<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878</id><updated>2024-10-04T20:25:03.669-07:00</updated><category term="ders çalışma taktikleri"/><category term="ders çalışıyorum başaramıyorum"/><category term="2. abdülhamit kimdir"/><category term="2.abdülhamitin hayatı"/><category term="II abdülhamitin hayatı"/><category term="Sultan Orhan Kimdir"/><category term="amprik sınıflandırma"/><category term="atom nedir"/><category term="atomun yapısı ve özellikleri"/><category term="atomun özellikleri"/><category term="bağ çeşitleri"/><category term="canlıların sınıflandırılması"/><category term="ders çalışşamda başaramıyorum"/><category term="doğal sınıflandırma"/><category term="edebiyat ve bilim"/><category term="edebiyatın bilimlerle ilişkisi"/><category term="edebiyatın özellikleri"/><category term="ekolojik kavram ne demektir"/><category term="ekolojik kavram nedir"/><category term="ekolojik kavramlar nelerdir"/><category term="entropi nedir"/><category term="entropi nedir?"/><category term="entropi ve teoremi"/><category term="entropi ödevi"/><category term="entropinin özellikler"/><category term="erasmu eşdeğerlik ve tanıma belgesi"/><category term="erasmus nedir?"/><category term="erasmus tanıma belgesi"/><category term="iki nokta kuralları"/><category term="iki nokta nedir"/><category term="iki noktanıın özellikler"/><category term="ilkokul için temel bilgiler"/><category term="ilköğretim hakkında bilgiler"/><category term="imla kuralları"/><category term="kamçılılar"/><category term="karbonhidrat"/><category term="karbonhidratların özellikleri"/><category term="karbonhidratlı yiyecekler"/><category term="kimya bağ çeşitler"/><category term="kimya kimyasal bağlar"/><category term="kimyasal bağlar"/><category term="kimyasal bağlar nelerdir"/><category term="kimyasal bağların özellikleri"/><category term="monera alemi"/><category term="nasıl ders çalışırım"/><category term="noktalı virgül kuralları"/><category term="noktalı virgül özellikleri"/><category term="noktalı virgülün özellikleri"/><category term="noktalı virgün kullanım alanları"/><category term="oğlum okula başlıyor"/><category term="periyodik cetvel konu anlatım"/><category term="periyodik cetvel nedir"/><category term="periyodik cetvelin özellikleri"/><category term="protistalar"/><category term="pungi alemi"/><category term="sultan orhan&#39;ın hayatı"/><category term="tırnak işareti nedir"/><category term="tırnak işaretinin kullanım alanları"/><category term="tırnak işaretinin özellikleri"/><category term="virgül nedir"/><category term="virgülün kullanım alanları"/><category term="virgülün özellikleri"/><category term="çocuğum okula başlıyor"/><category term="öss kazanma ipuçları"/><category term="öss nasıl kazanabilirim"/><category term="öss taktikleri"/><category term="öss çalışma taktikleri"/><category term="össye nasıl çalışırım"/><category term="össyi kazanma taktikleri"/><title type='text'>Hazır Ödev Kapakları Proje Ödevi Performans Ödevi</title><subtitle type='html'>Hazır Ödev Kapakları Proje Ödevi Performans Ödevi Lise Odevleri Universite Odevleri</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>59</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-5130410309208939029</id><published>2010-09-21T10:32:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T10:33:06.747-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="öss kazanma ipuçları"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="öss nasıl kazanabilirim"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="öss taktikleri"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="öss çalışma taktikleri"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="össye nasıl çalışırım"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="össyi kazanma taktikleri"/><title type='text'>Öss&#39;ye Nasıl Çalışırım?</title><content type='html'>Birçok öğrencinin derdi.Aslında kafa var çalışırsa başarır fakat nasıl çalışmasını bilmediğini için başarılıda olamıyor.Ben kendi deneyimlerine dayanarak sizlere bunları anlatacağım.Aslında suan test çözmem gerek fakat içim rahat edemediği sizlerlede paylaşmak için yazıyorum.Geçen sene Türkiye&#39;de 5000.oldum istediğim yer gelmediği için bu sene tekrar hazırlanıyorum.Çok kızanlar oldu puanını heba etme git diye ama benim hedefim vardı olmadı.Tek hedef üstüne yoğunlaştım.Eğer sınavdan bir gün önce hastalanmasaydımda mutlak hedefim gerçekleşecek.&lt;br /&gt;
İlk önce kendinize hedef belirleyin.Başarmanın bence %20si  hedeftir.&lt;br /&gt;
İkinci olarak derste öğrendiğinizi evde tekrar edin.Üstüne 5 test çözün 20soruluk pekişir.Aman haa ben bu konuyu anladım test çözmeme gerek yok demeyin.Ne kadar soruyu değişik kaynaklarda çözerseniz o kadar değişik soru çözmüş olup görmediğiniz soru türü kalmaz.Bildiğiniz konuda yanlış yapma sansınız minumuma eğer.Öss hazırlanıyorsanız birde aylık konu tekrarı yapmanızda fayda var.5-10 dk konulara göz gezdirin 2 test çözün bilgiler sağlamlaşır.Bir size tavsiyem istediğiniz bölüm ve okulu büyük bir kağıda yazarak duvarınıza asmanız.Buna bakarken daha çok hırslanır o okulu kazanmak için büyük çaba göstermenize yardımcı olur.&lt;br /&gt;
Bir diğer sorun ise ben bu dersi yapamıyorum deyip o dersi boşlamak tamamen yanlış bir durum.Benim arkadaslarımda aynı sorunları yaşıyorlardı.Suan onlar üniversite benim onlara söylediklerim ise biraz argo gibi olabilir ama oğlum bak fizikmiş cartmuş curtmuş korkma onlar senden korksun.Alt tarafı ... dersi çalışırsan neden başaramasınki dediğimi iyi hatırlıyorum.Arkadaslarım sözümü dinlerlerdi 3-5 fizik yapamayan adam ygs de 12 net lysde 25 net yaptı.Sizde başarılamayacak bir şey var mı? Sizler gerizekalımısınızki başarayamayasınız.Kazananların sizden ne üstün tarafı varki.Suan ders çalışmam gerek Hedefim İlk 100.Sınava girecek arkadaslara başarılar.Bunun devamı olan makalemi ileri zamanarda yayınlayacağım.&lt;br /&gt;
Kolay Gelsin.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/5130410309208939029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/5130410309208939029?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/5130410309208939029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/5130410309208939029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/ossye-nasl-calsrm.html' title='Öss&#39;ye Nasıl Çalışırım?'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-3060076772897914852</id><published>2010-09-19T03:17:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T14:05:40.089-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilkokul için temel bilgiler"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilköğretim hakkında bilgiler"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="oğlum okula başlıyor"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="çocuğum okula başlıyor"/><title type='text'>Çocuğu Okula Başlayacaklara Öneriler</title><content type='html'>Evet sizlere bugün okula başlayacaklar için ufak bilgiler vereceğim.Eğer uygularsanız sonuçtan eminim mutlu olacaksınız.Herneyse başlayalım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1. 2. Gerekli belge ve bilgileri gözden geçirin: Okuldan gönderilen yazılı belgeleri inceleyin. Belgeler çocuğun öğretmeni, sınıfı, okul için gerekli malzemeler, serbest zaman etkinlikleri, v.b. önemli bilgiler içermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3. Ajandanıza not düşün: Önemli günleri kişisel takviminiz üzerinde işaretleyin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4. Okul alışverişi için son dakikaya kalmayın: Okul açılmadan bir-iki hafta önce alışverişinizi tamamlayın. ilköğretim çağındaki çocuklar size yardımcı olabilirler. Alışveriş listesini birlikte gözden geçirebilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5. Uyku ve yemek düzeninde yeni uygulamaya geçin: Okullar açılmadan en az bir hafta önce uyku ve yemek düzeninizi özellikle kahvaltı saatlerini yeniden planlayın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu değişikliğe çocuğunuzu hazırlamak için onunla ödev ve etkinlikler nedeniyle aşırı yorgunluk hissetmemek için düzen oluşturmanın yararları üzerinde konuşun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6. Televizyonu kapatıp başka aktivitelere yönlenmesini sağlayın: Çocuğunuzu sabah saatlerinde televizyon izlemek yerine; yap- bozla uğraşma, boyama, kitap okuma gibi etkinliklere yönlendirin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7. Çocuğunuzla birlikte okulunu ziyaret edin: Çocuğunuz küçükse ya da yeni bir okula başlıyorsa onunla birlikte okula gidin. Öğretmenle tanışmak, sınıf, yemekhane, bahçeyi görmek okul öncesi hissedilen endişenin azalmasını sağlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8. Arkadaşlarıyla program yapsın: Okul açılmadan önce çocuğunuzu sınıf arkadaşlarıyla buluşarak olumlu sosyal ilişkiler kurması için destekleyin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
9. Ev ödevleri için uygun ortam bulun: ilköğretim çağındaki çocuklar kendi odalarında veya evin sessiz bir köşesinde çalışabilirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okula yeni başlayan çocuklar için ise oturma odası ya da mutfak gibi ortak kullanım alanlarında erişkinlerin denetim ve gözetimlerine olanak sağlayan bir çalışma köşesi oluşturulabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
10. Okul eşyaları için uygun bir yer belirleyin: Okul eşyaları, anne-babanın okuması için eve gönderilen yazılı belgeleri v.b. koymak için bir yer belirleyin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her akşam okul çantasının düzenlenmesinin çocuğunuzun sorumluluğu olduğunu hatırlatın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
11. işlerinizi çocuğunuzun okul programına göre düzenleyin: Okulların açıldığı hafta programınızı sadeleştirin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
iş seyahatleri, gönüllü çalışmalar, projeler v.b. mümkün olduğu ölçüde erteleyin12. Beslenme çantalarını bir gece önce hazırlayın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
12. Saatinizi kurun: Çocuklar sabah kalkabilmek için çalar saatlerini kendileri kurabilirler. Sabah okul için hazırlanmak, kahvaltı etmek için çocuğunuza yeterli zaman tanıyın. Düzene uyum sağladıkları, servise yetiştikleri zaman onları övün.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
13. Okul sonrası saatler de planlanmalı. Eve döndüğünde sizi bulamadığı zaman neler yapılması gerektiğini çocuğunuzla konuşun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
14. Kitap ve defterlerini gözden geçirin: Yıl içinde öğreneceği bilgiler hakkında onunla konuşun. Konulara ilişkin merak ve ilginizi onunla paylaşın. içerikleri kavrama yeteneğine olan güveninizi ona açıklayın. Okul yılı boyunca öğrenme sürecini pekiştirin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
15. Öğretmenini ile iletişimde olun: Çocuğunuzun okuldaki durumuna ilişkin geri-bildirim almak istediğinizi öğretmenine/öğretmenlerine iletin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onlarla tanışın. Velilerle iletişim kurma konusundaki tercihlerini-notlar, elektronik posta, telefon görüşmeleri v.b. öğrenin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
16. Okuldaki yetkililer ile işbirliği yapın: Siz ve çocuğunuza yardımcı olacak kişileri belirleyin; müdür, psikolojik danışman, serbest zaman etkinlikleri koordinatörü v.b. Görevleri ve gereksinim duyduğunuzda nasıl ulaşacağınız hakkında bilgi edinin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
17. Çocuğunuzun sorunlarına ilgi gösterin: Çocuğunuzun okul konusunda endişeleri varsa beslenme veya okul çantasına onu yüreklendirecek özel notlar yazıp bırakın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
18. Sakin tavrınızı koruyun, çocuğunuz bundan etkilenecektir..Özellikle yuvaya, birinci sınıfa başlayan çocuklar ayrılık endişesi veya çekingenlik yaşayabilirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onu bıraktıktan sonra fazla oyalanmadan, onu sevdiğinizi ve gün boyunca düşüneceğinizi, okul bitiminde onu gelip alacağınızı söyleyin. Sakin ve olumlu davranın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
19. Olumsuz deneyimlerin çocuğunuzun hevesini kırmasına izin vermeyin: Akademik veya sosyal konularda güçlük yaşayan veya arkadaşları tarafından alay edilen, zorbalıkla karşılaşan öğrenciler okula yeniden dönmeyi istemezler.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/3060076772897914852/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/3060076772897914852?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/3060076772897914852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/3060076772897914852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/cocugu-okula-baslayacaklara-oneriler.html' title='Çocuğu Okula Başlayacaklara Öneriler'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-667332288453921720</id><published>2010-09-18T04:43:00.001-07:00</published><updated>2010-09-21T14:06:09.392-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="2. abdülhamit kimdir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="2.abdülhamitin hayatı"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="II abdülhamitin hayatı"/><title type='text'>II. Abdülhamit&#39;in Hayatı</title><content type='html'>II.ABDÜLHAMiT ( HAYATI )&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saltanatı: 1876-1908&lt;br /&gt;
Babası: Abdülmecid Han - Annesi: Tir-i Müjgan Sultan&lt;br /&gt;
Doğumu: 21 Eylül 1842 Vefatı: 10 Şubat 1918&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok iyi bir tahsil görerek din ilimlerini ve Fransızcayı mükemmel bir şekilde öğrendi. Amcası Abdülaziz Han onu Mısır ve Avrupa seyahatlerinde yanında götürdü. Abdülaziz Han&#39;ı tahttan indirip şehit ettiren, böylece Osmanlı Devleti&#39;nde idareyi ele geçirin batı kuklası bazı paşalar, V. Murat&#39;ın şuurunun bozulması üzerine, devlet işlerine karışmaması ve yalnız millet meclisinin çıkaracağı kanunlara göre hareket etmesi şartıyla, Abdülhamid Han&#39;ı sultan ilan ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktığında Osmanlı Devleti tam bir bunalımın eşiğindeydi. Karadağ ve Sırbistan&#39;da savaş aleyhimize dönmüş, Bosna-Hersek ve Girit&#39;te ayaklanmalar çıkmış, mali kriz son haddine varmıştı. Bu arada sadrazam Mithat Paşa ve arkadaşlarının isteği üzerine 23 Aralık 1876&#39;da Birinci Meşrutiyet ilan edildi. Ancak gayrimüslimlerin dahi yer aldığı Meclis-i Mebusan&#39;ın ilk işi Rusya&#39;ya harp ilanı oldu. 93 harbi diye tarihe geçen bu savaş, Osmanlı Devleti için tam bir felaket getirdi. Ruslar İstanbul önlerine kadar geldi. Bir milyondan fazla Türk, Bulgaristan&#39;dan İstanbul&#39;a hicret etti. Mütareke isteyen Sultan Abdülhamid, ilk iş olarak devleti parçalanma ve yok olma yoluna doğru götüren Meclis-i Mebusan&#39;ı kapattı (13 Şubat 1878) ve devlet idaresini eline aldı. Ayastefanos antlaşması ile Osmanlı Devleti Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli, Kars, Ardahan ve Batum&#39;u kaybediyordu. Ancak İngiltere ile anlaşan Abdülhamid Han, Kıbrıs&#39;ın idaresini onlara bırakmak şartıyla, yeniden topladığı Berlin Konferansı&#39;nda kaybedilen toprakların bir kısmına sahip oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Abdülhamid Han büyük meseleler karşısında bunalan Osmanlı Devleti&#39;ni bundan sonra dahiyane bir siyaset, adalet ve fevkalade bir kudretle yönetti. Düyun-u Umumiye idaresini kurarak iki yüz elli iki milyon tutan devlet borçlarını yüz altı milyona indirdi. Memlekette büyük bir imar faaliyeti ile eğitim ve öğretim seferberliği başlattı. Çoğu şahsî parasından olmak üzere cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü vs. gibi toplam 1552 eser yaptırdı. Ülkenin dört bir yanını demiryolu ile döşedi. Yunanlıların Girit&#39;te isyan çıkarıp, Türkler arasında toplu katliamlar yaptırmaya başlamaları üzerine, Yunanistan&#39;a harp ilan etti. Alman kurmaylarının altı ayda geçilemez dedikleri Termopil geçidini 24 saatte aşan Osmanlı ordusu, Atina önüne vardı. Yunanistan&#39;ın tamamen Osmanlı eline geçeceğini anlayan Avrupalı devletler, sulha zorladılar ve bunda muvaffak oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yahudilerin Filistin&#39;de bir cumhuriyet kurma teşebbüslerinin karşısına çıktı. Onların Osmanlı borçlarını bütünüyle silelim tekliflerini reddetti. Bu toprakların kanla alındığını, asla terk edilemeyeceğini sert bir dille bildirdi. Filistin topraklarının yahudilere satılmaması için gerekli tedbirleri aldı. Doğu Anadolu&#39;da Ermeni hareketlerine karşılık Hamidiye alaylarını kurdu ve bölgede asayişi temin ile Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Abdülhamid Han&#39;ı tahttan indirmeden Osmanlı Devleti&#39;ni parçalamanın ve İslam&#39;ı yok etmenin mümkün olmadığını gören bütün iç ve dış düşmanlar bu Türk hakanına karşı cephe aldılar. Bir taraftan Sultan&#39;ı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diğer taraftan suikastlar tertip ettiler. Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal&#39;ın &quot;Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan&quot; şeklinde ortaya attığı iftiraları aynen alan bazı gafiller, ansiklopedilere bunları yazarak genç nesilleri aldattılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu arada Padişah&#39;ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, İttihat ve Terakki mensuplarını kışkırtarak 23 Temmuz 1908&#39;de İkinci Meşrutiyeti ilan ettirdiler. Böylece otuz yıl durmuş olan facialar tekrar başladı. 31 Mart Vakası sebebiyle İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen Abdülhamid Han, Selanik&#39;e gönderildi (27 Nisan 1909). 10 Şubat 1918&#39;de Beylerbeyi Sarayı&#39;nda vefat eden Abdülhamid Han&#39;ın naşı Çemberlitaş&#39;ta dedesi Sultan II. Mahmut&#39;un türbesindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Abdülhamit Han&#39;ın güzel ahlakı, dine olan bağlılığı, edep ve hayasının derecesi, akıl ilim ve adaletinin çokluğu, milleti için gece-gündüz çalışması, düşmanlarına bile iyilik yapması, ciltler dolusu eserlerle anlatılmaktadır. Onun tahttan indirilmesinin üzerinden 10 yıl geçmeden imparatorluğun dörtte üçünün elden çıkması, memleketi 33 yıl nasıl idare ettiğine en açık delildir. Yine Abdülhamid Han&#39;ın tahttan indirilmesiyle beraber kan gölü haline çevrilen Ortadoğu&#39;da hala huzur tesis edilememiş olup, Arap alemi siyonizmin oyuncağı haline gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vaktiyle İttihat ve Terakki fırkasının içinde Abdülhamid Han&#39;a düşmanlık eden Filozof Rıza Tevfik ve Süleyman Nazif pişmanlıklarını aşağıdaki şiirliri ile dile getirmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tarihler adını andığı zaman,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sana hak verecek hey Koca Sultan,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bizdik utanmadan iftira atan,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Asrın en siyasî Padişahına.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(Rıza Tevfik)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Padişahım gelmemişken ya da biz,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte geldik senden istimdada biz,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öldürürler başlasak feryada biz,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hasret olduk eski istibdada biz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(Süleyman Nazif)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÜSTAT NECİP FAZIL KISAKÜREK &#39;İN AZINDAN II.ABDÜLHAMİT&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Abdülhamid, Türk’ün özünün ve temel varlığının, hakkı gasp edilmiş, mağdur kurtarıcısıdır. Abdülhamid, Tanzimat sonrasındaki Batı’ya kontrolsüz, körü körüne yönelişin karşısında inatla duran, kök ve cevherin müdafaasını son bir gayretle yapan muazzam bir şahsiyettir. Abdülhamid’i anlamak sayesinde yüzlerdeki maskeler düşecek ve onu bir anahtar gibi kullanarak bizi bu karanlık ve şahsiyetsiz ortama getirenlerin içyüzleri ortaya dökülecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Abdülhamid hakkında söylenen her olumsuz iddiayı tersine çevirdiğimizde doğruyu bulacağızdır. Yani bir tür turnusol kağıdıdır Abdülhamid. Bu yorumların yalanını ayıklayıp onun üzerine bina ettiği yapıyı yeniden ayakları üzerine oturttuğumuzda hakikat ayan beyan ortaya çıkacaktır.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/667332288453921720/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/667332288453921720?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/667332288453921720'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/667332288453921720'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/ii-abdulhamitin-hayat.html' title='II. Abdülhamit&#39;in Hayatı'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-5286862206892588301</id><published>2010-09-18T04:41:00.001-07:00</published><updated>2010-09-21T14:06:33.065-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sultan Orhan Kimdir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sultan orhan&#39;ın hayatı"/><title type='text'>Sultan Orhan Hayatı</title><content type='html'>Babası: Osman Gazi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Annesi: Maüıûn Hatun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğum Tarihi: 1281&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vefet Tarihi: 1360&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saltanat Müd.: 1326-1360&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türbesi: Bursa&#39; dadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cennetmekân Sultan Osman Gazi Hazretlerinin vefatı üze­rine, H. 726 (M. 1326) yılı Razamanınin 12&#39;sinde Osmanlı Tahtına oturan Orhan Bey, uzun boylu, güleryüzlü, kırmızıya yakın beyazlıktaki yüzü, geniş omuzlu, cesur, mert, çalışkan ve âdil bir sultandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahta çıktığı zaman 46 yaşındaydı. Bu devreye kadar bir­çok muhaberelere komutan olarak katılmış, gazi unvanını alacak kadar savaş meydanlarında kılıç sallamış bir askerdi. Birçok anlaşmalar yapmış mükemmel bir diplomattı. Bunun da ötesinde babasının kurduğu devletin, bir cihan devleti olacağına inanmış bir oğuldu... Kendisine düşen; devraldığı bu büyük vazifeyi, daha ileri noktalara ulaştırmak, aşiretten devlete geçen Osmanlının, devlet müesseselerini derhal kur­ması gerektiğinin şuurundaydı...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan, Ağabeyi Alâaddin Bey&#39;e Vezirlik Teklif Ediyor&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Osman Gazi Hazretlerinin, Şeyh Edebali&#39;nin hizme­tine vermiş olduğu büyük oğlu Alâaddin Paşa, dedesi ve şeyhi Edebali&#39;nin ilim pınarından doya doya istifade etmiş ve tam bir gönül adamı olmuştu. Dünya hırs ve saltanatından kat&#39;iyyen hoşlanmazdı. Sultan Orhan, tahta geçmeden evvel, ağabeyi Alâaddin Paşa&#39;ya tahta geçmesine teklif etmişti. O, bu teklifi red ettiği gibi, babasının mirasından kendisine isa­bet edenleri, kardeşi Orhan Bey&#39;e «bunlar sana lazımdır» di­yerek feragat etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan, ağabeyinin ilim ve irfanını bildiği için, ken­disinden istifade etmek kasdıyla, hiç değilse baş vezirliği kabul etmesini istedi. Alâaddin Paşa, bunu «geçici bir zaman için.-» şartıyla kabul etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bunlar olurken, İzmit Osmanlılar tarafından feth edilmişti. İzmit çok önemli bir yerdi. «İstikbal denizlerdedir.» Denizlere hakim olacak unsur donanmadır. Donanmanın ya­pılacağı yer, tersanedir. İşte tersaneye çok müsait olan coğ­rafî yapısı İzmit&#39;in değerini ortaya koyuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Alâaddin Paşa&#39;nın Vezirliği Kabol Etmesi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İzmit&#39;in fethini, Bilecik&#39;teki ikametgahında haber alan Alâ­addin Paşa, kardeşi Sultan Orhan&#39;ı tebrik etmeğe gittiği za­man, başvezirlik teklifiyle karşılaşmış, yukarıda yazdığımız gibi geçici bir zaman olmak kaydıyla kabul etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Alâaddin Paşa&#39;nm ilk işi; Orhan Bey adına para bastırmak olmuştu. Çünkü İslâm ülkelerinde müstakıliğin alameti; hut­bede sultanın isminin okunması, ikincisi sultanın adına para bastırmasıydı. Halbuki Sultan Osman Gazi, işlerinin çokluğu yüzünden para bastıramadığı için, Osmanlı Ülkesinde Sel­çuklu parası kullanılıyordu. Alâaddin Paşa H. 729 (M. 1330) senesinde Sultan Orhan adına altın ve gümüş para bastır­mıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Para bastırma işini halleden Alâaddin Paşa, askerlik siste­mine yeniden bir nizam vermeyi düşündü. Çünkü Osmanlı askerleri «Toplanın, savaş var!» diye haber verildiği zaman çiftini-çubuğunu bırakır, kılıcını-yayını alır ve toplanma yeri­ne koşar gelirdi. Tabiî bunlar hep atlı asker olurdu. Yani akın­cı tipli süvari... Savaş, ne yalnız süvari ile yapılır, ne de suva-risiz.. Ayrıca büyüyen -Osmanlı topraklan, bu haberleşme sistemiyle ordunun, istenilen zamanda toplanmasını güçleş­tiriyordu. İslâm rnücahidleri, fî sebililhah, îlây-ı kelimetullah&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
için sefere koştuklarından, geride bıraktıkları uzayan savaş­lar yüzünden, zor durumlara düşüyorlardı. Bütün bunlar Alâ-addin Paşada, Osmanlı Devletinin çekirdeği olacak devamlı bir ordu bulundurma fikrini doğurmuş ve derhal çalışmalara başlayarak, Bilecik Kadısı Kara Halil&#39;le padişahın huzurunda müşavere ettiler. Görüşmelerden sonra kara sınıfının kurul­masına karar verdiler ve ayrıca asker olacaklara ulufe deni­len, gündeliğine bir Osmanlı dirhemi maaş verilmesini karar­laştırdılar. Bu askerler, maaşlarını harp zamanında alacaklar sulh zamanında maaş almayacaklardı. Çünkü toprakJarında çiftçilikle, iş ve güçleriyle meşgul olacaklar, buna mukabil vergi vermeyeceklerdi. Bu işleri düzenleme vazifesi, Osmanlı Baş kadısı Kara Halil&#39;e verilmişti. Kara Halil, gayet titiz bir şekilde çalışarak, seçtiği mücahidlerin meydana getirdiği bu askere «yaya» adını verdi. Onları idare edecek komuta zinci­rine onbaşı, yüzbaşı, binbaşı unvanlarını verdi. Bu asker, çok kısa zamanda çoğaldı. Fakat bir sınıf gibi teşekkül ettiklerin­den sulh zamanında olsun, harp zamanında olsun ahaliye zu­lüm yapmağa başladılar. Bunun üzerine bu sistemi donduran Alâaddin Paşa ve Kara Halil, devşirme usulünü getirmeyi ka­rarlaştırdılar.. İlk elde kadılar ve valiler eliyle 1000 kadar hristiyan çocuğu alıp, kışlalarda talim ve terbiye ederek ye­tiştirdiler. Çocuklar askerlik çağına geldiklerinde padişah or­dusuna katılıp, kışlada kalmak şartıyla, günde üç akçe veri­lerek askerliğe alınmış oldular. Ayrıca savaşlarda esir alınan çocuklar da aynı muameleye tâbi tutularak yetiştirildiler. Za­ten değil midir ki, her insan îslâmı seçmemesine çevresi se-beb olur. İşte Osmanlı Devleti, İslâm fıtratı üzere doğmuş bü­tün insanlar gibi bu çocuklara da İslâm olma şansını veriyo­rdu. Kimse zorla müslüman yapılmaz. İslâm&#39;ın emrettiği gibi yetiştirildiklerinden, İslâm&#39;ın güzelliklerini gördüklerinden kendiliklerinden müslüman oluyorlardı. Hatta bir günde bin Rum&#39;un müslüman olduğu söylenir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte bu kurulan ordu, dünyanın her tarafına İ&#39;lây-ı kelimetullah için gitmişler, Şeriat-i Muhammediye&#39;yi oralara taşı­mışlardır. Bu ordunun adı; Yeniçeri ordusuydu...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Alâaddin Paşa, devlet olmanın şartlarını yerine getirdikten sonra, H. 733 (M. 1333) senesinde vezir-i azamlıktan ayrıla­rak, kendi köşesine çekilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İznik&#39;in Alınması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İznik çok önemli bir yerdi. Bir ara İstanbul&#39;un Haçlı Sefer­lerinin dördüncüsünde Haçlıların eline geçmesi üzerine, Kay­ser İznik&#39;e kaçmış ve bir müddet orayı Doğu Roma impara­torluğunun başşehri olarak kullanmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhan Bey&#39;in emriyle Karaten ve Arağan kalesindeki mü-cahidler İznik&#39;i sıkıştırdılar. İznik halkı kale dışında olan bağ ve bahçelerine gidemez oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kayser, İznik&#39;in sıkıştırıldığını haber alınca, gemilere bin­dirdiği ordusunu deniz yoluyla İznik&#39;e gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan, kurduğu istihbarat mükemmelliği sayesin­de, anında haber alıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kendisi İznik&#39;e bizzat, oğlu Rumeli Fatihi Süleyman Paşa&#39;yı Yalova üzerine gönderdi. Süleyman Paşa, yaptığı bir gece baskınıyla, küffar ordusunu perişan etti. Ordu kuman­danını ve ileri gelen zabitleri esir alarak babasına gönderdi, iznik ahalisi, yardım kuvvetlerinin İslâm kılıcı ve dirayeti önünde perişan olduğunu &#39;öğrenince, Sultan Orhan&#39;dan eman dilediler. Eman diyene kılıç vurmayan İslâm mücahidi, bu isteği kabul etti, onlara eman verdi. İznik Tekfuru, İz­nik&#39;ten ayrılıp İstanbul&#39;a geldi. Osmanlıların adaletini duy­muş ve görmüş olan İznik ahalisi, Sultan Orhan&#39;ın ülkesine dahil olmayı cana minnet bildiler. Bütün bunlar, H. 731 sene­sinde vuku bulmuştur. Orhan Bey, İznik Kadılığını Kara Halil&#39;e vermiş, boş evleri gazilerine verirken, dul kalan Rum ka­dınlarını da askerleriyle evlendirdi. Birçok imaret ve kervan­saraylar yaptırdı. İmaretler, Osmanlının her mahaiiede kurulu aş ocaklarıydı. O mahallenin fakirleri, o imaretlerde çıkan yemeklerle karınlarını doyururlar, kimsenin minneti altına girmezlerdi. Aç insanın kalmadığı bir ülkede, açlık yüzünden hırsızlık olmayacağından, halkın aldatılmasına imkan bırakıl­mamış oluyordu. Sultan Orhan, imaretlerin açılış gününe yaptırttığı yemek ziyafetinde, ahaliye kendi elleriyle yemek dağıtmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir kiliseyi camie tahvil eden Sultan Orhan, Osmanlı Dev­letinde ilk medreseyi burada yaptırdı. Medresenin müderrisli­ğini Kayserili Şeyh Davud&#39;a verdi. Kayserili Şeyh Davud içi dışı mamur bir zattı. Tasavvufu Sadreddin Konevî&#39;den almış Muhiddin-i Arab&#39;ı Hazretlerinin Füsus adlı eseri üzerine bir şerh yazmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu arada İzmit valisi olan Süleyman Şah, adaletinin şaş-mazlığım her tarafa duyurmuştu. Bunu duyan komşu tekfu-run ahalisi Osmanlı tabiyetine girebilmek için can atıyordu. Çünkü adalet tevziinde muvaffakiyet, her ahalinin adalet sa­hibine gönül vermesini sağlar. Bu sebeble Tarakça, Göynük ve Mudurnu bu hislerle Süleyman Şah&#39;a savaşsız tâbi oldu­lar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehzade Süleyman Paşa&#39;nın Seraskerliği&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Alâaddin Paşa&#39;nin baş vezirlikten ayrılmasından sonra, Sultan Orhan, şehzadesi Süleyman Şah&#39;a bir menşur gönde­rerek seraskerlik (baş komutanlık) verdi. Şehzade Süleyman Paşa, hem sadrazam, hem de baş komutan olmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan Gazi Gemlik&#39;in Fethi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bursa, İzmit, ve İznik Osmanlı Devletinin olduğuna göre, Gemlik&#39;in sipsivri bir bıçak gibi orada durması ve Rumların idaresinde kalması kabul edilemezdi. Timurtaş Bey, 500 gazi ile Gemlik&#39;e gidip, harmanlardaki zahireyi topladı. Yapılan muhasaraya erzaksızhktan ancak bir ay dayanabilen ahali, kaleyi teslim etmek, selameti Sultan Orhan&#39;a bağlamakta buldular. Gemlik fethedildiğinde tarih, H. 734 (M. 1334) se­nesini gösteriyordu...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan&#39;ın Bürsa&#39;yı Başşehir Yapması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gemlik meselesini de halleden Sultan Orhan, Bursa&#39;ya gi­derek orada ikaamete karar vermişti. İznik&#39;te başkadılık va­zifesini yapan Kara Halil&#39;i Bursa&#39;ya tayin ederek, Bursa&#39;nin başşehir olduğunu ilan etti. Çünkü başkadı nerede olursa başşehir de orası oluyordu. Zira devletin bekası ve kuvveti adaletin sağlamlığı ile Ölçülürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan Ve Bizans&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Babasından devraldığı topraklan genişleten, fetihler yapa­rak nüfusunu çoğaltan Sultan Orhan, ülkenin imarına ehem­miyet vermeyi lüzumlu görmüş, derhal icraata başlamıştı. Bu işleri yapabilmek için efe, Bizans ile çatışmaya ara ver­mişti. Hoş, Bizansın çatışacak hali yoktu ya... Çünkü Kayser Andronikos ölmeden evvel yaşı küçük olan oğlu Paleolo-gos&#39;a veziri durumunda olan Kantakuzeni vasi tayin etmişti. Kantakuzen, vasi olması nedeniyle bîr imparator gibi ülkeyi tam selahiyetle idare ediyordu. Bizans entirkası burada sah­neye çıkıp, imparatoriçe Anna ve oğlu Yani Paleogolos&#39;u, Kantakuzen aleyhine kışkırttılar. Bizanslılar ikiye bölünerek birbirleriyle savaşmaya başladılar. Kantakuzen, Aydın Emİri Umur Bey&#39;i yardıma çağırdı. Bunu duyan Yani ve annesi Sa-ruhan Beyinden yardım istediler. Aydın Emiri bir yandan, Sa-ruhan Beyi diğer yandan Rumeli yakasına donanmalarıyla geçip Kayser adına Rumeli kıtasını vurmaya başladılar. So­nunda Kantakuzen mücadeleyi kazandıysa da, Yani Paleolo-gos&#39;un tahttan indirilmesine rıza göstermedi. Saltanatın or­taklıkla yürütülmesini istedi. Saltanatın çift başlı olmasa du­rumu, daima karışıklığa gitmesine sebeb teşkil etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunlar olup biterken, bir yandan Yani Paleologos diğer yandan Kantakuzen taraftarları, Sultan Orhan&#39;ı kendi tarafla­rına çekmeye çalışıyorlardı. Bu arada Kantakuzen kızı Te-odora&#39;yı Sultan Orhan&#39;la evlendirmeye muvaffak oldu. Sul­tan Orhan ise siyasî dehasını gösteriyor ve her iki tarafı idare ederek vaziyetin arzu ettiği gibi inkişaf etmesine gayret gös­teriyordu. Sultan Orhan, H. 736 (M. 1336) senesinde Teodo-ra ile evlenmiş ve ertesi sene ailesi ile beraber Üsküdar&#39;a git­mişti. Kayser&#39;le görüşmüş, Kayser tarafından şerefine verilen yemekte bulunmuştu. Sultan Orhan orada üç gün kalmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karesi Vilayetimin Alınışı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İtalyan korsan gemileri, Marmara kıyılarında bulunan Os­manlı şehirlerini rahatsız ediyorlardı. Osmanlılar bunları Ön­lemek istiyorlarsa da, henüz donanmalarını kuramamışlardı. Halbuki bu tecavüzleri önleyebilmek İçin Akdeniz&#39;in Marma­ra&#39;ya giriş yeri olan Çanakkale Boğazını tutmak icab ediyor­du. Boğazın Rumeli tarafı Bizans&#39;ın, Anadolu tarafı da Karesi Beyliğine ait idi. O tarihe kadar ne Osman Bey, ne de Orhan Bey, müslüman beylerin idarelerindeki yerlere taarruzda bu­lunmamışlardı. Karesi Bey&#39;i Aclan Bey, Osmanlı Devletinin istikbalinin parlak olacağını hissediyor ve iyi geçinmeye azami dikkat ediyordu. İyi niyet ve takdirinin delili olarak oğlu Dursun Bey&#39;i, Sultan Orhan&#39;ın yanında yetişsin diye gönder­mişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aclan Bey ölünce yerine, büyük oğlu geçti Ne var ki, bu büyük oğul, babasının yerini dolduramıyacağı gibi, ahlâkının da kötü olması, memleketin ileri gelenlerini çok üzüyordu. Sonunda vezir makamında bulunan Hacı İl Bey&#39;e başvura­rak, Sultan Orhan&#39;ın yanında bulunan Dursun Bey&#39;i, ülkenin idaresini yüklenmesini temin için karar aldılar. Gönderdikleri bir elçiyle, Sultan Orhan&#39;ın Dursun Bey&#39;e izin vermesini rica ettiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan, yanına Dursun Bey&#39;i alarak, Karesi üzerine gitti. Sultan Orhan&#39;ın geldiğini gören Aclan&#39;ın büyük oğlu: derhal Karesi&#39;den kaçıp, Bergama kalesine gitti. Sultan Or­han, kuvvetleriyle beraber Bergama&#39;ya gitti, kaleyi muhasar altına aldı. Kan akmasın, müslüman kanı heder olmasın di­ye, Dursun Bey&#39;i yanına bir heyetle, ağabeysi ile konuşmava gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
