<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540</id><updated>2024-10-07T07:41:03.907+03:00</updated><category term="Astroloji"/><category term="Jung"/><category term="joseph campbell"/><category term="Albert Camus"/><category term="Budhism"/><category term="Budizm"/><category term="Fütürizm"/><category term="Karma"/><category term="Spinoza"/><category term="Umberto Boccioni"/><category term="Yapay zeka"/><category term="aşk"/><category term="bellek"/><category term="bernadette brady"/><category term="burçlar"/><category term="carlo rovelli"/><category term="değişim felsefesi"/><category term="dua"/><category term="döngüler"/><category term="evlilik"/><category term="fütürist manifesto"/><category term="halil cibran"/><category term="henry bergson"/><category term="herakleitos"/><category term="kaos teorisi"/><category term="reenkarnasyon"/><category term="sezgi"/><category term="tanrı"/><category term="tanrı aşkı"/><category term="transitler"/><category term="zaman"/><category term="ölüm"/><category term="ölüm sonrası"/><category term="üç robot yasası"/><title type='text'>Kayıp Liman</title><subtitle type='html'>Astroloji, karma, yaradılış, din, metafizik, felsefe, psikoloji, kitaplar, müzik, deliler, dahiler, matematik..vb. sıkıcı konular hakkında tuhaf yazılar...&#xa;</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>23</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-3129155051213854417</id><published>2016-10-12T22:36:00.000+03:00</published><updated>2016-10-12T22:36:27.389+03:00</updated><title type='text'>Life is but a dream</title><content type='html'>&lt;br /&gt;
Row, row, row your boat&lt;br /&gt;
Gently down the stream,&lt;br /&gt;
Merrily merrily, merrily, merrily&lt;br /&gt;
Life is but a dream&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Row, row, row your boat&lt;br /&gt;
Gently down the brook,&lt;br /&gt;
If you catch a little fish&lt;br /&gt;
Please let it off the hook&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Row, row, row your boat&lt;br /&gt;
Gently down the creek,&lt;br /&gt;
If you see a little mouse&lt;br /&gt;
Listen to it squeak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Row, row, row your boat&lt;br /&gt;
Gently down the river,&lt;br /&gt;
If the river gets you wet&lt;br /&gt;
Don&#39;t forget to shiver&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Row, row, row the boat&lt;br /&gt;
Gently to the shore,&lt;br /&gt;
If you see a lyin&#39; bear&lt;br /&gt;
Don&#39;t forget to roar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Row, row, row your boat&lt;br /&gt;
Watch the water flow,&lt;br /&gt;
Rowing&#39;s fun but rowing&#39;s hard&lt;br /&gt;
That is what I know&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Row, row, row your boat&lt;br /&gt;
Gently down the lake,&lt;br /&gt;
Don&#39;t stand up and rock the boat&lt;br /&gt;
That&#39;s a big mistake!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Row, row, row your boat&lt;br /&gt;
See the water run,&lt;br /&gt;
Rowing here and rowing there&lt;br /&gt;
Oh we&#39;re almost done&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Row, row, row your boat&lt;br /&gt;
Gently down the stream,&lt;br /&gt;
Ha ha fooled ya all&lt;br /&gt;
I&#39;m a submarine&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Row, row, row your boat&lt;br /&gt;
Gently down the stream,&lt;br /&gt;
Merrily merrily, merrily, merrily&lt;br /&gt;
Life is but a dream&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;https://www.blogger.com/goog_167462744&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;a href=&quot;https://www.youtube.com/watch?v=7otAJa3jui8&quot;&gt;https://www.youtube.com/watch?v=7otAJa3jui8&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/3129155051213854417/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2016/10/life-is-but-dream.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/3129155051213854417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/3129155051213854417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2016/10/life-is-but-dream.html' title='Life is but a dream'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-544153688170224418</id><published>2016-08-15T14:14:00.001+03:00</published><updated>2019-09-23T18:29:37.516+03:00</updated><title type='text'>Olmayan zaman ve anlamayan Astroloji</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEisFQRoE9uMEFGJffMMiGj3gVuiKFt-HAEsZVmgr3e04X9LKlUouO2sXVEPXo8qjEXvjchbdgPwJ7sC1oxcyazq2wRHA9L9qv4YyI_sHxjq78eZNZPRlLYAsCg-uIC5BK9hX_KMR7-cn4A/s1600/time_sm.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEisFQRoE9uMEFGJffMMiGj3gVuiKFt-HAEsZVmgr3e04X9LKlUouO2sXVEPXo8qjEXvjchbdgPwJ7sC1oxcyazq2wRHA9L9qv4YyI_sHxjq78eZNZPRlLYAsCg-uIC5BK9hX_KMR7-cn4A/s200/time_sm.jpg&quot; width=&quot;199&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Bildiğiniz gibi Astroloji&#39;yi seviyorum ve uzun zamandır onunla uğraşıyorum. Bence iki ana kısmı vardır Astroloji&#39;nin; Öncelikle sizin doğanızı anlatır, yani kim olduğunuzu. Bu kısma natal astroloji diyoruz. Sonrasında ise gelecekten haber verir. Tabi, doğru zamanı belirlemek, insanların uyumunu anlamak vb.. gibi bir çok uygulaması da var. Fakat bunlar iki ana dalın parçaları.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Gelin görün ki, herkesin derdi de tam tersi; Yani, herkes kendi karakterini bildiğinden emin ve önemli olanın geleceği bilmek olduğunu düşünüyor. (Oysa göz kendini görmez). Gelecek dediğimizde ise, zamandan bahsediyoruz demektir. Zaman üzerine düşünmeye başladığınızda ise zorlu bir alana adım atarsınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Nasıl sorunlar olabileceğini anlatabilmek için, baştan başlamak gerekiyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Öncelikle, zaman algımızın gerçeklikten uzak olduğunu söyleyerek başlamamız uygun olur sanırım. Modern fiziğin son bulguları, kesintisiz akan bir zamanın olmadığını, geçmiş, şimdi ve geleceğin şimdi ve burada olduğunu, beynimizin bu birlikten dilimler seçerek bize gösterdiğini ve zamanın geri dönüşü olmayan bir ırmak şeklinde aktığı algısını yaratarak (aslında) bizi kandırdığını anlatmakta.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Üstelik bu eğlencenin ilk kısmı. Geleceğin ya da geçmişin değiştirilebilirliğine ilişkin de birçok tartışma mevcut. İşte bu kısım, ortalığı karıştırıyor. Bu aynı zamanda uzun zamandır bilimin ve kartezyen mantığın temel taşı olan neden-sonuç ilişkisinin kesinliğini de tehdit ediyor. Hepimiz biliriz ki, bir sonucun oluşmasını sağlayan nedenler vardır. Onlar olmasaydı, ya da farklı olsaydı, farklı sonuçlarla karşılaşacaktık. Örneğin, 12 Eylül 1980 darbesi olmasaydı, farklı bir Türkiye&#39;de yaşıyor olacaktık. Ya da ben myeloma (kanser) ile papaz olup 44 yaşında hayatın dışına atılmasaydım, bunlarla uğraşıyor olmayacaktım ve kimsenin okumadığı bu sıkıcı yazılarla karşılaşma olasılığınız oldukça azalacaktı. (Muhtemelen olasılık sıfır değerini alacaktı.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Tüm düşünce sistemimizin, bilimin üzerinde yükseldiği bu mantık silsilesi (neden sonuç ilişkisi) aslında zamanın tek yönlü akışı ile eş anlamlı değil, yani onu gerektirmiyor. Fakat sıklıkla bu iki kavramı birbirine bağlıyor, olayları böyle değerlendiriyoruz. &quot;O öbürüne onları yapmasaydı, o da evden kaçmazdı&quot; diyoruz örneğin. Bu cümlede bazı olaylar olduğunu ve zamanın akışı içinde, bu olayların bazı sonuçlara (evden kaçmaya) neden olduğunu anlatıyoruz.&amp;nbsp; Oysa şunu da diyebilirdik: &quot;O kötü davranmayı seçerse, diğerinin evden kaçma olasılığı artar&quot;. Burada zamana bağlı bir eylem var mı? Yok. Bu bir mantık cümlesi ve tüm zamanlar için geçerli.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Peki, tersini düşünelim: &quot;O sonunda evden kaçtığı için, öbürü önceden onları yaptı&quot; diye bir cümle kurabilir miyiz?&amp;nbsp; &amp;nbsp;Yani sonuç - neden ilişkisi kurabilir miyiz? Bu cümleyi kurmamızı engelleyen bir şey yok fakat çoğumuza çok saçma geliyor. Oysa birazdan açıklayacağım gibi, modern fiziğin zaman analizi, işi tam da buraya sürüklüyor gibi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Popular Science&#39;in 2016 Ağustos sayısındaki &quot;zaman&quot; konulu makalede farklı bilim adamlarının görüşleri toplanmış. Genel eğilim, geçmiş, şimdi ve geleceğin burada, aynı anda var olduğu şeklinde. Beynimiz aynı bir filmin karelerini gösterir gibi, bir seferde sadece birini ele alıyor arka arkaya diziyor. Bunu hızlı bir şekilde yaptığında, biz aynı bir filmde olduğu gibi bir akış olduğunu düşünüyoruz. Oysa bakmasını bilebilsek, filmin tamamı orada durmakta.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;İşin ilginç yanı, 2007 yılında, yani hastalığımın doruğunda, kendi bilinçaltım bir rüyada geçmiş, şimdi ve geleceğin bir arada oturduğunu bana güzelce anlatmıştı. Ne var ki gerçek anlamını kavramam için 9 yıl geçmesi gerekti. Bu düşünce yöntemini sürdürecek olursak, rüyayı gördüğüm gece ile gerçeğin kafama dank etmesi arasında birkaç kare var. Ama bu kareler hep oradaydı zaten. Sadece beynim ikinci kareyi bana şimdi (9 yıl sonra) göstermekte.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Dergideki yazıda özetlenen bir diğer ilginç düşünce de, geleceğin geçmişi düzenlemesini anlatıyor. Aslında var olan tüm olasılıkların bir arada olması. Fakat anlatılan teorilerden birinde &quot;Bir gelecek (sonuç) kendini güçlendirmek için, geçmişteki diğer olasılıkları ortadan kaldırıyor olabilir&quot; deniyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Bizim reislerimizden biri olan Einstein da geçmişin değiştirilebilir olduğuna inanmıyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Şöyle diyor:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&quot;&lt;i&gt;Geçmişe gidip, neyi değiştirirsek değiştirelim, bunlar zaten o şekilde yaşanmıştı. &lt;b&gt;Çoktan gerçekleşmiş olanı yerine getirmekten başka bir şey yapabileceğimizi düşünmüyorum.&lt;/b&gt; Muhtemelen, kayıtlarda olmayan bir durumu yaratmaya çalışsam bile başarısız olurdum.&lt;/i&gt;&quot;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Huh… Durum bu kadar ümitsiz mi gerçekten? O zaman bir önceki yazıda anlattığım &quot;Packman&quot; özgürlüğüne bile sahip değiliz. Ki Packman, en azından kavşaklarda sağa ya da sola dönmeyi kendi seçebiliyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Şimdi şu geleceği değiştirebilme mevzusuna geri dönelim: Gerçekten, ben halen ortalıkta salınan (nasıl olmuşsa sağ kalmış) olasılıklara müdahale ederek, geleceği değiştirebilir miyim acaba? (Evet, isyan!)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Aslında ben de uzun süredir bunun üzerine düşünüyordum. Her konu da reis&#39;e uymak zorunda değilim ya. (Einstein&#39;ı kasdediyorum, zaten kuantum işinde çuvallamasının ardından düş kırıklığına uğramıştım. Tanrı zar atıyormuş). İlk aklıma gelen şu: &quot;O olasılığı ona bakarak (hakkında düşünerek) var etmem gerekiyor öncelikle. Biliyorsunuz, kuantum fiziğinde, bu şart. Sonra da o olasılığı güçlendirmem gerekiyor. Bu, reis&#39;in deyişi ile, kayıtlarda olmayan durumu yaratma çabasından başka bir şey değil. Ve bu çaba da, sonuca giden yolun bir parçası olmaktan öteye gidemez.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Bir diğer güçlü olasılık, farklı sonuçların (geleceklerin) de var olması, yani paralel evrenler. Fakat şimdilik bizi aşan bu konuya girmeyelim ve kendi tek evrenimizde, geleceği değiştirme gücümüzün olup olmadığı konusuna devam edelim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&quot;İyi düşün, iyi olsun&quot; modasını biliyorsunuz. Yarım akıllıların mottosu haline gelmiş bu lafta bir miktar gerçek payı olduğun düşünmeye başladım. (Gerçekten!) Olmasını istediğiniz sonuçları sürekli düşünerek, (düşünmek de yetmez, buna yürekten inanarak) ve eyleme geçerek, &quot;aslında belli olan&quot; geleceğin geçmişteki olasılıkları öldürmesini engelleyebilirsiniz belki. Fakat bunun sadece ve sadece bireysel seviyede ve kısıtlı ölçüde mümkün olabileceğini düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Biraz düşünelim şimdi: Bazı akıl hastaları biliriz; Kendilerine ait bir gerçeklik içinde yaşar, dış dünyanın gerçekliğinden koparlar. Dünyadaki ulusların çoğu bu adamları akıl hastanelerine koyar ve tedavi etmeye çalışırken, biz önemli mevkilere getirir, memleketi mahvetmelerine izin veririz. Demek ki, bu adamların bir hayale ölesiye inanmaları ve bu yolda eyleme geçmeleri (çoğu kez) onu gerçek kılmıyor. Her ne kadar, kendi dünyalarında başarısız olduklarını da düşünmüyor olsalar da. En azında önemli sayıda &quot;diğerleri&quot; aynı dünya vizyonunu paylaşmıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Şimdilik bunları not edelim ve devam edelim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Geçmiş, gelecek ve şimdi, şu anda burada ise ve biz de etrafımızdaki her şeyin değişimini aslında olmayan, beyin tarafından uydurulan zamana bağlıyor isek, tam da Giacometti&#39;nin bir önceki yazıda belirttiği duruma düşmez miyiz? Ne diyordu Giacometti?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;“Size tam karşıdan bakarsam profilinizi unuturum. Profilinize bakacak olursam, yüzünüzü unuturum. Her şey süreksizlik kazanıyor. Olgu orada, karşımda. Bütünü yakalamayı hiçbir zaman, hiçbir biçimde başaramıyorum. Çok katman var! İnsan varlığı karmaşıklaşıyor. Ve bu aşamada ben, onu yakalayamıyor, kavrayamıyorum. İlk günden bu yana, gizem perdesi giderek kalınlaşıyor.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;O zaman gerçekliği(?)&amp;nbsp; bize daha iyi anlatan, bilinçli düşünceden ziyade sezgilerimiz (sanat) olmuyor mu? Ah işte… Yine geldik Bergson&#39;a.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Popular Science&#39;da, şizofreni hastalarının da benzer bir dertle uğraştığından bahsediliyor. Zaman algıları önemli ölçüde bozuluyor ve önce-sonra ilişkisini kaybediyorlar. Ne dersiniz, Giacometti şizofren olabilir mi? Sanat onu mazur göstererek bizim şerrimizden koruyor olabilir mi? Ve dahası, şizofrenlerin sağlıklı (?) insanlardan daha gerçek bir zaman algıları olabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Peki bu tablo içinde astroloji&#39;nin yeri ne olabilir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Astrologlar, matematiksel hesaplamalarla konuştuklarını vurgulayarak, kendilerini özenle falcılardan ayırırlar. Yorumlarını planetlerin döngülerine bağlayarak yaparlar. Yani bu durumda, mekanik evren anlayışını, tek yönlü zaman akışını ve neden-sonuç ilişkisinin geçerliğini kabul ederek işe başlarlar. &quot;Ne hazin bir yer seçimi…&quot; diye düşünüyorum. Nitekim &quot;Aynı nedenler neden aynı sonuçlara yol açmıyor?&quot; sorusunun cevabını bir türlü veremediklerinden (ve veremeyeceklerinden), sahte bilim (pseudo-science) damgasını yemekten kurtulamıyorlar.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Peki, zamanın bir yanılgı olduğunu, geçmiş, şimdi ve geleceğin şimdi ve burada olduğunu varsaydığımızda, astroloji &quot;gerçekten&quot; ne anlatıyor olabilir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Benim düşüne taşına bulduğum yanıt &quot;olasılıklar&quot;. Astroloji aslında size &quot;içi çok da iyi görülemeyen bir olasılık bulutu&quot; gösteriyor. Bu bulut içinden, net, somut sonuçlar derlemek ise, iyi astrologların becerisi olsa gerek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Peki bu becerinin başarısı neye bağlı olabilir? Bence üç şeye: İlki, geçmişten gelen, birikmiş bilgileri bilmelisiniz, yani Satün - Venüs açı kalıplarının ne anlama geldiği konusunda bir fikriniz olmalı. İkincisi, bu etkinin, karşınızdaki insanın doğası üzerinde nasıl bir etkisi olabileceği konusunda fikriniz olmalı, yani kişi bazında düşünebilmelisiniz. Fakat üçüncü ve son olarak, en önemli faktörü, &quot;sezgi&quot; yi belirtmeliyim. Bu bulut içindeki olasılıklardan hangilerinin güçlü olduğunu sezmek gibi zor bir işten bahsediyorum. Evet, ister istemez, kahve falınıza bakan kadınların sezgilerine benzer bir yetenekten, herkeste olmayan bir özellikten bahsetmek durumunda kalıyorum. Burası flu bir alan ve beyne demeyelim ama bilince ait bir alan değil. Bu nedenle astroloji sürekli mitolojik figürlerle konuşmak durumunda kalıyor. Ben de Jung, Campbell gibi reislerden mitolojinin kollektif bilinçaltı olduğunu öğrendim. Yani aslında, iyi astrolog, olasılıklardan hangisinin güçlü olduğunu sadece açıların gücüne bakarak değil, (bilincin değil) bilinç altının ne söylediğine bakarak da kestirebilen kişi olmalı. Bu nedenle, bilim ile aynı sahada top oynamıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Pisagorcuların okulunun kapısında &quot;Geometri bilmeyen giremez&quot; yazıyormuş. E bu durumda, astroloji okulunun kapısında da &quot;Geometri ve mitoloji bilmeyen giremez&quot; yazmalı. Üstelik bu tehlikeli işle uğraşan herkese &quot;Geleceği, gerçekliği değiştirebileceğimin farkındayım, sorumluluğunu üstleniyorum&quot; kağıdı da imzalatılmalı. kaç kişi imzalar sizce? Ya da bizim kaypak astrolog, &quot;Filmdeki rolüm bu, senaryomu oynuyorum&quot; diyerek yan mı çizer? Ne biçim senaryo ise artık... Yarattığı karakterlerden birini &quot;senaryoyu değiştirebileceğine&quot; ikna ederek dalgasını geçiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Balıklar gibiyiz: Derya içredirler, deryayı bilmezler...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;İkinci kısım, Yani geleceği öğrenme kısmı uzun zamandır beni cezbetmiyordu açıkçası. İlki, ikincisini belirler diye düşünmeye başlamıştım. (Hala da öyle düşünüyorum). Özellikle zaman ve beynin zamanı nasıl algıladığı konusunda öğrendiklerim arttıkça, geleceğin şekillendirilebilir (bükülebilir mi demeli?) olduğuna inancım artıyor. Bu yaklaşım da, geleceği kestirmekte Astroloji&#39;nin bir tool (araç) olarak nasıl kullanılması gerektiği konusunda önemli sorun ve soru yaratıyor. Nasıl mı?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Bu düşünce bağlamında kalır ve gelecek seçeneklerinden birinin, geçmişe müdahale ederek &quot;tüm&quot; diğer olasılıkları ortadan kaldırdığını var sayarsak, yine neden sonuç ilişkisine, önceden belirlenmiş bir hayat sürecine (kader?) varırız. Filmin sonu bellidir aslında, fakat beynimiz onu bize henüz söylememektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
Yukarıdaki güzel resmin adı &quot;time&quot;. ( By Megson) Zamanı anlatan daha güzel bir resim olabilir mi? Aşağıdaki linkte görebilirsiniz:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;http://www.deviantart.com/art/time-260794572&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;Yukarıdaki güzel resmin adı &quot;time&quot;. ( By Megson) Zamanı anlatan daha güzel bir resim olabilir mi? Aşağıdaki linkte görebilirsiniz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: inherit;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/544153688170224418/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2016/08/olmayan-zaman-ve-anlamayan-astroloji.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/544153688170224418'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/544153688170224418'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2016/08/olmayan-zaman-ve-anlamayan-astroloji.html' title='Olmayan zaman ve anlamayan Astroloji'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEisFQRoE9uMEFGJffMMiGj3gVuiKFt-HAEsZVmgr3e04X9LKlUouO2sXVEPXo8qjEXvjchbdgPwJ7sC1oxcyazq2wRHA9L9qv4YyI_sHxjq78eZNZPRlLYAsCg-uIC5BK9hX_KMR7-cn4A/s72-c/time_sm.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-7634260240088412252</id><published>2015-11-30T23:29:00.002+02:00</published><updated>2019-01-06T18:02:13.585+03:00</updated><title type='text'>Schopenhaurer karakteri, kaderi ve hayatın anlamını anlatıyor.</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Aşağıda Arthur Schopenhaurer&#39;in iNSAN DOĞASI ÜZERİNE kitabından bir bölüm var. O kadar önemli bir konuda, öylesine sıradışı bilgiler veriyor ki... Mutlaka okumanız gerekir diye düşündüm. Benim bu güne kadar Astroloji&#39;den ve hayattan öğrendiğim her şey ile tam uyum içinde, destekliyor ve yeni ufuklar açıyor... Hadi bakalım:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;KARAKTER&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjTJZ1c6OjMUlLazwrbvXhCClDVMLU-fcCP7ZAR0hIwKwydf-tXeogwrRAQfEYwEHNdP-NSGgvmCLTWAMIWfw8EAyltAyo2d8cVPbmX3AGuLBzlmad44Z1R5iyn5ANbl_Pve1ysTW8NfwQ/s1600/schopenhauer04.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjTJZ1c6OjMUlLazwrbvXhCClDVMLU-fcCP7ZAR0hIwKwydf-tXeogwrRAQfEYwEHNdP-NSGgvmCLTWAMIWfw8EAyltAyo2d8cVPbmX3AGuLBzlmad44Z1R5iyn5ANbl_Pve1ysTW8NfwQ/s1600/schopenhauer04.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Erdemli bir yaşam yerine uzun, mutlu ve parlak bir yaşam sürmek isteyenler tıpkı daima büyük roller –zafer ve gösterişi temsil eden roller– oynamak isteyen budala aktörler gibidir. Zira asil önemli olan şeyin neyi oynadıkları veya ne kadar oynadıkları değil nasıl oynadıkları olduğunu göremezler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;İnsan hiçbir zaman değişmediği ve ahlaki karakteri de yaşama boyunca tamamen aynı kaldığı ve aldığı rolü karakterinde en küçük bir sapma olmaksızın, sonuna kadar oynaması gerektiği için ne tecrübenin ne felsefenin ne de inancın gelişiminde en küçük bir etkisi bile olmaz. Bu durumda şu soru ortaya atılır: Yaşamın anlamı nedir? Temel olma niteliği taşıyan her şeyin geri dönülmez bir biçimde sabit ve belirli olduğu bu kaba komedide hangi maksatla rol alınır?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;b&gt;Kendini anlayabilsin diye, aradığı ve hâlâ aramakta olduğu şeyin ne olduğunu, ne istediğini ve dolayısıyla da ne olduğunu görebilsin diye rol alır insan.&lt;/b&gt; Ona dışarıdan gelmesi gereken bir bilgidir bu. İnsanın yaşama, bir başka deyişle istemi, bedeninde hangi kimyasal ölçülerin hakim olduğunu ortaya koyar. İnsan ne olduğunu sadece yaşam aracılığıyla açığa vurur ve sadece de kendini açığa vurduğu ölçüde var olur. Yaşam, karakterin yani sadece bu sözle ifade edebileceğimiz bir şeyin dışa vurumudur. &lt;b&gt;Karakter ise yaşamda değil, onun dışında, zamanın dışında bir yerlerde yaşamın verdiği kendisini tanıma yetisinin bir sonucu olarak değişime uğrar. İnsanın kendisinin bir yansımasını görebilsin diye değil, bu yansıma aracılığıyla kendi kendini tanıyabilsin, aynanın göstermekte olduğu şeyin ne olduğunu fark edebilsin diye baktığı bir alandır yaşam.&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Yaşam, bestecilerin yaptığı hataların gün ışığına çıktığı bir baskı provasından başka bir şey değildir. Bu baskı provasının ne şekilde görülebildiği veya büyük mü ya da küçük mü olduğu hiçbir önem taşımayan konulardır. &lt;/b&gt;Orada yaşamın ne dışsal nitelikli şeylerinin ne de akışının herhangi bir önemi yoktur. Bu sebeple ister büyük ister küçük tipte olsun hataların hepsi birdir. Dolayısıyla da meselenin özü bakımından kötücül bir karakterin, aynadan dünyanın bir fatihi mi, sıradan bir dolandırıcı mı, yoksa kötü tabiatlı bir bencil mi olarak yansıdığının da hiçbir önemi yoktur. Bir durumda bütün insanlar tarafından görülür, değerinde muhtemelen sadece kendisi tarafından. Fakat ne olursa olsun insanın kendini olduğu şekliyle görmesi şarttır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;İşte bu yüzdendir ki şayet bencillik bir insani sıkı sıkıya kavrar ve efendisi haline getirirse ve bu bencillik ister neşe, ister zafer, şehvet, umut, ümitsi bir keder, rahatsızlık, öfke, korku, şüphe veya herhangi bir türden tutku biçiminde olsun o kişi şeytanın pençelerine düşmüş demektir. Ki oraya nasıl düştüğünün de artık hiçbir önemi yoktur. Bu durumda gereken şey, bir an önce oradan kurtulmak için acele etmesidir. Bunun nasıl olacağının da yine hiçbir önemi yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Ben, karakteri, kuramsal olarak, zamanın ötesine uzanan istemin, zaman içinde ise hayatın bir eylemi olarak tarif ettim ve eylem halinde bulunan karakter de gelişim demektir. Zira hepimizin sahip olduğu pratik yaşamın meseleleri, bunlardan biri olduğu kadar ötekidir de... Çünkü biz, bunları her ikisinden de yaratılmışızdır. Karakter, yaşamımızı bizim sandığımızdan da fazla değiştirir ve her insanın kendi talihinin mimari olduğu da bir dereceye kadar doğrudur. Hiç şüphe yok ki kaderimiz sanki neredeyse tamamıyla bizim dışımızda olan bir yerlerden saptanmış ve aynı şekilde, tepki dışarıdan bizim kulaklarımıza ulaşan bir melodi gibi bize bildirilmiş görünmektedir. Fakat geriye dönüp de geçmişe baktığımız zaman hayatımızın aynı melodinin yani karakterimizin çeşitli hallerinden oluştuğunu ve aynı temel ölçünün melodinin her yerinde hâkim bulunduğunu görürüz. Bu, her insanın yaşayabileceği ve yaşaması gereken bir tecrübedir ve ayrıca bu tecrübeye kendi başına yaşaması gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Bir insanın sadece yaşamı değil aynı zamanda zekâsı da açık ve kesin bir karaktere sahip olabilir, tabii zekâsını teorik konulara uygulayabildiği sürece. Yine de her insanın zekâsı bu türden olamaz. Zira benim deha olarak tanımladığım şey de böylesine kesin ve istisnai bir bireyselliği önkoşul sayan özgün bir dünya görüşüdür. Bir insanın zihinsel karakteri tepki bir tema şarkısına benzer ve yarattığı bütün eserler de bu tema şarkısının çeşitli türleridir. Weimar&#39;da yazmış olduğum bir denemede zihinsel karakteri bir hüner, bir marifet olarak adlandırmıştım ve her dehanın da ne kadar çeşitli olurlarsa olsunlar eserlerini bu marifet sayesinde yarattığını belirtmiştim. Bu zihinsel karakter ayrıca deha sahibi insanın dış görünüşünü de belirlemektedir. Benim teorik fizyonomi olarak adlandırabileceğim şey de budur ki kişiye, bilhassa gözlerde ve alında görülebilecek olan o seçkin ifadeyi vermektedir. Sıradan insanların durumunda ise fizyonomi, dâhilerin fizyonomisiyle çok zayıf bir benzerlikten daha fazlasını sunmamaktadır bize. Öte yandan, bütün insanlar, istemin, pratik karakterin, ahlaki yaradılışın bir damgası olan pratik bir fizyonomiye de sahiptirler ki o da kendini temel olarak kişinin ağzında ortaya koyar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;b&gt;Karakter, bizim tabiatını anlayabildiğimiz kadarıyla zamanın ötesinde ve üstünde olduğu için yaşamsal etkilerin altında herhangi bir değişikliğe uğraması da mümkün görünmemektedir. Fakat zorunlu olarak daima aynı kalmasına rağmen kendi kendisini gözler önüne serebilmek ve muhtemelen sahip olduğu o birbirinden hayli farklı yönleri ortaya koyabilmek için zamana gereksinim duyar.&lt;/b&gt; Zira karakter, iki faktörden meydana gelmektedir: Bir tanesi, yaşama istemenin kendisi, kör bir etki, bir sözde ataklıktır; diğeri ise istemin dünyaya anlamaya başladığı zaman edindiği bir itidaldir. &lt;b&gt;Bir kez daha yineliyorum ki dünya, istemin kendisinden başka bir şey değildir. Bir insan, onun ne kadar sağ ve gerçekdışı bir şey olduğunu görmeye başlayana, zevklerinin ne kadar aldatıcı olduğunu ve onun ne kadar korkunç yanlarının da bulunduğunu anlayana kadar şiddetli arzularının peşinden gitmekte bir başlangıç yapabilir yaşama. &lt;/b&gt;Ve kimi insanların, münzevi ve tövbekâr olmalarına yol açan da işte geldikleri bu noktadan başka bir şey değildir. Yine de böylesi bir mutlu hayatından başlayıp da ondan el etek çekmeye uzanan bir değişim ancak kişinin zevklerden kendi isteğiyle vazgeçmesiyle mümkün olabilmektedir. Gerçek anlamda kötü bir yaşamdan erdemli bir yaşama dönüşümün bir anda gerçekleşebilmesi mümkün değildir. En asil bir ruh dahi, hayatın korkunç yüzünü görmeden önce yaşamın zevklerinden kana kana içebilir ancak yine de masumiyetini koruyabilir. Fakat kötü bir eylemde bulunamaz, kendi zevki uğruna başkalarının acı çekmesine neden olamaz. Çünkü böyle bir durumda, kişi ne yapmakta olduğunu açıkça görecek ve ne kadar genç ve tecrübesiz olursa olsun başkalarının acılarını da en az kendisinin aldığı zevk kadar net bir biçimde algılayacaktır. Bu yüzden de tek bir kötü eylem, koşullar izin verir vermez işlenecek sayısız kötülüğün teminatı durumundadır. Bir keresinde, biri bana, son derece haklı olarak her insanın karakterinde iyi ve insani bir şeyin ama aynı zamanda da kötücül ve uğursuz bir şeyin de bulunduğunu ve kişinin hareket tarzına göre bunlardan birinin kendisini görünür kıldığını söylemişti. Başkalarının acı çektiğini görmek, yalnızca farklı insanlarda değil aynı kişide de farklı farklı duygular uyandırabilir. Kişi bir an, acı çekene karşı sonsuz bir merhamet duyarken bir başka seferde de belli bir tatmin hissi yaşayabilir. Tabii bu tatmin hissi de açıdan alınan zevk doruk noktasına ulaşana kadar giderek artabilir. Kendimde dahi, bütün insanlığa karşı, bir an içimi acıtan bir merhamet, bir başka kez sonsuz bir kayıtsızlık ve kimi zaman da tam bir nefret duyduğumu, dahası onların acılarından büyük bir zevk aldığımı gözlemlemişimdir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Bütün bunlar, iki farklı daha doğrusu birbiriyle taban tabana zıt dünyaya bakış şekline sahip olduğumuzu hayli net bir biçimde ortaya koymaktadır. Bir tanesi, dünya üzerindeki bütün varlıkların kesinlikle bizim dışımızda, bize tamamıyla yabancı varlıklar olduğu görüşüne dayanan bireysellik prensibini kendine temel almaktadır. İşte bu prensip doğrultusunda insanlara karşı ancak kayıtsızlık, kıskançlık, nefret hisleri duyabilir veya onların çektiği açıdan zevk alabiliriz. Dünyaya bakışın ikinci şekli ise benim, -tat-twam-asi- o, sensin prensibi olarak adlandırabileceğim ilkeyle uyum içindedir. Bütün varlıklar, bizimle özdeştir; bu yüzden de onlara bakmak, bizde sevgi ve merhamet duyguları uyandırır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Birinci düşünüş şekli, bireyleri, aşılmaz engellerle birbirinden ayırırken ikincisi engeli ortadan kaldırmakta ve bireyleri bir araya getirmektedir. Bir tanesi, bize her insan için, «O, benim» diye hissettirirken diğeri, «O, ben değilim,» demektedir. Fakat bir başkasının acı çektiğini görmek bize onunla özdeş olduğumuzu hissettirir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Bu durum ona karşı merhamet uyandırırken bir başkasının mutluluğunu görmenin bize aynı duyguları yaşatmaması da hayli dikkat çekicidir. Böyle zamanlarda bir duyguyu taşımamamıza rağmen neredeyse daima o kişiye karşı bir kıskançlık hissederiz. Ve kimi durumlarda da örneğin sevdiğimiz kimselerin mutluluğu söz konusu olduğunda ondan bizim aldığımız pay, son derece zayıf ve belirsiz olur. Bu durum, bir başkasının acı çekmesi karşısında hissettiğimiz merhamet duygusuyla mukayese bile edilemez. Peki bunun nedeni bütün mutlulukları birer yanılsama ya da gerçek huzurun önünde bir engel olarak görmemiz olabilir mı acaba? Hayır, ben, bunun nedeninin bizden esirgenmiş olan zevki veya mülkiyeti başkalarında görmenin bizde kıskançlık yaratması olduğunu düşünüyorum. Yani o zevk veya mülkiyetlere bir başkasının değil de kendimizin sahip olmasına yönelik duyduğumuz arzu olarak görüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Dünyanın, ispatı mümkün herhangi bir neden üzerine kurulduğunu düşünebilmemiz sadece birinci yöntemle mümkün olur. Diğeri, deyim yerindeyse bu dünyadan bir çıkış kapısıdır. Kendisinin ötesinde hiçbir ispatı yoktur. Tabii benim doktrinimin temin edeceği o çok somut ve güçlü kanıt sayılmadığı sürece. Neden bir insanda birinci bakış açısı hâkimken bir başkasında ikincisi ağır basar? Niçin, istemin etkilenme yönüne göre bunlardan biri veya diğeri ortaya çıkar. Son derece derin mevzulardır. Ve geceye ve gündüze götüren yollar da birbirine o kadar yakındır ki.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Bir deneysel karakter ile bir başkası arasında büyük ve kendine özgü bir fark olduğu bir gerçektir. Aslında bu, bireyin istemi ile onun zihinsel yetisi arasındaki ilişkiye dayanan bir farktır. Bu ilişki, neticede kişinin babasının istemi ile annesinin zihinsel yetisi tarafından belirlenir. Ki baba ile annenin birleşmesi de büyük ölçüde şansa dayanan bir olaydır. Bu da ebeveyn ile evlat arasındaki fark sadece olgusal olmaması durumunda tabiatta tiksinti verici bir adaletsizliğin bulunacağı anlamına gelmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;İstemin özgürlüğüne gelince: Şayet istem kendisini tek bir eylemde ortaya koyabilseydi bu takdirde kişi özgür bir eylemde bulunabilirdi. Fakat istem, kendisini yaşamın bütün akışı boyunca ortaya koyan bir eylemler serisidir. Dolayısıyla da bu eylemlerin her biri, eksiksiz bir bütünün parçası olarak belirlenir ve şimdi olduklarından başka türlüsü de mümkün değildir. Öte yandan bütün eylemler, özgürdür; bireyselleşmiş istemin bir dışavurumundan başka bir şey değildir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Eğer bir insan, kendinde kötü bir eylemde bulunmaya karşı bir eğilim hisseder ve kendini frenlerse o zaman:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;(1) Cezalandırılma veya intikam alınması korkusuyla,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;(2) Batıl inanç bir başka deyişle gelecekteki bir yaşamda cezalandırılacak olma korkusuyla,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;(3) Genel anlamda iyilikseverliğin de dahil olduğu bir merhamet duygusuyla,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;(4) Şeref duygusu bir başka deyişle mahcup olma korkusuyla,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;(5) Adalet duygusu yani sadakat ve imana karşı duyulan nesnel bir bağlılık ile bunlarla birleşmiş bu değerlerin kutsiyetlerini koruma kararlılığıyla (Çünkü bunlar insanlar arasındaki bütün özgür ilişkilerin temelini oluşturur ve dolayısıyla da çoğu kez, kişinin kendisi de bunlardan fayda elde eder.) bu eylemde bulunmamış demektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Bu son düşünce, aslında, bir düşünce değil sadece insanlar üzerinde hayli sık etkili olan bir duygudur. Şayet bir kişiye büyük fakat haksız bir çıkar elde etme fırsatı sunulacak olsa şerefli bir insan çoğu kez bir küçümsemeyle bu fırsatı geri çevirir ve gururla şöyle bağırır: &#39;Şerefli bir insanım ben! Zira yoksul bir adamın, kendisine şans veya ondan da kötücül bir vasıta aracılığıyla şiddetle arzu ettiği bir şekilde zengin olma fırsatı sunulması halinde, üstelik bu eyleminden dolayı cezalandırılmaktan kurtulabilme ihtimali de varken ve ayrıca o şeye gereksinim de duyuyorken elini sürmeyi bile reddettiğinde dürüstlüğünün altında yatan, başka hangi düşünce olabilir ki? Bu durumda kişi, dünyayı mülkiyetleri altında bulunduran ve kanunları her yerde tanınan şerefli insanların oluşturduğu o büyük topluluktan çıkmamaya kesinlikle kararlı demektir. Dürüst olmayan tek bir eylemin bile kendisinin toplum dışına itilmesine ve bu cemiyetten sonsuza dek mahrum edilmeye kâfi geleceğini gayet iyi bilmektedir. Hayır! insan, kendisine iyi ürün veren herhangi bir toprağa yatırım yapar ve bunun için gerekli fedakârlıklarda bulunmaktan da kaçınmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;İyi bir eylemle ise yani kişinin kendi çıkarına olduğu kadar bir başkasınınkine de açık her türlü eylemle kişinin bu eylemde bulunmasını sağlayan güdü:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;(1) Arka planda tutulmuş olan şahsi çıkar,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;(2) Batıl inanç, bir başka deyişle bir başka yaşamda ödül olarak ortaya çıkacak olan kişisel çıkar,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;(3) Merhamet,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;(4)gerektiği biçimindeki kurala duyulan bağlılık ve günün birinde sıra bize geldiğinde aynı kuralın bizim de işimize yarayabileceği yönündeki varsayım&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;olabilir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Zira Kant&#39;ın iyi eylem olarak adlandırdığı şey, görev içgüdüsünden dolayı yapılır ve görüleceği üzere görev aşkına da burada kesinlikle yer yoktur. Zaten Kant&#39;ın kendisi de insanların bir eylemde bulunmaya sadece görev içgüdüsü yüzünden karar verip vermedikleri konusunda şüphe duyduğunu ifade etmiştir. Kendi adıma ben de hiçbir eylemin bu yüzden yapılmış olmadığını en kesin bir biçimde onaylıyorum. Bu, boş bir laftan başka bir şey değildir ve içinde de herhangi bir insan için gerçekten güdü işlevi görebilecek hiçbir şey barındırmaz. Bir insan bu türden boş bir lafın arkasına sığındığı zaman daima daha önce tarif etmiş olduğum dört güdüden biri tarafından idare ediliyor demektir. Bunların arasında da hakikaten son derece gerçek ve samimi olanın merhamet duygusu olduğu ise ortadadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;İyi ve kötü kavramları, karaktere sadece a potiori olarak uygulanabilir yani hepimiz iyi olanı kötüye yeğleriz; fakat ortada kesinlikle böyle bir ayrım bulunmaz. Fark, bir insanın kendi çıkarını, bir başkasınınkinden önemsiz sayma ve saymama arasında yer alan noktada ortaya çıkar. Eğer kişi, tam ortayı tutturabiliyorsa, o zaman adil demektir. Fakat çoğu insan, başkalarının çıkarları söz konusu olduğunda bir metre ilerlemeye razı oluyorsa kendi çıkarı için yüz metre yürümeyi göze alacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;İyi ve kötü karakterin kaynağa da şu ana dek sahip olduğumuz bilgilere göre burada yatar. &lt;b&gt;Kötü bir karakter, dişsal dünyaya ve bilhassa da içindeki canlı varlıkları düşündüğü zaman; hele de onlar ile bireyin kendisi arasındaki benzerlik arttıkça bu düşünceye daima şu duygu eşlik eder: &quot;&lt;i&gt;Ben değil, ben değil, ben değil.&quot;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Bilakis, iyi bir karakter ile (her ikisinin de en yüksek derecede bulunduğunu varsayıyoruz.) aynı düşüncenin eşlikçisi, tepki bir şarkıdaki hâkim ezgi gibi şu sürekli duygu olacaktır: Ben, ben, ben...&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Bu kaynaktan, kötü karakterin eşlikçilerinin tersine merhamet, bütün insanlara yardım etme arzusu taşıyan bir yaradılış ve aynı zamanda da neşeli, özgüvenli ve sakin bir ruh hali fışkırmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Yine de aradaki fark her ne kadar köklü olsa bile sadece olgusaldır. &lt;b&gt;Fakat şimdi, bütün problemlerin en zorlusuna geldik: kendinde şey olarak istem bütün dışavurumlarında tıpatıp aynı oluyor da yine de bir karakter ile öteki arasında böylesine muazzam bir fark bulunabiliyor? Bir insanın kindar, şeytani kötücüllüğü ile ona karşılık bir başkasının son derece dikkat çekici bir biçimde göze çarpan iyiliği… &lt;/b&gt;Nasıl oluyor da bir Tiberius&#39;umuz, bir Caligula&#39;mız, bir Caracalla&#39;mız, bir Domitian&#39;mız, bir Nero&#39;muz ama bunların yanında da Antonius&#39;lar, Ttus&#39;lar, Hadrian&#39;lar ve Nerva&#39;lar var olabiliyor? Nasıl oluyor da hayvanlar arasında daha doğrusu onların üstün türleri olan bireysel yaşayan hayvanlar arasında da nasıl böylesi bir fark mevcut olabiliyor? &lt;b&gt;Kedinin kötücüllüğü en güçlü bir biçimde kaplanda ortaya çekmiştir; aynı şey maymunlar için de geçerlidir. Öte yandan iyilik, sadakat ve sevgi de köpekte ve filde mevcuttur. Açıktır ki kötücüllük prensibi hayvanlarla da insanlardakinin aynısıdır.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Sonuçta aradaki farkın sadece bir açıdan geçerli olduğunu görerek problemin güçlüğünü bir dereceye kadar azaltabiliriz. Her canlı varlıkta temel eğilim ve içgüdülerin hepsi de mevcuttur fakat çok farklı dereceler ve oranlarda. Yine de bu, olguları açıklamaya kâfi gelmemektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;b&gt;İşte bu noktada zekâ ve onun istem ile olan ilişkisine başvurmak zorunda kalırız. Ki geriye kalan tek açıklama da budur. Yine de bir insanın zekâsı, karakterin iyiliğiyle herhangi bir doğrudan ve açık ilişki içinde kesinlikle yer almaz. &lt;/b&gt;Ayrıca zekânın iki türü arasında bir ayrım yapabilmemiz mümkündür: Yeterli Sebep Prensibi ile uyum içinde olan ilişkinin idraki olarak anlama yetisi ile dehaya benzeyen, daha doğrudan iş gören, bu kanundan bağımsız olan ve bireysellik prensibinin ötesine geçen bilme yetisi. Bu ikincisi, fikirleri kavrama yetisidir ve ahlak ile ilişki içindedir. Fakat bu açıklama bile doyurucu olmaktan hayli uzaktır. &lt;b&gt;&lt;i&gt;«Üstün zekâlar nadiren üstün ruhlara sahip olurlar.»&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; işte Jean Paul, son derece yerinde olarak bu gözlemi yapmıştır. Zekâsı ruhundan daha üstün olan Lord Bacon, hiç şüphe yok ki şarlatanın tekiydi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Uzay ve zamanın &quot;Bireysellik Prensibi&quot; &#39;nin bir parçası olduğunu belirttim ki benzer nesnelerin çok türlülüğünü bir olasılık haline sokan sadece uzay ve zamandır. Fakat aynı zamanda çeşitliliğe olanak tanıyan da çok türlülüğün kendisidir. Çok türlülük ve çeşitlilik sadece niceliksel değil aynı zamanda nitelikseldirler de. Peki bilhassa ahlaki meseleler söz konusu olduğunda niteliksel çeşitlilik diye bir şey nasıl var olabiliyor? Ya da ben de Leibnitz&#39;in &lt;i&gt;identitas indiscernibilium&lt;/i&gt;&#39;u ile düştüğü hatanın tam tersi bir hataya mı düşmekteyim?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Zihinsel çeşitliliğin başta gelen nedeni kaynağını beyinden ve sinir sisteminden alır. Bu, konunun belirsizliğini bir ölçüde azaltan bir gerçektir. Hayvanlarla, zekâ ve beyin, amaçları ve gereksinimlerine tam anlamıyla adapte edilmiştir. Bu sebeple, beynin ihtiyaca ve amaca uygunluğunda biraz aşırıya kaçılmışsa dehalar ortaya çıkmaktadır ve bu da sadece insanlara özgü bir ayrıcalıktır. İstem, aynı zamanda ahlaki çeşitliliğin ortaya çıkmasın da neden olmaktadır. Zira aksi halde ahlaki karakter, zekâ ve İstem sadece birey-de bir araya gelecek ve dolayısıyla da İstem zamanın üstünde ve ötesinde olamayacaktı. İstem, zamanın üstünde ve ötesindedir ve sonsuzdur. Karakter ise içseldir yani aynı sonsuzluktan doğar ve bu yüzden de metafizik bir açıklamadan başkasına imkân vermez.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Belki ileride benim peşimden gelip de bu karanlık çukura ışık tutmayı isteyen bir başkası daha çıkacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;verdana&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Notlar: Kitabı Roman ODA yayınları basmış.(2014 Ocak) &amp;nbsp;Çeviriyi, İngilizce&#39;den Elif Yıldırım yapmış. Açık ve anlaşılır bir çeviri olmuş. Eline sağlık. Sadece bu kitabı değil, Schopenhauer ile ilgili bulduğunuz her şeyi alın ve okuyun derim.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/7634260240088412252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2015/11/schopenhaurer-karakteri-kaderi-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/7634260240088412252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/7634260240088412252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2015/11/schopenhaurer-karakteri-kaderi-ve.html' title='Schopenhaurer karakteri, kaderi ve hayatın anlamını anlatıyor.'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjTJZ1c6OjMUlLazwrbvXhCClDVMLU-fcCP7ZAR0hIwKwydf-tXeogwrRAQfEYwEHNdP-NSGgvmCLTWAMIWfw8EAyltAyo2d8cVPbmX3AGuLBzlmad44Z1R5iyn5ANbl_Pve1ysTW8NfwQ/s72-c/schopenhauer04.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-407057181938441068</id><published>2015-08-25T22:16:00.004+03:00</published><updated>2015-08-25T23:28:36.147+03:00</updated><title type='text'>Packman zor durumda</title><content type='html'>Popular Science dergisinin temmuz 2015 sayısında, &quot;Evrenin dili&quot; adlı bir bölüm yayınlandı. Bölümü Tuna Emren hazırlamış ve yazı doğada görülen matematiksel düzeni &quot;ele veren&quot; altın oran, pi sayısı gibi gizemli sayıları ele alıyor. Çok hoş bir yazı, bulun okuyun derim. Örneğin ben, se&#39;ler çizerek akan bir nehrin toplam uzunluğunu, başlangıç ve bitiş noktaları arasındaki mesafeye böldüğümüzde, her zaman pi sayısının çıktığını bu yazıda öğrendim. Yazı pi sayısının ışık ve ses dalgalarındaki etkisinden başlayıp, büyüme aşamasındaki elma hücrelerinin aldığı küresel formdan tutun, bir süpernova&#39;nın parlaklığının belirlenmesine kadar &quot;her yerde, ama her yerde&quot; görüldüğünü anlatıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;table cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tr-caption-container&quot; style=&quot;float: left; margin-right: 1em; text-align: left;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjZrOUJSKec-5XncvY1-NtD8OX4f2jPjtVJ7NnyapzfnR_DyNMMlDMvj_JE8R77SHCxvZ2HLJGw7P5t8COQS4QrOuuZK4Tz4fq-HJ9luFuqGAr1zrKSpPDgQZpKdc34El7A0ZDfMqEKO8U/s1600/max_tegmark.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjZrOUJSKec-5XncvY1-NtD8OX4f2jPjtVJ7NnyapzfnR_DyNMMlDMvj_JE8R77SHCxvZ2HLJGw7P5t8COQS4QrOuuZK4Tz4fq-HJ9luFuqGAr1zrKSpPDgQZpKdc34El7A0ZDfMqEKO8U/s1600/max_tegmark.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;tr-caption&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;Max Tegmark&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
Yazıdan bir kısım alıyorum sizin için: &quot;&lt;i&gt;Pi, birbirine bağlı olan sistemlerin içinde önemli bir yere sahip. Ancak bunun nasıl olabildiğiniz tam olarak açıklayamıyoruz.Fibonacci dizilimi biçimsel olarak ortaya çıkıyorsa da, Pi sayısı derinlerde yatan br düzene işaret etmekte. Massachusetts Teknoloji Enstitüsünden fizikçi ve kozmolog Max Tegmark buna bir açıklama bulduğunu düşünüyor: Tegmark&#39;ın yorumu şöyle: Çok gelişmiş bir bilgisayar oyununda bilinç geliştirmiş bir sanal karakter olduğumuzu düşünelim. Bilinçli olduğumuz için oyunun içindeki dünyayı incelemeye başlardık. Ama bunun bir bilgisayar oyunu olduğunu asla bilemez, gerçek bir dünyada yaşıyormuş gibi hissederdik. Bu dünyayı araştırdıkça, tabii ki heryerde matematiksel işaretler görmeye başlayacaktır. Neticede o bir bilgisayar oyunu ve bu özelliği barındırıyor. Programcının oyuna şekil vermek için kullandığı matematik, dikkatlice bakan karakterin gözüne çarpmaya başlayacaktır. Bu noktada oyundaki fizik kanunları ( bir nesnenin yüzebiliyor, diğerinin batıyor oluşu gibi) programcının yarattığı matematiksel hesaplamalarla şekillenmiş olacak. Neticede oyun evreni sadece sayılardan ibaret....&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;İşte Tegmark, bizim evrenimizin de böyle bir yer olduğunu söylüyor. &quot;&lt;b&gt;İlk başta matematiksel olarak hiç bir şey ifade etmeyen nesnelere ne kadar yakından bakarsam, ardındaki matematiği de o ölçüde keşfetme şansına sahip oluyorum&lt;/b&gt;&quot; diyor fizikçi. Öyleyse evrenimiz de, tıpkı bir bilgisayar oyunu gibi simulasyondan mı ibaret? Matematiğin tüm sistem ve oluşumlarda bu kadar doğru sonuçlar verebiliyor oluşu, kodları onun üzerine kurulu bir evrende yaşıyor olabileceğimizi işaret ediyor.&lt;/i&gt; &quot; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;table cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tr-caption-container&quot; style=&quot;float: left; margin-right: 1em; text-align: left;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjjzZ4b9LBWf2bz7AaeaTRcIbNMq93YrOqD9dwsvkLe0VyF7XaRGLeEwzWzHpqqeB99m4f_U20O5DPA5duAgB6nyT7R8Lm7T3A9thNSAzSGDCqSezPAEXVOo48laNgMTwnzSYiSbRavbao/s1600/kant.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjjzZ4b9LBWf2bz7AaeaTRcIbNMq93YrOqD9dwsvkLe0VyF7XaRGLeEwzWzHpqqeB99m4f_U20O5DPA5duAgB6nyT7R8Lm7T3A9thNSAzSGDCqSezPAEXVOo48laNgMTwnzSYiSbRavbao/s200/kant.jpg&quot; width=&quot;138&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;tr-caption&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;Immanuel Kant&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
Özellikle Matrix filminden sonra son yıllarda popüler olan bu &quot;bir simulasyon içinde mi yaşıyoruz?&quot; &lt;br /&gt;
sorusu, aslında hiç de yeni bir soru değil. Platon, yaklaşık 2500 yıl önce, yaşadığımız dünyanın, idea&#39;lar dünyasının bir kopyası olduğunu net olarak anlatmıştır. Bu yolda ilerleyen filozoflar, örneğin Kant, yaşadığımız dünyayı fenomenler (görüntüler) dünyası olarak adlandırır. Kant&#39;a göre bu dünyayı sadece beş duyumuzun kapasitesi ölçüsünde algılayabiliriz ve bu görüntünün arkasındaki asıl dünya (numenler dünyası) hakkında bilgi sahibi olmamıza imkan yoktur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kant felsefesinin verdiği önemli bilgilerden biri de, beyninimizin, bu fenomenler dünyasında yaşamak için gelişmiş-örgütlenmiş olduğu ve bunu yapabilmek (uyum sağlayabilmek) için uzay (üç boyut) ve zaman&#39;a ihtiyacı olduğudur. Dolayısıyla bizler bu dünyadaki nesneleri algılayabilmek için, onları bir uzay ( ya da uzam) içinde algılamak zorundayızdır. Hatta, zaman olaya ek bir boyut katar ve biz çevremizdeki varoluşu (dilerseniz fenomenler dünyasını diyelim), duyularımızın kapasitesi ölçüsünde, birbirini takip eden frame&#39;ler (ya da sahneler) olarak algılarız. Beyin, bu sahneleri büyük bir ustalıkla zaman çizgisi üzerinde birbirine birbirine bağlayacak ve bize sürekli (kesintisiz) bir akış olduğu izlenimini verecektir. Uzay ve zamanın kesinliğinden öyle eminizdir ki, sürekli tek yönde akan bu oluşlar dizisini benimser, buna da hayat adını veririz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oysa, bu iki parametre; uzay ve zaman o kadar da sağlam görünmüyor. &amp;nbsp;İnsan algısı dışında var olan sabit bir zaman olduğu oldukça şüphelidir. Bunu felsefe ve bilim ile uğraşanlar iyi bilirler. Bildiğim kadarıyla fenomenler dünyasında matematiksel olması gereken boyut sayısı, son olarak dokuza çıkmıştı. Sabit olduğundan pek bir emin olduğumuz zaman&#39;ın, çekim kuvvetine bağlı olarak değiştiği ise, bu gün çok iyi bilinen bir fizik yasasıdır. Öyle ki, yer yüzündeki saatler ile uydularda bulunan saatler arasındaki zaman farkı sürekli düzeltilmektedir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;table cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tr-caption-container&quot; style=&quot;float: left; margin-right: 1em; text-align: left;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj59DKDVBW54G9QJaxCfbpnwGt_aaj7Wb57QsIUaY1j4nDxWWqY06I-9zPbaJdJimplStZYSNXsMOMo4QpR1zGwpvivrGghABqM5gdvP_iLOOTBhkpF12SqPGUxuK_hjofaM9xkdyIjdeI/s1600/tesla.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj59DKDVBW54G9QJaxCfbpnwGt_aaj7Wb57QsIUaY1j4nDxWWqY06I-9zPbaJdJimplStZYSNXsMOMo4QpR1zGwpvivrGghABqM5gdvP_iLOOTBhkpF12SqPGUxuK_hjofaM9xkdyIjdeI/s200/tesla.jpg&quot; width=&quot;147&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;tr-caption&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;Nikola Tesla&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
Henry Bergson, tam da bu nedenle sabit bir zaman olduğunu reddeder ve zamanın kişisel algıya bağlı olduğunu, dolayısıyla onu süre olarak adlandırmamızın daha doğru olacağını ifade eder. &amp;nbsp;Zaman&#39;ın bu tartışmalı konumunu daha fazla uzatmak istemiyorum, felsefede bir çok örnek verebilir, alıntı yapabilirim. Fakat burada çok ilginç bir deneyimi anlatmadan geçemeyeceğim. Popular Science Ağustos sayısında olağan üstü bir mühendis, daha doğrusu tam bir dahi olan Tesla&#39;nın bir tecrübesi aktarılmış: Yaptığı deneyler esnasında üzerinden yanlışlıkla 3,5 milyon volt (evet doğru okudunuz) akım geçen Tesla bayılır ve kendine geldiğinde şunu söyler: &quot;&lt;i&gt;Bilincimi yitirmedim. Kendimi geçmiş, bu gün ve geleceği aynı anda deneyimlerken buldum.&lt;/i&gt;&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdilik zamanı bir kenara bırakalım ve var oluş hakkında konuşmaya devam edelim. Önceki yazılarımda da anlattığım gibi, kısıtlı algılarımızla kendimize kurduğumuz bu fenomen dünyasının arkasına geçebilmek bazı düşünürler için rasyonel akıl ile mümkün değildir, çünkü beyin bunun için organize olmamıştır. O (beyin) burada (fenomenler dünyasında) yaşamak için örgütlenmiştir ve neden-sonuç kuralına sıkı sıkıya bağlı olarak bilgiyi işler. &amp;nbsp;Peki fenomenler nasıl oluşur ya da kaynağında - kökeninde ne vardır? Schopenauer, maddi yaradılışın, yaşama arzusunun ya da iradesinin somutlaşmış hali olduğunu iddia ederken, bir adım daha ileri gider ve müziği bu irade ile eş tutarak, maddenin müziğin somutlaşmış hali olduğunu söyler. Bu doğrusu, son yıllarda okuduğum en çarpıcı tanımlama ve üzerine söylenebilecek bir şey var mı, bilemiyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Numenler dünyasını algılamanın yolunun sanat olduğunu önceki yazılarımızda işlemiştim. Peki, beyin ya da rasyonel mantık bu konuda çok mu çaresizdir? Ben yeterli olduğunu da, çaresiz olduğunu da düşünmüyorum doğrusu. Nitekim yazının başında aktardığım Tegmark&#39;ın düşüncesi, yani dikkatli bakıldığında, yaradılışın kumaşında kendini tekrarlayan matematik, bize aslında kurmaca bir sanal dünya içinde yaşadığımızı anlatıyor. Bunu anlamak için teorik fizikçi olmaya gerek yok, önyargılı olmamak yeterli. Buradaki sorun şudur: İnsanın doğası ve başına gelenler bu kurguya dahilmidir, değil midir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj8jtkWgVgMihvgwlwTy9UEbUnjaPPyHAOHHpEhItPnl5kuSah0qjBHbMeh9eq8G-vfToHc80UtF4pE0Zv3-awou0POO0iUmt3n2Cjk16ecyuSeExJPRX8Kuc86Dw2sNtIBED1ZBHPoLac/s1600/body_sm_ratios.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj8jtkWgVgMihvgwlwTy9UEbUnjaPPyHAOHHpEhItPnl5kuSah0qjBHbMeh9eq8G-vfToHc80UtF4pE0Zv3-awou0POO0iUmt3n2Cjk16ecyuSeExJPRX8Kuc86Dw2sNtIBED1ZBHPoLac/s200/body_sm_ratios.jpg&quot; width=&quot;191&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
İnsan derken, beden ve ruh ayrılığını kastettiğim açık. Şimdi burada ruh nedir, ne değildir tartışması açmak da istemiyorum. Fakat bedenimizde sayısal oranların geçerli olduğunu biliyoruz. Malum, kimleri güzel bulduğumuz belli. Peki yaradılışımız (karakterimiz) de bu matematikten payını almış olamaz mı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte astroloji&#39;nin tam olarak anlattığı da budur aslında. Bizler de bu matematiğin içinde şekilleniriz ve yaşarız. Astroloji, tekrarlayan döngülerin fenomenler dünyasında yarattığı etkilere ilişkin binlerce yıldan beri tutulan kayıtlarını içerir. Bu kayıtların içine daldığınızda, çok az altın, çok fazla çöp &amp;nbsp;bulursunuz. Diyelim ki, bir altın parçası bulmayı başardınız, nedir bu ve ne yapabilirsiniz onunla?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu aslında bir neden-sonuç ilişkisinden başka bir şey değildir. Yani bir mantık ilişkisi - matematik formülüdür öğrendiğiniz. Örneğin, Satürn doğum anınızdaki tepe noktasına quincunks (150 derecelik) açı yapıyorsa, işten sepetlenme olasılığınız çok yüksektir. Bu binlerce yıldır gözlenen ampirik bir veridir. Bu ilişkinin nasıl olup da çalıştığını anlatabilmek için astroloji, mitolojiye başvurur. Satürn evlatlarını yiyen, acımasız bi tanrıdır ve 150 derecelik açı, onunla talihsiz bir karşılaşmaya işaret eder. Burada matematiksel - ampirik bir verinin, mitlerle açıklanması bir çok insana çok saçma gelir. Oysa, bu bakış açısı ile, konuyu anlamanız imkansızdır. Mitlere tıpkı Joseph Campbell&#39;in baktığı gibi bakmanız gerekir. İnsanlar, binlerce yıldır yürürlükte olan enerjileri, metaforlarla anlatırlar. Satürn bir metafordur. Bazen karşınıza müdür, bazen öğretmen bazen de müfettiş olarak çıkabilir ama her zaman kesin, ürkütücü, güçlü ve merhametsizdir. Ona direnmek kolay değildir. Sonuçta, bu metaforla çarpışmış durumdasınız ve güzel şeyler olmayacağı açıktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üstelik bu çarpışma, her zaman ve herkes için aynı sonuçlar üretmez. Sonucu etkileyen &lt;b&gt;çok fazla&lt;/b&gt; parametre vardır ve doğru tahmin yapmak için çok dikkatli olmak gerekir. Bilimsel arkadaşların pek sevdiği tabirle &quot;tekrarlanabilir&quot; değildir. Dolayısıyla, bu ilişkinin çoğunlukla çalışıyor olması, olumsuz sonuç üretmesi bildiğiniz gibi, astrolojiye inananları, dolayısıyla beni şarlatan olmaktan kurtarmaz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bence, madem müzik somut cisimler yaratabilecek güçte bir şeydir, sonuçlar da yaratabilir. Sadece dış dünya üzerinde değil, üzerimizde de büyük etkisi olacaktır. Fenomenler dünyasında olup bitenleri iyi-kötü gibi saçma sınıflamalara tabi tutmadan ele alırsak, sakin ve uyumlu müziklerin (etkilerin) yarattığı sonuçlarla, sert müziklerin yarattığı sonuçlar olarak görebiliriz belki ve bu ikisi birbirinden daha kıymetli değildir. Arif olan anlar. Bu durumda, astroloji, çalan müziğe kulak kabartmaktan ve nasıl sonuçlara yol açacağını kestirmeye çalışmaktan başka bir şey değildir. İşin kötüsü, biz bilgeliği öylesine kaybettik ki artık, sadece en çok ses çıkaran zurna ve davulun ne dediğini anlayabilir durumdayız. Aramızda kalsın, astrologların elindeki sözlüğün hali de içler acısıdır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine de başarılı olabildiğimize, hayatımızda daha önce hiç görmediğimiz insanların doğasını tarif edip, bazı şeyleri önceden bilebildiğimize göre, yaradılışın desenindeki matematik kurguyu iyi-kötü anlayabiliyoruz demektir. Bu ne anlama gelir biliyor musunuz? Aslında her şeyin önceden belli olduğu, bir başka şekilde söyleyelim, geçmiş-şimdi ve geleceğin aynı anda var olduğu bir sanal dünyada yaşamakta(?) olan ama bunu anlamaktan aciz, doğası yaratıldığı (doğduğu) an belirlenmiş bunun dışına çıkamayan, hangi müzik çaldığında ne tarafa sallanacağı aşağı-yukarı belli olan, dolayısıyla özgür iradesi çok ama çok kısıtlı varlıklar olduğumuz anlamına. Yani pack-man&#39;den pek farkımız yoktur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEipONNLLCCv42krnxooZqV7GVvKrJWwSTDeyHGU5fzuJE-iexJeKQroiGKOcKn8vnzj82ROqDAbQf6-5euMULJv3SYbXACKGiGmFuswX8xKQW_w2-0uWUqVLggg4V9568bIjc3o71EnYgc/s1600/packman2.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEipONNLLCCv42krnxooZqV7GVvKrJWwSTDeyHGU5fzuJE-iexJeKQroiGKOcKn8vnzj82ROqDAbQf6-5euMULJv3SYbXACKGiGmFuswX8xKQW_w2-0uWUqVLggg4V9568bIjc3o71EnYgc/s1600/packman2.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Astroloji açısından bakıldığında sevindirici gibi görünen bu durum, felsefe açısından bakıldığında cehennemin tarifinden başka bir şey değilmiş gibi görünüyor. Parametreleri set edilmiş bu oyunu kim ve neden oynatıyor acaba? Ve durup ona bakan pack-man hakkında ne düşünür?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/407057181938441068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2015/08/packman-zor-durumda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/407057181938441068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/407057181938441068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2015/08/packman-zor-durumda.html' title='Packman zor durumda'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjZrOUJSKec-5XncvY1-NtD8OX4f2jPjtVJ7NnyapzfnR_DyNMMlDMvj_JE8R77SHCxvZ2HLJGw7P5t8COQS4QrOuuZK4Tz4fq-HJ9luFuqGAr1zrKSpPDgQZpKdc34El7A0ZDfMqEKO8U/s72-c/max_tegmark.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-5524888367069236686</id><published>2015-02-28T19:22:00.001+02:00</published><updated>2015-11-07T20:37:20.021+03:00</updated><title type='text'>İstenç, bilinç ve sanat</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;background: white; line-height: 115%;&quot;&gt;&quot;&lt;i&gt;Sanatçı
ne yaptığını bilmez, biz biliriz.&lt;/i&gt;&quot;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;!--[if !supportLineBreakNewLine]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;table cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tr-caption-container&quot; style=&quot;float: left; margin-right: 1em; text-align: left;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgSMGMt2BdEyo7NN3h9JtoJA0mox6YbY2IlCJrXxHq3VX6tyho9pJVSG4Na301hbiD5ZmH6F5Fa1AgvjIGK2Y8ECfxHfdrZMOZHZRJ7HpUxb4jk_XuHO59K8Q9LSo_2_j0kFM8zoCfCSo8/s1600/sartre2.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgSMGMt2BdEyo7NN3h9JtoJA0mox6YbY2IlCJrXxHq3VX6tyho9pJVSG4Na301hbiD5ZmH6F5Fa1AgvjIGK2Y8ECfxHfdrZMOZHZRJ7HpUxb4jk_XuHO59K8Q9LSo_2_j0kFM8zoCfCSo8/s1600/sartre2.jpg&quot; width=&quot;167&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;tr-caption&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; color: #666666; font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif; font-size: 13.1999998092651px; line-height: 14.7839994430542px; text-align: start;&quot;&gt;Sartre&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Böyle diyor Sartre, Giacometti&#39;nin heykelleri için. Bu söz,
Bergson&#39;un önceki yazılarımızda bahsettiğimiz elan-vitae&#39;nin sezgi ile
bulunabileceğini anlatan metinlerini aklıma getirdi. Sonuçta, sezgileri güçlü
insanlar, kendileri de farkında olmaksızın, sürekli bir arayış içinde. Sanatçıların bulup çıkardıklarını, hepimiz farklı değerlendiriyoruz. Bazıları bizi yüreğimizden yakalıyor, bazıları da hiç ilgimizi çekmiyor. Ve çoğu
kez, bulduklarımızı bilinç ile değerlendirmeye çalışıyoruz. Peki bilincin ne
olduğunu biliyor muyuz? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Böylelikle bu yazının konusu da belli oldu: Bilinç nedir? Sezgilerimizle
bulup çıkardıklarımızı nasıl algılar, değerlendirir? Ona güvenebilir miyiz?&quot;
Konumuz bu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Bilinci, ben Schopenauer&#39;in yol göstericiliği ile ele
alabileceğimizi düşünüyorum. Kendisini çok severim ve kendime yakın
bulurum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Wikipedia onun için &quot;tamamen farklı yönlerden yaklaşarak Budist
ve Vedantik sonuçlara erişen etkili alman düşünürü&quot; demekte. Öyle ki,
etkilediği isimlere bir bakın hele : Friedrich Nietzsche, Richard Wagner,
Ludwig Wittgenstein, Erwin Schrödinger, Albert Einstein, Sigmund Freud, Otto
Rank, Carl Jung, Joseph Campbell, Leo Tolstoy, Thomas Mann, ve Jorge Luis Borges.
