<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" standalone="no"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:blogger="http://schemas.google.com/blogger/2008" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745</atom:id><lastBuildDate>Mon, 07 Oct 2024 04:26:38 +0000</lastBuildDate><category>Şiirler</category><category>Yabancı Şiirler</category><category>Ingeborg Bachmann</category><category>Nilgün Marmara</category><category>Edip Cansever</category><category>Yazılar</category><category>Kaan İnce</category><category>Ahmet Muhip Dranas</category><category>Ömür Nihan Akçalı</category><category>Sylvia Plath</category><category>Cesare Pavese</category><category>Hayriye Ersöz</category><category>Ahmet Telli</category><category>Ela Dinçer</category><category>Gökçehan Daçe</category><category>Konstantinos Kavafis</category><category>Küçük İskender</category><category>Metin Altıok</category><category>Şükrü Erbaş</category><category>Akif Kurtuluş</category><category>Aslı Ardıç</category><category>Baskın Kara</category><category>Charles Baudelaire</category><category>Cüneyt Özdemir</category><category>Dylan Thomas</category><category>Edgar Allen Poe</category><category>Erdoğan Çokduru</category><category>Figen Yarar</category><category>Georg Trakl</category><category>Hale İzgi Özçiçek</category><category>Halil Cibran</category><category>Hermann Hesse</category><category>Murathan Mungan</category><category>Octavia Paz</category><category>Pablo Neruda</category><category>Sylvia</category><category>Turgut Uyar</category><category>Victor Hugo</category><category>Yitikmavi</category><category>Yılmaz Odabaşı</category><category>Ömer Serdar</category><category>Özdemir Asaf</category><category>Özge Dirik</category><category>İbrahim Sadri</category><category>İlhan İrem</category><title>Gölge ve Işık...</title><description>Mutsuz Sirk Palyaçolarına Benden Selam Söyleyin... Gökçehan Daçe</description><link>http://lostera.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (...)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>97</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><language>en-us</language><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Mutsuz Sirk Palyaçolarına Benden Selam Söyleyin... Gökçehan Daçe</itunes:subtitle><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-7202373399458777373</guid><pubDate>Tue, 28 Jul 2009 09:52:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-28T12:53:32.074+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ahmet Telli</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Su Çürüdü...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar&lt;br /&gt;deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık&lt;br /&gt;hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle&lt;br /&gt;gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta.&lt;br /&gt;Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir&lt;br /&gt;leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan&lt;br /&gt;havayla ışıkta... (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?)&lt;br /&gt;Bütün belleğimdekileri yokettim. Elektrikli bir aygıyla yaktım,&lt;br /&gt;jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül&lt;br /&gt;edip savurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adımdan gayrısını bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan&lt;br /&gt;kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.&lt;br /&gt;Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi&lt;br /&gt;yırtıyordu. Saklayan kırbaç gibi... Acı duvarını aşan bu&lt;br /&gt;sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu&lt;br /&gt;zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim&lt;br /&gt;sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf'tum belki. Ama&lt;br /&gt;durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri,&lt;br /&gt;peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar,&lt;br /&gt;soruyorlar, soruyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adımdan gayrısını bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek&lt;br /&gt;istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?&lt;br /&gt;Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,&lt;br /&gt;dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir&lt;br /&gt;duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı&lt;br /&gt;yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.&lt;br /&gt;Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adımdan gayrısını bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar&lt;br /&gt;deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim... Sanki&lt;br /&gt;bir kadının memelerini hiç okşamamış, sicaklığını duymamış.&lt;br /&gt;Ellerim... Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne&lt;br /&gt;beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara... Cüzzamlının,&lt;br /&gt;vebalının bir rengi vardır. Irinin bir rengi... Ölünün bile bir&lt;br /&gt;rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin&lt;br /&gt;rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adımdan gayrısını bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıllı, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.&lt;br /&gt;Soyumun neye benzediğini unuttum. "Insana benziyorlardi"&lt;br /&gt;diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun&lt;br /&gt;halkasında insanlık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adımdan gayrısını bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek&lt;br /&gt;sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir&lt;br /&gt;yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki&lt;br /&gt;çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.&lt;br /&gt;Çamur gibi bir yağmur damlası... Ama toprak, bu damlayla&lt;br /&gt;çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu&lt;br /&gt;damlayla yeşertecek... Genzim yanıyor. Ince bir kan şeridi&lt;br /&gt;sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adımdan gayrısını bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür&lt;br /&gt;sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı&lt;br /&gt;değdirdiğim... Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya&lt;br /&gt;dokunuşu... Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba&lt;br /&gt;kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum&lt;br /&gt;dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün&lt;br /&gt;vantuzlarını birden uzatmasın diye... Bataklıktaki suyun da bir&lt;br /&gt;su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir&lt;br /&gt;kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi&lt;br /&gt;artık. Küstü, öldürdü kendini su...&lt;br /&gt;Su çürüdü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adımdan gayrısını bilmiyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Telli... &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2009/07/su-curudu.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-1784470704815023156</guid><pubDate>Wed, 17 Jun 2009 07:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-06-17T11:01:41.539+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Bir Ruh Kazısında Ortaya Çıkan Kitabe...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;sahibu-l feryad ve’l hasarat…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kuzey yüzü&lt;br /&gt;bu yüze güney acısı değmedi&lt;br /&gt;bu yüzü güney acısı eğmedi&lt;br /&gt;bu yüze güney acısı&lt;br /&gt;bu yüzü gün&lt;br /&gt;ey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;h/içdenizim kurudu lahitleri omzuma vurdular&lt;br /&gt;kağıtyırtan dikenli kelimeler aktı gözlerimden&lt;br /&gt;b/ağladım aşktaşına kendimi kuşlukta zehir gibi&lt;br /&gt;doğusu çöktü ezberimdeki son surelerin&lt;br /&gt;batısına kaçtım saçlarım kırıldı&lt;br /&gt;tedbiri elimden bıraktım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kağıt kanı kadar beyaz acılar çürüyor kapımda&lt;br /&gt;sabahı boğazlayan bir ikindi ve allahın eli&lt;br /&gt;etekleri tutuşan annelerini bırakıyor kuşkunun&lt;br /&gt;tırnakları gövdeye geçtiği zaman&lt;br /&gt;ruhun gemisi aklıma oturacak ağır ağır&lt;br /&gt;dağın ciğerine işleyen köklerden çıkarken&lt;br /&gt;kurumuş büklerin içinde etime yazılıyor şu cümle&lt;br /&gt;çıkılan cehennem sadece aşktır&lt;br /&gt;tedbiri dilimden bıraktım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güney yüzü&lt;br /&gt;bu yüze güney acısı değdi&lt;br /&gt;bu yüzü güney acısı eğdi&lt;br /&gt;bu yüzü güney acısı&lt;br /&gt;bu yüze gün&lt;br /&gt;ey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;k/aç gerçek d/okunsa bütün ölü dilleri&lt;br /&gt;konuşacak ağzımdaki yara derin tarihten&lt;br /&gt;kitap ve kadın yani allahın şah ve mat eseri&lt;br /&gt;yeni soğulmuş kuyusudur dipleri gecenin tayfında&lt;br /&gt;kendimi hangisine atsam bir ucu kapalı dehliz&lt;br /&gt;bir ucu kelime&lt;br /&gt;lime lime&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birayetiniyorbir yetiniyorbirayet&lt;br /&gt;yalnızlık amcadan daha baba yarısıdır&lt;br /&gt;kavlatır&lt;br /&gt;s&lt;br /&gt;e&lt;br /&gt;s&lt;br /&gt;içimi &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.karakutu.com/modules.php?name=Forums&amp;amp;file=viewtopic&amp;amp;t=10252"&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;Kaynak : Karakutu (Tufeyl-12) tarafından foruma eklenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2009/06/bir-ruh-kazsnda-ortaya-ckan-kitabe.