktada sosyalleşmek isteğine sahip olmak önemli bir etmendir. Bazı vakalarda içedönük (introvert) olma hali sosyal kaygı ile karıştırılabilmektedir. Burada kişinin kendi istekleri ve tercihleri önemli olmaktadır. Sosyalleşmemesi içedönüklükten mi yoksa sosyal kaygıdan dolayı mıdır? Eğer başkası adına varsayımda bulunuyorsanız, onun kendi tercihlerine saygı duyun.</div><div>Sosyal kaygısı olan kişiler şu durumlarda kayda değer rahatsızlık yaşayabilir:</div><div>Başkalarıyla ilk kez tanıştırılmaDalga geçilme veya eleştirilmeİlgi odağı olmaBir şeyler yaparken izlenme ve takip edilmeResmi bir ortamda konuşma, fikir beyan etmeOtorite figürü olan biriyle buluşma, konuşmaSuratının kızardığının veya utandığının yüzüne vurulması</div><div>Sosyal kaygısı olan insanlar kaygılarının çoğunlukla gerçekçi olmadığını bilirler. Bu durum, çoğunlukla diğer kaygı bozuklukları için de geçerlidir. Kişi, düşüncelerinin ve kaygılarının gerçekçi olmadığını bilir ancak kaygı duymaya devam eder ve buna paralel olarak sosyal ortam ve durumlardan kaçınmaya devam eder. Bu noktada kişi yardım için bir uzmana danışarak ve uzmanla birlikte çalışarak sosyal kaygısının üstesinden gelebilir.</div><div>Sosyal kaygı için hem ilaç tedavisi hem psikoterapi tercih edilebilir. Kişinin tercihine bağlı ikisi birlikte de yürütülebilir. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile kabul ve kararlılık terapisi (ACT) sosyal kaygıda etkili müdahale metotlarıdır. Araştırmalar, bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile kabul ve kararlılık terapisinin (ACT) tek başına gayet etkili, hızlı ve iyi sonuçlar verdiğini göstermektedir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynaklar:</div><div>Fleming, J. E., &amp; Kocovski, N. L. (2013). The Mindfulness and Acceptance Workbook for Social Anxiety and Shyness: Using Acceptance and Commitment Therapy to Free Yourself from Fear and Reclaim Your Life. New Harbinger Publications.</div><div>Hofmann, S. G., &amp; Otto, M. W. (2017). Cognitive Behavioral Therapy for Social Anxiety Disorder: Evidence-Based and Disorder Specific Treatment Techniques. Routledge.</div><div>Hope, D. A., Heimberg, R. G., &amp; Turk, C. L. (2010). Managing social anxiety: a cognitive-behavioral therapy approach: workbook. Treatments That Work.</div><div>Shannon, J. (2012). The shyness and social anxiety workbook for teens: CBT and act skills to help you build social confidence. New Harbinger Publications.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Aile Planlaması Nedir? Önemi Nelerdir?</title><description><![CDATA[Ailelerin istedikleri ve bakabilecekleri sayıda ve en uygun zamanda çocuk sahibi olmaları veya çiftlerin ekonomik olanaklarına, kişisel isteklerine göre çocuk sayısını tayin etmeleri ve doğumlar arasında istedikleri aralığı sağlamalarıdır.  Her aile istediği kadar çocuk sahibi olmakta serbesttir. Bu onların doğal hakkıdır. Aile planlamasındaki amaç; ailelerin kendi iradeleri ile istedikleri sayıda çocuk sahibi olmalarını sağlamak, bireyleri ve aileleri üreme sağlığı konusunda eğitmek, anne<img src="http://static.wixstatic.com/media/47984d8b72893e02859e3d00c4a37341.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_403/47984d8b72893e02859e3d00c4a37341.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2017/12/15/Aile-Planlamas%C4%B1-Nedir-%C3%96nemi-Nelerdir</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2017/12/15/Aile-Planlamas%C4%B1-Nedir-%C3%96nemi-Nelerdir</guid><pubDate>Fri, 15 Dec 2017 09:29:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Ailelerin istedikleri ve bakabilecekleri sayıda ve en uygun zamanda çocuk sahibi olmaları veya çiftlerin ekonomik olanaklarına, kişisel isteklerine göre çocuk sayısını tayin etmeleri ve doğumlar arasında istedikleri aralığı sağlamalarıdır.  Her aile istediği kadar çocuk sahibi olmakta serbesttir. Bu onların doğal hakkıdır. Aile planlamasındaki amaç; ailelerin kendi iradeleri ile istedikleri sayıda çocuk sahibi olmalarını sağlamak, bireyleri ve aileleri üreme sağlığı konusunda eğitmek, anne ölümlerini önlemek ve sağlığını korumak, yüksek riskli ve istenilmeyen gebelikleri önlemek, çocuk sahibi olmak isteyenlere tıbbi yardım sağlamak ve bireyleri aile planlaması yöntemleri konusunda eğitmektir.  </div><img src="http://static.wixstatic.com/media/47984d8b72893e02859e3d00c4a37341.jpg"/><div>Aile planlamasını temel amacı; çok ve sık gebelik ve doğuma bağlı anne ve çocuk sağlığına olabilecek olumsuz etkileri önlemek, oluşan olumsuz etkilerin giderilmesine yardım etmek ve çocuğu olmayan ailelerin çocuk sahibi olmalarını sağlamaktır. Çağlar boyunca insanlar istenmeyen gebelikleri ya da doğumları önlemek amacıyla çeşitli yöntemlere başvurmuşlardır. Bunların birçoğu zaman zaman annenin ve çocuğun yaşamına mal olmuştur. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında bilimsel çalışmalar sonucu geliştirilen yöntemler, eski yöntemlerin yerini almaya başlamıştır. Günümüzde hem kadınlar hem de erkekler için geliştirilmiş son derece güvenilir ve etkili metotlar mevcuttur.</div><div>Günümüzde dünya nüfusunun %75'i gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde yaşamakta ve tüm doğumların %85'i, tüm anne ölümlerinin %99'u, tüm bebek ve çocuk ölümlerinin %95'i bu bölgelerde olmaktadır. Ölüm oranlarının bu kadar yüksek olmasının nedeni bu ülkelerde tıbbi yardımın yetersiz olması, korunma yöntemleri konusunda bilgi sahibi olunmaması nedeniyle modern ve etkili yöntemleri kullanamama ve ihmaldir.</div><div>Ülkemizde ise hala çiftlerin büyük bir kısmı geleneksel, güvenirliliği düşük, sağlık açısından sakıncalı doğum kontrolü yöntemlerini uygulamaya çalışmaktadır.</div><div>Bu duruma neden olan faktörler ise; çiftlerin doğum kontrolü yöntemleri hakkında yetersiz ve yanlış̧ bilgiye sahip olmaları, tıbbî destekten yeterince yararlanılmaması ve bu konuda gerekli eğitimin sağlanamamasıdır.</div><div>Aile Planlamasının Sosyo-ekonomik Yönden Önemi</div><div>Nüfus, doğal kaynakları ve ekonomik olanakları zorlayan bir şekilde artıyorsa o toplumda etkili ve yeterli aile planlamasını uygulama zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Sanayileşme ile birlikte kentlerde ailelerin daha iyi ekonomik fırsatlar yakalaması, sosyal güvenceye sahip olmaları, yaşam şartlarının ağırlaşması ve kadınların iş hayatında daha fazla rol alması çok çocuk sahibi olma isteklerini azaltmaktadır. Tarıma dayalı yerleşim birimlerindeki ailelerde ise insan gücüne olan ihtiyaçtan dolayı çok çocuğa sahip olmak isteği görülmektedir. Sosyal güvencesi olmayan ailelerde ise ileride aileye bakar düşüncesi ile daha çok çocuğa sahip olunmaktadır. Ayrıca bazı aileler erkek çocuğa sahip olmayı bir güç olarak algıladıkları için erkek çocuk buluncaya kadar doğuma devam edip aile planlaması uygulamamaktadır. Hızlı nüfus artışının önlenmesinde ve sağlıklı bir toplumun oluşmasında aile planlamasının önemi gün geçtikçe daha da artmaktadır.</div><div>Aile Planlamasının Duygusal Yönden Önemi</div><div>Bebeklerinin sağlıklı ve mutlu olmasını isteyen anne ve babaların kesinlikle birbirlerini iyice tanıdıkları ve duygusal yönden hazır oldukları zamanda çocuk yapmaları gerekmektedir.</div><div>Aile Planlamasının Sağlık Açısından Önemi</div><div>Evli çiftlerin fiziksel ve psikolojik yönden sağlıklı olmaları, çocuk sahibi olmalarının en temel koşuludur. Çiftlerin evlenmeden önce gerekli sağlık muayenelerinden geçmeleri toplum sağlığı açısından son derece önemlidir. Genellikle kronik nefrit, tüberküloz, kalp rahatsızlıkları, frengi ve AIDS gibi hastalıklar hamilelik öncesi ve sonrasında anne ile bebeğin sağlığı açısından büyük tehlike oluşturmaktadır.</div><div>Aile Planlamasının Tıbbi Önemi</div><div>Birçok kadını ölüme sevk eden en önemli nedenlerden biri de fazla doğum yapmaktır.</div><div>Kontrolsüz oluşan gebelikler sonucunda meydana gelebilen düşük, annenin hayatını ve sağlığını tehdit etmektedir. Oysa aile planlamasında kullanılan yöntemlerin böyle bir tehlikesi yoktur. Çünkü bu yöntemler bilimsel araştırma ve incelemelerin sonucu ortaya çıkmıştır.</div><div>Aileler bakabilecekleri, besleyebilecekleri ve sağlığını koruyabilecekleri kadar çocuk sahibi olurlarsa bebek ölümleri azalacak, anneler sık gebelik ve doğumdan yıpranmayacaktır.</div><div>İstemedikleri halde doğum yapacak annelerin ilkel yöntemlerle çocuk düşürmelerini önlemek; onlara gebelikten korunma yöntemlerini öğretmekle gerçekleşecektir.