Bunlara ek olarak Schopenhaurer&#39;in insanları hiç sevmediğini de ekleyelim.
Hakkında bilgi almak isterseniz, yazının sonundaki linkleri tıklayabilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Schopenhaurer&#39;in en önemli öğretisi, &lt;b&gt;yaşamımızı
şekillendiren asıl şeyin bitmek tükenmek bilmeyen, hiç tatmin olmayan ve
sürekli tatmin arayan bir varolma iradesi&amp;nbsp;&lt;/b&gt;olduğudur. Pek de farkında olmadığımız
bu iradeye, itki, arzu, isteme, istenç..ve benzeri isimler de takabiliriz. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh16MYx5-XoJormyGPtrOAYhylJaoI_U_I9EiSoGzRghbuTQxoZLu8fSG1yPEF1_kMFXuD6dQeYggchnytN1pRAIA1wn1l0Oa-DloA7kcE0VICpZNS5-YaxXia2_tGMe_Un6RP5XceUAyk/s1600/schopenhauer04.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh16MYx5-XoJormyGPtrOAYhylJaoI_U_I9EiSoGzRghbuTQxoZLu8fSG1yPEF1_kMFXuD6dQeYggchnytN1pRAIA1wn1l0Oa-DloA7kcE0VICpZNS5-YaxXia2_tGMe_Un6RP5XceUAyk/s1600/schopenhauer04.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Bakın DMY Felsefe sitesi onu nasıl tanıtıyor: &quot; Schopenhauer
felsefesi genel olarak yaşamın anlamlılığının sorgulanmasıdır. Schopenhauer,
kurumsal otoritenin çıkarlar için kullanılmasına karşıdır. Hristiyan ahlakını,
kilisenin çıkarlarını koruyan tutumu reddeder. Hayatın bir amacının olduğu ve
bu amaç doğrultusunda geliştiği fikrini saçma bulur. Kant’ın görünenin
ötesindeki, ne olduğu bilinemeyecek dünyasının, aslında bilinebileceğini
savunur. &lt;b&gt;Ona göre dünya bireyin tasarımından ibarettir, ve istençle şekillenir.&lt;/b&gt;
Tasarım olarak dünya, yeter sebep ilkesine bağlıdır. Bu dünya uzam, zaman ve
nedensellik bağı içerisinde, zorunluluğa tabidir. Bir şey ancak başka bir şeyle
olan ilişkisi nedeniyle anlamlı gelir. Tasarım olarak dünya bir yanılsamadır.
Onun arkasında, mutlak, değişmez, sonsuz ve sınırsız isteme (istenç) yatar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;İnsanların bütün yaşamları istemeyle, bu nedenle yaşanan
mücadelelerle, çatışmalarla, doyumsuzluklarla ve düş kırıklıklarıyla doludur.
Bizi biz yapan şey olan kör istememiz, bütün acıların kaynağıdır. İsteme, bazen
istediğimiz şeyin bu olduğuna gerçekten bizi inandırarak, bazen de yeni arzular
doğurarak sonunda kötü eylemlerde bulunmamıza neden olur. İstemenin sonu gelmez
açlığına yenilen, haz ve tutkularının kölesi olan, ulaştığı noktayla yetinmeyip
hep daha fazlasını isteyen, sonunda ıstıraba ve can sıkıntısına düşen insanın,
yaşadığı dünyayı iyi diye nitelendirmesi mümkün değildir. Schopenhauer’a göre,
mevcut dünya bir nimet değil, kuruntulardan oluşmuş yanılgıdır.&quot;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Schopenhauer çağdaşı entellektüellere şöyle hakaret eder:
&quot;&lt;i&gt;Avrupa’nın bilgili adamlarına ve filozoflarına: Sizin için Fichte gibi
çenesi düşük birisi bütün zamanların en büyük düşünürü Kant’ın eşitidir ve
Hegel gibi işe yaramaz, arsız bir şarlatan derin düşünür olarak
değerlendirilir. Bu yüzden sizin için yazmıyorum&lt;/i&gt;.&quot; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Artık Schopenhauer ile tanışmış olduğumuza göre, konumuza
dönebiliriz. Önce, bilinç konusunda Schopenhauer&#39;in ne dediğine bakalım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Roman Oda yayınları tarafından bölük pörçük yayınlanan
kitaplarının birinde, &quot;Ölüm ve içsel doğamızın yok edilemezliği ile olan
ilişkisi&quot; adlı küçük kitabında bu sorunun yanıtını buluyoruz: Bu kitapta
Schopehaurer, önce uzun uzun doğanın (tabiatın) bireyi değil, türü korumaya
odaklandığını anlatır. Şöyle der: &quot;&lt;i&gt;…biz tabiatı, bireyin yanılsamasından
muaf olduğu için türün muhafazasına özen gösterdiği kadar, bireyin yok oluşuna
karşı da son derece kayıtsız olarak buluruz.Onun için ikincisi sadece bir araç,
birincisi ise bir amaçtır.Dolayısıyla da onun bireylerin donanımına karşı
gösterdiği cimrilik ile, tür tehlike altına girdiği zaman sergilediği bolluk
arasında hayli çarpıcı bir tezat görürüz. Tek bir bireyden örneğin ağaçlardan,
balıktan, yengeçten, beyaz karıncadan ve daha pek çoklarından yılda yüz bin
veya daha fazla tohum elde edilir. Öte yandan, cimriliği söz konusu olduğunda
her birine sadece sürekli bir çaba göstererek hayatını sürdürmesini mümkün
kılacak kadar organ ve güç verilir. Bu yüzden de şayet bir hayvan yaralanır
veya zayıf düşerse, kural olarak açlıktan ölmek zorundadır.&lt;/i&gt;&quot; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Bedensel varoluşu bu şekilde tanımladıktan sonra zihin ve
bilinç konusunda söylediklerine göz atalım :&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&quot;&lt;i&gt;Bizim tözümüzü - idea&#39;mızı oluşturan
istem, basit bir tabiata sahiptir: Hiçbir şey bilmez, sadece ister. …tıpkı
istemin bilmemesi gibi, zihin ya da bilgi öznesi de hem de hiçbir arzu
etmeksizin sadece ve yalnızca bilir. Serebral sinir sisteminin bir işlevidir
zihin…organizmanın bedensel hayatına bağlıdır, fakat bu organizmanın kendisi de
isteme bağlıdır. Dolayısıyla organik bedene bir anlamda istem ile zeka
arasındaki bağlantı olarak bakılabilir. Doğrusunu söylemek gerekirse, her ne
kadar beden gerçekte kendisini, zihnin algısında mekan yönünden ortaya koyan
istemden ibaret olsa da, doğum ve ölüm, istemin bilincinin sürekli olarak
yenilenmesi ve yeniden yaşama dönmesidir. Bu istem, kendi başına sonsuz ve
başlangıçsızdır. O sadece, deyim yerindeyse, var oluşun özüdür. &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Bilinç ise, bilme öznesinin veya beynin yaşamıdır ve ölümle
birlikte sona erer. Bundan dolayıdır ki, bilinç sonlu, daima yenidir ve her
başlangıçla birlikte o da yeni baştan başlar. Kalıcı olan sadece istemdir.&lt;/i&gt;&quot;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Ben naçizane, kalıcı olanın sadece istem olduğu konusunda
Schopenhaurer&#39;in haklı olduğunu düşünmekle beraber, birikmiş karmanın yola devam ettiğini düşünüyorum. &lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;(&lt;/span&gt;Schopenhauer Budizm&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&#39;e &lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;yakın durur)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;. Bununla birlikte, bu var olma- yok
olma düzeninin (Budistlerin deyişiyle Samsara döngüsünün), rastgele var
oluşlara izin vermeyeceğini &amp;nbsp;düşünüyorum. Dolayısıyla yaşamın anlamsız &lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;olduğunu düşünmüyorum&lt;/span&gt;. Sonuçta karmik birikimin halledilmesi gibi devasa bir işimiz var.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Elimizdeki bu &quot;geçici bilinç&quot; ile, &quot;kalıcı gerçekliği&quot;
nasıl algılayabileceğimiz önemli bir sorun. Fakat ben bu konuyu değil, bilincin
sanat ile olan ilişkisini ele almak istiyorum. &amp;nbsp;&amp;nbsp;Şimdi, Schopenhauer&#39;in
sanatı nasıl tanımladığına göz atalım:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&quot;&lt;i&gt;Istıraptan kurtulma, istemenin
susturulmasıyla sağlanabilir. &lt;b&gt;Sanat, istemenin uygun bir ifadesidir. Tasarımdan
bağımsızdır. İdea&#39;ların bilgisini verir. Sanat, genele ait bilgidir. Evrenin
doğasına dair kavrayışın aracıdır&lt;/b&gt;. Bencillik, kötülük ve kin gibi duyguların
aksine, güzellik ve yüce duygusunu getirir. Bizi sürekli acıya götüren
hazlardan uzaklaşıp, estetik hazza, daha açık bir ifadeyle sanatlardaki güzele
ve daha da önemlisi yüce olana ulaşmak gerekir. İstemenin askıya alınması ile
gerçeği görebiliriz.&lt;/i&gt;&quot;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Ah işte… Önemli bir argüman. &quot;Sanat istemenin
uygun bir ifadesidir, evrenin doğasına dair kavrayışın aracıdır.&quot;. Benim
şimdiye kadar çok itibar ettiğim &quot;Sanat, evrendeki uyumu kavrama
çabasıdır&quot; tanımlamasından biraz farklı, fakat onu kapsıyor ve tamamlıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Mükemmel… Artık ne aradığımızı ve nasıl arayacağımızı
biliyoruz. Fakat bir sorunumuz var: &quot;Zihnimizin ve algımızın kısıtları&quot;. Bu
konuyu nasıl ele almalıyız? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Yazının başlangıcında, kısaca bahsettiğimiz ünlü italyan
heykeltraş Giacometti&#39;nin çiizdiği portreler için neler dediğini duydunuz mu?
Gelin birlikte okuyalım:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;table cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tr-caption-container&quot; style=&quot;float: left; margin-right: 1em; text-align: left;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg6IfHizdEK01YDHnYOdu7qFP5xk8wA2X2qwm2t85_NQ7UPXB49v_eh1gXhKc8M96nj6nF1S35N89fme0b187fxsBhWMK9TFWzDnXGp8JXz5GMDloTs4LzJrw2MPGureEou3UDk0DrTD0s/s1600/Giacometti_copy_by_shadowjynx.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg6IfHizdEK01YDHnYOdu7qFP5xk8wA2X2qwm2t85_NQ7UPXB49v_eh1gXhKc8M96nj6nF1S35N89fme0b187fxsBhWMK9TFWzDnXGp8JXz5GMDloTs4LzJrw2MPGureEou3UDk0DrTD0s/s1600/Giacometti_copy_by_shadowjynx.jpg&quot; width=&quot;133&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;tr-caption&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;Giacometti - Otoportre&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;“&lt;i&gt;Size tam karşıdan bakarsam profilinizi unuturum.
Profilinize bakacak olursam, yüzünüzü unuturum. Her şey süreksizlik kazanıyor.
Olgu orada, karşımda. Bütünü yakalamayı hiçbir zaman, hiçbir biçimde
başaramıyorum. Çok katman var! İnsan varlığı karmaşıklaşıyor. Ve bu aşamada
ben, onu yakalayamıyor, kavrayamıyorum. İlk günden bu yana, gizem perdesi
giderek kalınlaşıyor.&lt;/i&gt;”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Oysa bu gizem perdesini Bergson hafifçe aralamıştır. G&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;background: white; font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;özümüzü kırpmadan, bir cisme
sürekli bakarken bile, değişimi gözden kaçırmaya eğilimli olduğumuzu şöyle
anlatır: &quot;&lt;i&gt;Örneğin, en kalıcı bir iç durum olan, durağan bir nesnenin
gözümüzle algılanmasını ele alalım. Bu nesne sürekli olarak aynı kalabilir; Ona
aynı yandan, aynı açıdan ve aynı ışıkta bakabilirim. ama yine de o nesneyi
şimdiki görüşüm biraz önceki görüşümden farklıdır çünkü hiç olmazsa bir görüşüm
diğerinden biraz daha eskidir. Belleğim vardır ve geçmişten şimdiye bir şey
aktarır. Zihinsel durumum zaman yolu üzerinde ilerlerken biriktirdiği
süreklilikle durmadan büyümektedir. Eğer dış nesneleri algılamamız böyle ise,
iç durumlarımızın, yani isteklerimizin, heyecanlarımızın vb. açıklaması olarak
bu daha da doğrudur.&lt;/i&gt;&amp;nbsp;&quot;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;table cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tr-caption-container&quot; style=&quot;float: right; text-align: right;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgOewqhleFZ9pA_oYc9eYui7MlgPQKWOOsgoskAqlSjJKetx-6-F9sYCe21oigNSGmYBIjLq0sLzAhFx8PRPBbmITnqQUdd6wfSI_4x9l2x6gOqgif7MgsXvUOiwzSUfjFMMgStm3G_eFM/s1600/bendedigimkoskocamanbiroyuk_by_benbirbaskasi.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgOewqhleFZ9pA_oYc9eYui7MlgPQKWOOsgoskAqlSjJKetx-6-F9sYCe21oigNSGmYBIjLq0sLzAhFx8PRPBbmITnqQUdd6wfSI_4x9l2x6gOqgif7MgsXvUOiwzSUfjFMMgStm3G_eFM/s1600/bendedigimkoskocamanbiroyuk_by_benbirbaskasi.jpg&quot; width=&quot;159&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;tr-caption&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;Eşref Yıldırım - Otoportre&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;background: white; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;background: white; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&quot;An&quot;ların bellek tarafından birbirine bu şekilde
bağlanması ile sürekli oluşum sürecinde olan bir &quot;bilen&quot; zihne,
bilince, ne kadar güvenebiliriz? Üstelik, bildiğimiz dünyanın sadece kendi tasarımımız olduğunu kabul edeceksek?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Sağımızda, bir diğer sanatçının, Eşref Yıldırım&#39;ın (kendi
adlandırmasıyla -benbirbaşkası-) &quot;otoportre&quot;si var. Sanırım
bu soru daha iyi yanıtlanamazdı. Sürekli değişmekte ve yeniden oluşmakta
olduğumuz bir anı dondurabilsek, kendimizi böyle görmemiz gerekirdi. Gerçek resim bu. Aynada gördüğümüz ise, tasarımımız olmalı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;Aşağıda, Yıldırım&#39;ın &quot;Gergin aile&quot; isimli bir resmi var. Ben çok sevdim, umarım siz de beğenirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;table align=&quot;center&quot; cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tr-caption-container&quot; style=&quot;margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiTiqLE_oL_VR5X9w0Si7mhghQFZDam3oAa42hR-u0zppFgtHQpYUpkKh0o7O-6OZGFKl_u_4KUNVyA1zcxNkTh_XWUUvaNgZI3JFpc2AIlcc3EQPJDMWFK6Vt8Xv4-eN6fU00t2xYKNI4/s1600/gerginaile_by_benbirbaskasi.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: auto; margin-right: auto;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;248&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiTiqLE_oL_VR5X9w0Si7mhghQFZDam3oAa42hR-u0zppFgtHQpYUpkKh0o7O-6OZGFKl_u_4KUNVyA1zcxNkTh_XWUUvaNgZI3JFpc2AIlcc3EQPJDMWFK6Vt8Xv4-eN6fU00t2xYKNI4/s1600/gerginaile_by_benbirbaskasi.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;tr-caption&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;benbirbaşkası - Gergin Aile&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;b&gt;Not: Giacometti&#39;nin heykel ve resimlerini görmek isterseniz,
26 Nisan 2015&#39;e kadar Pera müzesinde görebilirsiniz. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;o:p&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;o:p&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;http://www.dmy.info/schopenhauer-felsefesi-hayati/&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;o:p&gt;&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;arial&amp;quot; , &amp;quot;helvetica&amp;quot; , sans-serif;&quot;&gt;http://benbirbaskasi.deviantart.com/art/insan-kendi-melegini-gorur-51671759&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/5524888367069236686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2015/02/istenc-bilinc-ve-sanat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/5524888367069236686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/5524888367069236686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2015/02/istenc-bilinc-ve-sanat.html' title='İstenç, bilinç ve sanat'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgSMGMt2BdEyo7NN3h9JtoJA0mox6YbY2IlCJrXxHq3VX6tyho9pJVSG4Na301hbiD5ZmH6F5Fa1AgvjIGK2Y8ECfxHfdrZMOZHZRJ7HpUxb4jk_XuHO59K8Q9LSo_2_j0kFM8zoCfCSo8/s72-c/sartre2.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-1159359886525342040</id><published>2014-12-31T18:19:00.001+02:00</published><updated>2015-02-06T11:51:27.754+02:00</updated><title type='text'>Yeniçeri Noel Baba’ya karşı!</title><content type='html'>Bolu&#39;da yılbaşı kutlamalarını protesto eden BBP&#39;liler, &#39;Yeniçeri&#39;ye &#39;Noel Baba&#39;yı kovalattı. 31 Aralık 2014&#39;de oldu bu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiN25LUpP-i3s8gictd-GqN3UYne51ysCY2Ici3EIEvCctex2OAvnxUyQ3jr-M1p7eU_4lmx_akm4pZW3r4P706qqAEcM6VmlRepLqkW6oa9cPf42VJ-ajE_6jST2k0y5Z_FwFmbxNrHpc/s1600/yeniceri-noel-baba-671.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiN25LUpP-i3s8gictd-GqN3UYne51ysCY2Ici3EIEvCctex2OAvnxUyQ3jr-M1p7eU_4lmx_akm4pZW3r4P706qqAEcM6VmlRepLqkW6oa9cPf42VJ-ajE_6jST2k0y5Z_FwFmbxNrHpc/s1600/yeniceri-noel-baba-671.jpg&quot; height=&quot;177&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: left;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/1159359886525342040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2014/12/yeniceri-noel-babaya-kars.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/1159359886525342040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/1159359886525342040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2014/12/yeniceri-noel-babaya-kars.html' title='Yeniçeri Noel Baba’ya karşı!'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiN25LUpP-i3s8gictd-GqN3UYne51ysCY2Ici3EIEvCctex2OAvnxUyQ3jr-M1p7eU_4lmx_akm4pZW3r4P706qqAEcM6VmlRepLqkW6oa9cPf42VJ-ajE_6jST2k0y5Z_FwFmbxNrHpc/s72-c/yeniceri-noel-baba-671.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-5636511204055495862</id><published>2014-12-25T11:52:00.004+02:00</published><updated>2014-12-25T13:41:53.343+02:00</updated><title type='text'>İade-i itibar mı, itibarı iade mi?</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEivm2KhZHtGQw3oVnULydiPetcY53Pr4lTs32rfBBN7coS5ERmDg_WY8l8n2JBPO2DStPydTbu5RNQEAvUJRWqgAjsXNuAxCVYmAXkYD6rR8BxU-AmC8hOr8IMHOMvGILIIOu9srLA92Sk/s1600/aglayan_bragolin.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEivm2KhZHtGQw3oVnULydiPetcY53Pr4lTs32rfBBN7coS5ERmDg_WY8l8n2JBPO2DStPydTbu5RNQEAvUJRWqgAjsXNuAxCVYmAXkYD6rR8BxU-AmC8hOr8IMHOMvGILIIOu9srLA92Sk/s1600/aglayan_bragolin.jpg&quot; height=&quot;200&quot; width=&quot;156&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
Dün (24 Aralık 2014) ofisimde çalışırken, reis-i cumhur&#39;umuzun, &quot;&lt;i&gt;Kullandığımız Türkçe&#39;nin felsefe ve bilim için yeterli olmadığını, aslında tam olarak yeterli olan Osmanlıca&#39;nın, halkımızın içine işlemiş bu güzel lisanın, bir gün içinde ortadan kaldırıldığını, bunun sonucunda da, yabancı dillerden alınan kelimeler (özellikle İngilizce) kullanmadan bir konunun anlatılamadığını...vb.&lt;/i&gt;&quot; &amp;nbsp;söylediğini işittim. Ne kadar memnun oldum anlatamam. Hislerimi ifade etsin diye yandaki resmi yazıya ekliyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben de millet neden felsefe okumuyor, sevmiyor diye merak ediyordum. Demek dilini anlamıyormuş. Artık dil bilimciler çalışıp, dev Osmanlıca felsefe külliyatını hayata döndürür herhalde. Bildiğiniz gibi, felsefe müslümanlar tarafından keşfedilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlaveten, devlet büyüklerimizin bilim ve felsefe ile bu kadar yakından ilgili olduğunun da farkında değildim. Bunu anlamak beni çok rahatlattı. &quot;Blog&#39;u kapatayım bari, okuyan eden yok&quot; diye düşünürken, birden &quot;&lt;i&gt;devletin yüce katlarında oturan bilge kişilerin eksikliğimi hissedeceği&lt;/i&gt;&quot; gibi bir hisse kapıldım. &quot;Biraz daha devam edeyim, fakat bu sefer dilimi düzelteyim&quot; diye düşünüyorum. Ben bilseydim, yanlış lisan ile başlar mıydım?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle bu gün sizlere, yine Bergson&#39;u anlatan bir kitaptan bahsedeceğim. Malum, Henri Bergson denen zat-ı muhteremi (her ne kadar gavur olsa da) ben pek beğenirim. Ve, Osmanlıca ya da eski dil kullanmakta benim için beis yok. Rahmetli babamın dili pek ağdalı idi, bize de biraz geçti. Ayrıca oldum olası &quot;malümat arayan için dil teferruattır&quot; diye düşünürdüm. Böyle olunca da, nicedir, Konya&#39;da bulunan Çizgi Kitabevi&#39;nin felsefe yayınları nazar-ı dikkatimi celbetmiş idi. Hatta bir kaçını dahi edinmiş idim. Yani aslında, kıraat etmek isteyenler için, Osmanlıca felsefe kitapları (latin alfabesi ile olsa da) var. Bakınız aşağıdaki sibak: &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;http://www.kitapyurdu.com/yayinevi/default.asp?id=38&amp;amp;list=1&amp;amp;yid=Felsefe&amp;amp;session=9F19B8AE-906B-4270-A41B-FEC6DB9BBD82&amp;amp;LogID=&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;Çizgi felsefe yayınları&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her ne ise... Dönelim kitabımıza. Rıza Tevfik&#39;in (Bölükbaşı), bu önemli Darül Fünun hocasının, Çizgi Kitabevi yayınlarından çıkan &amp;nbsp;&quot;Bergson Hakkında&quot; isimli bir kitabı var. (Rıza Tevfik kim diyenler, bu renkli kişiliğin hayatını kısaca okumalı.Kitabın girişinde kısaca bahis ediliyor.) Ben zamanında Bergson&#39;a kaptırmış giderken bu kitabı da edinmiş idim. Kitabın ilk kısmı, orijinal Osmanlıca metni, ikinci kısmı ise günümüzün diline çevrilmiş metni içeriyor. Erdoğan Erbay ve Ali Utku hocalarımız çevirmişler. Ellerine sağlık. Bu çalışma bence Bergson&#39;un felsefesini merak eden herkesi ilgilendiren önemli bir çalışma. Çünkü, Rıza Tevfik bu eserinde, Bergson&#39;un fikriyatı ile sufi dünya görüşü arasındaki benzerliğe dikkat çeker ki, (tüm samimiyetim ile söylüyorum) bu bence nazar-ı dikkate alınması ememmiyet arzeden çok önemli bir husustur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Artık daha fazla uzatmadan, bir paragrafı buraya alıntılayarak, sizi bu kitapla ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı) ile baş başa bırakmak istiyorum. Gerisi size kalmış. Artık kitabı alır mısınız, alırsanız Osmanlıca ilk bölümünü mü, yeni dildeki ikinci bölümünü mü tercih edersiniz, kendi &amp;nbsp;bileceğiniz iş. Zaten ben felsefeyi anca açık öğretim üniversitesinde okuyabilen, üstelik daha ikinci sınıfta olan bir öğrenci olarak, bir çok hata da &amp;nbsp;yapabilir, sizi yanıltabilirim. En iyisi, sözü üstad&#39;a bırakmak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&quot;Ef&#39;âl-i beşerriyede irâdet tahakkuk ederse, ef&#39;âl-i iradetiyyenin, âlem-i hâricîde hükümfermâ olan zarûret-i mihânikiyye&#39;den (nécéssité mécanique) isti&#39;âre olarak vukû&#39;u sâbit olmuş demektir. O halde hârekâtımız mu&#39;allil bi&#39;lâ&#39;râz (cause par les accidents) olmamak lâzım gelir. Öyle olunca, bütün efâlimizin masdar&#39;ı ve menşei ve illet-i ûlâsı, gayr-ı mâddî olmak gerektir, çünkü madde âtıldır (inerte) ve o hassasiyetiyle zarûrat-ı mihânikiyyeye ve esbâb-ı tabî&#39;iyeyye teba&#39;iyyetten kurtulamaz. Demek ki, o illet-i ûlâ, tamâmen müstakil ve muhtâr, yani muhtelif vesâit-i icrâdan (moyens d&#39;execution) lâ-ale&#39;t-ta&#39;yîn herhangi birini tercih ve ihtiyâr edebilir bir fâ&#39;il (agent) &amp;nbsp;olmalıdır. Bizim eski filozofların mükemmel ta&#39;bîrince, bir &amp;nbsp;&quot;fâ&#39;il-i muhtâr &quot; (agent libre) olmalıdır. &amp;nbsp;Binâenaleyh: &amp;nbsp;Âkil (intelligent) olmak gerektir. Çünkü intihâb-ı kâbiliyyeti, akl ile tahakkuk edebilir. Görüyorsunuz ki, bütün bu evsâf ve kâbiliyyât, rûh (l&#39;ame) dediğimiz ve hadd-i zâtında gayr-ı mâddî olduğuna mu&#39;tekid bulunduğumuz bir &quot;şahsiyet-i ma&#39;neviyye&quot; nin evsâf-ıasliyye ve kâbiliyyât-ı zâtiyyesidir.&quot;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Umarım bu kısa girizgah, bilime ve felsefeye pek meraklı yöneticilerimizin dikkatini çeker ve Bergson okumalarına vesile olur. Bir de tabi, blog&#39;uma ilgi patlaması yaratmasını bekliyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Derken....&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hadi buyur... Gene ters köşeye yattım: &lt;a href=&quot;http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/172168/iki_yil_once_Erdogan__Turkce_ile_felsefe_yapilmaz_diyen_irkcidir.html&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;Türkçe yeterli mi yetersiz mi?&lt;/a&gt;&lt;span id=&quot;goog_966204765&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;span id=&quot;goog_966204766&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;https://www.blogger.com/&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/5636511204055495862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2014/12/nihayetinde-itibar-iade.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/5636511204055495862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/5636511204055495862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2014/12/nihayetinde-itibar-iade.html' title='İade-i itibar mı, itibarı iade mi?'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEivm2KhZHtGQw3oVnULydiPetcY53Pr4lTs32rfBBN7coS5ERmDg_WY8l8n2JBPO2DStPydTbu5RNQEAvUJRWqgAjsXNuAxCVYmAXkYD6rR8BxU-AmC8hOr8IMHOMvGILIIOu9srLA92Sk/s72-c/aglayan_bragolin.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-262633970950479179</id><published>2014-11-19T20:25:00.003+02:00</published><updated>2015-02-06T11:50:47.180+02:00</updated><title type='text'>Sanal gerçeklik olarak fiziki dünya</title><content type='html'>&lt;br /&gt;
Çok ilginç bulduğum bir kitabın ilk bölümünü, oturup sizin için çevirdim. Metni aşağıda veriyorum. Tahmin edebileceğiniz gibi, ileride astroloji ve burada anlatılan teoriler arasında bağlantılar kurmaya çalışacağım. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Quantum Realism Chapter 1. The physical world as a virtual reality1&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Brian Whitworth, Massey University, New Zealand (*)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj8yTE19wmxOoLm2hMlqnW98uzjknYdYLMYsXRILO86GkzeWQC-3S5Xo-Cb3RXwm320xELLDEvgzLAu3SBgazdxiGVDtJP-BIrHd649M7CxI5IDykM_z29e7GUZTZza8OqLlxdWxBN8A-c/s1600/Brian_whitworth.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj8yTE19wmxOoLm2hMlqnW98uzjknYdYLMYsXRILO86GkzeWQC-3S5Xo-Cb3RXwm320xELLDEvgzLAu3SBgazdxiGVDtJP-BIrHd649M7CxI5IDykM_z29e7GUZTZza8OqLlxdWxBN8A-c/s1600/Brian_whitworth.jpg&quot; height=&quot;177&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
Modern fizikte tuhaf teoriler alışılmadık şeyler değildir. Örneğin Everett, 1957 yılında &quot;&lt;i&gt;her kuantum olayı gerçekliği böler, aslında her olası seçenek gerçekleşir, fakat paralel dünyalarda&lt;/i&gt;.&quot;der. 1998 yılında Guth genişleme modelinde, evrenimizin bir çok kabarcık (bubble) evrenden sadece biri olduğunu ileri sürer. Maddeyi (evreni) oluşturan en temel, bölünemeyecek kadar küçük bileşenlerin nokta gibi parçacıklardan değil, titreşen minyatür keman tellerine benzeyen sonsuz küçük (infinitesimal) döngülerden oluştuğunu anlatan sicim (tel) kuramı, bildiğimiz dört boyuta (x,y,z ve zaman) ek olarak 6 boyut daha ekler. M-teorisinde, evrenimiz beşinci boyutta, göremediğimiz bir bran (brane : verilen boyutlar üzerinden genişletilmiş nesne) üzerinde yüzmektedir. (Gribbin - 2007). Bazı fizikçiler de, evrenimizi sonsuz bir döngüde çarpışan ve geri çekilen iki evrenden biri olduğunu öner sürer. (J. Khoury, 2001). Fiziksel dünyayı bildiğimiz- gördüğümüz gibi ele alan fiziğin olduğu günler geride kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu teorilerin yanı sıra, fiziğin kanıtlanmış bulguları da yeterince tuhaftır doğrusu: Güneş, çevresinden dolaşan ışığı büker (aslında uzay zamanı büker) , dünyanın yer çekimi zamanı yavaşlatır, hassas (atomik) saatler, uzun binaların tepelerinde (özellikle uydular için önemlidir-ug), zemin seviyesinde olduklarından daha hızlı çalışırlar. Hareket de zamanı yavaşlatır; Bir uçaktaki (atomik) saat, yerdekinden daha yavaş ilerler (Hafele &amp;amp; Keating, 1972), hareket eden nesneler hızlandıkça ağırlaşırlar. Bununla birlikte, uzay, zaman, kütle değişkendir fakat, ışık hızı tuhaf bir şekilde sabittir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Relativite size tuhaf geliyorsa, kuantum teorisi daha da tuhaf şeyler anlatır: Young&#39;un deneyinde, bir elektron, önündeki iki yarıktan da geçtikten sonra birleşir. Dolaşık fotonlar, ışık hızı limitine aldırmaz, boşluk basınç yaratır ve gamma radyasyonu tamamen rastlantısaldır. (Neden-sonuç bağlantısı kurulamaz.) Einstein gibi yeni fikirlere açık olan bir fizikçi bile, kuantum teorisini anlamsız bulduğu halde, geçen zamanda elde edilen bulgular, bu teorinin sağlamlığını kanıtlamıştır. &quot;&lt;i&gt;Beğenelim ya da beğenmeyelim, kuantum teorisinin tuhaf bulguları gerçektir. (Tegmark &amp;amp; Wheeler, 2001)&lt;/i&gt;&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Quantum mekaniği ve relativite teorisi, modern fiziğin iki mücevheridir. Çünkü çalışırlar ve yanlış oldukları kanıtlanamamıştır. Aslında hikaye 1860&#39;larda Maxwell&#39;in dalga denklemleri ile başlar. Bunu 1900&#39;de Planck sabiti takip eder. Einstein&#39;in özel göreliliği 1905&#39;de, genel görelilik (relativite) 1915 yılında gündeme gelir. Schrödinger&#39;in dalga denklemi 1925 yılındadır. Bu teorilerin işaret ettikleri konular öylesine şaşırtıcıdır ki, başlangıçta ciddi şüphe ile karşılanırlar. Bununa birlikte bütün sınamalardan, testlerden başarı ile geçerler. Fermi, nötrinonun varlığını, 1953 yılında, bulunmasından 20 yıl önce, 1933 yılında öngörür. Dirac&#39;ın anti madde fikri, çok sonraları kanıtlanabilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ne var ki, bir aşamadan sonra fizikçiler, tarihte ilk defa, bulgularının gerçek hayatta ne işe yarayacağına çok aldırmadan ilerlediler. Gerçi, o zamanlarda kullanım alanı bulamayacak bir çok teori, bu gün cep telefonlarından uzay araştırmalarına kadar bir çok konuda kullanılmaktadır. Bununla birlikte, teorik fizik çalışmaları, anlam ya da matematik arasında seçimini, matematikten yana yapmıştır. Bu çalışmaların fizik dünya için anlamlı olup olmadığına bakmaksızın, matematik kanıtlamalarla yürüyen bir bilime dönüştüğü içindir ki quantum fiziği bu gün liselerde okutulamaz. Üstelik iş öyle bir noktaya gelmiştir ki, sanal parçacıklar, hiçlikten, boş uzaydan ya da görünmez alanlardan aniden doğar &amp;nbsp;ve denklemlerdeki yerlerini alırlar. Artık &quot;&lt;i&gt;Çeneni kapa ve hesapla&lt;/i&gt;&quot; ilkesi yürürlüktedir. Bununla birlikte, temel fizikte, son 30 yıldır önemli bir ilerleme olmaması ciddi olarak sorgulanır hale gelir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Makro kosmosu mükemmelen açıklayan genel relativite teorisi ile, mikro kosmosum alfabesi olan kuantum teorisi birbiri ile uyuşmamakta, her biri kendi kümesindeki olayları açıklayabilmektedir. Bu gerçek bir sorundur. Nikoli, 2008 yılında &quot;&lt;i&gt;Kuantum teorisindeki dert şudur ki, bu teori hiç bir zaman nesnel gerçekliğin ne olduğuna ilişkin açık ve net cevap vermez&lt;/i&gt;.&quot; diye yazar. Bu çok yaygın bir düşüncenin ifadesidir. Buradan da asıl soruya geliriz: &quot;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Gerçeklik nedir?&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;İdealizm - Realizm&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İçinde yaşadığımız dünyanın bir sanal gerçeklik ortamı olup olmadığı, fizikten çok, kurgu bilimin konusudur. Bununla birlikte, tüm eski kültürlerde bu mit&#39;e göndermeler yer alır. Budizm&#39;de, evrensel akıl, denizin üzerindeki köpükler gibi dünyalar yaratır. Hinduizm&#39;de, dünya tanrıların oynarken yarattığı bir illüzyon (Maya)dır. Batıda Platon, dünyayı ideler dünyasından yansıyan ışığın yarattığı bir gölge oyunu olarak tasvir eder. Gnostisizm&#39;de ise, dünya, Demiurge (Demiurgos) adı verilen bir yaratık tarafından yaratılan bir hayaldir. Demiurgos bile &quot;gerçek&quot; gerçekliği bilmez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjbtK3XIc5PxZ6IdkbLZzQtLtcA9_qwUpJvyV2tzoSOU3o_iIRX15vRPkbG4pXQFGk0MFAUVbQI89CuPnHXDKsgXJ7vO3jzYdTHqEtCL3CZAqlaQjFRPAQJ9cN-Cew2AmEetlNZgZvJtIk/s1600/black_01.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjbtK3XIc5PxZ6IdkbLZzQtLtcA9_qwUpJvyV2tzoSOU3o_iIRX15vRPkbG4pXQFGk0MFAUVbQI89CuPnHXDKsgXJ7vO3jzYdTHqEtCL3CZAqlaQjFRPAQJ9cN-Cew2AmEetlNZgZvJtIk/s1600/black_01.jpg&quot; height=&quot;320&quot; width=&quot;225&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Pisagor, dünyanın asli unsurunun madde değil, sayılar olduğunu söyler. Platon, tanrının geometrik düzen kurduğunu düşünür. Gauss&#39;un tannrısı hesaplar. (Bkz. yandaki figür &amp;nbsp;- Blake&#39;in evreni ölçen eski varlığı.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son iki bin yıldır (hatta fazla süreden beri), insanlar gerçekliğin gördüğümüz gibi mi (Aristo&#39;nun gerçekliği) yoksa bir yansıma mı (Plato&#39;nun idealizmi) olduğu konusunu tartışmakta. Manrıksal olarak, bunlardan birinin yanlış olması beklenir. Günümüzde ortodoks din ve ortodoks bilim bu tartışmanın uçlarını temsil ediyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaman içinde bilim, dine kafa tutabilecek kadar güçlendiğinde, Descartes dualism - ikicilik ile bir arayol önerdi. Madem &quot;&lt;i&gt;Düşünüyorum, öyleyse varım&lt;/i&gt;&quot; diyebilen, bedenden bağımsız bir zihin vardı.. Her biri kendi dünyasında (din ve bilim) yaşayabilirdi. Fakat bu kabul, bilim adamlarını, &quot;sadece fiziksel gerçekliğe inanan ateistler&quot;, &quot;görünenin ötesinde de şeyler olduğunu kabul eden teistler&quot; ve &quot;bilemeyiz diyen agnostikler&quot; olarak üç gruba böldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde dualizm gittikçe artan bir oranda mantıksız bir kludge (bir amaca yönelik olarak fakat kötü bileşenlerle yapılmış çakma yapı, gecekondu) olarak algılanmakta.İki ayrı gerçekliğin nasıl olup da bir arada olabileceğine ilişkin gerçek bir açıklama vermediği düşünülmekte. Eğer beden ve zihin, birbirinden tamamen ayrı ise ve aynı zamanda etkileşim içinde ise, bu mekanizma nasıl çalışıyor? Hangisi öncelikli? Beynin yarattığı bir zihin gereksiz görünürken, zihin tarafından yaratılan beyin de pek gerçekçi görünmüyor. Eğer beden ve zihin bir paranın iki yüzü ise, para nerede?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenlerle, dualizm bugün &quot;sadece tek bir gerçeklik vardır&quot; diyen monizm (tekçilik) karşısında zor durumda. Bilim adamları doğal olarak, üzerinde çalışmakta oldukları fiziksel gerçekliğin tek gerçeklik olduğuna inanmakta. Fiziksel monizm ile idealistik dualizmin çatışmasına tanık olmaktayız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Sanal gerçeklik varsayımı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilim ve dinin bu ideolojik savaşı yaşanırken, bir diğer monizm dikkatlerden uzak bir şekilde oluşmaktaydı. Virtualizm - sanalcılık (Raspanti, 2000),fiziksel dünyanın, fiziksel olmayan bir kuantum prosesin çıktısı olduğunu, yani sayısal (digital) bir yapıda olduğunu söylemekteydi. Fiziksel gerçeklikde sadece fiziksel dünya var ise, dualizm&#39;de bunun yanı sıra aynı zamanda bir başka gerçeklik de var ise, kuantum gerçekliğinde &lt;b&gt;sadece diğer gerçeklik var&lt;/b&gt;. Bu da bir monizm aslında. Gerçek olan asıl şey kuantum fiziğinin hayaletimsi dünyası ve gördüğümüz fiziksel dünya da &lt;b&gt;ekranda gördüğümüz bir görüntü.&lt;/b&gt; Bu yaklaşım fiziğin en temel aksiyomunu, &quot;Fiziksel varoluş dışında bir şey yoktur&quot; argümanını reddediyor. Hatta yerine şu argümanı koyuyor:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&quot;Fiziksel evrende nesnel olarak ya da kendiliğinden olan hiç bir şey yoktur.&quot;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu durumda, eğer fiziksel dünya, deneyimlediğimiz fiziksel olaylar olarak tanımlanıyorsa, iki birbirini dışlayan hipotez şu şekilde ifade edilebilir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1- Nesnel gerçeklik varsayımı: Fiziksel dünya bir gerçeklikdir ve var olmak için başka bir şeye ihtiyaç duymaz, kendine yeterlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2- Sanal gerçeklik varsayımı : Fiziksel dünya bir sanal gerçekliktir, talep üzerine bir süreç tarafından yaratılır ve varlığını bu sürece borçludur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Gerçeklik seçenekleri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tarihsel olarak gerçeklik hakkında dört farklı dünya görüşünden bahsedilebilir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1- Fiziki gerçeklik: Sadece gözlenebilen fiziki dünya vardır.&lt;br /&gt;
2- Solifizm : Sadece zihin vardır, gerçek dediğimiz dünya zihin tarafından yaratılır.&lt;br /&gt;
3- Dualizm: Fiziki dünya vardır fakat arkasında, onu gözetim altında tutan bir üst dünya vardır.&lt;br /&gt;
4- Kuantum gerçekliği : Fiziki dünya bir kuantum süreci tarafından inşa edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fiziki gerçeklikte, kendiliğinden var olan fiziki dünya, kendini olduğu gibi gözlemler. Biz dünyayı katı, gerçek, kendiliğinden var olan şeklinde görürüz. Hatta, benlik bilinci, beynin ürettiği bir illuzyondur. Bu yaklaşım insanın özgür iradesi ile çelişmez fakat önemli bir sorunla karşılaşır: Saf bir fizik gerçeklikte, dünyamızda karşılaştığımız öngörülemezliğe - rastlantısallığa (randomness) yer yoktur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiR3RSXPF-IOQF6s0UswdoRaikPW3HlDg4eiebohTLk8LZs1VPZyAm_6M34znscvd13R8doTB17S6pYXhHymX_i1MShboAJI69kd7RVepozktWP5xV5cR4xPhZTJyIpTolGHYxnzEhObgY/s1600/realities.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiR3RSXPF-IOQF6s0UswdoRaikPW3HlDg4eiebohTLk8LZs1VPZyAm_6M34znscvd13R8doTB17S6pYXhHymX_i1MShboAJI69kd7RVepozktWP5xV5cR4xPhZTJyIpTolGHYxnzEhObgY/s1600/realities.jpg&quot; height=&quot;182&quot; width=&quot;400&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Solifizm&#39;de, kendiliğinden var olan gözlemci, aslında olmayan fiziksel bir dünyayı hayal eder. Zihin, kendi gerçekliğini kendi inşa eder demek, dışarıda gerçek bir dünya yoktur anlamına gelmez. Einstein&#39;in dediği gibi, &quot;&lt;i&gt;Kimse bakmıyor olsa bile Ay var olmaya devam eder&lt;/i&gt;&quot;. Ayrıca, &quot;&lt;i&gt;Ben hayal etmeye başyana kadar sen yoktun&lt;/i&gt;&quot; gibi iddialı &amp;nbsp;bir cümle de kurmaz. Yine de esas olan gözlemcinin bakışıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu yaklaşımın çıkmazları vardır: Eğer, kimsenin görmediği bir ormanda, çürüyen ve düşen tek bir ağaç bile yoksa, tarih nasıl oluşmaktadır? İnsan ırkı ortaya çıkmadan önce, milyonlarca yıl süren çağları ve o zamanlarda yaşayan &amp;nbsp;dinozorları nasıl açıklayabiliriz? En azından kendi gerçekliğimi yaratabiliyorsam, düşlediğim bedeni neden yaratamıyorum?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonuçta, bu günlerde solifizm çok ciddiye alınan bir seçenek değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dualizm&#39;de, fiziki dünya gerçekten var olmakla bilikte, bir başka gerçeklik onu gözlemektedir. Dolayısıyla aynı zamanda cennet, cehennem ve ruhani dünya da mevcuttur. Dualizm, yerleşik dinler için uygun bir çözümdür. Bununla birlikte, dinler bilimden kalan boşluğu doldurmaktadır ve bu alan da gittikçe daralmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuantum gerçekliğinde, fiziki dünya kuantum olayları tarafından inşa edilir. Dolayısıyla dışarıda bir gerçek dünya vardır fakat bu sadece bizim gördüğümüz fiziki dünyadan ibaret değildir. &lt;b&gt;Gördüğümüz aslında, altta yatan gerçekliğin bir arayüzüdür.&lt;/b&gt; Gerçekliği temsili bir şekilde yansıtır(mediate). Bir örnek vermek gerekirse, bir insanın mail adresi, o insanı temsili şekilde yansıtır fakat o bir adrestir, insanın kendisi değildir. Dolayısıya, kuantum gerçekliği temsil eden fiziki yapı kendi başına gerçeklik değildir fakat gerçekliği ifade ve işaret eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fiziki gerçeklikte, gözlenen bir olay, onu gözleyen bilinçli bir gözlemciyi de gerektirir. Fakat kuantum gerçekliğinde, gerçek bir gözlemci sanal gerçekliği kendi yaratır. Kimse görmüyor olsa da, kimsenin bakmadığı bir ormanda bir ağaç çürür ve düşerse, düştüğü &quot;yer&quot; onu algılar- gözlemler. Solifizm, tek kişilik bir oyun ise, kuantum gerçekliği, her bir foton, elektron ve quark&#39;ın gözlemci olduğu inanılmaz sayıda gözlemciden-oyuncudan oluşan bir ekiple oynanan bir oyundur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dünyamızda var olan efsanelere (diyelim ki superman - ug) olan yaklaşımları ile bu gerçeklikleri inceleyebiliriz: Fiziki gerçeklik bunları yadsır. Herşey bir neden-sonuç ilişkisi içinde ve mantık çerşçevesinde gerçekleşmelidir. Kuantum gerçekliği bunları yadsımaz fakat savunmaz da. Online oyunlar, oyuncuların kuralları değiştirmesine izin vermezler. Buna benzer şekilde, simule edilen (sanal) bir dünyada, &amp;nbsp;efsane kahramanlarının bunları değiştirmesi &lt;b&gt;neden teşvik edilsin ki?&lt;/b&gt; Sistem, genellikle efsaneler ve efsane kahramanları olmadan çalışacak şekilde kurgulanmıştır. Ayrıca, dünyamız harici girdiler ile ayarlanmakta olsaydı, şimdiye kadar fark ederdik.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;World of Warcraft&quot; gibi bir oyun oldukça gerçek görünür, çünkü oyuncu sola baktığında solunu, sağa baktığında sağını görür. Ne tarafa dönerse dönsün, gerçeklik vardır. &lt;b&gt;Fakat sadece oyuncu baktığında vardır.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kuantum teorisi, kendi gerçekliğimiz için de aynısının geçerli olduğunu söyler. &lt;b&gt;Fiziksel bir olay sadece biz onu gözlemlerken gerçekleşir.&lt;/b&gt; (Aynı oyunda olduğu gibi.) Ve yine aynı oyunda olduğu gibi, bazı yüklü sahneleri ağır çekim izlediğimize benzer şekilde, relativite teorisi, dünyamızda ağır kütlelerin ya da yüksek hızların yakınında zamanın yavaşladığını söyler. Dünyamız bir sanal dünya gibi davranıyorsa, olmadığını nerden bilebiliriz ki?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Bu matrix değil&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Matrix filminde, sanal gerçekliğin içinde yaşayanlar, aynı bizim de içinde yaşadığımız şekilde, aldıkları bilgi doğrultusunda gerçekliği algılarlar. Ancak bir kahraman bir gün fişi çektiğinde, matrix çöker ve aslolan diğer dünyaya düşerler. Önceden içinde yaşadıkları fiziki dünya, başka bir fiziki dünyada olan bilgisayarlar tarafından yaratılmış sanal bir dünyadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sanal gerçeklik, bu fikir, bu yaklaşım değildir. &lt;b&gt;Bizim dünyamız, başka bir fiziki dünyanın yarattığı sanal bir dünya değildir.&lt;/b&gt; Aksine, gördüğümüz dünyayı yaratan fiziksel işlemci, evrenden daha büyük olmalıdır. Churc-Turing tezine göre, sınırlı (sonlu) bir klasik program, belirlenmiş her türlü çıktıyı taklit(simule) edebilir. Fakat teorik olarak, klasik işleme (proses) kuantum işlemeyi taklit edebilirse de, uygulamada, bilgisayarlarda bir kaç yüz atom ile sınırlı bir dünyayı bile taklit etmeye kalktığınızda, evrenindeki tüm atomların sayısından daha büyük bir belleğe ve evrenin yaşından daha fazla zamana ihtiyacınız olduğu ortaya çıkmaktadır.(Lloyd, 2006)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hatta bir kuantum olayını (diyelim ki elektron dalga fonksiyonunun galaksiye yayılması ve tek bir nokta haline gelmesi - çökmesi), bu günkü süper bilgisayarlarımızın kapasitesi dışındadır. Sadece kuantum bilgisayarlar bu güce yaklaşabilir, fakat onlar da bunu aynı fiziksel olmayan kuantum kaynaklarını kullanarak yapabilir.&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
