<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766</atom:id><lastBuildDate>Thu, 26 Jan 2012 18:35:19 +0000</lastBuildDate><category>UEFA Süper Kupa</category><category>Premier League</category><category>F1</category><category>UEFA Avrupa Ligi</category><category>NCAA</category><category>UEFA Şampiyonlar Ligi</category><category>Futbol</category><category>Fransa Ligue 1</category><category>Yorumsuz</category><category>Süper Kupa</category><category>klişeler</category><category>TBL Takım Değerlendirmeleri</category><category>NBA</category><category>Medya</category><category>Spor</category><category>La Liga</category><category>Amerikan Futbolu</category><category>Müzik</category><category>NBA Haftanın Değerlendirmesi</category><category>Hayatın En Zor Anları</category><category>Beşiktaş</category><category>Efsane Videolar</category><category>Atletizm</category><category>Geçmişten Kareler</category><category>Galatasaray</category><category>All-Star</category><category>Lakers Maç Yazısı</category><category>ACB</category><category>Dünya Kupası 2010</category><category>Konu Dışı</category><category>Fenerbahçe</category><category>Eurobasket 2009</category><category>TBL</category><category>Beko Basketbol Ligi</category><category>Sezon Sonu Olası Komplo Teorileri</category><category>Bundesliga</category><category>Milli Takım</category><category>Anket</category><category>Girls</category><category>Voleybol</category><category>Spekülatif Tarih</category><category>Lakers</category><category>Sinema</category><category>Röportaj</category><category>Transfer</category><category>Nostalji</category><category>WNBA</category><category>Bahis</category><category>Turkcell Süper Lig</category><category>Euroleague</category><category>Turkcell Süper Lig Değerlendirme</category><category>Öss Günlükleri</category><category>FIBA World Championship 2010</category><category>Serie A</category><category>NFL</category><category>TBBL</category><category>Bence Bunu Bilmiyorsun</category><category>Blog</category><category>Maç Özetleri</category><category>Fotoğraf</category><category>Playoffs 2010</category><category>Basketbol</category><title>LA Gencoları</title><description /><link>http://lagencolari.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (L.A. Gencosu)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>687</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/LaGencolar" /><feedburner:info uri="lagencolar" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle></itunes:subtitle><feedburner:browserFriendly></feedburner:browserFriendly><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-331789586613499776</guid><pubDate>Mon, 11 Oct 2010 19:48:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-10-11T22:55:45.847+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Blog</category><title>Gencolar Kaçar</title><description>Beni bilen bilir, duygusala bağlarsam fena kayışı kopartma ihtimalim var, o yüzden fazla uzatmamaya çalışıcağım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk etapta LakersTR bünyesinden topladığımız beş kişiyle çıktığımız yolda zaman zaman yedi, zaman zaman bir kişi bile olduk. Açık konuşmak gerekirse, başlangıç ve çok az zaman ilerisi hariç, hiç bir zaman istediğimiz gibi olmadı. Ben buradaki her yazara sonuna kadar güveniyorum ve potansiyellerini de biliyorum ama bazen olmayınca olmaz işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı ritmleri, kafa yapıları, belki de amaçlar uymadı ve gerektiği gibi başarılı olamadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok fazla uzatmaya gerek yok, siteye tek bir resim bile koysa da emeği olan herkese aynı dozda teşekkür ediyorum. L.A. Gencoları macerası burada sona ermiştir, takibiniz ve ilginiz için teşekkürler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-331789586613499776?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/10/gencolar-kacar.html</link><author>noreply@blogger.com (Eren)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-4872158124874113019</guid><pubDate>Tue, 28 Sep 2010 17:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-28T20:55:52.057+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Turkcell Süper Lig</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Futbol</category><title>Güle Güle Çalımbay!</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TKIsHOHQIsI/AAAAAAAAA1o/eGYB-ET7BLg/s1600/rz.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 336px; height: 252px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TKIsHOHQIsI/AAAAAAAAA1o/eGYB-ET7BLg/s400/rz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522024595668869826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Belliydi... Bir yerde böyle düşüş yaşanacağı, alınan skorların oynanan futbolu yansıtmadığından belliydi. Rıza Çalımbay senelerdir bu takıma bir türlü top oynamayı öğretmedi, Eskişehirspor'u sadece televizyondan 3 büyüklere karşı izleyenler "Oo efsane geri döndü seneye Avrupadalar" diye düşündü ancak takımı bir kez olsun bir Anadolu takımı karşısında izlemiş olsalardı eminim bütün fikirleri değişirdi. 3 büyüklere karşı maça diğer Anadolu takımlarından da fazla olarak konsantre olan takım, Anadolu takımlarına karşı oynadığı maçlarda üç pas yapamayan, organize bir atağı olmayan, tamamen kaos futbolu oynayan bir takım görüntüsü verdi, izleyenler bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rıza Çalımbay takım Süper Lig'e çıktığından beri başında ve bu 3 senede takım hiçbir gelişim gösteremedi. Pele, Sezer Öztürk, Tello, Batuhan, Jaycee, Ivesa gibi değerli parçalara sahip olmasına rağmen takım bir türlü istenilen oyunu oynamadı. Bir de sezona "şampiyon olacaz" diye başlayınca taraftar bir anda gelen kötü sonuçların ardından Çalımbay'ın biletini kesti, Eskişehir için de hayırlısı oldu. Tabii burada hedeflerini şampiyonluk olarak açıklayan yönetimi de eleştirmek lazım. "Şampiyonluk için henüz erken, Avrupa kupalarını hedefliyoruz" tarzı daha realistik bir açıklama ile kötü günlerde hocayı taraftarın önüne atmış olursun, ancak Halil Ünal tıpkı diğer bir sürü Anadolu takımı başkanı gibi hedefi şampiyonluğa koydu ve kötü başlayan sezonda Rıza hocanın kellesini taraftara verdi ve şimdilik yırttı. Ha tabii takım yine kötü giderse sıra kendisine gelecek o ayrı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek hoca Ümit Karan konusunda ne yapıcak bilmiyorum -affedilmesi muhtemel- ama ben olsam hayatta affetmem. Sürekli kumar oynadığını duydum, barın tuvaletinde sigara içerken bizzat da gördük. Verirsen o yaştaki herife 3 yıllık sözleşme o da keyfine bakar tabii, saygılar Halil başkan!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-4872158124874113019?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/gule-gule-calmbay.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TKIsHOHQIsI/AAAAAAAAA1o/eGYB-ET7BLg/s72-c/rz.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-4043745649365477529</guid><pubDate>Fri, 24 Sep 2010 13:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-24T18:07:25.066+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">NBA</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">TBL</category><title>Türkler Amerikan Basınında</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TJy-n5D1KrI/AAAAAAAAA1g/_9aXouj9k6s/s1600/aa.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 172px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TJy-n5D1KrI/AAAAAAAAA1g/_9aXouj9k6s/s400/aa.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520496835790449330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;NBA sezonunun başlamasına 32 gün kaldı. Ve ortam yavaş yavaş ısınmaya başladı. Bu sezon 5 oyuncuyla temsil edileceğiz ve Amerika basınında da oyuncularımızın haberleri ve incelemeleri de çıkmaya başladı. Tek tek bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Öncelikle en sıcak gelişmeden başlamak gerekiyor. Beşiktaş'ın Iverson'ın peşinde olduğu konuşulmaya başlandı. Dün gece ilk defa Hürriyet'in internet sitesinde gördüm ve açıkçası haberin içeriğini gördükten sonra pek inanmadım. Özellikle "Yalçın, Iverson’un yanı sıra Porto Riko Milli Takımı’nın 2.22’lik devi Peter Ramos’un da Beşiktaş’a çok uygun bir isim olduğunu belirtip, bu oyuncunun menajeriyle bir ön görüşme yaptıklarını belirtti. Allen Iverson’a yaptıkları transfer önerisi hakkında Hürriyet’e özel açıklamada bulunan Şeref Yalçın, “Iverson’a teklifimizi sunduk. Şimdi kendisinden cevap bekliyoruz. Eğer kabul etmezse en az onun kadar ünlü başka oyunculara yöneleleceğiz” dedi." bu cümleyi okuduktan sonra haberin samimiyetine inanmadım. Ancak bugün haber Amerikan sitelerine de düşmüş durumda. Ancak onlarda farklı tellerden çalıyor. Örneğin Hoopshype "Outlandish unsubstantiated rumour of the day: Turkish team Besiktas considering a move for Allen Iverson" cümlesini taşımış sitesine ancak Yahoo'da Çin takımlarından New Fujian'ın Iverson'a yıllık 4 milyon dolar önerdiği söyleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin haber kısmını geçip kendi görüşümü belirtmekte fayda görüyorum. Açıkçası genel kanının aksine ben bu transferin gerçekleşebileceğini inanıyorum, hem de Çin takımları gibi 4 milyon dolarlara çıkmadan. Iverson'un rekabetçi bir yapısı var ve Marbury gibi amaçsız ve değişik kurallı Çinli ligine gitmektense Avrupa'da bir takımı tercih edeceğini düşünüyorum. Beşiktaş bu transfere 2-2.5 milyon dolarlık bir bütçe ayırırsa bu transferin olabileceğini düşünüyorum ben. Tabii Beşiktaş bu parayı verir mi, verirse hata mı yapmış olur orası ayrı bir tartışma konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İkinci haber nba.com'dan Schuhmann'ın Semih Erden ve Ömer Aşık değerlendirmesi. Öncelikle belirteyim herifin yazdıklarının büyük bir kısmı ve güzel bir analiz olmuş. Okunası yani. Yazıdan bir özet çıkarmak gerekirse, iki ismin birbirine benzer özelliklerde olduğu söylenmiş. Ömer Aşık'ın kendini geliştirdiğinden ve çalışma karakteri olarak düzgün bir sporcu olduğu belirtilmiş. Semih Erden'in daha atletik olduğunu ve 4 numarada da oynayabileceğini belirtmiş. Semih'in Celtics'te 4. pivot olduğunu ancak Perkins'in sakatlığı dolayısıyla forma şansı bulabileceğinden bahsedilmiş. Ve tabii haklı olarak ikisinin de kalınlaşması ve güçlenmesi gerektiğinden bahsedilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konsantre bir Semih Erden'in turnuvada neler yaptığını gördük ancak sabırlı olması ve çok çalışması gerekiyor. Celtics'in uzun rotasyonu tam bir yaşlılar ordusu. Kevin Garnett, Jermaine O'neal, Shaquille O'neal normal sezonda ne kadar sağlıklı kalabilecek soru işareti. Ancak önünde çok fazla alternatif var ve ilk sene oynaması şimdilik zor gözüküyor. Perkins'in şubata kadar oynamayacak olması bir şans ancak yeterli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son olarak ise NBA'in şaklabanı Shaq'ın Semih Erden hakkında söylediklerini paylaşayım: "O’Neal had intended to show up toward the end of the Shamrock Classic golf tournament yesterday, but by the time he arrived the clubhouse was clearing out. He’s still been able to bond with some teammates, though. “I’ve been talking to the guy from Turkey, Semih [Erden] O’Neal said. “We’ve been having some conversations — &lt;strong&gt;in Arabic, of course&lt;/strong&gt;." Şakacı çocuk seni, ne güzel espri yapmış öyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-4043745649365477529?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/turkler-amerikan-basnnda.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TJy-n5D1KrI/AAAAAAAAA1g/_9aXouj9k6s/s72-c/aa.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-2438208035432237389</guid><pubDate>Fri, 24 Sep 2010 12:33:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-24T16:29:47.183+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Konu Dışı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">klişeler</category><title>Klişeler | Bol Bayanlı Popçu Klipleri</title><description>Öncelikle belirtmek isterim sevgili okur, daha NBA, Euroleague, TBL sezonları başlamadı. Açıkçası paşa keyfim Dünya Şampiyonasındaki heyecandan sonra şu an süper lig izlemek pek istemiyor. Blogdaki durgunluk en kısa zamanda bitecek inşallah. Bu arada ben de yeni bir yazı dizisine başlıyım istedim, devamı da gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TJydUFs2LkI/AAAAAAAAA1Q/Ro3jpPn91HM/s1600/serdarorta%C3%A7gitme.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 350px; height: 271px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TJydUFs2LkI/AAAAAAAAA1Q/Ro3jpPn91HM/s400/serdarorta%C3%A7gitme.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520460211702607426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim yazının sebebi. Başlığı okuyanların hemen kafasında bir ampül yanmış olabilir. Serdar Ortaç'la başlayan "kliplerde 4-5 dansçıyla fazlasıyla yakınlaşarak dansetmesi" inanılmaz moda oldu pop dünyasında. Üstteki fotoğraf Serdar Ortaç'ın gitme klibinden. Bu işin üstadı olan ve hep klibinde dans eden bayanlarla birlikte olduğu iddia edilen Serdar Ortaç'ın varisi olarak Murat Dalkılıç'ı rahatlıkla gösterebiliriz. Hemen bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TJyiTrpAO6I/AAAAAAAAA1Y/v0YJj6p0jZY/s1600/mboz.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TJyiTrpAO6I/AAAAAAAAA1Y/v0YJj6p0jZY/s400/mboz.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520465702265306018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf Murat Dalkılıç'ın son klibinden. Mustafa Sandal'a ise kliplerinde öncelikle diğer meslektaşları gibi 3-4 bayan eşlik ediyordu ancak Natalia (dansçı kızlardan bir tanesi.) ile evlendikten sonra kliplerde sadece onu gördük. Diğer popçulardan Murat Boz (hatta Kenan Doğulu'yu da buraya katabiliriz) kliplerinde fazla sayıda dansçı kullansa da dans ederken sadece 1 bayan kendisine eşlik etmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bildiğim ve araştırdığım kadarıyla tek kişiyi bu isimlerden ayırabiliriz: Soner Sarıkabadayı. Daha çok müzisyen yönüyle öne çıktığı söylenen Soner Sarıkabadayı'ya kliplerinde genelde sadece gitarı eşlik ediyor. Kliplerinde ender sayıda bulunan bayanlar ise genelde sexapaliteye uzak duruyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-2438208035432237389?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/kliseler-bol-bayanl-popcu-klipleri.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TJydUFs2LkI/AAAAAAAAA1Q/Ro3jpPn91HM/s72-c/serdarorta%C3%A7gitme.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-6850349558507328588</guid><pubDate>Fri, 24 Sep 2010 12:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-24T15:30:51.873+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Geçmişten Kareler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Futbol</category><title>Geçmişten Kareler #26 | Tanju&amp;Hülya</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TJyZgYsjRbI/AAAAAAAAA1I/sK7FJp-s3ZU/s1600/166755452.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 278px; height: 313px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TJyZgYsjRbI/AAAAAAAAA1I/sK7FJp-s3ZU/s400/166755452.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520456024913561010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf &lt;a href="http://www.scugnizzi.org/"&gt;Scugnizzi&lt;/a&gt;'nin Twitter'ından. Fotoğraf için ona da bir teşekkür. Görmeyenler için hoş bir fotoğraf olsa gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-6850349558507328588?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/gecmisten-kareler-26-tanju.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TJyZgYsjRbI/AAAAAAAAA1I/sK7FJp-s3ZU/s72-c/166755452.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-8645895322504050816</guid><pubDate>Fri, 17 Sep 2010 17:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-17T21:00:51.100+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">WNBA</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>WNBA Finals: Seattle Storm 3-0 Atlanta Dream | Ben bunu bir yerlerden hatırlıyorum!