<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" standalone="no"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:blogger="http://schemas.google.com/blogger/2008" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-23905973</atom:id><lastBuildDate>Fri, 01 Nov 2024 10:32:38 +0000</lastBuildDate><category>kişisel</category><category>rahatsız</category><category>müzik</category><category>hikaye</category><category>olan biten</category><category>blog</category><category>mim</category><category>tv</category><category>4P</category><category>siyaset</category><title>Okunmayan Blog.</title><description>Ben, sen, biz, siz, onlar ve kocaman bir vs. bulutu üzerine..</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Deniz Bey)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>78</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><language>en-us</language><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Ben, sen, biz, siz, onlar ve kocaman bir vs. bulutu üzerine..</itunes:subtitle><itunes:category text="Society &amp; Culture"><itunes:category text="Personal Journals"/></itunes:category><itunes:category text="Music"/><itunes:category text="News &amp; Politics"/><itunes:category text="Arts"/><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7982294793577746867</guid><pubDate>Sun, 25 Nov 2012 01:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-11-25T14:26:50.461+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Kasımlar Dolusu</title><description>Fersah fersah içbükey, iç içine sığınamayan, şarabı sonbahardan ötürü umutlar bakıyor gözlerim seni, senin hiçbir şeyi görmediğin günlerde. Günler diyorum günler, seni bana öyküleyen, beni bize masal eyleyen güzel ve safran günler. İnanır mısın, ki beni biraz tanısan hiç inanamazdın, güneş katran doğmuyor senden beri. İnancıma balans ayarı çektim; yelkenlerini sana foralıyor bütün pusulalar. Vira sevmek seninle bütün öğleden sonralar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Halinde, ahvalinde milenyumlar dolusu lir var, gibi gelir bana. Öylesine hafif ki adımlarının güzelliği, yapılmaz, onulmaz geliyor bana sen olmadan güneşsiz günler. Kimi zamanlar, kahvenin yalandan arkadaşlıklara güç verdiği saatlerde genellikle karşılaşıyoruz. Gölge etmeyen seslerimiz kavuşuyor sanki bütün yolların ortasında. Sen, nihayet efendiliğimi bozmama sebep; hep bir anda çıkıyorsun karşıma. Farkında bir olsan aslında şu uçuşkan naifliğimin, göreceksin. Evet göreceksin yolun başında biri var seninle varışsız yolları şiirlerle yürümek isteyen. Saçlarının dağılışıdır çünkü gündemin rüzgarlarından fırtınalar eken aklıma. Bütün uzaklar yakın; bir tek sana doğru yolsuzluğumu aklayamıyor aklım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fiilerimi, garipliğimi es geç; dik beni en sevdiğin kıyafetinin üzerine ki tanış olalım. Marşlar yazılsın hakkımızda, adlarımız kentlere verilsin, nesiller ve meydanlar dolusu haykırılsın öykümüz ve yine de bizim bizden başka gayemiz olmasın. Çok mu şey diliyorum diyorum bazen, bazen ülser oratoryoları bağırıyor ayılar ardımda. Ben ki, modern zamanlar şovalyesi, flanör aşkları gereğinden meşhur, şovenist şiirler dilbazı, endişesizlik abidesi; seninle karşılaşmalarımın her bir defasında hanım hanımcık bir herife dönüşüyorum. Şarkılar dolusu gülümsüyorum içimin bahçelerinde. Bu ilk değil; ama son olsun dileğidir. Senden bu yana daha da mutluluk aranmasın diye. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Kasım'dan herhangi bir gece, ki sene 2012.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/11/kasmlar-dolusu.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Bey)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-9204223525836528768</guid><pubDate>Sat, 06 Oct 2012 11:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-11-25T14:24:51.057+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikaye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Diyelim</title><description>Olanlar içinde en fenası can sıkıntısıdır, diye lafa girmeyi istiyordum. Felsefik bir yanı varmış gibi duran sözlerle ortamda ön plana çıkmak değildi amacım. Aklıma başka herhangi bir mantıklı cümle gelmiyordu sadece. Olmayanlara gelirsek, zaten onlardır olanların en fenasına sebep, diye de sürdürebilirdim aslında ama birkaç dakika önce Barış’ın ettiği bir söz bu ve benzeri şeklinde gelebilecek her lafın damarını kesmişti. Fikren gebeş, fiilen çok entelektüel dost meclisimizde yazmak mefhumu ve ‘doğru’ yazarlık nedir hakkında bitmek bilmez olacak bir tartışma sürüyordu ki, Barış lafa girdi ve “abi, süsten püsten uzak olmaktır mevzu. bak ne demiş şair. ruh şarabı gördü üzümden önce. benim daha bir şey anlatmama gerek yok sanırım” dedi. Hayvanın çocuğu, it oğlu it, göt busesi Barış böylece sırtını adını bilmediği Melih Cevdet Anday’a dayamış ve aslında hiçbir şey anlatmadan ‘daha bir şey anlatmama gerek yok’ seviyesine ulaşmıştı. Kuşkusuz bu fiyakalı lafa verecek cevabı olan cevval çocuklar tribünü olarak biz de oradaydık ama Barış’ın ortamdaki kızların üzerine dev bir feromon bulutu gibi çöken lafı giderek betonarmeleşiyor, adeta kanuna dönüşüyordu. Bu durumda şayet kızlar olmasaydı çok samimi ve içten biçimde “Barış, siktir git gözünün çeperine edeyim” formunda gelecek reaksiyon da haliyle doğarken ölmüştü. Neden ses edememiştik? Çünkü Barış kadınlar locasını yanına çekmişti? Barış bunu nasıl yapmıştı? Çünkü çok slogan bir laf etmişti. Bir de, Barış yakışıklıydı. Bütün argümanları da bu fiziki estetikten payını alıyor, hükmen doğru oluyordu. İçimden, “ben böyle sosyal konjönktürün belini kırarcasına..” diye küfretmeye başlıyordum ki boşverdim, bir sigara yaktım. Çay sevmiyordum o yüzden kuru gırtlak diyetine devam, suskun ve gösterişsiz halimi sürdürdüm. Yaşadığım ülkede çay sevmeyen, çaya karşı her zaman mesafeli duran, her türlü tekel harcaması ve icabında uranyum