«—Ağabeyim bana kıymaz» diyen Dursun Bey, konuşmak için kale duvarına yaklaşınca, ağabeysi yayını gerip okunu attı ve kardeşi Dursun Bey&#39;i öldürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan buna çok üzüldü ve gazabı üzüntüsünü aştı. Karesi Vilayetinin, Osmanlı Devletine ilhak olunduğunu ilan etti. Karşı duran olursa, bunu hayatıyla ödeyeceğini de bil­dirdi. *&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ahali, Osmanlının, adalet ve İslâm kardeşliği içindeki ida­resine o kadar meftundu ki, bu olaya sevindiler. Bergama Kalesi ileri gelenleri Aclan oğluna gidip,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
«—Ya hep beraber af dileyip teslim olalım, ya da biz seni tutup teslim eder, kendimiz için af isteriz» dediler. Aclan oğlu onlarla beraber af diledi. Sultan Orhan da onları affederek,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aclanoğlunu Bursa&#39;ya gönderdi. Aclanoğlu iki sene yaşadık­tan sonra Bursa&#39;da öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan, Karesi Vilayetinin valiliğine İznik Valisi olan oğiu Süleyman Paşa&#39;yı, ondan boşalan İznik Valiliğine de ikinci oğlu şehid padişah Sultan Murad-ı Hudavendigar Haz­retlerini tayin etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süleyman Şah&#39;a, karesi Bey&#39;liğinin Osmanlıya ilhakıyla, hizmetlerini Omanlı Devleti için amade kılan Hacı İl Bey, Ga­zi Fazıl, Yakup Ece ve Evranos adındaki ünlü kumandanlarla müşavere etmesini tenbih ederek zaferlere, şükür duygulan içinde Bursa&#39;ya döndü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu büyük kumandanlar, Karesi Beyliğinde gerçek değerle­rini gösterememişlerdi. Osmanlıya hizmetlerini arzetmeye &quot;başladıktan sonra, «Kılıç, layık olmayanın elinde paslanır. Ehlinin eline geçince, cevheri meydana çıkar, kıymetlenir.»&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Darb-ı meseli gibi nice kahramanlık destanları sergilediler. Osmanlı Karesi Beyliğini ilhak etmekle, boğazın Anadolu ya­kasını da ele geçirmiş oluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rumeli Fetihleri&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
istanbul&#39;u fethetmek, dünyada nefes alan her müslümanın arzusuydu. Çünkü İstanbul&#39;un fethi, iki cihan serveri Efendi­miz Salallahu Aleyhi ve Sellem&#39;in hadis-i şeriflerindendi. O şehri alan kumandan, ne güzel kumandan, o ordu ne güzel orduydu... Böyle buyuruimuş olan bir isteği, yerine getirmeyi hangi müslüman istemezdi?.. Fakat herşey vakti-saati gelin­ce olacağına göre, onun da sırası vardır...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan Hazretleri, birgün oğlu Süleyman Şah&#39;ı yanı­na çağırarak;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(i— Venedik Korsanları, zaman zaman sahillerimize sadırır-lar. Ceneviz&#39;le yaptığımız anlaşma, Karesi Beyliğini ilhakla,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anadolu yakasının sükunetini temin ettik. Göreyim seni Sü­leyman, Rumeli yakasını bize yâr kıl!» dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süleyman Paşa, Karesi&#39;ye dönüp Hacı İl Bey, Yakup Ece ve Gazi Fazıl gibi değerli kumandanlarla bir miktar da askeri yanına alarak, ava çıkmak bahanesiyle Güvercinlik denilen yere gelince, yanındaki beylere maksadını açtı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rumlar, Osmanlının korkusundan Anadolu kıyılarında de­ğil gemi, küçük bir sandal bile bulunduramıyorlardı. Karşıya geçmenin imkanı yok gibi idi. Süleyman Paşa&#39;nın talimatı üzerine, öküz derisinden bir tulum şişirerek bir sal yaptılar. Geceleyin, Kemer denilen yerden sala binerek, sabaha karşî Viranhisar diye adlandırılan ve boğazın en dar yeri olan Cim-bi kalesi sahiline çıktılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mücahidler, Rumların ileri gelelerinden birisini yakalayıp, Süleyman Paşa&#39;ya getirdiler. Süleyman Paşa, getirilen ada­ma iltifat etti. Kendisine, Cimbi Kalesi fethokınduğu takdirde kale komutanlığını vereceğini vaad etti. Buna karşılık kendi­lerine klavuzluk yapmasını istedi. Adam bu isteği kabul edin­ce, hemen iki büyük sal yapıldı. Sallardan birine Aksungur, Karaoğlanoğlu, Akçakoca ve Baiabancıkoğlu gibi kırk yiğitle Süleyman Paşa bindi. Diğerine de Hacı İl Bey, Ece Bey, Fazıl Bey ve Evranos Bey&#39;ier bindi. Sabahleyin erkenden Rumlara sezdirmeden Cimbi Kalesinin altına yaklaştılar. Tarih H. 755/M. 1354.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rumlar, Osmanlıların bu kıyıya geçebileceklerini hayal bî5 le edemediklerinden gaflet içindeydiler. Süleyman Paşa, Rum kılavuzun gösterdiği kale duvarının kenarındaki gübre yığınının üstünden mücahidleri içeri salıverdi. Mücahidler, karşı duranları bağlayıp tesirsiz kıldılar. Kale halkına eman verildi. Herkese iyi muamele yapıldı. Elegeçen Rum gemile­rine asker koyarak Anadolu yakasından Rumeli yakasına üç ü içinde üç bin asker taşındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cimbi&#39;den hareket eden Süleyman Paşa, derhal Aya Slon-ya kalesini de zabt etti. Gelibolu Tekfuru, Süleyman Paşa&#39;ya karşı asker toplayıp hücum ettiyse de, zafer yine İslâm&#39;ın... Çünkü Müslümanlar, İslâm&#39;ı yaşıyorlar, İslâm yaşandıkça za­fer ve nusret onlara ram oluyordu...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süleyman Paşa&#39;nın Rumeli&#39;ye geçiş haberini ve Gelibolu Tekfurunu yenisini tebrik etmek için Şeyh Mahmud Süley­man Çelebi de şu beyti söylemiştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Velayet gösterip halka suya seccade salmışsın, Bekaasın Rumeli&#39;nin dest-i takva île almışsın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Osmanlı mücahidlerinin Rumeli yakasına geçtiği haber alınınca, birçok Türkmenler Rumeli yakasına geçip 10 bin kişi oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süleyman Paşa, 1355 senesinde meydana gelen zelzele­nin de tesiriyle Konurhisar, Gelibolu, Bolayır, Hayrabolu ve Tekirdağ kalelerini ve topraklarını rahatça ele geçirdi. Bu fe­tihlerde çok ganimetler toplandı. Süleyman Paşa Hz. Mevla-na&#39;ya olan derin sevgisinden ötürü, başına Mevlevi külahı gi­yerdi. Ganimetleri İslâm mücahidlerine dağıttıktan sonra, kü­lahını yaldızlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aydınoğlu Umur Bey Kantakuzen&#39;in daveti üzerine 10.000 kadar askerle Rumeli&#39;ye geçmişti. Yenişehir taraflarında bu­lunan Kantakuzen, muhalifleriyle savaşmış ve onları perişan etmişti. Sonradan donanmasıyla dönüp Bolayır kıyılarına gelmişti. Süleyman Paşa, Bolayır&#39;ı merkez yaptığından, CJmur Bey sahile çıkıp onunla görüştü. Neticede umur Bey&#39;e, Rumeli kıyılarını kuşatıp, emniyete alması emredildi. Osmanlı mücahidierinin de İç bölgelerde gaza etmeleri ka­rarlaştırıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rumeli yakasına Osmanlıların yerleştiğini gören Kantaku­zen, Avrupa&#39;ya haberler gönderek yardım isterken, Bulgar,Sırp Eflak, Buğdan ve Macar Kralları ile yazışmalar yaparak, Osmanlıları Avrupa yakasından atmak için birlikte çalışmak hususunda anlaştılar. Bu arada Yani Paleolog, Süleyman Pa-Sa&#39;y] Kantakuzen aleyhine çevirmeye çalışıyordu. Gelibo­lu&#39;nun korunmasını emniyete alan Süleyman Paşa, Silivri Bey&#39;i olan Hacı İl Bey&#39;i yanına çağırarak, Çekmece Kalesini muhasaraya aldı. Keşan taraflarında at koşturup gaza eden Evranos Bey&#39;in gönderdiği haberci, Süleyman Paşa&#39;ya Di-metoka ve Edirne Beylerinin kuvvetlerini birleştirerek, İslâm Ordusuna baskın yapacakları haberini getirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süleyman Paşa, bir alay süvari ile Ayvat Yiğitbaşıyı Dargıs tarafına gönderirken, Evranos Bey&#39;e de Ayvat Yiğitbaşı ile birleşmesini irade etti,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
759/1358 Senesinde, Şevval ayının ortalarında Evranos Bey ve Ayvat Yiğitbaşı pusuya yattılar. Ortalıkta az bir kuv­vetle Kara Cafer adındaki kahraman bir komutan görünüyor­du. Kara Cafer&#39;i küçük bir lokma gören küffar ordusu, hücu­ma geçti. Dövüş, çok kanlı cereyan ediyordu. Zaman gelmiş, pusudaki İslâm mücahidleri, dudakları kıpır-kıpır dualar edip, Allah Allah diyerek düşman üzerine, bir felaket bulutu gibi çöktüler, Karanlık basmış, düşman yok olmuştu. Sabah aydınlığı, İslâm&#39;ın zaferini tasdik ederken, 500 kadar Rum askeri, savaş alanında ölü olarak yatıyordu... Ele geçirilen 200 kadar esir de, Sultan Orhan Hazretlerine gönderilmek üzere sevkedilmeye başlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu savaştan sonra Kataku2en, işin zorla halledilemiyece-ğini nihayet anladı. Sultan Orhan Hazretlerine&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
«—Osmanlılar buradan çekip gidecek mi, yoksa bu şehir­lerde kalacaklar mı?» diye haber gönderdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan Hazretleri, şu şahane cevabı gönderdi: «—Bu suale, burdan cevap vermek olmaz. O taraftaki kumandan­larla görüşmemiz lazımdır. Ayrıca bu yerleri, Bulgarların hücumundan korumak lazımdır.» diyerek bir diplomasi örneği gösterdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kantakuzen, Sultan Orhan&#39;ın bu cevabından, onun dere­cesine varamiyacağını anladığından, Bizans&#39;taki saltanat or­taklığından vazgeçip, Aiemdağı&#39;ndaki bir manastıra çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kantakuzen&#39;in çekilmesi, Bizans tahtının Yani Paleolog&#39;a kalmasını sağladı. Paleolog, Suİtan Orhan&#39;a senelik vergi ve­rerek, himayesine girmek istediğini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet, Bizans, Osmanlı Bey&#39;ine haraç vermeyi kabul etti. Bu çok önemli olay, İstanbul&#39;un fethinin yaklaştığına bir işa­retti...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan, oğlu Süleyman Paşa&#39;ya gönderdiği bir emir­le, Çekmece muhasarasını kaldırmasını istedi. Süleyman Pa­şa da biri iki etmeyip, muhasarayı kaldırarak Dimetoka ta­raflarına gitti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süleyman Paşa&#39;nın Vefatı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yani Paleolog&#39;un Osmanlı Bey&#39;inİn himayeine girmiş ol­ması, Kantakuzen&#39;in bulunduğu manastırdan, siyasî hayatı takib ve yönlendirmeye çalışmasına sebeb teşkil etti. Avru­pa&#39;nın kralları ile haberleşiyor, onları; Osmanlıları Rume­li&#39;nden atacak bir kuvvet teşkil etmeye teşvik ediyordu. Haç, mutlak olarak Hilai&#39;i yok etmek istiyordu. Fakat Hilal&#39;in sahi­bi Cenab-ı mevla, Hilal&#39;in ordusuna nusret ve zaferler vere­ceğini Kitab-ı Mübin&#39;de beyan ettiği gibi, İlâhî yardımlarını İs­lâm mücahidlerine lütfediyordu...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süleyman Paşa, Avrupa Krallarının bu tasarılarını haber aldığında, kumandanlarını yanına çağırarak, onlara inanç ve şahadetin en güzel örneklerinden sayılan şu tarihi hitabesini yaptı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
— Kumandanlarım, gazilerim! İlk defa ayak bastiğımız bu yabancı topraklarda bizim gibi sayılan az mücahid kafilesinin, az zamanda kazandığı bu fetihler, İ&#39;lây-i Kelimetullah için yapıldığından, Cenab-ı Hakk&#39;in bizlere mükafatıdır. Bun­dan hiç şüphemiz yoktur. Haber aldığımıza göre, şimdi üzeri­mize gelen düşman, her ne kadar bizden çok ise de, bizi bu-qüne kadar muzaffer kılan, savaşlarımızı zafer tâcıyla taçlan­dıran, İslâm Sancağını gülen yüzü, ilim ve adalet getiren ala-metîyle, kâfir bayrağına galip kılan Allah&#39;ın (c.c) lütfündan asla ümid kesmiş değiliz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kumandanlarım, gazilerim, kardeşlerim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Emelimiz, Hakk din olan İslâm&#39;ı yaymak, onu bütün kür-re-i arza hâkim kılmaktır. Allah için şehid olmak bize, ahiret saadetidir. Şayet bu sıralarda ben ölürsem, siz asla düş­mandan yüz çevirmeyiniz. Bilirsiniz ki düşmandan kork­mak, büyük günahlardandır.»&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sanki Süleyman Paşa, bu hitabesiyle mücahidler kafilesi­ne son vasiyyetini yapıyordu... 760/1369 senesi içinde Sü­leyman Paşa, birleşmiş olan Salip kuvvetlerini beklerken, av­lara da çıkıyordu. Sırası gelmişken burada bir istidrat yapak, av hakkında kısa bir malumat verelim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son altmış yıldır yapılan İslâm düşmanlığının en ağır hü­cumları, İslâm Devletlerinin en satvetli, en kuvvetli temsilcisi olan Osmanlı&#39;ya ve onun sultanlarına yapılmıştır. Bu sultan­ların av partileri ise bir sefahet, devlet işleriyle ilgilenmeme şeklinde&quot; körpe beyinlere aşılanmak istenmiştir. Halbuki bu avlar Hz. Rasulülah Efendimiz -(s.a.v.)- sünnet-i seniyyele-rİnden oian iyi bir süvari olma, iyi nişan alma, ok atıp hedef vurmak, cesaretle vahşi hayvanların karşısına çıkmak, in­sanlara zarar veren bu mahlukları yok etmeyi kolaylaştıran bir spordur. Bugün bir sporcu, idman yapmadan müsabaka­lara katılsa, nasıl başarılı sonuç alamıyacaksa, o devirlerin savaş sanatında en önemli unsur olan at sürme, engebeli arazide her türlü tehlikeyle başbaşa kalarak ok atma veya atla koşarken nişan alma bir idman değil de nedir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süleyman Paşa, 760/1359 senesi sonlarına doğru çıktığı bu avlardan birinde, elinde olan doğanı bir kuşa salıverdi. Kendisi de atiyle doğanın arkasından takibe başladı. Hızla yol alırken atının ayağı bir köstebek deliğine girdi. At yan ta­rafa düştü. Süleyman Paşa atın altında kalırken, başı bir taşa çarptı ve derhal ruhunu teslim etti. Bolayır&#39;da, bugün bulun­duğu kabrine kendi yaptırdığı camiin karşısına gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte bu sıralarda gaziler şaşırmış, kumandanlarının ölümü­ne üzülüp ağlaşırlarken, düşman ordusu 50-60 bin kişilik as­kerle göründü. 60 kadar gemi, on beş bin düşman a-skerini Gelibolu&#39;ya çıkardılar. Diğer düşman askeri de gemilerle Tuzla önüne yanaştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bolayır&#39;da bulunan İslâm askerinin sayısı 1500-2000 ka­dar idi... Kumandanlarını kaybetmenin acısı içinde iken ge­len düşman ordusu, onlarda bir şaşkınlık, bir yılgınlık mey­dana getirmişti... Kumandanlardan biri yüksek bir yere çıka­rak,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İslâm Mücahidlerine&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süleyman Paşa&#39;nın hitabesini hatırlattı. Bu hitabe, gazilere bir heyecan vererek, kendilerine gelmelerini sağladı. Süley­man Paşa&#39;nın kabri önünde toplanıp, onun ruhuna fatihalar gönderdikten sonra, birbirleriyle helalaşıp düşman üzerine şimşek hızıyla atıdılar. 1500-2000 kişilik bu muvvahidler ka­filesi, 15.000 kişilik düşman ordusunu kısa zamanda bozgu­na uğrattılar. Kaçanları kılıçtan geçirdiler, eman dileyenleri esir aldılar. Düşmanın yalnız gemide kalan kısmı kurtulabildi. Bu mağlubiyeti duyan Tuzla önündeki düşman gemileri, Ru­meli&#39;yi İslâm askerine bırakarak kaçıp gittiler. İşte bu zafer, müslümahların Rumeli fethinin mührü oldu. Müslümanlar ar­tık Rumeli&#39;ye yerleşmişlerdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhan Gâzi&#39;nin Hanımları Ve Çocukları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nilüfer Hatun; Yarhisar Tekfurunun kızıdır. Asıl adı Holifira diye bilinir. Bizim çalışmamızda Lotus hanım ismi de kulla­nılmıştır. Ancak mühim olan; her iki ismin Nilüfer Hatun&#39;a aid olmasıdır. Kitabımızda Yarhisar tekfuru ile yapılan sava­şın neticesinde Cenabı Hakkın bir ihsanı olarak Orhan Gâ~ zi&#39;ye nâsib olan bu hanımın, kendi arzu ve isteği ile müslü-manlıkla şereflendiğinin nasıl cereyan ettiğini ifade etmiştik. Ancak sunuda hemen ifade edelim ki; meşhur seyyah İbni Batuta İznik&#39;de görüştüğü Nilüfer Hatun&#39;un adını, Bilun şek­linde, yanlış olarak yazmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bursa&#39;nın meşhur akarsuyu olan Nilüfer Çayı, bu hanımın, çay&#39;ın üzerine kendi parasıyla yaptırdığı köprüyede sanki te­şekkür edercesine Nilüfer Suyu adı verilmiştir. Nilüfer Hatun; Rumeli Fâtihi Süleyman Paşayı ve Kosova galibi Sultan Mu-rad-ı Hüdavendigârı dünya&#39;ya getirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her iki evlâdıda şehadet şerbetini içmiştir. Ne varki bu muhterem validenin de vefat târihi meşkûk kalmıştır. Kabri Bursa&#39;da zevci Orhan Gâzi&#39;nin türbesindedir. Orhan Gâzİ&#39;nin diğer bir hanımı Asporça Hatun&#39;durki, Bizans imparatoru 3. Andranikos&#39;un kızıdır. Orhan Bey&#39;in ikinci izdivacida yine Bi­zanslı bir hanımla vukubulmuştur. Asporça Hatun Orhan Gâ-zi&#39;ye, İbrahim adı verilen bir şehzade dünya&#39;ya getirdi. As­porça Hatun&#39;un, müslüman olduğuna ve ne ad aldığına dâir bir kayıt bulunmamakla beraber, 1323 senesinde tanzim et­tirdiği vakfiyede yaptırdığı binalara ve eserlere oğlunu müte­velli tâyin ettiğini öğreniyoruz. Ayrıca İsporça Hatun Fatma adı verilen bir kız da dünyaya getirmiştir. Asporça Hatun&#39;un ölüm târihi ve kabrinin yeri bilinmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teodora veya Maria adıyla anılan Orhan Gâzi&#39;nin 3. hanı­mı da sanki bir siyasi evlilik dizisinin, üçüncü bölümünü teşkil etmektedir. Çünkü bu hanımda Bizans İmparatoru 6. John Kantakuzenus&#39;un ve de sevgili karısı meşhur imparato-riçe İrene&#39;nin kızıdır, Orhan Gazi kaimpederi Kantakuzenus&#39;a imparatorluk ortağı olabilmesi için yardımcı olmuştur. Bu iz­divacın yâni Orhan Gazi ile Teodora&#39;nin Silivri&#39;de yapılan dü­ğünleri Bizans eşgüdüm imparatorluğunda, Osmanlının Ru­meli fetihleri tasavvurunda, kaleyi içten fetih anlayışı içinde de bakıJabilecek siyasi evliliktir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kantakuzenus gördüğü yardım üzerine Bizans imparator­luk idaresinde söz sahibi olmakla bu evliliğin bir meyvesini yerken az sonra Rumeliye çıkacak olan Orhan Gâzioğlu Sü­leyman Paşa bu akrabalıktan faydalanarak Gelibolu ve civa­rındaki üs bulma kolaylıklarında, pederinin akrabalık payını devletin lehine pek güzel kullandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Silivri&#39;de yapılan düğün merasimi sonrasında Bursaya ge­tirilen gelin Teodora bu evlilikte Halil adı verilen bir şehzade dünyaya getirmiştir. Teodora veya Mana müslüman oldu mu? Ne ad aldı, hangi târihde öldü ve nereye defnolunduğu belli değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eftandise Hatun ise Mahmut Alp adlı bir müslümanm kızı­dır. Ancak hiç bir şekilde hakkında malumat olmayıp, yaşa­mış ve bu dünyadan bir garip gibi geçip gitmiştir, demekten başka elden bir şey gelmemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhan Gâzi&#39;nin çocuklarına gelince, kız olarak bilinen sa­dece Hatice Hatun ve Fatma Hatun vardır. Fatma Hatun&#39;un Asporça Hatun&#39;un kızı olduğunu bilmemizle birlikte akıbeti hakkında da bir bilgi sahibi olmadığımızı tabiiki itiraf etmeli­yiz. Bunun sebebi; kadın meselesinin o dönemde, kadını bir hazinenin pek değerli bir mücevheri olarak görmesi ve onu, müthiş bir sevgi ve kıskançlıkla isminin duyulmasından dahi kıskanan bir anlayış olarak görmek lâzımdır ve buna saygı duymakda medeniyetin gereğidir diye düşünüyorum. Hiç kimseyi, hiç kimsenin hanımının adının, sanının hiçkimseyi alakadar etmediğini kabullenme, medeni insanın, medeniye­tin ilk basamağına ilk adımı atmış olduğunu var sayalım di­yorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun aksine; kendini cemiyete tanıtmakta olan bir hanı­mında asla rahatsızlık vermeyeceğini kabullenmek gerekir diye düşünüyorum. Eğer 1700&#39;Iü yıllarda vefat etmişlerin mezar taşlarını okuduğunuzda, zaman zaman rastlarsınız ki, meselâ: Evkafdan elHac İbrahim Tahtavi efendinin fülâne ha­nımı burada medfun olup, bir fâtihâi şerifenize müştaktır. El-fâtiha. Yazdığını okuyabilirsiniz. Buna karşılık babasını, ana­sını ve zevcinin adını makamını veya işini belirten, genç ya­şında vefat eden Pembe hanımın ruhuna elfâtiha, diye yazdı­ğını da görürsünüz. Orhan Gazinin kızı Hatice Hatun&#39;a gelin-cede babasının, Bursa&#39;daki türbesinde gömülü olduğunu. Toyhisarda da bir zaviye yaptırdığını, Savcı Bey&#39;in oğlu Sü­leyman Bey&#39;le evli olduğu sanılmaktadır ve Orhan Gazinin, hangi hanımından doğduğuna dâir bilgimizde yok.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Erkek çocukları ise; Gazi Süleyman Paşa ve 1. Murad dı­şında, İbrahim bey , Sultan Bey, Kasım Bey ve Halil Bey&#39;dir ki, bunlardan Halil bey son vefat edendir. Vefatında 15 yaşın­daydı ve Ceneviz korsanlarınca kaçırıldığında, Orhan Gazi pek üzülmüştüde yüzbin duka altın ödenerek kurtarıldı ve dedesi Kantakuzenusa iade edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhan Gazinin sadrıazamı ise baba bir anne ayrı kardeşi, ve Orhan Gâzi&#39;nin yaşça büyüğü Alaadin Paşa, 1323&#39;de aldı­ğı sadareti 1339&#39;da terk ettiğinde 16 yıllık bir ağır hizmet fa­kat yüce temelli bir devletin istikbâle ümidle bakmasını te­min eden bir bani, bir kurucu olarak düşünmek gerekir. Alaadin Paşa&#39;dan vezaret Nizameddin Ahmed Paşaya geçmiş ve 1339&#39;da başlayan görev on yıl devam etmiş 1349&#39;da sona ermiştir. Bu tarihden sonra 3. sadrıazam olarak, Ankaralı Devlethan bin Hacı Paşa&#39;yı görüyoruz ve bu zat da 11 sene hizmetle 1360?da tamamlandı vezaretdeki vazifesi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sultan Orhan&#39;ın Vefatı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müslümanların Rumeli&#39;ye artık kesin olarak yerleştiklerini belgeleyen bu zafer haberi, Süleyman Paşa&#39;nın vefatıyla bir­likte Sultan Orhan Hazretlerine bildirilmişti. Yarabi bu ne te­celli idi!.. Sana şükürler olsun. İslâm Rum eline yerleşiyor, Süleyman ebedî dünyasına geçiyor., bu buruk bir zafer., za­ferle teselli olunacak acı bir haber... 81 yaşına gelmiş olan Sultan hazretleri, böyle bir sevince ve böyle bir kadere nasıl tahammül etsin?.. Ya İlâhî zafere aşırı sevince, kederde isya­na vardırmayacak mükafaat ve lütfuna hamdolsun.. diyen Sultan Orhan oğlu şehid padişah Murad-i Hudavendigar Haz­retlerini 761/1360 yanına çağırıp, kendisine nasihatlerini et­tikten ve tahtı vasiyetten sora; 35 yıl süren, fetihlerle geçen, İslâm Sancağını yükseltmekle mükellef vazifesi, İndi İlâhî&#39;de inşallah makbul sayıldığından, Süleyman Paşa&#39;nın vefatın­dan iki ay sonra ebedî aleme (Rahmet-i Rahman&#39;a) kavuştu. Babası Sultan Osman Gazi Hazretlerinin türbelerinin yanına defnedildi. Sultan Orhan Hazretleri ölürken, Sultan Murad-ı Hüdavendigâr&#39;in oğlu Yıldırım Beyazıd dünyaya geliyordu...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okuma Parçası:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehzade Halil&#39;in Macerası&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhan Gazi döneminde, yaşadıkları dönemi yazan Bizanslı iki tarihçi vardır. Biri Nikeforos Grigoras&#39;dır. Diğeri Bizans devlet adamlarından, kızını Orhan Gazi ile evlendiren iyon-nes Kantakuzenos&#39;dur. Her ikiside tanınmış tarihçilerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Osmanlı tarihleri Orhan Gazi&#39;nin; Süleyman, Murad, Ka­sım, adıyla üç oğlundan bahseder. Bu iki tarihçi ise 4. oğul Halil&#39;in varlığından ve bir sergüzeştini bir macerasını uzun uzadıya anlatırlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hususda Nikeforos Griyoras&#39;dan nakledelim: &quot;1356 mi­ladi senesi yaz başında, hiç umulmaz bir vak&#39;a cereyan etti. Bu olay Orhan Gazi&#39;nin oğullarından şehzade Halil&#39;in kor­sanlar tarafından kaçırılmasıydt. Bu küçük şehzade bazen denizde, bazen denizden uzak yerlerde oynar vaktini geçirir­di. Günlerden bir gün Bozburun civarında gezmekteyken, sahilin ormana yakın tarafında gizlenmiş bulunan korsanlar ve bunları taşıyan gemi kimsenin dikkatini çekmemiş. Kor­sanlar bir çok yerde böyle küçük, zengin görünüşlü kimsele­ri kaçırıp, fidye talebinde bulunarak geçinirlerdi. Bunlarında onlardan binleri olduğu mutlaksa da bu sefer peşinde olduk­ları av dedesi Bizans İmparatoru, babası Osmanlı devlet reisi olan şehzade Halil idi. Şehzade ise, olacaklardan habersiz binmiş olduğu balıkçı kayığının içinde etrafı seyrediyor sı­cakların tam basmamış olmasına rağmen esen sıcak rüzgâ­rın letafetimle vaktini geçirmekteydi. Korsanlar; aniden bu bir kaç kişiyle seyrü sefain eden balıkçı sandalına alıverdileı: Şehzadenin yanındaki bir kaç kişi kılıçlarını çekip savunma­ya geçtiterse hâttâ korsanların bir kaçım yaralamaya, mu­vaffak oldularsa da, çokluk azlığa galebe çaldı. Şehzade Ha­lil, korsanların avı oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Korsanlar; yapılan savunmadan ellerindeki çocuğun ne derece kıymetdar bir esir oluğunun farkına vardıklarından, devamlı yerleşim halinde oldukları Foça&#39;ya doğru rotalarını çevirdiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Foçalılar, bir çok kavimle karışmış ada insanı olmakla be­raber, eninde sonunda Rum idiler&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu arada şehzadenin kaçırıldığı haberini öğrenen Orhan Gazi bir devlet reisi olmanın Dekarını belli etmekle mükellef °iduğundan ızdirabını saklamağa çalışıyordu. Tabiiki Osmani aile yapısında ki ketumiyet annenin ue diğer hanımla­rın feryad ve figanını duyma imkânımız olmamakla beraber, her annenin böyle bir halde, ızdırabının ne kadar teselli bil­mez hâl göstereceğini tahmin zor değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhan Gazi, şehzadesinin kaçırılma haberinin ilk şaşkınlı­ğını atlattıktan sonra verdiği emilerle bütün imkânlarını ara­ma işine seferber etti. Bu arada da, ekseriyeti Rum olan Foça beldesi ahalisinin, Rum imparatoruna mensubiyeti vardı. Or­han Gazi bu imparatora müracaat ederek, uğradığı feâketi ve bunu sona erdiren bir hizmete muvaffak olursa, nice hediye­ler vereceğini uaad ettiği gibi istediği kadar da maddi yar­dım yapmaya hazır olduğunu uaad etti. Bu işe verdiği adamları gelip, gidip Rum İmparatorunu ziyaret edip, ara­maları sıklaştırma hususunda hep ikaz ediyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beri yandan Bizans&#39;da imparatorluk kavgası var olduğun­dan her iki tarafda Orhan Gazİ&#39;nin yardımını elde etmek isti­yordu. Halbuki Orhan Gazi; az önce şehid olmuş olan Rume­li Fatihi Süleyman Gazİ&#39;nin üzüntüsüyle hayli sarsılmış kaçı­rılan şehzade Halil olayı pek ağır bir darbe olmuştu. Padişah Foça&#39;ya gönderilecek gemilerin her türlü masrafını tediye edeceğini bildirdiği gibi, Bizans tahtı meselesinde imparatora yardımcı olacağı beyanında da bulunmaktan geri kalmamış­tı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Foça hakimine müracaat eden Dede imparator İonis Kan-takuzinos, buradan pek soğuk cevaplar aldı. Haddinden faz­la paralar tâleb ederken, bu hâkim nice nice unvanlar ve se-lahiyetlerle teçhiz olunmayı istedi. İmparator Kantakuzinos müracaatları yineledikçe, Foça hakimi neredeyse imparatora karşı isyan edecek tauuiara bürünmekteydi Yoksa bu kaçı­rılma işi, bambaşka bir plânın özünümü teşkil ediyordu. Bel­ki de, Orhan Gazi bunlara kaimpederi aracılığıyla muhatap olurken, kendisi direk olarak meseleye girmiyor işi devletler arası bir mesele haline getirmekten uzak kalmayı yeğliyor­du.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Denizlerin kışı, tabiiki karadaki kıştan farklı olup, suların denizlere akmaya başladığı ilk baharda, rüzgâr ve fırtınalar o uçsuz bucaksız ummanda birbiri peşi sıra gelen dev dalga­lar, gemileri ceviz kabuğu gibi bir dalganın kucağından di-ğerininkine atarken, en küçük muvazenesizlik geminin gark olmasına sebeb olurdu. İşte denizlerin bu mevsimi yaşanır­ken şehzade Halil&#39;in dedesi İonis Kantakuzanos üç büyük gemiyi Foça&#39;ya gönderdi. Bu gidiş Foça&#39;yı muhasaraya dö­nük bir gidişdi. Ancak Foça yarım adasının ablukaya alın­ması, burayı ele geçirmeye yetmezdi. Kara tarafından da biı tazyik gerekirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu da Saruhan üzerinden olabilirdi. Bu seferde Saruhan diye bir mesele ihdas olunmaktaydı. İmprator Kantakuza­nos, nice paralar ve Amucazâde unvanı vermek suretiyle Sa­ruhan Beyinin kendisiyle müttefik olmasını sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaçırılan çocuk işinin faileri Cenevizlilerdi. Foça hakimi ar­kasında Ceneviz desteği olmadığı takdirde, ne Bizans impa­ratoruna dolayısıyla da istikbâli pek parlak görülen Osmanlı beyliğine böyle üst perdeden, hele hele bir kuşatmaya mu­hatap olacak kadar işi ileriye götürmekten içtinap ederdi. Di­ğer yandan da arkası karanlık bir işe, evlât acısıyla hop diye atlamayıp, elindeki maşayı yâni kaimpederi Kantakuzanosu işle meşgul ettirmek, Orhan Gazİ&#39;nin fıtratındaki devlet ada­mı kumaşının bir dışa vuruntu idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Foçalıtar beldelerini savunuyor Bizanslı gemilerin saldırısı sürüyor ve görülen müdafaanın yıkımı yakın idi ki, hava birden bire değişti. Öyle şiddetli bir lodos esmeğe başladıki, eğer gemiler muhasarayı kaldırıp kendilerini açığa atmazlar­sa kayalıklara ve karaya vura vura parçalanacaklardı. Böy­lece bu akın akim kalmış oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