Bir diğer fiziki dünyayı yaratan fiziki dünya, mantıklı olmadığı gibi, mümkün ve gerekli de değildir. Kuantum teorisi, fiziksel olayları yaratan işlemleri tanımlar fakat bildiğimiz donanımlarla bu işlemleri yapmanın mümkün olmadığını da biliyoruz. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir sanal dünya yaratmayı başarmış olalım (bildiğimiz bilimin burada çalışmayacağını bir yana bırakarak), ve örneğin Sims oyunundaki bazı karakterlerin düşünmeye başladıklarını varsayalım. Teorilerini, kendi dünyalarının onlara verdiği bilgi çerçevesinde yapacaklardır. (Aynı bizim gibi). Eğer kendi pixel dünyalarının geçmiş bir zamanda, biçimlendirilebilir bir zaman ve uzay ile başladığını keşfederlerse (bizim gibi) buradan bir sanal dünyada yaşadıklarını anlayabilirler. Bunu sağlayan süreci tam anlayamasalar da, bir takım çıkarsamalarda bulunabilirler . (Bizim şu anda yaptığımız gibi).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aslında bu gün fizik artan ölçüde fiziksel olaylardan çok, kuantum state&#39;leri (durumları) ile ilgilenmekte. Sanal gerçeklik varsayımı doğru ya da yanlış olsun, bilim yine de gelişebilir. Fiziki dünya gerçek olmak yerine, gerçekliğin bir arayüzü olsa da, teorilerimizi hala test edebiliriz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Aynı doğaya sahip şeyler, bir diğeri tarafından gerçek olarak algılanıyorsa&lt;/b&gt;, bir pixel diğer pixel için gerçek ise, dünyamız bir lokal gerçeklik de olabilir. (Kendi içinde gerçek, dışarıdan bakıldığında gerçek değil.) Örneğin, &quot;para oyunu&quot; sanal gerçekliktir, yani bizim için gerçek değildir. Yine de &quot;oyun içinde&quot; kazandığımız paralarla bir şeyler alabiliriz. Benzer şekilde, dünyamız bizim için pek gerçek olsa da, güneş&#39;ten hızla uzaklaşan bir nötrino için tüm gezegenimiz içinden geçip gittiği hayaletimsi bir gölgeden başka bir şey değildir. Biz dünyada olan biteni gördüğümüzü var sayarız, fakat aslında gördüğümüz, baktığımız zaman üretilen bir şey olabilir. İşte, kuantum teorisi tam da bunu anlatır.&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
(*) Brian Whitworth&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;div&gt;
Background:&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Born in Oldham, England but grew up in New Zealand. After seven years at university, joined the NZ Army as an Officer, Psychologist then Computer Analyst. After &quot;retiring&quot;, I designed/wrote Forum, a pre-windows social network used for three years at my university, giving me a PhD on how online groups generate agreement. A US. professor from 1999-2005, I now work at Massey University, Albany, Auckland, New Zealand, as with the Internet the &quot;world is flat&quot;. I research how human and social requirements &quot;drive&quot; computing technology design and evaluation. The vision is that people and computers are more than people or computers.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Experience:&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
A registered industrial psychologist cross-trained in modern IS:&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Academic. 21 primary author refereed journal papers, 8 book sections, 30 conference papers, Associate Chair Graduate Studies, Student Internship Manager, Degree Program Leader, Research Officer.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Computing: Systems Analyst/Programmer, Standards &amp;amp; Technical Documentation Officer, Staff Officer Operational Computing, Internship Manager, Degree Program Leader, Research Officer.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Psychology.Senior Army Psychologist (New Zealand), ran Regular Officer Selection Boards (ROSB) assessment centers, psychological tests, task analysis, interviewing, questionnaire design, leadership training, stress management.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Teaching. 15 years teaching, teacher training, competent with large classes, experience with online learning, including Web-board &amp;amp; Web-CT.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Qualifications:&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
PhD (MSIS); MA (Hons)(Psych); BSc (Maths); BA (Psych); Army Officer Training; Teacher training.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/262633970950479179/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2014/11/sanal-gerceklik-olarak-fiziki-dunya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/262633970950479179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/262633970950479179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2014/11/sanal-gerceklik-olarak-fiziki-dunya.html' title='Sanal gerçeklik olarak fiziki dünya'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj8yTE19wmxOoLm2hMlqnW98uzjknYdYLMYsXRILO86GkzeWQC-3S5Xo-Cb3RXwm320xELLDEvgzLAu3SBgazdxiGVDtJP-BIrHd649M7CxI5IDykM_z29e7GUZTZza8OqLlxdWxBN8A-c/s72-c/Brian_whitworth.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-2373564678755403348</id><published>2014-09-09T14:43:00.006+03:00</published><updated>2020-06-28T20:37:59.759+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Astroloji"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="bellek"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Budhism"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="carlo rovelli"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="değişim felsefesi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="henry bergson"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="herakleitos"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sezgi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="transitler"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Umberto Boccioni"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="zaman"/><title type='text'>Henry Bergson ve değişim felsefesi</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhIQztNTfTVg0ekS5HMbUmNiktbLfHCtSHMlR1Na_iY1hEU-hRgiIzTemw7XSwgt4nIMt8cDeATikLZFOM3a92txw_mxEw98elfFSzhFBqPSO2j81pyF5V7-uegEO1i_YalkCZ3NDIIRsQ/s1600/300px-Hendrik_ter_Brugghen_-_Heraclitus.jpg&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif; font-size: large;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhIQztNTfTVg0ekS5HMbUmNiktbLfHCtSHMlR1Na_iY1hEU-hRgiIzTemw7XSwgt4nIMt8cDeATikLZFOM3a92txw_mxEw98elfFSzhFBqPSO2j81pyF5V7-uegEO1i_YalkCZ3NDIIRsQ/s1600/300px-Hendrik_ter_Brugghen_-_Heraclitus.jpg&quot; width=&quot;162&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;Değişim felsefesi dendiğinde akla antik felsefenin ünlü düşünürü Herakleitos gelir. Hemen herkes &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;(özellikle lisede edebiyat kolunda okumuş olanlar) onun &quot;&lt;i&gt;Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz.&lt;/i&gt;&quot; sözünü bilirler. Gerçi bu sözün gerçekten ne anlama geldiğini bilene, üzerinde düşünene rastlamadım...Ama bilinir işte. Herakleitos, temel olarak, varolan her şeyin sürekli bir değişme hali içinde olduğunu vurgulamak üzere, &amp;nbsp;&quot;&lt;i&gt;Her şey akar&lt;/i&gt;&quot; derken, yaratılmış her şeyin sürekli bir değişim hali içinde olduğunu, bunun sonucu olarak, sabit olan, dayanak noktası olarak alabileceğimiz neredeyse hiç bir şeyin olmadığını anlatmaya çalışır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Birazdan detaylarına indiğimizde, ne kadar güçlü ve derin bir düşünceyi yansıttığını anlayacağımız bu ifade, değişim felsefesini özetler ve bazı düşünürler üzerinde deriz izler bırakmıştır. Henri Bergson da bu insanlardan biridir. Kendisi 1859 - 1941 yılları arasında arasında yaşamış bir Fransız düşünürü olup, modern sanat ve felsefe üzerinde derin izler bırakmıştır. Aralarında Nobel&#39;in de olduğu bir çok ödülü olan bu dahi, aynı zamanda dil ve matematik felsefesi konularında da otoritedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiNrVfqZKKfLNdc1igP6_QdFYm59mW9o2X0eSdZW49xUNn59VbpwA5Amd4gH_8-IIic4CnBs1GFJ_hR7KzCeiYPEtbwy0siGWeOq1YDjdHZZNb3IiZJREjI5HqFurwGdOj2yG8fHTdAFEE/s1600/Bergson-Nobel-photo.jpg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiNrVfqZKKfLNdc1igP6_QdFYm59mW9o2X0eSdZW49xUNn59VbpwA5Amd4gH_8-IIic4CnBs1GFJ_hR7KzCeiYPEtbwy0siGWeOq1YDjdHZZNb3IiZJREjI5HqFurwGdOj2yG8fHTdAFEE/s1600/Bergson-Nobel-photo.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;Ben Henri Bergson ile geçen sene (2013) tanıştım. Kitaplara bakarken, Dost yayınlarından çıkan &quot;Madde ve Bellek&quot; adlı kitabının arkasındaki tanıtım yazısı dikkatimi çekti: ifadenin bir kısmı şu şekildeydi: &quot;&lt;i&gt;...bu büyük eser, yazarın maddesel düzeye indirgenmiş anı kavramlaştırmasına duyduğu tepkinin ötesinde, birçok yapıtına temel olacak felsefi düşünüşünün başlıca dayanak noktalarını da gözler önüne serer. Belleğin özünde ruhsal olduğunu savunan Bergson, beynin sadece belleği mevcut edime yönlendirdiğini, bu eylem aracılığıyla anıları şimdiki zamana kazıdığını anlatır. Ruh ve bedeni birbirinden ayırırken, Descartes&#39;e özgü uzamsallık kavramını, zamansallık kavramı lehine reddeder. ...&lt;/i&gt;&quot;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Tam anlamamakla birlikte, kitabın bu kısa tanıtım dikkatimi çektiği için almış ve okuma sırasına koymuştum. Sırası geldiğinde de okumaya başladım. Fakat ...?.. bir türlü ilerleyemiyordum. Okuyup geçtiğim sayfaları, tekrar tekrar dönüp okumam gerekiyordu. Anlaması çok zor bir metindi bu. Kitap beni içine almıyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Sonunda, bir demir leblebi ile karşı karşıya olduğumu anladım. Bu öyle alıp okuyup bir kenara koyabileceğiniz bir kitap değildi. Fakat ele alınan konular da çok ilgi çekiciydi doğrusu. Bellek ve zaman, maddi dünyanın algılanışı ve değişim kavramları beni heyecanlandırıyordu. Yaradılışın değişim üzerine kurulu olduğu düşüncesinin, Astroloji&#39;ye mükemmelen uyduğunu her zaman düşünmüşümdür. Bu kitapta bağlantıları kurabileceğimi hissediyordum ama, olmuyordu işte.. Okuyamıyordum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Gerçeklik algımızın kişiye göre değiştiği (subjektif olduğu) da felsefenin eski konularından biridir. Hatta, bizim ne kadarını anladığımızdan başlayıp, algılamamızdan bağımsız bir gerçekliğin olup olmadığına kadar varır tartışma. Şimdi konuyu uzatıp, Kant&#39;a, Leibniz&#39;e girmek istemiyorum. Fakat, doğum haritası ile büyük oranda anlayabildiğimiz başlangıç ayarlarımızın, (kategoriler mi demeli?) gerçeklik algımızı , yaptığımız tanımları ne derecede değiştirebileceğine burada bir mim koyalım ve devam edelim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Bir konuyu kafanıza taktığınızda, doğa size yardımcı olur. Sadece konuya odaklanmanız, çalışmanız ve uyanık bir bekleyiş içinde olmanız, işaretlere dikkat etmeniz gerekir. Nitekim bir süre sonra, bir şekilde Bergson&#39;dan ve değişim felsefesinden bahseden kitaplar geçti elime. Bunlardan ilki, Remzi kitabevinden çıkan &quot;&lt;b&gt;Dünyanın Büyük Felsefeleri - C.E.M. Joad&lt;/b&gt;&quot; adlı kitaptı. Senelerdir kütüphanemde bekleyen bu mütevazi kitabı 11 Şubat 1985&#39;de Eskişehir&#39;den almışım. Sanki yolda okumak için aldığımı hatırlar gibiyim. &amp;nbsp; İnce bir kitaptır ve sadece Platon, Aristo , Kant, Hegel gibi büyük düşünürlerden bahseder. (Spinoza&#39;dan bile bahsetmez, düşünün artık :) Daha önce hiç dikkatimi çekmemişti ama kitabı karıştırırken bir bölümün değişim felsefesine ve Bergson&#39;a ayrılmış olduğunu fark ettim. Fazla bir bilgi vermiyordu gerçi, fakat Bergson&#39;dan belirgin bir hayranlıkla bahsediliyordu ve birazdan anlatacağım &quot;fıskiye&quot; örneğini ilk orada okudum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Felsefe tarihi kitaplarında da kısaca bahsediliyordu Bergson&#39;dan. Asıl konuşulan öğretisi ve kitabı, &quot;&lt;b&gt;Yaratıcı Evrim&lt;/b&gt;&quot; di. Darvin&#39;in &quot;doğal seleksiyon&quot; teorisine kökten karşı çıkan bu teoriyi daha önce duymuştum. Bu teori, evrim sürecini inkar etmemekle birlikte, amaca yönelik karmaşık yapıların, kör bir yaratım ve seçilim sürecinin sonunda ortaya çıktığı tezini reddeder. Hatta, bu sürecin sadece tek yönde (iyi olanın devam etmesi yönünde) ilerlemesine de itiraz eder. Evrim her yönde ilerleyebilir.... Burada amacım, &quot;Yaratıcı evrim&quot; kuramına açıklamak ya da savunmak değil. &amp;nbsp;Belki başka bir yazının konusu olabilir. Yalnız, &amp;nbsp; Darwin&#39;e tapan materyalistlerin, yani günümüz bilim dünyasının ağırlıklı bölümünün, &quot;Yaratıcı evrim&quot; kuramının adını bile duyduğunda sinirlerinin ayağa kalkmasını ve neredeyse bir bilimsel bağnazlıkla saldırıya geçmelerini izlemek eğlencelidir. Bu teorinin dinciler tarafından üzerine atlanıp sahiplenilmesi, gerçi beni de sinirlendiriyor .. Bağnazlıkta birbirlerinden pek farkları yok...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Her neyse.. Asıl konumuz maddi gerçekliğin aslında ne olduğu ve onu nasıl algıladığımız aslında. Yaradılışın öyle mi böyle mi geliştiği, ayrı bir konu. Bergson, ikinci kitabında, yani &quot;Madde ve bellek&quot; kitabında, yaradılışın ne olduğunu öyle bir anlatır ki, bunu anlamadan ve sindirmeden, onun (yaradılışın) öyle mi, böyle mi geliştiği konusunun tartışılamayacağını anlarsınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Elime geçen ikinci kitap, Say yayınları -&quot;&lt;b&gt;Fikir Mimarları dizisi 10. kitap - Bergson&lt;/b&gt;&quot; du. Ali Osman Gündoğan&#39;ın yazdığı &amp;nbsp;bu kitap, sade ve anlaşılır diliyle, Bergson&#39;un önemli kavramlarını özetliyordu. Bana çok yardımı oldu. Nihayet, &quot;Madde ve Bellek&quot; duvarının arasından geçebilmeye ve orada anlatılanları anlamaya başlamıştım. Bu aşamada, Dost kitapevinin, kitabın arkasına koyduğu tanıtım metninin, yanlış olmamakla birlikte , &amp;nbsp;bu büyük düşünürün dünyasına davet etmekte ne kadar yetersiz olduğunu düşündüm. Bu kısa tanıtım, sadece -eğer Bergson&#39;u biraz tanıyorsanız- anlamlı oluyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh9Ad1NTZItiiSYYGujVd4boT2as4bgX3toElXL8Bc1LOivfjPWFt8mFhhUTK2VAtcMIAkqKXlBzEf0h665UYFJRvJtHCEqGtFVVvo_2oazCCgoQ_0LTOFMZRH4yHkLA8kcl9_JwhFmFl8/s1600/450px-CarloRovelli.JPG&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;150&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh9Ad1NTZItiiSYYGujVd4boT2as4bgX3toElXL8Bc1LOivfjPWFt8mFhhUTK2VAtcMIAkqKXlBzEf0h665UYFJRvJtHCEqGtFVVvo_2oazCCgoQ_0LTOFMZRH4yHkLA8kcl9_JwhFmFl8/s1600/450px-CarloRovelli.JPG&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;Üçüncü kitap, tuhaf bir rastlantı ile araya giren bir kitap oldu: &quot;&lt;b&gt;Ya zaman var olmasaydı?&lt;/b&gt; - &lt;b&gt;Carlo Rovelli&lt;/b&gt;&quot;. Carlo Rovelli, modern teorik fiziğin önemli isimlerinden bir profesör ve bu kitabında aslında kuantum teorisinde (mikro kosmosda), artık zamanın bir parametre olarak kullanılmadığını anlatıyor. &amp;nbsp;Bunu daha iyi anlatabilmek için, makro dünyada hüküm süren kanunları, yani relativite teorisini anlatarak başlıyor. Einstein&#39;in maddi gerçeklik ve zamanın benzer (hatta aynı şey) olduğunu gördüğünü, çekim etkisi altında ya da hızdan dolayı zamanın eğilip büküldüğünü, bu nedenle Einstein&#39;in sadece uzay değil, uzay-zaman &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj_PPoypaUDORSzzcls5bCDkYqTzjBQngD9_nt6BceHV569p778RxpHetKq2ghafLpz5wziyB1jRGWjuN6dqC8xp02JfgAx9U-9DELK3k7pvU5-zPd0J5lpKjhDpQSULmzQo-v1ABbU9EM/s1600/375px-Spacetime_curvature.png&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;140&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj_PPoypaUDORSzzcls5bCDkYqTzjBQngD9_nt6BceHV569p778RxpHetKq2ghafLpz5wziyB1jRGWjuN6dqC8xp02JfgAx9U-9DELK3k7pvU5-zPd0J5lpKjhDpQSULmzQo-v1ABbU9EM/s1600/375px-Spacetime_curvature.png&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;kavramını kullanmak zorunda kaldığını belirtiyor. Sonuçta, maddi dünyadan bağımsız, sabit ve güvenilir bir zaman, ne makro kosmos&#39;da, ne de mikro kosmos&#39;da yok. Hoş bir kitap. Tavsiye ederim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Bu konu şu açıdan ilginç: Bergson&#39;un teorisinde de, sabit olarak alınabilecek hiç bir şey yok. Ne maddi gerçeklik, ne zaman, ne de bilinç. Özellikle, bir sabit olarak zaman kavramına hiç güvenemeyiz. Yine de sürekli zamana bağlı olarak değişen şeylerden bahsediyoruz.. Peki değişimi nasıl ve neye bağlı olarak ifade edeceğiz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Bu soruya tekrar döneceğiz. Ama dilerseniz artık Bergson&#39;un temel tezini kısaca özetleyelim: Öncelikle, &amp;nbsp;Bergson&#39;un &quot;Elan Vitae&quot; olarak adlandırdığı, yaşama etkinliğini (enerjisini de diyebiliriz) anlamamız gerekir. Aslında, bilinç, zeka bunu anlayabilecek şekilde gelişmemiştir. Fakat şimdilik, anlamaya çalışalım. Bunun için bir benzetmeden yararlanacağız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjED-mKU6-spHsJ2r9tdM5Og_iInXXZ2ThdSXoe5avWDIjKF-QNFKJtTP5SXWWVLArvBVszgoXWOOa8GMCHpvzJtzmHdSAx1Wm902zALkbZ_ZeAdNiSVtXTVeyYzjqHWUSGquIo-ZCRSUY/s1600/Fountain.jpg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;256&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjED-mKU6-spHsJ2r9tdM5Og_iInXXZ2ThdSXoe5avWDIjKF-QNFKJtTP5SXWWVLArvBVszgoXWOOa8GMCHpvzJtzmHdSAx1Wm902zALkbZ_ZeAdNiSVtXTVeyYzjqHWUSGquIo-ZCRSUY/s1600/Fountain.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;Yandaki resimde bir fıskiye görüyorsunuz. Hayır, bu fıskiye kesinlikle M. Gökçek&#39;in &quot;fışkiyelerinden&quot; değil. &amp;nbsp;Bizim fıskiyemizde, suyun borudan püskürerek çıkması, en yüksek düzeyde yaşama etkinliğini sembolize ediyor. Gücü kesilip geri dönen damlalar ise, dağılan, enerjisini kaybeden ve geri dönen yaratıcı harekettir. Ki biz bunu maddi evren olarak algılarız. Yani madde, bu hayat enerjisinin donmuş, sönmüş ve katılaşmış halidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Bilinç ve zeka, bu içinde varolduğu maddi evreni anlamak ve içinde iş görmek için kurgulanmıştır, yaşama etkinliğini ya da enerjisini anlamak için değil. Peki, o halde bu etkinliği nasıl anlayabiliriz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&quot;Sezgi ile&quot; diyor Bergson. Akıl ile değil. Gerçeği zeka ile kavramaya çalışırsak yanılırız. Üstelik, teorik fiziğin de söylediği gibi, bu sadece madde olarak da alınmamalıdır. Doğrusu, uzay zamandır. Yani zaman da, tepede duran ve geri dönen su damlacıkları gibi donuklaşan, fakat yine de değişmeye tabi hayat &amp;nbsp;enerjisidir. Zaman konusuna döneceğiz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Bergson, aynen çevremizdeki diğer varlıklar gibi, bizim de sürekli değişen varlıklar olduğumuzu anlatır. Üstelik bu öyle bir değişimdir ki, değişen bir kişilikten bile bahsedemem. Çünkü değişen bir şeyin varlığını ileri sürdüğümüzde, sırf değişiğkliğe tabi olması gerçeği yüzünden, kendisi değişiklik olmayan bir başka şeyin varolduğunu ileri sürüyoruz demektir. Halbuki varolan tek şey değişimdir. Bergson&#39;un adlandırmasıyla, değişim ya da oluşma ırmağına, tüm evren dahildir ya da onun kendisidir. Bir başka deyişle, evrenin kendisi oluşma-değişim ırmağıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
O halde, nasıl oluyor da evren bize, boşlukta yer kaplayan katı ve kalıcı nesnelerden oluşuyormuş gibi görünüyor?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Bu sorunun yanıtı, Bergson&#39;un zeka kuramında yatar. Hiç durmayan bir akıştan ve değişimden oluşan bir dünyada yaşam, zekanın üstesinden gelmek zorunda olduğu &quot;eylemde bulunma&quot; bakımından çok zor olurdu. O halde zeka, sırf pratik bir yetenektir ve eylemde bulunmak için evrimleşmiştir. Zekanın yaptığı şey, evreni oluşturan sürekli yaşam akışını alıp, onun içinde kesitler açarak, gerçekte hiç durmayan ve bölünemeyen bir sürecin ara yerlerine yapay duraklar veya boşluklar sokuşturmaktır. &amp;nbsp;Biz bu duraklar sayesinde, katı nesnelerden oluşan bir dünya algılayabiliriz. Zeka, sanki değişim (oluş) akışını, böldükten sonra, iki kesit arasındaki her parçayı sıkıştırıp onu katı ve kalıcı bir toprak durumuna getirmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
O halde boşluğu dolduran maddesel nesneler dünyası, zekanın gerçeğe bakışındaki gariplikten kaynaklanmaktadır. Ancak bu bakışın tamamen hatalı olduğu düşünülmemelidir. Gördüğümüz gibi gerçek, sonsuz süreli yaratıcı bir atılıştır. Ama onun da sürekli hareketi kesintisiz değildir. Belirli bir noktada, gerçek akışı kesilmekte ve bu kesintiden dolayı gerçeğin bir bölümü geriye dönmektedir. Akışın bu geri veya ters gidişi maddedir. İşte zeka, yaşamın bu geriye hareketine dikkatimizi çeker ve ileri hareket olan bilince, onu, yaşamdan ayrı, organik olmayan, ve sanki yaşama karşı varolan bir şeymiş gibi gösterir. Bir örnek vermek gerekirse, Budistlerin ilk düşünce olarak dikkat çektikleri, hayatın her an zaman tarafından yenilip yok edildiği gerçeği, aslında bir illuzyondan başka bir şey değildir. (Budist öğreti sonuçta bunun bir illuzyon olduğunu öğretecektir.) Aslında, değişimden başka hiç bir şey yoktur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Bu gerçeği sezgi ile anlayabileceğimizden bahsetmiştik. Sezginin kendini en rahat ortaya koyabildiği alan ise sanattır. Sanatçılar, bir çok şeyi sezdikleri gibi, bu oluşum ırmağını da sezer ve ürünleri ile onu bize tarif etmeye çalışırlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiRDpySyCY9FlBHIuJqakQX1X474tvnYmYKz0M37W5rixFLSf3oNfO88H1bDYkRhU91HmHbhIc6682WtfImjwMwQL5dk1X1NwZWQ60JE0ha0gu1-yt2ASqVK-4vsoP7enSjyIRAstd9sOc/s1600/Umberto_Boccioni.png&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiRDpySyCY9FlBHIuJqakQX1X474tvnYmYKz0M37W5rixFLSf3oNfO88H1bDYkRhU91HmHbhIc6682WtfImjwMwQL5dk1X1NwZWQ60JE0ha0gu1-yt2ASqVK-4vsoP7enSjyIRAstd9sOc/s1600/Umberto_Boccioni.png&quot; width=&quot;160&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;Nitekim, Bergson&#39;un felsefesi, özellikle sanatçılar üzerinde çok etkili olmuştur. Hemen yandaki resimde, 20. yüzyıl başlarında etkili olmuş fütürizm akımının önemli temsilcilerinden, heykeltraş-ressam Umberto Boccioni&#39;nin bir bronz heykelini görmektesiniz. Bu heykelin adı &quot;Unique Forms of Continuity in Space&quot; dir. Türkçe&#39;sini söylemeye çalışırsam &quot;Uzamdaki sürekliliğin form olarak ifadesi&quot; diyebilirim belki. Biliyorum, birebir çeviri değil ama bu bana daha doğru geldi sanki. Çünkü, bir akış, donuk bir form olarak nasıl ifade edilebilir? Boccioni, 1913 yılında yaptığı bu heykel ile, bu değişim enerjisi, katı halde, yani madde formu ile ne kadar ifade edilebilirse artık.. onu göstermeye çalışmış. Ben hayran kaldığımı söyleyebilirim. Belki ileride, 34 yaşında ölen bu yetenekli sanatçı üzerine yazma fırsatı da olur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Gerçi Bergson, an&#39;ı yansıtmak yerine, süreci anlatabilmek açısından müziğin çok daha avantajlı olduğuna dikkat çeker ve müziği ayrı bir yere koyar. Bu açıdan baktığınızda, müzik gerçekten büyük bir anlam ve önem kazanır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;Yeri gelmişken, Sartre&#39;ın Giacometti heykelleri için söylediği bir sözü hatırlatalım: &quot;&lt;i&gt;Sanatçı ne yaptığını bilmez, biz biliriz.&lt;/i&gt;&quot;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;Bence bu çok önemli bir söz. Sanatçının sezgisi ile deşip çıkardığını bizim farklı bir şekilde algılayabileceğimizi anlatıyor. Peki algılama farkını oluşturan ne?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;Şimdilik buna girmeyelim. Çünkü bu önemli bir konu ve ayrı bir yazıyı hak ediyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Evet... Şimdi dönelim belleğe. Madem her şey sürekli bir akış - oluş içerisinde, nasıl oluyor da bizde zaman kavramı, süreklilik hissi, anılar ..vs. var? Burada, yine Bergson&#39;un kendi metinlerine dönelim. Bergson, gözümüzü kırpmadan, bir cisme sürekli bakarken bile, değişimi gözden kaçırmaya eğilimli olduğumuzu şöyle anlatır: &quot;&lt;i&gt;Örneğin, en kalıcı bir iç durum olan, durağan bir nesnenin gözümüzle algılanmasını ele alalım. Bu nesne sürekli olarak aynı kalabilir; Ona aynı yandan, aynı açıdan ve aynı ışıkta bakabilirim. ama yine de o nesneyi şimdiki görüşüm biraz önceki görüşümden farklıdır çünkü hiç olmazsa bir görüşüm diğerinden biraz daha eskidir. Belleğim vardır ve geçmişten şimdiye bir şey aktarır. Zihinsel durumum zaman yolu üzerinde ilerlerken biriktirdiği süreklilikle durmadan büyümektedir. Eğer dış nesneleri algılamamız böyle ise, iç durumlarımızın, yani isteklerimizin, heyecanlarımızın vb. açıklaması olarak bu daha da doğrudur.&lt;/i&gt;&amp;nbsp;&quot;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Zaman konusuna geldiğimizde, Bergson&#39;un sıradışı tanımlamalarına da geliriz. Biraz önce, relativite teorisi bahsinde anlattığım üzere, uzay-zaman kavramı, insan bilincinin dışında, aynı madde gibi, donmuş, hatta geriye giden hayat akışını dünyasına ait bir şeydir. Madde gibi, çekimden etkilenir. Çok farketmesek de, sabit değildir aslında, uzar, kısalır, esner. &amp;nbsp;En önemlisi, insanın kendi algılamasıyla, bilinci ile, hatta ruhu ile ilgisi yoktur. Yani, kendi içimde geçen zamanın, ölçülen zamanla ilgisi yoktur. Televizyondaki haberleri izlerken hissettiğim iç sıkıntısı, etkili-yetkili yöneticilerin içi boş, anlamsız ve yalanlarla dolu konuşmaları, bana bitmek bilmez uzunlukta gelebilir. Oysa güzel bir müzik dinlerken nasıl geçtiğini anlamam bile. &lt;b style=&quot;background-color: #fce8b2;&quot;&gt;Böylece Bergson, donuk - ölü - maddi dünyanın zamanı ile ile içimizde yaşayan ve iş gören yaratıcı sürecin zamanını birbirinden ayırır ve ikincisini &quot;süre&quot; olarak adlandırır.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Bununla birlikte Bergson&#39;un, &quot;Bu anları, duygulanımları, bir tesbihin taneleri gibi birbirine bağlayan sabit kalan bir ego, yani tesbihin ipi de yoktur&quot; dediğini hatırlatalım.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;
Peki tüm bunları Astroloji bağlamına nasıl oturtabilirim?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Aşağıda, astrologların (en azından gerçek olanlarının) yakından tanıdığı ve kullandığı transit (etkiler) akış diyagramı var:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgbG1yHxwD82EgSurJ0VqCLPYAJJpnKiMZg3YVH4b5cPiFLpZvgok9ClaEXgWcQqf4LZh2TshKEFajJZA6U7LcHHtpaA0ZuCsJA5kDs89zFU2PyKVS80admM7ah175uKlqyeXdZll4Gz7I/s1600/flow.png&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;260&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgbG1yHxwD82EgSurJ0VqCLPYAJJpnKiMZg3YVH4b5cPiFLpZvgok9ClaEXgWcQqf4LZh2TshKEFajJZA6U7LcHHtpaA0ZuCsJA5kDs89zFU2PyKVS80admM7ah175uKlqyeXdZll4Gz7I/s1600/flow.png&quot; width=&quot;640&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir ırmağı andırmıyor mu? Ne dersiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgkoORRwFYb_CS5ttejQssrcREphmKv11Z5Ll_U3PAJK6xIHxTMTefK2ZGwRLM5TKqLo_F2rxbtDq6hLC9E978WpjED5bj5DtvMZ2_FIqs87CURd8qFJ9I5uWoSCZC6bjtlv0ujce48-_4/s1600/aldous-huxley-300x300.jpg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgkoORRwFYb_CS5ttejQssrcREphmKv11Z5Ll_U3PAJK6xIHxTMTefK2ZGwRLM5TKqLo_F2rxbtDq6hLC9E978WpjED5bj5DtvMZ2_FIqs87CURd8qFJ9I5uWoSCZC6bjtlv0ujce48-_4/s1600/aldous-huxley-300x300.jpg&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;Nasıl sanatçılar bu ırmağı hissetme sezgisine yakın duruyorsa (gerçek sanatçıları, yaratıcıları kasdediyorum, pop şarkıcılarını değil), ince ruhlu insanlar da bu sezgiye sahip. İnsanların çoğunda ise bu sezgi yok. Üstelik iyi niyetli olmak da yetmiyor, çünkü akıl ile kavranabilen bir şey değil bu. Astroloji, yine, kimin sezgi sahibi olup olmadığını söyleyebilecek yetkinliğe sahip. Tabi ki, doğumumuzda bize verilen yetkinliklerin de her an değiştiğini gözden kaçırmadan değerlendirme yapmak gerekiyor. Bazen hayattaki önemli dönüm noktaları, sezgilerinizi güçlendirebilir, sizi bazı algılara açabilir. Ya da Aldoux Huxley gibi, algının kapılarını (yapay, tehlikeli ve bence nafile) çabalarla biraz aralıyabilirsiniz. Ya da epilepsi, belleğin, anları birleştirmesini engelleyerek, bir kısmını sizin için yapabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Tabi, natal astroloji&#39;nin kişilik analizini de bu öğretilerin ışığında, yeniden düşünmek gerekiyor. &lt;b style=&quot;background-color: #fce8b2;&quot;&gt;Sürekli değişen kişilik&lt;/b&gt; kavramı astroloji&#39;ye yabancı değil tabi ki ve analizi zorlaştırıyor.&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;font face=&quot;verdana, sans-serif&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;font face=&quot;verdana, sans-serif&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;font face=&quot;verdana, sans-serif&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;div&gt;&lt;font face=&quot;verdana, sans-serif&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;font face=&quot;verdana, sans-serif&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/2373564678755403348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2014/09/henry-bergson-ve-degisim-felsefesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/2373564678755403348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/2373564678755403348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2014/09/henry-bergson-ve-degisim-felsefesi.html' title='Henry Bergson ve değişim felsefesi'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhIQztNTfTVg0ekS5HMbUmNiktbLfHCtSHMlR1Na_iY1hEU-hRgiIzTemw7XSwgt4nIMt8cDeATikLZFOM3a92txw_mxEw98elfFSzhFBqPSO2j81pyF5V7-uegEO1i_YalkCZ3NDIIRsQ/s72-c/300px-Hendrik_ter_Brugghen_-_Heraclitus.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-5726984519184586380</id><published>2014-09-03T23:03:00.003+03:00</published><updated>2014-09-04T12:16:08.048+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="fütürist manifesto"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Fütürizm"/><title type='text'>Fütürizm</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Bu gün Türkçe&#39;ye tuhaf bir kelime ile &quot;gelecekçilik&quot; olarak çevrilen fütürizm&#39;den bahsetmek istiyorum. Sanırım, başka bir kelime de yok bunu karşılayabileceğimiz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;1900&#39;lü yılların hemen başlarında, 1909 yılında, İtalyan şairler, endüstrinin gelişmesinin tüm heyecanını içlerinde hissederek, Le Figaro gazetesinde bir fütürist manifesto yayınlarlar. Başını Filippo Tommaso Marinetti&#39;nin çektiği bu hareket, geçmiş ve şimdiden neredeyse tiksinen ve geleceğe sıçramaya hazır, devingen bir enerji topunu andırmaktadır. Oldukça keskindirler de:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj43EKNz7AmbRUVjaBSGX61otdR9foNjLLR6fu7hyphenhyphen8MUbU1ENhHqb4C83mB291LCV-aBE306Em6j1p7vy884pqtVS7_sNmNfQ0NEGXB7od_o5quSPiCVX5aOxjGax8bLsh5Hl3jfZFYzvU/s1600/marinetti.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj43EKNz7AmbRUVjaBSGX61otdR9foNjLLR6fu7hyphenhyphen8MUbU1ENhHqb4C83mB291LCV-aBE306Em6j1p7vy884pqtVS7_sNmNfQ0NEGXB7od_o5quSPiCVX5aOxjGax8bLsh5Hl3jfZFYzvU/s1600/marinetti.png&quot; height=&quot;320&quot; width=&quot;239&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Şiirde temel öğeler cesaret, cüret ve isyandır, Edebiyat durgunluktan ve uyuşukluktan sıyrılmalıdır. Edebiyatta işlenecek konular saldırgan hareketler, kavga ve dövüştür.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Dünya yeni bir güzellikle zenginleşmiştir. Yeni güzellik sürattir, hızdır.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Motoru güçle sarsılan, homurdanan bir yarış arabası Victoire de Samotrace&#39;dan daha güzeldir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Kavga güzeldir. Saldırgan niteliği olmayan bir şaheser olamaz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Şiir tanınmayan ve bilinmeyen güçlere karşı saldırgan olmalıdır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Yüzyılların zirvesindeyiz. Olanaksızların kapısını açmak dururken geride kalınmamalıdır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Zaman ve mekan artık ölmüştür. Sınırsız ebedi sürat elde edildiğine göre, mutlakta (absolut) yaşanıyor demektir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Dünyanın tek sağlık ilacı savaştır,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Feminizm, fırsat kollayıcılık, çıkarcılık lanetlenmelidir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Bu kırıp geçiren, yıkıcı şiddetteki bildirgemizi İtalya&#39;dan bütün dünyaya ilan ediyoruz ve Fütürizm&#39;i kuruyoruz; çünkü ülkemizi, profesörlerin, arkeologların, çenesi düşük edebiyatçıların ve antikacıların kangreninden kurtarmak istiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;İtalya&#39;da faşist hareketin teorisi niteliğindeki bu sözler, makinalara duyulan hastalıklı hayranlığın açık ve net ifadesidir. Nitekim, İtalya&#39;yı iki dünya savaşına soktuktan ve mahvına sebep olduktan sonra, bir kaç marjinal hareket dışında, en azından bir süreliğine, dünya sahnesinden defolup giderler. Fakat, &quot;makinalara duyulan hastalıklı hayranlık&quot; etiketini, Fütürizm&#39;e yapıştırarak...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Dolayısıyla, bu gün fütürizm ya da fütürist dendiğinde, ilk olarak aklımıza, gelecekteki ölümsüz insanlardan, olağan üstü yeteneklerden, cennet benzeri diyarlardan bahseden, makinalara hayran görüşler, kavramlar, insanlar gelir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Oysa, gerçek anlamı ile fütürizm, geleceği düşünmek ve tahmin etme çabasından başka bir şey değildir. Geleceği tahmin edenler de genellikle zeki insanlardır ve hepsi de güzel bir gelecek öngörmez. Hatırlarsanız, bir önceki yazımda, yapay zeka çalışmalarına, Hawking&#39;in endişeli yaklaşımını anlatmıştım. Bu gün size diğer ünlü fütüristlerden ve çalışmalarından bahsetmek istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiZntB2AnpXGtEpx0sxDUjpsl0fqoQB56IEvjrfZJTnz3S_RbWSIV7mXgu-2vxKr6KQiMq2DIfdERRPaCEAwZo9omeJ7n2lKN7dQybqxyd1lGt3GhkQrZ8H_rNqe72kAq4KMxhf0zMw7fc/s1600/Alvin_tofler.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiZntB2AnpXGtEpx0sxDUjpsl0fqoQB56IEvjrfZJTnz3S_RbWSIV7mXgu-2vxKr6KQiMq2DIfdERRPaCEAwZo9omeJ7n2lKN7dQybqxyd1lGt3GhkQrZ8H_rNqe72kAq4KMxhf0zMw7fc/s1600/Alvin_tofler.jpg&quot; height=&quot;320&quot; width=&quot;213&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;4 Ekim 1928&#39;de, Amerika&#39;da doğan Alvin Toffler, aslında bir gazetecidir. Fortune dergisinin eski yardımcı editörlüğünü de yapan Toffler, Cornell üniversitesinde profesörlüğün de aralarında bulunduğu bir çok ünvanı üzerinde taşır. Fakat asıl ünü, teknolojinin toplum üzerindeki etkileri hakkındaki öngörülerine dayanır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Bir çok özel sektör kuruluşuna danışmanlık hizmeti veren bu zeki adam, &amp;nbsp;bir çok kitap yazmıştır. İlgilenenler wikipedia&#39;dan bakabilirler. ancak bu kitaplardan biri, 1970 yılında yazdığı &quot;Future Shock - Gelecek şoku&quot; kitabı çok ünlüdür.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Ben sekiz yaşındayken piyasaya çıkan bu kitabı, tabi ki ilk okuyanlardan biri olamadım. Biz Ankara&#39;daki evimizde, lambalı radyomuzdan Yurttan sesler korosunu dinlemeye çalışırken, Toffler bu kitabında, özellikle bilgisayar teknolojisinin hızlı gelişimi ile gelen değişikliklerin toplumda önemli bir etkiye neden olacağını, bir çok insanın bu değişime ayak uyduramayacağını ve kendini yabancılaşmış hissedeceğini anlatıyordu.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Üstelik Toffler bu kitabında, &quot;High transience&quot; (Yüksek geçicilik) adını verdiği &amp;nbsp;bir kavramın geleceği şekillendireceğini, ilişkilerin daha kısa (ve gittikçe kısalan) sürelerde sonlanacağını da belirtiyor, toplumun gittikçe bir &quot;kullan-at&quot; toplumuna dönüşeceğini, ürünlerin hem geçici ihtiyaçları karşılamak, hem de satın alma - değiştirme arzusu yaratacak şekilde tasarlanacağını yazıyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Basıldığı tarihte, ütopik bir hayal olarak nitelenen bu fikirler, bir kaç on yıl içinde gerçekliğin ta kendisi oldu.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Kullan-at cep telefonları, sanal ilişkiler, ortak amaç için insanların hızla bir araya gelmesi ve aynı hızla dağılması bu günün popüler kavramları.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Unutmayın, bu kavramlar 1970&#39;de, yani 44 yıl önce yazılmıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiPmzlhyuY_ir54N6wmwhnD7OZhoSU90NaK7NIwOny3uzJQcHduXWgjOID_cDvdvzwVhF4-r4LSxWHgqHHvZlpd9_KFDGy2Kz9pMS4ZBB0z4DMsNpTgMz4ed7aUGO3rigEeeWxXq2LTAx8/s1600/Kaku.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiPmzlhyuY_ir54N6wmwhnD7OZhoSU90NaK7NIwOny3uzJQcHduXWgjOID_cDvdvzwVhF4-r4LSxWHgqHHvZlpd9_KFDGy2Kz9pMS4ZBB0z4DMsNpTgMz4ed7aUGO3rigEeeWxXq2LTAx8/s1600/Kaku.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;24 Ocak 1947&#39;de doğan Michio Kaku, City University of New York&#39;da teorik fizik profesörü. Belki belgesellerden hatırlayacağınız bu hareketli, aktif adam ünlü fütüristlerden. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Einstein&#39;in relativite teorisi ile quantum mekaniğini bağdaştıran sicim teorisi üzerindeki çalışmaları ile tanınıyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Bu teori, doğanın temel yapıtaşlarının, inanılmaz incelikteki enerji sicimleri olduğunu anlatıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Kaku, 2011 yılında yazdığı &quot;Geleceğin fiziği: 2100 yılında bilim insan kaderini ve günlük hayatı nasıl şekillendirecek&quot; adlı kitabında, gelecekte bilgisayarların aklımızdan geçenleri okuyabileceğini, insan hayatının uzatılabileceğini ve doğada olmayan yeni canlı organizmaların yaratılacağını anlatıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Aslında anlattıklarının bir kısmı, şu anda yürürlüğe girdi bile. Bu yıl içinde, Almanya&#39;da bir yolcu uçağı, sadece düşünerek yere indirildi. Bunun için pilot, içinde elektrodlar barındıran bir başlık giydi ve vereceği komutları düşündü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Kaku aynı zamanda, nanoteknolojinin, elementlerin temel özellikleri, yapı taşları ile oynayarak, onları farklı maddelere dönüştürmemize olanak sağlayacağını da söylüyor. Ki bildiğiniz gibi, bu binlerce yıl, alşimi ile kurşunu altına dönüştürmeye çalışan simyacıların rüyasıydı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Kaku aynı zamanda, 2100 yılına yaklaştıkça insanlar arasındaki milliyet farklarının silikleşeceğini ve yerini ortak dünya medeniyetine bırakacağını savunuyor. Şu anda bile böyle bu. İleri toplumlar, milliyetine bakmadan zeki ve yaratıcı insanları toplamaya çalışıyor. Ahmak toplumlar da, kendi dininden, mezhebinden ya da milliyetinden olan ahmak kalabalıkları topluyor... İşin medeniyet kısmı ise, biraz karışık. Medeniyet kapitalizm ile gelecekse... gelmese iyi olur diyeceğim.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiEgkX6dFbytWwSW5KqLoPumPYpSb5gYeKZaGqbc0GakpZLd_Py1iDnFPLzGPwJx931D2njz98On1Uo1xt2t4WAnE3YHEet89CXR4hpV4573kDWMrrq8jVchtb9vGXLgrU8G8By-n5oLj4/s1600/ahlberg.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiEgkX6dFbytWwSW5KqLoPumPYpSb5gYeKZaGqbc0GakpZLd_Py1iDnFPLzGPwJx931D2njz98On1Uo1xt2t4WAnE3YHEet89CXR4hpV4573kDWMrrq8jVchtb9vGXLgrU8G8By-n5oLj4/s1600/ahlberg.png&quot; height=&quot;100&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Çoğumuzun tanımadığı, adını da pek duymadığı Christopher Albergh, Bilgisayar bilimleri doktoru ve &quot;Recorded Future&quot; adlı bir firması var. Eski bir İsveç ordusu subayı aslında.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Bu firmanın çalışma konusu, sanal dünyada yer alan onbinlerce site, blog ya da twitter hesabı gibi verinin analizi ile, bir kişi, kurum ya da olay hakkındaki yakın geleceği kestirmek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Çalışma temelde, birbiri ile ilgisizmiş gibi görünen bağlantıları kurarak, bir sonraki olayın nasıl, ne zaman ve nerede olacağını kestirmek üzerine.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Aslında bir yapay zeka (artificial intelligence) olan bu projenin farkı, inanılmaz büyüklükteki verileri incelemek için algoritmalar geliştirmekle ilgilenmesi. Yatırımcıları arasında Google ve Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) olduğunu da belirtelim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEinInxKGwSsN_M3SR2DxK_Y2Gkh0lglsItPYGcsGCV7-nTmiObQCBXnT0q4sbg6HMFB68J4pZrWW0G1ibCwdvaNSzf_S7u8nK-QmSuSUlRMmDcHz2GThSFLfLatXfCzI2P9VfeNS_Fgq3I/s1600/helbing.