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div><div>Kaynak:</div><div>2011 MEB basımı “Aile Planlaması” kitapçığı.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Kohlberg'in Ahlak Gelişim Kuramı</title><description><![CDATA[Kohlberg, ahlaki gelişim kuramında, ahlaki yargının insan yaşamındaki işlevi çerçevesinde incelenmesi gerektiğini vurgular. Kolhberg’in ahlak gelişimi kuramı, Piaget’nin kuramının yeniden incelenmesi, yeniden adlandırılmasıdır. Kohlberg de Piaget gibi çocuk ve yetişkinlerin belirli durumlarda davranışları nasıl yorumladıklarını incelemiştir. Piaget ahlaki gelişimi bir inşa süreci; Kohlberg ise evrensel ahlaki ilkelerin keşif süreci olarak görmektedir. Ayrıca Piaget, anlattığı<img src="http://static.wixstatic.com/media/7848543595534e358920626a805ba5bb.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_404/7848543595534e358920626a805ba5bb.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2017/12/08/Kohlbergin-Ahlak-Gelis%CC%A7im-Kuram%C4%B1</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2017/12/08/Kohlbergin-Ahlak-Gelis%CC%A7im-Kuram%C4%B1</guid><pubDate>Fri, 08 Dec 2017 09:29:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Kohlberg, ahlaki gelişim kuramında, ahlaki yargının insan yaşamındaki işlevi çerçevesinde incelenmesi gerektiğini vurgular. Kolhberg’in ahlak gelişimi kuramı, Piaget’nin kuramının yeniden incelenmesi, yeniden adlandırılmasıdır. Kohlberg de Piaget gibi çocuk ve yetişkinlerin belirli durumlarda davranışları nasıl yorumladıklarını incelemiştir. Piaget ahlaki gelişimi bir inşa süreci; Kohlberg ise evrensel ahlaki ilkelerin keşif süreci olarak görmektedir. Ayrıca Piaget, anlattığı öykülerde eylem ve düşünce arasında bir ayrım gözetmezken, Kohlberg deneğin zihnindeki çatışmaları anlamaya yönelik hipotetik (varsayımsal) öyküler anlatmaktadır. Bu amaçla çocukların ve yetişkinlerin ahlaki ikilemlerini kapsayan belli durumlar vererek onlara bu durumlarda nasıl tepkide bulunacaklarını sorarak yürütmüştür.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/7848543595534e358920626a805ba5bb.jpg"/><div>Kohlberg, değişik yaş grupları ve sosyoekonomik düzeylerdeki bireylere değişik öyküler verdikten sonra öyküde anlatılan durum ile ilgili karar vermelerini ister. Verilen kararın doğru ya da yanlış olması önemli değildir. Önemli olan bireyin öyküde anlatılan soruna çözüm bulurken kullandığı gerekçeler ve yaptığı değerlendirmelerdir.</div><div>Kohlberg’in kullandığı problem durumlarından(ahlaki ikilemlerden) iki örnek durum aşağıda verilmiştir:</div><div>Örnek Durum: Avrupa’da bir kadın, az görülen kanser hastalığının bir türü nedeniyle ölmek üzeredir. Bu kentte bulunan bir eczacı onu kurtarabilecek ilacı bulmuştur. Ancak ilaç için 2000 dolar istemektedir. Bu fiyat, ilacın maliyetinin 10 katıdır. Hasta kadının kocası Heinz herkesten borç alarak ancak 1000 dolar toplayabilir. Heinz, eczacıya karısının ölmek üzere olduğunu söyleyerek ilacı biraz ucuza satmasını ya da daha sonra kalanını ödemesine izin vermesini ister. Eczacı: “Bu ilacı ben buldum ve para kazanmak istiyorum” diyerek teklifini geri çevirir.</div><div>Bunun üzerine Heinz, eczaneye gizlice girip ilacı çalar. Bu durumda hasta kadının eşi ne yapmalıdır? Neden?</div><div>Örnek Durum: Joe’nun babası, Joe 50 dolar kazanırsa onu kampa götüreceğine dair söz vermiştir. Ancak fikrini sonradan değiştirmiş Joe’dan kazandığı parayı kendisine vermesini istemiştir. Joe da 10 dolar kazandım diye yalan söylemiş ve 40 doları kampta kullanmak üzere kendisine ayırmıştır. Joe kampa gitmeden önce kardeşi Alex’e yalan söylediğini ve kazandığı para miktarını söylemiştir. Bu durumu Alex babasına söylemeli midir?</div><div>Kohlberg, yukarıdaki ve benzer durumlar için aldığı cevapları sınıflayarak, bireylerin 6 yargı aşaması geçirdiklerini belirtmektedir. Bu 6 aşama ise 3 dönem içinde yer almaktadır.</div><div>Bu üç dönem, çocuk ya da yetişkinin “ahlaki davranış” ya da “doğru olarak neyi algıladığını ve bunu nasıl belirlediği”ne göre sıralanmıştır. Diğer dönem kuramlarında olduğu gibi, her bir dönem, kendinden öncekine dayanmakta kendinden sonraki döneme ise temel oluşturmaktadır. Aynı kişi, aynı durum, aynı zaman ve durumlarda bir aşamada davranış gösterirken bir başka zaman ve durumda da başka bir aşamada davranış gösterebilmektedir.