imparator; Sar uh.an Bey&#39;ine o kadar yakınlık gösteriyordu ki, gününü onunla geçiriyor. Evine, beldesine misafir oluyor bu ihanet eder mi diye hiçbir şey aklına getirmezken, itimat ettiği adam İse, şeytanın iğuasında olduğundan kafasında çeşitli tuzaklar kurmakta, bunların hangisini yaparsam da­ha çok kârlı olurum seçimi yapmaya çalışıyordu. Aklından geçenler kendisinden hiç ayrılmayan Kantakuzanos&#39;u tevkif etmek oe çok yüksek bir kurtuluş ceremesi istemek yâni fid-ye-i necat&#39;da denilen altunlan talep etmek. Ayrıca kendine uzak olmayan ve gücü ile alması kabil olmayan.birkaç ka­sabanın kendi idaresine verilmesini istemek gibi hususlardı bu düşünceleri. Bütün bunları kolayca tatbik edebileceği kanaatini taşıyordu. Ancak kurduğu tuzağa kendi düştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saruhan Bey&#39;inin adamlarından biri, imparator&#39;a olan bi­teni haber vermişti. Bir gün her zamanki saygısını gösteren Saruhan Bey&#39;i imparatorun nezdine gönderdiği güzel ko­şumlu bir at ile hem gezmek hemde çıkarsa av kovalamak maksadını düşündüğünü bildirdi. İmparator; Saruhan Beyi­nin tasavvurundan haberdar değilmiş gibi davranarak, ken­disine mühim ve gizli bir hususu anlatacağını bunun için ben sizi gemime davet ediyorum haberini yolladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saruhan Beyinin gemiye ayak basmasıyla halatlar çözül­dü, yelkenler fora edildi ve hızla sahilden uzaklaşıldt. İşin or­taya çıktığını anlayan Saruhan Bey&#39;i; yanında bulunanla­rında duyacağı sesle tuzağını anlattı. Bir kaç gün sonra, Bey&#39;in hanımı bir miktar para getirip kocasını serbest bırakıl­masını istedi. Eğer kocamı bırakmazsanız, eve döner dönmez bütün bölge insanını aleyhinize kışkırtacağım ve herhangi bir tecavüze karşı, gerek kendimi gerekse yetimlerimi koru­mak için birisiyle evleneceğim demek suretiyle bir ültimatom verdi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator; Saruhan Beyini, yanında tutmanın veya öldür­menin kendisine bir şey kazandırmayacağını, hatta gördükçe canının sıkılacağının neticesine vardı. Bunun üzerine ken­dine verilen altunlan alıp, Saruhan Bey&#39;ini salıverdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öteyandan; Orhan Gazi kaçırılan evlâdı şehzade Halil için kaimbiraderi Matyas Kantakuzanos&#39;un yanına 4 bin asken vermiş, o da bu güçlü askerin yardımıyla, Makedonya civa­rındaki bir çok yeri basıyor ve yağmalıyordu. Aslında Bi­zans&#39;a bağlı olan bu beldeler son zamanlarda Sırplıların ida­resine geçmişti Bu arada yağmalara karşı harekâta geçen bölgedeki Sırp kumandan Matyas&#39;ın kuvvetlerini yenmiş ve Matyası da esir almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haberler; imparator lyonnes Paleogolos&#39;un kulağına vardığında, Midilli adasındaydı ve Foça&#39;nın muhasara hazır­lıklarını yapıyordu. Askerlerine istirahat etmeleri için bir müddet izin vermişti Matyası esir alan Sırp kumandanına bir heyet gönderip dostça münasebetlerini yenileme teklifin­de bulundu. Tabiiki hediyeler göndermeyi de ihmâl etmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sırplı kumandan, makbul cevablar verdiği gibi esb.i Mat­yas&#39;i Paleolog&#39;un gönderdiği heyete teslim etti. İmparator İyonnes Paleolog, Matyas ve eşini Bozcaada&#39;ya gönderdi. Onun oğullarını da Midilli adasını idare etmekle görevlendir­di&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sıralarda Paleolog, kendisi hakkında İstanbulda bir yok etme plânının hazırlandığını haber aldı. Bu plânı akim kılmak için tebdili kıyafetle üç kürekli bir gemiyle İstanbul&#39;a koştu. Kimsenin haberi yokken saraya girip işleri yoluna koymaya başlamıştı ki; Orhan Gazi&#39;den ardarda heyetler ge­lip kendisini şu sözlerle tehdide başladılar; /&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;Eğer Rumlar! Bizim hücumlarımızdan masun kalmak is­tiyorlarsa sen hemen Foça&#39;ya don ve şehzade Halil&#39;i halas eylet..&quot; Kısa zamana işlerini düzene koyan imparator tekrar Foça önlerine koşmak mecburiyetinde kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüyorsunuz ki sevgili okuyucu! Kuuuet ve basiret birleş-timi hükümranlık o güce yakışır Orhan Gazi; daha 2. padi­şahken, Osmanlı devleti siyasi evlilik ve güçlü askeriyle asır­ların Bizans&#39;ını nasıl istediği gibi yönlendiriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehzade Halil&#39;in işi bir türlü nihay etlen mi yor, kaçırıldığı yaz geçmiş, sonbahar tamamlanmış ve çok şiddetli bir kış yaşanmış o mevsimde yerini bahara terke başlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhan Gazi karayoluyla baharın ilk günlerinde Halkidona yani Kadıköyü&#39;ne geldi ve kara ile denizin birleştiği yere ça­dırını kurup bayrağını dikmişti. Otağından oturduğu halde, İmparator&#39;a oğlunun halini konuşmak için gelmesi haberini göndermişti. Her ne kadar iki hükümdar yüzbeyüz konuş-madılarsa da; adamları kayıklarda görüşüyorlardı. Bilgileri hükümdarına naklediyordu. İmparator İonin Paleolog çadırı­nı Kadıköy sahiline pek uzak olmayan kızkulesine kurdu­ğundan, haberleşmede çabuk cereyan ediyordu. Esaretten kurtulacak olan şehzade Halil, Paleologların kızıyla evlene­cek böylece imparator, Orhan Gazi ile dünür olacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İonnes Paleolog, Orhan Gazi&#39;den bir hayli yüksek meblağ alarak Foça&#39;ya hareket etti. İmparator Foça&#39;ya vardığında te­masa geçtiği Foça hakimi Kalofeti, imparatordan yüzbin altu-na yakın para, parlak rütbeler alarak ondan sonra bu kadar şiddetle taleb olunan şehzadeyi biraz geç ue hayli müşkilât ile imparatora teslim etmiştir. İmparator sevinç içinde yanın­da şehzade Halil olduğu halde Bizans&#39;a avdet elti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmparator; şehzade Halil&#39;e &#39;&#39;oğlum, damadım&quot; diye hitap etmekteydi, ülkesinde karışıklık durmuş. Bahar mevsimiyle birlikte ahali Bizarısın dışına çıkmış, bağlarını, bahçelerini tanzim ediyorlardı. Şehzade Halil ise Paleologların sarayına geldiğinde, kendine ayrılan daire önünde, imparatoriçe Ele-niyir reveranslar yaparak selamladı ve şunları söyledi:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;Serairi ancak, Halık-l Rabbülâlemin bilir, nasıl ben gaflete esir oldum ve ailemin ağuşu muhabbetinden mehcur ve ne kadar müddet vatanımdan uzak kaldım. /Ve belâlara duçar oldum. Kılıç ve soğuğa aldırmayarak denizden ve karadan nice zorluklara göğüs geren imprator Efendim hazretleri ibzal buyurdukları himmet sayesinde beni esaretten tahlis etdi. Benden elbette bu lutüfa karşı hiç bir mükâfat beklemezler. Çünkü böyle bir şey kudretimin feukimdendir. Halbuki kud­retim yettiği kadar ve hayatım devam ettikçe hizmetlerine, her münasib husus için bütün gayretimi bütün arzumu fe­da edeceğim.&quot; Daha sonra imparator ve imparatoriçeden mü­saade istiyerek dairesine çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehzade zaman zaman pek gösterişli ve kıymetli elbis rJer içinde halka görüldüğünde alkışlarla istikbal ediliyordu. Bi­zans ileri gelenleri bu yeni damada hediye üzerine hediye veriyorlardı. Bizans sarayında binbir gece masalları gibi bir hayat sürüyordu şehzade Halil, hamam sefaları, parlak ziya­fetlere birbirini kovalıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Paleolog İonnis&#39;in bu ziyafetler sırasında iki yaşındaki bir çocuğunun ölmesine rağmen, metanetini muhafaza etmesini, Bizanslı tarihçi Grigoras alicenaplık diye vasıflandırıyor ki, bu da Bizans tarihçilerinin hükümdarlarını medhetmek için her olaydan isitfade yolunu aradıklarını gösterir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu çocuğun cenaze törenine şehzade Halil&#39;i de davet eden imparator, bu sırada on yaşlarında olan ve Osmanlı şehzade­sine nişanlandığı İrini&#39;yi bu merasimde gösterme imkanı bul­du.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bize göre o sırada; Kantakuzanos ile Paleologlar Bizans tahtında şerik yani ortak olarak bulunduklarından, tabiiki birbirlerini tasfiye etmek arzu ve teşebbüsleri gizli gizli yapıl­maktaydı. Dikkat buyurursanız, Sultan Orhan&#39;ın. Asporça Hatun isimli hanımı, Teodora adlı hanımı ki şehzade Halil&#39;in annesidir. Kantakuzanos ailesinden idi, 4. hanımı Bayalan Hatun&#39;da Paleolog ailesinen bir prenses idi. Yâni gerek Sul­tan Orhan siyasi evlilikleri her iki kral ailesi ile yapmayı na­sıl evlâ görmüşse, lonnis Paleolog&#39;da Osmanlı Sultanını, kızı­na kaimpeder yapmayı o kadar evlâ görmekte olmalıdır. Şehzade Halil; Bizans&#39;da bunları yaşarken Orhan Gazi, İz­nik&#39;ten, Kocaeline gitmişti. İonnes Paleolog İstanbul&#39;dan bin­diği bir gemiye yanında şehzade Halil olduğu halde İzmit&#39;e doğru yola çıktılar ve ertesi gün limana geldiler. Şehzade Ha­lil&#39;i babasına teslim ederken, çizmeyi aşan imparator,-Halil Beyi oeliahd tayin etmesini rica ederken şunları söyledi: &#39;\.Hak budur çünkü şehzade Halil oğullarının en sevgilisi ve kızının nişanlısı olup, cesur ve bazusu kuvvetli, akıllı ve hü­kümet edebilecek olmağa müstahaktır.&quot; Dediğini ifade eden Bizanslı tarihçi Gringoras şunu ilave ediyor: &quot;zâten Orhan Bey buna mütemayil idi. İmparatorun söyledikleri bu tema­yülünü bir meyelân haline getirdi ve bunu hazırlayacak şartları tesbite karar verdi. Orada bulunan Bizans askeriyle, Osmanlı askeri karışık bir alay teşkil ettiler ve yürüyüşler yaparken, musiki aletleriyle çeşitli marşlar ve musiki eserleri çalındı. Bölgede yaşayan müslim ve gayri müslimler birbirle­riyle dostça eğlendiler &quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehzade Halil Bey&#39;in kaçırılması; adetâ Bizans&#39;ın hayat bulmasına yaradığını göz önüne alırsak, bu. kaçırma işinin o devrin gizli istihbaratının bir çalışması olarak değerlendirir­sek, fazla bir yanlış yapmış olmayız. Çünkü kaçırılma olayı­nın kime yaradığına baktığımızda, bunun Bizans&#39;a çok fay­da sağladığını görüyoruz. Bizans içindeki taht kavgasını bir kenara bırakalım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Osmanlıların Rumeliye çıkmasından sonra bir çeteler cen­neti hâline gelmiş olan Trakya ovaranda, çetelik son buldu. İnsanlar bağlarını, bahçelerini hürriyet içinde ve pür neşe tanzime koyuldular. Osmanlı âdil idaresi bu bölge insanını yüz yıllardır hasretini çektiği bir idareydi. Dolayısıyla her ne kadar Osmanlı kılıcı atında yaşayan bölge ahalisi din olarak da, tebâ olarakda nihayet Bizanslıydı. Bu bakımdan, Os­manlının Rumetiye geçişi Bizans ahalisine yaramıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anadolu üzerinden Bizans toprağına seferler düzenleyen Osmanlı kumandanları İzmit, Hereke, Samandra gibi yerleri kılıç altında tutup, fethe hazır hâle getirmişlerdi. Bu bakım­dan buralarda yerleşmiş olan Rumlar bağ ve bahçelerini işle-yemiyorlar dolayısıyla iktisadi bir krizin içinde mahvolup gi­diyorlardı. Bütün bu olumluzluklar Orhan Gazi&#39;nin şehzade­lerinden Halil Bey&#39;in kaçırılmasıyla başka bir safhaya dökül­dü. Orhan Gazi dostluk elini uzatmak mecburiyetinde kaldı. Zaten; Yeni yeni büyümeğe başlamış bir Beyliğin basınca ol­duğunun idrâki içinde, Bizans gibi avrupanın, kolay kolay gözden çıkarmayacağı bir devletle temkinli olarak münase­bet sürdürmeliydi ve nitekim evliliğinde bile üç tane Bizanslı Prensese çadırını ve ağuşunu açdı. Şehzade Halil&#39;in kaçırıl­masıyla meydana gelen temaslar ve bu temaslar neticeslnde-ki dostluk belirtileri Bizans halkına hemen müsbet olarak aksetti. Bu ahali sûrların dışına çıkmak ve arazileriyle meş­gul olma şansını buldu o sene yağmayan yağmurlar yağdı, üzün zamandır istihsade görülen kıtlık, bollukla yer değiştir­di. Rahmet bulutları Bizanslıların üzerine yağdı, Demekki şehzade Halil&#39;in kaçırılması en çok Bizans&#39;a yaramıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hemen burada Şehzade Halil&#39;in akıbetinide verelim. 1359&#39;da Kocaeli sancak beyi olan şehzade Halil, kendinden bir yaş küçük İrini ile İznik1 de evlendi. 1361&#39;de Gündüz, 1362&#39;de Ömer adı verilen iki erkek çocuğu oldu. Bunlar ço­cuk yaşlarında vefat ettiler. Şehzade Halil&#39;de 1362&#39;de onbeş yaşında olduğu halde öldü.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/5286862206892588301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/5286862206892588301?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/5286862206892588301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/5286862206892588301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/sultan-orhan-hayat.html' title='Sultan Orhan Hayatı'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-1408211154420835882</id><published>2010-09-18T04:14:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T14:07:12.421-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ekolojik kavram ne demektir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ekolojik kavram nedir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ekolojik kavramlar nelerdir"/><title type='text'>Ekolojik Kavramlar Nelerdir?</title><content type='html'>Ekolojik Kavramı sizlere öğrendiğim ve aldığım notlar dahilince size aktaracağım arkadaşlar.Umarım sizler içinde yararlı olur.Bilgiler tamamen doğrudur.Herhalde bi yanlışlık bulunmamaktadır.Neyse başlayalım ekolojik kavramların ne olduğunu ve açıklamalarını*&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Ekosistem:Belirli bir alanda bulunan canlı ve cansız çevredi.Örnek olarak göl ekosistemi örnek gösterilebilir.&lt;br /&gt;
*Komunite:Ekosistem bulunan canlı organizmaların oluşturduğu topluluktur.Örnek olarak olarak Karadeniz&#39;de yaşayan canlılar örnek gösterilebilir.&lt;br /&gt;
*Ekoton:İki ekosistem arasındaki sınır bölgesidir.Canlı çeşitliliği çok fazladır.Misal dağ düşünülim yanında da deniz sahil kesimi ekoton bölge olur.&lt;br /&gt;
*Populasyon:Belir bir alanda yaşayan aynı türden canlıların oluşturduğu gruptur.Örnek olarak Karanedeki hamsi balıkları örnek gösterilebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ekosistem komünite ve populasyonu büyükten küçüğe doğru sıraladığımızda Ekosistem&gt;Komite&gt;Populasyon şeklinde sıralanır.&lt;br /&gt;
*Habitat:Bir populasyonun doğal olarak yaşadığı yerdir.&lt;br /&gt;
*Ekolojik iş:Populasyonun ekosistemdeki üstlendiği görevdir.&lt;br /&gt;
*Mikroklima:Bir ekosistemde her bir tabaka ayrı ayrı gözlenen iklim değerleridir.&lt;br /&gt;
*Baskın Tür:Bir ekosistemde bir türün sayıca diğer türlerden fazla olmasıdır.&lt;br /&gt;
*Süksesyon:Herhangi bir doğa olayı sonucu ekosistemdeki baskın türün değişmesidir.&lt;br /&gt;
*Biyosfer:Yeryüzünde canlı yaşamına olanak sağlayan bütün bölgelere biyosfer denir.&lt;br /&gt;
*Detritus:Ölü organizmalara denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yorumlarınızı eksik etmeyin arkadaşlar.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/1408211154420835882/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/1408211154420835882?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/1408211154420835882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/1408211154420835882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/ekolojik-kavramlar-nelerdir.html' title='Ekolojik Kavramlar Nelerdir?'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-5510241153177606665</id><published>2010-09-17T04:41:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T14:07:57.805-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="bağ çeşitleri"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kimya bağ çeşitler"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kimya kimyasal bağlar"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kimyasal bağlar"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kimyasal bağlar nelerdir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kimyasal bağların özellikleri"/><title type='text'>Kimyasal Bağlar, Kimyasal Bağların Özellikleri, Bağ Çeşitleri</title><content type='html'>Sizlere ygs kimya konusu olan bağ çeşitlerini anlatacağım.Çok basit bi konudur.Her yıl olmasa da 2 yılda bir öss de çıkmaktadır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atomları birbirine bağlayan ve bir arada kalmalarını sağlayan kuvvetlere, kimyasal bağlardenir. Kimyasal bağlar, aslnda atomları birbirine çeken elektriksel çekim kuvvetleridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başlıca iki türlüdür:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1- İyonik Bağ: (+)Yüklü iyon (katyon) ve (-) yüklü iyon (anyon) arasında elektron alışverişi şeklinde gerçekleşen bağdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örneğin Klor (17) atomunun kararlı hale geçmesi için1elektron alması gerekir. Sodyum (11)atomunun kararlı hale geçmesi içinse 1 elektron vermesi gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Klor atomu sodyumun 1 elektronunu alarak (-) yüklenir. Böylece klor anyonu oluşur. Sodyum atomu ise elektron verdiği için (+) yüklenir ve sodyum katyonunu oluşturur. Oluşan anyon ve katyon zıt yüklere sahip olduğundan birbirini çeker. Anyon ve katyon arasındaki bu çekim kuvveti bir bağdır ve iyonik bağ olarak adlandırılır. Sonuçta tuz oluşur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İyonik bağ içeren yapılar moleküllerden oluşmaz, iyonlardan oluşur.&lt;br /&gt;
İyonik bağ sadece tek bir sodyum iyonu ve tek bir klor iyonu arasında olmaz. Her bir iyon tanesi, zıt yüklü iyonlar tarafından sarılır ve yığınlar oluşur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2- Kovalent Bağ:Atomlar arasında, son katmanlarda yer alan elektronlardan bazılarının ortaklaşa kullanılmasıyla oluşan bağa denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kovalent bağ kuran atomlar arasında ortaklaşa kullanılan elektronlar, her iki atomu da dublet ya da oktete ulaştırır. Her iki atoma da iyon diyemeyiz. Çünkü elektron almamış, vermemişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kovalent bağ aynı cins atomlar arasında oluyorsa apolar kovalent bağ adını alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örneğin:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Flor (9) atomları arasında:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kovalent bağ farklı cins atomlar arasında oluyorsa polar kovalent bağ adını alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örneğin:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hidrojen (1) ve Klor (17) atomları arasında:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kovalent bağlı yapılar molekül oluşturur.&lt;br /&gt;
Atomlar arasında elektron ortaklaşması veya elektron alışverişi olmazsa kimyasal bağ da olmaz. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Umarım faydalı olmuştur.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/5510241153177606665/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/5510241153177606665?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/5510241153177606665'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/5510241153177606665'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/kimyasal-baglar-kimyasal-baglarn.html' title='Kimyasal Bağlar, Kimyasal Bağların Özellikleri, Bağ Çeşitleri'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-9216496975348458346</id><published>2010-09-15T06:34:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T14:08:48.632-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tırnak işareti nedir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tırnak işaretinin kullanım alanları"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tırnak işaretinin özellikleri"/><title type='text'>Tırnak İşaretinin Özellikleri</title><content type='html'>İnci hocamın bana anlattığı kadarını sizlerede ileteceğim.Emin olabilirsiniz İnci Hoca bana göre yaşadığı şehrin en iyi türkçe hocalarındandır.&lt;br /&gt;
Her neyse gelelim tırnak işaretlerine.Konuyu örneklerle anlatacağım.&lt;br /&gt;
1-Yazar ve eser isimleri tırnak içine alınır.&lt;br /&gt;
Elif Şafak&#39;ın &#39;&#39;Aşk&#39;&#39; romanı çok okundu.&lt;br /&gt;
2-Vurgulamak istediğimiz sözlüklerde tırnak işareti kullanabiliriz.&lt;br /&gt;
En büyük sorunumuz &#39;&#39;çevre kirliliğidir.&#39;&#39;&lt;br /&gt;
3-Birisinin konuşmasını tamamen dolaylama yapmadan anlatıyorsak.&lt;br /&gt;
Mümin:&#39;&#39;Dersten kaçalım.&#39;&#39;dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sizlere yardımcı olabildiysem ne mutlu bana başka bi yazımda görüşmek üzere.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/9216496975348458346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/9216496975348458346?isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/9216496975348458346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/9216496975348458346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/trnak-isaretinin-ozellikleri.html' title='Tırnak İşaretinin Özellikleri'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-7391722603573661279</id><published>2010-09-14T12:46:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T14:04:54.899-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="iki nokta kuralları"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="iki nokta nedir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="iki noktanıın özellikler"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="imla kuralları"/><title type='text'>İki Noktanın Özellikleri</title><content type='html'>Pek çok kişinin yapamadığı noktalama işaretlerinden biri olan &#39;&#39;iki nokta&#39;&#39; aslında çok basit 3 maddesi var.&lt;br /&gt;
1-Tırnaktan önce iki nokta konur.&lt;br /&gt;
Annem:&#39;&#39;Eve gelirken 2 limon al.&#39;&#39;dedi.&lt;br /&gt;
2-Açıklama yapılacaksa iki nokta kullanılır.Ayriyetten büyük harfle başlar&lt;br /&gt;
Şunu unutmayın:Başarının sırrı çalışmaktır.&lt;br /&gt;
Önemli ipucu:&#39;&#39;Şunu,bunu&#39;&#39; gördüğünüzde iki nokta koymayı unutmayın.&lt;br /&gt;
3-Örnek verirken iki nokta konur.&lt;br /&gt;
Bazı eylemler oluş bildirir:büyümek sararmak...&lt;br /&gt;
Onun iki üstün yanı var:Çalışmak,herkese yardım etmek.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/7391722603573661279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/7391722603573661279?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/7391722603573661279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/7391722603573661279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/iki-noktann-ozellikleri.html' title='İki Noktanın Özellikleri'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-7551561540986565140</id><published>2010-09-14T12:40:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T14:09:54.526-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="noktalı virgül kuralları"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="noktalı virgül özellikleri"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="noktalı virgülün özellikleri"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="noktalı virgün kullanım alanları"/><title type='text'>Noktalı Virgülün Özellikleri</title><content type='html'>1-Ahmet,okuldan çıkar;eve giderdi.Virgül kullanılırsa ilk başta daha sonraki noktalı virgül olur.&lt;br /&gt;
2-Ali;Mehmet,Hasan ve Ahmet&#39;i yemeğe götürdü.Anlam karışıklığını engellediğini için kullanıldı.&lt;br /&gt;
3-Ahmet okuldan çıktı;ama evet gitmedi.&#39;&#39;Ama,fakat,lakin...vb&#39;&#39; sözlüklerden önce &#39;&#39;noktalı virgül&#39;&#39; kullanılır.&lt;br /&gt;
4-Ahmet okuldan çıktı;&lt;b&gt;(ama)&lt;/b&gt;eve gitmedi.Bağlaç konulur uyarsa noktalı virgül konur.&lt;br /&gt;
5-Pazardan elma,armut;patlıcan kabak aldım.Farklı öğeleri ayırmak için kullanılır.&lt;br /&gt;
Elma,armut meyve patlıcan kabak ise sebzedir.&lt;br /&gt;
Size bir nebzede yardımcı olabildiysem ne mutlu bana.Bilmeyenler bunu okuduktan sonra kısa sürede öğrenir umarım.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/7551561540986565140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/7551561540986565140?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/7551561540986565140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/7551561540986565140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/noktal-virgulun-ozellikleri.html' title='Noktalı Virgülün Özellikleri'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-5602365011085343580</id><published>2010-09-14T12:35:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T14:10:54.606-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="virgül nedir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="virgülün kullanım alanları"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="virgülün özellikleri"/><title type='text'>Virgülün Özellikleri</title><content type='html'>Öss&#39;de mutlak çıkan konulardan biri noktalama işaretleri.Her yıl minimum 3-4 soru geliyor.Ben de sizlere virgülün özelliklerini anlatacağım.Paylaştığım bilgiler tamamen doğrudur.Herhangi bir yerde hata yoktur.Umarım örneklerle anlattığım virgülün özelliklerini anlarsınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1-Eş görevli sözcükleri ayırmak için kullanılır.&lt;br /&gt;
Örnek: Güller,menekşeler açtı.&lt;br /&gt;
2-Sıralı cümleleri ayırmak için kullanılır.&lt;br /&gt;
Örnek:Okuldan çıkar,eve giderdi.&lt;br /&gt;
3-Özneden sonra kullanılır.&lt;br /&gt;
Örnek:Ali,eve erken geldi.&lt;br /&gt;
4-Aktarma cümlerlerinde kullanılır.&lt;br /&gt;
Örnek:Seni sonra ararım,dedi.&lt;br /&gt;
5-Ara cümlelerde kullanılır.&lt;br /&gt;
Örnek:Bugün uğrarsa pek sanmıyorum,aradığını söylerim.&lt;br /&gt;
6-Anlam karışıklığını önlemek için kullanılır.&lt;br /&gt;
Örnek:Genç,kıza baktı.&lt;br /&gt;
7-&#39;&#39;Evet,Hayır&#39;&#39; sözlerinden sonra kullanılır.&lt;br /&gt;
Örnek:Evet,gelirim.&lt;br /&gt;
İzinsiz kopyalanması yasaktır.İlginiz için teşekkürler.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/5602365011085343580/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/5602365011085343580?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/5602365011085343580'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/5602365011085343580'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/virgulun-ozellikleri.html' title='Virgülün Özellikleri'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-6474635599789094844</id><published>2010-09-14T05:34:00.001-07:00</published><updated>2010-09-21T14:13:46.869-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ders çalışma taktikleri"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ders çalışıyorum başaramıyorum"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ders çalışşamda başaramıyorum"/><title type='text'>Her Ders İçin Çalışma Taktikleri</title><content type='html'>MATEMATİK DERSİNİN İÇERİĞİ&lt;br /&gt;
Matematik şekil, sayı ve çoklukların yapılarını, özelliklerini ve aralarındaki bağıntıları, düşünce yoluyla inceleyen bir bilimdir. Matematik öğreniminde temel amaç insanlarda doğuştan var olan düşünebilme kabiliyetini geliştirmektir. Matematik, karşılaşacağımız olayları ve problemleri inceleyen, araştırma ve karşılaştırma yaparak her konuda mantıklı düşünmeyi ve doğruyu bulmamızı sağlayan bir bilim dalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MATEMATİK DERSİNE ÇALIŞMA&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A) Derste&lt;br /&gt;
Derslere mutlaka ön hazırlık yapmış olarak gelmek gerekir. Derslerde öğretmenin konu anlatımı ve verdiği örnekler dikkatle izlenmeli, anlaşılmayan ve eksik kalan noktalar hemen sorulmalıdır. Öğretmenin soru çözmede kullandığı kısa yollar birimler, formüller ezberlenmek yerine sebep-sonuç ilişkisi kurarak öğrenilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
B) Bireysel Çalışmalarda&lt;br /&gt;
Matematik dersindeki konular derste iyi öğrenilmiş olsa bile, düzenli test çözülmezse çok çabuk unutulur. Bu derste başarılı olabilmek için ön yargısız, sabırlı ve programlı olmak şarttır. Konu konu ve günü gününe çalışmak zorunludur. Bu çalışmalarda çözülemeyen soruların vakit kaybetmeden doğru çözümleri öğrenilmelidir. Mümkün olduğunca çalışmalar çok sayıda ve farklı tarzda sorular ile zenginleştirilmelidir.&lt;br /&gt;