zenginleştirmeye bile para bulabiliyorken bir tek çaya ödenen bedele acıyan, çayı bir bardak dolusu kaynar manasızlık olarak gören tek kişi bendim. Çay sevmemem yetmezmiş gibi bir de yakışıksızdım. Allah benim belamı versindi. En azından Cansu için öyleydi. Bazen, bazı yerlerde olur; hiç karşılaşılmak istenmeyen biri ile aynı masaya oturulur. Tamamiyle yalan ve samimiyetsiz haller hatırlar soralım fasılları peydahlanır; hiçkimse de burnundan kıl aldırmaz. Bu, biraz da insan burnunun kıkırdak ve deriden mütevellit olup tereyağı olmaması ile alakadır. Hoş, Cansu bütün olarak tereyağı olsaydı kendisini büyük bir memnuniyetle, yanıp simsiyah ve pis kokulu bir lavabo ızdırabına dönüşene kadar kızartırdım. Bu durumda soğanlar değil benim hayallerimdeki evin panjurları pembeleşirdi. PVC’lerle dövesim olan Cansu’ya, ideolojik olarak kadına şiddete karşı olduğum için kafa atamıyordum, bir de aynı masaya oturmak zorunda kalmıştık. Hay Allah binbir bela versindi. İlk sigara bitmeden ikinciyi yaktım. Yakılan ikinci sigara günün otuz yedinci sigarasıydı. Can sıkıntısı insanın içini köreltir, bol miktarda nikotin tükettirir ve bu şekilde bireye zarar verirken devlete katkı sağlar. Devlet çok zeki bir yapı olduğu için meşgul tuttuğundan da, canı sıkılandan da bir şekilde faydalanır. Allah devletimize zeval vermesindir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dayanamadım bir süre sonra, attım kendimi yollara. Birkaç “abi otursaydın daha” ile aklımı çelmeye çalışan arkadaşlara, uğruna yardımlaşma vakfı açılabilir bir gülümseme ile “yok, ben gideyim” dedim. Yoldayken günün kırk altıncı sigarasını yaktım. Demek ki günün başında üç paket sigara alarak akıllılık etmiştim. Eve varıp tüm bunları yazsam mı acaba diye düşünürken, ev arkadaşım odama gelip “abi sikicem hatasız kul olmaz’ını ama! yeter lan!” diye bağırdı. O bağırmasını bitirdiğinde Hatasız Kul Olmaz sekizinci defa çalıyordu. Ona dönüp, “sen içerde tost yaparken savaş çıktı” dedim. “Hadi ya..” dedi. Sonra gitti. Elektriklerin kesilmesinin, tam da sigara stoğumun bitişine denk gelmesi ve benim yarıda kalan şarkıya mı, biten sigaraya mı, yoksa çıkan savaşa mı söveyim diye düşünmeme yaklaşık on dakika vardı. Canım çok sıkılıyordu; kalan son sigarayı yaktım. Olanların içinde en fenası can sıkıntısıydı. Allah can sıkıntısının belasını versindi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(Peşin peşin:  &lt;i&gt;http://www.youtube.com/watch?v=jY8Lxf4Uf-E&lt;/i&gt;) &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Ekim 2012&lt;/i&gt;</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/10/diyelim.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Bey)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-97436593616303052</guid><pubDate>Wed, 22 Aug 2012 19:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-08-22T22:27:46.072+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Hasmane</title><description>&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://24.media.tumblr.com/tumblr_m92mgp4umK1r3sh18o1_500.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="333" src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_m92mgp4umK1r3sh18o1_500.jpg" width="500" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hayatları boyunca hiçbir şey için bedel ödememiş insanlardan, ne pahasına olursa olsun sevmek beklemek ahmaklıktır; aptallıktır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hayatları boyunca (ki yaşadıkları uzatmalı kuvözantre balkon çocukluklarına hayat değil ömür demek yakışık almaz hayatları boyunca) bir öğün bile aç kalmamış insanların duyguları uğruna, çekilen ülserbaz acılara vicdani tepkiler vermelerini beklemek ahmaklıktır; aptallıktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hayatları boyunca başlarına gelen her ağlayışta safi makyaj ve göz etrafı kırışıklığı hesabı tutmuş insanların suretlerinde tarifi şiirsel gözyaşları bulabilmeyi beklemek ahmaklıktır; aptallıktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hayatlarının yegane sermayesi bencillik meşruyetleri olan insanların kelamlarından sadakat beklemek ahmaklıktır; aptallıktır. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hayatlarında, varlıklarını kalben (güya) kutsamak için ürolojik umumiyetten gayri yordamı olmayan insanların bedenlerinden haysiyet beklemek ahmaklıktır; aptallıktır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Gündüzleri gecelerini, geceleri verdikleri sözlerin hiçbirini tutmayan insanların ettiği yeminleri şerh bellemek ahmaklıktır; aptallıktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ahmaklığını deneyimleye doymayan, aptallığını gururla taşıyan bir insan olarak; selam olsun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Ağustos 2012&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/08/hasmane.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Bey)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7788449805907267598</guid><pubDate>Mon, 16 Jul 2012 19:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-08-22T22:27:55.969+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Müphem</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://farm3.staticflickr.com/2256/5807785122_afdae74391.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="311" src="http://farm3.staticflickr.com/2256/5807785122_afdae74391.jpg" width="500" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: #090000; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: #090000; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: #090000; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;Kan çanakları çalınıyor kulaklarıma. Sessizliğin deliliğe güfte olduğu zamanların tam ortasında, bir kez daha ve bir kez daha vicdansızca nefessiz bırakılmış gecenin kökleri içime dolanıyor. Hava sıcak, odam soğuk; arzın merkezine gömülmüş kalbim alevler içinde kavruluyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;" /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: #090000; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;Hikayeler yazılıyor, okunuyor, okutuluyor hakkımda; hakkım olandan çok uzakta. Sebepler aranıyor, bulunamıyor. Bahanelere sığınılıyor, sığınakları gaz odalarına çevirmek için. Ve bulunuyor. Sudan, havadan bahaneler. Toprağa gömmek için, ateşten küreklerle; bir saf, şaşkın yüreği. Ve bulunuyor gereken bütün kelimeler, verilen sözleri yok etmek için.