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-3000457797025374617</guid><pubDate>Tue, 05 May 2009 23:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-05-06T02:28:25.489+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ela Dinçer</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Başkalaşım...</title><description>&lt;div align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;arasak bulamayız gölgemizi&lt;br /&gt;hangi suya baksak namevcuduz. (c.s tarancı)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;damarlarımdan&lt;br /&gt;çalımlı ırmakların gökyüzüne değdiği yerde&lt;br /&gt;vaz geçtim.&lt;br /&gt;bi’bahar sabahıydı (anımsıyorum)&lt;br /&gt;kumruların sustuğu bi’sabahtı.&lt;br /&gt;çalımlı ırmaklar gökyüzüne boşalıyordu. gördüm. utandım.&lt;br /&gt;damarlarıma baktım&lt;br /&gt;aynı tonda akıştılar. gökyüzü gibiydi içim.&lt;br /&gt;aynı ıslaklıktılar aynı genişlik&lt;br /&gt;biri birine karışıyorlardı&lt;br /&gt;da ben kaçırıyordum aklımı.&lt;br /&gt;kuşların kanatları vardı. herkes bilir bunu. ama ben içimdekileri diyorum:&lt;br /&gt;kanatsızdılar. gördüm. kıskandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geriye doğruydu her şey.&lt;br /&gt;suyu tekmeleyen bir çocuktum da sanki bi’kadının rahmini oyuyordum.&lt;br /&gt;mezar kazıcılar&lt;br /&gt;günahlarımın affı için dua ezberliyorlardı: yüzüme bakarak.&lt;br /&gt;tef sesi gerginliğinde&lt;br /&gt;kanun sesi katılığındaki yüzüme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geriye doğru bi’akışta bütün ırmakları kanımdan geçirdim&lt;br /&gt;neye baksam iğdiş edilmiş masal kokuyordu her şey:&lt;br /&gt;çizmeli kedi kırmızı başlıklı kızın ırzına geçiyordu.&lt;br /&gt;altı cüce kurtla dansa başlıyordu.&lt;br /&gt;yedincisi rapunzelin peşinde.&lt;br /&gt;ben vaz geçiyordum damarlarımdan&lt;br /&gt;her şey kör kütük karışıyordu diğerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;balonu üf’leyen çocuktum da sanki bi’kadının nefesi ile uzuyordum göğe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vaz geçtiğimi sanıyordum damarlarımdan.&lt;br /&gt;“hiç olmadılar ki vaz geçesin” diyene dek onlar.&lt;br /&gt;onlar ki yüzümde buhurdan ve efsunla türlü çengideydiler.&lt;br /&gt;dert ehliydiler sonra: “armudi kemençe sesi kadar yoksun” dediler.&lt;br /&gt;“ben yok olansam siz kimsiniz” dedim.&lt;br /&gt;sustular. kanatları vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çocuktum sanki. bi’kadının yüksek topukları ile kanatıyordum masalları.&lt;br /&gt;uzayan saçlarının kurtarıcılığını&lt;br /&gt;eril bi’güce bağışlıyordu rapunzel.&lt;br /&gt;kendisini kurtaranın kendisi olduğunu bilmeden!&lt;br /&gt;çocuktum. kadınlığa özenen bir ruj rengiydim her yere bulaşan.&lt;br /&gt;kendimi yok sayıyordum da böylece kendim oluyordum!&lt;br /&gt;“hiç olmadın ki yok sayasın” diyene dek onlar.&lt;br /&gt;rapunzel kesiyordu saçlarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durdum.&lt;br /&gt;gece oluyordu.&lt;br /&gt;her şey olmaması gerektiği zamanlardaydı.&lt;br /&gt;yağ döken bi’çocuktu kumru: sesindeki yakarıştan anlıyordum.&lt;br /&gt;yüzümde kıptî: “geceler dişidir” diyordu. ben gündüz oyunuydum.&lt;br /&gt;udi&lt;br /&gt;tanburi&lt;br /&gt;kanuni&lt;br /&gt;çekip gittiler yüzümden&lt;br /&gt;flüt sesi kararsızlığında kanatları vardı.&lt;br /&gt;gece oluyordu:&lt;br /&gt;bi’ırmaklara baktım. bi’göğe&lt;br /&gt;damarlarım mı?&lt;br /&gt;onu boş verin:&lt;br /&gt;kendimi ayak parmaklarımdan astım!&lt;br /&gt;hiç (bu kadar dişi) olmamıştım/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;/ela dincer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;08.03.2008&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2009/05/baskalasm.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-4455329818989583887</guid><pubDate>Tue, 21 Apr 2009 08:16:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-04-21T11:17:12.809+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Dylan Thomas</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Yabancı Şiirler</category><title>Ve Artık Hükmü Kalmayacak Ölümün...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.&lt;br /&gt;Ölüler çırılçıplak birleşecek tek bir gövdede&lt;br /&gt;Yeldeki ve batı ayındaki adamla;&lt;br /&gt;Kemikleri ayıklanınca ve yitince arı kemikler&lt;br /&gt;Yıldızlar olacak dirseklerinde ve ayaklarında;&lt;br /&gt;Delirseler de uslu olacaklardır her zaman&lt;br /&gt;Batsalar da denize doğacaklardır yeni baştan;&lt;br /&gt;Sevenleri kaybolsa da sonrasız yaşayacaktır sevgi;&lt;br /&gt;Ve artık hükmü kalmayacak ölümün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.&lt;br /&gt;Kıvrımları altında denizin&lt;br /&gt;Yatacaklar upuzun ölmeksizin yelcene;&lt;br /&gt;Kıvranıp işkence aletleri üstünde&lt;br /&gt;Adaleleri çözülünceye dek&lt;br /&gt;Kayışla bağlasalar tekerleğe ezilmeyecekler&lt;br /&gt;Avuçlarında ikiye bölünecek inanç,&lt;br /&gt;Tek boynuzlu canavarlar yönetecek onları&lt;br /&gt;Yıpratamayacakları her şeyi o paramparça kıracak;&lt;br /&gt;Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.&lt;br /&gt;Martılar ağlamayacak artık kulaklarına&lt;br /&gt;Dalgalar kırılmayacak gürültülerle deniz kıyılarında;&lt;br /&gt;Bir mayıs çiçeği soldu mu hiçbir çiçek&lt;br /&gt;Başkaldırmayacak vuruşlarına yağmurun;&lt;br /&gt;Çılgın ve ölü olsalar da çiviler gibi,&lt;br /&gt;Başları çekiç gibi vuracak papatyalara,&lt;br /&gt;Güneş batıncaya dek güneşte kırılacaklar,&lt;br /&gt;Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dylan Thomas &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2009/04/ve-artk-hukmu-kalmayacak-olumun.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-2457370020667525047</guid><pubDate>Wed, 08 Apr 2009 23:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-04-09T02:10:57.403+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hermann Hesse</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Yabancı Şiirler</category><title>Ölümsüzler...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Yeryüzü ovalarından tüter gelir sürekli&lt;br /&gt;Çıkar yukarılara yaşam dürtüsü ulaşır bize,&lt;br /&gt;Diz boyu sıkıntılar, yaşam kıvancının esrikliği,&lt;br /&gt;İdam mahkumlarının son yemeklerinin kanlı buğusu,&lt;br /&gt;Şehvetle titremeler, tutkular sonu gelmeyen,&lt;br /&gt;Katil elleri, vurguncu elleri, elleri dilencilerin,&lt;br /&gt;Korkunun ve açlığın kamçısı altında insan sürüsü&lt;br /&gt;Tüter bunaltıcı ve çürümüş, hoyrat ve sıcak,&lt;br /&gt;Solur mutluluğu ve vahşi kızışmışlıkları,&lt;br /&gt;Yer kendi kendini, kusup atar sonra içinden,&lt;br /&gt;Savaşlar üretir ve güzel güzel sanatlar,&lt;br /&gt;Alev alev sevinçten çatılmış evi süsler hayallerle,&lt;br /&gt;Tıkınmalar yiyip yutmalar ve orospuluklar1a geçer&lt;br /&gt;Göz kamaştırıcı sevinçleri içinden çocuk dünyalarının,&lt;br /&gt;Herkes için yükselip çıkar dalgalardan taptaze,&lt;br /&gt;Dağılıp dökülür, pisliğe dönüşür gün gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bizler bulduk birbirimizi&lt;br /&gt;Yıldızların aydınlattığı buzunda havanın,&lt;br /&gt;Ne gündüz biliriz ne saat tanırız,&lt;br /&gt;Ne erkeğiz ne kadın, ne genç ne de yaşlı.&lt;br /&gt;Günahlarınız ve korkularınız,&lt;br /&gt;Cinayetleriniz ve şehvet dolu hazlarınız&lt;br /&gt;Bir oyundur bizim için dönüp duran güneşler gibi,&lt;br /&gt;Her geçen gün en uzun gündür bizlere.