</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_Mfpcu7UkGXA/TJOsN09fedI/AAAAAAAAHPQ/GehBQtntwAU/s1600/sue+bird+game1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Mfpcu7UkGXA/TJOsN09fedI/AAAAAAAAHPQ/GehBQtntwAU/s400/sue+bird+game1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517943322013825490" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Önce normal sezona çok kısa bir göz atalım. NBA'de son yıllarda Batı'nın Doğu'ya genel anlamda büyük üstünlüğü var. Yani şöyle, Doğu takımlarından 1-2'si çok iyi, kalanlar çerez. Batı takımları ise grup halinde çok iyi. Hani Batı'da 14. sırayı alan takım Doğu'da playoff yapar diyorlar ya, bunu demeye çalıştım. WNBA'de ise bu sezon bu resmin tersini gördük. Doğu takımları genel olarak iyilerdi, Batı ise çil yavrusu gibi dağıldı ama ligin en güçlüsü de Batı'dandı: Seattle Storm. Seattle, 17 iç saha maçının tamamını kazanırken, 17 dış saha maçında sadece 6 fire veriyor ve sezonu 28-6 ile ilk sırada tamamlıyordu. Kalan 3 takım ise Phoenix Mercury, San Antonio Silver Stars ve Los Angeles Sparks. Doğu'ya baktığımızda ise, Doğu sonuncusu Chicago Sky'ın Batı'da rahat playoff yaptığını görüyoruz. Playoff'a çıkan takımlar ise Washington Mystics, New York Liberty, Indiana Fever ve son sıradan Atlanta Dream.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Playoff ilk turunda Storm, Sparks'ı, Dream, Mystics'i, Mercury ise Silver Stars'ı 2-0 le rahat geçerken Fever-Liberty serisi büyük heyecan sahne oldu. İki takımda kendi sahalarındaki maçları kazanırken, 3. ve son maçı Liberty 77-74 kazanarak Konferans Finali'ne yükseldi. Konferans Finalleri'nde Storm 2 maçta da zorlanmasına karşın Mercury'yi yendi ve finale yükselen ilk ekip oldu. Atlanta Dream ise Liberty'e karşı ilk maçı kazandıktan sonra kendi evinde oynadıkları 2. maçı da yıldızları Angel Mccoughtry'nin 42 sayısıyla kazanıp finale yükseldiler. Bu 42 sayı aynı zamanda WNBA Tarihi'nde playoff'ta bir maçta atılan en yüksek sayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1. Maç: &lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;Atlanta Dream 77-79 Seattle Storm&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk maç geçtiğimiz pazar gecesi oynandı. Maçı izleyemedim, NTVSPOR da banttan yayınlanmış sonra. Tabii FIBA Dünya Şampiyonası Finali vardı o gün. Türkiye-ABD maçına satmak zorunda kaldık. O maç bittikten sonra atdhe.net'ten son dakikalarına yetişebildim maçın. Özet ve boxscore yorumculuğu olacak biraz ama olsun o kadar. Bir ara 22-9'u görmüş Seattle ilk çeyrek. Daha sonra 8-0 ile geri dönmüş Dream ve 2. periyotta da hızı kesmeyip devreye beraberlikle girmeyi başarmış. Ben maçı açtığımda 2 dakika vardı ve Storm 75-69 yeniyordu. Lauren Jackson'ın aldığı teknik faul ve yaptığı bir top kaybı maçı bir anda ortak etti Dream'e. Mccoughtry ve Castro-Marques hızlı basketler buldu ve skor bir anda 77-77 oldu 1 dakika kala. İki takımda üst üste hücumlardan boş döndüler ve son sözü 2.6 saniye kala Sue Bird söyledi. Sue, sezon içinde de Kobe'ye bağlıyordu zaman zaman bu clutch atışlarıyla. Bunu final serisi 1. maçında yapmak çok daha anlamlı tabii. Seattle'a baktığımızda normal sezon MVP'si Lauren Jackson'ın 26 sayı, 8 ribaunt ile oynadığını görüyoruz. Sue-Swin-LJ üçlüsüne herhangi bir takım arkadaşından önemli katkı geldi mi Seattle'ın maç kaybetmesi imkansız gibi. İlk maç Camille Little bunu başarmış ve 18 sayı, 11 ribaunt ile oynamış. Dream'de ise yıldız isim Angel Mccoughtry ilk yarı faul problemleriyle boğuşurken son çeyrek de Vesela ile çarpışıp yüzüne önemli bir darbe aldı ve uzun bir süre kenarda oturdu. Oyunda sadece 21 dakika kaldı ve standartları dışında kötü bir şut yüzdesiyle 19 sayıda kaldı. Ekürisi Castro-Marques de öyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_Mfpcu7UkGXA/TJOsJkug09I/AAAAAAAAHPI/uQugjimoUHw/s1600/angel+game2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Mfpcu7UkGXA/TJOsJkug09I/AAAAAAAAHPI/uQugjimoUHw/s400/angel+game2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517943248936555474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2. Maç: &lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;Atlanta Dream 84-87 Seattle Storm&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. maçı izleyebildik. Dikkatimi çeken ilk şey Storm taraftarı oldu. Seattle şehri basketbola acıkmış belli. 15.000 küsür taraftar vardı Seattle'ın arkasında ve hepsi son derece ateşli. Saha içindeyse Seattle'da Lauren Jackson hariç herkes durgundu başlarda. Elleri iyice ısınan Jackson'a indi bütün toplar, LJ de bol bol faul çizgisine gitti. Dream ise hızlı hücumlarla sayı bulmaya çalıştı, Angel Mccoughtry'nin kullandığı 10 küsür toptan sadece 2'sinde isabet bulmasına rağmen ilk çeyreği 21-19 önde kapadılar. 2. çeyrekte Seattle hücumu açıldı ve özellike Tanisha Wright ve Swin Cash ikilisi dış atışlarla etkili oldu. Mccoughtry'nin şut yüzdesi azıcık yükseldi ve Castro-Marques takımı oyunda tutmaya çalıştı Dream'de. Devreye 49-47 önde giren Seattle Storm'du. 3. çeyreğe Seattle "fırtına" gibi başladı. Maçı koparacaklar mı derken seyirci desteğiyle de beraber, Atlanta'nın 10-0'lık serisi geldi. Bu sefer rüzgarı arkasına alan takım Atlanta Dream'di fakat o ana kadar skora pek katkısı bulunmayan Sue Bird, en önemli anda ortaya çıkıp, Dream savunmasını delerek 2 turnike isabeti buldu ve momentumu tekrar lehlerine çevirdi. Son çeyrekte savunmalar sertleşti. İlk 6 dakikanın skoru 4-6 Seattle. 2 dakika kala Cash'in üçlüğü skoru 81-73 yaptı ve Seattle 2-0'a çok yaklaştı. Ancak Atlanta'nın inatçı yapısı bir kez daha kolay pes etmemelerini sağladı. Son anlarda kötü oynayan Angel Mccoughtry şapkadan tavşan çıkartarak 5 sayı buldu ve farkı 3'e indirdi ancak Seattle Storm, kendilerine yapılan taktik faulleri kaçırmayınca maçı 87-84 kazandı ve durumu 2-0 yaptı. Dream'e baktığımızda Angel Mccoughtry'nin kötü şut atıp 21 sayısını ve Castro-Marques'in 10/20 ile 21 sayısını görüyoruz. Seattle'da ise LJ 16 sayı, 7 ribaunt, Swin Cash 19 sayı, Sue Bird 10 sayı, 5 asist. Büyük üçlüye bu seferki yardım ise Tanisha Wright'tan: 17 sayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_Mfpcu7UkGXA/TJOsmwVeUiI/AAAAAAAAHPY/0oOh8JDjsoo/s1600/seattle+game3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 308px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Mfpcu7UkGXA/TJOsmwVeUiI/AAAAAAAAHPY/0oOh8JDjsoo/s400/seattle+game3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517943750268965410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3. Maç: &lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;Seattle Storm 87-84 Atlanta Dream&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finalin Atlanta'daki ayağı Phillips Arena'da, Key Arena'daki kadar seyirci yoktu. Hem salon, Seattle'a göre nispeten boştu, hem de çokça Storm taraftarı da vardı. Belki bunun da gazıyla Storm 9-0 ile girdi maça. İlk moladan sonra uyanan Dream, liderleri Angel Mccoughtry'nin 11 sayısıyla geri döndü ve çeyreği 28-24 geride kapadı. 2. çeyrek de bu gazla iyi bir oyun oynadılar. Bir dönem Fenerbahçe'de de forma giyen Miller kardeşler dışarıdan yüksek yüzdeyle oynadı. Angel'da iyi bir yüzdeyle 19 sayıyla bitirdi ilk yarıyı. Skorbordda Dream'in 44-43 üstünlüğü yazıyordu. Lauren Jackson'ı çok iyi durdurdular ilk yarıda. 3. çeyrek Atlanta'nın iyi oyunu devam etti ve Castro-Marques'in de katkılarıyla 59-53 öne geçtiler. İşte kırılma noktası burası. Tecrübeli Swin Cash aynı noktadan üst üste 2 üçlük sağlayarak eşitliği yakaladı, sonra Sue Bird'ün üçlüğü geldi ve sonra LJ'in kombine 5 sayısı. 14-1'lik Seattle serisi son çeyreğe Storm'un 67-60 önde girmesini sağlarken Atlanta adına korkulacak durum Lauren Jackson'ın da uyanışıydı. Seattle son çeyrekte işi sıkı tuttu, Dream'de de sezonun noktalanacağı korkusuyla telaşlı atışlar geldi ve oyun 8-9 farka sabitlendi. Bir ara Dream geri dönecek gibiyken Swin Cash'ten bir öldürücü üçlük daha geldi. Yine de inatçı Dream 02.42 kala 83-73 iken Mccoughtry'nin 9-2'lik serisiyle geri dönmeyi başardı. Tanisha Wrigth'ın son anlarda 0/2 serbest atışları var. 6 saniye kala Castro-Marques'in turnikesi farkı 1'e indirdi ancak taktik faullerden 2/2 ile döndü bu sefer Seattle, Camille Little ile. Son hücumda önce Angel Mccoughtry, sonra da Miller üç sayılık atışı sokamayınca 2010 WNBA Şampiyonu Seattle Storm oldu. Angel Mccoughtry'nin 13/23 ile 35 sayısına, Castro-Marques'ten başka katkı gelmeyince, skor dağılımını çok iyi yapan Seattle maçı ve şampiyonluğu kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın sonunda kupa törenini izleyemedik. Spiker Orkun Çolakoğlu, twitter hesabında sorunun NTVSPOR'dan kaynaklanmadığını yazdı. Ben de atdhe.net'ten baktım, yayıncı kuruluş ESPN de maç bittikten hemen sonra poker yayınına geçti. Rezillik resmen. Normal sezonun da MVP'si olan Lauren Jackson, Finallerin de MVP'si oldu. Seattle, normal sezonu dağıttıktan sonra Playoff'ları da 7-0 ile kapattı ve 2004'ten sonra 2. kez şampiyon oldu. Henüz 2007'de kurulan ve 3 yıllık bir takım olan Atlanta Dream ise Doğu'yu 4. bitirip buraya gelerek tüm takdirleri topladı. 3 maçta da Seattle'ı sonuna kadar zorlayıp 3 maçı da kaybetmeleri ise bana geçen senenin TKBL Finali olan Fenerbahçe-Galatasaray mücadelesini hatırlattı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-8645895322504050816?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/wnba-finals-seattle-storm-3-0-atlanta.html</link><author>noreply@blogger.com (Beercholic)</author><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_Mfpcu7UkGXA/TJOsN09fedI/AAAAAAAAHPQ/GehBQtntwAU/s72-c/sue+bird+game1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-8521388638176749870</guid><pubDate>Sun, 12 Sep 2010 12:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-12T16:09:34.092+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">FIBA World Championship 2010</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>Büyük Finale Saatler Kala</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIzQ66Fk7DI/AAAAAAAAA08/uwRW5I_RAvU/s1600/kt.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIzQ66Fk7DI/AAAAAAAAA08/uwRW5I_RAvU/s400/kt.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516013354065652786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;- Sözün bittiği yere gelmeden önce son söyleyeceklerimizi söyleyelim. Öncelikle Amerika medyasının ne düşündüğüne bir bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anladığım kadarıyla kendilerinden eminler. Genel olarak bahsettikleri ortak şeyler var. Örneğin dün takım olarak &amp;61 ile serbest atış atmamıza dikkat çekmişler, Ömer Aşık'ın rezalet serbest atış yüzdesi de dikkatlerini çekmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Takım olarak organizasyonsuz olduğumuzu düşünüyorlar yarı final maçında. 27 basketimizin sadece 10 tanesini asist üzerinden bulduğumuzu bahsetmişler ki adam adama savunmalarının bizi iyice boğacağını düşünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hemen hemen her sitede Ömer Aşık'ın numara yaptığını ve faulleri Ender'in atması için abarttığını söylemişler. Ne kadar abarttı bilmiyorum ancak Sırbistan karşısında böyle çirkeflikler yapmak lazım. Ömer Aşık'ı eleştiren varsa saçmalamasın. Bu arada şimdi dikkat ettim de ESPN "oscarlık hareket" olarak görmüş bu hareketi. One münit. Siz oscarlık hareketleri daha iyi bilirisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Taraftara dikkat çekmişler ve 2004 Atina olimpiyatlarından sonra en ateşli seyirciye karşı oynayacaklarından bahsetmişler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Coach K'nin genç Amerika takımını finale taşıdığının altını çizip koçlarını övmüşler. Bu takımın sadece 6 haftadır beraber olduğunu ve buna rağmen finale geldiklerinden bahsedilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Doğal olarak Durant'e övgüler var. Yahoo "Global Leader" başlığını atmış ve Durant'in ABD milli formasıyla atılan en yüksek sayı olan 38'e ulaştığını belirtmişler. Daha önceki rekor 35 ile Carmelo'ya ait bu arada. Durant'in 11 Eylül'e gönderme yapan ayakkabılarına da methiyeler düzülmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Onun dışında bizim takım hakkında fazla bilgi paylaşmamışlar. Sadece seyirciye karşı sakin kalırsak rahat alırız tarzı konuşuyorlar. Kolay geçeceğini sanıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim kendi düşüncelerime:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Öncelikle mutlaka ve mutlaka süpriz skorerler çıkarmalıyız. Hidayet'in karşısında İguodala olacak ve mümkün olduğu kadar onu devreye sokmamaya çalışacaktır. NBA'in en kötü 1. adamı dün Kleiza'yı çok iyi savundu ve onu devre dışı bıraktı. Belki Hidayet 1/11 atmaz ama karşısında iyi savunma olacağı için mutlaka farklı isimlerden katkı almamız lazım. Sinan'dan, Ersan'dan, Ömer'den, Kerem'den ve tabii ki uzunlarımızın hepsinden birşeyler almamız lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Malum ABD'de Odom 5 numara oynuyor ve dün de Javtokas karşısında sorun yaşadılar. Biz de özellikle maçın başında topu sabırla içeriye indirmeliyiz. Odom'un bolca üzerine gitmeliyiz ve mümkün olduğunca yıpratmalıyız. Çünkü bizim match up zone'da ortada aldığı toplarla bizim uzunlara çabukluk avantajını kullanarak sorun yaratabilir. Ama Odom'un maça kötü başladığında oyundan kopabildiğini biliyoruz ki Chandler'ın da rotasyon dışı kaldığını düşünürsek pota altında sadece Love kalır ki bu da işimize gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Match up zone'dan çok ümitliyim. Özellikle Durant'i 1e 1de tutamayacağımız düşünülürse zone'da yardımlaşarak onu da belirli bir şut yüzdesinin altında tutabiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu maçta guardlarımıza çok önemli iş düşüyor. Özellikle Tunçeri'ye... Dün o basketi attıktan sonra muhtemelen nirvanadadır ancak onun Amerika kısalarının bunaltıcı baskısına karşı koyamaması durumunda hiçbir şansımız kalmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ersan koçumun dışarıda oynaması bize bu maç için avantaj sağlayabilir. Ersan dışarıda oynadığı ve o her zamanki şutlarını soktuğu zaman pota altında Odom'la Ömer/Semih başabaş kalır ki bu da o pota altını deşmek için müthiş fırsat olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çok farklı şeyler geliyor aklıma. Zaman zaman Ender-Kerem ikilisine döner miyiz, Durant'i savunmada yıpratmak için Oğuz-Semih-Ömer üçlüsünden ikisini kullanır mıyız, bire birde Durant üzerinde Kerem Gönlüm'ü kullanabilir miyiz bilemiyorum... Artık sözün bittiği yer, daha fazla bişey söylemek istemiyorum. Artık iş aslan yüreklilere kalıyor. İnanıyoruz, güveniyoruz, bu ülkeyi sevince boğun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-8521388638176749870?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/buyuk-finale-saatler-kala.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIzQ66Fk7DI/AAAAAAAAA08/uwRW5I_RAvU/s72-c/kt.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-7463037272596626450</guid><pubDate>Sun, 12 Sep 2010 11:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-12T15:02:50.102+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">FIBA World Championship 2010</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>Türkiye 83-82 Sırbistan | İnanmış Çocuklar</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIzA0wEk5FI/AAAAAAAAA00/4CzUXo7N9dc/s1600/uhAH.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIzA0wEk5FI/AAAAAAAAA00/4CzUXo7N9dc/s400/uhAH.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5515995656111842386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;- Öncelikle müthiş bir heyecan yaşadık. 