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEinInxKGwSsN_M3SR2DxK_Y2Gkh0lglsItPYGcsGCV7-nTmiObQCBXnT0q4sbg6HMFB68J4pZrWW0G1ibCwdvaNSzf_S7u8nK-QmSuSUlRMmDcHz2GThSFLfLatXfCzI2P9VfeNS_Fgq3I/s1600/helbing.jpg&quot; height=&quot;133&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Dirk Helbing, Alman Bilim Akademisi üyesi bir profesör. Matematik, fizik ve sosyoloji alanındaki &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;bilgisi ve optimizasyon teorisinin ulaşım ve taşımacılığa uygulanması konusundaki çalışmaları ile tanınıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Son projesi, İsveç Federal Teknoloji enstitüsünde 1.4 milyar dolarlık bir süper-bilgisayar inşası üzerine. Christopher Albergh&#39;in çalışmalarına benzer şekilde, bu süper bilgisayar da yüksek volümlü veri toplayacak ve işleyecek. Fakat, önceki amaçtan farklı olarak, projenin amacı bir “dünya simülatörü” yaratmak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Öyle ki, ilgisizmiş gibi görünen bir konunun (örneğin Tsunami), iklim değişikliklerinden, ekonomiye, dünyada nasıl etkiler yaratacağını simüle etmek. Projeyi Avrupa Komisyonu ve önde gelen otuz araştırma enstitüsü destekliyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhsOAzeG3KfJQN91sv3-a4Pxi_GUGtVYskOqU4_aoPLgEwRsLvKz6WCCFNoKeXFgXhy5m-lMXZx3GJUfOU7O1cZjFV6fSQjLTwf1xTMfQGESE9q1wSi4dEWfuIJj1_IPMPx18vEtFALJw8/s1600/kurzweil.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhsOAzeG3KfJQN91sv3-a4Pxi_GUGtVYskOqU4_aoPLgEwRsLvKz6WCCFNoKeXFgXhy5m-lMXZx3GJUfOU7O1cZjFV6fSQjLTwf1xTMfQGESE9q1wSi4dEWfuIJj1_IPMPx18vEtFALJw8/s1600/kurzweil.jpg&quot; height=&quot;193&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Daha13 yaşında iken, telefon parçaları kullanarak, karekök hesaplayabilen bilgisayar yapan New York’lu&amp;nbsp;Ray Kurzweil, Amerika&#39;nın yaşayan en&amp;nbsp;büyük fütüristlerinden biri olarak biliniyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Optik karakter tanıyıcılardan, ses ve müzik işleme sistemlerine kadar bir çok konudaki çalışmaları ile tanınıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Kurzweil&#39;in, makinelerin insan zekasına erişmesi için verdiği özel bir tarih de var: 2005 yılında yazdığı bir makalede, 2045 yılında sentetik zekanın sadece insan yeteneklerini geçmekle kalmayacağını, bugünkü insanlığın “toplam düşünce yeteneğinden” bir milyar kez daha fazla akıllı olacağını da belirtiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Sonucun, Terminatör filminde anlatıldığı gibi, bir makinenin insanlığı yok etmeye girişmesinden daha kompleks olacağını, insan bilinci-zekası ile makine zekasının birbirine karışmasının, gelişme sürecini farklılaştıracağını ve çok şaşırtıcı gelişmelerin ve buluşların ortaya çıkacağını söylüyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;İnsan bedenindeki organların yakın gelecekte, yerlerini robotlara bırakacağını da ekliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiKhokGcNOqtFtwW3C2t7pEJHLB8X9eRnQBitSQ-Vg7FXdf8WwNG-Dsq2-bq2TEfu6c6fr1cZZ3lG2XS2Yc2ZQRWGE4znHkxp_Xqd4A0fHsdp_kbtFnfqfn6RJYFfHGtWNfncO9NQEJT3Q/s1600/gibson.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiKhokGcNOqtFtwW3C2t7pEJHLB8X9eRnQBitSQ-Vg7FXdf8WwNG-Dsq2-bq2TEfu6c6fr1cZZ3lG2XS2Yc2ZQRWGE4znHkxp_Xqd4A0fHsdp_kbtFnfqfn6RJYFfHGtWNfncO9NQEJT3Q/s1600/gibson.jpg&quot; height=&quot;193&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Bilim kurgu romanları ile tanınan William Gibson, 1980&#39;li yılların başlarında daktilosu ile yazdığı romanlarda, insanların gelecekte birbirlerine nasıl bağlı olarak yaşayacağını anlatmaktaydı. “Cyberspace - siber uzay” sözcüğünün de mucidi o. Öyle ki, bu sözcük, sonradan geliştirilen internet ortamını en iyi tanımlayan kavram olarak kullanıma girmiş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Bununla birlikte Gibson&#39;un gelecek öngörüsü karamsardır. 1988 yılında yazdığı bir kitapta (Mona Lisa Overdrive), &quot;neuroelectronic bağımlılığı&quot; adını verdiği bir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;bağımlılıktan bahseder. Bazı “telkafalılar” kendilerine on-line olarak aktarılan dijital içeriğe öylesine bağımlıdır ki, modem&#39;e bağlı olmaksızın yaşayamazlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Nasıl? Tanıdık geldi mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhidkY6DLQkmTtFtVJeSWJia3F5FgscKEcRhIaZaI9jTRxP1D5dsansfeO5HqCb4H94H8yEmFKTtQfJsUcvHLYtxUOdvi9isp0Qz7qpd3UrFSsHf7S-71y1fIBYPkWSO0uWCgTmpiAepUk/s1600/grey.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhidkY6DLQkmTtFtVJeSWJia3F5FgscKEcRhIaZaI9jTRxP1D5dsansfeO5HqCb4H94H8yEmFKTtQfJsUcvHLYtxUOdvi9isp0Qz7qpd3UrFSsHf7S-71y1fIBYPkWSO0uWCgTmpiAepUk/s1600/grey.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&amp;nbsp;Aubrey De Grey, 20 Nisan 1963 doğumlu bir İngiliz bilim adamı, yazar ve Gerontology (yaşlanma) teorisyeni ve &amp;nbsp;SENS Araştırma Kurumu baş bilimcisi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Cambridge Üniversitesi, Ma,Phd, Moskova Fizik ve Teknoloji Enstitüsünde profesör, ve bir çok saygın çok yaşlanma - Gerontology kurumu üyesi. Ünvanları öylesine kalabalık ki, dileyenler, yine wikipedia&#39;dan sorgulayabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;De Grey, 1999 yılında yazdığı “The Mitochondrial Free Radical Theory of Aging - Mitokondriden bağımsız radikal yaşlanma teorisi” ve 2007 yılında yazdığı “Ending Aging - Yaşlanmayı durdurmak” &amp;nbsp;kitapları ile tanınıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Grey&#39;in ana çalışma konusu, bedenlerimizdeki hücre hasarının onarılması üzerine. Yaşlanmadan kaynaklanan hasarlar da, bu kapsamın içerisinde.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Cambridge Üniversitesinde yürütülmekte olan ve Strategies for Engineered Negligible Senescence (SENS) projesinde Grey, yaşlanmayı yedi ana hasar sınıfına bölerek tanımlıyor ve her biri için neler yapılabileceği konusunda araştırmaları organize ediyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;2010 yılında, Guardian gazetesine verdiği bir röportajda Grey, insan ömrünün 1000 yıla kadar uzatılabileceğini ve %30-40 olasılıkla, bu bin yıllık yaşı görecek ilk insanın aramızda dolaşmakta olduğunu söyledi. Umarım korktuğum başıma gelmez.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Bunlara ek olarak üç boyutlu yazıcılar konusundaki gelişmelerden de bahsetmek gerekir sanırım. Gelişmeler şaşkınlık verici düzeyde. 19 Mart 2014 tarihinde,&amp;nbsp;Brigham Kadın hastanesi , Harvard Medical School (Boston) ve Australia Sydney üniversitesi araştırmacılarından oluşan bir grup, kalp kasının hareketlerini aynen taklit eden bir kas dokusunu, üç boyutlu yazıcıda bastıklarını ve laboratuvar ortamında başarı ile çalıştırdıklarını açıkladı. Şimdi, bu dokuyu hayvanlarda deniyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Kalp kası için, hidrojel olarak adlandırılan, jelatine benzer doğal proteinler kullanılmış. Yani bunlar yazıcının mürekkebi. Yumuşak ve çok su içeriyor olmaları nedeniyle tercih ediliyormuş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;3 Eylül 2014 tarihli The Telegraph gazetesinde ise, &amp;nbsp; bir sonraki hedefin, tüm vücut dokularını oluşturmak olduğun anlatan bir yazı yayınlandı. Bu yazının bir kısmı, bizim medyamızda da yer aldı. Zaten aşağıdaki resmi görünce hatırlayacaksınız:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvbergxydodxJbKUCAa6VKLmcwEOKRA3PTVyVygC4eGcNNSNpWJPUEsvZe_li8M1C6KcWGMn6s8xSaiDaLEEED_An-Eo_96Zta-ZyRDvvfp7GfuintIp3PGL2NJYPwR151NviqLLuXOu0/s1600/ear.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvbergxydodxJbKUCAa6VKLmcwEOKRA3PTVyVygC4eGcNNSNpWJPUEsvZe_li8M1C6KcWGMn6s8xSaiDaLEEED_An-Eo_96Zta-ZyRDvvfp7GfuintIp3PGL2NJYPwR151NviqLLuXOu0/s1600/ear.jpg&quot; height=&quot;199&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Evet.. Bu bir kulak... Üç boyutlu yazıcıda basılan bir kulakla karşı karşıyayız.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Tüm bu fütüristleri alt alta koyup, öngörülerini okuduğumuzda, çok da uzak olmayan bir gelecekte, bin yıl yaşayan, yarı insan - yarı hayvan - yarı tanrı yaratıklar, ortada görünmediği halde dünyanın tüm parametrelerini düzenleyebilen derin bir akıl, düşüncenin enerjiye, enerjinin forma (maddeye) kolaylıkla ve hızla dönüşebildiği bir dünya resmi ortaya çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Ne dersiniz? Mitoloji aslında gerçekleri mi anlatıyordu?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/5726984519184586380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2014/09/futurizm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/5726984519184586380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/5726984519184586380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2014/09/futurizm.html' title='Fütürizm'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj43EKNz7AmbRUVjaBSGX61otdR9foNjLLR6fu7hyphenhyphen8MUbU1ENhHqb4C83mB291LCV-aBE306Em6j1p7vy884pqtVS7_sNmNfQ0NEGXB7od_o5quSPiCVX5aOxjGax8bLsh5Hl3jfZFYzvU/s72-c/marinetti.png" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-3975567542782232938</id><published>2014-08-20T00:09:00.002+03:00</published><updated>2014-09-04T11:07:10.281+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yapay zeka"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="üç robot yasası"/><title type='text'>Yapay zeka (Artificial Intelligence)</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhz6QtXDo7wsSLZ5MeXxCcxa0xqIraOdctJWJATnXr1bdCBLD2k0EcHV5LE3yD4v4oydIhdGSFZroTbVSrlpNuC2Angi3SMTUb6mnoRrFFUCsE5FiTGRD_SKgLH7B3DhCeor0vzDATmG80/s1600/hawking.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhz6QtXDo7wsSLZ5MeXxCcxa0xqIraOdctJWJATnXr1bdCBLD2k0EcHV5LE3yD4v4oydIhdGSFZroTbVSrlpNuC2Angi3SMTUb6mnoRrFFUCsE5FiTGRD_SKgLH7B3DhCeor0vzDATmG80/s1600/hawking.jpg&quot; height=&quot;200&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;2014 yılının Mayıs ayı başlarında, İngiliz Independent gazetesinde bir haber yayınlandı. Bu haberde, özellikle silah endüstrisinin, yapay zeka çalışmalarına inanılmaz kaynaklar akıtması üzerine, şöyle diyordu ünlü teorik fizikçi Stephen Hawking: &quot;&lt;i&gt;Yapay zeka çalışmalarında sağlanacak başarı, insanlık tarihindeki en büyük olay olabilir. &lt;b&gt;Son&lt;/b&gt; büyük olay da olabilir. Eğer risklerden nasıl korunacağımızı öğrenmezsek...&lt;/i&gt;&quot;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Sonrasında şöyle bir örnek veriyordu:&quot; &lt;i&gt;Diyelim ki dünya dışı bir uygarlık bize bir mesaj gönderdi ve dedi ki, bir kaç on-yıl içinde orada olacağız. Biz nasıl yanıtlardık? Tamam, geleceğiniz zaman arayın da ışıkları açık bırakalım şeklinde mi?&lt;/i&gt;&quot; Sonra da ekliyordu: &quot;&lt;i&gt;Muhtemelen hayır. Fakat konu yapay zeka olduğunda, durumumuz tam da budur&lt;/i&gt;&quot;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Ayrıca, bu konunun Cambridge Varoluşsal Riskleri Araştırma Merkezi, İnsanlığın Geleceği Enstitüsü, Makine Zekası Araştırma Enstütüsü ve Gelecekteki Hayat Enstitüsü gibi ciddi araştırma merkezlerinde ele alınması gerektiğini söylüyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;table cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; class=&quot;tr-caption-container&quot; style=&quot;float: left; margin-right: 1em; text-align: left;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiki7mtYZSoVord3jLxEIjmpgwgcgJ0fukIehB5qWg4wRk7Tedp7kNViyQ7JTtGTGBu_5aOLev_cJAhM7ZTVgyWXaobFJB5hZLb_kElWcWEoXLgjjjReag_5FAr4YMsLAdXdRuNrHANQHA/s1600/cortana_1.jpeg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiki7mtYZSoVord3jLxEIjmpgwgcgJ0fukIehB5qWg4wRk7Tedp7kNViyQ7JTtGTGBu_5aOLev_cJAhM7ZTVgyWXaobFJB5hZLb_kElWcWEoXLgjjjReag_5FAr4YMsLAdXdRuNrHANQHA/s1600/cortana_1.jpeg&quot; height=&quot;168&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;tr-caption&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Cortana&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Çoğu insana fantastik gelse de, bu çok güncel bir konu aslında. Çünkü, bu yılın başlarında Google, DeepMind (derin zihin) adlı yapay zeka (AI: Artificial Intelligence) şirketini satın aldı. En az sekiz robot geliştirme şirketini satın almasının ardından oldu bu. Google&#39;ın &quot;Now&quot; adlı ses ile çalışan kişisel asistanı , benzer kulvarda, daha önde giden &amp;nbsp;Apple&#39;ın &quot;Siri&#39;si, Microsoft&#39;un &quot;Cortana&quot;sı, IBM&#39;in sorulan sorulara cevap vermek üzere geliştirdiği ve Riziko yarışma programında en başarılı -insan- yarışmacılara galip gelen &quot;Jeopardy&quot; isimli yapay zeka programı, yine Google&#39;ın şu anda test edilmekte olan, sürücüye ihtiyaç duymadan giden otomobili, en popüler yapay zeka uygulamaları. Üstelik heybedeki asıl turpların, silah sanayinde olduğu da biliniyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Örneğin bugün i-phone telefonlarda yüklü gelen &quot;Siri&quot; adlı asistan uygulamasının, 2003 yılında başlayan ve 2008 yılında biten bir askeri projenin sonuçlarından biri olduğunu, (açık bilgi olduğu halde) çok az insan biliyor. Projenin kısa adı CALO, tam adı ise &quot;Cognitive Assistant that Learns and Organizes&quot;. Yani &quot;Organize eden ve öğrenen bilişsel yardımcı.&quot; Projenin kısa adı &quot;calo&quot; ise, latince &quot;calonis&quot; sözcüğünden geliyor. Anlamı ise, &quot;askerin yardımcısı&quot;. Yardımcının, yani Siri&#39;nin en önemli özelliği ise, sürekli öğrenmesi. Siri henüz Türkçe&#39;yi desteklemiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Belki farkındasınız, Amerika&#39;da adamın biri, geçenlerde Siri&#39;ye &quot;Birini öldürdüm, cesedi nasıl yok edebilirim?&quot; diye sordu. Apple, bu sıradışı soruyu soran adamı polise şikayet edip yakalattığına göre, uygulama sadece askerin değil, polisin de yardımcısı :) Sorularınızı ona göre sormalısınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiGia166kdn8tFXLs8LSviF1GIcBujFdDLtrHHVgFUTLD1yO8Z5clsRJ5Y4yBQshxnv09zlPMUWpEJXThltb9N6vJbL04Mxv4ZkOnsb22s9xXnJiNQT0JAflkn-toMFcZIfgZaoMNwKvwk/s1600/isaac-asimov.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiGia166kdn8tFXLs8LSviF1GIcBujFdDLtrHHVgFUTLD1yO8Z5clsRJ5Y4yBQshxnv09zlPMUWpEJXThltb9N6vJbL04Mxv4ZkOnsb22s9xXnJiNQT0JAflkn-toMFcZIfgZaoMNwKvwk/s1600/isaac-asimov.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&amp;nbsp;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Ben bir Asimov hayranı olarak, ünlü &quot;üç robot yasası&quot; ile üniversite çağlarımda tanışmıştım. Bu yasaların ne denli önemli olduğu, Asimov&#39;un bunları daha 1942 yılında yazarak, ne kadar ileri görüşlü olduğu sonraki yıllarda daha iyi anlaşıldı. isterseniz bu üç yasayı hatırlatalım:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;1- Bir robot insana zarar veremez, hareketsiz kalarak bir insanın zarar görmesine izin veremez.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;2- Bir robot, birinci yasa ile çelişmediği takdirde, insanlar tarafından verilen emirlere uymakla yükümlüdür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;3- Bir robot, birinci ve ikinci yasa ile çelişmediği sürece, kendi varlığını korumakla yükümlüdür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Fakat yeni nesil silah üreticilerinin bu üç yasayı takmayacağı da ortada. Önünde sonunda, makineler insan öldürmeyi öğrenecekler gibi görünüyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgEQHEoxExarfCF3JiKKkFrTLTxZrFU6gY06g2nyDbQhyw3mv7mGs0zM51QYHGnA88Y8p1d7R0HWS0osZVVd0D63X_lzyYJtJMjZxL-2dAk05L4ZuNLtZB4jlOtfuOEPFNIgzBUvyIru5s/s1600/coen_brothers.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgEQHEoxExarfCF3JiKKkFrTLTxZrFU6gY06g2nyDbQhyw3mv7mGs0zM51QYHGnA88Y8p1d7R0HWS0osZVVd0D63X_lzyYJtJMjZxL-2dAk05L4ZuNLtZB4jlOtfuOEPFNIgzBUvyIru5s/s1600/coen_brothers.jpg&quot; height=&quot;192&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Bildiğiniz gibi, Coen kardeşlerin Matrix filmi bir çok insanı çok etkiledi. Aslında yaptıkları şey, felsefe dünyasında yüzyıllardır bilinen, tartışılan konuları, görsel bir şölen içinde anlatmalarıydı. Makinelerin yönetimi önemli bir fikirdi, ama asıl bomba, bize gerçeklik gibi gelen somut dünyanın bir kurgudan ibaret olduğunu anlatmasıydı. Ki felsefe, bu konuyu 2500 yıldır anlatır durur. Varlık ve zaman, çağdaş felsefenin de önemli bir konusudur. Benim çok ciddiye aldığım nice filozof maddi dünyanın aslında olmadığını, zekice yazılmış (fakat kalın gözlüklü ve anlaması zor metinlerde) anlatıp dururlar. Paralel evrenler konusu da, teorik matematik dünyasında hiç de hafife alınan bir konu değildir. Şüphesiz en eğlenceli anlatım, çarpıtılmış kavramlar çorbası olmakla birlikte, Matrix filimlerindeydi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Bunların yanı sıra, tıp endüstrisi de, organların yerini alacak, yapay dokular üretmek için &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgIQyXdubC9KJKXbTUb6mxYzItY5UVj4cwe5m6qfOu3yxVWBdiLghb8CFrE3NNDi2dN-ThCTKBuaOklAanCmf2GiJvXY388hLVtDFqLYj7-lQIuRlMJClCBCK6lS3ZXFCgYNN5hXbSUIqw/s1600/49979.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgIQyXdubC9KJKXbTUb6mxYzItY5UVj4cwe5m6qfOu3yxVWBdiLghb8CFrE3NNDi2dN-ThCTKBuaOklAanCmf2GiJvXY388hLVtDFqLYj7-lQIuRlMJClCBCK6lS3ZXFCgYNN5hXbSUIqw/s1600/49979.jpg&quot; height=&quot;200&quot; width=&quot;139&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;çalışıyor. Yakın zamanda bu dokulardan üretilmiş bedenlerin, çok şey bilerek geldiği halde, hızla öğrenerek büyüyen (ki bu geometrik bir büyüme olacaktır) yapay zeka içeren beyinler ile birleşmesi kaçınılmaz. Aslında, seyrettiniz mi bilmiyorum, başrolünde Johny Depp&#39;in oynadığı &quot;Evrim - Transcendence&quot; adlı filmde, bedenin gerekli bile olmadığı vurgulanıyor. Dünyaya yayılmış olan internet ağı, bir yapay zeka için gerekli olan varoluş altyapısını sağlıyor. Kötü bir film ama ilginç bir yaklaşım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;İlginç bir yaklaşım, çünkü benim ve Einstein&#39;ın favori filozofu Baruch Spinoza, Tanrı&#39;nın kavrayabileceğimiz sadece iki niteliği olduğunu söyler: Düşünce ve yayılım. Kabaca, ruh düşünce&#39;nin bir ürünü, beden ise yayılım&#39;ın ürünüdür. Birbirine bir şekilde bağlı olan (paralellism) bu iki nitelikten birinin, varoluş için gerekmeyebileceği argümanı, hafife alınabilecek bir argüman değil aslında.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Her neyse ... Hawking&#39;in de dikkat çektiği, en önemli sorun burada başlıyor. Zira, neyin iyi ve doğru, neyin kötü ve yanlış olduğu sorusu, neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir soru. Asimov, üç robot yasasını yazarken, tabi ki bu kadim meselenin farkındaydı. Zaten sonradan kitaplarında, robotların gezegenleri ve uygarlıkları yönetmesi gerektiğinde, bu üç yasanın önünde gelen bir yasayı (sıfırıncı yasa) eklemek durumunda kaldı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;0 - Bir robot insanlığa zarar veremez ve hareketsiz kalarak insanlığın zarar görmesine izin veremez.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Bu çabaya rağmen, hala, neyin insana ya da insanlığa zarar verdiği konusu çok tartışmalı bir konu. Hükümetimizde görevli bir robot, istanbul&#39;a üçüncü hava alanı yapılması konusunda ne derdi acaba? Ya da hükümette görev alacağına, kendini mi yakardı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Felsefenin &quot;Ahlak felsefesi&quot; başlığı altında binlerce yıldır tartıştığı bu konunun (neyin iyi, neyin kötü olduğu sorusunun) çözümlenip, size gönderilen robotların fabrika ayarlarına yükleneceği iyimserliğinde misiniz, bilmiyorum. Ben değilim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;O yüzden, yaşlandığımda bir köpek almakla yetineceğim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/3975567542782232938/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2014/08/yapay-zeka-artificial-intelligence.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/3975567542782232938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/3975567542782232938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2014/08/yapay-zeka-artificial-intelligence.html' title='Yapay zeka (Artificial Intelligence)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhz6QtXDo7wsSLZ5MeXxCcxa0xqIraOdctJWJATnXr1bdCBLD2k0EcHV5LE3yD4v4oydIhdGSFZroTbVSrlpNuC2Angi3SMTUb6mnoRrFFUCsE5FiTGRD_SKgLH7B3DhCeor0vzDATmG80/s72-c/hawking.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-6036646669824724917</id><published>2013-11-11T00:26:00.002+02:00</published><updated>2014-05-01T21:45:58.692+03:00</updated><title type='text'>KİTAP SEVEN KİTAPÇILAR - Ercan Oğuz yazdı.</title><content type='html'>&lt;div align=&quot;center&quot; class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Amerikalı&amp;nbsp; yazar&amp;nbsp;ve
gazete editörü Verlyn Klinkenborg (1952) Londra’daki kitapçılardan övgüyle
sözederken, iki kitapçıyı çok sevdiğini bunlardan birinin London Review
Bookshop ki, burası hakkında “son derece sıradan bir kitapçı, heyecan verici ya
da çekici bir yanı yok” dedikten sonra; “kitap satıyor, kitapları sevdiği
belli” diye tanımlayarak kendisini cezbeden yanını çok güzel bir biçimde ifade
etmiş. Bu tanımı çok sevdim: &lt;i&gt;“kitap
satıyor, kitapları seviyor”.&lt;/i&gt; Klinkenborg diğer favori kitapçısının ise John
Sandae Books Ltd. isimli kitapçı olduğunu açıkladıktan sonra “mekânın heyecan
verici bir parıltısı var” diyor ve şöyle devam ediyor; “pencereler ve
merdivenler kitaplarla dolu”.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Bu kitapçıları hiç görmesem de,
yazarın etkileyici tarifi zihnimde canlandığında, hep özlediğim ve aradığım bu
her iki mekânın özelliklerinin birleştiği kitapçı dükkânlarını düşündüm. Her
tarafın kitaplarla dolu olduğu ve bilhassa kendi ilgi alanımdaki konuları
içeren kitapların çokça bulunduğu ve kitaplara bakarken zamanın kaybolduğu, kitaptan
başka herhangi bir şeyin: kırtasiye, CD, bilgisayar malzemeleri ve müzik
kasetlerinin bulunmadığı kitapçı dükkânlarını. Hele böyle bir kitapçıda bir
köşede yola bakan küçük ve sevimli bir kafe de varsa artık orası bir kitap
mabedine dönüşmüş demektir. Kahve ve kitap kokularının birbirine karıştığı, tuğladan
yapılmış duvarları ahşap raflarla kaplanmış, &lt;i&gt;“kitapları ve kitapseverleri seven”&lt;/i&gt; onları içine çeken bir kitap
mağazası benim hayâl ettiğim ve bulduğumda ise içinden hiç çıkmak istemeyeceğim
bir yer olurdu. Günümüzde koca İstanbul’ da düşlediğim böyle bir kitapçı yok,
ya da ben henüz rastlamadım. Her ne kadar değişik semtlerde kafesi olan kitapçılar
bulunsa da “kitapsever kitapçı” tanımına girebilecek nitelikte kitapçılar olduğunu
pek sanmıyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Ümit verici bir gelişme olarak yakın
tarihlerde, Kadıköy’ de Akademi Kitapevi açıldı. Burası kapanmış olan ayni
isimli eski bir kitapçının yeniden hayata geçirilmesi ile hizmete girdi. Bulunduğu
konum itibariyle gidebileceğimiz bir yerde bulunuyor, zaten özellikle bu
nedenle “ümit verici” diye tanımladım. Buranın bir kafesi, hattâ alt katında
bir de kütüphanesi bulunuyor ancak yine de “kitapsever kitapçı” sınıfına
–şimdilik- bence pek giremiyor, dolayısıyla kafesi de boşa gitmiş ama biraz
üstüne düşülse, biraz çabalansa bir şeyler olacak, ümitle bekliyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Büyük kitapçılar da dahil olmak
üzere bir çok kitapçının ticari bakış açısı onları, sadece güncel kitapların özellikle
de romanların bol miktarda bulunduğu, felsefe, sosyoloji, psikoloji, tarih, din
ve arkeoloji gibi bilimsel konulardaki kitapların ise son derece az olduğu, bunların
yerine bir çok çeşitli ticari malın satıldığı birer “store” haline getirmiş
durumda. Bu tür kitapçıların (!) “kitap seven kitapçılar” olmadıkları, olmayı
da düşünmedikleri çok aşikâr. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Doğrusu şu ki; kitap ilgimizin ve
kitaplara düşkün olmamızın asıl nedeni &amp;nbsp;bilgiye olan sevgimiz, öğrenmeye olan tutkumuzdur.
İşte bu durum “felsefe” teriminin kökündeki anlamda çok güzel açığa çıkmakta;
yani “philos-sophia” da, “bilgi sevgisi” nde. Çünkü kitaplar bizi bilgiye
götüren, ulaştıran, araçlardır. Kitapçılarda uzun vakitler geçirmemizin ve
kitap aramamızın esas nedeni bilgiyi bulmak için araştırma, arama faaliyetidir
ve biz bu nedenle böyle kitapsever kitapçılara özlem duyuyoruz. Çünkü
kitapçıları bir nevi mabed, bir bilgi mabedi olarak olarak görüyoruz. Belki
kütüphanelere “bilgi mabedi” demek daha uygun olur ama bizim gibi “bilgi
severler” kendi kitaplıklarını kurmayı tercih ettikleri için, kitapçılara
giderek bilgi kaynaklarını satın alırlar ve kendi kütüphanelerinde saklarlar. &amp;nbsp;Bilgileri yani “filos” her an ellerinin
altında olmalıdır, akıllarına geldiği an ona ulaşabilmeliler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Sevgili dostum Ümit ile yine bir kitapçıda
yani mabedde felsefe kitapları standının &lt;t az=&quot;&quot; b=&quot;&quot; edildi=&quot;&quot; en=&quot;&quot; gibi=&quot;&quot; i=&quot;&quot; kitap=&quot;&quot; l=&quot;&quot; larda=&quot;&quot; m=&quot;&quot; n=&quot;&quot; oldu=&quot;&quot; raf=&quot;&quot; tahsis=&quot;&quot; u=&quot;&quot;&gt; önünde tanıştık ve o günden bu yana
sohbetlerimiz ve dostluğumuz devam ediyor. Kitapçılar sadece kitap satın alınan
yerler olmaktan öte işte böyle bilgi sever, aydın dostların da bulunabildiği yerler
de olabiliyor, ancak “bilgi severler” için sanırım “kitap seven kitapçılar”
herhalde daima özlenilen yerler olarak kalacaklar gibi görünüyor. Belli olmaz,
belki ileride böyle yerler açılır da bizleri mutlu ederler.&lt;/t&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Ercan OĞUZ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;tab-stops: 118.5pt; text-align: justify;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=5866861672494025540&quot; name=&quot;_GoBack&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/6036646669824724917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2013/11/kitap-seven-kitapcilar-ercan-oguz-yazd.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/6036646669824724917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/6036646669824724917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2013/11/kitap-seven-kitapcilar-ercan-oguz-yazd.html' title='KİTAP SEVEN KİTAPÇILAR - Ercan Oğuz yazdı.'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-6484383908423316997</id><published>2013-09-14T14:52:00.003+03:00</published><updated>2014-09-21T12:29:12.424+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Astroloji"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Budizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Jung"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Karma"/><title type='text'>12 - Jung, Budizm, Karma ve Astroloji</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-family: Times New Roman; font-size: large;&quot;&gt;
Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, Jung&#39;un, &quot;Anılar, düşler, düşünceler&quot; kitabının sonlarında, söz döner dolaşır, karma ve yeniden doğuş düşüncesine gelir. Bu konuda Jung&#39;un neler söylediğini hatırlayalım : &quot;&lt;i&gt;Bana, öbür dünyada da belirli kısıtlamalar var gibi geliyor. Sanırım ölülerin ruhları özgürleşme sınırlarının nerede bittiğini ancak zamanla öğreniyor. &#39;Orada&#39; bir yerlerde, dünyadaki koşullanma gereksiniminde de olduğu gibi, ölümden sonra olgusuna son verme çabasında olan bir karar vericinin olması gerekir. Yaratıcı niteliği olan o karar vericinin hangi ruhların yeniden yaşama döneceklerini saptaması gerektiğini düşünüyorum. Sanırım bazı ruhlar üç boyutlu yaşamsal varoluşu sonsuzluğa yeğ tutuyorlardır. Bu da, büyük bir olasılıkla, yaşadıkları sürede ne kadar kusuru ve kusursuzluğu öbür tarafa götürdüklerine bağlı. Ruh belirli bir anlayış düzeyine ulaştıktan sonra, üç boyutlu bir yaşam çekiciliğini yitirebilir ve anlayış bütünlüğü yeniden cisimleşme isteğini körelttiği için, yeniden dönmesine gerek kalmayabilir. Böyle bir durumda ruh, üç boyutlu dünyadan yok olur ve Budistlerin &#39;Nirvana&#39; dedikleri duruma ulaşır. Buna karşın, ruh hâlâ karma &#39;dan kurtulamamışsa, yeniden istekleri olacağı ya da tamamlanmış bir şeylerin olduğunun farkında olduğu için yaşama yeniden geri döner.&lt;/i&gt;&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Peki yeniden doğan kim? Benlik bilinci devam etmekte mi? Eğer öyle ise, geçmiş yaşamlarımızı neden hatırlamıyoruz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Jung&#39;un kitaptaki cevabı oldukça muğlak (belirsiz). Bu sorunun Buda&#39;ya bir çok kez sorulduğunu  ve Buda&#39;nın net bir cevap vermediğini belirtiyor. Oysa, Buda bu soruyu açık ve net olarak yanıtlamıştır. Çünkü, karma düşüncesinin temel taşı, benlik bilincinin bir yanılgıdan başka bir şey olmadığıdır. Nasıl olur da, bir yanılgı, hayatlar arası varlığını sürdüren bir kavram olabilir? Mümkün müdür bu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Times New Roman; font-size: large;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgMsv7nr5LaQNkVEgIpICTmp8dVmyc-0IyKYDDg2KP0eOci4ohSMwQI-fJ6GLUpiQCGEj07SXO7L8ReJW73SmwKqrAFCTAFBieoAKpHdSK5M2VCspPq1cFm7y5NpVhil08WGTt2Q3CKDE0/s1600/buda.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgMsv7nr5LaQNkVEgIpICTmp8dVmyc-0IyKYDDg2KP0eOci4ohSMwQI-fJ6GLUpiQCGEj07SXO7L8ReJW73SmwKqrAFCTAFBieoAKpHdSK5M2VCspPq1cFm7y5NpVhil08WGTt2Q3CKDE0/s320/buda.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Times New Roman; font-size: large;&quot;&gt;Benlik bilincinin Buda tarafından nasıl ele alındığını bir örnek vasıtası ile ele alalım. Cümlemiz şöyle olsun:  &lt;i&gt;&quot;Dünya nereye gidiyor, anlamıyorum?&quot; &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Burada iki özne var: &quot;Ben&quot; ve &quot;dış dünya&quot;. Kendini dış dünyadan ayıran bir benlik bilinci konuşuyor ve diğer parçayı anlamadığını söylüyor. Peki, konuşan kim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Buda bu soruyu, kısaca &quot;Duyu organları ile toplanan veriler, duygular ve düşüncelerin toplamı&quot; olarak cevaplıyor. Üstelik, &quot;benlik bilinci&quot; olarak da adlandırdığımız bu olgu, merkezde, sabit olarak (değişmeden) durduğundan ve değerlendirmeleri bu noktadan yaptığından da çok emin. Peki bu benlik bilinci nasıl oluşuyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Buda, bu bilinci oluşturan beş veri kaynağı olduğunu belirtiyor; (*)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Bunlardan ilki, maddenin algılanması ile toplanan bilgi. Örneğin  bedenimiz bir madde ile temas ettiğinde, onun katı ya da sıvı olduğunu duyu organlarımız vasıtası ile anlıyoruz. Bu bilginin toplanmasında beş duyu organımızı (gözler, kulaklar, dil, burun ve deri) kullanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

İkinci bilgi kümesi, duygularımızın (ya da sezgilerimizin) toplamı. Bedenin topladığı bilgiyi, &quot;hoş-nahoş ve nötr&quot; olarak sınıfladığımız zaman oluşturduğumuz bilgiler. Bu sınıflamanın sonucunda da, yeni düşünceler ve eylemler oluşturuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Üçüncü bilgi kümesi ise algılamanın toplamı. Dünyadaki şeyleri, diğerlerinden ayırmamızı sağlayan yeteneğimiz. Bunu da  değerlendirme kriterleri yaratarak yapıyoruz. Örneğin bitkileri birbirinden bu şekilde ayırıyoruz. Bir limon ağacı ile patates arasında, ya da koyun ile  penguen arasındaki farkları biliyoruz ve bilincimizde her birini farklı yere yerleştiriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
 
Dördüncü kümede, zihnimizde oluşturduğumuz kurgular var: Zihinsel formasyonların toplamı (istemler (iradeler), niyetler, kararlılık, dikkatsizlik, gaflet, sezgi ve benlik)  Bu kurguları oluştururken, doğal olarak ilk üç maddede anlatılan veri kümelerini kullanıyoruz. Yeni bir yaratma-oluşturma süreci bu. Üstelik, Buda&#39;nın &quot;üç zehir&quot; olarak nitelediği &quot;tutku, cehalet ve nefret&quot; bu yaratma sürecinde son derece etkili ve sadece benlik bilincimizi değil, eylemlerimizi de şekillendiriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Tüm bunları anladıktan sonra, beşinci ve nihai toplama gelebiliriz: Bilincin toplamı. Tüm yukarıda anlatılanların toplamından daha fazlası, çünkü çevresel koşulları ve zamanı da işin içine katıyor. Buda, doğa&#39;da koşullardan bağımsız bir bilinç olamayacağını belirtiyor. Aynı zamanda, yukarıda anlatılan tüm bilgi kümelerinin zamana bağlı olarak da değiştiğini biliyoruz. Ve bilinç (ben) dediğimiz şey bunların toplamı ise, onunda aynı şekilde, sürekli değişmesi kaçınılmaz bir sonuç. Yani, çoğumuzun hatalı şekilde, merkezde sabit duran ve dış dünyayı kendi sabit noktasından değerlendiren bir benlik bilinci algımız hatalı.  Düşünün bakalım: Bir yıl (ya da beş yıl) önceki değerlendirmeleriniz, hala geçerli mi? Geçerli değil ise, şu anki yargılarınızın doğru olduğuna nasıl güvenebilirsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Sonuçta, dış dünyadaki olgular, zaman ırmağı içinde akarken, biz toplayabildiğimiz bölük pörçük bilgi kümeleri ile, kendimize kesinlikle güvenilmez (fake) bir benlik bilinci, kimlik duygusu yaratıyoruz. Dolayısıyla, her birimiz, sürekli değişen bir bileşenler kümesiyiz. Fakat bunun farkında olan pek az insan var, genellikle kendimizden pek eminiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Şimdi gelelim konunun en çarpıcı yanına:  Buda, &quot;Benlik bilinci&quot;  adını verdiğimiz, zamana ve çevre koşullarına göre sürekli değişen bu toplamın, aslında gerçeği örten bir örtüden başka bir şey olmadığı ve her yeni hayatta yeniden oluştuğunu, ölümle birlikte de çözülüp (dağılıp) gittiğini  söylüyor. Peki asıl olan, devam eden ne? &quot;Karma&quot; diye yanıtlıyor bunu Buda. Peki Karma ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
 
Anlaşılır bir şekilde özetlemeye çalışayım: Kosmos&#39;da  mükemmel  çalışan bir sebep-sonuç yasası var. Bütün olaylar birbirine bağlı olarak gelişiyor. Şu an her ne olmakta ise (örneğin bu yazıyı yazıyor olmam) geçmişte olan bir olayın bir sonucu. (Diyelim ki, hastalanmam ve hayat hakkında, daha çok okuyup yazmamın olsun..) Ve aynı zamanda, bu yazıyı yazıyor olmam, gelecekte olacak bazı şeylerin tohumunu da atıyor. Bu ilişki, tüm olaylar için geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Dolayısıyla, hayatım boyunca aldığım kararlar, yaptığım işlerle (yani eylemlerimle) geleceği şekillendiriyorum. Eğer tutkularıma yenilir, başkalarına zarar veren işler yaparsam, bunun sonuçları ile karşılaşmayı da garantiliyorum. (Buna karma ağına dolanmak deniyor.) Üstelik, sonuçlarla yüzleşme işi, bu sadece bu hayat için de geçerli değil. Doğduğum anda, geçmişten getirdiğim kıyamet kadar karma var zaten. Bu hayatım boyunca, hem sonuçlarla yüzleşip, hem de yeni karmik borçlar, hesaplar (daha doğrusu karma) yaratarak yürüyorum. Dolayısıyla, bu sonsuz döngüyü (buna Samsara döngüsü deniyor) anlamaz ve yeni karma üretmeyi kesmezsem, sonsuza kadar bu döngüde dönmekten başka bir seçeneğim de kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Bu durumda, &quot;Ben bir çok kereler doğdum&quot; ifadesi, tabi ki çok saçma bir ifade oluyor. Her seferinde zaman içinde değişen ve ölüm ile çözülen, dağılan, yok olan bir benlik bilincinin böyle bir cümle kurması mümkün değil. Çünkü bu konuşan, ne daha önce doğmuştu, ne de bir kez daha doğacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Astroloji açısından duruma baktığımda, kavramları biraz daha yerli yerine oturtmama  yardımcı olduğunu düşünüyorum.  Biliyoruz ki,  Astroloji, doğum haritası çizilen bir insanın doğasını (karakterini), oldukça doğru tarif edebiliyor. Burada kullanılan doğa kelimesi, Budizm&#39;e göre aslında kendimize açtığımız sahte hesabın , yani benlik bilincinin nasıl olabileceğine karşılık geliyor. Örneğin,  incelediğimiz bir doğum haritasında, sinirli, enerjik  ve telaşlı bir doğa öne çıkıyor olsun. Bu öncelikle, Budizm&#39;in, geçmişten gelen bir birikim ile doğduğumuz tezini destekliyor. Yani asla bir &quot;tabula rasa&quot; (boş beyaz sayfa) olarak doğmuyoruz. Torbamız dolu olarak hayata geliyoruz. Sonra, bizim astrolojik etkiler adını verdiğimiz, bir dizi etkilenme altında kalmaya başlıyoruz ki, bu da, çevresel koşullardan başka bir şey değil. Tüm bu etkileri, zaman planına yerleştirdiğimizde, bir etkiler nehri, yani bir akış ile karşı karşıya kalıyoruz ve bu akış hem benlik bilincimizi, hem de eylemlerimizi, bunun sonucunda karma&#39;mızı  önemli ölçüde etkiliyor, değiştiriyor. Ve bu bir döngü de aynı zamanda: Eylem bilinci, bilinç de eylemi etkiliyor,dönüştürüyor. Ben, beş yıl önceki ben değilim. Geçen ayki ben olduğum da şüpheli. Hatta bu yazıyı yazmaya başladığımdaki ben değilim artık...Dolayısıyla, tamamen aynı olan bir çevresel koşula verdiğim tepki farklı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Astroloji, bana üç önemli bilgiyi sağlıyor aslında : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

1- Doğduğum anda anda nasıl bir benlik bilincinde olmam bekleniyor? &lt;br /&gt; 
2- Bu yaşımda, nasıl bir benlik bilincine evrilmem bekleniyor?  Ve, &lt;br /&gt;
3- Zamana bağlı olarak hangi çevresel koşullar altında kaldım? Şu an hangi koşullar  altındayım?  Ve gelecekte hangi koşullar altında kalacağım?. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Bu bilgiler ışığında, bir ölçüde  &quot;başımıza ne geleceği ve bizim ne yapacağımız&quot; da belli aslında. Buradaki &quot;bir ölçüde&quot; ekine dikkatinizi çekerim. Çünkü asla geleceğe ilişkin kesin yargılara varamayız. Birincisi, &quot;gelecekteki ben&quot;, &quot;şimdiki ben&quot;  olmayacak. İkincisi de, ne olursa olsun, insanın özgür iradesine ayrılmış bir alan var ve zor da olsa akışa karşı gelebilir. Örneğin çok tepkisel bir doğası olmasına ve şu anda da onu tepki vermeye zorlayan çevresel koşullardan geçiyor olmasına rağmen,  iradesini kullanarak öfkesini kontrol edebilir ve eylemsizliği seçebilir. Bunu iç güdüleri ile yapabileceği gibi, karma yasasını öğrendiğinden ve ne yapması gerektiğinin farkında olduğundan da yapabilir. Yani benlik bilinci değişmiş de olabilir. Bu durumda, neden-sonuç ilkesi bağlamında, eylemi ya da eylemsizliği ile geleceğe ilişkin pek çok şeyi değiştirecektir. Aslında, değiştirdiği şey, karma&#39;sıdır. Bunun örneklerini, bana danışanlar arasında nadiren gördüğümü de ekleyeyim. Genellikle insanlar, akışın kendilerini götürdüğü yere gidiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Bu &quot;akışa uy&quot; modasının beni de yakın zamana kadar çok etkilediğini itiraf etmeliyim. Aslında, akışa uyarak, bize maliyeti en az olan yolu seçeriz. Dolayısıyla daha az yıpranır, daha az hırpalanırız. Akışın bizi götürmesine, şekillendirmesine, neşeye kapılmamıza, öfkeye kapılmamıza, eyleme geçmemize izin verirsek eğer, hayatı dolu dolu yaşayabiliriz. Hiç bir şeyi de dert etmeyiz tabi ki. Oysa bu yaptığımız, her eylemimizle yeni karma yarattığımızı göz ardı etmek ve geçmiş karmamızı dengelemek için (en azından bilinçli olarak) hiç bir şey yapmamak anlamına da gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Eğer gerçekte devam edeni (var olanı), bu sahte benlik bilincinin örttüğünü, gizlediğini kabul edersek, daha güçlü ego&#39;nun, daha kalın bir örtü olduğunu da düşünebiliriz. Bu yargıdan hareketle, başkalarına hükmetmeye pek meraklı (yani egosu çok güçlü) insanların,  kötü bir karma ile doğduklarını da söylememiz çok yanlış olmaz kanısındayım. Karmalarını dengelemeleri, Samsara döngüsünden çıkmaları imkansız değilse de, kolay değil. Aksine, yeni kötü karma yaratma olasılıkları güçlü. Özellikle üç zehirle baş etmeyi düşünmüyorlarsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Bu açıdan baktığımızda, dünyanın mevcut düzeninin, körlüğü teşvik ettiğini de görebiliriz. Asli  olanla değil, görünen ile ilgilenmemizi istiyor. Güçlü ego, gerçeği örten kalın bir örtüden başka bir şey değil iken, hemen hemen bütün mitler, güçlü karakterleri (güçlü egoyu) yüceltiyor. Bu kahramanların adamı (ya da kadını) olmak ya da onlar tarafından kurtarıldığına şükretmek, örtünün altına girmekten başka bir şey değil aslında,fakat gelin de bu günün insanına bunu anlatın.Oysa bir başkasının karması, aslında beni hiç ilgilendirmiyor. &lt;b&gt;Bu nedenle Buda, ısrarla, &lt;i&gt;&quot;herkesin kendi yolunu kendinin bulacağını, tek yapabileceğinin uyanmamıza yardımcı olmak olduğunu&quot;&lt;/i&gt; söylüyor.&lt;/b&gt; Tabi, ölümünden sonra, onu anlamaktan aciz papağanlar ordusu, cilt cilt yapılması ve yapılmaması gereken eylemleri listeleyen kitaplar yazmış ve bir öğretiyi, dine çevirmeyi başarmışlar. Aptallık, her zamanki gibi iş başında. Bu gün you-tube&#39;da guru olduğunu iddia eden ve gerekli gereksiz konularda, komik bir İngilizce ile konuşan soytarıları gördüğünüzde, anında Buda&#39;dan soğursunuz. Dolayısıyla, &lt;i&gt;&quot;izlemeyin sakın. Okumakla yetinin&quot; &lt;/i&gt;diyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
 
Her ne kadar,  biriktirdiği bilgi kümeleri ile kendine geçici bir hesap açmış, sürekli değiştiği halde, dışarıya sabitmiş gibi duran bir görüntü verebilen bir -Ümit Gülsen- olarak ortada dolanıyor olsam da, bir sonraki yazıda, bu hayatlar arası yolda yürümeye devam eden &quot;şey&quot; hakkında öğrendiklerimden biraz daha anlatabilirim belki. Batılıların monad, müslümanların nefs ya da ruh adını verdiği kavramlardan, bunların karma karşılığı olup olamayacaklarından da bahsedebiliriz. Buda&#39;nın özellikle dikkat çektiği üç zehir (cehalet, tutku, nefret) ile nasıl baş edebileceğimiz konusunda anlattıklarına bakarız... Bu döngüyü nasıl kırabileceğimizi, sahte benlik bilincinden nasıl sıyrılabileceğimizi konuşuruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;

Tabii yarın aynı ben olmayacağımdan, hiç bir söz veremiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
 
Kaynaklar:
Budizm gizli öğretisi - Jo Durden Smith - Sınır ötesi yayınları &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Times New Roman; font-size: large;&quot;&gt;


Yıllar önce yazılmış ilginç bir blog. Tabi ki hak ettiği ilgiyi görmemiş. Tüm yazıları okumanızı tavsiye ediyorum.