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;" /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: #090000; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;Kelamına sadık kimse yok bu gecenin ölüp bitmişlikleri içinde. Çünkü. Çünkü, makamı mühim değildir, içinde ‘sevenle oyun olmaz’ güftesini barındıran bir bestenin. Bugün günlerden gece. Şaşırtıcı mıdır sanki bütün alçakça cinayetlerin karanlıkta işlenmesi? Yahut bütün korkak katillerin sırttan bıçaklamayı tercih etmesi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;" /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: #090000; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;İnanmanın yaşatmaya yetmediğine inanmak için daha kaç yüzyıl yüzü, sözü yara içinde kalacak insanın. Çok geç kaldım ben fark etmeye; soruları soran olan değil, olmayan sorulara cevap bulan değil, sade, sessizliğe sebep olan olmakmış makul ve menkul görülen değer. Kim kimin kalbinin tarlasını ateşe verdiyse, kim hangi günahın ardından gururunu eylediyse; hülasa her kim insan evladı bir diğer insana zulüm çektirebildiyse o kıymetli olurmuş.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;" /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: #090000; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;Kalanlar havanda söz dövmeye devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;-Temmuz 2012&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/07/muphem.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Bey)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-4323201218060781541</guid><pubDate>Fri, 06 Jul 2012 19:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-08-22T22:25:22.456+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikaye</category><title>Yazık</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://farm4.staticflickr.com/3660/3346431158_8e773ea9c4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="311" src="http://farm4.staticflickr.com/3660/3346431158_8e773ea9c4.jpg" width="500" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Cebeci’de yürüyorduk. Bir kentin içselliğine vakıf olmanın tuhaf, modern-edebiyat egosal huzuru ile kadrolu muhafazakar sokakların katranertesi bakışlarından biraz, ki epeyce, ürkmüş biçimde, ama yine de inadına tadına el ele, yürüyorduk. Etrafımızdan insanlar geçiyordu. Şu, vicdanımız anonim mastürbatörler aradığında haklarında kıçımızdan uydurduğumuz acıklı hikayeler belleyip üzüleceğimiz kırışmış suretli ihtiyarlardan çoğunlukla. Ve dolmuşlar. Romantik-gerçekçi/şımarık edebi akımsallığın kullana kullana bitiremediği arabesk soylu kent toplu taşıtları. Kimi binalar da vardı muhakkak ama onları pek umursamıyorduk. Şehir genel-geçici kültürüne bulanmış şairaneliğimiz yalnızca yeri geldiğinde birbirimizi etkilemek adına kullanacağımız cümlelerin sponsorluğundan ibaret olduğu için, etrafımızdaki binaları da, içlerindeki hayatları da pek umursamıyorduk. Nihayetinde, bir diğerimizde bulduğumuz fiziki estetiğin döviz cinsinden karşılığı kadar ‘sonsuz’ bir parasal bonkörlük ve sevdasını yaşıyorduk. Ağzı biraz şiirebilen duygu banklerinden fazlası değildik ki, kendimize yeterince sinematografik bir bank bulduk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Rüzgarın eylediği ağaçlarla uzun ve anlamlıymış gibi görünen bakışlar fiilleşip, makro-iktisadi rahatsızlıklarımızın nasıl da küçük insanın hakkında bizi fikren ve vicdanen meşru romantik rahatsızlıklara uğrattığından dem vurup, tam da o demlenmeyi önsevişmelere vurgunlayacakken, kadrajımıza giren mendil satan çocuktan sırf burnu akıyor ve bu durum bizim insana dair sularseller anlayışlılığımızı taşıran bir estetik sıkıntıya neden oluyor diye iğrenecektik. Elimi cebime attım. Filtreli fiyakamı yakacak bir çakmak bulmak umuduyla. O da yapmak üzere olduğum bu tiyatral tiryakilik hareketini fetişucuyla izliyordu. Kim bilir nasıl da mutlu, nasıl da dünyada başka hiçbir yerde, hiçbir başka kimseyle bulunmayı istemiyorduk o an; tüm mecburiyetlerimizi ve tüm bizi yanlarından reddiyelemiş insanları atarsak hesaptan. Aybaşı maaşına mecbur, rüyalarını mesai saatleri sonrasına ertelemiş ‘çaresiz’ insanlardan, nasıl da hiçbir farkımız yoktu. Elimdeki elini sıktım onun. Bu, ‘bak elim elinde terliyor ama dikkatini cezbederim ki bu denli duygusallığın içinde yine de otoriterliğimden katii suretle taviz vermiyorum’ sıkışına mütakip kısık sesli bir bakış attım kulaklarına: “İyi ki varsın.” (Çiftleşeceği geldiği zaman anırmak yerine manüplasyon yapan, düşünebilen ama düşüncesiz varlığa insan denir.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Gülümsedi. Yapacak daha iyi bir şey yoktu. Aslında sırf yapacak başka bir şey olmamasından ötürü sıkılmaktansa yerine bile rollenmek, hallenmek daha mantıklıydı. “Sen de..”, dedi; maksadı önden tanımlı ses tonu ile. Hakkımız, yakıştırdığımız gibi fakir ama gururlu yayın evleri değil, olsa olsa boktan cast ajanslarıydı. ‘Bu lafı aklımdan çıkarmayayım; yazar kullanırım’, diye düşündüm. Son kertede o banktaki varlığımız rastgele ilhamların dönüp dolaşıp bizi bulması güzelliği kadardı. O zaman biraz da: heyhat! Olmayanı öykülemek değil, olanı olanı anlatmamaktı ya yalancılıktan sayılmayan; dürüstlüğümüze toz konmuyordu o akşam.