10 kişi beraber bir evde izledik maçı ve acaip bir gerginlik yaşadık. Ama sonu ancak bu kadar güzel bitebilirdi. Müthiş bir çoşku yaşayıp hemen kutlamaya çıktık. Unutulmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sevinç nidalarını bırakıp maça bakalım biraz da: Açıkçası maça çok gergin başladığımızı söyleyebilirim. Hem gerginliğimiz, hem de Sırbistan'ın takım hücumu bizim o turnuva başından beri sahaya yansıttığımız akıcı hücumu sahaya yansıtmamıza engel oldu. Özellikle turnuva başından beri belki de en iyi 2 ismimiz Ersan ve Kerem çok kötü başladı maça. Hücumda iyi başlayamamızın yanında savunmada da Teodosic'in organizasyonlarına engel olamadık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Turnuva başından beri savunmamızda bir eksik bulmak gerekirse içeri drive eden kısaların dışarı attığı paslarda dışarıya açılmak konusunda sıkıntı yaşıyoruz. İçeri gömülmeyi beceriyoruz ancak aynı şekilde dışarı açılamıyoruz ve zaman zaman boş şutları yiyoruz. Gittiğim Yunanistan maçında da görmüştüm bunu ki onlar o maçta fazla yararlanamamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu arada maça çok kötü başlayan Kerem Tunçeri'nin son 5 dakikada yaktığı ateş inanılmazdı. Teodosic'in 5 dakika kala farkı 8 sayıya çıkaran üçlüğünden sonra el üstünden o özgüvenle attığı üçlük, ardından 2 sayı gerideyken yine bire bir oynayıp attığı üçlük, ardından ters turnikesi, ardından Semih Erden'e asisti ve en son maç kazandıran basket. Yüreğine sağlık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ender Arslan ve Semih Erden'e hayret ediyorum. Hiçbir zaman güvenilir oyunular olmayan, istikrarsızlığın kitabını yazmış, arada saman alevi gibi parlayan iki bench oyuncusu milli takımı ateşleyen ve her maç belirli katkıyı veren isimler oluyorlar. Mesela &lt;a href="http://espn.go.com/blog/boston/celtics/post/_/id/4676593/erden-watch-serbia-semifinals"&gt;şöyle&lt;/a&gt; birşey var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sırbistan takımı çok acaip takım yalnız. Öncelikle Teodosic inanılmaz büyük oynadı dün. Bir liderden bile öteydi. Takımı müthiş organize etti, en kritik yerlerde şutları attı vs vs. Antipatik tavırları olabilir ama kimse kalkıp sosyal paylaşım sitelerinde "Teodosic nasıl siktik ananı" tarzı şeyler paylaşmasın rica edicem sevgili okur. Adam hakikaten çok büyük. Onun dışında Savanovic ve Keselj turnuvanın yükselen değerlerinden. Savanovic 4 numara olmasına rağmen kendi şutunu yaratabilen ve özellikle 1-2 dribbling üzerinden şut atabilen bir isim. Savanovic'i Valencia'da, Keselj'yi de Olimpiakos'ta Euroleague'de izleme fırsatı bulacağız. Takipteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Final's preview az sonra...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-7463037272596626450?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/turkiye-83-82-srbistan-inanms-cocuklar.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIzA0wEk5FI/AAAAAAAAA00/4CzUXo7N9dc/s72-c/uhAH.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-2721836457452641528</guid><pubDate>Sun, 12 Sep 2010 09:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-12T13:02:12.911+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Turkcell Süper Lig</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Futbol</category><title>Kayserispor 2 - 0 Fenerbahçe</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_J76Yj3Bhu5Y/Si42zRK7keI/AAAAAAAAA3E/RSctB9l2Sw0/s400/aykut_kocaman.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 315px; height: 234px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_J76Yj3Bhu5Y/Si42zRK7keI/AAAAAAAAA3E/RSctB9l2Sw0/s400/aykut_kocaman.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe ''bence'' şu dönemlerde dönebileceği en keskin virajlardan birine çıkıyordu ve benim gidişatı gözlemlemem açısından en iyi fırsat buydu. Alex'i sahada görüp Mehmet Topuz'u sağ kanatta görünce kafamda artık çok net bir düşüncenin belirdiğini anladım. Aykut Hoca'nın isteğiyle aldığı ve çok şeyler beklediği Dia eğer hala daha yedek kulübesine mahkum ve orta bölgede sağ kanattan çok daha iyi oynayan Mehmet sağ kanatta oynuyorsa bunun tek bir açıklaması vardır : Aykut Hoca medyadan gelen sesleri gerçekten çok umursuyor ve Alex'i de bu uğurda, acemice yiyecek. Ben sonuna kadar arkasında olduğum bir kişiye nasıl bunları söylerim? Eğer bu kadar basit ve gözle görülür bir şeyi taraftarın anlayacağı biçimde ve acemice yaparsa söylerim. Gördüğüm yanlışı saklama gibi bir özelliğim hiç bir zaman olmadı. Ya Alex'i oynatmazsın ya da sahaya sürüp değişiklik yapmaya zorlayacak şekilde bir takım kurmazsın. Alex'i çıkaracağını daha maç başında beraber izlediğimiz arkadaşıma söyledim çünkü Aykut'un yapmak istediği şey o kadar açıktı ki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın başlama düdüğüyle beraber Fenerbahçe, yine ve yeniden isteksiz, hareket etmeyen futboluna devam ediyordu. Neyin yorumunu yapayım ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dakikalar ilerledikçe garip bir şekilde şu güne kadar gelen süreçteki tüm hayatımı düşündüm. Bir şeyi net olarak söyleyebiliyorum ; benim en büyük tutkum Fenerbahçe olmuş. Evet basketbolu çok yakından takip ediyorum, futbolu seviyorum ama Fenerbahçe ayrı bir yerde ve ciddi şekilde sinir sistemimi etkiliyor. Misafirliğe gitmişiz, ben millete bağırıp çağırıyorum, suratım düşüyor, hayat berbat vs..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi senedir yaptığımız çeyrek final ve derbi galibyetleri dışında, ''Fenerbahçe bu sene ne oynuyor be arkadaş'' dediğim bir sene hatırlamıyorum. Hep anlık mutluluklar, hep anlık sevinçler. Galatasaray galibiyetleriyle, en yakın arkadaşlarım tarafından dalga geçilememekle yetindim hep, bunca senenin özeti bu sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nasıl büyüklük? ''Büyüğüz biz, çok büyüğüz!'' laflarını duymaya başlayalı neredeyse dokuz sene oldu. Babam o arada deplasmanlara gitti, ses tellerini kopardı. Ben pencereden bakıp, ağlayıp, O'na özenirdim hep. Babam futboldan soğudu, ben O'nun yerini daha beter aldım. Hep uyardı, hep söyledi. ''Fenerbahçe bu, adamı kanser eder, uğraşma'' dedi de ben dinler miyim? Her yenildiğinde daha bi' hırsla gittim, her kaybettiğinde daha bi' savundum takımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesi de zevkli geliyordu aslında, tutkuyla bağlandıysan bir şeye, bunları yapmak hep zevkli gelir adama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ne oldu? Büyüklük nidaları duyduğumuz takım o dokuz sene içerisinde sadece bir kez çeyrek final görebildi. Başka da hiçbir şey yok. Ligi bile domine edemiyoruz. Her sene yamalı kadrolar, sözde revizyon..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sene, belki de tarihin en ideal kadrolarından biri, bakın en iyi demiyorum ama en ideal kadrolarından biri. Tam mı? Hayır. Yine ön libero eksik, yani tamamı düzgün bir kadroyu kimse bekleyemez oldu ama en azından tama en yakın olan kadro. Fenerbahçe'nin içinden gelmiş bir adam. Arkasında milyonlarca taraftar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki devamı? Takımın geç toparlanması, şuursuzca yaratılan Alex sorunu, Cristian isimli futbolcuda yapılan gereksiz inat ve adalet terazisinin şaşması ve sonunda en büyüğü bu yükü omuzundan yavaşça kaydırmak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aykut Hoca'nın her daim arkasındayım ve takımı yönetme vasfı düşük diyenlere de katılmıyorum ancak sen Fenerbahçe takımının başına geliyorsan, Kayseri'ye bir tane dahi yedek stoper götürmeme gibi bir yanlış yapamazsın. Hem de göbeğinde oynayan adam henüz yeni gelmişse. Alex'i bu denli medya gazıyla yıpratamazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet sakatlıklar, cezalılar, şanssızlıklar oldu ama bunların karşısında durabiliyorsan eğer yerin sağlam olur zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzonspor maçında Alex'i sahada görmeyince ''İşte budur'' demiştim. Maça göre taktik uygulayan bir hocamız oldu. Maçın sonrasında gelen ''Diğer maç için dinlendirdik'' yorumu ise beni biraz germişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım Aykut Hoca kriz yönetimini çok iyi beceremiyor. Bunun için beklemekten başka bir şansımız var mı? Yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya bu gömleği taşımayı, sene başından beri söylediğim şekilde öğrenecek ya da bundan böyle Fenerbahçe'ye yerli bir teknik adam gelemeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esen kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-2721836457452641528?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/kayserispor-2-0-fenerbahce.html</link><author>noreply@blogger.com (Eren)</author><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_J76Yj3Bhu5Y/Si42zRK7keI/AAAAAAAAA3E/RSctB9l2Sw0/s72-c/aykut_kocaman.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-3283563946178714119</guid><pubDate>Wed, 08 Sep 2010 14:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-08T23:25:06.918+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">FIBA World Championship 2010</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Konu Dışı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>Sinan Erdem Anıları</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_Mfpcu7UkGXA/TIfvzubUbKI/AAAAAAAAHOQ/FOSodJsQp1E/s1600/47198_440593994452_542369452_5075510_4608994_n.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Mfpcu7UkGXA/TIfvzubUbKI/AAAAAAAAHOQ/FOSodJsQp1E/s400/47198_440593994452_542369452_5075510_4608994_n.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514639940653444258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;-Si si si si Sinan Erdem sina Sinan Erdem si...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Turnuvanın formatı falan haftalar öncesinden belli olmuştu. Ben de çeyrek final, yarı final ve finali kovalamama rağmen bilet bulamayınca, eleme turuna mahkum kaldım. 5 Eylül Pazar ve 6 Eylül Pazartesi'ne 2 bilet aldım. Daha doğrusu aldık arkadaşla. Zone 5 tabii. Maddi sıkıntı bitmiyor bizde, neyse o konulara girmeyelim. Eleme turu 4 gün, benim param 2 güne yetiyor. Hangi gün hangi takımın maç yapacağı belli değil biz bilet alırken. Ama gruplardan kaçıncı geleceklerin oynayacakları günler belli. Mesela B grubu 1.si, kısaca B1 diyelim, pazartesi günü oynuyor, gibi. En başta amacım, Türkiye'yi ve ABD'yi canlı izlemekti. ABD, kesin B1 olur zaten dedim. Biz de ya C1 oluruz, ya da C2 diyerek, pazar ve pazartesiye bilet aldım. Sonuç olarak asıl hedefime ulaştım, Türkiye ve ABD'yi izledim, Sloven taraftarlar, Yeni Zelanda ve Haka dansı bonus oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Aslında Yeni Zelanda'nın, Fransa'yı 12 sayı farkla yenmesine bayağı bir üzülmüştüm. Fransa'dan korkmak değil de, İspanya'yı izleyememek. O maçı Fransa kazansaydı ya da 12'den az bir farkla yenilseydi, Fransa yerine İspanya'yı izleyecektik. Üzüldüğüm bir başka konu ise, izlediğim 4 maçın, 4'ünün de erken kopması. Rusya-Yeni Zelanda ve bizim maç, 2. yarı başında koptu ama nitekim 4 maçta da +18 -ironi var- fark oldu. Benim canlı izleyemediğim, yani cumartesi ve salı günü oynanan maçların 4'ünün de kafa kafaya geçmesi ise üzüntü katsayımı 2'ye katlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Neyse, Kocaeli'den 2 arkadaş olarak gittik oraya. Ogün'ün Beşiktaş'ta bir tanıdığı, benim ise Fatih'te tanıdığım vardı, maçtan sonra kalacak yer olarak. Dolayısıyla bizim asıl endişemiz, maçlar değil de 23.00'da salondan çıkıp buralara gitmek oldu. Çok şükür gayet kolaymış dönüş yolu: Tramvay. Sinan Erdem Spor Salonu'ndan çıktıktan sonra tramvaya kadar 10 dakikalık bir yol yürüyorsunuz. Ataköy-Şirinevler tramvayına biniyorsunuz, 2 durak sonra Zeytinburnu'nda iniyorsunuz ve Zeytinburnu-Kabataş tramvayına biniyorsunuz. Ben Çapa-Şehremini'de iniyorum, Ogün ise Kabataş'ta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şüphesiz ki, İstanbul'daki en modern ulaşım ağından biri bu tramvaylar. İçerisi inanılmaz ferah, klimalar son seviyede çalışıyor. Kabataş-Zeytinburnu tramvayında 40 dakikalık bir yolculuk ediyorsunuz ilk duraktan son durağa kadar. İstanbul, Kabataş ve Zeytinburnu arasından ibaret olmasa da, neredeyse mini bir İstanbul turu. Dışarıyı izlemek ve gözlemlemek müthiş zevk. Kabataş'tan Zeytinburnu'na giderken dikkati çeken en önemli şey ise yine para oluyor. Paranın su gibi aktığı yerlerden, paranın olmadığı yere doğru yolculuk. Kabataş, Tophane, Gülhane, Sultanahmet, Beyazıt gibi yerler cıvıl cıvıl, turist kaynıyor falan, Aksaray'dan itibaren, Haseki, Fındıkzade, Topkapı, Cevizlibağ, Merkezefendi, Zeytinburnu ise maddi geliri daha düşük insanların konakladığı yerler. Her şey değişiyor tramvayda ilerlerken. Marketler, Evler, Yollar, Arabalar, İnsanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sinan Erdem Spor Salonu çok modern, çok görkemli, harikulade bir salon olmuş. Bir kaç eksiği var tabii, yok değil. Mesela skorbord bunlardan en önemli olanı. Çoğu büyük basketbol salonunda olduğu gibi ortada 4 tarafa da bakan, hem skorbordu içeren, hem de kamera görevi yapan dev bir ekran yok Sinan Erdem'de. 2 pota arkasında, üst kesimde skorbord var, çaprazlarda da 2 boxscore ve 2 televizyon ekranı var. Skorbord, o salona yakışmayacak modernlikte. Bizim oturduğumuz kesim olan, basının bulunduğu pota arkasının 3. katı, çapraz tarafta ise yukarıda bulunan hoparlör yüzünden karşıdaki ekranı göremememiz söz konusu. Onun dışında bir de açılır kapanır sinema koltukları var. Koltuklar gayet ferah fakat burası bir sinema salonu değil. Her baskette, blokta falan ayağa kalkınca, 16 bin kişinin yüzleri salona dönükken, ellerinin arkasında, alt tarafta koltuğu indirmekle meşgul olmaları elbette güzel bir şey değil. Bunlar dışında Sinan Erdem mükemmel ötesi bir salon. Abdi İpekçi'den sadece 6 bin koltuk fazla ama neredeyse 3 katı gibi duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sinan Erdem'e giden yol, hani şu Ataköy-Şirinevler tramvay durağında inip 10 dakika civarı yürüme gidilen yol. Tam bir kültür kalabalığı. Her milletten insan var. Kendi evinizde turist gibi hissediyorsunuz. İşte Dünya çapında organizasyon böyle bir şey. Bayrağı sırtına alan salona yürüyor. Sadece o gün maçı olanlar değil, herkes orada. Eleme Turu'nda yer alamayan Almanya'nın taraftarları, hatta turnuvaya katılamayan İtalyanlar bile orada. Belçika'lılar bile vardı ama zaten onlar Türkiye-Belçika futbol karşılaşmasına gelip, "gelmişken basketbol da izleyelim" diyenlerdi. Maç esnasında herkes yan yana. Fransızlar, Türkler iç içe. Arada Yunan bayrağı sallayan falan var. Maç çıkışında ise herkes aynı tramvayda yine iç içe gidiyor. Ruslar, Yeni Zelanda'lılar, Slovenler, Avustralya'lılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_Mfpcu7UkGXA/TIfwHm3OvYI/AAAAAAAAHOY/hCZjUWGovNw/s1600/58629_440598199452_542369452_5075571_406710_n.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Mfpcu7UkGXA/TIfwHm3OvYI/AAAAAAAAHOY/hCZjUWGovNw/s400/58629_440598199452_542369452_5075571_406710_n.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514640282220412290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;-Biraz taraftardan bahsedeyim. Biz zaten salonu doldurduk. Tek bir boşluk bile yoktu. Yeri gelmişken söyleyeyim, televizyona fazla ses gitmemiş anlaşılan, herkes taraftarın uyuduğundan falan bahsetti ama gerçekten de atmosfer müthişti. Hatta dayanamayıp "Dağ başını duman almış"a falan katıldığımı da söylemeliyim. "Yüz! Yüz! Yüz!" diye bile bağırdım. Neyse, bizim dışımızda Abdi İpekçi'ye 6 bin, 7 bin kişi geldiği söylenen Slovenler'den çok şey bekliyordum, iyi tribün yaptılar ama sayıları yaklaşık 300-400 kadardı. Hayal kırıklığına uğradım açıkçası. Tabii o gün Türkiye maçı olduğu için de olabilir. 