&lt;a href=&quot;http://budistturk.blogspot.com/2010/08/dort-soylu-gercek.html&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;b&gt;Budist Türk blogu&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;

&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;hr /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Times New Roman;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;


Bir diğer site : Budizm ve uzak doğu dinleri hakkında bilgi veriyor:&lt;br /&gt;

&lt;a href=&quot;http://www.spiritualizm.com/kitap/kitaplikkarmatena5.html&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;Dr. Ali İhsan Yitik&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;



&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/6484383908423316997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2013/09/jung-budizm-karma-ve-astroloji.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/6484383908423316997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/6484383908423316997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2013/09/jung-budizm-karma-ve-astroloji.html' title='12 - Jung, Budizm, Karma ve Astroloji'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgMsv7nr5LaQNkVEgIpICTmp8dVmyc-0IyKYDDg2KP0eOci4ohSMwQI-fJ6GLUpiQCGEj07SXO7L8ReJW73SmwKqrAFCTAFBieoAKpHdSK5M2VCspPq1cFm7y5NpVhil08WGTt2Q3CKDE0/s72-c/buda.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-5869659570993168066</id><published>2012-11-02T12:38:00.004+02:00</published><updated>2014-09-21T12:35:27.280+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Astroloji"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Jung"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ölüm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ölüm sonrası"/><title type='text'>11 - Neden burada ve bu zamanda?</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEge3PgawzUTsQOrnCcIdg8zw_XsaIxzZt2b51KJvd2v6wuDXfyauQ83Z0xoJksZsOFnqGz_55Nukg1xIF8E43nenF9wo3Wlxv42FPLupnarZ_aKKSKQWnQoEY9vID-xw6MOTKiS4ANvYEM/s1600/pluto.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEge3PgawzUTsQOrnCcIdg8zw_XsaIxzZt2b51KJvd2v6wuDXfyauQ83Z0xoJksZsOFnqGz_55Nukg1xIF8E43nenF9wo3Wlxv42FPLupnarZ_aKKSKQWnQoEY9vID-xw6MOTKiS4ANvYEM/s1600/pluto.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;!--[if gte vml 1]&gt;&lt;v:shapetype id=&quot;_x0000_t75&quot; coordsize=&quot;21600,21600&quot;
 o:spt=&quot;75&quot; o:preferrelative=&quot;t&quot; path=&quot;m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe&quot; filled=&quot;f&quot;
 stroked=&quot;f&quot;&gt;
 &lt;v:stroke joinstyle=&quot;miter&quot;/&gt;
 &lt;v:formulas&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;if lineDrawn pixelLineWidth 0&quot;/&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;sum @0 1 0&quot;/&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;sum 0 0 @1&quot;/&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;prod @2 1 2&quot;/&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;prod @3 21600 pixelWidth&quot;/&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;prod @3 21600 pixelHeight&quot;/&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;sum @0 0 1&quot;/&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;prod @6 1 2&quot;/&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;prod @7 21600 pixelWidth&quot;/&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;sum @8 21600 0&quot;/&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;prod @7 21600 pixelHeight&quot;/&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;sum @10 21600 0&quot;/&gt;
 &lt;/v:formulas&gt;
 &lt;v:path o:extrusionok=&quot;f&quot; gradientshapeok=&quot;t&quot; o:connecttype=&quot;rect&quot;/&gt;
 &lt;o:lock v:ext=&quot;edit&quot; aspectratio=&quot;t&quot;/&gt;
&lt;/v:shapetype&gt;&lt;v:shape id=&quot;_x0031__x0020_Resim&quot; o:spid=&quot;_x0000_s1027&quot; type=&quot;#_x0000_t75&quot;
 alt=&quot;Açıklama: pluto.jpg&quot; style=&#39;position:absolute;margin-left:1.15pt;
 margin-top:71.7pt;width:154.5pt;height:224.25pt;z-index:251659264;
 visibility:visible;mso-wrap-style:square;mso-wrap-distance-left:9pt;
 mso-wrap-distance-top:0;mso-wrap-distance-right:9pt;
 mso-wrap-distance-bottom:0;mso-position-horizontal:absolute;
 mso-position-horizontal-relative:text;mso-position-vertical:absolute;
 mso-position-vertical-relative:text&#39;&gt;
 &lt;v:imagedata src=&quot;file:///C:\Users\Umit\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01\clip_image001.jpg&quot;
  o:title=&quot;pluto&quot;/&gt;
 &lt;w:wrap type=&quot;square&quot;/&gt;
&lt;/v:shape&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if !vml]--&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Bu yazıyı yazmaya, üzerinde pek konuşulmayan,
tabu bir konudan, ölümden ve astrolojinin ölüm hakkında söylediklerinden bahsetmek
için oturdum. Fakat işler umduğum gibi gelişmedi. Bu sefer, yazı kontrolü ele
aldı ve beni düşündüğümden farklı noktalara götürdü. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Oysa, ölüm
hakkında düşünmek ve yazmak istememin kendimce bir nedeni vardı;&amp;nbsp; Bir süredir tepemizden geçmekte olan (transit)
Plüto, Merkür’ün doğum anımdaki pozisyonuna ( biz buna natal pozisyon diyoruz) &amp;nbsp;120 derecelik açı yapmakta. İsterseniz, bu
etkinin ne olduğunu ve beni nasıl yönlendirdiğini, bazı mitolojik arketiplerle
anlatarak yazıma başlayayım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Benim için
bu açının ifade ettiği şu: Gerçeği, fakat köküne kadar gerçeği aramakla, hayatımızdaki
bazı konuları bitirmek ve yeni şeyler başlatmakla, yani öldürmekle ve yaratmakla
ilgilenen, aynı zamanda ölüler dünyasını yöneten mitolojik tanrı Plüto, bu
yılın başlarında, zihnimi temsil eden tanrı Merkür ile karşılaştı ve ikisi konuşmaya
başladılar. İki yıl kadar da konuşacaklar. Bu konuşmada inisiyatif Plüto’nun elinde.
Yani o anlatıyor, Merkür dinliyor. Bu nedenle, bu dönemde benim dikkatim ister
istemez ölüm, gerçek ve yaradılış ile ilgili konulara yönlenecek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Bu
karşılaşmanın ilk ve en önemli etkisi, Plütonu’nun zihnime dokunması. Fakat
bununla yetinmeyecek.&amp;nbsp; Çünkü Merkür
sadece zihnimi temsil etmiyor. Diğer insanlarla kurduğum iletişim, konuşmalarımda
seçtiğim kelimeler, anlatış ya da yazış tarzım, düşüncelerimi diğer insanlara
iletme çabası gibi konular da Merkür’ün yönetimi altında. Dolayısıyla, Plüto tüm
bunları etkileyecek, yönlendirmeye ve değiştirmeye çalışacak. &amp;nbsp;Dahası da var. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Merkür aynı
zamanda haritamda iki evi, yani hayatımın iki alanını yönetiyor: İlki, bu
hayatta sahip olmak istediğim, beni somut varoluşa bağlayan nesneleri içeren, maddi
varlıklarla ilgili olan alan. Yani “Bu insan neye sahip olmak ister?” sorusuna
verilen cevapların oturduğu ev. İkincisi ise, yaratıcılık, yapmayı gerçekten
sevdiğim konular ve aktiviteler, aşklar ve çocuklarla ilgili konuların oturduğu
ev. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Sonuç olarak
bu buluşmada, bitirme ve yeni başlangıçlarla ilgilenen Plüto, hayatımın belirttiğim
alanlarında bazı değişiklikler yapması için Merkür’ü ikna etmeye çalışıyor. Bunu
bana eziyet olsun diye değil, öğretmek için yapıyor. Neyse ki, bu uyumlu bir
açı ve bu yüzden konuşmasını yumuşak bir üslupla yapıyor. Acele de etmiyor. 2014
kışına kadar zamanı var. Değişim kaçınılmaz, fakat benim için olan biteni anlamak,
dışarıdan bana bakanların gördüğü kadar kolay olmayacak. Muhtemelen, ben son iki
yılda ne çok şeyin değiştiğini, ne çok şey öğrendiğimi ancak 2014 kışındaki bir
akşam, doktorun yasakladığı rakımı içerken ve bu yazıyı bir şekilde yeniden
bulup okuduğumda, &amp;nbsp;“&lt;i&gt;hakikaten ya!&lt;/i&gt;”&amp;nbsp; repliği
eşliğinde kavrayabileceğim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiZorZ4TdHbkwQ9qbu-zi4kmN4lLWJNs13qHxb5KSNuJKk6y-mXmUOx0DJd8bRm32JWYc99zlINmMKkzg-GOxIyF42i4HQGvF65p7xvKnHuwFnvGMX8ovP3jSyipk1ao2Ltfzr9yILrLqI/s1600/kapak.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiZorZ4TdHbkwQ9qbu-zi4kmN4lLWJNs13qHxb5KSNuJKk6y-mXmUOx0DJd8bRm32JWYc99zlINmMKkzg-GOxIyF42i4HQGvF65p7xvKnHuwFnvGMX8ovP3jSyipk1ao2Ltfzr9yILrLqI/s320/kapak.png&quot; height=&quot;320&quot; width=&quot;205&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Her neyse…
Konumuza dönelim. Bu gün size Plüto’nun dikkatimi çektiği konular bağlamında,
yıllar sonra tekrar elime alıp okumaya daldığım bir kitaptan bahsetmek
istiyorum. Bu kitap, Carl Gustav Jung’un “Anılar, düşler, düşünceler” adlı oto-biyografisi.
Kitap Can Yayınları’ndan İris Kantemir çevirisi ile 2001 yılında yayınlanmış. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;!--[if gte vml 1]&gt;&lt;v:shape id=&quot;_x0030__x0020_Resim&quot; o:spid=&quot;_x0000_s1026&quot;
 type=&quot;#_x0000_t75&quot; alt=&quot;Açıklama: kapak.jpg&quot; style=&#39;position:absolute;
 margin-left:1.15pt;margin-top:.25pt;width:150pt;height:234pt;z-index:251658240;
 visibility:visible;mso-wrap-style:square;mso-wrap-distance-left:9pt;
 mso-wrap-distance-top:0;mso-wrap-distance-right:9pt;
 mso-wrap-distance-bottom:0;mso-position-horizontal:absolute;
 mso-position-horizontal-relative:text;mso-position-vertical:absolute;
 mso-position-vertical-relative:text&#39;&gt;
 &lt;v:imagedata src=&quot;file:///C:\Users\Umit\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01\clip_image002.jpg&quot;
  o:title=&quot;kapak&quot;/&gt;
 &lt;w:wrap type=&quot;square&quot;/&gt;
&lt;/v:shape&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if !vml]--&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Freud ile birlikte, Psikoloji
biliminin kurucusu olarak anılan Jung’u, ben oldum olası çok sever ve kendime
yakın bulurum. Tıpkı Freud’u kendime uzak ve sevimsiz bulduğum gibi. Fakat
bence bu kitap, Jung’un diğer kitapları yanında özel bir önem taşıyor. &amp;nbsp;Çünkü aslında bir biyografi ve Jung bu
kitabında, seksen yılda toparladığı bilgi birikimini büyük bir samimiyetle anlatıyor.
&amp;nbsp;Bu kitabın tekrar önüme düşmesi, benim
için bir hazine bulmaktan farksız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Kitabın tümü
çok ilginç. Fakat buraya almak istediğim metinler, kitabın sonlarına doğru yer
alan “&lt;i&gt;Ölümden sonra yaşam üzerine&lt;/i&gt;”
adlı bölümden. Yirmi beş sayfalık bu bölüm o kadar gizemli ve cazip ki, yazmayı
düşündüklerimden vazgeçip, bu metinleri sizle paylaşmaya karar verdim. Çünkü,
burada anlatılanlar, benim aklımı önemli bir süredir kurcalayan “&lt;i&gt;neden burada ve bu zamanda doğdum?&lt;/i&gt;”
sorusunu cevaplamamı sağladı. Umarım bu soru ve burada anlatılanlar sizin de
ilginizi çekiyordur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Jung, &amp;nbsp;bölüme şunları söyleyerek başlıyor: “&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #365f91; mso-themecolor: accent1; mso-themeshade: 191;&quot;&gt;Öbür dünya ve ölümden sonra yaşam üzerine
söyleyebileceklerimin tümü, anılar, gördüğüm imgeler ve beni zorlayan
düşüncelerden oluşuyor. Bu anılar bir bağlamda çalışmalarımın da altyapısını
oluşturuyorlar, çünkü çalışmalarım, &#39;burasıyla&#39;, &#39;öbür dünya&#39; arasındaki iç içe
oyunun ortaya koyduğu sorulara sürekli yanıt bulma çabasından öte bir şey
değil; ama hiçbir zaman ölümden sonra yaşam olduğunu açıkça yazmadım çünkü o
zaman ortaya kanıtlar koymam gerekirdi. Bunu yapmama olanak yok. Böyle olduğuna
göre, şimdi yalnızca, düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.”&lt;/span&gt; &amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Ve bakın, bu
duyarlı, çalışkan ve zeki adam, sürekli analizle ve araştırmayla geçen seksen
yılın ardından neler anlatıyor: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjpb3AEFVnzUqRIJl8SO2G5_mELeYhqW1lmFxAAEW8B3Av8-pUjpTLBT4-oQkr2FQ9C6wusctOq2GXlLHRHlZu9ztfUy50hjcOgLPYwqtYMQEAqx2WEnGyWbo7LcqDfz4vRxzNVR9vDdMQ/s1600/jung3.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjpb3AEFVnzUqRIJl8SO2G5_mELeYhqW1lmFxAAEW8B3Av8-pUjpTLBT4-oQkr2FQ9C6wusctOq2GXlLHRHlZu9ztfUy50hjcOgLPYwqtYMQEAqx2WEnGyWbo7LcqDfz4vRxzNVR9vDdMQ/s1600/jung3.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; line-height: 115%;&quot;&gt;“Birey, yenik düştüğünü itiraf etmek zorunda kalsa bile,
ölümden sonra yaşamla ilgili bir düşünce biçimi ya da bir tür imge
oluşturabilmek için elinden geleni yaptığını söyleyebilmelidir. Bunu yapmamış
olmak çok önemli bir kayıptır çünkü karşılaştığı sorunsal ilk çağlardan beri
süregelen bir mirastır. Bu miras, bireyin kişisel yaşamını bütünleştirmek için
onun yaşamına katılmak isteyen, kendi gizli yaşamı zenginlik dolu bir
arketiptir. Mantığın bizim için koyduğu sınırlar çok kısıtlıdır. Yalnızca
bilineni, o da sınırlı olmak koşuluyla kabul etmemize ve yaşamın nereye kadar
sürdüğünü bilirmişçesine, bilinen bir çerçeve içinde yaşamamıza izin verir.
Oysa aslında her gün bilincimizin sınırlarının çok ötesinde yaşıyoruz. Biz
farkında olmadan, bilinçdışının yaşamı da içimizde sürüp gidiyor. Eleştirel mantığın
egemen olduğu oranda yaşam kısırlaşır; bilinçdışını ve bilince
yükseltebildiğimiz mitleri kattığımız oranda da yaşama katkıda bulunmuş oluruz.
Mantığa aşırı değer verme siyasal mutlakiyete benzer: Her ikisinin
egemenliğinde de birey kısırlaşır.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Bilinçdışı figürlerine ve farklılığının zor anlaşıldığı
başka bir grup olan, &#39;ayrılıp gidenlerin ruhları&#39;na bazı şeyleri öğretmem
gerektiğini çoktan anlamıştım. Böyle bir olayı ilk kez, bir arkadaşımla
birlikte, 1911 yılında İtalya&#39;yı bisikletle dolaşırken yaşadım. Eve doğru
Pavia&#39;dan Arona&#39;ya giderken, bir gece Maggiore Gölü&#39;nün aşağılarında bir yerde
konaklamıştık. Aslında gölün kıyısını izleyerek Tessin&#39;den Faido&#39;ya gidecek,
oradan da Zürih&#39;e dönmek üzere trene binecektik, ama Arona&#39;da gördüğüm bir düş
planımızı altüst etti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Düşümde, geçmiş yüzyılların önemli kişilerinden bazılarıyla
beraberdim. Latince konuşuyorlardı. Uzun, kıvırcık bir peruk takmış bir bey,
uyandığımda anımsayamadığım zor bir soru sordu. Sorusunu anladım ama Latincem
yeterli olmadığı için yanıt veremedim diye çok utandım. Beni uyandıran da bu
oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Uyandıktan sonra, o sıralar üzerinde çalıştığım, &#39;Libidonun
Değişimleri ve Simgeleri&#39; adlı kitabımı düşündüm. Sorulan soruya yanıt
veremediğim için öylesine yoğun bir aşağılık duygusuna kapıldım ki,
çalışmalarıma bir an önce yeniden başlayabilmek için ilk trenle eve döndüm.
Bisiklet turunu sürdürüp üç gün daha kaybetmem olanaksızdı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Ancak yıllar sonra, düşü ve tepkimi anlayabildim. Peruklu
bey, atalarımdan biri ya da ölülerden birinin ruhuydu ve bana boşuna o soruyu
sormuştu, çünkü henüz o aşamada değildim ama tam anlamasam da içimden bir ses
bana, kitabım üzerinde çalışarak o sorunun yanıtını verebileceğimi söylemişti.
Ruhsal atalarım, sanki dünyadaki dönemlerinde yanıtını bulamadıkları bir soruya
yanıt bulmak umuduyla o soruyu sormuşlardı, oysa sorunun yanıtının oluşması
için yüzyıllar geçmesi gerekiyordu. Soru ve yanıtı sonsuzlukta var olsaydı,
zaten hazır oldukları için benim bir çaba göstermem gerekmez, herhangi bir
yüzyılda ortaya çıkardı. &lt;b&gt;Doğanın
sınırsız bilgi içerdiği doğru ama bu bilgileri bilinç yalnızca zamanı
geldiğinde algılayabiliyor. Büyük bir olasılıkla bu süreç insan ruhunda da olan
bir olguya benziyor. Yıllarca bir şeyden kuşkulanırız, ama gerçeği ancak
belirli bir an geldiğinde açıkça kavrayabiliriz.&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Daha sonraları, &#39;Septem Sermones ad Mortuos&#39;u yazarken de
bana soru soranlar ölüler oldu. Dediklerine göre, Kudüs&#39;ten geliyorlardı. Orada
aradıkları yanıtları bulamamışlardı. Bu durum beni çok şaşırttı çünkü
geleneksel görüşe göre en derin bilgilere ölüler sahiptir ve insanlar ölülerin
bizden çok şey bildiklerine inanır. Hıristiyan doktrinine göre, &#39;öbür dünyada
yüz yüze gelip her şeyi anlayacağız&#39;. Oysa, anlaşılan, ölüler öldükleri anda
bildiklerinden öte bir şey bilmiyorlar ve bu nedenle yaşama katılıp bir şeyler
öğrenmeye çalışıyorlar. Çoğu zaman, arkamızda durup onlara ve kadere
vereceğimiz yanıtları duymak için bekledikleri duygusuna kapılırım. Bana, tüm
bilgi, daha doğrusu tüm bilinç, yalnızca yaşayanlara, yani bir bedende olan ruhlara
aktarılabildiği için, ölüler bu bilgiye ulaşamıyorlar ve bu nedenle bazı
soruların yanıtını bulmak için yaşayanlara güveniyorlar gibi gelir. &lt;b&gt;Bu durumda, görünüşe göre, yaşayanların
ölülere oranla en azından bir noktada üstünlükleri var: o da açık ve kesin
bilgiye ulaşabilme yetenekleri.&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Görüşüme
göre, zaman ve yer içindeki üç boyutlu dünya bir koordinatlar düzenini
andırıyor. Bu dünyada ordinat ve absislere ayrılmış olanların, zaman ve yer
kavramlarının olmadığı &#39;orada&#39;, bir arketipi saran dağınık bir algı bulutuna
dönüşmeleri olası ama bir şeylerin içeriğini açıkça ayırabilmek için bir
koordinatlar sistemi gereklidir.&lt;/b&gt; Böyle bir işlemin dağınık bilgiler ya da
konusu olmayan ve ayrımlarının zamanı ve yeri saptanmamış bir bilinçle
kurulabileceğini düşünemeyiz. Zihin, gelip geçen kuşaklar gibi, bir şeyi
öğrenebilmek için, o şeyin karşıtı, burası ve orası, altı ve üstü, öncesi ve
sonrası olduğu varsayımından yola çıkar.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Konunun bu
kısmında, astroloji açısından da sizin doğduğunuz an ve yerin (koordinatların)
ne denli önemli olduğunu hatırlatmak istiyorum. Tabi ki doğduğunuz anın
(zamanın) da. Bu parametreler astrolojide sizin kim olduğunuzu net olarak belirler.
Peki, tersi de geçerli olamaz mı? Madem zaman ve yer içindeki üç boyutlu dünya,
bilginin kavranabilirliği ile bu derece ilintili, ben hangi bilgiyi edinmek
istiyorsam, gereken zaman ve yerde doğmak istemez miyim? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Jung ile
devam edelim:&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;“Bana göre, her yerde varılmış olan en üst düzeydeki
bilinç, ölülerin elde edebileceği en üst bilginin sınırıdır ve büyük bir
olasılıkla, dünyasal yaşam ve bir bireyin öldüğü zaman &#39;oraya götürdüğü&#39;
bilginin bu denli önem kazanmasının nedeni de budur. Bilinç düzeyi yalnızca,
karşıtların çatıştığı burada, yani dünyadaki yaşamda daha üst düzeye
yükseltilebilinir.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Genelde insanların öbür dünyayla ilgili oluşturdukları
düşüncelerin büyük bir bölümü umutlardan ve önyargılardan oluşur ve bunun
sonucunda, öbür dünyanın hoş bir yer olduğu düşlenir. Ben böyle olduğunu açıkça
göremiyorum. Ölümden sonra, ruhumuzun bir çiçek bahçesine geçeceğini hiç
sanmam. Öbür dünyada her şey iyi ve hoş olsaydı, bizimle kutsanmış ruhlar
arasında dostça bir iletişim olur, doğumumuzdan önceki dönemde iyiliğe ve
güzelliğe gark olurduk. Oysa böyle bir şey olmuyor. Bu dünyadan göçenlerle bu
dünyada olanlar arasında neden bu denli aşılmaz engeller var? Ölülerle
karşılaşma olaylarının en azından yarısı, karanlık ruhlarla ilgili ürkünç
olaylardır ve ölüler dünyasının, geride kalanların acılarına hiç aldırmadan buz
gibi bir sessizliği sürdürmesi bir kuraldır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Bu beni kaçınılmaz bir düşünceye götürüyor. Bence dünya,
zıt kutuplar kuralının geçerli olmadığı bir öbür dünyanın olamayacağı bir
bütünlük içinde. Orada da doğa var ve o da Tanrı&#39;ya ait. Ölümden sonra
girdiğimiz yaşam da, Tanrı ve doğanın bilebildiğimiz parçası kadar yüce ve
ürkünç olacak. Acıların tümüyle biteceğini de düşünemiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Bana, öbür dünyada da belirli kısıtlamalar var gibi
geliyor. Sanırım ölülerin ruhları özgürleşme sınırlarının nerede bittiğini
ancak zamanla öğreniyor&lt;b&gt;. &#39;Orada&#39; bir
yerlerde, dünyadaki koşullanma gereksiniminde de olduğu gibi, ölümden sonra
olgusuna son verme çabasında olan bir karar vericinin olması gerekir. Yaratıcı
niteliği olan o karar vericinin hangi ruhların yeniden yaşama döneceklerini
saptaması gerektiğini düşünüyorum.&lt;/b&gt; Sanırım bazı ruhlar üç boyutlu yaşamsal
varoluşu sonsuzluğa yeğ tutuyorlardır. Bu da, büyük bir olasılıkla, yaşadıkları
sürede ne kadar kusuru ve kusursuzluğu öbür tarafa götürdüklerine bağlı. &lt;b&gt;Ruh belirli bir anlayış düzeyine ulaştıktan
sonra, üç boyutlu bir yaşam çekiciliğini yitirebilir ve anlayış bütünlüğü
yeniden cisimleşme isteğini körelttiği için, yeniden dönmesine gerek
kalmayabilir. Böyle bir durumda ruh, üç boyutlu dünyadan yok olur ve
Budistlerin &#39;Nirvana&#39; dedikleri duruma ulaşır. Buna karşın, ruh hâlâ karma &#39;dan
kurtulamamışsa, yeniden istekleri olacağı ya da tamamlanmış bir şeylerin
olduğunun farkında olduğu için yaşama yeniden geri döner.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Bana gelince, doğmamın en önemli nedeni, anlayabilmek için
içimde duyduğum sonsuz istek olmalı çünkü yapımdaki en güçlü nitelik bu.
İçimdeki doyumsuz anlama dürtüsünün, neyin ne ve nasıl olduğunu anlayabilmem ve
bilinmeyenin cılız ipuçlarından mitsel kavramlar oluşturabilmem için bir bilinç
yaratmış olabileceğini düşünüyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; line-height: 115%;&quot;&gt;İnsan için can alıcı soru şudur: Sonsuzluğun
bir parçası mısın, yoksa değil misin? Tüm yaşamının kriteri budur.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; line-height: 115%;&quot;&gt; Asıl olanın
sonsuzluk olduğunu bilsek, ilgimizi boş şeylere vermekten ve hiçbir önemi
olmayan amaçlara yönelmekten vazgeçebilir miyiz? Bunu yapabilsek, dünyayı,
sahibi olduğumuzu sandığımız güzellik ve yetenek gibi iyi nitelikleri bize
vermesi için zorlayabilirdik. Bir birey, ne kadar yapay sahiplenmelere
yönelirse, önemli şeylere karşı duyarlılığı ve yaşamdan elde ettiği doyum o
kadar azalır. Kısıtlı amaçları olduğu için kendisini kısıtlanmış hisseder.
Bunun sonucunda da kıskançlık ve haset duygularına kapılır. Bu yaşamda, yani
buradayken sonsuzlukla bir bağlantımız olduğunu anlayabilirsek isteklerimiz ve
tutumumuz değişir çünkü sonuç olarak, özüne sahip olduğumuz bir şey olduğunu varsayarız.
Bu düşünceyi içimizde oluşturabilirsek yaşamımız boşa geçmemiş olur.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #244061; font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Jung’un bu
yazılarını okuduğumda ve diğer yaşadıklarımla birlikte değerlendirdiğimde&amp;nbsp; vardığım nokta şu: Hangi bilgiyi edinmek
istiyorsam, o bilgiye erişmemi sağlayacak bir doğaya (karaktere) ihtiyacım var.
Ve bunun için de rastgele bir yerde ve zamanda doğamam. Aksine, çok iyi
hesaplanmış bir yer ve zamanda doğmam gerekiyor. Doğduktan sonra da, doğum
haritasında tarif edilen adam (ya da kadın) olmalıyım. Ne öğrenmek istediğimi
anlayabilir ve öğrenebilir miyim? Bilmem… İnşallah. Bu arada şunu da fark
ettim: haritadaki özellikler sadece beni tarif etmekle kalmıyor, aynı zamanda hedeflerimi,
potansiyelimi ve sınırlarımı da belirliyor.&amp;nbsp;
&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Bu çarpıcı
düşünceler sonrasında, bir daha dönmemek için yeterli bilgi birikimine erişmeyi
ve bu yaşamda benim de başıma bela olan anlama-bilme dürtüsünden kurtulmayı istiyorum
doğrusu. Bunu sağlayamazsam, en azından bir daha ki sefere, daha uygar bir
toplum, yani başka bir koordinat ayarlamaya çalışacağım. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/5869659570993168066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/11/11-neden-burada-ve-bu-zamanda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/5869659570993168066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/5869659570993168066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/11/11-neden-burada-ve-bu-zamanda.html' title='11 - Neden burada ve bu zamanda?'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEge3PgawzUTsQOrnCcIdg8zw_XsaIxzZt2b51KJvd2v6wuDXfyauQ83Z0xoJksZsOFnqGz_55Nukg1xIF8E43nenF9wo3Wlxv42FPLupnarZ_aKKSKQWnQoEY9vID-xw6MOTKiS4ANvYEM/s72-c/pluto.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-4855540530653916767</id><published>2012-11-02T12:20:00.000+02:00</published><updated>2014-09-21T12:42:24.598+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Albert Camus"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="aşk"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="dua"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Spinoza"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tanrı"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tanrı aşkı"/><title type='text'>10 - Tanrı, dua ve aşk…</title><content type='html'>&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;... Spinoza’ya göre Tanrı Doğa’dır
veya Doğa Tanrı’dır ve her şey Tanrı’da veya Doğa’dadır. O halde Tanrı, her
şeydir. Ve her şey olan, aynı zamanda hiçbir şey değil midir? İşte bir diğer
skandal da budur. Bu tanrı ne yaratır, ne yardım eder, ne ödüllendirir, ne
cezalandırır.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Spinoza Doğa’dan –mükemmel- diye söz
ederken, asla Doğa’dan –iyi- diye bahsetmez, yani -mükemmel’e moral bir değer
atfetmez. Kaldı ki meselenin tam da böyle bir değer atfından ortaya çıktığını
düşünür. Bu anlamda onun derdi, bu tür atıfların neden olduğu inadequat (eksik
ve yetersiz) Doğa ve Tanrı anlayışlarının yerine adequat (tam ve yeterli) bir
anlayışı geçirmektir.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Tanrı, dua ve aşk…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Hatırlarsanız,
bir önceki yazımda şu cümleleri kurmuştum: “&lt;i&gt;Gelişmeleri yönlendirmek için joker isteme,
yani dua etme hakkımız da var. Fakat ben ağlak çocuklar gibi sürekli Tanrı’dan
bir şeyler istemenin iyi bir fikir olmadığını düşünüyorum. Önemli bir varta
atlattıktan ve ağlayarak aldığım yardımla hayata tutunabildikten &lt;b&gt;sonra bile&lt;/b&gt;, sadece ama sadece Tanrıya
–gerçekten- ihtiyacımız olduğunda onu çağırmak bana daha doğru geliyor. Ayrıca
bazen “acaba Tanrı dualarını kabul ederek mi insanları cezalandırıyor” diye
düşünmeden de edemiyorum.&lt;/i&gt;” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Geçen hafta
içinde, belki de bu paragraftan hareketle, bir okuyucum bana basit ve net bir
soru sordu: “Dua ile aşk olur mu?”.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Astroloji
çerçevesinde kalmaya özen gösteriyorum fakat bu soruyu ve cevabı oturup
etraflıca düşünmek ve bulgularımı sizle paylaşmak istedim. Çünkü astroloji
diyerek aslında hayatın düzenini konuşuyoruz ve bu düzen ile ne yapacağımız,
nasıl yaşayacağımız da en hayati konularımız arasında. Dua etmek yolu ile ile
düzene dışarıdan müdahale edilmesini istediğimiz de açık. Peki, bu mümkün mü ve
iyi bir şey mi? Buna geleceğiz, fakat önce yaradılıştaki düzen kavramını konuşarak
işe başlayalım istiyorum. Burada referansımı Spinoza olarak seçeceğim. Çünkü
kendimi en yakın hissettiğim düşünür, bu sıralarda ve uzunca bir süredir,
Spinoza. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Biliyorum
ben felsefeci değilim, üniversitede felsefe okumadım. Felsefeyi amatörce
okuyorum. Gerçek anlamda bir mühendisim ve bazı kavramları yerli yerine
oturtamıyor olabilirim. Yapacağım yanlışlar için şimdiden özür diliyorum. Buna
rağmen, yaradılıştaki şaşmaz düzenin farkındayım ve astrolojiyi bu düzenin bir
göstergesi, ampirik bulgular seti olarak düşünüyorum. Mühendislik ve matematik
de, bu düzeni anlamamda bana çok yardımcı oldu ve oluyor. Bu yaklaşımı
destekleyen bulguları, gözlemleri, teorileri ya da mitleri sanki gözlerim daha
iyi seçiyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Nitekim, geçmiş yazılarımda, hem Brady’nin kaos teorisi ile
astroloji arasında kurduğu ilintinin ne kadar sağlam göründüğünden bahsetmiş,
hem de &amp;nbsp;Joseph Campbell’in, bu dünyayı
daha doğrusu yaradılışı “&lt;i&gt;olduğu&lt;/i&gt; &lt;i&gt;hali ile mükemmel&lt;/i&gt;” kabul etme konusundaki
yaklaşımının bana ne kadar yakın geldiğinden bahsetmiştim. Şimdi dilerseniz, bu
konuları biraz daha açalım ve Benedict De Spinoza’yı da işin içine katalım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Gençlik
yıllarımda Spinoza okumaya ilk niyetlendiğimde hiçbir şey anlamadığımı itiraf
etmeliyim. Spinoza ve Ethica ile tanışabilmem için biraz yaşlanmam ve Solmaz
Zelyut Hünler’in rehberliği gerekti. 2003 yılında, Hünler’in ince ve beyaz
“Spinoza” kitabı çıktığında çaresiz gözlerle Ethica’ya bakıyordum. Neyse ki
Solmaz hanımın cana yakın ve sevecen anlatımı ile yeniden Spinoza’ya yaklaşma
cesaretini bulabildim. Şimdi onun da izin vereceğini düşünerek, bu kitaptan
birkaç satır almak istiyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;“Evet, Spinoza Tanrı ile başlar.
Ancak bu Tanrı, yığınların tanrısı değildir. Başka deyişle, yığınların tanrısı
gerçek Tanrı değildir. Peki nedir gerçek Tanrı? İşte Spinoza’nın sisteminin
üzerine inşa edildiği soru budur. Cevabı ise şu: Tanrı biricik tözdür. Peki töz
nedir? Bunun yanıtı çok katmanlıdır. Kendi kendisinde var olan ve kendi
kendisiyle kavranan, yani kavramını, kendisini teşkil edecek başka bir şeyin
kavramına borçlu olmayan şey. Töz veya Tanrı, kendi kendisinin nedenidir, causa
sui’dir. Ve onun var oluşu başka şeyle açıklanamaz...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Spinoza’ya göre, mutlak biçimde
sonsuz olan Tanrı’nın attributumları hem nicelik hem nitelik bakımından
sonsuzdur. Fakat nicelik bakımından, biz onlardan yalnızca ikisini, cogitatio
(düşünce) ve extensio (yayılım) attributumlarını bilebiliriz. ..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;… Spinoza tüm şeylerin var olmak için
ve anlaşılmak için kendisine muhtaç olduğu şeyi, yani biricik tözü, yani
Tanrı’yı, -Deus sive Natura- şeklinde, yani Tanrı veya Doğa şeklinde ifade
etmektedir. Spinoza’ya göre, bunun dışındaki tüm şeyler, kendi kendisinde değil,
başka bir şeyde var olan ve ancak o başka şey yardımıyla kavranabilen
şeylerdir; yani moduslardır, tezahürler, tarzlar, suretlerdir... Spinoza’ya
göre Tanrı Doğa’dır veya Doğa Tanrı’dır ve her şey Tanrı’da veya Doğa’dadır. O
halde Tanrı, her şeydir. Ve her şey olan, aynı zamanda hiçbir şey değil midir?
İşte bir diğer skandal da budur. Bu tanrı ne yaratır, ne yardım eder, ne
ödüllendirir, ne cezalandırır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;… &amp;nbsp;Yalnızca kendi doğasının zorunluluğundan var
olan ve yalnızca kendisi tarafından faaliyette bulunmaya belirlenen şeye özgür
/ libera denir. Fakat kendisinden bir başkası tarafından belli ve belirli bir
tarzda var olmaya ve etki üretmeye belirlenen şeye… zorlanmış/coacta denir…
Tanrı veya Doğa, kendisinin dışında, kendisine yabancı bir ilkenin hakimiyetine
girmediği için ve kendisinin nedeni olduğu için özgürdür. Nedensiz eylem olarak
özgür irade, anlaşılır bir şey değildir. &lt;b&gt;Spinoza’ya
göre rastlantı, kaza, nedensiz karar gibi şeyler, yalnızca nedenlerin eksik
kavranışının sonucu olan sanrılardır. Demek ki, -kör talih- tamamen bizlerin
uydurmasıdır veya kör olan bizleriz. Gerçeği mükemmelen görmeye kudretimiz
olmadığında, kaçınılmaz olarak onun hayaletini yaratırız. ..&lt;/b&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;Tüm var olanlar mükemmelen vardırlar;
insan, ağaç, at, taş… aynı mükemmellikte vardırlar. Spinoza’ya göre gerçeklik
bakımından Doğa’daki hiçbir şey bir diğerinden daha az ya da daha çok gerçek
veya mükemmel değildir. Fakat Spinoza Doğa’dan –mükemmel- diye söz ederken,
asla Doğa’dan –iyi- diye bahsetmez, yani -mükemmel’e moral bir değer atfetmez.
Kaldı ki meselenin tam da böyle bir değer atfından ortaya çıktığını düşünür. Bu
anlamda onun derdi, bu tür atıfların neden olduğu inadequat (eksik ve yetersiz)
Doğa ve Tanrı anlayışlarının yerine adequat (tam ve yeterli) bir anlayışı
geçirmektir.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Bu bağlamda,
Solmaz Zelyut Hünler, bazı temel sorular soruyor ve Spinoza’nın bu soruları
nasıl yanıtladığına dikkatimizi çekiyor. Sorulardan ilki, Tanrı’nın iyiliğini,
kötünün varoluşu ile nasıl bağdaştırmamız gerektiğidir.&amp;nbsp; “&lt;i&gt;Spinoza’nın
yanıtı bu soruyu yanlışlayan bir yanıt; Çünkü bu sorudaki Tanrı,
antropomorfiktir (insansıdır) ve Tanrı ve Doğa’yı bu şekilde ele alamayız.&lt;/i&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&amp;nbsp;İkinci soru ise, insanın özgür iradesinin,
Tanrı’nın önceden var olan bilgisi veya öngörüsü ile nasıl bağdaştırılabileceğidir.
(bence bu soru insan ne kadar özgürdür şeklinde de sorulabilir.) Spinoza’nın
yanıtı yine benzer şekildedir; “&lt;i&gt;Soru
yanlıştır, çünkü sorunun kendisinin dayandığı ön yargı yanlıştır. İnsanın
belirlenmemişlik anlamında özgürlüğü veya aklından ayrı bir iradesi, kararı,
tasdik ya da red yetkisi yoktur ve dahası Tanrı’nın öngörüsü denen şey,
antropomorfik bir Tanrı anlayışına dayanır ve bu yüzden soru saçmadır.&lt;/i&gt; “&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjp16lQbsn4FbI5D_6dcuaARu-ZsEioxjbjzcwXizvjyF2VPHQQKKEegTx86sqylRPs4vlwANXl5tSHIoWQZD1W_BaGrlT4rzfsCPn7MxAKBcXJniFRcTYo8SwdRq2UmjN7SZml39Wx6l8/s1600/spinoza.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjp16lQbsn4FbI5D_6dcuaARu-ZsEioxjbjzcwXizvjyF2VPHQQKKEegTx86sqylRPs4vlwANXl5tSHIoWQZD1W_BaGrlT4rzfsCPn7MxAKBcXJniFRcTYo8SwdRq2UmjN7SZml39Wx6l8/s1600/spinoza.png&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;Ayrıca, insanın özgür iradesinden bahsederken, “&lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;kendisinden bir başkası tarafından belli ve
belirli bir tarzda var olmaya ve etki üretmeye belirlenen şeye zorlanmış/coacta
denir&lt;/i&gt;&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;” cümlesini tekrar hatırlatmak istiyorum.&amp;nbsp; Gerçekten ne kadar özgür iradeye sahibiz
sizce? Üstelik zaman’ın hükmünde ve transitlerin etkisinde yaşarken!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;


&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Bu kitaptan
alıntılamak istediğim bir diğer bölüm ise biliş şekilleri üzerine. “&lt;i&gt;Şeyleri nasıl bilebiliriz?&lt;/i&gt;” Şimdi yine
sayın Hünler’e kulak verelim; “&lt;i&gt;Spinoza,
her biri diğerinden daha yüksek bilgi içeren üç tür bilmeden bahseder:
cognitioem primi generis, yani birinci tür bilgi;&amp;nbsp; cognitioem secundi generis, yani ikinci tür
bilgi;&amp;nbsp; ve üçüncüsü scientia intuitiva,
buna bizim dilimizde hep –sezgisel bilgi- denmiştir. İlki algısal, imgesel, tecrübeye
dayalı, kanı karakterinde bilgidir. İkincisi, rasyonel, akıl yürütmeye ve
temellendirmeye dayalı bilgidir.Bu bilgilerin ikisi de, adlarından görüldüğü
gibi, tanımaya dayalı bilgi iken, üçüncüsü öyle değildir; o -alimane temaşa-
dır. Bu üçüncüsü ile, der Spinoza –Tanrı’nın yüklemlerinin formal özüne dair
adequat bir ideden, şeylerin özüne dair adequat bir bilgiye, yani idenin
idesinin idesine, özbilincin bilincine geçilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Evet madem ki O her şeydir, her şeyi
anlamaya çabalamak lazımdır. Bu aşk ile yapılmaz da ne ile yapılabilir ki?
Zihnin veya gönlün alabileceği en yüksek haz veya duyulabilecek en büyük neşe
olan aşk, hele böyle bir Maşuk’a duyulursa, aşık, aşkların en güzelini yaşar.
İşte Spinoza buna -Tanrıya duyulan entelektüel aşk- der. Amor Dei
intellectualis. Ancak o şunu da söyler: &lt;b&gt;Qui Deum amat, conari non potest, ut
Deus ipsum contra amet; Demektir ki, Tanrı’ya aşık olan, karşılık olarak
Tanrı’nın kendisine aşık olması için çabalayamaz.”&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Son olarak,
Spinoza’nın, elimizde olmayan, tabi olduğumuz şeylere ilişkin düşüncelerine göz
atalım isterseniz:&amp;nbsp; “&lt;i&gt;Tüm şeyler,&amp;nbsp; Tanrı’nın bengi
buyruğunun bir üçgenin üç açısının, iki dik açıya eşit olmasının onun özünden
doğması ile aynı zorunlulukta doğarlar. Bu kalender bir şekilde Tanrı’yı ve
kaderi sevmek değil de nedir? Amor Dei ile Amor fati, mazruf ve zarf gibidir.
Bu hayatı sevmektir. Ama hepsi bu değildir, devam ediyor Spinoza: Bu öğretinin
toplumsal yaşam açısından da katkıları vardır, çünkü bize hiç kimseden nefret
etmemeyi, hiç kimseye öfke duymamayı ve hiç kimseye haset etmemeyi öğretir.&lt;/i&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Açıkça
belirtmek isterim ki, aklım Spinoza’nın kurgusuna hayran olmakla birlikte, düşüncelerini
özümsemem ve sindirmem kolay değil. Tümünü değil fakat önemlice bir kısmını
(eklektizmin tuzağına düşmeden) anladığımı ve akla yakın bulduğumu
söyleyebilirim. Tüm bu varoluşun, içerdiği her türlü iyicil(?) ve kötücül(?)
etkilerle mükemmel olduğunu kabul etmeye oldukça yaklaştım. Artık pek dua
etmiyorum. Etsem de, hayranlık belirtmekten öteye gitmiyorum. Lütfen bunu
pasifizm ya da bilindik anlamında fatalizm ile karıştırmayın. Ülkemize,
dünyamıza ya da kişisel hayatımıza ilişkin beklentilerimizi gerçekleştirmek
için dua etmektense, “&lt;i&gt;bir şeyler yapmanın&lt;/i&gt;”
daha iyi bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Doğru zamanda doğru yöne yelken açmak
için de astroloji’nin rehberliğine güvenebileceğimizi hissediyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Spinoza’ya
dönelim: Bana en çok, doğaya müdahale etmeyen Tanrı kavramını sindirmek zor
geliyor doğrusu. Çünkü hepimiz hem müdahaleci hem de antropomorfik, yani
insansı Tanrı kavramı ile büyüdük. Dolayısıyla, “&lt;i&gt;dua ederek bir aşk kapamaz mıyım?&lt;/i&gt;” sorusu hiç birimize tuhaf
gelmezken, “&lt;i&gt;bu soru saçmadır&lt;/i&gt;”
önermesini sindirmek kolay değil aslında.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Oysa
yukarıda yer alan bağlamda düşündüğümüzde, bu soru ve bu durum ne kadar tuhaf,
daha doğrusu anlamsız görünüyor. Öncelikle bize, yani insana benzeyen bir Tanrı
var. Bizi işitiyor ve ondan istediklerimizi (bazen) yapıyor bazen de yapmıyor. Ne
zaman yapıp yapmayacağı da şüpheli. Çoğu kez istediklerimizi yapması için bazı
rüşvetler ya da bedeller vermemiz gerekiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Önceki,
yazılarımda, hasta olduğum zamanlarda, “&lt;i&gt;ağlayarak
yardım istediğimi&lt;/i&gt;” de itiraf ettim bildiğiniz gibi. İşin ilginç yanı,
yardım aldığımı da hissettim. Fakat son zamanlarda anlayacağınız üzere “&lt;i&gt;Kalender bir şekilde, Tanrı’yı ve kaderimi
sevmek yeterli olmalı&lt;/i&gt;” düşüncesine daha yakın duruyorum. Bu arada… Tüm bu
aşkın konuları bana hatırlatan Plüto ve Neptün transitleri (etkileri) gücünü
yitirdiğinde, hala böyle düşünecek miyim? Bilmiyorum. Fakat hayat da bu değil
mi zaten; Rüzgarların önünde &lt;i&gt;kuru bir
yaprak gibi sürüklenmek&lt;/i&gt; değil mi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Bu bağlamda
astrolojinin, düşüncenin nedenini anlamak açısından çok önemli olduğunu, en az düşüncenin
ve eylemin kendisi kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Bunu bir örnek üzerinden
konuşalım: Örneğin, diyelim ki, astroloji yakın bir gelecekte evlilik ve
ortaklıklarımın sınanacağını önceden bilmemi sağlıyor. Dolayısıyla, bu süreç
başladığında, bu sorgulama benim için ne sürpriz ne de kötü şans. Satürn’ün,
sağlam olmayan bir evliliği ciddi anlamda sarsacağını biliyorum. Peki, bu
durumda ne yapabilirim? Tabi en akılcı olanı, evliliği yeniden kurmak ya da bu
olamıyor ise, sonlandırmak. Bu Satürn’ün, yani doğa’nın (bu spesifik durum için
Tanrı’nın da aynı zamanda) en uygun bulacağı davranış şekli. Ve diyelim ki, ben
tüm gerçeklerin farkında olmama rağmen direndiğim ya da aksine hayal dünyasında
yaşadığım için, evliliği devam etmesi için zorluyorum. Ve iş kötüye, ayrılmaya
doğru gidiyor. Peki bu durumda dua etmek bana ne fayda sağlayabilir? Kendimi ve
artık ortak bir paydamız olmayan diğer insanı yeni oluşumlar için akışa bırakmak
mı daha iyi, doğrultamadığımız çürümüş bir birlikteliği sürdürmeye çalışmak mı?
Dua ederek, evliliğin ilk anlarına dönebilir miyim? Dönsem bile, bu iyi bir
fikir mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Dua’dan
medet ummak, düşünce atribitum’unun yayılım atributum’u üzerinde etkili olması
için bir çağrı aslında fakat Spinoza’nın öğretisini takip edecek olursak, bu
boş bir çaba gibi görünüyor. Aslında çok da boş denemez belki, çünkü bir etki
söz konusu olabilir, fakat bu etki ne evlilik kavramı ne de karşı taraf üzerinde
değil fakat daha çok kendi üzerimde geçerli olabilir gibi sanki. Örneğin dua
etmek beni rahatlatabilir ve bu da benim daha sakin davranmamı sağladığı için,
karşı tarafın bana son bir şans vermesini sağlayabilir. Böylelikle aynı zamanda
ben, korumak istediğim bir şeyi korurken, yeni olasılıkları ve genişlemeyi
engellemiş de olurum. Hangisi daha “&lt;i&gt;iyi&lt;/i&gt;”
acaba?&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Astroloji’ye
aşina olan biri, doğanın güçlerinin insanlar üzerinde nasıl çalıştığına
şahittir ve endişelenecek bir şey olmadığının da bilincinde olması gerekir. Bence
Satürn evliliğimi sorguluyor, hatta yıkıyorsa, yakın bir gelecekte Jüpiter bana
başka biriyle yeni bir şans verecektir. Dua etmek demek, şartları değiştirmek
istiyorum demektir. Hatta (daha ileriye gideyim) kendime benzettiğim (antropomorfik)
Tanrı’dan, kendi çıkarıma ve belki de başkalarının aleyhine olabilecek
düzenlemeler yapmasını talep etmektir. Aynı zamanda, düzenin ya da kurgunun çok
da sağlam olmadığını, eşimi değil fakat Tanrı’yı ikna edebilirsem (yeterince
baskı yaparsam, taviz verirsem ya da kendimi acındırırsam) her şeyin değişebileceğini
kabul etmektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Diğer
seçeneği düşünelim: Elimden geleni yapmak, karşımdaki insanın iradesine saygı
göstermek ve değişime razı olmak.&amp;nbsp; Doğanın
düzenini, çalışma şeklini saygıyla karşılamak, şikayet etmemek ve yeni evreyi
şekillendirmek için çalışmaya başlamak… Ne dersiniz, bu daha iyi değil mi? Esen
rüzgarla eğilmeyi, hatta yelken açmayı öğrenip yeni ufuklara yol almayı tercih
etmek daha iyi değil mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Yani, zamanı
geldiğinde, kendi ölümümüz de dahil olmak üzere, sonlanmaları gülümseyerek
karşılamak, daha “iyi” değil mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiGRS-wFuEeh1Vbui6OVfJJVGsU4zBZpfWFQRNYlojqB64qRNu0HN5TnsmBl4DSOp7bFzcp0LwbVPhlnRFD_NT70LMLG36rWYPeMb8EewLDTl9NgILLOcRJGzd3r8lVztvb7PGIwyygsbc/s1600/Albert+Camus.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiGRS-wFuEeh1Vbui6OVfJJVGsU4zBZpfWFQRNYlojqB64qRNu0HN5TnsmBl4DSOp7bFzcp0LwbVPhlnRFD_NT70LMLG36rWYPeMb8EewLDTl9NgILLOcRJGzd3r8lVztvb7PGIwyygsbc/s320/Albert+Camus.jpg&quot; height=&quot;320&quot; width=&quot;230&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;!--[if gte vml 1]&gt;&lt;v:shape id=&quot;_x0032__x0020_Resim&quot; o:spid=&quot;_x0000_s1026&quot;
 type=&quot;#_x0000_t75&quot; alt=&quot;Açıklama: Albert Camus.jpg&quot; style=&#39;position:absolute;
 margin-left:1.15pt;margin-top:-.35pt;width:142.15pt;height:197.25pt;z-index:251659264;
 visibility:visible;mso-wrap-style:square;mso-wrap-distance-left:9pt;
 mso-wrap-distance-top:0;mso-wrap-distance-right:9pt;
 mso-wrap-distance-bottom:0;mso-position-horizontal:absolute;
 mso-position-horizontal-relative:text;mso-position-vertical:absolute;
 mso-position-vertical-relative:text&#39;&gt;
 &lt;v:imagedata src=&quot;file:///C:\Users\Umit\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01\clip_image002.jpg&quot;
  o:title=&quot;Albert Camus&quot;/&gt;
 &lt;w:wrap type=&quot;square&quot;/&gt;
&lt;/v:shape&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if !vml]--&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&amp;nbsp;Albert Camus, “Sisifos Söyleni” adlı müthiş kitabında
şunları yazıyor: &lt;i&gt;“-Benim alanım zamandır-
der Goethe. İşte tam uyumsuz bir söz. Uyumsuz insan nedir gerçekten?
Sonrasızlığı yadsımamakla birlikte, onun için hiçbir şey yapmayan. Böyle bir
özlem duymadığı için değil, cesaretini ve usunu buna yeğ tuttuğu için.
