<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4248609164354764563</id><updated>2024-09-07T20:30:36.979-07:00</updated><category term="bursa"/><category term="gazeteci"/><category term="kurtuluş savaşı"/><category term="şeyh sait"/><title type='text'>Musa Ataş</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://musaatas.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://musaatas.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Onur Can Öztat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17813983798755299819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>10</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4248609164354764563.post-5513659017256004335</id><published>2012-12-10T15:50:00.003-08:00</published><updated>2012-12-11T03:55:38.637-08:00</updated><title type='text'>Kurtuluş Savaşının en büyük cebri yürüyüşü !</title><content type='html'>&lt;br /&gt;
90 km tam 24 saatta 15 dakika mola vermek suretiyle yalnız kurtuluş savaşının değil belki dünyanın en büyük cebri yürüyüşü 1921 Ocak ayının 7 sinde Gedizle Alayont istasyonu arasında yapılmıştır. İşte, bu tarihi emsalsiz cebri yürüyüşte .... ve ayaklarının altı su topladığından bunları iğne ile delerek tendürdiyot sürüp geçirmeye çalışan bir insan sıfatile diyebilirim ki, bu yürüyüş insan takatinin üstünde muazzam bir işti. İnsan, nihayetinde 12 saat yürüyebilir. Ondan sonra mutlaka gece veya gündüz istirahat etmek mecburiyetindedir. İşte, bu yürüyüş bütün kaideleri alt üst etmiş bir yürüyüş olmak itibarile anlatılmaya değer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunu, Ayıcı Arif bey namile maruf ( bilahare İzmir suikastinde idam olunan albay Arif beyin) on birinci fırkasının 70. şanlı Bardanyolt alayı yapmıştı. &amp;nbsp;Bu alayla 1921 senesinin ocak ayı başlarında İnönü mevzilerinden alınarak isyan eden çerkes Ethemi takibe gitmiştik. Kütahyadan sonra Efendiköprüsü Çavdarhisar yoluyla Gediz üzerine yürüyerek kaçan çerkes Ethemi kovalıyorduk. Gedizin kuzeyindeki bir dağ başında bulunan (Yayla köyüne) vardığımız zaman birden bire:&lt;br /&gt;
- Dur emri verildi. Şaşırdık kaldık.&lt;br /&gt;
- Acaba ne var? Ne oluyor? dedik. Fakat ses çıkmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gece bu köyde kaldık. Burada birden bire fena halde sıtmaya tutuldum. Tabur kumandanımız, Binbaşı (Çopur Mustafa namile meşhur) Mustafa bey Allah rahmet eylesin, Sakaryaya çekilirken Seyitgazi sırtlarında verilen bir meydan muharebesinde, ayakta askerlerile birlikte mavzerle düşmana ateş ederken alnından vurulup şehit oldu. - bana dedi ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Köyden bir tavuk aldır. Onu kaynat, Tavuğun etini yeme. Suyunu soğut, olduğu gibi o suyu iç; Sabaha bir şeyin kalmaz!&lt;br /&gt;
Bu kahraman pala bıyıklı binbaşılar İşkodra muhaberesinden arta kalmış ve gün görmüş insanlardı, Zaten bizim alayın adına da bunun için, İşkodra cıvarındaki (Bardanyolt) tabyasının adı verilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tavuğu aldırdım. Dediği gibi yaptırıp suyunu içtim. Sabah hakikaten bir şeyim kalmamıştı. Bir tavuğun suyu sıtmayı bıçak gibi kesmişti. 34 yıldır o menhus sıtma bir daha semtime uğrayamadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sabaha karşı gelen emrin hülassası şöyle idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düşman Bursa cephesinden taarruza geçmiş. Orada bırakmış olduğumuz fırkamızın 126 ıncı alayını geri püskürtmüş. Düşman İnönüne doğru ilerliyormuş. Alayımız derhal bu sabah erkenden yola çıkarak Alayonda kadar olan 90 kilometrelk mesafeyi durmadan yürüyerek alacak ve Alayontda trene binerek İnönüne inip düşmanı karşılayacak. İşte bu kadar...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ocak ayında ve dağ başındayız. İnsanın yüzünü kavuran ayaz köy meydanını yalayıp yüzümüze keskin bir kırbaç gibi iniyor. Alay, meydanda toplanıyor. Silah başı boruları Gedizin çamlı dağlarını çınlatıyor. Askerlerimiz yine:&lt;br /&gt;
- Ey gaziler yol göründü, marşını tutturmuşlar toplanma yerine geliyorlar. Bu tarihi kahramanlar, bu vatan için zaten hangi gün rahat edebilmişlerdir ki,. Daha terlerine henüz uzanırlarken kaldırılıp yürüyüşe geçirildikleri çok vakidi. İşte, kurtuluş savaşı bu şartlar altında devam etmiş gitmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yola çıktık. Gediz Kütahya şosesini takır takır buz tutmuştu. Bu buz deryasının üzerinden asker yürüyüp gidiyordu. Biz artık çerkes Ethemi filan unutmuştuk. Orada diğer alaylarla Refat paşa (Bele)nin atlı piyade fırkalarını bıraktık. Düşman İnönüne geliyordu. Vaktile kazıp hazırladığımız Türk vatanının biricik müdafaa hatlarına yaklaşıyordu. Halbuki ordunun mühim bir kısmı Çerkes Ethemin takibinde idi. Bu kuvvetlerin şimalden sarılması bile mümkündü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çerkes Ethemin isyan ederek Yunanlılara iltihakı üzerine, düşman, ordumuzun burada Ethemle meşgul olmasından istifade ederek zayıf kuvvetlerle örtülü bıraktığımız cepheyi yarıp süratle ilerliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gündüz yürüyüşü bize o kadar koymuyordu. Akşama kadar zembereği kurulmuş saat gibi yürümüştük. Fakat akşamdan sonra hele gece ilerleyince iş değişmişti. Uyku bastırıyordu. Yorgunluğa inzimam eden uykusuzluk insanı mahvediyordu. Kurtuluş savaşında Allah bize kuvvet vermişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sakarya muharebesinde Haymana ovalarında su bulamayarak cayır cayır yandığımız zamanlar, ağzımıza küçük temiz bir taş parçası atıp onu sakız gibi evirip çevirince ağzımızda tükürük hasıl oluyor ve işte bu ifrazat susamamızı geçiriyordu, (Tecrübe edin aynen böyledir.) Meşhur Gediz yürüyüşünde de bize bir ilham sanih oldu. Evela subaylar şu usulü tatbik ettiler: Üç dört subay bölüğün başında kol kola geçtiler. Biri uyuklayıp giderken bu kenetlenmiş kollar müvazeneyi bulduruyor ve ayakta uyuyup giden bir (Sairi filmenam - uykuda gezen) adam gibi kendisini bilmeden arkadaşlarına tabi olarak yürüyüp gidiyordu. Sonraları bu usulü askerlere tatbik ettiler. Yüzbaşılar binbaşılar da atlara binemiyorlardı.. Çünki: müthiş ayaz hem kendilerini donduruyor hem de buz gibi soğuk demir üzengilere basan &amp;nbsp;ayaklarını... Bunun için onlar da bizimle ve bu usulle yürümeye mecbur kalmışlardı. Görülecek ve şaşılacak bir mevzu idi doğrusu. O dağların ağzı dili olsa da bunları söylese. Kütahya, deniz seviyesinden 1000 metre yüksektir. Yürüdüğümüz yer daha yüksek yaylalardı. Efendi köprüsü ve Çavdarhisardan sonra Kütahya boğazından geçerken gece yarısını bir hayli aşmıştı. Bu saatta bütün dünya derin bir uykuya dalmıştı. Biz ise yürüyüşten mütevellit makinalı tüfenk katırlarının çıkardığı ahenktar madeni tıkırtılarını ninni gibi dinliyorduk. Kütahyayı yanda bırakarak doğuca istasyonu bulunan (malum ya o zaman Kütahyada şimendifer yoktu.) Alayonda gidiyorduk. Saç sakala karışmış yorgunluktan benizleri uçmuş askerlerden mürekkep koca bir alay Alyonda tam saat 6 da girdiği zaman yoklama yapıldı. Bir kişinin dahi döküntü vermemiş olduğu görüldü. 24 saatta 90 kilometreyi almış ve bir gün evvel saat 6 da Yayla köyünden hareketle ertesi sabah 6 da Alyont istasyonuna varmıştık. Çok büyük bir hadiseydi bu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstasyonda yerlere seriliverdik. Birer parça asker çorbası içtik. Konyadan tren geldi. Tabi o tarihlerde maden kömürü ne gezer? Lokomotifler odun ateşile işliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Garp çephesi harekat şubesi müdürü Kurmay Binbaşı Tevfik bey (sonraları riyaseticumhur umumi katibi olmuştu.) bizi teşyie geldi Alaya verilen emirde, trene yalnız muharip kademelerin bineceği, gayri muharip kısmın, yani mekkare, eşya ve hatta sıhhiye gruplarının dahi bindirilmeyip asker, makineli tüfenk, cephane ve bunları taşıyacak katırların yüklenmesi bildiriliyordu. Böyle yaptık. Lakin sıhhiye teşkilatının burada kalmasının hatalı olduğu muharebede anlaşıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tren hareket etti. Hiç bir istasyonda durmadan Gökçekısık, İsçekarahisar ve Eskişehire dahi uğramadan büyük süratle ilerliyor, doğruca Çukurhisar üzerinden İnönüye gidiyordu. Ovayı kesif bir sis kaplamıştı. Vagonlar, süratten ayakta durulamayacak kadar sallanıyor ve adeta hopluyordu. Tabi bu vagonlar şimdiki yük vagonları idi. O günlerde biz onlara (Kırk kişilik) derdik. Ertesi sabah yani 9 ocak İnönü istasyonuna vardığımız zaman, sisler arasında bizden biraz evel Ankaradan gelmiş olan Dördüncü fırka toplarının trenden indirilmekte olduğunu gördük. Bu fırkanın kahraman ve merhum, şehit kumandanı miralay Nazım bey kısa boyu ile elinde kırbacı asabi asabi çizmelerine vurarak istasyonda dolaşıyordu. Top sesleri derinden derine bize doğru geliyordu. Manzara bu idi. Yine asker, ayağının tozuyla ve hatta kabarmış tabanlarının sızısile muharebeye girecekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tarihi cebri yürüyüştür ki: alayımızı Kovalca köyü sırtlarına getirmiş ve İnönü hattını yarıp Eskişehire doğru ilerlemek üzere bulunan düşmanı orada çivi gibi yerine mıhlamış ve sonra da yüz geri ettirmiştir. Eğer biz bu yürüyüşü yapmasaydık, düşmanı İnönüde değil, Eskişehirde bile karşılayamıyacaktık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şaka değil bu! 24 saat bilafasile yürümek. Ancak Türk gücünün, vatan ve istiklal aşkının başarabileceği bir işti. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Musa Ataş</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://musaatas.blogspot.com/feeds/5513659017256004335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/4248609164354764563/5513659017256004335' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/5513659017256004335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/5513659017256004335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://musaatas.blogspot.com/2012_12_01_archive.html#5513659017256004335' title='Kurtuluş Savaşının en büyük cebri yürüyüşü !'