&lt;br /&gt;Saçma yaşamınıza bakar, sallarız başımızı,&lt;br /&gt;Gözlerimiz dönüp duran yıldızlarda&lt;br /&gt;Soluruz evrenin kışını,&lt;br /&gt;Dostuz gökyüzü canavarıyla,&lt;br /&gt;Soğuk ve değişimsizdir sonsuz varlığımız,&lt;br /&gt;Soğuk ve yıldızsız sonsuz gülüşümüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hermann Hesse...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2009/04/olumsuzler.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-2333132109806119953</guid><pubDate>Sun, 22 Mar 2009 18:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-03-22T20:12:29.697+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ömür Nihan Akçalı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Sidik ve Zambak...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;içimden bir şiir geçti nine&lt;br /&gt;sidik ve zambak* kokulu bir inilti&lt;br /&gt;bildiğim tüm duaları okudum&lt;br /&gt;bilmediğim bir dille yalvarmalıyım belki de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne yapsam nereye gitsem&lt;br /&gt;değişmiyor etrafımdaki yüz metre kare&lt;br /&gt;insanlar terliklerim gibi değil ki&lt;br /&gt;bıraktığım hiçbir yerde bulamıyorum dönünce…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kocaman bir boşlukta duruyorum metanetle&lt;br /&gt;daha da kocaman bir boşluktur taşan içimden içime…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;temiz su ve tuz kalıntıları var derdi ceddim köklerinde&lt;br /&gt;sızıntılarında irinli bir hal varsa da şimdilerde&lt;br /&gt;büyüdüm&lt;br /&gt;büyümekten hazzetmeyerek&lt;br /&gt;akranlarımın tümü riyakârmış diyerek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerimde sahnesi düşmüş oyuncu suskunluğu&lt;br /&gt;ne maviyi arayan, ne maviye inanan&lt;br /&gt;adı yok hiçbir soykırımın düşlerimde&lt;br /&gt;soyundukça genişliyor beşer&lt;br /&gt;daha da utanır oluyorum insanlığımdan&lt;br /&gt;giyindikçe benziyorum çokca size&lt;br /&gt;soyumun suskun rezilliğine…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşamak içi doldurulamayan ırgat bir kelime&lt;br /&gt;yaşamaktansa her işi yapardım ölgün ellerimle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içe kıvrık bir deliyim dikenlerimle&lt;br /&gt;tenim zift, yüzüm çamur, beynim katran öfkede&lt;br /&gt;oysa siyahın bile bir ışıltısı var bakmasını bilene&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tufandır suskunluğum&lt;br /&gt;kelimeler var dünyayı açıklayan&lt;br /&gt;dünyamı anlatamıyor hiçbir kelime&lt;br /&gt;öyle çok üşüyorum ki&lt;br /&gt;pahalı gocuklarıyla fildişi kulelere çekiliyor efendiler&lt;br /&gt;molozların altında can veriyor bebeler&lt;br /&gt;kızların bekareti asılıyor direklere&lt;br /&gt;gökte bir yıpranmışlık, mavide bir saçmalık&lt;br /&gt;çöplerde pazartesi uğultusu&lt;br /&gt;tabutumda ayva çiçekleri&lt;br /&gt;ötelerde bir kenti yıkıyorlar&lt;br /&gt;direnen tek dağ yok&lt;br /&gt;bayağıdır izleyenler&lt;br /&gt;öyle çok&lt;br /&gt;öyle çok üşüyorum ki…&lt;br /&gt;kıyamet alameti, kıyım ve emanetleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bırak bunları diyor ses,&lt;br /&gt;uzandığında&lt;br /&gt;uyumalısın&lt;br /&gt;yoksa su olup aksan faydası yok kirine&lt;br /&gt;ödev ödev üstüne…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğayı öğütlüyor fetva&lt;br /&gt;tüm bildiklerimi tasnif edip, bilmediklerime tutunuyourm itikatsizce&lt;br /&gt;evcil bir sürüngenim artık&lt;br /&gt;vaktinden evvel kuruyup ölecek&lt;br /&gt;sizse, ne çüreyen tohumu görmezden gelebiliyorsunuz&lt;br /&gt;ne de tohuma ihtimam gösterebiliyorsunuz&lt;br /&gt;“biz”e ait olandan uzak kalmanın çaresizliğiyle&lt;br /&gt;kaçıyorsunuz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa&lt;br /&gt;hiçbir zaman hudutlarım olmadı benim&lt;br /&gt;sesimi duymadınız, fısıltım civarsız mı&lt;br /&gt;denizanası bedenim kaygan, inandınız mı&lt;br /&gt;bir çivi değse kapanırdı yapraklarım&lt;br /&gt;değil onurdan, gururdan insan icadı namustan&lt;br /&gt;yelemde oynaşan geçmiş zaman yaratıklarından&lt;br /&gt;korlarımda köze düşen burçaklardan&lt;br /&gt;tarlalarımdaki yangından…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzüm eski&lt;br /&gt;öyle çok&lt;br /&gt;öyle çok üşüyorum ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insan insan için kurttur**&lt;br /&gt;her ne kadar kurtlar sofrasında bir parça et de olsam&lt;br /&gt;bu insan olmadığım anlamına gelmez benim de&lt;br /&gt;o yüzden,&lt;br /&gt;çehremi kendi karanlığıma gömüp&lt;br /&gt;affediyorum hepinizi&lt;br /&gt;affedin beni siz de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içimden bir ses geçti nine&lt;br /&gt;uzaklaş diyor uçurumdan iterken itce&lt;br /&gt;acımasız olmak farzdır kinine&lt;br /&gt;yalnızlık sakin kılmaz ruhunu&lt;br /&gt;öfke kimsesiz taşları sarar en çok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçin dışına çıkar&lt;br /&gt;Ölürsün&lt;br /&gt;Birkaç bin kez ölmek gibisi var mı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;illet, terkedilmez yönsemen kıvrımlarında&lt;br /&gt;ulaşmak, niyetinde kuşkulu dönüm&lt;br /&gt;yolculuğun, aksi bir serüven gelişine&lt;br /&gt;varlığın, tahammülsüz unutuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışında aciz&lt;br /&gt;İçinde sekiz&lt;br /&gt;Ölürsün&lt;br /&gt;Çürüdüğünü ve daha da beter kokmakta olduğunu bilerek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi&lt;br /&gt;bu kezzabımsı paradoksları&lt;br /&gt;ince bir ışıkta yıkık kaşlarına sor&lt;br /&gt;en büyük sualleri sırala sıkıca düğümlerken urganı&lt;br /&gt;buradaydım yaz şiirlerinle bir yerlere&lt;br /&gt;tek izdüşümün bu kalsın&lt;br /&gt;adın ve üzerinde dünya yılı yazılı mezar taşın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geride kalan hiçbir şey yıldırmıyor gidesi olanı&lt;br /&gt;ne yelkovan, ne akrep, ne tıngırtısı&lt;br /&gt;ne soğuk&lt;br /&gt;ne sahipsiz kalmışlığın&lt;br /&gt;casaretim diyorsun&lt;br /&gt;insanlığım olsa&lt;br /&gt;ölürdüm&lt;br /&gt;birkaç bin kez ölmektense, bir kerede şereflice..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içimden bir ölü geçti nine&lt;br /&gt;kötü ve karamsar diyorlar onlar kendi dillerinde&lt;br /&gt;oysa konuşmuyor ki o kimseyle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içimden bir şiir geçti nine&lt;br /&gt;sidik ve zambak kokulu bir inilti&lt;br /&gt;yine yüreğimin yıkıntılarında tozlanacak sessizce…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bir; delilik de, bilgelik de!&lt;br /&gt;Bilge aydınlığa koşarken, deli karanlığa koşuyor, oysa ikisinin de vardığı yer bir, tüm dünyada ıstırap ve acı içinde bilgelik öğreniliyor, ama aciz bedenler hep aynı yere konuyor!&lt;br /&gt;İhtiras da; her ülkede, her vakitte, her beşer kemiğinde&lt;br /&gt;bir!&lt;br /&gt;aslolan yolculuk&lt;br /&gt;ki o da sidik ve zambak kokulu zehir…)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömür Hihan Akçalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Neruda&lt;br /&gt;**Hobbes&lt;br /&gt;2004 Nisan / İzmir &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2009/03/sidik-ve-zambak.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-6403428961080844017</guid><pubDate>Tue, 17 Mar 2009 10:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-03-17T12:41:48.996+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Edip Cansever</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Salıncak...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;I&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir oda. Bahçeye açılan bir pencere&lt;br /&gt;Ortada bir masa&lt;br /&gt;Yanda bir kapı&lt;br /&gt;Daha birkaç şey: Örneğin bir yunus balığı camdan, bir heykel&lt;br /&gt;Sabah. Duvarda gün tanrıları&lt;br /&gt;Rezneler, sedef otları, küpe çiçekleri görünür pencereden&lt;br /&gt;Görünür ama görünmez&lt;br /&gt;Yani hiçbir şey yerinde değil pek. Bugün ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salı! O bile yerinde değil&lt;br /&gt;Bir bardak, bir sürahi yerinden edilmiştir, nereye koysak&lt;br /&gt;Nereye?&lt;br /&gt;Bilmem!