50 civarı da Avustralya taraftarı vardı o gün. Fransızlar ise en az Slovenler kadar gelmişlerdi. Ertesi gün, ABD tek başına salonu yarı yarıya doldururken, tabii ABD taraftarları değil, çoğunluğu Türk taraftarlar, Yeni Zelanda'lılar ağzımı açık bırakacak kalabalıktaydı. İstanbul'da bir Yeni Zelanda furyası mı var yoksa bu adamlar basketbola büyük ilgi mi gösteriyor bilmiyorum ama yine Slovenler kadar Yeni Zelanda'lı olduğunu söyleyebilirim. Ruslar ise 200 kadardı ama iyi bağırdılar. Televizyondan gördüğüm kadarıyla ise bizim haricimizde en iyi tribünü Yunanlar, Litvanya'lılar ve tabii ki Arjantin'liler yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-1. gün basketbol takımımızla birlikte futbol takımımızı da görmek beni mutlu etti. Basketlerden sonraki sevinme şekilleri, morallerinin iyi olması, bir birlik olarak eğlenmeleri taraftarlara da pozitif enerji sağladı. Ancak tribünde görmeme en sevindiğim insan ya da insanlar onlar değildi. Lakers maçlarının da müdavimi olan Jimmy Goldstein reisi görünce şöyle bir "N'oluyoruz lan!" diye heyecanlandığımı bilirim. Rusya-Yeni Zelanda maçının 3. çeyreğinde tuvalette Turgay Demirel ile karşılaşmam ise pek bir ilginç oldu. Sene ortasında, Caferağa'da Fenerbahçe-Galatasaray kadın basketbol karşılaşmasında, tuvalette Adnan Polat ve Haldun Üstünel ikilisiyle karşılaşan biri için pek şaşırtıcı olmadı ama. Turnuva boyunca en heyecan verici olay ise iki maç arasında salon dışında orucumuzu açarken, sigaralarını yanımızda içen CSKA Moskova dansçı kızları oldu, heh heh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Salon dışı dedim değil mi? Evet. Abdi İpekçi'de salonun içerisindeki büfe fiyatlarından haberim olduğunda, Sinan Erdem'den bir şey almamaya karar verdim. İpekçi'de neredeyse bütün yiyecekler 10 tl, bütün içecekler ise 5 tl'ydi. Sinan Erdem'e giderken çantalarımıza yiyecek-içecek koyduğumuzda ise turnikelerden geçerken farkedildik ve bize bunları sokamayacağımızı söylediler. Emanet Odası varmış, oraya bırakıyormuşuz, istediğimiz zaman çıkıp alıyormuşuz. Emanet Odası'ndaki fiyatlar ise yiyecek-içecek 5 tl/5 dolar, elektronik eşya 10 tl/10 dolar. Düşünebiliyor musunuz, adam ta yurt dışından ülkemize gelecek, fotoğraf neyin çekmek isteyecek ama kamera içeri alınmadığından çekemeyecek, bir de üstüne üstlük 10 dolar bırakacak. Peh peh peh. Tabii sigara da alınmıyor içeri. En güzeli ise bu olmuş. Abdi İpekçi'de geçtiğimiz seneler boyunca dumanaltı olarak izlediğimiz maçları şöyle bir hatırlarsak, Sinan Erdem'deki dumansız hava sahasının değerini daha bir iyi anlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ogün bu sene Fenerbahçe-Young Boys, Fenerbahçe-PAOK ve Eskişehirspor-Galatasaray maçlarına gitti. 3 maçı da kazanamadı ev sahibi takım. Fransa maçı öncesi tedirgindik. Neyse ki korktuğumuz başımıza gelmedi, Ogün de şanssızlığını kırdı. Zaten ertesi gün de Türkiye-Belçika futbol maçına gitti ve onu da kazandık 3-2.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-2. günü biraz salonu tanımaya ayırdık. 2 maç arasında salonu gezdik, değişik yerlere gidip fotoğraf çektirdik. Salon, İstanbul'da tek başına bir ilçe olacak büyüklükte. Standları gezdik, tribünleri gezdik, büfe fiyatlarına baktım. Abdi İpekçi'deki fiyatlara nazaran çok iyiydi. Çay 1 tl mesela, Yiyecekler 5 tl civarında falan. Ülker standında sıraya geçip hareketli potaya şut attık. Ben 0/4 attım, Ogün 1/4. Basket atana rozet veriliyor. Turkcell'in dağıttığı büyük elleri de aldık, Beko ve Garanti'nin dağıttığı uzun balonları da. Ben hatıra olsun diye şampiyona tişörtü aldım, Ogün de Rusya atkısı. Tam bir turist gibi her şeye burnumuzu soktuk, ancak bu işin keyfi de burada hakikaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-2 gün sonunda, düşündükçe güldüğüm iki an var. 2 gün boyunca o kadar çok turist gördüm ki, ister istemez her soluk benizliyi, beyaz ya da sarı saçlıyı turist sanıyorum. İlk gece, eve giderken Çapa'da kokoreççinin önünde bir adama yol tarifi soracaktım. Pardon dedim, baktım adama soluk benizli ve beyaz saçlı. Turist zannedip kaldım, Türkçe mi devam edeyim, İngilizce mi diye düşünürken, bir South Park sessizliğinden sonra adam "Buyur" deyince rahatladım. Yalnız görmeniz lazımdı o sahneyi. Çapa'da turist ne arar yahu, eheh. 2. sahnede 2. gece eve giderken kokoreç yiyeyim dedim. Açık kokoreççi bulamayınca bir dükkana girip nerede kokoreç yiyebileceğimi sordum, saat 00.30! Adamın bana ilk söylediği ne oldu dersiniz? "Canın kokoreç mi çekti?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Rusya atkısıyla çektirdiğim fotoğrafı koydum, Ruslar'ın arasında izledim zaten maçı da, ama Yeni Zelanda'yı tuttuğumu belirteyim, heh heh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Si si si si Sinan Güler sina Sinan Güler si...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-3283563946178714119?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/sinan-erdem-anlar.html</link><author>noreply@blogger.com (Beercholic)</author><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_Mfpcu7UkGXA/TIfvzubUbKI/AAAAAAAAHOQ/FOSodJsQp1E/s72-c/47198_440593994452_542369452_5075510_4608994_n.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-2624871254095228811</guid><pubDate>Tue, 07 Sep 2010 20:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-08T00:10:22.438+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">FIBA World Championship 2010</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Konu Dışı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>Bugün N'oldu?</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIapwAEgPeI/AAAAAAAAA0s/-ClAMXsiyFw/s1600/podrum.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 390px; height: 270px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIapwAEgPeI/AAAAAAAAA0s/-ClAMXsiyFw/s400/podrum.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514281435879456226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;- Öncelikle ben Bodrum'a geldim. Arabayla da çekilmiyor ki 10 saatlik yolculuk. Bi de sabah 6 da kalkınca insan iyice cacık oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çin-Litvanya maçının tamamını izleme fırsatı bulamadım. O yorgunluk üstüne biraz uyumak iyi geldi. Ancak dönem dönem izlediğim kadarıyla Çin yine beklentilerin üzerine çıktı. Jianlian'ın turnuva genelinde gösterdiği performansı "win or go home" maçına yansıtamamasına rağmen Çin hem maçı bir süre ortada götürdü hem de 15 sayı geri düştükten sonra Litvanya'yı tekrar sıkıştırmayı başardı. Litvanya da grupta 1. olmanın avantajıyla kendi standartlarında vasat kadrosuyla çeyrek finale geldi. Arjantin karşısında işleri çok zor. Ulan şimdi düşününce Amerika finale gelene kadar fazla zorlanmayacak bile. Son 16 da Amerika'nın tarafı ile bizim taraf arasında büyük uçurum var. Angola vasat bile değil, Rusya sınırlı, Yeni Zelanda bir yere kadar, Litvanya ekol ama kadroları kendi standartlarında vasatı zor buluyor, Çin piyangoyla geldi. Arjantin ve Brezilya'yı bir tarafa koyarsak Amerika'nın çok rahat bir yolda olduğunu söylemek mümkün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Brezilya-Arjantin maçını ise düzenli olarak izleyebildiğimi söyleyebilirim. Uzun zamandır futbol milli takımını seyretmek gelmiyor içimden nedense, Galatasaray mı beni futboldan soğuttu yoksa milli takımla ilgili birşey mi bilmiyorum. Arjantin Brezilya daha cazip geldi. İzlediğime de çok memnun olduğum bir maçtı. İki takımda hücumda çok iyi başladı maça bir tarafta Huertas-Barbosa diğer tarafta Scola-Delfino ikilisi daha ilk çeyrekte çift hanelere yaklaştılar. İki takımda zaten çok iyi hücum eden takımlar. Magnano'ya saygılarımı sunuyorum, nefis bir takım yaratmış ancak fikstür dezavantajı ve maçın sonunda Scola gibi bir lider çıkaramamaları onları turnuva dışına itti. Canını yediğim Huertas, büyüksün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Feysbukta, bloglarda şu Sabri'nin elinde basketbol topu olan fotoğrafın geyikleri bir gün daha bitmezse birine fena sövebilirim. Ne Sabriymiş arkadaş, Sabri olmasa bu millet kiminle dalga geçicek bilemiyorum. Bir yere kadar tamam da, artık boku çıktı gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Biraz önce NTV'ye Emre Belözoğlu, Arda Turan, Nihat Kahveci bağlanıp canlı yayında olan başbaşan Recep Tayyip Erdoğan ile sohbet ettiler. Garibime gitti nedense. Eleştiri anlamında söylemiyorum ama ne bileyim sevgili okur garip işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çok sevdiğim bir karikatür ile bitireyim:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIapSIAhUDI/AAAAAAAAA0k/gmy3r8HBAHk/s1600/ha.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 313px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIapSIAhUDI/AAAAAAAAA0k/gmy3r8HBAHk/s400/ha.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514280922614157362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-2624871254095228811?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/bugun-noldu.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIapwAEgPeI/AAAAAAAAA0s/-ClAMXsiyFw/s72-c/podrum.bmp" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-3644268677423934024</guid><pubDate>Tue, 07 Sep 2010 20:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-07T23:44:32.121+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Konu Dışı</category><title>Geçmişten Kareler #25 | Türk Televizyon Tarihine Geçen An</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIakJXa9c6I/AAAAAAAAA0c/LkFMdedx1B8/s1600/gk25.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIakJXa9c6I/AAAAAAAAA0c/LkFMdedx1B8/s400/gk25.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514275274574623650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Diyecek fazla bişey yok. Harikulade.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-3644268677423934024?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/gecmisten-kareler-25-turk-televizyon.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIakJXa9c6I/AAAAAAAAA0c/LkFMdedx1B8/s72-c/gk25.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-1443387433848999663</guid><pubDate>Sun, 05 Sep 2010 23:21:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-06T02:51:14.072+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">FIBA World Championship 2010</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>Kerem'in Son Durumu ve Slovenya Maçı</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIQs4GbPYNI/AAAAAAAAA0M/r3IRqlNslVc/s1600/keremt.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIQs4GbPYNI/AAAAAAAAA0M/r3IRqlNslVc/s400/keremt.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513581186117492946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Maç için fazla söyleyebilecek bir şeyim olmadığı için maç yazısı yazmadım. Yarın yazabilirim, bilmiyorum. Beklediğimiz gibi bir maç oldu Fransa biraz dayandıktan sonra alan savunmasına teslim oldu. Ancak maç içinde büyük bir şanssızlık yaşadık ve Kerem'in sakatlığıyla bir anda şok olduk. Murat Murathanoğlu maç içinde Kerem'le göz göze geldiğinde "eh işte" der gibi bir hareket yaptığını söyledi. Daha sonra Barbaros Akkaş maçtan sonra "şimdilik ciddi bişey yok gibi ama doktorların kontrolünü beklemek lazım" gibisinden bir şeyler söyledi ki bize bu "iyi haber" olarak gösterildi ki aslında hem Kerem'in "eh işte"sinden hem de Barbaros Akkaş'ın yorumundan sakatlığın ciddiye alınmayacak bir sakatlık olmadığını ben kendi adıma gördüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorlardan Kerem'in sol ayak yan bağlarında zorlanma olduğu ve Slovenya maçına yetiştirilmeye çalışılacağı haberi geldi. Kerem de doğal olarak maçta oynamak istediğini söylemiş. Kerem büyük bir ihtimal sahaya çıkacaktır ancak ağrıları onu ne kadar rahatsız edecek ve ne kadar performans verecek maalesef benim için soru işareti. Yani "kalktından sonra yere basabildi" diyerek biraz kendimizi avuttuk, bu işlerden fazla anlamam ama yanılmıyorsam ciddi diz sakatlıklarından sonra yere basılmaz. Bynum'da Oden'da daha önce görmüştük bu durumu. Ancak daha farklı bir sakatlık var ortada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerem'in durumu mutlaka çok kritik. Hem Ömer'le birlikte Dragic-Lakovic ikilisine yapacağı baskı -ki bu çok çok önemli- hem de sert bir rakip karşısında takım organizasyonu Ender formda da olsa çok kritik. Tek dileğim Kerem'in %100'le sahaya çıkması ancak bunun zor olduğunu tahmin ediyorum. Yine de sahaya çıkacaktır ve elinden geleni yapacaktır buna da şüphem yok ancak bileği onu çok zorlarsa ne yapacağız diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Guard baskısı Sinan-Ömer ikilisiyle mi yapılır yoksa Ender mi oradan gelecek süreyi alır, yoksa Barış'a güvenilir mi -ki bunu hiç sanmıyorum- düşünmemek elde değil. Bu kadar olgun geçirdiği bu turnuvada hem de madalyaya yürürken çok üzücü gerçekten. Dualarımız Kerem'le.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim Slovenya'ya. Slovenya'yı İran karşısında grubun son maçında canlı seyretme fırsatı buldum ve özellikle savunmalarını çok sertleştirdiklerini gördüm. Maçtan sonra genelde herkes "çok sert değiller" dedi ancak Lakovic ile başlayan çok sert bir savunmaları var. O eski Slovenya değiller yani. İran maçında ilk çeyrekte öne fırlamalarına rağmen İran'ın ikinci çeyrekte yaptığı vasat alan savunmasına karşı hücum edemediler ve skor dengeye geldi. Sonra maçı kopardılar tabii ancak özellikle Lakovic'in olmadığı dakikalarda bu savunmayı kullanabiliriz. Bu dakikalarda 1 numara pozisyona Dragic değil de Becirovic geçiyor ve her ne kadar basketbol zekası üst seviyede olsa da saf bir guard olmadığı için sıkıntı yaşıyor Slovenya bu dakikalarda. Ancak tabii ilk denememizde ardı ardına iki üçlük yiyip bu sistemden vazgeçmek zorunda kalabiliriz ki olmayacak şey değil. Bu durumda Lakovic-Dragic ikilisine müthiş bir baskı yapmamız gerekecek ki bunu Sinan-Ömer-Kerem üçlüsünün ikisiyle yapabiliriz. Eğer o iki oyuncuyu yavaşlatabilir, üstüne bir de hücumda Hidayet'le Nachbar'ın üstüne gidip onu yıpratabilirsek maç beklediğimizden de rahat geçebilir zira pota altı üretimi sınırlı bir takım ki bu konuda Lorbek'in yokluğunu net biçimde hissediyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani maçın kritik noktası öncelikle iki guardlarına maç başından itibaren müthiş baskı yapmak olacak. Dragic'in kırılgan ve oyundan kopabilen bir olduğunu düşünürsek Ömer ona maç başından itibaren mümkün olduğunca onu toptan uzak tutarak devre dışı bırakabilir. Aynı zaman da Slovenya'nın defansif açıdan tek eksiği de Dragic savunmasından geliyor. Dragic Lakovic'in yarısı kadar bile savunma yapamıyor ki İran karşısında da buradan sıkıntı yaşadılar. Ters bir takım, akıllı bir takım ve iyi guardları var ancak biraz kırılgan bir yapıya sahip olduklarını düşünüyorum Lakovic dşında. Maça çok sert savunma ile başlarsak beklediğimizden kolay geçebilir. Tabii Kerem'in sağlıklı olması durumunda! Umarım Tanjevic genel olarak futbolda gördüğümüz "büyük maç öncesi oyuncunun sakatlığını büyütme" taktiğini uyguluyordur. Ya da ben korktuğumdan abartıyorumdur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-1443387433848999663?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/keremin-son-durumu-ve-slovenya-mac.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIQs4GbPYNI/AAAAAAAAA0M/r3IRqlNslVc/s72-c/keremt.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-6194589093732051260</guid><pubDate>Sat, 04 Sep 2010 22:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-05T02:10:30.178+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">FIBA World Championship 2010</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>İspanya 80-72 Yunanistan | Coaching Farkı</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TILR3Yws-PI/AAAAAAAAA0E/csWRLhD8Pt4/s1600/kazkaz.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 280px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TILR3Yws-PI/AAAAAAAAA0E/csWRLhD8Pt4/s400/kazkaz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513199643324643570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İspanya'dan kaçmaya çalışırken hem etik olarak hoş olmayan bir davranış sergileyen hem de yine İspanya'nın kucağına düşen Yunanistan'a herkes bir tokatta İspanya'dan gelmesini istiyordu. İspanya takımını sevmeme rağmen Yunanistan'ın çeyrek finale çıkmasını istiyordum, hem çeyrek finalde Yunanistan-Sırbistan maçını (kavgadan sonra çeyrek finaldeki karşılaşmanın nasıl geçeceği merak uyandırıyordu bende) hem de Yunanistan'ı ilerleyen turlarda Türkiye'nin karşısında İspanya'ya nazaran daha fazla görmek istediğimden Yunanistan'a yakın başladım biraz maça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kişisel duygularımı geçip maça dönmek gerekirse Yunanistan 4 dışarıda, sadece Schortsanitis içeride başladı ki hem Gasol'u savunmada çok yıpratmak, hem yardım getirmeyi zorlaştırmak, hem yardım geldiğinde 4 şutörle sahada olmak hem de Marc Gasol'e fauller aldırmak adına mantıklı bir hamleydi ancak Marc 1 faul almasına rağmen Sofo'nun üzerinde çok iyi durdu ve 2 blokla onun ilk çeyrekte devreye girmesini engelledi. Bu arada İspanya savunması yardım savunmasını ve yardım sonra şutörlere geri dönüşü de çok iyi yaptı ve Yunanistan'ın hücum stratejisi devre dışı kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İkinci çeyrekte adam adama savunmaya karşı kolay sayılar buldu Yunanistan ve Scariolo bunun üzerine alan savunmasına geçti. Alan savunma ilk etapta işe yaradı ve Yunanistan'ın ritmini bozdu ancak Yunanistan (daha doğrusu Zizis!) Zizis'in tek dribbling üzerinden attığı şutlarla skora tutundu. Alan savunması tercihi bir süre için rafa kalktı. Yunanistan ise bir coaching hamlesiyle değil de bir oyuncunun bireysel performansıyla skorda kaldı ve farkın açılmasını engelledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 3. çeyreğe ise Yunanistan art arda 3lüklerle başladılar. 