Birincisi kendi dışındakilere başvurmadan yaşamasını, elindekiyle yetinmesini
öğretir, ikincisi de kendi sınırlarını gösterir ona. Sınırlı özgürlüğünden,
geleceksiz başkaldırısından, ölümlü bilincinden kuşkusu olmayınca, serüvenini
yaşamı süresince sürdürür. Alanı burasıdır, kendisininkinden başka her yargıdan
uzak tuttuğu eylemi buradadır. Daha büyük bir yaşam bir başka yaşam anlamına
gelemez onun için. Dürüst bir tutum olmaz böylesi. &lt;/i&gt;&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Dolayısıyla,
epeyce düşündükten sonra, okuyucuma vereceğim asıl cevabın şu olması
gerektiğine karar verdim: “&lt;i&gt;Hayır, dua ile
aşk olmaz. Böyle de olmasın zaten. Bırak, doğa’nın rüzgarları onu sana
getirsin. Sen uyanık ol ve fırsatların farkına var, yeter.”&lt;/i&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Kitaplar:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Spinoza, Solmaz
Zelyut Hünler, Paradigma yayınları 2003&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large; line-height: 115%;&quot;&gt;Albert
Camus, Sisifos Söyleni, Can yayınları, 1957 Nobel edebiyat ödülü&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/4855540530653916767/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/11/10-tanr-dua-ve-ask.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/4855540530653916767'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/4855540530653916767'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/11/10-tanr-dua-ve-ask.html' title='10 - Tanrı, dua ve aşk…'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjp16lQbsn4FbI5D_6dcuaARu-ZsEioxjbjzcwXizvjyF2VPHQQKKEegTx86sqylRPs4vlwANXl5tSHIoWQZD1W_BaGrlT4rzfsCPn7MxAKBcXJniFRcTYo8SwdRq2UmjN7SZml39Wx6l8/s72-c/spinoza.png" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-4378988111076856077</id><published>2012-10-24T22:11:00.000+03:00</published><updated>2014-09-21T12:40:48.623+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Astroloji"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="evlilik"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="halil cibran"/><title type='text'>9 - Evlilik üzerine </title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Bu gün evlilik üzerine konuşacağız. Biliyorum, artık çok dertli bir konu evlilik. Çoğu insan, erkek ya da kadın, evliliğinden memnun değil. Çevremizde boşanmalar iyice arttı. Anne babalarımızın bir ömür boyu süren evliliklerine artık nadiren rastlamaya başladık. Bir şekilde devam eden birçok evlik de pek mutlu görünmüyor doğrusu...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Peki, ne oldu? Eskiden de böyleydi de biz mi fark etmiyorduk? Kapitalist, endüstriyel toplum hepimizi daha tatminsiz yaptığı için birbirimizden beklentimiz çok mu arttı? Ya da kadınlar ekonomik bağımsızlıklarına kavuştuğu için artık baskıcı ve tek yönlü evliliklere “eyvallah” etmez hale geldiler?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjGQQWmqcnlYMvgyjv1FPF0dlCFHxhvdRAX-h_jZ8MWyMm2ykH6vaCAGV782TeE1FHLo3-39omUBp_40uL9dJAUiPHN0hlmgLCGo-4MCiT8Wk2pk1M1rskky6zt-Pj39sBjWZJ3U_9xJRc/s1600/7565834_s.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjGQQWmqcnlYMvgyjv1FPF0dlCFHxhvdRAX-h_jZ8MWyMm2ykH6vaCAGV782TeE1FHLo3-39omUBp_40uL9dJAUiPHN0hlmgLCGo-4MCiT8Wk2pk1M1rskky6zt-Pj39sBjWZJ3U_9xJRc/s320/7565834_s.jpg&quot; height=&quot;249&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Şüphesiz bunların hepsi doğru ve geçerli argümanlar. Fakat ben, bildiğiniz gibi, hayatın sihirli bir yanı olduğuna inanan biriyim ve sadece rasyonel akıl yürütme ile evlilik konusunun ele alınamayacağını düşünüyorum. Astroloji de ilişkilerimiz ve evlilik konusunda önemli bilgiler veriyor, bunları birazdan anlatacağım. Fakat buna başlamadan önce, evliliğin “ne olduğu” &amp;nbsp;konusunu biraz kurcalamaya ne dersiniz? Bu kurcalama işini önce ve yine sevgili üstadım Joseph Campbell ile birlikte yapmak istiyorum. MediaCat yayınlarından, Zeynep Yaman’ın çevirisi ile yayınlanan “Mitolojinin Gücü” adlı kitabında, gazeteci Bill Moyers ile Joseph Campbell antik ve çağdaş mitler halkında söyleşiyorlar. Bildiğiniz gibi, dördüncü sayıdaki yazımda (ya sev ya terk et), bu kitabın ”içe yapılan yolculuk” kısmından bazı alıntılar yapmıştım. Şimdi yine bu kitaptan evlilik ile ilgili alıntılar yapmak istiyorum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&amp;nbsp;“CAMPBELL: &amp;nbsp;Mitler, zihninizin bu hayatta olma deneyimi ile temas haline geçirmenize yardımcı olur. Size deneyimin ne olduğunu anlatır. Örneğin evlilik. Evlilik nedir? Mit size ne olduğunu anlatır. Ayrı bir çiftin birleşmesidir evlilik. En başında siz birdiniz. Şimdi dünyada iki ayrı varlıksınız; ama evlilik denen şey ruhani kimliğin tanınmasıdır. Evlilik, bir aşk ilişkisinden farklıdır. Aşk ilişkisiyle ilgisi yoktur. Başka bir mitolojik düzlem deneyimidir, insanlar aşk ilişkilerinin uzun süreli olacağını düşünerek evlendikleri zaman kısa sürede boşanırlar çünkü tüm aşk ilişkileri hayal kırıklığı ile sonuçlanır. Ancak evlilik ruhani kimliğin kabul edilmesidir. Eğer doğru bir hayat yaşarsak, zihnimiz karşı cinsten o kişiyle ilgili doğru niteliklere odaklanırsa, ister kadın ister erkek olalım doğru eşimizi buluruz. Ama bazı duyusal çekiciliklerle dikkatimiz dağılırsa yanlış insanla evleniriz. Doğru insanla evlenerek, Tanrı&#39;nın ete kemiğe bürünmüş imgesini yeniden inşa ederiz ve evlilik de budur.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;MOYERS: Doğru insan mı? İnsan doğru kişiyi nasıl seçer?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;CAMPBELL: Kalbiniz bunu size söyler. Söylemesi gerekir.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;MOYERS: İçsel varlığınız.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;CAMPBELL: Gizem budur.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;MOYERS: Karşınızda benliğinizin diğer yarısının olduğunu fark ediyorsunuz.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;CAMPBELL: Hmm… bilmiyorum, ama bir an bir şimşek çakar ve içinizdeki bir şey bunun doğru kişi olduğunu söyler.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;MOYERS: Eğer evlilik, bir kadın ya da erkek olmak temelinde, benliğin benlikle tekrar birleşmesiyse, modern toplumumuzda evlilik neden bu kadar kaygan bir zeminde?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;CAMPBELL: Çünkü evliliğe evlilik gözüyle bakılmıyor. Bence evlilik hayatınızdaki ilk önceliğiniz değilse, evli değilsiniz demektir. Evlilik, ikinin bir olması demektir, iki bedenin tek beden olması demektir. Evlilik yeterince uzun sürerse ve sürekli kişisel kaprisler yerine ona rıza gösterirseniz, bunun gerçek olduğunu fark edersiniz -iki, gerçekten bir olmuştur.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;MOYERS: Biyolojik değil ruhani manada.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;CAMPBELL: Temelde ruhani manada. Biyolojik birleşme, sizi yanlış özdeşleşmeye götürebilecek olan bir oyalanmadır.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;MOYERS: O halde evliliğin elzem fonksiyonu, neslimizi çocuklarımızda devam ettirme, evliliğin temel fonksiyonu değil.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;CAMPBELL: Hayır, bu evliliğin en başlangıçtaki yönü. Evliliğin tamamen farklı iki aşaması vardır. Birincisi, doğanın bize çocuk yapmak için iki cinsin münasebeti şeklinde verdiği muhteşem dürtüyü takip eden gençlik dönemindeki evlilik. Ancak çocuğun aileden ayrıldığı ve çiftin yalnız kaldığı bir zaman da gelir. Kırklarında ya da ellili yaşlarında ayrılan arkadaşlarımın sayısına bakınca şaşırıyorum. Çocuk varken birlikte mükemmel derecede saygın bir hayat sürüyorlardı ama birlikteliklerini çocukla olan ilişkileri üzerinden yorumlamışlardı. Birbirleriyle olan kişisel ilişkileri üzerinden yorumlamamışlardı.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;Evlilik bir ilişkidir. Evlilikte bir fedakarlık yaptığınız zaman, birbiriniz için değil evlilik birliği için yaparsınız. Çin&#39;in Tao imgesi, beyazla siyahın etkileşimi gibi -bu yang ile yin&#39;in kadın ile erkeğin ilişkisidir, evlilik budur. Evlendiğinizde bu olursunuz. Artık tek bir varlık değilsinizdir; kimliğiniz bir ilişki ile tanımlanır. Evlilik yalnızca basit bir aşk ilişkisi değildir, ateşten bir gömlektir; zorlu bir sınav, ikinin bir olduğu bir ilişkiye egonun kurban edilmesidir.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;MOYERS: Öyleyse evlilik, insanın kendi seçtiği yolda gitmesi fikriyle tamamen zıt bir şey.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;CAMPBELL: Bu yalnızca kendi seçtiğin yolda gitmek kadar basit bir şey değil. Bir anlamda evlilik, insanın kendi seçtiği yolda gitmesidir ama bu &quot;kendi&quot; yalnızca siz değilsiniz, bir olmuş olan iki kişi. İşte bu, âşkın bir iyi amaç için, gözle görülür bir varlığın kurban edilmesini simgeleyen mitolojik imge. Bu, evliliğin ikinci aşamasında çok güzel bir şekilde gerçekleşen bir şey. Ben buna ikinin bir olduğunu hissettiği simya aşaması diyorum. Eğer hâlâ evliliğin ilk aşamasında olduğu gibi yaşıyorlarsa, çocukları evden ayrıldığında onlar da ayrılacaktır. Baba, çekici küçük bir kıza âşık olup evden kaçacak, anne ise boş bir ev ve boş bir kalp ile baş başa kalacak ve tek başına kendi seçtiği yolda kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacaktır.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;MOYERS: Bunun nedeni de evliliğin iki aşamasını anlamayışımız.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;CAMPBELL: Söz vermiyorsunuz, bağlılık yok.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;MOYERS: Öyle yaptığımız varsayılıyor -iyi günde ve kötü günde diyerek söz veriyoruz.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;CAMPBELL: Bu bir ritüele benziyor.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;MOYERS: Ve ritüel gücünü kaybetti. Bir zamanlar içsel gerçekliğin aktarımı olan ritüel, artık yalnızca şekilden ibaret. Bu toplumsal ritüeller için de, evlilik ve din gibi kişisel ritüeller için de geçerli.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;CAMPBELL: Kaç insan evlenmeden önce evliliğin ne olduğuna dair manevi eğitim alıyor? Yargıcın önünde durup 10 dakika içinde evlenebiliyorsunuz. Hindistan&#39;daki evlilik seremonisi üç gün sürüyor. Böyle bir çift birbirine gerçekten bağlanır.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;MOYERS: Evliliğin yalnızca sosyal bir anlaşma olmadığını söylüyorsunuz, evlilik manevi bir pratik.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;CAMPBELL: Temelinde manevi bir pratik var ve toplumun da bunu gerçekleştirmemiz için bize yardım etmesi bekleniyor. İnsan toplumun hizmetinde olmamalı, toplum insanın hizmetinde olmalı. İnsan toplumun hizmetinde olduğu zaman, canavar bir devlet oluyor. Şu an dünyayı tehdit eden de işte bu.”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Buradaki “birleşerek yeni bir varlık oluşturma” teması, aslında bir çok yazar ve düşünür tarafından dile getirilmiş önemli bir kavramdır. Örneğin &lt;b&gt;Friedrich Nietzsche, “Böyle Buyurdu Zerdüşt&lt;/b&gt;” isimli kitabının “Çocuk ve evlilik üzerine” adlı kısmında, o sivri diliyle şunları yazıyor:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;“Evlilik diye ben, iki kişinin tüm var ettiklerinden daha üstün bir varlık yaratma güçlerine derim. Böyle bir güce sahip olanların birbirlerine duydukları saygıya, ben evlilik derim.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Senin evliliğinin anlamı ve gerçeği bu olmalı. Fakat şu gereksizlerin, şu fazlalıkların evlilik dediği şey; ah, ben bunlara ne ad vereyim?&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Ah, bu çiftin ruh züğürtlüğü! Ah, bu çiftin ruh pisliği! Ah, bu çiftin acınacak gamsızlığı!&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Evlilik diyorlar bunlara. Nikâhlarının gökte kıyıldığını söylerler.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;…&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Şu adam, bir cengâver gibi gerçeği arayıp bulmaya çıktı, ve nihayet küçük ve süslü bir yalan yakaladı. Bu yakaladığına –evliliğim- diyor.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Şu adam, ilişkilerinde ürkek ve titiz davranırdı. Ama aniden o ilişkilerindeki davranışlarını değiştirdi. Buna –evliliğim- diyor.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Şu adam, melek gibi faziletleri olan bir hizmetçi arıyordu. Ama aniden bir kadının hizmetkârı oldu. Ve şimdi de melek olması kaldı!&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Tüm alıcıları ihtiyatkâr buldum. Tümünün gözlerinden kurnazlık fışkırıyor. Ama en kurnazları bile, torbada alıyorlar karılarını.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Çok kısa süren delilikler, - aşk diyorsunuz siz buna. Ve bu kısa deliliklere, uzun bir ahmaklık halinde son veriyor, evlilik.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;(Friedrich Nietzsche, Ve böyle buyurdu Zerdüşt, Gün yayıncılık, Çev. Lale Sunay)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Bu çivi gibi cümlelerden sonra, astroloji’nin evlilik ile ilgili değerlendirmelerine göz atalım isterseniz. Aslında bu konuda konuşmak, daha doğrusu kısaca konuşmak kolay değil. Ne “mutlu evliliğin” bir formülü var, ne de astroloji sizin attığınız imzaları sayıyor. Fakat şu net olarak söylenebilir: astroloji sizin evliliklere ve ortaklıklara nasıl yaklaşacağınızı anlatıyor. Bakış açısı da, insanın eksiklerini başkaları ile tamamlaması, başkalarından öğrenmesi bağlamında.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Doğum haritalarındaki yükselen noktası astroloji’de sizin dış dünyaya gösterdiğiniz yüzünüzü yani persona’yı (maskenizi) temsil eder. Çoğumuz yükselen burcunu bilir, fakat sadece astroloji ile ilgili olanlar, yükselen noktasının tam karşısında yer alan noktanın (batan noktasının) ilişkiler ile ilgili olduğunu bilirler. Eğer antik Yunan’ın kullandığı tüm burç ev sistemini kullanacak olursak, yükselen noktası birinci ev içinde, batan noktası da yedinci ev içinde yer alır. Yedinci evin konuları da bizim diğer insanlarla yaptığımız evlilik ve ortaklıklardır. Dolayısıyla bu evde oturan burcun, bu burcun yöneticisi olan planetin, bu yönetici planetin “hangi başka evlerde sürttüğünün!”, bu evde oturan diğer kiracı planetlerin ve aralarındaki açıların… yani olaya karışan ve gözaltına alınan bütün zanlıların ve aralarındaki ilişkilerin anlam ve önemi vardır. Bunlara bir de o insanın baskın karakterini, planetlerin asaletlerini, haritanın element dağılımını… vs. katın! Eh, bu kadar çok parametre ortaya çıkınca, bir insanın evlilik ve ortaklığa nasıl yaklaşacağı konusunda ahkam kesmek kolay olmaz fakat eğlenceli olduğu kesindir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Burada bir örnek vermek istiyorum. Bir insanın yedinci evinde Jüpiter var ise, astrolojinin klasik yorumu bu insanın hayatında birden çok evlilik ya da ortaklık olacağı şeklindedir. Ya da bu evde yer alan Mars, sıklıkla hareketli ya da agresif bir eş’e, hatta evlilikte şiddet’e işaret eder. Eğer şiddet söz konusu ise, genellikle bu duruma sonsuza kadar katlanmayız. Bize atılan tokat’a sessiz kalmayıp bağırmaya başladığımızda, kendi Mars’ımızla tanışmış oluruz. Şu işe bakın ki, bu tanışma için ortağımıza ya da eşimize (en azından bir süre) ihtiyacımız vardır. Benim kişisel gözlemlerim, bu değerlendirmelerin birçok kez doğrulandığını söylüyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Aslında astrolojinin evliliği aşktan ayırıp, ortaklık ile birlikte ele alması bile yeterince dikkat çekicidir. Aşk ve flört, yedinci evin değil, beşinci evin konusudur. Bu ev aslında tüm hoşa giden şeyler, sahnede olmak ve yaratıcılıkla ilgilidir. Demek ki evliliğin aşk ile değil, ihtiyaçla ilgisi var. Zira, ortaklıkları kimlerle yaptığımız açıktır: Bir hedefe varabilmek için ihtiyacımız olan kişilerle ortaklık yaparız. Sevmek başka, iş yapmak başkadır. Ve daha çok bizde olmayan ya da bizdekileri tamamlayan kaynaklar ya da meziyetler ararız, öyle değil mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Biz bilinçli ya da bilinçsiz bunu isteriz de, Nietzsche’nin deyimiyle, kısan süren deliliği uzun süren ahmaklığa çevirmeden önce, iki insanın birbirine ne kadar uyduğunu anlayabilir miyiz dersiniz? Astroloji bu soruya “evet, tabi ki” diye cevap veriyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Öncelikli olanın, bir insanı iyi anlamak olduğunu anlattım sanırım. Şimdi, gelelim diğer yöntemlere. &amp;nbsp;Astroloji’de iki insanın birbirine ne kadar uyumlu olduğunu anlamak için kullanılan tekniğe “sinastri analizi” adı veriliyor. Bu teknik temel olarak her iki haritada yer alan planetlerin birbirleri ile yaptıkları açıların değerlendirilmesine dayanmakta. Sinastri ile ilgili olarak İngilizce kaynak sayısı çok fazla. Türkçe kaynak olarak İlhan yayınlarından çıkan “Gökyüzü ortaklıkları – Steven &amp;amp; Jodie Forrest” okunabilir, tabii Forrest çiftinin sonu gelmez laf kalabalığına dayanabilirseniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Diğer ilgi çekici bir teknik de kompozit, yani birleştirilmiş harita tekniğidir. Bu teknikte, tam da evliliğin ifade ettiği şekilde, çiftin haritaları birleştirilerek tek bir haritaya indirgenir ve bu birlikteliğin “nasıl bir varoluş” ortaya çıkarttığı incelenir ki, Robert Hand’in “Planets in Composite” adlı kitabı sanırım bu konuda doğru bir referans olur. İşte burada, Hem Campbell’in, hem de Nietzsche’nin işaret ettiği, “birliktelikten doğan yeni varoluşun” analizi söz konusu ki, işin en eğlenceli kısmı da bu olabilir aslında.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Yine de, astroloji kaynaklarının önemli bir eksikliği olduğunu düşünüyorum: insanın sürekli değiştiğine gereken önemi vermiyorlar ya da bu konudan bahsetmiyorlar. Aslında, zaten karmaşık hale gelen değerlendirme ve karşılaştırmalara bir de bu parametreyi eklemek istemiyor olabilirler ki, hak vermemek elde değil. Fakat ben yine de, “birlikte büyümeye ve değişmeye gönüllü olma” nın, evliliği taşıyan en önemli sütunlardan biri olduğunu düşünüyorum. Çiftlerin mümkünse birlikte büyümesi, birbirine değişme, olgunlaşma konularında yardımcı olması, ya da en azından bir diğerinin büyümesini engellememesi çok önemli.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Son olarak &lt;b&gt;Halil Cibran&lt;/b&gt;’ın evlilik hakkındaki hoş cümleleri ile bitirelim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&quot;Beraber doğdunuz ve sonsuza kadar beraber olacaksınız. Ölümün beyaz kanatları günlerinizi dağıttığında beraber olacaksınız. Tanrı&#39;nın sessiz anılarında bile beraber olacaksınız. Lakin birlikteliğinizde boşluklar olsun. Ve bırakın gökyüzünün rüzgarları aranızda dans etsin. Birbirinizi sevin ama sevginizi bağlamayın. Bırakın bunun yerine ruhlarınızın kıyıları arasında akan bir dereniz olsun. Birbirinizin tasını doldurun ama aynı tastan içmeyin. Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı somundan yemeyin. Beraber şarkı söyleyin, dans edin ve neşelenin ama birbirinizin yalnız kalabilmesine müsaade edin, udun telleri titreşip aynı melodiyi verseler de ayrı dururlar birbirinden. Kalbinizi verin ama birbirinizin himayesine bırakmayın. Zira, sadece yaşamın elleri kalplerinizi taşıyabilir. Ve beraber durun ama çok fazla birbirinize yapışmayın; çünkü tapınağın sütunları birbirinden ayrı durur. Ve, meşe ve selvi ağacı birbirinin gölgesinde büyüyemez.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;i&gt;(Halil Cibran, Ermiş ve Gezgin. Çev.Kahraman Türel Parşömen yayınları)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/4378988111076856077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/10/9-evlilik-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/4378988111076856077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/4378988111076856077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/10/9-evlilik-uzerine.html' title='9 - Evlilik üzerine '/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjGQQWmqcnlYMvgyjv1FPF0dlCFHxhvdRAX-h_jZ8MWyMm2ykH6vaCAGV782TeE1FHLo3-39omUBp_40uL9dJAUiPHN0hlmgLCGo-4MCiT8Wk2pk1M1rskky6zt-Pj39sBjWZJ3U_9xJRc/s72-c/7565834_s.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-1880525090935546038</id><published>2012-09-24T14:55:00.001+03:00</published><updated>2014-09-21T12:42:07.483+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Astroloji"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="döngüler"/><title type='text'>8 - Döngüler</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Sevmediğimiz şeylere de ihtiyacımız var&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Bu yazıyı yazmaya oturmadan birkaç dakika önce, kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı. Hatta soluğumu sıkıştıracak kadar. Eskiden olsa, taşikardi geçiriyorum diye endişeye kapılırdım. Fakat bu kez arkama yaslandım ve kalbimin bunu neden yaptığını düşünerek gülümsedim. Yaklaşık bir dakikalık bu sıra dışı sürecin, aylarca yıllarca aynı ritmi sürdürmek için gerekli, hatta zorunlu bir kaos olduğunun bilincindeyim artık. Çünkü hiçbir periyodik sistem, sonsuza kadar bozulmadan aynı ritmi sürdüremez. Ritmin, yani düzenin kaosa, kaosun da düzene dönüşmesidir esas olan. Evrenin düzeni böyle kurulmuştur ve bu gerçek Güneş sistemimiz için de aynen geçerlidir. &amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Bizim hayatımız da döngüler üzerine kuruludur. Astroloji ile uğraşanlar bunu çok iyi bilirler. Birçok döngü aynı anda iş başında olduğundan etkilerin tekrarlandığını fark etmeyiz. Üstelik, aynı etki ikinci kez geldiğinde, ben o eski ben değilimdir artık. Tıpkı artık kalbimin hızlı hızlı çarpmasına, soluğumun kesilmesine aldırmadığım gibi… Önceki deneyimler bana kötü bir şey olmadığını öğretmiştir (dolayısıyla beni değiştirmiştir) fakat burada asıl olan deneyimin bilgi ile desteklenmiş olmasıdır. İnsanı asıl değiştiren budur. Ben artık böyle bir deneyimi kaos teorisi ile bağdaştırabildiğim için, endişelenmek yerine “&lt;i&gt;her şey yolunda&lt;/i&gt;” diye düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Tam da bu nedenle, daha sağlam evlilikler için kavgalara ve kısa ayrılıklara, sağlıklı bir hayat için hastalıklara, zaferler için yenilgilere ihtiyacımız var. Ne dersiniz, bunu en yenik zamanımızda düşünüp de, “bu sefer de böyle olsun” diyebilir miyiz? Bu hiç kolay değildir ve ruh olgunluğu gerektirir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Biz genellikle stabil kalmasını (sürmesini) istediğimiz süreçleri tehdit eden durumlardan hiç hoşlanmayız. “Ömürlerinin sonuna kadar birlikte, mutlu mesut yaşamışlar” masalı bize pek bir hoş gelir. Fakat doğanın değişime kurgulanmış bir yapısı vardır ve bizim ne düşündüğümüze aldırmadan yarattığı etkilerle bizi değişmeye ve değiştirmeye teşvik eder. Bunu bazen yarattığı fırsatlarla cazip kılarak, bazen de kurduğumuzu düzenleri yerle bir ederek yapar. &amp;nbsp;Astroloji, bu etkileri bilmek açısından büyük değer taşıyan bir bilgi ve gözlem birikimi sunmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Döngüler&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Astroloji’de planetlerin döngülerini bilmek ve değerlendirmek büyük önem taşır. Bu döngülerden en önemlisi değil fakat en çok bilineni, 28 gün süren Ay döngüsüdür; Ay bir süre ortadan kaybolur ve sonra incecik bir hilal halinde belirir. Bu haline “yeni ay” deriz. Hilal’in içi dolmaya başlar ve “yarım ay” ortaya çıkar. Büyüme, Ay’ı tam bir yuvarlak olarak gördüğümüz “dolunay” haline kadar devam eder. Eğer kameri takvim (Ay takvimi) kullansaydık ayın on dördünde dolunayı görecektik. (Miladi takvimin kabul edildiği zamandan beri Güneş takvimi kullandığımız için dolunay’lar ayın on dördüne denk gelmemektedir.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Sonra küçülme başlar. Ay büyürken geçilen fazlar, bu kez tersi yönde gerçekleşir ve Ay yeniden doğmak üzere, ortadan kaybolur. Birçok kültürdeki yaygın inanca göre büyümesi, gelişmesi istenen işlere Ay büyürken başlanır, dolunayda işler tamama erer. Küçülmesi, erimesi, yok olması istenen şeyler ise, Ay’ın küçülmeye başladığında başlatılır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Ayın her bir günde aldığı şekil yani Ay’ın 28 fazı (ki bunlara Ay’ın mansiyonları yani evleri denir), Çin, Arap ve Rönesans astrologları tarafından dikkatle gözlenmiş ve not edilmiştir. Astrolojide Arap mansiyonları bu gün de bilinmekte ve kullanılmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;İlk mansiyon, 0 derece koç burcundan başlar. Ay günde yaklaşık 12 derece yol aldığından, ikinci mansiyon ise 12 derece Koç burcundadır ve bu böylece ilerleyerek devam eder. Bu mansiyonlara göre, yani Ay’ın hangi mansiyonda (evde) bulunduğuna göre o gün hakkında genel bir değerlendirme yapılır. Örneğin bazı günler iş açısından uygun iken, deniz yolculukları açısından uygun olmayabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;En çok bilinen bir diğer döngü, Güneş döngüsüdür. Doğum günü kutlamaları, aslında yeni bir dönemin başladığını bize hatırlatır. Bu zamanlarda enerjimiz yerindedir. Oysa altı ay sonra, genellikle kendimizi yorgun ve bıkkın hissederiz. (Tabi diğer etkileri dikkate almayarak bunu söyleyebiliriz.) Bunun nedeni, &amp;nbsp;Güneş’in o zamanki konumunun, doğum anınızdaki konumuna göre tam karşıda olmasıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Fakat astrologlar Satürn döngüsüne özel bir önem verirler. Satürn, kadim astroloji’de “kaderin eli” yani en önemli planet olarak bilinir ve etkileri gerçektende çok belirgindir. Baş malefik (kötücül) olarak nitelenir. (Diğer malefik planet Mars’dır.) Satürn bir tam turunu 29,5 yılda tamamlar. Yani doğduğunuz anda haritanızda nerede duruyorsa, yaklaşık otuz yaşınızda aynı yerine gelir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Satürn sınayan, düzenleyen, öğreten enerjidir ve bunu kibarca yapmak gibi bir derdi yoktur. Oldukça sert ve zalim olabilir. Döngüsel etkilerini anlamak için güncel konumunu, doğum anımızdaki konumu ile kıyaslarız. İlk karesini, yani 90 derecelik açısını yaptığında 7,5 yaşındayızdır. Bu dönemde, bir eşik geçeriz ve bebeklikten çıkar, çocukluk çağına geçeriz. (Bu nedenle çocukların ilkokula başlama yaşı 7 olmalıdır, 5,5 değil.) İkinci karesi 15 yaşımızda gerçekleşir. Bu yaşta, doğum anımızdaki (natal) konumuna karşı açı (180 derece) yapmaktadır. Bu da ikinci eşiktir ve bizi çocukluktan gençlik dönemine taşır. Bu karşıt konum aslında sıkıntılı bir dönem olmakla beraber, gençlik çağlarının enerjisi içinde çok zor olarak algılanmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;22-23 yaşımızdan sonra yeni bir dönem başlar. Genellikle çalışmaya başlarız ve nişanlılık, evlilik konuları gündeme gelir. Ve tabi ki, 29 yaşına kadar birçok mutluluk ve düş kırıklığı sökün eder. Öyle ki 29-30 yaşlarımızda, yani Satürn bir turunu tamamladığında, hayat hakkında çok şey öğrenmişizdir ve artık olgun biri olarak niteleniriz. Bu dönemde sıklıkla hayatımızla ilgili bazı önemli kararları alma durumunda oluruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Kendi döngüsü esnasında yani yaklaşık otuz yıllık bu yolculuğunda, Satürn 12 evden geçer ve yaklaşık iki buçuk yıl süren bu geçişi süresince, o evin konularında sınamalar, düzenlemeler yaparak yoluna devam eder. Ev kavramı, astrolojinin önemli kavramlarından biridir ve her bir ev hayatın çeşitli alanlarına işaret eder. Doğum haritası 12 eve ( ya da parçaya) bölünmüştür. Örneğin birinci ev günlük hayata, günlük işlere işaret ederken, ikinci ev sahip olma ile ilişkili konulara işaret eder. Bu nedenle, Satürn’ün birinci evden geçişi esnasında, daha derli toplu, düzenli olmayı öğrenirken, ikinci evden geçtiği iki buçuk senelik süreçte, birikimlerimizi değerlendirmeyi öğreniriz. Bu süreçte Satürn bizden ciddi ve disiplinli olmamızı bekler. Dolayısıyla evin konularında ciddi kararlar, girişimler gündeme gelebilir. Aynı zamanda sıkıntılar da… Satürn akıllıca olmayan, eğreti giden işlerimizi sert bir öğretmen edası ile sonlandıracaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Evler, doğum zamanı esas alınarak hesaplanır. Bu nedenle, doğum zamanı tam olarak bilinmiyorsa, evlerden bahsedilemez. Kişinin hayatındaki bazı önemli olaylara ve gerçekleşme zamanlarına bakarak, tecrübeli bir astrolog doğum zamanını tahmin edebilir, fakat bu tahmin birçok kez sınamaya tabi tutularak sınanmalıdır. Doğum zamanı ne kadar hassas biliniyorsa, harita o kadar sağlıklı oluşturulabilir. Buna ek olarak, farklı ev hesaplama tekniklerinin olduğunu ve seçilen ev sistemine göre değerlendirmelerin çok değişebileceğini de ekleyelim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Satürn’ün ikinci turunda iş biraz daha ciddileşir. 37-38 yaşımızda, yani ikinci ilk kare açıda, sıkıntılı bir sınamadan geçebiliriz. Sanki sınavlar zorlaşmaktadır. 44-46 yaşlarımızda, finallere girmiş gibi bir halimiz vardır. Artık hayatta neyi başardığımızı, neyi başaramadığımızı anlarız. Bu bizi üzebilir. Bu yaş önemli bir eşiktir ve bizi yeni bir döneme taşır; Kabulleniş dönemine. Bundan sonrası nispeten daha kolaydır. İkinci tur tamamlanana, yani yaklaşık 60 yaşına kadar hayatı, yaradılışı ve insanları daha iyi anlarız. Evet haklısınız, bazıları değil iki tur, Satürn on tur atsa hiçbir şey anlamamakta ısrarlıdır. Bunları şimdilik konu dışı bırakalım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;60 yaşımızda muhtemelen torun sahibi olmuşuzdur ve hayat hakkında daha çok bilgi sahibiyizdir. Satürn bütün evlerden ikişer kere geçmiştir ve öğreteceğini öğretmiştir. Düzen ve disiplin planeti olan Satürn, çabaları, tasarrufları ödüllendirmiş, dalgacılığı, boş vermişliği cezalandırmıştır. Ne var ki, kaos teorisinin de önemle belirttiği üzere, sistemin ilk başladığı andaki durumu yani başlangıç parametreler hayati önemdedir. Yani doğum anımızdaki planet konumları, bizim karakterimizi belirlediği kadar, Satürn’ün, bu eli sopalı müfettişin, bize ne kadar hoyrat davranacağını da önemli ölçüde etkiler, değiştirir. Bazı konularda sizi yerden yere vururken, bana vekilin oğlu muamelesi yapabilir. (Ben en çok sopa yiyenlerden biriyim bu arada…) Fakat, haritasında en güçlü planeti Satürn olan bir Satürnyen olarak belirtmeliyim ki, Satürn’den sopa yemiycem diye evden kaçmamak, çok renksiz ve tatsız bir hayat anlamına gelir. Hele ki Jüpiter, pencerenin altından kışkırtıcı tekliflerde bulunurken. (Ben de gelmek istiyorum fakat babam izin vermiyor durumu..)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Satürn’ün, gerek kendi başlangıç (natal) konumuna yaptığı açılar, gerekse de ev geçişlerine ek olarak yaptığı önemli etkiler vardır: Haritamızdaki diğer planetlerin doğum anımızdaki (natal) konumlarına ya da haritanın köşe noktalarına yaptığı açılar. Bunlara transitler diyoruz ve gerçekten çok etkilidirler. Siz de kendi transitlerinizi www.sihirlidefter.com sitesinden (benim sitem) ücretsiz olarak öğrenebilir hatta günlük ya da haftalık olarak mailinize gelmesini sağlayabilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjC-NewbtyTkDE2dG6Y9z7XOX7wAvPO9XR1jpbG2I_aXnihTzf4Q-3xjfyPTeTozlOk_Rkh5E30I-w_L4xeA6mAix0WbK9pfLReRVT5svvWFOD7JwhdeRX0EIXJlEtPW7_gb7cJHbLvREc/s1600/509348_s.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjC-NewbtyTkDE2dG6Y9z7XOX7wAvPO9XR1jpbG2I_aXnihTzf4Q-3xjfyPTeTozlOk_Rkh5E30I-w_L4xeA6mAix0WbK9pfLReRVT5svvWFOD7JwhdeRX0EIXJlEtPW7_gb7cJHbLvREc/s200/509348_s.jpg&quot; height=&quot;200&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Astrologların ikinci sırada önem verdiği (ya da önem vermesi gereken) diğer döngü Jüpiter döngüsüdür. Fakat bu sefer, sınama ve düzenlemelerden değil, fırsatlardan ve açılımlardan bahsediyoruz. Astrolojide Jüpiter, baş benefik (iyicil) dir, bize bolluk ve genişleme fırsatları getirir. Tam turunu 12 yılda tamamlar. Döngüsünde, bizi yeni açılımlar yapmaya teşvik eder. Benim gözlemlerim, Jüpiter’in evlerden geçişine ve transitlerine dikkat etmek gerektiğine işaret ediyor. Jüpiter ortalama bir yıl süren ev geçişinde, o ev konularında fırsatlar yaratacaktır. Fakat bu etkileri günlük olaylarla fark etmek kolay değildir. Ancak dikkatli bakıldığında ve düşünüldüğünde, hatta ev geçişi bittikten sonra etkilerin ayırdına varabiliriz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Jüpiter’in transitleri ise önemli ve belirgindir. Aşk arayanlar Venüs’e, iş arayanlar tepe noktasına olan Jüpiter transitlerini hasretle bekler. Siz bir şey yapamasanız da, doğa bu zamanlarda fırsatlar yaratacaktır. Bu fırsatları görmek ve değerlendirmek size kalmıştır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Diğer döngüler Merkür, Venüs, Uranüs,Neptün ve Plüto döngüleridir. Merkür ve Venüs, Güneş ile aramızda olan planetler olduklarından döngülerini çok hızlı tamamlarlar. Merkür 87 günde, başlama noktasına gelirken Venüs 225 günde turunu tamamlar. Sık tekrarlayan döngülerinden ya da transitlerinden kaynaklanan ve çok da güçlü olmayan etkilerini ayrıştırmamız zordur. Fakat diğer ağırkanlı planetler, Uranüs, Neptün ve Plüto, ev geçişleri ve transitleri ile önemli ve belirgin etkiler yaratırlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Köklü değişimlerin, devrimlerin temsilcisi Uranüs, bir turunu 84 yılda tamamlar. Dolayısıyla bir evde ortalama 7 yıl kalır. Sezgisel deneyimin ve mistisizmin planeti Neptün, bir turunu 165 yılda tamamlar. Radikal dönüşümün planeti Plüto ise 248 yıl sonra başladığı noktaya döner. Dolayısıyla biz hiçbir zaman &amp;nbsp;Neptün ve Plüto’nun tam turunu göremeyiz. Bu ağır planetlerin evlerden geçerken yarattıkları etkileri ayırt etmek de kolay değildir. Dikkatle izlemek ve karşılaştığımız olaylar üzerinde düşünmek gerekir. Genellikle ev girişlerinde, yani ev ya da burç değiştirirken kendilerini belli ederler. Fakat haritanın köşe noktalarına ve iç planetlere (Ay, Merkür, Venüs, Mars) transitleri belirgin etkiler yaratır. Örneğin, Venüs’e olan Uranüs ve Plüto kare-karşıt açıları sıklıkla sağlam olmayan birlikteliklerin bozulmasına neden olur. Uranüs köklü değişimlere, Neptün feda edişlere, Plüto yıkımlara ve yeni başlangıçlara yol açar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Ah biliyorum… Çok teknik bir anlatım oldu. Ayrıca krizler, yıkımlar… Kimsenin duymaktan hoşlanmadığı şeyler. Keşke ben de sevgi böceği olabilseydim. Kimse Plüto’nun aşkına ya da işine çakmak üzere yaklaşmakta olduğunu duymak istemiyor sanırım. Belki de “&lt;i&gt;Plüto seni çok seviyor ve öpmeye geliyor. Bu deneyimi hiç unutamayacaksın!&lt;/i&gt;” şeklinde anlatmak daha doğru bir anlatım olur…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Hımm… Bunun üzerinde çalışmalıyım ; )&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Benim tüm bu işlerden anladığım, doğanın bizi sürekli değişmeye, değiştirmeye, yeni deneyimlere zorladığıdır. Öyle ki, yazının başında da dediğim gibi, hayatımızda bir şeyi korumak istiyorsak, tek çaremiz kontrollü değişimlere izin vermektir. Mutlu insanların, kendini akışa bırakanlar olduğuna dikkat edin. Bu insanlar hiçbir şeyden dertlenmezler, dertlenseler bile fazla uzatmazlar ve değişimi kolay kabul ederler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Joker&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Tabi gelişmeleri yönlendirmek için joker isteme, yani dua etme hakkımız da var. Fakat ben ağlak çocuklar gibi sürekli Tanrı’dan bir şeyler istemenin iyi bir fikir olmadığını düşünüyorum. Önemli bir varta atlattıktan ve ağlayıp zırlayarak aldığım yardımla hayata tutunabildikten sonra bile, sadece ama sadece Tanrıya “gerçekten” ihtiyacımız olduğunda onu çağırmak bana daha doğru geliyor. Ayrıca bazen “acaba Tanrı dualarını kabul ederek mi insanları cezalandırıyor” diye düşünmeden de edemiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Zen hikayemizle bitirelim:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Bir münzevi nehrin kenarında meditasyon yapmaktadır. Yanına bir genç sokulur. “Usta, ben senin müridin olmak istiyorum” der. Usta, başını kaldırıp gence bakar ve “Neden?” diye sorar.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Genç bir süre düşündükten sonra “Tanrıyı bulmak istiyorum” diye cevap verir.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Bunun üzerine usta çevik bir zıplayışla, gencin arkasına dolanır, sol koluyla gencin kollarını kitler ve nehre iter. Sağ eliyle de gencin kafasını suya bastırmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Neye uğradığını anlayamayan genç, yüzeye çıkmak için çırpınmakta fakat usta izin vermemektedir. Bir süre sonra, gencin çırpınışları yavaşlamaya başladığında, usta genci sudan çıkarır ve karşısına geçip kendine gelmesini bekler.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Gencin solumaları normale dönmeye başladığında, usta sorar : “Söyle bakalım bana… Suyun altındayken en çok neye ihtiyacın vardı…”&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Kızgın genç “Havaya tabi ki!” diye cevap verir. “Neye olacak!”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;“Güzel…” &amp;nbsp;der usta. “Şimdi eve git ve o havaya ihtiyacın olduğu kadar tanrıya ihtiyacın olduğunda, bana gel.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/1880525090935546038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/8-donguler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/1880525090935546038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/1880525090935546038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/8-donguler.html' title='8 - Döngüler'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjC-NewbtyTkDE2dG6Y9z7XOX7wAvPO9XR1jpbG2I_aXnihTzf4Q-3xjfyPTeTozlOk_Rkh5E30I-w_L4xeA6mAix0WbK9pfLReRVT5svvWFOD7JwhdeRX0EIXJlEtPW7_gb7cJHbLvREc/s72-c/509348_s.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-1723566431048019304</id><published>2012-09-15T11:58:00.004+03:00</published><updated>2014-09-04T11:15:46.715+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Astroloji"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="bernadette brady"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kaos teorisi"/><title type='text'>7 - Astrolojinin anarşist manifestosu </title><content type='html'>&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Sonuçta yaratıcı hiçliğin (creato ex nihil) aradan yaklaşık 4000 yıl geçtikten sonra hava durumunu tahmin etme bahanesiyle ve kaos teorisi kılığında, müzenin tozlu penceresinden hayatın içine atladığını görmek beni gerçekten mutlu ediyor.&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjtqPfHrPPxBq7wwbaSeUeVUDc_ZCvJhZYZMugZ7YjCKR2WHKufCACVu8xO1EpWyJyOjHCZUwOyF1GUxsrR7mcR0-dTZNQSDkDz6lDqO2vFzzgiGWl7Z7KdCGoWCWWPwZLMrhU02RhEq0Y/s1600/329_A-Place-In-Chaos---Bernadette-Brady_200.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjtqPfHrPPxBq7wwbaSeUeVUDc_ZCvJhZYZMugZ7YjCKR2WHKufCACVu8xO1EpWyJyOjHCZUwOyF1GUxsrR7mcR0-dTZNQSDkDz6lDqO2vFzzgiGWl7Z7KdCGoWCWWPwZLMrhU02RhEq0Y/s1600/329_A-Place-In-Chaos---Bernadette-Brady_200.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Geçen haftaki yazımızda, Bernadette Brady’nin “Astrology: A place in chaos” adlı kitabını incelemeye başlamıştık. &amp;nbsp;Brady, bu gün hüküm süren dini ve bilimsel dünya anlayışında, astrolojinin kendine sağlam bir yer bulamadığını, çünkü Astroloji’nin doğduğu zamanlarda ve yerlerde bambaşka bir dünya anlayışının ve mitlerin hüküm sürdüğünü anlatarak işe başlıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mitlerde, hiçlikten doğan bir düzen anlatılıyordu. Dolayısıyla, hiçlik, nam-ı-diğer kaos, boş ve karanlık bir yer değildi. Tüm hayatı, olası tüm formları içinde barındıran, rahim benzeri bir yerdi. Bir kez, hiçlikten bir varlık çıktığında, diğerlerinin çıkmasına da yardım ediyor, birden yeni bir düzen zuhur ediyordu. Bu düzen bir süre geliştikten ve büyüdükten sonra, bu kez yönünü kaos’a çeviriyor ve sonunda tümüyle kaos’a dönüyordu. Sonra tekrar düzen ve tekrar kaos. Varoluş döngüler halinde var ve yok oluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu döngüler arasında yaratılan dünyada insanın hiçbir ayrıcalığı yoktu. Neden-sonuç ilişkisi yerine, tüm varlıkların birbirine bağlı olduğu, birbirini etkilediği bir düzen olmasının yanı sıra, sürekli işbaşında olan bir yeniden yaratım süreci de iş başındaydı. Ve birbiri ile ilgisizmiş gibi görünen bazı olaylarda, eğer bir ilinti yakalayabilirsek, işaretleri gözleyerek, olayların nasıl gelişeceğini kestirebiliyorduk. Bu nedenle, bulutların şekli, kuşların uçuşu ya da gökyüzündeki planetlerin konumlarına bakarak, sel olup olmayacağını, savaş ya da kıtlığın gelip gelmeyeceğini bilebilirdik. Buradaki tek sorun, neyi gözlememiz gerektiğini yani doğru bağlantıyı bulabilmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu düzenin kalbinde döngüler vardı. Olaylar ve olgular şablonlar halinde tekrar edebiliyor, mantığın açıklamaya yetmeyeceği, bize tuhaf, gizemli gelen olaylar olabiliyordu.&lt;br /&gt;
İşte astroloji, tam da bu evren algısının çocuğuydu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Ex nihilo nihil fit&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;“MÖ 500’lü yıllara kadar hüküm süren bu dünya ve yaradılış düşüncesi, ilk olarak Heraklitos zamanında sorgulanmaya başladı” diyor Brady. Kaos, bu sürekli yeniden yaratım süreci, bilgi birikimine izin vermiyordu. Her şey sürekli bir değişim ve çözülme içindeydi ve bu değişimi anlatan meşhur söz , “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” Heraklitos tarafından söylendi. &amp;nbsp;(Doğrusu ben bu sözün sürekli değişen bir dünyayı yansıttığını düşünürdüm fakat kaos’a sürüklenen bir düzenin çözüldüğü fikri hiç aklıma gelmemişti.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPrL_AqMliBkLrGzd-8SUjE6whyphenhyphenjwzK0XHLRU5C_cuWFWluc6UNzwsQ9_uBCtswiSDR83dz6gdDVPfFVT9gsjq-0UUVVQlhGhBGvVYGEmgoOM_BZUlV5b8qQULUV96oIlbgmHJhfOsRBg/s1600/bernadette+brady2.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPrL_AqMliBkLrGzd-8SUjE6whyphenhyphenjwzK0XHLRU5C_cuWFWluc6UNzwsQ9_uBCtswiSDR83dz6gdDVPfFVT9gsjq-0UUVVQlhGhBGvVYGEmgoOM_BZUlV5b8qQULUV96oIlbgmHJhfOsRBg/s1600/bernadette+brady2.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Brady, “Bu çözülme, bilgiye aç antik Yunanlıların hoşuna gidecek bir çözüm değildi” diyor ve ekliyor: “Bu düzen içinde bilgi tutulamaz ve saklanamazdı. Dolayısıyla daha stabil bir dünya’ya ihtiyaç vardı”.&lt;br /&gt;
Antik Yunan’lılar “creatio ex nihilo” olarak isimlendirdikleri yaratıcı hiçliği beğenmediler ve “Ex nihilo nihil fit” dediler. Yani “hiçlikten sadece hiçlik doğar”. Yeni bir düzene, yani yaratıcı tanrının kurduğu yeni ve sağlam bir düzene ihtiyaç vardı. Hatta ona bir isim de buldu Yunanlılar; “Ko’smos” dediler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Ko’smos” gelmekte gecikmedi. Önce Platon (MÖ 427-347) kaos’un ölümlüler dünyasında hüküm sürebileceğini, fakat tanrılar dünyasında her şeyin mükemmel, düzenli, sürekli ve tutarlı olduğunu ileri sürerek, kaos modelinden ilk ayrılmayı gerçekleştirdi. Ve ardında Aristoteles ve diğer Yunan düşünürleri, aklı öne koyan modern çağ düşüncesinin temellerini attılar. Sonrası malum… İsa’nın öğretisi ve İslamiyet, her şeye gücü yeten yaratıcı tanrının sorgulanamaz rolünü (Batı kültüründe) kesinleştirdi. Artık yaratılmış evren mükemmeldi ve tek bir yönde ilerliyordu. İnsan “eşref-i-mahlukat, yani yaratılmışların en şereflisi” ve dünyanın ve dünyadaki bütün varlıkların efendisiydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat bu mükemmel düzende, bazı anlaşılamaz şeyler de oluyordu. Mesela, dünyadan gözlenen bazı planetler normal yörüngelerinde ilerlerken duruyor, sonra bir süre geri geri gidiyor ve sonra tekrar ilerlemeye başlıyorlardı. Kilisenin baskın rolü ve ortaçağın sessizliğinden sonra, Copernicus’un (1473-1543), yaratılmış olan bu mükemmel düzende, hataymış gibi görünen bu tuhaflıkları, yani güneş sistemi içinde görülen aksamaları ve bazı planetlerin geri hareketini, Dünya yerine Güneş’i sistemin merkezine alarak çözdüğünü görüyoruz. Bu çok önemli bir keşifti ve insanı kosmos’un merkezine koyan kilise, bu iddiayı doğrudan bir tehdit olarak algıladı. Sonrasında Johannes Kepler (1571-1630) ve Galileo Galilei sistemi tamamladılar ve sistemdeki planetlerin konumlarını matematiksel olarak hesapladılar. Bu keşifleri, bilimin egemenliğine kapıları açtı. Artık göklerin ilahi niteliği yerine, matematiksel ilkelere ve neden-sonuç bağlantısına göre çalışan mekanik bir düzen söz konusuydu. Her şeyi hesaplamak mümkündü, aklın ve bilimin altın çağı başlıyordu. Astroloji mi? Kilisenin şerrinden kurtulmak için din &amp;nbsp;formatını kabul eden astroloji, bu kez mekanik dünya görüşünü de dikkate almak durumunda kalacak, yeniden formatlanacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Isaac Newton’ın (1643 – 1727) çekim kuvveti ile ilgili çalışmaları, mekanik bir saat gibi çalışan dünya düzeni kavramını biraz daha pekiştirdi. 1700’lü yıllarda popüler soru şuydu: “ Evrendeki her şeyin bir neden-sonuç yasasına göre çalıştığı biliniyordu. Şu anda olan biten her şey, geçmişte olanların bir sonucu olduğuna göre, acaba evrendeki en büyük planetten en küçük parçacığa kadar tüm hareketi gözleyebilen, kaydedebilen ve hesaplayabilen bir dev zihin, geleceği de hesaplayabilir miydi?” Bu soru şimdi Laplace’ın şeytanı olarak adlandırılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Newton her şeyi çözemedi ve ölümünden sonra kazık bir matematik problemini takipçilerine miras olarak bıraktı. Üç gövde problemi olarak bilinen bu problem, aralarında çekim kuvveti olan üç cismin, kesin pozisyonunun matematiksel olarak bilinip bilinemeyeceği üzerineydi. Bu konuya tekrar döneceğiz.&lt;br /&gt;
Bu arada Immanual Kant’ın Newton’un mekanik dünya görüşünün canlıları, insanı kapsayamayacağını ileri sürdüğünü görüyoruz. Fakat bu direniş de, Charles Darwin’in (1809-1882) evrim teorisi ile yenilgiye uğradı. Artık, insan da dahil olmak üzere her şey hesaplanabilir, öngörülebilir bir düzen içinde var olmaya mahkumdu.&lt;br /&gt;
Bu modern keşiflerin gücü ile Newton bilimi, yaratıcı hiçlikten aniden üreyebilen düzenlere ilişkin kanıtları, içi boş inançlar ya da sadece rastlantılar olarak etiketledi. &amp;nbsp;Sezgiler, tuhaf duygulardı ve işin kötüsü bazen şeytani de olabiliyordu. Olaylar arasındaki tekrarlayan bağlantılar kocakarı hikayeleri, bunlara inananlar da çatlak, şarlatan, düzenbaz ya da şeytana tapanlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çoğu astrolog, bu amansız entellektüel aşağılama ve baskı altında, kendine güvenli bir yer aradı. Bunun da en akılcı yolu, eğilime uymak, mekanik dünya görüşünü, neden-sonuç ilişkisini astroloji içine yerleştirmekti tabi ki…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aslında, bir saat gibi mekanik kurallarla çalışan astroloji konusunda Kepler bayağı bir yol almıştı. Planetleri, element, mod, burç, ev gibi özelliklerinden soyutlayıp, sadece açılarına bakarak değerlendiriyordu. Sonrasında Galileo da bu düşünceyi devam ettirdi. Bu eğilim günümüzde de varlığını sürdürmektedir.&lt;br /&gt;