Matematik dersindeki başarısızlığın temeli, kişinin yapması gereken çalışmaları zamanın da ve yeteri kadar yapmamasıdır. Düzenli çalışılıp, gerekli altyapı oluşturulduğunda matematiğin eğlenceli yönü fark edilecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Geometri Sorularını Kolayca Çözün !&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Geometri konularını; doğrular, üçgenler, dörtgenler, çemberler uzay geometri ve analitik olmak üzere altı ana başlık olarak düşünebiliriz. Geometri sorularını açı, uzunluk, alan ve çoğunlukla hacim bulma konuları içerir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir üçgen sorusu; üçgenin tüm konularını içerebilir. Üçgen konusuyla ilgili tüm soruları çözebilmek için, konun tamamı ve formülleri bilinmelidir. Üçgen konusu okullarda bir yıl boyunca okutulmaktadır. Üçgen sorularını çözebilen bir kişi, az bir çalışmayla diğer konuların sorularını da çözebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Geometri sorularını çözmeye yeni başlayacak kişiler. Öncelikle çözümlü soruları inceleyip çözmelidir. Bu şekilde bir konudan yeterince örnek soru çözüldükten sonra, çözümsüz sorularda çözülenebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Geometri soruları çoğunlukla şekilli sorular olduğundan, soruların çözümü de şekil üzerindedir. Şekil üzerinde geometri sorusunu çözebilmek için, soruda verilen tüm bilgiler şekle kayıt edilmelidir. Gerekli bilgiler şekilden alınarak sorular çözülebilinir. Geometri soru çözümlerinde farklı yollardan sorular çözülebilir. Bu yolları kolay görmenin en önemli şartı konuyla ilgili yeterince örnek soru çözmektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Geometri Sorularını Kolay Çözmek İçin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısaca şunlar yapılmalıdır.&lt;br /&gt;
1) Soruyu içeren konu ve formüller bilinmelidir.&lt;br /&gt;
2) Önceden yeterince örnek soru çözülmelidir.&lt;br /&gt;
3) Sorunun çözümü için verilen tüm bilgiler şekle yerleştirilmelidir.&lt;br /&gt;
4) Açı sorularında ikizkenar üçgen varsa, tepe açısı tespit edilip, taban açılarının aynı olduğu şekle yazılmalıdır.&lt;br /&gt;
5) Bir şekilde 30o, 45o, 60o, 150o, 145o, 120o varsa uygun bir köşeden dik indirilerek sorular çözülebilir.&lt;br /&gt;
6) İkizkenar üçgen, eşkenar üçgen, ikizkenar yamuk sorularında tepe açılarından dik indirilerek sorular kolay çözülebilir.&lt;br /&gt;
7) İki kenarı paralel olan bir dörtgen sorusunda bir köşeden paralel olamayan kenara paralel çizilerek soru kolayca çözülebilir.&lt;br /&gt;
Yeni öğrenilen her konu mutlaka akşam tekrar edilmeli, hafta içi ve hafta sonunda birer tekrar yapılırsa konu uzun zaman hafızamızda saklı kalır.&lt;br /&gt;
9) Başarmak istediğiniz bir konuda samimi iseniz, onu mutlaka başarırısınız.&lt;br /&gt;
COĞRAFYA DERSİNİN İÇERİĞİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Coğrafyanın araştırma ve inceleme konusu yeryüzünde görülen olayların karşılıklı sebep sonuç ilişkileridir. Örneğin dünyanın şekli ve hareketleri, harita bilgisi, iklim ve doğal bitki örtüsü, yer şekillerinin oluşum ve etkileri, nüfus ve yerleşme, ekonomik coğrafya ve Türkiye coğrafyası, doğal ve beşeri olayların tanınması ve bunların insanlar üzerindeki etkilerini araştırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
COĞRAFYA DERSİNE ÇALIŞMA&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A) Derste&lt;br /&gt;
Her derste olduğu gibi bu dersin daha iyi anlaşılması için mümkünse farklı kaynaklardan o günkü konu ile ilgili ön hazırlık yapılarak gelinmelidir. Coğrafya dersi ayrıntı içeren ve bölümleri arasında konu bütünlüğü olan bir ders olduğu için dersin her boyutunda aktif bir dinleyici olmak gerekir. Asıl olan atlaslarda ve duvar haritalarında bulunabilen yer adlarını çeşitli istatistiki bilgileri ezberlemek değil, coğrafi olayların sebeplerini açıklamaya ve bu sebeplerden sonuçlar çıkarmaya yönelmektir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
B) Bireysel Çalışmalarda&lt;br /&gt;
Bireysel çalışmalarda derste anlatılan konular belli dönemlerde tekrar edilmeli ve testler çözülmeli, yanlış cevaplandırılan ve boş bırakılan sorulara ait konulara geri dönülmelidir.&lt;br /&gt;
Okuma, anlama ve yorumlama hızını arttırmaya yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir.&lt;br /&gt;
Kavram, yargı ve düşünce düzeyinde bireysel gelişimi sağlayacak çalışmalar yapılmalı, test kapsamları gözden geçirilmelidir. Çözülen soru sayısından ziyade soru içeriklerine dikkat edilmeli, konunun tüm özelliklerini kavratıcı niteliklere sahip sorulara ağırlık verilmelidir.&lt;br /&gt;
Coğrafya dersinde genel soyut kavramlar az, somut kavramlar daha çoktur. Ders çalışırken günlük yaşamdan ve hayatın içinden örnekler seçmeliyiz. Bu öğrenmemizi kolaylaştıracaktır. Sadece konuyu dinleyip ya da okuyup anlaşıldığına karar vermemiz doğru değildir. Konuyu anlamış olmamız için konu ile ilgili soruların doğru yapılıp yapılmadığına bakmak zorundayız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Coğrafyada temel prensip doğal ve beşeri olayların dünya genelinde ve Türkiye&#39;deki dağılışıdır. Bunun için sınavdan önce dünya ve Türkiye haritaları iyi incelenmeli önemli doğal ve beşeri olayların yeri bilinmelidir. Örneğin en kurak yerlerin dağılışı, çöllerin dağılışı, en çok yağış alan yerler, ormanların dağılışı, sıcak iklimlerdeki ülkeler, kutuplara yakın ülkeler, doğu ve batı yönündeki geniş ülkeler, eğimli ve engebeli ülkeler, ovalar ve platoların bulunduğu ülkeler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
TÜRKÇE DERSİNİN İÇERİĞİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkçe dersi dil ve anlam bilgisi olmak üzere iki temel konudan oluşur. Öğrencinin dinleme, okuma ve yazma faaliyetleri ile Türk dilinin bütün özelliklerini öğrenme, kullanma ve bu yolla bilgi edinme, kavrama, analiz ve sentez yapabilme alışkanlığı kazanması bu dersi okumadaki en önemli gerekçelerden birkaç tanesidir. Türkçe dersi kişinin anlama ve yorumlama gücünü geliştirdiği için bu derste başarılı olmak, tüm derslerdeki, özellikle sözel derslerdeki başarıyı olumlu yönde etkilemektedir. Doğru cevabı bulmak soruyu doğru okumaya, doğru anlamaya ve doğru yorumlamaya bağlıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
TÜRKÇE DERSİNE ÇALIŞMA&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A) Derste&lt;br /&gt;
Türkçe dersi dinlenirken; öğretmenin uyarıları dikkate alınmalı, önemli yerler işaretlemeli, anlatılanların benzerlik ve zıtlıkları karşılaştırılarak mukayese edebilme bilinci geliştirilmelidir. Türkçe dersinde konular işlenirken yakından uzağa, basitten karmaşığa ve bilinenden bilinmeyene giden bir yöntem izlenir. Ayrıca Türkçe konuları birbirinden bağımsız değildir. Bu nedenle bütün konular derste ilgi ile takip edilmelidir. Derste öğretmenin verdiği örnekler, öğrenilen konuların ince ayrıntılarını kavratmaya yönelik olduğu için bu örneklere ait özellikler üzerinde durulmalıdır. Soru sayısı en fazla olan ders olduğu için bu derse karşı önyargılı davranılmayıp anlaşılmayan bölümler öğretmene sorulmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
B) Bireysel Çalışmalarda&lt;br /&gt;
Bireysel çalışmalarda derste anlatılan konular belli dönemlerde tekrar edilmeli ve testler çözülmeli, yanlış cevaplandırılan ve boş bırakılan sorulara ait konulara geri dönülmelidir.&lt;br /&gt;
Okuma, anlama ve yorumlama hızını arttırmaya yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir.&lt;br /&gt;
Kavram, yargı ve düşünce düzeyinde bireysel gelişimi sağlayacak çalışmalar yapılmalı, test kapsamları gözden geçirilmelidir. Çözülen soru sayısından ziyade soru içeriklerine dikkat edilmeli, konunun tüm özelliklerini kavratıcı niteliklere sahip sorulara ağırlık verilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tarih Dersine Nasıl Çalışılır?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okumaktan sıkılmayan, geçmişi merak eden ve günümüzdeki gelişmelerle geçmişi özdeşleştirmekten hoşlanan öğrenciler, tarih konularını kolayca öğrenebilmektedirler. Tarih kolay öğrenildiği gibi, kolayca da unutulabilmektedir. Çünkü, yüzlerce bilgiyi (neden - sonuç - anlaşma maddesi gibi) akılda tutmak gerekiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atalarımız &quot;Okumadan âlim, yazmadan katip olunmaz.&quot; demişler. Tarih dersine çalışırken konuları anlayarak okumalı, bir yandan da küçük küçük notlar alınmalıdır.&lt;br /&gt;
Dersi öğretmen anlatırken iyi dinlemeli, anlaşılmayan yerler sorulmalıdır. Not tutma da ihmal edilmemelidir. Daha sonra bu notlar gözden geçirilerek, konu tekrar edilmelidir.&lt;br /&gt;
Bilgilerinizi kontrol etmek, sağlamlaştırmak ve konulara dair yorum gücünüzü artırmak için, bulabildiğiniz kadar soru çözmelisiniz. Bol soru çözme, soru çözme hızınızı artıracağı gibi, bilgi eksikliklerinizin görülmesini de sağlayacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konularla ilgili temel bilgiler çok iyi bilinmelidir. Önemli olayların nedenleri ve sonuçları, önemli olaylar arasındaki etkileşim günümüze kadar devam eden etkileri öğrenilmelidir.&lt;br /&gt;
Tarih konularıyla ilgili temel kavramlar ve terimler çok iyi bilinmelidir: Merkezi otorite, siyasi birlik, feodalite, rönesans, manda ve himaye gibi.&lt;br /&gt;
Temel bilgiler ve kavramlar arasında bağlantılar kurulmalıdır. Örneğin, Haçlı Seferlerinin sonuçlarıyla Avrupa&#39;daki siyasal, sosyal, ekonomik ve bilimsel gelişmeler arasındaki etkileşimin bilinmesi gibi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tarih olayları arasındaki benzerlikler, ortak noktalar bilinmelidir. Örneğin, ekonomik çıkarların devletler arasında savaşa neden olması. Milliyetçilik akımının etkisiyle bağımsızlıklarını kazanmak isteyen ulusların imparatorluklara isyan etmesi veya ham madde ve pazar rekabetinin sanayileşmiş ülkeler arasında anlaşmazlıklara neden olması gibi. Buna din unsuru, egemen olma duygusu, toprak kazanma isteği de örnek olarak gösterilebilir.&lt;br /&gt;
Geçmiş yıllarda çıkan ÖSS ve ÖYS soruları çözülmelidir.&lt;br /&gt;
Konular halledildikten sonra bolca test çözülmelidir .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
BİYOLOJİ DERSİNİN İÇERİĞİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biyoloji, canlıları inceleyen bir bilim dalıdır. Canlılara ait olan olayları pozitif bilim metotlarıyla açıklamaya çalışır. Biyoloji, yaşamsal olaylar arasında ilişki kurup hayatı kolaylaştırır. Sebep-sonuç ilişkileri kurarak yaşamı kavrama ve edinilen bilgilerden faydalanarak problemleri çözmeye çalışır. İşte tüm bunlar biyoloji öğrenmenin temel amaçlarıdır.&lt;br /&gt;
Biyoloji öğretiminin sonucunda canlılar, sistemler, basit anlamda yaşam ve onu oluşturan unsurlar kavratılır ve bunlar pratik hayatta kullanılabilecek veriye dönüştürülür. Biyoloji dersi bilgi ağırlıklı olması sebebiyle anlatımın yanında grafik, şekil, tablo ve şema ile desteklenerek yorum yaptırılan, muhakeme ve karşılaştırma gerektiren, ezberle öğrenilemeyecek, çok önemli bir fen bilimleri dersidir. Bazı ünitelerin biyolojide temel olması nedeniyle ilerleyen ünitelere gelince temel konuların tekrar gözden geçirilmesi gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
BİYOLOJİ DERSİNE ÇALIŞMA&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A) Derste&lt;br /&gt;
Her ders için geçerli olduğu gibi biyoloji dersinde de başarılı olmanın temelinde dersin derste öğrenilmesi koşulu vardır. Öğrenci etkin dinleme çerçevesinde karşılıklı diyalog ile konuları pekiştirmeli ve kafasına takılan soruları anında sorarak çözüm yolu bulmalıdır. &quot;Bu derste konuyu anlamasam da olur. Anlatan biri elbette bulunur. &quot; fikri zihninize yerleşmişse dersi takip etmede sorun yaşayabilirsiniz. Biyoloji dersinde mantıksal bilgi ön planda olduğu için konular dinlenirken önemli noktalar kaçırılmamalıdır. Canlı varlıklara karşı ilgili bir zihinsel hazırlık ve merak güdüsü de biyoloji öğrenmeyi kolaylaştırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
B) Bireysel Çalışmalarda&lt;br /&gt;
Biyoloji, Latince terimlerin ağırlıklı olduğu bir derstir. Dershanede veya okulda öğretmenden dersi dinledikten sonra kelimelerin akılda tutulabilmesi için mutlaka tekrar edilmesi gerekir. Çünkü ilk kez duyulan kelimelerin unutulması daha kolaydır. Bir gün sonra işleyeceğiniz konuya ön hazırlık yaparak veya en az bir kez okuyarak gelirseniz daha kalıcı ve kolay bir öğrenme gerçekleştirmiş olursunuz. Biyoloji dersi çalışırken önemli noktaların altı çizilmeli gerekli notlar alınmalıdır. Böylelikle konuların önemli yerleri notlardan tekrar edilebilir. Ders çalışılırken sebep-sonuç ilişkisi dikkate alınarak ezberden kaçınılmalıdır. Ezber; muhakeme sorularını çözmekte sizi zora sokabilir. Öğrenilen konular periyodik zamanlarda soru çözülerek pekiştirilmeli, unutulma engellenmelidir. Her derste olduğu gibi biyoloji dersi de önem verilmesi gereken, çalışma ve emek isteyen bir derstir. Biyoloji atlasından, şekillerden, kitaptaki grafik ve tablolardan faydalanılması öğrencinin görme duyusunu da geliştireceğinden etkili bir öğrenme sağlanmış olacaktır.&lt;br /&gt;
KİMYA DERSİNİN İÇERİĞİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kimya dersi, maddelerin yapısını, özelliklerini, birbirleri ile olan etkileşimlerini inceler. Bu dersle, gözlemlerin formüle edilişi, analitik düşünme ve problem çözme yeteneği kazandırılmaya çalışılır. Kimya başlı başına bir bilim olmasına rağmen matematik, biyoloji ve fizik dersleri ile de bağlantılıdır. Bu sebeple ÖSS&#39;de çıkan bazı kimya soruları biyoloji ve fizik konularını da kapsamaktadır. Eğer matematik dersinde başarılı iseniz kimya dersinde de başarılı olmanız kuvvetle muhtemeldir. Özellikle trigonometri, denklem kurma, grafikler ve türev gibi matematiğe ait konuların, bağıntı ve formüllerin iyi öğrenilmesi kimya dersine ait çalışmalarınızda işinizi kolaylaştırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KİMYA DERSİNE ÇALIŞMA&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A) Derste&lt;br /&gt;
Derste aktif olmanız gerekir. Bunun için derste işlenecek konuya ön hazırlık yaparak gelmeniz, hem aktif olmanızı, hem de konuya daha hızlı hakim olmanızı sağlar. Bu şekilde derste işlenen konuya dair eksiklerinizi fark ederek kısa sürede konunun bütününe hakim olabilirsiniz.&lt;br /&gt;
Tüm derslerde olduğu gibi kimya dersinde de başarılı olmak için kimya dersine veya bazı kimya konularına karşı önyargıdan kaçınmak gerekir. Dersi iyi dinlemeli, ayrıntıya kaçmadan önemli gördüğünüz yerlerin altını çizmelisiniz. Anlamadığınız yerleri öğretmene sormaktan çekinmemelisiniz. Öğretmen tarafından sınıfta örnek olarak çözülen sorulara da dikkat etmelisiniz.&lt;br /&gt;
B) Bireysel Çalışmalarda&lt;br /&gt;
Dersi derste dinlediğiniz zaman yapmanız gereken görevin % 70&#39;ni halletmişsiniz demektir. Bundan sonraki göreviniz ise öğrenmiş olduklarınızı pekiştirmek, unutmamak, ve tam manasıyla öğrenemediğiniz konuları da öğrenmeye çalışmaktır. Dershaneden aldığınız tüm kaynakları bireysel çalışmalarda kullanmalısınız. Farklı kaynaklardan da yararlanarak değişik soru tiplerine aşinalık kazanabilirsiniz. Konu ve soru kitaplarını bitirdikten sonra ÖSS denemeleri çözerek kendinizi geliştirebilirsiniz. En iyi öğrenme yollarından biri de deneme sınavlarının sonunda yapamadıklarınızı veya boş bıraktıklarınızı öğretmenlerinizle ve arkadaşlarınızla tartışarak öğrenmeye çalışmanızdır.&lt;br /&gt;
FİZİK DERSİNİN İÇERİĞİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fizik dersi, Fen grubu dersleri içerisinde yer alan, bireylerin sayısal kapasitelerini kullanmalarını gerektiren, yorum ağırlıklı bir derstir.&lt;br /&gt;
Vektör kavramını, sayısal bazı işlemleri hatta yorum yeteneğini de içerdiğinden bir çok dersten faydalanır ve bir çok derse ışık tutar.&lt;br /&gt;
Vektör, kuvvet, moment, ağırlık merkezi, basit makineler, kütle- öz kütle, sıvıların statiği, sıcaklık ve genleşme, hareket, enerji, elektrostatik, elektrik akımı ve optik ÖSS&#39;de çıkan belli başlı fizik konularıdır. Yanlış bir önyargı sonucu öğrenciler tarafından branş dersleri içerisinde en zor olarak algılanan derslerden birisi fiziktir. Başarısızlığın temel nedeni de budur. Fizik dersini de diğer dersler gibi algılamak gerekir.&lt;br /&gt;
Bazı basit temel esaslar yerine getirildikten sonra öğrenilmesi kolay ve zevkli bir derstir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
FİZİK DERSİNE AİT SORULARIN ÖZELLİKLERİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÖSS&#39;deki 45 soruluk fen grubu dersleri içerisinde 19 soru ile en fazla soru çıkan ders olup bir sayısal öğrencisinin mutlaka öğrenmesi gereken bir derstir. ÖSS&#39;de çıkan fizik sorularının zorluk derecesini üç gruba ayırabiliriz. %25&#39;i kolay, %50&#39;si normal, %25&#39;si ise çeldirici özellik taşıyan ve yoruma ihtiyaç duyulan zor nitelikteki sorulardır. Fizik dersine programlı çalışan bir öğrenci soruların %75&#39;ini rahatlıkla çözebilir.&lt;br /&gt;
Fizik dersinde sıralama soruları, kıyaslama ve fark alma soruları, oran soruları, ilke soruları belli başlı soru tipleridir.&lt;br /&gt;
Fizik soruları genellikle şekilli ve soru metni ile şekilde birbirinin tamamlayıcısı olduğundan her ikisi birlikte dikkate alınarak verilen ve istenilen değerler belirlenmelidir.&lt;br /&gt;
İlkeli sorularda önce soru kökü okunmalı ve ilkeler bu amaca uygun olarak incelenmelidir.Sorulara ezberci mantıkla değil, düşünce ve yorumla yaklaşılmalıdır. Soru çözerken mümkünse şekil ve grafik çizerek olay somutlaştırılmalı ve zaman kaybı önlenmelidir. Özellikle altı çizili, en az, en çok, kesinlik ve benzeri ifade eden anahtar kelimelere dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
FİZİK DERSİNE ÇALIŞMA&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A) Derste&lt;br /&gt;
Fizik dersini derste anlamak başarmak için ön koşuldur. Derste öğretmenin yaptığı açıklama ve verdiği örnekler çok dikkatli takip edilmeli, bütün ayrıntılar dikkate alınmalıdır. Sorular, çözümler, grafikler ve çizimler hatasız bir şekilde deftere geçirilmelidir. Öğretmen konuyu anlatırken veya örnek sorular çözerken anlaşılmayan bölümler vakit kaybedilmeden sorulmalı ve öğrenilmelidir. İşlenecek konuları daha rahat anlamak ve takip etmek için muhakkak derslere hazır gelinmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
B) Bireysel Çalışmalarda&lt;br /&gt;
Fizik dersinde başarılı olabilmek için ders sonrası düzenli ve programlı tekrar zorunludur. Konu ile ilgili temel kavramlar iyi öğrenilmelidir. Anlaşılamayan kavram, tanım ve alt başlıklar, derslerde tutulmuş notlar günlük tekrarlarda gözden geçirilmeli, örnek sorularla öğrenme pekiştirilmelidir.&lt;br /&gt;
Geçmiş yıllara ait sorular çözülmeli, MEB müfredatını esas alan fizik kitabı temel kaynak olmak şartı ile eldeki yardımcı ders kitapları, ders notları soru bankları gibi dokümanların hepsinden faydalanmak gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
DERSİN PUAN TÜRLERİNE GÖRE ÖNEMİ:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A) Sözel Puan Türünde Hazırlananlar İçin:&lt;br /&gt;
Sözel puanın önemli olduğu öğrenciler için çok fazla dikkate alınmayan bir derstir. Fakat günlük hayat tecrübesi ile çözülebilecek, basit matematik işlemleri ile yapılabilecek soruların olması, zaman kaldığında bu dersle ilgili soruların incelenmesi faydalı olacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
B) Sayısal Puan Türünde Hazırlananlar İçin:&lt;br /&gt;
Sayısal gruptaki belirleyici derslerin başında yer alır. Yüksek puan alabilmek için, fizikte başarı şarttır. Bu grup içinde yer alan öğrencilerin konu ayırımı yapmadan düzenli fizik çalışmaları gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
C) Eşit Ağırlıklı Puan Türünde Hazırlananlar İçin:&lt;br /&gt;
Fizik dersi eşit ağırlıklı öğrencilerin okul müfredatlarında yer almamakla birlikte, çözüldüğünde eşit ağırlıklı puanı yükselten bir etkisi vardır. İşlem ağırlıklı olmayan yorum yapılabilecek soruların varlığı bu gruptaki öğrenciler için faydalı olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
D) Dil Puan Türünde Hazırlananlar İçin:&lt;br /&gt;
Bu derse ait sorular dil puanı hesaplanırken dikkate alınmayacaktır. Dil puanı ile bir yüksek öğretim programına girmek isteyen öğrencilerin fizik dersine çalışmaları diğer puan türlerinde tercih yapmalarına bağlıdır.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/6474635599789094844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/6474635599789094844?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/6474635599789094844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/6474635599789094844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/her-ders-icin-calsma-taktikleri.html' title='Her Ders İçin Çalışma Taktikleri'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-906667051823064091</id><published>2010-09-14T05:32:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T14:08:25.302-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ders çalışma taktikleri"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ders çalışıyorum başaramıyorum"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="nasıl ders çalışırım"/><title type='text'>Ders Çalışıyorum Başaramıyorum Diyenlere</title><content type='html'>Siz yapamıyorsunuz, yapamadığınızı biliyorsunuz, kabul ediyorsunuz. Çoğunlukla neden yapamadığınızın da bal gibi farkındasınız. İtiraf edin. Dizileriniz var. Pc oyunlarınız var. Arkadaşlarla dışarı çıkmak lazım. Evde bir kaç sorun var.Hocalar da iyi anlatmaz. Zaten dersler de çoook zor ve daha çoookk sıkıcı.Değil mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Değil!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Güzel ve milyonlarca mantıklı bahane üretebiliriz kendimize. Hepimiz yaparız. Ama ne kadar mantıklı üretirsek üretelim onlar &quot;bahane&quot; olmaktan çıkmayacaktır. Bahaneler gerçek nedenler değildir. Uydurma nedenlerdir.(biliyoruz) Yapamıyorumcuların gerçek nedenleri yoktur aslında. Bahaneleri vardır. Fark edin. Yapmamak daha kötüsü yapamamak için neden olarak gösterdiğiniz, bir neden olduklarına inandığınız şeyleri bir düşünün.Ben başarısızım, yapamam, zor demeye biraz ara verin.(Bu kadar yazdım, lütfen ara verin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başarısızlığı kabul ediyor olmak apayrı bir başarısızlıktır. Başarısızlığın nedenini bilip de o nedeni ortadan kaldırmaya kendinde mecal bulamamak ise ayrı bir sorun. Felsefede yöntem genelde önce sorunun tespiti üzerine kuruludur. Sorununuzu tespit edin.Matematik ya da başka bir ders ( ya da hayat olsun geniş düşünelim) önce sorununuzu tespit edin. Doktor tabiriyle teşhis edin onu- sizi engelleyen her neyse. Sorunu bulduktan sonra çözüm aşikardır ve bunu en iyi siz kendiniz bilebilirsiniz. Bütün rehberlik öğretmenlerinden, psikologlardan, aile büyüklerinden, arkadaşlarından daha iyi sen bilirsin.Eee neden uygulamıyorsunuz? Hakikaten neden yapmıyorsun?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Herşey senin elinde unutma. Hayatının iplerini tutmaktasın. Ona sımsıkıya tutun ve artık bir sabah uyan! &quot;Ben yaparım yahu&quot; de. &quot;Ne var ki bunda, yaparım ben!&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tüm önyargılarını yıkmak, yapamıyorum cümlesini çöp kutusuyla buluşturup, emeklerinin karşılığını aldığındaki hazzı yaşamak senin elinde. Bir sabah uyanın artık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Matematik hayat gibidir. &lt;Çalıştığının karşılığını, hakettiğini mutlaka alırsın&gt;. Matematik başkadır. Hele bir kez kök2 nin irrasyonel olduğunun ispatından heyecanlanmayagör. Bak bir daha matematiğe &quot;zor yapamam&quot; diyecek misin?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı bunun gibi bir kez gerçekten geleceğin için heyecanlan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sınavlarından sonra bulunmak istediğin üniversite sıralarını düşün ya da ilerideki işindeki masanı...Bak bir daha yapamam diyebilecek misin?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Matematik hayat gibidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ha bir de kader, şans vs. var. Her ne hikmetse doğuştan yapamama(!) bahanesi sayılır bunlar. Olasılık soruları çözdüyseniz bilirsiniz. Şans ancak özdeş bilyeler arasında geçerlidir. Hayatta da böyle bu. Başkasından üstünseniz, ondan daha çok çalışmış en önemlisi daha çok &quot;hak etmişseniz&quot;; rüzgar sizden tarafa esecektir merak etmeyin. Önce hak edin ve öne geçin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan gayrısı size emanet. Allah yardımcınız olsun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İyi çalışmalar, başarılar ve tüm iyi dileklerimle&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kolay gelsin.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/906667051823064091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/906667051823064091?isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/906667051823064091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/906667051823064091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/ders-calsyorum-basaramyorum-diyenlere.html' title='Ders Çalışıyorum Başaramıyorum Diyenlere'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-3294427492581303278</id><published>2010-09-14T05:28:00.001-07:00</published><updated>2010-09-21T14:11:23.803-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="edebiyat ve bilim"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="edebiyatın bilimlerle ilişkisi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="edebiyatın özellikleri"/><title type='text'>Edebiyatın Bilimlerle İlişkisi</title><content type='html'>EDEBİYATIN DİĞER BİLİMLERLE İLİŞKİSİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
HAZIRLIK ÇALIŞMASI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tarih: Tarih geçmiş zamanlarda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetlerini YER VE ZAMAN bildirerek, SEBEP-SONUÇ ilişkisi içinde anlatan bilim dalıdır. Tarihin konusu Geçmiş zamanda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sosyoloji: Sosyolojinin ana konusu toplumdur. Sosyolojinin konusu daha dar anlamda toplum yapısı, toplumsal kurumlar toplumsal ilişkiler, sosyal grup, sosyal tabakalaşma, kültür ve tüm bu unsurlarda meydana gelen değişme ve gelişmelerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Matematik: Biçim sayı ve çoklukların yapılarını, özelliklerini ve aralarındaki ilişkileri üst bilim yoluyla inceleyen ve sayı bilgisi, cebir, uzam bilgisi gibi dallara ayrılan bilim dalıdır. İlgi alanları Kişiyi günlük yaşamında etkileyen basit olgulardan başlayıp, evrenin yapısına kadar giden düşüncelerin hepsinde matematik vardır. Ona verilebilecek nitelikler de pek çoktur. İnsanlığın ortak düşünme aracıdır, evrensel dildir, bilimdir, sanattır… O, insan aklının güzelliğini ve yüceliğini gösteren yetkin bir yapıttır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fizik: Madde ve madde bileşenlerini inceleyen, aynı zamanda bunların etkileşimlerini açıklamaya çalışan bir bilim dalıdır Fiziğin amacı evrendeki &quot;gözlenebilir&quot; niceliklerin (enerji, momentum, açısal mom entu m, spin vs.) &quot;nasıl&quot; değiştiğini anlamaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kimya: atomları, element ya da bileşik haldeki maddelerin yapısını, bileşimini ve özelliklerini (makroskopik ve mikroskobik boyutta), uğradıkları dönüşümleri, bu dönüşümler sırasında açığa çıkardıkları ya da soğurdukları enerji ve entropiyi inceleyen bilim dalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biyoloji veya Canlı bilimi: canlıları inceleyen bir bilim dalıdır. Biyologlar, tüm canlıları - tüm gezegeni kaplayan küresel boyuttan, hücre ve molekülleri kapsayan mikroskobik boyuta kadar - onları etkileyen önemli dinamik olaylarla birlikte incelerler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tıp: İnsan sağlığının sürdürülmesi ya da bozulan sağlığın yeniden düzeltilmesi için uğraşan, hastalıklara tanı koyma, hastalıkları sağaltma (tedavi etme), ve hastalık ve yaralanmalardan korumaya yönelik çalışmalarda bulunan birçok alt bilim dalından oluşan bilimsel disiplinlerin şemsiye adıdır. Hem bir bilgi alanı – vücut sistemlerinin ve bunların hastalıklarının ve tedavilerinin bilimi – hem de bu bilginin uygulandığı meslektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Psikoloji: İnsan bir canlı olarak çevresine uyum sağlamak ve kendi içinde de dengeli bir gelişme sağlamak ister. Psikoloji de elde ettiği yasaları yine insana uygulayarak onun davranışlarını açıklayabilir, önceden kestirebilir, kontrol edebilir. Böylece, insana bu gelişim ve uyum sürecinde yardımcı olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1-Tarih, sosyoloji, matematik, fizik, kimya, biyoloji, tıp ve psikoloji gibi bilim ve bilgi dallarının hangi konuları kapsadığını belirleyerek defterinize yazınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tarih: Tarih geçmiş zamanlarda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetlerini YER VE ZAMAN bildirerek, SEBEP-SONUÇ ilişkisi içinde anlatan bilim dalıdır. Tarihin konusu Geçmiş zamanda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sosyoloji: Sosyolojinin ana konusu toplumdur. Sosyolojinin konusu daha dar anlamda toplum yapısı, toplumsal kurumlar toplumsal ilişkiler, sosyal grup, sosyal tabakalaşma, kültür ve tüm bu unsurlarda meydana gelen değişme ve gelişmelerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Matematik: Biçim sayı ve çoklukların yapılarını, özelliklerini ve aralarındaki ilişkileri üst bilim yoluyla inceleyen ve sayı bilgisi, cebir, uzam bilgisi gibi dallara ayrılan bilim dalıdır. İlgi alanları Kişiyi günlük yaşamında etkileyen basit olgulardan başlayıp, evrenin yapısına kadar giden düşüncelerin hepsinde matematik vardır. Ona verilebilecek nitelikler de pek çoktur. İnsanlığın ortak düşünme aracıdır, evrensel dildir, bilimdir, sanattır… O, insan aklının güzelliğini ve yüceliğini gösteren yetkin bir yapıttır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fizik: Madde ve madde bileşenlerini inceleyen, aynı zamanda bunların etkileşimlerini açıklamaya çalışan bir bilim dalıdır Fiziğin amacı evrendeki &quot;gözlenebilir&quot; niceliklerin (enerji, momentum, açısal mom entu m, spin vs.) &quot;nasıl&quot; değiştiğini anlamaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kimya: atomları, element ya da bileşik haldeki maddelerin yapısını, bileşimini ve özelliklerini (makroskopik ve mikroskobik boyutta), uğradıkları dönüşümleri, bu dönüşümler sırasında açığa çıkardıkları ya da soğurdukları enerji ve entropiyi inceleyen bilim dalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biyoloji veya Canlı bilimi: canlıları inceleyen bir bilim dalıdır. Biyologlar, tüm canlıları - tüm gezegeni kaplayan küresel boyuttan, hücre ve molekülleri kapsayan mikroskobik boyuta kadar - onları etkileyen önemli dinamik olaylarla birlikte incelerler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tıp: İnsan sağlığının sürdürülmesi ya da bozulan sağlığın yeniden düzeltilmesi için uğraşan, hastalıklara tanı koyma, hastalıkları sağaltma (tedavi etme), ve hastalık ve yaralanmalardan korumaya yönelik çalışmalarda bulunan birçok alt bilim dalından oluşan bilimsel disiplinlerin şemsiye adıdır. Hem bir bilgi alanı – vücut sistemlerinin ve bunların hastalıklarının ve tedavilerinin bilimi – hem de bu bilginin uygulandığı meslektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Psikoloji: İnsan bir canlı olarak çevresine uyum sağlamak ve kendi içinde de dengeli bir gelişme sağlamak ister. Psikoloji de elde ettiği yasaları yine insana uygulayarak onun davranışlarını açıklayabilir, önceden kestirebilir, kontrol edebilir. Böylece, insana bu gelişim ve uyum sürecinde yardımcı olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Derslerde konuyla ilgili farklı araçların kullanılması dersin hem sıkıcılığını önler hem de dersin daha zevkli ve uygulanabilir hale gelmesine yardımcı olur. Verilmek istemen konu daha iyi kavratılmış olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2-Derslerde konuyla ilgili birden fazla aracın kullanılması ve dersin farklı yöntemlere başvurması ele alınan konunun kavranma sürecini nasıl etkiler? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları tahtaya yazınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İNCELEME&lt;br /&gt;