&lt;br /&gt;Bir çıkrık bir zaman dışını kolaçan eder şöyle&lt;br /&gt;İyi. Biz buna bir durumun sınırsız gelişimi diyoruz&lt;br /&gt;Diyoruz; sanki o her şey kadar bir her şeyi getirir, yığar&lt;br /&gt;Çıkrık&lt;br /&gt;Bir su gürültüsü, bir pul koleksiyonu, bir duanın yaratılışı duyulur bu ara&lt;br /&gt;Duyulmaz ama duyulur&lt;br /&gt;Başlar çünkü onlar da; yani pul, su gürültüsü, dua&lt;br /&gt;Başlar bir insan gibi; süreyi, düzeni ölümü taşımaya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah. Duvarda gün tanrıları&lt;br /&gt;Birinin süresiz terlik giyeceği tutmuştur yukarı katta&lt;br /&gt;Aşağıda&lt;br /&gt;İskemle gıcırtısı, ayak&lt;br /&gt;Tütün kokusu, koku&lt;br /&gt;Yaz kelebeği tadında bir soluma&lt;br /&gt;Yer değiştirme, kımıltı&lt;br /&gt;Tekrar soluma&lt;br /&gt;Kadın&lt;br /&gt;Sessizlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün ışır iyiden iyiye, odanın orta yerinde bir kayalık&lt;br /&gt;Sarı bir kertenkele... onunla her şey bir iki sıçrar, durur&lt;br /&gt;Başkaldırır, düşer&lt;br /&gt;Bir çorak bağırışı, bir taşın ikiye bölünmesi işitilir. Sonra?&lt;br /&gt;Bir su arayışı, bir bozgun... Biz buna benzer her şey diyoruz, her şey her şey&lt;br /&gt;her şey&lt;br /&gt;Çünkü o, kadın&lt;br /&gt;Uzanır, sağar bir yokluğun içinden&lt;br /&gt;Gene bir yokluğu sağlar, üşenmez&lt;br /&gt;Bir gül çukuru tersine döner, bir alev kıyısı doğurganlaşır&lt;br /&gt;Çıkar boş kıyılardan katılaşmış akşamüstleri&lt;br /&gt;Böler o bakışları bir sarkaç gibi binlere&lt;br /&gt;Ama bir zaman gibi değil, bir sarkaç gibi böler&lt;br /&gt;Yani olanlar olmuştur bir kere&lt;br /&gt;Bir kartal donakalmıştır sıcaktan. Bir U sesi duyulur&lt;br /&gt;Yaratılmaya uygun bir ses, U&lt;br /&gt;Uzağa bakar kartal. O kadar bakar ki, bakmaz&lt;br /&gt;Taş kesilmiştir taş, boynu ileri düşmüştür&lt;br /&gt;Tanrım bize bir salıncak!&lt;br /&gt;Çok çabuk geçmek için şu olup bitenleri&lt;br /&gt;Bir daha, bir daha, bir daha&lt;br /&gt;Unutmak unutmak unutmak&lt;br /&gt;Tanrım!&lt;br /&gt;Taş kesilmemek için taş&lt;br /&gt;Bunu evrenin sonsuzluğu diye yorumlar varlığı olmayan bir söz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınsa kımıldamak ister, olmaz&lt;br /&gt;Yer değiştirmek ister, olmaz&lt;br /&gt;Solumak birdenbire&lt;br /&gt;Gene olmaz&lt;br /&gt;Olacak bir şey boşuna aranır, boşuna boşuna boşuna&lt;br /&gt;Bir kaya daha çatlar&lt;br /&gt;Başlar ufacık taşlar yuvarlanmaya&lt;br /&gt;Eser bir silinti, bir sisin dağılışındaki öz&lt;br /&gt;Çıkar o yunus balığı, o heykel&lt;br /&gt;Yaz kelebeği, kapı&lt;br /&gt;Sonra?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;III&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ne? Sabah! İyi bir gün başlar ne de olsa&lt;br /&gt;Tepeden tırnağa beyazlar giyinmiştir kadın&lt;br /&gt;Ne var ki bir kadın gibi değil, bir aşk, bir umut gibi değil&lt;br /&gt;Bir aralık gibi durur dünyada&lt;br /&gt;İşte bir soru!&lt;br /&gt;Okurken elinde tuttuğu; okumaz, gene elinde tuttuğu&lt;br /&gt;"Önce hep gece vardı" diyen bir kitapla&lt;br /&gt;Biz buna bir sorunun sınırsız gerilimi diyoruz&lt;br /&gt;Diyoruz; çünkü o kadın&lt;br /&gt;Ne yapsa, neye uygulansa&lt;br /&gt;Bir aralıktır şimdi dünyada&lt;br /&gt;Bir aralık, bir aralık!&lt;br /&gt;Yıllanmış ağaç kabuklarında bir yara&lt;br /&gt;Bir geçit, bir su akıntısı, bir bıçak izi&lt;br /&gt;Ve batık gemilerden şimdiye arta kalan&lt;br /&gt;Bir batışın korkunç, ama hiç bitmeyecek izlenimi&lt;br /&gt;Tanrım ona bir salıncak!&lt;br /&gt;Bir gidip bir geliversin diye boşlukta&lt;br /&gt;Umutla, erinçle, tutkuyla&lt;br /&gt;Kendine kendine kendine katlanarak&lt;br /&gt;Hani görmeden daha, bilmeden darıldığı kendine&lt;br /&gt;Tanrım&lt;br /&gt;Ona bir salıncak!&lt;br /&gt;Tam burda&lt;br /&gt;Gözlüklü, kış akşamları yüzlü bir bahçıvan&lt;br /&gt;Sorar o sokak kedisinin dilindeki hızla&lt;br /&gt;Sorar o çiçekleri -bir çiçek olmayan yalnız- sorar sorar sorar&lt;br /&gt;Nereye kadar bilinmez&lt;br /&gt;Hani bir sormasa... korkunç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bir çalgıcı vardı, başını çalgısına koymasa uyuyamaz&lt;br /&gt;Sonra?&lt;br /&gt;Sonra ne? İşte bir çamur gibi sıvanmış odaya&lt;br /&gt;Karanlık bir kilisenin&lt;br /&gt;İhtiyar zangoçunun ağzıyla&lt;br /&gt;Günaydın!&lt;br /&gt;İyi bir gün başlar ne de olsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IV&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bir gün başlar. Dünyadayız artık. Dünya!&lt;br /&gt;Şu tatlı pencereniz. Sizin. Bunu anlamayacak ne var? Pencere&lt;br /&gt;Tanıklık ediyor işte. Gün mavisi bir şey. Tanıklık ediyor&lt;br /&gt;Pek açık değil. Değil de... Size. Tanıklık ediyor bir de&lt;br /&gt;Bunu evrenin sonsuzluğu diye yanıtlar varlığı olmayan bir söz&lt;br /&gt;Yok canım! kimsenin bir şey dediği yok, söylenmiş bazı sözler yaşıyor, o kadar&lt;br /&gt;İşte&lt;br /&gt;Yaşamış bir kadın yaşıyor orada&lt;br /&gt;Yitmek, hani durmadan yitmek, ulaşmak bir aşkınlığa&lt;br /&gt;Var ya&lt;br /&gt;Orada&lt;br /&gt;Tek imge kayalardır, işte orada&lt;br /&gt;Yaşar hiç konuşmadıklarınız, işte orada&lt;br /&gt;Dışa vurmadıklarınız, şimdi orada&lt;br /&gt;Her şey hep kayalardır; otlar da böcekler de, sular da&lt;br /&gt;Günler de, zamanlar da&lt;br /&gt;-Görünen bir zamandır çünkü orada-&lt;br /&gt;Bir el yana düşmemiş, kaldı ki birden havada&lt;br /&gt;Değilse bir hareket bu, yalnız orada&lt;br /&gt;Orada&lt;br /&gt;Bir ayak boyu yerde, bir kadın&lt;br /&gt;Bırakılmış gibi yıllarca&lt;br /&gt;Tanrım ona bir salıncak!&lt;br /&gt;Taş kesilmesin diye taş&lt;br /&gt;Donakalmasın diye boşlukta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani o balıkçılla yarışan çaylağa&lt;br /&gt;Kırpışan gözleriyle bakan gemici&lt;br /&gt;Gibi&lt;br /&gt;Baksın o da görmeden&lt;br /&gt;Ne çıkar ustaymış, erginmiş uzağı görmekte gözleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrım size bir salıncak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edip Cansever&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2009/03/salncak.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-7792315358725691643</guid><pubDate>Wed, 18 Feb 2009 23:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-02-20T16:41:31.040+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Yitikmavi</category><title>...</title><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Zaman yok, anestezi yok, anestezi yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçamazsın… Koşabildiğin kadar, koştuğun mesafedir kaçış… Ya sonra?..&lt;br /&gt;Anestezi yok, anestezi yok, yara iltihap kapacak… Kapsın, tuz bas yaraya… *"Acı bakidir" tuz bas… Farkındalığın sadece acın olsun… Farkındalığın sadece o an(ı)n olsun… Ne var ki, tuz da bir yere kadar… Alıştın ne de olsa… Tuzun acısı geçti… Yara biraz kapanır gibi oldu… Oh rahatladın… Bir süreliğine nefes alabilirsin artık… Taa ki duyduğun her müziğin sesinde sızı sızı o sarımsı iltihabın akana kadar… Zaman mı?.. En iyi ilaç ha.. Pehh…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Al eline neşteri… Kan kokusu ağırdır, ama insanın kendi kokusundan ağır değildir… Akan kanın veya iltihabın altında ne var bakalım… Delik deşik edelim organları.. Temizleyene kadar kurcala… Bırak temizleyene kadar kanasın… Belki travma geçirip bitkisel hayata gireceksin… Geçir… Kalır sana iki seçenek… Ya bu operasyondan sağ salim çıkarsın, ya da ölürsün… Sağ salim kalmayı başarabilirsen; acınla yaşamasını, yeri geldiği zaman tebessüm etmesini de öğrenirsin… İster iyi, ister kötü olsun… Düştün, izi kaldı… Sadece o kadar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* "Acı acı sövdüm sonra, yüzümü kırbaçlayan rüzgara..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yitikmavi &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;* Feelozof&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;* Haramiler/Mavi Duvar...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://feelozof.wordpress.com/2009/02/18/yarik-kafa/"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Not: Sevgili Feelozof'un Yarık Kafa adlı yazısına istinaden anlık dalış...&lt;/span&gt; &lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2009/02/blog-post.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-5637933380021506528</guid><pubDate>Sun, 18 Jan 2009 02:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-18T04:46:53.453+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Erdoğan Çokduru</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Körebe...