5te 5 attılar ve Scariolo riskli bir tercih yaparak alan savunmasına döndü. Çok iyi şut atan bir takıma karşı alan savunmasına dönmek riskti ancak Yunanistan'ın bizim maçta alan savunmasına karşı nasıl hücum ettiğini gören biri için Yunanistan'ın alan savunmasına karşı kabus hücum etmesi süpriz değildi. İlk yarıdaki gibi bir coaching hamlesi gelmedi Kazlauskas'tan. Yani demek istediğim şudur ki Scariolo Kazlauskas'a büyük üstünlük sağladı ve tercih ettiği savunma/hücum oyunlarıyla oyunun kontrolünün takımında kalmasını sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu arada İspanya'nın benchi de Yunanistan benchine büyük üstünlük sağladı. Turnuva öncesinde Yunanistan benchinin iyi bir bench olduğunu söylemiştim hazırlık performanslarına ve oyuncuların potansiyellerine bakarak ancak Yunanistan turnuva boyunca bench katkısı alamadı. Calathes çok kötüydü, Perperoglou çok kötüydü diğerlerinin zaten yatacak yeri yokta kafama takıldı; yıllardır bu takımda oynayan Printezis neden hiç kullanılmadı? Perperoglou'na 10 kere tercih ederdim. Reyes-Vasquez ikilisinin 3. çeyrekteki savaşına selam etmeden de geçmeyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Navarro'yu izlemek kadar büyük bir keyif... yok... büyük bir keyif yok.. Adam hakikaten büyük skorer, takımı sıkıştığı anlarda müthiş sorumluluk alıyor ve gerçek bir lider. Respect :zen:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İlahi adalet mi dersiniz eze eze mi dersiniz bilmem ama Yunanistan ilk 8'i göremeden elendi. Bu da Kazlauskas'ın sonu olacaktır herhalde. İspanya-Sırbistan maçı da çok sağlam olacak. Yarın sıra bizde ama öncesinde Avustralya'dan bir süpriz bekliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-6194589093732051260?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/ispanya-80-72-yunanistan-coaching-fark.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TILR3Yws-PI/AAAAAAAAA0E/csWRLhD8Pt4/s72-c/kazkaz.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-2558358135265291356</guid><pubDate>Sat, 04 Sep 2010 17:03:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-04T20:39:11.581+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">FIBA World Championship 2010</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>Sırbistan 73-72 Hırvatistan | Aptallığına Yan Hırvatistan</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIKEMnTey_I/AAAAAAAAAz8/dsCzP2auNL4/s1600/rasic.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 335px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIKEMnTey_I/AAAAAAAAAz8/dsCzP2auNL4/s400/rasic.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513114246098897906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bir süredir turnuva ile ilgili yazı yazamadığım için özür dileyerek başlayayım. Önce Yunanistan maçı için Ankara'ya, ardından ertesi 2 gün üniversite kayıtları için İstanbul'daydım. Bu arada İstanbul'da da son gün grup maçlarını izledim. Grup maçları analizini bir başka yazıda yazmak istiyorum ama yapabilecek gücü bulabilir miyim bilmiyorum. Maça geçelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sırbistan maça iyi savunmanın yanında hücumda da iç-dış dengesini kurarak başladı. Hırvatistan ise grup maçlarının aksine daha çok Ukic'in üzerinden içeriye girerek sayılar üretmeye çalıştı. Bu hamleyi hem Teodosic'i yıpratmak ve faul problemine sokmak hem de maçı kazanmak için sadece 3lüklere bel bağlamamak için yaptıkları düşünülebilir ki mantıklı olduğunu söylemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sırbistan ise maça daha çok Ante Tomic savunmasındaki Kristic'in üzerinden oynayarak başladı. Bunu neden söyledim biliyor musun sevgili okur? Çünkü bu sezon Euroleague'de sezonun yükselen değerlerinden biri olan -tabii ki Avrupa'nın en iyi koçunun elinde- Tomic çok formsuz. Sadece Amerika maçının ilk devresinde etkili oldu ve onun dışında turnuvanın bireysel anlamda en büyük hayal kırıklıklarından. İzlediğim Brezilya maçında sadece 2 sayı ve 5 faulu vardı ki bunun sadece sert savunmayla ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Genç koç Vrankovic'in Tomic'in üzerinden fazla seti yok, olan setlerde de Tomic topu potadan uzakta alıyor ki Real Madrid'de gördüğümüz ve sağlam katkı veren Tomic genelde topu pota yakınında alır en fazla 2 dribbling üzerinden topu potaya yollardı. Genç koç ilk büyük turnuvasında iyi iş çıkardı diyebilirim ama Tomic'i kullanmak konusunda o kadar da başarılı değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu arada maçta çok enteresan şeyler oldu. Maçın sonlarında Hırvatistan'ı sürükleyen isim Marko Popovic oldu. Genelde ortadan isolation oynadı ve bunların büyük çoğunluğunda ya basket attı, ya da faul yaptırmayı başardı. Aynı zamanda 5 tane de asisti var. Hayır hayır, dalga geçmiyorum. Bildiğimiz Popovic, bütün Hırvatistan hücumunu yöneten isimdi. Elin oğlu boşuna "I love this game" demiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Rasic'in turnuva başından beri yaptığı katkıya saygı duymamak elde değil. Hem Partizan'daki performansı hem de milli takımdaki performansı gösteriyor ki bir görev adamı usta bir koçun elinde sıkça yıldız performansları gösterebilir. Son saniyelerde Rasic ısrarı neredeyse galibiyeti Hırvatistan'a getiriyordu hatta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Perşembe günü gittiğimiz Amerika grubunun son maçlarında Hırvatistan turnuvanın en sağlam takımlarından Brezilya karşısında rezil olmuş, ne savunmada ne hücumda tutunamamışlardı. Hayır hayır olayı "Brezilya Sırbistan'ı düdükler"e getirmeye çalışmıyorum ama demek istediğim biraz istek, biraz savunma, biraz da ekstra katkılarla (Loncar 3. çeyrekte Sırbistan atağına hem savunmada hem hücumda karşılık veren isimdi) büyük madalya adaylarından Sırbistan'a elenme korkusunu yaşattı Hırvatistan. Hatta yaptıkları saçma hatalar olmasa belki de maçı alacaklar, en azından uzatmaya götüreceklerdi. Yaptıkları saçmalıkları izlemeyenler için açalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 1 sayı geridelerken ve top Sırbistan'dayken Sırp oyuncuların ezbere oynayıp topu Rasic'e aktarma istediğinden faydalanıp topu kaptılar ve Popovic'e faul yapıldı. Popovic 1/2 attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hemen arkasından gelen mola sonrasında topu orta sahadan çıkaran Sırplar çok basit bir oyunla Rasic'i kaçırdı ve Rasic kendisine en yakın Hırvat 5 metre uzağındayken çok rahat bir turnike attı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Rasic'in turnikesinden sonra Popovic'e yine faul yapıldı, Popovic 2/2 attı. 6 saniye kala top Sırbistan'daydı ve mola hakları kalmamıştı. Ancak Hırvatlar 1 saniye kala çok zor pozisyondaki Rasic'e faul yaptı ve Rasic takımına maçı kazandırdı. Bu arada son 2 hata maç boyunca çok az oynamasına rağmen son saniyelerde sahada olan Kus'a aitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıra İspanya-Yunanistan'da. İlk turda iki hayal kırıklığı yaratan takımdan bakalım hangisi yoluna devam edicek. Maç yazısını gece yazarım herhalde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-2558358135265291356?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/09/srbistan-73-72-hrvatistan-aptallgna-yan.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/TIKEMnTey_I/AAAAAAAAAz8/dsCzP2auNL4/s72-c/rasic.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-154653328549904418</guid><pubDate>Mon, 30 Aug 2010 20:21:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-31T00:17:48.045+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">FIBA World Championship 2010</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>Brezilya: 68 - ABD: 70 | Macera Dolu Amerika</title><description>- Rahatlıkla söyleyebilirim ki izlediklerim ve gözlemlediklerim doğrultusunda turnuvanın en iyi maçıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Brezilya Amerika'nın nasıl yenileceğine dair ipuçlarını verdi. Faul problemine girdiği dakikalar dışında oyunda kalan ve baskı karşısında son derece yıpranmasına rağmen çok çok iyi oynayan Huertas pick and rollerle takımını çok iyi yönetti. Gerçi burda Manano'nun da hakkını yemeyelim müthiş bir hücum sistemi oluşturmuş ki pick and rollere 3. hatta 4. kişiyi katması açısından sistemi David Blatt'ın Efes Pilsen'e uygulamaya çalıştığı sisteme benzettim. Ha Blatt başarılı olamamıştı orası ayrı. Takdir ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Amerika'nın hücumu nerede tıkanacak diye merak ediyorum. Çok fazla bire bire dayalı hücumları ve hem bireysel hem takım olarak iyi savunma yapan bir takım (Yunanistan olabilir) Amerika'nın hücumunu bugünkü gibi 70 ve altında tutabilir. Tekrar söylüyorum; Amerika şampiyon O-LA-MA-YA-CAK.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Maçın en iyi ismi Huertas'ın 3 saniye kala serbest atışlarda başarılı olamaması trajik ancak Amerika'nın yenilmesi durumunda onlara da yazık olacaktı zira özellikle son periyotta çok basit atışları kaçırdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Billups'ın içine Rose kaçmış bu arada, o nasıl drive etmek, o nasıl bir body balance. Amerika'yı değerlendirirken açıkçası bu zamana kadar milli takımda başarılı olamayan Billups'ı es geçmiştim ancak sanıyorum ki liderlik ona yaradı. Durant ile birlikte net olarak takımın lideri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Derrick Rose'u tanımayaz oldum bu turnuvada. Nerede o patlayıcı Rose, nerede bu toplarını genelde dışarıdan kullanan, içeriyi fazla zorlamayan Rose. Billups'la yer mi değiştirdiler yoksa? Lan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- :muratözyermodeon: İBB'li Marcus Vinicius :muratözyermodeoff: Brezilya hücumuna farklılık katan isim oldu Bay Çirkef'in yokluğunda hem hücuma hem savunmaya büyük katkı yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yarın Yunanistan maçı için Ankara'da, ertesi gün kayıt için İstanbul'dayım. Perşembe, Cuma görüşürüz. Sağlıcakla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-154653328549904418?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/08/brezilya-68-abd-70-macera-dolu-amerika.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-1498705136856217071</guid><pubDate>Mon, 30 Aug 2010 11:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-30T15:10:22.728+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Turkcell Süper Lig</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Futbol</category><title>Fenerbahçe 4 - 2 Manisaspor</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://cdn.sporx.com/img/2010/08/29/fenerbahce_4-2_manisaspor_30fc8_400.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 327px; height: 217px;" src="http://cdn.sporx.com/img/2010/08/29/fenerbahce_4-2_manisaspor_30fc8_400.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yazılarımın formatını değiştirmeden madde madde yazmayı bırakıyorum, böyle daha iyi olacak diye düşündüm.PAOK maçından sonra, hem de seyircisiz bir maçı gidip cafeden izleme gibi bir planım yoktu, evden internetten izleyecektim, artık ne kadar idare ederse. Sonra kuzenim aradı gel bizde izle diye, oraya gittim, kart bozuk, geri bize çıktık falan derken dakika 30 olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En başta Okan'ı kadroda görünce, ''Helal olsun sana Aykut'' diyebildim başka da bir şey değil. Santos'un da yabancı sınırından falan kesildiğini düşünmüyorum, O mesajı almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkcası tempolu bir Fenerbahçe yoktu ama topa hakimdik. İlk yarı geçen sene 1-0 öne geçtiğimiz maçların sonrasındaki gibi durgun bitti, hiç sevmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarı başlarken Manisaspor'un gol atacağını hissetmeyen var mıydı bilmiyorum.. Sağlı sollu ortalar, duran toplar derken Manisa'nın golü geldi ve yine orta sonrasında yanlış pozisyon alma zaafımızdan kaynaklandı. Üzgünüm ama bu yediğimiz son gollerin çoğunda hatalı olan Lugano. Lugano garip bir şekilde hep geç form tutuyor, son senelerde bunu açıkca gözlemliyorum. Zaten ilk geldiği sene bir yöneticimizin açıklaması hala aklımdadır : ''Bu adamı uzun süredir izliyoruz, harika bir oyuncuydu, buraya geldi hala daha neden böyle oynuyor, anlayabilmiş değiliz.'' Lugano o sıralar da ilk başlarda çok eleştriliyordu hatırlarsanız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gol sonrası Alex'in takım için ne kadar önemli olduğunu gördük. En olmayacak zamanda bir şekilde öyle bir orta kesti ki, öne geçtik. Tüm yediğimiz baskı ve gol girişimleri de yalan oldu. Manisaspor taraftarı olsam sanırım çıldırırdım, böyle bir adaletsizlik yok ama sanırım futbolun adaleti de yok zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alex konusunda Aykut Hoca ile aynı düşünüyorum sanırım. Alex oynayacaksa eğer sağda Mehmet Topuz gibi orta sahaya da yardım edebilecek biri olmalı. Olmalı da bu Mehmet Topuz mu olmalı? Olmuyor hocam. Mehmet orada yapamıyor, dün sahanın en kötüsüydü sanırım..&lt;br /&gt;Golden sonra kontrol tamamen Fenerbahçe'ye geçti. Bu sıralarda ben de bolca Niang seyretmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de dediğim gibi Niang çok kenarlara kaçıyor, bir şekilde burada tek forvet oynamaya alışmalı. Ne zaman ki ceza sahası içinde çok zaman geçirdi, o zaman golleri gelmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk golünde Okan'ın ortası Gökhan Gönül'e ders olacak nitelikteydi, Niang'ın kafası ise tam bir golcü vuruşuydu. Harika noktaya bıraktı, giderken korktum açıkcası dışarıya çıkacak diye..&lt;br /&gt;İkinci golündeki vuruşu ise yıllardır özlediğimiz vuruş olsa gerek.. Orayı geçiyorum zira beni ilgilendiren nokta golden önce Caner'in yaptığı koşu ve attığı mükemmel pas. Savunma bilgisi biraz daha gelişirse Santos'u bu şekilde orada görmektense Caner'i tercih ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın kalan kısmı Manisa'nın direncini gösterme ve Fenerbahçe'nin artık galibiyeti bekleme dakikaları oldu. Manisa'nın attığı gol ise izleyenler için bir keyif olabilir ama benim için hiç iyi olmadı. Takım üç haftada tam beş gol yedi. Bu rakam çok fazla, acilen takım savunması gelişmeli..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncu Değerlendirmeleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://cdn.sporx.com/img/2010/08/30/fenerbahce_4-2_manisaspor_b3206_400.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 239px; height: 319px;" src="http://cdn.sporx.com/img/2010/08/30/fenerbahce_4-2_manisaspor_b3206_400.