VADİDEKİ ZAMBAK&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dostum, dağınık hayat deneyimlerimi size iletmek için bir araya toplamaya çalışmak, ustaca hareket etmeniz gereken bir çevredeki tehlikeler karşısında sizi silahlandırmak, bilseniz ne büyük bir mutluluk benim için!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her şeyden önce, bir bütün olarak ele aldığım toplum hakkındaki fikrimin üstünde durun. Ben bu noktaya bir değinip geçtim ama zaten size bir şeyi kısacık anlatmak da yeter. Toplumların kaynağı tanrısal bir nitelik mi göstermiştir, yoksa bunlar insanlar tarafından mı yaratılmıştır, bilmiyorum; hangi yönde gelişme gösterdiler deseniz onu da bilmiyorum; ama bence, bu konuda muhakkak olan bir şey varsa o da toplum denen şeyin var olduğudur. Bir kenarda kalıp yaşamak yerine, toplumların içine girmeyi kabul ettiğiniz andan itibaren, onu yaratan kuralların da iyi olduğunu kabul etmek zorundasınız. İşte, yarın, bu toplumlarla sizin aranızda da bir anlaşma imzalanacak. Bugünün toplumu insana faydalar sağlamaktan çok onu sömüren bir toplum mudur acaba? Öyledir bence, ne var ki insanın arada kazançtan çok birtakım sorumluluklar ve yükümlülüklerle karşılaması ya da kişiye sağladığı faydaları fazlasıyla pahalı satın alınması konusuna gelince, bunlar bireyi değil yasa koyucuyu ilgilendirir daha çok. Böyle olunca ben o kanıdayım ki ister sizin için faydalı ister zararlı olsun, asıl olan toplumda belirmiş genel kurallara uymaktır. İlk bakışta basit gibi görünür bu ilke, oysa uygulanması çok zor bir şeydir. Gerçekten bu ilke bir ağacı canlandırmak, yeşili korumak, çiçekleri açtırmak, meyvelerini herkesin hayranlığını toplayacak şekilde olgunlaştırmak için en ince, kılcal damarlara sızan öz su gibidir. Aziz Felix, yasaların hepsi kitaplarda yazılı değildir, törelerin yarattığı yasalar da vardır, bunların en önemlileri ise en az bilinenleri olmaktadır; hareketlerinizi, konuşmalarınızı, dış hayatınızı, toplum önüne çıkma, servete yaklaşma gibi durumlarınızı yöneten bu yasaların öğretmeni de, kitabı da, okulu da yoktur. Bu toplum yasalarına uymamak demek, toplumsal dünyaya hâkim olacak yerde, o dünyanın köleliğini kabul etmek demektir…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Toplumu, kurnaz davranıp herkesin zararına olarak kendi mutluluğunu yaratma kuramıyla açıklamaya çalışmak yıkıcı bir tavırdır; çünkü bu açıklama tarzının ağır sonuçları, yasaları, toplumu ya da insanları atlatarak, harcayarak elde edilen şeyin haklı ve uygun olduğuna inanmaya zorlar… Toplumu böyle gören kimse için, elde edilmesi istenen bir servetin ortaya çıkardığı tek mesele, sonu bir milyon lira ya da küre; yüksek bir mevki ya da ********lik olan bir kumardan öteye geçmeyecektir, dostum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Honore de BALZAC&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vadideki Zambak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çiviren: Cemal SÜREYA&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1-“Toplumların kaynağı tanrısal bir nitelik mi göstermiştir, yoksa bunlar insanlar tarafından mı yaratılmıştır, bilmiyorum; hangi yönde gelişme gösterdiler deseniz onu da bilmiyorum; ama bence, bu konuda muhakkak olan bir şey varsa o da toplum denen şeyin var olduğudur.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Aziz Felix, yasaların hepsi kitaplarda yazılı değildir, törelerin yarattığı yasalar da vardır, bunların en önemlileri ise en az bilinenleri olmaktadır; hareketlerinizi, konuşmalarınızı, dış hayatınızı, toplum önüne çıkma, servete yaklaşma gibi durumlarınızı yöneten bu yasaların öğretmeni de, kitabı da, okulu da yoktur.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Toplumu böyle gören kimse için, elde edilmesi istenen bir servetin ortaya çıkardığı tek mesele, sonu bir milyon lira ya da küre; yüksek bir mevki ya da ********lik olan bir kumardan öteye geçmeyecektir, dostum.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yukarıdaki Vadideki Zambak adlı romana ait olan metinden üç parça verilmiştir. Bu parçaların hangi bilim ya da bili dallarıyla ilgili olduğunu belirleyerek sebepleriyle birlikte defterinize yazınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yukarıdaki verilen üç parçada da ele alınan konular sosyolojinin ilgi alanlarıyla ilgilidir. Üç parçada da toplumsal bir durum dile getirilmiştir. Toplumların yapısı ve özellikleriyle sosyoloji bilimi ilgilenir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2-“ Bir kenarda kalıp yaşamak yerine, toplumların içine girmeyi kabul ettiğiniz andan itibaren, onu yaratan kuralların da iyi olduğunu kabul etmek zorundasınız.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yukarıdaki parça bilimsel bir değer taşımaktadır. Çünkü bu ifade sosyoloji biliminin ilgi alanına girmektedir. Edebî eserler bilimlerin verilerinden yararlanır, yararlanırken de bu verileri düzenler, hayal süzgecinden geçirir. Bu nedenle edebî eser bilimsellikten uzaklaşır. Bir edebî eserin bilimlerden yararlanması onun bilimsel olduğunu göstermez. Bu yüzden parçadaki her düşünceye bilimsel diyemeyiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yukarıdaki cümlenin bilimsel bir değeri olup olmadığını belirleyerek Vadideki Zambak metninde ifade edilen düşüncelerin bilimsel açıdan bir değer taşıyıp taşımadığını tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sebepleriyle birlikte tahtaya yazınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vadideki Zambak adlı metnin yazılış amacı toplumda yerleşmiş kuralların neler olduğunu ortaya çıkarmaktır. Bu çerçevede metnin teması toplumdur. Bu tema başka bilim dallarında ele alınıp işlenebilir. Bir tarihi toplum meydana getirdiği için tarih bilimi, toplumu insanlar oluşturduğu için psikoloji bilimi de rahatlıkla bu konuyu işleyebilir. Edebi eserlerin yazılış amacı okuyucuya estetik bir zevk vermektir. Bilimsel metinlerin amacı ise okuyucuya doğrudan genel geçerliği olan kişiden kişiye değişmeyen nesnel bilgiler vermektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3-Vadideki Zambak adlı metnin yazılış amacını ve temasını belirleyiniz. Bu temanın başka bilim dallarında da ele alınıp alınamayacağını tartışınız. Ulaştığınız sonucu, edebî eserler ile bilimsel eserlerin yazılış amaçları çerçevesinde değerlendirerek defterinize yazınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ANLAMA YORUMLAMA&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir edebî eserin değişik bilim dallarının verilerinden faydalanması ona bilimsel bir özellik kazandırmaz. Çünkü edebî eser faydalandığı bilimin verilerini kendi süzgecinden geçirerek tekrar oluşturur. Bu oluşumda hayallere, duygulara da yer verilir. Hayalin, duygunun, öznelliliğin olduğu metinde bilimsel nitelik taşımaz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1-Bir edebî eserin değişik bilim dallarından faydalanması edebî esere bilimsel bir eser niteliği kazandırır mı? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları defterinize yazınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MATEMATİK&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir sınıfta tam kırk çocuk dizili;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir kara tahta, üstünde bir üçgen;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir koca daire, sağır, çekingen;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merkezi güm güm eder davul gibi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dilsiz, vatansız harfler küme küme,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bekleşir dururlar, azap içinde.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir yağmurun yan kenarı tamtakır,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir ses yükselir yükselir, alçalır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Azgın bir problem tutar yolunu,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Döner döner ısırır kuyruğunu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir açının çeneleri gerilir;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kurt mudur, köpek mi, neyin nesidir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ne kadar rakam varsa yeryüzünde&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üşüşmüş, karınca gibi, tahtaya;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Koşarlar bir yuvadan bir yuvaya;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fal taşınla dönmüş gözler önünde.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Jules SUPERVIELLE&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çeviren: Sabahattin EYUPOĞLU&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Matematik şiirinde matematik biliminin terimleri kullanılmıştır. Bu terimlerin kullanılması şiire bilimsellik kazandırmamıştır. Sadece bu terimler kullanarak şair kendi duygu ve düşüncelerini dile getirmiştir. Bu da edebi eserler diğer bilimlerin verilerinden ve terimlerinden yararlanır ama bu aldığı bilgileri kendince dönüştürerek ortaya koyar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2-Matematik şiirini edebiyat-bilim ilişkisi açısından inceleyiniz. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Edebî eserlerin temelinde hayal vardır. Hayaller edebî esere yön verir. Bazı edebi eserlerde de bu hayallerin gerçekleştiğini görmemiz mümkündür. Buradan şunu söylemek mümkündür. Edebi eserlerdeki hayaller gerçekleşmeyecek diye bir şey yoktur. Burada olduğu gibi edebî eserlerde anlatılan bazı durumlar bilimlerin gelişmesiyle gerçeğe dönüşebilir. Bu durum edebi eserlerin bilime ilham kaynağı olabileceği sonucuna varabiliriz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3-Jules Verne’in 19. Yy.da yazdığı bilim-kurgu türündeki romanlarında Ay’a yolculuk gibi bilimsel gelişmeleri ve bazı icatları önceden hayal etmesi, edebiyat-bilim ilişkisi hakkında size neler düşündürür? Değişik bilim dallarını da göz önünde tutarak tartışınız. Ulaştığınız sonuçları defterinize yazınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1. ÜNİTE&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Edebiyatın bilimlerle ilişkisi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÖLÇME-DEĞERLENDİRME&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1-Aşağıdaki cümlelerin karşılarına yargılar doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birinci Dünya Savaşı’nı anlatan bir edebî metin, fizik biliminden yararlanır. (Y)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsanın ruhsal durumunu anlatan bir edebî metin, psikoloji biliminden yararlanır. (D)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2-“Hasta çocuklar, yanlarında ailelerinden birer büyük insan-ki hastalardan daha endişeli görünüyorlar- ve bir anne, pelerinini iliklemek bahanesiyle omuzu sarılı çocuğunun sırtını okşuyor; onu biraz sonra çekeceği acıya hazırlamak için. Sıralarda hiç düz oturan yok. Hatalar sarılı bir kol veya bacağın bozduğu muvazene ile hep umutları kırılmış, yamru yumru duyuyorlar ve büyükler küçüklere doğru eğilmişler.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yukarıdaki paragraftan hareketle aşağıdaki cümlede boş bırakılan yere uygun kelimeyi yazınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu edebî metin incelenirken psikoloji biliminden yararlanılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3-Aşağıdakilerden hangisi edebiyat-sosyoloji ilişkisiyle ilgili ulaşılabilecek sonuçlardan biri değildir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A) Edebî metinlerin sosyal bir çevrede ortaya çıkması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
B) Edebiyat ve sosyolojinin birbirini etkilemesi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
C) Edebî eserlerin bir dönemin toplumsal hayatına ışık tutması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
D) Yazarın toplumsal olayları tarafsız bir şekilde işlemek zorunda olması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
E) Edebiyatla sosyolojinin amaçları bakımından birbirinden ayrılması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A,B,C,E seçenekleri edebiyat-sosyoloji ile ilgili ulaşılabilecek sonuçlardır. Ancak D seçeneğinde verilen yargı bilimsel eserler için geçerlidir. Edebiyat ile doğrudan ilgili bir yargı değildir. Bu nedenle doğru cevap D seçeneğidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4-Bir edebî eser meydana getirilirken neden başka bilimlere ihtiyaç duyulur? Aşağıya yazınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir edebî eser oluşturulurken bilimlerin verilerinden faydalanmak eserin etkileyiciliğini arttırır. Örneğin tarih romanı yazacak bir yazar, tarih bilimin verilerinden yararlanmadan bu romanı yazması onun etkileyiciliğini azaltır. Ama tarihteki olayları bilip de romanını kurgularsa etkileyiciliği daha fazla olur. Bu yüzden edebî eserler bilimlerin verilerine ihtiyaç duyar</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/3294427492581303278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/3294427492581303278?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/3294427492581303278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/3294427492581303278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/edebiyatn-bilimlerle-iliskisi.html' title='Edebiyatın Bilimlerle İlişkisi'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-3169955241688469287</id><published>2010-09-14T04:22:00.001-07:00</published><updated>2010-09-21T14:12:29.150-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="amprik sınıflandırma"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="canlıların sınıflandırılması"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="doğal sınıflandırma"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kamçılılar"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="monera alemi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="protistalar"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="pungi alemi"/><title type='text'>Canlıların Sınıflandırılması</title><content type='html'>CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI&lt;br /&gt;
Canlıları benzer özelliklerine göre gruplara ayırmaya sınıflandırma denir. Sınıflandırmayı inceleyen bilim dalına ise Biyosistematik denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1. Ampirik (Yapay) Sınıflandırma&lt;br /&gt;
Canlıları dış görünüşleri ve yaşadıkları ortama bakarak sınıflandırmaktır. Bu tür sınıflandırma günümüzde geçerliliğini kaybetmiştir. Dayandığı temel analog (görevdeş) organlar ve şekil benzerliğidir.&lt;br /&gt;
Analog Organ : Kökenleri farklı, görevleri aynı olan organlardır. Örneğin; yarasanın kanadı ile böceğin kanadı analog organlardır. Böyle organlara görevdeş organlar da denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2. Doğal (Filogenetik) Sınıflandırma&lt;br /&gt;
Canlılarda, doku ve organların köken bağıntılarına bakılarak yapılan sınıflandırmadır. Anatomik benzerlik, akrabalık dereceleri, protein yapıları gibi birçok özellik dikkate alınarak sınıflandırma yapılır. Dayandığı temel homolog (kökendeş) organlar ve kalıtsal benzerliktir.&lt;br /&gt;
Homolog Organ : Kökenleri (orjin) aynı, görevleri farklı olan organlardır. Böyle organlara yapıdaş organlar da denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A. CANLILARIN İSİMLENDİRİLMESİ&lt;br /&gt;
İlk kez Linne tarafından yapılmıştır. Sistematikte temel birim olarak tür kabul edilmiş ve her türe iki kelimeden oluşan (binominal) bir isim verilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türlerin akraba veya benzer olduğunu birinci kelimelerin aynı olması ifade eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
B. SİSTEMATİK BİRİMLER&lt;br /&gt;
Filogenetik sınıflandırmada canlılar yedi (7) ana kategoriye ayrılır; Bu kategoriler ve aralarındaki değişmeler aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Sınıflandırma Birimleri ve Aralarındaki İlişkiler&lt;br /&gt;
Tür : Sistematiğin temel birimi olarak kabul edilir. Yapı ve görev bakımından birbirine benzer organ sistemlerine sahip, çiftleştiklerinde kısır olmayan döller meydana getirebilen, ortak bir kökene sahip canlılar topluluğudur.&lt;br /&gt;
Birbirine çok yakın Tür’lerin oluşturduğu daha büyük gruba ise cins denir. Benzer Cins’ler Aile’yi, benzer Aile’ler Takım’ı, benzer Takım’lar Sınıf’ı benzer Sınıf’lar Şubeyi ve Şube’ler Alem’i oluştururlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
C. MONERA ALEMİ&lt;br /&gt;
Canlı organizmaların en küçükleri ve yapısal organizasyon bakımından en basit olanları bu alemde yer alır. Virüsler, bu alemde incelenen ve hücresel yapıda olmayan organizmalardır. Bakteriler ve mavi-yeşil algler ise en küçük hücreler olup, prokaryot (basit çekirdekli) özellikte olmalarından dolayı bu aleme konulmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1. Bakteriler&lt;br /&gt;
Çekirdekleri ve zarla çevrili organelleri bulunmadığı için “prokaryot” hücre yapısındadırlar. Klorofil ve oksijenli solunum enzimleri gibi moleküller hücre zarından sitoplazmaya uzanan kıvrımlar üzerinde veya sitoplazmada serbest olarak bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Bakterilerin Genel Hücre Yapısı&lt;br /&gt;
DNA molekülü bir tane olup, etrafında zar yoktur. Bazı bakterilerde normal DNA dan çok daha küçük yapılarda vardır.&lt;br /&gt;
Üremeyle ilgisi olmayan bu yapılara plazmitler denir. Plazmitler antibiyotik ve diğer bazı kimyasal maddelere karşı kazanılan direncin diğer hücrelere taşınmasını sağlar.&lt;br /&gt;
Bütün bakteri hücrelerinde, zar, çeper, ribozom, DNA, RNA ve çeşitli enzim sistemleri bulunur. Bazı türlerde bu yapılara ek olarak bazı özel görevli oluşumlar bulunabilir.&lt;br /&gt;
Hücre zarının sitoplazmaya doğru kıvrımlaşmasıyla oluşan mezozomlar, oksijenli solunum enzimlerini bulundurur. Mitokondrinin işlevini gerçekleştirir. Aynı şekilde oluşmuş tilakoit zarı üzerinde ise klorofil molekülleri bulunur ve kloroplastın işlevini üstlenir.&lt;br /&gt;
Hücre zarından dışarıya doğru uzanan sil ve kamçı şeklindeki tüpçükler ise, hareketi ve korunmayı sağlar. Çok az türde, üçüncü bir hücre örtüsü vardır. Kapsül denilen bu yapı olumsuz şartlara dayanma gücünü artırır. Bunun için, kapsüllü bakteriler genellikle patojen (hastalık yapıcı) özelliktedir.&lt;br /&gt;
Bakterilerdeki hücre çeperi, protein, yağ ve karbonhidrattan yapılmış olup, selüloz içermez. Bakteriye şekil verir ve onu korur.&lt;br /&gt;
Ribozomları çok sayıda olup, ökaryot hücrelerdekinden daha küçüktür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
a. Bakterilerin Gruplandırılması&lt;br /&gt;
Mikroskoplarla incelenen bakteriler, değişik özellikleri bakımından araştırılmış ve dört özelliğe göre gruplandırılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gram boyasıyla boyanarak, mikroskopta mavi-mor renkli görünenlere gram pozitif bakteriler denir. Gram negatifler ise, bu boyayla boyanmazlar. Bu farklılık çeper yapılarının özelliğinden kaynaklanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
b. Bakterilerin Solunumları&lt;br /&gt;
Bazı bakteriler sadece fermantasyon (anaerobik solunum) yapabilirler, ancak oksijenli ortamlarda gelişemezler. Bunlara zorunlu anaerob denir.&lt;br /&gt;
Bazı bakteriler ise sadece oksijenli ortamlarda gelişebilirler. Bunlara zorunlu aerob denir. Bakterilerin bir kısmı ise geçici aerob veya geçici anaerob olup, gerektiğinde her iki solunumu da yapabilirler. Böyle bakterilere “fakültatif” bakteriler denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
c. Bakterilerin Beslenmesi&lt;br /&gt;
Bakterilerin az sayıda türü ototrof olarak beslenir. Kendileri için gerekli organik besinleri inorganik bileşiklerden senaaalerler. Bunların bir kısmı klorofilli olup ışık enerjisini kullanırlar. (Fotosentetik bakteriler). Bir kısmı ise klorofilsiz olup, inorganik bileşikleri oksitlemekle kazandıkları kimyasal enerjiyi kullanır (kemosentetik bakteriler).&lt;br /&gt;
Bakterilerin çoğunluğu heterotrof olarak beslenir. Gerekli olan glikoz, amino asit, vitamin gibi organik maddeleri dışarıdan hazır almak zorundadırlar.&lt;br /&gt;
Bunların çoğu çürükçül(saprofit) olup, organik artıkları ayrıştırarak beslenir. Bu olay sayesinde doğadaki madde döngüsüne katkı yaparlar.&lt;br /&gt;
Bir kısım bakteri ise, diğer canlılar üzerinde parazit yaşayarak beslenir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
d. Bakterilerde Üreme&lt;br /&gt;
Bütün bakteriler bölünerek çok hızlı çoğalabilirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Bir Bakterinin Bölünerek Çoğalması&lt;br /&gt;
Bakterilerde, zarlı bir çekirdek olmadığından ve kromozom sadece bir tane olduğundan bölünme tam bir mitoz değildir. Bu tür hücre bölünmesine gizli mitoz denir.&lt;br /&gt;
Bazı bakteri türleri, bölünerek (eşeysiz) üremenin yanında eşeyli üremeyi de gerçekleştirebilirler. Bu üremede gamet oluşumu ve döllenme görülmez.&lt;br /&gt;
Kalıtsal yapısı farklı iki hücre aralarında bir köprü oluşturarak gen aktarımı yaparlar. Sonuçta her iki atadan da farklı bir hücre (rekombinant bakteri) oluşur. Bu çeşit üremeye konjugasyon (kavuşma) denir. Konjugasyon sonucunda kalıtsal çeşitlilik sağlanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Bakterilerde Konjugasyonla Eşeyli Üreme&lt;br /&gt;
Bazı bakteriler olumsuz ortam şartlarını endospor oluşturarak atlatırlar. Bakteri parçalansa ve ölse bile, endospor ortam şartlarına dayanır. Şartlar normalleştiğinde gelişen endospor normal bakteriyi oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Bakterilerde Endospor Oluşumu&lt;br /&gt;
Endosporlar bakteriye göre, daha küçük, az sitoplazmalı, kalın çeperli ve aaaabolizması çok yavaştır. Bazı sporlar 120 °C de 15 dakika kalırsa ancak ölebilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2. Mavi – Yeşil Algler&lt;br /&gt;
Hücre yapısı bakımından bakterilere çok benzerler. Zarlı çekirdekleri ve zarlı organelleri yoktur. Hepsinde sitoplazmaya dağılmış klorofil pigmentleri vardır. Fotosentetik bakterilerden farkları, sitoplazmalarında fikosiyanin denilen mavi renk maddesi içermeleridir. Genellikle denizlerde, tatlı sularda verimli topraklarda yaşarlar. Hepsi fotosentetik olup, suyu ayrıştırdıkları için ortama oksijen verirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Prokaryot Hücreli Canlılara Örnekler&lt;br /&gt;
Çoğu, havanın serbest azotunu bağlayarak toprakta azotlu bileşiklerin artmasını sağlarlar. Bunun için bitki gelişmesine yardımcı olurlar. Bölünerek ve sporlarla çoğalırlar. Tek tek veya koloni halinde yaşarlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3. Hücresel Olmayan Canlılar Virüsler&lt;br /&gt;
Canlı olarak kabul edildiklerinden, “en küçük oranizmalar” olarak adlandırılabilirler. Ancak elektron mikroskobuyla görülebilirler.&lt;br /&gt;
Virüsler; çoğalabilirler, kendilerine özgü nükleik asit içerirler, özel bir protein kılıfa sahiptirler ve içine girecekleri hücrenin zarını eritecek enzimlere sahiptirler. Bu özellikleri onları cansızlardan ayırır. Hücresel yapıda olmamaları, enzim sistemlerinin bulunmaması, sitoplazmalarının olmaması, organellerinin yokluğu ve dış ortamda kristal halde bulunmaları ise virüsleri diğer canlılardan ayıran özelliklerdendir. Özellikle kristal halde bulunmak cansızların özelliğidir.&lt;br /&gt;
Virüsler ancak konak hücre içinde aktivite gösterebilirler. Bunun için “zorunlu hücre içi parazitleri” denir. Kendilerini çoğaltmak için konak hücrenin maddelerini harcarlar ve onun enzimlerini kullanırlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Virüsler DNA veya RNA dan yalnız birisine sahiptirler. Bu kalıtsal yapıya genom denir.&lt;br /&gt;
Bazıları bitki hücrelerinde, bazıları hayvansal hücrelerde, bazıları ise bakterilerde çoğalabilirler.&lt;br /&gt;
Bakteriyofajlar ve hayvansal virüslerin çoğu “DNA virüsleri” adını alır. Bitkisel virüsler ve bazı hayvansal virüslere ise, “RNA virüsleri” denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil: Bakteriyofajın Yapısı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Virüsler, hacim olarak büyümezler ve bölünerek çoğalmazlar. Enzim sistemleri olmadığı için solunum, protein senaaai, beslenme, boşaltım gibi hayatsal olayların hiçbirini gerçekleştiremezler.&lt;br /&gt;
Virüsler girdikleri hücrede yönetimi ele geçirirler ve hücrenin materyallerini kullanarak kendilerini çoğaltırlar. Sonuçta hücrenin parçalanmasına (lizis) neden olurlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Virüslerin Girdiği Hücreyi Parçalaması&lt;br /&gt;
Bazı virüsler girdiği hücreyi öldürmez, ancak onun hızlı ve düzensiz olarak bölünmesine neden olur. Böylece kanserleşme ortaya çıkar.&lt;br /&gt;
Bir virüs tarafından enfekte olmuş hücre ve doku bazı savunma meddeleri üretir. İnterferon denilen bu maddeler yeni bir virüs enfeksiyonunu engeller.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
D. PROSTİSTA ALEMİ&lt;br /&gt;
Bu alemin üyeleri, ökaryot yapılı bir hücrelilerdir. Nemli topraklardan, diğer canlıların vücutlarına, küçük su birikintilerinden okyanuslara kadar çok geniş ortamlara yayılmıştır. Tatlı sularda yaşayanlarında kontraktil koaaaaar bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1. Protozoa (Hayvansal Protistler)&lt;br /&gt;
Protista aleminin, daha çok hayvansal özellikteki türleri kapsar. Hepsi bir hücrelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
a. Silliler (Kirpikliler)&lt;br /&gt;
Hareketi sağlayan yapı, hücre yüzeyini kaplamış olan sillerdir. Hücre zarı kalınlaşıp sertleşerek pelikula adını alır. Hepsi heterotroftur. Besinlerini pinositoz ve difüzyonla alırlar. Bölünerek eşeysiz üreyebildikleri gibi, birçok türü konjugasyonla eşeyli üremeyi de gerçekleştirir. En gelişmiş ve tanınmış örneği Paramesyum (terliksi hayvan) dur.&lt;br /&gt;
Paramesyum da iki çekirdek bulunmakta olup, küçüğü üremeyi, büyüğü beslenme ve aaaabolizmayı düzenler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Protozoa Grubuna Örnek Canlılar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
b. Kamçılılar&lt;br /&gt;
Hareketi sağlayan yapıları kamçılarıdır. Hücreleri çepersizdir. Bazıları kloroplastlı olup fotosenaaa yaparlar. Örnek; Öglena. Ancak, bunlar karanlıkta kaldıklarında heterotrof olarak beslenirler.&lt;br /&gt;
Öglenada ışığı karşı duyarlı göz noktası bulunur. Depo maddesi nişastaya çok benzer. Bazı kamçılılar insanda ve hayvanlarda parazit olup, bazı hastalıklara neden olur. Örnek : Tripanosoma adlı çeşidi, kan emici bir sinekle insana taşınır ve uyku hastalığına neden olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
c. Kök Ayaklılar&lt;br /&gt;
Belirgin bir hücre şekilleri yoktur. Hücre zarının uzantılarıyla geçici (yalancı) ayaklar oluştururlar. Bunlar, hem hareketi hem de besin almayı (fagositozu) sağlar. En tanınmış örnek amiptir. Amip’lerin bazıları insanda parazit yaşayarak amipli dizanteriye neden olur. Bazıları ise ağız boşluğunda ve kalın bağırsakta zararsız (kommensal) olarak yaşar. Sularda yaşayan bazıları ise kabuk oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
d. Sporlular&lt;br /&gt;
Hepsi insanda, omurgalı ve omurgasız hayvanlarda parazit olarak yaşar. Hücre yapıları diğer protistlerden daha küçük ve daha basittir. Besinlerini sindirilmiş olarak alırlar. Spor oluşturarak çok hızlı üremeyi sağladıkları gibi; zaman zaman gamet oluşturarak eşeyli üremeyi de sağlarlar. Hareket organelleri ve kontraktil koaaaaarı yoktur. Örnek: Plazmodyum malaria türü insanda sıtmaya neden olur. Anofel türü sivrisineklerle taşınır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2. Cıvık Mantarlar&lt;br /&gt;
Hücre çeperlerinin olmaması yönüyle gerçek mantarlardan (Fungi aleminden) ayrılırlar. Belirgin bir hücre şekilleri olmayıp, amipler gibi hareket ederler.&lt;br /&gt;
Hepsi çok çekirdeklidirler. Çoğu zaman koloniler oluştururlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Cıvık Mantarın Üremesi ve Hayat Devri&lt;br /&gt;
Nemli ortamlarda yaşar ve saprofit olarak beslenirler. Sporla ürerler. Sporları sert bir çeperle örtülüdür. Bazı türleri diğer canlılarda parazittir. Depo karbonhidratları glikojendir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3. Bir Hücreli Algler&lt;br /&gt;
Hepsi çeperli, kloroplastlı ve fotosentetiktir. Depo karbonhidratları nişastadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Bir Hücreli Alg Örnekleri&lt;br /&gt;
Sularda, ıslak ve nemli yerlerde yaşarlar. Çoğu kamçılı olup, yer değiştirebilir. Bazıları kolonileri meydana getirirler. Örnek: volvox, pandorina, vs.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
E. MANTARLAR (FUNGİ) ALEMİ&lt;br /&gt;
Hücreleri çeperli olduğu için, gerçek mantarlar diye de adlandırılır. Hepsi ökaryot hücrelidirler. Genellikle çok hücreli olarak yaşayan, klorofil içermedikleri için hazır besin tüketen canlılardır. Depo karbonhidratları glikojendir. Bazıları çok çekirdeklidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Mantarlar Aleminin Çeşitli Örnekleri&lt;br /&gt;
Spor oluşturarak eşeysiz üremeyi sağladıkları gibi, çoğu eşeyli üremeyi de gerçekleştirir. Bazıları ise tomurcuklanır (mayalar). Köksüleriyle (rizoit) kendilerini bir yere bağladıklarından yer değiştiremezler. Bir çoğu bitkilerde ve hayvanlarda parazit yaşayarak hastalıklara neden olur. Genel beslenme biçimleri saprofitliktir. Bu sayede organik artıkların parçalanmasına ve madde döngüsüne katkı yaparlar.&lt;br /&gt;
Mantarlar; küfler, mayalar, paslar ve şapkalı mantarlar olarak gruplandırılabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
F. HAYVANLAR ALEMİ&lt;br /&gt;
Hepsi çok hücrelidir. Çok azı mikroskobik (tenyalar, su pireleri), çoğu ise makroskobiktir. Hepsi heterotrof olarak beslenir. Hücrelerinde çeper ve plastitler yoktur. Sentrozomları bulunmakta olup, depo karbonhidratları glikojendir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Hayvanlar Alemindeki Alt Gruplar&lt;br /&gt;
Çoğunlukla, bir yere bağlı olmadıklarından ve kasları bulunduğundan yer değiştirebilirler. Süngerler hariç tutulursa, hepsinin sinir sistemi vardır. Çoğu ayrı eşeyli olarak ürer. Eşeysiz üreme yapabilen türleri azınlıktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Omurgalı Hayvanlar&lt;br /&gt;
Baştan (merkezi sinir sisteminden) çıkan sinirler vücuda sırt tarafından ve omurga iskeleti içinden dağılır. Dolaşımları kapalıdır. Kandaki oksijen bağlayıcı pigmentler alyuvarlarda bulunur. Duyu organları gelişmiş yapıdadır. Amfiyoksüs gibi ilkel kordalılarda kıkırdak veya kemik bulunmaz. Hepsi ayrı eşeylidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
a. Balıklar&lt;br /&gt;
Solungaç solunumu yaparlar. Üyeleri yüzgeç şeklindedir. Denizlerde ve tatlı sularda yaşar, dış döllenme ve gelişme yaparlar. Vücutları zaman zaman dökülebilen pullarla örtülüdür. Değişken ısılı (soğuk kanlı) hayvanlardır.&lt;br /&gt;
Bazılarının iskeleti sadece kıkırdaktan oluşur (köpek balıkları gibi). Çoğunluğu kemikli balıklara ait türler oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Kıkırdaklı ve Kemikli Balık Örnekleri&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
