<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937</id><updated>2026-10-10T02:10:36.489-07:00</updated><category term="ilim"/><category term="ilim talebesine nasihatlar"/><category term="virdler"/><category term="hayra öncülük etmek"/><category term="sohbet"/><category term="bir hadis"/><category term="nasihatlar"/><category term="Özel günler"/><category term="Hadislerle dualar"/><category term="bir dua"/><category term="hidayet"/><category term="hadis"/><category term="ilahiler"/><category term="tesbihatlar"/><category term="ayet ve meali"/><category term="hicret"/><category term="hicri yılbaşı"/><category term="Hakkimda"/><category term="muharrem ayı"/><category term="muharrem orucu"/><category term="takva"/><title type='text'>ilim huzur</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>234</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-6566405369919572756</id><published>2020-12-17T20:27:00.002-08:00</published><updated>2020-12-17T20:39:25.145-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'> HERKES İÇİN SİYER - 30. BÖLÜM (MEDİNE’NİN EN HÜZÜNLÜ GÜNÜ RESÛLULLAH’IN (S.A.V.) VEFATI)</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/6kjArkYcwAk&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;6kjArkYcwAk&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;HERKES İÇİN SİYER - 30. BÖLÜM (MEDİNE’NİN EN HÜZÜNLÜ GÜNÜ RESÛLULLAH’IN (S.A.V.) VEFATI)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nün (s.a.v.) veda haccı dönüşü ile vefatı arasında 81 gün vardır. Medine’ye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vardığı gün miladi 19 Mart, vefat ettiği tarih ise 7 Haziran’dı. Vefatı sahabe için en hüzünlü gündü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Enes b. Malik o günü anlatırken “Sevgili Peygamberimizin Medine’ye geldikleri günü de, vefat&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ettikleri günü de gördüm. Müslümanlar birincisi kadar sevinçli; ikincisi kadar elemli gün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaşamadılar.” demiştir. Hz. Enes (r.a.) 10 yıl fasılasız Efendimiz’in terbiyesinde yetişen birisi idi ve her&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şeye şahitti. Efendimiz (s.a.v.) bu özelliğini bildiği için ona “iki kulaklı” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’in vefat tarihi hicri olarak doğum tarihi ile aynıdır (12 Rebiülevvel Pazartesi).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ümmet Allah Resulü’nün doğumunu ihya eder ama vefatını gündeme taşımaz. Bu bilinçli yapılan bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;eylemdir çünkü O’nun mirası bizim için ilk günkü gibi canlıdır. Allah Resulü (s.a.v.) ile bağımızı hiçbir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zaman vefat etmiş tarihi bir şahsiyet olarak kurmuyoruz. O (s.a.v.) her zaman için bize rehberdir. O&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yüzden vefatını değil; doğumunu, mirasını ve mesajını hatırlamak gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;RESÛLULLAH’IN (S.A.V.) FARKLI RUH HALLERİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nün son 81 günü vasiyet niteliğindedir çünkü Efendimiz (s.a.v.) ölümünün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaklaştığını biliyordu ve bir yıl önceden ötelere vurgu yapmaya başlamıştı. Mesela Muaz b. Cebel’i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yemen’e gönderirken “Bir daha görüşemeyebiliriz.” demişti. Veda haccında ashabına “Sizlerle bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerimde bir kere daha buluşabilecek miyim bilmiyorum.” demişti. Medine’ye geldikten sonra amcası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Abbas yeğenindeki durgunluğu fark etti ve sahabeden birileri de sebebini sorunca ‘ben anlarım’&lt;/p&gt;&lt;p&gt;diyerek Efendimiz’e “Ya Resulullah! İnsanlar sana çok eziyet ediyorlar. Sana yüksekçe bir yer yapsak,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sana ulaşmak artık kolay olmasa, bazı insanlar birkaç kapı geçtikten sonra sana gelse.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) “Ne gerek var bunlara...” dedi. Amcası Abbas (r.a.) huzurdan ayrıldığında halini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlamış “Yeğenim Resulullah (s.a.v.) ötelere kapıları açmış” demişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun içindir ki Allah Resulü (s.a.v.) o 81 günde bugüne kadar getirdiği ve öğrettiği her şeyde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;en önemli olan meselelerin altını çizdi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♦ Cihadın sürekliliğine dikkat çekti. Cihad sadece savaşı (kıtal) değil, tebliği, iyiliği emredip&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kötülükten men etmeyi de (emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i anil münker) kapsar. Cihad Müslümanlığın en&lt;/p&gt;&lt;p&gt;önemli meselesidir. Son anlarında Üsâme ordusunu çıkarmak istemesi bundandır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♦ İtaatin önemini vurguladı. Üsame b. Zeyd çok genç biriydi ve üstelik bir kölenin oğluydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onu ordunun başına komutan getirdiğinde bazıları daha kıdemliler ve tecrübeliler dururken onun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;komutan olmasına razı olmadılar ancak Resulullah “Başınızda kim olursa olsun eğer o Allah’ın kitabına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve benim yoluma itaat ediyorsa siz de ona itaat edin.” buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♦ Kadınların haklarına riayet edilmesi üzerinde defalarca durdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♦ Elimizin altındakilerin (o gün köleler, cariyeler idi, bugün işçi, evlat, memur vs.) haklarına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;riayet etmeyi ve buna hassasiyet göstermek gerektiğini vurguladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♦ Namazın önemine dikkat çekti. Allah Resulü (s.a.v.) hastalık günlerinde gözlerini biraz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;açınca hemen insanların namaz kılıp kılmadığını soruyordu. Vefat yolunda bile ümmetinin namaz kılar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;halini görmek istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♦ Özelde Ensarın genelde ashabın hukukunu korumanın önemini vurguladı çünkü sahabe din&lt;/p&gt;&lt;p&gt;binasının kolonlarıdır. Bizimle köprü olan anahtar nesildir. Eğer sahabe hak ettiği ilgiye mazhar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmazsa bu bina yıkılır. Mu’tezile, Mürcie, Harici ve Şia mezhepleri hep bu sebepten dolayı sapmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Medine’ye gelir gelmez Arapların içerisinde Yemâme’den Müseylimet’ül&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kezzab ve Yemen’deki Evs/Ans kabilesinden Esvedül Evsî/Ansi isminde iki kişi peygamberlik&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iddiasında bulundu. (Yalancı peygamber ifadesi doğru değildir, peygamberin yalancısı olmaz. Bunun&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerine peygamberlik iddiasında bulunan yalancı demek gerekir. Efendimiz (s.a.v.) yalancı olduğu için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müseylime’ye kezzab lakabını vermiştir.) Allah Resulü (s.a.v.) bu konuda da uyarılarda bulundu. Son&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlarında Esved’in ölüm haberini de verdi. Müseylimet’ül Kezzab’ı da Yemame savaşı sırasında Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vahşi, Hz. Hamza’yı öldürdüğü mızrakla öldürdü ve Hz. Hamza’nın kefaretini ödemiş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir rivayete göre Müseylimet’ül Kezzab’ı öldürünce secdeye kapandı ve “Artık görünebilir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;miyim ya Resulullah?” dedi çünkü Efendimiz (s.a.v.) Hz. Hamza’yı öldürdüğünde ona gözüne fazla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görünmemesini “Eğer çok görürsem seni amcam Hamza’yı hatırlarım ve sana karşı görevimi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapamam.” buyurmuştu. Bunu istemesi merhametinden kaynaklanıyordu. ♥&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• BAKÎ KABRİSTANLIĞINI VE UHUD ŞEHİTLERİNİ ZİYARETİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) gün geçtikçe kabir ziyaretlerini çoğalttı. Bu ölümün tefekkürüdür ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ölüme ait bazı şeyleri ümmete hatırlatmaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Enes b. Malik’in rivayetine göre (vefatına 23 gün vardı); Hücre-i Saadetin önünde sohbet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmesi için Resulullah’ın çıkmasını bekliyorlardı. Bir müddet sonra Efendimiz (s.a.v.) dışarı çıktı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ashabı ile hiçbir şey konuşmadan doğruca Bâki Kabristanlığına gitti. Oradakilere &quot;Esselâmu aleyküm&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dâre kavmin mü&#39;minîn. Ve Innâ inşaallâhu biküm lahikûn. Es&#39;elûllâhe lenâ ve lekümü&#39;l âfiyeh.&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(“Selâm size, ey bu diyârın mü&#39;min ve müslim halkı! İnşallah yakında biz de aranıza katılacağız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah&#39;ın bizi de sizi de bağışlamasını dilerim.&quot;) diyerek selam verdi. O güne kadar birçok kez oraya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gitmişti ve ne zaman gitse bir kenarda oturur ve oradakiler için dua ve istiğfarda bulunurdu. O gün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kabirleri tek tek dolaştı. En son annemden sonra annem dediği Hz. Ali’nin annesi olan Fatıma binti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Esed’in kabrinin başında oturdu ve bakışlarını semaya kaldırıp durdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nice sonra Efendimiz (s.a.v.) “Kardeşlerimi çok özledim.” dedi. Yanında oldukları halde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peygamber Efendimizin böyle söylemesine bir anlam veremeyen sahabe şaşkınlıkla “Ey Allah’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü, biz senin kardeşlerin değil miyiz” diye sordular. Efendimiz de “Hayır, aksine siz benim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ashabımsınız, dostlarımsınız. Kardeşlerimse benden sonra gelecekler, beni görmedikleri hâlde bana&lt;/p&gt;&lt;p&gt;inanacaklar. Ümmetimden en çok sevdiğim topluluk, benden sonra gelip de ailesini ve malını feda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etme pahasına beni görmeyi arzulayanlardır. Hepinizden önce Kevser Havuzu’nun başına varıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bekleyeceğim.” buyurdu. Bu sefer sahabe “Ümmetinden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ey Allah’ın Resulü” diye sordular. Peygamber Efendimiz: “Bir adamın, alnı ve ayakları beyaz bir atı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğunu düşünün. Adam atını, tamamı simsiyah bir at sürüsü içinde bulamaz mı?” diye sordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe bulacağını söyleyince Efendimiz (s.a.v.) “İşte onlar da abdestten dolayı yüzleri, el ve ayakları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;parlıyor olarak gelecekler. Ben önceden gidip havuzumun başında ikram etmek için onları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bekleyeceğim.” buyurdu. (Müslim 1/150, 151, Malik 1/49, 50, Nesei 1/35, İbni Mace 2/580, Beyhaki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4/78, Ahmed 2/300, 408)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v) yine orada “Allah’ım! Beni görmedikleri halde bana iman eden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kardeşlerimin yaptıkları bir iyiliği on katı ile sevaplandır.” diyerek dua etti. Sahabe de bu duaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;âmin dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arkamızda sahabenin de âmin dediği böyle bir dua var ve bizler O’nun ifadesi ile Peygamberin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kardeşleriyiz. Yaptığımız iyilikler on katı ile sevaplandırılacaktır. O halde bize düşen de ‘o ben&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmalıyım’ diye kendimize hedef koymaktır. Bu hediyeyi büyük bir müjde olarak algılamayız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Tavît isminde yaşı yüzü aşkın çok yaşlı bir sahabi bastonuna yaslanarak Efendimizin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;huzuruna geldi. “Benim gibi bir adama da af var mı?” diye sordu. Efendimiz ona “Sen Müslüman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oldun mu?” dedi. Ebu Tavît evet deyince “Tamam o zaman, sana da var.” dedi. Ebu Tavît yine de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üsteledi ve günahını anlatmaya başlayınca Efendimiz (s.a.v.) hemen onu susturdu. “Eğer sen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman oldun ve tevbe ettinse Allah seni affedecektir.” dedi. Bu durum üçüncü kez tekrarlandıktan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra Efendimiz “Tevbe ettinse Allah sana affedeceğinin müjdesini veriyor.” dedi. Sahabenin tabiri ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;o yaşlı adam bir anda sanki gençleşti ve “Allahu ekber!” nidalarıyla çocuklar gibi sevinerek gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Allah’ın mağfiretinin ve affının bir sınırı yoktur. Önemli olan içten gelen samimi bir tövbedir!.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) sürekli olarak ya bir gün Bakî’de ya bir gün Uhud’da idi. Bazen sahabeyi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de yanına alıyordu bazense yalnız gidiyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aişe annemizin anlattığına göre; henüz hastalanmadığı bir zaman Efendimiz (s.a.v.) gece&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yatarken terliklerini ve elbisesini kalkacakmış gibi başucuna koymuştu. Aişe annemiz de kendisi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uyuduktan sonra başka bir hanımının yanına gideceğini zannetti. Bir süre sonra Efendimiz yanından&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalkınca o da kalktı ve Efendimiz’i adım adım takip etti. Allah Resulü (s.a.v.) de bunun farkındaydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha sonra Resulullah kabristana giderek orada ağladı ve dualar etti. Geri geleceği sırada Aişe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;annemiz hızlıca Resulullah görmesin diye O’ndan önce odasına döndü ve yerine yattı. Nefes nefese&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaldığı için yatağı hareket ediyordu. Efendimiz gelince annemize neden bu halde olduğunu sordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aişe annemiz geçiştirmeye çalışınca “Söyleyecek misin yoksa Cebrail o haberi latif ve habir olan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’tan mı getirsin?” dedi. Aişe annemiz daha sonra yaptığını itiraf etti ve helallik istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) HASTALANIŞI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) vefatına son 13 gün kalana kadar kabristanlığa gitmeye devam etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ondan sonra humma denilen ateşli bir hastalık nüksetmeye başladı. Son dört gününde tamamen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yatalak vaziyetteydi. Efendimiz (s.a.v.) ara ara “Hayber’de yediğim zehirli etin tezahürlerini şu anda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görüyorum.” dedi. (Hayber’de Yahudi bir kadın tarafından zehirli bir et ikram edilmişti ve Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de bir parça almış, sonra Cebrail (a.s.) haber edince atmıştı.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• ÜSÂME ORDUSUNUN HAZIRLIKLARI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah (s.a.v.) o günlerde Üsame’nin ordusunu hazırlattı ve hareket emri verdi. Sahabenin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;büyükleri ile Hz. Ali dışındaki herkes Hz. Üsame’nin emrinin altına idi. Hz. Ali’yi yanında tutmuştu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aralarından bazıları Hz. EbuBekir ile Hz. Ömer gibi sahâbilerin bulunduğu bir orduya âzatlı bir kölenin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;genç ve tecrübesiz oğlunu kumandan tayin edilmesini eleştirmeye başlamıştı. Bunu duyan Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) o günlerde baş ağrısı fazlalaştığı için başını sarmış bir vaziyette hutbeye çıktı ve neden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üsame’ye itiraz ettiklerini sordu. Zeyd b. Hârise’yi Mûte Savaşı için kumandan tayin ettiği günleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hatırlatarak, “Daha önce onun babasını kumandan tayin etmeme de karşı çıkmıştınız. Babası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kumandanlığa nasıl lâyıksa oğlu da lâyıktır.” diyerek itirazların yersizliğini belirtti (İbn Sa‘d, II, 190).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Başınızda kim olursa olsun itaat etmezseniz vazifenizi yapmamış olursunuz.” diyerek Üsame’nin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başta olmasının bir terbiye olduğunu beyan etmiş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• YAŞANANLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) o günlerde yine bir hutbe irat ederken “Allah bir kulunu dünya ile ahiret&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arasında muhayyer bıraktı. O kul da ahireti seçti.” dedi. Bu söz bittiği anda Hz. Ebubekir’den gelen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir hıçkırık duyuldu, ağlıyordu. Sahabe neden ağladığını sorunca, o kulun Resulullah olduğunu ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O’nun vefat yolunda olduğunu söyledi. Ancak sahabe çok sevdikleri için ölümü Resulullah’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;konduramadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) hanımlarının hukukunu koruyarak her gece bir hanımının yanında kalıyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hastalığı artınca sıranın kimde olduğunu sormaya başladı. Hanımları Resulullah’ın sırayı sormasından&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Aişe annemizin yanında kalmak istediğini anladılar ve aralarında anlaşarak sıralarını Hz. Aişe’ye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verdiler. Allah Resulü (s.a.v.) bundan çok memnun oldu çünkü Aişe annemizin odasında vefat&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmeliydi. (Son dört gününü orada geçirmiş ve başını Hz. Aişe’nin göğsüne yaslamış vaziyette ruhunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;teslim etmiştir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günler Perşembe olduğunda Efendimiz (s.a.v.) kıldıracağı son namazı olan akşam namazını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kıldırdı ve Mürselat suresini okudu. Sahabe bunu bilmediği için yatsı vakti geldiğinde Resulullah’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;namaza çıkmasını beklediler ama Resulullah’ın namaz kıldırmaya takati yoktu, o günden sonra da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmayacaktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peygamber Efendimiz (s.a.v.) biraz kendine gelince insanların namaz kılıp kılmadığını sordu ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;henüz kılmadıklarını öğrenince kalkıp abdest almaya çalıştı. Abdest aldı ama ayağa kalkınca bayıldı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu durum üç kez tekrar edince Efendimiz (s.a.v.) cemaate çıkamayacağını anladı ve namazı Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebubekir’in kıldırmasını istedi. Aişe annemiz babasının çok yufka yürekli olduğunu bildiği için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah hasta iken babasının namaz kıldıramayacağını söyledi. Babası yerine namazı Hz. Ömer’in&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kıldırmasını teklif etti ama Allah Resulü (s.a.v.) bunu kabul etmedi. Yeniden bayılmıştı ve kendine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geldiğinde Hz. Ebubekir’in namazı kıldırıp kıldırmadığını sordu. Aişe annemiz babasının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kıldıramayacağını düşündüğü için biraz ağırdan almıştı ve düşündüğü gibi de oldu. Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ısrarlı davranınca Aişe annemiz birini haberci olarak babasına gönderdi ve Hz. Ebubekir istemeyerek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;imamete geçti. Tekbiri ağlamaktan defalarca alamadı ve namaza başlayamadı. Süreç uzadıkça insanlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sıkıntılı bir hale girdiler. Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Ömer’in tekbir sesini duyunca “Ben size Ebubekir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kıldırsın demedim mi...” diyerek namazı Hz. Ebubekir’in kıldırmasını yeniden istedi. Aişe annemiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;babasının kıldıramadığını söylediyse de Efendimiz ısrarında devam etti. Ertesi gün sabah namazından&lt;/p&gt;&lt;p&gt;itibaren de namazları Hz. Ebubekir kıldırdı ve Efendimiz (s.a.v.) hayattayken 17 vakit namaz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kıldırmıştır. O yatsı namazını da Hz. Ebubekir’in kıldırdığını kabul ederiz. Efendimiz onun sesini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duyunca memnun olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O günlerin birinde Allah Resulü (s.a.v.) biraz iyileşmişti ve ümmetin Hz. Ebubekir’in arkasında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;saf tuttuğunu görünce çok sevindi. (Allah Resulü (s.a.v.) ümmetinin saf tutmasından ve namaza&lt;/p&gt;&lt;p&gt;durmasından oldukça memnun olmaktaydı. Şunu anlayabiliriz ki biz namaz kılarken bir nevi O’na&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tebessüm ettirmiş oluyoruz.) Namaza dâhil olmak için ashaba doğru yürüdü. İnsanlar O’nun geldiğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;fark edince mescit bir anda yeniden canlanmış gibi oldu. Birbirlerine Resulullah’ın geldiğini haber&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ettiler. O’nun arkasında yeniden namaza durmak için neredeyse namazlarını bozacaklardı ancak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz onlara müsaade etmedi ve Hz. Ebubekir’in arkasında bir vakit namaz kıldı. (Tebûk’te&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdurrahman b. Avf’ın arkasında da namaz kılmıştı ve “Hiçbir peygamber yoktur ki kavminden salih&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir insanın arkasında namaz kılmamış olsun.” demişti. Böylece Hz. Ebubekir’in sıddıkîyetine salihlik&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de eklenmiş oldu.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) namazdan sonra yine odasına geldi. (Biraz kendisine geldiğinde sürekli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olarak iki şeyi soruyordu: namaz ve cihat.) Üsâme ordusunun çıkıp çıkmadığını sordu. Ümmü Eymen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;annemiz oğlu Üsâme’nin Resulullah bu halde iken sefere çıkmak istemediğini söyledi ve oğlunun aklı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah’ta iken faydalı olamayacağını ileri sürerek müsaade etmesini istedi ama Allah Resulü ısrarla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ordunun bir an evvel sefere çıkmasını istiyordu. (Cihadın durmaması gerektiği konusundaki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hassasiyetini gözlerden kaçırmamak gerek.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ordu Mûte tarafına gidecekti çünkü Bizans tarafından yine bir hareketlilik oluştuğuna dair&lt;/p&gt;&lt;p&gt;haber almışlardı. Bu yüzden Efendimiz (s.a.v.) Üsâme’den babasını şehit edenlerin üzerine yürümesini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve onları durdurmasını istemişti. Daha sonra Üsâme b. Zeyd zafer elde etmiş ve babasının atını da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;almış bir vaziyette gelecekti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) biraz iyileşip tekrar ağırlaşıyordu. Biraz normal olduğu bir zamanda kızı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fatıma (r.a.) yanına geldi. Efendimiz kızını ayağa kalkarak karşılardı ama o an kalkamadı. Hz. Fatıma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yanına oturduğunda Efendimiz (s.a.v.) kulağına eğilip bir şey söyledi. Fatıma annemiz farklı bir hale&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bürünüp çığlık atmışken Efendimiz ikinci kere kulağına eğilip bir şey daha söyledi ve bu sefer annemiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gülümsemeye başladı. Hz. Aişe annemiz ne olduğunu, neden ilk seferinde mutsuz olup ikinci seferde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sevindiğini sordu. Ancak Fatıma annemiz bunu o anda değil, babası vefat ettikten sonra açıkladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz ilkinde ona refîk-i a’la’ya (yüce dosta) gideceğini; ikincisinde ise kendisinden sonra ehl-i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beytten kavuşacak ilk kişinin Hz. Fatıma olacağı müjdesini vermişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O ara Hz. Ali (r.a.) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i getirmişti. Allah Resulü (s.a.v.) onları görünce&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çok sevindi ve amcası Hz. Abbas’a onları sevip sevmediğini sordu. Hz Abbas da “Nasıl sevmem ya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah” diye cevap verdi. Efendimiz (s.a.v.) “Ben de bunları çok seviyorum ve bunları sevenleri de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;seviyorum.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hastalığının ağırlaştığı gün Hz. Fatıma yeniden babasının yanına geldi. Efendimiz’i öyle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görünce “Ah babacığım” diye bir feryat kopardı. Efendimiz (s.a.v.) de ona “Sabret kızım, baban artık&lt;/p&gt;&lt;p&gt;acı çekmeyecek.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üsâme b. Zeyd vedalaşmak için Efendimiz’in yanına gittiğinde Efendimiz’in konuşacak takati&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bile kalmamıştı. Sahabenin anladığına göre işaretleriyle ona “Gidiyor musun?” diye sordu. Üsame&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(r.a.) de yola çıktıklarını söyleyince Allah Resulü (s.a.v.) ellerini kaldırdı ve onun için dua etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• RESÛLULLAH’IN (S.A.V.) VEFATI VE DEFNEDİLMESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pazartesi günü sabah namazı vaktinde Efendimiz’de bir iyileşme emaresi oldu. Sahabe Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebubekir’in arkasında namaz kılarken Aişe annemizden kendisini yatağın üzerine oturtmasını ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;perdeyi açmasını istedi. Son anlarında bile ümmetinin namazdaki hallerini görmek istiyordu. Sahabe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bunu fark edince Resulullah iyileşti diye birbirlerine haber verdiler. Medine’de iyileştiğine dair farklı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir hava oluşmuştu. Namaz bittikten sonra Hz. Ebubekir Allah Resulü’nün yanında gitti ve O’nu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gerçekten iyi görünce çok sevindi. Evi Medine’nin dışarısında Sünuh denilen bir yerdeydi. Günlerdir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;evine gidemediği için Resulullah’tan müsaade istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Aişe annemizin göğsüne yaslanmış bir vaziyette iken içeriye Aişe annemizin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kardeşi Abdurrahman (r.a.) elinde bir misvak ile içeriye girdi. Aişe annemiz Resulullah’a dişlerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;misvaklamak isteyip istemediğini sordu. Efendimiz ima ile evet deyince misvağı dişleri ile biraz ıslattı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve Efendimiz kendisi yapamadığı için misvağı Resulullah’ın dişlerine sürdü. Efendimiz (s.a.v.) tam o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anda üç kez “La ilahe illallah” dedikten sonra “Ne kadar ağırmış sekerat anı...” dedi. Aişe annemiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ben Resulullah’ta bile onu görünce artık hiç kimsenin ölümü hakkında konuşmadım.” demişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Âlemlere rahmet olarak gelen Peygamberimiz (s.a.v.) üç kez bunu dedikten sonra şehadet parmağını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaldırıp “ile’l refîk-i a’la’” dedi ve annemizin göğsünde ruhunu Rahman’a teslim etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aişe annemiz önce bayıldığını zannetti sonra hareket etmediğini görünce bir feryat koydu ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onun feryadı ile sahabe de Resulullah’ın vefatını öğrendi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ebubekir bu haberi alınca hemen mescide geldi ve sahabenin kendinden geçtiğini gördü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer kılıcını çekip &quot;Resûlullah ölmemiştir ve sağdır! Ona sadece Hz. Musa&#39;ya ârız olan saika gibi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir saika ârız olmuştur. Kim Muhammed öldü derse onu kılıcımla iki parça ederim.&quot; dedi (Tabakât,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2:266). Hz. Osman tir tir titriyordu. Hz. Ebubekir onlarla hiç konuşmadan Hz. Aişe’nin odasına gitti ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kapıyı çaldı. Aişe annemiz babasını görünce “Artık izne yok, Resulullah vefat etti.” dedi. Hz. Ebubekir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;içeriye girerek Efendimizin üzerindeki örtüyü kaldırıp alnından öptü. &quot;Ölümün de hayatın gibi temiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve lâtif, yâ Resûlallah!” dedi (Tabakât, 2:268).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ebubekir Aişe annemizin odasından çıktıktan sonra gözündeki yaşları silip mescide geri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;döndü. Oradakilere “Kim ki Muhammed’e (a.s.m.) tapıyorsa, bilsin ki Muhammed (a.s.m.) ölmüştür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kim ki Allah’a ibadet ve kulluk ediyorsa, bilsin ki Allah, Hayy’dır, ölümsüzdür.” dedi (Tabakât, 2:268;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Buharî, 3:95). Sonra Âl-i İmran suresinin 144. ayetini okudu: “Muhammed ancak bir peygamberdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ondan önce birçok peygamber gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse, siz ardınıza&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dönüverecek misiniz? (Dininizden dönecek veya savaştan kaçacak mısınız?) Kim ardına dönerse, el-&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bette Allah’a hiçbir şeyle zarar verecek değil; fakat şükredip sabredenlere, Allah muhakkak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mükâfat verecektir!”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe Hz. Ebubekir’in sözleri ile artık Kâinatın Efendisinin bu dünyadan göçmüş olduğunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kabul ettikleri gibi, Hz. Ömer de “Resûlullah ölmemiştir!” sözünü söylemekten vazgeçerek kendine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O gün içerisinde olan her şeyde Hz. Ebubekir’i (r.a.) görürüz çünkü insanlar ne yapacaklarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bilmiyorlardı. Resulullah’tan öğrendiği üzere Allah Resulü’nün nasıl yıkanacağını, nereye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;defnedileceğini, cenaze namazının nasıl kılınacağını, her şeyi söyleyerek sahabeyi yönlendirdi. Ehl-i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beyt yıkama ile ilgilendi. Hz. Ali, Resulullah’ın (s.a.v.) kendisine “Vefat ettiğim zaman beni sen yıka”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dediğini hatırladı. Resulullah’a nasıl yapılacağını bilmediğini söylediğinde Efendimiz “Öğretecekler”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;diye cevap vermişti ve Hz. Ali ilk kez Allah Resulü’nü yıkadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sıra Resulullah’ın nereye defnedileceğine geldiğinde Hz. Ebubekir (r.a.) Allah Resulün’nden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;peygamberlerin vefat ettikleri yere defnedildiklerini duyduğunu söyledi ve Hz. Aişe annemizin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;odasında karar kılındı. Medine’nin iki türlü mezar kazıcısı vardı; muhacirler lahd sisteminde, ensar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şakk usulünde kazıyordu. Hz. Ebubekir hangisi önce gelirse onun kazmasını söyledi ve muhacir birisi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelince Efendimiz’in kabri lahd usulü ile kazıldı. Efendimiz ehl-i beytin yardımı ile defnedildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Definden dönerlerden Hz. Fatıma Enes b. Malik’e “Ey Enes! Resulullah’ın (s.a.v.) üzerine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;toprak saçmaya gönlünüz nasıl razı oldu?” diye sordu. Hz. Enes sadece ağlıyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe, Efendimiz (s.a.v.) daha defnedilmeden Beni Sa’d Sakîfesi’nde Hz. Ebubekir’i imam&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olarak seçmişti. Böyle yapmalarındaki amaç ise mihrabın boş bırakılmaması ve herhangi bir zafiyete&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kapı aralanmasını engellemekti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nün cenaze namazının nasıl kılınacağı da merak konusu olmuştu. Hz. Ebubekir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’in mübarek naaşının dışarıya taşınmasına razı olmadı. Oda küçük olduğu için odanın aldığı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kadar insanları içeriye aldı ve “İmam O’dur. O varken kimse O’na imam olamaz.” dedi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’deki tüm erkekler, kadınlar ve çocuklar odanın aldığı kadar girip bireysel olarak namazı kıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Medine’de, şu anki yerinde halen meskûndur ve biz selam verdiğimizde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ve aleyke selam” diyerek selamımıza icabet ettiğine inanırız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aişe annemiz Resulullah (s.a.v.) defnedildikten sonra kabrin yanında yaşamaya devam etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer vefat edilince de oraya defnedildi. Ancak Aişe annemiz hayatının sonuna&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kadar orada yaşadı. Orada bir kişilik daha yer vardı, orayı kendisi için ayırmıştı ama vefatına yakın&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Baki kabristanlığına defnedilmek istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• ALMAMIZ GEREKEN MESAJLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayat devam ediyor ve biz hayatımızın sonuna kadar Peygamberimizin (s.a.v.) rehberliğinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yürümek zorundayız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu dersleri en baştan başlayarak tekrar edelim ve daha iyi öğrenmek için yazarak not alalım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;★ Efendimiz ve sahabe için de en önemli mesele imandı. İman yoksa hiçbir şey yok demektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki, imanımız Hz. Peygamber’in bize öğrettiği gibi mi ve Allah’ın razı olacağı bir iman mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İmanlarımızı güçlendirecek ve kemal çizgisine taşıyacak vesileleri zorlamamız gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;★ İmandan sonraki en büyük hakikat namazdır. Namaz bize Allah’ın huzurunda değer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kazandırır, kulluk işaretimizdir. Namaza özen göstermeliyiz ve namazımızı korumalıyız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;★ Allah Resulü’nün ve sahabenin hayatında boşluk yoktu. Bir nizam vardı. Hayatın hakkını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vermiştiler. Dinlenme bile bir işte yorulurken başka bir işle uğraşmaktadır. Âleme nizam verme gibi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir hedefimiz olmalı çünkü Müslümanız (elhamdülillah) ve o nizamı önce kendi bedenimize&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vermeliyiz. Zamanı doğru kullanmalı ve disiplinli yaşamalıyız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;★ Sahabenin büyük hedefleri ve o hedeflere uygun büyük adımları vardı. Hayatlarında gıybet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yoktu. Makam mevki, şan şöhret gibi küçük şeylerle uğraşmadılar. Hedeflerimizi sahabenin bize&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öğrettiği gibi güncelleştirmeliyiz. Eğer buna selim bir şekilde niyet edersek Allah yardım edecektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;★ Herkes her işi yapamaz ama herkesin yapacağı bir iş vardır. Hz. Ömer’in (r.a.) “Ben bugün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah için ne yaptım?” sorusunu her zaman için kendimize sormak zorundayız çünkü her birimizin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mutlaka yapacağı bir iş vardır. Resulullah’ı doğru bir biçimde anladığımızda Resulullah (s.a.v.) bize yol&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gösterecek ve bu yolda bize imam olarak bu yolu tamamlamamızda yardım edecektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber. Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?” {N.F.K.}&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Esselatü vesselamü aleyke Ya Resûlullah!”&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/6566405369919572756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/12/herkes-icin-siyer-30-bolum-medinenin-en.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/6566405369919572756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/6566405369919572756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/12/herkes-icin-siyer-30-bolum-medinenin-en.html' title=' HERKES İÇİN SİYER - 30. BÖLÜM (MEDİNE’NİN EN HÜZÜNLÜ GÜNÜ RESÛLULLAH’IN (S.A.V.) VEFATI)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/6kjArkYcwAk/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-6940449653585363151</id><published>2020-12-07T09:42:00.001-08:00</published><updated>2020-12-07T09:42:49.671-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'> HERKES İÇİN SİYER - 29. BÖLÜM (İNSANLIĞA EN BÜYÜK MESAJ: VEDA HACCI)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/hbAxsd68jh8&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;hbAxsd68jh8&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HERKES İÇİN SİYER - 29. BÖLÜM (İNSANLIĞA EN BÜYÜK MESAJ: VEDA HACCI)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• TEBÛKTEN SONRA&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bir önceki sene Mekke valisi Attab b. Esid’e haccı yaptırması konusunda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ruhsat vermişti. Mekke fethedildiği için ortada artık bir engel de yoktu ancak insanlar ne yapacaklarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bilmedikleri için Efendimiz’den gelecek bir haberi bekliyordu. Sahabe merak içerisindeydi. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) ise Cebrail (a.s.) aracılığı ile aldığı emirler doğrultusunda hareket ettiği için beklemekteydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O sırada münafıkların lideri İbn Selûl hastalandı. Efendimiz (s.a.v) onu birçok kez ziyaret etti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve bu ziyaretlerinin sebebi bizzat İbn Selûl değildi. Maksadı onun etkilediği birçok insana ulaşmak,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ilahi mesajı ulaştırmak, kalplerini iman ile buluşturmak idi. Çünkü gitmeseydi İbn Selûl bunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerinden de Efendimiz hakkında olumsuz nazarlar oluşmasına sebebiyet verebilirdi. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) onun öleceğini görünce ona Medine’de birçok fitne yaptığını, Es’ad b. Zürare’ye ve Sa’d b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muaz’a düşman olduğunu hatırlattı. İbn Selûl ise Allah Resulü’nden kefenlenmek için hırkasını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vermesini ve cenaze namazını kıldırmasını istedi. Efendimiz (s.a.v) onun bu isteğine hiçbir cevap&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vermedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbn Selûl vefat ettiğinde oğlu Abdullah Efendimiz’e gelerek babasının taleplerini söyledi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz de buna tamam dedi. Eve doğru giderken Hz. Ömer O’nu durdurdu ve İbn Selûl’ün münafık&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğunu, Tevbe suresi ile münafıkların ne kadar tevbe etseler de Allah katındaki değerlerinin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değişmeyeceğinin bildirildiğini hatırlattı. “Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resûlünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez.” (Tevbe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;9/80.) Resulullah’a buna rağmen gidecek misin diye sordu. Allah Resulü (s.a.v.) Allah’ın kendisini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;muhayyer bıraktığını ve o ayette bir yasağın olmadığını söyledi. “Umuyorum ki binlerce insan ondan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra Müslüman olacak. Umuyorum ki yüzlerce insan bundan etkilenecek.” diyerek gitme sebebini de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;izah etti. (İnsan yaptığı işi hep sevdiği için yapmaz. Bazı şeylerin hatırı vardır. Allah Resulü (s.a.v.) de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birilerinin hidayete etmesi hatırına gitmek istemiştir.) Ancak sonra gelen ayet Hz. Ömer’i onaylamış&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve gitmemesi konusunda Resulullah’ı uyarmıştır: “Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Tevbe 9/84.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v) bu ayet o anlarda henüz inmediği için İbn Selul’ün cenazesine gitti ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;namazını kıldırdı. Ama bu İbn Selûl’ün akıbetini değiştirmezdi. Onun ölümü Medine’nin biraz daha&lt;/p&gt;&lt;p&gt;berraklaşmasını ve etkilediklerinin de ön yargılarının kırılmasına vesile oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HZ. EBÛ BEKİR’İN HACCI VE MÜŞRİKLERE VERİLEN ÜLTİMATOMLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O günlerde Zilhicce ayına yaklaşınca Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ebubekir’i çağırdı ve onu hac emiri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tayin etti. Hz. Ebubekir bu emri insanlara ilan etti ve hazırlıklarını yapıp yola çıktı (hicri 9). Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebubekir’in hemen ardından Tevbe suresinin ilk ayetleri nazil oldu. (Kur’an’ın tek besmelesiz başlayan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;suresidir çünkü ültimatomlar vardır, direk hükümler bildirilmiştir.) Antlaşmaya ait bazı şeyler olduğu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için Efendimiz’in (s.a.v) ailesinden birini göndermesi gerekiyordu. Bu sebeple de Hz. Ali’yi Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebubekir’in arkasından gönderdi. Onu ültimatom maddelerini Arafat’ta, Müzdelife’de ve Mina’da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;insanlara duyurmakla görevli memur tayin etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali, eski Arapların geleneği olarak Efendimiz (s.a.v) adına konuşacağı için O’nun bineğine,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kusva’ya, binerek geldi. Hz. Ebubekir imamete geçip öğle namazı kıldıracağında Kusva’nın sesini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duydu ve Efendimiz’in geldiğini zannederek heyecanlandı. Namazı bitirir bitirmez sese doğru koştu ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşısında Hz. Ali’yi görünce Resulullah’ı göremediği için hüzünlendi. Sonra “Ya Ali, amir olarak mı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geldin, memur olarak mı?” diye sordu. Hz. Ali amir olarak geldim dese Hz. EbûBekir anında ona itaat&lt;/p&gt;&lt;p&gt;edecekti ancak Hz. Ali memur olarak geldiğini bildirdi ve ona görevini açıkladı. Beraber haccı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başlatmış oldular.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali, Resulullah’tan aldığı Tevbe suresini insanlara okudu ve dört yeni hükmü duyurdu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Müminlerden başkası cennete giremeyecek. [Buna rağmen insanlar hala Müslüman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmayanın cennete girip girmeyeceğini tartıştılar.]&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Müşrikler bundan sonra Kâbe’yi tavaf edemeyecek. Bundan sonra Medine ve Kâbe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dokunulmazdır ve sadece müminlere özeldir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Kâbe bundan sonra çıplak tavaf edilmeyecek. [Araplar bununla ilgili bir sektör oluşturmuştu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve dışarıdan gelenlere elbiselerinin günahkâr elbiseleri olduğunu söyleyip onlara elbise satıyorlardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Parası olmayan çoğu insan da Kâbe’yi çıplak tavaf ediyordu.]&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4. Allah Resulü (s.a.v.) kiminle, hangi şartlarda, hangi tarihe bağlı olarak antlaşma yaptıysa o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;antlaşma geçerlidir. Antlaşması olmayanlara 4 ay mühlet tanınacaktır, 4 ay sonunda gideceklerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hicri 9. yılda Hz. Ebubekir’in amirliğinde ve Hz. Ali’nin memurluğunda hac tamamlanmış oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu hac sırasında Efendimiz (s.a.v.) Medine’de hacca katılamamanın hüznünü yaşayarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendisi için iznin gelmesini bekliyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HZ. ALİ’NİN YEMEN’E GÖNDERİLİŞİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bu sıralarda Halid b. Velid’i bir grupla tebliğ ve davet faaliyetleri için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yemen’e gönderdi. Bir müddet sonra Hz. Halid, Efendimiz’e bir mektup yazdı ve buradaki insanların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;laf dinlemediklerini bildirdi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) Hz. Ali’yi gönderdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali orada öyle güzel bir tebliğ çalışması yaptı ki insanlar onu dinlemiş ama Halid b. Velid’i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dinlememişti çünkü Hz. Ali tebliğ ve davet konusunda oldukça kabiliyetli birisi idi. Üslubu ile insanları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etkilemişti. Halid b. Velid de sonra onun başarısının sebebini anlamıştı. Hz. Ali veda haccına kadar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;orada kaldı ve daha sonra Efendimiz’in veda haccına yetişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• VEDA HACCININ HAZIRLIKLARI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hicretin 10. yılının Ramazan ayı Allah Resulü’nün son Ramazan’ı idi ve Efendimiz 20 gün itikâf&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaptı. Cebrail (a.s.) ile Kur’an’ı iki kere arz etti (arza-i ahîra). Ramazandan sonra Zilkade ayına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelindiğinde sahabe Allah Resulü’nün bu sene hacca gidip gitmeyeceği konusunda heyecanlı bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bekleyiş içerisindeydi. Ara ara bunu Efendimiz’e de soruyorlardı ama bir cevap alamıyorlardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;24 Zilkade Cuma günü, Efendimiz (s.a.v.) mescitte Cuma namazı kıldıracaktı. Hutbede giriş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dualarını okuduktan sonra Hac ayetlerini de okudu ve sahabe böylece Efendimiz’in hac müjdesini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vereceğini anladı. Allah Resulü (s.a.v.) ayetleri okuduktan sonra bir sonraki gün kendisi ile hacca&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelmek isteyenlerin Zülhuleyfe’de toplanmasını istedi (Zülhuleyfe Mekke’ye 450 km uzaklıktaki en&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uzak mikat yeri). İhrama orada gireceklerini ve haccın vazifelerini (menâsik) bildirdi. Hac yolculuğu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;böylece bir sonraki gün başlamış oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Hac mahşerin bir provasıdır. 28 günlük veda haccını sahabenin dikkati sayesinde bugün gün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gün tüm detaylarıyla bilebiliyoruz.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) 24 Zilkade Cuma günü haccın haberini vermişti. Cumartesi günü mescitte&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cemaate öğle namazını kıldırdıktan sonra Zülhuleyfe’ye geldi (Mescid-i Nebevi’ye 11 km’ uzaklıkta).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yanında Aişe, Ümmü Seleme ve Safiye annelerimiz vardı. İkindi namazını Medine’nin dışında&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oldukları için yolcu namazı olarak kıldırdı, geceyi de orada geçirdi. Efendimiz’in ilk haccı olduğu için&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onunla beraber olmak isteyen insanlar da orada toplandı. Efendimiz’in bu haccı “Haccetü’l İslam”&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(İslam döneminin haccı), İbn Abbas’ın kullanımı ile “Haccetü’l Belağ” (tebliğ haccı), “Haccetü’l&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Temâm” (tamamlanmış hac) gibi isimlerle adlandırılmıştır. Allah Resulü’nün son haccı olduğu&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlaşılınca “Haccetü’l Veda” (veda haccı) denilmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) ertesi gün sabah namazını kıldıktan sonra ihrama girdi ve dışarı çıktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dışarıda bir sürü insan vardı. Devesinin üzerine çıkarak yüksek sesle telbiye getirdi. Sahabe de O’nun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arkasından telbiye getirmeye başladı. İslam döneminde ilk kez Resulullah’tan telbiyeyi duyuyorlardı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Lebbeyk, Allāhümme lebbeyk. Lebbeyke, lâ şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni‘mete leke&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve’l-mülk, lâ şerîke lek.” (Rabbim! Davetine sözüm ve özümle tekrar tekrar icabet ettim, emrine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;boyun eğdim. Rabbim! Senin davetine icabet boynumun borcudur. Senin eşin ve ortağın yoktur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rabbim! Bütün varlığımla sana yöneldim; hamd senin, nimet senin, mülk senindir. Senin eşin ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ortağın yoktur). Efendimiz (s.a.v.) sahabeden sesini yükseltmesini istedi ve onlar telbiye getirdiğinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etraftaki çiçeklerin, taşların, her şeyin kendilerine icabet ederek telbiye getirdiklerini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunu hakkıyla anlayan Peygamber evladı Hz. Hasan ne zaman telbiye getirse sapsarı kesiliyor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve bayılacak dereceye geliyordu. Neden böyle olduğunu soranlara; “Bunu bilinçli olarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyleyemiyorsak ve Allah bize dese ki ‘Senin lebbeyk’in kabul değil! Senin bu söyleyişin samimi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değil!’ O zaman ne deriz O’na?” demiş ve insanları bunun bilincine vararak söylemeleri konusunda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;teşvik etmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v) etrafındaki binlerce insana bakarak orada; “Ey Allâh’ım! Bunu bana içinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;riyâ ve süm’a (gösteriş ve şöhret) bulunmayan mebrûr ve makbûl bir hac kıl!” diyerek duâ etti (İbn-i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mâce, Menâsik, 4). Çünkü hac çok havalı bir ibadettir. İnsanın bazen ayağı yerden kesilir. O yüzden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz riyâsız ve süm’asız bir hac istedi. Biz de aynı şeyi yapmak durumundayız. (!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• YOLDA YAŞANANLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tam bu sıralarda Cafer b. Ebî Talib’in hanımı Esma binti Ümeys orada doğum yaptı. Hz. Cafer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vefat ettikten sonra Hz. Ebubekir ile evlenmişti. Hz. Ebubekir doğan oğlunun adını Muhammed b. Ebû&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bekir koydu (İleride Hz. Ali’nin terbiyesinde yetişmiş bir çocuk olacaktı). Hz. Esma doğum yaptıktan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra haccı nasıl yapacağı konusunda üzülmüştü. Efendimiz (s.a.v.) ona kendisini iyi hissediyorsa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelebileceğini söyledi. Hz. Ebubekir gelmesini istemiyordu ancak Hz. Esma o haliyle hacca dâhil oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ebubekir başından sonuna kadar Resulullah’ın yanında idi. Efendimizin yiyeceklerini bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;deveye yüklemişti ama Ukbe isimli bir görevli bir şekilde deveyi kaybetti. Sahabe, Efendimiz’in ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ailesinin azıksız kaldığını duyunca ellerinde olanları Resulullah’a taşıdı. En son Sa’d b. Ubade de bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şeyler getirince Efendimiz ihtiyaç olmadığını söyleyerek almak istemedi. Bunun üzerine Hz. Sa’d çok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzüldü. Resulullah (s.a.v.) de “Siz ensar olarak zaten verdiniz ve vermeye doymadınız. Bu sefer de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;almamış olayım.” diyerek onu teskin etti. Bu sözler Hz. Sa’d’ın yüreğini biraz rahatlatmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ebubekir deveyi kaybettiği için hizmetlisi Ukbe’ye çok kızdı. Öyle ki neredeyse onu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dövecek kıvamdaydı. Efendimiz (s.a.v.) insanlara Hz. Ebubekir’i göstermiş ve “Hem ihram giymiş hem&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de sinirli” diyerek ona latife etmiştir. Allah Resulü (s.a.v.) sahabe ile örnek olacak insanî bağlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kurmuştu. Bunun için de sahabe O’nun yanında oturmaktan hiç bıkmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yol devam ederken ihramda olmayan bazı avcılar avlarını getirip Efendimiz’e ikram ettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aralarından biri gelip “Ya Resulallah! Bunu senin için vurdum ve sana ikram ediyorum.” deyince&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz bunu yemeyeceğini söyledi. Avı getiren yine ihramda olmayan bir avcıydı ancak Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü ihramlıydı ve avcı “senin için” diyerek sununca Efendimiz yemeyeceğini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• YAPILAN HAC VE VERİLEN MESAJLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Mekke’ye yine Hacûn’dan girdi. Kâbe’nin karşısına gelip Hacerül Esved’i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bismillahi Allahü Ekber” diyerek selamladı ve gözyaşlarını tutamadı, dakikalarca ağladı. Sonra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tavafına başladı ve bitirince Makam-ı İbrahim’in orada iki rekât tavaf namazı kıldı. Sahabe sürekli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O’nu izliyordu. İlk rekâtında Kafirun suresini, ikinci rekâtında ihlas suresini okuduğunu gördüler. Aynı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şeyi ihram namazında da yaptığına şahit oldular. (Bu iki sure “la ilahe illallah”ın tefsiridir. Kafirun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;suresi → la ilahe; ihlas suresi → illallah. İkisi olmadan tevhid olmaz. Onun için bu iki sureyi çok iyi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öğrenmeliyiz, anlamalıyız.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kafirun Suresi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1) De ki: Ey kâfirler. 2) Ben sizin taptıklarınıza&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tapmam. 3) Siz de benim ibadet ettiğime&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ibadet edecek değilsiniz. 4) Ben de sizin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;taptıklarınıza tapacak değilim. 5) Siz de benim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ibadet ettiğime, ibadet edecek değilsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;6) Sizin dininiz size, benim dinim bana.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İhlas Suresi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1) De ki: O Allah birdir. 2) Allah samed (her şey&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O’na muhtaç, O kimseye muhtaç değil)’dir. 3)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. 4) Ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hiçbir şey O’nun dengi değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) namazını o gün müsait olduğu için Makam-ı İbrahim’de kıldı ancak illa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;orada kılınacak diye bir kaide yoktur. Oranın herhangi bir yerinde de namaz kılınabilir. Zaten Makam-ı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbrahim’in yeri Efendimiz’in zamanında Kâbe duvarına neredeyse bitişik bir halde idi. Şu andaki yerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tavafta sıkıntı olmasın diye Hz. Ömer belirlemiştir. Hatta Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ömer’e heybetli olduğu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için Hacerü’l esved’e gitme ve onu öpme konusunda “Eziyet de verme, eziyete de uğrama.” diyerek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tavsiyede bulunmuş ve uzaktan selamlamanın da yeterli olduğunu söylemiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) namazından sonra zemzem içti ve sonrasında Safa tepesine gitti. Orada bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;müddet durdu, Kâbe’yi seyretti ve yine ağladı. “İnnes safa vel mervete min şeairillah, fe men haccel&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beyte evı&#39;temera fe la cunaha aleyhi en yettavvefe bi hima ve men tetavvaa hayran, fe innallahe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şakirun alim.” “Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse, bunda bir günah yoktur. Her kim de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah onu bilir, karşılığını verir.” (Bakara 2/158.) ayetini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;okuyarak Safa ile Merve arasındaki say’ını yaptı. (Bu Hz. Hacer’in rolünü oynamaktır. Hac sembollerle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;donatılmış bir ibadettir ve her bir sembol arkasında bir hakikat saklar. Hz. Hacer’in orada koşması bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gayrettir ve o gayrete bizim ihtiyacımız var!.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Say bittikten sonra Allah Resulü’nün normalde tıraş olması lazımdı ama hacc-ı kıran yaptığı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için tıraşını olmadı. Umresini bitirmişti şimdi haccını yapacaktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Edâsı itibariyle hac üç çeşittir:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Haccı ifrad: Yalnız hac yapmak için ihrama girilir. Umre yoktur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Haccı kıran: Kıran yaklaştırmak demektir. Umre ve haccın tek ihramla yapılmasıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Haccı temettü: Temettü yararlanmak demektir. Umre yapıldıktan sonra ihramdan çıkılır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hac için yeniden ihrama girilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v) daha sonra Hacûn’a (Hz. Hatice annemize) yakın bir yerde kurdurduğu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çadırına çekildi. İnsanlar gelip O’nu evlerine davet ettiler ama O (s.a.v.), arkadaşları ile kalması&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gerektiğini söyleyip hiçbirinin teklifini kabul etmedi. Amcasının kızı Ümmü Hanî’yi bile bu konuda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;reddetti. Ve insanların farzlarına engel olmamak için Kâbe’ye tekrar tavaf yapmaya bile gitmedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çadırında kaldı. (Hac günlerinde büyük bir izdiham oluştuğu için başkalarının da farzlarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tamamlaması konusunda sıkıntı olmamak gerekir!.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Terviye günü (Arafat’tan bir gün önce) Allah Resulü (s.a.v.) Kâbe’de sabah namazını kıldı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;insanlarla birlikte Mina’ya gitti. Çadırına yerleşti (bugün Mescid-i Hayf’ın bulunduğu yer) ve öğle,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ikindi, akşam, yatsı ve bir sonraki günün (arefe gününün) sabah namazını burada kıldı. (O günler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duaların ve tesbihatın çoğaltılması gereken günlerdir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;El-haccu arefe: Hac, arefe vakfesinden ibarettir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe ertesi gün sabah, Arefe gününde, Efendimiz’den önce Arafat’a gidip (bugün Mescid-i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nemira’nın bulunduğu yerde) çadırını kurmuştu. Efendimiz de Mina’da sabah namazını kıldıktan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra 100 bini aşkın insanla Arafat’a doğru yola çıktı. (Zülhuleyfe’de 30-40 bin kişi ile yola&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkılmışken hacda sayı 100 bini geçmiştir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbn Abbas (r.a.) Arafat’a geldiğinde Efendimizin her anını izlemiş ve yüzünde büyük bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hüznün olduğunu görmüştü. Allah Resulü (s.a.v.) birçok kez secdelerini uzattığında O’nun vefat&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ettiğini zannetmişlerdi. Secdede dualarını uzatırken Resululah’ın ne için bu kadar dua ettiğini çok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;merak etmişler ve dikkat ettiklerinde de “Ümmetî, ümmetî” dediğini duymuşlardı. Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hac boyunca hep bu haldeydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v) öğle vaktinde öğle ile ikindiyi cem’i takdim yaparak (Öğle vaktinde ikisini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beraber kılmak) ve kısaltarak (kasr) kıldı ve orada hutbeler irat etti. Ondan sonra vakfeye durdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vakfeye durmak, durmaya durmak demektir. Vakfe aslında duruştur. Duruşunu bilmeyen bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;insan yürüyüşü de öğrenemez. Orada Allah Resulü’nün âleme öğrettiği esas duruş vardır. Allah’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşısında vakfe etmek, başka hiç kimsenin karşısında durmamak demektir. Arafat mağfiret,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müzdelife şuur, Mina aşk diyarıdır. Marifeti ve şuuru kavrayamayan bir insanın aşkı Allah’ın razı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olacağı bir aşk değildir. Mağfiret ve şuur olmadan da aşk olmaz. Aşk eylem ister.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah (s.a.v.) vakfesinden sonra da dua dua yakardı. Akşam vaktine yakın gitmeye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hazırlandığında İbn Abbas (r.a.) yine aynı hüznü gördü ve Resulullah’a nedenini sordu. Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) sabahtan beri Rabbine niyazda bulunduğunu ve Allah’ın da “Mazlumlar mağfiretime nail&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olacaklar ama ben mazlumların hakkını zalimlerden alacağım.” dediğini söyledi. Efendimiz (s.a.v)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zalim kulların da affedilmesini istiyordu, hüznü bundandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;En büyük zulüm Allah’a şirk koşmaktır. Bu Allah’ın hukukudur. Allah’ın hukukunu ve kulların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hukukunu gasp eden kişiye zalim denir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz böyle bir haldeyken Müzdelife’ye geldi ve burada cem’i te’hir yaptı (yatsı vaktinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;akşam ile yatsıyı beraber kılmak). Burada geceledi, sabah namazını da burada eda etti ve vakfeye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;durduktan sonra Mina’ya doğru hareket etti. Efendimiz (s.a.v.) Müzdelife’den hareket edeceği sırada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gülümsemeye başladı ve sahabe de bunu hemen fark etti. Hafsa annemizden ne olduğunu sormasını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istediler. Efendimiz (s.a.v.) dişleri görünürcesine gülerek ümmetinin affedildiğini ve şeytanın bunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duyunca üzülüp yerden toprak alarak başına attığını, onun o haline güldüğünü söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mina’da büyük, orta ve küçük olmak üzere üç tane şeytan vardır. Efendimiz (s.a.v.) Mina’ya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geldiğinde ilk gün büyük şeytana 7 taş attı. İkinci gün üçüne de yedişer tane taş attı. Üçüncü gün de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üçüne yedişer taş attı. Toplam 49 taş atmış oldu. Üçüncü gün yine Mina’da gecelerse dördüncü gün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de yedişer tane atacaktı (toplam 70).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7-49-70 kesretten mecaz yani bitmeyen bir savaştır. 7 taş atma, tavafta 7 kere dönme, sa’y’da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7 defa gidip gelme şeytanla Allah’ın istediği kadar hesaplaşmanın birer sembolüdür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mina’daki şeytan taşlama bize Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmeye götürdüğünde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şeytanın vesvesesine karşı atmış olduğu taşlardan kalan mirastır. Aynı zamanda bugün büyük şeytan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;firavunu, orta şeytan Karun’u, küçük şeytan Bel’am’ı temsil etmektedir. Büyük şeytanı “Allah’tan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başka ilah yoktur.” (Rabb olmaya yeltenen kim varsa hepsiyle savaş halindeyiz) diyerek; orta şeytanı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Mülk Allah’ındır.” diyerek; küçük şeytanı “Din Allah’ındır. Allah’ın dini hiçbir şeye alet edilmeyecek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kadar önemlidir.” (Kim dinini siyasetine, ticaretine, menfaatine alet ederse o Bel’am’dır.) diyerek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;taşlarız. Ve aslında o taşları kendi içimizdeki zafiyetlerimize, kusurlarımıza, kalbimizdeki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bozulmuşluklara, şeytanın vesveselerine atıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) birinci gün büyük şeytanı taşladıktan sonra Kâbe’ye geldi ve ziyaret&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tavafını yaptı. Sonra kurban kesecek ve tıraş olacaktı. Efendimiz kendisi ile beraber 100 deve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getirmişti. (Aslında Zülhuleyfe’de bir tane, yolda da yüz tane alarak toplam 101 deve ile gelmişti)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Develerden 63 tanesini her bir yaşı için bizzat kendisi kesti ve her birisinden bir parça aldı, pişirtip&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yedi. Kalanları da Hz. Ali kesti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) berberi Muammer b. Abdullah’a saçlarını kazıttı. Bazı sahabeler Efendimiz’i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;daha görmedikleri için saçlarını kısaltmışlardı, bazıları da kazıtmıştı. Bu yüzden bunun nasıl olması&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gerektiğini Efendimiz’e danıştılar. Efendimiz de onlara üç kez “Saçlarını kazıtanlara Allah merhamet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etsin.”, bir kez de “Saçlarını kısaltanlara da Allah merhamet etsin.” diyerek saç kazıtmanın önemine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;işaret etmiştir. (Bu, Allah için feda etmek demektir ve saçlarla beraber günahlar da bırakılmış olur.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’in haccı böylece tamamlanmış oldu. Sonraki günlerde de yine Mina’da şeytan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;taşlamaya devam etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu süreç içerisinde Resulullah (s.a.v.) Arafat’ta, Müzdelife’de ve Mina’da üç ya da beş tane&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hutbe irat etti. (Veda hutbesi tek bir metin değil, bu hutbelerin birleştirilmiş halidir ve Efendimiz’in&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bazen bir yerde söylediği cümleleri başka yerlerde de ısrarla tekrarladığı olmuştur.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hutbelerdeki mesajlar sadece Müslümanlara değil tüm insanlığa söylenmiştir ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanların yaptığı haccın insanlığa mesajı vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ey insanlar! Sizlere açıklayacağım hususları çok iyi dinleyiniz! Zira bu yıldan sonra sizlerle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bu yerimde bir kere daha buluşabilecek miyim bilmiyorum.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resûlullah (s.a.v.), hitabelerinin sonunda ashaba Allah’ın kendisine verdiği tebliğ görevini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerine getirip getirmediğini sormuş ve “evet” cevabını alınca, “Tebliğ ettim Allah’ım, şahit ol!”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Her kimin yanında bir emanet varsa onu hemen sahibine versin.” → Emanet ahlakı!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Muhakkak ki cahiliye âdeti olan faiz kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım faiz amcam Abbas b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdulmuttalib&#39;in faizidir. Bütün kan davaları kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım kan davası da amcamın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oğlu Rebia b. Hâris b. Abdülmuttalib’in kan davasıdır.” → Bedelini yine evvela ailesine ödetmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ey insanlar! Muhakkak ki kadınlarınızın sizin üzerinizde hakları vardır. Sizlerin de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kadınlarınızın üzerinde haklarınız vardır.” → Kadınlar size Allah’ın emanetidir. Emanet demek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘istediğin her şeyi yapamazsın; sen şahitsin, sahip değilsin’ demektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ey insanlar! Muhakkak ki müminler kardeştir.” → Kardeşlik hukuku! Cahiliyenin en önemli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hastalığı olan asabiyeti ayaklar altına almıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ey insanlar! Şüphe yok ki Rabbimiz birdir. Babanız da birdir, her biriniz Âdem’in&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah katında en kıymetliniz en takvalı olanınızdır. Arap&#39;ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Acem&#39;e bir üstünlüğü yoktur ve müminler bir tarağın dişleri gibidir. Üstünlük ancak takva iledir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) sözünü söyledikten sonra her seferinde “Dikkat buyurun tebliğ ettim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mi?” diye sormuş, ashab da hep bir ağızdan evet diye cevaplayınca “Tebliğ ettim Allah’ım, şahit ol!”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• GADİR-İ HÛM HADİSESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali hacca yetişmek için Yemen’den geliyordu. Gelirken de yanındaki askerleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beraberlerinde getirdikleri zekâta ve hediyelere el sürmemeleri konusunda tembihledi ve dönünce&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’in pay edeceğini söyledi. Oradaki insanlar da üstleri iyi olmadığı için Resulullah’ın&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;huzuruna güzel elbiselerle çıkma niyeti ile getirdikleri elbiselerden giyindiler. Hz. Ali gelince buna çok&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sinirlendi ve aralarında bir cedelleşme oldu. Sonra insanlar arasında ciddi bir şekilde Hz. Ali’nin&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dedikodusu yapılmaya ve hakkında ileri geri konuşulmaya başlandı. Efendimiz (s.a.v.) de bu meseleyi&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duyunca Gadir-i Hûm bölgesine geldi. Bu bölge konaklamaya müsait olmamasına rağmen orada&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;konakladı ve bir hutbe irat etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şia, nakledilen bu hutbeden bambaşka bir sonuca vararak Allah Resulü’nün Hz. Ali’yi hilafete&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tayin ettiği kanaatine vardı. Ancak aslolan ehl-i beytin hukukunun muhafazası idi. Ortada bir hilafet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ilanı falan yoktu. Olmadığının en bariz kanıtı da Hz. Ali’nin kendisidir çünkü Resulullah böyle bir şeyi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;emanet etseydi o bunu canı pahasına üstlenirdi ve sessiz kalmazdı. Hz. Ali “Haklı olmak kadar haklı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalmak da mühimdir.” demiştir. Hz. Ali’nin haklı kalması için o hilafeti alması gerekirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) hutbesinde ehli beytine olan sevginin kendisini hoşnut edeceğini söylemiş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve oradakilere “Ben kimin mevlâsı (dostu) isem Ali de onun mevlâsıdır. Allah’ım, onu seveni sev, ona&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşman olana düşman ol!” demiştir. Hz. Peygamber’in bu açıklamalarından sonra orada bulunanlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sırasıyla gelip Hz. Ali’yi tebrik etmişler. (Allah bizleri ehl-i beyt ile haşreylesin inşallah. Âmin.)&lt;/p&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/6940449653585363151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/6940449653585363151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/12/herkes-icin-siyer-29-bolum-insanliga-en.html' title=' HERKES İÇİN SİYER - 29. BÖLÜM (İNSANLIĞA EN BÜYÜK MESAJ: VEDA HACCI)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/hbAxsd68jh8/default.jpg" height="72" width="72"/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-5521658947154747587</id><published>2020-12-07T09:26:00.006-08:00</published><updated>2020-12-07T09:26:55.015-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>HERKES İÇİN SİYER - 28. BÖLÜM (ZORLUK SEFERİ TEBÛK)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/ycO8zgmCSe4&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;ycO8zgmCSe4&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;HERKES İÇİN SİYER - 28. BÖLÜM (ZORLUK SEFERİ TEBÛK)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İLME DAİR BİRKAÇ SÖZ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlim nazlı bir gelindir, onu elde etmek ve muhafaza etmek konusunda fedakârlık yapmazsak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;küser gider. Allah’ın bir kuluna vereceği en güzel mükâfattır. Sırf başkasına anlatmak için ilim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öğrenen, sonra da öğrendiğini unutup hayatına ikmal etmeyen kişi azaptadır. O yüzden ilmi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öğreneceğiz, içselleştireceğiz, kavrayacağız, önce kendimiz yaşayacağız ve sonra başkalarına yaşatmak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için gayret içerisinde olacağız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Müslim, Zikr 39. Ayrıca bk. Buhârî, İlim 10; Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, Kur’ân 10, İlim 19; İbni&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mâce, Mukaddime 17)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“İlmi, âlimlere karşı övünmek, cahillerle münakaşa etmek ve insanların teveccühünü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kazanmak için öğrenmeyiniz. Kim böyle yaparsa, o kimse ateştedir.” (İbn Mace, Sünnet, 23. Tirmizi)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“İki günü birbirine eşit olan zarardadır.” (Aclunî, Keşfu’l-Hafa, 2/276. İmam Gazali, İhya,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4/335.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HUCURÂT SURESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hucurat suresini güzel bir biçimde anlayan birisi ahlaki anlamda birçok zafiyetini çözebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sure kısa olmasına rağmen çok önemli mesajlar ihtiva etmektedir. Sureyi ayet ayet kendimizi de içine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koyarak okumamız lazım çünkü bu sure bize peygamberimizle ve birbirimizle olan hukukumuzu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlamamız açısından önemli bir suredir. Başvurabileceğimiz bazı tefsir kaynakları: Elmalılı tefsiri,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhammed Ali Es-Sabuni’nin Safvetü-t Tefasir’i, Vehbe Zuhayli tefsiri, Kurtubî’ tefsiri.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• TEBÛK’Ü DİĞER GAZVELERDEN AYIRAN EN ÖNEMLİ ÖZELLİK&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;∗ Tebûk, Allah Resulü (s.a.v.)’nün katıldığı 28 gazvenin sonuncusudur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;∗ Kur’an’ın en fazla ayet indirdiği gazvedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;∗ Diğer gazvelere nazaran Kur’an’da daha ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Tevbe suresinin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2/3’ü bu gazve ile alakalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;∗ Başından sonuna kadar yaşanan her hadise insanlıkla ilgilidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İçerdiği mesajlar:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ Direk Müslümanlara verilen mesajlar: Müslümanlara uyarılar yapılmış, iyilikleri takdir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;edilmiş, eksikleri nazara verilmiş ve neyle imtihan edileceklerinin hakikati bildirilmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün bizler kasayla (para), masayla (makam) ve nisa (kadınlar, şehvet imtihanı) ile imtihan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;edilmekteyiz. O günün Müslümanlarında da problem aynıydı. Allah (c.c.) bu problemlerin çözüm&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yolunu ve yöntemini onlar üzerinden göstermektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ Münafıklara verilen mesajlar: En ciddi mücadele vereceğimiz zümredir. O yüzden bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zümreyi iyi tanımamız gerekir. En az 80 tane münafığı Tebûk ile tanımışızdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ Münkirlere (inkârcılara) verilen mesajlar: Araplar, münafıklar, bedeviler Bizans’ın adını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duydukları zaman kıpırdayamazlardı, çok korkarlardı. Efendimiz (s.a.v.) de zamanın güçlü devleti olan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizans’ın üzerine gitmişti. (Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder; sizin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalbinizden korkuyu alır, düşmanınızın kalbine yerleştirir!. )&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• TEBÛK SEFERİ’NİN NEDENLERİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Temel olarak iki sebebi vardı: Müslümanların gücü Bizans’a yaklaşmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizanslılar Mûte’de de İslam ordusunun gücünü gördükleri için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;korkmuşlar ve yavaş yavaş harekete geçmişlerdi. Medine’de de Gassaniler’in geleceği konusunda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;haberler dolaşıyordu. Allah Resulü (s.a.v.) de onlar gelmeden biz gidelim dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• ZORLUK ORDUSUNU DONATMAK&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neden zorluk ordusu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Çünkü çok zor bir sefer olmuştu. Düşman çok güçlüydü. Bizans Müslümanlarla konuşmaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bile tenezzül etmezdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Dost zayıftı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* İmtihanları çok ağırdı. Mevsim mahsul mevsimi idi ve sıcaktı (hicri Recep/miladi Kasım).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mahsulü bırakıp gitmek kolay değildi çünkü Medine’de kalan münafıklar vardı. Aralarında sefere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelenler de vardı ancak fitne için gelmişlerdi. Allah Resulü (s.a.v.) hepsine önlem almaya çalıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Yol güzergâhında susuzluk ile imtihan edildiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Giderken, orduyu donatırken, ordunun geride bıraktıkları ile pek çok zorluk geçirmişlerdi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ordunun dönmesi de başka bir zorlukla olmuştu. Zorluk üstüne zorluk olduğu için “Ceyşü’l Usre”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(zorluk ordusu) ve “Gazvetü’l usre” (zorluk gazvesi) olarak adlandırılmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) tüm bu imtihanlara rağmen ilk kez sahabeye nereye gideceklerini haber&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etti. Hedef belli olduğu için hazırlığa girişildi. Güçlü bir ordu kurulması için infaklara ihtiyaç doğdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah (s.a.v.) önce kendisi elinde ne varsa hepsini vererek infak etti, sonra sahabeyi infaka teşvik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnfak etmeden infak istemek infak ahlakına uymaz!. Eğer infak ahlakını anlamışsanız ilk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmanın ayrıcalığını kimseye kaptırmazsınız. Kur’an’da Allah yolunda vermeyi sadaka (en geneli),&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zekât (mali yükümlülük) ve infak (zekât dışında gönüllü vermek) kavramları ile görmekteyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) sahabeyi teşvik eder etmez ilk gelen Hz. Ömer oldu ve malının yarısını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;infak etti. Bunu yaparak Hz. Ebubekir’i geçeceğini düşünüyordu ama Hz. Ebubekir elinde kalan son&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4.000 dirhemi infak etti. Yani elinde olan malının tamamını vermiş oldu. Başka da bir şeyi kalmamıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer onun için “Geçilmez adamsın sen Ebubekir.” demiştir. Ondan sonra da onunla yarışmayı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bırakmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer’in hilafeti döneminde huzuruna bir sandık getirildi. Hz. Ebubekir 2,5 yıllık hilafeti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;döneminde 6-7 ay kadar Sünuh bölgesinde ensara ait bir yerde onların hayvanlara bakarak nafakasını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;temin ediyordu. Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde b. Cerrah buna itiraz edip ona bir maaş bağlamışlardı (İlk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kez bir halifeye beytülmâlden maaş bağlanmıştı). Hz. Ebubekir aldığı bu maaşla ailesinin geçimini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sağlamış, arta kalanları da o sandığa koymuştu. Bir mektupla da aldığını ve harcadığını yazmış, kalanı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da beytülmale bıraktığını bildirmişti. Hz. Ömer mektubu okuduğunda “Ey EbûBekir! Arkanda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalanlara yaşanamaz, yapılması güç bir hayat bıraktın.” (İbn Sa’d, Tabakât, III, 195.) demiş ve sonra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendisi de aynen Hz. Ebubekir gibi yaşamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe infaklarını yaparken kenarda onları izleyen bir grup insan az getirene laf ediyorlar, çok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getireni de riyakârlıkla nitelendiriyorlardı. Abdurrahman b. Avf infakını getirdiğinde onun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peygamberin gözüne girmeye çalıştığını söylediler. Abdurrahman b. Avf da onlara “Ne derseniz deyin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ben kalbimi biliyorum.” dedi. (İyilik herkes tarafından takdir edilmez. Hasetçileri de olur düşmanları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da. Onun için insan kalbinden eminse başkalarının sözlerine itibar etmemelidir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Getirilen infaklar ordunun ihtiyaçları için yetmedi. Hz. Osman da 30.000 kişilik ordunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;10.000’inin ihtiyacını donattı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Müslümanlar vereceklerini verdikten sonra mescitte ara ara infaktan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;konuşmaya devam etti. Birinci sebep halen ordu için ihtiyaç vardı. İkinci sebep olarak infakla kalpleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iyileşebilsin diye münafıkların da vermesini bekliyordu. Çünkü infak nifakın ilacıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnfak ve nifak kelime itibariyle ne-fe-ka kökünden gelmektedir. Ne-fe-ka ise köstebek yolu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;demektir. Köstebek nasıl ki kendisine bir yol açar; eğer o yol iman ile açılırsa varacağı yer bellidir,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;imanla açılmazsa kalacağı yer de bellidir. Gerçek infak kalbi acıtır ve daha sonra tatlı bir lezzete&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dönüşür. İnsan onu verdiği anda kalbindeki nifak iyileşmeye başlar. Allah Resulü (s.a.v.) onların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalplerindeki hastalığı verdirterek iyileştirmeyi amaçladı ama birçok bahane öne sürerek vermediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) bir şey söylemedi ve teşvik etmeye devam etti: “Ey Müslümanlar! Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yolunda ve cennet karşılığında zorluk ordusunu kim donatacak?” dediğinde Hz. Osman atıldı ve bütün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;askerlerin masraflarıyla birlikte 100 deve verdiğini söyledi. Efendimiz bir daha sordu, yine kimseden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ses çıkmazken Hz. Osman yine atıldı ve bir 100 deve daha verdi. Efendimiz üçüncü kez sorunca Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Osman bir 100 deve daha verdi. Sonra eve gidip altın gümüş ne varsa doldurup -neredeyse bir çuval&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kadar- getirdi ve Resulullah’a verdi. Allah Resulü (s.a.v.) “Osman’a bundan sonra hiçbir sorumluluk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yoktur.” dedi. İnfak günahın kefaretidir ve Hz. Osman tüm günahlarının kefaretini ödedi. (“Ceyşü’l&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Usre” “Ceyşü’l Osman” oldu.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnfak için bir şeyler getirmek isteyip de getiremeyenler de vardı. Bazıları ise sadece bir avuç&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hurma getirebildi. Bazıları da kendilerine ahdetti; iki gün çalışıp kazandıkları ile ailesinin nafakasını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşılayacak ve üstünü ordu için getireceklerdi. Münafıklar buna da laf ettiler ancak Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Osman’ın infakından duyduğu memnuniyetin aynısını onlar için de duydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnfak sadece maldan ibaret değildi. Urve b. Zeyd Resulullah’a sefere gelmek istediğini ama&lt;/p&gt;&lt;p&gt;elinde bir şey olmadığını söylemişti. Gece evine döndüğünde de halini Allah’a arz etti. Sabaha yakın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir zamanda secdeye kapanarak Allah’a, fakir olduğu için onurunu ve izzetini çiğneyen kardeşlerinden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dolayı oluşan hakkını infak ettiğini beyan etti. Sabah mescide geldiğinde Allah Resulü (s.a.v) gece&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kimin infakta bulunduğunu sordu, kimseden ses çıkmadı. Efendimiz iki üç kez sorusunu yineledi ve en&lt;/p&gt;&lt;p&gt;son Hz. Urve (r.a.)’ye bakarak söyleyince Urve b. Zeyd gece hakkını infak ettiğini söyledi. Bunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerine Allah Resulü (s.a.v.) ona, yaptığı infakın Allah katında kabul olunmuş infaklardan yazıldığını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;müjdeledi. (Aslolan elde ne varsa ya da elden ne gelirse bunu Allah için vermektir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şeytan bu hayrın büyük düşmanıdır. İnsanı hileleriyle kandırabilir, infakından vazgeçirebilir,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapılan infaktan karşılık bekletebilir ya da başkalarına teşvik olsun hilesiyle ifşa ettirebilir. Burada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gerçekten başkalarına teşvik olsun diye yapılan bir infak varsa göstererek verilenlerin göstermeyerek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verilenlerden fazla olmaması gerekir!. Her şeyin açık edilmesine gerek yoktur. Onun için infak ahlakını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çok iyi öğrenmeliyiz. Allah Resulü (s.a.v.) de bunun için bazen aleni bazense gizli bir biçimde infak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapmıştır. (İnsan, yaptığı infakın hangisine girdiğini kalbine bakarak anlayabilir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• YOLCULUK&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) yerine vali olarak Muhammed b. Mesleme’yi bırakmıştı. Münafıklar için de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali’den kalmasını istedi ki kalmak Hz. Ali çok zor bir şeydi. Münafıklar sefer zor olduğu için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;peygamberin damadını götürmediğini ileri sürdü ve kadınlarla kaldığını söyleyerek Hz. Ali’yi&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kışkırtılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali de dayanamayıp yolun bir yerinde Resulullah’a geldi ve sefere katılmak için müsaade etmesini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istedi. Allah Resulü (s.a.v.) ona kalması gerektiğini söyleyerek “İstemez misin Harun Musa’nın yanında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ne ise sen de bana öyle olasın. Ama benden sonra peygamberlik yoktur.” buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• MEDÂİN-İ SALİH&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Salih peygamberin ve Semûd kavimin yaşadığı yerdir. Şu anda canlı olarak varlığını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;korumaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burası sahabenin sekizinci durağı idi ve burada Allah Semûd kavmini helak etmişti. Sahabe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;biraz rahat davranınca Efendimiz (s.a.v) bundan rahatsız oldu ve “Buralar ibret alınacak yerlerdir. Ya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ibret alın ya da hızlıca buradan yürüyün.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İslam ordusu bu uyarıdan sonra yoluna devam etti. Bizans ordusu ise Müslümanların 30.000&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kişilik bir ordu ile geldiğini duyunca onlarla karşılaşmaya korktular ve Tebûk’e doğru gelip yoldan geri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;döndüler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Tebûk’e geldi ve ilerleyelim mi yoksa geri mi dönelim diye sahabe ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istişare etti. Sahabe Allah’ın emri ne ise emrini yerine getireceklerini söylediler. Efendimiz (s.a.v.) ayet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olsaydı onlarla istişare etmeyeceğini söyledi. O günlerde de Şam bölgesinde veba salgını çıkmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah (s.a.v.) : &quot;Taun (veba), bir azaptır. Beni İsrail&#39;den bir kavme, yahut sizden önce geçen bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ümmete gönderilmiştir. Siz bir yerde o(nun çıktığı)nı duydunuz mu, o taunlu yere gitmeyiniz! İçinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bulunduğunuz bir yerde de taun zuhur ederse, ondan kaçarak oradan çıkmayınız!&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Buhari, C.9, H.no: 1417, s. 206, 207.) hadisini orada buyurdu ve Tebûk’te 19-20 gün kaldılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bölgedeki bütün kabileler ile antlaşmalar yaptı ve hepsi İslam hâkimiyetine girmiş oldu. Sıcak çatışma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmadan büyük bir galibiyetle dönülmüş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabeden bazıları sefere gelememişlerdi. Bazıları bineği güçlü olduğu için nasıl olsa yetişirim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşüncesi ile gitmeyi erteledi. Bazıları da binekleri zayıf olduğu için ordudan geri kaldı. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) münafıkları ve mazeretleri olan Müslümanları fazla sorgulamadı ama Ebu’l Heysem’i ve Ebu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zer’i ara ara sahabeye soruyordu. Bu isimler Müslümanların içinde olmaları gereken isimlerdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz “Umuyorum ki onlar size kavuşacaklar.” buyurdu. Ka’b b. Malik’in bu noktada duyarlı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olacağını söyleyip onun neden olmadığını sorduğunda ensardan birisi onun arkasından olumsuz bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şekilde konuştu. Bunun üzerine Muaz b. Cebel onun muhakkak geçerli bir sebebi olacağını söyledi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gıyabında kardeşinin şerefini korudu. Efendimiz de Hz.Muaz’ın yaptığı bu davranışı takdir etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu’l Heysem’i hanımının hazırladığı sofranın başında Allah Resulü ve sahabenin sıcak havada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cihat için yollara düştüklerini düşününce kendisi için yazıklar olsun dedi ve evinde hanımı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çocuklarıyla vakit geçirmeyi kendisine yediremedi. Hemen atına atlayıp İslam ordusuna yetişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) uzaktan gelen karartıyı görür görmez “Keşke gelen Ebu’l Heysem olsa.” dedi çünkü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onun geri kalması Efendimiz’i üzerdi. Ebu’l Heysem gelip mazeretini söyledi ve Resulullah (s.a.v.) de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bunu kabul etti. Arkasından Umeyr b. Vehb de geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Zer bineği yaşlı olduğu için geri kalmıştı. Sonra yürüyerek gitmeye karar verdi. Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü onu yayan görünce “Allah Ebû Zer’e rahmet eylesin. O tek başına yürür, tek başına ölür ve tek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başına hasredilir.” (Hâkim, el-Müstedrek, 4373) buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• YAŞANANLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah resulü (s.a.v.) Tebûk’te kaldığı süre içerisinde bazı hadiseler meydana gelmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunlardan birisi Abdullah Zülbicâdeyn isimli sahabinin vefatı idi. Tebûk’te şehit olan tek kişidir,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hastalığı dolayısı ile vefat etmiştir. Efendimiz (s.a.v.) onu kabre koyarken “Allah’ım ben ondan razıyım&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sen de ondan razı ol.” diyerek dua ettiğinde Abdullah b. Mes’ud “Keşke ölen ben olsaydım” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bicâdeyn iki örtü, çul (iki parça) demektir. Abdullah Zülbicâdeyn yetimdi ve amcasının yanında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalıyordu. Müslüman olmaya karar verince amcası eğer Müslüman olursa üzerindeki elbiseyi alıp onu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıplak olarak dışarı atmakla tehdit etti. Ondaki her şeyin kendisine ait olduğunu söylüyordu. Bunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerine Abdullah Zülbicâdeyn kararını verdi ve çırılçıplak bir halde annesinin yanına gitti. Annesi de&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iki örtüyü üzerine geçirip Resulullah’a gönderdi. Efendimiz onu mescitte görünce kim olduğunu sordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adı Abdul Lât idi (Lât’ın kulu). Allah Resulü (s.a.v.) orada ismini değiştirerek ona Abdullah&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zülbicâdeyn ismini verdi. Abdullah Zülbicâdeyn (r.a.) iman üzere yaşadı ve öyle vefat etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sefer sırasında yüksek bir ses meydana geldi ve sahabe korkarak bir tarafa kaçıştı. Abdullah b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Amr –ya da Abdullah b. Ömer– dışarı çıktı ve herkesin bir tarafa koştuğunu gördü. Bedir ashabından&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Salim Mevla Ebu Huzeyfe ortada kılıcına yaslanmış bir halde duruyordu. Abdullah b. Amr onu görünce&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yanına gitmeye karar verdi. Tam o esnada Efendimiz (s.a.v.) çıktı ve sahabeye neden bir ses duyunca&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koşuştuklarını sorup “Şu iki salih zat gibi olsaydınız, Allah’a tevekkül edip yerinizde dursaydınız olmaz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mıydı?” buyurdu. Abdullah b. Amr “Salim’e sığınarak Resulullah’tan bu övgüyü kazandım. Demek ki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kurtuluş sahabeye sığınmakta.” dedi. (Sahabeye sığınırsak Allah’ın izni ile Resulullah’ın orada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylemiş olduğu söz bizim için de geçerlidir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dönüş yolunda Efendimiz (s.a.v.) sabah namazı için abdest almaya gitmişti. Su ararken vakit&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geçti ve cemaate biraz gecikti. Vakit geçmek üzere olunca Abdurrahman b. Avf imamete geçip namazı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kıldırmaya başladı. Efendimiz (s.a.v.) ikinci rekâta yetişmişti. O’nun geldiğini fark eden sahabe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Subhanallah” diyerek Abdurrahman b. Avf’ı uyarmaya çalıştı ancak Resulullah buna müsaade etmedi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve gelip hemen Abdurrahman b. Avf’ın arkasında namaza durdu. Sonra “Hiçbir peygamber yoktur ki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kavminden salih bir insanın arkasında namaz kılmamış olsun.” buyurdu. Böylece Abdurrahman b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Avf’ın Efendimiz’in dili ile salih kullardan olduğu tasdiklenmiş oldu. (Efendimiz (s.a.v.) Hz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebubekir’in arkasında da namaz kılmıştır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dönüş yolunda Hz. Bilal’i sabah namazına uyandırması için nöbetçi olarak koymuşlardı ancak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;herkes uyudu ve sabah namazını kaçırdılar. Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Bilal’e neden kaldırmadığını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sorunca Hz. Bilal “Vallahi ya Resulullah, seni uykuda bırakan beni de uykuda bıraktı.” dedi. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) bunun üzerine herkese hemen abdest almalarını emretti ve başka bir namaz vakti gelmeden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sabah namazını sünneti ile beraber kaza ettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• TEVBESİ KUR’AN’A GİREN ÜÇ SAHABE&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah resulü (s.a.v.) her sefer dönüşü Medine’ye gelince önce mescide girip iki rekât şükür&lt;/p&gt;&lt;p&gt;namaz kılar, ardından oturup sefere katılmayanların mazeretlerini dinlerdi. Yine böyle bir anda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;huzura dört grup insan geldi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Mazeret uyduran münafıklar. (Efendimiz onları öylesine dinleyip hiçbir şey söylemedi.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bedevilerin münafıkları.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Mazereti olan Müslümanlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Geçerli mazereti olmayan Müslümanlar. Bunlar üç kişiydiler: Kâ‘b b. Mâlik, Mürâre b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rebî‘ ve Hilâl b. Ümeyye.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kâ‘b b. Mâlik, Mürâre b. Rebî‘ ve Hilâl b. Ümeyye ha bugün ha yarın derken sefere katılmayı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ertelemişlerdi. Efendimiz (s.a.v.) geride kalmalarının sebebini sorduğunda hiçbir sebepleri olmadığını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylediler. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.) “Madem öyle, gidin, Allah’ın sizin hakkında verdiği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hüküm gelene kadar bekleyin.” buyurdu. Hükmün gelmesi tam 50 gün sürdü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir hafta sonra Efendimiz (s.a.v.) bir genelde yayınlayarak hiç kimsenin onlarla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;konuşmayacağını bildirdi. Sahabe selamlarını bile almadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kâ‘b b. Mâlik ensarın en önemli şairi idi. Bu olay hemen yayınlınca Gassan meliki birisi ile Ka’b&lt;/p&gt;&lt;p&gt;b. Malik’e mektup gönderdi. Mektupta eğer yanlarına gelirse itibar göreceği yazılıydı. Kâ‘b b. Mâlik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaptığı yanlışı başka bir yanlışla desteklememek için anında mektubu yırtıp attı. Yaptığı hatanın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kefaretini ödemeye hazırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;40 gün böyle sürdü. 41. gün Efendimiz (s.a.v.) hanımlarını evden ayırmalarını istedi. Hilâl b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ümeyye’nin hanımı Resulullah’ın huzuruna gelip eşi yaşlı olduğu için kendisi olmadan işlerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göremeyeceğini söyledi ve Efendimiz de ona müsaade etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son 10 gün de bu şekilde geçmişti. 10 gün sonunda Kâ‘b b. Mâlik evinin damındayken birisi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelip tövbelerinin kabul olunduğunu müjdeledi. Kâ‘b b. Mâlik sevincinden hediye olsun diye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerindeki elbiseyi çıkarıp haber veren sahabiye verdi. Yolda kim onu gördüyse tebrik etti. Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü’nün huzuruna geldiğinde affedildiklerini bizzat O’nun ağzından duydu ve “Ya Resulullah! Şahit&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ol, bütün malımı bu müjdenin karşılığında infak ediyorum.” dedi ancak Resulullah bunu kabul etmedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kâ‘b b. Mâlik yarısını teklif etti, Allah Resulü yine kabul etmedi. “Evlatlarını fakir bırakmaktansa&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;böyle bırakman daha iyidir.” diyerek malının çeyreğini kabul etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bu üç sahabenin tövbesi Kur’an’a girdi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“ (117.) Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir. (118.) Savaştan geri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hâllerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir. (119.) Ey iman edenler! Allah’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• MESCİD-İ DIRÂR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Münafıklar İslâm’ın güçlenerek yayılmasından rahatsız olup bu gelişmeyi önleyebilmek için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çareler arıyorlardı. Allah resulü (s.a.v.) birçok yerde mescitlerin açılmasına müsaade ettiği için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendileri de bir mescit açmaya karar verdiler. Başlarında Ebû Âmir er-Râhib vardı (Hanzale b. Ebû&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Âmir’in babası). Nifak çetesinin başı olduğu için Resulullah ona el-Fâsık demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescitlerine meşruiyet kazandırmak için Allah Resulü’nün (s.a.v.) orada namaz kılması&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gerekiyordu. Bu sebeple Efendimiz sefere giderken namaz kılması için davet etmişler ancak Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü dönerken kılacağını söylemişti. Dönüp geldiğinde de oraya gitmemesi konusunda ayetler nazil&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oldu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“ (107.) Bir de Müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek ve Müslümanların arasına ayrılık&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sokmak ve daha önce Allah ve Resulü&#39;ne karşı savaş açmış olanı beklemek için mescid yapanlar var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;İyilikten başka bir maksadımız yoktu.&quot; diye yemin de edecekler. Fakat bunların kesinlikle yalancı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduklarına Allah şahittir. (108.) O mescit içinde sen kesinlikle namaza durma. Ta ilk gününde temeli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;takva üzerine kurulan mescit elbette içinde namaz kılmana daha layıktır. Onun içinde günahlarından&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arınmayı seven kişiler vardır. Allah da arınmış, ak pak olmuş olanları sever. (109.) O halde binasını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah korkusu ve Allah rızası üzerine kurmuş olan mı hayırlıdır, yoksa binasını yıkılmak üzere olan bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uçurumun kenarına kurup da onunla birlikte cehenneme yuvarlanan mı daha hayırlı? Allah, zalimler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;güruhunu hidayete erdirmez. (110.) Onların kurmuş oldukları bu türlü binalar, kalpleri parça parça&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmadıkça, kalplerinde bir nifak düğümü olup kalacaktır. Allah, alîmdir, hakîmdir.” (Tevbe suresi)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) ayetlerle uyarılınca onları çıkarıp mescidi kullanmak isteyebilirdi ancak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapmadı çünkü o binanın temelinde fitne vardı. Bu bile oradaki ibadetleri etkilerdi. Onun için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) oranın ateşe verilmesini istedi. Önce yakıldı sonra yıkıldı ve asla orası bir mescid&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olarak kullanılmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bu münafıkları, çok tanınmış ve toplumda itibar sahibi insanlar oldukları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için onları bir şey zanneden insanların hatırına cezalandırmadı çünkü eğer cezalandırsaydı onlara&lt;/p&gt;&lt;p&gt;itibar edenler rencide olmuş olacaklardı. Bu yüzden onlara karşı tedbirli olmayı sağladı ve ümmetinin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bu konuda duyarlılık göstermesi için münafıkların kim olduğu sırrını Huzeyfetü’l-Yemânî (r.a.)’ye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vermişti. (S.A.V. ♥)&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/5521658947154747587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/12/herkes-icin-siyer-28-bolum-zorluk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/5521658947154747587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/5521658947154747587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/12/herkes-icin-siyer-28-bolum-zorluk.html' title='HERKES İÇİN SİYER - 28. BÖLÜM (ZORLUK SEFERİ TEBÛK)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/ycO8zgmCSe4/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-5453531354948989877</id><published>2020-11-29T23:53:00.001-08:00</published><updated>2020-11-29T23:53:06.834-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'> HERKES İÇİN SİYER - 27. BÖLÜM (BİTMEK BİLMEYEN DAVET HIRSI: HEYETLER YILI)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/KoOeXe6-Tig&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;KoOeXe6-Tig&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HERKES İÇİN SİYER - 27. BÖLÜM (BİTMEK BİLMEYEN DAVET HIRSI: HEYETLER YILI)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HIRS&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hırs açgözlülük, doymak bilmeyen nefis, kanaatsizlik demektir ancak iki alanda hırs caizdir:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlim ve davet. İlim bir okyanustur, eğer aldığımız ilmi yeterli görürsek zarardayız demektir. Davet de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cihattır, emr-i bil maruf neyh-i anil münker’dir (iyiliği tavsiye etmek, kötülükten sakındırmak).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nde ve sahabenin her birinde bu davet hırsı vardı. Allah Resulü (s.a.v.) hastalanıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yatağa düştüğünde bile iki özel derdi vardı: Üsâme ordusu ve Müslümanların namazı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Lekad câekum rasûlun min enfusikum ‘azîzun ‘aleyhi mâ ‘anittum harîsun ‘aleykum bilmu/minîne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;raûfun rahîm(un). / Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün (hırslı), mü’minlere karşı da çok şefkatli ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;merhametlidir.” (Tevbe 8/128)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(ǃ) Hırsı terbiye edip doğru yerde kullanmak gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• EFENDİMİZ (S.A.V.) HUNEYND’DEN SONRA MEDİNE’YE DÖNÜNCE NE OLDU?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nün (s.a.v.) 23 yıllık nübüvvet hayatı kıyamete kadar gelecek bütün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanlara temel ilkeler olacak niteliktedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Medine’ye döndüğünde Zilkade ayının sonlarıydı. O günlerde iki tane&lt;/p&gt;&lt;p&gt;önemli olay yaşandı; oğlu Hz. İbrahim’in gelişi ve meşhur şair Ka’b b. Züheyr’in gelişi idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HZ. İBRAHİM’İN DOĞUMU&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. İbrahim’in annesi Mısırlı Hz. Mâriye annemizdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah (s.a.v.) Hatib b. Ebi Beltâ’yı bir davet mektubu ile İskenderiye kralı Mukavkıs’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göndermişti. Mukavkıs Müslüman olmadı ama bu davetten çok memnun oldu. Allah Resulü ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dostluk nişanesi kurmak için bir mektup yazdı ve çeşitli hediyelerle Hatib b. Ebi Beltâ’yı uğurladı. O&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hediyeler arasında Hz. Mâriye ve kız kardeşi Sirin de vardı. Allah Resulü (s.a.v.) Mâriye ile evlendi,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sirin’i de Hassan b. Sâbit ile evlendirdi (İfk hadisesinde adı karışan Hassan (r.a.)’ı hem teselli etmek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için hem de Safvan b. Muattal ile arasında yaşananların bir telafisi olsun diye Sirin’i vermiştir).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah (c.c.) Efendimiz’e Mâriye annemizden bir evlat ile ikramda bulunmuştu. Hz. Aişe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;annemiz “Allah hepimizi ondan mahrum etti, bir Mâriye’yi nasiplendirdi.” dedi. Efendimiz (s.a.v.) de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O’na “Sen Ümmü Abdullah’sın.” diyerek annemizi yeğeni Abdullah b. Zübeyr’in (Hz. Esma’nın oğlu)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;annesi kılarak bu künyeyi verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah (s.a.v.) oğlu doğduğunda yaşı 60’a yaklaşmıştı. Yıllardır kaybettiği evlatlarının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hasretini çektiği için Hz. İbrahim’in gelişi Resulullah’a güzel bir teselli olmuştu. O günden sonra&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cebrail(a.s.) getirdiği vahyi Resulullah’a iletirken “Ey Ebu İbrahim” diyerek iletti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak Hz. İbrahim’im ömrü 18 ay kadar sürdü. Efendimiz (s.a.v.) oğlunu ellerindeyken&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaybetti. Sahabeden Abdurrahman b. Avf “Ya Resulallah siz de mi ağlıyorsunuz?” dediğinde Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü (s.a.v.) &quot;Göz yaşarır, gönül mahzun olur. Ama biz -bu halde de- sadece Rabbimizin razı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olacağı şeyleri söyleriz. Vallahi Yâ İbrahim! Biz sana çok üzüldük.&quot; buyurdu. Sonra Uhud’a dönüp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ey Uhud! Eğer bana inen bu hüzün bugün sana inseydi sen bile dayanamaz bu hüzünle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;darmadağın olurdun.” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) oğlu İbrahim’i defnettiği gün Medine’de bir güneş tutulması oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Münafıklarda eğer peygamber olsaydı oğlu ölmezdi şeklinde laf yaymaya başladılar. Sahabe de bunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. İbrahim’in vefatı ile ilişkilendirince Allah Resulü (s.a.v.) insanları topladı ve bir hutbe irat etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Güneş de ay da Allah’ın ayetlerindendir. Allah onlara bir kader, bir yasa çizmiştir. Onun için onlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birinin ölümü ya da doğumuyla o yasaya aykırı davranmaz.” buyurdu ve böyle şeyler söylemenin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yanlış olduğunu beyan etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• KA’B B. ZÜHEYR’İN GELİŞİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ka’b b. Züheyr Arap’ın en meşhur şairi idi. Babası Züheyr b. Ebî Sülma da aynı şekilde meşhur&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şair ve âlimdi. Züheyr b. Ebî Sülma rüyasında elindeki ipi ikide bir kaçırdığını gördü ve bunu gelecek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;son nebiyi kaçıracağına yordu. Oğulları Büceyr ve Ka’b’a son nebinin geldiğini duyarlarsa gidip O’na&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tâbi olmalarını vasiyet etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Büceyr (r.a.) bir vesile ile iman etti ama bu abisi Ka’b’ı çileden çıkardı ve Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aleyhine şiirler yazmaya başladı. Her şiir de bir şekilde Medine’ye ulaştı. Her bir sözü hançer gibi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaralıyordu. Büceyr abisinin yazdığı şiirlerden haberdar oldu ve Resulullah’ın da haberdar olması için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O’na okudu. Efendimiz’in çok canı sıkıldı ve hiçbir şey söylemedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha sonra Ka’b b. Züheyr’in kalbine de iman düştü ve kılık değiştirerek Medine’ye geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescid-i Nebevi’de Resulullah’ın yanına oturdu. Kendisini tanıtmadı ve Allah Resulü’ne Ka’b b.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Züheyr diye bir şairi tanıyıp tanımadığını sordu. Allah Resulü (s.a.v) tanıdığını söyleyince “Şimdi çıkıp&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelse,sana iman etse, seni o kadar kötülemiş birisine kapını açar mısın?” diye sordu. Resulullah da&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Yeter ki gelsin.” diye cevapladı. Bunun üzerine Ka’b b. Züheyr orada şehadet getirdi ve kendisini&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tanıttı. Efendimiz (s.a.v.) buna çok sevindi. Ka’b b. Züheyr müsaade isteyerek övgü dolu sözlerle&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’e şiir okudu ve Efendimiz de hırkasını çıkararak ona giydirdi. O günden sonra o şiirin başka&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir adı olmasına rağmen adına “Kaside-i Bürde” denildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tarihte iki tane Kaside-i Bürde vardır; birisi ve asıl olanı budur, diğeri ise İmam Bûsirî’ye ait&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olanıdır. İmam Bûsirî bir cilt hastalığına tutulmuştu, dışarıya bile çıkacak halde değildi. Allah&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü’ne hitaben bir kaside yazdı ve yazdığı gece Efendimiz’i rüyasında gördü. Kasideyi Efendimiz’e&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rüyasında okudu ve Efendimiz de ona hırkasını hediye etti. Bunun için yazdığı kaside “Kaside-i&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bürde” olarakanılmış ve Ka’b b. Züheyr’inkinden daha meşhur olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Gün olur bir olay gelirse başa&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kesip ümidi düşme telaşa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kereminden mahrum eder mi hâşâ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resûl&#39;ün yaktığı meş&#39;ale sönmez&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O kapıyı çalan eli boş dönmez.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HEYETLER YILI VE GELEN HEYETLER, YAPILAN GÖRÜŞMELER&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hicretin 9. Yılında beş tane önemli alan vardı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Seriyyeler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Davetler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Âmiller&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Emirler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Heyetler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arap Yarımadası’nda İbn Sa’d’a göre 72 heyet, Dımeşkî’nin tespitine göre 101 tane heyet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vardı. Dikkatle incelendiğince bu sayının daha fazla olduğu görülmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman olanların zekât vermesi gerekiyordu ve Allah Resulü (s.a.v.) 12 bölgeye 12 tane&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zekât memuru gönderdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Seriyyeler: Nerede İslam ile insan arasında bir engel oluşmuşsa Allah Resulü (s.a.v.) oraya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;seriyyeler düzenledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah (s.a.v) Alkame b. Mücezziz ile bir yere seriyye gönderdi. Alkame b. Mücezziz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;seriyyenin içerisinden bir grup seçti ve Abdullah b. Huzâfe es-Sehmî’yi başlarına komutan tayin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ederek görev icabı onları bir yere gönderdi. Abdullah b. Huzâfe es-Sehmî şakacı bir sahabi idi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;akşamüzeri ateş yakıldığında komutanları olarak sahabeden ateşe atlamalarını istedi. Sahabe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah’tan öğrendikleri itaat ahlakı ile denileni yapma konusunda tereddüt ettiler. Aralarında ilim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;noktasında iyi olan bazı sahabiler böyle bir şeyin söz konusu olamayacağını söylediler. Döndüklerinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bu olayı Resulullah’a anlattılar ve Resulullah (s.a.v.) onlara eğer o ateşe atlasalardı ebediyyen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cehennemlik olacaklarını bildirdi çünkü itaat Allah ve Resulü’nün sınırları çerçevesinde idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kayıtsız ve şartsız itaat yoktur. Nisa suresinde Allah’a, Resulü’ne ve emir sahiplerine (Allah ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulüne itaat eden emir sahipleri) itaat edileceği beyan edilmektedir. Ve günahta –Allah’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istemediği şeylerde– itaat yoktur. (!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Davetler: Allah Resulü (s.a.v.) davet mektuplarını göndermeye devam etmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Âmiller: Zekât âmilleri Müslüman olanlardan topladıkları zekâtı ilk olarak toplandığı yerde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bulunan ihtiyaç sahiplerine dağıtırlardı. (Aslolan zekâtın yakın olandan uzak olana doğru&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dağıtılmasıdır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Emirler: Allah Resulü (s.a.v.) gelip Müslüman olan heyetlere ya da seriyyeler ile fethederek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;elde ettikleri yerlere valiler ya da kadılar yolladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Heyetler: Gelen heyetlerin sayısı oldukça fazla idi. Allah Resulü (s.a.v) vefat ettiğinde hepsi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman olmuş durumdaydı. Eskiden insanlar birer birer Müslüman oluyorlardı. Nasr suresi,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’ye gelen heyetlerin fevç fevç gelip Müslüman oluşu üzerine nâzil oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;► TEMİMOĞULLARI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir bedevi ailesidir. Yaptıkları Hucûrat suresi ile Kur’an’da konu oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öğle vakti Allah Resulü (s.a.v.) istirahatteyken Medine’ye gelip Resulullah’ın nerede olduğunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sordular. Sahabe O’nun evinde istirahatte olduğunu söyleyince bekleyemediler ve Resulullah’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hücresinin kapısına gidip çok kaba bir biçimde Resullah’a seslendiler. Allah Resulü (s.a.v.) bundan çok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rahatsız ve rencide oldu ancak bir şey demedi. Bunun üzerine Hucûrat suresi nazil oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Surenin ilk beş ayeti Resulullah ile sahabe arasındaki ve Resulullah ile ümmeti arasındaki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hukuku ortaya koymaktadır. O hukukun dört tane alanı vardır: Hz. Peygamber’e itaat durumu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(getirdiği her şeye teslim olmak) , ittiba durumu (getirdikleri ile amel etmek), ikram durumu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Resulullah ile en güzel sözlerle konuşmak) ve ihsan durumu (getirdiklerini içimizde hiçbir sıkıntı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duymadan kabul etmek ve O’nun arkasında durmak).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Surenin 6. ve 18. Ayetleri arasında 11 farklı alanın ahlakı öğretilmektedir. Onun için Hucûrat&lt;/p&gt;&lt;p&gt;suresinin bir diğer adı da “Ahlak Suresi” dir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hucûrat suresini iyi anlayan bir insan, Peygamber (s.a.v.) ile kuracağı hukuku ve bir başka&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman ile kuracağı hukuku doğru kurar. Hucûrat suresi bizi medeniyetleştirir. (!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayetler “Seslerinizi Peygamber’in sesinin üzerine çıkarmayın! Adımlarınızı Peygamber’in&lt;/p&gt;&lt;p&gt;adımın üzerine atmayın! O’na karşı saygılı ve edepli olun yoksa amelleriniz boşa gider.” demektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillâhirrahmânirrahîm.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“ (1.) Ey iman edenler! Allah’ın ve Rasülünün önüne geçmeyin, Allah’a karşı gelmekten&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sakının. Şüphesiz Allah, işitir, bilir. (2.) Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkarmayın, birbirinizle bağırır tarzda konuştuğunuz gibi ona sözü bağırırcasına söylemeyin, haberiniz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmadan amelleriniz yok oluverir. (3.) Muhakkak ki Allah Rasülünün yanında seslerini kısanlar, işte&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onlar, Allah’ın kalplerini takvaya (ulaşması) için imtihan ettiği kimselerdir. Onlara, hem bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bağışlanma, hem de büyük bir sevap vardır. (4.) (Peygamberin hanımlarının) odalarının (önlerinden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve) arkalarından seni çağıranlar var ya, bunların çoğu aklı ermeyen (dolayısıyla görgü kurallarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bilmeyen) kimselerdir. (5.) Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi elbette bu, onlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için daha hayırlı olurdu. Bununla birlikte Allah, çok bağışlayan, çok acıyandır. ”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün bizim “Allah Resulü burada olsaydı şöyle yapardı” gibi söylemlerimiz de O’nun sözünün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üstüne söz söyleme kapsamına girmektedir. Dikkatli olmak gerekir. (!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Münafıklar bir konuda Hz. Ömer’e gelip “Resulullah böyle bir şey söyledi, sen ne söylersin?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;diye fikrini sorduklarında Hz. Ömer kılıcını çekmiş ve onlara O’nun üzerine sözün söylenemeyeceğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;izah ederek kızmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah b. Ömer, hanımını mescide göndermek istemeyen Bilal’e Resulullah’ın buna&lt;/p&gt;&lt;p&gt;müsaade ettiğini, hanımları mescitlerden men etmeyin dediğini iletmiş ve oğlu “Ey babacığım, ama...”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dediği bir anda hemen onu susturmuştur. (Resulullah hayatta değildi ama Hucûrat suresi ortadaydı.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Din “bana göre”yi kabul etmez!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;► NECRAN HEYETİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunlar Hristiyan bir heyetti. Allah Resulü’nün bu heyet ile yaptığı görüşme Âl-i İmrân&lt;/p&gt;&lt;p&gt;suresindeki birçok ayetin naziline sebep oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) onları mescide götürdü ve onlar orada kendi ibadetlerini yaptılar. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onlara bu imkânı vermişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü ile Hz. İsa’nın babası konusunda tartışmaya girdiler. Efendimiz meselenin aslını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlattığında itiraz ettiler ve ailelerini getirip beraber kimin yalan söylediğini ortaya çıkarmak için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;lanetleşmeye (mübâhele) karar verdiler. Aralarındaki yaşlılar, bir Peygamber ile lanetleşenin asla iflah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmayacağı konusunda onları uyardılar fakat onlar aralarındaki büyükleri dinlemediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ertesi gün Allah Resulü (s.a.v.) ehl-i beytini alarak geldi. (Âl-i Âba (örtünün altındakiler)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;buradan çıkmıştır.) Yanında Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin bulunmaktaydı. Ümmü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seleme annemiz “Ya Resullah! Biz de senin ehl-i beytin değil miyiz?” dediğinde Efendimiz ona “Sen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerindesin.” buyurdu çünkü bu konu ayrıydı ve Efendimiz (s.a.v.) “Her peygamberin nesli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendindendir, benim soyum ise Fatıma’dandır.” demişti. Allah onlara özel bir konum vermiş, onları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;her türlü riskten ve manevi kirlilikten arındırmıştır. Onlar kıyamete kadar sürecek olan bu dinin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;muhafaza ve intikalinde önemli bir rol oynamışlardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Necran heyeti lanetleşmeden vazgeçip geri döndü ve bir müddet sonra da Müslüman oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;► TAİ KABİLESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adî b. Hâtim’in babası Hâtim et-Tâî cömertliği ile meşhur bir adamdı. Allah Resulü (s.a.v.) de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cömertleri çok severdi ve bu sebeple Adî ile kız kardeşine çok ciddi ikramlarda bulundu. Bunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerine Adî b. Hâtim de Müslüman oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adî b. Hâtim Hristiyan olduğu için Allah Resulü’nün huzuruna boynunda bir haç ile gelmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) de Tevbe suresindeki ayeti okumaktaydı: “(Yahudiler) Allah’ı bırakıp,&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hahamlarını;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Hristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa bunlar da ancak, bir olan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;her şeyden uzaktır.” (Tevbe 9/31)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adî b. Hâtim buna itiraz etti ve onları Rab edinmediklerini belirtti. Efendimiz (s.a.v.) de ona&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Din adamlarınız bir hüküm koyduğunda o hükmü Allah’ın hükmünün üzerine çıkarmıyor musunuz?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;diye sordu. Adî b. Hâtim bunu onayladığında Resulullah kim Allah’ın hükümleri dururken o hükümlere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tabi olursa bunun Rab edinmek olduğunu belirtti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Senin hayatına kim müdahale ediyorsa senin Rabbin O’dur. Hayatı şekillendirenin adıdır Rab.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Develerle gelen zekâtlar Efendimiz’in ve sahabenin hayatında bir değişikliğe vesile oldu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nün hayatında hiçbir değişiklik olmadı çünkü zenginliğin ahlakını ve geleni nasıl&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yönlendireceğini çok iyi biliyordu. Ancak Efendimiz’in eşleri annelerimiz onlardan daha fakir olanların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şimdi daha iyi bir seviyede olduklarını düşünerek bir heyet oluşturmaya ve taleplerini yazmaya kadar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verdiler. biri sözcü olacak ve bu taleplerini Allah Resulü’ne bildirecekti. Her birinin&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istediği de sadece birer elbise idi. Bunu ortaya atan Aişe annemiz olmasına rağmen sonra kendisi bu&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iştenvazgeçti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diğer annelerimiz taleplerini Resulullah’a ilettiklerinde Efendimiz (s.a.v.) çok üzüldü ve hiçbir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şey demedi. Mescid-i Nebevi’ye bir çadır kurdurdu ve eşlerine küserek 1 ay evine gitmedi. (Buna Îlâ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hadisesi denmektedir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer o günlerde Âvâli bölgesinde idi. Bu olayı gecenin bir vakti ensar kardeşi İtban b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Malik’ten öğrendi. Medine’yi Gassanilerin bastığını zannetti. İtban b. Malik daha büyük bir felaket&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğunu ve Resulullah’ın bütün eşlerini boşamış olabileceğini söyledi. Hz. Ömer bunu duyunca&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dünyası başına yıkıldı çünkü o eşlerden birisi de kendi kızı idi. Hemen mescidin yolunu tuttu ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah’ın hizmetlisi Rebâh’a Allah Resulü ile görüşmek istediğini söyledi. Rebâh çadıra girip&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıktıktan sonra Resulullah’ın hiçbir şey söylemediğini, yani görüşmek istemediğini bildirdi. Hz. Ömer,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üçüncü kez görüşmek istediğini ve kızı Hafsa ile alakalı görüşmeye gelmediğini bildirince Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) onu huzuruna kabul etti. Efendimiz çadırındaki hasırında yattığı için yüzünde hasırın izleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkmıştı. Hz. Ömer onları görünce ağlamaya başladı. Kisra, Kayser, krallar, melikler bu kadar rahat&lt;/p&gt;&lt;p&gt;içerisinde iken Allah Resulü’nün yatacak bir yatağı olmadığına ağladığını söylediğinde Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) “Ya Ömer! İstemez misin dünya onların olsun, ahirette bizim olsun.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer havayı yumuşatıp konuya girmek için “Ya Resullah! Zeyd’in kızı (kendi hanımı Atîke&lt;/p&gt;&lt;p&gt;binti Zeyd’i kastediyor) geçenlerde benden bir şeyler istedi. Ben de yok dedim. Bir müddet sonra bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;daha istedi, bir daha yok dedim. Üçüncü kez isteyince öyle bir yok dedim ki bir daha benim karşımda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;konuşamadı.” deyince Allah Resulü tebessüm etti. Hz. Ömer bu fırsattan yararlanarak eşlerini boşayıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;boşamadığını sordu. Efendimiz (s.a.v.) boşamadığını söyleyince bu habere çok sevindi ve sahabeyi de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;müjdeledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O günlerde içinde bulundukları ay 29 çekiyordu ve süre bitince Resulullah (s.a.v.) evine döndü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve ilk olarak Aişe annemizin odasına gitti. Nazil olan Ahzab suresinin ayetlerini okudu: “Ey&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;peygamber, zevcelerine de ki: Eğer siz dünyâ hayâtını ve onun zînet ve ihtişamını arzu ediyorsanız&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelin size boşanma bedellerini vereyim de hepinizi güzellikle salıvereyim. Eğer Allâhı, peygamberini&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve âhiret yurdunu diliyorsanız şüphe yok ki Allah, içinizden güzel hareket edenler için büyük bir&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab 33/28,29)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) ayetleri okuduktan sonra Aişe annemize ne düşündüğünü sordu ve isterse&lt;/p&gt;&lt;p&gt;annesi ile babasına gidip danışabileceğini söyledi. Bunun üzerine Hz. Aişe annemiz, bir tarafta Allah ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü dururken diğer tarafta dünyalık nimetleri tercih etmeyeceğini söyledi. Diğer hanımlar için de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ya Resullah! Zannetmiyorum ki hiçbir hanımın benim söylediğimin dışında bir söz söylesin.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu adaletti ve Allah Resulü (s.a.v.) bu adaleti insafı ile sağlamıştır. İnsafı ortaya çıkaran şey ise&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kanaattir. Kanaat bozulursa insaf bozulur, insaf bozulursa adalet bozulur. (!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsaf kelimesi Arapça nısf’tan gelir ve yarı demektir; yani bu %50 ben haklı olabilirim, %50 sen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;haklı olabilirsin demektir. Bugün adaletsizliğin temelinde yatan da budur çünkü herkes kendisini haklı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Allah Resulü (s.a.v.) eşlerinin bir elbise istemelerine neden böyle bir tepki verdi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bu ümmetin en önündeki insandı ve öndeki insanın en arkadaki insanın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;halinden anlayabilmesi için o seviyede olması gerekir. Hulefa-i Râşidin de bu şekildeydi. Toplumun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;önünde olan bir insan mecburen bu noktalara dikkat etmek durumundadır. Bu, imamet çizgisinin bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gereğidir. Burada aslında bizden istenen ise kanaattir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• MUAZ B. CEBEL’İN YEMEN’E GÖNDERİLİŞİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muaz b. Cebel Yemen’e birkaç kez gitti. Bu gidip gelmelerin birinde Allah Resulü (s.a.v.) Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muaz (r.a.)’ın parmağında bir yüzük gördü ve bu yüzüğün nereden geldiğini, üzerinde ne yazdığını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sordu. Hz. Muaz, insanlara mektup gönderdiğinde bazı şeylerin çıkarılmasından ya da ilave&lt;/p&gt;&lt;p&gt;edilmesinden endişe ederek bu yüzüğü mühür olarak yaptırdığını ve üzerinde de “Muhammedün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Reesulullah” yazdığını belirtti. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.) “Muaz’ın yüzüğü bile iman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmiştir.” duyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nün gözünde Muaz b. Cebel’in büyük bir değeri vardı. O âlimlerin imamıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz ona birçok olaylara şahit olabileceği bir yere gideceğini ve o olaylarla karşılaştığında neyle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hüküm vereceğini sordu. Muaz b. Cebel önce Allah’ın kitabı ile, orada bulamazsa Resulullah’ın sünneti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ile hüküm vereceğini, orada da bulamazsa kendi içtihadına başvuracağını söyledi. Allah Resulü (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bundan memnuniyet duydu ve “Allah’ın Resulü’nün resulünden O’nu memnun edecek cümleler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duyduğum için hamdolsun.” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İçtihat herkesin yapabileceği basit bir şey değildir. İçtihat, Allah’ın kitabı ve Peygamberin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sünneti Muaz b. Cebel gibi biliniyorsa yapılacak bir iştir. Muaz b. Cebel gibi ilme muvafık ve hâkim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmak lazımdır. İlme hâkim değilsek had bilmemiz gerekir. (!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KENDİMİZE NOT:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabeden Sabit b. Kays sesi oldukça gür birisiydi. Hucûrat suresinin buyruğu üzerine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah’ın sesini bastırırım endişesi ile kendisini eve kapatmıştı çünkü gelen ayetleri üzerine almış&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve sesi ile Resulullah’ın önüne geçmekten korkmuştu. Bu sebeple bizler de Hucûrat suresinin meal ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tefsirini üzerimize alarak okuyalım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) sahabelerine dönerek; “Allah’a günahsız dillerle dua edin” buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimizin bu sözünü işiten sahabeler: “Ey Allah’ın Resulü, bu nasıl mümkün olabilir?” diye sordular.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun üzerine efendimiz şöyle buyurdu: “Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dilinle günah işlemiştir”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bir Müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur. Bir kimse&lt;/p&gt;&lt;p&gt;din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli bir melek ona, ‘Duan kabul olsun, aynı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şeyler sana da verilsin.’ diye dua eder.” (Müslim, Zikir 87, 88; İbni Mâce, Menâsik 5)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yapılacak en güzel dua da “ALLAH RAZI OLSUN.” demektir.&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/5453531354948989877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-27-bolum-bitmek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/5453531354948989877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/5453531354948989877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-27-bolum-bitmek.html' title=' HERKES İÇİN SİYER - 27. BÖLÜM (BİTMEK BİLMEYEN DAVET HIRSI: HEYETLER YILI)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/KoOeXe6-Tig/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-7611535221728783807</id><published>2020-11-23T03:44:00.004-08:00</published><updated>2020-11-23T03:45:34.531-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>HERKES İÇİN SİYER - 26. BÖLÜM (BİR MEKTEP OLARAK HUNEYN)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/vBDUkr3hEMY&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;vBDUkr3hEMY&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HERKES İÇİN SİYER - 26. BÖLÜM (BİR MEKTEP OLARAK HUNEYN)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• KADİR GECESİ NEDEN ÖNEMLİ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadir gecesi değer ve kıymeti Kur’an’da anlatılan çok önemli bir gecedir. Allah’ın rahmeti ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mağfireti her ayda ve her andadır. Ancak bu rahmet ve mağfiret farklı sürprizlerle, farklı mükâfatlarla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelir. Allah, kulları ile Rahman ve Rahim isimleri ile bağ kurar. Bu gecelerdeki rahmete ve mağfirete&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ulaşma adına Allah’ın bize sundurduğu özel ikramlara muhatap oluyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu gecenin en önemli ameli duadır. Bunu Âişe annemizin sorduğu sorudan öğreniyoruz. Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aişe Resulullah’a “Nasıl dua edeyim?” diye sordu çünkü Efendimizin Kadir gecelerini nasıl ihya ettiğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;biliyordu. Allah Resulü (s.a.v.) de “Allahümme inneke afüvvün kerimün tuhibbül afve fa’fü anni.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Allah’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni bağışla!” diye dua etmesini buyurdu. Bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duada Afuvv isminin zikredilmesi ile Kadir gecesi arasında çok ciddi bir münasebet vardır. Bu gece tan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yeri ağarana kadar duaları bırakmamak gerekir çünkü bu gece duamızla yüceliriz, duamızla esen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rahmet rüzgârlarına denk geliriz ve o rüzgârın getirdiği müjdeye erişiriz. (inşallah)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HUNEYN’E GİDEN SÜREÇ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) fetihten sonra Mekke’yi Medineleştirdi çünkü Medine bir modeldi,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekke de aslında Yesrib’di. Orada günah ve küfür hâkimdi. (Kalpler, evler, toplum, şehirler ve âlem&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medineleşmelidir. Uhud’dan aldığımız ilhamla Medineleştirmenin çabasını vermeliyiz.) Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) de Medine’de kurduğu modeli her anlamda Mekke’ye taşıdı. Bu sebeple de Mekke’de bir süre&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaldı. Resulullah artık Mekke’de kalacak diye ensarı fetihten itibaren bir endişe sarmıştı. Bazıları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’ye dönemeyeceğini düşünerek ağlamıştı bile ama Allah Resulü (s.a.v.) ensara olan vefası ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Hayatım da sizinle, ölümüm de sizinle.” diyerek onlara müjdeyi verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah (s.a.v.) Mekke’deki putları temizledikten sonra Halid b. Velid’i Uzza putunu kırması&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için görevlendirdi çünkü Halid b. Velid putu kırarken kendisini izleyen insanlara kimliği ile de bir&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mesaj verecekti. Amr b. Âs’ı Süvâ putunu yıkmaya, Sa’d b. Zeyd el-Eşhelî’yi Menat putunu yıkmak&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için gönderdi. Bunlar üç büyük puttu ama başka putlar da vardı. Hevâzin’de de putlar vardı ve kırılan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;putlar hala putperest olanların korkularını arttırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bazı seferler düzenlemeyi düşünüyordu ama ilk seferi Hevâzin’e yapmak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aklında yoktu. Hevâzinliler Hz. Peygamber putları kıra kıra geldiği için sıra kendilerine de geleceğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşündüler ve O gelmeden biz gidelim dediler ve bu sebeple 20.000 bin kişilik ordu hazırladılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kabile reisleri 30 yaşlarında olan Mâlik b. Avf isimli biriydi. Mâlik, Efendimize karşı büyük bir kin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;besliyordu (sonrasında Müslüman oldu).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Abdullah b. Ebî Hadrad isimli bir sahabiyi bilgi alması için gönderdi. Abdullah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;b. Ebî Hadrad gözlemlerinde bir hazırlık, bir hareketlilik olduğunu gördü ama detaylı bir bilgi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getiremedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Huneyn’in oluşum şartlarına baktığımızda Efendimizin diğer seferlerinde olduğu gibi çok ciddi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hazırlıklar olduğunu göremiyoruz çünkü Huneyn ani gelişen bir sefer oldu ve Efendimiz de büyük bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sefer olacağını kestiremedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) 12.000 (10 bini ile Mekke’ye gelmişti, 2 bini sonradan Müslüman oldu)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kişi ile yola çıktı. Mekke’ye vali olarak Attab b. Esid’i atamıştı, sefer için çıkacağında da dini meseleler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ile ilgilenmesi için Muaz b. Cebel’i bıraktı. Ordunun içerisinde halen imanlarını oturtamamış insanlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da vardı, ganimet arzusu ile gelenler de vardı çünkü Resulullah hangi savaşa girse galip gelecekti,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hevâzin de zengin bir kabile idi. Bu sebeple en öne geçenler olmuştu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kur’an’da 28 gazve ve 55 seriyye ile alakalı birçok ayet vardır ancak sadece Bedir ve Huneyn&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gazvelerini isim olarak anar çünkü ikisinin üzerinden inanılmaz mesajlar verilmektedir. Birbirleri ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mukayeseleri vardır: Bedir’de Müslümanların sayıları az, düşmanı güçlü idi ama sayılarının azlığına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;takılmadan Allah’a tevekkül edip zafere ulaşmışlardı. Huneyn’de ise Müslümanlar sayıca kalabalıktı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sayılarına güvenip Allah’ın verdiği zafer unutulduğu için işin bidayetinde yaşanmış bir imtihan ortaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıktı. (Asla bir Müslüman gücü ve kuvveti ne kendine ne bir başkasına bağlayamaz. Allah’a inanıyorsa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tedbirden sonra tevekkülü zedeleyecek hiçbir şey olmamalıdır. Şu iki ilkeyi asla unutmamalıyız: “Ve la&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kuvvete illa billah (Güç ve kuvvet sadece Allah’tadır). Hasbünallahü ve nimel vekil (Allah bize yeter,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O ne güzel vekildir.)” Müslümanlardan bazıları kim durur artık bizim önümüzde diye düşündü ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah da “Sizin gücünüz bendendir.” diye onlara hatırlatma da bulundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• YAŞANANLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekke’de fetih ezanının okunduğu tarih 19 Ramazan’dı. Huneyn’e giriş tarihi de 8 Şevval idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani arada 20 günlük gibi kısa bir zaman dilimi var. (Huneyn Mekke’ye 30 km kadar uzaklıkta bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerdir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) sahabeye savaşa ait birçok şey söyledi. Sabah namazından sonra Huneyn&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vadisine doğru gelinecekti. Düşmanın orada olduğuna dair de bilgi alınmıştı. Malik b. Avf, bu bizim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için bir ölüm kalım savaşı diyerek 20.000 savaşçıyı toplamış, üstelik herkesin kadınlarını, çocuklarını&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve hayvanlarını da savaş meydanına getirmişti. Bu Arapların asla yapmadığı bir şeydi. Malik b. Avf&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bunu iki amaçla yapmıştı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Askerler düşmanla karşı karşıya kaldığında bilsin ki bu kendileri için bir ölüm kalım savaşı idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tam anlamıyla savaşmazlarsa aileleri ve çocukları Müslümanların eline esir düşebilirdi. Mallarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaybedebilirlerdi. Bunun için askerlerinin heyecana gelmesini amaçladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Müslümanların gözüne çok görünmek istedi. Bunun için de öne mızraklıları, arkasına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;okçuları, arkasına süvarileri, arkasına develeri ve onların arkasına da hayvanlar ile çocukları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerleştirdi. Büyük bir gürültü oluşmuştu. Vadinin iki tarafına da okçular yerleştirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• DAĞILAN İSLAM ORDUSU&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanlar sayılarının çokluğuna güvenerek savaş meydanına geldiğinde büyük bir şok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaşadılar. Gürültüyü anlamaya çalıştıkları bir anda ok yağmuruna tutuldular ve İslam ordusu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;darmadağın oldu. Öyle bir an geldi ki Efendimiz’in (s.a.v.) yanında bir avuç insan kaldı. Sağ yanında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;amcası Hz. Abbas, sol yanında da diğer amcasının oğlu Ebu Süfyan b. Hâris vardı. Hz. Ali, Hz. Ömer&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve Hz. Ebubekir de oradaydı. O ilk anda Allah Resulü’nün yanında sadece 100 kişi kaldı ve “Ben&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nebi’yim, bunda yalan yok! Ben Abdulmuttalib’in oğluyum.” diyerek seslenmeye başladı. İnsanlarda&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yeniden bir coşku oluşması için kendisini dedesinin adı ile anmıştı. Müslümanları toparlaması için&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;amcası Hz.Abbas’a da bağırmasını buyurdu. Orada Hz. Abbas’a üç çağrı yaptırdı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ey ensar topluluğu!” diye bağırmasını istedi → Ensarı ayağa kaldırmaya çalıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ey Semûre biatının ashabı!” → Hudeybiye’de Semûre ağacının altında biatleşmişlerdi. Bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hatırlatıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ey Bakara suresinin ashabı!” diye seslendirdi. → Bakara suresinde İsrailoğulları anlatılıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İsrailoğulları Hz. Musa’yı yüzüstü bırakmışlardı, “Siz de mi beni yüzüstü bırakacaksınız?” demekti bu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Vakid el-Leysi (r.a.) rivayet ediyor ki: “Allah Resulü (s.a.v.) ile birlikte Huneyn seferine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıktık. Biz küfür ve şirk âleminden az bir süre önce ayrılmıştık. Müşriklerin &quot;Zat-ı Envat&quot; dedikleri ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kutsal saydıkları bir ağaçları vardı. Silahlarını o ağacın altında kuşanırlar, ona ibadet ederlerdi. Yine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;böyle ulu bir ağacın altından geçiyorduk. Rasulullah (s.a.v.)&#39; e ; &quot;Ey Allah&#39;ın Rasulü! Bize de onların&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zatı Envat&#39;ı gibi bir ağaç tayin et.&quot; dedik. Rasulullah (s.a.v.) sinirlendi ve “Allahu Ekber! Yine aynı yol.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yemin ederim ki, İsrailoğullarının Musa&#39;ya ‘Ey Musa! Bunların ilahları gibi bize de bir ilah yap.’&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dedikleri gibi diyorsunuz. Şüphe yok ki siz, sizden önceki kavimlerin yolundan yürüyeceksiniz.&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cevabını verdi. (Ahmed: 5/218, Tirmizi Fiten: 18)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe, Bakara ashabı ile kastedileni anlayıp bir anda Allah Resulü’nün etrafına toplandılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Abbas onların halini annelerine koşan çocuklara benzetmiştir ve “Ben yeğenimin cesaretini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;biliyordum ama Huneyn’de tam olarak öğrendim.” dedi. Gitmesin diye Resulullah’ın bineğinin ipini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tutuyordu ancak Resulullah (s.a.v.) korkusuzca düşmanın içine daldı. Sahabe toplanıncaya kadar da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mücadelesinden geri dönmedi. Tam bu anlarda önemli üç hadise vardır:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Daha iman kalplerine oturmamış insanlar “Muhammed (s.a.v.) bizi kandırdı, büyü bozuldu.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bazıları “Artık bundan sonra bu ordu mümkün değil ayağa kalkamaz.” dediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bazıları ise “Hevazin bizim öcümüzü aldı.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• ALINMASI GEREKEN DERSLER&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Cihadın fıkhını, mücadelenin fıkhını bilmeyen bir adam Müslümanlarının başının belasıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;En kritik anlarda kaçar gider, sana ihanet eder. Fıkıh bilmediği için iyilik yapayım derken zararlar verir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Müslüman görünen Şeybe b. Osman b. Ebî Talha’nın tek derdi Allah Resulü’nü öldürmek idi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çünkü babası Osman b. Ebî Talha Uhud’da Müslümanlar tarafından öldürülmüştü. Bu yüzden içinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iman yoktu. Efendimizi (s.a.v.) buldu ve sağdan yaklaşayım diye düşündü ancak sağında Hz. Abbas&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vardı. Sola geçti, solunda Ebu Süfyan b. Hâris olunca yaklaşamadı. En son önüne geçti ve o anda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullahla göz göze geldiler. Efendimiz (s.a.v.) tebessüm etti ve yanına çağırdı. “Ne yapıyorsun?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;deyince Şeybe hiçbir şey söyleyemedi. Resulullah “Allah’ım! Kalbindeki şeytanı çıkar, onu iyi bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mümin eyle.” diye dua etti. Şeybe (r.a.) o anda kalbindeki kinin dağılıp sevgi ile dolduğunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylemiştir. Resulullah eline kılıcı verdi ve Allah için cihada yürümesini emretti. Şeybe (r.a.) “Vallahi o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anda ölmüş babam dirilip karşıma çıksaydı onu da öldürürdüm. O günden sonra imandan başka bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şey düşünmedim.” demiştir. Allah Resulü (s.a.v.) taşlaşmış bir kalbi yumuşatmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Enes b. Mâlik’in annesi Ümmü Süleym, hamile haliyle Resulullah’ı korumak için göğsüne bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hançer koyarak savaşa gelmişti. Efendimizin önüne geldi ve kendisini geçmeden kimsenin O’na&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dokunamayacağını söyledi. Bir yandan da eşi Ebu Talha’yı arıyordu. Eğer kaçmışsa hançerini ilk onun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tadacağını söyledi. Ebu Talha da o sırada oradaydı ve kaçmadığını belirtti. Efendimiz (s.a.v.) Ümmü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Süleym’in iman coşkusunu takdir etti ama kaçan Müslümanlara kızıp laf ettiği için işine bakmasını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyledi. (Bazen başkalarının kusurlarıyla uğraştığımız için işlerimizi aksatabiliyoruz!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.)’nün çağrısı ile İslam ordusu yeniden ayağa kalktı. Huneyn’in birinci&lt;/p&gt;&lt;p&gt;safhası Uhud’dur, ikinci safhası Bedir’dir. Efendimiz (s.a.v.) yerden bir avuç toprak alıp düşmanların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerine fırlattı ve düşmanlar ne olduğunu anlayamadılar. Allah’ın yardımı ile de Müslümanlar zafer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;elde ettiler. &quot;Andolsun ki. Allah size birçok yerlerde ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;faydası olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanızı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;döndüğünüz Huneyn gününde yardım etmişti.&quot; (et-Tevbe 9/25).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• GANİMETLER VE İMTİHANLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaştan sonra 6000 tane esir, 24.000 deve, 40.000 koyun, 4.000 ukıyye (ağırlık) gümüş,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;elbiseler, kılıçlar, kalkanlar vs. birçok ganimet elde edildi. Allah Resulü (s.a.v.) ganimetleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cirâne’ye taşıttı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) ganimetleri gönderdikten sonra kendisi de Cirâne’ye uğradı. Baktı ki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;esirlerin üzerinde elbise yok, gidip Mekke’den elbise getirmeleri için birilerini görevlendirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayrıca âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (s.a.v.) esirlerin gölgelik bir yere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;alınmasını buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• TAİF KUŞATMASI VE CİRÂNE UMRESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Askerlerden bazıları kaçıp Taif’e sığınmıştı. Resulullah (s.a.v.) de Taif’e gitti. Taif’teki insanlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;güçlü kalelerine sığınmıştılar ve kuşatma bir rivayete göre 20 gün, bir rivayete göre 1 ay sürdü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz daha fazla eziyet olmasın diye dönmeyi istedi ama sahabeden bazıları devam ettirmeyi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;teklif etti ve kuşatmaya birkaç gün daha devam edildi ancak netice değişmeyince dönüp gelmek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zorunda kaldılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dönüş yolunda sahabeden birisi kendilerini perişan etmelerinden dolayı Resulullah’tan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sakifliler’e beddua etmesini istedi. Allah Resulü (s.a.v.) ellerini açtı ve “Allah’ım! Sakif’e sen hidayet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ver ve onları kendi ayakları ile bana getir.” şeklinde dua etti. Öyle de oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Taif kuşatmasında şehit olanlar vardı. Onlardan bir tanesi de Hz. Ebubekir’in oğlu Abdullah idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ebubekir’in hilafeti döneminde Taif’ten bir heyet huzuruna geldi. Aralarında meşhur ok ustası Sa’d&lt;/p&gt;&lt;p&gt;b. Ubeyd de vardı. Hz. Ebubekir o ustayı görünce beklemelerini söyledi ve elinde bir okla geri döndü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Taifliler elinde oku görünce kan davası ile ilgili bir şey söyleyeceğini düşünüp endişelendiler. Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebubekir “Bu okun ustası aranızda mı?” diye sordu. Sa’d b. Ubeyd de çekinerek kendisini tanıtınca Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebubekir : “Rabbime hamd ediyorum ki o gün bu okla oğlum şehadet şerbetine erişti. Rabbime hamd&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ediyorum ki o gün öldürülen benim oğlumdu, öldüren ise sendin çünkü benim oğlum Müslüman, sen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ise o gün küfür üzereydin. Yine Rabbime hamd ediyorum ki bu oku atan şu anda karşımda Müslüman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olarak duruyor.” dedi. (İman ne güzel nimet ♥)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cirâne’de günlerdir ganimet dağıtılmadığı için insanların bazıları öfkeliydiler. Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) Taif’ten döndüğünde Hevâzinliler gelir belki düşüncesiyle dağıtımı biraz ağırdan alıyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonunda Efendimiz (s.a.v.) ganimeti asker arasında dağıttı. Kalplerinde imana dair sıkıntıları olanların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalplerini imana ısındırmak için devlete ve kendisine ait olan paylardan da fazla fazla verdi. (Buna&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zekâtta müellefe-i kulûb denir). Örneğin Safvan b. Ümeyye Efendimizin yanında duran develere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iştahla bakmıştı. “Ya Resulullah bunların hepsi senin mi?” diye sorunca Resulullah (s.a.v.) “Al hepsi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;senin olsun.” dedi ve ona 100 deve verdi. Safvan b. Ümeyye bundan çok etkilenmiş ve kavmine gidip&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Koşun kavmim koşun! Muhammed’in (s.a.v.) getirdiği dine tabi olun. Vallahi Muhammed öyle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;veriyor ki ancak bir peygamber böyle verebilir.” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak bu durum Ensarın bazı gençleri arasında hoşnutsuzluk oluşturdu. Allah Resulü (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için “Adam kendi adamlarını buldu, bizi unuttu.” dediler. Efendimiz (s.a.v.) bunu duyunca çok üzüldü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve Ensarın liderlerinden Sa’d b. Ubade’yi çağırdı. Duyduklarının doğru olup olmadığını ve kendisini ne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşündüğünü sordu. Sa’d b. Ubade onlar gibi düşündüğünü söyleyince Allah Resulü daha çok üzüldü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun üzerine Ensarın bir yerde toplanmasını istedi ama sadece onların olmasını, aralarına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başkalarını almamalarını emretti. Konuşmasında önce Ensara kazandırdıklarını hatırlattı. “Siz birbiriniz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arasında kavga ederken (Evs-Hazrec kavgası) Allah benim vesilemle kalplerinizi ısındırdı. İmanla sizi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zenginleştirdi ama siz şimdi benim hakkımda konuşurken O adam diye konuşuyorsunuz, öyle mi?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;deyince Ensar ağlamaya başladı. Efendimiz (s.a.v.) bundan sonraki süreçte Ensarın faziletlerini anlattı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Hiç kimse el uzatmazken siz bana el uzattınız. Evinizi yurdunuzu açtınız. Allah sizin vesilenizle bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iman davasını bu noktaya getirdi. Vallahi insanların hepsi bir vadiye, Ensar bir vadiye yürüsün, ben&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ensarla beraber yürürüm. Benim hayatım da sizinle ölümümle sizinle.” dedi ve Mekke’de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalmayacağının, kabrinin de Medine’de olacağının müjdesini verdi. Son olarak da “Siz Akabe’de bana&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ne için söz verdiniz?” deyince Ensar cennet üzerine biat ettiklerini hatırladı ve ağlaştılar. Sonra Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü’nden özür dilediler ve Resulullah’ın verdiği her hükme itaat edeceklerini beyan ettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Esirler ve ganimetler dağıtıldıktan sonra Hevâzinliler Müslüman olmak için geldiklerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylediler. Efendimiz onlara üzüntüyle beklediğini ama sonra ganimetleri dağıttığını beyan etti. Sonra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da ganimetlerden kendisine ve Abdulmuttalib’in çocuklarına ait ne varsa hepsini onlara geri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vereceğini beyan etti. Allah Resulü’nün vermesi ile sahabeden bazıları da aldıklarını geri verdi, bazıları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ise vermedi (mesela Uyeyne b. Hısn, Akra’ b. Hâbis). Efendimiz (s.a.v.) borçla onlardan ganimetleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aldı ve kendi sırtına borç yüklemiş oldu. (Vefat ederken zırhı bir Yahudideydi.) Cirâne’deki en büyük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;pay Allah Resulü’ne aitti ancak elinde hiçbir şey kalmamıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir bedevi Efendimizin (s.a.v.) cübbesinden çekti ve O’na “Adil ol Ya Muhammed!” dedi. Öyle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çekmişti ki Efendimizin boğazında iz oluştu. Allah Resulü (s.a.v.) de dönüp “Ben adil olmazsam kim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olacak?” demiştir. Yeryüzünün en adil insanı adaletsizlikle suçlanmıştı. Allah Resulü (s.a.v.) o şahsın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ileride Hariciler fırkasının lideri olacağı bilgisine sahipti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah (s.a.v.) Cirâne’de her şeyi yaptıktan sonra umre için bugünkü Cirâne mescidinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ihrama girdi ve sahabe ile beraber Mekke’ye geldi. (Ahbaru Mekke kitabında 300 peygamberin umre&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapmak için Cirâne’den ihrama girdikleri söylenmektedir.) O günlerde aylardan Zilkade ayı idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz 10 gün daha kalsa hac zamanı gelmişti ama umreden sonra kalmadı çünkü Allah tarafından&lt;/p&gt;&lt;p&gt;izni yoktu. 