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Gözlerine baktım. Ama ne bakmak. ‘Yakarım, Roma’yı da yakarım’ güfteli aptalca şarkıyı o bakışlarla söylesem gerçekten de İtalya Bayındırlık ve İskan Bakanlığı hakkımda son derece yasal işlemlere başlatmaya baştan meyyal olabilirdi. Bu çakmak çakmaklığın içinde, hiç de ön-uzun nefeslenmesine gerek duymadan, söze girdim: “Bak şimdi. Ben sana bu gece, sonraki gece ve sonraki gece ve sonraki gece zamanlaması hatasız hesaplanmış, sözleri bakımından tam raddesiyle ikonoklastik kalacak şarkılar yollayacağım; sevda sözleri uyduracağım bir sürü. Hepsi, bir diğerinden daha şairane olacak. Her biri birleşip devasa bir sebep bulutu olup çökecek yüreğinin üstüne, sen gel bana var diye diye. Ta ki, senden daha çok istediğim herhangi biriyle olma şansım gelene dek.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Şaşırgan ama öfkesi önceden fırınlanmış bir çift bakıştan sonra, “&lt;i&gt;ne diyorsun sen ya!&lt;/i&gt;” diye hiç de nazikçe olmayan bir biçimde haykırdı yüzüme. Devamında hadise-i dialog şöyle yaşanacaktı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“&lt;i&gt;K: Sen kim olduğunu zannediyorsun be!&lt;br /&gt;&amp;nbsp;E: Mevzunun o kısmını çabucak geçmeye yetecek kadar hızlı yön değiştirdi halin. Hem kimsem kimim. Bilmiyorum da. Fark eder mi?&lt;br /&gt;&amp;nbsp;K: Nasıl yani!&lt;br /&gt;&amp;nbsp;E: Diyorum ki, kendime biçtiğim değerden çıkacak bostan ürünlerinin çok fazla ehemmiyeti var mı nihayetinde? Bak, bir anda hatıratındaki bütün sanım unutulabildiyse adımın da önemi yoktur; seninki gibi.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;K: Ne saçmalıyorsun sen ya!&lt;br /&gt;&amp;nbsp;E: Senin adın ne?&lt;br /&gt;&amp;nbsp;K: Anlamadım?!&lt;br /&gt;&amp;nbsp;E: Adın ne?&lt;br /&gt;&amp;nbsp;K: …&lt;br /&gt;&amp;nbsp;E: Aşkım, canım, ciğerim ve türlü diğer edilgenlerim dedim de, senin adın ne?&lt;br /&gt;&amp;nbsp;K: Bu soruyla neyi amaçladığını cidden merak ediyorum.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;E: Ben de nihayetinde ciddi bir şeyden dem vuruyorum. Hadi, mademse, söyle, madem adın önemli değil. Sen nesin?&lt;br /&gt;&amp;nbsp;K: Ben benim. Ve ben, bu saçmalıklarınla uğraşmak zorunda değilim öküz herif!&lt;br /&gt;&amp;nbsp;E: Neğ kadar güzel. Şimdi sen ektiğin bu öküz lafından benim kafama takılacak şeyin bana herhangi biriymişim gibi davranman olmasını da fark etmeyeceksindir eminim.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;K: Aynen de öylesin. Benim kadar özel birinin yanında da işin yok!&lt;br /&gt;&amp;nbsp;E: Özelsin.. Adından bile önce özelsin. Adını önemsetmeyecek kadar mesela. Özelsin. Gerisinde adın da önemli değil. Bak.. Zaten adının önemi yok diye, hakkında tüm bu aşk sıfatlarına serili samimiyetsiz kelamlar&lt;/i&gt;.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;O. Onun. Adı yoktu. Adımın da önemi yoktu. Bir diğer anonim aşk öykünmesinden hallice öyküsüydük onunla. Öyküleyenin yapayalnızlığıydık. Ki bu hikaye tamamen gerçekti; bu hikaye henüz yaşanmamıştı**. ‘Ben’ her ne idiysem o gün; o sigarayı yakmadım, o banka oturup.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #090000; font-size: 10px; text-align: justify;"&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu yaşanmamış hikayeyse, yaşadığım hiçbir hikayeden daha az sahte değildi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;em&gt;Temmuz 2012&amp;nbsp;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/08/yazk.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Bey)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-6364591823267634460</guid><pubDate>Mon, 02 Jul 2012 19:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-08-22T22:20:10.193+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Eski Notlar</title><description>&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Dolanlar Kadar&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: #444444; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small; line-height: 19px;"&gt;Merakımı gidermek de maksatlı insanlığa sormak istedim bir an, bu kemiklere zarar ve muhakkak anüs kristalizasyonuna sebep olacak soğukta, sırf günlerden resmi tatil diye alkollü anonimiyet sokağına vurgun olmak ne derece mantıklı? Ya da, böyle zamanlarda mantığın sınır ötelerine umuttrak operasyonlar yapmak anlaşılabilir midir? Kısaca, gönlün halini nötrlemek adına yapılacakların ne kadarı akıl zararı olmalıdır? Çünkü hava eksi çok derece ve ben çok sıkıldım be Ata’m. Ayrıca hava nedense çok derece, diye de soru-isyan yapamıyorum zira Dünya’nın En Güzel Arabistan’ının resmiyet bahçesi Betonkent’e gelmek de yine benim kararımdı. Ancak, o hadisenin üzerinden yeterince zaman ve yeterince daha kötü hadiseler yaşadığı için şimdilik Istanbulardı edilebilir; hadi yine iyiyim.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 19px; margin-bottom: -5px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Medeni pürmelalim beni yanıltmıyorsa, gerçekten de çok sıkıldım. Bıkkınarme haller alışkanlık dışı değildir pekala, ama.. neyse.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;br style="outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;" /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;em style="outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;-Ocak 2012&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 19px; margin-bottom: -5px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;
&lt;em style="outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 19px; margin-bottom: -5px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;&lt;b&gt;Kağıt Kesiği&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 19px; margin-bottom: -5px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;