/><author><name>Onur Can Öztat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17813983798755299819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4248609164354764563.post-1027562325314408276</id><published>2010-03-18T07:42:00.000-07:00</published><updated>2010-03-18T07:43:14.122-07:00</updated><title type='text'>Şeyh Sait İsyanı Neden Çıkmıştı ? (6)</title><content type='html'>&lt;meta equiv=&quot;CONTENT-TYPE&quot; content=&quot;text/html; charset=utf-8&quot;&gt;&lt;title&gt;&lt;/title&gt;&lt;meta name=&quot;GENERATOR&quot; content=&quot;OpenOffice.org 3.0  (Win32)&quot;&gt;&lt;style type=&quot;text/css&quot;&gt; 	&lt;!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 	--&gt; 	&lt;/style&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Halbuki hattı zatında bu adamlar yabana atılacak kimseler değildi. &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Hepsi de dindar ve Müslüman ve bilhassa Türktüler. Onları Kürt diye ayıranlar bu memlekete bühata etmişlerdir.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Aynitren köylüleri bize ayran, tereyağı, yumurta, yoğurt, pide ziyafetini kayalar üzerinde verdiler. Avdet (dönüş) bana çok daha tehlikeli görünüyordu. Zira; kadınları bizim elimizden kurtarmak için taarruza maruz kalmak ihtimali çoktu. Bu sebeple avdette, daha büyük bir tedbir ve ihtiyata riayet ettim. Bölüğe ileriden ve geriden tertibat aldırdım. Ortada bir takım arasında da mevkufları (tutukluları) sevk ettim.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Fakat bunların yakalanmaları sırasında aziz bir arkadaşımız fena halde yaralanmıştı. İkinci tabur emir subayı Yakup  bey iki yara almış, sedye ile o da Diyarbakır&#39;a gidiyordu. Mevkufları Diyarbakır&#39;a götürmek üzere yine bölüğüm memur edilmişti. Salih ve Mustafa beyler hasta idiler. Arabada seyahat ediyorlardı. Bunların muhafızı olarak iki gün Diyarbakır&#39;da kaldım. Bu sırada öğrendiğimize göre; Şeyh Sait de Fırka 12 kıtaatı tarafından Çabakçur havalisinde yakalanmış ve isyan artık sona ermişti. Şeyh Sait ve avenesi Akviran&#39;dan geçerek Diyarbakır&#39;a sevk edimişlerdi. Bölüğümle Diyarbakır&#39;a gittiğimde, sıra sıra dar ağaçları ve onlarda sallananları görmüş, Konya isyanını ve Akşehir&#39;i, Ilgın&#39;ı hatırlamıştım.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Bu Şeyh Sait isyanında unutmayacağım tabii bir hadise vardır. Onu da bir insanlık numunesi olarak burada zikretmek isterim. Mevkuflar arasında bulunan bir Kürk beyinin hanımı da onunla beraber Diyarbakır&#39;a gidiyordu. İhtiyar bir kocası olmasına rağmen bu kadının ona refakat etmesindeki bu garip hale şaştım kaldım. Sordum soruşturdum. Yetmişlik kocasını çok, hem de pek çok seviyordu. Ondan ayrılmak istemiyordu.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Mevkuflar geceleri Akviran&#39;da muhafazamız altında kalıyordu. Ferdası sabah onları Diyarbakır&#39;a sevk ediyorduk. Bu kadın ve kocası da muhafazamız altında verilmişlerdi. Bunlara acıdım. Mevkufları açıkta yatırmıyorduk. Bu sebeple bu karı koca için bir portatif çadır kurdurmuş ve hayatta onlara son bir mahrumiyet gecesi yaşatmıştım. Bu da benim insanlık vazifemdi. Ne olsa ertesi gün kocası öbür dünyayı boylayacaktı. Günlerce ve haftalarca bu asılacak kocasının arkasından koşup giden bir kadının bu elbette son hakkı idi. Ne yalan söyleyeyim gözlerim yaşardı. Ve onlara bu son geceyi yaşatmaktan en büyük bir insanlık zevkini duydum. Allah da bana şahittir. Hanililerin kollarındaki altın bilezikler, her türlü mücevherler beni asla alakadar etmemişti. Fakat, bu karı koca, bana dönerek dedi ki; “Biz asiyiz diye yakaladınız. Ama Allah sizden razı olsun. Yine insanmışsınız. Halbuki sizi bize Nasrani (yani Gavur deüke) diye tanıttılar. Meğer sizde çok büyük insanlık ve Müslümanlık varmış. Yazık oldu bizlere...”  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; İşte bu sözler bana Şeyh Sait isyanından kalan en son hatıralardır. Bu memleketi birbirine katan insanlar, insanlıktan anlamayan kimseler ve onlar için memleketi ve onu satmak isteyenlerin Ali Kemaller, Peyam Sabahçılar gibi... Kürt isyanı dedikleri bu macera da onların hesabına menfi bir netice verdi ve artık bu memlekette bir isyanın imkansız ve daima akamete mahkum olduğunu gösterdi.  &lt;/p&gt;  &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Dörtyol&#39;a döndüğümüz gün orası bir bayram havası içinde idi. Evet, Kürt isyanı dedikler zavallı saf ve temiz insanların kandırılarak yaptıkları hareket tamamen akamete uğramıştı ama orada asılan ve öldürülenleri hatırladıkça hala kendimi keder ve üzüntüden alamıyorum. Çünkü; nihayet onlar da bizim din kardeşlerimiz idi. Yaptıklarının cezasını çektiler. Atatürk&#39;ün inkılaplarına karşı gelmenin bütün günahının kefaretini İstiklal mahkemelerinin kararları ile ödediler. Ama artık bu saf insanları tahrik etmenin de bir hiyaneti vataniye olduğunu kabul ve teslim etmek lazımdır.&lt;/p&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold; font-style: italic;font-size:180%;&quot; &gt;SON&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; </content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://musaatas.blogspot.com/feeds/1027562325314408276/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/4248609164354764563/1027562325314408276' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/1027562325314408276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/1027562325314408276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://musaatas.blogspot.com/2010_03_01_archive.html#1027562325314408276' title='Şeyh Sait İsyanı Neden Çıkmıştı ? (6)'/><author><name>Onur Can Öztat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17813983798755299819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4248609164354764563.post-5155753052080317400</id><published>2010-03-18T06:57:00.000-07:00</published><updated>2010-03-18T06:58:39.177-07:00</updated><title type='text'>Şeyh Sait İsyanı Neden Çıkmıştı ? (5)</title><content type='html'>&lt;meta equiv=&quot;CONTENT-TYPE&quot; content=&quot;text/html; charset=utf-8&quot;&gt;&lt;title&gt;&lt;/title&gt;&lt;meta name=&quot;GENERATOR&quot; content=&quot;OpenOffice.org 3.0  (Win32)&quot;&gt;&lt;style type=&quot;text/css&quot;&gt; 	&lt;!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 	--&gt; 	&lt;/style&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Ertesi akşam bir yaylaya çıkmış ve akşam orada konaklamaya karar verilmişti. Lice Darhini yolu üzerinde Zülkarneyn vadisinde pusu kurarak bizi bekleyen Şeyh Sait ve avenesi, bizim bu yayla yolu ile ilerlediğimizi haber almış ve henüz yatsı vakti olmadan bize baskın yapmaya teşebbüs etmişlerdi.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Bir saat süren bir çarpışmadan sonra asiler kaçmış, fakat bizim de uyku ve rahatımız sabaha kadar yerine gelememişti.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Ferdası gün bu civardaki köylerin yakılması, ateşe verilmesi ile geçti. Rastlanan asiler imha edildi. Grup grup dağılan bu asiler, her yerde mukavemete çalışıyorlardı. Fakat heyhattı artık ordu onları amansız sıkıştırmıştı. Bir saat ileride o akşamı da emniyet tertibatı ile geçirdik. Zaten tertibat almamıza dakika ve mahal yoktu. Daha ertesi gün, yollarda birer bölük ve birer tabur yol muhafızı bırakarak (yani arkamızı emniyete alarak) Daradizan üzerine indik. Şeyh Sait, son kozunu burada oynamak istiyordu. Daradizan boğazında bizi imha etmeye kalkıştı. Lakin bunda da muvaffak olamadı. Cebel toplarının devamlı ateşleri ile çil yavrusu gibi dağılan asiler yine de tutunmaya çalışıyorlardı. Fakat, her tarafa karşı yelpaze gibi açılan bölüklerin taarruzu ile Şeyh Sait çemberi koparılmış ve asilerin son istinadgahı (dayanacak yeri) imha edilmişti. 8 Nisan 1341. Burada benim bölüğüme, ikinci tabur cenahına taarruz eden asileri püskürtmek vazifesi verilmiş ve bu iş yapılmıştı.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; 9 Nisan 1341 günü, Şeyh Sait&#39;in 40-50 avenesi ile Murad nehrini geçerek şimale, Çabakçur taraflarına savuştuğu haber alınmış ve sessiz sedasız Şeyh Sait&#39;in harekat merkezi olan Darhini&#39;ye hareket edilmişti.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Burada bir hafta kadar kaldık. Fakat istirahat ile değil. Bir gün bölüğümle, harbi umuminin karlı buzlu hatıralarını taşıyan, Rütçhan köyüne erzak ve saman almaya gittim. Bir kaç gün sonra da tekrar dağlara çıkarak köyden köye dolaştık. Kürtleri teskin ve itaate getirdik. Bu ıssız dağ başındaki köylerde oldukça zahmet ve meşakkat çektik. Hele, mütemadiyen yağmurdan hepimizin ilikleri ıslandı.&lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Üçüncü gün, telakki edilen emir üzerine Daradizan istikametinden tekrar alelacele Darhini&#39;ye döndük. Ve ferdası günde ikinci alayı Darhini&#39;de bırakarak alayımız Hani&#39;ye dönmek üzere geri yürüyüşe başladı.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Evvelde yola bırakılmış olan ikinci taburumuzu da alarak eski istikameti takip ile iki günde Hani&#39;ye geldik. Harbi umumide bir çok acı hatıraları bulunan bu havaliyi dolaşmaktan müteessir olmuştum. Teessürüm, bu havalide bıraktığımız yüzlerce ve binlerce silah arkadaşımızın hatıralarının hayat bulmasından ileri geliyordu. Zira , onlarla birlikte, zaman zaman aç kalarak ve meyan kökü yiyerek hayatımızı idame ettirmeye çalışıyorduk. Çünkü; arkadan erzak gelmiyordu. O zaman yolları kar kaplamıştı. Her tarafla irtibatımız kesilmişti. Dağlar başında idik. Allahü taala şahittir ki; biz o günleri yaşarken dünyada mı, ahirette mi olduğumuzu dahi bilmiyorduk. Hayat bu derecesine pahalı ve müthiş bir cehennemdi.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Hele, Çimeyki köyünde teessürüm (kederim) son haddine varmıştı. Bu teessürde bir az da geçliği satıra almanın büyük bir hissesi vardı. Dokuz sene evvel daha genç, daha çevik olduğumu, kaygısız avare bir hayat yaşadığımı düşünüyor ve ona rağmen çektiğimiz elem ve ızdırab ile o günlerin zehir olduğunu esefle yad ediyordum...&lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Hani&#39;ye geldiğimizin ferdası gün, Lice&#39;de bulunan kolordumuz emrine taburumuzun süratle hareketi emrolmuştu. Alayımızın üçüncü taburu, daha biz dağ harekatına başlamadan evvel kolordu emrine verilmiş, bizden ayrılmıştı. Şimdi de bizim tabur gidecekti. Alay karargahı ikinci taburla Hani&#39;de kalıyordu. İkindi vakti Hani&#39;den hareket etmiştik. Yanımızda kılavuzlar da vardı. Yola çıkmamızla beraber kesif bir yağmur başlamış, sabaha kadar dinmeden, bizi iliklerimize kadar ıslatmıştı. Hele, yolun hali tasvire sığmayacak bir halde idi. Her taraf dere halinde bulunuyordu. Yol boyu, etraf ve hayvanların yürümesini imkansız kılan yapışkan ve kalın bir çamur deryası halini almış bulunuyordu. Karanlığın kasveti muhitin meçhul olması maneviyatımızı kırmış, elim bir vaziyete sokmuştu. Sabaha karşı yağmur soğumuş, cıvık kar halini almıştı. Hakiki mesafesi dört saati bulan Hani – Lice yolunu biz tam on iki saatte kat edebilmiş ve sabah şafak sökerken Lice&#39;ye vasıl olmuştuk. Bizim gelişimizle kolordu karargahında muhafız bulunan üçüncü taburumuz başka bir yırtığa yama olmak üzere yola çıkmış gitmişti. Burada bir iki gün kaldıktan sonara Lice ile Hani arasında bulunan asi bir köye karakol olarak bölüğümle  memur edildim. Burada köylüler gelip geçeni soyuyorlarmış. Hamdolsun, bu vazifeye başladığımdan itibaren havalar açık gitmiş ve ruhuma şetaret (şenlik) vermişti. Bir vukuat olmaksızın bir hafta burada kaldıktan sonra Hani&#39;de alay merkezine iltihakım (katılmam) hakkında emir almış ve 5 saatte Hani&#39;ye vasıl olmuştum. Hani&#39;ye gelişimle Lice deki taburum da Hani&#39;ye döndü. İki gün sonra tekrar dağlarda takibata çıktık. Bir hafta kadar muhtelif istikametlerde kah pusu kurarak, kah taarruz ederek asileri püskürtüp imha etmekle vakit geçirdik. Bu Allahın vahşi dağlarında yegane tesellimiz, arkadaşlarla dertleşmekti. Bir hafta süren bu harekat, hemen bir netice vermemiş ve bu havalideki rüesa (reisler) elde edilmemişti. Tekrar Hani&#39;ye geldik.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Hani&#39;de yine rahat durduğumuz yoktu. Gündüzleri ve geceleri ansızın takibata gidiyor, Hanili Mustafa ve Salih beylerin tutulmalarına çalışıyorduk. Şaklat baskınını da bu maksatla yapmıştık. Fakat bir şey elde edememiştik. Dört beş gün Hani ve civarında kaldıktan sonra taburumuz Hani Diyarbakır yolu üzerindeki Akviran mevkine memur edilmişti. Bu civar boş olduğundan gelip geçen nakliye kollarına Kürtler taarruz ediyorlardı. Taburun buraya gelmesiyle nispeten sabit bir vaziyete girmiştik. Lakin burada da ufak tefek harekat ile yine her gün bir köy araştırılıyor ve gözetliyorduk.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Bölüğümün son harekatı olarak burada bir Dicle – Ayni tren vardır.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Bir gün, tabur kumandanımın mahrem emir ve talimatını telakki ettim. Gece saat on da bölüğüm emrine verilen bir ağır makineli tüfek takımını da alarak Dicle vadisinde Aynitren köyü civarında saklı oldukları haber alınan bir rüesanın aile efradını yakalamaya memur edildim.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Gidilecek mevki tahminen dört beş saatlik mesafede idi. Sabah olmadan mahalline varılması, tertibatın alınmış bulunması ve yol boyunda köylere uğramadan açıklardan gidilerek, maksadın şuuyuna meydana verilmemesi emir ikazından idi. Bu maksatla araziyi iyi bilen o civar halkından iki de Kürt kılavuz emrime verilmişti. Hava açık ve mehtap hafif idi. Akşamı sabırsızlıkla bekledim. Meseleyi bölüğüme açmayarak, sadece her hale karşı hazır bulunmalarını emrettim.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Tabur kumandanı, bu emrin, asi beylerin ailelerinin yakalanmalarına dair olmasına rağmen beylerin de orada bulunmaları ve mukavemet etmeleri ihtimali de mevcut olduğunu ve bunun için de çok müteyakkız davranmakla mı ve hassaten Aynitren köyüne karşı tedafüi (korunma)  tertibat almadan Nelir vadisini inmekliğimizi sıkı sıkıya tembih ediyordu. Tabur kumandanım, aslen Diyarbakırlı olmakla beraber, uzun müddet buralarda Jandarma subaylığı yapmış köyleri ve köylüleri de mükemmel bir şekilde tanıyan bir insandı. Fırkanın verdiği emirde hassaten tabur kumandanının bu vazifeye gidecek bölüğün başında gitmesi emredidiği ve tabur kumandanının  nasılsa bunda tegafülu ederek (görmezden gelerek) bölüğümü benim emrime verdiği sonradan anlaşılmıştı. Bizim hareketimizden sonra binbaşı Kemal bey, bize yetişmek üzere atlıları ile hareket etmiş ise de yollar haricinde gittiğimizden bizi bulamamış ve bir müddet mesafe aldıktan sonra bulmamaktan ümidi keserek tabur merkezine Akviran&#39;a dönmüştü. Biz, saat onda hareket etmiş ve yarım saat açıldıktan sonra yolu terk ile açık arazide yürümeye başladık. Hareketten evvel taburdan aldığım havali haritasını dikkatle tetkik etmiş ve geçeceğim araziyi süzmüştüm. Akvirana nazaran güneybatıya gidilecekti. Güzergahta müteaddit (çeşitli) köyler vardı. Lakin bunlara uğramayacak, uzaklardan geçecektik.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Akvirandan çıktıktan bir saat sonra kılavuzlar şaşırdılar. Artık istikamet tayininde aciz kalmışlardı. Saatlerce gittik. Bir çok tepeleri tırmandık, dereleri indik. Bitip tükenmek bilmeyen dere ve tepelerin dik yamaçlarını ine çıka dizlerimizde derman kalmamıştı. Bir çok köylerin civarından geçiyoruz köpekler havlıyor lakin ne köyüdür, neredeyiz kimse bilmiyordu... Nihayet sabaha karşı bir köy kenarına gelmiştik. Vakit sabaha yakın olduğundan burada mevki almayı lüzumlu gördük. Kılavuzların yanına iki süngülü asker katarak köye gönderdim. Ve laf etmeksizin bir adam tutup getirmelerini emrettim. Konuştukları taktirde askerlerim tarafından derhal öldürüleceklerini kendilerine anlattım. Ben de bölüğümle neticeye tertibat alarak intizam ettim. Sigara içmek ve konuşmak yasak olduğundan asker de ben de fena halde sinirli idik. Nihayet, on dakika sonra, kılavuzlarla askerler yalın ayak, başı kabak bir Kürt ihtiyarı tutup getirdiler. Aynitrene 20 dakika mesafede bir köy kenarında olduğumuz anlaşıldı. İhtiyarı önüme katarak bizi, Aynitrenle Dicle arasındaki tepeye götürmesini söyledim. 20 dakika yürüdükten sonra bu tepeye vasıl olmuş ve hemen ilk iş olarak Aynitrene karşı müdafaa tertibatı almıştım. Allah&#39;ın inayeti ile bu müşkül ve karışık vazifede muvaffak olmuş ve Dicle vadisinde mağaralarda saklanmış bulunan Hani&#39;li Salih ve Mustafa beylerin üç nüfus aileleriyle hizmetçi ve uşaklarını yakalamıştım. Üzerindeki kıymetli altın ve diğer eşyalarına el bile dokundurmadan Allahım şahittir. Hepsini karargaha aynen teslim ettim.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Çok mühim ve çok tehlikeli olan bu harekatta takip ettiğim metot köylere uğramamaktı. Bu sayededir ki, onlara haber gitmemiş ve kendilerini mağarada saklandıkları yerde yakalamak bana müyesser olmuştur.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Bu muvaffakiyet üzerine Aynitren köyleri bize ziyafet bile verdiler. Çünkü; onlar da bu isyan hareketinden en çok zarar görenler arasında bulunuyorlardı. Bu bakımdan kendileri Kürt olmakla beraber onların yaptıklarından çok nadim (pişman) ve üzgün bulunuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold; font-style: italic;font-size:180%;&quot; &gt;Devamı var...&lt;/span&gt; </content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://musaatas.blogspot.com/feeds/5155753052080317400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/4248609164354764563/5155753052080317400' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/5155753052080317400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/5155753052080317400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://musaatas.blogspot.com/2010_03_01_archive.html#5155753052080317400' title='Şeyh Sait İsyanı Neden Çıkmıştı ? (5)'/><author><name>Onur Can Öztat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17813983798755299819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4248609164354764563.post-4964616621666092329</id><published>2010-03-17T05:35:00.000-07:00</published><updated>2010-03-17T05:37:11.309-07:00</updated><title type='text'>Şeyh Sait İsyanı Neden Çıkmıştı ? (4)</title><content type='html'>&lt;meta equiv=&quot;CONTENT-TYPE&quot; content=&quot;text/html; charset=utf-8&quot;&gt;&lt;title&gt;&lt;/title&gt;&lt;meta name=&quot;GENERATOR&quot; content=&quot;OpenOffice.org 3.0  (Win32)&quot;&gt;&lt;style type=&quot;text/css&quot;&gt; 	&lt;!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 	--&gt; 	&lt;/style&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; O çamurlu muhitin bir gecelik sefaletin ömrüm oldukça unutmayacağım. Askerler ve biz, düz bir çamurlukta güya ordugaha gitmiştik. İstasyonun makas fenerlerinden başka ortada ışık yoktu. Yarı dalgın bir halde sabahı ettik. İki tabur yürüyüşe geçerek uzakta dağın başında görünene Mardin&#39;e ilerliyorduk.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Yol boyu hep yapışkan çamurdu. Yeni verilen postallar, askerin zaten az olan yürüyüş kabiliyetini daha ziyade azaltıyordu. Efrat, yeni silah altına alınmış, talim terbiye bakımından zaif (güçsüz) olduğu gibi idmansızdı da... Biraz sonra güneş açmış ve rutubetli boğucu bir sıcak askeri bunaltıyordu. Yürüyemeyenler hastalanan ve bayılanlar sıklaşmıştı. Bereket versin Mardin etekleri bu boğucu havayı değiştirmiş, biraz serinlik vermişti. Mardin&#39;de askeri camilere kendimizi de Mahfel dedikleri bir yere yerleştirdik. Burada bir gece kaldık. Ertesi sabah Diyarbakır istikametine yürüyemeye başladık. Duyduklarımıza göre; vaziyet ciddileşmiş, asiler Diyarbakır&#39;ı muhasara etmiş bulunuyordu. Biz de her ihtimale karşı emniyet tertibatı alarak yürüyorduk. Sabahtan akşama kadar üç gün yürüdükten sonra Akpınar köyüne vasıl olmuştuk. Uzaktan Diyarbakır görünmeye başlamıştı. Dördüncü günü Diyarbakır&#39;a geliyorduk. Dicle sahiline varmadan; bizden evvel hareket etmiş olan 41 inci fırka kıtaatına tesadüf etmiştik. Bu kıtalar; Dicle boyunda şimale karşı karakollarla tertibat almışlardı. Daha bir iki saat yürüdükten ve Dicle mecrasına girdikten sonra, şimal sırtlarında asi kuvvetleri görünmeye başlamıştı. Diyarbakır&#39;a iki saat kadar yaklaşmıştık. Şimdi taburumuz yalnız başına yürüyordu. Bir saat gerimizden de fırkanın seyyar hastane arabaları geliyordu. Dicle şimalindeki asiler, muhafızsız gelen bu araba kolunu görünce Dicleyi atlarla geçerek kola hücum etmişler ve taburumuzu geri dönüp işe müdahale edinceye kadar eşya ve hayvanları yağma ederek tekrar Dicle&#39;nin şimaline geçmişlerdi. Bu hadise üzerine taburumuz, bulunduğu mıntıkada takimat yapmaya ve tertibat almaya memur oldu. Burada kendimizi araziye uydurarak iki gün çadırlarda kaldık. Bir yandan da yeni silah altına alınmış olan erata iptidai müsademelerde en ziyade lazım olacak talim terbiye hareketleri öğrettik. Ertesi günü ikinci taburumuz da bize mülaki olmuş ve daha şimalde Diyarbakır yanındaki Değirmen fabrika civarında ordugaha girmişti.