</div><div>Kohlberg’e Göre Ahlak Gelişim Düzeyleri</div><div>1. Gelenek Öncesi Dönem</div><div>Bu düzey, Piaget’in “dışsal kurallara bağlılık” döneminin özelliklerini içine alır. Bu düzeydeki çocuk, kültür içinde kabul edilen iyi ve kötü ölçütlere göre davranır.</div><div>1.1. Aşama, Ceza ve İtaat Eğilimi</div><div>Bu dönemde kurallar, başkaları tarafından konur. Çocuklar, sadece otoriteye uyar ve cezalandırılmaktan kaçınır. Genellikle olayların dış görünüşüne ve ortaya çıkan zararın büyüklüğüne bakarak karar verirler. Onlar için olayların gerisinde nedenler önemli değildir. Etkinliğin fiziksel sonuçları, etkinliğin kötü ya da iyi olduğunu belirler. Örneğin bir çocuk annesine yardım ederken tabakları istemeden kırmıştır. Diğeri ise annesinden izinsiz şeker alırken şekerliği düşürüp kırmıştır. Bu dönemdeki çocuklara hangisinin suçlu olduğu sorulduğunda tabakları kıran çocuğun daha suçlu olduğunu belirtmişlerdir.</div><div>1.2. Aşama, Saf Çıkarcı Eğilim</div><div>Bu aşamada çocukların sadece kendi istekleri ve gereksinimlerinin karşılanması önemlidir. Diğer bireylerle olan ilişkilerinde onların gereksinimlerinin de farkındadırlar; fakat yine de kendi çıkarları ön plandadır. Çıkarcı bir biçimde başkalarının gereksinimlerini de dikkate alır. Somut değişime dayanan adil alışverişler yapmaktadır. Göze göz, dişe diş anlayışı vardır. “Her şey karşılıklıdır” inancına sahiptir. Maddi eşitlik ilkesi, bu dönemde adalet anlayışının en belirgin göstergesidir. “Bana bir şey yap, ben de senin için bir şey yaparım” anlayışı vardır.</div><div>2. Geleneksel Dönem</div><div>Bu dönemdeki çocuklar, diğer insanların beklentilerine; özellikle de özdeşleştikleri özel insanları ve genel toplumsal düzenin beklentilerine uymak isterler. İçinde bulundukları grubun gereksinimlerini bazen kendi gereksinimlerinden üstün tutarlar ve grubun isteklerine uygun davranmaya özen gösterirler. Sosyal düzeni destekleme ve sadakat önemlidir.</div><div>2.1. Aşama, Kişiler Arası Uyum</div><div>Kendi akran grubuyla iş birliği içindedir. Ait olduğu grubun kurallarına uygun davranırlar. İyi çocuk olarak başkaları tarafından onaylanmak isterler. Başkalarına iyi davranma, yardım etmek onları mutlu eder. Benmerkezciliğin azalması ve somut işlemler dönemine girilmesiyle çocuk, olayları başkaları açısından görebilme özelliğini kazanır. Çevresinde bulunanların hissettiklerini de dikkate alır.</div><div>2.2. Aşama, Kanun ve Düzen Eğilimi</div><div>Bu dönemde doğru davranış, sosyal düzene ve otoriteye uygun olarak kişinin görevini yerine getirmesidir. Artık akran gruplarının kurallarının yerini, toplumsal kurallar ve kanunlar almıştır. Kanunlara hiç sorgulanmaksızın uyulmalıdır. Uymayanlar ise kesinlikle hoş görülmezler. Yetişkinlerin çoğunun bu dönemde olduğu varsayılır.</div><div>3. Gelenek Sonrası Dönem</div><div>Birey, izlemek istediği ahlak ilkelerini başkalarında ve otoriteden bağımsız olarak seçer. Ahlak gelişiminin son iki aşaması bu düzeyin kapsamındadır.</div><div>3.1. Aşama, Sosyal Sözleşme Eğilimi</div><div>Genellikle temel hak ve özgürlükler göz önüne alınarak konmuş olan yasa ve kanunlara uymak çok önemlidir. Toplumsal kuralların ve değerlerinin göreceli olduğunu düşünerek bunları eleştirici bir şekilde incelerler. Kanunların demokratik olarak değiştirilebileceği ilkesine sahiptirler. Bu dönemde insan hakları, özgürlük gibi kavramlar bireyin değerler sisteminde önemli yer tutar.</div><div>3.2. Aşama, Evrensel Ahlak İlkeleri Eğilimi</div><div>Ahlaki gelişim açısından ulaşılabilecek son noktadır. Birey, ahlak ilkelerini kendisi seçip oluşturur ve bunlara uygun davranır. Burada bireyin benimsediği ahlak ilkeleri; insan hakları, bütün insanların eşitliği, adalet gibi soyut ve evrensel düzeyde ahlak ilkeleridir. Bu ilkeler, genellikle demokratik toplumlarda uygulanan kanun ve yasalarla uyumludur.