&lt;em style="line-height: 19px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small; font-style: normal; line-height: 19px;"&gt;Büro tipi yalnızlıklarla örülü olduğu gerçeğini ıraksayamıyor kent soylu aşkları plastikliğinden, her buluşmada havale mezarlara gömülen yüksek perdeden meblalar. Yerküre iyice küçüldü; herkes herkesle iştirak halinde. Bak, yan masa tamamen bu masanın eski sevgililerinden ibaret. Diğer masalar da diğerlerinin. Ve ortada dönen bu çok katmanlı ilişkiler ağıdan sağ ve sabit çıkabilenler kendi yalnızlık kuyularını arzın merkezine genişletmek derdindeler. İşin sevmek kısmı ipimle kuşağım iken, giyimler kuşamlar sevda sözleri ambalajlı ürolojik eylem planlarına gebe. Temiz ve şık kıyafetler, temiz ve şık mekanlar, temiz ve şık sohbetler, temiz ve şık ve yalnızca her iki tarafın da egosal galibiyetini hedefler uzunluktan sevişmeler, tertemiz, hatasız, kayıpsız, ‘başarılı’ ayrılıklar; eh birazcık da yavşak ve yılışık aşklar. İnsan, tuhaf bir döneme tanık olarak çağrılmıştır şayet şimdiki zamanı şimdiye denk geldiyse. Galiba batının meşhur, müphem öğretisi genel-geçerliliğinden, öyle-diyelim-öyle-kabul-olsuna evrildi; artık güzellik ve iyilik birbirinin sağlayıcı iki mefhum değil. Galiba, ve kuşkusuz, birleşitirip salıverme mevsimleri geri kaldı kaldı iki gölgeyi. Tıpkı fonetik estetikten geriye, ticari müzisyenlik derdine piyanonun mahremiyetini kendi egosunun sıvazına kurban eden puştların kalmış olması gibi. Süblim süblim arabeskleşen bir devrin, devranı yitik hikmet panolarıyız, belki de. Belki bu, yalnızca ardı ardına gelen iki harfin içerik olarak bu kadar çok orospu çocuğu barındırmasına şaşkınlıkla karışık isyan söylemi.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 19px; margin-bottom: -5px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;
&lt;em style="outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small; font-style: normal; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 19px; margin-bottom: -5px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;
&lt;em style="outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small; line-height: 19px;"&gt;-Nisan 2012&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 19px; margin-bottom: -5px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;
&lt;em style="outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small; font-style: normal; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 19px; margin-bottom: -5px; margin-top: 10px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;
&lt;em style="outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small; font-style: normal; line-height: 19px;"&gt;&lt;b&gt;Duyulmasınlık&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;
&lt;em style="outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-style: normal; line-height: 19px;"&gt;Bildiğimiz dünyanın, bilmeyi yeğledimiz ve bir o kadar da hiç bilmemiş olmayı dilediğimiz kısmının, uykuya düşlemperver yatay oluşlara geçtiği saatler. Bügün, günlerden fark etmez (yine); bu hal, hallenmelerden kayda geçmeyen (yine).&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="font-style: normal; line-height: 19px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;" /&gt;&lt;br style="font-style: normal; line-height: 19px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;" /&gt;&lt;span style="font-style: normal; line-height: 19px;"&gt;Lafları eğip büktüm ben hep. Lineer ve anlaşılabilir biri olamamaktandı çoğunlukla; yahut başka türlü yaşamayı edilebilmeyi düşünememek dahi. Uyuyamamaksızlığın hikmeti yapışagelmiş. Hayal etmenin mecrasından akacaklar, üşengen gerçekliğin yokuşlarını tırmanmaz ki denizlere dalsın.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="font-style: normal; line-height: 19px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;" /&gt;&lt;br style="font-style: normal; line-height: 19px; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: 0px;" /&gt;&lt;span style="line-height: 19px;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;Merhaba. Ben, yeter miktar süreden sonra ‘&lt;/span&gt;ehh.. istedim yaptım; benden kıymetli mi ayol, peh!&lt;span style="font-style: normal;"&gt;’ hikayesinin baş-yan-rolüyüm.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Haziran 2012&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/08/eski-notlar.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Bey)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-5631367767812097460</guid><pubDate>Wed, 02 May 2012 20:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-08-19T17:07:35.575+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">mim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">olan biten</category><title>Naçar Zenofobi</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://farm3.staticflickr.com/2457/3726102573_c87354e03e.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="304" src="http://farm3.staticflickr.com/2457/3726102573_c87354e03e.jpg" width="500" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style="background-color: white; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;*&lt;em&gt;Yerkürenin etrafında döndüğünü bütün fiziki realitelerin reddiyesi ile kabul bellediğimiz bu evrende, kuşkusuz pitoresk kelimesinin raddesi kadim yegane karşılığı kadındır.