</title><description>&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;İlk kadehi şerefine kaldırıyorum&lt;br /&gt;Son kadehin şerefsiz dediği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar hep gece yarıları oluyor - yirmidörtlerde&lt;br /&gt;Susuk bir yalnızlığım oluyor - anasonlu&lt;br /&gt;Sen aslında yoksun ama gözlerin var&lt;br /&gt;Ama gözlerinin kalleş seslenişi var yol ağızlarında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kentler dufy’den böyle&lt;br /&gt;Böyle çıt kırıldım böyle korkak&lt;br /&gt;Sonra bütün ışıkları söndürmek işten değil&lt;br /&gt;Ellerini ayaklarını mesela -yani seni- işten değil&lt;br /&gt;Biz nasıl olsa hiçiz biliyorsun - olan çiçeklere oluyor&lt;br /&gt;Biliyorsun bir yumduk mu gözlerimizi açmamacasına&lt;br /&gt;Olan gökyüzüne oluyor - kahrımıza yetmiyor maviliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da ellerini sallama rıhtımlarda&lt;br /&gt;Dudaklarını ısırıp ısırıp ağlama yenileceğim&lt;br /&gt;Üstelik son yenilgim olacak haberin olsun&lt;br /&gt;Bu bir kaçış değil - bir kurtuluş hiç değil&lt;br /&gt;Belki de bir arayış bir körebemsi yaşantıda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyisi mi indir perdelerini - bir başına çoğalırsın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan Çokduru&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2009/01/krebe.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-6877291479646266359</guid><pubDate>Thu, 15 Jan 2009 10:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-15T12:51:32.615+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kaan İnce</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Barut Kokusuyla Hesaplaşma...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;Suskunluk bazen en büyük sesleniştir&lt;br /&gt;Coşku çırpıntılar toplamı değil&lt;br /&gt;Öfkeyi aklın kınında büyütmektir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bir rastlantı fısıldar ayrılığı&lt;br /&gt;Belki etimi kemiğimi talan eden sızıyla&lt;br /&gt;Esmer gün sağanak halinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyeydi bu kendini bilmez sancılar damarlarımdaki&lt;br /&gt;Ve neyeydi iblislerin hıncı&lt;br /&gt;Bekleyişimin içine sarkan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı üzgün yürekler emziriyor&lt;br /&gt;Pıhtılaşmayan direncimizi&lt;br /&gt;Aynı akıntı aynı gümbürtüyle&lt;br /&gt;Aynı çağlayandan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül değmemiş gözbebeklerine&lt;br /&gt;Kurşun yaraları düşer ömrümün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaan İnce&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2009/01/barut-kokusuyla-hesaplama.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-8107642131542208354</guid><pubDate>Fri, 26 Dec 2008 17:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-08T11:57:28.617+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Aslı Ardıç</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Periler, Şarkılar, Büyücüler...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Büyümüşte küçülmüş düşlerimde&lt;br /&gt;Evvel zaman içinde militan bir aşk büyüttüm&lt;br /&gt;Gece soluğumu kesip,&lt;br /&gt;Avuçlarıma kanayan birkaç hece bırakana dek&lt;br /&gt;Usuma düşen hiçbir sanrıya yüz vermedim&lt;br /&gt;Küçüldüm, gitgide küçüldüm&lt;br /&gt;Periler salıncak kurup sallandı saçlarımda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün günlerden -ıssızlık-&lt;br /&gt;Pembe panjurlu evin tavan arasında oynaşan fareler bile ıpıssız&lt;br /&gt;-Anne bakışlarında üşüyen bir çocuğun düşü kadar savunmasızım-&lt;br /&gt;Üsküdar kaçkını bir zamparanın&lt;br /&gt;Sol bacağındaki kesik kadar soğuk…&lt;br /&gt;Mazinin meziyetli hallerimden&lt;br /&gt;Ve sersem imgelerimden alıp veremediği bir şeyler olmalı.&lt;br /&gt;/Bir bakışa asılı kalıp,&lt;br /&gt;Ruhumu gökyüzünden süzülen renklerde yüzdürüyorum/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman dirilirken, sesler dinginleşiyor&lt;br /&gt;-Renklerin suya düşen tenhalığıyla örtüşüyor ruh-&lt;br /&gt;Sakar büyücü güneşi törpüleyip,&lt;br /&gt;Pejmürde aşkları tütsülerken&lt;br /&gt;Ölüm döşeğindeki bir tanrının en son repliğini duymazdan geliyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilık bir yağmuru bütün gücümle sarmalayıp&lt;br /&gt;Nar bahçelerinde yılışık bitkilerle söyleşiyorum&lt;br /&gt;Sanki evren zil zurna kelimelerimi hiçliyor gibi&lt;br /&gt;Sanki tuhaf gezegenler dönüp duruyor başımda&lt;br /&gt;Ruhumun çelimsiz melodileri otuz iki yerinden bıçaklıyor beynimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanı rengarenk boyayan büyücüler&lt;br /&gt;Kıvrak danslarıyla şarkılar söyleyen çingeneler,&lt;br /&gt;Ve masal kahramanlarına adamakıllı söven bir dilenci&lt;br /&gt;Gökten üç elma düşürüyor bu şiirin duldasına…&lt;br /&gt;-Islak şiirler ayaza dönüyor yüzünü-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldızlar uğulduyor, ay kendinden geçmiş&lt;br /&gt;Caddelerde yalınayak dolaşıyor insanlar&lt;br /&gt;-Hıçkıran bir senfoninin eşliğinde diz çöküyor periler-&lt;br /&gt;Sorgular taşıyor tarihlerden&lt;br /&gt;Sessice gidiyor yelkovan&lt;br /&gt;Açlığım vuruyor denize…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslı Ardıç&lt;br /&gt;Temmuz-Eylül2008&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="WIDTH: 300px"&gt;&lt;embed src="http://media.imeem.com/m/zeGbrfliFY" width="300" height="110" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;div style="PADDING-RIGHT: 1px; PADDING-LEFT: 1px; PADDING-BOTTOM: 1px; PADDING-TOP: 1px; BACKGROUND-COLOR: #e6e6e6"&gt;&lt;a href="http://ads.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=3&amp;amp;ek=zeGbrfliFY"&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/12/periler-arklar-bycler.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-186787720935844547</guid><pubDate>Sun, 21 Dec 2008 13:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-09T00:47:58.409+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Nilgün Marmara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Değmedikleri Yerde Bahçeler...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Dinlerken ay kendini buhurdandan savrulan&lt;br /&gt;yanık ünlemlerle,&lt;br /&gt;Dalgın tireler eski bir sıcak taş üzere&lt;br /&gt;uzanmışken, unutmuşken direnmeyi&lt;br /&gt;biricik umutsuzluk açısında,&lt;br /&gt;Bu yanlış halkada kendine kapanan şakra&lt;br /&gt;geri dönmeyecek şerareyi arıyor;&lt;br /&gt;kara bir ölüm bilyasını ölçerek gelen su ve&lt;br /&gt;avcıotlarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koştu su yaman bir gökdil zarfında, ağladı.&lt;br /&gt;Açtı. Yeni bir kalem denli.&lt;br /&gt;Bir çeşmenin ağzında yiten safir lapisi&lt;br /&gt;mor bir cesetin burnuna takılmış buldu.&lt;br /&gt;Çökertti tetikte duran yıkım alanlarını da.&lt;br /&gt;Bedenlerin karmaşık ikliminde can çekiştirdi biçimi,&lt;br /&gt;Her kılıkta cirit atan bir imparatoriçenin emrinde.&lt;br /&gt;Aynada güreşen bir ağaca, bir güneşe takılarak&lt;br /&gt;saçlara dolanan dudağı kustu suçunu, porselen&lt;br /&gt;duvarlara gizlenmiş kahverengi masalların,&lt;br /&gt;suskun bir tansökümünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi varacağı boy sezilemez.&lt;br /&gt;Solgun bir mum mavisidir belki,&lt;br /&gt;belki yaşayakalan ölümdür,&lt;br /&gt;bütün yanık ünlemler tekrarında! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilgün Marmara&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/12/demedikleri-yerde-baheler.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-3479010735825304182</guid><pubDate>Sun, 21 Dec 2008 13:23:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-09T00:48:20.665+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Nilgün Marmara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>17.