</div><div>Kohlberg modelinin önemli yönü, her bir dönemin iki unsurunun nasıl etkileştiğidir. Her bir dönemde ahlakî kararın nasıl alındığına ilişkin bir bakış açısı söz konusudur. Örneğin ilk evredeki çocuk benmerkezcidir ve bütün durumlara kendi açısından bakar. Geliştikçe çocuk, başkalarının bakış açısı nedeniyle ya da toplum için bir bütün olarak hangisinin en iyi olduğunu ikilemini yaşar. Bu alandaki ilerlemelerin bireyin bilişsel gelişimine ve biyolojik temele bağlı olduğu düşünülür. Ayrıca, çocuğun ahlâkî durumlarla ilgili deneyimlerinden oldukça etkilenen ahlaki unsur ile de desteklenir. Böylece Kohlberg kuramı ahlaki gelişimin, bilişsel yetenekler ile ahlaki konular ile ilgili yinelenen olayların birleşiminden ortaya çıkması konusunda Piaget’in kuramıyla benzerlik gösterir.</div><div>Kohlberg’in ahlaki düşünce dönem modeli, çocuklar başkaları ile birlikte karar alma işlemlerine katıldıklarında ve fikir alışverişinde bulunduklarında gerçekleşen rol oynama olanaklarına önem vermektedir.</div><div>Kohlberg’e göre ahlaki bir problemle karşılaşan bireyin getirdiği çözümler aşağıdaki gibidir.</div><div>Konulan kurallara göre savunmak (haklı çıkarmak) örneğin: İlacı çalmamalısın. Çünkü hırsızlık yapmak iyi bir şey değildir.</div><div>Kararın maddi sonuçlarına göre savunma yapmak</div><div>Uyum sağlamak açısından savunma yapmak</div><div>Adalet, eşitlik ve yaşamın değeri açısından haklı çıkarmak</div><div>Kohlberg, son düzey olan gelenek sonrası düzeye ulaşma yaşının 14 olduğunu belirtmiştir. Ancak yapılan araştırmalar yetişkinlerin tümünün gelenek sonrası düzeye ulaşmasının mümkün olmadığını göstermektedir. Kohlberg ve Piaget’nin görüşleri birleşmekte ve olgunlaşmanın yanı sıra geçirilen çevresel yaşantıların da ahlak gelişimi üzerinde etkili olduğu ortaya çıkmaktadır.</div><div>Kaynak:</div><div>2011 MEB basımı “Ahlak Gelişimi” kitapçığı.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>Piaget’e Göre Ahlak Gelişimi</title><description><![CDATA[Piaget, çocukların ahlak gelişimi konusunda çalışan ilk araştırmacıdır. J.Piaget; ahlak gelişiminin, bilişsel gelişime paralel olarak geliştiğini ve belli bir sıra izleyen dönemler içinde ortaya çıktığını söylemektedir. Yaşı ne olursa olsun her bireyin bilişsel gelişimin en son basamaklarına kadar ulaşabilmesi beklenmemelidir. Biyolojik olgunlaşma ile öğrenme yaşantıları birlikte, bilişsel gelişimde ulaşabilecek düzey üzerinde belirleyici olmaktadır. Aynı durum ahlak<img src="http://static.wixstatic.com/media/401edd3600444f8582bdcf0bba74daef.jpeg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2017/12/01/Piaget%E2%80%99e-Go%CC%88re-Ahlak-Gelis%CC%A7imi</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2017/12/01/Piaget%E2%80%99e-Go%CC%88re-Ahlak-Gelis%CC%A7imi</guid><pubDate>Fri, 01 Dec 2017 17:09:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Piaget, çocukların ahlak gelişimi konusunda çalışan ilk araştırmacıdır. J.Piaget; ahlak gelişiminin, bilişsel gelişime paralel olarak geliştiğini ve belli bir sıra izleyen dönemler içinde ortaya çıktığını söylemektedir. Yaşı ne olursa olsun her bireyin bilişsel gelişimin en son basamaklarına kadar ulaşabilmesi beklenmemelidir. Biyolojik olgunlaşma ile öğrenme yaşantıları birlikte, bilişsel gelişimde ulaşabilecek düzey üzerinde belirleyici olmaktadır. Aynı durum ahlak gelişimi için de söz konusudur. Piaget’e göre çocukların doğru ve yanlışa ilişkin yargıları ve kuralları yorumlama biçimleri yaşlara göre değişiklikler göstermektedir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/401edd3600444f8582bdcf0bba74daef.jpeg"/><div>Piaget, çocukların ahlak gelişimini incelerken çocukların 6 yaşına kadar oyun kuralları olmadığını, oyunları diğer çocuklardan öğrendikleri gibi oynadıklarını, ancak 2-6 yaş arasında çocuklar bazı kuralları fark etmeye başlayarak ne anlama geldiğini ya da ne amaçla konduklarını bilmeden bu kurallara uygun davranışları taklit ettiklerini belirtmiştir.</div><div>6 yaştan sonra çocuklar, kuralları izlemede ya da uymada tutarsızlık gösterse bile kuralların ne anlama geldiğini kavramaya başlamışlar. Bu yaşlarda çocuklar, kuralların değiştirilemez olduğuna inanmakta ve hiç sorgulamadan bu kurallara uygun davranmaktadırlar.