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; margin-bottom: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;*Kıtasal batının, batının doğusu, doğunun ortası diye kabul ettiği, ne doğulu ne batılı, irrasyonel ve tutarsız bir sosyolojik harmoni içinde debelenen, kendi resmi eğitimi tarafından onyıllardır ‘doğu ile batı arasında köprü’ olarak nitelendirilmeye gayret edilip de esasen kara ve sert ‘iki ucu boklu değnek’ gerçeğinden kurtulamayan bu çoğrafyadan ister batıya, ister doğuya bakılsın; kadının ızdırabı bakidir. Edilgenlik, erkekler tarafından, yine ‘erk’ hissiyatlar ile, atfedilmiş bir benlik özellemesidir, karşının cinsine. Şemali, şekli değişir belki ama esası asla değişmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Kadın, doğuya gidildikçe hükmen yenik, batıya gidildikçe hükmen galiptir. En heroik halinde bile kadın, erkek üzerindeki (ki burada yine it gibi bir erkek merkezli algılayış vardır) ‘elde edilebilme’ zorluğu üzerinden nitelenir. Çünkü doğuda kadın salt bir metadır; yine de batıdaki kadar zorbaca değil. Hükmen galip olan batıdaki kadın. Yani, erkek cinsinin çevresinde pervane olduğu, yani vajinal kualifikasyonun diğer tüm insani özelliklerinin önüne geçtiği gerçeğine dayanarak ve bunun farkında olarak ve bunun ‘kıymetini bilerek’ yaşadığı zaman daralıklarında, kadın yine edilgendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Değişen bir şey yok temelde. Çok para edecek dekolteli fikirleri yine genellikle erkekler yazıyor. Kadını evlere, mahzenlere, reklam söylemlerine yine erkekler kapatıyor. Kadın, meta; kadın, eşya. Ulaşılamazlığı, aksinden bile daha karşı egemen. &amp;nbsp;Edilgen kadın bir utançsa, diğer türlü fiziken erişilmesi mecrasında her yolun mübah olduğu bir ütopya. Her şey yine kadının kendisine dair olan değil, erkeğin ona biçtiği sıfat tamlaması esasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Kadın, ister batıda, ister doğuda, ister istemez kabullenip kullanılmak zorunda bırakılıyor hala.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; margin-bottom: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;*Kadın, erkeğin karşısında, her ne şart ve zaman ve coğrafya söz konusu olursa olsun, bizatihi ‘insan’ olarak görülmüyor hala.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Deniz&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;08.03.2012&amp;nbsp;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/05/nacar-zenofobi.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8316686505515729726</guid><pubDate>Tue, 01 May 2012 17:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-05-02T20:34:46.199+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Küçük Adisyonlar</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://farm4.staticflickr.com/3062/2367896529_bcf18bbdd9.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="318" src="http://farm4.staticflickr.com/3062/2367896529_bcf18bbdd9.jpg" width="500" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;em style="background-color: white;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Anladığım ama anlamlandıramadığım şeyler var, çoktan ikili ilişkiler dünyasında.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="background-color: white; margin-bottom: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;“Beni gördüğünde hangi maksadın alnından öpmek adına yüksek tavanlı kahkahalar atıyorsun? Kimse benden daha iyi bilmiyor senin gerçek gülüşünü; kimi ne ile kandırmaya inanıyorsun? Ne diye bu loca tavırları? Yürüyüp gittiğimde, ardımdan örnekleri ancak tribün dili ve edebiyatında bulunabilecek küfürler edeceksin üstelik. Eğersiz atlara dönüşüyor ellerin, aynı dört duvarın nefesini hisseliyorsak şayet. Söyle, bu kadar mı yok ettim vaktiyle seni de, ne zaman hayat bize habersiz bir karşılama sürprizlese gerçek bir hiç gibi davranıyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etme. Hali hazırda seni yer yer özlerim bazen. Gözümün seyir defterinde yalnızca eskiden çıkarılmış başarısız bir mizah unsuruna dönüşme.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;-Deniz&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/05/kucuk-adisyonlar.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8848964157611776250</guid><pubDate>Thu, 26 Apr 2012 17:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-05-02T20:29:52.857+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikaye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Mikrotiryakip Roman</title><description>&lt;a href="http://fc01.deviantart.net/fs71/i/2010/325/2/7/_moment_by_danieleyre-d33bd8k.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="330" src="http://fc01.deviantart.net/fs71/i/2010/325/2/7/_moment_by_danieleyre-d33bd8k.jpg" width="500" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="background-color: white; margin-bottom: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Uzun ve derin, ve az lafla çok şey anlatmak isteğini gerçekleyeceğini belli etmek isteyen, bir bakışın ardından, “nefesin kokuyor”, dedi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; margin-bottom: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;“Vaktiyle ciğerim yandı; ondandır”, dedim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; margin-bottom: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;
&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;-Deniz&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/04/mikrotiryakip-roman.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-437047561452151203</guid><pubDate>Sun, 22 Apr 2012 17:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-05-02T20:30:41.086+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">olan biten</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Kesif Ettirgen</title><description>&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://fc00.deviantart.net/fs25/f/2008/097/4/2/4254b9a8df614c44.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="Sigara süründürür" border="0" height="315" src="http://fc00.deviantart.net/fs25/f/2008/097/4/2/4254b9a8df614c44.jpg" title="" width="500" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; margin-bottom: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;