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Bizden evvel gitmiş olan Mersindeki 23 üncü alay da o civarda bulunuyordu.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Ertesi gün, fırkamızın bütün kıtaatı fabrika civarında toplanarak Diyarbakır caddesi boyunca yürüyüşe geçmişti. Bu yol üzerindeki tepeler, asilerin elinde olduğundan ilk gün buralara 23 üncü alayla birlikte taarruza geçtik. Şiddetli bir müsademeden sonra tepeleri işgal ettik. Şiddetli bir yağmur ve dolu altında bir gece çadırlı ordugahta kaldıktan sonra alayımız o mıntıkadaki Serimi ve diğer bazı asi köylerini işgal etti ve bu köyleri yakmaya memur edildi. Köyler ateşe verildi. Birkaç gün devam eden bu harekattan sonra cephe şimale çevrildi ve 41 inci fırkanın buradaki kısmı ile birlikte  şimale doğru yürümeye başladık. Asiler, esaslı bir mukavemet göstermeksizin şimale doğru çekiliyorlardı. Ve her adımda zaifliyorlardı. Çünkü; terk ettikleri köylere mensup asiler köylerinde kalıyorlardı. Bu suretle günlerce süren bir takip ve zik zak yürüyüşleri müteakip Harbi umumide (Birinci Dünya Savaşı) gördüğüm Hani nahiyesine gelmiştik. Karla karışık yağmur altında sabahtan akşama kadar yürümenin ve hele isyan mıntıkasında el tetikte olarak yürümenin ne demek olduğunu izaha hacet yoktur.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Hani&#39;ye kadar olan arazi düzlük olmamakla beraber Eği ve civarı ve bilhassa Lice&#39;nin cenup (güney) kısımları sarp ve kesik araziden mürekkepti. Fakat, asıl takip ve asıl zahmetli yürüyüşler Hani&#39;den sonra başlayacaktı. Çünkü; Hani&#39;den itibaren sarp dağlar silsilesi şimalde Murad nehrine kadar imtidat ediyordu (uzanıyordu). Diyarbakır havalisinden çekilen bütün asiler Şeyh Sait dahil olduğu halde bu dağlara çekilmiş bulunuyorlardı. Biz iki piyade alayı patika yollarından ilerliyorduk. Fırkanın topçusu Diyarbakır ve civarından ileri geçememişti. Zira; burada yollar, sahra bataryalarının geçmesine müsait değildi. Yanımızda iki toptan ibaret bir Cebel bataryası vardı. Fırka kumandanı Osman Şevket paşa da bizimle beraber bulunuyordu. Asiler, şimalde başka kolordularla, cenuptan da bizin kolordu ile sarılıyor kıskaç gitgide daralıyordu.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold; font-style: italic;font-size:180%;&quot; &gt;Devamı var...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; </content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://musaatas.blogspot.com/feeds/4964616621666092329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/4248609164354764563/4964616621666092329' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/4964616621666092329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/4964616621666092329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://musaatas.blogspot.com/2010_03_01_archive.html#4964616621666092329' title='Şeyh Sait İsyanı Neden Çıkmıştı ? (4)'/><author><name>Onur Can Öztat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17813983798755299819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4248609164354764563.post-8908530367119176967</id><published>2010-03-16T09:38:00.000-07:00</published><updated>2010-03-16T09:40:32.196-07:00</updated><title type='text'>Şeyh Sait İsyanı Neden Çıkmıştı ? (3)</title><content type='html'>&lt;meta equiv=&quot;CONTENT-TYPE&quot; content=&quot;text/html; charset=utf-8&quot;&gt;&lt;title&gt;&lt;/title&gt;&lt;meta name=&quot;GENERATOR&quot; content=&quot;OpenOffice.org 3.0  (Win32)&quot;&gt;&lt;style type=&quot;text/css&quot;&gt; 	&lt;!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 	--&gt; 	&lt;/style&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; &lt;span style=&quot;font-style: italic;&quot;&gt;Niyazi Ataş&#39;ın günlüklerinden...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Şubat (1925) ortalarında Kürdistanda bir Şeyh Sait isminde herifin başına topladığı bir avuç avenesile (taraftarlarıyla) Diyarbakır şimalindeki dağlık arazide, Hükümet kuvvetlarine karşı geldiği gazetelerde havadis olarak gözümüze ilişmişti. Fakat, bunun arkası çıkmamıştı. Lakin, şubatın son günlerinde İstanbul merkez kumandanlığından aldığım bir tebliğde; mezuniyet müddetim ne olursa olsun derhal kıtama ilhak etmek üzere 24 saat zarfında hareketim emrediliyordu. Beş on gün evvel gazetelerde gördüğüm havadis aklıma geldi ve derhal vaziyete intikal ettim. Bu bir seferberlik haberi idi. Ertesi gün hemen doktoruma müracatla tebliği gösterdim ve taburcu edilmekliğimi icaedim. 24 saat sonra neye uğradığını anlamadan kendimi Haydarpaşa istasyonunda buldum. Ve trene atladım.&lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Dörtyol&#39;a geldiğim zaman alay seferberliğini ikmal etmek üzere idi. Bir hafta zarfında her şey hazır olmuş ve 13 Mart 1341 günü ansızın gelen hareket emriyle taburumuz hemen istasyona indirilmişti. Evden müteessiren (üzüntülü) ayrıldım. (Çünkü ağabeyim o tarihlerde yeni evlenmiş ve bir kız çocuğu olmuştu.) Nüzhet&#39;i annesiyle bırakıp atıma atladım. İstasyona geldim. Alelacele trene bindim. Toprak kale üzerinden Halep hattına geçerek Mardin istikametini tuttuk. Hükümet ikişer maaş nispetinde bize avans para verdi. Eve de bir miktar bıraktım. Trenin en son vagonunun sahanlığında yere oturmuş, iki arkadaş ayaklarımızı aşağı sarkıtarak altımızdan geriye doğru kayıp giden rayları mütemadiyen değişen manzaraları hazin hazin seyrediyor ve bir yandan nereye gittiğimizi merak ediyorduk.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Seferberlik kısmi idi. Yalnız, 5,6,7,8 ve 9 uncu Kol Ordular mıntıkalarında hazer (korunma)  hayatı devam edip gidiyordu. Islahiyeden geçtikten sonra akşam olmuş ve Fransız mıntıkalarından gece ilerliyorduk. Ertesi gün akşam Derbis istasyonuna vasıl olmuş ve yapışkan bir çamur sahasında treni tahliye etmiştik.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold; font-style: italic;font-size:180%;&quot; &gt;Devamı var...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; </content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://musaatas.blogspot.com/feeds/8908530367119176967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/4248609164354764563/8908530367119176967' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/8908530367119176967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/8908530367119176967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://musaatas.blogspot.com/2010_03_01_archive.html#8908530367119176967' title='Şeyh Sait İsyanı Neden Çıkmıştı ? (3)'/><author><name>Onur Can Öztat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17813983798755299819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4248609164354764563.post-5652761473690765362</id><published>2010-03-15T13:34:00.000-07:00</published><updated>2010-03-15T13:40:56.036-07:00</updated><title type='text'>Şeyh Sait İsyanı Neden Çıkmıştı ? (2)</title><content type='html'>İnkılabı yapanı, inkılap çarkları ezer diye meşhur beynelmilel bir söz vardır. İnkılabı yapan büyük Atatürk&#39;tü. Onu da kendi inkılabının çarkları arasında ezmek istiyorlardı. Birinci B.M. Meclisini görseydiniz orada bugünkü meclislerde görülmemiş bir heyecan ve müthiş bir mücadele atmosferi hakimdi. O tarihlerde Ankara&#39;da bulunduğumdan birçok defa gidip Meclis müzakerelerini takip etmiş bir insan sıfatıyla söyleyebilirim ki birinci ve ikinci gruplar arasındaki mücadele dünkü ve bugünkü meclislerde asla görülmemiştir. Buna rağmen o meclis grupları arasında bugünkü gibi kindar hiç bir hareket ve memleket için zararlı bir konuşma yolu tutulmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilhassa düşmanın Eskişehir&#39;i alıp da Ankara üzerine yürüdüğü esnada idi ki; biz Ankara talimgahından mezun olup cepheye gitmeye hazırlanırken serbestçe Meclise girip çıkabiliyorduk. Bacaklarımızda mavi Fransız dolakları (şimdi dolak diye bir şey yoktur. Zira onların sarılması hem zordur, hemde zararlıdır, kanı işletmez.) belimizdeki kemerlere takılı Ankara yapısı sapsız demirden süngülerden bizi Meclis muhafızları tanırlar ve hiç kart istemeden içeri sokarlardı. İşte o tarihlerde ikinci gruptan Mustafa Kemal Paşaya bağırıyorlardı:&lt;br /&gt;Ordunun başına geç. Bu memleketi kurtar. Yoksa başımızdan çekil!... Bunu Mustafa Kemal Paşaya diyenler arasında belki bazıları kalmışlardır. Fakat çoğu göçüp gitmişlerdir. Gidenler arasında Şükrü beyler Hüseyin Avniler de vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci grup yani Mustafa Kemal Paşanın grubu siyah astragan kalpakları yana doğru, ikinci grup ise öne arkaya doğru giyerlerdi. Zaten Mustafa Kemal Paşa doğuşundan ve mektep hayatından itibaren mücadeleye alışmış bir insandı. Onun bütün hayatı mücadele içinde geçmemiş midir? Hiç bir günü, saati ve dakikası acaba sakin ve huzur ibaresini göstermiş midir? Asla... İşte böyle bir insanın Türkiyeyi idare ettiği zamanlarda dahi isyanlar çıkmış ve ona karşı feveranlar olmuştur. Ama bütün bunlar sabun köpükleri gibi o dehanın karşısında çabuk sönmüşlerdir. Güneşe karşı buzun ne kadar dayanacağı hepimizin malumudur. Hakikatlere karşı da böyle gelip geçici feveranların ne derece ehemmiyetsiz olacakları bu hakikatle aşikardır. İşte bütün insanlar, hatta Osmanlı tarihi boyunca devam edegelmiş olan ayaklanmalar bunun için boğulmuşlar sükunete icra olmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleketin bazı yerlerinde vukua gelen müessif (acınacak) hadiseler münasebetiyle size şimdi, o zamanki Kürt isyanı dedikleri Şeyh Sait isyanının akıbetini tayin eden bir yazı serisi takdim ediyorum. Fakat bunlar benim malım değil, sevgili ve merhum asker ağabeyim binbaşı Niyazi Ataş&#39;ın Şeyh Sait isyanına ait hatıra defterlerinden aynen iktibas edilmiştir. İbretle ve dikkatle takip buyrulursa Konya isyanından çok daha tehlikesiz olan bu isyanın bastırılması için hükümet ve milletin ne kadar masraf ve fedakarlığa katlandığını anlayacaksınız. Merhum ağabeyim, Birinci dünya harbinde Filistin&#39;de sağ ayağından bir şarapnel parçası ile yaralanmıştı. Bilahare İstiklal savaşında da birinci İnönü muharebesinde sol ayağından aynı şekilde şarapnel parçasıyla yaralanmış malul bir subaydı.