</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;organlar dolaşıyor en şık urbalarıyla&lt;br /&gt;yanlarında sürüdükleri salya sümük orgazm itleri&lt;br /&gt;kusarken doğal sevinin göz ucuna&lt;br /&gt;korkunç ve vahşi tayları dizginlenemeyen ten&lt;br /&gt;düzüşme eğrilerinin ve ölü seviciliğinin bokunu çıkarırdı&lt;br /&gt;yaşayan değil ölü ya da yarı ölü bedenler&lt;br /&gt;organları uğruna cinayetler işler cinnetler geçirirken&lt;br /&gt;vajina suratlı dişiller fallus suratlı eriller&lt;br /&gt;dayandıkları ve bastırdıkları bedenlerin çöküntüleri altında&lt;br /&gt;inlerlerdi&lt;br /&gt;inleyiş küçük arı ve şirret inleyiş yalan duyguların&lt;br /&gt;kaypak hazlarında vahşi bir söylendi&lt;br /&gt;kentin caddelerinde çıngırak dilli çığırtkanların ete daveti&lt;br /&gt;daha da azdırırdı kızışmış organları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fantezi ve düzüşme pratiklerinin ortasında&lt;br /&gt;kan gülümseyen bir vajina içine alacağı bir fallus ararken&lt;br /&gt;en köhne fallusun kalkık burnu estetik bir anıttı&lt;br /&gt;birbirine giren ve çıkan bedenlerin dili&lt;br /&gt;oral çağrışımlarla zenginleşirken her şey&lt;br /&gt;bacak aralarına sıkıştırılmış kapitalist bir tüketim çılgınlığıydı&lt;br /&gt;cıngılında ideal bedenlerin sunulduğu&lt;br /&gt;perde gerisi buyruklarda bir fare zehiri bile&lt;br /&gt;klitoris anlamlandırma düzeyinde hoş bir bedenin&lt;br /&gt;bacak arası merkezinde pazarlanıyordu&lt;br /&gt;aslolan pazarlamanın ve metanın gücüydü&lt;br /&gt;aşırı boyanmış ve gülümseyen o kızıl rujlu vajina&lt;br /&gt;libidosuna söz geçiremeyen azgın semirmiş ve kalkık fallus&lt;br /&gt;anıtsal betimiydi zamanın çağın ve çürüyüşün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşanan; nasıldı ki?.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilgün Marmara&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/12/17.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-437396516487279453</guid><pubDate>Fri, 12 Dec 2008 01:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-09T00:42:41.994+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İlhan İrem</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Krizalit Kristalin...</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;object height="344" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/QD66BbIy92c&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/QD66BbIy92c&amp;hl=en&amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;Rüzgar çanı sesli bir uçurumda&lt;br /&gt;Krizalit Kristalin&lt;br /&gt;Hiç görmediğim birşeye benziyordu.&lt;br /&gt;Gölgeler diyarı,&lt;br /&gt;İç içe geçmiş labirent bilmeceler&lt;br /&gt;Hızla beliren tuhaf/anlamsız şekiller&lt;br /&gt;Krizalit Kristalin kaybolup gidiyordu.&lt;br /&gt;Rüzgar çanı sesleri uğuldarken durdum.&lt;br /&gt;Ruhum bedenimden geçip giderken&lt;br /&gt;Kendime baktım.&lt;br /&gt;Krizalit Kristalin neydi&lt;br /&gt;Krizalit Kristalin ben neydim&lt;br /&gt;Uğultular büyüyordu&lt;br /&gt;Krizalit Kristalin&lt;br /&gt;Beni içine alıyordu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz - Müzik: İlhan İrem Seslendiren: Hansu İrem&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/12/krizalit-kristalin.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-1827869857519967010</guid><pubDate>Tue, 09 Dec 2008 00:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-09T02:38:33.915+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kaan İnce</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Aykırı...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;düş dağınıklığında yatağım&lt;br /&gt;gözlerimde diş izleri&lt;br /&gt;katıksız bir ölüm&lt;br /&gt;gecede çoğalan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve yattığım yerdeki&lt;br /&gt;acının motiflerinde&lt;br /&gt;kanar oyası yüreğimin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zamanla dayanağımı kopardığımda&lt;br /&gt;varoluşa aykırıydım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özlem cinayetleri&lt;br /&gt;karaya demir atan&lt;br /&gt;büyür seslerde kin&lt;br /&gt;tersine dönerken&lt;br /&gt;masaüstü takviminde saniye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve müthiş bir yokluk&lt;br /&gt;öykülerden alınıp&lt;br /&gt;gömülür son esrarlı dağa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kız kaçıran bir umudun&lt;br /&gt;ışıltısı dolunayda&lt;br /&gt;ezberletir tüm şiirleri&lt;br /&gt;yalnızlığıma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdilik misafirim doğada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: KAN, İzlek Yayınları, Mart 1997&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/12/aykr.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-3765357822733325232</guid><pubDate>Sun, 07 Dec 2008 00:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-07T02:30:12.065+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Nilgün Marmara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Savrulan Beden...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Pek az zamanı kaldı bu zora koşulmuş bedenimin,&lt;br /&gt;Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi...&lt;br /&gt;Tüy, kan ve hiçbir salgıyı düşünmeden,&lt;br /&gt;Kesmeliyim soluğunu doğmuş olmanın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl da biçilmiş kaftan ölüm&lt;br /&gt;bu solgun yürek için.&lt;br /&gt;Sevinçlerle sevinçleri bağlamayan zaman bir.,&lt;br /&gt;bir boz köprü ve onun dayanılmaz gölgesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yitiyor işte gözardı edilen bedenim,&lt;br /&gt;Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi...&lt;br /&gt;Dost, ana baba ve hiçbir umudu düşünmeden&lt;br /&gt;Doğramalıyım bu tiksinç vücudu beynimle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirmiydim yaklaşan karanlığı daha önceleri,&lt;br /&gt;Son verilebilir yaşamın benimki olduğunu?&lt;br /&gt;Şendim, şendim ben,&lt;br /&gt;Kahkaham insanları ürkütürdü!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanı azaldı artık, zorlanmış bedenimin,&lt;br /&gt;Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi...&lt;br /&gt;Aşk, bağ ve hiçbir utkuyu düşünmeden,&lt;br /&gt;Kalıvermeliyim öylece kaskatı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak, 1982&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilgün Marmara &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/12/savrulan-beden.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-2026749115449991957</guid><pubDate>Mon, 24 Nov 2008 22:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-25T00:39:31.929+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Pablo Neruda</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Yabancı Şiirler</category><title>Bu Gece En Hüzünlü Şiiri Yazabilirim...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim&lt;br /&gt;Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu&lt;br /&gt;Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta&lt;br /&gt;Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.&lt;br /&gt;Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim&lt;br /&gt;Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.&lt;br /&gt;Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece&lt;br /&gt;Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında&lt;br /&gt;Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim&lt;br /&gt;O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.&lt;br /&gt;Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla&lt;br /&gt;Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.&lt;br /&gt;Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana&lt;br /&gt;Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.&lt;br /&gt;Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana&lt;br /&gt;Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.&lt;br /&gt;Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca&lt;br /&gt;Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi&lt;br /&gt;Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim&lt;br /&gt;Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona&lt;br /&gt;Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.&lt;br /&gt;O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla&lt;br /&gt;Artık sevmiyorum ya severim belki yine&lt;br /&gt;Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda&lt;br /&gt;Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü&lt;br /&gt;Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bana verdiği son acıdır bu acı&lt;br /&gt;Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pablo Neruda&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:78%;color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/11/bu-gece-en-hznl-iiri-yazabilirim.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-3057789272164394246</guid><pubDate>Sat, 22 Nov 2008 19:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-23T01:13:21.551+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Edip Cansever</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Oda...