&lt;strong style="background-color: white; font-weight: 700;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;1. Carpe Praeteritum&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; margin-bottom: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Kendiyle dertli insanların yaşadığı üç farklı zaman dilimi vardır: Bir, ızdıraplarla, yaralarla, acılarla, terk edilişlerle, düşüşlerle, yıkılışlarla, felaketlerle ama kallaviyeti sorgulanamaz raddede kıymetli hatıralarla dolu di’li geçmiş olsun zaman; bu kabullenilmiş, en azından öyle gibi yapılmış, içselleştirilmiş, hakkında gerekli zihinsel yatırlar imar edilmiş ve fakat asla unutulmamış, unutulamamış süreler toplamıdır. Bir ikincisi, genellikle olmayacak duaya değil amin türbe yaptırılan gelecek zaman; dün geçmişin tozlu ve yağlı sayfalarında yine de okunabilen kalben enfeksyonist sözlerle doludursun, her şeyin farklı, ama çok farklı, olacağına dair muhteşem bir inançla düşlenkarlığı eylenmiş fikren güzel ve genellikle eyleme reel vakıfiyet noktasında noksan &amp;nbsp;kalan umutlar toplamıdır. Gelecek zamana dair gönülsel mollalık seyahatleri, devamlı olarak insanın kendini aşması, uç hayallerini gerçeklemesi, rasyonel olarak açıklanabilir bir mutluluğun ötesinde fiziki ve kıymeterkil değerler taşıyan anlardan ibaret sessiz düşünmeleri barındırır. Bir üçüncüsü.. vardır ki işte o rahatsız insan erkinin zihninde kör sondajlar eyleyen odur: Aradalılık çıkmazı şimdiki zaman. Gündüzü ve uykusuzluğu hep geçmişbaz anılar ve gelecektrak beklentiler arasında tüketmek. Her kelamı ya olmuştan ya da henüz olmamıştan açmak; “..öyle işte, ya, neyse haydi ben kaçayım” desibel tutarsızlığı içinde yaşayarak kapatmak. Bunların hiçbiri bir diğerinden üstün de değildir. Ne geçmiş geride bırakılabilmiştir, ne şimdi doğru düzgün yaşam kılınır, ne de tüm bunlar arasında adam akıllı bir gerçek inşasına fırsat kalır. Esasında tüm bunların, her şeyi düzene sokmaktan gayri bir çıkışı daha vardır; sokmak düzene, her şeyi. Salt delilik hali. Hesap verecek hiçbir kendi-birinci tekili bırakmamak. Kendiyle yeterince derdi olan delirir; dertleri çoğunlukla üçüncül tekil sponsorluklardan ileri gelen ise; yani, gidip&amp;nbsp;&lt;a href="http://deliremeyenler.tumblr.com/" style="color: black; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px;" target="_blank"&gt;delirememek adıyla blog&lt;/a&gt;&amp;nbsp;açar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong style="font-weight: 700;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;2. Nüktedan İmge&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Eski çamlardan bardak olur, diye deyişi; icabında cami ile kışlanın el ele verişine şahitliği olmuş topraklarda, şahsi insan ilişkilerinin yavşaksal geçişkenliğine şaşırmak da, hadi, benim toyluğum olsun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; margin-bottom: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;
&lt;strong style="font-weight: 700;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;3. Kısa Tarih Notları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Öldürmeye üşendiğini eşek suyun içine DSİ sıçana kadar süründürmek 90’larda, hem resmi hem kontrmemuriyet olgular üzerinden yürütülen bir devlet politikasıydı. Ve 80’lerde, ve 70’lerde, ve 60’larda, ve 50’lerde, ve 40’larda ve mesela şu anda.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong style="background-color: white; font-weight: 700;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong style="background-color: white; font-weight: 700;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;4. Açık Mektup&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Başına getirdiğim hiçbir şeyi hak etmedin; başına gelen bütün mutlulukları hak ediyorsun.&amp;nbsp;&lt;em&gt;-(Vicdanen Kısaltılmıştır)-&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="background-color: white; margin-bottom: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;
&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;-Deniz&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;i style="font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, 'Liberation Sans', FreeSans, sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/04/kesif-ettirgen.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-9090010985056952711</guid><pubDate>Fri, 20 Apr 2012 02:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-04-20T05:56:49.167+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Veham Söylemler</title><description>&lt;img height="325" src="http://fc08.deviantart.net/fs70/i/2012/100/5/7/isolation__by_nikkothenerd-d4vo1ul.jpg" width="500" /&gt;&lt;br /&gt;
Okur yazar, tahsilli ve yalnız bir çiftin neticesi olmanın ileriye dönük en büyük sıkıntısı günün birinde okur yazar, tahsilli ve yalnız birine büyümsemektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Merhaba, Dünya'nın En Güzel Arabistanı'nın başabelakentine bahar esameli, yazdan aromalı günler uğramıyor, halen daha. Saatlerden gece, sayısal karşılığının önemi yok. Ben diyeyim günlerden resmi tatile az kaldı, siz düşleyin bu gecesabahın akşamına gebe katmer-promil muhtemeliyatların önemli bir çoğunluğu önsevişme içeriyor. Uyuyamıyorum; bir şeylerin canını yakasıya dertliyim ki ikisi arasındaki bağlantıyı boş kalmasın diye alkole boğmak gibi post-ergen alışkanlıklarım vardır. Uyuyamamanın eşisıra reflüperverim, bir de gastrit var, bir de ülser. Şayet kahve de içiyor olsam adeta öylesine modern belediye vatandaşı olurdum ki.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kafam diyor ki, akıl ve aşk birbirine çevrilmesi çok güç iki farklı dil ile konuşurlar. Kafam diyor ki, akıl faydanın metrajına bakar, aşk ise değerin lirikliğine. &lt;strong&gt;Kafam diyor ki, 'delilik' ancak paylaşılmamış anlamlara verilebilir bir addır. Delilik paylaşıldığı zaman delilik olmaz, kolektif yalnızlık olur.