24 Zilkade’de Medine’ye varmış oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Cirâne’den çıkıp Mekke’ye geleceği zaman Hz. Bilal ezan okurken birkaç&lt;/p&gt;&lt;p&gt;delikanlının ezan ile dalga geçtiğini gördü. Gençleri yanına çağırdı ve onlara ezan okuttu. Gençlerin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başında olan Ebu Mahzûra da okuyunca ona “Sen müezzin olacaksın.” dedi ve birkaç sahabiden ona&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ezanı ve kameti öğretmesini istedi. Ebu Mahzûra daha sonra Mekke’nin müezzini oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) kömürden elmas çıkaran birisi idi. Eğer nübüvveti hakkıyla anlarsak biz de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;elmaslar çıkarabiliriz ama anlamazsak Allah korusun elmasları bile kömüre çevirebiliriz. (!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Efendimiz (s.a.v.) okuma yazma bilmiyordu, daha sonra öğrendi mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) fetâneti üst düzeyde olan birisiydi ve okuma yazma bilmeme gibi bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;durumu olamazdı. Ancak Allah (c.c.) birileri vahye şüphe karıştırmasın diye O’nu bundan mahrum etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yüzden Efendimiz (s.a.v.) hayatı boyunca eline kalem almamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aişe annemiz okuma biliyordu ama yazmayı bilmiyordu. Efendimiz (s.a.v.) Şifa binti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdillah’tan Hz. Aişe’ye ve Hz. Hafsa’ya yazmayı öğretmesini istedi. Kendisi istese pekâlâ&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öğrenebilirdi ancak öğrenmemesi ilahi bir mahrumiyetti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Kadir gecesi;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Değer ve kıymetini nazil olmaya başlamış olan Kur’an’dan alır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bin aydan daha hayırlıdır. Bir gece bir geceye değil, bir gece bin aya kıyasla hayırlıdır,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir ömre bedeldir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Tenezzelü’l melâike, o gece melekler yeryüzüne inmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Ruhu’l Emin, Cebrail (a.s.) de yeryüzüne inmektedir. Meleklerin komutanı olarak ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vahiy getirmek için değil, vahyin sadıklarını tespit etmek için dolaşmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bu sadece bir anda değil, sabah fecrin aydınlığına kadar devam etmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Neden Afuvv ismi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Afvvv ismi günahları mahvedendir. Allah günahları bağışlayan ve günahları örtendir. Ancak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;afuvv ismi daha başkadır. Allah (c.c.) günahları affedip örttüğü gibi afuvv ismi ile sana yaptığını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;unutturuyor ve kendisi de hatırlatmıyor. Hiç olmamış gibi günahların kayıtlarını defterinden de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;senden de sildiriyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Allahümme inneke afüvvün kerimün tuhibbül afve fa’fü anna.“&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Allah’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Bizleri bağışla!”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Âmin.&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/7611535221728783807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-26-bolum-bir-mektep.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/7611535221728783807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/7611535221728783807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-26-bolum-bir-mektep.html' title='HERKES İÇİN SİYER - 26. BÖLÜM (BİR MEKTEP OLARAK HUNEYN)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/vBDUkr3hEMY/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-8734368095665439513</id><published>2020-11-23T02:12:00.006-08:00</published><updated>2020-11-23T02:39:51.021-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>Siyer dersleri 21-25.bölüm sorularla tekrar edip öğrenelim</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi0gDzPxtR6WZRyA8kQdBJV1PrHhZMW18vu0ak9eCpK5qrPAGy1iplKWNM2vR2-f_iSyJuOFOlw9Pb54zXXGkpSTmCGgRq_PZY6dC-KBHFesz8rDUZLn2hR1m8JbrQBaPXzIvXRDSDFEcs/s632/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; data-original-height=&quot;560&quot; data-original-width=&quot;632&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi0gDzPxtR6WZRyA8kQdBJV1PrHhZMW18vu0ak9eCpK5qrPAGy1iplKWNM2vR2-f_iSyJuOFOlw9Pb54zXXGkpSTmCGgRq_PZY6dC-KBHFesz8rDUZLn2hR1m8JbrQBaPXzIvXRDSDFEcs/s320/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;Siyerin ruhunda Peygamber Efendimizin kâmilen bir şahsiyeti var ve o şahsiyet içerisinde aslında biz&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both;&quot;&gt;varız. Siyer her ne kadar bir insanın hayatı olsa da bütün bir beşeriyetin hayatıdır çünkü Efendimiz&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both;&quot;&gt;tüm beşeriyet için bir örnek teşkil eder. Tüm insanlık için adeta fabrika ayarı niteliğindedir.Derslerimizden neler öğrendik ?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both;&quot;&gt;Aşağıdaki soruları cevaplamaya çalışarak öğrenmeye çalışalım inşaallah ...&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSfrDHgVZZtnBZOAXQqiHFKNdrWE1RcTCb0vWcOLGEV9cSR5ew/viewform?vc=0&amp;amp;c=0&amp;amp;w=1&amp;amp;flr=0&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSfrDHgVZZtnBZOAXQqiHFKNdrWE1RcTCb0vWcOLGEV9cSR5ew/viewform?vc=0&amp;amp;c=0&amp;amp;w=1&amp;amp;flr=0&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/8734368095665439513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/siyer-dersleri-21-25bolum-sorularla.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/8734368095665439513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/8734368095665439513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/siyer-dersleri-21-25bolum-sorularla.html' title='Siyer dersleri 21-25.bölüm sorularla tekrar edip öğrenelim'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi0gDzPxtR6WZRyA8kQdBJV1PrHhZMW18vu0ak9eCpK5qrPAGy1iplKWNM2vR2-f_iSyJuOFOlw9Pb54zXXGkpSTmCGgRq_PZY6dC-KBHFesz8rDUZLn2hR1m8JbrQBaPXzIvXRDSDFEcs/s72-c/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-3364671661785299829</id><published>2020-11-19T00:05:00.000-08:00</published><updated>2020-11-19T00:05:29.013-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>HERKES İÇİN SİYER - 25. BÖLÜM (BÜYÜK FETİH VE SONA EREN HASRET: MEKKE’NİN FETHİ)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/u0Ii13Qz6UE&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;u0Ii13Qz6UE&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HERKES İÇİN SİYER - 25. BÖLÜM (BÜYÜK FETİH VE SONA EREN HASRET: MEKKE’NİN FETHİ)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• MEKKE’NİN FETHİ MİLADİ OLARAK 31 ARALIK MI?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) fetih için 10 Ramazan’da Medine’den çıktı ve o gün miladi 1 Ocak’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tekabül etmektedir. 19 Ramazan’da Mekke’ye girdi ve fetih gerçekleşti. O gün de miladi 10 Ocak’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tekabül etmektedir. 31 Aralık, yılbaşı gecesinde insanları yanlış eylemlerden sakındırmak ve fetih&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şuurunu insanlara aşılamak maksadıyla yapılan bir gündür ve bize has bir şeydir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bidat, sünnetin ortadan kaldırıp yerine başka bir şeyin getirilmesi demektir. Dolayısıyla bu tür&lt;/p&gt;&lt;p&gt;özel geceleri anmak ve kutlamak bidat kapsamına girmez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sünnet bir şeye karşı çıkarken önce alternatifini oluşturur. İnsanları yılbaşı gecesinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;günahlardan alıkoymaya vesile olduğu için 31 Aralık gecesini Mekke’nin fethi olarak kutlamamızda bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sakınca yoktur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• MEKKE TARAFININ ANTLAŞMAYI İHLAL ETMESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hudeybiye’de yapılan barış antlaşması ile barış ortamı sağlanmıştı. Antlaşmanın üzerinden iki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yıl geçtikten sonra Mekkeliler antlaşmayı ihlal ettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunu Müslümanların bozması söz konusu dahi olmadı, olamazdı çünkü Müslümanlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sözlerine ve ahitlerine sadıktırlar. Bir Müslüman bir Müslümana söz verdiği zaman bu sözdür diye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;teyit etmesine bile gerek yoktur. Söz senettir. Bir Müslüman, arkasında ölüm olsa bile verdiği sözden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;asla dönmez!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) hayatı boyunca birçok sözleşme yaptı ama bir tanesini bile O bozmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekke tarafı antlaşmayı bozunda Hz. Aişe annemiz Resulullah’a antlaşmayı neden bozduklarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sormuş ve Efendimiz (s.a.v.) de “Allah öyle istedi Aişe” demiştir. Aişe annemiz bunun kendileri için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hayır mı yoksa şer mi olacağını sormuş, Efendimiz (s.a.v.) de elbette hayır olacağını buyurmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Antlaşma gereği diğer Arap kabileleri, iki taraftan biriyle ittifak kurabileceklerdi. Huzâalılar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine ile, Beni Bekir kabilesi de Mekkeliler ile ittifak kurmuştu. Aradan bir müddet geçtikten sonra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beni Bekir kabilesi aralarında kan davası bulunan Huzâalılara saldırdı. Huzâalılardan bazıları kaçıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kâbe’ye sığındı. Beni Bekir’den bazıları da kaçanların peşlerinden gelip Mekkeliler ile yardımlaşarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir rivayete göre 20, başka bir rivayete göre 23 ya da 24 Huzâalıyı öldürdüler. Ertesi gün Mekkeliler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaptıklarından dolayı pişman oldu. Antlaşmaya aykırı davrandıklarını anladılar. Ebu Süfyan o sırada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ticari bir seferdeydi. Meseleden haberdar olunca ne yapacakları konusunda telaşlandı. O arada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Huzâalılardan bir heyet Medine’ye gitti ve olanları Resulullah’a anlattı. Efendimiz (s.a.v.) o gün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meymûne annemizin odasındaydı ve heyet dışarıdan seslenince annemiz de endişelenerek dinlemeye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koyuldu. Resulullah üç kere şunları söyledi: “Lebbeyk! Lebbeyk! Lebbeyk! (duyduk, işittik). Nasirte!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nasirte! Nasirte! (siz yardım olunacaksınız)”. Sonra bir heyet daha geldi, Allah Resulü (s.a.v.) onlara&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da aynı şeyi söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunlar olurken Mekke tarafındaki kargaşa devam etti. Ebu Süfyan bir heyetle Medine’ye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geldi, Resulullah’ın olayı bilip bilmediğinden habersizdi. Efendimiz (s.a.v.) haberi yokmuş gibi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;davrandı. Ebu Süfyan antlaşmayı yenileme talebinde bulununca Resulullah (s.a.v.) “Biz antlaşmamızın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arkasındayız.” dedi. Sonra Ebu Süfyan ne sorduysa cevap vermedi. Ebu Süfyan Allah Resulü’nden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cevap alamayınca Hz. Ebubekir’in (r.a.) yanına gitti. Hz. Ebubekir “Resulullah ne derse o’dur.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer’e gitti, o da Ebu Süfyan’a kızdı. Başkalarına da gitti ama hiçbirinden netice alamadı. Hepsi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aynı şekilde karşılık verip Resulullah ne derse onun olacağını söylemişti. Ebu Süfyan Hz. Ali’ye, Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fatıma’ya, hatta çaresizliğinden o günlerde ufacık bir çocuk olan Hz. Hasan’a bile gitti. Ebu Süfyan&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çok ısrar edince Hz. Ali, Resulullah’ın icabet edeceğine ihtimal vermemesine rağmen ona mescide&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;giderek insanların içerisinde bağırıp antlaşmayı yenileme adına ahdini söylemesini tavsiye etti. Ebu&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Süfyan onun yanından düşünceli bir halde ayrılırken Nuaymân b. Amr (r.a.) isimli şakacı bir sahabi ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşılaştı. Nuayman (r.a.) onunla dalga geçti ve Ebu Süfyan’ın korkusunu iyice artırdı. Ebu Süfyan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mescide giderek Hz. Ali’nin tavsiyesini yaptı ama kimse onu dinlemedi. Büyük bir zilletle Mekke’ye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geri döndü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Süfyan Medine’ye geldiğinde ilk olarak kızı Ümmü Habibe’ye gitmişti. 15 yıldır&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görüşmüyorlardı. Ümmü Habibe (r.a.) babasının oturacağı bir minderi Resulullah’ın minderi olduğu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için hızlıca çekip aldı. Ebu Süfyan &quot;Kızım anlayamadım, sen minderi mi benden, beni mi minderden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;esirgiyorsun?&quot; dediğinde Ümmü Habibe (r.a.) babasına &quot;Bu, Resûlullahın (a.s.m.) minderidir. Sen ise&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şirk içindesin? Senin gibi birisinin Resûlullahın minderine oturmasına gönlüm asla razı olmaz.&quot; diyerek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşılık verdi. Allah resulü (s.a.v.) eşinin bu davranışını takdirle karşıladı ancak bu, Ebu Süfyan küfrün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başı olduğu için ortaya koyulan bir tavırdı. Yoksa bir evladın babasına bu şekilde davranması hoş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşılanmazdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• MÜŞRİKLERE VERİLEN ÜLTİMATOM&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Süfyan eli boş bir halde Mekke’ye döndü ve etrafında toplanan Mekkelilere Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü’nün hiçbir şekilde antlaşmayı yenilemeyi kabul etmediğini söyledi. Arkasından Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) bir elçisini yolladı. Gelen elçi onlara üç şey söyledi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Mekkelilerin, Müslümanların ittifak halinde olduğu Huzaa kabilesinden özür dileyeceklerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve öldürülen insanların diyetini ödeyecekleri söyledi. (24 insan x 100 deve = 2400 deve ediyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekke bunu ödeyecek durumda değildi. Allah Resulü (s.a.v.) de bunu çok iyi biliyordu.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Mekkelilerin Beni Bekir ile olan ittifakını bozacaklarını ve bu işte parmaklarının olmadığını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Araplara ilan edeceklerini söyledi. (Mekkeliler bunu da yapamazlardı.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bu ikisini yapamazlarsa savaşacaklarını söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Ya Huzâalılardan öldürülenlerin kan bedellerini ödeyiniz! Yahut Benî Bekir Kabilesi ile olan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ittifakınızdan vazgeçiniz! Bunlardan birini yapmazsanız, Hudeybiye Anlaşmasını bozduğunuz ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bunun neticesi olarak da sizinle harbetmek mecburiyetinde kalacağımı biliniz.&quot; (Megazî, 2:786.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Mekke’nin bunları yapamayacağını bildiği için elçiyi gönderirken bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;taraftan da sefer hazırlıklarına başlamıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• BAŞLAYAN SEFER HAZIRLIKLARI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Allah Resulü (s.a.v.) sahabeye nereye gideceklerini söylemeden hazırlanmalarını emretti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aişe annemiz merak etmişti ama Efendimiz ona bile söylemedi. İlerleyen günlerde sadece birkaç&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabe ile paylaştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Medine’nin bütün çıkışlarına gözcüler yerleştirdi ve Mekke’ye haber uçurulmasın diye ikinci&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir emre kadar çıkışı yasakladı. Gözcülerden biri de Hz. Ömer idi. Hiç kimse izinsiz dışarı çıkamadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Civar Arap kabilelerinden Müslüman olanlara haber gönderdi ve büyük ordu ile sefere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkacaklarını bildirdi. Ancak onlara da nereye gidecekleri konusunda bir bilgi vermedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* 200 kişilik bir askeri birliği öncü birlik olarak Şam’a gönderdi ki çoğu insan Şam’a sefere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gidileceğini zannetti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunların hepsi bir beşerin yapacağı işler idi. Sonra Allah’a Mekke’nin kulaklarını ve gözlerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kapatması, onların geldiklerinden haberdar olmaması için dua etti. &quot;Allah&#39;ım! Yurtlarına ansızın varıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kavuşuncaya kadar, Kureyşlilerin casus ve habercilerini tut, görmez ve işitmez hale getir! Beni,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birdenbire görüp işitsinler!&quot; (Sîre, 4:39-40)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesele ganimet elde etmek değil, karşıda 21 yıl boyunca Müslümanlara işkenceler yapan,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;evlerine ve mallarına el koyan bir kavim olmasına rağmen kimsenin burnu bile kanamadan fethi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gerçekleştirmek idi. Mekke fethi insanlık tarihinin en kansız fethidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Mekke fethinde 5 şey yoktu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;X Ganimet yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;X Esir almak yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;X İntikam almak yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;X Saygınlığı zedelemek yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;X Büyüklenmek yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Mekke fethinde 5 şey vardı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Tevazu var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; İzzet var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Adalet var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; İkram var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Tebliğ var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♣ Tevazu → Allah Resulü (s.a.v.) gözünde yaş, dilinde istiğfar ile Mekke’ye girdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♣ İzzet → Bu izzet Hz. Bilal’in Kâbe’nin damına çıkmasıdır, kimsenin kimseye eski hesapları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sormamasıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♣ İkram → Allah Resulü (s.a.v.) Mekke’nin fakirlerine ikramda bulunmak istedi ve Mekke’nin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;daha Müslüman olmamış zenginlerinden borç aldı ve fakirlere dağıttı. O borcu da Huneyn’de ödedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♣Tebliğ → Allah Resulü (s.a.v.)’nde kazanma noktasında bir arzu vardı ve gönülleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kazanmaya çalıştı. İnat eden küffarın bile kalbini eritti. Gönül sandıklarının üzerindeki kilitleri tek tek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sabırla açtı çünkü asıl amacı öldürmek değil diriltmekti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• 10.000 SAHÂBİ YOLLARDA&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) civar Arap kabilelerin de toplanmasıyla tam 10.000 kişilik bir ordu ile yola&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıktı. Müslüman ordusu ilk kez bu sayıya ermişti ama müthiş bir tevazuları vardı. Günlerden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ramazandı ve oruçtular. Efendimiz (s.a.v.) bir yere gelince sahabeye oruçlarını açmalarını emretti ama&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabe Resulullah’ın açmadığını görünce oruçlarını açmadılar. Efendimiz (s.a.v.) bir başka yere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geldiğinde sahabenin oruç açmadığından haberdar oldu ve onların gözünün önünde, ikindi vaktinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;orucunu açtı ve sahabe de O’na uyarak oruçlarını açmış oldu. (Cihada giden zayıf düşmemeliydi,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bunun için ikindi vakti açıldı.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yolda gelirken birçok olay yaşanmıştı. Gelirken Müslüman olan kabileler ve orduya katılanlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bile oldu. Ordu yürürken Efendimiz (s.a.v.) bir köpeğin yavruladığını gördü ve zarar verilmesin diye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oraya bir nöbetçi asker koydu ve ordunun yönünü değiştirdi. ♥&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• EBÛ SÜFYAN’IN İSLAM’A GELİŞİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ordu Merrüzzahrân’da konakladığında Allah Resulü (s.a.v.) gece ateş yakmalarını emretti. 10&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bin kişi birer ikişer ateş yaktı. Mekke’nin hala hiçbir şeyden habersizdi. Ebu Süfyan adamları ile&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birlikte Mekke dışında dolaşırken gözcü birliklerine yakalandı ve tutuklandı. O anda Hz. Abbas (r.a.)&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oradan geçiyordu ve Ebu Süfyan’ı himayesine aldığını söyledi ve Ebu Süfyan Hz. Abbas’ın himayesi&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;altında Resulullah’ın huzuruna getirildi. Hz. Ömer onu yolda görünce eline düştüğü için sevindi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’in önüne getirildiğinde birtakım konuşmalar oldu ve Efendimiz Ebu Süfyan’ı iman etmesi&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için zorlamadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Abbas’tan onu evine götürüp misafir etmesini ve ertesi gün sabah getirmesini istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ertesi sabah Ebu Süfyan ve Âiz b. Amr, Resulullah ile görüşmek için beraber gelmişlerdi. Âiz b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Amr Hudeybiye’nin arkasından yani Ebu Süfyan’dan önce iman eden biriydi. Çadırın görevlisi de Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilal idi ve onların geldiğini Resulullah’a bildirirken önce Ebu Süfyan’ın adını zikretti. Bunun üzerine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Hz. Bilal’i uyardı ve öyle dememesini, önce Âiz b. Amr’ı zikretmesini istedi. Çünkü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman asla kâfirin arkasına bırakılmamalıdır. Müslüman iman ettiği için yücedir. ♥&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer’in hilafet döneminde hizmetli yine Hz. Bilal idi. Huzura gelen Ebu Süfyan, Süheyl b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Amr, Ammâr b. Yâsir ve Süheyb-i Rûmî’den hangisini öncelikli olarak içeriye alacağını sordu. O&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zaman dördü de Müslümandı. Resulullah’tan bunu öğrenen ve unutmayan Hz. Ömer sırasıyla Ammâr&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;b. Yâsir’in, Süheyb-i Rûmî’nin, Süheyl b. Amr’ın ve en son Ebu Süfyan’ın gelmesini istedi. Hz. Bilal&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dışarıya çıkıp bekleyenlere durumu izah edince Ebu Süfyan Süheyl b. Amr’a hiç bu kadar alçalmadığını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylemiş ve Süheyl b. Amr da ona diğerlerinin Hz. Muhammed’in getirdiği dine girmek için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yarışırlarken kendilerinin onlara karşı mücadele ettiklerini hatırlatmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Süfyan, Allah Resulü’nün huzuruna geldiğinde Efendimiz (s.a.v.) “Ey Ebu Süfyan! Artık&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iman edeceğin vakit gelmedi mi?” diye sordu. Ebu Süfyan O’na inandığını, kendi inandıkları putlardan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hiç yardım görmediklerini ama hala kafasına yatmayan şeylerin olduğunu dile getirince Hz. Ömer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Uçurayım o kafanı her şey yatsın.” diyerek karşılık verdi. ♥ Ebu Süfyan orada kerhen (içten&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelmeksizin) iman etti ama Allah resulü (s.a.v.) onun ileride çok iyi bir Müslüman olacağını biliyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Süfyan ilerleyen dönemlerde Yermük’e katılacak, insanların kaçtığı bir anda mücadele&lt;/p&gt;&lt;p&gt;edecek ve gözüne ok saplandığında şimdiye kadar hakikati görmedin ki diyerek oku çıkaracaktı. Büyük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir pişmanlıkla iman üzere yaşayıp iman üzere vefat edecekti. Şu an mesele onun için kolay değildi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çünkü Mekke’nin lideri idi ve saltanatını bırakması gerekiyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Abbas’tan Ebu Süfyan’ı Merrüzzahrân’a götürmesini istedi. Orada dar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir boğaz vardı ve ordu oradan geçerken insanlar azalıyor ve ordunun geçiş süresi uzuyordu. Yani&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Ebu Süfyan’ın iman edenleri tek tek görmesini istemişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Abbas, Ebu Süfyan övülmeyi çok sevdiği için Resulullah’tan ona bir ayrıcalık tanımasını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istedi. Allah Resulü (s.a.v.) de halka emân verdiğini ilan ederken &quot;Kim Ebu Süfyan&#39;ın evine sığınırsa,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ona emân verilmiştir. Kim, elinden silahını bırakırsa ona emân verilmiştir. Kim, evine girer, kapısını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kapatırsa ona da emân verilmiştir.&quot; buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;komutasındaki bölük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halid b. Velid (r.a.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;komutasındaki bölük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kays b. Sa’d b. Ubâde (r.a.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;komutasındaki bölük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zübeyr b. Avvâm (r.a.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;komutasındaki bölük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Ubeyde b. Cerrah (r.a.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;komutasındaki bölük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Abbas Ebu Süfyan’ı alıp herkesi görebileceği bir tepeye götürdü. Ebu Süfyan Müslüman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olanları gördükçe hayreti arttı. Yüzleri gözleri kapalı olan bir grup gelince arlarından birini sordu. Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abbas da onun Halid b. Velid olduğunu söylediğinde daha çok şaşırdı. En sonunda da “Kardeşinin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oğlunun saltanatı ne kadar büyümüş.” deyince Hz. Abbas onu düzeltti ve bunun bir saltanat değil,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;nübüvvet olduğunu açıkladı. Çünkü saltanat insanın güçle elde edebileceği bir şeydir ama nübüvvet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah vergisidir. Allah seçtiğine ikramda bulunur. Peygamberlerin getirdiği nübüvvet, miras bıraktıkları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da imamettir. İmamet ile saltanat aynı şey değildir; imamet değerleri yüceltir, saltanat şahısları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yüceltir. Aslolan değerlerin yücelmesidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun içindir ki Hz. Ömer Yermük savaşının öncesinde Halid b. Velid’i yazdığı bir mektupla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;azletmiş ve mektup ulaşır ulaşmaz komutayı Ebu Ubeyde b. Cerrah’a devretmesini istemişti. Halid b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Velid bunun sebebini iki sene sonra öğrendi. Hz. Ömer, insanların zaferi ona bağladıklarını oysa zaferi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verenin ancak Allah olduğunu ve bunun için azlettiğini açıklamıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• MEKKE’YE GİRİŞ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ordu’nun giriş güzergâhı kaza umresinde kullandıkları güzergâh idi. Allah Resulü (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;orduyu beş kola ayırmıştı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu kollar Mekke’ye gittiklerini Ebu Süfyan yakalandıktan sonra anladılar. Hint dağına gelince&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birkaç kol birleşti ve Mekke’ye beraber girdiler. Normalde dümdüz Mekke’ye gideceklerken Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü (s.a.v.)’nün arkasından Hacûn’a, Hz. Hatice’nin kabrine doğru gitmişlerdir. Sahabe Resulullah’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çadırını nereye kuracaklarını, evine mi gideceğini sorduğunda Efendimiz (s.a.v.) “Akil bize ev mi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bıraktı...” sözünü burada söylemiştir. (Tavsiye kitap: Hz. Hatice (r.a.) – M. Emin Yıldırım)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) burada gidip evini almalarını söyleyebilirdi ama yapmadı. Eşi Zeynep binti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cahş’ın ve Abdullah b. Cahş’ın kardeşi Ebu Ahmed’in de evlerine el konulmuştu. Gidip Resulullah’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;evleri alalım mı diye sordu. Allah Resulü ise “Bırakın onların olsun” buyurdu çünkü müşrikler zaten&lt;/p&gt;&lt;p&gt;menfaatleri için İslam’ı yok saymışlardı. Eğer evler alınmaya kalkışılsa bu onları iyice tahrik edecek ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;küfrün artmasına sebebiyet verilmiş olacaktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• YIKILAN PUTLAR VE YAŞANANLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Hacûn’da bir müddet konakladıktan sonra Mekke’ye girdi. Kâbe’ye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geldiğinde yanına Hz. Ali’yi de alarak Kâbe’yi asliyetine kavuşturmak için içerisindeki putları birer&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birer devirdi. Bu sırada müşrikler çaresiz onları izliyorlardı. Efendimiz (s.a.v.) putları devirirken şu&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ayeti okumuştur:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Hak geldi, bâtıl zâil oldu. Muhakkak ki bâtıl yok olup gidicidir.&quot; (İsrâ Sûresi, 81)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• FETİH VE YÜKSELEN EZAN&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe de dışarıdaki putları devirdi. Putlar devrildikten sonra Hz. Bilal Kâbe’ye çıkıp fetih&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ezanı okudu. O, ezanı okuduğunda oturup onları izleyen Mekkelilerden bazıları çılgına döndü. Attâb b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Esîd ve kardeşi Halid b. Esîd babalarının iyi ki ölü bu günleri görmediklerini dile getirdiler. Herkes f&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arklı farklı şeyler söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Süfyan artık ikrar etmiş ama imanı tam yerleşmemişti. Neden bir şey söylemediği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sorulduğunda &quot;Ben, korkarım, bir şey demeyeceğim. Kimse olmasa bile, şu ayağımızın altındaki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kumlar ve taşlar O’na haber verir, O da bilir.” dedi (Sîre, 4:58; Zâdü&#39;l-Mead, 2:184). Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) ezandan sonra yanlarına gelip kim ne dediyse hepsini teker teker söylemiştir. Ebu Süfyan ters&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir şey söylemediğine şükretti. Efendimiz’in orada girip onların söylediklerini söylemesi hesap sormak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için değil, küfrün kararttığı gözlerini açmak içindi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Bilal ezanı okuduktan sonra orada bir hutbe irat etti. Hutbe bittikten&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra karşısında endişe ile duran Mekkelilere &quot;Ey Kureyş topluluğu! Şimdi hakkınızda benim ne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapacağımı tahmin edersiniz?&quot; diye sordu. Kureyşliler, &quot;Sen kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun! Ancak bize hayır ve iyilik yapacağına inanırız.&quot; dediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle konuştu: &quot;Benim halimle sizin haliniz, Yusuf&#39;la&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(a.s.) kardeşlerinin hâli gibidir. Yusuf un (a.s.) kardeşlerine dediği gibi ben de sizlere diyorum:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘Bugün sizin için bir kınama yoktur! Allah, sizi affetsin. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.&#39;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Yusuf Sûresi, 92). Gidiniz, sizler serbestsiniz.&quot; (Sîre, 4:55; Tabakât, 2:142; Taberî, 3:120)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yusuf suresi Efendimiz (s.a.v.) Taif’ten gelirken nazil oldu ve Efendimiz de Taif’te bir nevi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yusuf (a.s.) gibi kuyudaydı. O ayetler O’na sabretmesini ve sonunda iktidara kavuşacağını söylemişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve o ayetler aslında “Nasıl ki Yusuf (.a.s)’un kardeşleri onun etrafında pervane oldular, senin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kardeşlerin de senin etrafında pervane olacaklar. O gün geldiğinde sen de Yusuf gibi davran!”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;demekti. Allah Resulü (s.a.v.) bu yüzden orada Hz. Yusuf’u hatırladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) kendi şahsına yapılan her şeyi affetti ama İslam’ın izzetini tehdit edecek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;her şeyin hesabını sordu ve onları ortadan kaldırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Kolaylık göster, affa sarıl, iyiliği tavsiye et, câhillerden de yüz çevir.&quot; A&#39;raf Sûresi, 199.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah (s.a.v.) umumi bir af çıkardı. Sadece bazı isimler için Kâbe’nin örtüsünde bulsanız&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dahi öldürün.” dedi. O isimleri vermesinin nedeninde de yine şahsi bir mesele yoktu. Örneğin;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah b. Ebi Serh Müslüman olduğunu söyleyip Efendimiz’i kandırmıştı. Okuma yazma bildiği için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vahiy kâtibiydi. Sonra irtidat etti (dinden çıkma) ve vahye şüphe uyandıracak şeyler söyledi. Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Osman’ın sütkardeşiydi. Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Osman’ın hatırına Abdullah b. Ebi Serh’i bağışladı&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve sonra Abdullah b. Ebi Serh yine iman etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) fetihten sonra Mekke’de kalmaya başladı ve orada çok büyük adımlar attı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Emanetleri ehline veriniz ayeti gereği Kâbe’nin anahtarını Osman b. Talha’ya verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mahzûmoğulları kabilesine mensup soylu bir kadın hırsızlık yaptı ve Mahzûmoğulları cezası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olarak ellerinin kesilmesini şereflerine yediremediler. Üsame b. Zeyd’den bu ceza haddini kaldırması&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için Efendimiz ile konuşmasını istediler. Üsame (r.a.) Resulullah’tan bu cezanın kaldırılmasını talep&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ettiğinde Allah Resulü (s.a.v.)’nün yüzünün rengi değişti ve Üsame’ye “Allah’ın koyduğu cezalardan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?!” dedi. Üsame (r.a.) yaptığından bin pişman oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mevzu çok büyük olduğu için insanları hemen topladı ve bir hutbe irat etti. Hutbesinde “Sizden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;önceki milletlerin yok olmasına sebep, içlerinden soylu biri hırsızlık yapınca ona dokunmayıp, zayıf&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca ona cezasını vermeleriydi. Allah’a yemin ederim ki, kızım Fâtıma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bile hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim.” (Buhârî, Enbiyâ 54, Megâzî 53, Hudûd 11, 12;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslim, Hudûd 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 4; Tirmizî, Hudûd 6; Nesâî, Sârık 6; İbni Mâce,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hudûd 6)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HATİB B. EBÎ BELTÂ OLAYI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’nin bütün çıkışlarına gözcüler yerleştirildiği sırada Hatib b. Ebî Beltâ, Mekke’nin ileri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelenlerine haber vermek için bir mektup yazdı ve o mektubu da Ebu Leheb’in kölesi olan bir kadına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verdi. Gözcüler arayacağı için mektubu iyi saklaması konusunda kadını tembihledi. Mektubunda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullahın çok büyük bir ordu ile gecenin bir vaktinde geleceğini yazmıştı çünkü fakir bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümandı ve kendi ailesini Mekke’den getirememişti. Niyeti bir şey olmasına karşı ailesini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;korumaktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz de Cebrail (a.s.) vasıtası ile bu mektuptan haberdar oldu. Hemen mektubu almaları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için Hz. Ali’yi, Zübeyr b. Avvam’ı ve Mikdad b. Esved’i gönderdiler. Mektup kadının saç örgüsünün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arasından çıktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendisini zapt edemeyen Hz. Ömer Hz. Hatib’e cezasını vermek isteyince Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onu durdurdu ve dinlemeden yargılamamaları gerektiğini söyledi. Hz. Hatib huzura getirildiğinde &quot;Yâ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resûlallah! Bu hususta hakkımda hüküm vermekte acele etme! Ben, Kureyşlilerden olmayan bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kimseyim. Muhacir Müslümanlar gibi, Mekke&#39;de âilem ve mallarımı koruyacak kimsem de yok. Ben,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bunu Kureyş ileri gelenlerini bir minnet altında bırakayım da âilemi korusunlar diye yaptım. Yoksa,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bunu küfre saptığım veya dinimden döndüğüm için yapmış değilim! Vallahi, ben Allah ve Resûlüne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olan îmânımda sabitim.&quot; dedi (Sîre, 4:41; Müsned, 1:80; Müslim, 4:1941; Taberî, 3:114).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu suçun hükmü ölümdü ancak Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Hatib’i bağışladı. Onun Bedir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ashabından olduğunu, Allah ve Resulü’nü sevdiğini ve sevgisinden dolayı da bağışlandığını beyan etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Biz buradan nübüvvet mektebinin insan harcamadığını görüyoruz. İnsana hürmetin insanı yeniden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;insaniyete taşıdığını görmekteyiz.) Hatib b. Ebî Beltâ ileriki dönemlerde çok önemli işler gerçekleştirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Ümeyye oğullarından Attab b. Esid’i (18 yaşındaydı) Mekke’nin ilk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman valisi olarak tayin etti. Bu Müslümanlar için çok zor bir şeydi çünkü bedeli ödeyen onlardı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ama Efendimiz (s.a.v.) Ümeyye oğullarından birisini vali atamıştı çünkü bu işi aile üstünlüğü için değil,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah (c.c.) için yapmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekke&#39;nin fethi ile böylece hem Mekke&#39;nin içi ve dışı putlardan temizlendi hem de Kureyş’in&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gönlü şirkten arındı. Tevhid nuruyla tertemiz hale geldi. Müslümanların sayısı çoğaldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ÖNCEKİ BÖLÜME AİT MERAK EDİLENLER:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Efendimiz (s.a.v.) üzerine bir daha çıkmayacağını anlayan ve ağlayan kütüğe ne dedi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cennette buluşacaklarını söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Bir sahabi vakıf malını üzerine aldığı için Efendimiz onun için cehennem ehlindendir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;demişti. Vakıf malının alınmasının o denli büyük bir cezaya neden olacağını diğer sahabeler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yeni öğrenmişti. Vefat eden sahabe böyle bir bilgiden haberdar değilken neden cehennem&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ehlinden sayıldı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Böyle bir şeyin günah olduğunu biliniyor ama şiddetli bir düzeyde olduğu bilinmiyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hassasiyet zayıfladığı için Efendimiz (s.a.v.) onu söyledi. Birçok kişi meselenin hükmünü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;biliyordu ama bu denli ciddi olduğunu yeni öğrenmişlerdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Efendimiz (s.a.v.) Mute’ye neden katılmadı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü Medine’de kalınması gerekiyordu. Davet mektupları ve faaliyetleri devam ediyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yürüttüğü başka işler de vardı. Olması gereken Medine’de kalmasıydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Efendimiz damadına kızı Müslüman kendisi müşrik olduğu için artık evli kalamayacaklarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve kızını Medine’ye göndermesini söylemişti. Günümüzde bir kadının Müslüman olmayan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;biriyle evlenmesi ne derece doğrudur?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Atılan her adım ciddi bir sorumluluktur. Bir kadının Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;haramdır. Gelecek nesillerin ifsadı adına hepimiz üzerine bir vebal yükler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cihana sultan olmaya değil, rahle başında talebe olmaya talib olmak dileği ile...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/3364671661785299829/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-25-bolum-buyuk-fetih.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/3364671661785299829'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/3364671661785299829'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-25-bolum-buyuk-fetih.html' title='HERKES İÇİN SİYER - 25. BÖLÜM (BÜYÜK FETİH VE SONA EREN HASRET: MEKKE’NİN FETHİ)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/u0Ii13Qz6UE/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-3590483161556032</id><published>2020-11-15T04:37:00.000-08:00</published><updated>2020-11-15T04:37:53.584-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>HERKES İÇİN SİYER - 24. BÖLÜM (BİR BÜYÜK DESTANIN ADI: MÛTE)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/S3v57EphsYY&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;S3v57EphsYY&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HERKES İÇİN SİYER - 24. BÖLÜM (BİR BÜYÜK DESTANIN ADI: MÛTE)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• MESCİD-İ NEBEVÎ’NİN GENİŞLETİLMESİ VE MİNBER’İN YAPIMI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) hicretin ilk yılında nüfus sayımı yaptırmıştı. İlk aylarda yapılan bu sayıma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göre muhacir ve ensar toplam 1500 kişiydi. Yahudiler’in şehirden çıkması ve yeni Müslüman olanların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da şehre gelmesi gibi sebeplerle Medine’de hızlı bir değişim meydana geldi ve şehir genişledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7. Yılda bir nüfus sayımı daha yapıldı. Sayım sonucu neredeyse ilkinin 10 katı durumda idi. Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ömer, halifelik döneminde şehir iyice kalabalıklaşınca “Medine ziyaret yurdudur, ikamet yurdu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değildir.” diyerek gelenlerin bir müddet kalıp dönmesini sağlamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudilerin şehirden çıkması ile pazarları tamamen Müslümanlara kaldı. Büyük bir ticaret&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oluştu çünkü ticareti çok iyi bilen muhacirler vardı. Dolayısıyla çok geçmeden büyük bir zenginlik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oluştu. Örneğin, Hz. Osman’ın defalarca malını Allah yolunda harcamasına rağmen vefat ettiğinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yine birçok malı vardı. Aynı şekilde ensar da böyleydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şehir genişleyip nüfus artınca ilk ihtiyaç mescitte oldu, insanlar artık mescide sığmamaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başladı. Allah Resulü (s.a.v.) Hayber sonrasında Mescid-i Nebevi’yi ilk yapıldığı oranlardan neredeyse&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iki katı oranında büyüttü. Mescid genişleyince hutbe vermek için bir minbere ihtiyaç duyuldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz o günlerde bir kütük üzerine çıkıyordu, daha sonra marangoz bir sahabî üç basamaklı bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;minber yaptı ve Efendimiz (s.a.v.) hutbe irat etmek için ona çıkmaya başladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) minbere çıktı ama kütükten inleme veya ağlama sesine benzer bir ses&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duyuldu. Efendimiz (s.a.v.) minberden inip o kütüğü teskin etti ve minbere çıkıp hutbesine devam&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün bizim yaptığımız gibi varlığı canlı cansız diye isimlendirmek İslam’ın mantığı ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;örtüşmez. İslam’da varlıklar şuurlu ve şuursuz olarak ayrılır. Cansız diye adlandırdığımız her şeyin bile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendine özgü bir canı vardır ve bizim aleyhimize ya da lehimize şahitlik yapacaklardır. Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) elbisesi ile konuşmuştur, kullandığı eşyalara isimler koymuş ve onlara o isimlerle hitap&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmiştir. Uhud’la konuşmuş, onu kendisine sırdaş edinmiştir. Yağan yağmura cüppesini tutup “Senin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ahdin benimle daha taze.” demiştir. Devesi Kusva yarıştan mağlup olup geldiğinde ellerini açıp onu bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anne şefkati ile karşılamıştır. Varlığa bu nazarla bakmayı öğrendiğimiz zaman yeryüzünün imarı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;açısından bizden bekleneni yapmış oluruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tâbiîn devri âlimlerinden Basralı İbn Yesâr mescitte hadis okuturken kütük hadisesinin geçtiği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir rivayete gelmiş ve okuyup okuyup ağlamış, sonunda da bayılmıştır. Talebeleri onu ayılttıktan sonra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ne olduğunu sormuşlar, o da : “Bir kütük bile Resulullah’ın (s.a.v.) ayrılığına dayanamadı, biz nasıl&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dayanalım?” demiştir. Hadisi okuduğu her seferde de aynı tavrı göstermiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kalple akıl beraberce hareket eder. Kalbimizi tatmin, aklımızı ikna ederek kendimizi imar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmeliyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescid genişleyince kadınlar Resulullah’ın yanına gelip iyice arkalara düştüklerini, Efendimiz’e&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sorularını soramadıklarını söylediler ve Resulullah’tan kendilerine bir gün ayırmasını talep ettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) onların bu teklifini kabul etti ve haftada bir gün –bir rivayete göre Çarşamba&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öğleden ikindiye kadar, diğer bir rivayete göre Perşembe öğleden ikindiye kadar- onlara ders verdi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onları yetiştirdi. Efendimiz (s.a.v.) kadınlar için Suffatu’n-nisâ da oluşturmuştu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HZ. ZEYNEB’İN VEFATI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hicretin 8. Yılında Allah Resulü (s.a.v.)’nün büyük kızı Zeynep (r.a.) vefat etti. Hastaydı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sebebi hicret yolunda yaşadıkları idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Zeynep teyzesinin oğlu Ebü’l Âs ile evliydi ve Ebü’l Âs müşrikti. Bedir’de Müslümanlara&lt;/p&gt;&lt;p&gt;esir düştü. Zeynep annemiz o günlerde Mekke’deydi. Kocasının fidyesi olarak bir gerdanlık gönderdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O gerdanlık Hz. Hatice annemizin doğumu için babası Huveylid’in eşine aldığı bir hediyeydi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) gerdanlığı görünce duygulandı ve ağladı. Sahabeden gerdanlığın kızı Zeynep’e geri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gönderilmesini istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebü’l Âs Mekke’ye gönderilirken Efendimiz (s.a.v.) ona kızı Müslüman ve kendisi müşrik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğu için nikâhlarını sürdürmelerinin doğru olmadığını izah etti ve ondan kızını Medine’ye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göndermesini istedi. Ebü’l Âs bunu kabul etti ve denileni yaptı. Sözünde sadık birisiydi. Zeynep&lt;/p&gt;&lt;p&gt;annemizi bir kafile ile Medine’ye gönderdi. O günlerde Zeynep annemiz hamile idi. Kafiledeki kötü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalpli adamlar yolda ona el uzattılar, deveyi ürküttüler ve Zeynep annemizin deveden düşmesine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sebep oldular. O sırada bebeğini de kaybetti ve o günden sonra da tam anlamıyla iyileşemedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebü’l Âs daha sonra iman etti ve o da Medine’ye yerleşti. Hicretin 8. yılında iken Efendimiz’e&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kızının çok rahatsız olduğu bildirildi. Kızının evine doğru koştuğu anda da vefat haberini aldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) dört hanım sahabeden (üçü muhacir, biri ensardı) kızını yıkamalarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istedi ve kapıda durup onlara hanım cenazesinin nasıl yıkanıp kefenleneceğini öğretti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabenin anlattığına göre Efendimiz (s.a.v.) cenaze Bâki kabristanlığına taşınırken çok zor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yürüdü. Kabristanlığına kadar da kimseyle konuşmadı. Kabir kazıldı ve kabre kendisi indi. Kabirden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkarken tebessüm etti. Sahabeden birisi ne olduğunu sorunca ona Allah’a kızının kabrini genişletmesi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve sorgusunu kolaylaştırması için dua ettiğini, Allah’ın da onun affedildiğinin haberini verdiğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) evlat acısını 6 kez yaşadı. Kızı Zeynep’in acısını onun oğlu Ali ile giderdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HALİD B. VELİD’İN GELİŞİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halid b. Velid büyük savaş dehasıydı ve hiç mağlubiyeti olmayan biriydi. Bedir’e katılmamıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer katılsa Bedir’i farklı bir biçimde algılayabilirdi. Şöyle ki; bazı âlimler Uhud’u anlatırken&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanların tattığı mağlubiyetin gelecekteki sahabenin ortaya çıkmasına vesilesi olarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görmüşlerdir. Eğer Müslümanlar Bedir’de olduğu gibi Uhud’da da galip gelselerdi müşriklerden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bazıları Müslümanlara karşı kin besleyip bir daha iman etmeyebilirlerdi. Bu da isabetli bir görüştür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müşriklerin içlerindeki nefret ve kin biraz olsun Uhud’da dışarıya çıkmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halid b. Velid’in içinde de bir kin vardı ama Hudeybiye’de zihnine ve kalbine bir şeyler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşmüştü ve olanları sorgulamaya başladı. Yapılan her girişimde, olan her olayda Allah resulü (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kazançlı çıkmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halid b. Velid, kaza umresi sırasında Müslümanlarla karşılaşmamak için kaçıp gitmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) onun nerede olduğunu kardeşi Velid b. Velid’e sordu. O Müslümandı. Velid’den&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gittiğini duyunca Halid gibi birisinin imanı inkâr etmesini anlayamadığını ve bir gün onun aklıyla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;doğruyu bulacağına inandığını beyan etti. Velid b. Velid de Allah Resulü’nün bu dediklerini bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mektupla kardeşi Halid’e bildirdi. Halid b. Velid Efendimiz’in kendisi hakkındaki görüşleri karşısında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şaşırdı ve bu gönlünde bir şeylerin harekete geçmesine vesile oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’ye gitmeye karar verdi ve kendisine bir yol arkadaşı aradı. Bir rivayete göre gideceğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Osman b. Talha’ya söyledi ve onunla gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Amr b. Âs o sırada kininden Habeşistan’a gitmişti. Necaşi onu kendine gelmesi için uyardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’ın kendilerine böyle bir fırsat verdiğini ama onların bu fırsata karşı hala düşmanlık ettiklerini dile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getirdi. Amr b. Âs’ın yüreğine de orada imana ait bir şeyler düştü ve o da Medine’ye gitmeye karar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Osman b. Talha ile Halid b. Velid Mekke’den, Amr b. Âs da Habeşistan’dan yola çıktı. Yolları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekke’ye yakın bir yerde kesişince üçü birlikte Allah Resulü’nün huzuruna gittiler. Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onları huzuruna birer birer aldı. Önce, Uhud’da Hz. Hamza gibi, Mu’sab b. Umeyr gibi büyük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabilerin şehit düşmesinde en büyük rolü oynamış birisi olan Halid b. Velid’i aldı. Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mesele tebliğ olunca şahsi hesapları bir kenara bırakmıştı. Asla bir intikam duygusuna sahip değildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halid b. Velid, Efendimiz’in önüne oturdu ve şehadet getirdikten sonra eli hala Resulullah’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;elinin üzerindenken O’ndan yaptığı günahları affetmesi için Allah’a dua etmesini istedi. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) İslam’ın önceye bakmayacağını dile getirdi ama Halid b. Velid yine de O’ndan dua etmesini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istedi. Kılıcını Efendimizin aleyhine kullandığı için bir daha kullanmayacağını söylediğinde Allah&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü (s.a.v.) ona kılıcını şimdi İslam’ın lehine kullanacağını dile getirdi ve ona “Seyfullah (Allah’ın&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kılıcı)” lakabını verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halid b. Velid, savaşlara katılmaktan tedrisat görmeye fırsat bulamayan birisidir. Kendisinden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;namaz kıldırmasını isteyen ve kıraatine gülen cemaate, Allah Resulü’ne kılıcını bırakacağını&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylediğini ama O’nun buna izin vermediğini söylemiştir. 35 tane savaşın kahramanıdır. Yattığı yerde&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vefat edeceği zaman gözyaşları içerisinde kalmıştır. Yakın arkadaşı Said b. Zeyd ona ölüm korkusundan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ağladığını söyleyip o anda şakalaşırken o; bedeninde bir okun ve bir kılıcın isabet etmediği bir yer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmadığını, oysa şimdi develer gibi yatakta öldüğünü söyleyerek üzüntüsünü bildirmiş, şehadet için bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kadar arzuluyken Allah’ın bunu nasip etmediği için ağladığını söylemiştir. Said b. Zeyd (r.a.) de ona&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nün gönülden şehadeti isteyen bir insanın yatağında ölse bile şehit sevabı alacağını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylediğini hatırlatmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kabrine götürülürken çocuklarından kılıcını ve atını da getirmelerini, mezarı kazılırken kılıcının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;taşa vurulmasını vasiyet etmiştir çünkü kahramanların kılıç sesini duymaktan hoşlandığını söylemiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Defnedildikten sonra da atının ve kılıcının Hz. Ömer’e gönderilmesini istemiştir. Hz. Ömer emanetleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aldığında Halid b. Velid için “Bir hamîd (hamd eden kul) olarak yaşadı ve bir kahraman olarak öldü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünya onun gibisini görmedi ve analar da onun gibisini doğurmadı.” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her sahabiyi seviyoruz ama bazı isimler bizim için çok önemlidir çünkü biz onların eli ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hidayet şerbetini içmişizdir. Halid b. Velid, İyad b. Ğanem, Safvan b. Muattal, Ebu Ubeyde b. Cerrah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bize hidayeti ulaştıran sahabelerdir. Bu yüzden onlarla aramızda farklı bir bağ olmalı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz Halid b. Velid’e Mecsid-i Nebevi’ye yakın bir yerde ev verdi. Üç ay sonra Halid b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Velid Mûte’ye giderken ordunun içerisinde asker olarak yerini aldı. (Bu Efendimizin (s.a.v.) terbiye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etme biçimi idi. Her zaman bir insanı hep aynı görevde tutmaz idi. Sıradan bir insanı ya da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başkalarının itiraz edeceği sosyal konuma sahip birisini de komutan olarak tayin ediyordu.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah resulü (s.a.v.) Hayber’den dönerken Habeşistan’daki muhacirler de dönmüşlerdi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yolda karşılaştılar. Aralarında Yemenliler, Eş’ariler (Ebu Musa el-Eş’ari, Ebu Hureyre de oradaydı) de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vardı. Efendimiz (s.a.v.) karşısında Ca’fer b. Ebî Talib’i görünce: &quot;Bilmem bu iki şeyden hangisi ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sevineyim? Fethi Hayber&#39;e mi, yoksa Câfer&#39;in gelişine mi?&quot; dedi. (Tabakât, 4:35) Ca’fer b. Ebî Talib&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bunu duyunca sevincinden oynadı. Gelişi Medine’ye bambaşka bir sevinç oldu. Efendimiz (s.a.v.) ona&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da kendisine yakın bir ev ayarlanmasını istedi ve sürekli onlara ziyarete giderek Ca’fer b. Ebî Talib’in&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oğulları Abdullah, Muhammed ve Avn ile hasret giderdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• SAHÂBE MÛTE YOLLARINDA...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neden İhtiyaç Duyuldu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.)’in mektuplar gönderdiği kişilerden birisi de Bizans’a bağlı Gassan meliki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şürahbil bin Amrü’l-Gassanî idi. Elçi olarak Hâris b. Ümeyye gitmişti. Şürahbil bin Amr, Resulullah’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;elçisini karşısında görünce çıldırdı ve ellerini bağlatarak onu öldürttü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bunu duyunca hemen harekete geçti. (Recî ve Bi’r-i Mâune olaylarında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sabretmişti ama şimdi durum farklıydı. Eğer hemen cevap verilmezse bu zillet olurdu. O günkü doğru&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tavır sabretmekti ve bu izzetti. (Recî vakasının cezası sonra Lihyânoğulları gazvesi ile verildi.) Hemen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;orduyu topladı ve Gassan melikinden hesap sorulmak üzere yola çıkardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cüruf denilen yer ordugâh olarak kullanılıyordu. Orada 3000 kişilik bir ordu hazırlandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hazırlıklar devam ederken Efendimiz (s.a.v.) komutan olarak Zeyd b. Hârise’yi tayin etti. Eğer o şehit&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olursa yerine Ca’fer b. Ebî Talib’in, eğer o da şehit olursa yerine Abdullah b. Revaha’nın geçeceğini,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;eğer o da şehit olursa ordu ashabının kendi içlerinden birini kendilerine komutan seçeceklerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bildirdi. Az sözden çok şey anlayan Hz. Ebubekir “Ya Resulullah, keşke sağ kalsalardı da onlardan&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;biraz faydalansaydık. Ca’fer’e doyamadan onu şehadete gönderiyoruz.” dedi ama Efendimiz (s.a.v.)&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hiç bir şey söylemedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O günlerde Medine’de bulunan Numan b. Funhus isimli Yahudi bir âlim Efendimiz (s.a.v.)’e&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelerek “Ebû’l Kasım, eğer gerçekten sen bir peygamber isen söylediğin üç isim de ölürler. Çünkü Benî&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İsrail’in peygamberlerinden biri bir komutanın yerine başka bir komutan atamışlarsa asla o komutan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sağ olarak savaştan geri dönmemiştir.” dedi. Efendimiz ona da bir şey söylemedi. Bu sefer Numan,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zeyd b. Hârise’ye, Ca’fer b. Ebî Talib’e ve Abdullah b. Revaha’ya da gidip aynı şeyi onlara da söyledi&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve onlar da zaten şehadet için gittiklerini söylediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hazırlıklar devam ederken Zeyd b. Hârise mevâlî olduğu için (azat edilmiş köle) komutanlığı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hakkında ileri geri konuşuldu. Efendimiz (s.a.v.) yıllar sonra babasının hesabını sormak için oğlu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Usame b. Zeyd’i komutan olarak tayin ettiğinde “Siz onun babası için de itiraz etmiştiniz.” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) orduya Cuma günü sabahtan itibaren hazır olup Cüruf’da yerlerini almalarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve kendisinin de Cuma namazından sonra geleceğini söyledi. Abdullah b. Revaha son bir Cuma namazı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kılmak için gidip mescitte Efendimiz’i görebileceği bir yere oturdu. Allah Resulü (s.a.v.) onu görünce&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onu uyardı ve sabahın erken vakitlerinde gidip arkadaşları ile Cüruf’ta beklemesinin Cuma namazı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kılmasından daha hayırlı olduğunu söyledi çünkü Allah yolunda gazaya gidiyordu. (Doğru işi doğru&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zamanda yapmak anın vacibidir!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Cuma’dan sonra gelip sahabe ile vedalaştı. Âdeti gereği ayakları Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yolunda tozlansın diye mücahitlerle beraber yürüdü. Yürürken Abdullah b. Revaha yanına geldi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.)’den kendisine tavsiyelerde bulunmasını istedi. Efendimiz (s.a.v.), secde izi az olan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;topraklara gittikleri için orada secdelerini çoğaltmasını söyledi. (Toprağın hakkı secdedir. Bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman dünyanın her tarafında secde etmeyi hedeflemelidir!) Abdullah b. Revaha bir tavsiye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;daha istedi. Allah Resulü (s.a.v.) Allah’ı zikretmekten hiçbir an geri durmamasını söyledi. Abdullah b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Revaha bi tavsiye daha istedi. Efendimiz (s.a.v.) bu ikisinin ona yeteceğini söyledi, aslında üçüncü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olarak diğer ikisini teyit etmiş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ordu, konakladığı bir yerde Gassan melikinin 100 bin, bir başka rivayete göre 200 bin kişilik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir ordu çıkardığı haberini aldı. Zeyd b. Harise ordu ashabı ile ne yapacakları konusunda istişare etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimi bekleyelim dedi, kimi Resulullah’a mektup yazalım dedi. En son Abdullah b. Revaha sözü alarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dönüşü olmayan bir yola çıktıklarını hatırlatarak iki güzelden birine talip olduklarını söyledi: Ya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şehadet ya zafer (gazilik). ( sahabenin işaretidir.) Bedir’de teçhizatları az ve yine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşmanları sayıca fazla olmasına rağmen nasıl galip geldiklerini hatırlattı. “Allah için yola çıkıldığında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah kendisi için yola çıkanı yarı yolda bırakmaz!” dedi ve arkadaşlarını yüreklendirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• MÛTE’DE YAŞANANLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaş Mûte denilen yerde başladı. Mûte Kudüs’e 50 km uzaklıktadır. Şu an Ürdün toprakları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;içerisinde yer almaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gassan ordusu en az 100 bin kişi olarak gelmelerine rağmen Müslümanlar çok az zayiat verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaşın ilk günlerinde Zeyd b. Hârise, sonrasında Ca’fer b. Ebî Talib şehit düştü. Abdullah b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Revaha da şehit olduktan sonra bayrağı Sabit b. Akram aldı, Bedir gazisi idi. Bir Bedir gazisi ortaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkınca insanlar hemen etrafında toplandı ve komutan olması için onu destekledi. Ama o komutanlık&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hakkının kendisinde olmadığını ileri sürerek hak eden birine vereceğini söyledi ve Halid b. Velid’i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çağırdı. Halid b. Velid onun komutan olması gerektiğini söylese de Sabit b. Akram onu komutan ilan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etti ve herkes de bu rıza gösterdi. Halid b. Velid sancağı aldı ve komutan oldu. Dehası ile bir anda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;savaşın ortamını değiştirdi. Günlerdir aynı yerde savaşan askerlerin yerlerini değiştirdi; ön taraftakileri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arkaya, arka taraftakileri öne aldı. Orduda bir değişim olunca düşman askerler takviye geldiğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zannetti ve moralleri bozuldu. Yorulmuşlardı da. Halid b. Velid onların çöküşü ile ordusunu kademeli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir biçimde geri çekti. Netice itibariyle savaş bu şekilde sonuçlanmış oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) savaşı mescitte bir ekranda izlermiş gibi izledi ve çevresinde olanlara da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlattı. Zeyd b. Hârise’nin şehit düştüğünü, komutanın sonra Ca’fer b. Ebî Talib’e geçtiğini söyledi. Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ca’fer aldığı darbe sonucu kollarını kaybetti. Efendimiz (s.a.v.) ona kanatlı manasına gelen tayyar ismi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ile “Cafer-i Tayyar” lakabını verdi. Cennette ona kanatlar verileceğini müjdeledi ve yanındakilerden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onun için mağfiret dilemesini istedi. Sıra Abdullah b. Revaha’ya gelince Efendimiz biraz durakladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah duraklayınca sahabe meraklandı ve ne olduğunu sordu. Efendimiz onun da şehit olduğunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ama nefsi ile mücadele verdiğini bildirdi. Ondan sonra komutanlık Halid b. Velid’e geçince savaşın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;daha yeni başladığını söyledi. Sonra da galibiyetin müjdesini verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ordu dönmekte iken Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Cafer’in evine gitti ve hanımı Esma’ya şehadet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;haberini verdi. Hz. Esma (r.a.), Resulullah’ın yetimlerin başını okşar gibi çocukları sevmesinden eşinin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şehit olduğunu anlamıştı. Efendimiz (s.a.v.) onu teskin etmeye çalıştı ve Medine’dekilere üç gün o eve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yemek yapıp göndermesini emretti. Üç gün ev halkına yemek yedirildi ve bu sünnet oldu (!).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halid b. Velid savaşta olanları anlatması için Ya’la b. Ümeyye’yi önden gönderdi. Efendimiz Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ya’la geldiğinde ona savaşı sen mi anlatırsın ben mi anlatayım dedi. Hz. Ya’la da Resulullah’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlatmasını istedi. Allah Resulü (s.a.v.) anlatmasını bitirince Hz. Ya’la her şeyin aynen dediği gibi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğunu ve kendisinin böyle anlatamayacağını söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Orduyu karşılayanlardan bazıları onlar tam bir galibiyet ile gelemedikleri için kızgındı. Onun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için onlara “Ya firrâr (firar edenler)” dediler ve üzerlerine toprak attılar. Bunu yapanlar sahabenin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çocukları idi. Allah Resulü (s.a.v.) bunu gördüğü zaman onların firrar değil karrar (kerrar’ın çoğulu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;döne döne savaşanlar, galibiyet elde edenler) olduğunu söyledi. Ama insanlar öyle kızgındı ki bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabi eve gittiğinde hanımı ondan yüz çevirdi çünkü bu İslam’ın izzeti ile alakalı bir durumdu. Bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabi efendimiz komşuları firrar dediğini için evinden üç gün çıkamadı. Efendimiz (s.a.v.) sonunda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;insanları toplayıp onları böyle davranmamaları hususunda uyardı ve bunun bir zafer olduğunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mûte’de sahabenin kahramanca savaşması Bizans’ın yüreğine korku düşmesine sebep oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• NECAŞİ’’YE KILINAN CENAZE NAMAZI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Necaşi’nin vefat haberini Cebrail (a.s.)’den öğrendi. Ashabına “salih insan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Necaşi vefat etti.” diyerek haber verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cenaze namazıyla ilgili iki rivayet vardır: Allah Resulü (s.a.v.) ya Mescid-i Nebevi’de musallada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ya da Bâki kabristanlığında onun için gıyabi cenaze namazı kıldırdı. Cabir b. Abdullah Resulullah’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;namazı nasıl kıldırdığına, neler söylediğine dair bilgiler vermiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O günlerde münafıklar Necaşi’nin Müslüman olmadığına dair dedikodu yaydılar. Ancak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.)’in beyanı ile Necaşi adil bir Müslüman olarak dünyasını değiştirmiş ve Müslüman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olarak vefat etmiştir. Resulullah’ı görmediği için tabiîn olarak vefat eden birisidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) mescidin temizliğini yapan Ümmü Mihcen isimli hanım sahabi için de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gıyabi namaz kıldırmıştır. Gece vakti vefat ettiği için sahabe Resulullah’a haber vermeden defnetmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz haberini alınca hemen kabrinin başında namazının kıldırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Berâ b. Ma’rûr için de gıyabi cenaze namazı kıldırmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BİR ANEKDOT:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“İslam’da varlıklar şuurlu ve şuursuz olarak ayrılır. Cansız diye adlandırdığımız her şeyin bile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendine özgü bir canı vardır ve bizim aleyhimize ya da lehimize şahitlik yapacaklardır.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ağacın altında dinlenen ihtiyar bir adam kalkarken ağaçtan helallik istedi, elindeki suyu ağaca&lt;/p&gt;&lt;p&gt;döküp gitti. Sahi, neydi vefa?&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/3590483161556032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-24-bolum-bir-buyuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/3590483161556032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/3590483161556032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-24-bolum-bir-buyuk.html' title='HERKES İÇİN SİYER - 24. BÖLÜM (BİR BÜYÜK DESTANIN ADI: MÛTE)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/S3v57EphsYY/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-342754443433318460</id><published>2020-11-06T07:47:00.000-08:00</published><updated>2020-11-06T07:47:26.839-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'> HERKES İÇİN SİYER - 23. BÖLÜM (İHANET MERKEZİ HAYBER)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/NoU0dgVmBeY&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;NoU0dgVmBeY&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;HERKES İÇİN SİYER - 23. BÖLÜM (İHANET MERKEZİ HAYBER)&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• BARIŞ ORTAMININ DEĞERLENDİRİLMESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) 10 yıl savaş yapmama adına bir antlaşma yapmıştı (hicri 6. Yıl/nübüvvetin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;19. Yılı idi). Medine’deki üç Yahudi kabilesinden de kurtulmuştu. Dolayısıyla Medine’ye gelebilecek&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir saldırı söz konusu değildi. Barış ortamı sağlanmış olmasına rağmen dinlenmeyi tercih edebilirdi ya&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da Medine’nin imarı ile ilgilenebilirdi ama yapmadı. Bu davanın dinlenme ile olmayacağını biliyordu&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve bir işte yorulduğunda anında başka bir işe geçti. Allah (c.c.) bunu inşirah suresi ile O’na öğretmişti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O yüzden Efendimiz (s.a.v.) rehavete kapı açacak hiçbir zemin oluşturmadı ve Hayber’e yöneldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Barış ortamının getirdiği sükûnet ile Hayber’den gelen ganimetler bir araya geldiğinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kimsenin rehavete kapılmasına izin vermedi ve zenginliğin ahlakını öğretti. İnsanın imkânları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arttığında onu kaybetme korkusu da gelir. “Göklerin ve yerin mülkü Allah&#39;ındır; dönüş de ancak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O&#39;nadır.” (Nûr 24/42) Allah Resulü (s.a.v.) bunu çok ciddi bir şekilde ashabının kavramasını sağladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onlar da zenginliğin bir nimet olduğunu gerçekten anladılar ve şükrünü eda etmek için gayret&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gösterdiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Elhamdülillah şükrün kavlî boyutudur. Her nimetin şükrü evvela kendi cinsindendir. İman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;nimetinin şükrü, imansız yüreklere hidayet vesilesi olmaktır. Allah Resulü (s.a.v.) de bu sebeple&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hudeybiye’nin hemen arkasından Bizans imparatoruna, İran kisrasına, Habeşistan kralına, Mısır&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hükümdarına, Bahreyn kralına, Yemame emirine, Gassanîler emirine, Yemen hükümdarına, Umman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kralına ayrı ayrı elçilerle ayrı ayrı mektuplar gönderdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu mektupların 6 tanesi orijinal olarak elimizde mevcut ama önceden kayıptı. 1900lü yıllarda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ortaya çıktı. Ancak mektupların metinleri kitaplarımızda zaten vardı. Yani ilmi birikimimiz oldukça&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zengin ve sağlam!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Elçilerin Vasıfları:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;» Elçi dil bilecek – Gönderilen elçiler rastgele seçilmemişlerdi. Bir mektup kime gidecekse o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şahsın dilini bilen elçi gönderildi. Mektuplar Arapça idi ve elçiler tercüme ettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;» Elçi heybetli olacak – İslam’ın heybetini orada yaşatacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;» Vakarlı olacak – Asla kompleksli olmayacak, bir hediye getirilse tenezzül etmeyecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;» Değerlerine karşı özgüveni olacak – Herhangi bir itiraz olursa sarsılmayacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mektuplar ayrı ayrı muhataba özel olarak yazıldı. Her birinin selamları, yazılan ayetleri farklılık&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gösteriyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;► Necaşi’ye Mektup&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Habeşistan kralı Necaşi’ye daha önceden bir mektup gönderilmiş ve o Müslüman olmuştu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’in (s.a.v.) sığınan muhacirlerin geri gelmesini istediği ikinci mektubu elçi olarak Amr b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ümeyye (r.a.) getirdi. Bu haber üzerine Necaşi muhacirler gideceği için üzüldü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• ÜMMÜ HABİBE İLE YAPILAN EVLİLİK&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Necaşi’den Ümmü Habibe annemizi kendisine nikâhlamasını istemişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Necaşi O’nun için (Efendimiz orada olmamasına rağmen) bir düğün merasimi yapmış, mihrini bile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ödemişti. Amr b. Ümeyye (r.a.)’yi yazdığı iki mektubunu vererek gönderdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;► Heraklius’a Mektup&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dönemin Heraklius’u o sıralar Kudüs’te bulunuyordu. Ona mektubu Dihye b. Halîfe ya da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dıhyetü’l Kelbi (r.a.) ulaştırdı. Dıhyetü’l Kelbi (r.a.), Cebrail (a.s.)’