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;Gün günden odamın şeklini alıyorum&lt;br /&gt;İşliyorum bu iniltili varlığı yeniden&lt;br /&gt;Kimbilir, duyuyorum yazgısını belki de&lt;br /&gt;Kuru bir dal parçasını içinden yiye yiye&lt;br /&gt;Dal olan bir böceğin&lt;br /&gt;O garip yazgısını&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne ölüme benzer ne ölümsüzlüğe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edip Cansever...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/11/oda.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-2067061422778959608</guid><pubDate>Thu, 20 Nov 2008 22:47:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-23T01:19:07.113+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Nilgün Marmara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;Bundan böyle baktığımda gömütsü ince boşluğa bile-&lt;br /&gt;mem martılar neye göre toplanırlar bilemem dizle-&lt;br /&gt;rim neden çözülür böylesine güçsüzleşir dolaşımı ka-&lt;br /&gt;nımın uyuşurum bunca değişken mavinin görümün-&lt;br /&gt;de uçarım ve karşı kıyı tehdit okunu kırdıkça suna-&lt;br /&gt;ğım orasıdır pek sık çiçeklerle ve cesetlerle giderim&lt;br /&gt;iyice daha sunmaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ödünç aldım kokunu kendi tenimde,&lt;br /&gt;sen kokuyor yüzeyi bedenimin&lt;br /&gt;her gözeneği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açar açmaz arkı daldı bir bir kelebek içeri,&lt;br /&gt;Döndün sandım beyazı görünce,&lt;br /&gt;Birleştirerek tenimden yayılan&lt;br /&gt;koku ile&lt;br /&gt;uçanın sonsuzluk imgesini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutuyorum sevi çanını ellerimde,&lt;br /&gt;Vurgusu ben'e dönük, yankısı çocukluğa.&lt;br /&gt;Kendi ışıltısı deviniyor kendinde&lt;br /&gt;katlanarak doyumu&lt;br /&gt;töze doğru yayılıyor&lt;br /&gt;başkayla aramızdaki&lt;br /&gt;kimsesizliğe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi hayır derken&lt;br /&gt;sevişiyorum seviyle ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilgün Marmara&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/11/blog-post.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-1494957677205266951</guid><pubDate>Thu, 20 Nov 2008 22:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-23T01:19:24.445+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ömer Serdar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Kaz Dağlarından Maviye Dek...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#6666cc;"&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;herkesin gecesi diyelim&lt;br /&gt;şöyle başlasın&lt;br /&gt;önce ürperten karanlık bir yatak&lt;br /&gt;yolu yok uyuyacaksın&lt;br /&gt;kaz dağlarından maviye dek&lt;br /&gt;sana hüzzam makamında endişeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimi zaman güneşli bir kıyısın&lt;br /&gt;yalnız bir çocukta&lt;br /&gt;zamanla kirleneceksin sintine atıklarından&lt;br /&gt;uzak denizlere özlemin yüzünden&lt;br /&gt;bir düş diyelim&lt;br /&gt;göreceksin&lt;br /&gt;yarı açık gözlerinde&lt;br /&gt;kara perdelere sürünen acıklı renkler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dev küvetinin içine mavi tıkıştırmış&lt;br /&gt;körfez ardındaki&lt;br /&gt;belden aşağısı beyaz dağlar&lt;br /&gt;tül gizeminde çekici&lt;br /&gt;gölgelerle koyulmuş yerleri&lt;br /&gt;bir iç deniz diyelim&lt;br /&gt;irkileceksin&lt;br /&gt;gece kıpırdayacak korkulu adımlardan&lt;br /&gt;üzerinde yürüyeceksin tedirgin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gittikçe ikileşeceksin&lt;br /&gt;gölgelerin güven giyinecek&lt;br /&gt;ay düşecek kimi yerlerine&lt;br /&gt;giysin maviye çalık ak desen&lt;br /&gt;duvar duvarlığını bilecek&lt;br /&gt;gece geceliğini&lt;br /&gt;sana sarıldıkça onun olacaksın&lt;br /&gt;kuşkuların yedi emin’ e emanet&lt;br /&gt;zorla alacak seni&lt;br /&gt;al halkalara bezenmiş bileklerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dönüşümler diyelim&lt;br /&gt;yalnızlık mı diyorsun&lt;br /&gt;diyorum ki&lt;br /&gt;dünyadaki tek yalnızsındır sen&lt;br /&gt;yüksek tepeler, yamaçlar, vadiler, düzlükler, kıyı kuşları, deniz kenarları&lt;br /&gt;ve suya yürüyen yengeçler, mercanlar, su canlıları&lt;br /&gt;karanlık suyladırlar&lt;br /&gt;tersine oluşumlarından&lt;br /&gt;çoğaltırlar bizleriyse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir çırpıda geçti işte&lt;br /&gt;saat kalk çalıyor israfil’ in nefesinden&lt;br /&gt;geceden sıyrılabilirsin artık&lt;br /&gt;yeniden kavgalara, yeniden güneşlere&lt;br /&gt;sabahlara angın seslerini düşle uyanışının&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelip geçti diyelim&lt;br /&gt;herkesin gecesi uykuların&lt;br /&gt;yolu yok yine gelecek&lt;br /&gt;balık kokusu, ağ sarmalı, saz kulübesi, çam gölgesi, tuz bedeni, güz hüznü&lt;br /&gt;ve tan söküşü, ay dönümü, can bedeni&lt;br /&gt;her sabahla yeniden gelecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söz tükendi&lt;br /&gt;karada gece çoktan renk örtündü&lt;br /&gt;kasırgaların boz girdaplarında sabahlanamaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karanlık gece&lt;br /&gt;şimdi şen ve esen bir yurt gibi sarıl bana&lt;br /&gt;ki kulağıma fısıldadığın tüm adların&lt;br /&gt;hakkını vermeye sulara döneyim&lt;br /&gt;hükmünü vermeye döneyim&lt;br /&gt;kaz dağlarından maviye dek&lt;br /&gt;ölüm gibi sonu yok uyanışının&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer Serdar&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/11/kaz-dalarndan-maviye-dek.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-5063217698417597454</guid><pubDate>Wed, 12 Nov 2008 13:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-23T01:20:19.842+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Nilgün Marmara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Bana Doğru Gelen Kim?...</title><description>&lt;strong&gt;Bana Doğru Gelen Kim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'BANA DOĞRU GELEN KİM? 'YA DA&lt;br /&gt;ŞİMDİKİ ZAMANDA&lt;br /&gt;BİR MOBİL, BİRİNCİ TEKİL ŞAHIS&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dökülmüş bedenim kimyasına pirincin, yokedilerek kalsiyumun büyüsü yazgım belirlenmiş.&lt;br /&gt;Her an, hoş geldin diyorum bana doğru gelene, dalgalanan duygularımla. Sarkıyorum&lt;br /&gt;tavandan (bir tavan varmışçasına) yeryüzünün (varolduğunu umarak) renklerini bilmeme&lt;br /&gt;karşın - lal rengi, çivit mavisi ve sarı - ve onların yalanlamalarını - tutku, dinginlik ve ölüm -&lt;br /&gt;kendimle işaretliyorum yanı, yöreyi - bir aşağı bir yukarı, bir yukarı bir aşağı, sağ sol, sağ sol.&lt;br /&gt;Yönlerin bulanıklığında bir sorumluluk bu! Uluma geri tepiliyor böylece, bana doğru gelene&lt;br /&gt;karşı! Bir iskeletler zinciri tutuyor beni havada, uzay konusunda bir unutkanlık yüklemeye ve&lt;br /&gt;devindiğim cılız önlemleri yıkmaya çalışarak. Soğukkanlı bir çaba! Ben, kusursuz bir porte&lt;br /&gt;olmayı yeğlerdim, oysa. İşte şuracıkta, özlüyorum sol anahtarımı ve notalarımı. Umursamam,&lt;br /&gt;nereye dağılırlarsa dağılsınlar, daha sonra...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik, hava akımının istencine boyun eğmişim, sinekler ırzına geçerken uzantılarımın,&lt;br /&gt;sürdürüyorum dansımı bu dikey tabut içre, günden geceye, geceden güne, ben tümünü ezip&lt;br /&gt;geçinceye ve 'Bana doğru giden kim? ' in yatay bilgisine ulaşıncaya dek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilgün Marmara&lt;/strong&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/11/bana-doru-gelen-kim.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-7568976622953330955</guid><pubDate>Mon, 10 Nov 2008 09:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-23T01:23:17.758+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kaan İnce</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Gizdüşüm...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;Boşlukta kemiklerin kanattığı karanlık: Sürekli,&lt;br /&gt;geceye bölünen saatlerin asıldığı yer. Kıyı boyunca&lt;br /&gt;çalınan sabah: Esrik tin. Sehpada unuttum başımı, us yitik.&lt;br /&gt;Divansızların bembeyaz ayetleri gibi peşin hüküm giydik.&lt;br /&gt;Gözlerim deniziğnesi.&lt;br /&gt;Kırıl benliğimin benli gözenekleri&lt;br /&gt;İçinde, sürgünlerin gizli sessizliği.&lt;br /&gt;Alnıma dayarım güz görümlük ömrümü, seherin cılız eliyle.