b. Amfibiler (Kurbağalar)&lt;br /&gt;
Dış döllenme ve gelişme yaptıklarından suya bağımlıdırlar. Bazılarının erginleri karalarda da yaşayabilirler. Bunun için bu gruba amfibi (iki yaşayışlılar) denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Kuyruklu (A) ve Kuyruksuz (B) Kurbağalar&lt;br /&gt;
Değişken ısılıdırlar. Başkalaşım (aaaamorfoz) geçirirler. Larva evresinde balıklar gibi yaşarlar. Ergin evrede kuyruklu olanlarına semender denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
c. Sürüngenler&lt;br /&gt;
Solunum organları akciğerlerdir. İç döllenme ve dış gelişme yaparlar. Derileri kuru ve pulludur. Pullar kaynaşmış olup, dökülmezler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Sürüngenler Sınıfının Yaşayan Takımları&lt;br /&gt;
Vücut ısıları değişkendir. Sıcak ve kurak ortamları severler. Yılanlar, kertenkeleler, timsahlar ve kaplumbağalar olmak üzere dört takıma ayrılırlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
d. Kuşlar&lt;br /&gt;
Sıcak kanlı (sabit ısılı) hayvanlardır. Üremeleri ve gelişmeleri sürüngenler gibidir. Vücutları tüylerle örtülüdür ve deride yağ bezleri vardır. Dişleri yoktur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Kuşlar Sınıfının Örnekleri&lt;br /&gt;
Akciğerlerinde büyük hava keseleri bulunur. Gaga ve pençe gibi yapıları yaşadıkları ortama ve beslenme biçimine uyumludur. Kivi, ördek, tavuk, pelikan ve şekilde gösterilenler değişik örneklerdendir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
e. Memeliler&lt;br /&gt;
Kuşlar gibi sabit ısılıdırlar. Vücut kıllarla örtülüdür. Deride yağ ve ter bezleri vardır. Dişleri gelişmiştir. Yavrularını sütle beslerler. İç döllenme ve iç gelişme yaparlar. Çoğu doğurur. Soluk alıp vermede etkili, kaslı bir diyaframları ve kulak kepçeleri vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Memeliler Sınıfının Örnekleri&lt;br /&gt;
Çoğunda olgunlaşmış alyuvarlar çekirdeksizdir. Balina, yunus, fok, deve, zürafa, koyun, tavşan, fare, sığır ve daha bir çok cins plasentalı memeliler grubundandır. Kanguru ve koala gibi cinsler keseli memeliler grubuna girer. En az türü bulunan memeli grubu ise, gagalı memelilerdir. Örnek; Ornitorenk (Platipus).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
G. BİTKİLER ALEMİ&lt;br /&gt;
Hepsi çok hücreli, hücre yapıları ise ökaryottur. Hücreleri çeperli, çeperin esas maddesi ise selülozdur. Klorofil molekülleri kloroplastlar içinde kümelenmiştir. Kloroplasttan başka, kromoplast ve lökoplast gibi renk pigmentleri de vardır. Depo karbonhidratları nişastadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Bitkiler Alemindeki Alt Gruplar&lt;br /&gt;
Yeşil bitkilerin hepsi ototrof olup, ışık enerjisini kimyasal enerjiye çevirirler. Çoğunluğu toprağa bağlı olduğundan yer değiştiremezler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1. Sporlu (Çiçeksiz) Bitkiler&lt;br /&gt;
Üreme ve gelişmelerinde çiçek ve tohum oluşturamazlar. Spor oluşturarak eşeysiz üremeyi, gamet oluşturarak eşeyli üremeyi gerçekleştirirler. Bu iki üreme çeşidi birbirinin devamı şeklindedir ve olaya döl almaşı denir. Üreme bakımından suya bağımlıdırlar. İletim demetlerinin (damarların) bulunup, bulunmamasına göre iki gruba ayrılırlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
a. Damarsız Sporlu Bitkiler&lt;br /&gt;
Yaprak, kök ve gövdeleri yoktur veya çok basittir. Çok hücreli “algler (yeşil su yosunları)” bu grubun en basit yapılı üyeleridir. Bunlar denizlerde, tatlı sularda ve nemli yerlerde yaşayabilirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Damarsız Sporlu Bitkiler&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
b. Damarlı Sporlu Bitkiler&lt;br /&gt;
Vücut yapısı bakımından daha gelişmiş olduklarından ve karalarda yaşamaya uyum sağladıklarından, madde taşınmasına ihtiyaçları vardır. Bunu damarlarla gerçekleştirirler.&lt;br /&gt;
Kök, gövde ve yaprakları bulunmakta, ancak tohumlu bitkilerden biraz daha basittir. En önemli grupları, eğreltiler, at kuyrukları ve kibrit otlarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil: Damarlı Sporlu Bitkilere Örnekler&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2. Tohumlu (Çiçekli) Bitkiler&lt;br /&gt;
Hepsi damarlı olup, kök, gövde ve yaprakları gelişmiştir. Üreme hücreleri (polen, yumurta) çiçeklerde oluşur. Eşeyli üremelerini tohum oluşturarak gerçekleştirirler. Doku ve organları iyi gelişmiş olup, kök, gövde ve yaprakları belirgindir. Tohumun meyve tarafından örtülüp, örtülmemesine göre iki alt bölüme ayrılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
a. Açık Tohumlu (Kozalaklı) Bitkiler&lt;br /&gt;
Tohumlarındaki çenek sayısı çok değişken olup, tohumları örten bir meyve veya örtü yoktur. Bu grubun bitkileri, genellikle iğne yapraklı veya pul yapraklı olup, hepsi çok yıllık çalı ve ağaçlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Açık Tohumlu (Kozalaklı) Bitki Örnekleri&lt;br /&gt;
Hemen hepsi kışın yaprığını dökmez ve düzenli kambiyum halkaları sayesinde enine kalınlaşma gösterirler. En önemli cinsleri; çam, sedir, köknar, mazı, ardıç, servi, ladin, porsuk, sikas ve ginkgo olarak sıralanabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
b. Kapalı Tohumlu Bitkiler&lt;br /&gt;
Tohumlar meyve tarafından örtülmüştür. Çiçeklerinde çanak ve taç yapraklar da vardır. Meyve tohumun yayılmasına yardımcı olur. Tohumlardaki çenek sayısına göre iki alt gruba ayrılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tek Çenekliler : Tohumda bir tane çenek vardır. Damarlanma genellikle paralel tiptedir. Çoğu tek yıllık otsu bitki, çok azı (palmiye ve muz gibi) ise çok yıllık bitkilerdir. En önemli örnekler; zambak, soğan, lale, tahılgiller, muz, palmiye, kuşkonmaz ve orkide olarak sıralanabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil: Tek Çenekli (Monokotil)&lt;br /&gt;
Bitki Örnekleri&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çift Çenekliler : Tohumlarında iki tane çenek bulunur. Yapraklar çok değişken şekilli ve ağsı damarlıdır. Kökler çoğunda kazık tiptedir. Otsu türlerde basit kambiyum, odunsu ve çok yıllık olanlarında ise gelişmiş kambiyum halkaları vardır. Enine kalınlaşma görülür ve iletim demetleri düzenli dizilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şekil : Çift Çenekli (Dikotil) Bitki Örnekleri&lt;br /&gt;
Erkek ve dişi organlar, genellikle aynı çiçekte bulunmakta olup, bazı gruplarda farklı çiçeklerde bulunabilir. Etrafımızda gördüğümüz otsu ve odunsu bitkilerin çoğu bu gruptandır. Kabakgiller, baklagiller, toplu çiçekliler, turpgiller, gülgiller en önemli familyalardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örnek Soru :&lt;br /&gt;
Canlıların bilimsel olarak adlandırılmasında kullanılan yönteme göre;&lt;br /&gt;
I. Capra domesticus&lt;br /&gt;
II. Felis domesticus&lt;br /&gt;
III. Canis lupus&lt;br /&gt;
IV. Felis leo&lt;br /&gt;
olarak adlandırılan canlıların cins ve tür adlarına bakarak, hangilerinin birbirleriyle diğerlerinden daha yakın akraba olduğu düşünülebilir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A) I ve II B) I ve III C) II ve III D) II ve IV E) III ve IV</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/3169955241688469287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/3169955241688469287?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/3169955241688469287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/3169955241688469287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/canllarn-snflandrlmas.html' title='Canlıların Sınıflandırılması'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-632639593446711809</id><published>2010-09-13T05:53:00.001-07:00</published><updated>2010-09-21T14:14:41.278-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="atom nedir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="atomun yapısı ve özellikleri"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="atomun özellikleri"/><title type='text'>Atomun Yapısı ve Özellikleri</title><content type='html'>ATOM, ATOMUN YAPISI, ATOMUN ÖZELLİKLERİ (FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ KONU ANLATIM)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elementlerin tüm özelliğini gösteren en küçük parçasına atom denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atomu oluşturan parçacıklar farklı yüklere sahiptir. Atomda bulunan yükler; negatif yükler ve pozitif yüklerdir. Atomu oluşturan parçacıklar:&lt;br /&gt;
* Cisimden cisme elektrik yüklerini taşıyan negatif yüklü elektron,&lt;br /&gt;
* Elektronların yükünü dengeleyen aynı sayıda ama pozitif yüklü olan proton,&lt;br /&gt;
* Elektrik yükü taşımayan nötr parçacık nötron.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atom iki kısımdan oluşur:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1-Çekirdek (merkez)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2-Katmanlar (yörünge; enerji düzeyi)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çekirdek, hacim olarak küçük olmasına karşın, atomun tüm kütlesini oluşturur. Çekirdekte proton ve nötronlar bulunur. Elektronlar ise çekirdek çevresindeki katmanlarda bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elementlerin Çekirdekte bulunan protonlar, atomun ( o elementin) tüm kimyasal ve fiziksel özelliklerini belirler.&lt;br /&gt;
Proton sayısı atomlar (elementler) için ayırt edici özelliktir. Yani proton sayısının farklı olması elementin diğerinden farklı olduğu anlamına gelir.&lt;br /&gt;
Elektronların bulunma olasılığının olduğu bölgelere elektron bulutu denir.&lt;br /&gt;
Kimyasal olaylarda (reaksiyonlarda) yalnızca elektron sayısı değişir. Proton ve nötron, çekirdekte bulunduğu için sayıları değişmez.&lt;br /&gt;
Nötr bir atom için; elektron sayısı= proton sayısı&lt;br /&gt;
(Z) Atom numarası= proton sayısı&lt;br /&gt;
Çekirdek yükü= proton sayısı&lt;br /&gt;
İyon yükü= proton sayısı – elektron sayısı&lt;br /&gt;
(A) Kütle numarası= proton + nötron sayısı (Nükleon sayısı)(atom ağırlığı)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İzotop atom: Proton sayıları (atom numaraları)aynı, nötron sayıları farklı olan atomlara denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İzotop atomların kimyasal özellikleri aynı (p aynı) , fiziksel özellikleri farklıdır (n farklı).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nötr halde bulunmayan, iyon halindeki izotop atomların hem fiziksel, hem kimyasal özellikleri farklıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elektronlar Nerede Dönüyor?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elektronlar çekirdek çevresindeki katmanlarda (yörüngelerde) dönerek hareket ederler. Çekirdeğe en yakın katman 1 olmak üzere dışa doğru 2, 3,4... olarak katmanlar numaralandırılır. (bu katmanlar çember değil, küre yüzeyi olarak düşünülmelidir.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her katmanda bulunabilecek elektron sayısı bellidir.&lt;br /&gt;
1. Yörüngede en çok 2 elektron&lt;br /&gt;
2. Yörüngede en çok 8 elektron&lt;br /&gt;
3. Yörüngede en çok 18 elektron&lt;br /&gt;
4. Yörüngede en çok 32 elektron&lt;br /&gt;
5. Yörüngede en çok 32 elektron&lt;br /&gt;
6. Yörüngede en çok 18 elektron&lt;br /&gt;
7. Yörüngede en çok 8 elektron bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir atomun ilk yörüngesi en fazla 2 elektron, son yörüngesi en fazla 8 elektron taşır.&lt;br /&gt;
Bir nötr atom çekirdeğindeki proton sayısı kadar elektron taşır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elektron Alışverişi Ve Sonuçları:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Helyum (2), neon (10), argon (18)in elektron dağılımlarını aşağıda yapalım:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer bu üç elementin birer elektronu daha olsaydı, her birinde yeni bir katman oluşacaktı. Çünkü her üçünün de en dıştaki katmanları tamamen dolu durumdadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1.Katmanda en çok 2 elektron bulunması durumu dublet kuralı, 2. ve 3. katmanlarda en çok 8 elektron bulunması durumu oktet kuralı olarak adlandırılır. Helyum dublet, neon ve argon oktet kuralına uyar. Oktet veya dublet kuralına uyan atomlar kararlı yapıya sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Diğer elementler de kararlı yapıya sahip olmak isterler. Bu yüzden elektron alır veya verirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son yörüngesindeki elektron sayısı az olan lityum (3), berilyum (5) gibi elementler elektron verme eğilimindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oksijen(8), flor(9) elementleri ise elektron almaya yatkındır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atomlar elektron alarak veya vererek kararlı yapıya ulaştıklarında artık, iyon olarak adlandırılırlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nötr bir atomun elektron almış veya vermiş haline iyon denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atom elektron alarak kararlı hale geçerse elektron sayısı&gt;proton sayısı olur. Bu tür iyonlara negatif(-) yüklü iyon (anyon)denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atom elektron vererek kararlı hale geçerse elektron sayısı&lt;proton sayısı olur. Bu tür iyonlara pozitif (+)yüklü iyon (katyon)denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atomlar kaybettikleri elektron sayısı kadar +yüklü, kazandıkları elektron sayısı kadar – yüklü olurlar. Not: iyon yükü =proton sayısı- elektron sayısı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer iyon anyonsa sembolün sağ üst kısmına – işareti konur ve aldığı elektron sayısı yazılır. Katyonsa + işareti konur ve sayısı yazılır.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/632639593446711809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/632639593446711809?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/632639593446711809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/632639593446711809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/atomun-yaps-ve-ozellikleri.html' title='Atomun Yapısı ve Özellikleri'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-4441042086032978653</id><published>2010-09-12T13:33:00.001-07:00</published><updated>2010-09-21T14:15:21.465-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="periyodik cetvel konu anlatım"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="periyodik cetvel nedir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="periyodik cetvelin özellikleri"/><title type='text'>Periyodik Cetvel Ve Özellikleri</title><content type='html'>PERİYODİK CETVEL&lt;br /&gt;
VE&lt;br /&gt;
PERİYODİK ÖZELLİKLER&lt;br /&gt;
Eskiden beri bilim adamları bazı elementlerin benzer özellikler gös-Kaynakwh: periyodik cetvel ve periyodik özellikleri&lt;br /&gt;
termeleri nedeniyle,bunları gruplandırmanın uygun olacağı düşüncesiyle bir&lt;br /&gt;
çok çalışmalar yapmışlardır.1896 yılında Dimitri Mendeleev(Mendelyef)adlı Rus bilgin o gün bilinen 60 elementi atom kütlelerinin(kütle numaralarının)&lt;br /&gt;
artışına göre sıraladı.Mendeleev&#39;in periyodik sınıflandırması,o zaman için&lt;br /&gt;
gerçeğe daha uygun olduğundan uzun süre değerini kaybetmeden kullanıldı.&lt;br /&gt;
Ancak bugün elementlerin kimyasal özelliklerinin kütle numaralarının değil,atom numaralarının periyodik bir fonksiyonu olduğu anlaşılmıştır.Böylece elementleri özellikleri benzer(değerlik elektron sayıları aynı )olanlar alt alt gelecek şekilde atom numaralarının artışına göre dizilerek modern periyodik cetvel elde edilmiştir.&lt;br /&gt;
Periyodik cetveldeki yatay sıralara periyot veya sıra,düşey sütunlara ise grup adı verilir.Periyodik cetvelde 7 periyot 16 grup vardır.Bu gruplar&lt;br /&gt;
dan 8 tanesi A 8 tanesi Bgrubudur.&lt;br /&gt;
1A grubuna alkali metaller grubu denir.Çok aktiftirler.Tabiatta ancak bileşikleri halinde bulunabilirler.Son yörüngelerinde 1 tane elektron bulunur.Her periyodun başlangıcını yaparlar.Periyodun birisi tamamlandığında diğer metal gelir.Son yörüngelerindeki bu elektronu vere&lt;br /&gt;
rek bileşiklerinde daima +1 değerlik alırlar.Fakat hidrojenin bazı durumla&lt;br /&gt;
rı istisnadır.Her periyodun başlangıcında atomun çapı en büyüktür.Fr ve Sc elementleri yapaydır.Bütün alkali metaller iletkendir ve alaşım yaparlar.&lt;br /&gt;
2A grubuna toprak alkali metaller grubu denir.Aktiftirler ve tabiatta bileşikleri halinde bulunurlar.Son yörüngelerinde ikişer tane elektron bulunur.Bu elektronları vererek kararlı bileşiklerinde +2 değerlik gösterir&lt;br /&gt;
ler.&lt;br /&gt;
7A grubu elementlerine halojenler denir.Halojenler tamamen ametalik özel&lt;br /&gt;
lik gösterirler.Son yörüngelerinde 7 tane elektron vardır.Bunlar son yörüngesini&lt;br /&gt;
8&#39;e tamamlamak istediklerinden bir tane elektron alırlar ve kararlı bileşiklerinde&lt;br /&gt;
-1 değerlikli olurlar.Bazen +1,+3,+5,+7 değerlikte olabilirler&lt;br /&gt;
8A grubu elementlerine soygazlar(inert,asal gazlar) denir.Bu grupta her peri&lt;br /&gt;
yodun sonuna gelinmiş olur.8A grubundan sonra yeni bir periyot başlar.Atomları&lt;br /&gt;
nın son yörüngesinde 8 tane elektron vardır.Kararlı yapıya sahiptirler,bileşik yap&lt;br /&gt;
mazlar.&lt;br /&gt;
1A,2A,3A (bor hariç)grubu elementleri metalik özellik gösterirler.Ayrıca B&lt;br /&gt;
grubu elementleri de metalik özellik gösterirler.Bunlara ağır metaller de denir.&lt;br /&gt;
Bu elementler bütün bileşiklerinde pozitif değerlik alırlar&lt;br /&gt;
Geçiş elementleri periyodik cetvelde skandiyum (Sc) ile başlayan ve çinko&lt;br /&gt;
(Zn) ile biten elementler ve bunların altındakiler geçiş elementleridir.Bu element&lt;br /&gt;
ler 4,5,6 ve 7. periyotlarda 2A ve 3A grubu elementleri arasında yer alır.&lt;br /&gt;
Periyodik cetvelde 6. periyotta lantan (La) ile başlayan lantanitler ve 7.&lt;br /&gt;
periyotta aktinyum (Ac) ile başlayan aktinitler de geçiş elementleri sınıfından&lt;br /&gt;
olup,bunlara iç geçiş metalleri denir.Geçiş elementlerinin hepsi metaldir.Alkali&lt;br /&gt;
ve toprak alkali metallere göre erime ve kaynama noktaları daha yüksek ve serttirler.Kimyasal tepkimelere girme eğilimleri bakımından aralarında büyük farklar vardır.&lt;br /&gt;
PERİYODİK CETVELDE DEĞİŞEN ÖZELLİKLER&lt;br /&gt;
1-)AKTİFLİK:Ametallerde aktiflik sağa ve yukarı doğru artar,metallerde sola ve aşağıya doğru artar.(F)en aktif metaldir.&lt;br /&gt;
2-)ATOM ÇAPI:Periyotlarda soldan sağa doğru gidildikçe atom çapı küçülür.Pro&lt;br /&gt;
ton sayısı arttığından kütle çekimi artar ve çap küçülür.Periyotta 1Agrubunun atom çapı en büyüktür.Gruplarda ise aşağıya doğru inildikçe atom çapı büyür.&lt;br /&gt;
3-)İNDİRGENLİK:sağa doğru gidildikçe azalır .Çünkü halojenler (+) değerlik&lt;br /&gt;
almak istemezler.Bunun aksine indirgenmeyi tercih ederler.Kendileri indirgenir karşısındaki metali yükseltgerler.&lt;br /&gt;
4-)ELEKTRON İLGİSİ:ametallerde yani periyodik cetvelin sağ tarafında elektron severlik artar.Elektronegatiflik denilen (-) değerlik alma isteği artar.&lt;br /&gt;
Metallerde ise (+) değerlik alma yani elektropozitiflik artar.Soygazların elektron ilgisi yoktur.Aynı grupta aşağı doğru inildikçe elektron ilgisi azalır.&lt;br /&gt;
5-)İYONLAŞMA ENERJİSİ:Periyodik cetvelde soldan sağa doğru gidildikçe iyonlaşma enerjisi genellikle büyür.Gruplarda ise yukarı çıkıldıkça iyonlaşma enerjisi artar.Gruplarda iyonlaşma enerjisi&lt;br /&gt;
1A&lt;3A&lt;2A&lt;4A&lt;6A&lt;5A&lt;7A&lt;8a şeklinde sıralanır.&lt;br /&gt;
Aynı periyotta soldan sağa doğru gidilirken iyonlaşma enerjisi artar.Ancak 2A ve 5A gruplarındaki atomlar tam ve dolu duruma geçtiklerinden iyonlaşma enerjileri bir basamak öne geçer.Bunun sonucunda ;&lt;br /&gt;
1A&lt;3A&lt;2A&lt;4A&lt;6A&lt;5A&lt;7A&lt;8a sıralaması olur.Bunun için &quot;genellikle&quot;&lt;br /&gt;
tabiri kullanılır.Bu olayın grafiği şekildeki gibidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Periyodik cetvelde aynı periyotta soldan sağa doğru gidildikçe elementlerin genellikle;&lt;br /&gt;
1)Atomun numarası artar&lt;br /&gt;
2)Kütle numarası ve atom kütlesi artar&lt;br /&gt;
3)Değerlik elektron sayısı artar&lt;br /&gt;
4)Ametal özelliği artar&lt;br /&gt;
5)Elektron çekme yeteneği (elektronegatifliği) artar&lt;br /&gt;
6)Elektron ilgisi artar&lt;br /&gt;
7)İyonlaşma enerjisi artar&lt;br /&gt;
8)Metallerin erime,kaynama noktaları ve sertlikleri artar&lt;br /&gt;
9)Oksitlerinin asitlik özelliği artar&lt;br /&gt;
10)Oksitlerin bazik özelliği azalır&lt;br /&gt;
11)Metalik özelliği azalır&lt;br /&gt;
12)Isı ve elektrik akımı iletkenliği azalır&lt;br /&gt;
13)Elektron verme yeteneği (elektropozitifliği) azalır&lt;br /&gt;
14)Atom yarıçapı,çapı ve hacmi küçülür&lt;br /&gt;
15)Temel enerji seviyelerinin (enerji katmanı sayısı) değişmez&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Periyodik cetvelde aynı grupta yukarıdan aşağıya doğru inildikçe elementlerin genellikle;&lt;br /&gt;
1)Atom numarası artar&lt;br /&gt;
2)Kütle numarası ve atom kütlesi artar&lt;br /&gt;
3)Metalik özelliği artar&lt;br /&gt;
4)Elektropozitifliği artar&lt;br /&gt;
5)Temel enerji seviyesi sayısı artarKaynakwh: periyodik cetvel ve periyodik özellikleri&lt;br /&gt;
6)Atom yarıçapı,çapı ve hacmi büyür&lt;br /&gt;
7)Ametallerin erime ve kaynama noktaları artar&lt;br /&gt;
8)Oksitlerinin bazik özelliği artar&lt;br /&gt;
9)Oksitlerinin asitlik özelliği azalır&lt;br /&gt;
10)Elektronegatifliği azalır&lt;br /&gt;
11)Elektron ilgisi azalır&lt;br /&gt;
12)İyonlaşma enerjileri azalır&lt;br /&gt;
13)Metallerin erime ve kaynama noktaları düşer&lt;br /&gt;
14)Değerlik elektron sayıları aynıdır</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/4441042086032978653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/4441042086032978653?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/4441042086032978653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/4441042086032978653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/periyodik-cetvel-ve-ozellikleri.html' title='Periyodik Cetvel Ve Özellikleri'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-3051750769137615663</id><published>2010-09-11T10:36:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T10:37:11.855-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="erasmu eşdeğerlik ve tanıma belgesi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="erasmus nedir?"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="erasmus tanıma belgesi"/><title type='text'>Erasmus Öğrencileri Ders Eşdeğerlik ve Tanıma Belgesi</title><content type='html'>ERASMUS ÖĞRENCİLERİ DERS EŞDEĞERLİK ve TANIMA BELGESİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MİSAFİR OLUNAN ÜNİVERSİTEDE ALINACAK DERSLER  ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ&#39;NDE EŞDEĞER SAYILACAK DERSLER&lt;br /&gt;
Kodu Dersin adı Haft. Saat ECTS  Kodu Dersin adı Haft. Saat ECTS&lt;br /&gt;
3689 Chemical Thermodynamics&lt;br /&gt;
4 6.0  KIM-202                                 Fizikokimya-II 3    3&lt;br /&gt;
3665 Heat Transfer&lt;br /&gt;
5 6.5  KIM-303                                  Isı Tranferi 3    3&lt;br /&gt;
7394 Preparation and Charecterization of Catalys&lt;br /&gt;
5 6.0  MF-301&lt;br /&gt;
Teknik Seçmeli-I 3    3&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3275 Techonollogies and Chemical Preocess     5.5  KIM-301                               Ihtisas Seçmeli-I 3    3&lt;br /&gt;
3684 Laboratory Techniques and Safety&lt;br /&gt;
4 4.5  KIM-305                              Kimya Müh. Lab-I 3   1.5&lt;br /&gt;
3645 Probability and Statistics   5 6.0  KTM-301                            Sınırlı Seçmeli TM-I&lt;br /&gt;
3     3&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öğrenci No: xxxx Adı Soyadı:   xxx       Bölümü: Kimya Mühendisliği                Akademik Yıl/Dönem: 2010 – 2011 / Güz&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
BÖLÜM UYUM KOMİSYONU ONAYI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bölüm uyum komisyonu yukarıdaki listede belirtilen ve yurt dışında Erasmus programı kapsamında alınacak olan derslerin eşdeğer listede gösterilen şekilde tanınacağını ve öğrencinin transkriptine işleneceğini onaylar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görev Bölüm Başkanı Bölüm Erasmus Koordinatörü Öğrenci Danışmanı&lt;br /&gt;
Unvan-İsim xxx xxx xxx&lt;br /&gt;
İmza   &lt;br /&gt;
Tarih  17 Haziran 2010 17 Haziran 2010&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
DEKANLIK ONAYI&lt;br /&gt;
İmza :&lt;br /&gt;
İsim : xxx Mühür: &lt;br /&gt;
Tarih :</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/3051750769137615663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/3051750769137615663?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/3051750769137615663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/3051750769137615663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/erasmus-ogrencileri-ders-esdegerlik-ve.html' title='Erasmus Öğrencileri Ders Eşdeğerlik ve Tanıma Belgesi'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-3374108721170059254</id><published>2010-09-11T10:31:00.000-07:00</published><updated>2010-09-11T10:31:03.446-07:00</updated><title type='text'>DERS TANITIM VE DEĞERLENDİRME ÖRNEĞİ</title><content type='html'>DERS TANITIM VE DEĞERLENDİRME&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kodu: 0512032  Dersin Adı: TERMODİNAMİK &lt;br /&gt;
Yarıyılı Grup(lar) Dili Teorik Uyg. Lab. Kredi ECTS&lt;br /&gt;
4 1 Türkçe 4 0 0 4 7&lt;br /&gt;
Dersin Türü Temel Alan Temel Alan Seçimlik  Meslek Dersi Meslek Seçimlik   Üniversite Sosyal Seçimlik &lt;br /&gt;
Yürütücü(ler) Prof.Dr.Salih Dinçer,Yrd.Doç.Dr.Semra Özkan&lt;br /&gt;
Ders Verme Aracı Projeksiyon Cihazı ve Tepegöz&lt;br /&gt;
Dersin İçeriği&lt;br /&gt;
  Temel Kavramlar; Denge, Tersinirlik ve Tersinmezlik/ Termodinamiğin Birinci Yasası, İş ve Isı Kavramları / İkinci Yasa ve Entropi / Saf Maddelerin Termodinamik Özellikleri ve Hal Denklemleri / Genelleştirilmiş Hal Özellikleri / Denge Kriteri, Fugasite Katsayısı, Aktivite Kavramları / Karışımların Termodinamiği / Gibbs Enerjisi ve Gibbs Duhem Denklemi / Çok Bileşenli Sistemler / Buhar-Sıvı Dengesi ve Hesaplamaları / Kimyasal Reaksiyonlarda Denge / Enerji Dönüşümü / Çeşitli Çevrimler ve Uygulamaları / Soğutma ve Isı Pompası / Yatışkın Olmayan Halde Kütle, Enerji ve Entropi Denkliklerine Giriş.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
Dersin Hedefleri&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
  Ders, öğrencilere termodinamik prensipleri vermek, enerji ve denge problemlerine bu prensipleri uygulamalarını sağlamak için tasarlanmıştır. Öğrencileri, analitik çözümler, verilen pratik tablolar, grafikler ve ampirik korrelasyonlar kullanılarak termodinamik problemlerinin analizi ve çözümü konusunda bilgilendirmek.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
Dersin Çıktıları (Kazandırdığı Bilgi ve Beceriler) Termodinamik problemleri için ezbere değil, pratik düşünmeye dayalı çözümler üretebilme, kimyasal proseslerdeki problemlerin termodinamik açıdan irdeleme mühendislik bilgisi vermek, ekip halinde çalışma becerisi kazandırmak, ayrıca termodinamik problem çözümlerinde bilgisayar kullanımını özendirmek. &lt;br /&gt;
Yararlanılan Kaynaklar 1. Dinçer, S. ve Özkan, S., “Termodinamik”, Ders Notları. &lt;br /&gt;
2. J.M.Smith,H.C. Van Ness, M.M. Abbott, “Introduction to Chemical Engineering Thermodynamics”, McGraw_Hill, Seventh Edition, 2005. &lt;br /&gt;
3. Y.A.Çengel, M.A.Boles, “Mühendislik Yaklaşımıyla Termodinamik”, McGraw Hill,3.Basım, 2000. &lt;br /&gt;
Ödev ve Proje Konuları Her konuya paralel ödevler verilerek öğrencinin dersi düzenli olarak izlemesi sağlanacaktır.&lt;br /&gt;
Lab. Deney Konuları -&lt;br /&gt;
Bilgisayar Yazılımları Ödevlerde bilgisayar ile hesaplama uygulamaları yapılacaktır.&lt;br /&gt;
Diğer Etkinlikler -&lt;br /&gt;
Başarı Değerlendirme Sistemi   Adedi Etki Oranı, %&lt;br /&gt;
 Dönem İçi Sınavlar 2 50&lt;br /&gt;
 Kısa Sınavlar - -&lt;br /&gt;
 Ödevler 5 10&lt;br /&gt;
 Projeler - -&lt;br /&gt;
 Dönem Ödevi - -&lt;br /&gt;
 Laboratuar - -&lt;br /&gt;
 Diğer - -&lt;br /&gt;
 Final sınavı 1 40&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
DERS PLANI &lt;br /&gt;
Hafta Konular &lt;br /&gt;
1 Termodinamiğin 1.Yasası ve Temel Kavramlar&lt;br /&gt;
2 İdeal Gaz Kavramı, Saf Akışkanların Özellikleri                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   &lt;br /&gt;
3 Termodinamiğin 2. Yasası&lt;br /&gt;
4 Carnot Çevrimi ve İlgili Konular&lt;br /&gt;
5 Akışkanların Termodinamik Özellikleri Arasındaki Bağıntılar&lt;br /&gt;
6 Akışkanlarda Isı Etkileri&lt;br /&gt;
7 Homojen Karışımlar, Buhar-Sıvı Dengesi, İlgili Bağıntılar ve Hesaplamalar&lt;br /&gt;
8 I.Vize &lt;br /&gt;
9 Kimyasal Reaksiyonlarda Denge&lt;br /&gt;
10 Akışlı Proseslerin Termodinamik Analizi&lt;br /&gt;
11 Güç Çevrimleriyle Isının İşe Dönüştürülmesi &lt;br /&gt;
12 Rankine Çevrimi ve Çeşitli Çevrimler&lt;br /&gt;
13 II.Vize &lt;br /&gt;
14 Soğutma Çevrimleri&lt;br /&gt;
15 Yatışkın Olmayan Halde Kütle, Enerji ve Entropi Denklikleri</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/3374108721170059254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/3374108721170059254?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/3374108721170059254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/3374108721170059254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/ders-tanitim-ve-degerlendirme-ornegi.html' title='DERS TANITIM VE DEĞERLENDİRME ÖRNEĞİ'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-5834182473960430793</id><published>2010-09-11T10:28:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T10:39:12.758-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="entropi nedir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="entropi nedir?"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="entropi ve teoremi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="entropi ödevi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="entropinin özellikler"/><title type='text'>Entropi&#39;nin Günlük Hayat İle İlgili İlişkisi</title><content type='html'>Termodinamiğin birinci yasası, evrendeki (tecrit edilmiş bir sistemdeki) toplam enerjinin her zaman aynı olduğunu söyler. 19. yüzyılda bu yasa “enerjinin korunumu yasası” ve “maddenin korunumu yasası” olarak, enerjinin ve maddenin ayrı ayrı ele alınmalarıyla ifade ediliyordu. Fakat Einstein’ın ünlü   (Enerji= Kütle Işık hızının karesi) formülüyle, birbirinden bağımsız olarak görünen bu yasalar birleştirildi. Daha önceden akustik enerjisi, Güneş enerjisi, elektrik enerjisi gibi farklı enerji türlerinin aynı özden yapıldığı anlaşılmıştı. Maddenin enerjinin bir formu olduğunun anlaşılmasıyla yasa, “enerjinin-maddenin korunumu yasası” oldu. Buna göre evrendeki enerji (E) değişmediği için, enerji değişimi  ( ) sıfıra eşittir. Bunun matematiksel formülü şu şekildedir:  E = 0&lt;br /&gt;