ın insan süratinde gelirken suretine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;büründüğü sahabi idi çünkü Dıhyetü’l Kelbi vahye âşık birisiydi. Vahye olan iştiyakını Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mükâfatlandırdı ve vahiy meleği de insan suretinde geldiğinde onun suretinde geliyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Heraklius mektuptan oldukça etkilenmişti. Dıhyetü’l Kelbi’den birkaç gün kalmasını istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra adamlarından, peygamber olarak iddiada bulunan insanın (s.a.v.) şehrinden ticaret için bulunan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birilerinin olup olmadığını kontrol etmesini istedi. O sırada Mekke’den gelen 30 kişilik bir tüccar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;heyeti vardı. Başlarında da Ebu Süfyan bulunuyordu ve heyet, adamlarla birlikte saraya geldi. Ebu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Süfyan adamlar karşısında yalancı duruma düşmemek için Heraklius’un Hz. Peygamber hakkında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sorduğu sorulara doğrulukla cevap verdi. Heraklius Hz. Peygamber’in (sav)&#39;in soyunu, kişiliğini,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;toplumdaki konumunu, çevresindekilerin özelliklerini, ona inananların artıp artmadığını, soyundan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;krallık iddiasında bulunan kimselerin çıkıp çıkmadığını merak etmişti. Aldığı cevaplardan İslam’a karşı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ilgisi ve merakı arttı. (Asıl fazilet düşmanın bile seni takdir etmesidir!) Sonra Heraklius savaşıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;savaşmadıklarını sordu; Ebu Süfyan savaştıklarını ve bir kere onların bir kere kendilerinin kazandığını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyledi. Heraklius söylenenlerin üzerine Hz. Peygamber’in (s.a.v.) mesajının çok yakın bir zamanda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ayaklarının bastığı topraklara kadar gelip ulaşacağını ifade etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) gönderdiği mektupların bazılarından olumlu bazılarından olumsuz cevaplar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aldı ama asla boş durmadı. Barış ortamını tebliğ ve davet adına bir seferberliğe dönüştürdü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HAYBER’DE OLUŞAN İHANET CEPHESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hicretin 7. Yılı ve Muharrem ayı idi. Beni Nâdir ve Beni Kurayzâ Yahudileri rahat durmayıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayber’i bir ihanet merkezi haline getirmişlerdi. Hendek gazvesini de onlar ortaya çıkarmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayber’de oturanların çok güçlü kaleleri ve 10 bin tane askerleri vardı. Kendi halinde kalsalar sorun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yoktu ama Gatafânlıları, Süleym oğullarını da bu işe dâhil ettiler; Mekkeliler ile sürekli irtibat halinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olup Medine’de karışıklık çıkarmaları için onları sürekli fitnelediler. Efendimiz (s.a.v.) başından beri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kureyş’e insanlar ile kendi arasından çekilmelerini söylemişti. Hayber’dekiler de bu noktada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah’a engel oluyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sebeple Allah Resulü (s.a.v.) tam zamanında hareket etti ve Mekke’de sulh yapıldığı bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anda onlar Mekke ile yeniden ittifak kurmadan müdahalede bulundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HAYBER’İN FETHİ VE OLAN HADİSELER&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.) 1600 kişilik bir ordu ile Medine’den yola çıktı. Hayber 160-&lt;/p&gt;&lt;p&gt;180 km uzaklıktadır. O günkü şartlarda 4-5 günde alınabilecek bir yoldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Peygamber (s.a.v.) düşmana haber ulaşmaması ve yolda bir durum gelişirse farklı bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;strateji izleyebilmeleri için çıktıkları savaşların birçoğunda sahabeyi nereye gideceklerini hakkında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bilgilendirmezdi. Bu Efendimiz’in askeri bir taktiği idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) kuzey yönünde direk Hayber’e ulaşmak yerine yol güzergâhını Gatafânlıların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerine doğru uzatarak onlara gözdağı verdi çünkü onlar Hayber’e gideceklerini biliyorlardı. Bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şekilde Efendimiz (s.a.v.) onlara harekete geçmeleri için bir imkân vermemiş oldu. Naim Kalesi,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sa’d b.Muâz Kalesi ve Kille (Zübeyr) Kalesi çatışmaların en yoğun ve en şiddetli geçtiği yerlerdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yol güzergâhında Resulullah (s.a.v.) tepelere çıktıkça coşkuları artan ve tekbirlerle yol alan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabeyi nefeslerini boşa tüketmemelerini konusunda uyardı. &quot;Canınıza acıyınız, sesinizi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yükseltmeyiniz! Zira siz ne sağır çağırıyor, ne de gaibe bağırıyorsunuz. Her şeyi bilen ve işiten ve her&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şeye her şeyden daha yakın olan Allah&#39;a dua ediyorsunuz.&quot; (Buhari, 3:50). Coşkularını yerinde ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;güzel bir biçimde kullanmalarını; heyecanlarını zayi etmemelerini tavsiye etti. (Heyecan nimettir, israf&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmeyin. Dualarda bağırıp çağırarak niyazı ortaya koyma konusunda da bizler için bir uyarı vardır&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çünkü dua ettiğimizde Allah ne sağırdır ne de gâib. Bize ilmiyle, iradesiyle, kudretiyle şah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;damarımızdan daha yakın olan O’dur.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah resulü (s.a.v.) ve sahabe sezdirmeden Yahudilerin kalelerin önüne geldiler. Yahudiler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendilerinden çok emindiler ve geleceklerini beklemiyorlardı. Sabah ordu ile karşılaştıklarında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalelerine çekilip hemen savunmaya geçtiler. O kalelerde günlerce yetecek kadar yiyeceklerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;depolamışlardı. Yani uzun bir süre dışarıya çıkmasalar sıkıntı yaşamazlardı. Efendimiz (s.a.v.) bunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bildiği için onları dışarı çıkarabilecek bütün yolları denedi. Ancak süreç uzayınca hastalandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Komutanlığı Hz. Ebubekir’e (r.a.) verdi. Akşama kadar mücadele devam etti ama değişen bir şey&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmadı. Ertesi gün Efendimiz Hz. Ömer’i komutan tayin etti. O günler çok sıcaktı ve zorluk yaşamaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başladıkları sırada Allah Resulü (s.a.v.) sahabeye bir müjde verdi ve : &quot;Yarın sancağı öyle birisine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vereceğim ki, Allah ve Resûlü onu sever, o da Allah ve Resûlünü sever. Allah, onun eliyle fethi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gerçekleştirecektir.&quot; (Sîre, 3:349; Tabakât, 2:111; Buhari, 3:51; Müsned, 3:353.) buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe sabaha kadar bu müjdenin sahibinin kim olacağı konusunda geceyi merakla geçirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer o andaki heyecan ve arzusunu &quot;Kumandanlığı o günkü kadar arzu ettiğim zaman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmamıştır.&quot; (Müslim, 4:1872) diyerek dile getirmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali’yi çağırdı. Sahabe gözlerinden rahatsız olduğunu ve yürüyecek halde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmadığını söyledi. Seleme b. Ekva refakat ederek Hz. Ali’yi Allah Resulü’nün huzuruna getirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz Hz. Ali yanına gelince elleriyle dua edip gözlerinin iyileşmesine vesile oldu. Hz. Ali o&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;günden sonra gözlerinde bir daha ağrı olmadığını söylemiştir. Efendimiz (s.a.v.) sancağı onun eline&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verdi ve &quot;Allah, sana fetih nasip edinceye kadar çarpış. Sakın arkana dönme.&quot; (Sîre, 3:349; Tabakât,&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2:110;Ibn-i Kesîr, Sîre, 3:352) buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;Hz. Ali yürüdü ama bir şey sormak istiyordu. Efendimiz arkana&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bakma dediği için arkasına dönemedi oysa Allah Resulü (s.a.v.) bunu mecazen söylemişti. (Bu bize&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabenin Allah Resulü’nün sözlerine itaat etme noktasındaki hassasiyetini gösterir.) Hz. Ali&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yürüyerek &quot;Yâ Resûlallah! Ben onlarla neyi gerçekleştirmek için çarpışacağım?&quot; diye sordu. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) &quot;Allah&#39;tan başka ilah ve ibadet edilecek bulunmadığına ve Muhammed&#39;in Allah&#39;ın Resûlü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğuna şehadette bulununcaya kadar onlarla çarpış! Onlar bunu yaptıkları takdirde, can ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mallarını kurtarmış olurlar. Kalplerindekilerin hesabı ise Yüce Allah&#39;a aittir.&quot; (Tabakât, 2:110; ibn-i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kesîr, Sîre, 3:352.) buyurdu. Hz. Ali ‘Ben Haydar-ı Kerrar’ım, kaleleri şöyle deviririm, şöyle yaparım’&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gibi naralar atarak ilerleyince Allah Resulü (s.a.v.) orada fetih ahlakını öğretecek bir cümle söyledi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Onların kalelerinin yanına varıncaya kadar vakar içinde ilerle. Sonra onları İslâm’a dâvet et.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman oldukları takdirde mükellefiyetlerini bildir. Vallahi, senin vasıtanla, Allah&#39;ın onlardan bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tek kişiyi hidayete erdirmesi, senin için birçok kızıl develere sahip olup, onları Allah yolunda sadaka&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vermenden daha da hayırlıdır.&quot; (Buharî, 3:51; Zâdü&#39;l-Mead, 2:149; ibn-i Kesîr, Sîre, 3:351.) Bir başka&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rivayete göre ise &quot;Ey Ali, senin elinle bir kişinin hidayete ermesi, yeryüzünde bulunan ve güneşin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerine doğduğu her şeyden daha hayırlıdır.’’ (Buhârî, cuma 29; cihad 102, 143) buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Netice olarak Allah zaferi nasip etti. Yahudiler kalelerinden çıkmak zorunda kaldı. Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) çok büyük bir zafer elde etmiş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaş sırasında Habeşli bir çoban olan Yesâr, Efendimizin yanına geldi ve iman etmek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istediğini söylemişti. İman eder etmez de davarları ne yapayım diye sordu. Bir sürü koyun vardı. Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü (s.a.v.) orada da savaşın ahlakını göstererek ona koyunları sürmesini ve onları Yahudilere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vermesini söyledi. Hâlbuki o koyunlar biraz sonra fetih ile kazanılan ganimetlerden olacaktı ama&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz onları sahiplerine vermesini istedi çünkü Müslüman emanete ihanet etmez!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yesâr bir rekât namaz bile kılmamışken Hz. Ali’nin arkasında sefere gitti ve orada şehit oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Naaşı karargaha getirildiğinde Efendimiz (s.a.v.) cenazeye bakarken bir ara başını çevirdi. Sahabe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;neden böyle yaptığını sorduğunda Allah Resulü (s.a.v.) Yesâr’ın cennet nimetlerinden tattığını ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;utanmasın diye başını çevirdiğini izah etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayber fethedilince Yahudiler Efendimiz’in (s.a.v.) yanına gelerek bazı şartlar ileri sürdüler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah resulü (s.a.v.) galip olmalarına rağmen onlara merhamet ederek şartlarını kabul etti. Yahudiler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra toprağı işleyecek insanlar gerekir diye Resulullah’ın onları burada bırakmasını, toprağı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendilerinin işlemesini ve mahsulleri de bölüşmeyi teklif ettiler. Efendimiz onlara bu imkânı tanıdı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;toprakları işletmelerini söyledi. Mahsullerin yarısı onların yarısı Müslümanların olacaktı ama yine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rahat durmadılar. Efendimiz (s.a.v.) bunu bildiği için yaptıkları antlaşmaya “Allah Resulü ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanlar istediği anda buradan gideceksiniz.” diye madde düşmüştü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) her sene o mahsulü hesaplaması için Abdullah b. Revaha’yı (r.a.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görevlendirdi. O da bunu büyük bir titizlikle yaptı ve mahsulleri önce Yahudilerin almasını istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudiler buna rağmen Abdullah b. Revaha’yı haklarını tam vermediği konusunda şikâyet ettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) onun yaptığına güvendiğini ve onun muhakkak adaletle hükmettiğini söyledi. Bunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerine Yahudiler bir dahaki sene Abdullah b. Revaha’ya hediyeler verirlerse onun kendilerine biraz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;daha fazla pay vereceğini düşündüler. Ancak Abdullah b. Rehava bunun karşısında onlara çok sert bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şekilde çıkıştı ve bir daha böyle bir şey yapmamaları konusunda onları uyardı. Çünkü Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) emirlerin (idare sahiplerinin), kadıların ve hâkimlerin hediye almasının rüşvet olduğunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylemişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• FEDEK ARAZİLERİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) orada kaldığı sürece Hayber’den daha bereketli toprakları olan Fedek’e&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir müfreze gönderdi. Fedek’teki insanlar savaş olmasından korktukları için Müslümanlarla sulh&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ettiler. Savaş olmadan sulh yoluyla anlaşıldığı için oradan elde edilen ganimetteki inisiyatif hakkı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimizin elindeydi. Efendimiz de bunu ehli beytin nafakası olarak vakfetti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ganimetler toplandığında Efendimiz (s.a.v.)’in şehitlerle ve gazilerle ilgilendiği bir sırada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabe, birinin çok kahramanca savaştığını ve şehit olduğunu söyledi. Efendimiz (s.a.v.) ise onun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cehennemde olduğunu söyledi çünkü o kişi ganimete ait (millete, kamuya ait) bir örtü alıp saklamıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe bunu duyunca dehşete kapıldı. Aralarından biri ganimetlerden almış olduğu başındaki bandajı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkarıp attı. Efendimiz (s.a.v) eğer o başında kalsaydı cehenneme o halde gideceğini bildirdi. Başka&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birisi aldığı terliği hemen bıraktı. Sahabe bu işin şakası olmadığını anladı. Millete/kamuya ait bir toplu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iğnenin ya da tek bir kuruşun bile hesabı sorulacaktır!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabeden hiçbiri bunu öğrendikten sonra devlet işinde görev almak için can atmadı. Onun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için Hz. Ömer’e ölüm döşeğinde iken oğlu Abdullah’ı halife olarak atamasını istediklerinde buna razı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmadı. Hatta kendisini sırtından hançerleyen adamı hapse attıklarında onun devlet ile değil, kendisi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ile alıp veremediği olduğunu ileri sürerek ona devlet yemeğinden değil kendi hanesinden yemek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;götürülmesini istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayber’e giderken birisi yolda gelip Müslüman olmuştu. Güzergâh sırasında da İslam’a ait bazı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şeyleri Efendimizden öğrendi. Ganimetler geldiğinde o yeni gelen şahsa da pay verildi. Sonra o şahıs&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendi payını getirip Efendimize bunun için değil, “Cihat sırasında boğazıma bir ok gelir de ben de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şehadeti tadarım. Allah’ın huzuruna da böyle giderim.” diyerek şehadeti tatmak için geldiğini belirtti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) onun arkasından eğer doğru ise Allah’ın onu tasdikleyeceğini söyledi. Aradan bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;müddet geçince o adam da naaşlar arasında Allah Resulü’nün önüne getirildi. Tam işaret ettiği yerden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ok yemişti. Allah Resulü (s.a.v.) bunun üzerine “Allah’la doğru konuştu, Allah da onu doğruladı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HZ. SAFİYYE’YE İLE OLAN EVLİLİK&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayber’den dönüşte esirler arasında Hz. Safiyye annemiz de vardı. Hz. Safiye Huyey b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ahtab’ın kızıydı ve soylu birisiydi. Efendimiz onu nikâhı altına aldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evin diğer hanımları bazen onu rencide ettiler. Birisi “Ey Yahudi’nin kızı!” demişti. Safiyye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;annemiz buna çok üzüldü. Efendimiz (s.a.v.) bunu duyduğunda ona “Benden nasıl daha hayırlı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olabilirsiniz ki eşim Muhammed, babam Hârûn, amcam Mûsâ’dır deseydin ya!” sözleriyle onu teselli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etti (Tirmizî, “Menâḳıb”, 63). Sonra bu olaylardan birine şahit olduğunda “Gidin ağzınızı yıkayın! Öyle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kötü bir söz söylediniz ki o söz bir denize düşse denizin tamamını murdar eder.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(!) Bu, genellemeyi Allah Resulü’nün kabul etmediğinin kanıtıdır. Genellemeye karşı olmak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için Bilal’e Habeşî demesi, Selman’a Farisî, Süheyb’e Rumî demesi bundandır. İslam farklılıklarla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;güzeldir. Bu bizim zenginliğimizdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayber’in gelişi ile zenginlik de gelmişti. Hz. Ömer “Vallahi Hayber’den sonra doymaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başladık” demiştir. Efendimiz (s.a.v.) bu zenginliği çok iyi bir biçimde yönetti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.)’in bir sünneti vardı: Âdeti gereği Medine’ye döndüğünde önce Mescid-i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nebevi’ye gidip iki rekât şükür namazı kılar, sonra kızı Fatıma’yı ziyaret ederdi. O gün Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(sav) namazını kıldıktan sonra yine Hz. Fatıma’nın evine doğru yönelmişti. Hz. Fatıma da babasının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geldiğini duyunca evinden çıkıp babasını görmek için Mescid-i Nebevi`ye doğru gidiyordu. Mescid-i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nebevi ile Hz. Fatıma’nın evinin arasında bir yerde karşılaştılar ve birbirine sarıldılar. Hz. Peygamber&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(sav)’in savaştan dolayı üstünün toz olduğunu gören Hz. Fatıma; &quot;Baba ne zamana kadar sürecek bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;halin. Ne zaman gün yüzü göreceksin” diye babasına üzüntüsünü bildirdi. Allah Resulü (s.a.v.), kızını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;teskin etmek için &quot;Üzülme kızım, Allah babanın adını yeryüzünde ister hasırla isterse de kerpiçle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapılmış bütün evlere ya izzetle sokacaktır ya da zilletle” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sahabeyi harekete geçiren bir müjdeydi çünkü bu yeryüzünün tamamına “Muhammedün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resûllallah” ismi kavuşacak demekti. Ya izzetle gidecek oradaki insanlar Müslüman olacaklar; ya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zilletle gidecek oradaki insanlar Müslüman olmayacaklar ama İslam’ın dirilten mesajları oraya girecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onun için ümitsizliğe asla yer yok! (Bizler de bu hayrın içinde olalım inşallah.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• KAZA UMRESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resûlullah (s.a.v.) nübüvvet öncesinde iki hac yapmıştı ama bildiğimiz şekliyle değildi. Örneğin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekkeliler Arafat’a çıkmazdı. İslam döneminde veda haccı tek ve son haccıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.)’in umreleri:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Veda haccındaki umresi – Vada haccında hacc-ı kırân yaptı, yani umre ile haccı birleştirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Cirâne umresi – Mekke fethi bittikten sonra Cirâne’den umreye girdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Kaza umresi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4. Hudeybiye umresi – Hudeybiye’de umre niyeti ile yola çıkıp Mekkeliler tarafından&lt;/p&gt;&lt;p&gt;engellenmişlerdi anca Allah onu da umre olarak saydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bunların üç tanesinde Zülhuleyfe’de ihrama girdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hubeybiye antlaşması gereği 1 yıl sonra gelip üç gün süre ile umrelerini yapabileceklerdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) tarih geldiğinde 1800 – 2000 kişi ile birlikte Mekke’ye gitti. O günlerde henüz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hüküm netleşmediği için yanlarında kurbanlar da vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekkeliler Müslümanlar gelecekleri için öfkeliydiler. Bunun için bazıları onları görmemek için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şehirden gitti bazıları da merakla onları izledi. Bazıları da onların hummalı olduğu yönünde şaibe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaymıştı. Efendimiz (s.a.v.) bunu duyunca ashabında sağ omuzlarını açmalarını (ızdıbâ) ve çalımlı bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şekilde yürümelerini (remel) istedi. (Hz. Ömer döneminde bunu o gün için yaptıkları düşüncesi ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bazıları kaldırmayı teklif ettiler ama Hz. Ömer bu sünnettir diyerek kaldırmadı.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(!) Bugün Mekke’de bir sürü kamera var ve bütün dünya orayı canlı olarak izleyebiliyor. Peki,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bizler sahabenin o günkü heybetini bugün verebiliyor muyuz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şunu da dikkatten kaçırmamak gerekir ki; Efendimiz (s.a.v.) sağlıklı bir toplum yetiştirmeye de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;özen gösterdi. O gün sahabeden bu noktada emin olduğu için onlardan ızdıba yapmalarını istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zamanında Medine’ye Necaşi tarafından gönderilmiş bir doktor geldiğinde ona “Bizden sana bir şey&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkmaz” demişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• MEYMÛNE VALİDEMİZ İLE OLAN EVLİLİK&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3 günlük umrenin bitiminde Efendimiz (s.a.v.) Meymûne validemize evlilik teklifinde buldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meymûne annemiz Amr b. Sa’saa isimli kabileye (Arapların en meşhur kabilelerinden biri) mensuptu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) kız kardeşi Zeynep binti Huzeyme (babaları ayrı anneleri birdi) ile de evliydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Anneleri Hind binti Amr’ın dokuz tane kızı vardı. Onun kadar asil damatlara sahip olan kimse&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yoktu. Resulullah iki kere damat olmuştu, O’ndan başka Hz. Hamza (eşi Selma binti Umeys), Ca’fer b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Talib (eşi Esma binti Umeys), Hz. Abbas (eşi Ümmü’l-Fazl Lübâbe) da o evin damatlarıydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.), Zeynep annemiz vefat edince bu kabile ile bağlarını devam ettirmek için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meymûne annemiz ile evlenmek istedi. Düğün yapmak için Mekkelilerden bir gün daha müsaade&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istedi. Niyeti düğünle İslam’a davet adına bir fırsat oluşturmak idi ama onlar bunu kabul etmediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Serif denilen yerde çadır kurdurup düğününü orada yapmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meymûne annemiz Allah Resulü’nden sonra uzun bir süre yaşadı. Vefat edeceği sırada;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimizle evlendiği gün üzerinde olan kıyafeti/gelinliği ile kefenlenmesi ve Allah Resulü (s.a.v.) ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;nikâhlandığı yere defnedilmesi konusunda yeğeni İbn Abbas’ı tembihlemişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bütün annelerimizin mezarları Medine’de iken, Hz. Hatice annemizinki Mekke’de, bir tek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meymûne annemizinki Serif mevkisindedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;NOT: Mekke’de ve Medine’de tarihi anlamda hiçbir eser yok ama Hicaz’da vardır. Hayber&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şehir kalıntıları hala bulunmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KULAĞIMIZA KÜPE: Hz. Ebu’d-Derdâ’nın “Bilmeyip de yapmayanlara bir kez yazıklar olsun!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilip de yapmayanlara yedi kez yazıklar olsun!” sözü onun Allah Resul’ünden bilgi öncelikli değil&lt;/p&gt;&lt;p&gt;amel öncelikli bir ilim öğrendiğini gösterir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BİR DUA: “Allah bizi son nefesimize kadar istikametten ayırmasın.” Âmin.&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/342754443433318460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-23-bolum-ihanet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/342754443433318460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/342754443433318460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-23-bolum-ihanet.html' title=' HERKES İÇİN SİYER - 23. BÖLÜM (İHANET MERKEZİ HAYBER)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/NoU0dgVmBeY/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-7360063308342329805</id><published>2020-11-01T02:26:00.002-08:00</published><updated>2020-11-01T02:26:04.526-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>HERKES İÇİN SİYER - 22. BÖLÜM (BARIŞ İLE GELEN MÜJDE HUDEYBİYE) </title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/UTAy-bJ1ZC4&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;UTAy-bJ1ZC4&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HERKES İÇİN SİYER - 22. BÖLÜM (BARIŞ İLE GELEN MÜJDE HUDEYBİYE)&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• FETİH SURESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fetih olmadan suresi gelmiştir. Suresinin 29. ayeti Kur’an-ı Kerim içerisinde hem Peygamberimizi (s.a.v.) hem de Ashab-ı Kiram’ı en güzel şekilde anlatan ayettir. Tahrip olmalarına rağmen Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan sahabenin vasıflarını saymaktadır: “Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu ayetin neresinde olduğumuz hakkında tefekkür etmememiz gerekir ve buradaki vasıfları hayatımıza intikal ettirmek istiyorsak verdiği mesajlar ile yoğrulmalıyız. Kur’an’ın her bir ayetini bu şekilde okumak gerekir. Önce okumak, anlamak, kavramak ve sonra yaşamak lazım ki Rabbimizin bizden istediği karşılığı ortaya koyabilelim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HUDEYBİYE NEDEN ÇOK ÖNEMLİ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hudeybiye İslam tarihi için bir dönüm noktasıdır. Herkesin olumsuz gördüğü bir yerden hayırlar çıkmıştır. (Mekkeliler, Müslümanların siyasî varlığını resmen kabul ettiler. Barış ortamının oluşması İslamiyet&#39;e geçişi hızlandırdı. Mekke&#39;nin fethi kolaylaştı.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hudeybiye’de 1400 sahabe ile bir miktar münafık vardı. Allah Resulü (s.a.v.) o 1400 kişi içerisinde Allah’ın lütfu ile meseledeki hayrı görebilen tek kişi idi. Bu nebevi ufuktu. Bugün ümmet olarak ufkumuzu nebevi ufkuna dayandırmadığımız için, ondan ilham almadığımız için, olan bazı şeyleri hayatımıza taşıyamadığımız için hayata dar açılarla bakıyoruz ve sıkıntı yaşıyoruz. Bunun için Hudeybiye çok önem arz etmekte ve burada Allah Resulü’nün yaptığı şeyleri okuyup çok iyi anlamamız gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HUDEYBİYE’YE GİDEN SÜREÇ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rüyalarımızın kendine özgü fıkhı vardır. Eğer rüya sâdıka ve saliha ise üç tane mesaj taşır: ♦️ İltifat-i Rabbani – Allah’ın iltifatı ve özel ihsanı. Yani Allah takdir etmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♦️ İkâz-ı Rahmani – Allah şefkat tokadı ile uyarıyordur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♦️ Mübeşşirat-ı İlahi – Allah müjde veriyordur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) ahir zamanda salih ve sâdıka rüyanın mümin kul için büyük bir teselli olduğunu söylemiştir. Onun için burada dikkatli olmalı ve rüya fıkhına uyulmalıdır. (→ Siyer TV - Rüya fıhkını/ahlakını izleyebiliriz.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bir rüya görmüştü. Peygamberlerin rüyaları vahiy alma çeşitlerinden birisidir. Dolayısıyla Efendimiz (s.a.v.) gördüğü rüyanın vahiy olma hasebi ile harekete geçti ve sahabeyi de harekete geçirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rüyasında umrede Kâbe’nin anahtarlarının kendisine verildiğini gördü. Ashabına umreye gidileceğini müjdeledi ve 1400 kişi ile yola çıkıldı. Müslümanlar ilk kez Resulullahla umre yapacaklardı ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Bu, İslam döneminin ilk umresi olacaktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) sahabe ile birlikte hicretin 6. yılı, Zilkade ayının başlarında (miladi Mart- Nisan 628) Zü’l-Hüleyfe’ye doğru yola çıktı (Medine’den gelenler için mîkat yeri). Zü’l-Hüleyfe’de öğle namazını kıldıktan sonra ihrama girip iki rekât ihram namazı kıldırdı ve telbiyeler getirdi. Allah Resulü (s.a.v.) Mekke’ye giderken sahabeye yanlarına yaban hayvanlardan korunacak kadar silah almalarını emretmişti. Hareket edecekleri sırada Sa’d b. Ubâde ve Hz. Ömer gelerek Mekkelilere güven olmayacağını ve bu yüzden daha fazla silahlanmayı teklif ettiler ama Efendimiz (s.a.v.) dertlerinin savaş olmadığını söyleyerek buna izin vermedi. Hicaz’a ve tüm Araplara umre için yola revan olduklarını göstermek istiyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• YAŞANANLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yol güzergâhında bazı olaylarla karşılaştılar. Örneğin; Sahabe açtı ve o sırada karşılarından bir zebra geçti (ihramlı iken avlanma yasağı vardır).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öncü birlik olduğu için Ebu Katâde’nin hala ihrama girmediğini duydular. Zebrayı onun görmesi için dua ettiler çünkü ihramlının avı göstermesi de yakala demesi de yasaktı. O yüzden hiçbir şey yapamadılar. Ebu Katâde sonunda zebrayı gördü, okunu ve kılıcını aradı ama sahabe oralı olmadı, olamazdı. Bunun üzerine kendisi gidip zebrayı avladı ve getirdi. Sahabenin yardım etmemesine alınmıştı ama sonra bunun bir hüküm olduğunu öğrendi. Sonra Allah Resulü de dâhil olmak üzere hep birlikte o zebrayı yediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hudeybiye Mekke’ye 23-24 km uzaklıkta olan bir yerdir. Sahabe Hudeybiye’ye geldiklerinde Efendimiz’in yanına gelerek devesi Kusva’nın (Cedva, Adba gibi isimleri de var) inat edip kalkmadığını söylediler. Resulullah (s.a.v.) “Benim Kusva’m inat etmez.” dedi. Yanına gitti ve sahabeye “Ebrehe’nin filini hareket ettirmeyen Allah, Kusva’yı hareket ettirmiyor. Bizim yolumuz bu kadar.” dedi. Kusva yönünü Medine’ye çevirdiklerinde gidiyor, Mekke’ye çevirdiklerinde ise gitmiyordu. Sahabe buradan bir mesaj almalıydı ama Kâbe aşkı o mesajı engellemişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v) ve sahabe Hudeybiye’de bir müddet konakladılar. Bu sırada Mekkeliler onların geldiklerinden haberdar oldular ve Müslümanları Mekke’ye sokmamaya karar verdiler. Gelip Hudeybiye’ye yakın bir yerde karargâh bile kurdular.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;♣️ Harem sınırlarını Allah Resulü (s.a.v.) Cebrail (a.s.) ile belirlemiştir. Bu coğrafyanın sınırları Cebrail (a.s.)’ın kalemi ile çizilmiştir. Arafat’ın, Müzdelife’nin, Mina’nın başlangıcı ve bitişi de Cebrail (a.s.)’in Efendimiz’e (s.a.v.) öğretmesi sonucu belirlenmiştir. Bu sınırlar aslında İbrahim (a.s.) zamanından gelmektedir. Cebrail (a.s.) ona da öğretmişti. Dolayısıyla sınırlar cahiliye devrinde de biliniyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşaret taşının sınırları içerisinde namaz kılmak 1’e 100 bin, sınır dışında kılmak ise 1’e 1 faziletindedir. Resulullah’ın konakladığı yer harem dışında kalıyordu. Allah Resulü bu sevaptan mahrum olmamak için sahabeyi tek saf dizdirerek sınırın içinde namazları kıldırmıştır. (1400 kişi tek safta idi!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanların bu namazı Hâlid b. Velîd’in gönlüne iman tohumunu eken namazlardan biriydi ama o bir yandan iç âleminde çatışmalar yaşamaya devam ediyordu. Müslümanların namazı kendi çocuklarından fazla sevdiklerini düşünüyordu. Namazı onların zaafiyeti olarak gördü ve ikindi namazında onları öldürmeye karar verdi. Ancak Cebrail (a.s.) bunu Efendimiz’e haber verdi ve Efendimiz ikindi namazını korku namazı olarak kıldırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• ELÇİLER VE YAPILAN ANTLAŞMA&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Davet ve tebliğ faaliyetinin en önemli üç maddesi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;► Mesajın mükemmel olması&lt;/p&gt;&lt;p&gt;► Muhatabın muhterem olması&lt;/p&gt;&lt;p&gt;► Metodun müceddit olması (her an değişmesi)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) davetini yaparken muhatabını çok iyi tanıyordu ve muhatabına göre söz söylüyordu, yani sözü zayi etmiyordu. Onun için de tesirli oluyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizim için Hudeybiye’de muhatabı tanıması ve muhataba göre söz söylemesi ile ilgili muhteşem bir örnek vardır. Efendimiz’in (s.a.v.) huzuruna beş kişi gelmişti ve hepsine ayrı ayrı konuştu çünkü hepsini de tanıyordu. Burada peygamber olması bir yana, insanları tanıma noktasındaki kendi özel gayreti ve elde ettiği tecrübeleri dikkatlerden kaçırmamak gerek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk gelen şahıs Huzâa kabilesinden Büdeyl b. Verka idi. Efendimiz (s.a.v.) onun için “Bu akıllı bir adımdır.” dedi. (Aklı önceleyen bir adama hissiyatla konuşulmaz.) Resulullah ona ikna edici şeyler söyledi ve niyetlerinin sadece umre yapmak olduğunu anlattı. Öyle güzel konuşmuştu ki Büdeyl ikna oldu ve hatta Resulullah isterse gidip Kureyşle konuşabileceğini söyledi. Efendimiz bunu kabul etti. Büveyl gidip Kureyşlilerle konuştu ama onlar ona hakaret edip onu dinlemediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.) Kureyş’e Hırâş b. Ümeyye isimli bir elçi gönderdi. Kureyşliler peygamberin elçisine hakaret ettiler ve bineğini kestiler. Hırâş b. Ümeyye canını zor kurtararak onlardan ayrıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekke’den Urve b. Mes’ud es-Sakâfi, Efendimizle konuşmak için Hudeybiye’ye geldi. Efendimiz (s.a.v.) onun geldiğini öğrendiğinde onun için bu işleri bilen biri olduğunu ve onunla bir yol bulabileceklerini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzun konuşmalardan sonra Urve b. Mes’ud orada bir şeye şahit oldu: Araplarda bir gelenek olarak karşıdaki adamın sakalı ile oynamak yakınlık göstergesi idi. Urve b. Mes’ud bunu Resulullah’a yaptığında yüzü gözü kapalı olan birisi eline sertçe vurdu ve bir daha bunu yapmamasını söyledi. Urve b. Mes’ud kendisine vuran adamın kim olduğunu sorduğunda Efendimiz gülerek kendi yeğeni Muğire ibni Şûbe olduğunu söyledi. Bunu öğrendiğinde Urve yeğenine orada kızmıştı. Sonra sahabeye bakarak onları küçümseyici ve kışkırtıcı bir söz söyledi. O anda yine yüzü gözü kapalı olan birisi çok ağır bir laf etti. O kişi Hz. Ebubekir (r.a.) idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) ona da ikna edecek şeyler söyledi. Urve b. Mes’ud döndüğünde Kureyş’e olanları anlattı ve onlara Hz. Muhammed ile anlaşmalarını ve yolu açmalarını tavsiye etti. Kisra’yı, Kayser’i, Habeşistan’ı bildiğini ama bunların hiçbirinde Hz. Peygamberin adamları gibi adamlar görmediğini ve onların bir başka olduğunu dile getirdi. Kureyş’i ikna etmeye çalıştı ama edemedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sefer Mekkeliler Mikrez b. Hafs’ı gönderdiler. Efendimiz (s.a.v.) onun geldiğini öğrendiğinde “Bu adam laf dinlemez bir adamdır.” dedi çünkü zor bir adamdı. Mikrez Allah Resulü’n ne istediğini sorduğunda Resululllah (s.a.v.) “Ben isteğimi Büdeyl’e söyledim, sana söyleyecek bir şeyim yok.” deyip sözü zayi etmedi. O adamla konuşmayı israf olarak gördü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aradan bir müddet geçince Allah Resulü (s.a.v.) Mekke’ye Hz. Ömer’i göndermek istedi. Hz. Ömer ile istişare ettiğinde Hz. Ömer kendisinin yerine Hz. Osman’ı göndermesini önerdi. Onun Mekke’de akrabaları vardı (Ebu sufyan amcasının oğlu idi) ve Hz. Ömer’e göre daha halim selim birisi idi. Bu sebeple Efendimiz (s.a.v.) konuşması için Hz. Osman’ı gönderdi. Hz. Osman giderken sahabe “Ne mutlu Osman’a ki bizden önce Kâbe ile buluşacak ve ziyaret edecek.” dedi. Resulullah (s.a.v.) bunun üzerine onlara “Eğer Osman benim tanıdığım Osmansa, ben Kâbe’yi görmeden Osman görmez.” dedi. Nitekim öyle de oldu. Hz. Osman Mekke’de birkaç gün kalmış olmasına rağmen Efendimizden önce bakmamak için avlusundayken bile başını kaldırıp Kâbe’ye bakmadı. ♥️ Üstelik muhacirler 6 yıldır Kâbe’den mahrum iken Hz. Osman (r.a.) 13 yıldır Kâbe’yi görmemişti. (Habeşistan’daydı.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müşrikler Hz. Osman’ı biraz engellediler ve Resulullah ile görüşmesi için bu sefer Huleys b. Alkame’yi gönderdiler. Allah Resulü (s.a.v.) onun geldiğini öğrendiğinde “Huleys Allah’ın sembollerine çok riayet eden bir adamdır. Siz kurbanlıklarınızı onun önüne doğru sürün ve hep bir ağızdan telbiye getirin.” buyurdu. Sahabe denileni yaptığında Huleys etkilenerek ağlamaya başladı. Geri döndüğünde de Kureyş’e Müslümanların girmesine izin vermelerini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• RIDVÂN BİATI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Osman’ın dönüşü gecikince onun öldürüldüğüne dair bir haber yayıldı. Bunu duyunca Allah Resulü (s.a.v.) sahabeyi ayağa kaldırdı ve kardeşleri Osman’ın (r.a.) kanının bedelini sormadan buradan dönmemek için Semûre ağacının altında biate davet etti. O anda Sinan b. Ebi Sinan (r.a.) ilk biat eden olmak için Efendimiz’e doğru koştu ve elini Resulullah’ın elinin üstüne koydu. Efendimiz (s.a.v.) ona neye biat edeceğini sorduğunda Allah Resulü’nün gönlünden geçen neyse ona biat edeceğini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) orada 1400 sahabe ile tek tek biatleşmek için elini koydu. Resulullah bir süre sonra yorulunca Hz. Ömer elinin altına kendi elini koyarak destek verdi. Efendimiz (s.a.v.) herkesle biatleştikten sonra bir elini Hz. Osman’ın eli sayarak diğer elinin üzerine koydu ve Hz. Osman’ın yerine de orada biat etti. Sahabe “Keşke Osman’ın yerinde biz olsaydık.” dediler çünkü Allah Resulü ona vekillik ediyordu. Hz. Osman biraz alıkonulduktan sonra sağ salim bir şekilde geri döndü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HUDEYBİYE ANTLAŞMASI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müşriklerden en son Süheyl b. Amr geldi. Süheyl ismi kolaylık demekti ve Efendimiz (s.a.v.) onun geldiğini duyunca tefe’ül yaptı (iyiye yormak. Bu bir sünnettir). “Gelen Süheyl ise işimiz kolay.” dedi çünkü Mekke Süheyl b. Amr’ı devletlerarası anlaşmalar için gönderirdi. Bu Kureyş’in Medine İslam Devleti’ni resmen tanıdığı anlamına geliyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu diplomatik bir zaferdi ve artık orada ne konuşulursa konuşulsun Müslümanların kazandığına dair bir işaretti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Süheyl b. Amr ile konuşulunca 11 tane madde içeren bir antlaşma yapılmaya karar verildi. Kâtipler ve şahitler belirlendikten sonra Allah Resulü (s.a.v.) kâtip olan Hz. Ali’ye “Bismillahirrahmanirrahim.” yazmasını buyurdu. Süheyl b. Amr, Rahman ismini tanımadıklarını öne sürerek buna itiraz etti. (Mekke’nin Rahman ismi ile problemleri vardı çünkü çok merhamet eden hayata çok müdahale eder. Böyle bir Allah istemiyorlardı. Onlar için Rahman Yemamelilerin tanrısının adıydı). Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali’ye Süheyl’in dediği gibi yazmasını söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bismikellahümme (Allah’ın adıyla)” yazıldı. Akideye zarar vermediği için bu şekilde yazılmasında bir mahzur yoktu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Süheyl b. Amr “Muhammedün Resulullah ile Amr’ın oğlu Süheyl arasındaki antlaşma” yazılmasına da itiraz etti. “Allâh’ın Rasulü olduğunu kabul etseydik, seninle savaşır mıydık, bugün Kâbe’yi ziyaretten alıkoyar mıydık?” dedi. Bunun yerine “Abdullah’ın oğlu Muhammed ile Amr’ın oğlu Süheyl” yazılmasını istedi. Efendimiz buna da tamam dedi ama Hz. Ali “Vallahi ben silmem!” dedi. O vallahi dediği için Efendimiz (s.a.v.) kendisi sildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunlar yazılırken Hz. Ömer çıldırmış bir vaziyetteydi çünkü Süheyl b. Amr Bedir’de esirlerin içindeydi. Kureyş’in hatibiydi. Bedir’den önce yaptığı konuşma ile Müslümanları kızdırmıştı. Hz. Ömer de onu esirler içinde gördüğü zaman ön dişlerini sökmek için Resulullah’tan izin istemişti ama o izni alamamıştı. Allah Resulü (s.a.v.) ona “Ben işkence yapmak ya da yaptırılmak için gönderilmedim.” cevabını vermişti. Dönüp gelirken de “Ey Ömer! Sabret, gün gelecek Süheyl’in yaptığı şeyden memnun olacaksın.” demişti ama şimdi Süheyl b. Amr “Resulullah” yazılmasına müsaade etmiyordu. Bu yüzden Hz. Ömer zamanında onun dişlerini sökemediği için kızgınlık içerisindeydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki sene sonra veda haccında Efendimiz (s.a.v.) tıraş oluyordu. İsteyen sahabeye kesilen saç tellerinden veriyordu. Bir miktarını da yaşlı bir sahabiye vermişti. O yaşlı zat gözyaşlarını o saç tellerinin üzerine akıtıyordu. Hz. Enes muhacirlerden birine bu zatın kim olduğunu sorduğunda onun Süheyl olduğunu öğrenmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Veda haccından bir yıl sonra ise, yani Allah Resulü (s.a.v.) vefat ettikten sonra, Hz. Ebubekir (r.a.) hilafete geçince Mekkeliler ona biat etmek istememişlerdi. Süheyl b. Amr Kâbe’nin avlusunda kılıcını çekip Mekkelilere Hz. Ebubekir’e biat etmezlerse karşılarında önce kendisini bulacaklarını söyleyerek rest çekti. Hz. Ömer o zaman Efendimizin verdiği müjdeyi anladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Antlaşma Maddeleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Bu antlaşmanın süresi on yıldır. Bu süre zarfında iki taraf birbiriyle savaşmayacak ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birbirlerine hiçbir surette saldırıda bulunmayacaklardır. Bu, iki tarafın müttefikleri için de geçerlidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Sahabe buna sinirlenmişti çünkü bu Kureyş’in en zayıf olduğu bir nokta idi. Ancak barış her zaman hayırlıdır. Her barış ortamından Müslümanlar kar etmiştir. Savaş en son çaredir. Öncesindeki bütün alternatifler kullanılır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Müslümanlar bu yıl Kâbe’yi ziyaret etmeden geri dönecekler; ancak gelecek yıl Mekke’ye gelip umre yapabileceklerdir. Kâbe ziyaretleri esnasında üzerlerinde silah olarak sadece kılıç taşıyabilecekler ve ziyaretlerini üç günde tamamlayacaklardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Sulhun devam ettiği süre zarfında Mekke müşriklerinden İslâm’ı kabul edip velisinin iznini almadan Medine’ye sığınanlar Mekke’ye geri gönderilecektir. Ancak Müslümanlardan birisi Mekke’ye giderse Mekkeliler onu geri vermek zorunda değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4. Diğer Arap kabileleri, iki taraftan biriyle ittifak kurabilecektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali’nin kaleme aldığı, iki nüsha olarak hazırlanan bu antlaşma metnine Allah Resulü (s.a.v.) itiraz etmedi. Tam imzalanacağı sırada Süheyl b. Amr’ın oğlu Ebu Cendel ellerinde ve ayaklarındaki zincirlerle Efendimiz’in önüne atıldı. Müslüman olduğu için müşriklerden çok işkence görmüştü. Bir fırsatını bularak ellerinden kaçmış ve kendini Müslümanların arasına atmıştı. Efendimiz (s.a.v.) Ebû&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cendel’in antlaşma hârici bırakılmasını ve onun kendisine bağışlamasını Süheyl’den rica etti ama o kabul etmedi. Efendimiz (s.a.v.) bunun üzerine Ebu Cendel’e sabretmesini ve Allah’ın kendisine bir çıkış yolu göstereceğini söyledi. Sahabe duruma çok üzülüp ağladı. Bir yandan Süheyl elindeki dikenli sopa ile oğluna vuruyordu. Bu hem Allah Resulü hem sahabe için büyük bir imtihan olmuştu ama Allah Resulü (s.a.v.) bir lider ve peygamber olarak dirayetini korudu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• SAHABE’NİN ANTLAŞMAYA KARŞILIĞI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Süheyl b. Amr oğlunu alıp gittikten sonra Allah Resulü (s.a.v.) sahabeye kurbanlarını kesmesini söyledi ama hiçbiri hareket etmedi çünkü onlar Allah Resulü’nün rüyasının vahiy olduğunu bildikleri için acaba son anda bir şey olur mu umudu ile bekliyorlardı. Efendimiz (s.a.v.) üçüncü kez kurbanları kesmelerini söyledi ve sahabede yine hareket olmayınca üzüntü ile çadırına gitti. Ümme Seleme annemiz Efendimize ashabın bu davranışının sebebinin itaatsizlik olmadığını ve hala umut ettikleri için beklediklerini söyledi. Efendimiz’e dışarı çıkıp kurbanını kesmesini tavsiye etti. Allah Resulü (s.a.v.) annemizin dediğini yapınca sahabe de kurbanlarını kesmeye başladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HZ. ÖMER’İN HALİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geri dönecekleri sırada Hz. Ömer hala teskin olmamıştı ve Efendimize gelerek anlaşmayı neden kabul ettiklerini sordu çünkü aziz olan Müslümanlar zelil olan müşriklerdi. Allah Resulü (s.a.v.) ona “Ben Allâh’ın elçisiyim, O’na isyan edemem. Yardımcım O’dur!” buyurarak yaptığı işin sevk-i ilâhî ile olduğuna işaret etti. (Buhârî, Meğâzî, 35; Müslim, Cihâd, 90-97)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer Hz. Ebubekir’e gidip aynı şeyleri ona söyledi. Hz. Ebubekir ise onu uyardı. (Hz. Ömer’deki bu hal din gayretindendi, bunun adına hamiyyet denir.) Ebu Ubeyde b. Cerrah’a gitti. O Hz. Ömer’i ciddi bir şekilde sarstı. Hz. Ömer daha sonra bu davranışının cezasını kendisine bir ömür boyu ödetti. Yaptığından dolayı pişmanlık ve üzüntü duyuyordu. Efendimizin yanına gidip birkaç kere sohbet açmaya çalıştı ama Resulullah (s.a.v.) ona hiç cevap vermedi. Bunun üzerine Hz. Ömer’in dünyası başına yıkıldı ve aleyhine ayetler ineceğini düşünerek büyük bir üzüntü duydu. Resulullah’a görünmemek için kafilenin en başına gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• DÖNÜŞ YOLU VE NAZİL OLAN FETİH SÜRESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yolun bir yerinde Fetih Suresi nazil olunca Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Ömer’i çağırdı. Hz. Ömer Allah’ın kendisi hakkında ayetler indirdiğini düşünerek o anda korka korka gittiğini dile getirmiştir. Allah Resulü (s.a.v.) fetih suresini okudu ve ashaba fethin müjdesini verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hudeybiye taviz değil, takviyedir; zillet değil, izzettir; sadece fetih değil “feth-i mübîn” apaçık bir fetihtir. O fetih Hudeybiye’nin kendisidir çünkü fetih açmak demektir ve Hudeybiye gönülleri açmıştı. Toprak fethinden önce gönüllerin fethini başlatmıştı. Hicretin 6. Yılında (nübüvvetin 19. Yılı) Müslümanların sayısı 10 bin civarında idi. Mekke’nin fethine kadar (21.yıl) aradaki iki yılda Müslüman olanların sayısı on kat arttı. Mekke fethine 10 bin civarında Müslümanla gidilmişken veda haccına 100 bin civarı Müslüman ile gidildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İslam’da aslolan fetih yüreklerin fethidir. Aralarında Hâlid bin Velîd ve Osmân bin Talha, Abdullah b. Ebi Ümeyye, Süheyl b. Amr, Amr bin Âs, Ebu Sufyan gibi ileri gelen müşriklerin de olduğu pek çok kişi Müslüman oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• MEDİNE’YE DÖNDÜKTEN SONRA OLANLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Cendel’den sonra Ebû Basîr adında Müslüman olmuş bir Mekkeli de Medine’ye sığındı. Hemen arkasından iki Mekkeli de arkasından gelmişti. Hz. Peygamber antlaşmaya göre onu müşriklere teslim etmek zorunda kaldı. Ebu Cendel’de olan tablo yeniden yaşandı, sahabe çok üzgündü. Dönüş yolunca Ebû Basîr yanındaki iki kişiden birisini güzel laflarla kandırıp kılıcını aldı ve onlardan birini öldürdü. Sonra da Îs denilen yere gitti. Orası Müslümanların sığındıkları bir yer oldu. Ebu Cendel de oraya gitti. Bir müddet sonra Mekke’den kaçıp oraya sığınan Müslümanların sayısı 70 oldu. Orada bir gerilla savaşı başlattılar ve Mekke’nin kervanlarını vurdular.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aradan 1-2 sene geçtikten sonra Ebu Sufyan Efendimiz’e gelerek antlaşma maddesinden vazgeçtiklerini söyledi ve o Müslümanları yanına almasını istedi çünkü ciddi anlamda Mekke’ye sıkıntı yaşatmışlardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu süreç içerisinde Medine’den Mekke’ye giden olmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Ebû Basîr’e bir mektup yazdı. Mektup geldiğinde Ebû Basîr ölüm döşeğinde idi. O mektubu gözlerine süre süre vefat etti. Sahabe onu oraya defnetti. Geri kalanlar ise Medine’ye geldi. Ebu Cendel de geldiğinde Hz. Ömer Allah Resulü’nün ne kadar isabetli olduğunu bir kere daha anlamış oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekke’den kaçıp gelen iki hanım da olmuştu: Ümmü Gülsüm binti Ukbe (Mekke’nin en tanınmış ailelerinden birinin kızı) ve Erva binti Kureyz. Mekke’den birkaç kişi o kadınları da almaya gelmişlerdi ama Efendimiz (s.a.v.) onlara anlaşmada kadınlar için bir maddenin yer almadığını söyledi. Efendimiz bunu daha önceden fark etmişti ama iş fayda sağlayana kadar bunu ifşa etmedi ve kadınları geri göndermedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekkeliler antlaşmaya sadık kalmadılar ve antlaşma da 10 yıl sürmedi. İttifak ettikleri Beni Bekir kabilesi (Mekke) Huzâa kabilesine (Medine) saldırdı. Bu saldırıya karşı Mekke tarafının önlem alması gerekiyordu. Önlem almadıkları için suçlu taraf Mekke oldu. Ebu Sufyan bunun istisna olmasını istedi ama Efendimiz (s.a.v.) onların Ebu Cendel’e istisna hakkı tanımadıkları gibi bunu kabul etmedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) barış ortamı sağlanınca rahata kavuşmak yerine yine durmadı ve hemen Hayber’e yöneldi. O anları Efendimiz (s.a.v.) tebliğ ve davet adına güzel bir şekilde değerlendirdi. Hudeybiye birlerce insanın iman etmesine vesile olacak bir zemine dönüşmüş oldu.&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/7360063308342329805/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-22-bolum-baris-ile.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/7360063308342329805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/7360063308342329805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-22-bolum-baris-ile.html' title='HERKES İÇİN SİYER - 22. BÖLÜM (BARIŞ İLE GELEN MÜJDE HUDEYBİYE) '/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/UTAy-bJ1ZC4/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-1638260924262360169</id><published>2020-11-01T01:49:00.004-08:00</published><updated>2020-11-01T01:49:24.045-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>HERKES İÇİN SİYER - 21. BÖLÜM (KÜFRÜN TEK MİLLET OLDUĞU SAVAŞ: HENDEK GAZVESİ) </title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/Nt4E4SnfTDc&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;Nt4E4SnfTDc&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HERKES İÇİN SİYER - 21. BÖLÜM (KÜFRÜN TEK MİLLET OLDUĞU SAVAŞ: HENDEK GAZVESİ)&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Küfür tek millettir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu söz bize birçok ayetin ve hadisin mesajını verir. Kur’an’ı Kerim’de ehl-i kitabın, müşriklerin ve diğer din mensupların birbirlerinin dostları ve destekçileri olduğu belirtilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v) bunlarla nasıl mücadele edeceğimizi öğretmiştir bize. Çünkü O, düşmanını çok iyi tanıdı ve onların zafiyetlerini bilerek bunun üzerinden strateji geliştirdi ve eldeki imkânlara göre hareket tarzı belirledi. Her zaman doğru işi doğru zamanda yaptı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün Uhud da Bedir de Hendek de var hayatımızda ve iki alanda mücadele ediyoruz: ilim ve iktisat. Bu iki alanda cihat adına sorumluluklarımızı tespit edip gayret içerisinde olmalıyız. Küfürle savaş aynı, değişen sadece savaşın içinde kullanılan aletlerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HENDEK GAZVESİ’NİN SEBEPLERİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hicretin beşinci yılı, aylardan Şevval (miladi Şubat) idi. O aylarda Medine’de ciddi soğuklar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Uhud’dan sonra toparlanmış ve Beni Nâdir’i sürüp çıkarmıştı. Beni Nâdir Yahudileri Hayber’e gittiler ve Efendimiz’in aleyhine yönelik planlar kurmaya başladılar. Küfrün önderleri olarak -biri Safiye annemizin babası Huyey b. Ahtab idi- ne yapacakları konusunda istişare için bir araya geldiler. Tek başlarına hareket etmek yerine Hz. Muhammed’e düşman olan diğer kabileleri de toplayıp bir güç oluşturmayı ve son bir darbeyle bu işi kökünden halletmeyi plandılar. Efendimiz’e en çok düşman olan Mekke idi. Bu sebeple bir heyet toplandı ve Mekke’ye gitti. Ebu Sufyan ve Mekke’nin ileri gelenleri ile toplantı yaptılar. Ebu Sufyan onlara “Muahmmed’e (s.a.v.) düşmansanız bizim dostumuzsunuzdur.” dedi. Heyet, her kabileden 50 insanın gelmesini teklif etti. (12 tane ana kabile vardı ve toplam 600 kişi eder) ve hepsi ile konuştuktan sonra hep birlikte Kâbe’nin örtüsünün altına girip dua ettiler (Yahudiler Kâbe’yi mabet olarak kabul etmemelerine rağmen).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Sufyan biraz daha güven oluşturmak için gelen heyete “Bizi mi daha hayırlı görüyorsunuz yoksa Muhammed’i mi?” diye sordu çünkü Yahudiler de ehl-i kitap mensubu idi ve bu yüzden Ebu Sufyan onların Hz. Peygamberle ortak noktaları olduğunu vurgulamak istiyordu. Yahudiler de cevaben Mekkelilerin daha hayırlı olduğunu söylediler çünkü Kâbe onlardaydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekkeliler ile anlaşan Yahudiler, Gatafân ve civar bölgelerdeki diğer Araplara da haber gönderdiler. Netice itibariyle 10-12 bin kişilik ortak bir ordu kuruldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Huzâalılar, Allah Resulü’nün (s.a.v.) müttefikleriydiler ve Yahudiler ile Kureyş’in savaşa hazırlandığını Hz. Peygamber’e bildirmişlerdi. Efendimiz (s.a.v.) aldığı haber üzerine istişare etmek için sahabeyi topladı (Tevhid, adalet ve meşveret/istişare her zaman için olmazsa olmaz!). Şehir savunması mı yoksa meydan savaşı mı yapacakları konusunda alternatifleri tartıştılar. Aralarından Selmân-ı Fârisî söz aldı ve İranlılar olarak sayıca kendilerinden daha fazla bir ordu ile karşılaştıklarında şehri hendekler kazarak koruduklarını beyan etti. Efendimiz (s.a.v.) de sahabe de bunu ilk kez duyuyorlardı çünkü bölgede daha önce uygulanan bir yöntem değildi. Allah Resulü (s.a.v.) onun bu fikrini makul gördü ve birkaç sahabeyi de yanına alarak keşfe çıktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HAZIRLIKLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;Medine, arkasında ve iki kenarında sönmüş volkanik dağlarla U şeklinde doğal bir korunma altında idi. Allah Resulü (s.a.v.) burada açık alanı tespit etti ve eline bir asa alarak hendeklerin nereden nereye kadar çizileceğini belirledi. Medine’nin giriş yolunu hendeklerle kapattıklarında düşmanın girebilmesi mümkün olmayacaktı. Bunun üzerine hendeğin kazılmasına karar verildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düşmanlar Kanât Vadisi’nden geleceklerdi ve o tarafa 5,5 km’lik bir hendek kazıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burada tek sıkıntı Kurayzaoğulları idi. Efendimiz de onlar için başka bir önlem aldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• KAZILAN HENDEKLER VE YAŞANANLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) hendekleri kazmaları için 3000 sahabeyi onar kişilik gruplara ayırdı ve her gruba kazmaları için 20 m tayin etti. Efendimiz de dâhil olmak üzere gece gündüz çalıştılar. Sadece kaytaran münafıklardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dolayısıyla bazı yerlerde biraz aksaklıklar oldu ve bu yüzden bazı kaynaklarda sahabenin acele ettiği rivayet edilir ve yine kaynaklarda hendeklerin 6 – 20 gün arasında tamamlandığı belirtilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) hendek kazıldığını haberinin Mekke’ye gitmesini engelledi. Bu konuda bütün tedbirleri almıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gruplar oluşturulurken fikir Selmân-ı Fârisî’den geldiği için herkes onun kendi grubunda yer almasını istiyordu. Efendimiz (s.a.v.) bunun üzerine “Selmân bizdendir, ehli beytimizdendir.” dedi. Selmân-ı Fârisî İranlı ve Fars kökenli idi. Yaptığı iş Allah Resulü’nün yoluna uygun olduğu için Efendimiz (s.a.v.) böyle demişti çünkü mesele soy meselesi değil yol meselesi idi. Efendimiz (s.a.v.) bu sözüyle aslında ona büyük bir rütbe vermişti. (Onun yolundan yürüdüğümüz sürece salli barik dualarında okuduğumuz gibi biz de âli Muhammed’iz inşallah.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hendekler soğuğa ve açlığa rağmen gece gündüz kazıldı. Efendimiz (s.a.v.) de gruplara dâhil olarak çalıştı. Çadırını oraya kurdurmuştu. Arada sahabeyi hareketlendirmek için şiirler ve motive edici sözler söyledi, ensar ve muhacire dualar etti. Abdullah b. Revâha da Hz. Peygamberin şairi idi. Allah Resulü (s.a.v.) bir söz söyleyince onun üzerine destan oluşturdu. Yine Amr isimli bir sahabi sözleriyle develeri bile coşturmuştu, Allah Resulü onun için dualar etti. O ruh hali içerisinde birbirlerini yüreklendiriyorlardı. Kim ki müminleri yüreklendirirse salih bir amel yapmıştır. Yiğit adam müminlerin üzerinden korkuyu kaldıran adamdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir gün hendeği kazarlarken yerinden etmesi güç olan koca bir kaya ile karşılaşıldı. Sahabe kazı güzergâhını değiştirip değiştirmemek için Efendimiz’e danıştı. Allah Resulü (s.a.v.) kayaya baktı ve Selmân-ı Fârisî’nin elinden balyozu alarak kayanın üzerine çıktı. “Bismillahi Allahu Ekber!” diye vurduğu her seferde kayadan kıvılcımlar çıktı ve kaya paramparça oldu. Efendimiz (s.a.v.) sahabeye dönüp Allah’ın her bir kıvılcımla Kisra’nın (İran), Kayser’in (Bizans), San’a’nın (Yemen) saraylarını ve topraklarını müjdelediğini söyledi. Bunu duydukları zaman müminlerin gelecek zaferlerin heyecanı ile imanları arttı ve “Allahu Ekber!” nidaları yükseldi. Onların arasında İstanbul’un müjdesi de vardı. Allah Resulü (s.a.v.) bu müjdeleri verdiği zaman Mekke ve Kâbe işgal altındaydı ama O, hedefleri büyütmüştü çünkü hedefler büyürse himmet de büyür ve o hedeflerin altı doldurulursa Allah’ın yardımı da gelir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cabir b. Abdullah, hendekler kazılmaya devam edilirken gelip eşine Allah Resulü’nün günlerdir hiçbir şey yemediğini söyledi ve bir şeyler hazırlayıp evlerine çağırmak istediğini söyledi. Cabir b. Abdullah, Allah Resulü’nü özel olarak davet etmek istiyordu ve bunun için fırsat kolluyordu. Bir fırsatını bulduğunda da Efendimiz’in (s.a.v.) yanına giderek davetini yaptı. Allah Resulü yüksek sesle sadece ben mi diye sordu. Cabir b. Abdullah isterse Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer’in de gelebileceğini söyledi. Efendimiz bu sefer sadece biz mi diye sorunca Cabir (r.a.) yemeklerinin bu kadar olacağını açıkladı. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.) ayağa kalkarak tüm sahabeyi Cabir b. Abdullah’ın evine davet ettiğini duyurdu. Cabir b. Abdullah eve geldiğinde durumu eşine izah etti ve eşi de ona eğer Allah Resulü böyle dediyse mutlaka bir bildiğinin olduğunu dile getirdi. Sahabe eve onar onar girdiler ve yemeklerini yediler. Ordunun hepsi karnını doyurduğunda Efendimiz (s.a.v.) Cabir b. Abdullah’a gidip ehli ile birlikte yemeğini yemesini söyledi. Cabir b. Abdullah eve girdiğinde yemek olduğu gibi duruyordu. Bu, Resulullah’ın eli ile yemeğin bereketlenmesi idi. Allah (c.c.) Efendimiz’e bu ikramı defalarca yapmıştı. (Bunun adı mucizedir ve Müminlerin imanını artıracak bir şeydir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kazmalar işlemleri nihayete erdiği anda 12 bin kişilik hizipler ordusu da gelmişti. Medine’ye yaklaştıklarında hiç ummadıkları bir şey ile karşılaşmışlardı. Bu yüzden Efendimiz’e karşı sinirlendiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hendeğin bazı yerlerinde dar yerler vardı ve geçişler oluyordu. “Bin savaşçıya bedel” lakaplı Amr b.Abd-i Vudd hendeğin dar bir yerinden İslam ordusunun bulunduğu tarafa geçti ve &quot;Cennet iddiacıları neredeler? İçinizden beni cehenneme göndermeyi veya kendisi cennete gitmeyi isteyen yok mu?&quot; diye bağırarak mübâreze için kendisine bir rakip istedi. Onun bu meydan okuması herkesin kalbine bir korku düşürmüştü. Hz. Ali, &quot;Ben çıkarım ya Resûlallah&quot; dedi ama Resûlullah onu oturttu. Amr ikinci ve üçüncü kez savaşacak birini talep etti. Hz. Ali&#39;den başka kimse ona cevap vermedi. Resûlullah her defasında onu oturtuyor ve &quot;Ya Ali, bu Amr&#39;dır.&quot; diyordu. Bu olay üçüncü kez tekrarlanınca Hz. Ali yerine oturmadı ve “Ya Resûlallah! Eğer o bin savaşçıya beden Amr ise, ben de anamın isimlendirmesiyle Haydar-ı Kerrar’ım.&quot; dedi. Sonunda Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Ali&#39;nin gitmesine izin verdi ve başına kendi sarığını geçirdi. Ardından ellerini kaldırarak şöyle dua etti: &quot;Allah&#39;ım Hamza&#39;yı Uhud günü aldın. Bu da kardeşim ve amcamın oğlu Ali&#39;dir. Beni yalnız bırakma,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sen mirasçıların en hayırlısısın.&quot; (Mevsuatu&#39;t-Tarihi&#39;l-İslami, c.2, s.491-492; El-Menakıb Harezmi, s.144; Es-Siretü&#39;n Halebiyye, c.2, s.318).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Amr b. Abd-i Vudd, Hz. Ali&#39;yi karşısında görünce şaşırdı. Hz. Ali onu imana davet etti. Amr kabul etmedi. Hz. Ali bunun üzerine, &quot;O halde benimle savaşacaksın&quot; dedi. Amr, &quot;Geri dön. Baban arkadaşımdı. Seni öldürmek istemem&quot; deyince, Hz. Ali, &quot;Ama ben, Hakk&#39;a yüz çevirdiğin müddetçe vallahi seni öldürmek isterim.&quot; diye cevap verdi.” (El-İrşad, Şeyh Müfid, s.43-45) ve onu öldürdü. Hz. Ali&#39;nin tekbir sesleri duyulduğunda herkes Hz. Ali’nin Amr b. Abd-i Vudd’u öldürdüğünü anlamış oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hendeği geçmeye çalışan başkaları da oldu ama sahabe izin vermedi. Nevfel b. Abdullah yaya olarak geçmeye çalışınca sahabe tarafından ok yağmuruna tutuldu, sonra taşlandı. Yahudiler ve Kureyş ordusu onun cesedini almak istediler ama yaklaşamadılar. Bunun üzerine Efendimize haberci yolladılar. Cesedi alma karşılığında 10 bin dirhem teklif ettiler. Efendimiz (s.a.v.) parayı reddederek cesedi almalarına izin verdi. Allah Resulü’nün bu eylemi onların yüreğinde farklı bir etki oluşturdu çünkü İslam’a ve Hz. Peygambere karşı önyargıları vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• ZOR ZAMANLAR, AĞIR İMTİHANLAR, DERİN İHANETLER&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Süreç uzadıkça uzadı. Bir gün Resulullah (s.a.v.) ve Müslümanlar öyle bir ok yağmuruna tutuldular ki o gün namaz kılamadılar. Eğer çatışma varsa korku namazı kılınabiliyordu. (Efendimiz en az dört kez korku namazı kıldırdı.) Ama o gün onu bile kılamadılar. Akşama kadar namaz için imkân bulamadılar ve akşam imkân doğduğunda Efendimiz (s.a.v.) ellerini açtı ve orada beddua etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uhud’da mağaranın önüne geldiklerinde Allah Resulü’nün yanında Talha b. Ubeydullah ve Sa’d b. Ebi Vakkas vardı. Hz. Talha orada Efendimiz’den müşrikler için beddua etmesini istemişti. Efendimiz (s.a.v.) de o kadar eziyet görmesine rağmen ellerini açıp “Ey Allah’ım! Kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar.” şeklinde dua etmişti. Hendekte namaz söz konusu olduğunda ise “Ey Kitabı indiren, hesabı çabuk gören Allah’ım! Ahzabı (hizipleri) hezimete uğrat. Allah’ım, onları yenilgiye uğrat ve onlara sarsıntı ver.” diye bedduada bulundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonuçta ordu Allah Resulü’nün söylediği gibi darmadağın oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;!!! Efendimiz (s.a.v.) savaşta bile namaza bu kadar ehemmiyet vermişken bizim hangi işimiz namazdan daha önemli ve daha hayırlı olabilir? !!!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• NEBEVİ STRATEJİNİN EN GÜZEL ÖRNEĞİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Süreç uzayınca Kurayzaoğulları Yahudileri de ortalığı karıştırmaya niyetlendiler. Huyey b. Ahtab orduya gidip Müslümanları iki ateş arasında bırakmayı ve kalelerde saklanan aile üyelerine saldırmayı teklif etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) de bu arada beşer planında olması gerekenleri yapıp stratejiler üretiyordu. Zübeyr b. Avvâm’ı Kurayzaoğulları’nı kontrol etmesi için gönderdi. Hz. Zübeyr üç kez gidip geldi ve bir hazırlık içerisinde olduklarını haber verdi. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.) Sa’d b. Muâz ve Kurayzaoğulları ile anlaşmaları olan birkaç Medineliyi onları ikna etmelerini için görevlendirmişti ama onlar iknada başarılı olamadılar. Efendimiz (s.a.v) neticeyi sorduğunda sahabenin moralini bozmamak için Sa’d b.Muâz sadece “Adel ve Kare” cevabını verdi. Onların ihanet üzere olduklarını kastetti. (Çünkü o kabileler Recî vakasında ihanet etmişler ve muallim olarak giden sahabileri öldürmüşlerdi.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) 200 ve 300 kişilik birlikler hazırlayıp onlardan Medine’de büyük bir ordu varmış gibi ayrı ayrı yerlerde ve yüksek sesle kendilerini Yahudilere hissettirmelerini istedi. Bir güç gösterisi ve psikolojik harp oluşturdular. Öyle ki Yahudilerin bundan ödü koptu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudilerden bazıları Müslümanların hanımlarının ve çocuklarının oldukları kaleye yaklaşmaya başladı. İçeride savaşmayı bilmediği için sadece Hassan b. Sâbit vardı. Hz. Hamza’nın kız kardeşi Hz. Safiye annemiz Hassan b. Sâbit’in yerine kaleye girmeye çalışan adamı yere serdi. Geldiğinde Hassan b. Sâbit ‘e adamı öldürdüğünü ve gidip ganimetleri almasını ve adamı kaleden aşağı devirmesini söyledi ama Hz. Hassan bunu yapamayacağını söyledi. Hz. Safiye annemiz gidip dediklerini kendisi yaptı (“İş başa düştüğünde ümmetin hanımları da aslandır.” M. Emin Yıldırım). Hassan b. Sâbit’in (r.a.) bunları yapamaması savaşma kabiliyetinin olmamasından dolayı idi. Efendimiz (s.a.v.) onun için “Onun dilinin üzerinde meleğin dili vardır. Başkalarının kılıçla yaptıklarının kat kat fazlasını Hassan sözüyle ve şiiriyle yapmaktadır. Onu Ruhu’l Kuds ile Allah desteklemiştir.” buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudiler Gatafân oğullarını Hayber’in bir yıllık tüm mahsullerini verme şartıyla ikna etmişlerdi. Allah Resulü (s.a.v.) Gatafân oğullarını çağırıp onlara Medine hurmalıklarının 1/3’ünü vermeyi teklif etti ama onlar tamamını istediler. Efendimiz (sa..v.) itiraz etti ve onlar da dönüp gittiler. Efendimiz ’in böyle yapmakta ki amacı Yahudiler ile Gatafân Araplarının arasına güvensizlik sokmaktı. Nitekim bu stratejisi ile de başarılı oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) yine onların kabile liderlerinin olduğu bir yerde konuşurken Sa’d b. Muâz ile Sa’d b. Ubâde Resulullah’a bunu kendisinin mi söylediğini yoksa bir vahiy mi olduğunu sordular. Eğer bu Allah’ın isteği ise söyleyecekleri bir şey yoktu ama Resulullah’ın kendi içtihadı ise bunu ensar daha fazla bedel ödemesin diye yapıyordu. Onlar da Allah Resulü’nden kendileri için böyle bir şey yapmamasını istediler ve “İslam’dan önce bile olsa Medine’nin bir tek hurmasını onlara vermezdik.” dediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudiler ile Gatafânlılar arasındaki güvensizlik devam ederken Gatafân’dan Nuaym b. Mes’ud gelip Efendimiz’e Müslüman olduğunu söyledi ve hemen ne yapmasını gerektiğini sordu. Allah Resulü (s.a.v.) de onları birbirlerine düşürmesini istedi. (“Harb hiledir.” sözünü Efendimiz ilk kez burada kullandı. Bu bir strateji üretme idi, ilkelerden taviz vermek yoktu.) Nuaym b. Mes’ud Efendimiz’in isteği üzerine Kurayzaoğulları ile hizipler ordusunun aralarını karıştırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) en son hizipler ordusunun halini tam anlayabilmek için sahabeden birini yanlarına göndermek istedi. O kişi de Huzeyfe-tü’l Yemânî idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllar sonra Huzeyfe-tü’l Yemânî (r.a.) Medain’deyken yanındaki birkaç kişi “Keşke biz de Resulullah’ın zamanında yaşasaydık, biz de Uhud’a, Hendek’e katılsaydık da destan üzerine destan yazsaydık...” gibi söylemleri dile getirince onlara Hendek’te Allah Resulü’nün kendisini düşman ordusuna yollayışını anlattı: Allah Resulü (s.a.v.) Hendek gecelerinden birinde üç kez kimin düşmanın içerisine gidip kendilerine haber getireceğini sormuştu. Sahabe aşırı soğuktan büzüşmüş bir haldeydi ve başlarını bile kaldıracak mecalleri yoktu. Allah Resulü (s.a.v.) “Kim gider bana düşmandan bu haberi getirirse cennette ben onunla yan yanayım.” buyurdu. Sahabe buna can atardı ama hallerinden dolayı hiçbiri kendisinde o cesareti bulamamıştı. Sonunda Efendimiz (s.a.v) bu görevi Huzeyfe-tü’l Yemânî’ye verdi ve o gidip gelene kadar ne açlık ne üşüme hissedeceğini söyledi. Asla kılıç ve ok kullanmaması konusunda da onu tembihledi. Sonra da Resulullah (s.a.v.) onu dualarla gönderdi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Huzeyfe-tü’l Yemânî (r.a.) düşmanın komuta çadırına kadar yaklaştığında Ebu Sufyan’ı gördü ve onu okuyla öldürmek istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yayını bile germişti ama Allah Resulü’nün sözünü hatırlayınca bundan vazgeçti ve düşmanların yanına oturdu. Ebu Sufyan bir şeylerden şüphelenmiş olacak ki askerlerden hepsinin yanındakini tutup ona kim olduğunu sormasını istedi. Huzeyfe-tü’l Yemânî yanındakilerden önce davranarak onlara kim olduğunu sordu ve böylelikle düşman askerlerin kendilerini fark etmelerini önlemiş oldu. Konuşmaları dinledikten sonra hizipler ordusunun ittifaklarının ve morallerinin bozulmuş olduğunu gördü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendi ordusuna geri döndüğünde Allah Resulü (s.a.v) o anda hanımlarına ait bir kilimin üzerinde ibadet ediyordu ve Huzeyfe-tü’l Yemânî’ye yanına oturmasını söyledi. Oturdu anda üşümeye tekrar başladı. Efendimiz (s.a.v.) onun üşüdüğünü fark ettiğinde o kilimin bir parçasını üzerine attı ve duyduklarını anlatmasını istedi. Huzeyfe-tü’l Yemânî başından geçenleri anlattığında Efendimiz hamd etti ve ona dualarda bulundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Huzeyfe-tü’l Yemânî, Allah Resulü’nün sırdaşı olmuştu ve Efendimiz (s.a.v.) kimseye vermediği sırlarını ona vermişti. Ümmetin kara kutusu pozisyonundaydı. Efendimiz (s.a.v.) ona münafıkları isim isim bildirmişti. Hz. Ömer bu isimlerin arasında kendisinin olup olmadığını sormuş ama Huzeyfe-tü’l Yemânî’den bir cevap alamamıştı çünkü bu bir sırdı. Bunun üzerine Hz. Ömer ve sahabeden bazılarını bunu bildikleri için onun hangi cenazelere katıldığını, kime nasıl davrandığını gözlemlemeye başlamışlardı. (Sır saklayan insan şahsiyet sahibi insandır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nifakı ve münafıklığı bu kadar iyi tanıyan biri olan Huzeyfe-tü’l Yemânî’ye nifakın ne olduğu sorulduğunda: “Nifak, İslam’dan dem vurup onunla amel etmemektir.” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• KURAYZAOĞULLARININ İHANETİ VE VERİLEN CEZA&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) hizipler ordusu çekilmeye başladıklarında İslam ordusunu da yavaş yavaş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çekti. Onlar tamamen çekildiklerinde de Efendimiz Mescid-i Nebevi’ye döndü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabeden Sa’d b. Muâz yaralanmıştı. Giydiği zırh biraz kısaydı ve zırhın kaplamadığı yerden koluna ok gelmiş ve çok kan kaybetmişti. Efendimiz (s.a.v.) Mescid-i Nebevi’deki yaralılar çadırında onunla ilgilendi. Kendi hücresine çekildiği anda Cebrail (a.s.) geldi ve melekler olarak kendi zırhlarını çıkarmadıklarını, Kurayzaoğullarının ihanetinin cezasının ödetilmesi gerektiğini söyledi. Burada zafiyet göstermek doğru değildi, Cebrail (a.s.) de bunun için gelmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.) ikindi namazını kılmadan sahabeyi harekete geçirdi. (Sahabe arasında namazı ne zaman kılacakları konusunda ihtilaf olmuştu.) Gidip Kurayzaoğullarının kalelerini 15 gün boyunca kuşattılar. Kurayzaoğulları direnemeyince Efendimiz’den Sa’d b. Muâz’ın hakem olmasını istediler. Sa’d b. Muâz bunu kabul etti ve onu yaralı bir halde taşıyarak getirdiler. Sa’d b. Muâz onlara uyarmış olmasına rağmen kendisini dinlemediklerini hatırlatarak “Hz. Muhammed’e gelen Kur’an’a göre mi yoksa elinizdeki Tevrat’a göre mi hüküm vereyim?” diye sordu. Kur’an’da ihanete verilen hüküm sürgün edilmekti. Tevrat’a göre ise de öldürülmekti ve onlar da bunu istediler. Efendimiz (s.a.v) Sa’d b. Muâz’a verdiği hükmün göklerdeki hükme denk geldiğini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sa’d b. Muâz yine yaralı bir şekilde taşındı. Allah Resulü (s.a.v.) gece evindeyken Cebrail (a.s.) gelip ona ümmetinden birinin vefat ettiğini ve meleklerin saf saf yeryüzüne indiğini haber verdi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) koşarak yetişmeye çalıştı. O sırada Sa’d b. Muâz’ı kavmi Abdüleşhel oğulları almış ve mahallelerine doğru götürüyorlardı. Efendimiz’in telaşlı halini gören sahabe meraklandı. Allah Resulü (s.a.v.) onlara “Kardeşiniz Sa’d vefat etti, melekler saf saf onun cenazesi içininiyor. Korkarım ki melekler onu Hanzala gibi bizden önce yıkasınlar ve bizi bu sevaptan mahrum etsinler.” dedi ve Sa’d b. Muâz’ın cenazesine de yetişti ve bizzat kendisi ilgilendi. Bâki kabristanlığına defnedileceği zaman kalıplı biri olmasına rağmen tabutu çabuk hafifti. Efendimiz (s.a.v) sahabeye “Siz mi taşıyordunuz sanki?” diye cevap vermiştir çünkü onun vefatı ile arş titremiştir. Resulullah (s.a.v.) cenaze namazını kıldırırken gözyaşlarını tutamamış ve 6-7 kez tekbir almıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Hendek Gazvesi’nden sonra hizipler ordusu için “Bundan sonra biz gidip onlarla çarpışacağız; artık onlar, gelip bizimle çarpışamayacaklardır!” buyurdu. (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, c. 4, s. 262.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• YEDİ MESCİDLER&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; Efendimiz ‘in fetih/komuta çadırı diye kurdurduğu kendi çadırının yeri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hendek çadırlarının kurulduğu yer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Bu mescitleri ilk yaptıran Ömer b. Abdülaziz’dir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; NOT: Hudeybiye’den dönerken Fetih suresi nazil olmuştur. Fetih olmadan suresi inmiştir. Fetih suresini bu nazarla okuyalım. 29. Ayet sahabeyi Kur’an’da en güzel anlatan ayettir:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.”&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/1638260924262360169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-21-bolum-kufrun-tek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/1638260924262360169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/1638260924262360169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/11/herkes-icin-siyer-21-bolum-kufrun-tek.html' title='HERKES İÇİN SİYER - 21. BÖLÜM (KÜFRÜN TEK MİLLET OLDUĞU SAVAŞ: HENDEK GAZVESİ) '/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/Nt4E4SnfTDc/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-2540490638029902083</id><published>2020-10-25T10:34:00.002-07:00</published><updated>2020-10-25T10:34:08.212-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>Siyer dersleri 16-20.bölüm sorularla tekrar edip öğrenelim</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8o39HvpIPsZPg3A-tBzDGJKywFcorCr_lBUchOMZmw_FYveViFRmHCQ8_rOK7j3ey7rog6kpZSLv7vvNpT__KvrimVrMuivOGHpOtzCPvTtdh3Ko2rMTHb28UhqMYUhfpkOKH4jVSFbY/s632/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; data-original-height=&quot;560&quot; data-original-width=&quot;632&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8o39HvpIPsZPg3A-tBzDGJKywFcorCr_lBUchOMZmw_FYveViFRmHCQ8_rOK7j3ey7rog6kpZSLv7vvNpT__KvrimVrMuivOGHpOtzCPvTtdh3Ko2rMTHb28UhqMYUhfpkOKH4jVSFbY/s320/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Siyerin ruhunda Peygamber Efendimizin kâmilen bir şahsiyeti var ve o şahsiyet içerisinde aslında biz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;varız. Siyer her ne kadar bir insanın hayatı olsa da bütün bir beşeriyetin hayatıdır çünkü Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tüm beşeriyet için bir örnek teşkil eder. Tüm insanlık için adeta fabrika ayarı niteliğindedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Derslerimizden neler öğrendik ?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aşağıdaki soruları cevaplamaya çalışarak öğrenmeye çalışalım inşaallah ...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSeU-sOAc-0bByD_gpXRDzjIr3vekQt0lfC7pKoOtfwEf-3bow/viewform?vc=0&amp;amp;c=0&amp;amp;w=1&amp;amp;flr=0&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSeU-sOAc-0bByD_gpXRDzjIr3vekQt0lfC7pKoOtfwEf-3bow/viewform?vc=0&amp;amp;c=0&amp;amp;w=1&amp;amp;flr=0&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/2540490638029902083/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/siyer-dersleri-16-20bolum-sorularla.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/2540490638029902083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/2540490638029902083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/siyer-dersleri-16-20bolum-sorularla.html' title='Siyer dersleri 16-20.bölüm sorularla tekrar edip öğrenelim'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8o39HvpIPsZPg3A-tBzDGJKywFcorCr_lBUchOMZmw_FYveViFRmHCQ8_rOK7j3ey7rog6kpZSLv7vvNpT__KvrimVrMuivOGHpOtzCPvTtdh3Ko2rMTHb28UhqMYUhfpkOKH4jVSFbY/s72-c/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-4115162145763397630</id><published>2020-10-25T00:23:00.000-07:00</published><updated>2020-10-25T00:23:28.560-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>HERKES İÇİN SİYER - 20. BÖLÜM (MUSTALİKOĞULLARI GAZVESİ’NDEN ÂLEME MESAJLAR)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/SlX4ekL1Qro&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;SlX4ekL1Qro&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;HERKES İÇİN SİYER - 20. BÖLÜM (MUSTALİKOĞULLARI GAZVESİ’NDEN ÂLEME MESAJLAR)&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• UHUD’A KATILMAYAN VE FİTNEYE SEBEP OLUP GERİ ÇEKİLEN MÜNAFIKLAR BU GAZVEYE&lt;/p&gt;&lt;p&gt;NİYE KATILDILAR?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Münafık, menfaati neredeyse orada yer alan, riski olan işlere bulaşmayan, bir yerde menfaat&lt;/p&gt;&lt;p&gt;elde edecekse her kılığa girip o menfaati kendi lehine çevirene kadar gayret eden tiptir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Münafıklar Uhud’da bir risk gördükleri için yarı yolda dönmüşlerdi. Dertleri Allah Resulünü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) ve sahabeyi bir şekilde sıkıntıya sokmaktı. Fırsat da orada ellerine geçmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mustalikoğulları Gazvesi’nde gidilecek kabile zengin idi ve elde edilecek ganimetlerinin çok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğunu biliyorlardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.) NİYE ONLARI DA GÖTÜRDÜ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bir nevi risk hesabı yaptı. Münafıkların kendileri ile beraber gelmeleri de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;riskti, Medine’de kalmaları da ama Medine’de kalmaları daha büyük bir risk teşkil ediyordu. Bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yüzden onların gözünün önünde olmasını istedi. Özellikle de İbn Selûl’u her gittiği yerde fitne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oluşturmasına rağmen götürdü. Kendi yanında olması bu riski biraz daha düşürüyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.) NEDEN İBN SELÛL’Ü ORTADAN KALDIRMADI?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Münafıklar topluma kendilerini çok farklı bir şekilde anlatıyorlardı. Tanımayan bir insan gelip&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescid-i Nebevi’de İbn Selûl’ü dinlese onu peygamber aşığı zannedebilirdi. Hitabeti kuvvetliydi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çevresindeki insanları İslam için bir şeyler yapma maksadı ile etkisi altına alıp kandırıyordu. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) bu duruma İbn Selûl için değil o kandırdığı adamlar için katlandı. Çünkü onu öldürdüğünde o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;insanları kaybedecekti. Bu yüzden Hz. Ömer istemiş olsa bile öldürülmesini istemedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlerleyen zamanlarda olay farklı bir noktaya gelerek İbn Selûl’ün maskesi düştü, kendi kabilesi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onu kınamaya başladı. Böylece Allah Resulünün öldürmesine de gerek kalmamıştı. Ondan sonra Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ömer “Ya Resulallah! Yaptığın her iş benim söylediğim ve yaptığımdan daha hayırlıdır.” demiş ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’in ne kadar isabetli olduğunu ikrar etmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimizin karşısında da üç cephe vardı, bugün bizim karşımız da üç cephe var: küfür&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cephesi, nifak cephesi ve cehalet cephesi. Allah Resulü (s.a.v.) aynı mücadeleyi vermedi ve hepsiyle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ayrı savaştı. Cehalet cephesine verilecek mücadele merhamet, nifak cephesine verilecek mücadele&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tedbir, küfür cephesine verilecek mücadele strateji üzeredir. Efendimiz (s.a.v.) bunu yaptı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaptıklarında isabetli de oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• BU GAZVEYE NİYE İHTİYAÇ DUYULDU?