&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold; font-style: italic;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:180%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;Devamı var...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://musaatas.blogspot.com/feeds/5652761473690765362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/4248609164354764563/5652761473690765362' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/5652761473690765362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/5652761473690765362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://musaatas.blogspot.com/2010_03_01_archive.html#5652761473690765362' title='Şeyh Sait İsyanı Neden Çıkmıştı ? (2)'/><author><name>Onur Can Öztat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17813983798755299819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4248609164354764563.post-5398997535592451458</id><published>2010-03-13T05:10:00.000-08:00</published><updated>2010-03-13T05:33:08.857-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="bursa"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="gazeteci"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kurtuluş savaşı"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="şeyh sait"/><title type='text'>Şeyh Sait İsyanı Neden Çıkmıştı ? (1)</title><content type='html'>&lt;meta equiv=&quot;CONTENT-TYPE&quot; content=&quot;text/html; charset=utf-8&quot;&gt;&lt;title&gt;&lt;/title&gt;&lt;meta name=&quot;GENERATOR&quot; content=&quot;OpenOffice.org 3.0  (Win32)&quot;&gt;&lt;style type=&quot;text/css&quot;&gt; 	&lt;!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 	--&gt; 	&lt;/style&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; &lt;span style=&quot;font-size:6;&quot;&gt;&lt;b&gt;Şeyh Sait isyanı neden çıkmıştı?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; &lt;span style=&quot;font-size: 16pt;font-size:130%;&quot; &gt;İstanbul gazetecilerinden bazıları niçin Çoruma sürülmüşlerdi? Hilafet hilafet diye haykıranlar zindanlarda soluğu almışlardı. O bir Kürt isyanı değil, saf ve temiz Türklerin cehalet yüzünden kurban oldukları bir badire idi...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Orta Anadolu ve hele Kürdistan dedikler (ki ben oraya asla Kürdistan diyemem, Hepsi de Türktürler. Zira muharebelerde onlardan elde ettiğimiz neticeler çok yüksektir. Askerlerimin çoğunu onlar teşkil ederdi. Sineği gözünden avlarlardı.) yerlerde yaşayan bu halk arasında bu neşriyat (yayın) büyük bir yankı yarattı. Az okuyan insanların, gazetelerin yazdıklarına çok inandıkları malumdur. Bu gazetecilerin yazdıklarına karşı olanların büyük itimatları vardır. Nitekim, bir yıl, bir kozacının bana verdiği haberi yazınca ertesi yıl yarım milyon kilo mahsul noksan çıkmıştı. Onu anlayan zamanın valisi Şefik Soyer beni yanına çağırmış ve demişti ki:  &lt;/p&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; 	Hüsüniyetinden (hüsn-i niyet: iyi niyet)  emin olmasam seni Milli 	Korunma mahkemesine veririm. Fakat çok iyi biliyorum ki bu haberi 	sana bir kozacı vermiştir. O, bir spekülatördür. Gelecek sene 	az mahsul olursa o pahalıya alacaktır. Ben bunu bugün gittiğim 	Orhangazi&#39;nin Sölöz köyünde öğrendim. Efendim bir gazete yazdı 	da kozalar gelecek sene para etmeyecek diye, dutluklarımızı 	döktük tarla yaptık dediler.&lt;/p&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; İşte buyrun bir gazetenin ve gazetecinin oynadığı menfi role...&lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; tıpkı bunun gibi Orta Anadolulular da bu İstanbul gazetelerinin o zamanki teranelerine kendilerini kaptırdılar. (Vay efendim Hilafet elden gitmiş, memlekette din namına bir şey kalmıyormuş) diye el altından yapılan propagandalarla bu saf ve temiz memleket evlatlarını ayaklandırmaya sebep oldular, Şeyh Sait isyanı işte böyle bir hava içinde çıktı. Buna Kürt isyanı dediler. Ordular harekete geçirildi. Bazı yerlerde seferberlik ilan edildi.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Bu hadise, Atatürk&#39;ün Reisicumhur olduğu ilk yıllarda vuku buluyordu.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Dersim mebusu Diyap ağayı da tanırdım, Kılıç Ali&#39;yi de... İlk Büyük Millet Meclisinde şalvarlı, keyfiyeli ve o keyfiyesinden ipek püsküller sarkan Diyap ağa idi. Atatürk, onu çok sever ve kendisine hürmet ederdi. Ne de olsa ağa idi. Kürt beyi idi. Ama yine söyleyeyim ki, Kürt tabirini eski Osmanlı imparatorluğu çıkarmış ve halis Türk olan kürtleri kendi siyaseti icabı birbirinden ayırmıştı. Haddi zatında onlar, hatta bizden daha katıksız Türklerdi. O zamanlar, ağalara, hocalara, hacılara rağbette idiler.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Zira zaman öyle icap ettiriyordu. Büyük Mustafa Kemal, o gibi kimseleri asla ihmal etmeyen ve kendilerinden daima istifade etmesini bilen mükemmel bir insandı. Zaten o gün öyle yapmasaydı bugün böyle olmazdı. Zira, bazı yobazlar onun sonra yapacaklarını bilmiyorlardı. Vakta ki ( ne zaman ki)  reform başladı. İşte o zaman reaksiyon hasıl oldu.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Günün birinde böyle bir isyan çıkınca Atatürk onu da diğer bütün isyanları bastırdığı gibi fevkalade cezri tedbirlerle önledi ve onu söndürdü. Ama bu hadise kalplerimizde manalı ve acı bir ukde olarak kaldı...&lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Türk İstiklal Savaşı boyunca çok isyanlar olmuştur. Bunları burada saymakla bitiremem.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Zile, Düzce, Anzavur isyanlarından başka Yozgat, Konya İsyanı, Pontus Hareketi  (ki Rumların isyanıdır.) hepsinin başında gelir. Lakin Şeyh Sait isyanı hepsinden daha az tehlikeli olmasına rağmen ordumuzu ve genç Türkiye Cumhuriyetini çok, hem de pek çok uğraştırmıştı... memleket düşman istilasından kurtulmuş olmasına mukabil hala entrikalarla bu memleketi satmak isteyenler vardı. Bununla beraber, Allaha şükür ki, memleket kurtulmuş ordu bütün memlekete hakim olmuştu. Halbuki eski isyanlar, Kuvvayi Milliyenin en buhranlı zamanlarında vukua gelmiş, bilhassa bazıları pek ciddi birer tehlike arz etmişlerdi. Bittabi, onları bastıran büyük Atatürk Şeyh Sait isyanını da oldukça pahalıya mal olan bir masraf ve fedakarlıkla söndürmüş, İstiklal mahkemeleri de, o yabancı parmakları ile kandırılmış saf insanları iplere çektirmişti.&lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Kürt isyanı dedikleri o Şeyh Sait isyanı sıralarında ben, İstiklal savaşından yeni dönmüş olarak Bursa Muallim mektebinin son sınıfında okumakta ve diplomamı almaya hazırlanmakta idim. Ağabeyim Yüzbaşı Niyazi portakal bahçeleriyle meşhur Dörtyolda bir piyade bölüğünün kumandanı idi.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Ağabeyim her zaman bana mektup yazar ve her ay birer sandık Dörtyol&#39;dan posta ile portakal gönderirdi. Fakat, bunlar birden bire kesildi. Hayretler içinde kalmıştım. Birde ne göreyi: (Palo) dan bir mektup aldım. Biraderim Kürt isyanını tenkile memur kuvvetler arasında imiş.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; İstanbul gazetelerinden Tasviri Efkar sahibi Velit Ebüzziya, Vatan gazetesi sahibi Ahmet Emin Yalman, Tanin sahibi Hüseyin Cahit Yalçın bu isyana müşevvik olmuşlar diye yakalanarak Çoruma sürülmüşlerdi.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Kendileri sekiz sene kadar orada kalarak yazı yazmaktan dahi mahrum edilmişlerdi. Zira, gazeteleri o zaman Hilafeti destekliyordu. Halbuki onların üçünü de Atatürk gayet iyi tanır ve severdi. Fakat, o inkılap günlerinde kullandıkları bu lisan, Orta Anadoludaki saf insanlar üzerinde aksi tesirler yapmıştı. Şark, isyan halinde idi.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Atatürk&#39;ün sevdiği arkadaşlarını dahi prensipleri ve bu memleketin inkılapçılığı uğrunda feda ettiğini bildiğimiz için bu gazetecilerin Çoruma sürülüp İstiklal mahkemesine verilmelerini ve mahkum edilmelerini asla yadırgamamıştık. Zira o Atatürk ki, can ciğer dostu olan ve daima beraber yiyip içtiği bizim on birinci fırka kumandanımız (Sonradan Kütahya mebusu olmuştu.) Ayıcı Arif beyin dahi İzmir suikastıyla alakalı olmasından dolayı istiklal mahkemesi kararı ile idam edilmesinde asla mahzur görmemiş ve ona karşı merhamet göstermemişti.  &lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; Kendi dostu, bir insan hançerlenmek isterse elbette ona karşı hiç bir merhamet isteği reyeğan olmaz. Atatürk de böyle yapmıştı. Yalnız Kazım Karabekir paşada bu suikast ile alakalı bir sanık olarak İzmirdeki İstiklal mahkemesine getirildiği sırada mahkeme salonunu dolduran subayların hepsi birden kalkıp onu selamlayınca iş değişmiş ve Kazım Karabekir paşa mahkeme kararı ile beraat etmiştir.&lt;/p&gt; &lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt; &lt;span style=&quot;font-weight: normal;&quot;&gt;Bütün bunlar artık tarih olmuş birer hakikattir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:180%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold; font-style: italic;&quot;&gt;Devamı var... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: normal;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style=&quot;margin-top: 0.5cm; margin-bottom: 0.5cm; line-height: 150%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: normal;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; </content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://musaatas.blogspot.com/feeds/5398997535592451458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/4248609164354764563/5398997535592451458' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/5398997535592451458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/5398997535592451458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://musaatas.blogspot.com/2010_03_01_archive.html#5398997535592451458' title='Şeyh Sait İsyanı Neden Çıkmıştı ? (1)'/><author><name>Onur Can Öztat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17813983798755299819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4248609164354764563.post-1042007056460755371</id><published>2007-11-27T05:58:00.000-08:00</published><updated>2007-11-28T13:55:25.037-08:00</updated><title type='text'>MESLEKTAŞLARINDAN MUSA ATAŞ YAZILARI</title><content type='html'>&lt;p style=&quot;text-align: left;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;b&gt;Stat çamlığının öyküsü Şehitler Anıtı`na uygun &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;  &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;Her gün...