</div><div>Piaget’e göre 10 yaşlarına kadar çocuklar oyunlar dışında kurallara uyarlar. Fakat kuralları koyan kişiler olmadığı zamanlarda bu kurallara uymayabilirler. Örneğin çikolata yemesi yasaklanan bir çocuk, annesi ya da babası yokken çikolata yiyebilir.</div><div>Piaget, 0-6 yaş döneminde çocuklarda kural kavramı olmadığından “Bu dönemde ahlak söz konusu değildir“ demektedir. Bu nedenle ahlak gelişimi, bilişsel gelişim aşamalarından olan işlem öncesinden, somut işlemler dönemine geçtiği 6 yaşına kadar başlamaz.</div><div>Piaget, çocukların oyunlarındaki kurallara uyma davranışını aşağıdaki şekilde incelemiştir:</div><div>Devinim dönemi (0-2 yaş grubu)</div><div>Duygusal Ben-merkezcil dönem (2-7 yaş)</div><div>Başlangıç halinde işbirliği dönemi(7-11 yaş)</div><div>Gerçek işbirliği dönemi(11 yaşın üzeri)</div><div>Duygusal Devinim Dönemi</div><div>Bu dönem, motor ve bilişsel özellikleri kapsar. Piaget yaşamın ilk iki yılını incelemiş; zekânın bu dönemde kökenlerinin ortaya çıktığını, doğumda sadece refleks hareketleri başaran bebeğin, ikinci yılın başında konuşmaya başladığını, sembolik düşünceler gibi zihinsel işlevler geliştirdiğini belirtmiştir. Çocuk, belli aşamalara ulaşabilmek için yeni davranışlar ve araçlar geliştirebilmektedir. Bu dönem, çocuğun uyarıcıları etkin bir şekilde özümlenmesi, düzenlenmesi ve uyum sağlaması yolu ile çocuğun zihinsel gelişim sürecinde değişiklikleri sağlar.</div><div>Sosyal yaşantıların, çocuğun bu aşamaları geçirmesinde büyük etkisi vardır. Çocuklar ilk yaşlarda anne-babaların emir verdiklerini, davranış kurallarını öğretmede ısrarcı olduklarını öğrenirler ve kurallara uydukları zaman mutlu olacaklarını anlarlar. Ancak bu kurallar, çocukların kendi bakış açılarından söz etmelerini ve ahlaki konularda farklı düşünceleri benimsemelerine engel olur.</div><div>Kısaca çocuklar kuralların farkındadır, ancak ne amaçla ya da kuralları neden izlemek gerektiğini anlamazlar.</div><div>Benmerkezcil Dönem</div><div>Çocuk, artık bu dönemde sistemleşmiş kuralları anlamaya başlar. Yine de daha çok kendi koyduğu kurallara uyar. Kazanmak için uğraşmaz. Ona göre kurallar, yetişkinler ve Tanrı tarafından konulmuştur. Kurallar kutsal olarak kabul edilir. Küçük değişiklikler, kuralları çiğneme olarak algılanır. Piaget, bu dönemi “bağımlılık evresi” diye adlandırmaktadır.</div><div>Piaget’ye göre çocuklar, 2-7 yaş arası çocuklar, kendinden büyük çocukları gözler; ne anlama geldiğinin farkına varmadan kurallara uygun davranışları da taklit eder. Bu konuda tam bir bilgisi olmasa da kuralları çiğnemez. Ancak oyunu, sosyal bir etkinlik olarak algılamaz. Bu aşamada çocuklar birbirleriyle ortak gibi görünse de her biri kendi oyununu oynar.Eğer çocuğun oyun arkadaşı bir yetişkinse oyunun sonunda çocuk oyunun nasıl olduğundan ya da kazanmanın ne demek olduğundan habersiz: “Kim kazandı?”diye sorabilir.</div><div>Sonuç olarak bu dönemde engelleyici ahlak kurallarının anlamı kavranmadan yüzeysel olarak algılandıkları, ahlakî gerçeklik özellikleri ile belirlenen evredir.</div><div>Başlangıç Hâlinde İş Birliği Dönemi</div><div>Çocuklar, bu dönemde oyunun sadece hareket zevklerinden, üzerinde anlaşılmış konulara göre yarışma zevkine geçerler. Kurallar, karşılıklı ilişkiler içinde sürekli rekabet ortamı oluştururlar. Bu dönemde benmerkezli aşamanın aksine kurallar, sosyal bir aktivite olarak oyunu düzenlemede önem kazanır. Bu aşamadaki çocuklar uzlaşılan konularda oynamayı sevdikleri için her bir oyuncuyu dikkatlice izlerler. Çünkü kazanma sadece verilen kuralların çerçevesinde önem taşır. Bu dönemde de çocuklar, kuralları tam anlayamazlar. Çocuklar arasında kurallarla ilgili uyuşmazlık olabilir. Ancak akranları ile bir arada olma isteği o kadar ki bu farklılıklar ortadan kalkar. Oyun artık çocuk için sosyal bir etkinlik olarak algılanmaya başlar. Piaget’e göre çocukların bir konuyla ilgisi farklı bakış açılarının olduğunu ve kuralların anlaşma, uzlaşma ve başkalarının görüşlerine saygı gösterme sonucu ortaya çıktığını öğrenmeleri, yaşıtları ile etkileşim sonucunda oluşmaktadır.</div><div>Ahlak gelişiminde dışa bağlılık, çocukların 10 yaşına kadar olduğu dönemi kapsadığı kabul edilmektedir. Çocuklar bu dönemde ahlaki yargıları açısından çevresine bağlıdırlar. Yetişkinler tarafından konulan kuralları düşünmeden kayıtsız şartsız kabul ederler.