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hicretin beşinci yılında Efendimizin kurduğu istihbarat ağı oldukça genişlemişti. Her taraftan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;haberler geliyordu. Gelen haberlerden birisi de Müstalikoğulllarının Medine’ye saldırmak için hazırlık&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaptıkları idi. Güçlü ve zengin bir kabile idiler. Efendimiz’in ve Müslümanların gücünün büyüyüp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendilerine ulaşacaklarını düşündüler ve onlardan evvel harekete geçmek istediler. Müreysî oğulları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’ye 96 mil/160 km uzaklığında. Orası kervanlarının geçip geldiği bir yer de olduğu için de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;endişelenmişlerdi. Kabile reisleri Hâris b. Ebû Dırâr idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bu durumdan haberdar olunca Büreyde b. Husayb el-Eslemî’yi saldırmak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için hazırlandıklarını teyit etmesi için kabileye gitmekle görevlendirdi. Büreyde b. Husayb oraya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gittiğinde daha iyi gözlem yapabilmek için Müslüman olduğunu gizleme adına Efendimiz’den icazet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istedi. Allah Resulü (s.a.v.) bunu onaylayınca kabileye gitti ve Hâris b. Ebu Dırâr ile muhabbet kurmayı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başardı. Ondan bu bilginin doğru olduğunu öğrendi ve Efendimiz’in yanına gelerek durumu onayladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) haberi teyit ettirince 700 sahabe ile Müreysî sularının olduğu yere doğru&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yola çıktı. Medine ile arası 160 km’dir. Yol güzergâhı itibari ile zorlu bir sefer idi ve askeri seferden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ziyade daha büyük hadiseler yaşanmıştı. Müslümanlar kuyunun başında konakladılar. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) orada gözdağı vermek için ciddi bir operasyon yaptı. Çatışma başladıktan kısa bir süre sonra da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanlar galip geldi. Kabilenin en ileri gelenlerinin de içinde bulunduğu 500-600 kişiyi esir aldılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aralarında kocası öldürülmüş olan Hâris b. Ebû Dırâr’ın kızı Cüveyriye annemiz de vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• BİR CAHİLİYE DAVASI OLARAK IRKÇILIK&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2000 tane deve, 5000 tane koyunun da içinde bulunduğu bol miktarda ganimet elde edildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu Müslümanların çok hoşuna gitmişti ama münafıkların başka oyunları da vardı. İbn Selûl fitne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkarmak için fırsat kolluyordu. Allah (c.c.) ona bu gazve sırasında iki tane fitne ateşi yakma imkânı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verdi. Onlardan biri şöyle gerçekleşti:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Su kuyusunun başında sırayla herkes suyunu çekiyordu. Muhacirlerden Cahcaş b. Mes’ud ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ensardan Sinan b. Veber arasında kuyudan su çekme sırasında kovaların birbirine karışması nedeniyle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kavga çıktı. İkisi de aşiretlerini yardıma çağırdılar. Ensar-muhacir kardeşliği bir anda darbe aldı. İbn&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Selûl fırsattan yararlanarak olayı karıştırmaya başladı. Ensarın yer yurt vererek muhacirlere fazla yüz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verdiğini, muhacirlerin de bunların karşılığında “Besle kargayı, oysun gözünü.” tabiri ile nankörlük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ettiklerini dile getirdi. Eğer Medine’ye dönerlerse aziz olanların (ensarı kastediyordu) zelil olanları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(muhacirleri kastediyordu) sürüp çıkaracağını söyledi ve insanları kışkırttı. Allah Resulü (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;haberdar olunca olaya müdahale etti. Yapılanın cahiliye kalıntısı olduğunu, onlara ait olmayan ya da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’ın onlara ikram ettiği bir şeyden dolayı üstünlük sağlamanın İslam dışı olduğunu belirtti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Irkçılığa çağıran bizden değildir! Irkçılık yolunda kavga veren bizden değildir! Irkçılık yolunda ölen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bizden değildir!” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asabiyet ve ırkçılık dediğimizde meseleyi sadece kavmiyetçilik (ırk) olarak algılıyoruz. Bu işin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ana ayağıdır ama buna ilave olarak hemşerilik asabiyeti, yaş asabiyeti, cinsiyet asabiyeti, mensubiyet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;asabiyeti gibi başka asabiyetler de mevcut durumda. Ancak Allah Resulü (s.a.v.) üstünlüğün takvada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğunu defalarca vurgulamıştır. Takva, gördüğün her mümini kendinden hayırlı zannetmendir!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe kendi kavimlerini sevmelerinin ırkçılık olup olmadığını sorduğunda Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hayır cevabını vermiştir. “Irkçılık odur ki senden olan birisi senden olmayan birisine zulüm ettiğinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sırf senden olduğu için onu görmemendir. Ve sırf senden olduğu için o zulme arka çıkmandır.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;buyurmuştur. Bu tarz asabiyetlerinin hepsinin ayağının altında olduğunu söylemiştir. Onun ayağının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;altında olanı başımıza koyduğumuzda başımızı da onun ayağının altına koymuş oluruz. Bugün ne yazık&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ki biz de ehli küfre fırsat vermekteyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.) öğle vakti sahabeyi ayaklandırdı ve neredeyse 5-6 saat&lt;/p&gt;&lt;p&gt;boyunca yürüttü. Bir yere gelince tamam dedi ve istirahate çekildiler. Herkes çok yorgundu ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uyudular. Kalktıklarında ırkçılık noktasında kalplerinde hiçbir şey kalmamıştı. Allah Resulü bunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapmakla; eğer mümin boş kalırsa şeytanın oyuncağı olacağını gösterdi. Bunun için mümin kıyamet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kopsa bile elindeki hurma fidanını dikme adına gayret içerisinde olur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• İFK HADİSESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ordu istirahat ettikten sonra harekete geçeceği bir sırada Aişe annemiz ihtiyacı için ordunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dışına çıkmıştı. Dönüp geldiğinde kolyesini düşürdüğünü fark etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Bu gazve bazı şeylerin ortaya çıkabilmesi için birçok hadisenin gerçekleştiği bir gazve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmuştu. Çok önemli mesajlar verdi. O mesajlar için de sahabeden bazıları kurban olmuştu. Hz. Âişe,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Safvan b. Muattal, Zeyd b. Hârise, Zeynep binti Cahş, Zeyd b. Erkam ve Cüveyriye binti Hâris bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olaylarda kurbanlığı en üst safhada yaşamış sahabilerdi.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Âişe annemiz gerdanlığını düşürünce orduya yetişebileceğini düşünerek onu aramaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koyuldu. Uzun bir arayıştan sonra gerdanlığını buldu ama geri döndüğünde ordu gitmişti. O zamanlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hanımlar devenin sırtına konan, kadınlara mahsus, hevdec denilen üstü kapalı bir çeşit sandığa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bindiriliyordu. Hz. Âişe annemiz zayıf olduğu için hevdeci taşıyanlar onu hevdecin içerisinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zannettiler. Bunun üzerine Âişe annemiz ordunun nasıl olsa yokluğunu fark edip geleceğini düşünerek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bulunduğu yerde beklemeye karar verdi ve orada uyuyakaldı. Bir müddet sonra Safvan b. Muattal&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yanına geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Safvan b. Muattal’ın hastalık derecesinde uykuya zafiyeti vardı. Resulullah’a (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uyanamadığını söyledi. Allah Resulü de ona izin verdi ve ne zaman uyanırsa arkadan gelerek artçılık&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapmasını söyledi. Efendimiz onun için böyle bir terbiye yöntemine girdi ve zafiyeti bir kabiliyete&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dönüştürmüş oldu. (Safvan b. Muattal (r.a.), Adıyaman Samsat’ta yatmaktadır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Safvan b. Muattal (r.a.) bir karartı gördü, biraz yaklaşınca onun insan olduğunu, biraz daha&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaklaşınca onun Âişe annemiz olduğunu anladı. Orada sadece “inna lillâhi ve inna ileyhi raciun” dedi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve Âişe annemize neden geride kaldığını bile sormadı. Devesini getirip annemizin önüne çöktürdü ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;o bindikten sonra da orduya yetişmek için yola devam ettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onlar gelene kadar fitne baş göstermişti. İbn Selûl su kuyusunun başında olanlardan dolayı bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sürü söz söylemişti. O sözleri genç bir delikanlı olan Zeyd b. Erkam duydu ve Allah Resulü’ne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylemeye karar verdi. Efendimiz (s.a.v.) ona; bunları İbn Selûl’ün söyleyip söylemediğini, aralarında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir düşmanlık olup olmadığını ve hiçbir ekleme çıkarma yapmadan aynen duyduklarını söyleyip&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylemediğini sordu. Zeyd (r.a.) hepsinde duyduğunu doğruladı. Efendimiz (s.a.v.) hiçbir şey&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylemedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zeyd (r.a.) Efendimiz’in yanından çıkınca İbn Selûl durumu öğrendi ve kendi kabilesinden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birkaç kişiyi de kendisine şahit tutarak Zeyd’in söylediklerini söylemediği dile getirdi. Bunun üzerine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zeyd b. Erkam Allah’a gerçeğin ortaya çıkması için vahyin inmesi adına dua etti. Onun bu duası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerime Münafikûn suresi nazil oldu. Ayetler geldiğinde Efendimiz (s.a.v) Zeyd’i (r.a.) yanına çağırdı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Allah indirdiği ayetlerle seni doğruladı.” müjdesini verdi. Zeyd b. Erkam Allah tarafından doğrulayan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve doğrulanan bir genç idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayetler geldikten sonra Efendimiz (s.a.v.) yine hiçbir şey söylemedi. Hz. Ömer gelip İbn Selûl’ü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öldürmek istediği burada söylemişti ama Allah Resulü izin vermedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbn Selûl’ün tam adı Abdullah b. Übey b. Selûl’dür. Oğlunun adı da Abdullah idi ve babasının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aksine o mümindi. Allah Resulüne gelip babasını öldürmek için izin istedi. Eğer başkası öldürürse&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şeytanın bunu kendisine ağır gösterip o mümin kardeşine karşı yüreğinde bir kin beslemesinden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;endişe ettiğini, bu yüzden kendisi öldürmek istediğini beyan etti. Ama Efendimiz müsaade etmedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ben başkalarına Muhammed yakınlarını, adamlarını öldürtüyor dedirtmem!” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah (r.a.) bunun üzerine Medine’ye yaklaştıklarında bir tepenin üzerinde durup kılıcını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çekti. Babasına eğer şu cümleyi söylemezse onu Medine’ye sokmayacağını söyledi: “Müminler azizdir,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;münafıklar ve kâfirler de zelildir. Aziz olanlar Medine’de yer edinecek, zelil olanları da Allah daha da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zelil edecektir.” İbn Selûl oğlundaki kararlılığı görünce bu cümleyi söylemek zorunda kaldı ve Abdullah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da o zaman babasının girmesine müsaade etti. Efendimiz (s.a.v.) bunu duyunca onun için hayır&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dualarda bulundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Âişe annemiz ve Safvan b. Muattal (r.a.) saatler sonra döndüklerinde münafıklar iftirayı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;açıklıkla lanse etmeyip farklı kalıplarla yaptılar ve bu da insanlar arasında yayıldı. Döndüklerinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’de dört ayrı tavır ortaya çıkmış oldu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Münafık tavrı → Ağızlarında geveleye geveleye fitnenin daha çok yayılmasını sağlayanlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Cahil Müslüman tavrı → Acaba mı? Olabilir mi? diye konuşanlar. Bunlar arasında Hassan b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sâbit, Mistah b. Usâse ve Hamne binti Cahş (Mus’ab b. Umeyr’in eşi ve Zeynep binti Cahş’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kızkardeşi) yer alıyordu. Olayın sonunda bunlara iftira haddi uygulandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Sessiz Müslüman tavrı → Sessiz kalıp karışmayanlar ama bu zümre de kınanmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Olgun Müslüman tavrı → “Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, “Bu, apaçık bir iftiradır” deselerdi ya!” (Nur 24/12)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İftirayı duyup buna inanmayan ve tarafını belli edenler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah İbn Abbas (r.a.) “Dört tane kişiyi Allah ayetleriyle teskiye etti/arındırdı.” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onlar Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Meryem ve Hz. Âişe idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Âişe annemizin hiçbir şeyden haberi olmadı. Seferden döndüğünde hastalandı ve 20 gün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ateşli bir halde yattı. Allah Resulü (s.a.v.) normal zamanda gösterdiği ilgiyi göstermeyince ve odasına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;seyrek uğrayınca bir şeyler olduğunu sezmişti ama hakkında yapılan dedikodulardan haberi yoktu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Âişe annemizin masum olduğuna inanıyordu ama olaya itiraz etse ya da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Aişe’yi kendiliğinden teskiye etse idi münafıklar hanımı diye olayın üstünü örttüğünü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşüneceklerdi. Birilerini cezalandırsa yine fitne ateşi sönmeyecekti. İlahi irade müdahale etmeliydi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve bu yüzden Allah Resulü (s.a.v.) sabretti ve bekledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;20 gün sonunda Hz. Âişe annemiz dışarıya çıktı. Yanında Mistah b. Usâse’nin annesi vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ümmü Mistah üç kere üstündeki örtüye basıp düştü ve her kalktığında da “Allah Mistah’ın burnunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yere sürtsün!” dedi. Âişe annemiz niye böyle söylediğini sorduğunda oğlunun bu dedikoduyu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlattığını söyledi. Hz. Âişe annesi ile babasının ve Allah Resulü’nün de bundan haberi olduğunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öğrenince Allah Resulü’ne gönül koydu. Sonra da Hz. Peygamber’den izin alıp babasının evine gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ebubekir ve eşi Ümmü Rûman kızlarını teskin etmeye çalıştılar. Aradan bir müddet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geçtikten sonra Allah Resulü de geldi ve Âişe annemize: “Eğer mâsum isen Allah seni temize&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkaracaktır, bir günah işledinse tövbe et ve affını dile; Allah tövbekârları bağışlar” dedi. Âişe annemiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bu işi yapmadığını, Allah’ın bu noktada kendisine bir hayır kapısı açacağını, ne söylese şüphe ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşılayacağını ifade etmiş ve artık Hz. Ya‘kūb gibi sabredip Allah’tan yardım dilemekten başka&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çaresinin bulunmadığını söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) sahabe ile istişare etmek için bir hutbe irât etti ve fitne ateşini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söndürmeleri için onlardan talepte bulundu ancak bu Hazrec ile Evs arasındaki kavganın yeniden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;alevlenmesine sebep oldu. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) evine çekildi ve Ümmü Eymen annemiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ile, Hz. Ali ile, Berîre adlı câriye ile, Zeyneb bint Cahş ile istişareler etti. Her birisi Allah Resulü’nü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rahatlatacak şeyler söylediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer ile istişare ettiğinde o Efendimize bir anılarını hatırlatarak teskinde bulundu: Bir gün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;namaz kılarlarken Allah Resulü (s.a.v.) terliklerini çıkarmıştı. Bunun üzerine sahabe de terliklerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkardı. Namaz bitince Allah Resulü terliklerinde necaset bulunduğunu Cebrail (a.s.) haber verdiği için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkardığını söylemişti. Hz. Ömer bu olayı hatırlattıktan sonra “Ya Resulallah! Eğer Cebrail (a.s.) senin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;terliğine bulaşmış ufacık bir necaset için geldiyse, namusuna bulaşan necaset için de gelecektir. Ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah vahyini indirecek, bu noktada senin gönlündeki fırtınaları dindirecektir.” dedi ve dediği gibi de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Aişe annemizin yanında iken Nur suresi 11-26. ayetleri nazil oldu. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ayetleri okudu ve Medine’deki ateş söndü. Arkasından Münafikûn suresinin ayetleri ile münafıkların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çevirdikleri oyunlar ve yaptıkları konuşmalar da açığa çıkmış oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllar sonra aynı olay Maria annemizin de başına geldi ama bu sefer bir sahabi bunda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;inanmadı çünkü derslerini almışlardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Bir mümin olarak yapmamız gereken birisi hakkında bir şey duyduğumuz ya da gördüğümüz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zaman hüsn-ü zânda bulunmak ve irdelememektir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer (r.a.) yatmayan biriydi ve geceleri Medine’de dolaşırdı. Bir gün bir evden olumsuz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sesler duydu ve yerine gelerek askerlerinden falanca evde zina yapıldığına dair şeyler duyduğunu ileri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sürerek o evdekileri tutuklayıp getirmelerini istedi. Hz. Ali onu durdurdu ve böyle bir sebepten dolay&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ceza veremeyeceği söyledi. “Eğer o evin sahiplerinin isimlerini ifşa etseydin, vallahi sana iftira haddi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uygulansın diye sana talepte bulunurdum çünkü dört tane şahidin olana kadar bunu konuşmak caiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değildir.” diyerek onu uyardı. Hz. Ömer de orada durdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• CÜVEYRİYE VALİDEMİZİN GELİŞİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cüveyriye validemiz Benî Mustaliḳ kabilesi reisi Hâris b. Ebû Dırâr’ın kızıdır. Esirlerin arasında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;idi ve ashaptan birinin hissesine düştü. Esaretten kurtulmak için Hz. Peygamber’in yanına gitti ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendisini tanıtarak fidyesinin ödenmesi hususunda yardımcı olmasını istedi. Bunun üzerine fidyesini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ödeyen Hz. Peygamber’in evlilik teklifini kabul ederek “müminlerin annesi” oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O, Allah Resulü ile bunları konuştuğu sırada babası esir düşen kızının fidyesini ödemek için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bazı develeri önüne katarak Medine’ye gelmişti. Ancak develerden iki tanesi çok hoşuna gittiği için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;saklamaya karar verdi. Allah Resulü’nün huzuruna geldiğinde geliş sebebini beyan etti ancak kızı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman olacağını ve Resulallah ile evleneceğini söyledi. Bunun üzerine Hâris b. Ebû Dırâr kızını ikna&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmek için develer getirdiğini söylediğinde Allah Resulü (s.a.v.) iki deveyi gizlediğini söyledi. Hâris b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebû Dırâr bunu duyunca yaptığını kendisinden başkası bilmediği için şaşırdı ve orada iman etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Peygamber’in Cüveyriye ile evlendiğini duyan sahabe Resûl-i Ekrem’i memnun etmek için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cüveyriye annemizin esir olan akrabalarını azat ettiler. Azat edilen her esir de bu ikramı gördüğü için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman oldu. Mustalikoğulları’nın tamamı bu evlilikten sonra İslâmiyet’i kabul ettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• TEYEMMÜM AYETİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Âişe annemiz gerdanlığı bulup geldikten sonra bir yerde tekrar düşürdü ve yeniden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aramaya koyuldu. Bu sefer ordu ashabını kendisini beklemesi konusunda uyardı. Ordu beklediği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sırada namaz vakti girdi. Bulundukları yerde abdest almak için su da yoktu. Hz. Ebubekir (r.a.) bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;durum üzerine çok sinirlendi ve kızına kızdı. Allah Resulü (s.a.v.) ise hiçbir şey söylememişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saatler geçince Nisa suresinin 43. Ayeti bu mesele hakkında nazil oldu ve teyemmüm&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gündeme gelmiş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız&lt;/p&gt;&lt;p&gt;durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe sonra gelerek Hz. Ebubekir’e yaptıkları her işte ne kadar hayırlı bir aile olduklarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylemişlerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• ZEYNEP BİNT CAHŞ’IN PEYGAMBER HANIMI OLUŞU&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) birçok evliliğini Allah’ın (c.c.) emretmesi ile yapmıştır. Zeynep bint Cahş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ile evlenmesi de böyle oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zeynep annemiz Efendimiz’in halasının kızı idi. Annemizin Allah Resulü’nde gönlü vardı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz talip olsun diye 32-33 yaşına kadar bekledi. Allah Resulü (s.a.v.) de bir gün gelip evlatlığı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zeyd b. Hârise için Zeynep annemizi istedi. O da kabul etti ama Efendimiz ne kadar uğraşsa da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;evlilikleri yürümedi. Bir yıl kadar süre sonunda ayetler meseleye müdahale etti çünkü onların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerinden evlatlık hukuku gelecek ve cahiliyeye ait bir gelenek ortadan kalkacaktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında),&lt;/p&gt;&lt;p&gt;evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mutlaka yerine getirilmiştir.” (Ahzâb 33/37)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayetler inince Zeyd b. Hârise Zeynep annemizi boşadı ve Allah Zeynep validemizi ayetleri ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’ne nikâhladı. Hz. Âişe annemiz bununla ilgili iki şey söylemiştir:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bu hüküm Efendimiz’e çok ağır gelmişti ama bunu gizleyemezdi, mecburen söyledi. Ayetler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bu konuda Allah Resulü’nü münafıklardan çekinmemesi konusunda uyarmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Resulallah’ın eşleri olarak hepsinin nikâhlarının yerde ama Zeynep annemizin nikâhının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göklerde kıyıldığını söylemiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zeynep binti Cahş annemiz “Ümmü’l Mesâkin (miskinlerin anası)” olarak anılırdı. El işleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapar ve ondan kazandığı parayı saymadan infak ederdi. Medine’de onun elinden geçimini sağlayan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onlarca dul kadın ve yetim çocuk vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer, hilafeti döneminde birçok ganimet geldiğinde 12 bin dirhemi Zeynep annemize&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gönderdi. Zeynep annemiz gelen paranın üzerini örttü ve hiç saymadı. Elini daldırıp ne geldiyse&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yanındaki hizmetliye veriyor ve dağıtmasını söylüyordu. Hz. Ömer onun dağıtacağını bildiği için ekstra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bin dirhem daha yolladı ve Zeynep annemiz onu da dağıttı. Ama bir yandan da Allah’a bu kadar para&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ile imtihan etmemesi için dua etmişti ve ondan sonra da bir daha para gelmedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Aişe annemiz onun hayrı çok yapan birisi olduğunu vefat ettiğinde onun arkasından&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ağlayanlardan anladıklarını söylemiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KENDİMİZE NOT:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İtikâf Ramazanın en önemli sünnetlerinden biridir. Efendimiz (s.a.v.) itikâfa çok önem verirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir yıl yapmazsa diğer yıl telafi ederdi. Mesela hicretin ilk senesi Bedir’de olduğu için yapamamıştı. 8.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yılda da Mekke’nin fethi gerçekleştiği için yapamadı. Son Ramazanında 20 gün yaparak itikâfın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ehemmiyetini ortaya koydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İtikâf, Hira’yı yeniden yaşamaktır. Biraz dünyadan uzaklaşarak kendimizle yüzleşmemiz ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’la aramızdaki adımları güçlendirmemiz için güzel bir fırsattır. Çünkü “Nefsini tanıyan Rabbini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tanır.” Ondan sonra hayatımızı o yüzleşmeden aldığımız kazanımla devam ettirmeye gayret&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göstermeliyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v) itikâfı son 10 günde yapardı ama itikâf bir iki gün, hatta birkaç saat bile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapılabilir. Bu yüzden itikâfı tecrübe etmek gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“İtikâfta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.&quot; (İbni Mace)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Bir devenin iki sağımı kadar itikâf eden, bir köle azat etmiş gibi sevab kazanır.&quot; (Tenvir)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Ramazan&#39;da on gün itikâf eden, iki defa (nafile) hac yapmış gibi sevab kazanır.&quot; (Beyheki)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Allah rızası için bir gün itikâf, insanı Cehennem&#39;den çok uzaklaştırır.&quot; (Taberani)&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/4115162145763397630/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/herkes-icin-siyer-20-bolum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/4115162145763397630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/4115162145763397630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/herkes-icin-siyer-20-bolum.html' title='HERKES İÇİN SİYER - 20. BÖLÜM (MUSTALİKOĞULLARI GAZVESİ’NDEN ÂLEME MESAJLAR)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/SlX4ekL1Qro/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-6386158579142920392</id><published>2020-10-17T09:13:00.005-07:00</published><updated>2020-10-17T09:14:08.817-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'> HERKES İÇİN SİYER - 19. BÖLÜM (YENİDEN ŞAHLANIŞIN ADI HAMRÂÜLESED)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/NfD9BAZvWPg&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;NfD9BAZvWPg&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;HERKES İÇİN SİYER - 19. BÖLÜM (YENİDEN ŞAHLANIŞIN ADI HAMRÂÜLESED)&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• EFENDİMİZ VE ASHABI MEDİNE’YE DÖNDÜKTEN SONRA NE OLDU?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) ve sahabe Medine’ye çok zor bir biçimde döndüler çünkü hepsi yaralıydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Bu konuda kaynaklarımızda hangi sahabenin kaç yerinden yaralandığına dair bilgiler bile yer alır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) yoldayken Hassan b. Sabit’ten şiir okumasını istedi. Hassan b. Sabit bir iki satır&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uhud’la ilgili şeyler söyledikten sonra Bedir ile alakalı satırlar okudu çünkü onları ayağa kaldıracak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olan şey Bedir idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günlerden Cumartesi ve akşam vakitleri idi. Allah Resulü (s.a.v.) Mescid i Nebevi’nin önüne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gidecekti ama atından inemedi. O anda Sa’d b. Muâz ve Sa’d b. Ubâde durumu fark edip yardımına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koştular. Allah Resulü (s.a.v.) öyle yaralıydı ki hazırlığını bitirdikten sonra namazı kıldıracak gücü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendinde bulamadı ve ilk kez oturarak namazı kıldırdı. O varken kimse onun önüne geçmezdi,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mecburen imameti Efendimiz yapmalıydı. Ama acı çekerken bile ümmetini, sahabesini düşündü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali’yi Mekke müşriklerinin peşine düşmesi için görevlendirdi ve onların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;develerine mi yoksa atlarına mı bindiklerini gözlemesini istedi. Eğer develerine binip atlarını yanlarına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;alıyorlarsa bu Mekke’ye gidiyorlar demekti ama atlarına binip develerini yanlarına alıyorlarsa bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;saldırı için Medine’ye geliyor olduklarına işaretti çünkü bu yönde söylentiler dolaşıyordu. Hz. Ali&lt;/p&gt;&lt;p&gt;denileni yaptı ve onların develerine binip gittiklerini söyledi. Efendimiz (s.a.v.) peygamber kimliğiyle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beraber bir lider olarak o anda Medine’de oluşan tüm olumsuz havaları dağıtması gerekiyordu. Bunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için Uhud’a katılanların -sadece onlar olmak üzere- ertesi gün hazır olmalarını ve düşmanın peşine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşeceklerini buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HAMRÂÜLESED&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hamrâülesed düşmana gözdağı, dosta yeniden can suyu vermektir. Dedikoduların önüne set&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çekmektir, dertlere derman olmak, düşüşlere yeniden şahlanmaktır. Hamrâülesed olmasaydı insanlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;günlerce Uhud’u konuşup yas tutacaklar, moralleri düşecekti ki münafıklara fırsat doğacaktı. Zaten&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbn Selûl yoldan döndüğü için ‘ben demedim mi’ diyerek kendini haklı göstermeye çalışmıştı bile.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onun için Allah Resulü (s.a.v.) yeniden onların bütün planlarını alt üst etti. Bir gün sonra da İbn Selûl&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Muhammed bizi bir daha yıktı.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hamrâülesed, Medine’ye 20 km uzaklıktadır (Bedir yol üzerinde) ve kırmızı aslan demektir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(dağ uzaktan öyle göründüğü için Araplar bu ismi kullanmışlar). Buraya gelenler sadece Uhud’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;katılanlar idi. Çok ağır olan birkaç kişi dışında kalanların hepsi vardı. Bunların dışında Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uhud’a katılmamış olmasına rağmen -özel bir gerekçeyle- Cabir b. Abdullah’ın katılmasına müsaade&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(İslam medeniyetinin çocukları menkıbe çocuklarıdır. Ama biz onları uyumak için değil,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uyanmak ve yeniden yazmak için dinleriz. Abduleşhel mahallesindeki iki kardeşin menkıbesi gibi.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah b. Sehl ve kardeşi Râfi b. Sehl, Allah Resulü (s.a.v.)’nün çağrısını duyunca ağır yaralı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmalarına rağmen birbirlerini taşıma pahasına bile olsa gideceğiz dediler. Ve yolun birçok yerinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah b. Sehl (r.a.) kardeşini sırtında taşımak zorunda kaldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üseyd bin Hudayr (r.a.) kalkacak mecali yokken, ölse bile Efendimizin çağrısına icabet emiş bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;halde ölme arzusuyla yerinden kalktı. “Eğer Allah Resulü bizi hayat verecek bir çağrıya davet ettiğinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;icabet etmezsek yazıklar olsun bize!” dedi. Böylece sahabe Efendimizin çağrısı ile yeniden dirilmiş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hamrâülesed’e geldiğinde orada bir adamın uyuduğunu gördü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabeden adamı uyandırmalarını istedi. Uyuyan kişi Ebu Azze idi (Mekke müşriklerinden bir şair).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Azze Bedir’e gelmiş, orada esir olarak tutuklanmış ve Allah Resulü’nün huzuruna çıkarıldığında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’e müşrikler tarafından zorla getirildiğini söyleyip serbest bırakılmasını istemişti. Bir daha&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelmeyeceğine dair de sözü vardı. Sahabe onu uyandırdıktan sonra yine kavminin zorla getirdiği öne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sürdü. Efendimiz (s.a.v.) bunun üzerine hakkında yazdığı şiirlerin hesabını sordu çünkü Ebu Azze&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şiirlerinde Allah Resulü’nü kandırdığını yazmıştı. Affetmesi için yalvardı. Allah Resulü (s.a.v.) “Ben&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir daha aynı sevinci sana ve Mekke’deki müşriklere yaşatmam. Mümin, bir delikten iki defa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)&quot; (Buhârî, &quot;Edeb&quot;, 83; Müslim, &quot;Zühd&quot;, 63)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;buyurdu ve öldürülmesine hükmetti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sünnetin en güzel tariflerinden birisi doğru işi doğru zamanda yapmaktır. Allah Resulü (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de bunu yaptı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) orada geceledi. Yaklaşık 500 küsur civarında idiler. Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabeden odun toplamalarını, birbirlerinden biraz uzak durmalarını ve düşmana çok görünmek için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;her birinin iki ateş yakmalarını buyurdu. Sahabeden biri çıkıp yaktıkları ateşe dışarıdan bakmış ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görünen manzaradan kendilerinin bile korktuğunu dile getirmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O anda Huzâ kabilesinden Ma’bed b. Ebî Ma’bed Resulullah’ın huzuruna geldi. Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü’ne Uhud’da olanlara çok üzüldüğünü ve eğer müsaade ederse Ebu Sufyan’a gidip&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanların çok güçlü bir ordu ile peşlerini düştüğünü söyleyip onları korkutmak niyetinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğunu beyan etti. Efendimiz (s.a.v.) de buna izin verdi. Ma’bed b. Ebî Ma’bed, Ebu Sufyan’ı bularak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ona Hz. Peygamber’in büyük bir ordu kurduğunu, Müslümanların çok öfkeli olduklarını ve kendisinin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bile korktuğunu söyledi. Ebu Sufyan çok korktu ama belli etmemeye çalıştı ve Mekkelilere hazırlanıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gitmelerini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O anda da Abdulkays oğullarından bir heyet Medine’ye doğru yola çıkıyordu. Ebu Sufyan o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ailenin liderini tutup ondan Hz. Peygamber’e Mekkelilerin başka orduların da katılması ile daha da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;güçlü bir hale geldiklerini haber verip Resulullah’ı korkutmasını istedi. Karşılığında da Ukaz panayırına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geldiğinde kuru üzüm vereceğini söyledi. Adam, Resulullah’ın huzuruna giderek Kureyşlilerin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylediklerinden bahsedince Efendimiz (s.a.v.) ve sahabe hep bir ağızdan “Hasbünallahü ve ni’mel&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vekil/Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.” dediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müminlerin tavrı böyleydi ve ayetlere konu oldu: “Bazı münâfık kişilerin müslümanlara&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘düşmanlarınız size hücum için hazırlandılar; aman onlardan sakının!’ demeleri, onların imanlarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir kat daha arttırdı ve ‘Allah bize yeter, ne güzel vekildir O!’ dediler. Bunun üzerine onlara hiç bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zarar dokunmadan, Allah’ın nimet ve ikrâmlarıyla döndüler. Böylece Allah’ın rızâsına tâlip oldular.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah büyük kerem sahibidir.” (Âl-i İmrân 3/173-174)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Hamrâülesed’de üç gün kaldı ve geri geldi. Böylelikle düşmanın arkasına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşmesi ile Mekke’deki propagandaları yerle bir etmiş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ertesi gün İbn Selûl gelip mihrabın yanındaki yerde konuşma yapacaktı. Ensar da o konuşma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapmasın diye aralarında anlaştı ve o konuşacağı sırada İbn Selûl’ü bir anda kollarından ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ayaklarından tutup mescidin dışarısına attılar. İbn Selûl bir daha orada konuşamadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• İKİ ACI HADİSE: RECÎ VE Bİ’Rİ MAÛNE VAKASI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İkisi olay da hicretin üçüncü yılında oldu ve İslam tarihinin en acı olaylarındandır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• RECÎ VAKASI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Civar kabilelerden (Lihyân oğulları, Adel kabilesi ve Kare kabilesi) Efendimize (s.a.v.) zarar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vermek istediler ama güçleri yoktu. Efendimiz (s.a.v.) orada bir saldırı haberi duyunca Abdullah b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üneys isimli bir sahabiyi göndererek liderlerden bir tanesinin işini bitirmişti. Hal böyle olunca kabileler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ordu ile Müslümanların karşısına çıkmanın fayda etmeyeceğini anlayınca oyunlar kurmaya başladılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimize (s.a.v.) gelerek Müslüman olduklarını ve kendilerine imanı ve Kur’an’ı öğretmek üzere bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;grup muallim göndermesini istediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) her iki olayda da endişelenmesine rağmen tebliğ aşkı endişesine galip geldi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve ‘ya iman ederlerse’ düşüncesi ile muallimleri göndermeye karar verdi. (Ama ne yazık ki kabileler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onları halkları ile buluşturmayacaktı.) Efendimiz (s.a.v.) muallim olarak gidecek sahabileri gönüllülük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzere seçti. Sahabe bu noktada çok hevesliydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bir rivayete göre 10, doğru ve sağlam olan diğer bir rivayete göre ise 7&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kişiyi başlarında bir rivayete göre Mersed b. Ebî Mersed ile, sağlam olan bir diğer rivayete göre de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Âsım b. Sâbit ile heyeti belirleyip kabileyle beraber gönderdi. Kabileden 200 kişi Recî kuyularının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başına geldiklerinde pusu kurup Müslümanları ok yağmuruna tuttular. Önce teslim olmalarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istediler ama Müslümanlar karşı koydukları için çatışma çıktı. Müslümanlardan 4 tanesi orada şehit&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oldu, 3 tanesi de yakalandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Recî kuyusu Mekke’ye 60-65 km uzaklıktaki bir yerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu, 7 sahabenin (Mersed b. Ebî Mersed (r.a.), Halid b. Bükeyr (r.a.), Asım b. Sabit (r.a.),&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hubeyb b. Adîyy (r.a.), Zeyd b. Dessine (r.a.), Abdullah b. Tarık (r.a.), Muattıb b. Übeyd (r.a.)) dâhil&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğu bir seriyye idi. Dört tanesi şehit olduktan sonra geriye Hubeyb b. Adîyy (r.a.), Zeyd b. Dessine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(r.a.), Abdullah b. Tarık (r.a.) kalmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şehit olanlardan Asım b. Sabit (r.a.) Uhud’da Mekke’nin ileri gelen kadınlardan birisinin iki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oğlunu öldürmüş, kadın da ah ettiği için başına 100 deve koymuştu. Kabiledekiler bunu bildikleri için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onun ölüsünü Mekke’ye götürmek istediler. Asım b. Sabit’in naaşını almak için yaklaştıklarında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;nereden geldiklerini bilemedikleri bir arı sürüsü etraflarını sardı. Allah arılarla Asım b. Sabit’i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koruyordu çünkü Asım b. Sabit “Allah’ım! Bana müşrik eli değdirme.” diye dua etmişti. Şirkten ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;müşriklerden nefret ediyordu. Bu yüzden de onların kendisine dokunmamasını Allah’tan istemişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kabiledeki adamlar arılardan yaklaşamadıkları için akşamı beklemeye karar verdiler ama akşam&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olunca da şimşekler çaktı ve çok kuvvetli bir yağmur yağmaya başladı. Göz gözü görmez bir ortam&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oluştu ve Allah Asım b. Sabit’in (r.a.) naaşını ortadan kaldırdı. Nasıl olduğunu ve nereye gittiğini kimse&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bulamamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asım b. Sabit’i götüremeyince kalan üçü ile devam etmeye karar verdiler. Yolda Abdullah b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tarık (r.a.) bir fırsatını bularak birinin kılıcını aldı ve orada mücadele ederek şehit oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geriye sadece Hubeyb b. Adîyy (r.a.) ile Zeyd b. Dessine (r.a.) kalmıştı. Namaz vakti girdiğinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ellerinin çözülmesini istediler ve namaz kılacaklarını söylediler. Abdestleri olsa ima ile kılacakları ama&lt;/p&gt;&lt;p&gt;abdestleri yoktu. Teyemmüm ayeti de daha nazil olmamıştı ama ellerini toprağa sürüp abdest almayı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşündüler ve o hallerde bile ima ile namazlarını kıldılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İkisini Mekke’ye götürdüklerinde iki ayrı eve hapsettiler ama haram ayında oldukları için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hemen cezalandırmadılar. (Hubeyb b. Adîyy (r.a.)’in kaldığı evde yaptıklarının üzerinden bile ahlaka,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;savaş hukukuna ve ahlakına, mücadele ruhuna ait birçok ders çıkarabiliriz.) Hubeyb b. Adîyy (r.a.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hapis olarak tutulduğu evdeki Mâviyye isimli hizmetliden kendisine putlar adına kesilmiş etlerden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getirmemesini ve ne zaman öldüreceklerse haber vermesini istedi. Mâviyye öldürüleceği zaman gelip&lt;/p&gt;&lt;p&gt;haber verdiğinde ondan tıraş olmak için bir ustura göndermesini istedi çünkü şehadet taçlı bir gelin, o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da şehadet düğününün damadı idi. Allah’ın huzuruna gideceği için güzel bir biçimde hazırlanmak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istemişti. Mâviyye boş bulunarak usturayı çocuğu ile yolladı. Sonra Hubeyb b. Adîyy (r.a.)’in&lt;/p&gt;&lt;p&gt;özgürlüğüne kavuşmak için çocuğa bir şey yapabileceği endişesi ile gidip baktı ki Hubeyb b. Adîyy&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(r.a.) çocuk ile şakalaşarak oynuyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(İnsanları etkileyen Müslümanların ahlakı idi. Her kim mücadelede ahlaksızlık yapıyorsa o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;adamın yaptığı iş Allah Resulü’nün (s.a.v.) memnun olacağı iş değildir. Her şart ve durumda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değerlerimize ve ilkelerimize uygun hareket etmek zorundayız. Sonunda mağlup olsak bile kazanırız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizim düşmana benzeme gibi bir hakkımız olamaz. Hubeyb b. Adîyy (r.a.)’in yaptığı da buydu.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hubeyb b. Adîyy darağacına çekileceği zaman (insanlar direk asmıyorlar, cezalıyı kütüğe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bağlayıp mızrakları batıra batıra öldürüyorlardı) sükûnetle duruşu ile Ebu Sufyan’ın dikkatini çekti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Amaçları insanlara Hz. Peygamber’e inananların sonunu göstererek içlerinde Müslüman olmaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;meyilli olanlar varsa vazgeçmelerini sağlamaktı ama Hubeyb b. Adîyy’in duruşu ile etkindiler. Orada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bulunanların çoğu daha sonra Müslüman oldu. Ebu Sufyan son bir isteği olup olmadığını sorduğunda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iki rekât namaz kılmak istediğini söyledi. Acele acele namazını kıldı ama o namazdan öyle lezzet aldı&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ki düşmanlarının ölümden korkarak namazı uzattığını zannetmeyecekler olsa namazını uzatacağını dile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getirmişti. Bağlanınca eziyet etmeye başladılar ve bir yerde Ebu Sufyan tekrar gelerek “Benim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerimde Muhammed olsun!” derse serbest bırakılacağını söyledi. Hubeyb b. Adîyy (r.a.) da ona “Ben&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhammed aleyhisselâmın değil benim yerimde olmasını, Medîne&#39;de yürürken ayağına bir diken&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bile batmasına asla râzı olmam! Bin tane başım olsa/saçlarım kadar başım olsa ve her gün biri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kurban edilse ben yine de bundan başka bir şey söylemem!” cevabını verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hubeyb b. Adîyy (r.a.) kendisine işkenceler yapılırken Allah’a yakardı ve “Allah’ım! Şuracıkta&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşman yüzünden başka yüz görmüyorum... Allah’ım! Resûlüne selâmımı ulaştır. Bize yapılan bu işi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ona iman üzere olduğumu Resûlüne bildir.” diyerek dua etti. Allah Resulü (s.a.v.) o anda Mescid-i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nebevi’de oturmuş halde iken bir anda doğrulup “Ve aleykeselam ya Hubeyb!” dedi ve şehit&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğunu ashaba duyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aynı tavrı Zeyd b. Dessine (r.a.) de koymuştu. Mekkeliler ona da imandan ve Hz. Peygamber’e&lt;/p&gt;&lt;p&gt;itaatten dönmesi konusunda teklifler yaptılar ama o da Hubeyb b. Adîyy (r.a.) gibi cevaplar verecek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duruşunu bozmadı ve o şekilde şehadete ulaştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Bİ’Rİ MAÛNE VAKASI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Recî hadisesi daha Medine’de duyulmadan Efendimiz (s.a.v.) Bi’ri Maûne’ye de muallimler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göndermişti. Tebliğ aşkından dolayı muallimleri aynı zamanda göndermişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bir rivayete göre 70, daha doğru bir rivayete göre 40 sahabiyi gönderdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muallimleri Benî Âmir kabilesinin reisi Ebû Bera Âmir b. Mâlik istemişti ve niyeti kötülük yapmak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değildi, samimiydi. Ama yeğeni Amr b. Tufeyl Müslümanları pusuya düşürdü ve 38 tanesini orada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şehit etti. Şehit olanlardan birisi de Harâm b. Milhân (Enes b. Mâlik’in dayısı) idi ve mızrakla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaralandığı zaman aynen Amr b. Füheyre’nin dediği gibi “Fuztu vallahi bi Rabbil Kaaba/Kâbe’nin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rabbine yemin ederim ki ben kurtuldum.” diye bağırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kalan iki kişi hayvanlarını otlatmak için heyetten ayrılmışlardı, geri döndüklerinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kardeşlerinin şehit edildiklerini gördüler ve ne yapacaklarını şaşırdılar. Gidip savaşmaya karar verdiler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve bir tanesi daha şehit oldu. Kalan diğer sahabiyi Efendimiz’e (s.a.v.) haber vermesi için bıraktılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) duyduklarını büyük bir sabırla karşıladı çünkü o an doğru iş sabretmekti. Tam bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ay, bir başka rivayete göre 40 gün sabah namazından sonra şehit olanlar için afiyet selamet diledi,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ihaneti yapanlara da beddua etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• HZ. HÜSEYİN’İN DOĞUMU&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) hiçbir zaman acının altında ezilmedi. O acıları yönetmişti. Bu acıların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arasında Hz. Hüseyin’in gelişi mahzun yüreklere şifa oldu ve Efendimiz çok sevindi. Onları kendi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dünyasının nasipleri olarak sevdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• ÜMMÜ SELEME ANNEMİZİN GELİŞİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ümmü Seleme’nin eşi Ebu Seleme b. Abdülesed gazvelerde yaralanmıştı. O vefat edince&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Ümmü Seleme annemize talip oldu. Ümmü Seleme annemiz üç şeyden dolayı Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peygamber ile evlenme noktasında endişe ettiği dile getirdi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Resulullah beni ne yapsın, ben zaten yaşlı birisiyim diye endişe etti. (31-32 yaşlarında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmasına rağmen kendisi yaşlı bulmuştu.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Çocukları vardı ve evlenirse onların ne olacağı konusunda endişe etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Kıskanç birisi olduğunu söyleyerek Allah Resulü’nü rahatsız etme ve incitme konusunda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;endişe etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Ümmü Seleme annemizin endişelerine teker teker cevap verdi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Kendisinin de yaşlı olduğunu, hatta Ümmü Seleme’den daha yaşı olduğunu dile getirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Çocuklarını (Ömer b. Ebi Seleme, Seleme b. Ebi Seleme, Zeynep binti Ebi Seleme) kendi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çocukları sayacağını söyledi ve güzel bir şekilde de onları yetiştirdi. ( Özellikle Zeynep binti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebi Seleme Medine’nin yedi fakihe olmuş kadınlarından birisidir. İlimde zirveye erişmiştir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çünkü muallimesi Efendimiz (s.a.v.) idi.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Kıskançlık insanın kendi elindekini başkasından sakınmasıdır. Dengeli olduğunda mahzur&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yoktur. Haset ise başkasının elindekine göz dikmektir, haramdır. Efendimiz (s.a.v.) bunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çaresi olarak onun için dua edeceğini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kıskançlık ve hasetlik için duanın üç boyutu vardır: Kişinin kendisine dua etmesi, kendisi için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dua istemesi ve kime ve hangi özelliğine haset ediyorsa onun için dua etmektir. Eğer haset kalpte&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hastalığa sebebiyet verecek kadar derinleşmişe ilk başta dua edilemeyebilir ama sabırla dua edilmeye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;devam edilirse bu aşılabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Ümmü Seleme annemize bunları söyleyince annemiz kabul etti ve Hücret-i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;saadete geldi. Ümmü Seleme annemiz o evin en fazla hadis rivayet eden ikinci şahsı idi. Aişe annemiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2210, Ümmü Seleme annemiz 378 hadis rivayet etti. Efendimiz (s.a.v.) onun dirayetine çok güvendiği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için defalarca onunla istişare etmiş ve onun dediğini yapmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ümmü Seleme annemiz tavrı ile Hudeybiye’de binlerce sahabenin itibarını korudu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hücre-i Saadetin en uzun ömürlü eşidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kim genelleme yapıp kadınlar ya da erkekler şöyledir böyledir derse kesinlikle Allah Resulü’ne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;muhalefet ediyor demektir çünkü Efendimiz (s.a.v.) ikisi hakkında da hayır konuşulmasını istemiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• BENİ NÂDİR’İN İHANETİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beni Nâdir Yahudileri rahat durmayıp tekrar fitneye başlamışlardı. Efendimiz (s.a.v.) birkaç&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kere onları uyardı. Bir olay üzerine Efendimiz (s.a.v.) onların yanına gittiğinde suikast girişiminde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bulundular. Allah Resulü (s.a.v.) bir duvarın önünde otururken üzerine taş devirmek istediler lakin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü Cebrail (a.s.) tarafından bilgilendirildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu, moralleri bozulmuş olan Müslümanlar için iyi bir fırsat oldu, yeniden şahlanış gerçekleşti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) sahabeyi toplayıp mahallelerini kuşatma altına aldı. Biraz direndikten sonra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mecburen teslim oldular ve bir sürü ganimet bırakarak gittiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İslam’dan önce Ensar, çocuklarını iyi yetişsin diye Yahudilere vermişlerdi. Beni Nâdir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudileri sürgün edildiğinde çocukları da onların arasındaydı ve bunun için endişendiler. Bunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerine “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;işitendir, hakkıyla bilendir.” (Bakara 2/256) ayeti nazil oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu hadisenin arkasından Müslümanlar yeniden güçlendi çünkü tarım sektörü Beni Nâdir’in&lt;/p&gt;&lt;p&gt;elindeydi ve bir sürü tarla, bahçe, bir sürü şey bırakarak gitmişlerdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İçkinin haram kılınması da bu döneme denk gelmişti. İçki dört aşamada (tedrîcilik) haram&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kılındı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Allah (c.c.) Mekke döneminde iken Nahl suresinin 67. Ayeti ile bunu Müslümanların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gündemine koymuştu: “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Bakara suresi 219. Ayet: “Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Nisa suresi 43. Ayet: “Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;affedicidir, çok bağışlayıcıdır.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4. Maide suresi 90-91. Ayetler (nihai ayetlerdir): “Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kurtuluşa eresiniz (90). Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz? (91)”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Maide suresinin ilgili ayetleri nazil olduktan sonra Medine’de kimin evinde ne varsa hepsi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sokaklara saçıldı. Öyle ki kaynaklarda Medine’de adeta küçük bir çay oluştuğunu belirtilmiştir. Bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabenin teslimiyetidir, anında ittiba etmişlerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günah ve haram meselesinde “bir defa yaptıktan sonra bir şey olma” gibi sözler şeytanın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vesvesesidir. Mümin anında itaat ve ittiba eder, gereğini yerine getirir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KENDİMİZE NOT:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ramazan heyecanın artarak zirvede bitirilmesi gereken bir şeydir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Kadir gecesini son 10 günde ve tekli gecelerde aramamızı söylemiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadir gecesinin en büyük ibadeti Aişe annemizin bize öğrettiği üzere duadır. O Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü’ne Kadir gecesine erişirse nasıl dua edeceğini sormuştur. Bu son 10 günde dualarımızı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;artırmamız gerek. Efendimiz (s.a.v.) şöyle dua etmesini buyurmuştur: “Allahümme inneke afüvvün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kerîmün tuhibbül afve fa&#39;fü anni/Allah’ım sen Afuvsun, Kerimsin, affetmeyi seversin, beni de affet.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günahlarımızı Allah’a itiraf etmeliyiz yani geriye dönüp hayatımızın muhasebesini yapmalıyız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaptığımız hatalar için af dilememiz gerek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadir gecesi öyle bir gece ki bin aydan hayırlı çünkü bin ay 83 yıla tekabül eder yani bir ömre&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bedeldir. O affı kazandıracak ve o mağfirete eriştirecek olan şey nasuh tövbedir (gönülden tövbe).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’in 9 tane Ramazanı vardı; bunlarda beş tanesi 30 gün, dört tanesi 29 gün idi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ramazanlarını cihatla, cenkle, cehdle (gayretle) geçirdi.&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/6386158579142920392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/icin-siyer-19.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/6386158579142920392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/6386158579142920392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/icin-siyer-19.html' title=' HERKES İÇİN SİYER - 19. BÖLÜM (YENİDEN ŞAHLANIŞIN ADI HAMRÂÜLESED)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/NfD9BAZvWPg/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-941638445369106753</id><published>2020-10-11T10:57:00.003-07:00</published><updated>2020-10-11T10:57:54.312-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>HERKES İÇİN SİYER - 18. BÖLÜM (MAĞLUBİYETİN ZAFERİ UHUD)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/kd3k-gGfnWQ&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;kd3k-gGfnWQ&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;HERKES İÇİN SİYER - 18. BÖLÜM (MAĞLUBİYETİN ZAFERİ UHUD)&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; MAĞLUBİYETİN ZAFERİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazen galibiyetin veremediği dersleri mağlubiyet verir. Eğer bu mağlubiyeti iyi okumasını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bilirsek canımızı acıtan şeylerden istifade edebiliriz çünkü acı adamı yoğuran bir muallimdir, adamı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;pişirir, kıvama getirir. İnsan acıyı iyi yönetirse o acı onun muallimi olur. Acıyı yönetemeyen insan da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir nevi trajedi yaşar. Aslında acılar büyük bir nimettir bize ve biz bunlarla barışmak durumundayız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Uhud’da 70 tane en seçkin sahabeyi şehit verdi. Kendisi de dâhil olmak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzere kalan 630 kişi ise yaralıydı. Yaralı olmayan kimse yoktu. Efendimiz (s.a.v.) de en fazla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaralılardan biriydi ama Uhud’u çok güzel bir derse çevirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir’e yönelik doğrudan Kur’an’da geçen ayet sayısı 14 iken, Uhud’dan sonra gelen ayet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sayısı 70 idi. Allah mağlubiyet üzerinden terbiye etti ve ümmet o mağlubiyetin üzerinden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.” (Âl-i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İmrân 3/139) ayetini doğru bir şekilde kavradıkları için ayağa kalktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uhud’un aslında galibi de yoktu. Her ne kadar müşrikler Müslümanlara ağır bedeller ödetmiş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olsalar da Efendimiz (s.a.v.) o savaşı iyi okuduğu ve acıları iyi bir şekilde yönettiği için Uhud’un en&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karlısı yine Müslümanlar çıkmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün ümmet de her tarafta Uhudlar yaşıyor. Eğer biz bunları yönetebilirsek bilmeliyiz ki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arkasında zaferler var çünkü aydınlık, karanlığın en şiddetli olduğu andan sonra gelir. Şu an ümmet de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karanlığı yaşıyor ama yönetebilirsek o aydınlığa ulaşabiliriz. Yeter ki oturup ağlamayalım. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.)’in ve sahabenin yaptığı gibi yapabilelim, bunun üzerinden bir şeyler alalım ve dönüşümü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sağlayacak adımlar atabilelim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Bedir ile savaş hukukunu ve ahlakını öğretti. Uhud’da ise temelde beş ahlak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tipi öğretti:&lt;/p&gt;&lt;p&gt; İstişare ahlakını öğretti. Allah Resulü (s.a.v.) istişare etti ve kendi görüşü öyle olmamasına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rağmen istişareye uydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; İtaat ahlakını öğretti. Efendimiz (s.a.v.) istişarede alınan kararlara itaat edilmesini istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Mağlubiyetin ahlakını öğretti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Muhabbet ahlakını öğretti. Öyle sevdim demekle olmaz, sevgi ispat ister. Uhud da bunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ispatı idi. O meydan gerçekten sevenlerle sadece bunu sözde söyleyenlerin birbirinden ayrıldığı bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;meydandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Telafi ahlakını öğretti. Hata yapabilirsin ama asıl önemli olan o hatadan sonra yaptığındır,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onu nasıl telafi edeceğindir. Güzel telafi edersen o işlediğin belki de senin için rahmet olur. Sahabe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uhud’da Allah Resulü (s.a.v.)’in emrine itaat etmedi. Hz. Muhammed’in öldüğü şaibesi yayıldığında da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hata edenler oldu ama bu hatadan hemen rücu ettiler (döndüler). Bir ömür Uhud’un kefaretini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ödeyen ve telafi etmek için kendisini hep hayra teşvik eden sahabeler de vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsan bir günah işlediğinde şeytan türlü türlü oyunlar oynayarak onu o günahın altında ezer.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hiçbirimiz Hamza’nın katili değiliz! Onun katili bile bu kapıda yerini aldı. O bile “Radıyallâhu anhüm”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ile anılır. Biz ne günah işlersek işleyelim, telafi etmesini bilirsek Allah’ın o kapısı bize de açık olacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şeytanın çağrısına değil Rahman’ın çağrısına icabet etmeliyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; UHUD’UN SEBEPLERİ NEYDİ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekkeliler Bedir’in intikamı almak istediler ama tek sebepleri bu değildi. Uhud’un dört ana&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sebebi vardı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ Dini sebep: Mekkeliler Bedir’i kaybettikten sonra çevrelerindeki insanlar “Muhammed’in&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) Rabbi sizin putlarınızı yendi.” demeye başladılar. Gençler müşriklerin imanını sorgulamaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başladı. Bu öyle bir hale geldi ki insanlar içinde bulundukları durumlardan şüphe eder oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekkeliler de bu noktada bir şeyleri kurtarma adına girişimde bulundular. Onlara göre; çevrelerindeki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;insanları dini anlamda ikna edebilmek için bir savaş ve galibiyet olmalıydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ Sosyal sebep: Mekke’de her evde Bedir’in acısı vardı. Bunun için intikam almak istediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ İktisadi sebep: Mekkelilerin kervanları hep Bedir tarafından geçiyordu. Ebu Sufyan’ın yolu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birden değiştirmesi sonucu kervanı kurtarmışlardı ama bir daha sefere ne olacağı belli olmazdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ İtibari sebep: Kureyş’in bölgede büyük bir itibarı vardı. Bedirle birlikte bu, yerle bir oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hicaz, içlerinde ayak takımı diye alaya aldıkları Müslümanların öyle olmadıklarını gördü. Onun için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;itibarlarını kurtarabilme adına yeni bir harbe girme gereksinimi duydular.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; MEKKE TARAFI VE HAZIRLIKLARI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sebeplerden dolayı özellikle aile büyükleri ölen gençler arasında yeni bir savaş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gündemdeydi. Mekke’nin ileri gelenleri öldüğü için Ebu Sufyan otomatikman siyasi lider oldu. Gençler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ailelerinin intikamını almak için bir savaş konusunda Ebu Sufyan’a ısrar ettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kureyş kervanından elde edilen kâr bir havuzda toplandı ve bir ordu hazırlandı. Civar Arap&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kabilelerinden de (özellikle Ehâbîş kabileleri) destek verenler olunca 3000 kişilik bir ordu toplandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu ordu Medine’ye hareket edeceği zaman Efendimiz (s.a.v.) ya amcası Hz. Abbas sayesinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ya da kurduğu istihbarat ağı sayesinde bundan haberdar oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; PEYGAMBERİMİZİN İSTİŞARELERİ VE UHUD’A HAREKET&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günlerden Cuma ve Şevval aylarının başı idi. Allah Resulü (s.a.v.) sahabeyi istişare etmek için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;topladı. Kendisinin, sahabede yaşları olgun olanların ve Medine’yi çok iyi bilenlerin görüşü şehirde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalıp şehir savunması yapmak idi. Ama Bedir’e katılmayan gençler bir meydan savaşı istediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aralarında Hz. Hamza gibi yiğit olanlar da vardı ve Hz. Hamza’nın çarpışmaya yönelik reyi de bunda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etkili oldu. Efendimiz (s.a.v.) istişare sonucu çıkan bu kararı kabul etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha sonra Cuma namazı için hutbeye çıktı. Hutbesinde sahabeyi cihada teşvik etti. Sonra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hücre-i saadetine çekildi ve biraz istirahat ettikten sonra bir rüya gördü. Rüyasında kendisinin bir zırh&lt;/p&gt;&lt;p&gt;giydiğini, sonra o zırhın çatladığını, yanı başında bir sığırın ve koyunun boğazlandığını gördü. Bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rüyadan etkilenmiş bir halde uyanınca yanındaki annelerimizden birisi O’na bu halinin sebebini sordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) rüyasını anlattı ve yorumladı: O zırh Medine idi ve çatlaması Medine’nin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çatlamasına işaretti. Sığırın boğazlanması ehli beytinden birinin şehadetine, koyunun boğazlanması&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ise ashabından bazılarının şehadetine işaret idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe, Efendimiz’e savaş konusunda ısrar ettikleri için pişman oldu. İstişarede olmayan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ensarlardan bazıları meseleden haberdar olunca keşke Efendimiz’in dediği olsaydı diyerek gençlere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kızmıştı. Gençler bu yüzden Allah Resulü’nün çıkmasını bekliyorlardı ve Efendimiz (s.a.v.) savaş günü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iki zırh giymiş olarak dışarı çıktı. Sahabeden biri pişmanlıklarını arz etti ve görüşüne uyacaklarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyledi. Efendimiz (s.a.v.) istişarede bir karar alındığı için bunu kabul etmedi. İstişare ahlakı bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;demekti. “Bir peygambere giydiği zırhı çıkarmak yakışmaz.” dedi ve Allah’a tevekkül ederek devam&lt;/p&gt;&lt;p&gt;edeceklerini buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Akşamüstü Allah Resulü (s.a.v.) ve sahabe, münafıklara ve Yahudilere fark ettirmeden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescid-i Nebevi’den çıkıp farklı yolları kullanarak Uhud’a doğru yol aldı. 1000 kişiydiler. İbni Selûl&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Abdullah b. Übey b. Selûl, Hazrec kabilesinin reisi, Medine’nin idaresi kendisine verilmek üzere iken&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Peygamber’in hicretiyle bundan vazgeçilince Efendimiz’e düşman olan kişi) yolun bir yerinde fitne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkardı ve 300 kişinin aklına girerek yoldan çevirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ordunun üçte biri gitmişti ama Allah Resulü (s.a.v.) risaletin ahlakını çok iyi bildiği için geri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;adım atmadı. Bu aslında bir rahmetti. Allah hamlarla hasları ayırmıştır. (Bu davada arkaya bakmak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yok! Önde yürüyen büyüklerin izlerini takip ederek yürüyebilirsin ama Allah’a değil de arkanda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olanlara güvenirsen kaybettin demektir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; UHUD’DA YAŞANANLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) hedefleri doğrultusunda yola devam etti ve o gün Uhud’da geceledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şevvalin ilk günleri ve günlerden Cumartesi idi. Mekkelilerden önce gelip Uhud’a yerleşmişlerdi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) askerleri konumlandırmak için bölgeyi kolaçan etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karşıdaki ordu 3000, sahabe 700 kişi idi. Teçhizatlar konusunda da şartlar Bedir’deki gibi yine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;eşit değildi. Efendimiz (s.a.v.) Mekkelilerin 200 süvarisi olduğunu öğrenince Ayneyn (Okçuklar Tepesi)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tepesi’ne 50 okçu yerleştirdi (çünkü bizim bir okçumuz dört tane süvariyi durdururdu). O tepenin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;korunması lazımdı ki süvariler ile İslam askerleri arasındaki denge korunmuş olsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah b. Cübeyr (r.a.) Ayneny tepesini bırakmayıp orada şehit olan 10 sahabeden birisidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;40 tanesi ne yazık ki tepeyi bırakmıştı. (Bugün biz onların isimlerini bilmeyiz çünkü sonraki nesillerin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gönüllerinde kötü bir intiba oluşmaması için rivayetlerle isimleri açık bir şekilde aktarılmamıştır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) onların bu hatalarını yüzlerine vurmadı ve tepeyi terk etmiş olsalar bile onlardan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bazılarını daha sonraki önemli görevler için görevlendirdi. Hatayı büyütmedi çünkü bu peygamberin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;merhametine sığmazdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.), Abdullah b. Cübeyr komutasında elli okçuyu tepeye yerleştirdiğinde:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ne şart ve durum olursa olsun asla burayı terk etmeyeceksiniz. Bizlerin cesetlerinin yaban&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kuşlar(akbabalar) tarafından parçalandığını görseniz bile yerinizi bırakmayacaksınız.” (İbn Sa’d,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tabakât, c. 2, s. 47; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. 4, s. 293) buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok açık bir talimat ile Efendimiz (s.a.v.) sahabeleri uyarmış, bir yönü ile savaşın neticesinin o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tepenin korunmasından geçtiğini onlara beyan etmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) ordusunu Uhud’u arkasına alarak konumlandırdı. Efendimiz (s.a.v.) eğer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir dağ varsa onu arkasına alır, düşmanın önünü açık bırakırdı. Bunu, düşman saldırırsa sığınacak bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerleri olması ve düşmana saldırdıklarında düşmanın kaçıp gitmesi için yapardı. En az zayiatla işin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;neticelenmesini arzu ederdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Mekke tarafında sancakların Abdüddâr oğullarında olduğunu gördü ve kendi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sancaklarının da Mus’ab b. Umeyr’in elinde olmasını istedi (Bedir’de de sancaktar oydu). Beyaz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sancak Mus’ab b. Umeyr’e teslim edildi. Efendimiz (s.a.v.) üzerindeki hırkayı çıkarıp Mus’ab’a (r.a.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;giydirdi. Mus’ab b. Umeyr böyle bir şerefe yeniden mazhar olduğuna sevinmişti. Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onun arkasında farklı bir nazarla bakmış, Hz. Ebubekir de bu bakışı yakalamış ve manasını anlamıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mus’ab b. Umeyr, Efendimiz (s.a.v.)’ e çok benzerdi. O gün Resulullah’ın hırkasını da giyince&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dışarıdan görenler onu Allah Resulü (s.a.v.) zannettiler. Mekke ordusunda görevi sadece Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü’nü öldürmek olan dört kişi vardı. Onlardan bir tanesi İbn Kamîe idi ve sürekli Allah Resulü’nü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arıyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) askerlerini konumlandırdıktan sonra mübâreze için karşı ordudan Hanzale b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Âmir’in babası olan Ebû Âmir er-Râhib (münafıkların reisi, Mescid-i Dırâr’ın bânisi/kurucusu) çıktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hanzale b. Ebu Âmir çıkıp babasıyla savaşmak istedi ama Allah Resulü buna izin vermedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Talha b. Ebî Talha çıktı ve naralar atarak Müslümanlardan kendisine bir rakip çıkmasını istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun üzerine Hz. Ali atıldı ve aralarında mübareze başladıktan kısa bir süre sonra darbe alarak yere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düştü. Yere düşünce üstü açıldı, avret yerleri görününce geriye çekildi. Son bir darbe vurmaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çalışırken Talha b. Ebi Talha hiç mi akrabalık bağlarının hatırı olmadığını öne sürünce Hz. Ali onu yaralı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir biçimde bırakarak döndü. Talha b. Ebi Talha da sonra o yaradan öldü. Allah Resulü (s.a.v.) ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabe Hz. Ali’ye onu neden bıraktıklarını sordu. Hz. Ali sebebini söyleyince Allah Resulü iyi yaptığını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dile getirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sancakları Abdüddâr oğulları almıştı ve savaş sırasında da sancağı hep onlardan biri taşıdı. Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ali sancağı kim alırsa alsın hepsini yere devirdi. (O gün meydanda Hz. Ali ve Hz. Hamza Uhud’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kahramanlarından biri oldu.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaşın ilk aşaması II. Bedir mahiyetinde gerçekleşmişti. Sahabe bir anda Mekke ordusunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerle bir etti. İnsanlar kaçmaya başladılar. Mekke ordusu o gün kadınları da getirmişti. Kadınlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaçmamaları için erkekleri tutmaya çalışmış ve yaptıklarından dolayı onları kınamışlarsa da kimseye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;engel olamadılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Okçular tepesindeki 40 sahabe Mekkeliler kaçmaya başlayınca savaşın kendi lehlerine bittiğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşündü. Hz. Peygamber’in talimatını unutarak meydana inmeye karar verdiler. Abdullah b. Cübeyr&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(r.a.), askerlerin bazılarında bu kararı görünce onları uyardı ama çok fazla etkili olamadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meydana inen sahabilerin amacı bugün hep anlatıldığı gibi sadece ganimet toplamak değildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O güne kadar faiz henüz haram kılınmadığı için cihada katılabilmek adına Medine’deki Yahudilerden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;faizle borç almışlardı. O parayla da savaş teçhizatı alınmıştı. Ganimetleri alıp borçlarını ödemek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istemişlerdi. Niyetleri dünyalık adına kazanç elde etmek değildi. (Âl-i İmrân suresinde Uhud&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlatılırken faiz meselesi de bu yüzden gündeme gelmiştir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O ana kadar, tepeyi gözleyen ve orası korunduğu müddetçe İslam ordusuna arkadan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;saldırılamayacağını bilen Mekkelilerin süvari birliğinin komutanları Halid b. Velid ve İkrime b. Ebî&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cehil, geriye dönme hazırlıkları yaparken aralarından birinin sesi ile sarsıldılar. Seslenen kişi onlara&lt;/p&gt;&lt;p&gt;okçuların tepeyi terk ettiklerinin müjdesini verdi. Bu haber üzerine hemen Mekkeli süvariler tepeye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;doğru hücuma geçtiler, geriye kalan on okçuyu şehit ettiler ve Müslümanları arkadan kuşattılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beklenmeyen bu saldırı üzerine Müslümanlar neye uğradıklarını şaşırdılar. O anlarda kaçmaya çalışan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;diğer Mekkeliler de geri dönerek saldırıya geçtiler. Böylelikle İslam askerleri iki ateş arasında kalarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ciddi sıkıntılar yaşadılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; HZ. HAMZA’NIN ŞEHADETİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O anlar içerisinde Hz. Hamza, Vahşi b. Harb tarafından şehit edildi. Vahşi b. Harb, Cübeyr b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mut’im’in kölesi idi. Cübeyr b. Mut’im’in babası ve amcası Bedir’de öldürüldüğü için onların&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;intikamını almak istiyordu. Ebu Sufyan’ın hanımı Hind de babası, amcası ve kardeşi Hz. Hamza&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tarafından öldürüldüğü için intikam peşindeydi. Cübeyr b. Mut’im Hz. Hamza’yı öldürmesi için Hz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vahşi’ye özgürlüğünü vaat etti. Hind binti Utbe de mücevherlerle ve altınlarla vaatte bulundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Vahşi, elinde mızrakla dakikalarca Hz. Hamza’nın etrafında dolaştı ama kendisinin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlatımıyla ona yaklaşmak mümkün değildi. Hz. Hamza o sırada Sibâ’ b. Abdüluzzâ ile çarpışarak onu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öldürdü. Kılıcını kaldırıp “Allahu Ekber!” dediği anda Hz. Vahşi mızrağı sırtından sapladı. Aldığı emre&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göre de işaret olsun diye ciğerini çıkardı ve Hind binti Utbe’ye götürdü. Hind binti Utbe’nin intikamı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yine sönmedi ve Hz. Hamza’nın olduğu yere gelerek müsle âdetini uyguladılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Müsle; savaşta karşı tarafı öldüren birinin, kendisinin yüceliğini, düşmanın ise zelil oluşunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gösterme adına, öldürdüğü düşmanının organlarını kesmesidir. Cesedi paramparça ederek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yakınlarının acılarını daha da ziyadeleştirirlerdi.