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Binlerce &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Bursalı&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; önünden geçerken gözü mutlaka yol kenarındaki &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;çam ağaçlarına&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; takılıyor. Kimileri görmenin ötesinde, oturup nefesleniyor. Kimileri de ağaçlar arasındaki küçük yollarda yürüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;strong&gt;Atatürk Stadyumu`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;nun hemen yanında, &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Çekirge Caddesi`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;nin kenarındaki çamlığı &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Bursa`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;da yaşayan pek çok kişi &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Kültürpark`ın bir parçası&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; gibi görür.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Aslında...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Gerçekten de gerek yeri, gerek görünümü, gerek işlev olarak stadyum yanındaki çamlık &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Kültürpark`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ın bir parçası.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Ama...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Çamlığın oluşturulmasının &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Kültürpark&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; ile bir ilgisi yok.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Bugün...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;strong&gt;Bursa&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; kent merkezinde herkesin her gün görebileceği ve &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;göz önünde&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; olacağı için &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Şehitler Anıtı&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; olarak düzenlenmesi arzulanan &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;o çamlık&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; aslında &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;anı&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; amaçlı oluşturulmuştu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Üstelik...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;O çamlığın çok ilginç bir öyküsü var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Öykünün kahramanının...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;strong&gt;Bursa`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;nın yakın geçmişinde çok önemli bir yeri olan, &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Bursa`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;nın duayen gazetecilerinden rahmetli &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Musa Ataş&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; olduğunu çok kimse bilmiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;strong&gt;Bursa Gazeteciler Cemiyeti`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;nin kurucularından biri olan, uzun yıllar &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Bursa&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; basınına hizmet veren, &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Ant&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; gazetesindeki yazılarıyla özellikle 1960 sürecinde kentin siyasal akımına yön veren, aynı zamanda &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;İstiklal Savaşı Gazisi&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; ünvanına sahip &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Musa Ataş,&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; gazeteciliği kadar sivil toplum faaliyetlerine katkısıyla da biliniyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Örneğin...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;O dönemlerde kentin en önemli çalışmalarına imza atan &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Bursa Dağcılık Kulübü`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;nde yönetim kurulu üyesi olarak önemli işler yapıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;strong&gt;Uludağ`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ın henüz yeni keşfedildiği ve kayak sporunun başladığı dönemlerde &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Uludağ İşletmeler Müdürü&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; olarak görev yapıyor. Yine &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; bünyesinde &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Dağ Ajanı&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; olarak sorumluluk üstleniyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Ardından...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;strong&gt;Atatürk Stadı`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;nın yapımının tamamlanmasıyla 1950 yılında &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Stat Müdürü&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; oluyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Bu görevi sırasında...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;1951 yılında oğlu &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Selmanpak Ataş`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ın doğumu üzerine, &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;doğum tarihini anımsatmak amacıyla &lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;51 adet çam fidanını &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Atatürk Stadyumu&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; ile &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Çekirge Caddesi&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; arasına dikiyor ve çamlığı oluşturuyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Bu noktada...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Stadın yanındaki çamlık için fidanlar dikilirken, &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Çekirge Caddesi`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;nin o dönem cadde değil &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;köy yolu&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; olduğunu, çevrenin de &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;kuş uçmaz kervan geçmez&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; denilen türden boş olduğunu &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;anımsatmak gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Hatta...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Stadyum yapıldığında, &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Muradiye`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;nin eteklerindeki arazinin &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;taşlık&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; olduğu biliniyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Çevre öylesine boş ki, dönemin valisi &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Haşim İşcan&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; konut yapmak üzere kooperatif kurmaları halinde gazetecilere &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;SSK Bölge Müdürlüğü&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ile &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Beşikçiler&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; arasını tahsis edebileceğini söylüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Fakat...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Dönemin gazetecileri, bölgenin ıssızlığı nedeniyle can güvenliğinin olmayacağını düşünerek &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Vali Haşim İşcan`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ın teklifini kabul etmedikleri gibi, &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;`Bize taşlığı layık gördü` &lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;diye alınıp kırılıyorlar da.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Sonrasında...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;1951 yılında, &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Atatürk Stadyumu Müdürü&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; olarak görev yaptığı sırada doğan oğlu &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Selmanpak`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ın anısına ve doğum tarihini belli edecek şekilde 51 fidan diken &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Musa Ataş`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ın bir çeşit&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; anı fidanlığı&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; düşüncesiyle oluşturduğu çamlık, kuşku yok ki günümüz kent değerleri arasında &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;çok özel bir yer &lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;tutuyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Öyle ki...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Hatırlarda kaldığı kadarıyla 1996 yılında, &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;bir grup çevre sakini&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; tarafından &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Büyükşehir Belediyesi`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ne başvurularak, stadyum yanındaki çamlığa, kurucusunun adının verilmesi, yani &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Musa Ataş Çamlığı&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; adının verilmesi öneriliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Öneri...