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Manisaspor'dan başlıyayım çünkü o kadar kısa süre izledim ki maçı takımımdan başkasını izleme, odaklanma fırsatım olmadı. O kısa sürede gözüme çarpan tek isimse geçen senelerden de tanıdığım Nizo oldu. Kumaşı iyi ama sanki erkenden Türkiye'ye gelmenin verdiği dezavantajları yaşıyor. Oyun tarzı Emre'ye çok benziyor zaten numarası da beş. Sanırım kendine örnek alıyor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caner savunmayı çok iyi bilmiyor, bu belli ama Santos kadar isteksiz değil kesinlikle. Bilica bu takımın oyuncusu değil daha fazla şey yazmak istemiyorum. Lugano konusunda yukarıda yazdım, şu sıralar istediğimiz seviyede değil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okan'a ayrı bir parantez açmak lazım. Adam eksiltiyor, hızlı, çevik, pas trafiğini harika yapıyor ve en önemlisi harika orta kesiyor. Savunması da bana hiç zayıf gelmedi açıkcası, yaptığı bi kaç ters kademe vardı ki O'nun yaşındakilere ders olarak gösterilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Topuz bildiğimiz Mehmet işte.. Bu kadar etksiz olmamalı son noktalarda, bu şekilde devam ederse formayı kaptırır. Cristian ve Emre hakkında o kadar çok şey yazdım ki bundan sonra çok özel bir durum olmadığında bahsetmeyeceğim. Stoch ise izlediğim kısımda çok etksizdi, sanırım Avrupa'dan elenmemiz O'nu çok fena vurmuş. Doğaldır, ne umdu ne buldu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dia çok hızlı ve çok sağlam bir oyuncu. Sanırım takımızdaki en hızlı oyuncu. İnanılmaz kaptırıyor kanattan. Düzenli oynamaya başlarsa beklemediğimiz katkılar verebilir, dikkat etmekte fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alex ne yaptı? Dün golleri kasetten çıkarıp birine izletsen, ''Bu adam niye oynuyor hala?'' tepkisini alabilirsin ama Alex bir gol bir de asist yaptırdı. Hem de öyle anlarda yaptı ki bunları tam takımın bunalıma girebileceği, geçen haftanın sendromuna düşebileceği dakikalarda yaptı. O'nsuz kadro yazmak hala daha çok zor, ne yapacağız bilmiyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sonunda Niang! Yaptığı gol vuruşları gerçekten enfesti. Çok daha fazla ceza sahasında durursa ve biz de gerektiği gibi çoğalabilirsek Niang bu sene harikalar yaratabilir. O'nu, mücadelesini, azmini izlemek büyük zevk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe iyi yolda, bazı taraftarlar görmek isteme de iyi yolda. Avrupa'dan elenmemiz tam bir rezalet ama futbol olarak dönem dönem umut veriyor. Süreklilik sağlanabilirse ben takımdan ümitliyim. Bu sene adına konuşmuyorum zaten önümüzde sadece iki kupa kaldı. Ben sezon başı yazılarımda da bahsettim, benim bakışım bu seneye değil, geleceğe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmek üzere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-1498705136856217071?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/08/fenerbahce-4-2-manisaspor.html</link><author>noreply@blogger.com (Eren)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-5940671135820804108</guid><pubDate>Sat, 28 Aug 2010 21:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-29T01:12:31.467+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">FIBA World Championship 2010</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>Day I - The Others</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THmJwCmvTTI/AAAAAAAAAzs/WfvsFEMbVsA/s1600/foto3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 217px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THmJwCmvTTI/AAAAAAAAAzs/WfvsFEMbVsA/s320/foto3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510587077490593074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Biraz boxscore yorumculuğu, biraz okunanlardan hareketle ilk günün diğer skorlarını yorumlamaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ İlk olarak Amerika'dan başlayayım: İlk çeyrekte Messina'nın Real Madrid'ine sonradan katılmasına rağmen büyük katkılar yapan Ante Tomic önderliğinde maça akıllı hücum ederek başladı Hırvatistan. Ante Tomic gerek attığı sayılarla gerekse posttan kurduğu oyunlarla akıllara Prkacin'i getirdi ve bu sayede Hırvatistan ilk çeyrekte oyunun içinde kalmayı başardı. İlk çeyrekte göze çarpan bir başka nokta ise 5 numara oynayan Lamar Odom'un fazla sırıtmaması oldu. Phil Jackson Lamar'ı 5 numarada böyle performans gösterirken görünce fenalıklar geçirmiş olabilir, aman diyim hoca. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci periyot ortasından sonra inanılmaz bir Amerika dominasyonu başladı ve 2. çeyrekte Hırvatistan'a sadece 6 sayı imkanı verdiler. Farkın bu kadar açılmasında Ukic'in oyunda olmamasının da payı vardı elbet. Bu süre zarfında Eric Gordon da üçlükleriyle devreye girdi ve ABD ikinci çeyrekte vurup geçti. Maçın son iki çeyreği ise hazırlık maçı havasında oynandı... Diyemem ama Amerika maçı koparmanın da etkisiyle vites küçülttü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THmJS_rponI/AAAAAAAAAzk/Ykq6FejJ6v0/s1600/foto2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 181px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THmJS_rponI/AAAAAAAAAzk/Ykq6FejJ6v0/s320/foto2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510586578489680498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;+ İlk büyük süpriz ise Fransa'dan geldi. İlk çeyrekte 9 sayı attıkları maçta son şampiyonu %36 saha içi isabetinde tutarak 72-66 yendi. İspanya benchinin toplam sayısına Albicy'nin tek başına ulaşması İspanya'nın "ilk maçı kaybetme totemi" yaptığını düşündürüyor olsa da bu kadar komple bir takımın benchten sadece 13 sayı çıkarabilmesi turnuvanın ilerisi için korkutucu. Boris Diaw'ın 1/7 ile 2 sayı attığı maçta Fransa gibi hücumda fazla kozu olmayan bir takıma yenilmekte... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Arjantin Almanya maçında da bir süpriz geliyormuş ki Arjantin'i yine Delfino ipten almış. Scola tıpkı bizim maçta olduğu gibi kötü yüzdeyle atmış ancak serbest atışlarla etkili olduğunu söyleyebilirim. Gerçi aynı şeyler 6/17 atmasına rağmen 25 sayıyı bulan Delfino için de geçerli. Bu ikili toplamda 27 serbest atış atmış ki Almanya'nın toplam serbest atışından 12 fazla. Almanya ise Arjanin'in tam 2 katı top kaybı yaparak (8/16) yakın geçen maçta sonunu hazırlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Bir diğer süprize yakın olan maçta Avustralya Ürdün'ü tabir-i caizse "ittire ittire" yenmiş. Turnuvanın en iyi pota altı ikililerinden biri olan Andersen-Maric ikilisinin 45 sayı 18 ribaundluk katkısını biraz daha aşağı indirebiseler büyük bir süprize imza atabilirlerdi. Zaid Abbas'ın 20-10'u, eski Efesli Rasheim Wright'ın 16 sayılık katkısı ve Avustralya'nın sadece 11 asistte kalması dikkat çeken noktalar. Avustralya için pota altı sorunsuz ancak organizasyon konusunda sıkıntıları olduğu açık. Ayrıca 4/19 üçlük atması ve bu üçlüklerin 2'sinin 3 denemede David Andersen'den gelmesi de Avustralya'nın neden bu kadar zorlandığının bir başka kanıtı gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THmIeGC7F4I/AAAAAAAAAzc/RIRi5cVCu5g/s1600/foto1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THmIeGC7F4I/AAAAAAAAAzc/RIRi5cVCu5g/s320/foto1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510585669664839554" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;+ Litvanya-Yeni Zelanda maçında ise büyük skorer Kirk 37 sayısına (1/9 üçlüğe rağmen, saha içinden 10/20) rağmen Litvanya %55 ile hücum ederek maçı kazanmasını bilmiş. Takım olarak verimli hücum etmişler, Linas Kleiza'nın 11/15 saha içi isabetiyle attığı 27 sayı ve ikinci çeyrekte yakaladıkları 25-10'luk seriyle maçı kazanmayı bilmişler. Yeni Zelanda'da 79 sayının 56'sının Penney-Vukona ikilisinden gelmesi ve fotomaç diliyle konuşmak gerekirse haka dansını sadece bu ikilinin yapması (!) Jasaitis'in 25 dakikada sadece 3 top kullanması ve Javtokas'ın sadece 4 dakika oynaması (sakatlığı mı var acaba diye düşündürmüyor değil) boxscore'dan yakalanan diğer dikkate değer istatistikler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Onun dışında ilk çeyrekte 25-9 ile maçı bitiren Sırbistan (tam 50 sayı fark) taraftarıyla güçsüz Tunus'u rahat geçen Slovenya (Fotomaç staylaa) ve Kanada'yı 81-71 yenerek "grubun en zayıfı ben değilim" mesajını cümle aleme (!) veren Lübnan günün diğer galipleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın görüşemeyebiliriz, ama sonra beraberiz. Sağlıcakla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-5940671135820804108?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/08/day-i-others.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THmJwCmvTTI/AAAAAAAAAzs/WfvsFEMbVsA/s72-c/foto3.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-8084288613215779104</guid><pubDate>Sat, 28 Aug 2010 17:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-29T00:07:26.161+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">FIBA World Championship 2010</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>Grup Yapıyoruz Grup #1</title><description>Sonunda Basketbol Dünya Şampiyonası başladı. Dün açılışı izlemedim ancak bugün saat 4'den beri maçları izliyorum. Televizyonda maçları izlerken bir yanda da internetten skorları takip etmeye çalışıyorum. Maalesef şu anda FIBA'nın sitesinde canlı skorlar gösterilmiyor ancak canlı skorları takip etmek isteyenleri ESPN'e yönlendirebilirim. Her neyse, bizim gruptaki maçlardan bahsedelim biraz, vakit kalırsa diğer maçlardan da bahsederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yunanistan-Çin&lt;/strong&gt;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan Çin'in vasat 2-3 alan savunmasına karşı çok iyi hücum ederek başladı. İlk 3 hücumda, 2 üçlük ve 3 serbest atış ile (6 sayı Bourousis'ten) 9 sayı ürettiler ve maçın hemen başında 9-2 ile öne fırladılar. O dakikalarda muhtemelen herkes Yunanistan'ın Çin'i rahat geçeceğini düşünüyordu. Zira ilk periyot sonuna kadar da maç öyle devam etti, Yunanistan hem Zizis ile hem Spanoulis ile üçlükleri bulmaya devam etti, Çin ise bu dakikalarda sayılarını orta sahayı hızla geçtikten sonra gerek turnikelerle gerekse yapılan faullerden sonra serbest atışlarla buldular. İş yarı saha basketboluna kaldığı zaman çok zorlanan Çin, daha ilk çeyrekte farkın çift hanelere çıkmasına engel olamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci çeyrekte oyun biraz daha dengelendi. Aslında Çin daha iyi gözüken taraftı ancak Zizis ve Spanoulis hem sorumluluk alarak hem de aldıkları sorumluluk dahilinde kullandıkları zor toplarla Çin'in yaklaşmasına engel oldular. Çin'de NBA'de bekleneni veremeyen Jianlian gerçek bir lider gibi oynadı ve Tsartsaris-Bourousis ikilisi tarafından iyi savunulmasına rağmen Çin'i ayakta tutan isim oldu. Bu arada "koç" bizim Sun Yue'ya "çok iyi üçlük atar" gibisinden bir şey söyledi ki Pekin Olimpiyatları'nda alıcı gözüyle izlediğimiz ve Lakers forması da giyen Yue, genel olarak saha görüşü ve fena olmayan atletizmi ile öne çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. çeyrek ise tamamen Çin'in dominasyonu altında geçti. Jianlian inanılmaz işler yaptı, kalın Yunan uzunlarına karşı hem ribaundlarda hem işin mücadele kısmında çok iyi işler yaptı. Bu arada Shipeng de bu dakikalarda ön plana çıktı ve Çin'i iyice maçın içine çektiler. Bu dakikalarda Yunanistan Spanoulis'in yokluğunda çok kötü hücum etti. 4. çeyrekte ise Çin yavaş yavaş dolmaya başlayan salonun da desteğiyle Jianlian'ın serbest atışlarıyla öne geçti. Bu dakikadan sonra maçı belirleyen kelime "tecrübe" oldu. Yunanistan Calathes önderliğinde tekrar içeri girmeyi hatırladı ancak bu dakikalarda Çin'in tecrübesizliği ön plana çıktı ve akıl almaz top kayıpları yaptılar en kritik dakikalarda. Çin bütün maç Yunanistan'ın maçı koparma ataklarına karşılık verdi ancak son dakikalarda yapılan hatalardan sonra Calathes'in yaktığı ateşi Yunanistan'ı maç boyunca taşıyan Zizis-Spanoulis ikilisi taşıdı ve Yunanistan zor da olsa galibiyetle başladı turnuvaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Porto Riko - Rusya&lt;/strong&gt;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç aslında tam olarak Rusya'nın istediği gibi başladı. Rusya müthiş savunmasıyla o bildiğimiz Porto Riko hücumlarına izin vermedi ve maç çok kısır başladı. Arroyo-Barrea ikilisine oyunun ritmini kontrol etme şansını vermedi. 4 kısa başladıkları ve muhtemelen bizim karşımıza böyle çıkmayacakları için savunma sistemlerini konuşmak zor gözüküyor, ancak her takıma özel olarak hazırlandıklarını sanıyorum özellikle işin savunma kısmında. Hücum yönleri çok kısıtlı ancak işin savunma kısmında çok sertler ve çok iyi yardımlaşıyorlar. Hücumda ise daha çok Ponkrashov'un eline bakıyorlar. Skor anlamında olmasa da organizyon tamamen onun elinde ve bugün takımı iyi organize ettiğini özellikle uzunları devreye sokmak konusunda başarılı olduğunu söyleyebilirim. Temponun yükselmesine hiç izin vermiyorlar ki Porto Riko'nun en büyük silahı buydu. Arroyo bu yüzden hiç devreye giremedi. Barea'nın attığı 26 sayı kimseyi yanıltmasın o sayılarının büyük kısmını sete set hücumda kendi yarattığı pozisyonlarla buldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya da hem Kaun hem de Mozgov dönem dönem devreye girdiler ve özellikle pick and roll'lerle etkili oldular Ramos'un yavaşlığını da kullanarak. Onun dışında Fridzon2un çok kritik bir üçlüğü var ki o üçlükten sonra Rusya kontrolü eline aldı ve maçı kopardı. Açıkçası maç biraz da sıkıcıydı o yüzden 40 dakikasını izlediğimi söyleyemem ki Amerika maçını da bol bol dönerek izledim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye-Fildişi Sahilleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında maç hakkında fazla söylenecek şey yok. Sadece gözüme çarpan birkaç detayı yazacağım zira Fildişi atletiklikleri dışında tam anlamıyla kazmalar ordusu. Atletiklerini çıkarırsan Drogba-Kone-Toure-Boka-Gervinho beşlisi de aynı işi yapabilirdi. İşin esprisi bir yana bu maç tekrar tekrar gösterdi ki takımı uzatmanın bir manası yok. 2. çeyrek başındaki uzun 5 (Ender-Hidayet-Kerem G.-Oğuz-Semih) iyi bir sınav vermedi ve takım o süre zarfında işin hücum kısmında çok etkisiz kaldı. Onun dışında Ender hala sakatlığının etkilerini atlatamamış gibi, bu yüzden hem Tunçeri'nin performansı hem de Hidayet'in organizasyon yapmadaki başarısı çok çok kritik olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hidayet kendini fazla kasmadı gibi. Saha içi isabeti yok ancak hücumda içeriden oynamaya çalışma çabası olumlu. Şutlar da yavaş yavaş girecektir. Ersan'ın performansı sevindirici ki 4 numarada oynadığı sürece Ersan'dan bu tip katkıları alabilmek mümkün. Onun dışında Sinan'ın performansı çok sevindirici ancak umarım bu Tanjevic'in kafasına önemli maçlarda da Sinan'ı bir numara oynatabileceği fikrini getirmemiştir. Ama 2 numaradaki 3 oyuncumuzun da performansı çok sevindiriciydi bugün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi fazla söylenebilecek bişey yok, asıl sınav yarın. Yarınki maç gideceğimiz yer hakkında ilk ipuçlarını verecek gibi. Sağlıcakla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-8084288613215779104?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/08/grup-yapyoruz-grup-1.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-7514908978017725294</guid><pubDate>Fri, 27 Aug 2010 13:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-27T17:03:36.095+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Turkcell Süper Lig</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><title>Fenerbahçe 1 - 1 Paok</title><description>Haydi sizinle futbolu tekrardan yorumlayalım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kaleci fizikli, alanına hakim, gerektiğinde topu ayağıyla, eliyle uzun ve hızlıca topu ileriye sokabilen oyuncunun tanımıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Eğer kalecin bunu yapamıyorsa neden oynatıyorsun? Ya da Mert'e güven nidaları attıktan sonra neden bu halde O'nu yedek bırakıyorsun? Mert Volkan'ın her topu Bilica'ya bıraktığında ''Hani bana güveniyordu bunlar arkadaş?'' diye düşünmemiş midir acaba? Ya da bizim gibi ''Burası Fenerbahçe, burada gençsen işin zor'' diyebilmiş midir? Demiştir bence..