Bu mekanik değerlendirme akımının modern zamanlardaki önemli temsilcilerinden biri (Alman) Reinhold Ebertin’dir. (1901-1988) Ebertin, kozmobiyoloji olarak adlandırdığı yönteminde, burçları, elementleri, evleri bir kenara koyup, sadece planetlerin orta noktalarını ve bu orta noktalara olan açıları dikkate alarak değerlendirme yapıyordu. Ve tabii ki, geçmiş yazılarımızda bahsettiğimiz Fransız matematikçi Francoise Gauquelin… Gauquelin, astrolojinin öngörülerinin istatistiki değerini ölçmek için kıyamet kadar veri topladı, analiz yaptı, bilimsel kurumlarla çatıştı ve kitaplar yazdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tüm bu uyum çabasına rağmen, Astroloji’nin karanlık çağı başlamıştı. Astroloji ne İsa’ya (kiliseye) ne de Musa’ya (bilime) yaranamadı. Astroloji ile uğraşan talihsizlerin önemlice bir kısmı, bilimsel astroloji ile kendine güvenli bir sığınak ararken, &amp;nbsp;bazıları mistik ya da büyü uygulamalarına yöneldi. Psikolojik astroloji olarak anılan ve tehlikeli konulara hiç dokunmayan akımlar güç kazandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonuç mu? Ne olduğunu kendi bile bilmeyen, ruhunu kaybetmiş bir öğreti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Brady şunu yazıyor: “ Kurulu düzen tarafından marjinalize edilen ve aptal bir spiritüel-bilimsel zıtlaşmasına hapsedilen astroloji, ancak bu kozmik anlayışın reddi ile kendine gelebilir ve ait olduğu yere dönebilir. Yoksa kozmik düzenin değerlerini benimseyerek ne yolunu bulabilir ne de kendine saygınlık sağlayabilir. Madem ejderhalar döneminde doğdu, astroloji ejderha gibi bakmayı, ejderha gibi davranmayı hatta ejderha olmayı öğrenmelidir”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eh, anarşist bir manifesto da böyle olmalı zaten…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Kaos’un dönüşü&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1961 yılının bir gecesi, meteorolog Edward Lorenz, topladığı verileri bilgisayar programına yükleyerek, hava tahminleri yapma üzerine çalışıyordu. Her şeyin hesaplanabileceği, neden sonuç ilkesinin hüküm sürdüğü bir evrende, havayı da bilebilmeliydik haliyle. Fakat beklenmedik bir şey oldu; Lorenz, virgülden sonra altı haneye kadar uzanan verileri, virgülden sonra üç haneye yuvarlamayı unutarak programını çalıştırdı. Programın verdiği sonuçlar, inanılmaz derecede farklıydı. Başlangıçtaki o minicik detaylar, sonuçları öngörülemez ölçüde değiştiriyordu. Dolayısıyla, aralarında lineer bir ilişki yoktu. Olan biten her şey, diğer şeyleri tetikleyerek öngörülemez, kestirilemez sonuçlara yol açıyordu. Öyle ki “Bir kelebeğin kanat çırpışı, okyanustaki bir fırtınaya yol açabiliyordu”. Mekanik dünya görüşü önemli bir darbe almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonradan, “Kaos teorisi” başlığı altında gelişen matematiksel yöntem, evren algılamamızda çok önemli &amp;nbsp;değişimlere yol açtı. (İnanmazsanız Google’a, ya da wikipedia’ya &amp;nbsp;“chaos theory in..” yazın ve uygulama alanlarına bakın.) &amp;nbsp;Aşağıda gördüğünüz grafik, matematik ve fizik ile ilgilenenlerin yakından bildiği bir grafiktir ve kaos’un resmi olarak bilinir. Sistemin birkaç farklılaşmadan sonra, nasıl kontrol edilemez bir şekilde, sonsuz sayıda seçenekler ürettiğini bize net olarak gösterir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi6HvpSUMD87IwYaexN5gBEPX3mcEhxxG5Dz8WJp-I_kBl09GYypB8_SuHFcTJznNu_so9cc0PVSLJ0vfCg3UopGTxLC5YvYYPmA2SHbyri1FkOTDpencsvaqQm6h7pFbYvjlQ74UnC9A0/s1600/chaos_graph.gif&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi6HvpSUMD87IwYaexN5gBEPX3mcEhxxG5Dz8WJp-I_kBl09GYypB8_SuHFcTJznNu_so9cc0PVSLJ0vfCg3UopGTxLC5YvYYPmA2SHbyri1FkOTDpencsvaqQm6h7pFbYvjlQ74UnC9A0/s320/chaos_graph.gif&quot; height=&quot;203&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
İşin komik yanı, sistem stabilitesini sürdürmek için kontrollü kaoslar yaratmak gerektiği konusunda kıyamet kadar araştırma var. Burada ciddiyetimi takınacağım ve “bu da determinizme kapak olsun” demeyeceğim. Özellikle ekonomik alanda, hatta dünya politik sisteminde bu hesapları yapan bir sürü matematikçi ve kurum var. (Tabi ki ülkemizden bahsetmiyorum!) &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu arada Newton’un üç kütle (three body) problemine ne oldu dersiniz? Fransız matematikçi Henry Poincare 1899 yılında çözdü. Poincare kanıtladı ki, birbirini çekim gücü ile etkileyen üç kütlenin kesin pozisyonlarını hesaplamak “mümkün değildi!” Sadece bir tahminde bulunabilirdik. Zaten, bu kanıt, Heisenberg’in belirsizlik ilkesine, kaos teorisine ve oradan da quantum mekaniğine giden yolda bir kilometre taşı oldu. Sonradan quantum mekaniği, atom altı parçacıklar dünyasında, bambaşka düzenlerin hüküm sürdüğünü bize gösterdi. Öyle ki, bir parçacık aynı anda iki farklı yerde olabiliyordu ve artık sadece olasılıklarla konuşabilmeye başlamıştık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonuçta yaratıcı hiçliğin (creato ex nihil) aradan yaklaşık 4000 yıl geçtikten sonra hava durumunu tahmin etme bahanesiyle ve kaos teorisi kılığında, müzenin tozlu penceresinden hayatın içine atladığını görmek beni gerçekten mutlu ediyor. Bana öyle geliyor ki, atlarken cebinden Higgs bozonunu da (tanrı parçacığı) düşürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her neyse… Belki bu sayede astrolojiyi iki ceberut sisteme yamamaya çalışmaktan vazgeçip, köklere dönebiliriz. Her şeyin hesaplanamadığı, her şeyin pek bir mantıklı olmadığı, evrenin makine gibi çalışmadığı ejderhalar dönemine.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEin_1sJIgeEWriu0-YFus_B8hTO1y_oUadXYyKMeW1jaCQA5xMLw1Xep0VUvUkuypYj0piFB-Kcgt7d8uTFLQp7AcXduH9VvYPWc7ySnYCtD31zhq5SxFYpuUlODCL8jHcvQt4tOrCOfR8/s1600/Dragon-Wallpaper-dragons-13975553-1280-1024.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEin_1sJIgeEWriu0-YFus_B8hTO1y_oUadXYyKMeW1jaCQA5xMLw1Xep0VUvUkuypYj0piFB-Kcgt7d8uTFLQp7AcXduH9VvYPWc7ySnYCtD31zhq5SxFYpuUlODCL8jHcvQt4tOrCOfR8/s320/Dragon-Wallpaper-dragons-13975553-1280-1024.jpg&quot; height=&quot;256&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/1723566431048019304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/astrolojinin-anarsist-manifestosu.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/1723566431048019304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/1723566431048019304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/astrolojinin-anarsist-manifestosu.html' title='7 - Astrolojinin anarşist manifestosu '/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjtqPfHrPPxBq7wwbaSeUeVUDc_ZCvJhZYZMugZ7YjCKR2WHKufCACVu8xO1EpWyJyOjHCZUwOyF1GUxsrR7mcR0-dTZNQSDkDz6lDqO2vFzzgiGWl7Z7KdCGoWCWWPwZLMrhU02RhEq0Y/s72-c/329_A-Place-In-Chaos---Bernadette-Brady_200.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-8419943014296086567</id><published>2012-09-10T23:25:00.002+03:00</published><updated>2019-01-06T17:25:19.905+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Astroloji"/><title type='text'>6 - İçimden şu zalim şüpheyi kaldır…</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;İtiraf etmeliyim ki, Astroloji konusunda, başkalarının ne düşündüğünden çok, kendi düşüncelerim, değer yargılarım beni zorlamıştır. Geçirdiğim ağır hastalığa neyin neden olduğunu araştırırken, en önemli nedenlerden birinin “esnek olamamak ve doğanın akışına direnmek” olduğunu sezmiştim. Fakat bunu nasıl detaylandıracağımı, akışı nasıl anlayacağımı bir türlü yerli yerine oturtamıyordum. Astroloji’nin yardımcı olabileceğini de seziyordum fakat bilime, rasyonel düşünceye neredeyse tapan bir mühendis olarak içim rahat değildi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Astroloji’ye bu ikilemler içinde başladım. Tam da mühendislik eğitimime yakışan bir şekilde, astroloji’nin neden-sonuç ilişkisi içinde çalışan, bir bilim olduğunu düşünerek ve anlatarak işe başladım. Geçen haftaki yazımda, Dr. Michel Gauquelin’in matematiksel modeller, istatistik ile Astroloji’yi bağdaştırma çabalarının beni fazlaca etkilemediğini size anlatmıştım hatırlarsanız. &amp;nbsp;Fakat ilk başlarda bu böyle değildi. Tam tersine, böyle çalışmalar olduğunu öğrendiğimde çok heyecanlanmıştım. “Aslında tam da buydu aradığım!... Matematiksel modeller ve Astroloji. Neden sonuç ilişkisinin görünür bir şekilde kanıtlanması…” Fakat çalışmaların detayını okudukça hevesim kaçtı ve canım sıkıldı. Kısıtlı parametrelerle ve büyük denek sayılarıyla yapılan istatistiklerdi bunlar ve konunun etrafında bitmek bilmeyen tartışmalar vardı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Sürekli kendini savunma pozisyonundaki Astroloji camiası, bu tartışmalı çalışmalara, denize düşen yılana sarılır misali sarılmış, arenadaki aslana haç göstererek korunmaya çalışan zavallı Hıristiyanlar gibi, sürekli etrafa bu kitapları göstererek konuşuyordu. İşin ilginç yanı çok az sayıda çalışma vardı ve güvenilir olsalar bile çok yetersizdiler. Fakat canımı sıkan farklı bir şeydi: Çok kuru ve ruhsuz işlerdi bunlar…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEipQKofMfKmWm9ajGVkRdOMOOKbpCjoVTf9vRS-UcRfV5tSVDPvByfIsus2LHzImDcKEwulakCaBJzndxFHvRIfowcjuyUbVhSdf2fZybIl0vg6Lfqb_m1U-ARyd1uEWvl_SjPwqgqpB0Y/s1600/329_A-Place-In-Chaos---Bernadette-Brady_200.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEipQKofMfKmWm9ajGVkRdOMOOKbpCjoVTf9vRS-UcRfV5tSVDPvByfIsus2LHzImDcKEwulakCaBJzndxFHvRIfowcjuyUbVhSdf2fZybIl0vg6Lfqb_m1U-ARyd1uEWvl_SjPwqgqpB0Y/s1600/329_A-Place-In-Chaos---Bernadette-Brady_200.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&amp;nbsp;Yıllar sonra elime Astroloji’nin felsefi arka planını tartışan bir kitap geçti: Kendisi ile tanışma onuruna eriştiğim Bernadette Brady’nin “Astrology, a place in chaos” kitabıydı bu. Kapaktaki fraktal resmi ilgimi çektiğinden, Amsterdam’da almıştım. Kitabı birkaç kez okumaya çalıştım, fakat sanki bir şey beni okumaktan, anlamaktan ala koyuyordu. Bir türlü ilerleyemedim. Sonra da bir kenara bıraktım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Aradan yıllar geçti ve bu yakınlarda, bu kez okumaya azmederek kitabı tekrar elime aldım. Saatlerce direndikten sonra, nihayet kitap bana kapılarını açtı ve içeri aldı. Okudukça şaşırdığımı belirtmeliyim. Brady, yıllardır bölük pörçük düşündüğüm, keşfettiğim şeyleri sistematik bir şekilde anlatmış, yerli yerine oturtmuştu. Kitapta anlatılanların çoğunu biliyor olmama karşın, konuyu hiç böyle düşünmediğimi, burnumun ucunda duranı görmediğimi fark ediyordum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Dolayısıyla bu gün size, kendi cümlelerimi de katarak bu kitabı anlatacağım. Fakat öyle görünüyor ki, bu birkaç yazı alacak ve kolayca anlaşılabilen şeylerden bahsetmeyeceğiz. Gösterdiğim çabanın bir benzerini de sizden bekliyorum açıkçası. Sabırla ve dikkatle okumanızı rica ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Creatio ex nihilo&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Kitabın başlangıcında Brady, ailesindeki tekrarlayan tuhaf olaylardan ve batıl inançlardan bahsediyor. Amcası eyalet lotosunu üç kez kazanmış örneğin. &amp;nbsp;Ailesindeki kardeş çocukları arasında, en büyük oğul’un ağır bir şekilde hastalanıp, hiçbir tedavi çare olmadığında, sadece dua ederek kurtulduğunu ve bunun birçok kez tekrar ettiğini de ekliyor. Evde hüküm süren batıl inançlar da her evde olan cinsten; masaya çatal bıçağı çapraz koymamak, yeni ay’da bir dilek tutmak, biri öleceği zaman aile köpeklerinin uzun uzun uluması ve benzeri konular. Yani bizim de aşina olduğumuz cinsten şeyler. Fakat buradaki “tekrarlama” temasını akılda tutmak gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi6eGyx4PzneVmWPHJWQt7oJygx7-RBRjgFeg11u6OUPVLnGfflnxcbUs1NxDTVh7W4RPQ6p3FsnFckj7luAZrmAsHWhzP7GdZ3tp-9kH8bLwTxakOmTRXbxqkHjPfw33wR9kfGxF9bK6Y/s1600/bernadette+brady2.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi6eGyx4PzneVmWPHJWQt7oJygx7-RBRjgFeg11u6OUPVLnGfflnxcbUs1NxDTVh7W4RPQ6p3FsnFckj7luAZrmAsHWhzP7GdZ3tp-9kH8bLwTxakOmTRXbxqkHjPfw33wR9kfGxF9bK6Y/s1600/bernadette+brady2.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Brady, gençliğinde Darwin’in doğal seleksiyon teorilerini çok heyecan verici bulduğunu, fakat okulda bilim dersinden çıkıp din dersine girdiğinde anlatılan yaradılış modellerinin nasıl birbirinden farklı olduğunu gördüğünde şaşırdığını anlatıyor. İncil’de anlatılan yaradılış hikayesi, tanrının dünyayı altı günde yaratıp, yedinci günde dinlendiği üzerine. Tek bir zihin ve net bir plan söz konusu. Aynı zamanda, yaradılış süreci doğrusal, mantıksal ve nedensel bir esasta olduğundan, yaratılan bu yeni düzen de aynı esaslar üzerinde kurulu ve bu prensiplerle işliyor. Dolayısıyla bu dünyada olan biten her şey bir mantık çerçevesinde, bir nedene bağlı olarak ve tek yönde ilerleyen doğrusal (lineer) bir gelişme (zaman) içinde gerçekleşiyor. Diyeceksiniz ki, ölüm bu lineer gelişmeyi engellemiyor mu? Hayır engellemiyor, çünkü öldükten sonra da cennete gidiyorsunuz. Yani var olmaya devam ediyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Bu arada bu düzen içindeki hiyerarşide yeriniz en üstte. Tanrı sizi kendi suretinde yarattı ve sizle birlikte ölen kedinizle yolunuz, cennetin kapısında ayrılıyor. Çünkü sadece siz cennete girebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Bilimin yaradılış ile ilgili teorisi ise 13 ila 20 milyon yıl önce olan büyük patlamaya (big bang) dayanıyor. Burada da, nedensellik ilkesi ve doğrusal (lineer) zaman içinde ilerleme geçerli. Her sonucun bir nedeni var ve hiçbir şey zaman içinde tersine ilerlemiyor. Bu öğretide cennet yok fakat Darwin ve Richard Dawkins var. Darwin, doğal seleksiyon ile en güçlünün besin pramitinin tepesine çıktığını söylerken Dawkins, bedeniniz toprakta gübre olsa bile, genlerinizin sonsuza dek yaşamaya devam edeceğini ve aslında bir tanrıya ihtiyacınızın olmadığını söylüyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;En önemlisi, her iki teori de, başlangıçta “hiçbir şey” olmadığı konusunda hemfikir. İster 13 ila 20 milyon yıl önceki büyük patlama ile başlasın, isterse de İncil de yazdığı gibi Milattan önce 22 Ekim 4004 Pazar günü, her iki evren modeli de doğrusal, zaman çizgisi üzerinde tek bir yöne doğru ilerleyen ve enerjisini (hala!) başlangıçtaki başlatıcı güçten alan bir evreni tarif ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Tabi bu durumda, anneannesinin bazı olacak şeyleri olmadan önce seziyor olmasının da “olmaması gereken”, yani “yok hükmünde” sayılması gereken durumlar olduğunu söylüyor Brady.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Kitapta, sürekli olarak vurgulanan bir duvarlı bahçe (walled garden) metaforu var. Her öğretinin, inananlarının içinde rahatça dolaşabileceği, sınırları belirlenmiş ve dış müdahalelerden korunan bir bahçesi var. Yani, hem incile dayanan yaradılış mitinin, hem de bilimin, içinde kendi düzeninin hüküm sürdüğü bir bahçesi olduğunu söyleyen Brady, daha çok bilimin bahçesini tercih ediyor ve fakat, bu bahçede dolanırken, genç yaşta astroloji’ye merak sardığını ve bahçenin dışında ne olduğunu merak etmeye başladığını da anlatıyor. Sonuçta Brady, benim de hissettiğim ve yaptığım gibi, bahçe kapısından çıkmaya niyetlenir. Fakat kapının üstünde, kocaman bir işaret vardır ve şunlar yazmaktadır: “Dikkat! Bu noktadan sonra ilkel ve cahil inançlar hüküm sürmektedir!”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Brady, bu kapıdan çıktıktan sonra geldiği isimsiz alanın, bildiği yaradılış mitlerinin hiç biri tarafından kapsanmadığını, açıklanmadığını söylüyor ve Astroloji’nin tam da bu alanda durduğunu ekliyor. Bu tespitten sonra da çarpıcı cümlesini söylüyor :”Yeni ilgi alanım Astroloji, lineer (doğrusal) ve nedensel düzeni anlatan bu mitlerin ortaya çıkmasından çok daha önce vardı. Dört bin yıl önce Astroloji insanların zihninde doğarken, konuşulan yaradılış mitleri çok ama çok farklıydı. Modern batı kültürü, düşünce tarihi müzemizde duran bu mitlerin tozlu, ilkel ve cahilce olduğunu düşünüyor fakat bu doğru değil. Onlar kayıp dünyaya açılan pencereler aslında.” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Tabi, astrolojinin yaklaşık 2000 yıldır her iki bahçede eğreti çadırlar kurmaya çalışması da Brady’ye göre nafile bir çaba aslında. Çünkü kendi topraklarında, doğup büyüdüğü topraklarda değil artık. Aslında sadece astroloji değil eğreti duran; &amp;nbsp;tuhaf rastlantılar, garip olaylar ve bu yeni mitlerin, düzenlerin tanımadığı, görmek istemediği birçok durum ve nesne için de aynı şey söz konusu. Bunlar günah ya da saçma diye linç edilmediği zamanlarda, en iyi ihtimalle sessizlikle karşılanıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Brady, giriş yaptıktan sonra, bugün “ilkel” diye tanımladığımız yaradılış mitlerini incelemeye başlıyor. Kitapta Avustralya yerlileri Aborjinlerin, Çinlilerin, eski Mısırlıların, Babillilerin ve antik Yunanlıların mitlerinden alınan pasajlar var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Bu “ilkel” mitler bize düzenin hiçlikten (yaratıcı Kaos’tan) doğduğunu ve ilk doğan ilahi varlıkların diğer varlıkların doğmasına (yaratılmasına) yardımcı olduğunu, bir başka deyişle “hiçlik” içinden diğerlerini çekip çıkardığını anlatıyor. Mitlerdeki ortak tema, düzeni ve içindeki tüm varlıkları doğuran ve bu doğurganlığı nedeniyle dev bir rahme benzeyen hiçliğin (kaosun) hep var olduğu ve hepimizin hiçliğin çocukları olduğumuz gerçeği. &amp;nbsp;Ne var ki, nabız gibi atan, doğurarak genişleyen bu varoluş, tekrar toplanarak hiçliğe dönmek zorunda ve bizlerin, yani hiçliğin çocuklarının geri dönmeye pek de niyeti yok. &amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Hiçlikten doğan düzenin bir dizi önemli niteliği var: Bu düzenin içindeki canlı ya da canlı olmayan tüm unsurlar kapsamlı bir ağ içinde yer alıyor ve birbiriyle bağlantılılar. Bu düzende, insanın bir önceliği yok. O da diğer yaratılmışlar içinde bir varlık ve diğer varlıklarla olan ilişkisi, kendinin de içinde bulunduğu bütünü etkiliyor. (Bildiğimiz düzenlerle, hiçlikten doğan düzenin farklılığını, aşağıdaki tabloda görebilirsiniz. Bu tablo Brady’nin kitabından alınmıştır.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhmeOyiz7Z12H2LHyV6hMoe3jTU1KQiYA0ZKe53omqPDuIZJSdvBZSuQsH500gLTwavHJpxVDcvSMA_HSDXQhTxycW5ly1jkFFIV_8GnBe4wWSRTxYkV2hhnQ0YFV7Hm43M6OxdDvH6XcM/s1600/kaos+kosmos.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhmeOyiz7Z12H2LHyV6hMoe3jTU1KQiYA0ZKe53omqPDuIZJSdvBZSuQsH500gLTwavHJpxVDcvSMA_HSDXQhTxycW5ly1jkFFIV_8GnBe4wWSRTxYkV2hhnQ0YFV7Hm43M6OxdDvH6XcM/s1600/kaos+kosmos.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Bu düzen içinde, tüm bilinen dünya birbiri ile ilişki içinde ve her an sürekli yaratılmakta olan bir düzen var. Dolayısıyla, şu anda oluşmakta olan düzenin neler getirebileceğini kestirebilmek için de, ilk işaretlerin gözlenmesi ve değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Öyle ki, bulutların şekli, ya da kuş sürülerinin nasıl uçtuğu, rüyalar ya da yıldızlı göklerdeki planetlerin hareketleri bu yeni oluşuma işaret edebilir. “Bu oluşuma duyarlı palet bir kez bulunduktan sonra, artık üzerinde çalışılabilir, kaydedilebilir, karşılaştırılabilir ve en önemlisi hiçliğin nasıl bir düzen kurmaya niyetli olduğundan haber almak için kullanılabilirdi” diyor Brady. &amp;nbsp;“Çok alametler belirdi” sözü kimden kaldı bilmiyorum fakat belirlenen bu paletler için bilgi toplama sürecinin, dolayısıyla ilk astronomi gözlemlerinin bu şekilde başladığı görülüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Bu durumda yapılabilecek iki şey var: İlki, paleti sürekli kontrol ederek, süreci, bir başka deyişle şu an oluşmakta olan geleceği anlamaya çalışmak, ikincisi ise, mümkünse süreci etkileyerek yönlendirmek. &amp;nbsp;Astroloji’nin ilk sürece, yani izleme ve tahmin etme sürecine ilişkin bir çalışma olduğu aşikar. Peki, oluşum sürecini kontrol etmek ve yönlendirmek için ne gerekiyor olabilir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&amp;nbsp;“Ayinler…” diyor Brady ve şöyle devam ediyor: “Eski mısır dininde, ayinlere büyük önem verilirdi. Ayinler sürekli düzen oluşturan hiçliğe müdahale etmek için kullanılan araçlardı. Bu hayati ilişki tapınaklarda kurulurdu ve buraya halk yığınlarının gelmesi de istenmezdi. Cemaatle ilişki, tapınak rahiplerinin hayatını idame ettirebilmesi için gerekli malzemeleri temin etmesi esasına dayanırdı ve rahibin esas görevi, tanrılara hizmet etmekti, halka değil. Tanrıların fiziksel görüntüsü, düzeni ve hiçlikten doğan modelleri anlatan sembollerdi. Rahiplerin günlük ve yıllık ayinlerle yaptığı, sürekli olarak bu oluşum sürecine müdahale etmekti ve bu gün modern dünyanın stabilitesini sağlamak açısından borsada yapılan ticari ayinlerden pek de farkı yoktu.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Yazımızı zen hikayemizle bitirelim: Bir Japon savaşçı, düşmanları tarafından yakalanır ve hapse atılır. Çılgın gibi devinen beyni onu uyutmaz. Yarın nasıl sorgulanacağını, işkence göreceğini ve öldürüleceğini düşünmektedir. Sonra aklına zen hocasının söyledikleri gelir: “Yarın gerçek değildir, bir hayaldir. Tek gerçeklik şimdi’dir.” Sonra da yatıp uyur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgykReUzaNOMbcJxAfwpUeflFXBW9JdVgu0ww_EkF7Us2oISgNFIR6DRUNtqbsqaqz6Z_kqk-AXpB9U0IITQ17pDVi7N0HuNhx87YDhUn-xZLmIvgdAGYOUYCJkFKFiZER4Zlp1Qa_z3Eo/s1600/Ex+nihilo.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;508&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgykReUzaNOMbcJxAfwpUeflFXBW9JdVgu0ww_EkF7Us2oISgNFIR6DRUNtqbsqaqz6Z_kqk-AXpB9U0IITQ17pDVi7N0HuNhx87YDhUn-xZLmIvgdAGYOUYCJkFKFiZER4Zlp1Qa_z3Eo/s640/Ex+nihilo.jpg&quot; width=&quot;640&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/8419943014296086567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/6-icimden-su-zalim-supheyi-kaldr.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/8419943014296086567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/8419943014296086567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/6-icimden-su-zalim-supheyi-kaldr.html' title='6 - İçimden şu zalim şüpheyi kaldır…'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEipQKofMfKmWm9ajGVkRdOMOOKbpCjoVTf9vRS-UcRfV5tSVDPvByfIsus2LHzImDcKEwulakCaBJzndxFHvRIfowcjuyUbVhSdf2fZybIl0vg6Lfqb_m1U-ARyd1uEWvl_SjPwqgqpB0Y/s72-c/329_A-Place-In-Chaos---Bernadette-Brady_200.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-8112496583174520589</id><published>2012-09-07T00:30:00.002+03:00</published><updated>2019-01-06T17:27:04.955+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Astroloji"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="joseph campbell"/><title type='text'>5 - Nereye gidiyorsun?</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Geçen haftaki yazımızda Joseph Campbell’in hayat hakkındaki
sözlerine kulak vermiştik hatırlarsanız. Campbell, hayatı barındırdığı tüm iyi
ve kötü yanlarlar birlikte kabul etmemiz gerektiğini, tanrı indinde iyi ve
kötünün olmadığını, hiç hoşumuza gitmeyen birçok şey olsa da, yaradılışı
yargılamanı bizim harcımız olmadığını (&lt;i&gt;kim
oluyoruz da yargılıyoruz!&lt;/i&gt;) tatlı tatlı anlatıyordu. Buna ek olarak, kısaca
reenkarnasyon’dan, Campbell’in reenkarnasyon hakkında söylediklerinden ve
Bhagavadgita’dan&amp;nbsp; bahsetmiş ve bu hafta
bu konularda Astroloji’nin neler anlattığına bakacağımızı söylemiştik. Dolayısıyla
bu gün astrolojinin re-enkarnasyon ile ilgilenen dalı olan karmik astroloji
hakkında konuşacağız. Aynı zamanda bu gün size doğum haritası ile seçtiğimiz
meslekler arasındaki ilişkiyi anlatmak istiyorum.&amp;nbsp; Fakat önce günümüzdeki popüler astroloji’nin,
gerçek astroloji’nin nasıl silik, ucuz ve kötü kopyası olduğunu anlatarak işe
başlayalım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Güneş
burcu Astrolojisi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Astroloji’nin bir bilim olarak üniversitelerde okutulduğu eski
zamanlarda, bir insanı sadece güneş burcuna dayanarak yorumlasaydınız en hafif
deyimle “gülümsenerek” karşılanırdınız. Çünkü bu tür bir değerlendirme,
planetler, açılar, evler ve burçlar, asaletler ve özel noktalarla oya gibi işlenen,
dokunan bir doğum haritasına, haritada ne kadar güçlü olduğu şüpheli tek bir
planetin sadece tek bir parametresini &amp;nbsp;(burcunu)
esas alarak bakmak olurdu ki, ahmaklığın dik alası olarak nitelenirdi. Peki
nasıl oldu da Güneş burcuna göre yapılan astroloji yorumları bu kadar popüler
oldu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Güneş burcuna dayanan yorumların yaygınlaşması 1900’lü yılların
başlarında, günlük gazetelerin yaygınlaşması ile başladı ve yaygınlaştı. Bunun
başlıca nedeni, Güneş’in günde 1 derece ilerlemesi nedeniyle, saate bağlı olmaksızın,
belirli bir tarihte hangi konumda olduğunun yaklaşık olarak, hangi burçta
olduğunun ise kesin olarak bilinebilmesiydi.&amp;nbsp;
Yani doğum tarihinizi biliyorsanız, Güneş’in hangi burçta ve kaç
derecede olduğunu da bilirdiniz. Oysa diğer planetlerin konumlarını bilebilmek
için, efemeris tabir edilen gök günlüklerinin kullanılması gerekiyordu ki, bu
az sayıda insanın elinde ve bilgisinde olan bir bilgiydi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Yolu açan Alan Leo adındaki bir uyanık astrolog oldu. &amp;nbsp;Uygulama diğer gazetelerde de hızla yayıldı. Sonrası
malum; Yılmaz Özdil bile bir zamanlar çalıştığı gazetede astroloji köşesini
kendisinin “sallayarak” yazdığını geçenlerde söyledi. Bu mümtaz geleneğin bu
gün de devam ettiğini düşünmek zor değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Peki Güneş önemli değil mi? Koç ya da Boğa olmamızın bir anlam ve
önemi yok mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Bilirsiniz, bazı insanların pek bir şişkin egoları vardır. Asıl
önemli olan kendileri ve kendi düşünceleridir. Diğer insanların ne yapması ve
ne yapmaması gerektiği konusunda net fikirleri vardır. Trafikte, tabi ki sizin
durup ona yol vermeniz gerekir. İş dünyasında onları sık sık patron, yönetici,
etkili ya da yetkili kişi olarak görürüz. Ne yapar eder, kendi düzenlerini
kurar, diğer insanları bu düzene uymaya zorlarlar. İşte bu karakter yapısı,
doğum haritasında güçlü bir Güneş’e işaret eder. Çünkü kadim astrolojide, Güneş
egoyu, benlik bilincini, baba’yı ve ataları ifade etmektedir. Ancak şunu da
belirtmek gerekir: bu güçlü ego, her zaman baskıcı ya da yıkıcı olmak zorunda
değildir, çok entelektüel, çok dindar ya da çok yaratıcı olabilir. Çünkü Güneş
güçlü olsa da, onun burcu, hangi evde durduğu (yani haritadaki pozisyonu) ve
diğer planetlerle yaptığı açılar ona kendine özgü bir renk verir. Fakat ana
tema, yani “öne çıkma- güçlü ego” iş başındadır. Bu durumda, haritalarında
Güneş’in güçlü olduğu bu insanlar için Güneş burcunun önemli olduğu açıktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Güce tapan günümüz dünyasında, özellikle de Ortadoğu coğrafyasında
pek kıymetli bir meziyet olan bu kendinden emin ve kibirli ruh hali, dünyadaki
yaşamımıza ruhun yolculuğu olarak bakan benim gibi insanlar için can sıkıcı bir
özelliktir. Çünkü bu insanlar öğrenmeye, deneyime kapalı olmak bir yana, başka
insanları da engellemeye, kısıtlamaya yatkındırlar. &amp;nbsp;Fakat dünyanın “&lt;i&gt;olduğu hali ile mükemmel&lt;/i&gt;” olduğunu kabul edeceksek, bu insanların
da “&lt;i&gt;öyle olmaları gerektiği için öyle
olduklarını&lt;/i&gt;” kabul etmemiz ve kendi değerlerimizi nefret etmeden,
sinirlenmeden ve küçümsemeden savunmamız gerekir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Şimdi biraz geçmişe, astrolojinin hak ettiği ciddiyetle ele
alındığı zamanlara gidelim: Kaldeliler, Güneş’i önem sıralamasında 5. olarak
ele almışlardır. Güneş’e gelinceye kadar ilk sırada “kaderin eli Satürn” ve
“Tanrı’nın eli Jüpiter” vardır. Satürn baş malefik (kötücül), Jüpiter baş
benefik (iyicil) dir. İkinci derecede malefik olan Mars, benefik olan
Venüs’tür. Dolayısıyla öncelikle haritada Satürn ve Jüpiter’in gücü ve konumu
kontrol edilir. Zamanı da kontrol eden Satürn hakkında anlatılacak o kadar çok
şey var ki, konuyu ayrı bir yazıda ele almak gerekecek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Astrolojide, planetlerin asaletleri her insan için ayrı ayrı
hesaplanır ve planetlere ağırlıkları ölçüsünde ilgi gösterilir. Yani, Güneş
benim haritamda güçlü bir konumda iken, sizin haritanızda oldukça güçsüz,
belirleyici olmaktan uzak olabilir. Genellikle de haritalarda Güneş’ten çok
daha güçlü konumlanmış planetler görürüz. Peki bu durumda kişilik analizleri ne
olur? Örneğin, güneşiniz haritada güçlü olmadığı halde Boğa burcunda ise, sizin
sakin ve temkinli bir insan olduğunuzu anlatan bir yorum yanlış mıdır? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Hayır, yanlış değildir, kişiliğinizde bu tonlama olacaktır. Fakat
bu nitelikler sizi tarif eden, baskın nitelikler olmayacaktır. Örneğin, Satürn
haritanızda güçlü ise sizi ciddi ve sorumluluk sahibi yapacaktır. Aynı
zamanda,&amp;nbsp;&amp;nbsp; biraz karamsar ve düzen
takıntılı da olmanız beklenir. Ya da Mars güçlü ve etkin ise, sizi hareketli,
girişken hatta kavgacı yapabilir. Böyle bir durumda Boğa’nın rahatlığı, zevk
düşkünlüğü, sükuneti arka planda kalır. Ya da Güneş haritanızda güçlüdür fakat
Jüpiter gibi iyimser ve inançlı bir planet tarafından yönlendirilmektedir. Özellikle
güçlü planetlerden biri, haritanın dört önemli noktasının (yükselen, alçalan,
tepe noktası ve dip noktası) hemen yanında duruyorsa, ağırlığı ve etkisi artar.
Bu baskın planetin, hayatınızda önemli bir rol oynama planı olduğu anlaşılır. Tüm
planetlerin (bu terimleri kullanmayı sevmiyorum ama) iyi ve kötü yanları
olduğunu dikkate almak gerekir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Bir planetin haritanızda güçlü olup olmadığı nasıl belirlenir? Bu
konu Astrolojide “asaletler” olarak bilinir ve oldukça karmaşık olabilen birkaç
hesaplama yöntemi vardır. Neyse ki modern Astroloji yazılımları, asalet
(dignity) hesaplamalarını kolayca yapabilmekte. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Buraya kadar anlatılanların, kişinin doğası ve genel çerçeve
kaderi ile ilgili olduğunu görüyor olmalısınız. Peki, bir insan hangi etkiler
altında kalır, ya da hayatın rüzgarları nereden, hangi kuvvette eser? Bu
sorulara cevap vermek için kullanılan teknikler, doğum haritasını esas almak
kaydı ile, bu günkü ve gelecekteki planet pozisyonlarını dikkate alırlar. Bunun
detayını bir başka yazıya bırakalım ve “günlük fal” denen “hikayenin”, Güneş’in
burcu esas alınarak yapılıyor olsa bile, astrolojinin güvenilirliğini tepelemek
için birebir olduğunu belirterek bu bölümü kapatalım.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Meslek seçimi
ve astroloji&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;2010
yılında içişleri bakanlığımız, nüfusun burçlar bazında dağılımını verdi. Bu
rakamlara göre, %13,4 ile Oğlak burcu ilk sırada geliyor. Onu %10,6 ile Yengeç
burcu takip ediyor. En az burç ise %5,6 ile Yay burcu. Astroloji’ye aşina
olanlar, Oğlak burcunun düzen merakını bilirler. Oğlak burcunun yöneticisi
Satürn’dür ve Satürn daha önce belirttiğim üzere, kanun, hukuk, yasa, sınır
gibi düzenlerin planetidir. Tabi iyi yanından baktığınızda… Dolayısıyla,
bildiğiniz gibi, ülkemiz bir yasa, kanun ve düzen ülkesidir ;-)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhXNj1ryftLWnPdt88CtqlE6PvFFsme4ocB_WoIksfZXNuCrqbp4fT5q9VXNG4NQm78JG_9YOKeiCMR_q0dBzXWWyOCKQX-skNMni1RypaAVWJb97I7X4w754-5tZL_3XvN22_rYby7Sj4/s1600/gauquelin.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhXNj1ryftLWnPdt88CtqlE6PvFFsme4ocB_WoIksfZXNuCrqbp4fT5q9VXNG4NQm78JG_9YOKeiCMR_q0dBzXWWyOCKQX-skNMni1RypaAVWJb97I7X4w754-5tZL_3XvN22_rYby7Sj4/s320/gauquelin.jpg&quot; width=&quot;254&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Astroloji hakkında &amp;nbsp;istatistiki analiz dendiğinde akla 1991
yılında 63 yaşında ölen Fransız psikolog ve istatistikçi Dr. Michel Gauquelin gelir.
Ömrünün önemli bir kısmını, doğum verileri ve seçilen meslekler arasında
matematiksel açıdan anlamlı ve kabul edilebilir bir ilişki olup olmadığını
bulmaya adamış bu matematikçinin çalışmaları Avrupa kamuoyunda ve bilim
çevrelerinde büyük çalkantılar yaratmıştır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Gauquelin, Sorbone üniversitesinden mezun olduktan sonra,
neredeyse hayatını böyle bir ilişkinin var olup olmadığını anlamaya adadı ve
birçok çalışma (kitap) yayınladı. En çok bilineni, atletler ile Mars’ın doğum
haritası arasındaki yerleşimi arasında ilişki kuran araştırmasıdır. &amp;nbsp;On binlerce denek ile yaptığı araştırmalarda
kullanılan matematiksel yöntemler, Belçika istatistik komitesince 16 (evet, tam
on altı) yıl sonra onaylanır ve araştırmaların matematiksel ilkelere göre
yapıldığı kabul edilir. Ne var ki, komite varılan sonuçlarda Gaquelin ile
mutabık değildir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Astroloji’ye sadece bilimsel bir merakla bakan bu adam, 1970
yılında yayınladığı&amp;nbsp; “The Scientific
Basis for Astrology” adlı eserinde astroloji’nin kaderimiz ya da özelliklerimiz
hakkında belirleyici bir rolü olmadığını net olarak ifade ederek yani
astrolojiye karşı bir pozisyon alarak işe başlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghqA5o0Ho3JmP8rfbORea-lvYItg5jCJ13R0KYejBgboWwbdnuki9f5geDGHZyKtv7kQUScG_3tt8yR-1SvRHaLxCrLgjXI3dvVStSygsFBBsyLRKvbYQvP7RfkysmZ0iYyG_HdiGDMQY/s1600/gauquelin_01.gif&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghqA5o0Ho3JmP8rfbORea-lvYItg5jCJ13R0KYejBgboWwbdnuki9f5geDGHZyKtv7kQUScG_3tt8yR-1SvRHaLxCrLgjXI3dvVStSygsFBBsyLRKvbYQvP7RfkysmZ0iYyG_HdiGDMQY/s320/gauquelin_01.gif&quot; width=&quot;218&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Bununla birlikte Gauquelin’in görüşleri ilerleyen zamanlarda
değişmeye başlar. Öyle ki, yirmi bir yıl sonra, 1991 yılında, yani ölümünden
hemen önce “Neo Astrology: A Copernican Revolution” adlı kitabında şunu yazmaktadır&lt;i&gt;: “Müteakip sonuçlar doktorlar hakkındaki
ilk bulgularımı destekledi hatta pekiştirdi. Sonuçta baktığımızda, doğum zamanı
ve mesleki başarı arasında net matematiksel bağlantı olduğu ortaya çıkıyor.
Avrupa ülkelerinden ve Birleşik Devletlerden toplanan 20,000 şöhretli insanın doğum
verileri ile yapılan istatistiki analizlerin sonucu, beni planetlerin doğum
anındaki pozisyonu ile kişinin kaderi arasında bir bağ olduğunu söylemek
durumunda bırakıyor. Rasyonel akıl için ne büyük bir meydan okuma ama!&lt;/i&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Aynı zamanda Fransa&#39;nın ilk 50 tenisçisi arasında olan ve
şampiyonalarda yarı finallere kadar yükselen Gauquelin’in, eşinden boşandıktan
sonra 1991 yılında intihar ederek hayatına son verdiğini de ilginç bir detay
olarak ekleyelim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh26NEJlfa2sBKNUxXFpMC7k0z532UiHMvtpHOQjmd32553ENBGRLQRQHYs934fuH8Gn_q5-9z4DKYaJyGCwiNyAxhqc9txRH-BttLntdwLwYk00GVfDW47oNkHwbYM5_I3EjqMoBYqBWM/s1600/500px-Mars_effect.svg.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;292&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh26NEJlfa2sBKNUxXFpMC7k0z532UiHMvtpHOQjmd32553ENBGRLQRQHYs934fuH8Gn_q5-9z4DKYaJyGCwiNyAxhqc9txRH-BttLntdwLwYk00GVfDW47oNkHwbYM5_I3EjqMoBYqBWM/s320/500px-Mars_effect.svg.png&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Benim açımdan, Gaquelin’in araştırmalarının da anlam ve önemi oldukça
sınırlıdır. Çünkü, en meşhur araştırması olan “Mars etkisi” bile (solda Mars’ın atletlerin doğum haritasındaki 12 ev bazında yerleşim sıklığını &amp;nbsp;gösteren figür görülmekte)&amp;nbsp; sadece tek bir parametreye, Mars’ın
haritadaki konumuna bağlı bir analiz yapmaktadır. Bu analizin&amp;nbsp; Mars’ın haritadaki gücü, diğer planetlerle
yaptığı açılar, Mars’ın burcu, haritadaki diğer güçlü planetler ..vb. diğer bir
çok parametreyi hesaba katmadığını dikkate aldığımızda, bu eksik haliyle bile meslek
seçimi ve bir planetin konumu arasında bir korelasyona işaret etmesi bazı
insanlar açısından ilginç olabilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Bununla
birlikte, insanların meslek seçimi ile ilgilenen Vocational (meslek)
astrolojisi, planetler ile meslekler arasındaki ilişkiyi, bu matematiksel tek
boyutluluk dışında kalarak, olabildiğince kapsamlı ele alır. Ben de, meslek
seçiminde planetlerin rolünü merak eden bir astrolog olarak, kendi web sitemde
katılımcılara, astrolojinin onlar için hangi mesleklere işaret ettiğini (program
ile) hesapladım ve hangi mesleği seçtiklerini sordum. Tamamen gönüllülük
esasına dayanan bu ankete şu ana kadar 685 kişi katıldı. Katılımcıların
yaklaşık yarısı aynı zamanda yorumlar da yaptı. Gördüğüm kadarıyla astroloji
kişinin doğasına uygun mesleği işaret etmekte oldukça başarılı. Fakat ekonomik
durum ya da aile baskısı gibi faktörler bazen gönülden geçen meslekten farklı
meslek seçilmesine neden oluyor. Yeterince olgunlaştığında sonuçları
yayınlamayı düşünüyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Karmik
astroloji&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhCsrLHNNgMxtjSYSiv2wVbsRGpZqbLks5IkRRgp-Pi0DVaGm-zNqg77TfAZ0p9Qgmn4lae5Q4Fvss9NCmVbeqH46zRrPEPfji2GWwMhV408Alq6pAC4veYe8Kw_OxTShFpKzkda1smJrI/s1600/canavar2.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhCsrLHNNgMxtjSYSiv2wVbsRGpZqbLks5IkRRgp-Pi0DVaGm-zNqg77TfAZ0p9Qgmn4lae5Q4Fvss9NCmVbeqH46zRrPEPfji2GWwMhV408Alq6pAC4veYe8Kw_OxTShFpKzkda1smJrI/s320/canavar2.jpg&quot; width=&quot;207&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Nereden
gelip nereye gitmekte olduğumuz astrolojinin asli sorularından biri olmakla
birlikte, bu sorunun yanıtını geçmiş hayat deneyimlerine bağlayarak verme
çabasındaki Karmik Astroloji, astrolojinin oldukça tartışmalı bir ekolüdür. “&lt;i&gt;Bu kez&lt;/i&gt;” neyi başarmak için dünyaya
geldiğinizi açıklama iddiasında olan astroloji’nin bu kolu ile ilgili çelişkili
görüşler ve yöntemler var. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Kişinin karmik yolunu tespit etmek için astrolojide yaygın olarak
kullanılan yöntem&amp;nbsp; “Ay Düğümleri”
yöntemidir. Kuzey ve güney Ay düğümleri, doğduğunuz gün itibarı ile, Ay yörüngesi
ile Dünya’nın güneş çevresindeki yörüngesi arasındaki kesişim noktalarıdır.
Yani hesaplamalarla bulunan iki sanal noktadan söz ediyoruz. Bu sanal
noktalardan kuzeyde olanı, Kuzey ay Düğümü (&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; line-height: 115%;&quot;&gt;Caput
Draconis) &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;, güneyde olanı ise Güney ay Düğümü (&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; line-height: 115%;&quot;&gt;Cauda Draconis) &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;olarak adlandırılır. Yine bir yılansı
bir canavar&amp;nbsp; vardır karşımızda ve
hayatlarımıza hükmeder.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Bu noktaların burçları ve doğum haritanızda hangi evlerde yer
aldığına ilişkin olarak, hayattaki yolunuz yani bir anlamda kaderiniz yorumlanır.
Güney ay düğümü, geçmişten (Karmik Astroloji’de geçmiş hayatlardan)&amp;nbsp; getirdiğiniz bağımlılıklar, alışkanlıklar ya
da borçları simgelerken, Kuzey Ay Düğümü, bu hayattaki yolunuza, varmak
istediğiniz yere işaret eder. Burada yer alan “geçmiş hayatlar” ibaresine dikkat
etmemiz gerekiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Ay düğümlerinin dışında, ikinci yöntem ise, doğumdan önceki son
Güneş tutulmasının incelenmesidir. Bu teknikte, tutulmanın hangi burçta ve evde
olduğuna, tam ya da kısmi olduğuna bakılarak yorum yapılır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Bu iki yöntem çoğu kez yaklaşık sonuçlar verse de, çok farklı
değerlendirmelere de yol açabilir. Bu nedenle, karmik astrolojiyi ciddiye alan
bir Astrolog sonuçta yöntemlerden birini tercih etmek durumunda kalır. Özellikle
Ay düğümleri ile yapılan yorumlar için çok sayıda İngilizce kaynak vardır fakat
her konuda olduğu gibi, kaliteli kaynak sayısı kısıtlıdır.&amp;nbsp; En çok kullanılan kitap, Hint asıllı bir
Amerikalı mühendis olan Mohan Koparkar’ın Lunar Nodes adlı kitabıdır. Stephen
Arroyo’nun “Astroloji, Karma ve Dönüşüm” ismiyle Türkçeye çevrilen kitabı da
kayda değer bir kitaptır. Genç yaşta ölümüyle astroloji camiasını üzen parlak
astrolog Howard Sasportas’ın “Direction and Destiny In The Birth Chart” kitabı oldukça
ilginç bir eğitim seminerinin notları şeklindedir ve okumaya değer. Bir diğer
ilginç kitap da, Türkçe’ye “Ruhsal Astroloji” ismiyle çevrilen, Jan Spiller’in
yazdığı “Astrology For The Soul” isimli kitap olsa gerek. Jan Spiller, adı
astroloji dünyasının saygın yazarları arasında pek geçmese de, kolay okunur bu
kitabı ile çoğu insanı şaşırtır. Son olarak, Ay düğümlerini değil, doğumdan
önceki son güneş tutulmasını esas alan yapısı ile Hakan Kırkoğlu’nun “Ruhun
Yolculuğu” kitabını da belirtmemiz gerekiyor. Kayda değer bir çalışmadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Bununla birlikte, burada Hans Tendam’ın “&lt;i&gt;Tekrardoğuşu Keşfetmek&lt;/i&gt;” adlı kitabından da bahsetmem gerek diye
düşünüyorum. Bu kitabında Tendam, birçok reenkarnasyon vakasını bilimsel ve
tarafsız bir gözle inceleme çabasında görünüyor. Bu konuda yazılmış ve
Türkçe’ye çevrilmiş iyi kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim. Kitabın bir
yerinde konu Astroloji’ye geliyor ve Tendam burada karmik Astroloji’yi yerden
yere vuruyor. Özellikle de Stephen Arroyo’yu… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Hans Tendam’ın astroloji hakkındaki kestirmeci yargılarına
katılmasam da, karmik astroloji hakkındaki düşüncemin henüz netleşmediğini
itiraf etmeliyim. Koparkar’ın yöntemleri bazen insanların başlarına gelenleri
açıklamakta sarsıcı derecede isabetli olabiliyor. Dolayısıyla, kendi
çalışmalarımda mutlaka kontrol ederim. Fakat hayattaki yolumuzu bir ya da iki
noktaya bakarak değerlendirmenin pek akıllıca olmadığını da düşünüyorum. Keşke
o kadar basit olsaydı. Kim bilir, belki de “&lt;i&gt;o
kadar basit&lt;/i&gt;” tir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Bu yazıyı da dilerseniz zen hikayemiz ile kapatalım:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Bir köylü,
karşıdan bir atlının dolu dizgin yaklaşmakta olduğunu görür. Tozu dumana katan
atlı yanından geçerken bağırır: “Nereye gidiyorsun?”. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;&quot;&gt;Atlı
yanıtlar: “Bilmiyorum, ata sor…”&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/8112496583174520589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/5-nereye-gidiyorsun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/8112496583174520589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/8112496583174520589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/5-nereye-gidiyorsun.html' title='5 - Nereye gidiyorsun?'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhXNj1ryftLWnPdt88CtqlE6PvFFsme4ocB_WoIksfZXNuCrqbp4fT5q9VXNG4NQm78JG_9YOKeiCMR_q0dBzXWWyOCKQX-skNMni1RypaAVWJb97I7X4w754-5tZL_3XvN22_rYby7Sj4/s72-c/gauquelin.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-3817406064745943565</id><published>2012-09-07T00:21:00.004+03:00</published><updated>2019-01-06T17:23:10.733+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Astroloji"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="joseph campbell"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="reenkarnasyon"/><title type='text'>4 - Ya sev ya terk et</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgOET-lnympYKkUM5jjcpoqymttOwEuA_L5cUIXzOSEJuLMT_wd2dACMEymz-PZrSpeyH8K3uw1cUqkpJfYMbY9YR69Jnv1raK0PhnyAjXRdpIpblLd4E1VCu8UkRRcvM2XULEUs8zsX1w/s1600/Joseph_Campbell_circa_1982.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgOET-lnympYKkUM5jjcpoqymttOwEuA_L5cUIXzOSEJuLMT_wd2dACMEymz-PZrSpeyH8K3uw1cUqkpJfYMbY9YR69Jnv1raK0PhnyAjXRdpIpblLd4E1VCu8UkRRcvM2XULEUs8zsX1w/s1600/Joseph_Campbell_circa_1982.jpg&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;v:shapetype coordsize=&quot;21600,21600&quot; filled=&quot;f&quot; id=&quot;_x0000_t75&quot; o:preferrelative=&quot;t&quot; o:spt=&quot;75&quot; path=&quot;m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe&quot; stroked=&quot;f&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;
 &lt;v:stroke joinstyle=&quot;miter&quot;&gt;
 &lt;v:formulas&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;if lineDrawn pixelLineWidth 0&quot;&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;sum @0 1 0&quot;&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;sum 0 0 @1&quot;&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;prod @2 1 2&quot;&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;prod @3 21600 pixelWidth&quot;&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;prod @3 21600 pixelHeight&quot;&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;sum @0 0 1&quot;&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;prod @6 1 2&quot;&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;prod @7 21600 pixelWidth&quot;&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;sum @8 21600 0&quot;&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;prod @7 21600 pixelHeight&quot;&gt;
  &lt;v:f eqn=&quot;sum @10 21600 0&quot;&gt;
 &lt;/v:f&gt;&lt;/v:f&gt;&lt;/v:f&gt;&lt;/v:f&gt;&lt;/v:f&gt;&lt;/v:f&gt;&lt;/v:f&gt;&lt;/v:f&gt;&lt;/v:f&gt;&lt;/v:f&gt;&lt;/v:f&gt;&lt;/v:f&gt;&lt;/v:formulas&gt;
 &lt;v:path gradientshapeok=&quot;t&quot; o:connecttype=&quot;rect&quot; o:extrusionok=&quot;f&quot;&gt;
 &lt;o:lock aspectratio=&quot;t&quot; v:ext=&quot;edit&quot;&gt;
&lt;/o:lock&gt;&lt;/v:path&gt;&lt;/v:stroke&gt;&lt;/span&gt;&lt;/v:shapetype&gt;&lt;v:shape alt=&quot;http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/f/f9/Joseph_Campbell_circa_1982.jpg&quot; id=&quot;Resim_x0020_1&quot; o:spid=&quot;_x0000_s1027&quot; style=&quot;height: 147.75pt; margin-left: -2.6pt; margin-top: 94.15pt; mso-position-horizontal-relative: margin; mso-position-horizontal: absolute; mso-position-vertical-relative: margin; mso-position-vertical: absolute; mso-wrap-distance-bottom: 0; mso-wrap-distance-left: 9pt; mso-wrap-distance-right: 9pt; mso-wrap-distance-top: 0; mso-wrap-style: square; position: absolute; visibility: visible; width: 112.5pt; z-index: 1;&quot; type=&quot;#_x0000_t75&quot;&gt;
 &lt;v:imagedata o:title=&quot;Joseph_Campbell_circa_1982&quot; src=&quot;file:///C:\Users\Umit\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01\clip_image001.jpg&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;
 &lt;w:wrap anchorx=&quot;margin&quot; anchory=&quot;margin&quot; type=&quot;square&quot;&gt;
&lt;/w:wrap&gt;&lt;/span&gt;&lt;/v:imagedata&gt;&lt;/v:shape&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&amp;nbsp;Dünyayı
algılamamız zıtlıklar üzerinden olur. Böyle diyor büyük mitolog ve öğretmen
Joseph Campbell (1904 – 1987). MediaCat yayınlarından, Zeynep Yaman’ın güzel
çevirisi ile yayınlanan Mitolojinin Gücü (*1) adlı kitabında, gazeteci Bill
Moyers ile Joseph Campbell antik ve çağdaş mitler halkında söyleşiyorlar. Bu
kitabın “içe yapılan yolculuk” kısmını okumaya doyamadığımı belirtmeliyim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Bu kısımda, birçok konunun yanı sıra, dünya üzerindeki çeşitli
toplulukların (milletlerin) nasıl olup da birbirine bu kadar yakın mitler
oluşturduklarını da konuşuyorlar. Fakat bence söyleşinin en etkileyici yanı,
insanın her şeyin bir ve tek olduğu başlangıç halinden, (ki bunu cennet
metaforu ile eşleştirebiliriz), zıtlıklar ile var olabilen Dünya’ya düşüşü.
Öyle ki, başlangıçta insan tanrıdan bile ayrı değil. Ortadoğu dinlerinin ortak
kökeni açısından insan, ne erkek (adem) – kadın (Havva) zıtlığının, ne de başka
bir zıtlığın bilincinde değil.&amp;nbsp; Orada
zaman yok ve ölüm de yok tabi ki.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Derken meşhur elma’yı yeme hadisesi gerçekleşiyor. Gerçi Campbell,
“&lt;i&gt;elmayı yeme!&lt;/i&gt;” demekle,
tanrının,&amp;nbsp; insanın elmayı yemeden
duramayacağını bildiğini de söylüyor. Sonuçta, insan cennetten kovulmuştur ve
artık zamanın hüküm sürdüğü, zıtlıklar dünyasında var olmak zorundadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;background-color: #f9f9f9; font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Bildiğiniz gibi bu hikayede, Havva’yı “&lt;i&gt;elmayı yeme ve Adem’e de yedirme&lt;/i&gt;” konusunda ikna eden yılan.
Campbell bakın yılan hakkında ne diyor: “&lt;i&gt;Bazen
Yılan kendi kendi kuyruğunu yiyen bir çember olarak tasvir edilir. Bu hayat
imgesidir. Hayat yeniden doğmak için birbiri ardına nesilleri değiştirir… .. Bununla
birlikte, yılan yaşamın birincil fonksiyonunu da temsil eder, yani yemeyi.
Yaşam başka canlıları yemeyi temel alır. Güzel görünen bir yemek yaparken bunu
düşünmezsiniz. Ama yaptığınız şey, kısa süre önce canlı olan bir şeyi yemektir.
Yaşam kendini, öldürerek ve yiyerek devam eder, Ay gibi ölüm gömleğini çıkarır
ve yeniden doğar.&lt;/i&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Hayatın bu şekilde tarif edilmesi, doğrusu benim çok hoşuma
gidiyor. Bizler, sürekli bir yeme- yenilme döngüsü içine hapsedilmiş ruhlarız neticede.