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;strong&gt;Belediye Meclisi`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ne geliyor ama neler oluyorsa, karara dönüşemiyor. Bu da &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Musa Ataş`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ın çocuklarını ve torunlarını üzüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;İki yıl sonra da...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;strong&gt;Şenol Dolar`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ın çamlığın &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Şehitler Anıtı`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;na dönüştürülmesi önerisini bu sütunlardan gündeme getirdik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Öneriyi...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;26 Ekim 2007 günü yine bu sütunlardan yineledik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;strong&gt;Hakkari`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;nin &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Dağlıca`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;sındaki &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;PKK&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; saldırısına &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Bursalı Samet Saraç`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ın da aralarında bulunduğu 12 şehit verilmesi üzerine doruğa tırmanan &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;toplumun duyarlılık&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; devam ediyor. Bugün de bu kapsamda &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;teröre lanet &lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;mitingi yapılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Gerçi...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Geçen süreçte &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Nilüfer Belediyesi&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; tarafından &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Balat`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ta bir&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; Şehitlik Anıtı&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; oluşturuldu ama, kent merkezinin dışında olması nedeniyle &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;gözden uzak&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; bir konumda bulunuyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Oysa...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Kentin merkezinde, her gün herkesin gözü önünde bulunacak bir&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; Şehitler Anıtı&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; hiç kuşku yok ki &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;şehitleri yaşatan &lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ve onları &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;topluma sürekli anımsatan&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; bir görev üstlenecek.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;O nedenle...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;strong&gt;Şenol Dolar`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ın 9 yıl önce gündeme getirdiği konunun &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;bugünün sıcaklığı&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; içinde daha iyi anlaşılacağını ve kabul göreceğini düşünüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Kaldı ki...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;26 Ekim 2007 Cuma günü öneriyi yeniden gündeme&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;getirdiğimizde, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:12;&quot;&gt;Bursa&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; kamuoyunun da yakından ilgilendiğini ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:12;&quot;&gt;destek verdiğini&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; gördük.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;O çamlık zaten &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;anı&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; olarak oluşturulmuş, bundan sonrasında &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;anıt&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; olarak ölümsüzleşmesi kimseyi rahatsız etmez.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Dahası...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;strong&gt;Şenol Dolar`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ın da söylediği gibi, &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;her ağaca üzerinde Bursalı bir şehit ismi yazan plaka&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; asılması şehitlerimizin dünya döndükçe yaşamasını ve anılmasını sağlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Bize ulaşan mesajlardan anladığımız kadarıyla, &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Bursa`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;da geniş bir kesim bu konuda çok duyarlı ve projeye destek veriyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Şu anda yurt dışında bulunan &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Büyükşehir Belediye Başkanı Hikmet Şahin`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;in de bu gibi konulardaki duyarlılığını iyi bildiğimiz için &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;yakından ilgileneceğine&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; inanıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Bir şey daha...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;Anı olarak çamlığı oluşturan rahmetli &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Musa Ataş`&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt;ın çocukları ve torunları da &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Şehitler Anıtı projesini heyecanla&lt;/strong&gt;&lt;span class=&quot;textyazarpageicerik&quot;&gt; karşıladılar ve destekliyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt; &lt;!--[if !supportLineBreakNewLine]--&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style=&quot;text-align: right;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style=&quot;text-align: right;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;AHMET EMİN YILMAZ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style=&quot;text-align: right;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;Olay Gazetesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Üstadımız Musa Ataş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt; &lt;/div&gt;                                                                                                                             Bugün gündemimizde ne yerel yönetim ve ne de trafik keşmekeşi var. Kentimizde yaşayan ve yaşları 70&#39;in üzerinde bulunanların hatırlayabileceği büyük Gazeteci ve Üstadımız Musa Ataş&#39;tan bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;Musa Ataş, Kent&#39;te gazeteciliğe başladığı günden, kaybettiğimiz güne kadar pek çok gazeteci yetiştirmiştir. Örneğin, Turhan Aytul, Faruk Taşkıran, Sabahattin Selek, Hasan Pulur, Suat Mesut Özbudak, Sadık Şendil, Sadrattin Çanga ve bendeniz, üstadın yetiştirdikleridir.&lt;br /&gt;Musa Bey, Öğretmen Okulu&#39;nu bitirdikten sonra, yedek subay olarak askere gider. İstiklal Savaşı&#39;nın başladığı günlerdir. Çok şerefli bir tesadüfle, bu öyle bir şanstır ki, Başkumandan Gazi Mustafa Kemal&#39;in Emir Subayı olur.&lt;br /&gt;Ailesi, Rus Harbi&#39;nden sonra Dağıstan&#39;dan gelip Bursa&#39;ya yerleşen Musa Bey, aynı zamanda İstiklal Madalyası sahibidir.&lt;br /&gt;1926&#39;da kapanan Resmi BURSA isimli Gazete 1937&#39;de dönemin Valisi tarafından tekrar gündeme gelir ve neşriyatına devam eder. Gazetenin sorumluluğu Musa Ataş&#39;a verilir. O günlerde gazeteyi tek başına hazırlar ve başmakaleyi de kendisi yazar. Bu çalışma 1945&#39;lere kadar devam eder.&lt;br /&gt;1945&#39;in sonbaharında CHP, ANT isimli gazetenin neşrine karar verir. 1942&#39;den itibaren haftada bir güne inen Bursa Gazetesi&#39;nden ayrılan Musa Bey&#39;i, ANT Gazetesi&#39;nin başında görüyoruz. Yukarıda sıraladığım isimler 1945&#39;den itibaren Musa Bey&#39;in Rahleyi Tedrisi&#39;nden yetişen kişilerdir.&lt;br /&gt;Musa Ataş, Ant Gazetesi&#39;nin sorumluluğunu üstlendiği günlerde İstanbul&#39;daki Cumhuriyet Gazetesi&#39;nin Bursa temsilciliğini de üstlenir.&lt;br /&gt;1948 yılında güzel bir yaz günü öğleden sonra Musa Bey&#39;le Mudanya&#39;ya gitmeye karar verdik. Çocukları Alev ve Ateş&#39;i de alarak, yola çıktık. Bademli virajlarına geldiğimizde, karşı istikametten uçarcasına gelen bir motorsikletle çarpışmamak için arabamızı sağımızdaki hendeğe kaydırdık. Neye uğradığımızı anlayamadık. Bizi Mudanya&#39;ya götürmüşler. Kendimize geldiğimizde hastanede olduğumuzu öğrendik. Fakat, birkaç sıyrıktan sonra başka şükürler olsun hiçbir yerimizde kırık çıkık yok idi......&lt;br /&gt;Ertesi sabah Bursa&#39;ya döndük. Öğleden sonra da gazeteye geldik. Bu kazadan çok ucuz kurtulduğumuzu arkadaşlarımız anlata anlata bitiremiyorlardı. Akşam üzeri o günün Valisi Haşim İşcan Bey, gazeteye gelerek, “Verilmiş sadakanız varmış” diyerek bizi teselli ettiler.&lt;br /&gt;Gazeteden herkes ayrıldı. Musa Bey ile ikimiz kaldık. Bir ara telefon çaldı. Ahzeyi ben aldım. Musa Bey&#39;i Doğan Nadi bey arıyordu. Telefonu Ataş&#39;a uzattım. Doğan Nadi, bir gün evvelki haberleri İstanbul&#39;a göndermediği için bar bar bağırıyordu. Neticede Doğan Nadi, “Seni kovuyorum” cümlesi ile telefonu kapadı.....&lt;br /&gt;1950&#39;lerin son aylarında eşinden de ayrılan Musa Bey, sosyal hayatında büyük bir deprem geçirdi. Ve o tarihten sonra çok büyük sıkıntılar içinde yaşadı.