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Vahşî daha sonra Müslüman olunca hürriyetine kavuşabilmek için Hamza’yı öldürmekten&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başka çaresinin bulunmadığını ve Uhud’a sadece bunun için katıldığını söylemiştir (İbn Hişâm, III, 35;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbn Kesîr, IV, 19).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; MUS’AB B. UMEYR’İN ŞEHADETİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Mus’ab’ın şehit olması da bu sırada gerçekleşti. Hz. Mus’ab sancağı sağ elinde tutarken&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbn Kamîe ona sağından bir darbe yaptı. Hz. Mus’ab düşürmemek için sancağı sol eline alınca İbn&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kamîe bu sefer onu solundan yaraladı. Hz. Mus’ab elleriyle tutamayınca sancağı bacaklarının arasında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tutmaya çalıştı. Son bir darbeyi de alınca yüzükoyun toprağa düştü ama o anda bile sancak düşmesin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;diye gayret etti. Hz. Ali yetişip sancağı aldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Mus’ab yüzünü toprağa iyice gömmüştü. Onun böyle yapmasının nedenini Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) söylemiştir: İbn Kamîe, Hz. Mus’ab’ın Hz. Peygamber olduğunu zannetmiş ve o vurdukça Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mus’ab tanınmamak için yüzünü gizlemiştir. Bir taraftan da sancağı düşürdüğü için mahcubiyetinden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yüzünü saklamıştır. Ve orada şehit olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbn Kamîe, Hz. Mus’ab’ı öldürüp Efendimiz’i öldürdüğünü zannedince “Muhammed’i (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öldürdüm!” diye bağırdı. Bu haber Uhud’da yankılandığında üç tane tavır ortaya çıktı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Sahabeden bazıları peygamber öldüyse bu işin bittiğini düşünerek Medine’ye döndü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bazıları olduğu yerde donakaldı, ne yapacağını bilemedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bazıları ise (Enes b. Nadr (Enes b. Malik’in amcası), Sa’d b. Rebî gibi) elinde kılıçla sonuna&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kadar gayret etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Enes b. Nadr, bir grup sahabenin Hz. Peygamber’in vefat ettiğini ileri sürüp bir köşede çaresiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir şekilde oturduklarını görünce onlara Resûlullah neyin uğrunda öldüyse aynı şey uğrunda ölmek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gerektiğini söyleyerek kendilerini toparlamalarına vesile oldu. Düşmanın içerisine daldı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;paramparça oldu. Kız kardeşi Rubeyyi onu elindeki bir izden güçlükle tanıyabildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; SIĞINILAN MAĞARA VE YAPILAN KONUŞMALAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bu sıralarda Ebû Âmir er-Râhib’in kazdığı bir çukura düşüp ciddi bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şekilde yaralanmıştı. Kan revan içerisinde acılar çekerek yavaş yavaş dağa doğru çekildi. Yanında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birkaç sahabe vardı. Mağaraya doğru çekildiği anda Efendimiz’i görenler de ona doğru gelmeye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başladılar. Allah Resulü (s.a.v.) orada iki şey yapabilirdi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Sessiz kalıp bekleyebilirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Dağılan orduyu toparlayabilirdi. Bunun için de bağırması ve yaşadığını belli etmesi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;lazımdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.), sahabe yapmaması konusunda ısrar etmesine rağmen ikinci seçeneği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaptı. Ka’b b. Malik onu görünce hemen yaşadığını Müslümanlara haber verdi. Duyanlar bir anda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koşup geldi ve Efendimiz’in etrafında 20-30 kişi oldular. Ama Ka’b b. Malik’in çağrısı ile Mekke&lt;/p&gt;&lt;p&gt;müşrikleri de geldi. Uhud’un üçüncü aşaması da burada gerçekleşti. Bu aşama hem toparlanma hem&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de bir can pazarının yaşandığı aşamadır çünkü Efendimiz (s.a.v.)’in ölmediğini duyunca Mekkeliler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;orayı ok yağmuruna tutup saldırmaya başladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.)’i korumak için sahabe büyük bir gayret gösterdi. Ziyad b. Seken birçok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arkadaşı ile bu esnada şehit oldu. Talha b. Ubeydullah Resulullah’a siper ettiği için elini kaybetti ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;orada “Nahruke nahrî, demuke demî Ya Resulullah! / Canım canına, kanım kanına feda olsun Ya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah!” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O anlarda Nesîbe annemiz (r.a.) de oradaydı. Allah Resulü (s.a.v.) onun için “Sağımda o vardı,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;solumda Cebrail (a.s.) vardı. Nereye baktıysam onu gördüm.” demiştir. Efendimiz (s.a.v.) Nesime&lt;/p&gt;&lt;p&gt;annemizin kahramanca savaştığını görüp bir sahabi efendimizin yorulduğunu görünce ona&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ödeyemiyorsan o kılıcın hakkını, ver Nesibe’ye! Nesibe bugün kahramanca bir mücadele veriyor.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;diyerek o kılıcı Nesibe (r.a.)’ye verdirmiştir. Nesibe annemiz birçok yerinden yaralanmasına rağmen o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;meydanda Efendimiz’i korumuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekkeliler artık başka bir şey yapamayacaklarını anlayınca bu bize yeter diyerek çekilmeye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başladılar. Tam o anlarda Ebu Sufyan da mağaranın önüne doğru geldi ve bağırarak Hz. Ebubekir’in,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Peygamber’in ve Hz. Ömer’in hayatta olup olmadığını sordu ama bir cevap alamadı. Ebu Sufyan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üçünden de ses gelmeyince “Üçü de öldüyse tamamdır. Yaşasın Hubel!” dedi. Onun bu sevincine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşılık Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Ömer’e cevap vermeyecek misin diye sordu. Hz. Ömer de kendisini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’in susturduğu için konuşmadığını söylediğinde Efendimiz (s.a.v.) ona “Ben bizi söyleyince&lt;/p&gt;&lt;p&gt;susturdum. Şimdi Allah’ın hukuku söz konusu. Allah’ın hukuku söz konusu olunca susmak yoktur!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cevap ver ona! Ona de ki Allah’tır en yüce olan ve sadece yüce olarak kalacak olan da Allah’tır!”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;buyurdu. Hz. Ömer denildiği gibi seslendi Ebu Sufyan’a. Ebu Sufyan sesi duyunca sahibini tanıdı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üçünün de hayatta olduğunu anladı ve “Bu Bedir’in intikamıdır. Siz Bedir’de kazandınız, biz de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uhud’da kazandık. Siz Bedir’de bizim adamlarımızı öldürdünüz, biz de Uhud’da sizin adamlarınızı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öldürdük. Ölülerimiz ölülerinize, zaferimiz de zaferinize denktir.” dedi. Bunu duyunca Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) tekrar Hz. Ömer’e cevap vermeyecek misin diye sordu çünkü mesele din meselesi idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Efendimiz (s.a.v.) bir yerde dine ait bir durum söz konusuysa savunma gerektiğini vurgulamaktadır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer yine Efendimiz’in söylediklerini aktararak: “Asla bizimkilerle sizinkiler bir değildir! Bizim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ölülerimiz cennette, sizin ölüleriniz cehennemdedir. Onun için bizimle sizin aranızda eşit olabilecek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir şey yoktur!” cevabını verdi. Ebu Sufyan bunun üzerine bir sene sonra yine aynı vakitte ve aynı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerde buluşmayı teklif etti ve Allah Resulü de bunu kabul edince çekip gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sırada Medine savunmasız bir haldeydi ama Mekkeliler oraya bulaşmadılar çünkü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;korkuyorlardı. Allah onların yüreklerine bir korku salmıştı. Bu bize yeter diyerek zaten kaçmıştılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uhud, tek bir dağ olduğu için Ahad kökünden gelir. 110 m yüksekliğindedir. Cennet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dağlarından bir dağdır. Allah Resulü (s.a.v.) “Uhud bizi sever, biz de Uhud’u severiz.” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Buhârî, “Meġāzî”, 27; Müslim, “Ḥac”, 503-504). Uhud kendisinin hem yoldaşı hem sırdaşı olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) mağaraya geldiğinde yaralıydı. Yüzüne halkalar saplanmıştı. Hz. Ebubekir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkarmak için müsaade istedi. O anda Ebu Ubeyde b. Cerrah gelerek bu şerefe mazhar olmak için Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebubekir’den izin istedi ve sonra o halkaları Efendimiz’i acıtmadan dişleri ile kavrayıp çıkarmaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çalıştı. Çıkarırken dişleri kırıldı ve hayatının sonuna kadar dişsiz dolaştı. Araplar ön dişleri olmayana&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘hetem’ derlerdi ama Hz. Ebubekir “O, hetemlerin en güzelidir.” demiş; ashabdan bazıları da: “Dişsizlik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;insanı çirkinleştirirdi ama Ebu Ubeyde Uhud’da kaybettiği dişlerinden ötürü daha fazla güzelleşti.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;demişlerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) o mağaraya çıkarken biraz yüksek olduğu için çıkamadı. O anda Talha b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ubeydullah sırtına basıp çıkması için Efendimiz’in önüne yattı. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Cennet Talha’ya vacib oldu.” dedi. Talha b. Ubeydullah bu kadar basit bir amelle mi olacağını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sorunca Allah Resulü (s.a.v.) “Allah katında amelin basiti yok. Allah içinse eğer karşılığı budur.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) orada biraz istirahat edince Hâris b. Dimme’yi Hz. Hamza’dan haber&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getirmesi için gönderdi. Hâris b. Dimme Hz. Hamza’yı buldu ve halini görünce başında ağlamaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başladı. Efendimiz’e bunu nasıl söyleyeceğini düşündü. Efendimiz (s.a.v.) Hâris b. Dimme dönmeyince&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali’yi de gönderdi. Hz. Ali de vaziyeti görünce kötü oldu ama kendisini toparlayınca dönüp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’e durumu anlattı; amcasını son gördüğü bir şekilde hatırlaması için Efendimiz’e&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gitmemesini tavsiye etti. Allah Resulü (s.a.v.) gitmek istediğini beyan etti. Amcasını o halde görünce&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dayanamayıp ağlamaya başladı ve orada yüreği yanan bir beşer olarak “Sana bunları yapanları elime&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geçirdiğimde 70 tanesinden intikamını alacağım.” dedi. Bunun üzerine Nahl suresi 126. ayet uyarı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mahiyetinde nazil oldu: “Cezalandırmak isterseniz size yapıldığı kadarıyla cezalandırın, fakat sabır&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gösterirseniz bilin ki sabırlı davrananlar için bu muhakkak daha hayırlıdır.” Bu ayet ile adaletten&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ödün verilmeyeceği hatırlatılmıştır. Allah Resulü (s.a.v.) sonra amcasına bunu yapanları affetti ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onlar Müslüman olarak tarihe geçtiler. Onlara bu konuda sonradan bedel bile ödetmedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) amcasını öyle görünce çok etkilendi. Artık dönüp toparlanacakları bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sırada Hz. Safiye’nin de geldiğini gördüler. Hz. Ali ile Hz. Zübeyr onu engellemeye çalıştılar ancak&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ikna edemediler. Hz. Safiye kardeşinin yanına gitti ve orada “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” ayetini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;okuyarak ağladı. Efendimiz (s.a.v.) yanına gelerek onu teskin etmeye çalıştı, sarılıp beraber ağladılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) daha sonra şehitlerin naaşlarını toplattırdı ve şehitlerin öldükleri yere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;defnedileceğini buyurdu. Kabirler kazıldı ama şehitlerin sayısı kabirlere göre fazla idi. Bu yüzden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) birbirlerini seven iki şehidin birlikte, Kur’an’ı en fazla bilenin ondan daha az bilenle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birlikte ve bunun gibi her birine bu noktada eşleştirmeler yaparak gömülmelerini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şehitler defnedilirken Hz. Hamza bekletildi. Her şehit için cenaze namazı kılındığında sahabe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onu da defnetmek için izin istiyordu ama Allah Resulü amcasını bekleterek defalarca üzerine cenaze&lt;/p&gt;&lt;p&gt;namazı kılınmasını sağlamıştı. En son Hz. Hamza ile Abdullah b. Cahş (birbirleriyle akrabaydılar)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birlikte defnedildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Mus’ab’ın naaşı getirildiğinde sahabe, üzerindeki elbisenin ona kefen olarak yetmediğini;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başına doğru çektiklerinde ayaklarının, ayaklarına doğru çektiklerinde başının açıkta kaldığını söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) elbisesini başına doğru çekmelerini ve açıkta kalan ayaklarını da bir ot demeti ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kapatmalarını buyurdu. Mekke’nin yakışıklı delikanlısı Mus’ab b. Umeyr bu şekilde defnedildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) yüreğinde koca bir acı ile Medine’ye döndü. Ensardan çokça şehit olduğu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için Ensar halkı birbirlerine taziye gidiyorlardı. Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Hamza’nın evinin önünde hiç&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kimsenin olmadığını görünce Hz. Ebubekir’e “Hamza’nın ağlayanı bile yok.” dedi ve Hz. Ebubekir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ağlamaya başladı. O anda Sa’d b. Muâz durumdan haberdar olunca Ensara gidip Allah Resulü’nün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;böyle söylediğini anlattı. Ensar da kendi taziyelerini bırakıp Hz. Hamza’nın kapısında toplandılar ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’i teskin etmeye çalıştılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Uhud’u hiç unutturmadı. Her zaman ziyaret etti ve “Ey Uhud şehitleri! O&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gün burada sizinle beraber şehit olmayı ve burada bu dağın eteklerine defnolunmayı ne kadar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;isterdim.” derdi. Bu şehitlere şahitlik etmektir. Allah Resulü (s.a.v.) gidenlerin uğruna can verdikleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;büyük davanın ne kadar önemli olduğunu söylemiş ve kalanlara da bir sorumluluk yüklemiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uhud’dan sonra nazil olan ayetlerden biri de şudur: “Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Ahzâb 33/23)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şehitlerin bize emanet ettiği bir dava var! Davaya talip olmak bize de nasip olduğuna göre bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;davaya sahip çıkıp onu korumalıyız çünkü şehitler gitti ama şahitler kaldı. Şahitler şehitlerin davasına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahip çıktığı kadar şahit olabilirler. Allah bizi o şahitlerden eylesin. Âmin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;NOT: Tefsir kitabı tavsiyeleri: Tefsirli Kur’an Meali (3 Cilt) – Hasan Basri Çantay. Safvetü&#39;t Tefasir /&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tefsirlerin Özü – Muhammed Ali Es-Sabuni. Hak Dini Kur’an Dili – Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır.&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/941638445369106753/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/herkes-icin-siyer-18-bolum-maglubiyetin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/941638445369106753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/941638445369106753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/herkes-icin-siyer-18-bolum-maglubiyetin.html' title='HERKES İÇİN SİYER - 18. BÖLÜM (MAĞLUBİYETİN ZAFERİ UHUD)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/kd3k-gGfnWQ/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-2550398665340085416</id><published>2020-10-11T03:54:00.001-07:00</published><updated>2020-10-11T04:08:23.740-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>Siyer dersleri 11-15.bölüm sorularla tekrar edip öğrenelim</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjPZTtbJS2idaAX0rwmgVopBTtZ1SCUUnmjC_hBf2DIT1CbpYql3J0t-RTPkwVJAm8fMCV71F7mce-_NxDl7q0AqazWXFcFVFWLgUMyIYo-Ch3sq2xnXkB3zr_UfOwWGXNv10jzI-oMmtI/s632/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; data-original-height=&quot;560&quot; data-original-width=&quot;632&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjPZTtbJS2idaAX0rwmgVopBTtZ1SCUUnmjC_hBf2DIT1CbpYql3J0t-RTPkwVJAm8fMCV71F7mce-_NxDl7q0AqazWXFcFVFWLgUMyIYo-Ch3sq2xnXkB3zr_UfOwWGXNv10jzI-oMmtI/s320/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Siyerin ruhunda Peygamber Efendimizin kâmilen bir şahsiyeti var ve o şahsiyet içerisinde aslında biz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;varız. Siyer her ne kadar bir insanın hayatı olsa da bütün bir beşeriyetin hayatıdır çünkü Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tüm beşeriyet için bir örnek teşkil eder. Tüm insanlık için adeta fabrika ayarı niteliğindedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Derslerimizden neler öğrendik ?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aşağıdaki soruları cevaplamaya çalışarak öğrenmeye çalışalım inşaallah ...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSdYQA_VWlpNNi0MxQGg2Ej7ZHTbzU2jJ74LxAzB3Ces2tZ3IA/viewform?vc=0&amp;amp;c=0&amp;amp;w=1&amp;amp;flr=0&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSdYQA_VWlpNNi0MxQGg2Ej7ZHTbzU2jJ74LxAzB3Ces2tZ3IA/viewform?vc=0&amp;amp;c=0&amp;amp;w=1&amp;amp;flr=0&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/2550398665340085416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/siyer-dersleri-11-15bolum-sorularla.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/2550398665340085416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/2550398665340085416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/siyer-dersleri-11-15bolum-sorularla.html' title='Siyer dersleri 11-15.bölüm sorularla tekrar edip öğrenelim'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjPZTtbJS2idaAX0rwmgVopBTtZ1SCUUnmjC_hBf2DIT1CbpYql3J0t-RTPkwVJAm8fMCV71F7mce-_NxDl7q0AqazWXFcFVFWLgUMyIYo-Ch3sq2xnXkB3zr_UfOwWGXNv10jzI-oMmtI/s72-c/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-4215496778698896286</id><published>2020-10-10T21:17:00.003-07:00</published><updated>2020-10-10T21:17:39.482-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>HERKES İÇİN SİYER - 17. BÖLÜM (ÂİŞE ANNEMİZİN GELİŞİ VE MEDİNE’NİN İLKLERİ)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/XmMN9lbHocs&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;XmMN9lbHocs&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;HERKES İÇİN SİYER - 17. BÖLÜM (ÂİŞE ANNEMİZİN GELİŞİ VE MEDİNE’NİN İLKLERİ)&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; BEDİR DÖNÜŞÜ NE OLDU?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Bedir’e 313 kişi ile gitti. Kendisi ile beraber sayı 314 idi. Medine’ye dönerken&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aralarından 14’ünü şehit vermişler ve yanlarına 70 tane esir almışlardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabenin gelirken konuştukları ile dönerken konuştukları aynı değildi. Yüreklerinde sevinçle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hüzün bir arada idi. Sevinçliydiler çünkü Allah İslam’ı aziz, küfrü zelil kılmıştı. Hüzünlüydüler çünkü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;daha da kahramanca savaşabilirdik diye düşünüyorlardı. Kardeşlerinden 14’ünü şehadete yolladıkları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için sevinmişler, kendileri şehit olmadıkları için üzülmüşlerdi. Nail oldukları bu büyük şerefe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’de nail olamayan kardeşleri var diye üzgündüler. Bir daha Bedir gibi bir şey yaşanır mı diye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;endişeliydiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’ye giderlerken Efendimiz (s.a.v.) bu sevinci Medine’de paylaşmaları için iki sahabiyi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görevlendirdi. Medine’ye haber ulaşınca hemen bir sevinç yaşandı ama aynı zamanda bir de hüzün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hâkimdi çünkü Efendimiz’in (s.a.v.) kızı Rukiye annemiz vefat etmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabenin Bedir’den dönüp Medine’ye giriş tarihi 27 Ramazan, Rukiye annemizin vefatı da 20&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ramazan idi. Dolayısıyla Efendimiz (s.a.v.) kızının cenazesine yetişemedi (Yetiştiğine dair rivayetler de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mevcut). Rukiye annemizi Ümmü Eymen annemiz yıkamış, eşi Hz. Osman da cenaze namazını kıldırıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;defnetmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Medine’ye girdiğinde yine sevinci en güzel biçimde yaşayamadı ve kızının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vefatı ile yüreği yandı. Efendimiz (s.a.v.) bu dünyada doya doya gülemedi. (Allah Resulü’nü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;güldürmeyen dünya bizi mi güldürsün... Bu dünya imtihan dünyasıdır. Bizler de yüzümüzün akıyla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;imtihanları geçmeye bakmalıyız. “Artık bana düşen güzelce sabretmektir.” Yusuf 12/18-83)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne olursa olsun büyük bir zafer ve sevinç vardı. O zafere gerçek dostlar sevinirken bazı cahil&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dostlar da içlerinde büyük bir haset duydular. (Haset yakınlık arttıkça artan bir hastalıktır. Akrabalarda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;o yüzden haset oranı fazladır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Münafıklar seviniyormuş gibi yaptılar ama kendi dostları ile baş başa kaldıklarında başka bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;halde idiler. Efendimiz’e ve sahabeye karşı gülüp yüzlerine methiyeler düzerken içlerinde bambaşka&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duygular barındırdılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir başka grup insanlar hırslarından çatladılar çünkü onlar Mekkelilerin onları yenebileceğine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çok inanmışlardı. Oysa ki ölen 70 müşrikten 24’ü küfrün elebaşları idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir başka zümre de şedîd düşmanlar idi. Onlar da sevinci kursakta bırakmak için uğraştılar,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;planlar kurdular. (Düşman uyumaz. Kim düşmanın yattığını zannederse kendi yatıyor demektir. En&lt;/p&gt;&lt;p&gt;büyük darbeyi en sevinçli anımızda yeriz çünkü düşman o anı kollar.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt; HZ. RUKİYYE’NİN VEFATI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rukiye annemiz ıstıraplı bir hayatın içerisinde iman üzere yaşarken hastalanarak vefat etti. Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Osman (r.a.) onun gidişi ile çok üzüldü. Üzüntüsü hem eşini kaybettiği için hem de Allah Resulü’ne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;damat olma şerefi ile nasiplendiği aile bağı koptuğu içindi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) bir baba olarak iki erkek evladını toprağa vermiş iken kalan dört kızından&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birini de kaybetmenin acısını yaşadı. Ama Hz. Osman’ı (.r.a.) kendisinden daha üzgün görünce onu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;teskin etmeye başladı. Aradan bir müddet geçtikten sonra diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmesini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendisi teklif etti. Hz. Osman Ümmü Gülsüm ile de güzel bir yuva kurdu. Yıllar sonra Ümmü Gülsüm&lt;/p&gt;&lt;p&gt;annemiz de vefat edince Efendimiz (s.a.v.) bir rivayete göre “Bir kızım daha olsaydı Osman’a onu da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verirdim.”; diğer bir rivayete göre “40 tane kızım olsaydı ve peşi sıra hepsi vefat etseydi yine Osman’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verirdim.” dedi. Hz. Osman iki defa peygamber evine damat olduğu için Allah Resulü (s.a.v.) ona “iki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;nur sahibi” anlamında “zinnureyn” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllar sonra Hz. Osman’ın 12 yıllık hilafet döneminin son 6 yılında devlet yönetimde bazı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olumsuzluklar yaşandı. Bunun üzerine onun hakkında ileri geri konuşmaya başlayan insanlar ortaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıktı. (Sahabenin fazilet sıralamasında en başta Hz. Ebubekir (r.a.), en sonda ise Hz. Vahşi (r.a.) gelir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başından sonuna kadar bütün sahabe hatasız, günahsız insanlar değildi ama biz hepsine “Radıyallâhu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anhüm ecmain: Allah onların hepsinden râzı olsun, razı da olmuştur.” deriz. Kimi anarsak analım onlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da hatalarıyla birlikte insandılar.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Osman hakkında ileri geri konuşulunca Müslümanlardan birisi o konuşanlardan birine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ders vermek için onun yanına giderek kızına bir başkası adına -aracı olarak- talip olmak istediğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyledi. Sonra da aracı olmak istediği kişinin özellikleri olarak o adamın Hz. Osman’ın aleyhine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylediği sözleri söyledi ve böyle bir adama kızını verip vermeyeceğini sordu. Adam şaşırıp böyle bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;adama kız verilmeyeceğini söyledi. Onun bu tepkisi üzerine o Müslüman “Ey Allah’tan korkmaz! Sen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Osman için bunları söylüyorsun, Allah Resulü böyle birine kızlarını verdi.” diyerek o adama&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;haddini bildirdi. Sahabe hakkında konuşurken bunun için dikkatli olmalıyız çünkü sahabe bizim için&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anahtar nesildir, köprü nesildir; bizi Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) ve Kur’an’a bağlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; UMEYR B. VEHB’İN SUİKAST GİRİŞİMİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Umeyr b. Vehb’in oğlu da esirler arasında idi. Fidye verip oğlunu geri almayı kendisine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yediremedi. Şeytan gibiydi, zekasıyla inanılmaz şeyler yapan birisi olduğu için Kureyş’in içerisinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“şeytanü’l kureyş” lakabı ile anılıyordu. Kabe’nin avlusunda oturmuş konuşurlarken eğer borçları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmasa, ailesini de düşünmese, zehirli kılıcı ile Medine’ye gidip hem Hz. Muhammed’i öldüreceğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hem de oğlunu alıp geleceğini, alamasa bile bu yolda ölmeye razı olduğunu dile getirdi. Mekke’nin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ileri gelenlerinden Safvân b. Ümeyye bunu duyunca heyecanlandı çünkü bu olmasını istediği bir şeydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Umeyr b. Vehb’e borçlarını ödeyeceğini, başına bir şey gelirse de ailesini koruyacağını söyleyerek onu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’ye gidip planını uygulaması konusunda teşvik etti. Aralarında sözleşince Umeyr b. Vehb&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zehirli kılıcını alarak doğruca Medine’ye gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescid-i Nebevi’nin önünde onu ilk Hz. Ömer gördü. Hz. Ömer onu görünce ‘hayra gelmezsin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sen’ diyerek boğazından tuttuğu gibi Allah Resulü’nün huzuruna götürdü. Allah Resulü (s.a.v.) Umeyr&lt;/p&gt;&lt;p&gt;b. Vehb’i nezaketle karşıladı ve gelme sebebini sordu. Umeyr b. Vehb oğlu için geldiğini söylediğinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) başka bir amacının olup olmadığını sual etti. Umeyr b. Vehb hayır yok diye cevap&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verince Efendimiz (s.a.v.) boynundaki zehirli kılıcın orada ne işi olduğunu sordu ve isterse Safvân b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ümeyye ile ne konuştuklarını da söyleyebileceğini beyan etti. Umeyr b. Vehb’in orada dili tutuldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nün konuştukları hakkında bilgi sahibi olması onu şaşırtmıştı. Efendimiz (s.a.v.) tam&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olarak neler konuştuklarını ona söyleyince Umeyr b. Vehb orada şehadet getirerek Müslüman oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer o iman edince ona kemiklerini kırarcasına sarıldı. Çünkü Hz. Ömer şahsa değil küfre&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşman idi. (İslam budur!.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Umeyr b. Vehb Mekke’ye döndüğünde hemen tebliğ faaliyetlerine başladı. (Çünkü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümana yatmak yoktur!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’de hapishane yoktu çünkü İslam’da hapis cezası diye bir şey yoktu. Tahkikat için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sadece nezarethane olurdu. (İslam ceza hukukunda cezalar caydırıcı ve ağırdır. İç mahkeme vicdandır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O kuruldu mu diğerine ihtiyaç kalmaz. İslam hukuku önce doyurur, bilinç uyandırır, ikna eder,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şuurlandırır, cezayı ondan sonra koyar.) Bu yüzden Bedir’den gelen esirleri misafir gibi evlere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dağıttılar. Allah Resulü (s.a.v.) kimini ensarın evine kimini muhacirin evine gönderdi. Efendimiz’in&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) amacı o esirlerin önyargılarını kırmaktı çünkü Müslümanları tanımıyorlardı. Onların aile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ortamını, sahabenin mescid hayatını, gece ibadetlerini, Kur’an okuyuşlarını görmelerini istedi. Esirler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bu şekilde etkilendiler ve hepsi Müslüman oldular. (Efendimiz (s.a.v.) görüp düzelsinler diye acaba&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bugün esirleri bizim evlerimize gönderir miydi ?!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; BÖYLE BİR ATMOSFERDE BAYRAMI NASIL YAŞAMIŞLARDI?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bütün bu olaylar Ramazan ayında gerçekleşmişti. Dolayısıyla sahabenin gözleri Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.)’in üzerindeydi çünkü Allah Resulü ilk kez Ramazan ayına dair onlara bir şeyler anlatmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arapların yıllar yılı kutladıkları iki tane bayram vardı. Bayrama bir gün kala Efendimiz (s.a.v.),&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’ın o bayramların yerine onlardan daha hayırlı iki bayram verdiğini açıkladı: Ramazan bayramı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kurban bayramı. (Ramazan bayramı aslında fıtr, fıtrat bayramıdır çünkü fıtrat vergisi vardır.) Bayram&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sabahı yapacakları ilk işin namaz olduğunu ve nerede kılınacağını söyledi (Bayram namazla başlar).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) bayram namazlarını -eğer çok yağmur yağmazsa- Musalla denilen yerde kıldırırdı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çünkü orası mescid hükmünde değildi ve sevince ortak olmaları için herkes gelebilirdi. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) fitre sadakasından da ilk kez bahsetti. Araplar ilk kez böyle bir bayrama şahit oldular.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aradan 2 ay 10 gün geçtikten sonra Kurban bayramı geldiğinde Efendimiz (s.a.v.) onlara bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bayramın önemini anlattı. Allah’a ulaşanın sunulan kurbanın eti ve kanı olmadığını, takva olduğunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;açıkladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kurban ettiğiniz hayvanların ne etleri ne de kanları asla Allah’a ulaşmaz; sizden O’na&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ulaşacak tek şey, takvadır.” (Hac 22/37)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabeden bazıları bilmedikleri ve Allah Resulü’ne de sormadan hareket ettikleri için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kurbanlarını namazdan önce kestiler. Efendimiz (s.a.v.) namazı kıldırmak için Musalla’ya doğru&lt;/p&gt;&lt;p&gt;giderken onları görüp güldü ve daha sonra kurbanın hükümlerini açıkladı. Sahabenin öğrenmesi için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;her şeyin en doğrusunu söyledi. Yapılmış bir doğru varsa onu sükutu ile tasdikledi, yapılan bir yanlış&lt;/p&gt;&lt;p&gt;varsa onu düzeltti, eğer kimse doğruyu yapmamışsa da kendisi en doğrusunu yaptı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) bütün kurban bayramlarında iki kurban kesti. Bunlardan birisi kendisi ve ehli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beyti içindi, ikincisi ise ümmetinden kurban kesemeyenler içindi. (Bu bir sünnettir. Durumu olan o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mutluluğu yaşamaları için kesemeyenler adına kurban kesebilir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Medine’de 9 tane Ramazan bayramı, 9 tane de Kurban bayramı geçirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ramazan bayramlarının beş tanesi 30 gün, dört tanesi 29 gün idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; HZ. ALİ’NİN FATIMA İLE EVLENMESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın yaşları, soyları birbirlerine uyuyordu ve birbirlerine denktiler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(küfüv/denklik). Fatıma annemizin büyümesi ile birlikte talipleri de arttı ama Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelenleri hep gönderdi. Hz. Ali’nin (r.a.) kalbinde Fatıma annemize karşı bir meyil vardı ama Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü’ne bu konuyla gitmek için cesaret bulamıyordu. Efendimiz’in (s.a.v.) yakınlarından olan bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hanım Hz. Ali’yi bu konuda cesaretlendirdi. Hz. Ali bir şekilde cesaretini toplayıp Efendimiz’in&lt;/p&gt;&lt;p&gt;huzuruna gitti ama konuşamadı. Efendimiz ona neden geldiğini sorduğunda kendisinin rivayeti ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyleyecek sözü yoktu. Sonra Allah Resulü onu getirenin ne olduğunu bildiğini, konunun kızı Fatıma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(r.a.) olduğunu anladığını ama kızı Fatıma ile konuştuktan sonra haber vereceğini söyledi. (Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;burada Hz. Ali’yi rahatlatmıştır. Büyük olmak bunu gerektirir. Ariflerden biri demiştir ki: “Bardak değil&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sürahi eğilir doldurmak için. Doldurmak istiyorsan eğileceğin yeri bilmen lazım.”)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) kızı Fatıma ile konuştu ama Fatıma annemiz de konuşamadı çünkü onun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da Hz. Ali’ye karşı gönlünde bir meyil vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) kızı ile konuştuktan sonra Hz. Ali’den mehir olarak bazı şeyler istedi. Niyeti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali’ye bedel ödetmek idi. Hz. Ali bu uğurda zırhını sattı. Hz. Osman daha sonra o zırhı sattığı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;adamdan satın aldı ve Hz. Ali’ye düğün hediyesi olarak verdi. (Asr-ı saadetin aslı da saadet idi.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Netice itibariyle düğün hazırlıkları başladı. Ümmü Eymen annemiz o düğünün en önemli ismi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;idi çünkü o Efendimiz’in annesinden sonra annesi idi. Efendimiz (s.a.v.) ona, kızı Fatıma’yı damadın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;evine götürmesini ama kendisi gelene kadar beklemelerini söyledi. Efendimiz (s.a.v.) insanlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dağıldıktan sonra damat evine gidip “Nerede kardeşim?” diyerek Hz. Ali’yi sordu. Ümmü Eymen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;annemiz bunun üzerine &quot;Babam anam sana feda olsun ey Allah&#39;ın Resulü, senin kardeşin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kimdir?&quot; dedi. Efendimiz, “Ali b. Ebi Talib’tir.” deyince Ümmü Eymen: “Senin kızın ona&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;nikahlandığına göre o senin nasıl kardeşin oluyor?&quot; dedi. Allah Resulü (s.a.v.) Ali’nin (r.a.) dünya&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ahiret kardeşi olduğunu ve bu kardeşlikten dolayı Fatıma ile evlenmesinde dinen sakınca olmadığını&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;açıkladı. Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali’yi sağına, kızı Fatıma’yı soluna oturtarak ellerini avuçlarının içine&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aldı ve onlar için “Allah ikinizin arasını bereketlendirsin, bereketini daim etsin, ikinizin arasını&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hayırlarla birleştirsin.” diyerek dualar etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ensar bugüne kadar birçok düğün gördüklerini ama Fatıma (r.a.)’nın düğünü kadar güzel bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düğün görmediklerini söylemişlerdi çünkü Hz. Fatıma’nın düğününü güzel kılan iki önemli şey vardı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Ayaklarını yorganlarına göre uzattılar, borçlarla düğün yapmadılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Riyaya kapılmadılar. (Bir kere evleniyorum mantığıyla aşırıya kaçmadılar.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Düğün bize Rabbimizin bahşettiği önemli bir nimettir ve o günde Allah’ın razı olmayacağı bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iş olmamalıdır! Her şey O’nun rızasını gözeterek yapılmalıdır! Eğer aşırıya kaçılmış, bir takım hatalar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapılmış ise tövbe edip yeni bir sayfa açmak gerekir çünkü tövbe ettikten sonra büyük günah yoktur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümana günahın altında ezilmek de yakışmaz.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt; AİŞE VALİDEMİZİN HÜCRE-İ SAADET’E GELİŞİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hicret esnasında Efendimiz (s.a.v.) ile Hz. Aişe annemiz nişanlı idiler. Hz. Aişe (r.a.) Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) ile nişanlanmadan evvel Mut’im b. Adî’nin oğlu Cübeyr b. Mut’im ile nişanlanmıştı. Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebubekir ile Mut’im b. Adî cahiliyye döneminde çok yakın arkadaştılar ve çocukları olursa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;evlendireceklerine dair anlaşmışlardı. Hz. Ebubekir, Efendimiz (s.a.v.)’den söz vermenin ehemmiyetini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bildiği için sözünde durdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) 50 yaşında iken eşi Hatice’yi (r.a.) kaybetmişti ve 2 yıl dul kaldı. Havle binti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hakîm’in ısrarları doğrultusunda Hz. Sevde annemiz ile evlendi, Hz. Aişe annemize olan meylini de&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dile getirdi. Havle binti Hakîm bu konuyu Hz. Ebubekir’e açtı. Hz. Ebubekir çok sevinmesine rağmen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verdiği sözden dolayı evet diyemedi. Kalkıp Mut’im b. Adî’nin yanına gitti ve hala kızı Aişe’yi alma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;konusunda bir isteğinin olup olmadığını sordu. Mut’im’in hanımı bir anda celallendi ve onlar Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhammed’e inandıkları için bu işe rıza göstermediğini söyledi. Hz. Ebubekir bunun üzerine Mut’im&lt;/p&gt;&lt;p&gt;b. Adî’ye eşine katılıp kayılmadığını sordu ve Mut’im b. Adî de bunu onaylayınca Hz. Ebubekir oradan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sevinçle ayrıldı. Eve gelince onayını Havle (r.a.) annemize bildirdi, Havle annemiz de gidip&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’e haber verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz ile Aişe annemiz iki yıl nişanlı kaldılar ve hicretten sonra Şevval ayında evlendiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(İki bayram arası evlenilmez inancı batıldır.) Hz. Aişe annemizin Efendimiz’in eve gelişiyle birlikte&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;evde bambaşka bir hava oluştu çünkü onu Aişe annemizi Aişe anne yapan ne Resulullah’ın eşi olması&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ne de Hz. Ebubekir’in kızı olmasıydı, bizzat onun şahsiyetiydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Âişe ilim noktasında çok iştiyaklı idi. Bugün onun merakı sayesinde bizler birçok bilgiye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;erişmiş durumdayız, eğer o sormasaydı Efendimiz’de olan nice bilgiye ulaşamayacaktık. Hz. Aişe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;annemiz 2210 tane hadis rivayet etti. Efendimiz (s.a.v.) onu işaret ederek “Dininizin üçte&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birini/yarısını bu Humeyra&#39;dan öğreniniz.” buyurmuştur. Resulullah (s.a.v.) Hz. Aişe&#39;ye yanakları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kırmızı kırmızı olduğu için &quot;Humeyra&quot; derdi, bazen Aiş, bazense Uveyş derdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) kendisinde olan bilgileri ümmete ulaştırsın diye Hz. Aişe’ye adeta farklı bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;alan açmıştı. Bizler bugün birçok sahabe efendimizden istifa etmekteyiz ama Hz. Âişe annemizin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istifade alanı bütün sahabenin istifade alanlarının ötesindedir çünkü Âişe annemiz bir bakıma mihenk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;taşı gibiydi. Sahabenin rivayet ettiği çoğu hadisler bile onun onayında geçip geldi. Birçok konuda bilgi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahibi idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah (c.c.) kronolojik olarak annelerimizi hikmetli bir şekilde sahneye çıkarmıştır. Mesela&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nün (s.a.v.) Mekke’de kendisine liman olacak bir Hatice’ye ihtiyacı vardı. Medine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;döneminde ise bütün bu hadisleri ve olayları zihninde tutabilecek genç bir dimağa ihtiyaç vardı, orda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da Âişe annemiz Efendimizin hayatına girmiş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; BENÛ KAYNUKA’NIN İHANETİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir’den dolayı Yahudiler rahatsız oldular. Efendimiz (s.a.v.) ile yaptıkları Medine Vesikası’na&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uymaları gerekirken fitne çıkardılar. İlk fitneyi çıkaran da bunlar oldu. Zengin bir zümreydiler. Sağlam&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaleleri (bir şey olduğu zaman içerisine girerler ve kendilerini korurlardı), birçok savaşçıları vardı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;buna güvenerek sahabeyi sürekli kışkırttılar. Efendimiz (s.a.v.) bir gerginlik oluşmaması için hep alttan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aldı ama bardağı taşıran en son olayları pazarlarına gelen Müslüman bir hanımın örtüsüne dokunarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onu gülünç bir hale getirmeleri oldu. Orada duruma müdahale etmek isteyen bir sahabiyi de şehit&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ettiler. Allah Resulü (s.a.v.) bunun üzerine sahabeyi hemen toplayıp Benî Kaynuka mahallesini kuşattı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve onları 15 gün kadar kuşatma altında tuttu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Mekke’de sabretmişti ama Medine’de İslam bir devlet haline geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kazanılan bu güçle de Müslümanların hakkına, hukukuna girenlere, izzetini çiğneyenlere -eğer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaptıklarından geri dönmemişlerse- hemen bedeli ödetildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kuşatmada Yahudiler, Efendimiz’in (s.a.v.) kararlılığını görünce teslim olmak zorunda kaldılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Teslim oldukları zaman Efendimiz onlara çok daha ağır cezalar verebilirdi ama önemli bir adım atarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onları sürgün etti. İlk sürgün edilen kabile de Benî Kaynuka oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer anlaşmaya sadık kalsalardı Müslümanlar da sadık olarak kalacaktı. Kalmadıkları için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanlar da böyle bir beladan kurtulmuş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; KA’B B. EŞREF’İN ÖLDÜRÜLMESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ka’b b. Eşref bir şairdi. (Asr-ı Saadette şair denildiğinde bunu medya patronu olarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlamalıyız.) Güçlü ve etkili bir biçimde Müslümanların aleyhine fitneler üretti ve bir çete lideri idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanların pazarını yaktı, karanlık işler çevirdi. Tehlikeli bir noktaya gelince Efendimiz (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabeye bunu kimin bertaraf edeceğini sordu. Muhammed b. Mesleme (r.a.) atıldı ve çok iyi bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;strateji ile Ka’b b. Eşref’in kalesine girip onu dışarı çıkardı. Onu öldürerek bu fitnenin bitmesini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sağlamış oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne Mekke’de ne de Medine’de asr-ı saadetten kalan bir yapı yoktur ama o günlerden kalan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tek yapı Ka’b b. Eşref’in kalesinin kalıntılarıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; OSMAN B. MAZ’ÛN’UN VEFATI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Osman b. Maz’ûn Cumah oğullarından ve Hz. Ömer’in de kayınbiraderi idi (Hz. Ömer’in eşi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zeynep binti Ma’zun’un kardeşi). Dolayısı ile Osman b. Maz’ûn hem Hafsa validemizin hem de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah b. Ömer’in dayısıydı. Havle binti Hakîm’in de eşi idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.), Osman b. Maz’ûn’u çok seviyordu. Havle binti Hakîm, Resulullah’ın yanında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değeri ve itibarı olan bir kadındı, bu değer ve itibar biraz da Osman b. Maz’ûn’dan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaynaklanmaktaydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Osman b. Maz’ûn hicret eden, malını ve servetini İslam yolunda feda eden, mücadele eden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir insandı. Bedir’den sonra hastalanmıştı ve Efendimiz başucundayken vefat etti. Onun vefatı ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) çok üzüldü. Öyle ki göz yaşları sakalından Osman b. Maz’ûn’un üzerine düşmüştü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte bu manzarayı gören bir kadın “Ne mutlu Osman’a ki kuş oldu cennete uçtu.” deyince Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) ona Allah’ın peygamberi olarak bunu kendisinin bile bilmediğini ve “Kardeşleriniz için, ehli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iman için, sevdikleriniz için iyi temennilerde bulunun, Allah’ın hukukunu koruyun.” buyurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) onun için “Osman bizim selefimizdir (öncümüz).” dedi. Osman b. Maz’ûn,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakî kabristanlığına defnedilen ilk muhacirdi. (İlk ensar Es’ad b. Zürâre idi.) Efendimiz (s.a.v.) kabrini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kazdırmış, kendisi bizzat ilgilenmiş, kabrine koydurmuş ve kendisi kabri düzeltmişti. Kabir yeri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaybolmaması için de bir alamet istedi. (Ölçü; mezar olduğu belli olması için yerden bir karış yüksek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olması, kimin yattığının belli olması için başında bir alametin olmasıdır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Osman b. Maz’ûn’dan sonra kim vefat etse sahabe nereye defnedeceklerini sorduklarında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) “Selefimiz olan Osman’ın yanına” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; HZ. HASAN’IN DOĞUMU&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fatıma annemiz düğünün hemen ardından hamile kaldı. Hz. Hasan hicretin üçüncü yılının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başlarında dünyaya geldi. Efendimiz (s.a.v.) bu güzel haberi alınca çok sevindi ve “Oğlumu bana&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getirin!” dedi. Hz. Hasan sarı bir kundağın içerisinde Efendimiz’e (s.a.v.) takdim edildi. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kundağı görünce “Başka renk bulamadınız mı?” dedi çünkü renklerin dili vardır ve Efendimiz o rengi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;erkek çocuğuna yakıştırmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali’ye oğlunun ismini ne koyacağını sorduğunda Hz. Ali “Harb”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koyacağını dile getirdi. Efendimiz (s.a.v.) bu kadar güzel bir çocuğa Harb isminin konmayacağını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;belirterek “Benim oğlumun adı Hasan olsun.” dedi ve ezanını okuyup tahnîkini yaptı. (Tahnîk bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sünnettir. Çocuğun damağına hurma ya da hurma gibi tatlı bir şeyi sürüp dua etmektir. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) genelde bunu yapardı ki çocuk salih bir insanın nefesinden nasiplensin.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aradan bir müddet geçtikten sonra Hz. Hüseyin doğdu. Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali’ye oğlunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ismini ne koyacağını sorduğunda Hz. Ali yine “Harb” cevabını verdi. Efendimiz (s.a.v.) de yine bu&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kadar güzel bir çocuğa Harb isminin konmayacağını belirterek adının Hüseyin olmasını istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aradan bir müddet geçtikten sonra Muhassin dünyaya geldi. Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali’ye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oğlunun ismini ne koyacağını sorduğunda Hz. Ali yine “Harb” cevabını verdi. Bu sefer Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) “Ben Harun’un çocuklarına koyduğu isimler gibi çocuklarıma isim koyarım.” dedi. Hz. Harun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çocuklarına Şeber, Şübeyir, Mübeşşir gibi aynı kökten gelen isimler koymuştu. Efendimiz (s.a.v.) de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aynı kökten gelen ve anlamları da aynı olan Hasan, Hüseyin, Muhassin isimlerini tercih etti. (Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhassin bebekken vefat etmiştir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali’nin daha sonra da çocukları oldu. İnsanlar ona “Harb” ismini koymasını söylediler. O ise&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Resulullah’ın üç defa reddettiği bir ismi ben nasıl koyarım.” dedi ve o ismi bir daha koymadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin cennet gençlerinin efendileridirler. Efendimiz (s.a.v.) onları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dünyanın kendisine verilmiş en güzel nimetleri olarak anlamış, “Siz bana dünyanın nimetlerisiniz.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;demiştir. Onlar için bazen hutbeden bile aşağıya inmiştir. Onları sırtlarına almış ve onlarla farklı bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;münasebet kurmuştur çünkü onlar dedelerinin şeriatını korumak adına dinin muhafazasında bir rol&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oynayacaklardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın Zeynep ve Ümmü Gülsüm adlarında iki tane de kızları vardı. Dünya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bu evlatlardan Hz. Hasan’dan vahdeti, Hz. Hüseyin’den şehadeti, Hz. Zeynep’ten izzeti, Hz. Ümmü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gülsüm’den dirayeti öğrenmiştir. Onlar vahdeti, kişinin hakkı olmasına rağmen ümmetin selameti için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ondan vazgeçebilmeyi ve durmayı öğrettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Hasan bize durma ahlakını öğretti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Hüseyin bize şehadeti öğretti. “Seyyid’üş Şüheda” ifadesi tarihte iki isim için kullanılır: Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hamza ve Hz. Hüseyin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Zeynep “Gidenler Hüseyin gibi gitsin, kalanlar hiç değilse benim gibi kalsın.” diyerek bize&lt;/p&gt;&lt;p&gt;izzeti öğretti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ümmü Gülsüm de bize dirayeti öğretti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ehl-i Beyt’in evi böyle bir ev idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;NOT: Hz. Âişe annemiz ile Efendimiz (s.a.v.) arasındaki eş ilişkisine dair örnekleri araştıralım. Uhud’u&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlamaya çalışalım.&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/4215496778698896286/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/herkes-icin-siyer-17-bolum-aise.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/4215496778698896286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/4215496778698896286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/herkes-icin-siyer-17-bolum-aise.html' title='HERKES İÇİN SİYER - 17. BÖLÜM (ÂİŞE ANNEMİZİN GELİŞİ VE MEDİNE’NİN İLKLERİ)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/XmMN9lbHocs/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-8673536832017590705</id><published>2020-10-04T22:52:00.005-07:00</published><updated>2020-10-04T22:52:38.640-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>HERKES İÇİN SİYER - 16. BÖLÜM (İMAN İLE İNKÂRIN İLK BÜYÜK BULUŞMASI BEDİR)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/Cm0ngJ5f0IY&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;Cm0ngJ5f0IY&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;HERKES İÇİN SİYER - 16. BÖLÜM (İMAN İLE İNKÂRIN İLK BÜYÜK BULUŞMASI BEDİR)&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kim ahir zamanda unutulmaya yüz tutmuş bir sünnetimi ihya ederse ona yüz şehit sevabı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vardır.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt; BEDİR NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir bir savaşın değil, bir mektebin adıdır. Bizler de bu mektebin öğrencileriyiz. Müslümanlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olarak kendimize Hz. Peygamberi rehber edinmişsek o mektepten beslenmek zorundayız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İmam Zeynel Âbidin şöyle demiştir: &quot;Biz çocuklarımıza Kur’an’dan bir sûre öğretir gibi,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimizin savaşlarını (magâzi) öğretirdik.” Çünkü o savaşlar Kur’an ile beraber yürüyen savaşlardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak o savaşlar anlaşıldığında Kur’an anlaşılmaktadır. Örneğin; Bedir savaşını anladığımızda Âli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İmran ve Enfal surelerinin bazı ayetlerini; Hendek’i anladığımızda Ahzab suresini; İfk hadisesini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anladığımızda Nûr suresinin bazı ayetlerini anlayabiliriz. Yani Allah’ın gönderdiği Kur’an ile ilk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;muhatapların yaşadıkları hadiseler birbirleri ile iç içedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir ile İslam devlet olmaya, medeniyetin temelleri daha da sağlamlaşmaya başladı. İslam’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mesajları cihana bambaşka bir şekilde devam etti çünkü Bedir o mesajların çekirdeği oldu. Dolayısıyla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir sadece tarihte olup biten bir savaştan ibaret değildir. Aslında her dönemin bir Bedir’i vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe, Hz. Ebubekir döneminde Yemâme savaşını Bedir diye isimlendirmiştir. Selâhaddin-i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eyyûbî’nin Hıttîn savaşı bir Bedir’dir. Mehmet Akif Ersoy Çanakkale şehitlerine yazdığı bir şiirinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir’e şu dize ile atıfta bulunur: “Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.” Çünkü Çanakkale&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ruhu Bedir ruhudur. Bu kıyamete kadar böyle devam edecektir. Biz ne kadar mağlup olsak da,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;moralimiz bozulsa da ancak Bedir ile ayağa kalkarız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uhud’da 630 tane yaralı sahabe vardı. Onlardan birisi de Efendimiz (s.a.v.) idi. Yaralı halde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’ye dönerken yanındaki Hassân b. Sâbit’ten şiir okumasını istedi. Hassân b. Sâbit orada bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sayfalık bir şiir okudu. Şiirin bir iki beyti başlangıçta Uhud ile ilgiliydi, sonrasında yine Bedir geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaralı sahabe hemen Uhud’un arkasından gelen Hamraü’l Esed gazvesinde dirildi çünkü Bedir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anıldığında yaranız ne kadar derin olursa olsun ayağa kalkarsınız! Bedir’deki insanlar öyle bir destan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yazmışlardır ki Bedir, kıyamete kadar gelecek olan bütün destanların ilk safhasını oluşturur. Bazılarına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göre Bedir’in yıldönümü olan 17. gece, Kadir gecesidir. Aynı zamanda Efendimiz’in (s.a.v.) vahiy ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;buluştuğu gece olarak da ihya edilen bir gecedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dolayısıyla bugün her birimiz bu mektebin bir talebesi olma adına sorumluluğumuzu ortaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koymak zorundayız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; HEM RAHMET HEM SAVAŞ PEYGAMBERİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) “Ben rahmet peygamberiyim, ben savaş peygamberiyim.” (Ahmed b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hanbel, Müsned, IV, 395) demiştir. Peygamber Efendimiz, burada birbirine zıt gibi görünen iki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kelimeyi, rahmet ve savaş kelimelerini bir araya getirerek kıyâmete kadar gelecek olan insanlara bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mesaj vermekte ve kendi savaşlarının bir rahmet olduğunu vurgulamaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.),&lt;/p&gt;&lt;p&gt;her işinde olduğu gibi savaşlarında da, insanlığa gönderilmiş bir rahmet olduğunu göstermiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merhamet hem acımak hem acıtmamak demektir. Acıtmamak önce gelir. Acıtanlar olacağı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için o acıtanları ortadan kaldırmak için de kılıca ihtiyaç vardır. O kılıç öldürmek için değil, diriltmek ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;belayı defetmek içindir. O’nun kılıcının üstünde beşerin kanı yoktur. Efendimizin (s.a.v.) elindeki kılıç&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İslam ile insan arasındaki engelleri kaldırmak içindir. Onun içindir ki; Efendimizin (s.a.v.) 28 tane&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gazvesi, 55 tane seriyyesi olmasına rağmen toplam öldürülen insan sayısı müşriklerden 216,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanlardan 138 idi. (Benî Kurayza bu rakamlara dâhil değil, o istisnai, farklı bir mevzudur.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) hayatın bütün alanlarına hem hukuk hem ahlak getirdi. Bu ikisini getirdiği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;en önemli alanlardan birisi de savaştır. O, savaşın hukukunu ve ahlakını getirdi. Hakk adına bile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapılsa ahlaki riayetlerin aşılamayacağını, karşımızda müşrik bile olsa ilkeli davranmak zorunda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğumuzu gösterdi. Ondan dolayıdır ki sahabe çok yol aldı ama arkalarında ağlayan bırakmadı. Bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mücadelede birileri arkasında ağlayanlar bırakıyorsa o mücadele nübüvvetin öğrettiği mücadele&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değildir. Nübüvvet mücadelesinde yaralar sarılır, esirler bile bambaşka bir merhametle o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;merhametten nasibini alır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaş alanında dört aşamalı bir süreç görüyoruz: Sabır, İzin, Savunma ve Saldırı (son tercih).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) koyduğu ölçülere kendisi de uydu, sahabeyi de uydurdu, ümmetinin de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uymasını istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; SAHABE, EFENDİMİZ’DEN GELECEK HABERİ BEKLİYORDU&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hicretin ikinci yılı, Şaban ayının sonları idi. Bakara suresinin 183. ayeti nazil oldu: “Ey iman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Selmân-ı Fârisî’nin rivayet ettiğine göre, oruç gelince Allah Resulü (s.a.v.) uzun uzun Ramazanı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlattı. Ramazan’ın günlerinde ne yapacaklarını soran sahabeye oruç tutacaklarını söyledi. Sahabe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahursuz orucu biliyordu. Efendimiz (s.a.v.) teravihten ve oruçlu günlerde hayırların, iyiliklerin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;artırılmasından bahsetti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aradan 8 gün geçmeden Efendimiz’e, Talha bin Ubeydullah ile Saîd b. Zeyd’i başına koyduğu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istihbarattan bilgiler geldi. Sahabe de bunun için tetikteydi. Gelen bilgiye göre Ebu Sufyan çok büyük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir kervanla Şam’a doğru gidiyordu. Kervan Mekke’nin bütün sermayesi kadardı. Tutarı 50 bin dinar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;idi. Bin develik bir kervandı ve 40 süvari tarafından korunuyordu. Ebu Sufyan bir şekilde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanların kendisine saldırı için hazırlıkta olduklarını sezince kervanın yolunu değiştirmeye kadar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verdi. Dönüş yolunda güzergâhını değiştirerek de kervanı sağ salim bir biçimde Mekke’ye getirmeyi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) bunun üzerine hemen bir ordu çıkardı. Amaç savaş değil, kervanı vurmak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Efendimiz (S.A.V.) Neden Kervanı Durdurmak İstedi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelen muhacirlerin birçoğunun malları Mekke de kalmıştı ve müşrikler onların mallarını gasp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ettiler. O güçle Müslümanların sesini kısmaya çalıştılar. Allah Resulü (s.a.v.) geçmişin bedelini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ödetmek ve gelecekte de bazı şeyler yapmalarını engellemek adına böyle bir girişimde bulundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; BEDİR ASHABI TOPLANIYOR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz, sahabeyi Sukya’ya getirdi. Sukya, Sultan Abdulhamit’in yaptırdığı tren garının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;içerisinde bir yerdir. Bugün Sukya Mescidi olarak yer almaktadır. Orası Efendimizin ordugâh olarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kullandığı yer idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’in (s.a.v.) emri ile Bilal (r.a.) “Hayyel el-Cihat!” diye insanlara çağrıda bulundu ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kimler hazırsa orada toplandı. Gelenler aşağı yukarı 300 küsur kişi idi. Efendimiz (s.a.v.) gelenlerden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bazılarını geri çevirdi. Onlardan biri de Hz. Osman idi çünkü Rukiye annemiz o zamanlar hasta idi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Hz. Osman’ı Bedir ashabından sayıyoruz çünkü onu Efendimiz geri göndermişti.) Medine’nin valisi,&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;imamı gibi isimler de geri çevrilmişlerdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geri çevrilenlerde çocuklar da vardı. Abdullah b. Ömer onlardan biriydi. Efendimiz ona&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gitmesini söyleyince büyük bir feryat kopardı çünkü Efendimiz yaşı 15-16’dan küçük olanları ayırmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbni Ömer daha sonra hayatı boyunca bu olaya üzüldüğü kadar başka hiçbir şeye üzülmediğini dile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getirmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üsâme b. Zeyd, Zeyd b. Sâbit, Züheyr (r.a.) gibi çocuklar da kalmaları için ayırılanlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arasındaydı. Efendimiz, Umeyr bin Ebî Vakkas’ı da ayırmıştı ama o 16 yaşında olduğuna dair yemin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etti ve şahidi olarak abisini gösterdi. Efendimiz (s.a.v.) abisi Sa’d ‘a sordu ve abisi 16 yaşında olduğunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tasdik edince Efendimiz’in Bedir’e katılmasını kabul etti. Umeyr bin Ebî Vakkas, o ana kadar kılıcını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beline bağlamamıştı çünkü kılıcı beline bağladığında asla geri vermezdi. Efendimiz (s.a.v.) onayı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verince kılıcını bağladı ve sonra Bedir’in 14 şehidinden de biri oldu. Şehadet aşkı böyle bir şeydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün çocuklarımızın böyle olmamasının sebebi bizlerizdir çünkü sahabe cihada izin verilen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ayetler geldiği andan itibaren evlerinde coşku ile bu konuyu konuşmuşlardı. Sa’d b. Hayseme ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;babası gidenin kim olacağı konusunda birbirleri ile kavga ettiler. Biz büyükler olarak bu işin ıstırabıyla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;inlersek çocuklarımız da öyle yetişir. Temsiliyet makamının hakkını vermemiz gerekir!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) elemelerini yaptıktan sonra seçtikleriyle yola çıktı. Yolun bir yerinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz, Ebâ Eyyûb el Ensâri’den kaç kişi olduklarını öğrenmek istedi. O da 313 kişi olduklarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyleyince Efendimiz (s.a.v.) Tâlut’un askerlerinin de bu kadar olduğunu söyledi. Mesele Hakk ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;batılın savaşıydı. (İsimler değişir ama misyon aynıdır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir ashabının sayının 313’ten fazla olduğunu görmemiz mümkündür. Bunun sebebi; Bedir’e&lt;/p&gt;&lt;p&gt;katılanlar hakkındaki bazı rivayetlerde ihtilafların olması sonucu ulemanın kimseyi dışarıda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bırakmamak istememesi ve ihtilaflı bile olsa o isimleri de Bedir ashabı listesine dâhil etmelerindendir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesela istihbarat ile görevi Talha bin Ubeydullah ile Saîd b. Zeyd savaşın içerisinde olmasalar bile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir ashabından sayılmışlardır. Ganimetten pay da verilmiştir. Hz. Osman da böyledir. O listede&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sadece 12 yaşında bir çocuk olan Enes b. Malik vardır. O savaşa katılmadı ama gözcü idi. Orada olan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bitenleri gözleyip bugün bize o aktarmıştır. Bu yüzden Bedir ashabından sayılır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine ile Bedir arası güzergâh 160 km’dir. Efendimiz (s.a.v.) ve ashabı o yol boyunca birçok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hadise yaşamışlardır. Sahabenin şehit olmak için kendi aralarında yaptıkları konuşmalardan onların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;nasıl bir heyecana sahip olduklarını anlamamız mümkündür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; BEDİR ORDUSU&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) 313 kişi ile Bedir köyüne geldi. Efendimiz (s.a.v.), Ebu Sufya’nın başka bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yoldan kervanı götürdüğünü öğrendi. Ebu Sufyan da Müslümanların harekete geçtiğinden haberdar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olunca Mekke’ye bir adam yolladı. Mekkeliler de güçlü bir orduyla hemen yola çıktılar. 1100 kişi idiler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ama daha sonra yoldan 150 kişi geri döndü. (Örneğin; Zühreoğulları Efendimizin annesinin kabilesi idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adîoğulları Hz. Ömer’in ailesi idi. Onlar geri döndüler.) Mekkeliler kalan 950 kişi ile savaşa geldiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Teçhizatları, süvarileri ve binekleri fazla idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir ordusunun bir tanesi Zübeyr b. Avvam diğeri Miktad b. Amr olmak üzere sadece iki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;süvarisi, 70 tane develeri vardı, imkânları kısıtlıydı. Ashab arasında yalın ayak yürüyenler, bineksiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelenler vardı. Efendimiz (s.a.v.) onlar için &quot;Allah&#39;ım! Bu insanlar yalın ayak, Sen onlara dayanma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gücü ver. Bunların üzerinde elbiseler yok, Sen onları giydir. Bunların yiyecek imkânları kısıtlı Sen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onları doyur. Bunların malları yok, fakirler; Sen onları zengin kıl!&quot; diye dua etti. (Güç her zaman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görünen şeylerde değildir. Asıl olan imandır ve o imanın getirdiği heyecandır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) kervanın başka bir yolu kullanıp Mekke’ye gittiğinden ve Mekkelilerin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ordularıyla yola çıktıklarından haberdar olunca sahabeyi topladı ve onlarla istişare etti. Durumu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onlara anlattı ve savaşalım mı yoksa geri mi dönelim diye sordu. Hemen Ebubekir (r.a.) ayağa kaldı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ya Resulallah söz senindir.” dedi. Eğer Efendimiz (s.a.v.) savaşalım derse arkasında olacaklarını,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dönelim derse de kendisine itaat edeceklerini ve kendilerine düşenin itaat etmek olduğunu açıkladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) bundan memnun oldu ama beklediği cevap bu değildi. Sorusunu tekrar sordu, bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sefer kalkan Hz. Ömer oldu. Efendimize “Ya Resulallah! Niye bize soruyorsun? Biz senin elinde&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çekilmişkılıçlarız. İstersen kullanırsın, istemezsen o kılıçları kınına koyarsın. Ne dersen senin dediğin&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gibidir.”dedi. Allah Resulü (s.a.v.) bu cevaptan da memnun oldu ama sorusunu bir kere daha sordu. Bu&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sefer oiki süvariden biri olan, tarihe “İslamın süvarisi” olarak geçen Miktad b. Amr kalktı: “Ya&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulallah! Sen niye bize soruyorsun? Biz asla sana Benî İsrail’in Musa’ya dediği gibi demeyeceğiz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hani onlar Musa’ya ‘Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada bekliyoruz.’ demişlerdi ya; hayır, ya&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulallah! Senyürü, biz de senin arkandayız. Önüme geçin derseniz önünüzde, yanımda yürüyün&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;deseniz yanınızda,arkamda olun derseniz arkanızda yürüyeceğiz!” dedi. Efendimiz (s.a.v.) bundan da&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;memnun oldu ama sorusunu bir daha sordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;313 kişinin 74’ü muhacir, 239’u Ensar idi. Ensar ile Allah Resulü Akabe’de sözleşmişti ve Ensar,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’de savunma adına biat etmişti. Oysa şimdi Medine’den 160 km uzakta idiler. Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaptıkları sözleşmeye uygun bir biçimde davrandı. Ensardan birisinin kalkmasını beklediği için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sorusunu defalarca sordu. Sa’d b. Muâz kalktı ve “Ya Resulallah! Herhalde sen ensardan birinden bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şey duymak istiyorsun, ben de ensarı temsilen konuşuyorum. Ya Resulallah! Sen yürü bizi de arkanda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bulacaksın. Kızıldeniz’i işaret etsen ve desen ki dalın o denize, vallahi hiçbirimiz arkamıza bakmadan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bizi istediğin şeyi yapma gayreti üzerinde bulacaksın!” dedi. Efendimiz Sa’d’ın konuşması üzerine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gülünce sahabe Allah REsulü’nü güldürdüğü ve memnun ettiği için Sa’d b. Muâz’a dualar etti. O Sa’d&lt;/p&gt;&lt;p&gt;b. Muâz ki vefatı ile arşı titreten birisi idi. Hendek’te vefat ettiğinde Allah Resulü meleklerin indiğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylemiş ve naaşı meleklerle taşınmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Sa’d b. Muâz’dan bunları duyunca “Allah bize iki hayırdan birini murat etti.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;diyerek Mekkeliler ile mücadelelerini başlattı. Orduyu Bedir denilen yerde, su kuyuları önlerinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kalacak şekilde konumlandırdı. Bunun üzerine Hubab b. Münzir, Efendimizin yanına gelerek orduyu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;burada konumlandırmasın Allah’ın bir emri mi yoksa kendi tercihi mi olduğunu sordu. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendi tercihi olduğunu söyleyince Hubab ona kendi görüşünü söyledi. Eğer kuyuları önlerinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bırakırlarsa savaşın uzayabileceğini -çünkü Mekkeliler sayıca fazla idi ve suya ihtiyaç duyabilirlerdi- ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üstünlük sağmalarının kendileri için daha yararlı olacağını beyan etti. Efendimiz (s.a.v.) Hubab’ın bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görüşünü kabul etti ve ordu öyle konumlandırıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Mekkeliler sayıca fazla olduğu için orduyu saf haline getirdi. Elinde ok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olanları arkaya, elinde mızrak olanları öne aldı (savaş taktiği). Okçulara beklemelerini, ne zamanki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşman, ok menziline düştü, ayakta olanların bir adım geriye çekilmelerini ve okçuların oklarını o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zaman atmalarını söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resûlullah (s.a.v.) elinde bulunan bir çubukla ordunun saflarını tanzim ediyordu. Sevâd bin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Guzeyye isimli hafif şişman bir gencin biraz ileri doğru çıktığını gördü ve hizaya gelmesini istedi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevâd bin Guzeyye üç kez hizayı bozunca Efendimiz (s.a.v.) yanına gelip çubukla onun karnına&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dokundu. “Yâ Sevâd! Hizaya gel” buyurdu. Bunun üzerine Sevâd, “Yâ Resûlallah, canımı acıttın.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hâlbuki Allahü teâlâ seni Hak dinle, âdil hareket etmen için gönderdi. Kısas yapmama izin ver.” dedi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onun bu sözü üzerine Resûlullah (s.a.v.) mübârek karnını açtı, “Haydi sen de benim sana yaptığım gibi&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yap” buyurdu. Sevâd,hemen Resûlullahın karnını kucaklayarak öptü. Efendimiz niçin böyle yaptığını&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sorunca Sevâd: “Yâ Resûlallah! Bildiğiniz gibi muharebeye başlıyoruz. Seninle bu son görüşmemiz&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olabilir, cildimin cildine değmesini istedim. Onun için böyle yaptım.” dedi. O anda Allah Resulü de&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabe de duygulandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; BEDİR GAZVESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) bu haldeyken Sa’d b. Muâz ona, yerini yüksekçe bir yere yapmayı önerdi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nden savaşa girmemesini istedi. “Ya Resulallah! Baktın ki biz iyi gidiyoruz, bekle; baktın&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ki bize bir şeyler oluyor, bin bineğine git. Medine’de sana sahip çıkacaklar var. Sana bir şey olmasın da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bize ne olursa olsun.” dedi. Ama Efendimiz onun söylediği gibi yapmadı, oraya bir gölgelik yaptırdı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Orada şimdi Arîş (Gölgelik) Mescidi vardır.) ve bir çadır kondurdu. Savaş başlayıncaya kadar orada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’a dua dua yakardı. Ellerini havaya kaldırıp dua etti. Öyle ki ridâsı sırtından düştü. “Ey Allâhım!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bana olan vâdini yerine getir. Allâhım! Bana zafer ihsân et. Ey Allâhım! Eğer ehl-i İslâm’ın bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;topluluğunu helâk edersen artık yeryüzünde Sana ibadet edecek kimse kalmayacak!” dedi. Bunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gören Hz. Ebubekir (r.a.) yanına gelerek ridâsını aldı, omuzuna attı ve yaklaşıp: “Ey Allâh’ın Resûlü!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rabbin’e olan yakarışın yeter. Allâh Teâlâ sana olan vâdini mutlaka yerine getirecektir.” dedi. O sırada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aziz ve Celil olan Allâh şu âyet-i kerîmeyi inzâl buyurdu: «Hani siz Rabbiniz’den imdâd taleb&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ediyordunuz, O da ‘muhakkak ki ben size meleklerden birbiri ardınca bin(lercesi ile) imdâd&lt;/p&gt;&lt;p&gt;edeceğim’ diyerek duânızı kabul buyurmuştu.» (el-Enfâl 8/9). “Gerçekten Hak Teâlâ hazretleri o gün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mü’minlere meleklerle yardım etti.” (Müslim, Cihâd, 58; Buhârî, Megâzî, 4)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) dualar ile yakardıktan sonra çadırından dışarı çıktı. Dışarıda Huzeyfetü’n&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yemâni ve babası Huseyl ibni Câbir vardı. Huzeyfetü’n Yemâni, Efendimiz’e gelirken yolu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karıştırmaları sonucu Mekke müşriklerine yakalandıklarını, onlara Medine tüccarları olduklarını ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bırakırlarsa Medine’ye geri dönecekleri söyleyerek onları kandırıp geldiklerini anlattı. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) onlara derhal geri dönmelerini söyledi. “Biz her şart ve durumda düşman bile olsa verilen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sözü tutmakla emrolunduk.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her kim harp hiledir hadisini, harpte her şey meşrudur diye anlamışsa Allah Resulü’nün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sözünü anlamamış demektir çünkü harp strateji demektir. Strateji üretip düşman yanıltılabilir ama&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ahlaktan taviz verilmemelidir. Efendimiz (s.a.v.) harp sırasında olmalarına rağmen onları geri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gönderdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaş öncesinde savaşın en meşhurlarından olan askerler çıkar ve onlar kendi aralarında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mübâreze (teke tek vuruşma) ettikten sonra genel savaş başlardı. Bu bir Arap geleneği idi. O anda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;müşriklerden Utbe b. Rebîa, kardeşi Şeybe b. Rebîa ve Utbe’nin oğlu Velid b. Utbe meydana çıktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunlar Benî Ümeyye kabilesindendiler ve Benî Hâşim ile kapanmayan bir mücadeleleri vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asabiyetleri için oradaydılar. Efendimiz (s.a.v.) onları görünce ashabına kimlerin onları karşılamak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istediğini sordu. Üç kardeş olan Avf b. Hâris, Muâz b. Hâris ve Muavviz b. Hâris çıktılar. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) küçük olduğu için Muavviz’ın çıkmasını istemedi. Onun yerine Abdullah b. Revâha’yı gönderdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Utbe b. Rebîa onların Medineli olduklarını görünce Medineli çiftçilerle savaşmaya gelmediklerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyleyerek onları muhataba almadı. Efendimiz’den onların yerine kendi emsallerinden birilerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göndermesini istedi. Allah Resulü (s.a.v.)’nün talimatı ile üç genç üzülerek geri döndüler. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) onların yerine kendi ailesinden olan Hz. Hamza’yı (r.a.), Ubeyde b. Hâris’i (r.a.) ve Hz. Ali’yi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(r.a.) gönderdi. O zaman Ubeyde b. Hâris 63, Hz. Hamza 59, Hz. Ali 25 yaşındaydı. Utbe b. Rebîa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelenleri görünce memnun oldu. Utbe’yi Hz. Hamza; Şeybe’yi Ubeyde b. Hâris; Velid b. Utbe’yi de&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz.Ali karşıladı. Mübâreze başlayınca Hz. Hamza ve Hz. Ali rakiplerini devirdiler ama Ubeyde (r.a.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ayağından bir darbe aldı. Mübâreze şartlarına göre ikisi rakiplerini öldürdüyse diğer üçüncüsünün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerine saldırma hakları vardı. Hz. Ali ile Hz. Hamza rakiplerini yendikten sonra Ubeyde’nin&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yardımına koşup Şeybe’yi öldürdüler. Yaralı bir biçimde de Ubeyde’yi (r.a.) getirdiler. Ubeyde (r.a.)&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Hamza ve Hz. Ali gibi olamadığı için ağlamaya başladı. Efendimiz (s.a.v.) yanağını onun yanağına&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koydu ve ona yakışanı yaptığını söyledi. Ubeyde (r.a.) orada amcası Ebu Talib’in bir sözünü&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hatırlayarak onun; ölüm pahasına bile olsa Hz. Muhammed’i korumalarını söylediğini iletti ve&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’e “Ne dersin yaResulallah... Amcam Ebu Talib acaba beni bu halde görseydi yaptığımdan&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;memnun olur muydu?” deyince Efendimiz de sahabe de ağlamaya başladı. Ubeyde (r.a.) savaşın&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;meydanında yaralanmadığı için ölürse şehit sayılıp sayılmama konusunda endişe etti. Efendimiz ona&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şehitlerden olduğunu söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllar sonra sahabe bir başka seferden dönerden Safra denilen bir yerden geçtiler. Efendimiz’e&lt;/p&gt;&lt;p&gt;orada konakladıkları sırada çok güzel bir koku aldıklarını söylediler. Allah Resulü de bilmeyenlere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oranın Ubeyde’nin yattığı yer olduğunu, şehitlerin kendilerine özgü bir kokularının olduğunu ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’ın onları bununla rızıklandırdığını söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdurrahman ibni Avf, savaşın kızıştığı bir anda iki gencin birbirlerine sezdirmeden sırayla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yanına geldiklerini ve ikisinin de Ebu Cehil’i sorduklarını anlatmıştır. Onlardan büyük olana&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Cehil’i ne yapacağını sorduğunda genç, Bedir’e gelirken Allah onunla karşı karşı getirirse onu&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öldürmeye dair söz verdiğini söylemiştir. Abdurrahman b. Avf bundan çok etkilendiğini ve o gittikten&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra da diğer gencin geldiğini anlatmıştır. (Bu gençler Hz. Sümeyra binti Ubeyd’in oğulları Hz. Avf,&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Muâz ve Hz. Muavviz idi.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gençler Abdurrahman ibni Avf Ebu Cehil’i eliyle gösterir göstermez daha o elini indirmeden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gösterdiği yere fırlayıp onu öldürdüler. O anda abileri Avf şehit olmuştu. Diğer kardeşler Efendimize&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelip kılıçlarını gösterdiler ve Ebu Cehil’i öldürdüklerini haber verdiler. Efendimiz (s.a.v.) Abdullah b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesud’tan gidip kontrol etmesini istedi. Abdullah b. Mesud gidip Ebu Cehil’i aradı ve buldu. Ebu Cehil&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaralı halde yerde yatıyordu ama henüz ölmemişti. Abdullah b. Mesud (r.a.) onun göğsünün üzerine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıktı. Ebu Cehil acılar içerisindeyken bile ona savaşın neticesini sordu. Abdullah b. Mesud “Allah imanı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aziz, küfrü zelil kıldı! Hakkı aziz batılı zelil kıldı!” gibi cümlelerle Ebu Cehil’i kılıcından evvel daha&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;fazla yaraladı. Ebu Cehil bu haldeyken bile ‘Ey çobancık! Çok azim, yüksekçe bir yere çıktın.” diyerek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah b. Mesud ile dalga geçti. Son olarak kendi kılıcı ile öldürülmek istediğini söyledi. Abdullah b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesud bunu kabul ederek Ebu Cehil’i kendi kılıcı ile öldürdü. Efendimize gelip söylediği zaman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir’in meydanları tekbirlerle doldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Bedir’in öncesinde Efendimiz (s.a.v.) Ebu Cehil’in devrileceği yer burası, Utbe’nin devrileceği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yer burası, Şeybe’nin devrileceği yer burası diyerek hepsinin bilgisini vermiştir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaş sonucunda 70 tane müşrik öldü, 70 tanesi ise esir alındı. Müslümanlar da 14 şehit verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) henüz herhangi bir hüküm beyan edilmediği için sahabe ile esirlerin akıbetinin ne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olacağı konusunda istişare etti. Hz. Ebubekir akrabaları oldukları için onları fidye almadan serbest&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bırakmayı teklif etti. Hz. Ömer, Hz. Ebubekir ile aynı fikirde olmadığını beyan ederek herkese kendi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;akrabalarının verilmesini (Hz. Ömer’in dayıları Benî Mahzum, Hz. Ali’nin amcası Abbas, Hz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebubekir’in oğlu Abdurrahman bunlar arasındaydı) ve öldürülmeleri gerektiğini söyledi. Niyeti, böyle&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yapmakla Allah’a karşı gönüllerinde hiçbir asabiyet bağı taşımadıklarını ortaya koymaktı. Efendimiz&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) hiçbir öneriye cevap vermedi ve çadırına gitti. Biraz istirahat edip döndükten sonra Hz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebubekir’e, halinin Hz. İbrahim ile Hz. İsa’ya benzediğini; Hz. Ömer’e ise halinin Hz. Nuh ile Hz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Musa’ya benzediğini söyledi. Daha sonra kendi görüşünü açıkladı ancak ondan sonra inen ayetler Hz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ömer’in görüşünü desteklemiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ganimetler, esirler ve köleler ile ilgili hükümler daha sonra Enfal suresi ile şekillendi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) böylelikle küfrün belini bir daha doğrulmamak üzere kırdı. Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;büyük bir zafer, mükâfat ve ganimet elde etmiş olarak döndü. Esirleri de daha sonra belli fidyeler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşılığında ya da okuma yazma bilenlerin Medine’deki her on çocuğa okuma yazma öğretmeleri şartı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ile serbest bıraktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; RESİMLERE DAİR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arîş Mescidi, Efendimizin çadırını kurdurduğu yere binaen hatıra olarak yapılmıştır. Bedir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;savaşının yapıldığı yer korunmamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir şehitlerinin kabristanlığında şehitlerinin isimlerinin yazılı olduğu tabelalar vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KENDİMİZE NOT:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir bir mekteptir. Biz elimizden geldiğince bu mektebi tanıyıp talebe olma adına gayret&lt;/p&gt;&lt;p&gt;içerisine girmeliyiz. Hepimizin hataları var ama yüreğimizde de bir sevda var. Allah büyük sevdaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gönül verenlerin kendileri küçük olsa da o sevda hatırına onları da yüceltir. Bizler bunun için gayret&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmeliyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sevdayı yaşama ve yaşatma adına da çabalayalım ki Allah Bedir’imizi zafere dönüştürsün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;inşallah. Amin.&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/8673536832017590705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/herkes-icin-siyer-16-bolum-iman-ile.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/8673536832017590705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/8673536832017590705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/10/herkes-icin-siyer-16-bolum-iman-ile.html' title='HERKES İÇİN SİYER - 16. BÖLÜM (İMAN İLE İNKÂRIN İLK BÜYÜK BULUŞMASI BEDİR)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/Cm0ngJ5f0IY/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-3355631323934628540</id><published>2020-09-30T22:10:00.001-07:00</published><updated>2020-10-04T22:53:18.268-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'> HERKES İÇİN SİYER - 15. BÖLÜM (YESRİB MEDİNE OLUYOR, MESCİD TOPLUMUN KALBİ KILINIYOR...)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/5NKrmp4KEqc&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;5NKrmp4KEqc&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;HERKES İÇİN SİYER - 15. BÖLÜM&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(YESRİB MEDİNE OLUYOR, MESCİD TOPLUMUN KALBİ KILINIYOR...)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; YESRİB NASIL MEDİNE OLDU?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz(s.a.v.)’in hayatını üç döneme ayırıyoruz: Nübüvvet öncesi, nübüvvetin Mekke&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dönemi ve nübüvvetin Medine dönemi. Nübüvvet öncesi dönem konu konu bilebileceğimiz bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;malumata sahip. Mekke dönemini ay ay olarak bilebiliyoruz. Medine dönemini ise gün gün olarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;biliyoruz. 10 yıl 360 günden olsa 3600 gün eder. 3600 günlük bir birikimle karşı karşıyayız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nün Medine’deki hayatı sadece savaşlarla geçmemiştir. Seriyyeler ile gazveleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;toplasak 600 gün eder; geriye kalan 3000 günde Efendimiz (s.a.v.) bir toplum ve medeniyet inşa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmiştir. Bu konuda bize önemli adımlar vermektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yüzden değişen sadece şehrin ismi olmadı. Allah Resulü (s.a.v.) sadece bir Medine kurup&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gitmedi. Yani kendine bir şehir oluşturmadı. Kıyamete kadar gelecek olan tüm insanlara -sadece&lt;/p&gt;&lt;p&gt;müminlere değil- Yesriblerin yani şehirlerin nasıl Medineleşeceğinin de yolunu gösterdi. Bugün 21.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yüzyılda adı Medine olan şehir bile Medine değil çünkü insanlık Medine’nin ruhundan mahrum kalmış&lt;/p&gt;&lt;p&gt;durumda. Bir yeri ihya etmeyi yeşilden arındırıp büyük binalar yapmaktan ibaret zannediyoruz. Ama&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) böyle yapmadı ve Medine’de bir medeniyet oluşturdu. Bize de bu ruhun nasıl&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olması gerektiğini öğretti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Bir şehrin Medine olabilmesi için üç esasa sahip olması gerekir:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Zemininde (kökte): Tevhid&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Gövdesinde: Adalet Bu üçü varsa o şehir Medine’dir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Dallarında: Meşveret&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Meşveret, yapılacak işler hususunda, ehil olan kişilere danışmak, onlardan görüş almaktır. Şûra ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istişare kelimeleri de aynı anlamdadır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudilerin hâkim, müşriklerin sayıca çok olduğu bir şehirde Efendimiz (s.a.v.) büyük bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;inkılap gerçekleştirmiştir. Ortaya koyduğu adalet anlayışı ile Yahudiyi bile bu anlayışa mahkûm&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yesrib’in çağrışımı (karıştırmak, katıştırmak,zarar vermek gibi) farklı olduğu için Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) hoş, güzel şehir anlamında Taybe, Tâbe, Medine dedi. Bir yerde deyyan (kadı) varsa oraya -&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yani hukuku olan yere- “Medine” denir. Bu Medine’nin en güzel anlamlarından birisidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Allah Resulü (s.a.v.) Yesrib’i Medine kılarken yedi şey yaptı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Mescidi getirdi, toplumun merkezine koydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Menzilini getirdi, mescidin yanı başına koydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Mektebini getirdi, mescidin arkasına koydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4. Muâhâtı getirdi, toplumun merkezine koydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5. Medine vesikasını getirdi, tarafların ortasına koydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;6. Medine çarşısını getirdi, insanları bağımlılıktan kurtardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7. Medine askeriyesini getirdi, dışa karşı savundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu 7 meseleyi anladığımız zaman Yesrib’in nasıl Medineleştiğini ve bizler bugün Yesribleşen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;coğrafyaları nasıl Medineleştirebileceğimizi anlamış oluruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman dünyanın neresinde olursa olsun asla mülteci olamaz. Mülteci sığınmacı demektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünyanın neresine gidersek gidelim bizler muhacir oluruz ama içini doldurmamız, hakkını vermemiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve bu konuda da bir mücadele vermemiz gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. MESCİDİ GETİRDİ, TOPLUMUN MERKEZİNE KOYDU.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescid toplumun kalbidir ve merkezde olmalıdır. Buradan yola çıkarak İslam medeniyetinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Basra, Kûfe, Fustat, İstanbul gibi şehirler kuruldu. İslam medeniyetin çocukları merkezi şehrin ortasına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koydular.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir site yapılırken cami kenarlarda, köşelerde kalıyorsa biz bu meseleyi anlamamışız demektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Camiler hayatın tam merkezinde olmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer, altı okçuyu şehir olarak kullanılacak arazinin altı ayrı noktasına konumlandırmış,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oklarını attırmış ve okların ortada buluştukları yer şehrin ortasıdır diyerek mescidi oraya yaptırmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu, İslam’ın şiârı olan mescide verilen önemle birlikte bunun, kalpte sadece manevi bir husus değil,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hakikat olduğunu da ortaya koymak demektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) de Neccaroğulları mahallesinde mescidi konumlandırmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. MENZİLİNİ GETİRDİ, MESCİDİN YANI BAŞINA KOYDU.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Hz. Hatice vefat ettiğinde 50 yaşında idi ve iki yıl dul kaldı. Havle bint Hakîm&lt;/p&gt;&lt;p&gt;isimli bir hanım sahabi, Efendimiz’in yeniden evlenmesi konusunda aracılık yaptı. Efendimiz’i kendi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaşlarında ve beş çocuk sahibi olan Hz. Sevde ile bir araya getirmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Medine’ye geldiğinde eşi olarak yanında Hz. Sevde vardı ve Hz. Aişe ile de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;nişanlı idi. Dolayısıyla ilk mescid yapılırken kendisine ev olarak bir tane oda yaptırdı. Evlilikleri&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arttıkça mescidin kenarına odalar yapıldı. O odalar hem birer menzil hem de birer mekteptiler. Her&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;annemizin yetiştirdiği talebeler vardı. Mesela İbn Abbas’ın ilk muallimelerinden birisi teyzesi&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meymûne annemiz,Urve b. Zübeyr’in muallimesi Aişe annemiz idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. MEKTEBİNİ GETİRDİ, MESCİDİN ARKASINA KOYDU.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Suffa Mektebi’ni oluşturdu. Orası sadece fakir ve evsizlerin kaldığı yer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değildi. Eğitim, talim ve terbiye yuvasıydı ve aslında Dârü’l Erkam’ın devamı konumunda idi. Bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;müddet geçtikten sonra hanımlar da talepte bulununca Efendimiz (s.a.v.) Suffatü’n-nisâ diye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kadınlara ait olan bir suffa daha oluşturdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4. MUÂHÂTI GETİRDİ, TOPLUMUN MERKEZİNE KOYDU.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muâhât, Hz. Peygamber’in Medine’de ensar ve muhacirlerden bazılarını birbirleriyle kardeş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ilân etmesi demektir. Kardeşlik bizim için varlık teminatımızdır. Kardeşlik varsa İslam toplumu vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Dört tane kardeşlik vardır:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Nesepte kardeşlik (soy)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Hilkatte kardeşlik (insan olarak)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Sütte kardeşlik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4. Dinde kardeşlik. Bu, hem dünyada hem ahirette olan kardeşliktir. Diğerlerinin üstündedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu olmazsa İslam toplumu da yoktur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biz bütün kardeşlerimizi mezhebi, mektebi, meşrebi ne olursa olsun sevmek zorundayız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hatalarını sevmek zorunda değiliz ama onları hatalarıyla sevmek zorundayız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) kardeşliği Medine’de yeniden diriltti. Mescidi Nebevi bitirildiği zaman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ensar ve muhaciri topladı. İbn Sa’d orada 50 muhacir, 50 ensar olduğunu söylemiştir. Makrîzî isimli bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;âlime göre de 93 muhacir, 93 ensar vardı. Efendimiz (s.a.v.) yüksek bir yerden eşleştirmeler yaptı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ey Ebubekir! Senin kardeşin Hârice b. Zeyd,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ey Ömer! Senin kardeşin İtbân b. Mâlik,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ey Osman! Senin kardeşin Evs b. Sâbit,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ey Talha! Senin kardeşin Ümey b. Kâ’b,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ey Zübeyr! Senin kardeşin Kâ’b b. Mâlik,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ey Ebu Ubeyde! Senin kardeşin Muhammed b. Mesleme,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ey Hamza! Senin kardeşin Külsûm b. Hidm,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ey Abdurrahman b. Avf! Senin kardeşin Sa’d b. Rebî,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Sa’d b. Ebi Vakkas! Senin kardeşin Sa’d b. Muâz dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oradaki herkesi eşleştirdi ama Hz. Ali kalmıştı. Ali (r.a.) boynunu bükerek Efendimiz’e geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ya Resulullah! Niye bana kardeş kılmadın, kimseyi mi bana layık görmedin, beni mi kimseye layık&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görmedin?” diye sual edince Allah Resulü (s.a.v.) “Ey Ali! Sen benim dünya ahiret kardeşimsin.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oradaki sahabeler gerçekten bir kardeşlik destanı yazdılar. Ensar çiftçilik yapan, ziraatla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uğraşan insanlardı. Kardeş kılınınca muhacirler ile neyleri var neyleri yoksa bölüşmeye çalıştılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhacirler de onlara yük olmama adına büyük gayret gösterdi. Beraberce çalıştılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5. MEDİNE VESİKASINI GETİRDİ, TARAFLARIN ORTASINA KOYDU.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine vesikası, dünyanın yazılı ilk anayasasıdır. 47 tane temel, 5 tane de ara madde olmak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzere toplam 52 maddelik bir vesikadır. (Bkz. Siyer Atlası kitabı, s. 181.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) bu vesika sayesinde Müslümanlar ile diğerlerinin (Yahudiler ve Arap&lt;/p&gt;&lt;p&gt;müşrikleri) arasındaki hukuku,Evs ve Hazrec kabileleri arasındaki hukuku, üç Yahudi kabilesi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arasındaki hukuku düzenledi. Öyle bir adalet getirdi ki herkes imza atmak zorunda kaldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Yahudiler Bu Vesikaya Neden İmza Attılar?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’in (s.a.v.) başarılarından birisi de düşmanlarını tanıması idi. Burada Yahudilerin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zafiyetlerini de biliyordu ve onları değerlendirdi. Mesela yüzyıllardır Benî Nadir’den birisi diğer&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudi kabilelerinden birini öldürseydi yarım diyet öderlerdi ama onlar Benî Nadir’den birisini&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öldürselerdi tam diyet öderlerdi. Efendimiz (s.a.v.) diyetleri eşitledi. Onlar için sosyal anlamda adilane&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir hüküm getirmiş, oradaki adaletsizliği kaldırmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;6. MEDİNE ÇARŞISINI GETİRDİ, İNSANLARI BAĞIMLILIKTAN KURTARDI.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudi kabileleri her şeyi kontrolleri altına almıştı: Benî Nadir tarım sektörünü, Benî Kaynuka&lt;/p&gt;&lt;p&gt;borsayı (altın ve faiz, tefecilik), Benî Kurayza ise deri işletmeciliğini yürütüyordu. Medine’nin en güzel&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çarşıları da onların elindeydi. Çarşıdaki en iyi yerleri almışlar, kıyıda köşede kalan dükkânları da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Araplara yüksek kiradan veriyorlardı. Güç onların elinde olduğu için pazarın rayiç bedelini de onlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;belirliyordu. Ellerinde mal olarak ne varsa onlar piyasaya sürüyorlardı. Efendimiz (s.a.v.) bunun için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tüccar sahabilerin de yardımıyla kendi pazarlarını kurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Sünnet sadece karşı çıkmaz, karşı çıktığı şeyin karşısına da alternatifini koyar.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu pazar için koca bir çadır kurdular ve büyük bir gayret göstererek çalıştılar. Muhacirler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ticareti, ensar ziraatı çok iyi biliyordu. Biri üretiyor, öteki pazarlıyordu. Hal çok iyiye gidince Yahudiler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;endişelendiler. Çete liderlerinden olan Ka’b b. Eşref yanına adamlarını alarak çadırı bastı ve ateşe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verip orayı yaktı. Olay Efendimize haber verilince Allah Resulü (s.a.v.) tebessüm ederek “Yaptığımız iş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudileri kızdırdıysa demek ki biz doğru işi yapıyoruz” dedi. Bunun üzerine Bakîr Zübeyr diye&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bilinen eski çarşının (suku’l-kadîm) arazisini satın aldı ve orayı Müslümanlar için kalıcı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir pazar haline getirdi.Pazara kurallar koydu, güç belli isimlerinin elinde olmasın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;diye de “Kim erken gelirse pazar yeri onundur.” dedi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pazar yerinden de vergi alınmadı. O pazara giden yolları bile düzenledi. Pazara giden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anayolları iki tane yüklü deve yan yana geçerken birbirlerini engellemeyecek ölçüde yaptırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nüfus sayımı yaptırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’nin sınırlarını belirledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’yi harem ilan ederek ona dokunulmazlık getirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pazarı da kurduktan sonra ticaret alanında adımlar attı ve birkaç yıl sonra Yahudilerin ticari&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üstünlükleri Müslümanların eline geçmiş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescid-i Nebevi’nin ilk günlerinde Efendimiz (s.a.v.) bir konuşma yaptı ve kimin cennet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşılığında Rûme kuyusunu satın alacağını sordu çünkü içme suyu olarak kullanılan bütün kuyular&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudilerin elinde idi. Müslümanlar para ile su alıyorlardı. Allah Resulü (s.a.v.) Müslümanların hiçbir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerde bir başkasına bağımlı olmalarına tahammül edemedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun üzerine Hz. Osman, Efendimizin sorusuna cevaben orada ‘ben’ demeye utandı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;usulca kalktı. Kuyunun sahibi olan Rûme el Gıfârî isimli Yahudinin yanına gitti ve ona kuyuyu satın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;almak istediğini söyledi. Rûme bedelinin 50 bin dinar olduğunu söyledi. (Hz. Osman, adam 100 bin de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istese verirdi ama burada bize yapılan bir işin hayır hasenat adına dahi olsa israf edilemeyeceğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öğretti çünkü o para ümmetin parasıdır.) Bunun üzerine Osman (r.a.) pazarlık etti ve Rûme el Gıfârî’ye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir teklifte bulundu; kuyunun hepsini satmak yerine işletim hakkını satmasını ve bir gün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanların diğer gün kendisinin kullanımında olmasını önerdi. Rûme el Gıfârî bunu kabul etti ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;teklifini yarıya indirdi (25 bin dinar). Hz. Osman onunla pazarlık yapa yapa kuyuyu en son 12 bin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dinara aldı. Sonra mescide döndü ve Müslümanlara kuyuyu satın aldığını haber verdi. Onlara su&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ihtiyaçlarını kuyunun işletim hakkının kendilerinde olduğu günlerde karşılamalarını, diğer günlerde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gidip parayla su almamalarını söyledi. (O anda Müslümanların Hz. Osman’ın sözüne hemen icabet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmeleri toplumdaki birliğin ve ümmet olma şuurunun bir işaretidir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Osman kuyuyu kendisi satın almış olmasına rağmen kendisi de bidonlarını alır gelir,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sıradan bir insan gibi sıraya girer ve sularını doldurup öyle giderdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir müddet sonra Yahudi suyunu satamayınca zarar etmemek için diğer işletim günlerini de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;satmaya karar verdi. Hz. Osman’a aynı fiyatı söyledi ama Osman (r.a.) bunu kabul etmeyerek 8 bin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dinara verirse alacağını söyledi. Neticede kuyuyu 8 bin dinara almış oldu. Efendimiz (s.a.v.) bunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duyunca ümmetin parası Yahudiye çok gitmediği için memnun oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v) mescid ile Müslümanların kalplerini, menzille bedenlerini, mekteple&lt;/p&gt;&lt;p&gt;akıllarını, çarşı ile midelerini inşa etti. Her taraftan helal ve Müslümanlara yakışan ve Müslümanın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanca tavrını ortaya koyabileceği bir ortam oluşturdu. Efendimiz (s.a.v.) bunu yapabilmek için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;önce yolu gösterdi, sonra hedefi koydu. (Yol gösterilmeden hedef koyulmaz!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7. MEDİNE ASKERİYESİNİ GETİRDİ, DIŞA KARŞI SAVUNDU.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bütün bunları yaptıktan sonra askeri anlamda güç oluşturmak için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istihbaratı kurdu. Bu istihbaratın başına Talha bn Ubeydullah ile Saîd b. Zeyd’i koydu. Kuş uçsa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimize haber getirildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) bir peygamber olarak bir şey olsa Cebrail (a.s.) bana getirir dememiş –bazen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cebrail ile bilgilendirildiği de oldu- bir beşer olarak “Esbaba tevessül (sebeplere sarılmak), Allah’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tevekkül” şuuru ile yapması gerekenleri yapmış, sonra tevekkül etmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) bu adımlarla Medine’yi Medine İslam Devleti kıldı ve orada bir İslam&lt;/p&gt;&lt;p&gt;toplumu oluşturdu. Koca bir medeniyetin temelini attı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk nüfus sayımında Müslümanların sayısı 1500 (1000 ensar, 500 muhacir) idi. Medine’nin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;toplam nüfusu ise 10 bin idi, yani müşrik Araplar ve Yahudiler çoğunluğu oluşturmaktaydı. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) böyle bir ortamda söz sahibi olmuştur. Bedir’e kadar hâkim değil hakemdir. Adil bir biçimde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hakem olduğu için Yahudiyi de Arabı da, Evs’i de Hazrec’i de, muhaciri de ensarı da ikna etmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir’den sonra hâkim olduğunda da adaleti gözetmiş ve yine hakem olmuştur. Gücü ve iktidarı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arttıkça tevazusu da arttı. Asla bir intikam hissine girmedi çünkü nübüvvet bunu kaldıramazdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) istihbarattan gelen bilgiler ile çıkardığı birçok seriyyeler oldu. Bedir’e&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kadar birçok seriyye gerçekleştirildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seriyye, Hz. Peygamber’in bizzat katılmayıp görevlendirdiği kumandanlarla sevk ve idare ettiği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;seferlerdir. 55 tane seriyye olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gazve, Hz. Peygamber’in komutanlığı ile bizzat sevk ve idare ettiği savaşlardır. Yaklaşık 28&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tane gazve olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedir’e kadar olan süreçte gönderdiği seriyyelerde özellikle muhacirleri ve komutanları olarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da en yakınlarından olan insanları seçti. Bedeli kendi ailesine ödetmiştir. Ensara Medine’de kalma ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;orayı savunda adına bir anlaşma yapılmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk seferlerde çok önemli savaş stratejileri koymuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.), - hicretin birinci yılını da sayarsak- 14 yıl boyunca sahabenin heyecanını hiç&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zayi etmedi. Savaşa izin veren ayetler geldiğinde (Hac 22/39-40) onları ayağa kaldırdı. (Düşmana boşu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;boşuna efelenme gibi bir durum söz konusu olmamıştı.) Sahabe de öyle bir coşkuyla kalktı ki, 10&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaşındaki kılıç taşımayacak halde olan çocuklar bile Allah Resulü’ne savaşmak için yalvardılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) 14 yıl boyunca sahabeye “Sabredin!” dedi. Sabrın bize sünnette öğrettiği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşılığı da direnmektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Heyecanı bitenin her şeyi bitmiştir. Biz bugün heyecanlarımız boşu boşuna tüketildiği için en&lt;/p&gt;&lt;p&gt;lazım olan yerde, küfürle, nifakla, cehaletle olan savaşımızda onu kullanamıyoruz. Bize heyecan lazım,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;o heyecanı yerli yerinde kullanma adına da peygamberi bir dirayet lazım!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; MESCİD-İ NEBEVİ BİTTİKTEN SONRA İLK EZAN VE İLK NAMAZ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) mescit tamamlanınca bunun şükrünü namazla ödedi çünkü her nimetin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şükrü kendi cinsindendir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Önce iki rekât sabah, iki rekât akşam namazı vardı. Sonra gece namazı geldi. Miraç ile 5 vakit&lt;/p&gt;&lt;p&gt;namaz geldi ama farzlar yine iki rekât idi. Allah Resulü (s.a.v.) Medine’ye gelince iki rekatlık farz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;namazlarından öğle, ikindi ve yatsıya şükür nişanesi olarak ikişer rekat daha ekledi. Allah da bunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tasdik etti, kabul etti. Sonra Efendimiz’in farzların önüne ve arkasına koyduğu sünnetler oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) insanları namaza nasıl çağıracakları konusunda sahabe ile istişare etti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(meşveret). Ateş yakalım, boru çalalım, çan çalalım, biri çıksın bağırsın, bayrak sallayalım gibi fikirler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beyan edildi. Efendimiz bunların uygun olmayacağını söyleyerek kabul etmedi. Sonra sahabenin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dağılmasına müsaade etti. Oradan ayrılanlardan iki isim bunu kendilerine dert edindiler. Biri yemek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bile yiyemedi ve o dertle yattı. Dertle yatan, derdin dermanıyla kalkar. Allah da ona rüya göstererek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dermanı verdi. O şahıs Abdullah b. Zeyd idi. Tarihe “Sahibü’l Ezan” diye geçti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sabahleyin Hz. Peygamber’e giderek rüyasında; yeşil elbiseli bir adamın elindeki çanı görünce&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onunla ne yapacağını sorduğunu, insanları namaza çağırmak için kullanacağını söylediğinde de “Hayır,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onu bana ver. Ben sana namaz vakitlerinin ilanı için daha güzel bir şey öğreteyim.” deyip ona kelime&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kelime ezanı öğretmesini anlattı. Hz. Peygamber, “Bu sâdık bir rüyadır” dedikten sonra ezanın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sözlerini Bilâl’e de öğretmesini emretti. (Çünkü Hz. Bilal yıllarca işkenceler altında kalmasına rağmen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hep “Ahad! Ahad!” diyerek Allah’ın bir ve yegâne olduğunu dilinden düşürmemişti. Bedir’in parolası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da “Ahad”idi.) “Taşların altında inlediğin yeter! Haydi, şimdi mescidin üstünden seslen!”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Bilal ezanı okur okumaz Hz. Ömer gelip aynı rüyayı gördüğünü söylemiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Hz. Bilal’in 5 tane özel ezanı vardır:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. İlk ezan - Buradaki ezanıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Fetih ezanı - Mekke fethedildiğinde Kâbe’nin üzerine çıkıp okudu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Veda ezanı - Allah Resulü vefat ettiğinde okudu ama bitiremedi ezanı. Medine’de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duramadı. O yoksa ben de yokum diyerek Şam’a gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4. Şam Ezanı - Yıllar sonra Hz. Ömer Şam’a gittiğinde özlediğini söyleyerek ondan ezan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;okumasını istedi. Hz. Bilal gözyaşları içerisinde bir ezan okudu. O gün, Allah Resulü ile beraber&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaşamış olanlar “Bilal’in sesini duyunca sanki Resulullah içimizdeymiş gibi geldi.” demişlerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5. Medine Ezanı - Yıllar sonra Hz. Bilal rüyasında Efendimiz’i (s.a.v.) gördü. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ona “Beni ziyarete gelmeyecek misin Bilal?” demişti. Gördüğü rüya üzerine kalkıp Şam’dan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’ye gitti. İnsanlar etrafına toplandılar. Hz. Peygamber’in torunları da oradaydı. Ondan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ezan okumasını istediler. Israrlar çoğalınca orada yine gözyaşları içerisinde son ezanını okudu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O ezanı okuduğunda insanlar evlerinden dışarı çıkıp birbirlerine Bilal’in ezan okuduğunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;haber verdiler. Medine farklı bir iklime girmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ezan böyle teşri oldu. Sabah ezanında söylenen “Essalatü hayrün minen nevm” sözü Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilal’e aittir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir gün Allah Resulü (s.a.v.) derin bir uykuya dalmıştı, Bilal-i Habeşi mescide giderken&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rasulüllah’ın evden çıkmadığını görünce hücresine yaklaşarak: “Essalatü hayrün minen nevm” yani&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“namaz uykudan hayırlıdır” sözüyle uyandırınca Allah Resulü: “Bu ne güzel kelam Ya Bilal! Bu sözü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sabah vakti girdiğinde ezana ilave et” dedi ve o cümle sabah ezanlarına bu şekilde girmiş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; KIBLENİN DEĞİŞMESİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hicretten 17 ay geçmiş idi. Müslümanlar Mescid-i Aksa’ya doğru yönelerek namaz kılıyorlardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) vefat eden Berâ b. Ma’rur’un evinde idi. Berâ b. Ma’rur Medine’de olmasına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rağmen Kâbe aşığı birisi idi. Efendimiz orada bir öğle vaktinde -bazı rivayetlere göre ikindi- 31 kişilik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cemaat ile namaza durdu. İlk iki rekâtı Mescid-i Aksa’ya doğru kıldıktan sonra üçüncü rekâtta kıblenin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değiştiğine dair ayet (Bakara 2/144) gelince Efendimiz (s.a.v.) namazın içerisinde adım adım yönünü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tam aksi istikamete döndü. Cemaat de onunla birlikte döndü. Yani sonraki iki rekât Mescid-i Haram’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yönelerek kılınmış oldu. Sonra Efendimiz (s.a.v.) namaz bitince ayeti sahabeye okuyup müjdeyi verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanlar Selimeoğulları mahallesinden -Kıbleteyn Mescidi (İki Kıbleli Mescid) diye bilinen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerden- bu haberi Mescid-i Nebevi’ye ulaştırdılar. Yolda kim haberi getirdiyse herkes kıbleyi anında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değiştirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; RESİMLERDEN BİRKAÇ NOT:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescid-i Nebevi ilk inşaatı sıralarında 1022 metre kare idi. Kıble o zaman Mescid-i Aksa’ya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yönelikti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescit 7. yılda genişletilmiş ve neredeyse alan iki katına çıkarılmıştır. Odaların sayısı artmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescid’i Nebevi’de şu an bulunan yeşil halıların olduğu alan Efendimiz’in (s.a.v.) &quot;Evimle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir.” dediği yerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) yerde yatmaktan hoşlanmaz idi. Medineliler de hep yerde yatarlardı. Ebu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eyyûb el-Ensâri’nin evine geldiğinde “Keşke bir sedir olsa.” demişti ve Es’ad b. Zürâre hemen kendi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sedirini getirdi. Allah Resulü (s.a.v.) yıllarca bu sedirinde üzerinde yattı ve o sedirin üzerinde de vefat&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etti. Hz. Ebubekir de onun üzerinde vefat etti. Sonra Medineliler o sediri alıp Allah Resulü onda vefat&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ettiği için yıllarca musalla taşı yerine kullandılar.&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/feeds/3355631323934628540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/09/herkes-icin-siyer-15-bolum-yesrib.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/3355631323934628540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/3355631323934628540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/09/herkes-icin-siyer-15-bolum-yesrib.html' title=' HERKES İÇİN SİYER - 15. BÖLÜM (YESRİB MEDİNE OLUYOR, MESCİD TOPLUMUN KALBİ KILINIYOR...)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/5NKrmp4KEqc/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-705070593693237959</id><published>2020-09-23T22:08:00.003-07:00</published><updated>2020-09-30T22:13:14.740-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>HERKES İÇİN SİYER - 14. BÖLÜM (YESRİB NURLANIYOR!...)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/lPrQdHmWUCI&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;lPrQdHmWUCI&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;HERKES İÇİN SİYER - 14. BÖLÜM (YESRİB NURLANIYOR!...)&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; KUBA KÖYÜ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yolculuk 3 gün Sevr’de, 8 gün yolda olmak üzere toplam 11 gün sürdü. Efendimiz (s.a.v.) 11.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;günde Yesrib’ ulaştı. İnsanlar Mekke’den Medine’ye kaç günde ulaşılabileceğini bildikleri için 8.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günden itibaren sabırsızlıkla bir bekleyiş içerisine girdiler çünkü Allah REsulü (s.a.v.) geciktikçe başına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir şey gelmiş olabilir diye endişelendiler. Efendimiz 11. Günde bir öğle vaktinde (herkesin yavaş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yavaş çekileceği bir vakitte –kaylule vakti-) gelmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Yesribliler Efendimiz’in Kafilesinin Yola Çıktığını Nereden Biliyorlardı Da Beklemeye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Koyulmuşlardı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.), hicretine yakın süreçte Yesrib’e gitmek üzere olanlara kendilerinin de yola&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkacaklarını söylemişti. Ama 3 gün Sevr’de kaldıkları için Yesrib’e ulaşmaları gecikti. Yesribliler bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yüzden telaş etmeye başlamışlardı. Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ebubekir’in evinden çıkıp kendi evine doğru&lt;/p&gt;&lt;p&gt;giderken bile bazı sahabiler ile vedalaşmıştı. Süheyb-i Rûmî bunlardan biriydi. Kaynaklarda verilen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bilgilere göre aslında o da Efendimiz (s.a.v.) ile gidecekti ama engellendiği için onlara eşlik edemedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Yesrib’e Ulaştıklarında Neler Oldu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Enes b. Malik (r.a.) bir rivayetinde “Medine böyle bir gün görmedi.” demiştir. O zamanlar 10&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaşında idi. Efendimiz’in (s.a.v.) gelişini yer yerinden oynadı şeklinde tarif etmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Berâ b. Ma’rûr Medine’nin nurlandığını aktarmıştır. Yesrib, Medine ismini adlıktan sonra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Medinetü’l Münevvere” diye tarihi geçmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü’nün (s.a.v.) gelişi ilk olarak bir Yahudinin bağırışı ile duyuldu: “Ey Kayle oğulları!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Evs ve Hazrec kabilelerinin ataları) Bekledikleriniz geliyor!” diye seslenince evlerine çekilenler bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anda toplandılar ve kafilenin önüne doğru koştular. Orada gençler “taleal bedru aleyna” ilahisini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylemeye başladılar. (Bazı siyer kaynaklarında bu ilahinin o anda mı yoksa Efendimiz’in (s.a.v.) Tebük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dönüşünde mi söylendiğine dair farklı rivayetler vardır. Bazı delillere göre ise iki yerde de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylenmiştir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelen kafile beş kişiden oluşmaktaydı. İnsanlar Efendimizi bilmedikleri için hangisinin Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peygamber olduğunu bilemediler ve “Hanginiz Muhammed?” diye sordular. (Efendimiz’in (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzerinde diğerlerinden ayırıcı bir unsuru, özel bir kıyafeti ya da postu yoktu, bu yüzden de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;diğerlerinden farklı görünmüyordu.) İnsanlar bunu sorunca Hz. Ebubekir onu parmağıyla göstermeye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bile hayâ etti. O anda güneş biraz bastırınca ridâsını çıkarıp güneşten korumak için Efendimizi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gölgelemeye başladı. İnsanlar bu sayede Hz. Muhammed’in (s.a.v.) kim olduğunu anladılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Hz. Ebubekir buradaki nezaketi gözden kaçırmamak gerek. Sahabenin birçoğu doya doya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’e bakmamışlardır çünkü gözlerini onun üzerinde yoğunlaştırmayı bile edebe aykırı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görmüşlerdir. Çoğunlukla Allah Resulü (s.a.v.) onlara bakmadığı zamanlarda bakmışlardır. Enes b&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Malik’in bu konudaki rivayeti şöyledir: “Efendimiz (s.a.v.) normal şartlarda biraz hızlı yürürdü. Ama&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hücre-i Saadet’ten çıkıp mihraba gelinceye kadar çok yavaş yürürdü. Çünkü bizim ona baktığımızı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bilirdi ve gözlerimizi kendisi ile nimetlendirirdi.” demiştir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) böyle büyük bir sevinçle karşılandı. Kuba, Medine’nin dışında, 3-4 km&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uzaklıkta bir köy idi. Köyün en ileri geleni yaşı yüze merdiven dayamış Külsûm b. Hidm idi. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) onun evine gitti. Külsûm b. Hidm, Efendimiz ile buluşmasından sonra 1 yıl daha yaşamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimizi evine misafir etti ve onunla çok ilgilendi. Hz. Ebubekir’e (r.a.) de Necih isimli bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hizmetlisini verdi. Efendimiz o şahsın adını öğrenince “İşin iyi Ebubekir.” dedi çünkü Necih, kurtulan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;demektir. Efendimiz (s.a.v.) şahıs ya da kabile isimleri üzerinden hep tefe’ül yapardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Tefe’ül: Herhangi bir şeyden uğur çıkarmak, hayra yormak, iyiliğe işaretler bulmak demektir. Zıttı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;teşe’üm’dür: Kötüye yorma, uğursuz sayma demektir. Bu anlayış dinimizde men edilmiştir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Külsûm b. Hidm, Efendimiz’e (s.a.v.) elinden geldiğince hizmet göstermiş ve Efendimiz de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;orada kaldığı müddetçe onu hayırla yad etmiştir. Efendimiz (s.a.v.) orada 4 gün 4 gece kaldı. (İmam&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Buhari’nin rivayetine göre Efendimiz Kuba’da 14 gün kaldı. Ancak başka kaynaklarda verilenleri de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;topladığımızda Efendimiz Kuba’ya vardığında günlerden Pazartesi, tarif 8 Rebiülevvel idi. Efendimiz 12&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rebiülevvel Cuma sabahı oradan çıktı. Bu da bize gösterir ki; orada 4 gün 4 gece kaldığı yönündeki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rivayet daha kuvvetlidir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Efendimiz (s.a.v.) Kuba’da Ne Yaptı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir toplumun İslam toplumu olabilmesi için kalbinin olması gerekir; kalbi de mescittir. Eğer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mescit varsa biz o topluma İslam toplumu deriz. Bu mescidi sadece yapı olarak düşünmememiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gerekir. Mescit dediğimiz İslam toplumum kalbi, damarları ile de evlere yol açar. Cami ile ev arasında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir bağlantı kurar ve bize nefes olur. Ne yazık ki bizler yıllardır cami ile ev arasında, cami ile kendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arasında istenilen bağı kuramadık.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) oraya ilk geldiğinde yaptığı şey de bu idi. Orada küçücük bir arsada Sâlim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mevlâ Ebû Huzeyfe namaz kıldırıyordu. Külsûm b. Hidm, Efendimiz’e bu arsasında bir mescit inşa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmek istediğini söyledi. Efendimiz (s.a.v.) anında bunu kabul edip bir çubukla mescidin planını çizdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dört duvarlı bir yer inşa edildi ve o mescit, takva üzere tesis edilen ilk mescit olarak Tevbe suresi ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kur’an’a girdi. Mescit olarak inşa edilen ilk yer bu mescittir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* İslam tarihinde çok dâr (mesken, ev) vardır ama bunlardan beş tanesi çok önemlidir:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Dârü’l Erkam&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Dârü’l Ebubekir - Hz. Ebubekir, evinde okuduğu Kur’an sesiyle niceleri etkilenip&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iman etmiştir. Mekke müşrikleri bundan rahatsız olup Hz. Ebubekir’i susturmak istemişlerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Dârü’l Es’ad (Es’ad b. Zürâre’nin evi)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4. Dârü’l Külsûm (Mescide dönmüştür)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5. Dârü’l Sa’d (Sa’d b. Hayseme’nin evi) – Asr-ı Saadet’in ilk öğrenci ve bekârlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;evidir. Efendimiz (s.a.v.) orayı “Kur’an Menzili” olarak adlandırmıştır. Efendimiz (s.a.v.), ileride bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kapısı Kuba Mescidi’ne açılan olan bu evde gündüzleri bekâr sahabiler ile bir araya gelmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; KUBA MESCİDİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescidin kıblesi Kudüs idi. Efendimiz (s.a.v.) mescidin temellerini çizdikten sonra ilk taşını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendisi koydu. Sonra Hz. Ebubekir, ondan sonra Hz. Ömer koydu ve daha sonra da sahabe taşları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koymaya başladı. Allah Resulü (s.a.v.) bu mescidi hiç unutmadı çünkü onun mekânlara olan vefası,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;insanlara olan vefası ile aynı idi. Yıllar sonra, Mescid-i Nebevi yapıldıktan sonra bile Pazartesi günleri,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bu günler gelemezse Cumartesi günleri, hatta bazen haftada iki gün buraya gelmiştir ve &quot;Kim güzel&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir şekilde abdest alır, sonra Kuba Mescidine gelir ve orada namaz kılarsa onun için umre sevabı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vardır.&quot; (İbn Mace, İkame,198; Tirmizi, Salat, 242) diyerek bize de gitmeyi tavsiye etmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllar sonra Hz. Ömer, hilafeti döneminde Kuba Mescidi’ne gitmiş, cemaatin olmadığını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görünce de insanları mescidi boş bırakmamaları konusunda uyarmıştır. “Vallahi kilometrelerce yol&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bile olsaydı, Allah Resulü’nün bu mescide verdiği değeri bildiğim için bineklerle gelirdim.” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; CUMA MESCİDİ VE YESRİB’DE İLK CUMA NAMAZI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kuba Mescidi ile Cuma Mescidi birbirlerine çok yakındır. Aralarında 500 metre vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cuma Mescidi, Allah Resulü’nün (s.a.v.) Medine’de ilk Cuma namazını kıldırdığı ve hutbesini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;irat ettiği yerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.), beşinci günün sabahı Kuba’dan ayrılacağı zaman Külsûm b. Hidm onu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bırakmak istemedi. Efendimiz (s.a.v.) de ona gitmesi gerektiğini ve Allah’ın devesi Kusva’ya bir rota&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çizdiğini söyledi. İnsanlar aslında onun Neccaroğulları mahallesine gideceklerini biliyorlardı ama&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mahallede nereye gideceği konusunda fikir sahibi değildiler. Herkes Efendimiz’i evine davet etmek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istedi ama Efendimiz devesinin nereye gideceğini bildiği söyleyerek onlardan yol istedi. (Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sabah vakti yola çıkmıştı ama Cuma mescidine 4-5 saatte gelebildi çünkü insanlar onu sevgi gösterileri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ile alıkoydular.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Peygamber Cuma vakti girince Sâlim b. Avf mahallesinde müsait olan bir bahçede ilk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cuma namazını kıldırdı. Hutbesinde birçok şey söylemiştir ama üzerinde durduğu şey niyetin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;selîmiyetidir. Orada insanlara, niyet selim olmazsa hiçbir şeyin olamayacağı mesajını vermiştir. İki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hutbe okumuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; İLK HUTBE:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ey insanlar! Kendiniz için, ahiretiniz adına istikbalinize yatırım yapın. Yarın bu yaptıklarınızın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hepsinin hesabını vereceksiniz. Elbette bilirsiniz ki her biriniz ölecek ve davarını çobansız bırakacaktır!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra Rabbi ona tercümansız, perdedarsız olarak: &#39;Sana Resûlüm gelip emirlerimi tebliğ etmedi mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben sana mal verdim, ihsanda bulundum. Sen kendin için [âhiret azığı olarak] ne gönderdin?’&lt;/p&gt;&lt;p&gt;buyuracak. O da sağına soluna bakacak, hiçbir şey göremeyecek! Sonra önüne bakacak. Önünde de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cehennemden başka bir şey göremeyecek! Öyle ise yarım hurma ile de olsa cehennemden kendisini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;korumaya gücü yeten kimse hemen o hayrı işlesin! Onu bulamayan da güzel bir sözle kendisini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;korumaya çalışsın. Çünkü bir iyiliğe on mislinden yedi yüz misline kadar sevap verilir! Selam ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah&#39;ın rahmet ve bereketleri üzerinize olsun!&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; İKİNCİ HUTBE:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Allah&#39;a hamd olsun! Allah&#39;a hamd eder ve O&#39;ndan yardım dilerim. Nefislerimizin şerlerinden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve kötü amellerinden Allah&#39;a sığınırız. Allah&#39;ın doğru yola ilettiğini hiç kimse saptıramaz! Saptırdığını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da hiç kimse doğru yola iletemez! Şehadet ederim ki Allah&#39;tan başka hiçbir ilah yoktur! O birdir, O&#39;nun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şerîki yoktur! Sözlerin en güzeli, Yüce Allah&#39;ın Kitabı’dır. Allah kimin kalbini Kur&#39;ân&#39;la süsler ve onu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;küfürden sonra İslâmiyet’e girdirir, o da Kur&#39;ân&#39;ı insanların sözlerine tercih ederse işte o kimse felah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bulmuş, kurtulmuştur. Doğrusu, Kitabullah sözlerin en güzeli, en belâgatlısıdır. Allah&#39;ın sevdiğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;seviniz! Allah&#39;ı candan gönülden seviniz! Allah&#39;ın kelamından, zikrinden usanmayınız! Allah&#39;ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kelamından, kalbinize kasvet ve darlık gelmesin! Çünkü Allah&#39;ın kelamı, her şeyin üstününü ayırıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;seçer, amellerin hayırlısını, kulların seçkinlerini, kıssaların iyisini zikreder. Helal ve haram olan her şeyi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beyan eyler. Artık Allah&#39;a ibadet ediniz ve O&#39;na hiçbir şeyi şerik koşmayınız. O&#39;ndan gereği gibi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sakınınız. Dilinizle söylediğiniz güzel sözlerinizle Allah&#39;ı tasdik ve ikrar ediniz. Allah&#39;ın ihsan ettiği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rahmetle aranızda birbirinizi seviniz. Muhakkak biliniz ki: Allah, ahdinin bozulmasına gazab eder.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Selam olsun sizlere!&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve alekum’usselam...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Niyetin selimiyeti, sonsuz sıfırın başına “1” gelince değer kazanması gibidir. Eğer ameller Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;içinse bir anlamı vardır. O 1’i Allah için yazdığımızdan ve niyetimizden de kalbimize bakarak emin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olabiliriz. Çünkü kalp yalan söylemez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’tan başka hiçbir gayemizin olmaması gerekir. Sahabe bazen, yanlış işler yapmış olan bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahabiyi kötü anılmaması için ismini gizlemiştir. Ama hicret edip gelen sahabelerden birisine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Muhacir-u Ümmü Kays” (Ümmü Kays isimli hanımın muhaciri) denilmiştir çünkü o sahabi o kadın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için, onu sevdiği için hicret edip gelmişti. Bu hadise “Ameller niyetlere göredir.” hadisinin sebebidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse, kimin hicreti Allah’a ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resûlüne ise, onun hicreti Allah’a ve Resûlünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;nikâhlayacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir.” (Buhari, Nikâh,5; Müslim,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İmaret, 155)&lt;/p&gt;&lt;p&gt; NECCAROĞULLARI MAHALLESİNE VARIŞ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) böyle bir duruma düşenlerden olmamaları için sahabeye orada ayar verip&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hutbelerden sonra yoluna devam etti. Devesi Neccaroğulları mahallesine doğru gitti. (çünkü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.)’in babası Abdullah’ın dayıları orada olduğu için kabri de oradaydı. Yani&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neccaroğulları ile Efendimiz akraba idi.) Neccaroğullarının kızları Efendimiz’in etrafını sarıp dilleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;döndüğü kadar ona onu sevdiklerini söylediler. Efendimiz de onlara üç kere “Bende valllahi sizi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;seviyorum.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Deve Kusva, önce bir arsanın önüne çöktü sonra kalktı, biraz daha gitti, yeniden geriye döndü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve tekrar aynı arsaya çöktü. Allah Resulü (s.a.v.) devesinin çöktüğü yerin mescidin yapılacağı yer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğunu ve o mescide en yakın evin de konaklayacağı ev olacağını dile getirdi. Sözü biter bitmez Eba&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eyyûp el-Ensâri, Allah Resulü’nün eşyalarını aldı ve Zeyd b. Hârise taşımaya başladılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kusva’nın çöktüğü yer, Sehl ve Süheyl isimli iki yetim çocuğun arsası idi. Es’ad b. Zürâre’nin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;himayesi altındaydılar. Efendimizin yanına yaşlı gözlerle gelip bundan memnun olduklarını ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arsalarını infak ettiklerini söylediler ama Efendimiz (s.a.v.) kabul etmedi. Bir şeye talip olunca bedelini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;verirdi. (Külsûm b. Hidm arsasına mescit yapılmasını kendisi söylediği için infakını kabul etmişti.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bedelinin 10 dinar olduğunu söylediklerinde de Hz. Ebubekir hemen ortaya atılmış ve bedeli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ödemiştir. Efendimiz (s.a.v.) onun için: “Ümmetimin îmânı terazinin bir kefesine, Ebûbekir’inki diğer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kefesine konsa, Ebûbekir’in îmânı ağır basardı.” (Kenzu’l-Ummâl, Hadîs No: 35614) buyurmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) ile Ebu Eyyûb el-Ensâri’nin II. Akabe Biatı’nda bir tanışmışlıkları vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) onun iki katlı evinde istirahate çekilmişti. Ebu Eyyûb el-Ensâri hürmet gereği onun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5&lt;/p&gt;&lt;p&gt;eşyalarını yukarı kata taşımıştı ama Efendimiz, gelen gideninin fazla olduğunu ileri sürerek rahatsızlık&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vermemek için aşağı katta kalmak istediği söyledi. Ebu Eyyûb el-Ensâri için bu çok zor bir şeydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz ısrar edince kabul etti ve 7 ay boyunca kendisi yukarıda, Efendimiz (s.a.v.) aşağıda kaldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Mescid-i Nebevi’nin yerini tayin ettikten sonra inşaatı başlamış ama&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arsadaki müşriklerin kabirleri, ağaç kökleri vs. işlerin temizlenmesi ve düzenlenmesi zaman aldığı için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mescidin yapımı biraz uzun sürmüştür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; NEDEN BU ŞEREF EBU EYYÛB EL-ENSÂRİ’YE (R.A.) NASİP OLDU?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;700 yıl önce Yemen kralı Ebu Kerib, Yesrib’i ele geçirmek için ordusuyla gelmişti. Eğer karşı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çıkan olursa herkesin öldürülmesini emretti. Yahudilerden iki tane genç âlim (kaynaklara göre Benî&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kurayza’dan idiler) krala; buranın gelecek son elçinin hicret yurdu olacağını ve eğer zarar verirse tarih&lt;/p&gt;&lt;p&gt;boyunca lanetlerle anılacağını söylediler. Kral onları dinleyince bu kararından vazgeçip onlardan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendileri ile beraber Yemen’e gelmelerini ve bu son elçi hakkında daha çok bilgi vermelerini istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun üzerine bu iki genç Yahudi âlim teklifi kabul edip kralla beraber Yemen’e gittiler. (Tarihçiler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yemen’e Yahudiliğin ilk kez bu gençler ile geldiğini söylemektedir.) Aradan bir müddet geçtikten&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra Kral Kerib’in yüreğine gelecek son elçinin aşkı düştü. İlk kez Kâbe’ye Yemen’den örtü gönderen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şahıs olarak tarihe geçti. Tahtını ve sarayını bırakıp Yesrib’e gelerek Ebu Eyyûb el-Ensâri’nin evini aldı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve yıllarca orada oturdu. Çocukları olunca onlara -ya sözlü ya da yazılı olarak- Peygamberimize&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hitaben yazdığı bir şiiri bırakıp vefat etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) o eve gidince Ebu Eyyûb el-Ensâri ona bir şiir ya da mektup okumak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istediğini söyledi ve Ebu Kerib’in şiirini okudu. Efendimiz (s.a.v.) orada üç kez selam vererek “Selam&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olsun Ebu Kerib’e! Selam olsun Tubba Melikine! Selam olsun Es’ad el-Himyerî’ye!” demiştir. (Ebu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kerib Yesrib’e geldikten sonra kendisine Es’ad el-Himyerî diye bir isim almıştı.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O evin hatırasına Allah Resulü (s.a.v.) orada kalmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) aşağıda kalırken Ebu Eyyûb el-Ensâri ve Ümmü Eyyûp üst katta olmaktan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rahatsızlık duydular. Birkaç gün geçtikten sonra Ebu Eyyûb (r.a.) Efendimize üst katta kalmasını bir kez&lt;/p&gt;&lt;p&gt;daha teklif ettiyse de Efendimiz bunu kabul etmedi. Bir gün ellerinden bir su sürahisi düştü ve su&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aşağıya akmasın diye hemen kurutmaya çalıştılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ümmü Eyyûp ne zaman yemek yapsa kendisi tadına bakmadan evvela Efendimize gönderirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir gün baktı ki gönderdiği yemek hiç yenmemiş olarak geri geldi. Hemen eşine Efendimizin neden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yemediğini sordu. Ebu Eyyûb kendisinin de ikram ettiğini ama Efendimizin yemekteki soğan sarımsak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yüzünden insanları rahatsız etmek istemediği için yemediğini söyledi. Sonra Resulullah’ın yemediğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;biz de yemeyiz diyerek onlar da yemeği yemediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu Eyyûb el-Ensâri’nin Allah Resulü’ne karşı büyük bir sevgisi vardı. Onu ülkemiz topraklarına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getiren şey, o sevginin büyük bir işaretidir. Sahabenin sevgisinde ‘eğer ben gerçekten Allah Resulü’nü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;seviyorsam, onun gönül verdiği davayı dünyanın dört bir tarafına götürmeliyim.’ felsefesi vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun için Medine’den çıkıp dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Ebu Eyyûb el-Ensâri buralara&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geldiğinde hicri 48 idi, 90 yaşındaydı. İki sene sonra bir seferde şehit olarak vefat etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seven sevdiğinin yolunda olur. Sahabe de sevdikleri Resul’ün yolundaydı. Yolunda oldukları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için Ebu Eyyûb el-Ensâri buradadır. Vefat edeceği anda bile surlar içine götürülmeyi ve orada&lt;/p&gt;&lt;p&gt;defnedilmeyi istedi. Ölümüyle bile hizmet etme aşkında idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;6&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Ebu Eyyûb El-Ensâri’ye (r.a.) Ait Birkaç Anekdot&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Emeviler döneminde iken Ebu Eyyûb el-Ensâri, Allah Resulü’nün kabr-i şerif’ini ziyarete gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Orada Hücret-i Saadet’in eşiğine başını koyup ağlamaya başladı. Onun bu halini görenler dönemin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;valisi Mervan b. Hakem’e haber verdiler. Mervan b. Hakem hışımla gelip ona taşa toprağa mı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tapıyorsun diyerek çıkıştı. Ebu Eyyûb el-Ensâri ona cevaben; taşa toprağa tapılmaması gerektiğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendisinin de bildiğini ve Allah Resulü’nün (s.a.v.) ‘Din ve yönetim işleriniz ehil insanların elinde ise hiç&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzülmeyin. Ama eğer bu işler ehil insanların elinde değilse ne kadar ağlasanız azdır.’ dediğini, bunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için de onunla dertleşmeye geldiğini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Ebu Eyyûb el-Ensâri, Allah Resulü’nden bu bilinci çok iyi bir biçimde almış ve her zaman için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de bunu yapmıştı. İstanbul için buralara geldiğinde surlar içerisinde koşturup durmuş ve ilahi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kelimetullahı ötelere taşıma adına gayret göstermişti. Arkadaşlardan birisi ona ne yapıyorsun diyerek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kur’an’dan “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” ayetini hatırlattı. Ebu Eyyûb el-Ensâri bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anda celallendi ve ona bu ayetin kendileri hakkında (Ensar) indiğini söyledi. Ensardan bazıları Medine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;biraz farklı bir hale gelince cihat için yeterince koşuşturduklarını düşünmeye başlamışlardı. Bundan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra biraz da başkaları uğraşsın diyerek kendi işlerine yönelmeye karar verdiler. Söz konusu ayet de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bunun üzerine nazil oldu. Ebu Eyyûb el-Ensâri asıl (!) cihatı, infakı, mücadeleyi terk edenin kendi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;elleriyle kendisini tehlikeye atmış olacağına işaret etti. (Burada bize de Kur’an’ın nasıl okunacağını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öğretmektedir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Allah Resulü (s.a.v.) ensar ile muhacirin birbirlerine kardeş olmasını istemişti. Ebu Eyyûb el-&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ensâri’nin kardeşi Mus’ab b. Umeyr idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Yıllar sonra İfk hadisesi yaşandığında Ümmü Eyyûb eşine bu konuda ne düşündüğünü sordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Acaba...?” deyince Ebu Eyyûb onu surturdu ve “Eğer ben Safvan’ın yerinde olsaydım, bunu yapar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mıydım?” diye sordu. Eşi hayır deyince “O zaman hiç düşünme, Safvan benden daha hayırlıdır.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Peki sen Aişe’nin yerinde olsaydın, sen bunu yapar mıydın”? diye sorunca eşi yine hayır dedi. Ebu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eyyûb “O zaman hiç düşünme, Aişe senden daha hayırlıdır.” diyerek tavrını ortaya koymuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Bir gün Mervan b. Hakem namaz kıldıracaktı ama geç kaldı ve cemaati bekletti. Ebu Eyyûb&lt;/p&gt;&lt;p&gt;el-Ensâri “Sen o mihrabın hakkını ödemek istiyorsan, vaktinde gelip bu namazı kıldırmak zorundasın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer bir daha bunu yaparsan bundan sonra senin arkanda namaz kılmam” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Ebu Eyyûb el-Ensâri, Allah Resulü’nden duyduğu “Bir müminin ayıbını dünyada örtenin Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da ahirette ayıbını örter.” hadisini teyit etmek için Medine’den Mısır’a gitti. Mısır’ın valisi Ukbe b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Âmir idi. Akşam namazı vakti idi. Ukbe namaza geç kalınca insanların onun üzerinden Resulullah’ın da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;namazı geç kıldığını anlayabileceklerini ileri sürerek ona kızdı. Ukbe b. Âmir devlet işleri yüzünden geç&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaldığını izah edince ona “Namazdan daha önemli bir iş yoktur! Sen bunu bugün yapmazsan, Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulü’nün bize emanet ettiği o emanete uygun davranmamış olursun.” demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; ES’AD B. ZÜRÂRE (r.a.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Kuba’ya geldiğinde Ebu Ümame’yi sordu. Ebu Ümame, Es’ad b. Zürâre’nin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;künyesi idi. Onun burada Buâs harplerinden bir kan davalısı olduğunu ve bu yüzden bu mahalleye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;giremediğini söylediler. Aynı gün gecenin ilerleyen saatlerinde yüzü gözü kapalı birisi Allah Resulü’nün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kapısına geldi. Bu Es’ad b. Zürâre idi. Allah Resulü onu karşısında görünce neden gelip kendisini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tehlikeye attığını sordu. Es’ad b. Zürâre, Efendimizin geldiğini duyduğundan beri onu görmek için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yanıp tutuştuğunu dile getirdi. “Vallahi başıma ne gelirse gelsin, senin yanına gelmeye ahdetmiştim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şükürler olsun ki sen de sağ salim geldin, buralara kavuştun. Allah bu noktada hasretimizi bitirdi.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;demiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescid-i Nebevi bitmeden vefat etmiştir. Vefat etmeden evvel üç kızını da Resulullah’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;emanet etmiştir. Efendimiz (s.a.v.) o üç kızı büyütüp kendi elleriyle de evlendirmiştir. Es’ad (r.a.)’ın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yetimlerine sahip çıkmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun için kalbinin katılaştığından şikâyet eden insanlara yetimlerle ilgilenmelerini tavsiye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmiştir. Yetimlerle ilgilenmek cennette Allah Resulü (s.a.v.) ile yan yana olmaya vesiledir.&lt;/p&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/705070593693237959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/705070593693237959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/09/herkes-icin-siyer-14-bolum-yesrib.html' title='HERKES İÇİN SİYER - 14. BÖLÜM (YESRİB NURLANIYOR!...)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/lPrQdHmWUCI/default.jpg" height="72" width="72"/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-4845607344157275767</id><published>2020-09-18T06:51:00.010-07:00</published><updated>2020-10-11T04:07:38.516-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>Siyer dersleri 6-10.bölüm sorularla tekrar edip öğrenelim</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; data-original-height=&quot;560&quot; data-original-width=&quot;632&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgilNyoH-Q3FipNMY2zh8g_QH5BmPOeGZ9OBtEY34AZDCxTIuninraEOFKeITMNm9Iks17EHvbqAn-rLxXzp2JG4Et86AwqALEROsVqn3VCw4se-xwfrEByBrjuSUx0-K_jLg0oL-g87JY/s320/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Siyerin ruhunda Peygamber Efendimizin kâmilen bir şahsiyeti var ve o şahsiyet içerisinde aslında biz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;varız. Siyer her ne kadar bir insanın hayatı olsa da bütün bir beşeriyetin hayatıdır çünkü Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tüm beşeriyet için bir örnek teşkil eder. Tüm insanlık için adeta fabrika ayarı niteliğindedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Derslerimizden neler öğrendik ?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aşağıdaki soruları cevaplamaya çalışarak öğrenmeye çalışalım inşaallah ...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSdiFJR-W0j2gFrgSormIQ8z-WHFbhHobpEmxUK44veyOykAhg/viewform?vc=0&amp;amp;c=0&amp;amp;w=1&amp;amp;flr=0&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSdiFJR-W0j2gFrgSormIQ8z-WHFbhHobpEmxUK44veyOykAhg/viewform?vc=0&amp;amp;c=0&amp;amp;w=1&amp;amp;flr=0&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/4845607344157275767'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/4845607344157275767'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/09/siyer-dersleri-6-10bolum-sorularla.html' title='Siyer dersleri 6-10.bölüm sorularla tekrar edip öğrenelim'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgilNyoH-Q3FipNMY2zh8g_QH5BmPOeGZ9OBtEY34AZDCxTIuninraEOFKeITMNm9Iks17EHvbqAn-rLxXzp2JG4Et86AwqALEROsVqn3VCw4se-xwfrEByBrjuSUx0-K_jLg0oL-g87JY/s72-c/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg" height="72" width="72"/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-7773389079182584553</id><published>2020-09-18T06:48:00.009-07:00</published><updated>2020-10-11T04:04:50.569-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>Siyer dersleri 1-5.bölüm sorularla tekrar edip öğrenelim</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhv1dY3dfCcSV92XC_s10Bgdti3J0cF4Gq9xBDpjz5IARzVouUP3U5B4iV5asfedmQ2Bj_QmqN-Rtoi89txf46IVqNDKRBTyJGs3zS2eC8g4PCW3mEq_iEfnR2CxKGOEQEwsIFOOKiZmic/s632/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; data-original-height=&quot;560&quot; data-original-width=&quot;632&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhv1dY3dfCcSV92XC_s10Bgdti3J0cF4Gq9xBDpjz5IARzVouUP3U5B4iV5asfedmQ2Bj_QmqN-Rtoi89txf46IVqNDKRBTyJGs3zS2eC8g4PCW3mEq_iEfnR2CxKGOEQEwsIFOOKiZmic/s320/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Siyerin ruhunda Peygamber Efendimizin kâmilen bir şahsiyeti var ve o şahsiyet içerisinde aslında biz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;varız. Siyer her ne kadar bir insanın hayatı olsa da bütün bir beşeriyetin hayatıdır çünkü Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tüm beşeriyet için bir örnek teşkil eder. Tüm insanlık için adeta fabrika ayarı niteliğindedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Derslerimizden neler öğrendik ?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aşağıdaki soruları cevaplamaya çalışarak öğrenmeye çalışalım inşaallah&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSfyKp3WbzeMJixCbc-mEW0jOkR_9dyuq8jXYj-XGGskMGNN1w/viewform?vc=0&amp;amp;c=0&amp;amp;w=1&amp;amp;flr=0&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSfyKp3WbzeMJixCbc-mEW0jOkR_9dyuq8jXYj-XGGskMGNN1w/viewform?vc=0&amp;amp;c=0&amp;amp;w=1&amp;amp;flr=0&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/7773389079182584553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/7773389079182584553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/09/siyer-dersleri-1-5bolum-sorularla.html' title='Siyer dersleri 1-5.bölüm sorularla tekrar edip öğrenelim'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhv1dY3dfCcSV92XC_s10Bgdti3J0cF4Gq9xBDpjz5IARzVouUP3U5B4iV5asfedmQ2Bj_QmqN-Rtoi89txf46IVqNDKRBTyJGs3zS2eC8g4PCW3mEq_iEfnR2CxKGOEQEwsIFOOKiZmic/s72-c/sorularla+%25C3%25B6%25C4%259Frenelim.jpg" height="72" width="72"/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-1417627691404170429</id><published>2020-09-18T06:34:00.006-07:00</published><updated>2020-09-30T22:14:37.814-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'> HERKES İÇİN SİYER - 13. BÖLÜM (UFUKTA YESRİB VAR! HİCRET STRATEJİSİ)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/2Le9QFFXjEE&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;2Le9QFFXjEE&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;HERKES İÇİN SİYER - 13. BÖLÜM (UFUKTA YESRİB VAR! HİCRET STRATEJİSİ)&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; NEDEN EFENDİMİZ EN BAŞTA KENDİSİ YESRİB’E GİTMEDİ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) bir tercihte bulunup önce kendi hayatını güvence altına almak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;isteyebilirdi. Önce kendisi gidebilirdi ama gitmedi. Çünkü:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Efendimiz (s.a.v.) bu davanın önderi ve imamıydı. (İmam, öncelikli olarak en büyük riski göze&lt;/p&gt;&lt;p&gt;alan adamdır. İmam başkalarını riske atmaz. Efendimiz de atmadı ve bekledi.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Efendimiz ’in yanında Mekkelilerin emanetleri vardı. Kendisini öldürmeye gelen 12 kişinin 7&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tanesinin emanetleri bile onun yanındaydı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Allah’tan izin çıkmalıydı. Efendimiz, izin çıkmadan hicret eden bir peygamberin başına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelenleri Hz. Yunus’tan dolayı biliyordu ve girmek için Allah’tan izin bekliyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; NEDEN MÜŞRİKLER GİDENLERE ENGEL OLMADILAR?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müşrikler başta Müslümanlar Mekke’de rahat durmayınca en iyisi gitsinler diye düşündüler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra gittikleri yerde problemlere sebep olup başımıza iş açarlar diye onları engellemeye çalıştılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşin başlangıcında süreci görmek istediler. Ama gözleri asıl olarak Efendimiz ‘in üzerindeydi. Ona karşı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çaresizlik içerisindeydiler. Yaptıkları planlar sahabeden çok Efendimiz ‘in üzerinde yoğunlaşmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; SAHABENİN HİCRETİ KOLAY OLDU MU?