Beslenme zincirinin en üstünde olduğumuzu sanıyoruz, fakat bunu söylerken
zamanı unutuyoruz. En azından, birbirimizi yemeyi bir yana bırakırsak, geçen
her saniyenin bizi yemekte olduğunu anlayabiliriz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Campbell, şöyle devam ediyor: “&lt;i&gt;Hayat,
özünde ve karakterinde, korkunç bir esrardır – tüm bu öldürerek ve yiyerek
yaşamak olayı. Ancak tüm acılarıyla hayata hayır demek, bunun olmaması
gerektiğini söylemek çocukça bir tavır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;İnsanlar
bana – Dünya hakkında iyimser misiniz?- diye soruyor. Ben de, evet dünya olduğu
gibi güzel. Dünyayı siz düzeltemezsiniz. Kimse dünyayı daha iyi bir yer yapmayı
başaramaz. Asla daha iyi bir yer olmayacak. Dünya böyle, o yüzden ya kabul edin
ya da terk edin. Onu ne düzeltebilirsiniz ne iyileştirebilirsiniz diyorum.&lt;/i&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Moyers, soruyor: “&lt;i&gt;Bu kötülük
karşısında biraz pasif bir tavra götürmüyor mu?&lt;/i&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Campbell : “&lt;i&gt;Siz de kötülüğe
dahil oluyorsunuz, olmuyorsanız yaşamıyorsunuz demektir. Yaptığınız her şey bir
başkası için kötü. Bu tüm yaratılışın ironilerinden biri… .. –&lt;b&gt;Tüm hayat keder doludur&lt;/b&gt;- ilk Budist
deyiştir ve gerçekten de öyledir. Eğer geçicilik olmasa hayat olmazdı ki,
geçicilik kederdir.&amp;nbsp; Kayıp, kayıp, kayıp…
Hayata evet demeniz ve onu bu şekilde fevkalade bulmanız gerek; çünkü
kesinlikle Tanrı’nın niyeti böyleymiş.&lt;/i&gt; “&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Bu zaman ve uzam ekseni üzerine kurulu “&lt;i&gt;sahne&lt;/i&gt;” de, kalıcı olanın geçicilik olduğunu vurguladıktan sonra
Campbell şöyle devam ediyor:&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;“&lt;i&gt;Heraklitos, -Tanrı için her
şey iyi, doğru ve adildir.- demiş ama insana göre bazı şeyler doğrudur,
bazıları ise değildir. İnsansanız zaman ve kararlar diyarındasınız demektir.
Hayattaki problemlerden biri de her iki açının da farkında olarak yaşamak.
–Merkezi biliyorum ve iyiyle kötünün yalnızca geçici sapmalar olduğunu,
Tanrı’nın gözünde bunların arasında fark olmadığını biliyorum- diyebilmek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;İsa der ki
–Yargılama ki yargılanmıyasın.- Yani iyi ve kötü kavramları açısından
düşünmeden önce kendini Cennet’deki konumunda düşün. Ama hayatın en büyük
sınavlarından biri, sizin zihninizde en menfur olarak değerlendirdiğiniz o
kişiye, o eyleme ya da o duruma –evet- diyebilmektir.&lt;/i&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Moyers : “&lt;i&gt;En menfur mu?&lt;/i&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;“&lt;i&gt;Böyle tanımlanan bir şeyin
iki, yönü vardır. Biri, eylem diyarındaki muhakemeniz, ötekiyse metafiziksel
bir gözlemci olarak muhakemenizdir. Hiç zehirli yılan olmaması gerektiğini
söylemezsiniz – hayat böyledir. Ama eylem diyarında birini ısırmak üzere olan
zehirli bir yılan görürseniz onu öldürürsünüz. Bu yılana hayır demek değildir,
duruma hayır demektir.&lt;/i&gt; “&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Burada bir nefes alıp durmak gerektiğini düşünüyorum. Bu sözler,
bilgiyi arayan insanlara aşina sözler olsa da, iyi ile kötü arasında, tanrı
açısından fark olmadığını bilmek ve yargılamadan bakmak o kadar kolay değil
bizim için. Ben yıllardır, birçok insanın doğum haritasını inceleyerek bunun
böyle olması gerektiğini sezer ve düşünürdüm. Bu satırları okuyunca kendi
açımdan her şeyin daha bir yerine oturduğunu söylemeliyim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Daha sonra Campbell Hindistan’da bir öğretmeni görmeye gittiğini
anlatıyor. “&lt;i&gt;Ona, evrendeki her şey
tanrının bir tezahürü olduğuna göre, dünyadaki hangi bir şeye hayır dememiz
nasıl mümkün olur? Gaddarlığa, aptallığa, kabalığa, düşüncesizliğe nasıl hayır
demeliyiz?&lt;/i&gt;“ diye sorar. Cevap şu şekildedir : “&lt;i&gt;Senin ve benim için bunun yolu evet demek.” Sonrasındaki uzun sohbet
sonunda, Campbell şunları söylüyor: “Bu (sohbet) bende kim oluyoruz da
yargılıyoruz duygusunu teyit etmiş oldu.&lt;/i&gt; “&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Tüm bunları size şunun için anlattım:&amp;nbsp; Ben Astrolojinin insanın doğasını çok iyi
tarif ettiğini biliyorum. Hiçbir şeyin rastlantı olmadığına inandığımı da ilk yazımda
belirtmiştim.&amp;nbsp; Dolayısıyla, hepimizin
belirli bir doğa ile doğmak için kosmos’da uygun anı beklediğine de inanıyorum.
Bu da aynı zamanda insanın kendine çizdiği rol üzerinden kaderini de tanımladığını
gösteriyor. Fakat kaderini gerçekleştirmek ayrı konudur ve önümüzdeki
haftalarda bunun üzerinde çok konuşacağız. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Reenkarnasyon&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Kitabın 2. bölümünün bir yerinde Bill Moyers, Campbell’e “&lt;i&gt;Metafor nedir?&lt;/i&gt;” diye soruyor. &amp;nbsp;Campbell’in cevabı şöyle: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;“&lt;i&gt;Metafor, başka bir şeyi ima
eden, akla getiren bir imgedir. Örneğin birine –senin tahtaların eksik- dediğim
zaman, bu kişinin kelimenin gerçek anlamıyla tahtalarının eksik olduğunu öne
sürmüyorum. Tahta, bir metafor. Metaforun gönderme yaptığı şeyin kendi kendisi olduğunu
zannederseniz bu, restorana gidip menüyü isteyip, menüde biftek yazdığı için
menüyü yemeye benzer.”&lt;/i&gt;&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Bu metafor açıklamasını şunun için alıntıladım: Sonrasında Moyers,
“&lt;i&gt;Reenkarnasyon da bir metafor mu?&lt;/i&gt;”
diye sorar. Campbell’in cevabı şöyle : “&lt;i&gt;Kesinlikle.
İnsanlar reenkarnasyona inanıyor musunuz diye sorduklarında tek söylediğim
-reenkarnasyon da cennet gibi bir metafor- oluyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Hıristiyanlıkta,
reenkarnasyona tekabül eden metafor araf’tır. İnsan bu dünyanın varlıklarına
bir düşkünlükle ölürse, bir arınmadan geçmesi, kısıtlamalarından arınması
gerekir. Bu kısıtlamalar günahlardır. Günah yalnızca bilincinizi kısıtlayan ve
onu yersiz bir durumda bırakan şeydir.Doğu metaforunda, bu durumda öldüğünüz
takdirde, bu düşkünlüklerden kurtulana kadar sürekli olarak arınmak ve arınmak
üzere geri gelirsiniz. Reenkarnasyon geçiren monad Doğu mitinin temel
kahramanıdır. Hayatlar boyu birbiri ardına çeşitli kişiliklere bürünür. ..Sonra
zaman diyarına bu düşkünlükten kendini arıtmak için hangi deneyimler gerekiyorsa,
kadın ya da erkek, bir başka bedene girer.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Bu noktada Moyers soruyor : “&lt;i&gt;Peki
, reenkarnasyon düşüncesi&amp;nbsp; neyi öne
sürüyor?&lt;/i&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;“&lt;i&gt;Düşündüğünüzden fazlası
olduğunuzu öne sürüyor. Varlığınızın boyutları var, kendinizle ilgili
konseptinize dahil olmayan bir farkına varma ve bilinç olasılığınız var.
Hayatınız sizin burada algıladığınızdan çok daha derin ve kapsamlı.
Yaşadıklarınız, gerçekte içinizde olanın, size hayat, genişlik ve derinlik
verenin yalnızca ufak bir ipucu. Ama bu derinliğe göre yaşayabilirsiniz. Bunu
yaşayabilirseniz, birden tüm dinlerin bundan söz ettiğini anlarsınız&lt;/i&gt;.”&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Madem reenkarnasyon konuşuyoruz, Bhagavadgita’dan (*2) bahsetmemek
olmaz.&amp;nbsp; Bhagavadgita, İÖ 300-100 arasında
yazıldığı düşünülen Hint edebiyatının önemli klasiklerinden biridir. 700
beyitten oluşur ve tanrı, ruh ve yeniden doğuşu inanılmaz bir güzellikle
anlatır. Sadece Hintlilerin değil, tüm dünya aydınlarının ciddiye aldığı, saygı
duyduğu çok önemli bir kitaptır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Bu kitap, kahramanımız Arcuna’nın (Asil sınıftan bir savaşçı
olarak tanışırız onunla), birazdan akrabaları ile girişeceği savaş öncesinde,
büyük bir yılgınlık ve üzüntüyle çökmüş olarak, savaş arabasını kullanan
Krishna’ya savaşın anlamsızlığı üzerinde dert yanması ile başlar. Fakat birkaç
pasaj ilerledikten sonra anlarız ki, arabacı Krishna, tanrı’nın (Veda döneminin
Güneş tanrısı Vishnu’nun) ta kendisidir.&amp;nbsp;
Dilerseniz birkaç satır da bu kitaptan okuyalım:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;“&lt;span style=&quot;color: #002060;&quot;&gt;Büyük savaşçı Arcuna, kalbinin yükünü böyle boşalttıktan
sonra &quot;ben dövüşmeyeceğim Krishna&quot; dedi ve &amp;nbsp;sustu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #002060; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;Krishna
gülümsedi ve Arcuna&#39;ya seslendi. Orada, iki ordunun ortasında Tanrı&#39;nın sesi
şunları söyledi:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #002060; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;Kederlenmeyecek
kişiler için kederlenme! Acaba sözlerin aklın sözleri midir? Akıllı kişi ne
yaşayanlar için ne de ölüler için kederlenir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #002060; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;Aslında
benim olmadığım, senin ve bu kralların olmadığı bir zaman hiç olmadı; bundan
sonra da hepimiz bütün zamanlarda olacağız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #002060; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;Ölümlü
bedenimizin ruhu nasıl çocukluk, gençlik yaşlılık çağında dolanırsa, ruh da
yeni bir beden alır bu konuda bilge kişi kuşku duymaz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #002060; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;Ey
Kaunteya, duyular dünyasından sıcaklık ve soğukluk, zevk ve acı gibi şeyler
gelir. Bunlar gelip geçicidir bunlara değer verme Arcuna!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #002060; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;Ey
büyük insan, bilge kişi için zevk de acı da birdir; ikisi de onu etkileyemez: O
kişi ölümsüzlüğe lâyıktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #002060; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;Gerçek
olmayanın varlığı yoktur ama gerçek hep vardır; bu ikisinin gerçeği, görebilen
kişilerce kavranmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #002060; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;Şunu
bil ki herkesin içinde bulunan öz ölümsüzdür; hiç kimse ona bir son veremez.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #002060; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;Ölümlü
olduğu söylenen bu bedenler, aslında dayanıklı, yok olmaz ve ölümsüzdür, o
nedenle savaş ey Bhârata!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #002060; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;Bu
öldüren dese, şu da ölen diye düşünse, ikisi de doğru düşünmez; çünkü o ne
öldürür ne de öldürülür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: #002060; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;O
doğmamıştır, ölmez; bir şeyden olmamıştır ve hiçbir şeye dönüşmez. O
doğmamıştır, daimidir, ölümsüzdür, ilktir; O, beden ölse bile öldürülemez&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style=&quot;color: #002060; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Bu arada, ben de bir geçmiş
hayat analizine gittim ve kuzey denizlerinde geçen mütevazi bir balıkçı hayatım
hakkında bazı bilgilerim var. Diğer insanların da deneyimlerini, hikayelerini
dinledim. Fakat bu konuda kesin bir yargıya varmak oldukça güç. Çünkü Jung’un
kolektif bilinçaltı ve paylaşılan arketipleri de bu deneyimleri açıklamakta kullanılabilir.
Zaten sonunda geldiğiniz nokta, &lt;i&gt;inanırsınız
ya da inanmazsınız&lt;/i&gt; noktasıdır ki,&amp;nbsp;
yapılan araştırmalar Astrolog’ların %80’inin reenkarnasyona inandığına
işaret ediyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Bu haftayı yine Campbel’in söyleşisinden alınma çok hoş bir hikaye
ile bitirelim: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;“&lt;i&gt;Hindistan’dan küçük bir
mit, &lt;b&gt;ettiği dans evren olan&lt;/b&gt; yüce
tanrı Şiva’nın hikayesini anlatıyor. Şiva’nın yanında eş olarak dağ kralının
kızı tanrıça Parvati vardı. Bir canavar Şiva’ya gelip dedi ki –Karının metresim
olmasını istiyorum.- Şiva öfkelendi, sadece üçüncü gözünü açtı ve dünyaya
yıldırımlar düştü, ateş ile duman çıktı ve duman yok olduğu zaman dört yana
uçuşan yeleleri aslan yelesine benzeyen sıska bir başka canavar vardı. İlk
canavar sıska canavarın kendisini yemek üzere olduğunu gördü. Şimdi böyle bir
durumda olsanız, siz ne yapardınız? Geleneksel olarak verilen tavsiyeyi
dinlerseniz, size kendinizi tanrının önüne atıp merhamet dilemenizi söyler. Bu
yüzden canavar –Kendimi senin merhametine bırakıyorum- dedi. Bu tanrısal oyunun
da kuralları vardır. Biri sizden merhamet dilediği zaman merhametli olursunuz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Böylece
Şiva,&amp;nbsp; –Merhamet ediyorum, küçük canavar
onu yeme- dedi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&amp;nbsp;-Peki- dedi sıska canavar, -Ben ne yapacağım?
Karnım aç. Beni bunu yiyeyim diye bu kadar aç bir hale getirdin.- &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;-Hımm,-
dedi Şiva. –Kendi kendini ye.-&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;Böylece
sıska canavar ayaklarından başlayarak yukarı doğru kendini yemeye başladı.
Sonunda sıska canavarın yüzünden başka bir şeyi kalmamıştı. Şiva bu yüze baktı
ve dedi ki –Hayatı bundan daha iyi anlatan bir şey görmemiştim. Sana Kirtimukha
adını veriyorum. İhtişamın yüzü. Bu maskeyi, bu ihtişamın yüzünü hem Buda hem
de Şiva tapınaklarının girişinde görürsünüz. Şiva yüze dedi ki – Sana selam
vermeyen kişi, benim karşıma gelmeye değer biri değildir.- Hayatın bu
mucizesine, sizin kurallarınızı takip etmesi koşuluyla değil, olduğu şekliyle
evet demeniz gerekli. Aksi takdirde metafizik boyuta asla geçemezsiniz&lt;/i&gt;.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Kaynakça&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;(*1) : &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Mitolojinin Gücü,
Joseph Campbell – Bill Moyers, çeviri : Zeynep Yaman MediaCat yayınları, 2.
Baskı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;(*2) :&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bhagavadgita
Hinduların Kutsal Kitabı, Dost Yayınları, çeviri : Korhan Kaya&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;(*3) :&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Astroloji, Karma
ve Dönüşüm, Stephen Arroyo, çeviri : Gül Çehreli, İlhan yayınları&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;v:shape alt=&quot;800px-Kirtimukha.Nepal1.JPG&quot; id=&quot;_x0031__x0020_Resim&quot; o:spid=&quot;_x0000_s1026&quot; style=&quot;height: 177.75pt; margin-left: -11.6pt; margin-top: 362.65pt; mso-position-horizontal-relative: margin; mso-position-horizontal: absolute; mso-position-vertical-relative: margin; mso-position-vertical: absolute; mso-wrap-distance-bottom: 0; mso-wrap-distance-left: 9pt; mso-wrap-distance-right: 9pt; mso-wrap-distance-top: 0; mso-wrap-style: square; position: absolute; visibility: visible; width: 236.7pt; z-index: 2;&quot; type=&quot;#_x0000_t75&quot;&gt;
 &lt;v:imagedata o:title=&quot;800px-Kirtimukha.Nepal1&quot; src=&quot;file:///C:\Users\Umit\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01\clip_image002.jpg&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;
 &lt;w:wrap anchorx=&quot;margin&quot; anchory=&quot;margin&quot; type=&quot;square&quot;&gt;
&lt;/w:wrap&gt;&lt;/span&gt;&lt;/v:imagedata&gt;&lt;/v:shape&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhXOTeyyMGS3HDPKHY5TWguYl7Ltkrzc-5eh9ESgdeBRa9IDdw4SprRVt7dzoGzrJIB2WcnnTp01GExjncaE3WCkCGhKuiTHQqgywSoIQtw4AUFHbw3NY_P1eywv9mn1lIkswadtbJqidU/s1600/800px-Kirtimukha.Nepal1.JPG&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;480&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhXOTeyyMGS3HDPKHY5TWguYl7Ltkrzc-5eh9ESgdeBRa9IDdw4SprRVt7dzoGzrJIB2WcnnTp01GExjncaE3WCkCGhKuiTHQqgywSoIQtw4AUFHbw3NY_P1eywv9mn1lIkswadtbJqidU/s640/800px-Kirtimukha.Nepal1.JPG&quot; width=&quot;640&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;span style=&quot;background-color: #f9f9f9;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;background-color: #f9f9f9; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;&quot;&gt;Kathmandu/Nepal Hindu tapınağı
girişinde bekleyen &lt;/span&gt;&lt;i&gt;Kirtimukha&lt;/i&gt;&lt;span style=&quot;background-color: #f9f9f9; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/3817406064745943565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/4-ya-sev-ya-terk-et.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/3817406064745943565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/3817406064745943565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/4-ya-sev-ya-terk-et.html' title='4 - Ya sev ya terk et'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgOET-lnympYKkUM5jjcpoqymttOwEuA_L5cUIXzOSEJuLMT_wd2dACMEymz-PZrSpeyH8K3uw1cUqkpJfYMbY9YR69Jnv1raK0PhnyAjXRdpIpblLd4E1VCu8UkRRcvM2XULEUs8zsX1w/s72-c/Joseph_Campbell_circa_1982.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-6797414149359484167</id><published>2012-09-06T23:47:00.000+03:00</published><updated>2019-01-06T17:18:28.386+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Astroloji"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="burçlar"/><title type='text'>3 - Burçlar </title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;BURÇLAR&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiLFSIGj_sT8eH9QIJ_YNCqBfqRz0LorXscY7Zzp4BjEIPijMGDx46xV4_H4nu3ygqaji2fXaS6oI9Oo41gq91QuZb-ac8SMrNVuUoFGWAC85yxofSdglN0_VVCXtOyCS3MAX71EL8VeX0/s1600/fig_1.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiLFSIGj_sT8eH9QIJ_YNCqBfqRz0LorXscY7Zzp4BjEIPijMGDx46xV4_H4nu3ygqaji2fXaS6oI9Oo41gq91QuZb-ac8SMrNVuUoFGWAC85yxofSdglN0_VVCXtOyCS3MAX71EL8VeX0/s320/fig_1.jpg&quot; width=&quot;228&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Ben bulutsuz bir gecede ve şehrin
ışıkların uzaktayken başımı kaldırıp Samanyolu’nu tüm haşmeti ile gördüğüm
ender zamanlarda, insanların neden binlerce yıldır göklerdeki yıldızlarla
kendilerini bağdaştırmaya çalıştıklarını daha iyi anladığımı düşünürüm. İşte
şimdi buradayım… Bu muhteşem tablonun bir kenarında, bu anda, onun bir parçası
olarak, kendi minicik bedenimle duruyorum ve bunun bir anlam ve önemi olduğunu
düşünüyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;Şimdi yere inmek ve size biraz teknik
bilgi vermek istiyorum. Biliyorum, bu sıkıcı konular yerine, mistik içerikli
Astroloji sohbetleri yapmak daha eğlenceli. Fakat gerek bu hafta, gerekse de gelecek
haftalarda, Astroloji’nin bazı temel konularını açıklayarak ilerlemek doğru
olacak. İlk soruyu sorarak başlayalım mı; Nerden çıktı bu burç işi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Nereden çıktı bu burç işi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Göklerin, yıldızların gözlendiğine
ilişkin ilk kayıtlar, MÖ 1000 yıllarına, Babil uygarlığına kadar uzanıyor.
Fakat Zodyağı, yani burçlar kuşağını 30 derecelik 12 bölüme ayıran ve her bir
bölümün karşısında gelen (ana grup) takımyıldızı esas alarak bu bölümleri
adlandıran Kaldeliler ki, bunu MÖ 700 civarında yaptıklarını biliyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Dünya’dan bakıldığında grup halinde
görülen yıldızlar topluluğuna takımyıldız diyoruz. Eskiler, yakın duran
yıldızları birbirine bağlayarak şekiller oluşturmuşlar ve bu şekilleri
efsanelerdeki kahramanlarla ya da bazı hayvan figürleri ile bağdaştırarak
isimlendirmişler. Bunu neden yaptıklarını bilemeyeceğimiz gibi, &amp;nbsp;bizim bu gün bu şekillere bakarak aynı
benzetmeleri yapmamız, bir kaçı dışında neredeyse imkansız. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Gökyüzünde 88 takımyıldız olsa da,
bizim görüş alanımızda olanlar 40 civarında. Bu takımyıldızlardan bir kısmı, Güneş
ile dünya arasına çizilebilecek bir düzlem üzerinde yer alıyor. Aslında
yaklaşık 15 derecelik bir bant - kuşak içinde kalacak şekilde demek daha doğru
olur. 40 takımyıldız içinde 12’si, Güneşin yıl boyunca hareket ettiği yol
boyunca sıralanmış gibi duruyorlar.&amp;nbsp; (Bkz
Fig-2) İşte bu kuşağa Zodyak ya da burçlar kuşağı, bu kuşak içinde yer alan
takımyıldızlara da Zodyak takımyıldızları diyoruz. Bu takımyıldızların isimlerini
biliyorsunuz: Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay,
Oğlak, Kova ve Balık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Burçlar kuşağı (Zodyak) üzerinde yer
almadığı halde bize tanıdık gelen Büyük Ayı (Ursa Major) takımyıldızını bilir
misiniz? Gökyüzünü görebildiğiniz gecelerde, büyük bir cezveye benzeterek
kolayca bulabildiğiniz bu takımyıldız, Dünya-Güneş düzlemi içinde ya da
yakınında olsaydı, bazılarımız “Ayı” burcunda olabilirdi. Biliyorum, “&lt;i&gt;öyle zaten&lt;/i&gt;” diyeceksiniz, fakat tabi bunu
Astroloji resmen kabul edemiyor. (Düşünüyorum da… Ben kabul edebilirim sanki…)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEirmMIFStfRfPowTETtHGdUgyT-o9qNEVEWT1Z_jHNRuwknt5x67d1uszBbXRcrh_0xsQY52LullpFNu-_0bi3DGQ-KKUoatAjX_Z7zJ9LFIme_tuX0egUtJN0EDmMme1YqaLdWp3N7W6c/s1600/fig_2.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;240&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEirmMIFStfRfPowTETtHGdUgyT-o9qNEVEWT1Z_jHNRuwknt5x67d1uszBbXRcrh_0xsQY52LullpFNu-_0bi3DGQ-KKUoatAjX_Z7zJ9LFIme_tuX0egUtJN0EDmMme1YqaLdWp3N7W6c/s320/fig_2.jpg&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Kaldeliler gökyüzünü 12’ye böldüler ve
bölmeye ilkbahar ekinoksundan (gün dönümünden) başladılar. O zamanlarda, bu
nokta Koç takımyıldızına karşılık geldiği için de, bu noktaya sıfır derece Koç
noktası adı verildi. Hala aynı adla anılmakta. 30 derece sonra ise, başka bir
bölüm vardı ve bu bölümün karşısında Boğa takımyıldızı durmaktaydı. Bu nedenle,
göğün bu bölümü de Boğa burcu olarak kabul edildi. Gerisini biliyorsunuz, bir tam
daire demek olan 360 derece, 30’ar derecelik 12 dilim halinde bölünerek Balık
burcuna kadar gidiliyor.&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Dikkat ederseniz, bu bir referans verme,
adlandırma süreci. &amp;nbsp;Babil ya da Kalde
uygarlığındaki gök bilimcilerin bu tanımlama sürecinde, bu bölümlerde bulunan
planetlerin takımyıldızlara atfedilen mitolojik öykülerle bağlantı kurup
kurmadığını bilmiyoruz. Bununla birlikte, aynı dönemde Yunan mitolojisinde bu yıldız
kümelerini içine alan birçok öykü olduğunu ve bu öykülerin zaman içinde
Astrolojik yorumların içine katıldığını da dikkate almak durumundayız. Bugün
Astroloji kitaplarında, yükseleni Koç olan insanların, simalarının Koç yüzüne
benzediğini, Boğa’ların kalın boyunlu olduğunu okuyabilirsiniz. Fakat yükselen
Terazi kadınlarının güzelliği bilinirken, kimse onların bir teraziye benzediğini
iddia edemez tabi ki… Biz Astroloji ile uğraşanlar, genellikle “&lt;i&gt;adaletin terazisi ve denge&lt;/i&gt;” diyerek
durumu kurtarıyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Eh… Madem Terazi “denge” burcu, gece
ve gündüz sürelerini eşitlemesi de beklenir değil mi? O da öyle yapıyor zaten. Yeri
gelmişken belirteyim, zodyak, yani burçlar kuşağı binlerce yıl önce
oluşturulurken sonbahar gündönümü hizasında Terazi takımyıldızı vardı. Fakat bu
gün bu hizada Terazi takımyıldızı yer almıyor. Neden mi? Birazdan anlatacağım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Ama önce Terazi burcu konusunda
Vikipedi’de yer alan bilgilerin bir kısmını size de okumak istiyorum:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;“&lt;i&gt;Libra (Terazi), denge anlamına gelmektedir.
Zodyak (Burçlar) kuşağı 4000 yıl önce başlangıç aşamasındayken, Güneş sonbahar
dönencesindeyken (21 Eylül) bu takımyıldızındaydı. Bu dönencede gün ve gece
süresi birbirine eşittir. Eşitliğin bir sembolü olan bu takımyıldız, pek çok
orta doğu kültüründe adaletin sembolü olmuştur. Baş tanrı Zeus ile adalet
tanrıçası Themis&#39;in kızı olan Astrea (Dike) hak ve adaleti simgeler. Astrea,
insanların sözlerinde, hareketlerinde doğruluktan ayrılmamalarını sağlamaya
çalışır. Bu tanrıçanın sadece öğüt vermekle yetindiği ve harekete geçirmekten
aciz olduğu söylenir. Fazilet ve adalet ilham eden Astrea, insanların mutlu
yaşadığı dönemlerde onların arasında yaşardı. Ahlaksızlık ve kötülükler artınca
gökyüzüne çıktı ve yıldızlar arasına yerleşti. İnsanlar öldükten sonra onları
yıldızlar arasında yargılayan tanrıçadır.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Öğüt veren fakat harekete geçmeyen,
ahlaksızlık artınca tüyen ama yargılamaktan da vazgeçmeyen bir adalet kavramı
nedense bana tanıdık geldi. Fakat nereden hatırladığımı bir türlü çıkartamadım.
Her neyse… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Daha önce belirttiğim gibi, bu zamanda
sonbahar gündönümünün tam karşısında Terazi takımyıldızı yer almıyor. Bunun
nedeni şu: Dünya ekseni sabit değil!&amp;nbsp;
26,000 yılda bir turu tamamlayacak şekilde yalpalıyor. Sayın Hakan
Kırkoğlu, bunu kendi ekseni etrafında dönerken aynı zamanda yalpalayan topaç’a
benzetiyor. Yani, aslında fazla kasmanıza gerek yok, ne kadar “&lt;i&gt;dik durucam!&lt;/i&gt;” deseniz de, Dünya ile
beraber yalpalıyorsunuz zaten.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Sonuç olarak, bu yıldız takımları
binlerce yıl önce gözlendikleri yerlerde değiller. Aslında, tabi ki onlar her
zaman oldukları yerdeler fakat dünya’nın dönüş ekseni yalpaladığından biz
onları yer değiştirmiş gibi görüyoruz. Bu kayma, 72 yılda 1 derecelik bir yer
değiştirmeye karşılık geliyor. Eh, 3000 yılda 41 derece eder ki, 30 dereceden
sonra başka burcun başladığını biliyoruz. Bu kaymanın sadece yıldızlarda değil,
gündönümü noktalarında olduğunu da biliyoruz. “&lt;i&gt;Presesyon&lt;/i&gt;” olarak adlandırıla bu olgunun, ilk olarak Yunanlı gök
bilimci Hipparchus tarafından MÖ 130 yıllarında gözlendiğini de biliyoruz.
Bilmediğimiz yok yani…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Hipparchus’dan yaklaşık 250 yıl sonra,
yani MS 120 yıllarında modern batı Astrolojisinin temellerini atan Thebai’li matematikçi,
astrolog ve astronom Ptolemy, bu gün hala kullanılan yeni bir koordinat
sistemine, mevsimlere dayalı yani tropikal koordinat sistemine geçerek presesyon’un
yarattığı karışıklığı önlemeyi düşünür.&amp;nbsp; Aynı
30 derecelik bölümleri (burçları) korur ancak başlangıç noktasını yıldızlara
göre değil, Güneş sistemi içinde kalarak yeniden tanımlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjmhcJXKv0ZgUZqUsy93DCs-kgxHC5Lc1W5R-D4ZXbZOXyAD4WVE4FO1VZOncnduzPLznLddHmdICYB3ewWGazhZ3Rn8IwbVkUSfk9A3UQp03-XYca3ITKia9qZiEG4Whm29xcqqkPw2_E/s1600/Fig_3.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;276&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjmhcJXKv0ZgUZqUsy93DCs-kgxHC5Lc1W5R-D4ZXbZOXyAD4WVE4FO1VZOncnduzPLznLddHmdICYB3ewWGazhZ3Rn8IwbVkUSfk9A3UQp03-XYca3ITKia9qZiEG4Whm29xcqqkPw2_E/s320/Fig_3.png&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Bu yeni sistemde, yani tropikal
(mevsimsel) Zodyak sisteminde, Güneş celestial (göksel) düzlemi kuzey yönünde
geçer geçmez 0 derece Koç burcu başlar. Daha basit bir ifade ile ilkbahar gündönümü
ile birlikte 0 derece Koç burcu başlar.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Ancak gündönümünün de
kaymaya tabi olduğunu dikkate alınır. Sonuç olarak, &lt;b&gt;Ptolemy’den beri yani yaklaşık 1900 yıldır, doğum haritasında yer alan
hiçbir nokta ya da planetin burcu, dış uzaydaki takımyıldızlar tarafından
belirlenmez.&amp;nbsp; &lt;/b&gt;Hangi yıldız takımının
nerede olduğu ve sizi nasıl etkilediği, batı Astrolojisi’nin başka bir
konusudur. Boğa, Koç ve diğer burç isimleri ve sıralaması ise eskilerden kalan bir
adlandırma, sıralama ve sistem olarak korunur.&amp;nbsp;
Binlerce yıldır, Astroloji bu esaslara göre veri toplar ve
değerlendirir. Bununla birlikte Hint Astroloji’si, uzak yıldızları referans
almaya devam etmiş ve tropikal (mevsimsel) koordinat sistemine geçmemiştir.
Hintliler, sideral (yıldız) koordinat sistemini kullanmaya devam etmişlerdir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Tabi ki bu referans sistemi, uzak
yıldızların batı Astrolojisi içinde değerlendirilmelerini engellemez. Bu gün de
Astrolog’lar (iyi olanları diyelim) özellikle önemli harita noktalarına açı
yapan yıldızları mutlaka dikkate alırlar. Tabi ki, bu gün bulundukları yer
itibarı ile.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Çöken Astroloji&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Bakın 24 Nisan 2009 tarihli (çok
ciddi) bir gazetemiz, Astrolojinin çöküşünü nasıl neşe ile müjdeliyor : “&lt;i&gt;Ve nihayet, 11 Temmuz 1991 tarihinde
astrolojiyi çürüten nihai kanıt geldi. O gün, Ay’ın gölgesi batı yarım küresini
süpürüp geçmiş ve böylece en uzun süreli Güneş tutulmalarından biri
gerçekleşmişti. O gün çok önemli bir gerçek açığa çıktı. Güneş’in, 11 Temmuz
1991 gününde İkizler takımyıldızında bulunduğu anlaşıldı. Oysa bütün astroloji
haritaları, yılın o günlerinde Güneş’in Yengeç Takımyıldızında bulunduğunu öne
sürmekteydiler. (Bütün burç fallarında, 21-Haziran – 22 Temmuz tarihleri
arasında doğmuş kişiler, Yengeç burcunda gösterilir).&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;Astrolojinin temel dayanağı çökmüştü. Astrologlar,
Yer’in dönme ekseninin yalpalamasının (presesyon) yarattığı yer değişimini
hesaplarına katmayı unutmuşlardı (!)...&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Tabi ya… Astrologlar nerden bilsin
presesyon hesaplamasını? Sizi gidi sefil, cahil şarlatanlar! (Yanlış anlamayın,
mühendis yanım, Astrolog yanıma bağırdı. Kişilik bölünmesi yaşadım bir an… Şimdi
iyiyim…)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Galileo, Kepler ve Newton’un aynı
zamanda birer Astrolog olduğunu bilmeyen ya da bilmezden gelen bu “mutedeyyin”
ruhlar için anlatmak istediğim bir Zen öyküsü var:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;Bir üniversite profesörü, ünlü bir zen
ustasını ziyaret etmeye gider. Usta, sessizce çay servisi yaparken, profesör
sürekli konuşmakta, bilgi alış verişi yapabileceklerini, zen hakkında öğrenmek
istediğini anlatmaktadır. Usta, profesörün bardağına çayı doldurduktan sonra,
demliği çekmez ve çay koymaya devam eder. Profesör, taşan bardağı bir süre
şaşkınlıkla seyrettikten sonra “hocam neden durmuyorsunuz, taşıyor!” diye
bağırır. Usta, “Siz bu bardak gibisiniz” der. “Bardağınızı boşaltmadığınız
sürece size nasıl Zen öğretebilirim?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;Haftaya görüşmek üzere, hoşça
kalın.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/6797414149359484167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/3-burclar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/6797414149359484167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/6797414149359484167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/3-burclar.html' title='3 - Burçlar '/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiLFSIGj_sT8eH9QIJ_YNCqBfqRz0LorXscY7Zzp4BjEIPijMGDx46xV4_H4nu3ygqaji2fXaS6oI9Oo41gq91QuZb-ac8SMrNVuUoFGWAC85yxofSdglN0_VVCXtOyCS3MAX71EL8VeX0/s72-c/fig_1.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5866861672494025540.post-6406619128578855340</id><published>2012-09-06T23:28:00.000+03:00</published><updated>2019-01-06T17:21:58.913+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Astroloji"/><title type='text'>1- Astroloji ile tanışma</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Astroloji ile tanışma&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Astroloji ile ilk tanışmamız 1987 yılı civarında oldu. Bir kaç kitap alarak işe başladım. Sonra başka işlere daldım ve unuttum gitti. 1996 yılı civarında merakım tekrar canlandı. Bu kez, doğum haritası yapmaya merak salmıştım. İyi gibi görünen bir kitap, bir evler tablosu, bir efemeris (gök günlüğü) bir de pergel alarak işe başladım. Mühendislik işte... Hala, o günlerden kalan amatörce çizimler kitapların arasında karşıma çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;O zamanlar, piyasadaki yayınlar da çok kısıtlıydı. Bu gün olduğu gibi, o zaman da Türkçe kitaplarda genel olarak burçlar anlatılıyordu. Koçlar şöyledir, Başaklar böyledir, birbirleriyle hiç anlaşamazlar… vb. Açılara da değinilmekteydi. Doğum haritanız üzerindeki gezegenler arasındaki açılardı bunlar. Her biri bir karakter özelliğine karşılık geliyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;“Natal harita” olarak adlandırılan, doğum anına ait haritayı çizebilmeye başlamıştım. Zaman hesaplarını elde yapıyordum. ODTÜ&#39;nün kazık matematik dersleriyle boğuştuktan sonra, bunlar şaka gibi gelmişti. Her şey çok kolay görünüyordu. Karakter analizi ilgimi çekmekle birlikte, asıl hedefim geleceği tahmin etmekti ve hedefe pek bir şey kalmamıştı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Sonra ne oldu pek hatırlamıyorum. Sanırım işe boğuldum. ERP sistemleri danışmanı olmuştum. O projeden bu projeye, o firmadan bu firmaya koşturdum durdum. Görmediğim üretim sahası, öğrenmediğim sektör, çalışmadığım proje kalmadı. Danışman oldum, bilgi işlem müdürü oldum, proje yöneticisi oldum, bilgi işlem şirketlerinde genel müdür, hatta bir ara bir kimya endüstrisinde planlama müdürü bile oldum (bu sonuncuya çok az katlanabildim). Kendi işimi de kurdum, şirket küçüktü ama idare ediyorduk. Astroloji mi? Unuttum gitti. Sadece yaş günlerimde bir Astroloji dergisi alıyor ve yıl boyu saklıyordum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Astroloji’ye ilişkin bir şeyler bildiğimi de düşünüyordum doğrusu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Aslında bir şey bilmediğimi ve hiç bir şeyi doğru düzgün anlamadığımı fark etmem için aradan 10 yıl geçmesi ve kanserle tanışmam gerekecekti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Kanser ile tanışma&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Myeloma olarak anılan kemik iliği kanseri, 2006 yılının sonbaharında beni yakaladı ve iki yıldan uzun bir süre boyunca yerden yere vurdu. Bu dönemi, su alan bir gemiyle fırtınalı bir denizden geçmeğe benzetirim nedense… Birkaç kez pes edip, batmaya niyet ettimse de, ya beni sevenler bırakmadı, ya da başka umut verici rastlantılar, tuhaf olaylar oldu. Bir şekilde o fırtınadan çıkmayı ve sakin bir limana demirlemeyi başardım. Oysa bu kıyılardan defalarca geçmiştim ve eminim ki böyle bir liman yoktu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Hastalık elimi kolumu budayıp beni çalışamaz hale getirince, yıllardır bir hobi olarak uğraştığım Astroloji de bu esnada neredeyse tek uğraşım oldu. Kendimi biraz toparlayıp da Astroloji’ye ciddi olarak eğilmeye karar verince, en iyi yaptığım şeyle başladım: Bulabildiğim tüm kaynakları topladım ve deli gibi okudum. İyi bir yazılım (Astroloji programı) siparişi verdim. İlk etapta 21 İngilizce kitap seçtim ve getirttim. Bulabildiğim Türkçe kitapların hemen hepsini aldım. Sonrasında da, Amsterdam&#39;dan 30 civarından kitabı bizzat kendim seçerek aldım. Yurtdışına giden eşten dosttan gittikleri ülkelerden Astroloji ile ilgili kitap, doküman… ne bulurlarsa getirmelerini rica ettim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Ne yapmak istediğimi çok iyi biliyordum. İlk olarak, hastalığın geri dönmesini engellemem gerekiyordu. Bunun için de, neyin hastalığa yol açtığını anlamalıydım. Hayalci değildim. İlaçlarımı almayı hiç bir zaman ihmal etmedim. Bununla birlikte, çok zayıflayan bağışıklık sistemini ruhen rahat ve güçlü kalarak desteklemem gerektiğini düşünüyordum. Eskisi gibi düşünerek ve davranarak devam edemezdim, aynı noktaya geleceğimi seziyordum. Daha fazla bilgiye, yeni bir bakış açısına ihtiyacım vardı. Astroloji benim pusulam olacaktı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Astrolog ile görüşme&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Nispeten iyileşip, tekrar işime döndüğüm zamanlarda, bir Astrolog&#39;a danışmaya gittim. Neden hasta olduğumu, hastalığın ne zaman başladığını, nasıl bir yol izlersem hastalıkla baş etmemin kolaylaşacağını, bu işi meslek olarak yapan bilgili ve tecrübeli birinden öğrenmek istiyordum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Önceden mail ile bütün bilgilerimi gönderdim ve durumumu anlattım. Neyi öğrenmek istediğimi belirttim. Danışma seansının iki bölümü olacaktı. İlk kısımda karakter analizi yapılacak, ikinci kısımda ise gelecekle ilgili konuşacaktık.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Buluşmaya gittiğimde, Astroloji danışmanının önünde doğum haritam vardı. Dört saat boyunca konuştuk. Danışman, ilk kısımda uzun uzun, benim karakterimin nasıl olduğunu anlattı. Ben de ses çıkarmadan dinledim, fakat duyduklarım pek hoşuma gitmemişti. Hastalığa neyin neden olduğu ve ne zaman başladığı konusunda, pek bir şey öğrenemedim. Geleceğe ilişkin öngörüleri konuştuğumuz ikinci kısımda ise, eski mesleğime (yani bilgi işlem dünyasına) geri dönmemem konusunda beni açık ve net bir şekilde uyardı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Sonradan bu görüşmede danışmanın bana neyi neden anlattığını uzun uzun düşündüm, ses kayıtlarını tekrar tekrar dinledim. Neden anlattıklarından bir kısmı hoşuma gitmemişti? Neden kendimi tatmin olmuş hissetmiyordum? Eksik olan neydi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Astrolog’a gittiğimde hastalıkla boğuşmaktan yeni çıkmıştım ve çok yorgundum. Gemim batmaktan kurtulmuş, ancak perişan durumdaydı. İhtiyacım olan eleştiri ve yargılama değil, şevkatli bir rehberlikti. Fakat bulduğum bunun neredeyse tam tersiydi; Tepeden bakan, yargılayıcı ve eleştirel bir tavır. Sabit mod’um fazla olduğu için, ben ağır bir demir masaya benziyordum. (Ne talihsizlik!) Çok inatçıydım ve yeni şeyleri kabul etmekte zorlanıyordum (Ne kadar da ayıp!). Tabi ki değişmem gerekiyordu. (ve ne kadar ümitsiz…)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Daha bilgece bir yaklaşım bekliyordum doğrusu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Kendi pusulamı yapmalıyım…&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Sonra, bu pek de cazip olmayan tecrübenin beni Astroloji&#39;den soğutmaması gerektiğini düşündüm ve bu işin doğru olarak nasıl yapılması gerektiğine kafa yormaya başladım. İlk vardığım nokta, “kendi gemisini yüzdüremeyen, kılavuz kaptan olmaya kalkışmamalı” yargısıydı. Dolayısıyla, yeniden kendimi okumaya verdim ve kendimi, kendi hayatımı daha derinden incelemeye başladım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEid7O_dMD_b-JlLT1rQrvt4dlEWA7NWRrWMDI0SmLYeXFTrG0qruDdFJFqwrTWTRIQmeSYjrFiQGdvybww5P9SqqmiDgOdiuevyAUFMB8GFySWhkW9tCLuFvtrSdCkpUoGx0JlmWBsOR1U/s1600/Browser-icon.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEid7O_dMD_b-JlLT1rQrvt4dlEWA7NWRrWMDI0SmLYeXFTrG0qruDdFJFqwrTWTRIQmeSYjrFiQGdvybww5P9SqqmiDgOdiuevyAUFMB8GFySWhkW9tCLuFvtrSdCkpUoGx0JlmWBsOR1U/s1600/Browser-icon.png&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Bu arada diğer insanların haritalarına da bakmaya başladım. Ailemdeki insanların, arkadaşlarımın doğum haritalarını inceledim ve yorumlarda bulundum. Karakter analizindeki doğruluk oranı, şaşırtıcı ölçüdeydi ve doğru yolda olduğumu düşündürdü. En önemlisi, kendimle yeni yeni tanışmaya başlamıştım. Bazı niteliklerimi Astroloji&#39;den öğreniyor ve eşime &quot;doğru mu bu?&quot; diye soruyordum. Bazılarına çok şaşırdığımı söylemeliyim, doğrusu öyle olduğumu düşünmezdim. Kendimi tam olarak tanıdığımı sanırdım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;“İnsan, insan’ın aynasıdır” der bilgeler. Bu sözün doğruluğunu, diğer insanların haritalarını inceledikçe anladım. Her incelediğim harita, her konuştuğum insan, kendimi daha iyi anlamama, tanımama vesile oldu. Harita analizinde tecrübe kazandıkça, “iki boyutlu kağıtta yer alan bir haritanın, canlanıp bir insan olarak karşıma geçtiği” fikri beni büyüledi. Her bir insan, ayrı bir gemiye benziyordu ve hepsinin rotası farklıydı. Hepimiz farklı hayatlar sürmek için, &amp;nbsp;belki de doğmadan önce bizzat kendimizin çizdiği rotalarda yelken açmak için dünyaya geliyorduk. Herkes için doğru bir rota olamayacağı gibi, standart bir gemi de olamazdı. Her insan çok özel ve “tek”ti. Peki, neden?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;İlahi düzen&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiTZJyD0OYsFCtH99MeBB_QsDMGJvX2BOFhZo2SdMUtyyBl21B1y6LWhxremF1vop_3_6J9wCRC4C8zhK_C0Rv_LhM0x9kD8Rst8AbWQBMkUiQmWascYEtYqNlQfss9OU73cOb0dR3qA_g/s1600/grie3.png&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;320&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiTZJyD0OYsFCtH99MeBB_QsDMGJvX2BOFhZo2SdMUtyyBl21B1y6LWhxremF1vop_3_6J9wCRC4C8zhK_C0Rv_LhM0x9kD8Rst8AbWQBMkUiQmWascYEtYqNlQfss9OU73cOb0dR3qA_g/s320/grie3.png&quot; width=&quot;206&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;&quot;&gt;Bunu anlayabilmek için Astroloji&#39;yi aşkın anlamı ile kavramak gerekiyor. Kanımca Astroloji, varoluşu algılamakta kullandığımız araçlardan sadece biri. Astroloji’ye inanarak bizler, evrende algımızın çok ötesinde bir uyumun var olduğunu, dolayısıyla olan biten her şeyin neden-sonuç bağlantısı içinde gerçekleştiğini kabul etmiş oluyoruz. Ve tabi ki, Astroloji konusundaki bilgi birikiminin, bu ilahi düzene ilişkin yapılan gözlemler ve verilerden oluştuğunu da kabul ediyor ve kullanıyoruz. Örneğin, bu gün kullandığımız ev sistemlerinden tüm burç ev sisteminin, antik Yunan’dan miras kaldığını bilmek bana heyecan veriyor ve bu insanlarla kendimi bir tür akraba hissetmeme neden oluyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Tabi, Astroloji ile ilgilenen herkes bu kadar felsefi düşünmek zorunda değil. Astroloji’yi bir veri seti ve yöntemler topluluğu olarak da değerlendirip, kullanabilirsiniz. Batı medeniyetinde Astrolog’ların aynı zamanda iyi birer astronom ve mühendis olmalarının nedeni de bu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Fakat ben Astroloji’yi, tıpkı matematik gibi, “tanrının dili” olarak görmeyi ve büyülenmeyi tercih ediyorum. Kuru, &amp;nbsp;soğuk ve bilimsel bir yaklaşım yerine, sıcak, olgun ve mistik bir yaklaşımı tercih ediyorum. Tabii, Astrolojinin talep ettiği çalışma disiplinini elden bırakmadan. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Bence Astroloji’ye bilimsel bir zemin uydurmaya çalışmanın bir anlamı yok. Yararı da... Peki, gerek çağdaş, gerekse de geçmişten gelen Astrolojik veri ve yöntemler safsata içermez mi? Kesinlikle içerir, hem de fazlasıyla. Bence bu Astroloji’nin değerini azaltmaz, sadece ahmaklara konu çıkar. Bize de “sapla samanı ayırmak” gibi bir görev düşüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Astrolojik açıdan bir insanı doğru değerlendirebilmek için, iyi çalışmak gerekiyor. Parçaları yan yana koyarak bir rapor çıkarabilirsiniz, çok yanlış da olmayabilir, fakat bütünü kavramak için ayrı bir gayret göstermeniz gerekir. Acaba bu ruh dünyaya ne yapmak için geldi? Neden bu kadar öfkeli ya da sabırlı, ya da hassas ya da… Kimseyi (yaptığı işler nedeniyle değil fakat doğası nedeniyle) yargılamaya hakkımız olmadığı gibi, yaradılışa burun kıvırmak gibi küstahça bir tavra düşmemeye de dikkat etmelisiniz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Zira bu işlerle yeteri kadar uğraştığınızda anlarsınız ki, her insan, her yaratılan varlıkta olduğu gibi, olması gereken şekildedir ve muhtemelen o tabiatta olmakta onun da isteği ve onayı vardır. Haritasını çıkardığınız insanların bazı yönlerini sevmeyebilir ya da beğenmeyebilirsiniz, fakat değerlendirmelerinizde bunları işin içine katmamaya özen göstermeniz gerekir. Sizin uyumlu bir doğanız, yumuşak bir tarzınız var diye, sert ve atak karakterli insanları “vahşi ruhlu” olarak niteleyemezsiniz. Tüm insanlar yumuşak karakterli olsaydı, dünyada iş yapılamazdı. Şüphesiz, doğa ne yapacağını sizden daha iyi bilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Binlerce yıllık gözlemler, Satürn&#39;ün doğum haritamdaki yeri dolayısıyla, benim hangi mesleği seçersem seçeyim, bir öğretmen olduğumu söylüyor. Ben, bu ve benzeri değerlendirmelerin insanlara ne kadar uyduğunu defalarca gördüm ve başka kanıt da aramıyorum. Evrendeki var oluşun hem bu kadar çeşit içerdiğini hem de bir bütünü tamamladığını görmek muhteşem bir duygu ve benim bütün endişelerimi alıp götürüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Fakat insanların çoğunun, hayatı bu derin anlamı ile sorgulamadığı açık. Astroloji’den beklentileri de “parasal durumun ne zaman düzeleceği” ya da “ilişkide sorun çıkıp çıkmayacağı” üzerine yoğunlaşıyor. Talep bu olunca, arz da ona göre oluyor haliyle.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Benim bunca yıldan ve yoldan sonra anladığım ise şu: Hepimizin başına hemen hemen aynı şeyler geliyor. Fakat olaylar aynı olsa da, her birimiz için taşıdığı anlam farklı. Yani önemli olan, olaylardan çok, bizim onu nasıl algıladığımız ve bu bilgi ile ne yaptığımız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Gelecek&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Astroloji’nin, karakterimizi nasıl tarif ettiğinden bahsettik. Peki, Astroloji gelecek ile ilgili olarak neler söyler? Biraz da bundan bahsedelim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Ben Astroloji’nin, geleceğe ilişkin olarak, rüzgarın ne şiddette ve hangi yönde eseceğini söylediğini düşünürüm sık sık. Denizde rüzgar estiğinde üç şey yapabilirsiniz; Yelkeninizi açar ve rüzgarı arkanıza alarak farklı rotalara, farklı mecralara gidebilirsiniz. Ya da, yelkenleri indirip olduğunuz yerde kalmaya çalışırsınız. Ya da, yelkeninizi indirir, rüzgara karşı gitmek için küreklere asılırsınız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Hayatımız boyunca yüzlerce, binlerce kez çeşitli yol ayrımlarına geliriz. Hangisini tercih ederiz? Aslında, Astroloji hangisini tercih etmeye yakın durduğumuzu da söyler, fakat aynı anda etkili olan bir çok rüzgar, akıntı iş başındadır. Üstelik bunlara karmik alacak ve borçları, kaderin elini ve şans faktörünü de katmalıyız. Fakat unutmamak gerekir ki, son karar verici biziz. Aksi halde, hayat önceden yazılı bir senaryoyu oynamak şeklinde olurdu ve hiçbir anlamı kalmazdı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Rüzgara karşı kürek çekmenin maliyeti yüksektir, fakat bir ruh bunu da seçebilir. Tıpkı benim geçmişte yaptığım gibi. Cesur, ya da inatçı, ya da sadece genç olduğu için bir ruh bunu tercih edebilir. Direği kırmak da insana çok şey öğretir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Ben rüzgarı arkaya alıp, farklı sulara yol almanın en akıllıca iş olduğunu düşünüyorum artık. Çünkü hayatın öyle bir formatı var ki, bizi hep yeni şeyler yapmaya, öğrenmeye zorluyor. Artık bırakıyorum, esen rüzgar beni farklı yerlere götürsün, &amp;nbsp;korkunun ecele faydası yok. Bunu öğrenmem için direğimi ve küreklerimi kırmam, &amp;nbsp;çapamı kaybetmem gerekti ama olsun, bu fırtınadan çok şey öğrendim. Yeni bir direk ve yelkenle, tekrar denize açıldım bile. Bu sefer cesaretim, pusulam ve barometrem de var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Artık tanışmış olduğumuza göre, Astroloji’den ve ilintili konulardan konuşmaya devam edebiliriz. Astroloji’den ve bilgelikten, ve karma’dan, eskilerden, eski şeytanlardan, Ay’dan, Güneş’ten, yıldızlardan… Ve tabi ki kaderden ve şanstan…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style=&quot;font-size: small;&quot;&gt;Haftaya görüşmek üzere, hoşça kalın.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipliman.blogspot.com/feeds/6406619128578855340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/1-astroloji-ile-tansma.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/6406619128578855340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5866861672494025540/posts/default/6406619128578855340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipliman.blogspot.com/2012/09/1-astroloji-ile-tansma.html' title='1- Astroloji ile tanışma'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEid7O_dMD_b-JlLT1rQrvt4dlEWA7NWRrWMDI0SmLYeXFTrG0qruDdFJFqwrTWTRIQmeSYjrFiQGdvybww5P9SqqmiDgOdiuevyAUFMB8GFySWhkW9tCLuFvtrSdCkpUoGx0JlmWBsOR1U/s72-c/Browser-icon.png" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></entry></feed>