&lt;br /&gt;Bugünlerde onu tanıyanlar dahi, bir elin parmakları kadar azaldı. Fakat bizleri basın alemine sokan Musa Ataş&#39;ı daima minnetle anarız. O bizim üstadımızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style=&quot;text-align: right;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CİHAN BORÇBAKAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursa Haber Gazetesi&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: right;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;&quot;&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://musaatas.blogspot.com/feeds/1042007056460755371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/4248609164354764563/1042007056460755371' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/1042007056460755371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/1042007056460755371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://musaatas.blogspot.com/2007_11_01_archive.html#1042007056460755371' title='MESLEKTAŞLARINDAN MUSA ATAŞ YAZILARI'/><author><name>Onur Can Öztat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17813983798755299819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4248609164354764563.post-4191301968542008728</id><published>2007-11-27T05:28:00.001-08:00</published><updated>2008-12-11T18:59:25.509-08:00</updated><title type='text'>FOTOĞRAFLARLA MUSA ATAŞ</title><content type='html'>&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:180%;&quot;&gt;FOTOĞRAFLARLA MUSA ATAŞ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgj11zSndbMU_IbRWn09KkkD9ckAnIKBZzAStKzxwEmuIZj862KoIFou6EB6UxtaLxNjlhC6w-45_hMdKaP-alUDHXBMtb6fbkVtzNLvO2mNyjGPmUdd8xj56bckb3Rbasl-kEVZdvu9U8/s1600-h/9.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;cursor: pointer;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgj11zSndbMU_IbRWn09KkkD9ckAnIKBZzAStKzxwEmuIZj862KoIFou6EB6UxtaLxNjlhC6w-45_hMdKaP-alUDHXBMtb6fbkVtzNLvO2mNyjGPmUdd8xj56bckb3Rbasl-kEVZdvu9U8/s320/9.jpg&quot; alt=&quot;&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5137513407050227938&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgj11zSndbMU_IbRWn09KkkD9ckAnIKBZzAStKzxwEmuIZj862KoIFou6EB6UxtaLxNjlhC6w-45_hMdKaP-alUDHXBMtb6fbkVtzNLvO2mNyjGPmUdd8xj56bckb3Rbasl-kEVZdvu9U8/s1600-h/9.jpg&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family:arial;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjhablZ8l7GTQdI-2lnooSiubmpmJmVIiF6L6mgINPQLNEbhVcxLeI7e9ysm5jFBx9QHr7fLCzcYTcHZvN40M_Nu-0oyk3-hUZEn3yQbzxXaTwrbDh2Cs5GHS7T2Mgov98gYsBRxkTJUxc/s1600-h/8.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;cursor: pointer;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjhablZ8l7GTQdI-2lnooSiubmpmJmVIiF6L6mgINPQLNEbhVcxLeI7e9ysm5jFBx9QHr7fLCzcYTcHZvN40M_Nu-0oyk3-hUZEn3yQbzxXaTwrbDh2Cs5GHS7T2Mgov98gYsBRxkTJUxc/s320/8.jpg&quot; alt=&quot;&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5137513230956568786&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhQ5CQRwWpcvzpfz8CvyyiTHKL6S0qv4xvMnH9IoGeTsI1uTRD4g8VSgUUxvhm9zeG9QqNfCZGt6Ja8OSaJzVmKRfslF97cbg2-fpDm03T8dgtWUHXTSg1sg4wADKmGSrBkDNrmyWloyw8/s1600-h/7.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;cursor: pointer;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhQ5CQRwWpcvzpfz8CvyyiTHKL6S0qv4xvMnH9IoGeTsI1uTRD4g8VSgUUxvhm9zeG9QqNfCZGt6Ja8OSaJzVmKRfslF97cbg2-fpDm03T8dgtWUHXTSg1sg4wADKmGSrBkDNrmyWloyw8/s320/7.jpg&quot; alt=&quot;&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5137513110697484482&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi_tG9sH1gkYHNTkI71qFLUd-syWQ42aN3-Lyeqme1hzbi6Z41RGGhR4PuGqvMeMUjlrvXJIXZwguM2O4VB4Zhbc9ucrd179cGPhZbVonysku67N1AhtbhrKRwF50LscZrvSMbV0S18CjY/s1600-h/5.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;cursor: pointer;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi_tG9sH1gkYHNTkI71qFLUd-syWQ42aN3-Lyeqme1hzbi6Z41RGGhR4PuGqvMeMUjlrvXJIXZwguM2O4VB4Zhbc9ucrd179cGPhZbVonysku67N1AhtbhrKRwF50LscZrvSMbV0S18CjY/s320/5.jpg&quot; alt=&quot;&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5137512861589381298&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg868Y5EWNZgp6ZyMNCSs9mLXPBcrR3hTrdu7Nz4rj7RPUDgDPijZw9lx0OzmExfvNtLiO_etZwvZWB7NCtIV9BqRM_VV8-emDjhNsceISRUW1HPuIy6KvAqvNHsY7b7dBRmDnCwgTcLs8/s1600-h/3.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;cursor: pointer; width: 330px; height: 193px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg868Y5EWNZgp6ZyMNCSs9mLXPBcrR3hTrdu7Nz4rj7RPUDgDPijZw9lx0OzmExfvNtLiO_etZwvZWB7NCtIV9BqRM_VV8-emDjhNsceISRUW1HPuIy6KvAqvNHsY7b7dBRmDnCwgTcLs8/s320/3.jpg&quot; alt=&quot;&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5137512698380624034&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiNDb-pNKaZvY0JFfMbfK7TN8pxTxS6K1NKuZ5ROfMi6AGj6gFM5pHds6auHILridt2KZ0tvqK9td1b1lI6f8qcYlxcYzkhVxZQNTCAbk87jMv8b2NARj86rwVIT6SnACQCJpC0qWJCgKI/s1600-h/45.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;cursor: pointer;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiNDb-pNKaZvY0JFfMbfK7TN8pxTxS6K1NKuZ5ROfMi6AGj6gFM5pHds6auHILridt2KZ0tvqK9td1b1lI6f8qcYlxcYzkhVxZQNTCAbk87jMv8b2NARj86rwVIT6SnACQCJpC0qWJCgKI/s320/45.jpg&quot; alt=&quot;&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5137513870906695954&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhr9mL-LqIWtBo_h0L5Yvhwaj4MfYLldhESdouwfUF7s9x4XoOCznBEl9vUXHw05N-MY7flP27qheybLewodQ4G65ay2AW9PcDfp8-YyZHcIlvczzX4pV1MeLLyPnYK-5eW1g5zTu9WPgU/s1600-h/11.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;cursor: pointer;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhr9mL-LqIWtBo_h0L5Yvhwaj4MfYLldhESdouwfUF7s9x4XoOCznBEl9vUXHw05N-MY7flP27qheybLewodQ4G65ay2AW9PcDfp8-YyZHcIlvczzX4pV1MeLLyPnYK-5eW1g5zTu9WPgU/s320/11.jpg&quot; alt=&quot;&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5137513729172775170&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj6KsXAne7BbstAvvPPJ3Fl58kkpVI8lqw2JEB-F3tEPFV2N4vZlH6EvJTkhIHi3o3uE5fRRJQMuvcdOGPblhRRv7oPK1evg-Vh15scfuCtcoqi3gBQ8THtjP8t2gvoKeBtEZOZJwLlDAs/s1600-h/tara0004.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;cursor: pointer; width: 330px; height: 213px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj6KsXAne7BbstAvvPPJ3Fl58kkpVI8lqw2JEB-F3tEPFV2N4vZlH6EvJTkhIHi3o3uE5fRRJQMuvcdOGPblhRRv7oPK1evg-Vh15scfuCtcoqi3gBQ8THtjP8t2gvoKeBtEZOZJwLlDAs/s320/tara0004.jpg&quot; alt=&quot;&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5137511860862001282&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://musaatas.blogspot.com/feeds/4191301968542008728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/4248609164354764563/4191301968542008728' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/4191301968542008728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/4191301968542008728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://musaatas.blogspot.com/2007_11_01_archive.html#4191301968542008728' title='FOTOĞRAFLARLA MUSA ATAŞ'/><author><name>Onur Can Öztat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17813983798755299819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgj11zSndbMU_IbRWn09KkkD9ckAnIKBZzAStKzxwEmuIZj862KoIFou6EB6UxtaLxNjlhC6w-45_hMdKaP-alUDHXBMtb6fbkVtzNLvO2mNyjGPmUdd8xj56bckb3Rbasl-kEVZdvu9U8/s72-c/9.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4248609164354764563.post-7949781663964693230</id><published>2007-11-25T05:34:00.000-08:00</published><updated>2007-11-27T06:50:07.780-08:00</updated><title type='text'>Musa Ataş Kimdir?</title><content type='html'>&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;Musa  &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;ATAŞ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;(Dağıstan 1901 - Bursa 1964) &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;Küçük yaşta ailesiyle birlikte Bursa&#39;ya geldi. Öğretmen Okulu son sınıfında iken Kurtuluş Savaşı&#39;na katılmak üzere öğrenimini yarım bıraktı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;Talimgâh eğitimi gördükten sonra zabit vekili oldu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;Birinci İnönü&#39;den itibaren bütün savaşlara ve Konya ayaklanmasının bastırılma harekâtına katıldı. Bu hizmetleri karşılığında İstiklâl madalyası ile ödüllendirildi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;Barış döneminde yarım kalan öğrenimini tamamladı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;Bursa Kız Lisesi&#39;nde bir süre Fransızca öğretmenliği yaptı. Daha sonra büyük heves duyduğu gazeteciliğe başladı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;1945&#39;ten sonra Bursa&#39;da yayımlanan Ant ve Hakimiyet gazetelerinde muhabir olarak çalıştı ve köşe yazdı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;Cumhuriyet ve Hürriyet gazetelerinin Bursa temsilciliğini yaptı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;Bursa&#39;da sporun gelişimiyle de ilgilendi. Stad müdürlüğü ve kayak ajanlığı görevlerinde bulundu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;Basın şeref kartı alan ilk gazetecilerden olan Ataş, aynı zamanda Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin de kurucu başkanıdır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;Yapıtları: Elli Yıl Önce Bursa (1960), Bursa Kılavuzu (İstanbul 1944), Bursa Kaplıcaları ve Otelleri Broşürü  (1952), Tarih ve Tabiat Şehri Bursa (1948), Bursa Sanatları (1949).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot; class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:Arial;font-size:9;&quot;  &gt;http://www.bgc.org.tr/tr/index.php  den alıntıdır...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://musaatas.blogspot.com/feeds/7949781663964693230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/4248609164354764563/7949781663964693230' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/7949781663964693230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4248609164354764563/posts/default/7949781663964693230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://musaatas.blogspot.com/2007_11_01_archive.html#7949781663964693230' title='Musa Ataş Kimdir?'/><author><name>Onur Can Öztat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17813983798755299819</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>