Termodinamiğin ikinci yasası (entropi) özellikle Clausius’un çalışmaları sayesinde 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya konuldu. Entropi terimini ilk kullanan da odur. Bu yasayla, enerjinin, sürekli, daha çok kullanılabilir bir formdan daha az kullanılabilir bir yapıya doğru değiştiği söylenir. Kısacası, evrende düzensizlik sürekli artmaktadır ve bu tek yönlü tersinemez bir süreçtir. Evrendeki enerjinin tüm değişmelere karşı sabit kaldığını söyleyen birinci yasa bir eşitlikle belirtilmesine karşın, evrendeki enerjinin sürekli daha düzensiz bir hale gittiğini söyleyen (düzensizliğin artışı entropinin artışı veya pozitif entropi değişikliği olarak ifade edilir) ikinci yasa eşitsizlikle belirtilir. Aslında Clausius başta, enerjinin korunumu yasası gibi entropinin korunumu yasasını bulacağını umuyordu; ama, sonuçta evrenin, entropinin korunmaması yasası ile yönetildiğini gördü.Bunu ifade eden formülde, evrendeki entropinin (S), değişiminin ( ) sürekli olarak tek yönlü ve artış halinde olduğunun belirtilmesi için sıfırdan büyük olduğu söylenir. Formül kısaca şöyledir:  S  &gt; 0&lt;br /&gt;
Tek yönlü süreçler sonun habercisidir. İnsanın yaşlanma süreci de, evrendeki entropinin artışı da böyledir. Aslında evrendeki entropinin artışına sebep olan birçok tek yönlü süreci sürekli gözlemlemekteyiz. Isı, hep sıcaktan soğuğa doğru akar, hiçbir zaman soğuktan sıcağa doğru akmaz. Sıcak bir çayın her zaman soğuduğunu gözlemleriz, ama hiçbir zaman odadaki sıcaklık çaya doğru geriye akarak (süreç tersinerek) çayımızı ısıtmaz. Bisikletimizin frenine basarak durmamıza yol açan süreç ısıyı açığa çıkarır, ama hiçbir zaman Güneş’in ısıttığı bisikletimizin hareket ettiğini göremeyiz. Parfümümüzün kapağı açıksa koku odaya dağılır, ama odanın içindeki dağılmış moleküller tekrar bir şişeyi doldurmazlar.&lt;br /&gt;
Arthur Eddington, entropi yasasının, tüm doğa yasaları içinde en önemli yere sahip olduğunu söyler. Eddington, evren hakkındaki bir teorinin, Maxwell’in formülleriyle, hatta daha önceden yapılmış bazı deneylerle uyumsuz olsa bile doğru olma şansının bulunabileceğini; ama entropi yasası ile çelişiyorsa hiçbir şansının olmadığını söyler.Einstein’a göre, Newton mekaniğinin en büyük başarısı ısı hareketlerine uygulanmasıdır; bu başarı kinetik teoride ve istatistiksel mekanikte gözlemlenir. En ünlü fizikçilere göre fiziğin en temel yasası olan entropi; başarılı bilimsel bir teori olmak için farklı bilim felsefecilerince ortaya konmuş olan gözlem ve deneye dayanma, yanlışlanabilme, öngörü yeteneği, başarılı matematiksel açıklama gibi kriterlerin hepsini de karşılar. &lt;br /&gt;
Fakat, ilginç bir şekilde bu kadar kesin bir yasa olan entropi, aslında olasılıkçı bir yasadır. Isının tek yönlü akışı gibi moleküllerin dağılmasına (diffusion) yönelik hareketlerde, her bir molekülün hareketini hesap etmek imkansızdır. Söz konusu olan katrilyonlarca molekülden çok daha fazlasıdır, bu moleküllerin birbirleriyle çarpışmaları gibi etkenleri, her bir molekül için hesap etmek mümkün değildir. Fakat söz konusu olan o kadar çok moleküldür ki, dağılmaya bağlı olasılıkçı entropi kanunları hep güvenilir sonuç verir. Dünyadaki hava moleküllerini ele alalım, aslında çok düşük bir olasılık olarak, dünyadaki hava moleküllerinin Atlantik Okyanusu üzerinde toplanması ve tüm dünyanın havasız kalması olasılığı vardır; fakat bu olasılık imkansız denecek kadar azdır ve korkulacak bir şey yoktur. George Gamow tek bir odadaki hava moleküllerinin, odanın tek bir yarısında toplanma olasılığının bile adeta imkansız olduğunu şu şekilde göstermiştir: Bir odada yaklaşık 10 (milyar milyar milyar) molekül vardır. Odanın bir yarısında bulunmanın olasılığı ½ olduğundan, tüm moleküller için bu olasılık (½) dir; bu ise 10 ’da 1’dir. Hava moleküllerinin saniyede 0.5 km hızla hareket ettikleri ve 0.01 saniyede odadaki dağılışlarının 100 kez karıştığını hatırlayalım. Tüm bu moleküllerin odanın bir yarısında toplanması için gereken süre 10  saniyedir, eğer bu süreyi evrenin toplam yaşı olan 10  saniye ile mukayese edersek, neden böylesi bir olasılığa imkansız dediğimiz anlaşılabilir. Gamow’un tek bir odanın bir yarısında moleküllerin toplanmasının olasılıksal imkansızlığı için (matematikte 10 ’de 1’den küçük olasılıklar genelde imkansız kabul edilir) verdiği örneğe bakarak, bizim dünyanın tüm havasının Atlas Okyanusu üzerinde toplanmasından bahseden örneğimizin ne kadar imkansız olduğunu rahatça anlayabiliriz. Moleküllerin dağılımında ortaya çıkan bu tip hesaplar, entropi yasasının olasılıkçı bir yasa olmasına karşın neden en kesin fizik yasası olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. &lt;br /&gt;
Bazıları itiraz olarak insanların yaptıkları makinelerin veya binaların düzensizlikten düzene geçiş olduğunu, ayrıca negatif entropi aldığımız bitkilerin varlığının da entropi yasası ile çeliştiğini söyleyebilir. Burada dikkat edilmesi gerekli nokta, termodinamiğin ikinci yasasının izole (isolated) bir sistemdeki toplam entropinin arttığını söylemesidir. Evrenin bir bölümünde oluşan düzenin bedeli, mutlaka başka bir bölümünde daha büyük çapta bir düzensizlik olarak ödenir. Örneğin bir binayı ele alalım. Binanın yapımı için kullanılan maddeler (demir, tahta, v.b) dünyanın hammaddekaynakları yok edilerek elde edilir, ayrıca binanın yapımı için belli miktarda bir enerji sarf edilir. Tam bir hesapyapıldığında yol açılan düzensizliğin miktarı her zaman düzenden fazladır. Canlıların hepsi çevrelerinden negatif entropi alarak yaşarlar. Biz bitkilerden veya bitkileri yiyen hayvanlardan negatif entropi alırız, bitkiler ise fotosentezle Güneş’ten negatif entropi alarak yaşarlar. Bu yüzden Bertrand Russell, her canlı varlığın çevresinden kendisi ve nesilleri için mümkün olduğunca çok enerji alan bir çeşit emperyalist olduğunu söylemiştir. Fakat her canlının beslenmesi, çevresinde daha büyük bir düzensizlik oluşturur. Örneğin sürecin her safhasında çekirge yaprağı,&lt;br /&gt;
kurbağa çekirgeyi, alabalık da kurbağayı yediğinden, sürekli bir miktar enerji kaybolur. Miller’e göre beslenme sürecinde enerjinin %80-90’ı ısı halinde çevreye yayılır. Enerjinin sadece %10-20’si bir sonraki aşama için canlının dokusunda kalır. Bir insanı bir yıl beslemek için 300 alabalık gerektiğini varsayalım; bu balıklar ise 1000 ton ot tüketerek yaşayan 27 milyon çekirge tüketen 90.000 kurbağayı yemeleri (negatif entropi almaları) sayesinde varlıklarını sürdürürler.Bir bitki, havadan karbondioksit molekülü, topraktan su alarak ve Güneş ışınlarını kullanarak basit moleküllerden karmaşık moleküller yapar; basit moleküllerden karmaşık moleküller yapmak entropi azalması anlamına gelir, fakat yine de entropi yasası ihlal edilmemiştir.Bitkiler de diğer canlılar gibi “açık sistemler”dir ve kendi düzenlerinin bedeli olarak çevrede daha çok düzensizlik oluştururlar. Güneş’in sürekli artan entropisine ve toprağın bozulan düzenine karşı, bitkilerdeki negatif entropi artışı çok azdır. Yapılan hesaplar canlıların, makinelerin ve tüm düzenli yapıların düşen entropilerinin bedelinin sistemin bütününde daha çok entropi artışı olarak ödendiğini ve termodinamiğin ikinci yasasının hiç bir şekilde ihlal edilmediğini göstermektedir.&lt;br /&gt;
Örnek vermek gerekirse; kırık bir yumurtanın kendiliğinden eski haline gelmesi olasılığının yok denecek kadar az olması demek, böyle bir olay gerçekleşemez demek değildir. Örneğin, yumurtayı öylesine paramparça etmiş olalım ki, moleküllerine ve hatta atomlarına ayrılmış olsun. Bu atom ve moleküller kümesini, dışarıdan enerji almak suretiyle tekrar bir yumurta haline getirmek mümkündür. Nitekim bir tavuk bunu hemen her gün yapar: Bahçede eşelenerek bulduğu besin maddelerini, enerji ve hammadde temini için kullanarak, yumurtalığında yepyeni bir yumurta sentezler. Bu yumurtayı oluşturan atom ve moleküller başlangıçta, bahçedeki değişik unsurlarda darmadağınık, iş bittiğinde ise, karmaşık bir yumurtanın yapısında ‘derli toplu ve düzenli’dir. Vurgulamak gerekirse, tavuğun bunu yapabilmek için dışarıdan ‘enerji ve hammadde’ alması gerekir. Fakat bu yumurtayı sentezleme süreci sırasında; nefes alıp vermekte, terlemekte, ara sıra tuvalete de gitmektedir. Bunların her biri, keza ‘tersinmez’ süreçlerdir; entropi artışına yol açarlar. Şöyle ki; tavuğun yumurtayı sentezlemesi nedeniyle gerçekleşen entropi azalması, tavuğun bu işlem sırasında gerçekleştirmek zorunda olduğu ‘tersinmez’ işlemlerin yol açtığı entropi artışlarının toplamından daha azdır. Sonuç olarak, yumurtanın sentezlenme süreci sonunda; tavuğun bünyesindeki toplam entropi belki azalmış, fakat ‘tavuk+bahçe’ sisteminin toplam entropisi artmıştır. Çünkü genişleyen bir evrendeki toplam entropi artmak zorundadır. Demek istediğim şu ki; bir canlığın doğumu ve büyümesi, canlının bünyesindeki düzenliliğin artmasını gerektirir: bu doğru. Fakat canlı bunu başarırken, çevresindeki entropide, kendi bünyesindeki entropi azalmasından daha büyük miktarda entropi artışına yol açar. Sonuç olarak, evrendeki toplam entropi artar: azalmaz. Canlının ölümünden sonra ise, bünye bozunmaya, bünyedeki düzen azalmaya başlar. Yani entropi artmaktadır. Fakat bir yandan da, bozunmakta olan bu bünyeden beslenen böcekler ve solucanlar, kendi bünyelerinde düzen inşa etmekte, yani bünyelerindeki entropiyi azaltmakta, en azından artmasını engellemektedirler.&lt;br /&gt;
Bir diğer örnek kullandığımız ev aletleridir. Onlar asla enerji üretmezler, sadece tüketirler. Fakat o ev aletleri düzen sağlamak için tüketeceğimiz kimyasal ve mekanik enerjiden tasarruf etmemizi sağlarlar. Ev aletlerini çalıştırmak için, yani düzen sağlamak için harcanan elektrik enerjisi sağlanan düzenden tasarruf edilen enerjiden çok daha fazladır. Bunu rakamla örneklendirelim.&lt;br /&gt;
Bir kutu mısır tanesinde bulunan enerji kalori olarak hesaplandığında, 270 kaloridir. Fakat bu mısır kutusunu ve içindeki mısır tanelerini üretmek için 2790 kalori harcanmaktadır. (Kaynak: Entropy, Jeremy Rifkin, sayfa 139). Bu 2790 kaloride çiftliği çalıştırmak için kullanılan makinelerin ve kutunun üretimi ve mısırın taşınması ile kutulara doldurulması için gereken toplam enerji tüketimi hesabı vardır. Yani, harcanan enerji üretilenin 10 katıdır. Dolayısıyla, insan doğal kaynakları tüketerek enerji israfı yaparken, bir yandan da doğaya saldığı ısı enerji ile dünyanın ve çevrenin entropisini de sürekli arttırmaktadır. Küresel ısınma ve sera etkisi de bu artışın sonucudur. Atmosferde biriken fazla Karbon-dioksit asit yağmurlarına neden olmakta ormanların ve bitkilerin ölümüne yol açmaktadır.&lt;br /&gt;
Bunun anlamı insanın doğadaki karmaşanın ve kaosun artışına büyük çapta katkıda bulunduğu ve düzensizliğin artışını hızlandırdığıdır. Doğa dengesini bozan bir diğer etken böcek öldüren tarım ilaçlarının kullanımıdır. Bunlar daha temiz ve bol ürün elde etmeye yaradıkları gibi faydalı böcek ve bakterileri de öldürdüklerinden ekolojik doğal denge bozulmaktadır. Yapılan hesaplara göre her 10 yılda kullanılan zehirli böcek öldürücü tarım ilaçlarının 4 kat arttığıdır. Yani, her beş yılda tüketilen tarım ilaçları iki kat artmaktadır. Bu artışın nedeni, bakterilerin sürekli değişime uğramaları ve genetik yapılarını değiştirerek çoğalmalarıdır. Yani, onlar tarım ilaçlarına bağışıklık kazandıkça kullanılan tarım ilaçlarının hem gücü hem de miktarı arttırılmaktadır. Bu da faydalı bakterilerin ve böceklerin yok olmaları demektir. Aynı durum insanları etkileyen çeşitli grip virüslerini yok etmek için sürekli her yıl yenileri üretilen aşılar için de geçerlidir.&lt;br /&gt;
Ve bu artış sonucunda;&lt;br /&gt;
Fizikte, entropinin artışı olarak ifade edilen bu süreç sonsuza dek devam edemez. Isı tek yönlü olarak sıcaktan soğuğa durmadan akar ve sonunda her yerde aynı sıcaklığa erişilince hareket duracaktır. Evrenin bu şekildeki sonu “ısı ölümü” (heath death) veya “termodinamik denge” (thermodynamic equilibrium) olarak isimlendirilir. Daha önceden evrenin sonsuza dek var olamayacağına dair bazı argümanlar ortaya konmuştu. Örneğin 9. asırda yaşamış İslam filozofu/kelamcısı Kindi, alemdeki cisimlerin sınırlılığından evrenin sonlu genişliğine, evrenin sonlu genişliğinden zamandaki sonluluğuna geçiş yapan, v.b. argümanlar ileri sürmüştür. Fakat doğa bilimleri alanında evrenin sonunun kaçınılmaz olduğu ilk olarak 19. yüzyılda entropi yasası ile anlaşıldı. 16. yüzyıla dek hakim olan Aristoteles-Batlamyus sistemine göre yıldızlar hiç tükenmeyen bir yakıt ile varlıklarını sonsuza dek sürdüreceklerdi. 19. yüzyıla hakim olan Galileo ve Newton fiziği ise evrenin sonuna dair bir şey söylemiyordu. Kant’ın, Newton fiziğinin bir uygulaması olan “Evrensel Doğa Tarihi Ve Gökler Kuramı” eserinde yıldız kümelerinin evrimi ilk olarak açıklanmıştı. Daha sonra Laplace’ın geliştirdiği bu kuram, evrendeki değişimin önemini göstermişti, ama bu değişimin dairesel bir yapıda olduğu da düşünülebilirdi. Sonuçta Kant-Laplace yaklaşımı da evrenin sonu olup olmadığına dair bir veri ortaya koymuyordu. Üstelik 19. yüzyılın ilk yarısında formüle edilen termodinamiğin birinci yasası; enerjinin, değiştirdiği formlara karşın, toplamının hep sabit kaldığını söylediğinden, evrenin sonsuza dek var olacağının bir delili olarak kullanılabilirdi. Böylesi bir fikir ortamında entropi yasasının, sabit enerjinin sürekli daha kullanılmaz bir yapıya doğru evrildiğini söylemesi, evrenin bir sonu olmasını gerektirdiğinden bilim dünyasında ve felsefecilerde şok etkisi oluşturdu.&lt;br /&gt;
20. yüzyıldaki bilimsel gelişmeler de entropi yasasını desteklemiştir. Hubble’ın gözlemleriyle evrenin sürekli genişlediği anlaşılmıştır. Hubble’dan sonra defalarca test edilen bu olgu, hem teorik hem gözlemsel olarak doğrulanmıştır. Evrenin sürekli genişlemesi, evrenin iki tane senaryodan biriyle son bulması gerektiğini gösterir; bunlardan birincisine göre evren, hiç durmadan genişleyecek ve Büyük Donma (Big Chill) denen “soğuk ölüm” ile son bulacaktır, diğerine göre ise sonunda çekim gücü galip gelecek ve kapanışa geçen evren, Büyük Çöküş’ü (Big Crunch) yaşayarak bir tekillikte son bulacaktır. Evrenin bu iki senaryodan hangisi ile sona ereceği evrendeki maddenin kritik yoğunluktan (bu kritik yoğunluğa Omega denir) fazla olup olmaması ile alakalıdır ve bu, hala tartışma konusudur.Uzaydaki yıldızların oluşumunu sağlayan  gaz stoklarının yıldızların yeniden oluşumunu mümkün kılamayacak şekilde bir gün biteceğinin anlaşılması da sonun kaçınılmaz olduğunu gösteren birçok delilden biridir. Sonuçta 20. yüzyıldaki bilimsel bulgular, evrenin bir sonu olduğu konusunda entropi yasası ile varılan sonuca ilave destek sağlamıştır.&lt;br /&gt;
Ayrıca entropi yasası, Big Bang’e alternatif olarak sunulan teorilerin yanlışlığını da göstermekte yararlı olmuştur. Evrendeki entropinin miktarını göstermekte kullanılan ölçüt fotonların (ışığın en küçük birimleri) sayısını, baryonların (atomun proton, nötron parçacıkları) sayısına bölmektir. Kozmik fon radyasyonuna bu işlemi uygularsak baryon başına 10 -10 luk bir entropi elde ederiz. Bu kadar yüksek bir entropi miktarı Durağan Durum (Steady-State) teorisi ile açıklanamaz, buna karşı evrenin yüksek sıcaklıkta bir başlangıcını öngören Big Bang teorisi ile bu yüksek entropi miktarı uyumludur. Ayrıca artan entropinin hükmünden Açılıp-Kapanan (Oscillating) evren modeli de kurtulamaz. Bu model, Big Bang teorisinin teorik ve gözlemsel verilerle elde ettiği gücü karşısında, evrenin ezeliliğine dair umudun, Big Bang modelinin sonsuzca tekrarlanmasına bağlanmasının bir sonucudur. Daha önce değindiğimiz gibi evren eğer bir kapanışa geçerse, bu kapanış, evrenin genişleyen halinin bir simetriği olamaz ve entropi artışından kurtulamaz. Kapanıp bir tekilliğe dönüşmüş evrenin yeniden açılması bilinen tüm fizik yasalarına aykırıdır, ama böyle bir olay gerçekleşseydi bile, evrenin her yeni halkasında artan entropi evrenin sonsuzluğuna izin vermezdi. Evrenin genişleme hızı aslında çok kritik bir değerdedir. Eğer Big Bang patlaması daha hızlı gerçekleşseydi, madde o kadar büyük bir alana yayılacaktı ki ne galaksilerin oluşması ne de evrenin kapanacak sürece geçişi mümkün olacaktı. Eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, saçılan madde çekim gücünün etkisiyle hemen bir tekilliğe dönüşecekti. Bu iki şıkkın arasında galaksilerin ve canlılığın oluşacağı kritik patlamanın olma olasılığı havaya atılan bir kalemin sivri ucu üzerinde durma olasılığı kadar bile değildir. (Bu olasılık 10 ’de 1 olarak hesaplanmıştır.) Evren kapanmaya daha çok ışınım ile geçtiğinden, kapanan evren, ilkinden çok ışınımlı olacaktır ve bu artmış entropi ile evren, Açılıp-Kapanan evren modeline göre, bir sıçrama yapsaydı bile, kritik genişleme hızı aşılırdı ve kapanma bir daha mümkün olamazdı. Sonuçta entropi yasası, evrenin başlangıcından bir kaçışın olmadığını gösteren ve başlangıçlı evren modellerine alternatif olarak ortaya konan modelleri yanlışlayan, doğa bilimlerinin en kesin yasasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
YARARLANILAN KAYNAKLAR&lt;br /&gt;
Alpher, Ralph A. ve Robert Herman. Genesis of The Big Bang. New York: Oxford University Press, 2000.&lt;br /&gt;
Chomsky, Noam. Knowledge of Language: It’s Nature, Origin And Use. New York: Praeger, 1986.&lt;br /&gt;
Rifkin, Jeremy ve Ted Howard. Entropi. çev: Hakan Okay. İstanbul: İz Yayıncılık, 1997.&lt;br /&gt;
Russell, Robert John. Entropy And Evil. Zygon dergisi, vol. 19, no. 4, Aralık 1984.&lt;br /&gt;
Bilim ve Teknik Dergisi Yayınları&lt;br /&gt;
Her hakkı saklıdır.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/5834182473960430793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/5834182473960430793?isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/5834182473960430793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/5834182473960430793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/entropinin-gunluk-hayat-ile-ilgili.html' title='Entropi&#39;nin Günlük Hayat İle İlgili İlişkisi'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-1752065541259087570</id><published>2010-09-11T08:55:00.001-07:00</published><updated>2010-09-11T10:29:19.753-07:00</updated><title type='text'>Hendek Savaşı</title><content type='html'>* Hendek Savaşı *&lt;br /&gt;
 - Hendek Savaşı Hicretin 5. senesi, 29 Şevval. Milâdî 24 Ocak 627. Uhud Harbinden iki yıl sonra vuku bulan Hendek Muhârebesi, İslâmî gelişmenin önündeki engellerin büyük ölçüde bertaraf olmasında büyük rol oynamış mühim muhârebelerden biridir. Düşman saldırısını kolayca önlemek maksadıyla, Resûli Ekremin Medine etrafında hendekler kazdırması sebebiyle, Hendek Savaşı adını alan bu muhârebenin bir diğer adı da Ahzabdır. Bu adı, Kureyş müşrikleri ile birlikte, Yahudiler, Gatafanlar ve daha bir çok Arap kabilesi ve topluluklarının Medine üzerine yürümek için bir araya gelmiş olmalarından dolayı almıştır.Hatırlanacağı gibi, Resûl-i Ekrem Efendimiz, Yahudî kabilelerinden biri olan Benî Nadiri Medineden sürmüştü. Onlar da Kuzeye giderek Hayber, Şam ve Vadil-Kura gibi mühim yerlere yerleşmişlerdi. Bunlar Medineden kovulmuş olmanın acısını, gittikleri yerlerde Peygamberimiz ve İslâmiyet aleyhinde menfî propaganda ve tahriklerde bulunmak, civar halkını Müslümanlar aleyhine kışkırtmak suretiyle dindirmeye çalışıyorlardı.Benî Nadir Yahudilerinin kışkırtmaları, teşvikleri ve öncülük etmeleriyle meydana gelmesine sebep oldukları hâdiselerden biri de işte bu Hendek Muharebesidir.Medine üzerine topluca yürüyüp, Hz. Resûlullah ve Müslümanların vücûdunu ortadan kaldırmak fikrini bu Yahudîler ortaya attılar. Zaten, Kureyş müşrikleri de böyle bir şeyi her zaman düşünüyor ve böyle bir teşebbüse her zaman hazır bulunuyorlardı. Zira, onlar Uhud Savaşından galip çıkmalarına rağmen, İslâmî gelişmeyi durduramadıklarının Müslümanların gittikçe çoğalmasına engel olamadıklarının ve Resûl-i Ekrem Efendimizin nüfuz sahasını genişlemesine mani olamadıklarının çok iyi farkında idi. Ticâret yollarının hemen hemen bütünü kapanmış durumdaydı.1 İktisâdî yönden kendilerini yok olmakla karşı karşıya getirecek bu duruma seyirci kalmak istemiyorlardı. Rahat hareket edebilmeleri içinde, Medinedeki İslâm Devletinin nüfuzunu kırmak arzu ve emelini taşıyorlardı. Medine üzerine birlikte yürüyüp, Hz. Resûlullahın bayraktarlığını yaptığı iman ve İslâm hareketini yerinde boğma teklifi, daha evvel belirttiğimiz gibi Benî Nadir Yahudîlerinin liderleri durumunda olanlardan geldi.Müşriklerin lideri Ebû Süfyan, Siz bu işte samimi misiniz? diye sordu.Dessas Yahudîler, Evet, dediler, biz Muhammedle çarpışma hususunda sizinle anlaşalım diye geldik.Ebû Süfyan bundan gayet memnun oldu ve bu memnuniyetini şöyle ifâde etti.Öyle ise hoş geldiniz, safâ geldiniz! Muhammede düşmanlıkta bize yardımcı olanlar, yanımızda en sevgili, en makbul kimselerdir.Sonra da samimiyetlerini ölçme babında şu teklifte bulundu.Ama dedi, siz bizim ilâhlarımıza tapmadıkça, size pek güvenemeyeceğiz.Menhus gayeleri uğrunda her türlü aşağılığı işleyen Yahudî heyeti, derhal putlar önünde secdeye vardılar.Böylece Medine üzerine yürüyüp, Hz. Muhammedin bayraktarlığını yaptığı imân ve İslâm hareketini yerinde boğma kararında birleşip anlaştılar.Yahudîlerin, bile bile hakkı gizlemeleri.Mekkeye gelen heyet, Yahudî âlimlerinden müteşekkildi. Müşrikler, hazır ayağa gelmişken onlardan bir hususu da öğrenmek istiyorlardı. Kendi aralarında, Gelenler bilgi sahipleri ve ehli kitaptırlar. Biz mi, yoksa Muhammed mi daha doğru yoldadır, bunu kendilerine bir soralım dediler.Bunun üzerine Ebû Süfyân, onlara, Ey Yahudî cemâatı dedi, sizler, kendilerine ilk semavî kitap inmiş, ilim ehli kimselersiniz.Muhammedle anlaşamadığımız meseleyi açıklığa kavuşturunuz. Bizim yolumuz mu, onun dini mi daha hayırlıdır?Aleyhlerinde olan hakkı gizlemeyi meslek edinen Yahudîler, Allah için söylenecekse, siz hakka ondan daha yakınsınız demekte tereddüt göstermediler.Bu sözler, haliyle müşrikleri fazlasıyla sevindirdi. Derhal bu kararların tahakkuku için hazırlanmaya başladılar.Yahudîlerin müşriklere söyledikleri, gerçek dışı beyanlardı. Hakkı bile bile gizliyorlardı. Bunun üzerine inen âyet-i kerimelerde meâlen şöyle buyuruldu Görmedin mi kendillerine Tevrattan ilim verilen o kimseleri ki, Allahtan başka ibâdet olunan bâtıl ilâhlara ve tâğuta îmân ederler ve kâfirler için Bunların yolu müminlerin yolundan daha doğrudur derler. Onlar Allahın lânetlediği kimselerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynak :&lt;br /&gt;
* İslam Tarihi</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/1752065541259087570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/1752065541259087570?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/1752065541259087570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/1752065541259087570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/hendek-savas.html' title='Hendek Savaşı'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-6091259284547798606</id><published>2010-09-11T08:54:00.001-07:00</published><updated>2010-09-11T08:54:39.181-07:00</updated><title type='text'>Uhud Savaşı</title><content type='html'>&lt;b&gt;UHUD SAVAŞI&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;http://odevinadresi.blogspot.com&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
(H. 3/M. 625)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hicret&#39;in üçüncü yılında Uhud dağı civarında müşriklerle yapılan savaş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uhud savaşından önce Kureyş&#39;in öfkesi kabarmış, kin ve intikam duyguları artmıştı. Bedir&#39;de yakınlarını kaybeden Utbe kızı Hind &quot;.. Muhammed&#39;le arkadaşlarından öç almadıkça içim rahatlamayacak, Muhammed&#39;le savaş yapmadıkça koku sürünmek bana haram olsun. Sevdiklerimin intikamının alındığını gözümle görmedikçe bana sevinmek yok!&quot; diyordu. Ebu Süfyan ve başkaları da buna benzer şekilde and vermişlerdi. Ebu Süfyan&#39;ın yürüttüğü kervanın malları Daru&#39;n-nedve&#39;de topluca durmaktaydı. Müşriklerin ileri gelenleri, herkese katılma payını verdikten sonra geri kalan kâr ile güçlü bir ordu hazırlanmasına karar verdiler. Onlara göre Müslümanlar Kureyş büyüklerini öldürmüşlerdi, onların intikamını almak gerekliydi. Bedir&#39;de yakınları öldürtücüler karalar giyinmiş vaziyette kabileler arasında dolaşıyor, şairler mersiyeler söyleyerek Araplar savaşâ teşvik ediyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Putperest Kureyşliler Mekke dışındaki Arap kabilelerinin de katılmasıyla 3000 kişilik bir askerî kuvvet hazırladılar. Bu kuvvette 700 zırhlı, 200 atlı süvari, 3000 deve vardı. Aralarında, başta Ebu Süfyan&#39;ın karısı Hind olduğu halde 14 tane de kadın vardı. Bedir&#39;de babasını ve öteki yakınlarından bazılarını kaybetmiş olan Hind&#39;in kalbini iğrenç bir intikam duygusu bürümüştü. Amcası Abbas (r.a) Hz. Muhammed (s.a.s)&#39;i çok severdi. Bu sebeple bir mektup yazarak Kureyş&#39;in savaş hazırlıklarını yeğenine bildirdi. Peygamberimiz (s.a.s) amcasından gelen mektubu okuttu ve mektupta bildirilen haberi gizli tutarak keşifçiler gönderdi. Keşifçilerin getirdiği haberler mektupta amcasının bildirdiklerine aynen uyuyordu. Düşman büyük bir ordu hazırlamıştı ve Medine&#39;ye doğru ilerliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) bir savaş meclisi kurarak meseleyi ayrıntılı olarak ashabıyla görüştü. Resulullah (s.a.s) düşmanı şehrin dışında karşılamayıp şehri içerden savunmak görüşündeydi. Fakat özellikle Bedir savaşına katılan gaziler hakkında nazil olan övücü ayetlerin etkisinde kalan gençler, düşmanın dışarıda karşılanmasından yana idiler. Düşmanla bir meydan savaşı yapmak istiyorlardı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Resulullah (s.a.s) ashabın isteklerini kırmayarak düşmanı karşılamak üzere kılıcını kuşandı, zırhını giydi. Münafıkların reisi Abdullah b. Ubey b. Selül şehrin içinde kalınarak savunma yapılmadığını bahane ederek 300 kişilik kuvvetini geri çekti. Gayesi savaşmak değildi. Müslümanları düşman karşısında güçsüz bırakmak istiyordu. Böylece Müslüman ordusunun mevcudu 1000&#39;den 700&#39;e düşmüş bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İslâm Ordusunun Harp Alanına Hareketi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düşman, Medine&#39;nin yegane açık sahası olan kısımdan içeriye sızarak karargâhını Uhud dağının Medine&#39;ye bakan eteklerinde kurmuştu. Resulullah (s.a.s) 700 Müslümanla Cumartesi sabahı Uhud dağına ulaştı. Sırtını dağa vererek karşıdaki çorak arazide yer tutan düşmana karşı saf tuttu. Düşmanın düşüncesi Müslüman ordusunu mağlub ettikten sonra şehri yağmalamaktı. Bunun için Medine&#39;nin yakınında Uhud önleri savaş sahası seçilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Resulullah (s.a.s) Bedir&#39;de olduğu gibi bu savaşta da İslâm ordusunu savaş düzenine göre yerli yerine yerleştirdi, düşmanın sızabileceği, kuşatma yapabileceği geçit ve gedikleri de okçularla korudu ve özellikle ordunun sol tarafındaki dağın vadisini beklemek üzere Abdullah b. Cübeyr kumandası altında elli kişilik, okçu birliğini bıraktı ve &quot;Düşman yense de, yenilse de kesinlikle yerlerinizden ayrılmayınız. &quot; diye tembihte bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
11 Şevval 3 (27 Mart 625) Cumartesi günü savaş teke tek vuruşmalarla başladı; Hz. Ali, Hz. Hamza ve öteki İslâm savaşçıları hasımlarını öldürdüler. Sonra savaş kızıştı. Resulullah (s.a.s) almış olduğu askerî tedbirler ve uygulamış olduğu planlar sayesinde ilk safhada Müslümanlar galip geldiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
HZ. HAMZA&#39;NIN ŞEHID EDILMESI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Resulullah (s.a.s)&#39;in amcası Hz. Hamza kükremiş bir arslan gibi düşmana kılıç sallayarak ilerliyor, hasımlarını kırıp geçiriyordu. Diğer Müslümanlar da ellerinden gelen çâbayı gösteriyorlardı. Düşmanlar da olanca gayretleriyle kılıca sarılmalarına rağmen bozguna uğramaktan kendilerini kurtaramadılar. Tef çalarak askerlere moral veren düşman kadınları bile korku içinde dağ yamacına tırmanmaya, kaçmaya başladı. Bununla beraber henüz kesin netice alınmış değildi; düşmanın hızlı bir şekilde takibi ve dönmeyeceği bir noktaya kadar kovalanması gerekiyordu. Halbuki bu inceliği ve harp usulünün bu yönünü bir an unutarak gaflete düşen ve dünyalığa meyleden Müslümanlar kılıçlarını bırakıp ganimet toplamaya koyulmuşlardı. Ordunun gerisindeki vadiyi bekleyen elli okçu da kumandanlarının ısrarlarına rağmen Resulullah (s.a.s)&#39;in kesin emrini unutarak &quot;Kardeşlerimiz üstün geldi, biz niye bekleyelim&quot; diyerek yerlerinden ayrıldılar, ganimet toplamaya giriştiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte bu sırada böyle bir anı gözetlemekte olan 200 kişilik düşman süvari birliği komutanı Halid b. Velid az sayıdaki İslâm okçusunun kaldığı geçidi rahatça ele geçirerek İslâm ordusunu arkasından vurmaya başladı. Bunu gören müşrikler geri döndüler ve yeniden hızlı bir saldırıya giriştiler. Böylece Müslümanlar iki ateş arasında kaldılar, üstünlüğü sağlamışken dünyalığa dalmaları ve Peygamber&#39;in emrini çiğnemeleri yüzünden zor durumlara düştüler. İşte bu safhada Hazma (r.a) Ebu Süfyan&#39;ın karısı Hind&#39;in kölesi Vahşi tarafından mızrakla vurularak şehid edildi. Resulullah (s.a.s)&#39;in Hicretten evvel Medine&#39;ye tayüz ettiği ilk öğretmen Mus&#39;ab b. Umeyr (r.a) de bu esnada şehid düşenler arasındaydı. Mus&#39;ab (r.a) sima itibariyle Resulullah&#39;a benzediğinden şehit düştüğünde, onu şehit eden kimse Resulullah (s.a.s)&#39;i öldürdüğünü haykırıyordu. Bu durum Müslümanların daha da dağılmasına sebep oldu. Ancak kısa zaman sonra Resulullah (s.a.s)&#39;in sağ olduğu anlaşıldı. Uhud dağının hemen eteklerinde bulunan Resulullah(s.a.s)&#39;in çevresi büyük çarpışmalara sahne oldu. Müslümanlar onun etrafında dönüyorlar gerektiğinde kollarını, bacaklarını kalkan yerine kullanıyorlardı, Hz. Talha bu yolda kolunu kaybetmişti. Sa&#39;d b. Ebi Vakkas (r.a)&#39;a ise Resulullah ok veriyor ve: &quot;Anam babam fedâ ol sun, at yâ Sa&#39;d&quot; diyor; oklarının isabet etmesi için Allah&#39;a dua ediyordu. Müşrikler Resulullah (s.a.s)&#39;ı öldürmek için hücum ettikçe Müslümanlar onun çevresinde giderek çoğalmışlar ve çetin bir savunma hattı kurmuşlardı. Düşman bu hattı yaramayacağını anlayınca geriye çekilmek durumunda kaldı ve böylece savaş üçüncü safhada denk bir duruma geldi. Ebu Süfyan karşı dağa, Resulullah (s.a.s)&#39;da Uhud&#39;a doğru tırmandı ve bugün hâlâ ziyaret edilen mağarada dinlendi. Resulullah (s.a.s)&#39;ın dişi kırılmış, yanağı yarılmıştı. Kızı Fatma onu tedavi etti. Ebu Süfyan ile Hz. Ömer&#39;in karşılıklı konuşması da bu esnada cereyan etmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kureyşli müşrikler bu savaşta o kadar vahşiyane şeyler yapmışlardı ki, belki tarihte benzerine az rastlanırdı. Müslümanlar bu savaşta 70 şehid vermişlerdi. Düşmanlar özellikle de müşrik kadınlar şehid Müslümanların burunlarını ve kulaklarını kesiyorlardı. Ebu Süfyan&#39;ın karısı Hind ve öteki bazı müşrik kadınları Müslüman şehidlerin organlarından yaptıkları gerdanlıkları boyunlarına takmışlardı. Ayrıca Hind, Hz. Hamza&#39;nın ciğerini çıkartarak ağzında çiğnemek iğrençliğini gösterebilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uhud&#39;tan ayrılan Ebu Süfyan bir süre sonra geri dönerek Medine&#39;ye saldırmak ve başladıkları işi tamamlamak isteğine kapılmıştı. Esasen böyle bir durumu, Resulullah (s.a.s) tahmin etmiş, 70 şehid ve yaralıya rağmen savaşın hemen ertesi Pazar günü düşmanı takibe karar vermişti. Resulullah (s.a.s) 70 kişilik süvari birliği ile 8 km. Kadar müşrikleri takibetti. Sonra konaklayarak üç gün bekledi. Geceleri ateş yaktırarak düşmana savaştan yılmadıkları mesajını veriyordu. Müslüman olmadığı halde Müslümanların dostlarından olan Huzaa kabilesinden Mabed-i Huzâî, Resulullah (s.a.s)&#39;i gördükten sonra Ebu Süfyan&#39;a giderek onun arkadaşlarıyla birlikte savaş için geldiklerini söylemiş, Ebû Süfyan da yeni bir vuruşmayı göze alamayarak Mekke&#39;ye gitmiş ve Medine&#39;ye saldırmaktan vazgeçmişti. Böylece Müslümanlar, bu savaşta birinci safhada üstünlük sağlamışlar, gaflet ve dikkatsizlik neticesinde ikinci safhada ilahî bir imtihana uğratılarak mağlubiyet acısı kendilerine tattırılmış, fakat üçüncü safhada durum denkleşmişken Resulullah (s.a.s)&#39;in cesaretle takibi neticesinde düşman korkutulmuş ve üstünlük tekrar Müslümanlara geçmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SAVAŞTAN BAZI İLGINÇ TABLOLAR&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Enes b. Mâlik diyor ki: Amcam Enes b. Nadr&#39;ı Uhud meydanında öldürülmüş olarak bulduk; üzerinde 80 kadar kılıç, süngü ve ok yarası vardı. Müşrikler işkence yapmış olduklarından, kimse onu tanıyamadı, yalnız kız kardeşi parmaklarından tanıdı. Biz şu ayetin amcam ve benzeri hakkında inmiş olduğunu sanıyoruz: Müminlerden bir çok kimseler Allah&#39;a vermiş oldukları sözlerini yerine getirdiler&quot; (el-Ahzâb, 33/23).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Hamza&#39;nın kız kardeşi, Müslümanların bozguna uğradığı haberini alınca Medine&#39;den savaş alanına gelmişti. Bunu farkeden Resulullah (s.a.s) Hz. Zübeyr&#39;e, Hamza&#39;nın cesedinin parçalanmış vaziyette ona gösterilmemesini tenbih etmişti. Bunu hisseden Safiyye, &quot;Kardeşimin şehid olduğunu biliyorum. Allah yolunda böyle fedakarlıklar her zaman gerekir&quot; demiş ve parça parça edilmiş kardeşinin cesedini görünce de, Hepimiz Allah&#39;ın mülküyüz ve O&#39;na döneceğiz&quot;demek suretiyle büyük bir teslimiyet örneği gösterebilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ensar&#39;dan bir kadın da savaşta babasını, kardeşini ve kocasını kaybetmişti., Bunları haber aldıkça hep Hz. Muhammed (s.a.s)&#39;in sağ olup olmadığını soruyordu. Onun sağ olduğunu öğrenince; &quot;Sen sağ olduktan sonra her felâket hiç gelir!&quot; demişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İslâm şehidleri ikişer ikişer toprağa verildiler. Tablo göz yaşartıcı idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Hamza (r.a) kaftanı ile toprağa veriliyordu. Hz. Peygamber&#39;in hicretten önce Medinelilere İslâmî öğretmesi için tayin ettiği ilk öğretmen Mus&#39;ab b. Umeyr (r.a) toprağa verilirken üzerindeki elbise kısa gelmişti. Göğüs tarafına örtülünce alt kısmı, alt kısmına örtülünce de göğüs kısmı açıkta kalıyordu. Resulullah (s.a.s) örtünün alt kısmına örtülmesini üst kısmına da izhir denilen kokulu otlardan konulmasını emir buyurmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