</div><div>Gerçek İş Birliği Dönemi</div><div>Bu dönemde çocuğun zihinsel gücü, bir başkasının görüş açısını anlayabilecek ve benmerkezcil düşünceden sıyrılabilecek güce erişmiştir. Çocuk, bu doğrultuda bağımlı ahlâktan kurtularak işbirliği ahlâkı ile kurallara ilişkin bağımsızlığa ulaşır.</div><div>11 yaşından sonraki dönemde çocukların yaptıkları değerlendirmeler “görecelik” kazanmaya başlar. İçinde bulunulan koşulları dikkate alarak değerlendirmeler yapan çocukların, ahlâkî yargıları ve kuralları uygulayışları esneklik gösterebilir. Çocuklar, bu dönemde başkalarının değerlendirmelerinden çok kendi yaptıkları değerlendirmeye uygun davranmaya başlarlar. Konulan konuları otoritelerce de ele alınmış kanunlar olarak değil, karşılıklı hoşgörü ürünü olarak kabul eder. İş birliği arzusu ise 11-12 yaşlarında vardır.</div><div>Piaget’in kurallara saygının nasıl geliştiğine ilişkin bulgularına bakıldığında 7-8 yaşına kadar çocukların kurallara sıkıcı bir saygı duydukları görülür.</div><div>Çocuklara göre kuralların gizemli bir kaynağı vardır. Onları dokunulmaz ve kutsal olarak algılarlar. Çünkü kuralları formüle edici herhangi bir yeterli yaşantıları olmamıştır.</div><div>Yetişkine karşı duyulan tek yanlı saygının yerini, karşılıklı saygı aldığında “bağımsızlık ahlakı” artık oluşmuştur. 11-12 yaşındaki çocuk ahlak kurallarının içeriğini anlamaya başlar. Kural, kendi vicdanının verdiği karardır artık. Kurala cezadan kaçınmak için değil, kendisine güvenilmesini istediği için uyar.</div><div>Piaget, çocuğun adalet ve ahlak konusundaki düşüncelerinin hem çevre hem de olgunlaşmanın etkisiyle değiştiğini; ancak ahlak kurallarını kavramlaştırabilmesi için kavram gelişiminin de ilerlemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Araştırmalar ahlaki gelişim düzeyi ile bilişsel gelişim düzeyi arasındaki paralelliği destekler görünümdedir. Bireyin takvim yaşının ilerlemesi, zihinsel gelişim basamaklarında ilerlemesi için yeterli değildir. Aynı durum ahlak gelişimi için de geçerlidir. Bireyin içinde bulunduğu koşullar, öğrenme yaşantıları, deneyim vb. gelişimin her düzeyinde önemlidir.</div><div>Piaget, çocuğun ahlak gelişimi ile birlikte adalet, ceza konusundaki görüşlerinde de değişiklikler olacağını belirtmiştir. Başlangıçta çocuk, bir kötülük yapıldıysa kötülüğün cezasını çekmesi gerektiğine inanır.(kefaret adaleti)Bir de sana yapılan kötü bir durumda sen de karşılık vermelisin (misilleme adaleti) diye düşünür. Biri oyuncağını kırdıysa sen de onunkini kırarsın ya da bir başkası senin yerine bunu yapmalı diye düşünür. Daha sonraki aşamada ise yerine koyma (tazmin etme adaleti) oluşmaya başlar (oyuncağı kırdıysan ödemeli ya da kendi oyuncağını vermelisin ya da kırdığını onarmalısın).</div><div>Kaynak:</div><div>2011 MEB basımı “Ahlak Gelişimi” kitapçığı.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü</title><description><![CDATA[Kadına şiddet ülkemizde önemli bir sorundur. Kadına şiddet ve kadın cinayetleri kanayan yaralarımızdan biridir. Tecavüz ve şiddet kültürüne dur denmelidir. Kadına şiddeti bitirmek amacıyla yapılan çalışmalardan biri de 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günüdür. Tacizci ve tecavüzcülerin salındığı günümüzde, caydırıcı cezaların uygulanması suçların önüne geçmek için önem teşkil etmektedir. Birleşmiş Milletlerin bugün için hazırladığı görsel. Birleşmiş Milletler Genel<img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_75ed16d197f845e888bea9b53dafcb42%7Emv2.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_343/d2efad_75ed16d197f845e888bea9b53dafcb42%7Emv2.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2017/11/25/25-Kas%C4%B1m-Kad%C4%B1na-Y%C3%B6nelik-%C5%9Eiddete-Kar%C5%9F%C4%B1-Uluslararas%C4%B1-M%C3%BCcadele-G%C3%BCn%C3%BC</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2017/11/25/25-Kas%C4%B1m-Kad%C4%B1na-Y%C3%B6nelik-%C5%9Eiddete-Kar%C5%9F%C4%B1-Uluslararas%C4%B1-M%C3%BCcadele-G%C3%BCn%C3%BC</guid><pubDate>Sat, 25 Nov 2017 06:53:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Kadına şiddet ülkemizde önemli bir sorundur. Kadına şiddet ve kadın cinayetleri kanayan yaralarımızdan biridir. Tecavüz ve şiddet kültürüne dur denmelidir. Kadına şiddeti bitirmek amacıyla yapılan çalışmalardan biri de 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günüdür. Tacizci ve tecavüzcülerin salındığı günümüzde, caydırıcı cezaların uygulanması suçların önüne geçmek için önem teşkil etmektedir.