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Savunmada oynayan futbolcu topu sektirme, adamı kaçırma gibi lüksleri olmaması gereken, güçlü, dikkatli oyuncunun tanımıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-1.75'lik adama kafa vurdurup uzatmalarda taraftarların tüm umudunu kırıyorsan eğer Fenerbahçe oyuncusu olamazsın. ''Risk almamak'' tanımını bilmiyor ve topu alıp, adama sırtını yasladığında topu tehlike olmayan alana atamıyorsan sen Fenerbahçe futbolcusu olamazsın ya da indirdiğin kafa topunu kenarlara doğru değil de tam göbeğe doğru atıyorsan senin sorgulaman gereken çok şey vardır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bek olarak oynayan futbolcu ileriye, geriye kombine olarak gidip gelebilecek, ters kademelere hakim, futbolcuyu önden karşılayabilen oyuncunun tanımıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sen önünde göbek, her pozisyonda geriye gelemiyorsan eğer, hiç bir ters kademede ismini okuyamıyorsak ve dilin her daim dışarıdaysa senden artık bu takımda güvenilecek bek falan olmaz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bunu göre göre sol beki yedeklemek aklına gelmiyorsa da ben sana iyi yönetici falan diyemem ayrıca..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ön libero topu alıp, dağıtacak, kuvvetli, vücudunu kullanabilen, girişken oyuncunun tanımıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sen savunmanın önünde pusuyor, hiç bir pozisyonda omzunu kullanıp topu alamıyorsan ve sadece enine pas atıyorsan Fenerbahçe'nin ön liberosu olamazsın, olmamalısın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ve sen çok güvendiğim hocam, bu adama hala daha iyi diyorsan, ben bunu ne için dediğini de sorgularım ayrıca..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kanat olarak oynayan futbolcu topu alıp gidebilen, gerektiğinde içeriye kat edebilen, ayağına hakim oyuncudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Topu alıp orada sıkışan, ne yapacağını bilemeyen, bariz göbek oyuncusu olan futbolcu kanat oyuncusu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Futbol diyoruz bari taraftarları da tanımlayalım biraz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Taraftar takımı uzatmada gol yediği zaman çıkıp giden değildir. Taraftar 2500 kişiyle tüm stadı susturan, delicesine tek bir ağızdan bağıran topluluktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-He birde, taraftar PKK bayrağı açan adamla kardeş olan kişiler de değildir, olmamalıdır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ve bu taraftarı bu hale kim getirdiyse eğer, ne yaparsa yapsın en büyük Fenerbahçe düşmanıdır. Suçlu kim? Aziz Yıldırım mı? Tribun başkanları mı? Beni hiç ilgilendirmiyor, olayın iç yüzünü de bilmiyorum aam bunu kim yaptıysa benim için en büyük düşman bundan sonra O'dur. Böyle tribün, böyle rezillik olmaz. Ben babamla gittiğim maçları hatırlıyorum, sesimiz kısılmadan gelince evdekiler şaşırırdı, şimdi zorla sesimizi kısıyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Büyük takımın da tanımını yapalım isterseniz.. Büyük takım kendi çapında yeterli olabilen takımdır. Çapın tanımının içinde ekonomi, taraftar gücü gibi etkenler vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ve sen bu etkenlerin bırak yakınında olmayı, bunları taşıyamayacak kadar garip yapılanmalar içine giriyorsan, ''Büyük takımız biz!'' gibi saçmalıkları bir daha duymak istemiyorum ben.. Büyük takım falan değiliz biz. Böyle büyük takım olunmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Rahat kazanacağımızı düşündüm çünkü takımda hala daha bir kaç ruh kalmıştır diye umuyordum, ne yazık ki yine hüsrana uğradım. Saraçoğlu'ndan çıkarken, ''Buradan en son ne zaman mutlu ayrıldık ulan?'' diye dönüp sordum arkadaşıma da etraftakiler güldü..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Suçlu Aykut falan da değildir. Hesap sorulacaksa evet O'na sorulacaktır ama Aykut bu takımın başında yıllarca kalmalıdır, kaosları O atlatmalıdır çünkü takım şu noktadan sonra herhangi bir adamla düzlüğe çıkamaz. Düzlüğe çıkacaksak eğer bu adam Aykut olmalıdır. Dediğim gibi hataları vardır ama büyükmek beraber yapılabilecek bir eylemdir. ''Burası Fenerbahçe arkadaş, burada büyüyemezsin!'' diyen olursa eğer O'nu iki paragraf üste davet ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Beşiktaş maçına yine stadın yollarında olacağız ama inanın ki o tribünü tekrar görecek olmak bana acı veriyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kocaman ümitler başka zamana..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-7514908978017725294?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/08/fenerbahce-1-1-paok.html</link><author>noreply@blogger.com (Eren)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-6568751809200900598</guid><pubDate>Fri, 27 Aug 2010 12:51:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-27T17:26:57.668+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">FIBA World Championship 2010</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>2010 Dünya Şampiyonası - Favoriler II</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THfK0WUopBI/AAAAAAAAAzU/r_urKHQ4tcw/s1600/teo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 203px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THfK0WUopBI/AAAAAAAAAzU/r_urKHQ4tcw/s320/teo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510095669805229074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4- Sırbistan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vurursa Gol Olur: Milos Teodosic&lt;br /&gt;Süpriz Koşuları Var: Milenko Tepic&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırbistan geçen sezon yeni kurulan genç kadrosuyla Avrupa Şampiyonası'nda finale kadar yürümüşlerdi. O takımda yıldızı parlayan Velickovic Real Madrid'e, Teodosic ise Olimpiakos'un benchinin dibinden takımın direksiyonuna geçti. Teodosic harika bir sezon geçirdi ve normal sezonun en değerli oyuncusu seçildi. Oyunculuğu artık tartışılmaz seviyede ancak karakteri için aynı şeyi söylemek mümkün gözükmüyor. Son kavgadan bahsetmiyorum, oyuna küsebilen, zaman zaman hocasıyla ters düzen ve tepkisini göstermekten kaçınmayan bir isim olduğunu Euroleague F4 finalinden hatırlıyoruz. Kavga dolayısıyla 2 maç ceza aldı ancak fazla dezavantaj yaratmayacak bu Sırbistan için çünkü en zorlu maçlarda (Arjantin, Avustralya) formasını giyebilecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir numarada Avrupa'nın en iyi oyuncularından birine sahip olan Sırbistan takımı pota altında da sorunsuz gözüküyor. Velickovic her ne kadar Real Madrid'de çok iyi bir sezon geçirmese de ve Messina'nın özellikle savunmada istediklerini yapamasa da Avrupa'nın çok iyi uzunlarından biri ve Kristic ile birlikte iç-dış dengesini de kurabilirler. Ayrıca uzun rotasyonu çok derin ve ilk beşte çıkmasını beklemediğim Perovic ve bu sezon Efes Pilsen forması giyen Radulijica çok iyi alternatifler. Daha o bölgede kullanabilecekleri Macvan var. Buu rotasyonu bütün olarak düşündüğümüzde Sırbistan'ın turnuva boyunca pota altında sorun yaşamayacağını öngörebilirim ancak aynı şeyleri 2-3 numaralar için söylemem. Aleksandar Rasic iyi bir kısa ancak onun da adrenalin ve maçların zorluk seviyesi arttıkça performansının düştüğünü söyleyebilirim. Paunic çok iyi bir savunmacı ancak onun da hücumda güvenilir bir el olduğunu söylemek zor. Tepic ise daha tam olarak kendisinden bekleneni veremese de çok yetenekli ve Teodosic ile birlikte gelecek vaad eden bir 2 numara. Yine de Sırbistan takımı her zaman beraber oynamayı bilen bir takım ve bu bölgede de fazla sorun yaşayacaklarını sanmıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak Sırbistan İspanya ile birlikte turnuvanın en komple kadrolarından biri. Hem içeriden hem dışarıdan skor bulabilecek, bireysel olarak üst düzey savunmacıları fazla olmasa da takım olarak çok iyi savunma yapan bir ekol. Hem Arjantin'in son Türkiye maçındaki performansını hem de Nocioni'nin kadrodan çıkarıldığını düşününce Sırbistan'ı İspanya ve Amerika'nın arkasına koymam mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THfJCIQMIbI/AAAAAAAAAzM/04x_EyyjB5Y/s1600/sofo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 216px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THfJCIQMIbI/AAAAAAAAAzM/04x_EyyjB5Y/s320/sofo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510093707523400114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5- Yunanistan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vurursa Gol Olur: Vassilis Spanoulis&lt;br /&gt;Süpriz Koşuları Var: Nick Calathes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan'da FIBA sayesinde o kavgadan en az hasarla yırttı. Schortsanitis ve Fotsis sadece 2 maç ceza aldılar ve grubun en kritik maçı olan Türkiye maçında tam kadro olacaklar. Fotsis ve Schortsanitis (bakmadan yazıyorum ha!) Yunanistan'ın sağlam pota altı rotasyonunda önemli oyuncular ve yine bu ikili iç-dış dengesini de sağlayabilen uzun ikililerinden. Özellikle bizim maçta pota altında inanılmaz bir mücadele olacağını tahmin ediyorum. Ancak Yunanistan'ı bizden ayıran Diamantidis ve Spanoulis olacak. Spanoulis geçen sene oynadığımız maçta Hidayet'e "liderlik" dersi vermiş ve en kritik anlarda en kritik üçlükleri ve sayıları atmıştı. Yine Yunanistan'ın en büyük gücü olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan'ı bu sıralamaya almamızın en önemli sebeplerinden biri de inanılmaz sertliği. Çok sert bir takımlar ve Spanoulis dışında hepsi hem bire birde hem takım savunmasında çok iyi isimler. Demin de söylediğim gibi özellikle pota altında (Ömer-Semih-Ersan vs. Schortsanitis-Fotsis-Bourousis) müthiş bir mücadele olacak. İki numarada ise yıllardır bir türlü beklenen sıçramayı yapamayan Florida'lı Calathes bu hazırlık dönemini iyi geçirdi ve turnuvanın yükselen yıldızlarından biri olmaya aday benim gözümde. Son ABD maçında sahadan silindiler ancak Spanoulis ve Diamantidis'i o maçta izledikten sonra maçın samimiyetine pek inanası gelmiyor insanın. O Yunanistan vasat bir takımdan fazlası değil ancak gerçek Yunanistan'ı o olmadığı çok açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan'ın bir başka avantajı ise müthiş benchi. Belki de turnuvanın en iyi benchlerinden biri. Printezis, Perperoglu, Kaimakoglu, Zizis, Tsartsaris benchi gerçekten sağlam ve her an katkı verebilecek isimlerden kurulu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-6568751809200900598?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/08/2010-dunya-sampiyonas-favoriler-ii.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THfK0WUopBI/AAAAAAAAAzU/r_urKHQ4tcw/s72-c/teo.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-2675885417207804450</guid><pubDate>Thu, 26 Aug 2010 21:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-27T00:59:55.969+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Beşiktaş</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">UEFA Avrupa Ligi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Futbol</category><title>HJK Helsinki 0 - 4 Beşiktaş</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.bjk.com.tr/tr/medya.php?rn=29800"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 450px; height: 330px;" src="http://www.bjk.com.tr/tr/medya.php?rn=29800" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;- Mevcut şartlar dahilinde kurulabilecek en iyi kadro ile çıktık maça, öpüyorum Şusti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Beşiktaş’ın maçlara aşırı hızlı başlayıp erken gol bulması takımı inanılmaz rahatlatıyor. Fakat bi ara çok rahatladılar, bunu ligte ve gruplarda da yaparsak can yakar aman diyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Guti’nin topuk pası asist diye sayılmaz ama ben şahsım adına sayıyorum. Querasma da beyin ameliyatı yaptı resmen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Querasma geldiğinde benim pek fazla inancım yoktu. O kadar yıl dikiş tutturamamış, aylardır maça çıkmamış birisi, bir de kime sorulsa cevaplar sürekli kendini beğenmiş, sorun yaratan, maça küsen bir oyuncu olarak geliyordu. Ancak geldiğinden beri takıma ayrı bir hava kattığını, futbolu çok özlediğini görüyoruz. Umarım bu uzun süre devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 45 ile 60 arası takımın da rehavete kapılmasıyla aşırı baskılı oldu Helsinki. Ataklarının çoğu da İsmail’in bölgesinden geldiğini unutmayalım. Bugün İsmail’i kurtaran Cenk ve direklerdir. Ne hücumda ne de savunmada oynayabildi İsmail, kendine gel yavrum. Ben bu yaşımdan sonra sol tarafta 19 numarayı görmek istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.bjk.com.tr/tr/medya.php?rn=29808"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 450px; height: 419px;" src="http://www.bjk.com.tr/tr/medya.php?rn=29808" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şimdi ismini söyleyipte nazar değmesini istemem ama takımda 18 numaralı bir çocuk var ki al bağrına bas, oyununa gazeller söyle. Bu 18 numaranın bir kusuru var, o da kendisini korumayı hiç bilmiyor. Her topa uzanmaya çalışıyor, sırf bu huyu yüzünden bir gün sakatlanacak ve onu sakatlayan adamı öldürmeme sebep olacak. Yapma koçum, seviyorum seni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Guti’nin golünde Bobo’nun verdiği pas, neden Bobo’yu forvette istediğimin açık seçik kanıtıdır. Sırtı dönük olduğu sürece pas verse de şut çekse de tehlike yaratıyor. Sırtı dönük nasıl şut çektiğini söylememe gerek yok sanırım. Bugün de nasıl pas verdiğini gösterdi.  Bugün asist yapmış olsa da Bobo’nun canı biraz sıkılmış transfer söylentilerine, biraz motive edilmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Holosko’dan adam olmaz, Nobre’den hiç olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Erhan’sız Beşiktaş’ın sağ kanatı varmış, yeni yeni anlıyoruz. Şusti’de Ekrem’i sırf Avrupa maçlarında oynatıyor galiba Avusturya’lı sanıyor Ekrem’i. Hilbert’i de övelim, Querasma ile kanatlardan içeri doğru müthiş ataklar yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Öptüm Hepinizi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-2675885417207804450?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/08/hjk-helsinki-0-4-besiktas.html</link><author>noreply@blogger.com (Faruk)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-5317415661899586549</guid><pubDate>Thu, 26 Aug 2010 21:16:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-27T00:23:30.298+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">UEFA Avrupa Ligi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Futbol</category><title>Rijkaard&amp;Arda</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THbbEuLqTXI/AAAAAAAAAzE/QqU27K4xo5E/s1600/siyah.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THbbEuLqTXI/AAAAAAAAAzE/QqU27K4xo5E/s320/siyah.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5509832068297280882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı ağır hakaret içermektedir. Bilginize...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah belanızı versin !.. Aydın'a tekrar bu takım formasını giydiren Rijkaard'a, yüzünde sürekli mutsuz ve ekşi bir ifade bulunan Arda'ya, yeteneksizler ordusu Ali Turan, Barış Özbek, Mustafa Sarp, Servet Çetin, Emre Çolak, Lorik Cana'ya ve onları bir araya toplayan Adnan Polat'a diyecek söz bulamıyorum. Maç yazısını istiyorsa Enes yazsın ancak ben bu takıma bundan sonra yazı falan yazmam. Bunca seneden sonra takımdan utanmak gerçekten çok üzücü. Rijkaard'a sövmeye doyamıyorum zaten, Arda'yı kaptan yapanın da allah belasını versin. Kendimi kontrol edemiyorum yahu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Helal olsun Trabzonspor, helal olsun Beşiktaş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-5317415661899586549?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/08/rijkaard.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THbbEuLqTXI/AAAAAAAAAzE/QqU27K4xo5E/s72-c/siyah.bmp" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-2203433337806307172</guid><pubDate>Thu, 26 Aug 2010 09:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-26T13:27:11.749+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">FIBA World Championship 2010</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Basketbol</category><title>12 Dev Adam (Son Değerlendirme)</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THZA-8WtYnI/AAAAAAAAAy0/UajfrVW2KOs/s1600/kerem.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 206px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THZA-8WtYnI/AAAAAAAAAy0/UajfrVW2KOs/s400/kerem.