RESULULLAH (S.A.S) UHUD ŞEHIDLERI HAKKINDA ŞÖYLE BUYURMUŞTUR:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;Uhud harbinde kardeşleriniz şehit olunca Allah Teâlâ onların ruhlarını bir takım yeşil kuşların içlerine koymuştur. Bunlar Cennet ırmaklarına gelirler, içerler ve Cennet meyvelerinden yerler. Sonra bu kuşlar, arşın gölgesinde asılı bulunan altın kandillere konup tünerler. Şehid ruhları artık böyle mesut bir hayata erişince; bizim cennetteki bu halimizi dünyadaki kardeşlerimize kim bildirir ki, onlar da bilsinler de cihatdan çekinmesinler demişlerdi&quot;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/6091259284547798606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/6091259284547798606?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/6091259284547798606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/6091259284547798606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/uhud-savas.html' title='Uhud Savaşı'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-4977968906756762788</id><published>2010-09-11T08:53:00.001-07:00</published><updated>2010-09-11T08:53:45.855-07:00</updated><title type='text'>Bedir Savaşı</title><content type='html'>Bedir Savaşı, İslâm&#39;ın gelişinin 15&#39;inci, hicretin ikinci, miladın 624&#39;üncü yılında Medine&#39;ye 80 millik mesafedeki Bedir köyünde meydana geldi. Kâfirlere karşı korunmak ve Allahü Teâlâ&#39;nın dinini yaymak için verilen savaş izninden sonra yapılan ilk gazâ olan Bedir&#39;in; tarihteki yeri çok büyük ve mühimdir.&lt;br /&gt;
Müslümanları Medine&#39;de de rahat bırakmayan, tehdit mektublarıyla şehirde huzuru bozan, yakın yerlere kadar gelerek yağmacılıkla mal emniyetini sarsan Kureyş müşrikleri harbe hazırlanıyorlardı. Bunun için Ebû Süfyan idaresinde büyük bir ticaret kervanını Şam&#39;a göndermişlerdi. Elde edilecek gelir ile silahlarını ve kuvvetlerini iyice arttırmak istiyorlardı.&lt;br /&gt;
Peygamberimiz Aleyhisselâm Ramazan ayı içerisinde, Kureyş kervanının halini anlamak ve hazırlık olmak için sahabileriyle beraber Medineden çıktı. İslâm Ordusunda ilk defa Medine&#39;li ensâr da yer almıştı. Müslümanların bu hareketini haber alan Ebû Süfyan, kervanının korunması için Mekke&#39;ye haber saldı. Mekke&#39;de koparılan yaygara üzerine büyük bir kâfir ordusu yola çıkarıldı. Müminlerden önce gelerek Bedir&#39;de su başını tuttular.&lt;br /&gt;
Peygamberimiz Aleyhisselâm bir savaş maksadıyla çıkmamıştı. Ancak Kureyşlilerin bu kötü niyetleri karşısında sahabileriyle görüştü. Onların fikirlerini, düşüncelerini öğrendi. Buraya kadar sokulmuş bulunan düşmana karşı konulmasında birleşildi. Sahabiler Fahri Kâinat Efendimize sonuna kadar bağlılıklarını bildirdiler.&lt;br /&gt;
Ebû Süfyan ticaret Kaafilesini sahilin kestirme yollarından geçirerek tehlikeli bölgeden uzaklaştırmıştı. Kervanı kurtardığını Kureyşlilere de bildirmişti. Ancak müslümanlarla savaşmak, onların birliğini dağıtmak için çoktan beri fırsat arayan müşrikler geri dönmediler. Sayı ve silah üstünlüklerine güvenerek müslümanları ortadan kaldırabileceklerini sandılar.&lt;br /&gt;
Tarafların Kuvvetleri Kureyşliler saldırarak, müminler ise kendilerini koruyarak savaşa başlayacakları sırada kuvvet dengesi birbirinden hayli farklıydı. Ebû Cehil&#39;in kumandası altındaki kâfirler, 100 atlı, 700 develi, geri kalanı yaya olmak üzere 950 kişiydi. Çoğu zırhlı ve ağır silahlarla donatılmıştı.&lt;br /&gt;
Müminler ise 3 atlı, 70 develi 313 yiğitti. Hayvanlara nöbetleşe biniyorlardı. Ancak Peygamberimiz Aleyhisselâmın kızı olan, zevcesi Hazreti Rukayye&#39;nin ağır hastalığı sebebiyle Hazreti Osman gibi bir kaç sahabîye izin verilmişti.&lt;br /&gt;
Bedir&#39;de, şimdiye kadar kan ve başka anlaşmazlıklar için çarpışan Arap kavmi, ilk defa din uğruna savaşıyordu. Bunun içindir ki, iki tarafın askerlerinden çoğu birbirlerinin en yakınıydı. Müslümanların sancağını Hazreti Mus&#39;ab, kâfirlerin bayrağını kardeşi Ebû Aziz taşıyordu. Peygamberimiz Aleyhisselâmın amcalarından Hazreti Hamza kendi yanında, diğer amcası Abbas düşman safındaydı. Yine damadlarından Hazreti Ali yanında iken; diğeri, Hazreti Zeyneb&#39;in kocası Ebû Âs kâfirler arasındaydı. Hazreti Ebû Bekir&#39;in oğullarından Hazreti Abdullah yanında, Abdurrahman ise karşısında bulunuyordu. Diğerlerinin yakınları da bunlar gibiydi.&lt;br /&gt;
Savaş Başlıyor (M. 13 Mart 623 - H. 17 Ramazan 2) Hazırlıklardan sonra, iki ordu 17 Ramazan&#39;a rastlayan Mîlâdî 13 Mart 624 Cuma günü sabahı karşı karşıya geldi. Peygamberimiz Aleyhisselâm müminlerin orucunu bozdurdu. Gece yağan yağmurla su ihtiyaçlarını da karşılamışlardı. Çünkü su kuyusu kâfirlerin elinde bulunuyordu. Peygamberimiz Aleyhisselâm Allahü Teâlâ&#39;ya dualarda bulunuyor, yalvarıyor, müminlere müjdeler veriyordu. Müslümanların da kendilerinden üç misli fazla düşman karşısında, maneviyatı artıyor, gayretleri çoğalıyordu.&lt;br /&gt;
Hazreti Abdullah b. Cahş seriyyesinde öldürülen Amr&#39;ın kardeşi Âmir, bir ok atarak Hazreti Ömer&#39;in âzadlı kölesi Hazreti Mihca&#39;yı şehîd etti. İslâm yolunda savaşta, ilk düşen şehîd o oldu ve çarpışma da böylece başladı. İlk hücumu ve öldürmeyi kâfirler yapmış, müminler de karşılık vermek zorunda kalmış oluyorlardı. O zamanın âdetine göre, Kureyşliler ortaya üç kişi çıkardı. Müminlerden de Hazreti Hamza, Hazreti Ali ve Hazreti Ubeyde karşılık verdiler ve düşman kâfirleri yere serdiler. Artık savaş, iyice kızışmış, Kureyşliler korkunç bir saldırıya geçmişti. Müminler iman kuvvetiyle karşı koydular ve büyük bir azimle dayandılar. Sonunda Allahü Teâlâ&#39;nın yardımına kavuştular.&lt;br /&gt;
Zafer Müslümanların Savaşın sonunda kâfirler bozguna uğramış, galib gelenler Allah ve Rasûlüne inananların olmuştu. Aralarında Ebû Cehil gibi büyük kâfirlerin de olduğu 70 Kureyşli öldü, 70 kişi de esir düştü. Canını kurtArapilenler de ölülerine, mallarına bakmadan kaçtı. Müminler jse 14 şehîd verdi, bol ganimet aldı. Peygamberimiz Aleyhisselâm esirlere hoş davranılmasını emretti. Kâfirlerin ölüsünü ise bir çukura doldurttu. Haber Mekke&#39;ye ulaşınca kimse inanamadı. Şehir halkı mateme büründü. Savaşa gelmeyen ve yerine paralı asker gönderen Ebû Leheb, bir hafta sonra kahrından öldü.&lt;br /&gt;
Müslümanlar büyük ve mühim bir zafere kavuştu. Ancak Peygamberimiz Aleyhisselâmın kızı Hazreti Rukayye&#39;nin ölüm haberi gelmekle, sevinmeleri uzun sürmedi. Savaşta alınan ganimetler eşit şekilde sahabîlere dağıtıldı. İzinli olanların hakkı da verildi. Esirler ise kurtulup paraları ödettirilerek serbest bırakıldı. Kurtulma parasını bulamayan kâfirlere ise mühim bir hak tanındı. Ensâr çocuklarından onar kişiye okuma-yazma öğreterek kurtuldular. Bazıları ise hallerine göre karşılıksız salıverildi. Esirler hakkındaki bu güzel davranış, çoklarının îman etmesine yol açtı.&lt;br /&gt;
Zekât Ve Oruç Farz Kılınıyor (M. 623- H.2) Hicretin ikinci senesinde mühim dinî hükümlerden bir kısmı daha emrolundu. Bunlar, oruç, fıtır sadakası, zekât, kurban, Ramazan ve Kurban bayramları namazlarıdır. Ramazan orucu, Bedir gazasından önce Şaban ayında farz kılındı. Ayrıca fıtır sadakası da emrolundu. Ramazan ve Kurban bayramları namazları ve bu bayram günlerindeki beş vakit namazdan sonra tekbir getirmek vâcib oldu. Zilhicce ayında kurban kesmek vacip zekât da, farz kılındı.&lt;br /&gt;
Kaynuka Yahudileriyle Savaş (M. 623- H.2) Müslümanların Bedir zaferini kazanarak kuvvetlenmesi, yahudilerin hoşuna gitmedi. Kıskançlıkları iyice artarak huzursuzluk çıkardılar. Daha önce müminlerle yaptıkları andlaşmayı da bozdular. Kendilerine güvendikleri ve Kureyşlilerden üstün gördükleri için savaşa hazırlandılar. Bir yahudi kuyumcunun dükkanına gelen bir mümine kadının hakarete uğraması ile iş alevlendi. Hakaret eden yahudi ile mümine kadını korumaya gelen müslümanın öldürül mesiyle savaşa girilmiş oldu.&lt;br /&gt;
Hemen Kalelerine çekilen ve savaşa başlayan yahudiler, Peygamberimiz Aleyhisselâmın sulh tekliflerini reddettiler. Bunun üzerine kale kuşatıldı. 15 gün kuşatma altında kalan yahudilere, umdukları yardım gelmedi. Sonunda teslim olduklarını açıkladılar. O zamanın savaş kanunlarına göre, teslim olanlar öldürülebilirdi. Ancak münafıklardan araya girenler oldu. Peygamberimiz Aleyhisselâm fitnenin büyümemesi için ricaları kabul etti. 700 kişilik Kaynuka Oğulları yahudileri canlarını kurtarıp Suriye&#39;ye sürgüne gittiler. Ele geçen ganimet askerlere dağıtıldı. Topraklar da ihtiyaç sahibi müminlere verildi.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/4977968906756762788/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/4977968906756762788?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/4977968906756762788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/4977968906756762788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/bedir-savas.html' title='Bedir Savaşı'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-748469307533793358</id><published>2010-09-11T05:27:00.001-07:00</published><updated>2010-09-11T05:27:52.593-07:00</updated><title type='text'>Otobiyografi nedir?</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;post&quot; id=&quot;post-2&quot;&gt;   &lt;h2&gt;Otobiyografi nedir?&lt;/h2&gt;&lt;div class=&quot;entrytext&quot;&gt;     &lt;strong&gt;Otobiyografi nedir? Otobiyografinin amacı ve teknikleri nelerdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Bireyin kendisi yani hayatı ile ilgili yazılı olarak bilgi vermesine dayanan bir tekniktir. Otobiyografide amaç: bireyin davranışlarının gerisinde bulunan ihtiyaçları ve tutumları tespit etmektir. Hayatının belirli zamanlarında ki kendi önem vurgusudur otobiyografinin tekniği. Bu anlatım sırasında olaylara karşı tutumunu, bunların oluşmasında rol oynayan geçmiş olaylara ve kişilere verdiği önemi yansıtmaktadır. &lt;br /&gt;
Kişinin başkaları tarafından nasıl göründüğünden çok, onun kendisini nasıl gördüğünün önemli olduğunu belirtir. Şahıslara otobiyografi yazdırılırken iki türlü yol takip edilebilir:&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;1.Kontrolsüz otobiyografi:&lt;/strong&gt; Kişinin kendisi hakkında her konuda istediğini serbestçe yazabilmesidir. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;2) Kontrollü otobiyografi:&lt;/strong&gt; Kişinin belli bir konu etrafında örneğin aile özgeçmişi ve ilgileri hakkında serbestçe yazabilmesidir.&lt;br /&gt;
Otobiyografi yazarken kişiler kendilerine aşağıda bulunan soruları yönlendirmelidirler&lt;br /&gt;
-Kendinizi nasıl tanımlarsınız?&lt;br /&gt;
-Size göre olumlu yada olumsuz olan yönleriniz nelerdir?&lt;br /&gt;
-Sizi devamlı tedirgin eden sorunlarınız nelerdir?&lt;br /&gt;
-Hayatınızda etkisi altında kaldığınız olaylar nelerdir?&lt;br /&gt;
-İlgilendiğiniz konular nelerdir?&lt;br /&gt;
-Ailenizin ve arkadaşlarınızın size nasıl davranmasını istersiniz?&lt;br /&gt;
-Geçmişinizle ilgili neler söyleyebilirsiniz?&lt;br /&gt;
-Geleceğe ilişkin planlarınız nelerdir?&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/748469307533793358/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/748469307533793358?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/748469307533793358'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/748469307533793358'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/otobiyografi-nedir.html' title='Otobiyografi nedir?'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-8243454776233154681</id><published>2010-09-11T05:26:00.001-07:00</published><updated>2010-09-11T05:26:31.184-07:00</updated><title type='text'>Biyografi Nedir? // Biyografinin Özellikleri // Biyografilerin Yazım Teknikleri</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: royalblue;&quot;&gt;&lt;b&gt;İYOGRAFİ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Edebiyat, Sanat, siyaset, ticaret vb. alanlarda haklı bir üne kavuşmuş, tanınmış insanların hayatlarını, eserlerini, başarılarını okuyucuya duyurmak amacıyla yalın bir dille, tarafsız bir görüşle yazılan inceleme yazılarına hayat hikâyesi (biyografi) denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: darkorchid;&quot;&gt;&lt;b&gt;ÖZELLİKLERİ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
1-Yaşamı yazılan kişinin kendisi tarafından değil, onunla ilgili araştırma yapan, Bilgi ve belgelere ulaşan veya onun yaşamına yakından tanıklık etmiş kişiler tarafından kaleme alınır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2- Tarafsız ve gerçekçi olunmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3- Bilgi. Belge, tanık ve kanıtlara dayandırılmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4- Kronolojik sıra izlenebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5- Kişiyi tüm yönleriyle tanıtır. Kişinin önemi, değeri, benzerlerinden farkı belirlenmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6- Öznel bir tutum izlenmemeli, kişinin yaşamı aşırı yerme ve övmelerden uzak tutulmalıdır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7- Açık, sade bir dil kullanılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8-Divan edebiyatında şairleri anlatan bu eserlere, &quot;Tezkire&quot; denirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
9-Türün ünlüleri; Mithat Cemal Kuntay, Şevket Süreyya Aydemir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Ünlü bir kişinin hayat hikâyesini yazacak kimse, geniş bir araştırma yapar. Şayet kişi sağ ise ona hayatıyla, çalışmalarıyla, eserleriyle ilgili sorular sorar ve aldığı cevapları not eder (veya kaydeder.); bunlardan yazısında yararlanır. Kişi hayatta değilse, onun hayatını (varsa belgeleriyle birlikte) etraflıca araştırır. Nasıl ünlü olduğunu, nasıl başarılı olduğunu; (varsa) eserlerini dikkatlice inceler. Bütün bu veriler ışığında kronolojik olarak veya kendine özgü bir üslûpla hayat hikâyesini yazar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Çoğu zaman bunlarda, sanatçı kendisiyle beraber aile büyüklerinden, çevreden, aile içi durumlardan da söz eder. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ünlü kişilerin hayatlarını konu alan, bunları roman tarzında işleyen edebî yazıLara &lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Biyografik Roman &lt;/span&gt;denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir kişinin hayatını ayrıntılı olarak veren kişisel biyografi kitapları olduğu gibi, birden çok kişinin hayat hikâyelerini bir araya getiren genel biyografi eserleri de vardır. Örneğin antolojilerde, ansiklopedilerde, yıllıklarda birden çok kişinin biyografileri çok kısa olarak ana hatlarıyla verilir. Bu eserlerde ya da yazarın kitabının arka kapağında veya iç sayfasında yer alan biyografiler genellikle kısadır. Ayrıntıları atılmış daha çok doğum ölüm tarihleri, doğum yerleri, bitirdikleri okullar, çalıştıkları işler, yazdıkları eserler ve önemli başarıları anılmakla yetinilir. Her döneme, her mesleğe ve her millete ait kişilerin biyografilerini veren eserlere evrensel biyografi, bir millete ait kişilerin biyografilerini verenlere ulusal biyografi, bir bölgeye mensup kişilerin biyografilerinin toplandığı eserlere bölgesel biyografi, belli bir mesleğe mensup kişilerin yer aldığı eserlere meslekî biyografi, belli bir dönemde yaşayanların hayat hikâyelerinin verildiği eserlere de dönem biyografisi denir. Dönem biyografisine çağdaş insanların yer aldığı Who&#39;s Who? (Kim Kimdir?) adlı eseri gösterebiliriz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Biyografiler yazım tekniğine göre de farklılıklar arz etmektedir. Bunları kısaca şöyle sınıflandırabiliriz:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: purple;&quot;&gt;&lt;b&gt;a. Bilimsel Biyografi:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; Biyografik bilgileri kronolojik bir sıra içerisinde, alt başlıklar halinde, onun dönemi içindeki konumunu, getirdiği yenilikleri, gösterdiği başarıları, eserlerini, eserlerinin değişik özelliklerini eleştirel bir tutumla, belgelere, araştırma ve incelemelere dayalı olarak veren çalışmalara bilimsel biyografi ya da biyografik Monografi denir. Bu tür eserlerde kişinin doğumu, yetişmesi, öğrenimi, çalışma hayatı, türlerine göre eserleri, eserlerinin önemi, şekil ve muhteva özellikleri, başarıları, ödülleri ve başka özellikleri bölümler halinde verilir. Bilimsel biyografi türüne şu örnekler verilebilir: Mehmet Kaplan, Tevfik Fikret Devir-Şahsiyet-Eser (1971); İsmail Parlatır...&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: purple;&quot;&gt;&lt;b&gt;b. Biyografik roman:&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;Ünlü kişilerin hayatlarını konu alan, bunları roman tarzında işleyen edebî yazıLara biyografik roman denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Roman, hikâye gibi tahkiye kurgusu içerisinde, olay anlatımı üslûbuyla kişiyi bir roman kahramanı gibi olayların içindeki konumlarıyla sunan eserlere de edebî biyografi ya da biyografik roman denir. Biyografik romanlarda kişinin ruhsal ve fiziksel özellikleri, davranışları, duyguları, düşünceleri, tepkileri, tavır alışları, giyinişi gibi pek çok değişik özellikleri ayrıntılı olarak verilip bir anlamda onun portresi çizilir. Hayatı içerisinde canlı, yaşayan bir kişilik olarak sergilenir. Buna örnek olarak M. Emin Erişirgil&#39;in Mehmet Akif /İslâmcı Bir Şairin romanı (1956); Tahir Alangu&#39;nun “Ömer Seyfettin “(1968) adlı eserleri verilebilir. Ayrıca Oğuz Atay&#39;ın “Bir Bilim Adamının romanı” (1975) adlı romanı da bu türün en iyi örneklerindendir. Yazar bu romanında hocası Mustafa İnan&#39;ı merkez alarak bir dönemin idealist neslinin hayatını yansıtmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: purple;&quot;&gt;&lt;b&gt;c. Nekroloji:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; Ölen ünlü bir kişinin hemen ölümünden sonraki günlerde genellikle gazete ve dergilerde yakın çevresinde yer alan kişiler tarafından onun üstün niteliklerinin, erdemlerinin, çalışmalarının ve diğer özelliklerinin anı üslûbuyla anlatıldığı yazıLara denir. Bu yazılar bir anlamda öleni çok seven birinin ağıtları, duygusal, öznel açıklamalarıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Bu tür yazıLara örnek olarak Yahya Kemal&#39;in ölümü dolayısıyla kaleme alınmış şu yazıları verebiliriz: Vehbi Cem Aşkun, &quot;İstanbul Aşığını Kaybetti&quot; (Dün-ya, 5 Kasım 1958); Nimet Behsuz, &quot;Büyük Şairin Arkasından&quot; (Yeni Gün, 3 Kasım 1958); Cenap Gedikoğlu, &quot;Bir Dev Şair Göçtü&quot; (Yeni Gün, 5 Kasım 1958).&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;color: green;&quot;&gt;TARİHİ GELİŞİMİ:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt; &lt;/b&gt;türk edebiyatında ilk biyografik eser, Malik Bahşi&#39;nin Feridüddin-i Attar&#39;dan çevirmiş olduğu “Tezkiretü&#39;l-Evliya”dır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha çok mesleklerine göre düzenlenmiş ve birden fazla kişinin biyografisinin yeraldığı Tezkire, menakıb, vefeyat, devha, sefine, tuhfe, hadika, fihrist, silsilename, şairname, gazavatname, sicil gibi adlar altında birçok eser kaleme alınmıştır. Menakıpname ya da velâyetname denilen eserlerde tarikat büyüklerinin, evliyaların, pir ve şeyhlerin olağanüstü halleri, kerametleri ve diğer kişisel özellikleri anlatılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yayımlanmış bazı menakıpnamelere şu örnekler gösterilebilir: Hacımsultan Velâyetnamesi (Rudolp Tschudi); Hacı Bektaş Velâyetnamesi (Erich Gross).Vakayinamelerde de birçok devlet adamının biyografilerine ait malzemeler bulmak mümkündür.&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;color: green;&quot;&gt;ŞUARA TEZKİRELERİ:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Şairlerin biyografilerine, eserlerine yer veren, şiirleri hakkında değerlendirmelerin bulunduğu eserlere şuara tezkiresi denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;color: green;&quot;&gt;MONOGRAFİ:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Ünlü bir kimsenin hayatını, kişiliğini, eserlerini, başarılarını ayrıntılarıyla ele alan veya bilimsel bir alanda özel bir konu ya da sorun üzerine yazılan inceleme yazısına monografi (tek yazı) denir. Monografide herhangi bir yer, bir eser, bir yazar, Tarihî bir olay, bilimsel bir alana ait bir sorun özel bir görüşle veya bakış açısıyla değerlendirilebileceği gibi bir konu üzerinde derinlemesine bir inceleme de yapılabilir.&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: green;&quot;&gt;&lt;b&gt;PORTRE:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Bir kimseyi karakteristik özellikleriyle okuyucuya tanıtmak amacıyla yazılan edebî yazıLara portre denir. Kişinin sadece dış görünüşünün (boyunun, yüzünün, giyinişinin, hareketlerinin...) anlatıldığı portreye fizikî portre; iç dünyasının, alışkanlıklarının, duygularının, fikirlerinin, zayıf taraflarının... anlatıldığı portreye ruhî portre (tinsel, moral portre) denir. Çoğu zaman fizikî portre ile ruhî portre iç içe verilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Fizikî portre; kişiyi diğer insanlardan ayıran dış özellikleri iyi bir gözlemle belirlendikten sonra, uygun sıfatlar kullanılarak özgün bir şekilde yazılır. &lt;br /&gt;
İç dünyanın anlatıldığı ruhî portrede ise; kişinin ahlâkı, alışkanlıkları, düşünceleri ilginç bir üslûpla yazılır. Portreye konu kolan kişiye ait, düşünceleri ve anlayışları daha etkili olarak ortaya koymak için onun sözlerine de yer verilebilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Romanda olay kahramanları değişik bölümlerde (yeri geldikçe) gerek dış görünüşleriyle gerekse karakter özellikleriyle okuyucuya tanıtılır. Okuyucunun roman kahramanlarını hayalinde canlandırması sağlanır. Bu yönüyle portre bölümlerine, romanlarda daha çok rastlanabileceği gibi bağımsız bir edebî tür olarak yazılmış portreler de vardır.&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: seagreen;&quot;&gt;&lt;b&gt;Portre örneği:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;b&gt;ATATÜRK&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;Atatürk her şart içinde kendisini empoze edenlerdendi. Bakışında, jestlerinde, ellerinin hareketinde, kımıldanışlarında ve yüzünün çizgilerinde bütün bir dinamizm vardı. Bu dinamizm etrafını bir çeşit sessiz sarsıntı ile dolduruyordu. Öyle ki birkaç dakikalık bir konuşmadan sonra bu mütevazı ve rahat adamın, bu öğreticinin anında bir uçtan öbür uca geçebileceğini, meselâ en rahat ve kahkahalı bir sohbeti keserek en çetin bir kararı verebileceğini ve daha gücü bu kararı verdikten sonra yine aynı noktaya döneceğini düşünebilirsiniz. En iyisi istim üzerinde bir harp gemisi gibi çevik, harekete hazır bir dinamizm diyelim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir&quot;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: green;&quot;&gt;&lt;b&gt;OTOBİYOGRAFİ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Otobiyografi Bir düşünürün, bir sanatçının kendi yaşam öyküsünü anlattığı eserdir. Kaynak olarak kişi kendini ve aile büyüklerinden aldığı bilgileri kullanır. otobiyografi yazmak çok güçtür, çünkü insanın kendinden sözederken objektif olması zordur. Otobiyografiler sayesinde o kişinin sanatı, düşünceleri, yaptığı işler hakkında bilgileniriz. Biyografiler aynı zamanda iyi bir belgeseldirler. Bu alanda çalışacaklara ve yazarın yaşadığı dönemin özelliklerine kaynaklık eder. Otobiyografileri okumak, kendi deneyimlerimize bir yaşam deneyimini, yaşayanın ağzından katmak demektir. Onların; başarılarının nedenlerini çözeriz.&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: seagreen;&quot;&gt;&lt;b&gt;Otobiyografinin belirleyici özellikleri:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
• Otobiyografi düşünsel plânla yazılır.&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;• Otobiyografi, belgelere dayanılarak yazılır. Rivayetlere ve tartışmalara yol açacak bilgilere yer verilmez.&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;• Derlenen bilgiler bilimsel araştırma yöntemiyle bir araya getirilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;• Biyografi yazarı objektif olmak zorundadır&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;.&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/8243454776233154681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/8243454776233154681?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/8243454776233154681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/8243454776233154681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/biyografi-nedir-biyografinin.html' title='Biyografi Nedir? // Biyografinin Özellikleri // Biyografilerin Yazım Teknikleri'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5312007574628229878.post-2023656447860480583</id><published>2010-09-11T05:25:00.003-07:00</published><updated>2010-09-11T05:25:41.404-07:00</updated><title type='text'>Ömer Seyfettin - Hayatı ve Eserleri</title><content type='html'>&lt;u&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;color: darkslategrey;&quot;&gt;1884 yılında Balıkesir’in Gönen ilçesinde dünyaya gelen Ömer Seyfettin, öğrenimine Gönen’de başladı. Daha sonra Ayancık’ta ve İstanbul’daki Mekteb-i Osmaniye’de devam etti. 1893 yılında Askeri Baytar Rüşdiyesi’ne geçti ve 1896 yılında bitirdikten sonra, babasının asker olmasının da etkisiyle, Kuleli Askeri İdadi’sine kayıt oldu. Bir süre sonra Edirne Askeri İdadisi’ne geçti ve eğitimini bu okulda tamamladı. 1900 yılında Edirne Askeri İdadisi’nden mezun olduktan sonra İstanbul’daki Mekteb-i Harbiye’ye kayıt oldu ve buradan piyâde asteğmeni rütbesiyle mezun oldu. Teğmen rütbesiyle 1903-1909 yılları arasında İzmir’de, üsteğmen rütbesiyle de Rumeli’de görev yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Askerlikten ayrılmasının ardından Selanik’e geçen Ömer Seyfettin, Genç Kalemler dergisinde yazı yazmaya başladı. İlk yazısı “Yeni Lisan”, 1911 yılında Genç Kalemler dergisinde yayımlandı. Balkan Savaşının başlaması üzerine askerliğe geri döndü ve bir yıl süreyle Yunanlıların elinde esir kaldı. Esaret hayatı süresince okumaya ve yazmaya önem verdi. Bu dönemde yazdığı en önemli hikayeler olan “Mehdi” ve “Hürriyet Bayrakları” Türk Yurdu dergisinde yayımlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1913 yılında esirlikten kurtuldu ve İstanbul’a döndü, kısa bir süre sonra da askerlikten yine ayrıldı. Hayatına yazarlık ve öğretmenlik yaparak devam etmeye başladı. Türkçü bir akım izleyen “Türk Sözü” dergisinin başyazarlığına getirildi. 1914 yılında Kabataş Lisesinde edebiyat öğretmeni olarak başladığı görevini ölümüne kadar sürdürdü. 6 Mart 1920 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ömer Seyfettin, yazılarında ve öykülerinde halkın anladığı yalın bir dil kullanmıştır. Arapça ve Farsça sözcük kullanmamaya özen göstermiştir. Edebiyatta sade bir Türkçe kullanılmasını savunan en önemli yazarlardan biri olmuştur. Bu nedenle hikayeleri günümüzde bile kolayca ve anlaşılır olarak okunabilmektedir. Hikayelerinde akıcı ve ilgi çekici bir üslup vardır. Gereksiz uzatmalardan ve süslü anlatımlardan her zaman uzak durmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eserleri:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Roman:&lt;br /&gt;
Ashâb-ı Kehfimiz, Efruz Bey, Yalnız Efe&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öykü:&lt;br /&gt;
Harem, Yüksek Ökçeler, Gizli Mabed, Beyaz Lale, Asilzâdeler, İlk Düşen Ak, Mahçupluk İmtihanı, Dalga, Nokta, Tarih Ezelî Bir Tekerrürdür&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnceleme:&lt;br /&gt;
Milli Tecrübelerden Çıkarılmış Ameli Siyaset, Yarınki Turan Devleti, Türklük Mefkuresi, Türklük Ülküsü&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://odevinadresi.blogspot.com/feeds/2023656447860480583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/5312007574628229878/2023656447860480583?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/2023656447860480583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5312007574628229878/posts/default/2023656447860480583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://odevinadresi.blogspot.com/2010/09/omer-seyfettin-hayat-ve-eserleri.html' title='Ömer Seyfettin - Hayatı ve Eserleri'/><author><name>OdevinAdresi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14597383628193005155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>