&lt;br /&gt;Uzaktaki vahşi güle hüzün kokarım. Ve ölüm ardıma leke&lt;br /&gt;düşer, gözlerimden çekilen sıcaklık korkuluk yüzümde&lt;br /&gt;soğur soğur, iki kaş arasında yenilir kendine uzun yol.&lt;br /&gt;Çiçek tüter düşler karanlığı kısıp pencerede&lt;br /&gt;gök uçurtma çeker yıldız çölüne&lt;br /&gt;Bir ışık örtüsü açılacak göğe, acılaşan gecede; suya ateş&lt;br /&gt;düşüp kirpiklerime gömülecek, yüzüme sıkışmış erguvan&lt;br /&gt;ölüleri. Dilenci kızlara serpinti yağmurun kırık sesi.&lt;br /&gt;Ay batışı gözlere iki ezgi gibi hüzün çökerim, tetikte&lt;br /&gt;yalnız kalan gölgemle. Sıkıntımın yıldız sefası, n'olur&lt;br /&gt;kapatma kollarını, sakalıma basma sabah. Denk cepheli&lt;br /&gt;çalışmalar ederi kadar başlık paramız, asmayın bizi.&lt;br /&gt;Güvencin uçuşu, alabildiğine rüzgâr;&lt;br /&gt;gez arpacık göz tetikte.&lt;br /&gt;Ölüm açmazda bekleyen kuş seslerine sağanak: Bakire&lt;br /&gt;umutlar. Görünmez viranlığım. Çiğ damlacıkları...&lt;br /&gt;Soluğunda sevişen fesleğenlerin, üç kulaç kurşuni sudan&lt;br /&gt;gözlerini saran kokusu; sendeleyen hoş bir yaşam,&lt;br /&gt;inanç yüklü gülüşlerde. Gecenin sararmış mühründe billurlaşan&lt;br /&gt;sessizliğe dolunay doğarım.&lt;br /&gt;Düş artık yakamdan&lt;br /&gt;güneş kırıklarına dadanan sevda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaan İNCE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/11/gizdm.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-2611444511543392456</guid><pubDate>Sat, 08 Nov 2008 01:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-23T01:23:53.355+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Nilgün Marmara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Yazılar</category><title>Pavor Nocturnus Ya da Delikli Uykular...</title><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Yüzü olmayan bir palyaço, elleriyle olmayan yüzünü örtüyor ve ağlıyor. İçerden ağlıyor ve ölüyor. Zaman yüzünü eskitemez çünkü yüzü yok! Yok yüzlü palyaçonun giysisi olması gerektiği gibi oysa, kabarık yakalar ve renk renk kareli tulumu. Yüzüyorlar, saydam ve ılık suyun içinde, şiddetle. Yukarıdan görülüyor bedenleri yarım, belden aşağıları yok. Hızla kayıyorlar sıvının içinden, adaya vardıklarında kollarıyla tırmanıyorlar kesik bedenlerini yukarı çekerek adamlar... Benle benim aramdaki farkı görebiliyor musun?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Nilgün Marmara&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/11/pavor-nocturnus-ya-da-delikli-uykular.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-3809289074057859337</guid><pubDate>Sat, 08 Nov 2008 01:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-23T01:24:21.566+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Nilgün Marmara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Ancak Yazgıdır Bu...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Sen ne getirdin bana çocukluğundan?&lt;br /&gt;şen kahkahalar ulumalar dona kalmalar mı?&lt;br /&gt;Üzüncün senin hangi çağrışımlara uzandı&lt;br /&gt;benim eskil saatlerimde?&lt;br /&gt;geçmişsiz ve geleceksiz suç sevinçleri,&lt;br /&gt;deniz kıpırtılarınca yürek dalgalanmaları?&lt;br /&gt;titreyerek uçurulan köpükten balonlar,&lt;br /&gt;anlık aşkın tasarımlar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nasıl bir ak konutun isteklendiricisi oldun&lt;br /&gt;anılarıma düz baktıran&lt;br /&gt;ah, ben pembe fistanımla kuşanırdım&lt;br /&gt;dantelalı tafta yumuşaklıkla&lt;br /&gt;savaşırdım kovmaya, çifte yetkeyi&lt;br /&gt;hiçlemeye annemi ve uykuyu&lt;br /&gt;öğle sonlarında ürkünç odaların!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diledin mi yanında tümden varolmayı an için&lt;br /&gt;ve bir kaç sonrasında hiç yokmuşçasına&lt;br /&gt;beklememeyi bir şey çevremdekilerin uyumundan başkaca?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yok böyle bir şey yok!&lt;br /&gt;sunduğun sağaltımı kaçkın bir geçmiş,&lt;br /&gt;sayrılık tutsağı bir gelecek duyumu bulanık,&lt;br /&gt;sisi varlığının üzünç kanıtı bir vaktin&lt;br /&gt;şimd'i_&lt;br /&gt;beni bağışlayan sarsan&lt;br /&gt;aşan bizleri mor birliktelik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilgün Marmara &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/11/ancak-yazgdr-bu.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1348267606089884745.post-1757930432951041106</guid><pubDate>Fri, 07 Nov 2008 12:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-11-23T01:24:54.412+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Metin Altıok</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şiirler</category><title>Rüzgarın Yırtık Yeri...</title><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı,&lt;br /&gt;sen kimin yetimisin,&lt;br /&gt;kimi bekliyorsun durduğun yerde?&lt;br /&gt;sağır bir günün sonunda dilsiz bir gece&lt;br /&gt;sarıp sarmalıyor seni,&lt;br /&gt;gökyüzü gıcırtıyla kapanıyor üstüne.&lt;br /&gt;bak ömrün yarılandı,&lt;br /&gt;karanlığı kullanmayı öğrenmelisin.&lt;br /&gt;yazısı akmış ıslak bir sayfa elinde,&lt;br /&gt;yara bere içinde morarıyor şiirlerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık tutunacak kimsen kalmadı,&lt;br /&gt;nasıl biliyorsan öyle düğümle zamanı.&lt;br /&gt;bütün ölümleri gör,&lt;br /&gt;birini evlat edin kendine.&lt;br /&gt;oysa sen, boş bir kabın taş darası.&lt;br /&gt;yine de denkleştirip gidiyorsun hayatı.&lt;br /&gt;tuzağa yem, hançere bağ oluyorsun.&lt;br /&gt;zehire katıyorlar seni, şair ne duruyorsun&lt;br /&gt;gemilere bin, trenlere atla.&lt;br /&gt;kimsenin umursamadığı, hiçbir işe yaramayan&lt;br /&gt;kaldır şu gereksiz tanıklığı ortadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne kadar tıkasan kulaklarını,&lt;br /&gt;duymamaya çalışsan&lt;br /&gt;göğsünde bir titreşimdir konuşmaları.&lt;br /&gt;görmesen seslerden anlıyorsun.&lt;br /&gt;kazdıkları çukuru, ördükleri duvarı.&lt;br /&gt;çakılısın buzdan çivilerle&lt;br /&gt;boynu bükük bir haçın üstünde.&lt;br /&gt;yerde buluyorsun kendini her sabah,&lt;br /&gt;yeniden gerilmek üzere,&lt;br /&gt;saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı&lt;br /&gt;daha ne bekliyorsun durduğun yerde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;katmerli yalanı gördün, yalınkat gerçeği,&lt;br /&gt;bilicinin ürpererek söylediği&lt;br /&gt;sevgi gereksinimlerini gördün kimilerinin,&lt;br /&gt;tırnaklarını denemek için&lt;br /&gt;yılanın deri değiştirmesini,&lt;br /&gt;gülüşün kurdunu, sineğini gözün;&lt;br /&gt;yüreğinde bir ağaç gürültüyle devrilirken,&lt;br /&gt;aksayarak yürüyen umudun arkasından&lt;br /&gt;gülün kanayan hüznünü gördün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte tanıksın ölümün pazarlık ettiğine&lt;br /&gt;toptan ve perakende,&lt;br /&gt;pantolon ütüsünün keskinliğine,&lt;br /&gt;bozulup bütünlenmesine paranın,&lt;br /&gt;mevsimsiz bir çocuğun kekre yüzüne,&lt;br /&gt;yabancı işçiliğine martının&lt;br /&gt;deniz olmayan bir uzak ülkede,&lt;br /&gt;daha binlerce, binlerce şeye.&lt;br /&gt;yaz bunları ve imzala sana yetecekse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bana delik deşik bir yürekle&lt;br /&gt;pası küflü, çürümeyi söyle.&lt;br /&gt;yangın yerlerinin katran gözyaşlarını,&lt;br /&gt;bana göçüğün kırık kemiklerini,&lt;br /&gt;sancısını suyun, rüzgarın yırtık yerini&lt;br /&gt;ve bunlardan payına düşeni söyle.&lt;br /&gt;ne kadarı kaldı babandan,&lt;br /&gt;sen ne ekledin üstüne,&lt;br /&gt;acının sana getirdiği ürem ne?&lt;br /&gt;şair bana mutluluktan söz etme,&lt;br /&gt;beyaz baston kullanan bir dille.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte tanıksın daha nelere?&lt;br /&gt;testi gömüyorlar göğsüne eskisin diye,&lt;br /&gt;keçe gibi kimi zaman, parlatmak için&lt;br /&gt;bakır kaplara sürüyorlar seni&lt;br /&gt;şair hiçbir tansık bekleme,&lt;br /&gt;dolaş yıkıntılar, çöplükler içinde,&lt;br /&gt;sen ey gülünç ve deli mesih;&lt;br /&gt;ölmeyi bilmediğine göre,&lt;br /&gt;saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı&lt;br /&gt;pelteleşmiş yapışkan haçını&lt;br /&gt;ıslık çalarak sokaklarda sürükle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metin Altıok...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lostera.blogspot.com/2008/11/rzgarn-yrtk-yeri.html</link><author>noreply@blogger.com (...)</author><thr:total>0</thr:total></item></channel></rss>