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5509662644231823986" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türk basketbol tarihinin en önemli turnuvasına sadece 2 gün kaldı. Yıllardır beklenen, üzerine yıllarca planlar yapılan turnuva geldi ve çattı. Favoriler yazımın 2. kısmını yazacağım ancak Milli Takımı ayrı bir yazıda yazmak istedim. Öncelikle eksilerimizden başlamak istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Guard Sorunu&lt;/strong&gt;: Aslında turnuva başında iyi bir guard rotasyonumuz olduğunu düşünüyodum. Engin Atsür harika bir sezon geçirmiş, Kerem milli takımda her zaman farklı oynamış, Ender ise güvenilir olmasa da gününde olduğu zaman maçı değiştirebilecek bir isim. Bu üçlü turnuvayı rahat rahat götürebilir görüşündeydim ancak Engin'in şanssız sakatlığı o iyi rotasyonun yarısını aldı götürdü. 1. guard olarak düşünüldüğüne inandığım Engin'in sakatlığı gerçekten büyük bir şanssızlık ancak artık bahanelerin arkasına sığınacak ne vaktimiz ne sabrımız var. Engin'in sakatlığından sonra Barış Ermiş kadroya çağırıldı ve muhtemelen o da tam olarak hazır değil. Yani turnuvayı ekstrem bir durum olmadığı sürece Kerem-Ender ikilisiyle geçeceğiz. Ancak burada asıl handikap Kerem'in 30'lu dakikalara çıkıp çıkamayacağı. Organizasyon yönüyle takımı her zaman ileri götüren Kerem'i ve takımı bir anda "başsız takım"a dönüştüren Ender'i düşününce Kerem'in bu kadro için ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Kerem'in yaşı da bu handikapa eklenince hem Kerem'in 30'lu dakikalara çıkıp çıkamayacağı, hem de Kerem oyunda yokken Ender'in neler yapabileceği çok önemli. Burada belki Ender yokken Hidayet'i organizasyon için kullanabiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yıldız mı El Freni mi&lt;/strong&gt;: Hidayet Türkoğlu artık milli takımın lideri olduğunu göstermeli. Geçen sene ile bu seneyi düşünerek konuşuyorum ki Hidayet takımın lideri olduğunu henüz saha içinde gösteremedi. Geçen seneden düşünerek başlayalım; en kritik Yunanistan maçında, maçın sonundaki tercihleri ve liderliği büyük bir soru işaretiydi. Yine Efes Cuptaki Arjantin maçında, maçın sonlarında Ender'in üzerinde büyük baskı varken topu almaması, maçın sonlarında yorulduğunu gösterdiği kadar tam olarak saha içi lideri olamadığını da gösteriyor. Geçen sene olduğu gibi bu sene de Hidayet'in iyi oynamadığı maçlarda kazanabiliriz, belki çeyrek finale kadar gidebiliriz ancak eğer madalya istiyorsak mutlaka Hidayet'in gerçek Hidayet olması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İç-Dış Dengesi&lt;/strong&gt;: İç-Dış Dengesi bana göre sadece 12 Dev Adam için değil, bütün turnuva takımları için çok önemli. Brezilya uzunlarıyla (Varejao, Splitter) Avustralya uzunlarıyla (Maric, Andersen) Hırvatisyan kısalarıyla (Planinic, Ukic, Tomas) Slovenya kısalarıyla (Dragic, Lakovic, Becirovic) Porto Riko kısalarıyla (JJ Barea, Arroyo) Rusya uzunlarıyla (Khryapa, Mozgov) öne çıkan takımlar ve bu takımlar turnuvanın önemli takımları ancak tıpkı bizde olduğu gibi iç dış dengesini sağlamaları şüpheli olan takımlar. Favorilere baktığımız zaman Arjantin Scola-Delfino ile İspanya Navarro-Gasol ile Sırbistan ise Teodosic-Kristic ikilileriyle bu dengeyi tutturmuş gözüküyorlar ve diğer takımlardan 1-2 adım daha öndeler. Bizim içinde iç dış dengesi biraz daha içeriye doğru kaymış durumda. Daha öncede bahsettiğim gibi uzunlarımız çok iyi yardımlaşıyor ve hepsi formdalar. Burada Ersan'ın son Lübnan maçında bulduğu şut ritmini devam ettirmesi hücumumuza farklılık katabilir. Aynı zamanda Cenk Akyol ve Ömer Onan'ın şut ritmlerini bulması rakip savunmaların uzunlarımızın üzerine gömülmemesi için çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hücumda Dalgalanmalar&lt;/strong&gt;: Artık herkesin bildiği bir şey bu. Bazen çoşup en iyi takıma bile kök söktürüyoruz, bazen de kepenkleri kapatıveriyoruz. Tempoyu düşürdüğümüz zaman vasat bir takım oluyoruz. Tempoyu yükseltmek derken sürekli fast break atmaktan, topa sürekli saldırmaktan bahsetmiyorum. Hücumda daha hareketli olmak, transiton da daha etkili olmamız gerekiyor. Burada da yine oyun kurucularımıza  çok iş düşüyor, özellikle Kerem'e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artılarımıza gelmek gerekirse:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Seyirci&lt;/strong&gt;: Seyirci gerçekten çok büyük bir faktör olacak. Gazla oynayan takımı iyice gazlayacak en büyük etken seyirci olacak. Ankara seyircisinin Arjantin maçında bu sinyalleri verdiğini ve takım iyi oynadığı zaman iyice çoşturduğunu gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THZBGcQdOPI/AAAAAAAAAy8/TcfFr5a2Iao/s1600/o%C4%9Fuzz.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 309px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THZBGcQdOPI/AAAAAAAAAy8/TcfFr5a2Iao/s400/o%C4%9Fuzz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5509662773054617842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uzunlarımız&lt;/strong&gt;: Kerem G, Ersan, Ömer Aşık, Semih, Oğuz 5'lisi Ömer ve Semih dışında farklı özellikleri bulunan çok önemli bir 5'li. Kerem Gönlüm'ün enerjisi ve "hustle" yeteneği, Ersan'ın dış şut özelliği, Ömer ve Semih'in hem hücumda hareketliyken etkiğinliği hem savunmadaki blok tehditi ve Oğuz'un sırtı dönük oyunu milli takım hücumuna büyük farklılıklar katıyor. Özellikle Semih'in, Ömer Aşık'ın ve Kerem Gönlüm'ün hazırlık maçlarındaki performansları oldukça sevindirici ve umut verici. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Savunma-Hücum Dengesi&lt;/strong&gt;: Kerem-Ömer-Hidayet-Ersan-Ömer Aşık beşi hem hücumda hem savunmada etkili olabilecek komple bir takım. Guardlarla topa baskıyı, Hidayet'le o pozisyonda fizik avantajı, Ersan'la dışarıdan oynamayı ve Ömer Aşık'la pota altı etkinliğini sağlayabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son söz olarak milli takımdan umutlu olduğumu ve en azından çeyrek final beklediğimi belirtmek istiyorum. Ancak Kerem'i nasıl kullanacağımız, dinlendirip dinlendiremeyeceğimiz, Ersan'ın Lübnan maçında bulduğu şut ritmini turnuvaya taşıması, Hidayet'in turnuvaya hazır olarak başlaması, dış şutörlerimizin performansı madalya şansımızı belirleyecek. Turnuva boyunca bol bol birlikteyiz, şimdilik sağlıcakla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-2203433337806307172?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/08/turk-basketbol-tarihinin-en-onemli.html</link><author>noreply@blogger.com (Doğuş)</author><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_aVb6qr1eLGA/THZA-8WtYnI/AAAAAAAAAy0/UajfrVW2KOs/s72-c/kerem.bmp" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-735562694878131766.post-5621979054854772466</guid><pubDate>Wed, 25 Aug 2010 08:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-25T11:00:03.743+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Turkcell Süper Lig</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Futbol</category><title>Trabzonspor 3 - 2 Fenerbahçe</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_-rhJkkwkCwU/THRjwfqRSCI/AAAAAAAAAcU/2hMMar93Ugo/s1600/trabzonspor-fenerbahce_34550_400.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 177px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-rhJkkwkCwU/THRjwfqRSCI/AAAAAAAAAcU/2hMMar93Ugo/s320/trabzonspor-fenerbahce_34550_400.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5509137928964622370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-Sahaya çıkan kadro, Aykut Hoca'nın topu ileride tutmak ve dirençli olmak konusunda istekli bir kadro çıkartmak istediğini söyler gibiydi. Semih ve Niang gibi topu tutabilen ve servis edebilen iki adam ve çok koşan orta saha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Görünüşte doğru olan bu fikrin yanlışı ise Özer'in sahada olmasından başlıyor. Özer'e Aykut Hoca çok güveniyor, bizler de öyle ama Özer henüz hazır değil. Ayağındaki vida daha yeni çıktı ve gerek form, gerekse fizik olarak hiç hazır değildi. Burada topu daha fazla tutabilecek ve hazır Stoch'u denemek gerekirdi. Her ne kadar savunma zaafiyeti olsa da Stoch'un girdikten sonra ne gibi katkılar verdiğini gördük.&lt;br /&gt;-Trabzonspor Liverpool maçına oranla daha çok hücum seven adamlarla sahadaydı ve ilk dakikalarda da bu hissedildi. Topa hakim olan taraf Trabzonspor'du ve golü de futbolun o meşhur şansının verdiği destekle buldular. Şans diye bir şey varsa eğer, her zaman için fazla çalışanın yanındadır, bunu da unutmamak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İkinci golde Mert'in ya hiç açılmaması ya da en baştan açılması gerekiyordu. Klasik bir acemi kaleci golü yedi, bu O'nun kumaşının kötü olduğunu göstermez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sonrasında biraz olsun toparlanan bir Fenerbahçe gördük ve Semih'in müthiş gayreti karşılıksız kalmadı, Fenerbahçe aradığı golü ummadığı bir dakikda buldu diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hemen sonrasında gelen Trabzonspor golü ise savunma tarafında ders olarak gösterilebilecek bir rezalete, hücum tarafında ise yetenek kokan çok iyi bir orta ve kafaya sahne oldu. Adam paylaşımında Bilica ve yanındaki iki oyuncunun ne yapmaya çalıştığını anlatabilecek bir yardımsever varsa buraya alayım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Stoch'un zorunlu değişikliği Fenerbahçe'ye çok yaradı zira Fenerbahçe orta sahada alışık olduğumuz üzere Cristian'ın geriye gömülüşü ile çok desteksiz kalmıştı. Stoch'un girişi hem takımı hem de bizleri hareketlendirip, umut ışığı verdi..&lt;br /&gt;-Tam üç tane servis yaptı Stoch ve üçü de gerçekten harika gayretlerdi. Mehmet Topuz birisini garip şekilde dışarıya atarken, birisini de istemeden gol yaptı. Mehmet Topuz tam anlamıyla bal yapmayan arı. İnanılmaz mücadele ediyor, inanılmaz koşuyor ama Kayseri'deki özgüveninden eser yok ve bu bitirişlerine yansıyor, Mehmet Topuz bu değil ve takıma çok daha fazlasını verebilir.&lt;br /&gt;-İkinci yarı Şenol Hoca'nın Umut hamlesi çok kritikti. İlk başlarda yanlış olduğunu düşünmüştüm ama Umut ileride öyle bastı, öyle koştu ki yorulan Fenerbahçe savunması iyice havluyu attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu dakikalarda Trabzon çok gol kaçırdı ve Mert bir de penaltı kurtardı. Penaltı penaltı değildi, o müdahe penaltıyı gerektirmez diye düşünüyorum. Aynı dakikalarda Fenerbahçe'nin yakaladığı pozisyonda ise Niang bariz şekilde engellendi, aksine bunun da penaltı olduğu kanısındayım. Mert'in kurtardığı penaltı bu şekilde çok daha önemli olabilirdi ama olmadı. Zaten Fenerbahçe'nin de başka türlü gol bulmaya yetecek kondisyonu ve yeterliliği kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Maç özellikle ilk yarıdaki harika temposuyla ve seyir zevkiyle 3-2 sonuçlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Fenerbahçe adına bakmak gerekirse, çok umutsuz olunmaması gereken bir maç olarak söyleyebiliriz. Takım özellikle Stoch girdikten sonra beklediğimiz tempoyu yaptı.&lt;br /&gt;-Aykut Hoca'nın böyle kadro hataları, deneme, yanılmaları olacaktır. Parolamız birlikte büyümek olmalıdır. Bu yüzden çatlak sesleri umursamıyorum, destek büyüyene kadar devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Trabzonspor bu sene güzel futbol oynayacağını artık sağır sultana bile kanıtlamıştır sanırım.. Kesinlikle az koşma gibi bir lüksleri yok. Şenol Hoca çok ideal bir takım yaratmış, tebrik ederiz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncu Performansları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_-rhJkkwkCwU/THRqY8pugKI/AAAAAAAAAcc/K-MuJ-JBcRc/s1600/trabzonspor-fenerbahce_36c55_400.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 275px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-rhJkkwkCwU/THRqY8pugKI/AAAAAAAAAcc/K-MuJ-JBcRc/s320/trabzonspor-fenerbahce_36c55_400.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5509145221011505314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Mert bana garip şekilde bir umut veriyor. Volkan Babacan konusunda aynı şeyleri düşünmüyordum ama bu çocukta bir şeyler var gibi.. Bekleyip görmek ve sabretmek lazım. Fenerbahçe ülkemize bir kaleci daha armağadan edebilir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Defans kurgusunda Bilica'nın abartıldığı kadar kötü olduğunu düşünmüyorum. Sorun daha çok Santos'un geriye dönüşleriydi. Santos bu kiloyla beklediğimiz sürekli katkıyı veremeyecek gibi.. ''Savunma yönü yok!'' eleştrilerine katılmıyorum. Bence Santos gayet de savunma yapmayı beceriyor, sorun kondisyonu ve istek sınırı. Gökhan çok mücadele etti ama yine gereğinden fazla pas hatası yaptı. Kimse Gökhan'ı mücadele konusunda eleştirmiyor zaten, Topuz misali daha çok arı yapması, çok daha fazla orta ve şut çalışması lazım. İşin en önemli noktalarında tıkanıp kalıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bir taraftar olarak Cristian'ı artık görmek dahi istemiyorum. Bu şekilde sinmeye ve bizleri deli etmeye kesinlikle hakkı yok. Kendisi hakkındaki tüm olumlu görüşlerim bir bir eriyip, gidiyor.. O'na böyle görevler verildiğini falan da düşünmüyorum keza savunmanın bu denli önünde bekleyen adam olsa olsa inanılmaz bir savaşçı olur ki, Cristian'da mücadelenin hiçbir türü yok. Vücudunu koyup kazandığı tek bir topu bile hatırlamıyorum. Mehmet Topuz'dan ve Özer'den yukarıda da bahsettim. Daha  fazla güven ve daha fazla çalışma şart.. Emre bildiğimiz Emre ama bu sene sanki biraz daha sönük başladı. Oyunun içine yeteri kadar giremiyor, bu da yanındaki kişiden ötürü diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Stoch için ayrı bir paragraf şart. Yetenek ve futbolculuk olgusunu anında gösteriyor. Bir oyuncu ''ben iyiyim'' diye son senelerde bu denli bağırmamıştı hiç. Fenerbahçe'nin hücum anlamında bir, iki gömlek üste çıkmasını tek başına sağlıyor. Önceki haftalarda da dediğim gibi 4-3-3 sisteminde kullandılığı takdirde inanılmaz işler yapabilir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Niang ise Fenerbahçe taraftarı için ilaç gibi bir transfer. ''Savunmayı yoruyor abee'' klişesini gerçek kılan yegane forvetimiz. Savunmayı gerçekten yoruyor ve gerçekten çok mücadele ediyor. İnanılmaz bir savaşçı. Lige alışmasıyla birlikte son vuruşlarındaki güven ve istikrar da sağlanacaktır. Kesinlike diğerleri gibi değil, kalitesi kendini belli ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Trabzsonspor adına bir kaç isimden bahsetmek istiyorum. Colman'ı geçen seneden farklı bulmadım, biraz daha iyi yerlere gelebileceğini düşünüyordum ama sanırım daha fazla gelişmek gibi bir çabası yok. Kötü oyuncu olduğunu söylemiyorum ama çok daha iyisi olabilirdi. Glowacki iyi transfer, kesinlikle çok iyi işler yapacaktır. Teo tek forvet için uygun değil. Güçlü ve mücadeleci değil. Bir şeyler yapmak istiyor ama yapamıyor. Güiza vakası olması olasıdır, bir an önce vazgeçilmelidir, bu sistemin adamı değil. Yanında yırtıcı birisi olmadığı sürece iş yapmaz, yapamaz. Serkan Fenerbahçe'den gittikten sonra kendini toparlayan nadir isimlerden. Sanki biraz da orta mı açmayı öğrenmiş yoksa bana mı öyle geliyor? Fenerbahçe tarihi boyunca sadece bir asisti olan bir hücumcu bekten bahsettiğimizi hatırlatırım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kapatırken perşembe günki maçı canlı olarak izleyeceğimi ve yapabilirsem fotoğrafları kendim çekeceğimi son kez bildirmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Fenerbahçe rahat kazanır tahminimde bir değişiklik yok aksine buna bir madde daha ekliyorum : Alex şov yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Perşembe mutlu bir yazı dileğiyle..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/735562694878131766-5621979054854772466?l=lagencolari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://lagencolari.blogspot.com/2010/08/trabzonspor-3-2-fenerbahce.html</link><author>noreply@blogger.com (Eren)</author><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_-rhJkkwkCwU/THRjwfqRSCI/AAAAAAAAAcU/2hMMar93Ugo/s72-c/trabzonspor-fenerbahce_34550_400.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><language>en-us</language><media:rating>nonadult</media:rating></channel></rss>