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe Yesrib’e peyderpey olarak gitti. Hepsinin gidiş hikâyesi de zorlu idi. Mesela Kendi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ailelerinden engellemeler görenler oldu. Beni Ümeyye’den birisi ailesi tarafından engellendi. Ebu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seleme’nin ailesi darmadağın oldu; Ümmü Seleme’yi kendi anne babası engelledi, Ebu Seleme oğlu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ömer’i yanına alıp götürdü, Seleme’yi Ebu Seleme’nin babası Ümmü Seleme’nin elinden aldı, Ümmü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seleme ise kendi babasının evinde kaldı. Aile üçe bölünmüş oldu. Ümmü Seleme (r.a.) 1 yıl boyunca&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzüldü. Her gün Yesrib’e bakan tepede ağladı. Bir süre sonra insanlar ona acımaya başladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Süheyb-i Rûmi (r.a.) bütün malvarlığını, sermayesini hicret edebilmek için elden çıkardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Talha b. Ubeydullah koca bir kervanı bıraktı. Ticari bir seferde Yesrib’e öylesine gelmiş iken&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah’ı orada görünce kervanın gittiğinden haberi olmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimizin kızı Zeynep (r.a.) hicret sırasında hamile idi. Bineği ürkütüldü ve düştü. Bebeğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaybetti. Hibban b. Arikâ isimli müşrik bu olayın baş müsebbibi idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer herkes gizli saklı giderken o bir gün evvel Kâbe’de yarın Yesrib’e hicret edeceğini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duyurdu. Anasını gözü yaşlı, hanımını dul, çocuklarını yetim bırakanlar düşsün peşime dedi ve onunla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beraber 12 kişi gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birçok bedeller ödendi, birçok fedakârlıklar yapıldı. Doğup büyüdükleri toprakları,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birikimlerini, itibarlarını, üstelik neyle karşılaşacaklarını bilmeden bırakıp gittiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayyâş b. Ebu Rebîa, Hz. Ömer ile gidenlerden biriydi. Ebu Cehil’in anne bir kardeşi olduğu için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu cehil peşine düştü ve yolda onları yakaladı. Annesinin oğlu dönene kadar saçına tarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sürmeyeceği, güneşin altında oturacağı gibi ahlar ettiğini söyleyerek onu geri çevirmeye çalıştı. Anne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;katili mi olmak istiyorsun deyince Ayyâş bundan etkilendi ama Hz. Ömer onun bunlara inanmamasını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyledi ama ikna edemedi. Ona kendi bineğini vermeyi teklif etti ve yolda bir terslik sezerse kaçıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelmesini söyledi. Yolda bir yolunu bulup Ayyâş’ı bağlayıp Mekke’ye götürdüler. Bunun üzerine Ayyâş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dinden irtidat etti (dinden döndü). Hz. Ömer ne olursa olsun onu bırakmadı, mektuplar yazıp haberler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gönderdi. En sonunda onu yeniden kazandı ve Ayyâş yeniden imana döndü. Yaptıklarından dolayı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tövbe etti. Sonra çok iyi bir Müslüman oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; EFENDİMİZ (S.A.V.) NE GİBİ ADIMLARLA BU SÜRECİ YÜRÜTTÜ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) müthiş bir nebevi stratejisi yürüttü. Kur’an, aklına çalıştıranlara ithaf edilmiş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir kitaptır. Bu kitap bize defalarca tezekkürden, tefekkürden, taakkulden, tedebbürden bahseder ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bizden de bunu ister. Efendimiz (s.a.v.) bunu anladı ve anladığı için de stratejilerini üretti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe önden gitti. Hz. Ebubekir kendisine iki tane binek alıp ailesi ile birlikte gitmek için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hazırlığını yaptı. Efendimiz’den (s.a.v.) gitmek için izin istediğinde Efendimiz ona beklemesini ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’ın belki ona daha güzel bir şey nasip edeceğini söyledi. Bu konuda Hz. Ebubekir’in Efendimiz ’in&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hicreti ile ilgili bir şeyler olacağına dair bir beklentisi vardı ama onun ailesiyle mi yoksa başka bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şekilde mi gideceğini bilmiyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahabe Yesrib’e gittikçe müşrikler daha da endişelendiler ve Daru’n Nedve’de toplandılar. O&lt;/p&gt;&lt;p&gt;toplantıda Necidli bir ihtiyar vardı. (Bazı kaynaklar onu insan kılığına girmiş şeytan olarak almaktadır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Muhammed hakkında ne yapacaklarını konuşmaya başladılar. Ortaya üç görüş sunuldu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Onu hapsedelim dediler. Efendimizi bir eve kapatıp ölene kadar da orada tutmayı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;düşündüler. Necidli ihtiyar olmaz dedi. Hz. Peygamber’in adamlarının kendi adamlarını etkisiz hale&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getirebileceğini ve kaçırıldığında da insanların nazarında daha etkili bir konuma gelebileceğini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Yemen’e sürelim orada kalsın dediler. İhtiyar yine onları ikaz etti. O nereye gitse orada başka&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başka şeyler yapıp insanları yine kendine çekebileceğini beyan etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Üçüncü görüş olarak Ebu cehil öldürmeyi teklif etti. Mekke’de en önemli 12 kabile vardı. Her&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kabileden 12 savaşçı seçelim ve gece evini basalım, Abdulmuttalib oğulları da Benî Hâşim de kan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bedeli istemek zorunda kalmasın dedi. Bu görüş ihtiyarın hoşuna gitti ve oradakilerle bunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uygulamaya karar verildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu olay Enfal suresinin 34. ayetinde anlatılmaktadır. Konuşulan ihtimaller hapsedilmek,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sürgün edilmek ve öldürülmek idi. Bir İslam âlimi der ki: “Düşmanlarım bana ne yapabilir ki, ben&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cenneti yüreğimde taşıyorum. Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şehadettir.” Üç hal de böyle bir insan için mükâfattır. Şehadete gönlünü kaptırmış bir kitledir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanlar. Şehadet, ölümü öldürerek yürümektir. Allah’a canını satmanın adıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimize (s.a.v.) bu konuşulanlar bir rivayete göre Cebrail vasıtasıyla, başka bir rivayete&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göre Efendimiz ile uzaktan akraba olan Rakîka isimli bir hanım tarafından haber verildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Cebrail ile hicret iznini aldıktan sonra, o günün öğle vaktinde (herkesin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uykuya daldığı zamanda) hızlı bir şekilde Hz. Ebubekir’in evine gitti. O vakitte kapı çalınması ev&lt;/p&gt;&lt;p&gt;halkında bir heyecana sebep oldu (Mekke’de öğle vakti kapının çalınması gece vaktinde kapının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çalınması gibi idi). Resulullah’ın gelişinin çok önemli bir hadisenin habercisi olduğunu anlamışlardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ebubekir Hz. Peygamber’i karşısında görünce “Es-sohbe ya Resulullah?/ Yol arkadaşlığı mı ya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resulullah?” diye sordu. Efendimiz evet cevabını verince ağlamaya başladı. Hz. Aişe annemiz bu olayı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bize aktarırken der ki: “Ben hayatımda bir erkeğin sevincinden böyle ağladığını görmedim. Babam,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) ile hicret edeceğini duyunca hıçkırıklarla ağladı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) konuşmak için ondan kızlarını dışarı çıkarmasını istedi. Hz. Ebubekir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimize kızların onun ehli olduğunu söyledi. O sıralar Hz. Aişe annemiz Resulûllah ile nişanlı idi. Bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de Esma (r.a.) vardı. Ama Efendimiz olsun diyerek onların kalmasını istemedi çünkü sırrı başkalarına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yüklemek onlara ağır bir yükü taşıtmak demekti. Efendimiz adım adım bütün hicret planını Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebubekir’e anlattı: akşamüzeri buluşup Sevr’e gideceklerini, orada 3 gün kalacaklarını, Abdullah İbni&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uraykıt’ın bineklerini Sevr’in Arafat’a bakan yönüne getireceğini ve oradan gideceklerini anlattı. Amr&lt;/p&gt;&lt;p&gt;b. Füheyre davarlarını onların geçtikleri yolda yürütecek ve hem onların hem de onlara azık&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getirenlerin izlerini kaybettirecekti. Hz. Ebubekir’in oğlu Abdullah (Esma (r.a.) ile anne baba bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kardeş; Hz. Aişe ile de Abdurrahman anne baba bir kardeşler) o zamanlar 10 yaşında bir çocuk idi. O&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da çarşı pazarda konuşup onlara istihbarat toplayacak, Esma annemiz de azıklarını götürecekti. (Bazı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rivayetlerde Sevr’in tepesine çıkan Esma annemiz değil, Abdullah’tır ama biz Esma annemizin çıktığına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dair olan rivayeti tercih ediyoruz). Esma (r.a.) o zamanlar 27 yaşında ve 7 aylık hamile idi. Hicretin ilk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çocuğunu o doğuracak ve adı da Abdullah b. Zübeyr olacaktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ebubekir, Efendimiz konuşmasını bitirdikten sonra iki binek aldığını söyledi. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bunu birinin parasını ödemek şartıyla kabul etti. Bedeli 400 dirhem idi, borcunu da ödedi. Ve o deve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kusva idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ebubekir ile konuştuktan sonra evine gitti. Evde hanımı Sevde (r.a.) (Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hatice’den sonra ilk evlendiği kişi), kızları Ümmü Gülsüm ve Fatıma vardı. Zeynep (r.a.) o günlerde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebu’l Âs ile evli ve Mekke’de bir başka yerde oturuyordu. Rukiye (r.a.) de Hz. Osman ile Habeşistan’da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; EFENDİMİZ (S.A.V.) KIZLARINI NEDEN EVDE BIRAKTI?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cahiliye Arabı geleneği olarak kadına ve çocuğa dokunulmazdı. Ebu Cehil Esma annemize&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tokat atmış ve bundan dolayı da yanındaki insanlar tarafından bile kınanmıştır. Efendimiz (s.a.v.) bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geleneği o zaman kendi lehine kullandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) daha sonra Hz. Ali’yi yanına çağırdı ve ona Mekke’de kalmasını, emanetleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vermesini, yatağına yatmasını ve sonra da aileyi toplayıp Yesrib’e gelmelerini söyledi. Hz. Ali’nin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cevabı “Lebbeyk ya Resulullah.” oldu. Resulullah’ın yatağına yatması ölmeyi göze almak demekti ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali bunu kabul etmişti. Yıllar sonra bu Kûfe’de kendisine sorulduğunda “Otuz küsur sene geçti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aradan. Vallahi o geceki uykuyu arıyorum.” diye cevap vermiştir. 13 yaşında iken Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;akrabalarını toplayıp “Kim bu yolda benimle?” diye sorduğunda o “Ben ya Resulallah!” diyerek elini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaldırmıştı ve o el hiç inmedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;12 kabileden 12 kılıçlı Mekkeli Allah Resulü’nün kapısına dayandı. Efendimiz (s.a.v.) Yasin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;suresinin ilk ayetlerini ya da 9. ayetini okuyarak bir avuç toprağı yüzlerine serperek dışarı çıktı. Allah o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anda onların görmemelerini sağladı ve Efendimiz de aralarından geçip gitti. Onlar yatakta yatanın Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peygamber olduğunu düşünmeye devam ettiler ve onlar orada beklerden Efendimiz, Hz. Ebubekir ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;buluşup Sevr’e doğru yola çıktı. Yolculukları 7 gün sürdü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; NEDEN SEVR?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu stratejinin bir parçası idi. Kuzeye gitmeleri gerekirken müşrikleri şaşırtmak için tam tersi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istikamet ile güneye doğru gittiler. Çünkü müşrikler de Efendimiz’in Yesrib’e gideceğini biliyorlardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimizin evinden sonra Hz. Ebubekir’in evine gitmişler, orada bulamayınca da Yesrib’in yolunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tutmuşlardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevr dağı 759 metredir. Çıkması Hira’ya çıkmaktan daha zordur ve 1-1,5 saati alır. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) o zamanlar 53, Hz. Ebubekir 51, azık taşıyan Esma annemiz de 27 yaşında ve 7 aylık hamile idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevr, öküz ve ihtilal (devrim) demektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Dağın tam tepesine gelindiğinde önümüze çıkan ilk mağara değil, biraz daha aşağıda kalan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mağara Efendimiz ile Hz. Ebubekir’in kaldıkları yerdir. Önünde kocaman bir taş vardır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oraya giderken hicreti tefekkür etmek ve Efendimiz’in bu işi yürütürken tedbir-tevekkül&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dairesini nasıl dengelediğini (Esbaba tevessül (sebeplere sarılmak), Allah’a tevekkül )anlamak lazım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah’a tevekkül etmek sadece ‘işimiz Allah’a kaldı’ demek değil, ‘ben yaptım yapacağımı, netice&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rabbimin bileceği iş’ diyebilmektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mağaraya ulaştıklarında Hz. Ebubekir önden içeriyi kontrol etmek ve içeriyi temizlemek istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’i sonra içeriye davet etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ebubekir orada 3 gün boyunca müşrikler gelecek diye Efendimiz için çok endişelendi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) ona “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.” dedi. Hz. Ebubekir orada Allah’a karşı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;teslimiyetin en güzel halini gördü. O, 13 boyunca Hz. Peygamber ile beraberdi ama burada aldığı dersi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;13 yıl boyunca hiçbir yerde almamıştır. Bu dersin meyvelerini Efendimiz vefat ettikten sonra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görmekteyiz: Hz. Peygamber Suriye bölgesine göndermek üzere Üsâme b. Zeyd kumandasında bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ordu hazırlamıştı ama ordu Efendimizin rahatsızlığı ve vefatı dolayısıyla yola çıkamadı. Hz. Ebû Bekir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hilâfete geldikten sonra ilk icraatı Resûl-i Ekrem’in hazırladığı orduyu sefere yollamak oldu. Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peygamber’in vefatından sonra zekât bahane edilerek ortaya çıkan dinden dönme hareketleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yüzünden birçok sahâbî, halifeye Medine’nin güvenliği açısından Üsâme ordusunu göndermekten&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vazgeçmesini söyledi. Ebû Bekir ise namaz ile zekâtı ayıranın İslamla bağı kalmamıştır diyerek&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Resûlullah’ın hazırladığı orduyu geri çeviremeyeceğini ve onun verdiği kararı kesinlikle yerine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;getireceğini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Söylenen strateji ve plan güzel bir şekilde yürüdü. Esma (r.a.) azıkları götürmek için iki bohça&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hazırlamıştı. Bu bohçaları bağlamak ve sırtında taşıyabilmesi için bir ipe ihtiyaç duydu ama ip&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bulamadı. Bunun üzerine hiç düşünmeden belindeki kuşağı çözüp onu kullandı. (Bir kadının kuşağını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çözmesi iffetsizlik anlamına gelmekteydi.) Efendimiz (s.a.v) bunu hemen fark etti. Esma (r.a.) durumu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arz edince Allah Resulü ona “Ey Esma! Burada feda ettiğin bu kuşağına karşılık Allah sana cennette iki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kuşak bağışlayacaktır.” müjdesini verdi ve ona “Zâtü’n-Nitakayn”(çifte kuşaklı) dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müşriklerin Mekke’de çok iyi iz sürenleri vardı ve iz süre süre tepeye geldiler. (Devenin ayak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;izlerinden binicinin cinsiyetini, nereli olduğunu, kadınsa hamile olup olmadığını bile tespit&lt;/p&gt;&lt;p&gt;edebiliyorlardı.) Müşrikler tepeye çıktıklarında o büyük kayanın üzerinde birisi büyük abdestini bozdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ebubekir onlar bu kadar yaklaşınca kendilerini görecekler diye yine çok endişelendi. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ona yine aynı cevabı verdi: “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.” Ve müşrikler onları fark etmeden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yeniden Yesrib yollarına düştüler. Onlar gidip başka yerleri gezerken Efendimiz (s.a.v.) Abdullah b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uraykıt ile yol güzergâhını belirledi. Bu yol daha engebeli, daha zorlu ama daha güvenli idi çünkü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekkeliler onları ölü ya da diri yakalayana 100 deve ödül koymuştu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) belirlenen günde Yesrib’e gideceklerken yaşlı gözlerle Mekke’ye bakıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ah Mekke! Şehirler içerisinde bana en sevgili gelen sensin. Eğer kavmim beni sürüp çıkarmasaydı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ben asla buradan çıkmazdım ama döneceğiz.” demiştir. Allah Resulü çok iyi biliyordu ki bugün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;buradan çıkmak yarın çok farklı bir dönüşün müjdesi olacaktı. (Ümit olmazsa iman yoktur. Ümit&lt;/p&gt;&lt;p&gt;imanın azığıdır. Allah varsa gam yoktur! Yeis denilen şey şeytanın ve küfrün azığıdır. Müslümana&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yakışmaz.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt; ABDULLAH B. URAYKIT&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekkeli bir müşrik idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Taif dönüşü Efendimiz (s.a.v.) Hira’ya geldiğinde Mekke’ye girebilmek için birisinin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;himayesine ihtiyaç duymuştu. Bir rivayete göre kendisini himaye altına alması için üç isme (10.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bölümde geçti) Zeyd b Hârise’yi gönderdi. Diğer bir rivayet göre ise Abdullah b. Uraykıt’ı gönderdi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) orada onun emniyetini anlamıştı. Bu münasebetle bir bağ kurulmuş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz onu tanıdıkça farklı bir özelliği olduğunu gördü. Efendimiz ehliyete çok önem verirdi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah b. Uraykıt’ın bu konuda ehil olduğunu gördü. (Emaneti ehline teslim etmek hem sünnet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hem farzdır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah b. Uraykıt yolu biliyordu ve Efendimizi satmadı. Efendimiz onunla iki deve için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlaşmıştı oysa müşrikler Efendimizin başına 100 deve koymuştu ama Abdullah b. Uraykıt ona ihanet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Amr b. Füheyre de yolculukta onlarla birlikteydi. Abdullah b. Uraykıt’ın rehberliğinde Yesrib’e&lt;/p&gt;&lt;p&gt;doğru gittiler. Yolda meşhur savaşçı Sürâka b. Malik ile karşılaştılar. Sürâka, küçük bir kafilenin bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yere doğru gittikleri haberini almış ama ödülü kimseyle paylaşmamak için haberi verenlere onlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değildir diyerek kendi başına Efendimizi öldürmeye yola düşmüştü. Efendimize yavaş yavaş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaklaşmaya başlayınca atının ayakları sürttüğü için düştü. Atına bindi ama biraz sonra bir daha düştü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimize biraz daha yaklaşınca atının ayakları toprağa gömüldü ve ne yapsa çıkaramadı. O anda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kafilenin korunduğunu anladı. Bineğinden inip Allah Resulü’ne doğru yürüdü. Efendimizle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;konuştuktan sonra orada iman etti. Ayrılmadan evvel Efendimizden ileride karşılaştıklarında bugünün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anısına işaret olması için bir emannâme yazmasını istedi. Allah Resulü (s.a.v.) Amr b. Füheyre’ye bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şeyin üzerine “Muhammed Resulullah” yazdırıp ona verdi. Sürâka tam gideceği sırada Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;seslenip ona ileride Kisra’nın hazinesine sahip olacağına dair bir şeyler söyledi ama bubekir anlamadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aradan yıllar geçtikten sonra Hz. Ömer döneminde Kadisiye’nin fethinden sonra Kisra’nın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hazineleri develer üzerinde taşındı. Hz. Ömer, Sürâka’nın getirilmesini istedi. Sürâka gelince hazineleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;avuçlayıp onun ellerine bıraktı. İkisi de yaşlı gözlerle Allah Resulü’ne dönüp “Sadakte Yâ Resulallah”,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;her sözünde sadıksın, söylediğin doğrulandı.” dediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yol güzergâhında Efendimiz (s.a.v.) Ümmü Mabed annemizin çadırına uğradı. Selam verdi ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Yok mu bize ikram edeceğin bir şeyin?” diye sordu. Ümmü Mabed utandı çünkü hiçbir şeyi yoktu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kıtlık yıllarıydı. Efendimiz (s.a.v.) o sırada cılız bir koyun gördü ve müsaade isteyerek koyunu sağdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillah deyip sağınca Ümmü Mabed şaşırdı çünkü koyunu hem cılız hem hastaydı. Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sağdığını içip Hz. Ebubekir’e ve diğerlerine de ikram ettikten sonra tası dolu bir biçimde Ümmü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mabed’e verdi. Ümmü Mabed onlara kim olduklarını sorunca Efendimiz kendisini tanıttı. Ümmü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mabed orada bir şey dememiş ama sonra iman etmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Hilye-i Şeriflerde geçen üç rivayet bizim için çok önem arz etmektedir:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. En meşhurları olan Hz. Ali’nin rivayeti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Hz. Hasan’ın rivayeti. Hz. Hasan Hz. Hatice’nin oğlu Hint b. Ebu Hâle’ye dayı diye hitap&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ederek ondan dedesini anlatmasını istemiştir. Hint (r.a.) hep Hz. Ali’nin arkasında dolaşmaktaydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sebebini sorduklarında ise Hz. Ali’den peygamberin kokusunun geldiğini söylemiştir. (Tirmizi’nin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şemailinde geçer.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Ümmü Mabed’in rivayeti. Efendimizin her halini ve ahlakını detaylarıyla anlatmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) oradan ayrıldıktan sonra Ğamim denilen bölgede akşam vakitlerinde bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;köye uğradı. O köy Büreyde el-Eslemi’nin köyü idi. (Büreyde el-Eslemi cihat aşkıyla yollara düşmüş ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yıllarca Allah Resulü’ne hizmet etmiş ve Allah Resulü’nün ilk bayraktarı olmuştur.) Bu köyde en az 80&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kişi bir anda Müslüman oldu ve Efendimizin arkasında akşam namazı kıldılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Yesrib’e iman tohumları ekerek gitmiştir. Büreyde el-Eslemi de onlara&lt;/p&gt;&lt;p&gt;katılmıştı. Kûba’ya yaklaşınca Efendimiz’e bir bayrak lazım diyerek sarığını çıkardı, bir asaya bağladı ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimizin arkasında ilk sancaktar olarak yerini aldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yesrib’de günlerdir bu kutlu kafilenin yollarını bekleyenler vardı. Her gün sabah çıkıp akşama&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kadar Efendimizin yolunu gözlemişlerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“El-intizar eşeddü minen-nâr”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Beklemek ateşten şiddetlidir!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Not: Bedir Ashabı’nın 313 yiğidinin isimlerini okuyalım, üzerinde tefekkür edelim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;***&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;6&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. HZ. ALİ’NİN HİLYE-İ ŞERİF RİVAYETİ:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ali (ra) Peygamber Efendimiz(sav)’i şöyle anlatıyor: “Rasûlullah (sav), ne son derece uzun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ne de kısaydı; o, orta boyluydu. Saçları ne kıvırcık, ne de dümdüzdü; hafif dalgalı idi. Şişman olmadığı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gibi, yüzü de yusyuvarlak değildi. Yüzünün rengi kırmızıya çalan beyazdı. Gözleri kara, kirpikleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uzundu. Kemiklerinin eklem yerleri iri ve omuzlarının arası genişti. Avuçları ve ayakları dolgundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yürüdüğünde yokuştan iner gibi sert adımlar atardı. Bir tarafa döndüğünde bütün vücuduyla dönerdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki omzu arasında Peygamberlik mührü vardı; zira O, peygamberlerin sonuncusuydu. İnsanların en&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cömerdi, gönlü en geniş olanı, en güzel ve düzgün konuşanıydı. Gayet yumuşak tabiatlı ve insani&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ilişkilerde arkadaş canlısı idi. Ansızın O’nu gören kimse heybetinden ilk anda çekinir; fakat tanıdıkça&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O’nu çok severdi. Ondan bahseden bir kimse, ‘Ne O’ndan önce, ne de O’ndan sonra asla bir benzerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görmedim.’ demekten kendini alamazdı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tirmizî, Menâkıb 8.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kaynak: http://www.fikiratlasi.com/2014/04/16/hilye-i-serif-hz-ali-ra-rasulullahi-sas-anlatiyor/&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. HZ. HASAN’IN HİLYE-İ ŞERİF RİVAYETİ:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Hasan naklediyor: Peygamber Efendimiz ‘in Hilye&#39;sini çok iyi bilen dayım Hind b. Ebî&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hâle&#39;ye Hz. Peygamber&#39;in üstün vasıflarını sordum ve olduğu gibi belleyip hâfızama nakşetmek için,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bana O&#39;ndan bahsetmesini ricâ ettim. Bu isteğim üzerine dayım Hind b. Ebî Hâle şöyle buyurdular:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Resûlullah Efendimiz, yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Mübarek yüzü, dolunay halindeki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ayın parlaklığı gibi nûr saçardı. Orta boyludan uzun, ince uzundan kısa olup, başı büyükçe idi. Saçları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. Peygamber Efendimiz ‘in rengi,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ezher&#39;ul-levn idi, yâni nûranî beyazdı. Alnı açıktı. Kaşları hilâl gibi, gür ve birbirine yakındı; çatık kaşlı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değildi. İki kaşının arasında bir damar vardı ki, öfkeli hallerinde kabarır, normal zamanlarda ise&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gözükmezdi. Burunlarının üst tarafı biraz yüksekçe olup, üstü ince idi. Mübarek burnunun üstünde -&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onu yüksek gösteren- bir nûr vardı ki, dikkatlice bakmayan kimseler, Peygamberimiz&#39;i kartal burunlu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zannederlerdi. Sakal-ı şerifleri sık ve gür; yanakları ise yumru olmayıp düz idi. Saadetli ağızları geniş,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ön düşlerinin arası seyrekti. Göğüs çukuru ile göbeği arasında ince bir şerit gibi uzanan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kıllar (mesrübe) vardı. Gerdanı, saf mermerden tıraş edilen heykellerin boynu gibi gümüş&lt;/p&gt;&lt;p&gt;berraklığında idi. Vücudunun bütün âzaları birbiri ile uyumlu olup, yakışıklı bir yapıya sahipti: Ne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şişman, ne de çok zayıftı; karnı ile göğsü aynı hizada idi. Göğsü ile iki omzunun arası genişçe, kemik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mafsalları kalınca, vücudunun açık yerleri gayet nurlu idi. Göğüs çukuru ile göbeğinin arasını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birleştiren kıllar, ince uzun bir şerit gibi uzanırdı. Bu uzanan kıllar (mesrübe) dışında memelerinde ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karnında kıl yok idi; kolları omuzları ve göğüslerinin üst tarafları ise son derece kıllı idi. Bilekleri uzun,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;el ayaları geniş, el ve ayakları kalın, parmakları ise uzunca idi ( Râvî burada tereddüt ederek:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peygamberimizin vasıflarını anlatan Hİnd b. Hâle belki de: &quot;parmakları kalınca idi&quot; şeklinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylemişti, der). Ayaklarının altı çukur (kemerli) idi; düztaban değildi. Ayaklarının üstü ise pürüzsüzdü;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;öyle ki, üzerine su dökülse yağ gibi akar giderdi. Yürürken, ayaklarını yerden biraz kaldırıp önlerine&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hafif eğilerek yürürlerdi. Ayaklarını, ses çıkarıp toz kaldıracak şekilde yere sert vurmazlar; adımlarını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uzun ve seri atmakla beraber, sükûnet ve vakar üzere yürürlerdi. Yürürken, sanki meyilli ve engebeli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir yerden iniyor görünümünü arz ederdi. Bir tarafa dönüp baktıklarında, bütün vücutları ile birlikte&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dönerlerdi. Rastgele sağa sola bakmazlardı. Yere bakışları, göğe bakışlarından daha çoktu. Çoğunlukla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göz ucu ile bakarlardı. Ashabı ile birlikte yürürken, onları öne geçirir kendileri arkada yürürlerdi. Yolda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşılaştığı kimselere, onlardan önce hemen selâm verirdi&quot;.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kaynak: http://www.sonpeygamber.info/hilye-nedir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. ÜMMÜ MA’BED’İN HİLYE-İ ŞERİF RİVAYETİ:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Aydınlık yüzlü ve güzel yaradılışlı idi; zayıf ve ince de değildi. Gözlerinin siyahı ve beyazı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birbirinden iyice ayrılmıştı. Gözü, kudretten sürmeli idi. Kaşlarının ucu ince, saçları koyu siyahtı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Boynunda uzunluk ve yükseklik, sakalında sıklık vardı. Sustuğu zaman kendisinde vakar ve ağırbaşlılık,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;konuştuğu zaman da güler yüzlülük ve tatlı sözlülük vardı. Sözleri, sanki dizilmiş birer inci gibi,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ağzından tatlı tatlı akmakta idi. Sözü açık ve hak ile batıl arasını ayırıcı olup, ne acizlik sayılacak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;derecede az, ne de boş ve gereksiz sayılacak derecede çoktu. Uzaktan bakıldığında insanların en&lt;/p&gt;&lt;p&gt;heybetlisi idi. Yakından bakıldığında da tatlı ve hoş bir görünüşü vardı. Orta boylu idi; bakan kimse ne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kısa ne de uzun olduğunu hissederdi. Arkadaşlarının arasında en güzel görüneni ve nur yüzlü olanıydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sanki o bir fidan idi ki; iki fidan arasında bitmiş, parlaklığı ve yeşilliği onlara üstün gelmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arkadaşları, ortalarına almış durumda hep onu dinlerler; bir emir verdiği zaman da hemen buyruğunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yerine getirmeye acele ederlerdi. Kendisi ekşi ve asık suratlı değil, güleçti. Kimseyi kınamaz ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;azarlamazdı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kaynak: https://www.siyerinebi.com/tr/melike-demir/hicret-yolunda-bir-durak-ummu-mabedin-&lt;/p&gt;&lt;p&gt;cadiri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(SALLALLÂHU ALEYHİ VE SELLEM)&lt;/p&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/1417627691404170429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/1417627691404170429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/09/herkes-icin-siyer-13-bolum-ufukta.html' title=' HERKES İÇİN SİYER - 13. BÖLÜM (UFUKTA YESRİB VAR! HİCRET STRATEJİSİ)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/2Le9QFFXjEE/default.jpg" height="72" width="72"/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-600156830807309953</id><published>2020-09-18T06:33:00.006-07:00</published><updated>2020-09-30T22:15:15.714-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'>HERKES İÇİN SİYER - 12. BÖLÜM (MİNA ÇADIRLARINDAN YÜKSELEN SEDA)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/ysJbixkiXPU&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;ysJbixkiXPU&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;HERKES İÇİN SİYER - 12. BÖLÜM (MİNA ÇADIRLARINDAN YÜKSELEN SEDA)&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(İsra ve Miraç kronolojik sıraya göre aslında ilk Akabe Biatı’ndan sonradır. Benimsenen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kronolojide ilk önce 6 kişi ile buluşma, İsra ve Miraç, 12 kişi ile yapılan buluşma ve büyük biatlaşma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelir. Anlatım bütünlüğü olsun diye İsra ve Miraç bir önceki bölümde işlenmiştir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt; O ZAMANIN YESRİB’İ NASILDI?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Araplar ikiye ayrılıyordu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Arab-ı Bâide (soyları tükenmiş, bitmiş)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Arab-ı Bâkiye: → Arab-ı Âribe (saf Araplar; Evs ve Hazrec kabileleri gibi.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ Müsta’ribe (sonradan Araplaşanlar; Peygamber Efendimizin soyu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;buradandır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saf Araplar olan Evs ve Hazrec kabileleri Kahtânilere (nesebleri Kahtan&#39;a dayanan güney ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;güneydoğu Arap yarımadasında (özellikle Yemen&#39;de) yaşayan bir kavimdir.) dayanmaktadır. Sonradan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yesrib’e gelmişlerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onlardan önce de, kendi kitaplarında yer alan gelecek son elçinin hicret yurdunun Yesrib&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğunu bildikleri için Yahudiler gelmişlerdi. Üç büyük kabileleri vardı: Benî Kaynuka, Benî Kurayza&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve Benî Nadir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medine’de o zamanlar iki Arap kabilesi ve üç Yahudi topluluğu vardı. Nüfus itibari ile Araplar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudilerden fazla idi (%60 Araplar, %40 Yahudiler). Yahudiler az olmalarına rağmen orada ticari,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;siyasi ve dini anlamda üstünlük sağladılar. Arapları sömürmeye başladılar. Evs ile Hazrec kabileleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;arasında 175 yıldır süregelen bir kavga vardı. Onlar da bu kavgadan yararlandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu kavgalar tarihe Buâs harpleri olarak geçmiştir. Harplerin son sürecinde Medine’deki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arapların aile büyüklerinin çoğu ölmüştü. Hz. Aişe bunu bir rahmet olarak görmüştür çünkü onlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaşasalardı Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine’de istenilen oranda hâkimiyet kuramayabilirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudiler gelecek son peygamberden bahsedip Arapları korkutuyorlardı. Nübüvvet, vahiy,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kitap gibi sözlere yabancı değillerdi. Araplar Mekkeli müşriklere benziyorlardı ve onların da Menât&lt;/p&gt;&lt;p&gt;isminde putları vardı. Bununla beraber o zamanlar Medine’de sayıları az da olsa Hanifler de vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Es’ad b. Zürâre Hanif idi.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte Medine’den gelen 6 genç böyle bir zeminden gelmişti ve amaçları hac idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(O zamanlar Mekke, Medine ve Taif ayrı ayrı kendi yönetimlerine sahipti. Bir ülkenin altındaki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şehirler gibi değildi. Kabileler yönetiyordu. Medine’de genel olarak Yahudilerin siyasete egemen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğu bir yönetim vardı. Araplarda da Evsliler sayıca az olmasına rağmen Hazreclilere üstün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelmişlerdi. Bunun üzerine; bir yıl Hazrec’ten bir yıl Evs’ten bir kral olacağına dair aralarında bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlaşma yaptılar. İlk yıl Hazrec’ten Abdullah b. Ümey b. Selûl (münafıkların lideri) kral olarak atandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hatta onun için bir taç siparişi bile verilmişti. Hz. Peygamber’in hicreti ile bundan vazgeçildi. Bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sebeple Allah Resulü’ne karşı kin ve düşmanlık beslemiştir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt; AKABE BİATLARI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nübüvvetin 11. yılı ve aylardan Zilhicce idi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Taif’ten döndükten sonra çalışmalarına yılmadan devam etti. Mekke ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Taif kapılarını kapatınca hac için dışarıdan gelenlerin çadırlarını dolaşmaya karar verdi. (Mekke&lt;/p&gt;&lt;p&gt;merkez idi ve orada Zilkade ayından Zilhiccenin 10’una kadar Zülmecaz, Ukaz ve Mecenne gibi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2&lt;/p&gt;&lt;p&gt;panayırlar kuruluyordu. İnsanlar bu panayırları hac zamanına göre ayarlıyor ve en son haclarını yapıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dönüyorlardı.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) bu niyetinin üzerine planlar yapıp Mina’daki çadırlara ziyarete gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müşrikler de onun planlarını engellemek için kabilelerle görüşmeye ondan önce gittiler. Kabile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;liderleri ile görüşüp Hz. Peygamber’i kötülediler. Amaçları Efendimizin sözlerinin tesirini kırmaktı. Ebu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Leheb ve Ebu Cehil çadırların arasında dolaşıp Allah Resulü’ne sadece zayıfların ve kölelerin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;inandıklarını söylediler. Ebu Leheb kendisini tanıtıp Muhammed’in (s.a.v.) amcası olduğunu ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ailesinin bile kendisinden yüz çevirdiğini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz de yanına Hz. Ebubekir’i (Ebu Cehil’e cevap olarak) ve Hz. Ali’yi (Ebu Leheb’e cevap&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olaarak) alarak çadırlara gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Burada şunu unutmamalıyız ki; Allah Resulü bir söz söylemişse, bir adım atmışsa, bir yerde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;susmuşsa, bir yerde bir insan görevlendirmişse vb. bütün davranışlarında kesinlikle bir mesajı vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunlar tesadüfi değildir. Bize menhec öğretir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) o günlerde 51, Hz. Ebubekir 49, Hz. Ali de 21 yaşında idi. Orada Benî&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hanife’nin çadırına gittiler. Benî Hanife kabilesinin lideri Sümâme b. Üsâl ile görüştüler ama o,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimize hakaret edip onunla dalga geçti (sonradan Müslüman olmuş ve yaptıklarından dolayı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;pişmanlık duymuştur). Sonra Amr b. Sa’saa’nın çadırına gittiler. Amr b. Sa’saa Hz. Peygamber’i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dinleyince ona hayran oldu ama bu davada ona destek olurlarsa, Arap’ı, Acem’i karşılarına alırlarsa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bundan ne kazanacaklarını sordu. Efendimiz (s.a.v.) cennet deyince bunu kafi görmedi. Sonra Benî&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şeybe’ye gittiler. 10 gün içerisinde 15 tane farklı farklı aileleri dolaştılar. Son gün Mina’dan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ayrılacakları zaman Hz. Ebubekir küçük bir çadır gördü ve orayı da ziyaret etmeyi teklif etti. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) bunu kabul edip çadıra gittiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Hz. Ebubekir’in bunu önermesi ayrı güzel, Hz. Peygamber’in bunu kabul etmesi ayrı bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;güzeldir. Çünkü birçok çadırı dolaşıp reddedilmişlerdi. İlimde ve tebliğde hırs caizdir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Çadır, Kabe’ye 3-3,5 km’lik bir mesafe uzaklığında bir yerde kurulu idi. Bugün orada, yerin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hatıra olarak kalması için hicri 114lü yıllarda Caf’er el-Mansûr tarafından inşa edilen ve “Akabe&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescidi” veya “Biat Mescidi” denilen bir mescit vardır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt; I. Akabe Biatı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O küçük çadırda altı tane delikanlı vardı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Es’ad b. Zürâre (Allahu Ekber!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Avf b. Hâris (Allahu Ekber!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Râfi b. Malik (Allahu Ekber!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4. Kutbe b. Âmir b. Hadide (Allahu Ekber!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5. Ukbe b. Âmir b. Nâbi (Allahu Ekber!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;6. Cabir b. Abdullah b Ri’âb (Allahu Ekber!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oraya hac vazifesi için gelmişlerdi. Allah Resulü (s.a.v.) önce onlarla tanıştı. (İslami bağ insani&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bağdan sonra gelir. Önce insani bağ kurmalıyız tebliğ ve davet için.) Sonra kendilerini tanıttı. Orada ne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yaptıklarını anlattı. Es’ad b. Zürâre bu gelenin Yahudilerin sürekli bahsettiği son nebi olduğunu anladı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve arkadaşlarına da söyledi. Efendimiz (s.a.v.) konuştuktan sonra onlara İbrahim suresinin son&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ayetlerini okudu (35-52. ayetler). (O ayetler Hz. İbrahim’in üzerinden haccı anlatmaktadır.) Ondan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra bu gençler iman ettiler ve hemen Efendimiz’e ne yapacaklarını sordular. Efendimiz onlardan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hem tebliğ yapmalarını hem de risalet davasına sahip çıkmalarını istedi. Bunun üzerine Es’ad b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zürâre Medine’de iki kabileden oluştuklarını (Evs ve Hazrec), eğer Hazrecliler olarak bunu kabul&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ederlerse diğerlerinin kapılarını kapatabileceklerini dile getirip 1 yıl süre istedi. Bu süreçte kendi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kavimlerinin içerisinde tebliğ ve davet adına çalışmalar yapacaklarını söyledi ve 1 yıl sonunda yeniden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;buluşmayı teklif etti. Efendimiz de bunu kabul etti. Sonra Es’ad b. Zürâre (r.a.) nereden başlamaları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gerektiğini sordu. Efendimiz (s.a.v.) evlerinden başlamalarını istedi. (İslam medeniyeti bir ev&lt;/p&gt;&lt;p&gt;medeniyetidir. Kâbe’nin ismi bile “el-beyt”tir, yani ev.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu altı genç Efendimizden öğrendikleri ile Yesrib’e gittiler ve hiç tereddüt etmeden gider&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gitmez de evlerinden tebliğe başladılar. Altı ayrı genç bir müddet sonra altı aile ile iman aileleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oluşturdular. O altı ayrı ev Yesrib’de imanı mayalamaya başladı ve iman Yesrib’de, insanların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gündeminde konuşulmaya başlandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aradan bir müddet geçtikten sonra Es’ad b. Zürâre Müslümanlara Arapların gününde yevmü’l&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aruba, Cuma günü) bir araya gelip namaz kılmayı teklif etti. Onun davetiyle Cuma namazları kılınmaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başlandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllar sonra Kâ’b b. Mâlik (Peygamberin şairi, tevbesi Kur’an’a girmiştir.) torunu Abdullah’ı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cuma namazlarına götürdü. Abdullah, Cuma namazlarında ne zaman ezanı duysa dedesinin ağlamaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başladığını görünce sebebini sormuş ve dede Kâ’b b. Mâlik, yıllar önce Medine’de bir avuç&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanken Es’ad b. Zürâre’nin imamlığında kıldıkları namazları hatırladığını söylemiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; II. Akabe Biatı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Es’ad b. Zürâre ve arkadaşları, 1 yıllık tebliğ ve davet çalışmaları ile birçok insanın iman ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;buluşmalarına vesile olmuşlardı. 1 yıl sonra 12 kişi olarak Efendimizle tekrar buluşmaya gittiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burada ilk buluşmadaki beş kişi vardı ama Cabir b. Abdullah b Ri’âb o gün hasta olduğu için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelmemişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Bazı siyer kitaplarında bu buluşma I. Akabe biatı olarak sayılır. İlk buluşmada bir biatlaşma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olmadığı için bazıları onu birinci olarak saymamışlardır ama orada da Efendimiz ile buluşma olduğu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için bazı siyer alimlerince ilki de sayılarak üç akabe biatı olduğunu görmemiz mümkündür.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) konuşmalardan sonra elini uzatmış ve 12 kişi de onun elinin üzerine ellerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koyarak orada 6 madde için biat etmişlerdir:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Allah’tan başka hiçbir şeye inanılmayacak, O’na hiçbir şey eş ve ortak koşulmayacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(tevhid)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Hırsızlık yapılmayacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Zina edilmeyecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4. Zina ve iftira mahsulü olan çocuklar başkasına nispet edilmeyecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5. Ne gerekçe ile olursa olsun çocuklar asla öldürülmeyecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;6. Her hayırlı işte Allah Resulü’ne sahip çıkılacak ve ona itaat edilecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burada kadınlar olmamasına rağmen maddeler arasında kıtal, savaş, cihat olmadığı için biatın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;adına “Bey’atü’n-nisâ” (kadınlar biatı) denilmiştir. Çünkü kadınların için savaş sorumluluğu yoktur. Bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;maddeler daha sonra Mümtehine suresinde ayet olarak gelmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tam gidecekleri anda Efendimiz’i (s.a.v.) fazla göremedikleri ve sayıları da artmaya başladığı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;için kendilerine bir muallim gönderilmesini istediler. O zamanlar Efendimizin yanında neredeyse 250&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kişi vardı. Yarısı Habeşistan’daydı. Kalan yarısının içinden Efendimiz (s.a.v) onlara göndermek için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mus’ab bin Umeyr’i seçti ve gönderdi. Efendimiz bunu söylediğinde Mus’ab bin Umeyr (r.a.) sorgusuz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sualsiz hemen Yesrib’e gitmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Neden Mus’ab bin Umeyr (r.a.)?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Davet ve tebliğ için bir kişide;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Beden güzel olmalı (Bir insanın siması sert gözüktüğünde insanlar ondan çekinirler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mus’ab b. Umeyr yakışıklı biri idi. Yanına oturan kalkmak istemezdi. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.)’e benzeyen sahabelerden biridir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ahlak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Dil güzel olmalı (Hitabeti güzel idi. İkna edici konuşuyordu. Medenîlere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Onun için sabırlıydı. Gün görmüş birisiydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Takdire ve tenkite yer vermiyordu.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Üslup güzel olmalı&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Usul güzel olmalı&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Mesaj güzel yansıtılmalı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her davet adamının unutmaması gereken şey; bizim mesajımız mükemmel, muhatabımız&lt;/p&gt;&lt;p&gt;muhterem, metodumuz müceddidtir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesajımız Kur’an ve sünnettir. İslam’ın hiçbir meselesi yüzümü kızartacak bir mesele değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mus’ab (r.a.) bunu biliyordu ve kim karşısına geçerse büyük bir özgüvenle konuştu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhatap insandır ve insan saygıya değerdir. Mus’ab (r.a.) bu konuda seviyedeydi ve kimseyi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendinden aşağı görmedi. Herkese değer verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Metodun müceddit olması her an değişmesi demektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.) Mus’ab bin Umeyr’in (r.a.) bunların hepsine sahip olduğunu biliyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mus’ab (r.a.) da gönülleri fethederek birçok insanın imanla tanışmasına vesile oldu. Bunlar arasında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Useyd b. Hudayr ve Sa’d b. Muaz da vardı. Onlar aslında İslami mesaja düşman idiler ama onların&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iman etmeleri ile yüzlerce insan da iman etmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir gün Sa’d b. Muaz, Es’ad b. Zürâre’nin (onların akrabasıydı) Marak kuyusunun başında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;insanları topladığını görünce sinirlendi. Useyd b. Hudayr’ı hem Es’ad’ı (r.a.) hem Mus’ab’ı (r.a.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mahallelerinden kovması için gönderdi. Useyd b. Hudayr büyük öfkeyle kılıcını ve mızrağını alarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onların yanına gitti. Daha söze başlamadan mızrağını Mus’ab’ın (.r.a.) önüne attı ama Mus’ab b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Umeyr onu sükunetle karşıladı. (Davet ve dava adamı izzetlidir ama kabadayı değildir.) Useyd b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hudayr’ı oturup önce kendisini dinlemesi için ikna etti. “Anlatacaklarımı kabul edersen edersin,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmezsen gidersin.” dedi. Useyd b. Hudayr oturdu, Mus’ab’ı dinledi ve dinledikçe de öfkesi dindi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonunda da iman etti. Sonra Sa’d b. Muaz’dan bahsetti ve eğer o iman ederse onunla beraber iman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;edecek birçok kişinin olacağını söyledi. Orada abdesti ve namazı öğrendi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saatler sonra Sa’d b. Muaz’ın yanına geldi ve onun da Mus’ab bin Umeyr ile konuşmasını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;istedi (Muhatabı mesajla buluşturmak istedi). Sa’d b. Muaz büyük bir sinirle Mus’ab’ın yanına doğru&lt;/p&gt;&lt;p&gt;giderken, Es’ad b. Zürâre onun gelmekte olduğunu, eğer onu ikna ederlerse birçok kişiyi de kazanmış&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olacaklarını söyledi. Çünkü Sa’d b. Muaz kavminin lideriydi. Mus’ab (r.a.) ihlasını artırması için Allah’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dua etti (Bu “Allah’ım sözü yürekten söylet ki yüreklere dokunsun.” demekti çünkü ihlas yapılan işin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;%100 Allah için yapılmasıdır). Sa’d b. Muaz celalli bir şekilde geldi ama Mus’ab’ın tavrı aynı idi. Ondan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da önce oturup kendisini dinlemesini istedi. “Eğer söylediklerimi kabul etmezsen ne ala, eğer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmezsen sen ne dersen o olsun.” dedi. Hz. Mus’ab konuştukça Sa’d b. Muaz’da da değişiklikler oldu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve o da iman etmiş bir vaziyette döndü. Sonra ailesini toplayıp onlara Mekke’den gelen gencin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylediklerine inandığını ve iman ettiğini söyledi. “Benimle beraber iman edenler iman etsin, iman&lt;/p&gt;&lt;p&gt;etmeyenlerle bundan sonra konuşmam.” diyerek rest çekti. O gün orada Abdüleşheloğulları’ndan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Evs kabilesi) iman etmeyen kimse kalmadı. Onun arkasından Mus’ab b. Umeyr iman edenlerle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beraber Mekke’ye gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; III. Akabe Biatı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelip biat edenlerin sayısı 75 idi. (73 erkek + 2 kadın (Esma binti Amr ve Nesîbe)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu 75 kişi Medine’den hac için gelen kafilenin içerisindeydi. Kafilenin sayısı neredeyse 500-&lt;/p&gt;&lt;p&gt;550 idi. Müslümanlar belli olmasın diye kafile ile gelmişlerdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mus’ab b. Umeyr Mekke’ye yaklaşınca onlara önden gideceğini ve Efendimiz ile buluşacağını&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ama Mekkelilerin kendilerini görmemelerini söyledi. Efendimiz (s.a.v.) onu görünce ayağa kalkıp&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sarıldı. Mus’ab b. Umeyr ona Medine’de İslam’ın girmediği evin kalmadığını söyledi. Allah Resulü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(s.a.v.) buna çok sevindi ve ona “Mus’abu’l hayr.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) Mekkeliler tarafından sürekli gözetlediği için buluşmaya geç kaldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medineliler o geçince merak edip kontrol etmesi için iki temsilci göndermeye karar verdiler. Berâ b.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ma’rûr ve Kâ’b b. Mâlik Mekke’ye gittiler ama Efendimiz’i tanımıyorlardı. Efendimiz de onları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tanımıyordu. Allah tarafından bir şekilde yolları keşişti ve Efendimiz onlara yer ve zaman bilgisini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;vererek beklemelerini söyledi. Onlardan iki şey istediğini de dile getirdi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Belirlenen vakitte uyuyanları uyandırmayın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Geç kalanı da beklemeyin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü dava zor bir dava idi. Bir gece uykusuz kalamayan adamlarla işimiz yoktu. Ama 75&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kişinin hepsi geldi. “Onlara Ensar’ın muhacirleri” denilmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) yanında amcası Hz. Abbas ile gecenin bir vaktinde buluşma yerine gitti. Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abbas onlara uzunca konuştu. Efendimiz (s.a.v.) de konuştuktan sonra onlardan ne olursa olsun her&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şeye rağmen Allah Resulü’nü korumalarını ve bu davaya sahip çıkmak için ellerinden gelen gayreti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ortaya koymalarını istedi. Ensar da kendi çocuklarını ve kadınlarını korudukları gibi Hz. Peygamber’i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;koruyacaklarına dair biat ettiler. “Bu iş nihayete erince bize ne var?” dediler, Efendimiz de onlara&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Cennet.” dedi ve onlar için de bu yetti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllar sonra Medineli Müslümanlar Efendimiz’den birçok kabileden insanla evlendiği gibi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ensarlı bir kadınla da evlenmesini ve kendilerini de şereflendirmelerini istedi. Efendimiz onlara ne&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üzere anlaştıklarını hatırlatınca bu isteklerinden vazgeçtiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biatlar yapıldıktan sonra Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinin ilk adımları atılmış oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;***&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;NOT: İlim insanda haşyete sebebiyet verir. Haşyet, korkunun dışında bir kavramdır ama içinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;saygı olan bir korkudur. En fazla âlimlerde olur. Bilgi haşyetle desteklenmezse ve bilgi artıkça haşyet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de artmazsa orada kibir oluşur. Bilgi haşyeti beraberinde getirir. İnsan bilgiyi, haşyeti kazanma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;amacıyla elde etmeli ve onunla hemhal olup hedef belirleyerek yürümelidir. İnsan o hedefi yitirdiği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zaman üstten bakmaya başlar.&lt;/p&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/600156830807309953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/600156830807309953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/09/herkes-icin-siyer-12-bolum-mina.html' title='HERKES İÇİN SİYER - 12. BÖLÜM (MİNA ÇADIRLARINDAN YÜKSELEN SEDA)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/ysJbixkiXPU/default.jpg" height="72" width="72"/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2994883263329831937.post-1940845229344439700</id><published>2020-09-18T06:32:00.002-07:00</published><updated>2020-09-30T22:15:49.145-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ilim"/><title type='text'> HERKES İÇİN SİYER - 11. BÖLÜM (RABBANÎ İLTİFAT: İSRA VE MİRAÇ YOLCULUĞU)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;iframe allowfullscreen=&quot;&quot; class=&quot;BLOG_video_class&quot; height=&quot;266&quot; src=&quot;https://www.youtube.com/embed/TBczF2uOWVs&quot; width=&quot;320&quot; youtube-src-id=&quot;TBczF2uOWVs&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;HERKES İÇİN SİYER - 11. BÖLÜM (RABBANÎ İLTİFAT: İSRA VE MİRAÇ YOLCULUĞU)&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bismillahirrahmanirrahim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; İSRA VE MİRAÇ NEDİR?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İsra ve Miraç hadiseleri 23 yıllık nübüvvet sürecinin tam ortasında gerçekleşmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nübüvvetin (ihtilaflı olarak) 11. ya da 12. yılı idi. Allah (c.c.) iltifat-ı Rabbanî olarak Resulüne çok büyük&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir nimet bahşetmiştir. Ona, başka peygamberlerin hayatında olmayan ve bir kulun elde edebileceği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;en büyük mükâfatı vermiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizlere verdiği üç mesaj vardır:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Teskin: Sükûnete erdirme demektir. Efendimiz eşini ve amcasını kaybettikten sonra, Taif’te&lt;/p&gt;&lt;p&gt;taşlanmasından sonra cinlerle biraz teselli olmuştu. Allah onu daha büyük bir teskine ulaştırdı; diğer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;âlemleri gördü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Takdir: Resulünü Allah takdir etti. Onun için kulların teveccühüne gerek yoktu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Taltif: Burada Efendimiz (s.a.v)’in sarsılmaması, geri adım atmaması için bir temkin vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onun durduğu yer Allah’ın razı olduğu yerdi ve bundan ötesi yok demekti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu mucizeler başta ya da sonda gelseydi bu kadar tesirli olmazdı. Cenab-ı Allah, Efendimiz zor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;günler geçirdiği bir zamanda, çevresindeki insanları ve ona iman etmeyenleri de şahit tutarak birçok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mucizeyi vermiş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ İsra, gece yürümenin (yatay); miraç, göğe yükselmenin (dikey) adıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ İsra, gecelerin imarının; miraç, semanın ikramının adıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ İsra, beşeri gayretlerin; miraç, ilahi hediyelerin adıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ İsra, dünyadaki mescitlerin (Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa) kıymetini; miraç, semadaki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mekânların değerini öğrenmenin adıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;→ İsra, ilme’l-yakîn’e ermenin; miraç ayne’l-yakîn’e ve Hakka’l-yakîn’e ermenin adıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Edendimiz (s.a.v) bazı şeyleri ilme’l yakîn ile biliyordu sonra gitti, ayne’l yakîn gördü ve hakka’l-yakîn&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ile o bilginin muhtevasına bizzat şahit oldu.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz miraca çıkmadan evvel cennet ve cehennem denilince başka bir ruh halindeydi,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;miraçtan sonra gören birisi olarak başka bir ruh halinde oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Nasıl oldu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birçok kronoloji yazarının verdiği bilgiye göre gün 27 Recep idi. Günlerden Pazartesi olduğu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söylenir. Efendimiz (s.a.v.) ya amcasının kızı Ümmü Hânî’nin evinde ya da Kabe’de idi. (Ümmü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hânî’nin evinde olması daha sahih bir rivayettir.) Gecenin bir vaktinde Cerail a.s. Efendimiz (s.a.v.)’i&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uyandırdı. Yanında getirdiği Burâk (Berk’ten gelir. Berk, şimşek demektir. Başka peygamberlerin de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bineği idi.) ismindeki bineğe bindirip onu Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürdü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İkisinin arası 1500 km. Normal şartlarda gidiş (20) + geliş (20) süresi 40 günlük idi. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bunu Allah’ın izni le zaman içerisinde zamanda yaptı. Yaratan yarattığına mahkûm olmaz! Allah&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dilerse olur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(İsra suresi ilk 8 ayetini farklı tefsirlerden okuyalım. Bu ayetler İsrailoğullarının tarihini de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlatır bize. Burada Kudüs’ü Müslümanların fethedeceği müjdesi vardır.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bir gece kulunu (Resulünü değil, kulunu denmiştir çünkü kulluktan daha büyük şeref&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yoktur.), Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya ayetlerimizi O’na&lt;/p&gt;&lt;p&gt;göstermek için götüren (Allah) her türlü noksanlıklardan uzaktır. Şüphesiz O, her şeyi işiten ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görendir.” (İsra, 17/1)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah kendisini burada semi’ (her şeyi işiten) ve basîr (her şeyi gören) esmaları ile tanıtmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Esmâü’l Hüsnâ, Allah’a imanı ve tevhidi anlayacağımız en önemli alandır. Burada işiten ve gören&lt;/p&gt;&lt;p&gt;demesinin sebebi işittirdiği ve gördürdüğü içindir. Allah (c.c.) Efendimiz (s.a.v.)’e o mucizede hem&lt;/p&gt;&lt;p&gt;işittirdi hem gördürdü. Onun üzerinden âlemlere mesajını ulaştırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescit deyince aklımıza ülkemizdeki camiler gelir. Mescid-i Haram ile Mescid-i Aksa’nın yapı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ile alakası yoktur, mekânla alakalıdır. Allah oradaki mekâna farklı bir anlam ve değer vermiştir. Mescit&lt;/p&gt;&lt;p&gt;denilen yeri Allah farklı bir kutsiyetle kutsallandırmıştır. Biz oraların kutsiyetini anlamazsak yapılarla&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uğraşırız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimizden Beytü’l Makdis’i anlatmasını istedikleri zaman, Allah Resulü o anda gözlerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;semaya dikti ve Allah’ın gösterdiklerini onlara anlattı. Efendimiz (s.a.v.) bir mescidi değil; şehrin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kapılarını, sütunlarını, surlarını anlattı. Mekkeliler ticaret maksadıyla oraya gittikleri için orayı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;biliyorlardı ve Efendimizin oraya gitmediğini de bilince duydukları karşısında sarsıldılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü (s.a.v.), Mescid-i Aksa’nın yerine geldiğinde gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de orada olduğunu gördü. (Kudüs herhangi bir mekân değildir. Bir rivayete göre 124 bin, başka bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rivayete göre 224 bin peygamberin zeminidir.) Efendimiz (s.a.v.) kardeşlerim dediği peygamberleri ilk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kez orada gördü. Cebrail a.s. o anda bir tepsinin içerisinde birinde süt, diğerinde şarap olan iki bardak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;uzattı ve Efendimiz sütü aldı. Cebrail a.s. fıtratı seçtiğini söyledi. Bu din fıtrat üzeredir, doğal olanıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Resulü de doğal olanı seçti. Sonra Cebrail a.s. ondan mihraba gitmesini istedi. Efendimiz tüm&lt;/p&gt;&lt;p&gt;peygamberlerin önüne geçip iki rekât namaz kıldırdı (İmamü’l mürselin: bütün peygamberlerin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;imamı). Namaz bitinceye kadar geçen bu süreye İsra denir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz daha sonra Cebrail a.s. ile oradan 7 kat semaya yükseldi. Birinci semaya gelince&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cebrail a.s. kapıyı çaldı. Görevli melek onlara kim olduklarını sordu ve kapıyı açtı. İlk semada onları Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Âdem karşıladı. Efendimiz insanlığın babası ile buluştu. İkinci katta Hz. İsa ve Hz. Yahya (Zekeriya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;a.s.’ın oğlu), üçüncü katta Hz. Yusuf, dördüncü katta Hz. İdris, beşinci katta Hz. Harun, altıncı katta Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Musa, yedinci katta Hz. İbrahim ile buluştular. Her katta ayrı konuşmalar yaşandı. Bu peygamberlerin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hepsi o güne kadar yaşanmışlara ve o günden sonra yaşanacaklara dair önemli mesajlar verdiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz İsrailoğullarını bizzat onlara gönderilen peygamberlerden öğrendi. Hz. İdris en&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ilginç olanı idi çünkü o Kur’an’ın en az anlattığı peygamberdir. Efendimiz bunu onun dilinden dinledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’in son katta Hz. İbrahim ile konuşması bir nevi baba oğul konuşmasıdır. Hz. İbrahim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;orada ümmete (bize) selam söylemiş ve cennetteki fidanlarımızı artırmamızı söylemiştir. Efendimiz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bunun nasıl olacağını sorduğunda, bizim her “Subhanallahi ve bihamdihi elhamdülillahi vallahu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ekber.” dememizin cennetteki fidanlarımız olacağını açıklamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yedinci kattan sonra Sıdretü’l Münteha’ya (son sınır) gelinince Cebrail a.s. bundan sonra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz’e eşlik etmeyeceğini söyledi. Efendimiz burada Refref isimli başka bir bineğe bindi ve farklı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir âleme doğru gitti. Vardığı yer arşın çok yakınlarında bir yer idi. Bizim mahiyetini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;algılayamayacağımız bir şekilde Allah cc. ile görüştü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.)’in Allah’ı görüp görmediği Hz. Aişe’ye sorulduğunda “O bir nurdur, nasıl&lt;/p&gt;&lt;p&gt;görsün?” deyip görmediğini söylemiştir. İbn Abbas’a sorulduğunda ise gördüğünü söylemiştir. Âlimler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ikisini telif ettiğinde Allah Resulü’nün Allah’ı kalp gözü ile gördüğü söylenir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünyaya göre yaratılmış insanoğlunun öteki âleme ait bazı şeyleri kaldırabilmesi mümkün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değildir. Hz. Musa’nın Tûr-i Sîna’da yaşadıkları kaldıramadığının örneğidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v) Allah (c.c.)’ı “Ettehiyyâtü lillâhi vessalavâtü vettayyibât” diyerek övgülerin,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;selamların, hürmetlerin en güzelini sunarak selamladı. “Esselamu Aleyke eyyühen nebiyyü ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rahmetullahi ve berekâtüh.” (Allah’ım selamı, rahmeti, bereketi sana olsun Ey Nebi!) ile karşıdan ses&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geldi. Efendimiz (s.a.v) selamı sadece kendi üzerine almadı ve orada “Esselamu Aleyna ve ala&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ibadillahis salihin.” diyerek ehl-i imanı ve salih kulları da kattı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) her katta birçok şeye şahit oldu. Cenneti, cehennemi, arşı gördü. Oradan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakara suresinin son iki ayeti (285-286, amenerrasülü) ve 50 vakit namaz ile şereflenerek döndü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Her kim geceleyin Bakara Suresi’nden bu iki ayeti okursa ona yeter.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dönüş yolunda yine bütün peygamberlere uğradı. Hz. Musa (a.s.) neyle döndüğünü sordu ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;50 vakit namazı duyunca bunun çok olduğunu, İsrailoğullarından bildiğini, bunun kaldırılabilecek bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yük olmadığını söyledi (Bunu Buhari atrarır). Efendimiz (s.a.v.) Musa a.s.’ın yanına her geldiğinde bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;daha gitti, biraz indirildi ve namaz en son 5 vakte indirilmiş oldu. Allah’ın (c.c.) burada verdiği iki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;mesaj vardır:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Size, İsrailloğulları ve önceki ümmetlere verildiğinden daha fazla mükâfat verildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaptığınız bir iyilik on katı ile sevap olacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Allah’ın büyüklüğünü onun size verdiği ibadetle ödeyemezsiniz. Allah yaptığınız azı çok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;saymaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) yolculuğu bitirip Mescid-i Aksa’ya yeniden geldi ve Cebrail a.s. ‘ın gözetimde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yeniden bineğe binip eve döndü. (Bu süreçte yatağının sıcaklığı hiç değişmemiştir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;***&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kudüs’teki sarı kubbeli mescidin adı Kubbetü’s Sahra’dır. Emevi halifesi Abdulmelik b. Mervan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tarafından yapılmıştır. Kubbetü’s Sahra’nın içerisinde kocaman bir kaya vardır. Sahra zaten kaya ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;taş demektir. O kayanın bulunduğu yer diğer din mensuplarınca da kutsal sayılmaktadır. Efendimiz o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kayanın üzerinden Miraç’a çıktığı için önemli bir yerdir ama havada durduğu gerçek değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kıble mescidi ise Abdulmelik’ten sonra yapılmıştır ama oranın yerine ilk kez mescit yaptıran&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer’dir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescid-i Aksa, 144 bin metre karelik alanın tamamının adıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;***&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendimiz (s.a.v.) sabah kalktığında Ümmü Hânî’ye gece yaşadıklarını anlattı. Ümmü Hânî&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duydukları karşısında korktu ve Mekkelilere anlatırsa ona inanmayacaklarını söyledi. Efendimiz onu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dinlemedi. İlk gördüğü de Ebu cehil oldu ve ona anlattı. Ebu Cehil delirdiğini düşünüp sevindi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘İnsanları toplasam anlatır mısın?’ dedi. Efendimiz de kabul etti. Mekkeliler Efendimiz’i dinledikten&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonra gülüp onunla alay ettiler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) onları inandırmak için şu an&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gelmekte olan iki kafilelerinin yerlerini ve ne zaman Mekke’ye varacaklarını; o kafilelerden bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tanesinin develerinin kaybolduğunu ve kafiledekilere sesiyle devenin yerini gösterdiğini; develerden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birisinin üzerinde olan suyu da işaret olsun diye içtiğini söyledi. Hatta kafilenin özelliklerini, devenin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;rengine varıncaya kadar anlattı. Kafile gelince bu anlattıklarını sormalarını istedi. Mekkeliler şaşırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kudüs’ü bilenlerden Mut’im İbn Adî Efendimizden Kudüs’ü anlatmasını, oralarda neler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;olduğunu söylemesini istedi. Efendimiz’in (s.a.v) önünde açıldı Beytü’l Makdis ve şehri anlatmaya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başladı. Mut’im İbn Adî şaşırdı kaldı. Ama yine de iman etmediler. Sonra Hz. Ebubekir’in yanına&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gitmeye karar verdiler. Olanları ona anlattılar. Ebubekir (r.a.) ise “Eğer o anlatıyorsa kesinlikle&lt;/p&gt;&lt;p&gt;doğrudur.” dedi. Onlar iyice şaşırınca, “Ancak bu söz onun ağzına yakışırdı. Niye şaşırıyorsunuz, ben&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4&lt;/p&gt;&lt;p&gt;her gün ona semadan vahiy geldiğine iman ediyorum. Onun semaya çıktığına mı inanmayacağım?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dedi. Mekkeliler pişman oldular. Hz. Ebubekir onlardan sonra Efendimiz’in (s.a.v.) yanına gitti ve bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de ondan dinledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(İman, Allah’ın dostuna dost, düşmanına düşman olmak demektir.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt; NASIL BİR KUDÜS BİLİNCİNE SAHİP OLMALIYIZ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mescid-i Aksa’daki Burak duvarı Yahudilerin ağlama duvarları dedikleri şeydir lakin ağlama&lt;/p&gt;&lt;p&gt;duvarı diye bir şey yoktur. Oranın ismi Burak duvarıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burası Hz. Ömer döneminde fethedildi. Şehrin anahtarlarını o günkü din adamlarının talebi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gereği ellerinden aldı. Hristiyan din adamları Hz. Ömer’den Kıyamet Kilisesi’nde namaz kılmasını ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kendilerini şereflendirmesini istediler. Hz. Ömer de onlara eğer orada namaz kılarsa kendilerinden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sonraki geleceklerin burada halifeleri namaz kıldığı için kiliseyi camiye çevirmek isteyebileceklerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;söyledi. Buranın biraz yukarısında bir yerde namazını kıldı. (Orada şimdi Ömer Mescidi vardır. Hz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ömer’in ilk namaz kıldığı yerdir.) Namazdan sonra Mescid-i Aksa’ya geldi ve çöpleri temizlettirdi. Şu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;an Kıble Mecsidi diye bilinen yerde bir mescit oluşturdu ve ondan sonra orası namaz kılınan bir yer&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oldu. Sonra askerlerine bir konuşma yaptı ve dağılabileceklerini söyledi ama askerleri dağılmadılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fetihten dolayı ganimet beklediklerini söyleyince Hz. Ömer onlara Allah Resulü’nün (s.a.v.) Mekke’yi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;fethettiği zaman Mekke’nin toprağını ganimet olarak dağıtmadığını söyledi. “Kudüs Mekke’dir.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün bizim için Mekke ne ise, Medine ne ise Kudüs de odur. Kudüs meselesi sadece izzet ve&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şeref meselesi değil, iman ve akide meselesidir. Bunu anlamak zorundayız. Kudüs bizim için bir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sevdaya dönüşmeli! Kendi kendimize Kudüs için bugün ne yaptığımızı sormalıyız çünkü orası varsa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ümmet vardır. Onun için dirilme meselesinde Kudüs bizim için hedeftir. Biz bugün her alanda özgün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir kimlikle üretmezsek bu mücadeleyi sürdürmeyi ve galibiyeti sağlayamayız. Allah Resulü (s.a.v.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;galibiyeti sağlayabilmeyi de bize göstermektedir. Onun gösterdiği yolu kendimize menheç, usul olarak&lt;/p&gt;&lt;p&gt;edinmeliyiz ve bugün karşımızdaki küfür cepheleriyle onun yaptığı gibi mücadele etmeliyiz. Mesela&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sabah namazlarını kılmakla, her gün Kur’an okumakla, işlerimizi ahlaklı bir şekilde yapmakla,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslümanca yaşamaya çalışmakla bu işe başlayabiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kudüs Selahaddin Eyyubi zamanında işgal edildiğinde Halepli bir marangoz Mescid-i Aksa için&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir minber yaptı çünkü onun elinden gelen oydu. “Benim elimden gelen bu, Allah da gönderir birini, o&lt;/p&gt;&lt;p&gt;da alır götürür bu minberi Aksa’ya koyar.” dedi. (Tavsiye kitap: Minberin Sırrı Selahaddin Eyyûbi,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Abdullah Yıldız.) Sonuç olarak herkes bulunduğu yerde en iyi olma adına gayret gösterdiğinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;iyileşebiliriz. Biz iyileşirsek Kudüs de iyileşir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Ömer fetihten sonra Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın (ordu komutanı) çadırına gitti. Çadır çok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sıradan bir çadır idi. Hz. Ömer çadıra bir baktıktan sonra Ebu Ubeyde’ye (r.a.) “Dünya hepimizi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değiştirdi Ebu Ubeyde ama seni değiştirmedi.” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak dünyaların değiştiremediği adamlar Kudüs’ün kaderini değiştirebilirler!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;***&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;NOT: Efendimiz (s.a.v.) Ramazan’ı rahmet, mağfiret ve cehennemden kurtuluş günleri diye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;üçe ayırmıştır. Sünnetin bize öğrettiği Ramazan heyecanla başlar ve bu heyecan arta arta sona ulaşır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Heyecanımızı azaltacak şeylere meyletmeyelim. Herkes her işi yapamaz ama herkes bir iş yapabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Elimizin altındaki nimet ve kabiliyet ne ise onu hakkıyla kullanmamız lazım.&lt;/p&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/1940845229344439700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/2994883263329831937/posts/default/1940845229344439700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://ilimhuzur.blogspot.com/2020/09/herkes-icin-siyer-11-bolum-rabbani.html' title=' HERKES İÇİN SİYER - 11. BÖLÜM (RABBANÎ İLTİFAT: İSRA VE MİRAÇ YOLCULUĞU)'/><author><name>huzurislamindir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04540055515762922730</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/TBczF2uOWVs/default.jpg" height="72" width="72"/></entry></feed>