</div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_75ed16d197f845e888bea9b53dafcb42~mv2.jpg"/><div> Birleşmiş Milletlerin bugün için hazırladığı görsel. </div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_c8a6866ae4da416d8f50178fbb1cfbae~mv2.jpg"/><div>Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un sözü: &quot;Sessizliği kırın. Kadın ve kızlara karşı şiddet uygulandığına şahit olduğunuzda arkanıza yaslanmayın, harekete geçin.&quot;. Görselde kullanılan turuncu renk de önemlidir. Bugünü temsil etmesi için turuncu rengi seçilmiştir. Her yeri turuncuya boyayın ve farkındalığı arttırın diye kampanyalar da yapılmaktadır.</div><div>Kendinize İyi Bakın. Şiddete Seyirci Kalmayın.</div></div>]]></content:encoded></item><item><title>24 Kasım Öğretmenler Günü</title><description><![CDATA[Öğretmenler Günü her ülkede farklı tarihlerde kutlanmakta. Eğitim sisteminin gün geçtikçe daha tartışılır hale geldiği ülkemizde bugünün önemi de artmaktadır. Bugünü sadece öğretmenler günü olarak görmemek, aynı zamanda eğitim sistemimiz hakkında düşündüğümüz ve tartıştığımız bir gün olarak görmek önemlidir. Bugüne özel tasarlanan Google Doodle'ı.Eğitim sistemimizin diğer ülkelerle, OECD ülkeleriyle karşılaştırıldığı PISA sonuçlarını duymuşsunuzdur. Ülkemiz PISA sonuçlarında, farklı alanlarda,<img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_2cd6fb2b2d2042ac9dc4844ed13f5cea%7Emv2.jpg/v1/fill/w_606%2Ch_318/d2efad_2cd6fb2b2d2042ac9dc4844ed13f5cea%7Emv2.jpg"/>]]></description><dc:creator>Fuat Can Çalışkan</dc:creator><link>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2017/11/24/24-Kasim-Ogretmenler-Gunu</link><guid>https://www.fuatcancaliskan.com/single-post/2017/11/24/24-Kasim-Ogretmenler-Gunu</guid><pubDate>Fri, 24 Nov 2017 10:31:00 +0000</pubDate><content:encoded><![CDATA[<div><div>Öğretmenler Günü her ülkede farklı tarihlerde kutlanmakta. Eğitim sisteminin gün geçtikçe daha tartışılır hale geldiği ülkemizde bugünün önemi de artmaktadır. Bugünü sadece öğretmenler günü olarak görmemek, aynı zamanda eğitim sistemimiz hakkında düşündüğümüz ve tartıştığımız bir gün olarak görmek önemlidir. </div><img src="http://static.wixstatic.com/media/d2efad_2cd6fb2b2d2042ac9dc4844ed13f5cea~mv2.jpg"/><div>Bugüne özel tasarlanan Google Doodle'ı.</div><div>Eğitim sistemimizin diğer ülkelerle, OECD ülkeleriyle karşılaştırıldığı PISA sonuçlarını duymuşsunuzdur. Ülkemiz PISA sonuçlarında, farklı alanlarda, listenin sonlarında yer aldı. Çocuklarımız, gençlerimiz sınavda kendi dillerinde yanıtladıkları okuma-anlama sorularında dahi OECD ülkeleri arasında sonlarda yer aldı. Bu durumu başka bir yazımda detaylı ele almak istiyorum ve öğretmenler günü konusundan sapmamayı tercih ediyorum.</div><div>Bu gördüğümüz sonuçlarda eğitim sistemi ve politikalarının etkisi çok büyüktür. Öğretmenler günü vesilesiyle eğitim sisteminin bu parçasına odaklanmak yerinde olacaktır. Öğretmenlerimiz maalesef kötü koşullarda çalışıyor ve mesleklerinin prestiji düşmüş durumda. &quot;En kötü öğretmen olursun.&quot;, &quot;Öğretmen ne güzel boş günü de var, yatıyor.&quot; gibi sözleri illa ki duymuşsunuzdur. bu sözler, insanların gözünde mesleğin yerinin nerede olduğunu bizlere gösteriyor. Bu mesleki prestij ile bağlantılı olarak öğretmenlerin maaşı da diğer ülkelerle karşılaştırıldığında (aslında karşılaştırmadan da düşük olduğunu görebiliriz) çok düşük olduğunu görüyoruz. Bu da öğretmenlerin kendi hayat mücadelelerini etkiliyor ve dolaylı olarak mesleki performanslarını da etkiliyor. Bir öğretmen geçim derdindeyken ve/veya ek iş yaparken çocuk ve gençlere ne kadar yardım sunabilir, düşünün. </div><div>Bunlarla beraber Öğretmenler Günümüz kutlu olsun.</div><div>Kendinize İyi Bakın.</div></div>]]></content:encoded></item></channel></rss>