&lt;/strong&gt; Yani kafam diyor ki, kimseye anlatılamayan dertlerin dermanı olsun diye (bile) değildir aşkın hayata tansiyon üstünlüğü ve akıl karşısındaki hükmen malubiyeti; aşk deliliğin bizatihi kendisidir zaten. Çünkü aşk adi, puşt, acımasız ya da insafsız mıdır bilinmez ama şüphesiz şahsi bir meseledir. İnsanın bütün oluş hallerinin en bencilidir belki de aşk. Sen, onu çok seversin. O, çok sevilir, senin tarafından. O edilgendir, yar bellenmiştir, belleği kayıp şimdiki zamanlarda, senin tarafından. Sen seversin. Cümle bu kadar kısadır aslında. Senin ne kadar sevdiğinin dozajı da mühim değildir. Sen seversin. Romantik bağ fiiller üzerinden ömür tüketen ve şu kelama aykırı gitmeye her zamandan hazır olana da açık bir biçimde sorulabilir: Sen. Çok seviyorsun, uğruna ölüyorsun, hakkında denizler aşıyor, dağlar parselliyor, çöllere kafa tutuyor, adisyonlar kapatıyor, kendi paralıyorsun ya, pek muhterem sen pek muhtemel Mecnun'sun ya. &lt;strong&gt;Sen Mecnun'san, bu kaçıncı Leyla?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Kafam diyor ki, bu aşkı recmetme çabası değil. Sen sev onu; o da sana karşı boş olmasın. Çift olun, çiftleşin; bireysel delilikleriniz size bakidir. Sevmek ilhak edilemez. Zaman, yaşamak üzerinden, bir olur, birden fazla insanın hikayesinde. &amp;nbsp;Farklılıktan uyum değildir sevmek hali. &lt;em&gt;Aşk, birinin abuk subuk taraflarını da sevebilmektir&lt;/em&gt;; içselleştirmek değil. Hülasa aşk, plastikarme bir şiirsellikle birbiri içinde olmak da değildir. O yüzden evvela şu derin yanlış redakte edilmelidir. Öykünmenin, takdir etmenin yeri yoktur bu öyküde. İnsanın kendinde yoksun gördüğünü bir başkasında bulması aşk değil, travmadır. &lt;em&gt;Hatıratım der ki, hiçkimsenin ama hiçbir zaman ve hiçbir şekilde canını yakamayacağından emin bir kadın vardı. Sevildi mevsimler boyu. Terk edildi bir gün. O gün, o kadın, öldü. O günden beri o kadın kendine dair ne varsa paramparça etti. Şekli değişti, şemali değişti, kelamı değişti. O kadın, sahip olamadığını olmaya karar vermişti.&lt;/em&gt; Günümüzün çoğu aşkımtrak hikayesinin esası budur işte. Televizyon çağı çocukları. Hepimiz, sanki sürekli yetersizlik hissine sponsor bir dünya kafi değilmiş gibi, aslında iyi niyetli, ama hep ötelenen, oyuna bir türlü kabul edilmeyen, yalnız, ırak, gururlanacak pek az şeyi olduğu için yer geldiğinde (yani genellikle) ne kadar can yakabildiği ile gururlanan bir ülkede doğduk; bir türlü doğru düzgün büyüyemedik. Noksanlığı vurulmuştur yüzüne çoğu iyi niyetin buralarda. Kaçış, kendi'den büyük ve daha değerli bir eş içinde kaybolma özlemi biraz da bundandır. Ontolojik ya da pornografik arzuları, daha önce binlerce kez eskitilmiş cümlelerle kaplayıp, rüzgarda bilinçli savrulmaya aşk deniyor bu yüzden. Tüm bunlar olurken, akıl, fikre ve bedene durmasını emreder gerçek aşkın karşısında. Bir jenerasyonun kalben kompleksli ya da aklen menapoz olmasının sebebi de neticesi de aynıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okur yazar, tahsilli ve yalnız bir birey olmanın boktan yanı yani, şu saatte uykuyu bünyeye çok görmektir. Epeyce bir miktar da kırılganlık elbette. Kalbin eşref saati geldi ya, neşteri çekmek de aklın görevidir; ne kadar hızlı, o kadar sıcak. Öldürgen zamanlar bunlar. Aşk ise örgütlenmektir en sade ve metaforel anlamı ile. Bu açıdan bakılacak olursa, ne çok 'aşk' hikayesi Türk solunun veham belleğine benzer.</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/04/veham-soylemler.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>0</thr:total><georss:featurename>Üniversiteler Mh., Bilkent Blv, 06800 Ankara, Türkiye</georss:featurename><georss:point>39.893998 32.766535</georss:point><georss:box>39.869633 32.727053 39.918363000000006 32.806017</georss:box></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-3148674036409865063</guid><pubDate>Mon, 26 Mar 2012 20:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-03-26T23:42:28.814+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Krank Hali</title><description>&lt;a href="http://farm6.staticflickr.com/5125/5352251940_f7e50918a2_z.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 350px;" src="http://farm6.staticflickr.com/5125/5352251940_f7e50918a2_z.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Akşamı gündüzden kararmış, kalbi fikrine gömülemeyen, düşünceleri nikotine dirayetsiz bir zamandı. Çekincel bir incelikle dokumaya çalışıyordum aklımdan dökülecekleri. Vazoyu yanlışlıkla kırmış ve annesi karşısındaki ifadesiz durmaya çalışan çocuğun, devrisi yaşlarda çok promilliyken yine annesi tarafından gelen bir telefonu yanıtlamadan önceki endişeli haliydim. Ki bilinir, içmek cesaretin yelkenlerini suya indirir. Oysa ben korkuyordum. O kadar çok içmiştim işte; miktarı mühim değil. Dilimin dolanmasından, söyleyeceklerimin ustaca işlenememiş dolanlar olarak anlaşılacak olmasından ürküyordum. Bir derdim vardı, belli ki anlatmadan edemeyeceğim; zaten dert olmadan içilse kahkahalar yankılanırdı şimdi beton gibi bir tıkanmanın olduğu yerde. Ben bunların hepsini hatırlayacak, hatırlayınca utanacak ama yine de yazacaktım. Ben, korkuyordum hatırlayacaklarımdan çünkü ağzım Sibirya bir ilham kokuyordu. Ve insanlar yalanları sponsoru olarak biliyorlardı alkolü. Ben gerçeği bile toparlayamacak kadar sarhoş ve birkaç saat sonra yakinen incelemek zorunda kalacağım fayanslar kadar sahiydim o esnada. Konuşmak istiyordum. Hiçbir sözü yalana banıp dolandırmadan, sade konuşmak istiyordum. Belki bütün çekincelerim hakkında haklı çıkacaktım ve yine, alışkın olduğum gibi, haklılık mutluluğa öncül olmayacaktı ama konuşmalıydım. Çünkü daha, “yoruldum” demenin düpedüz şımarıklık olacağı bir yaştaydım; benim o mavi limana çıkmam gerekiyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lafı uzatmamak gerekirse: hepimiz (tuhaf ve bir şekilde) yalnızlığın fetişine ironik bir biçimde tav olma durumundan vazgeçmek istemiyoruz. Sonra, hatırlıyorum, sınıfta bir kız vardı. Bir tane ve on dokuz tane daha, ama işte onlar işin dahasıydı; esas oğlan belli olmasa mevzu bildiğin masal olurdu. Ama öyle ben senin bildiğin masallardan olmazdık. (&lt;span style="font-style:italic;"&gt;O kadar yüzyıl önce nereden buldularsa gymnasyumu. Bilmem. Ama Sindirella’nın, adı Mesut olan, ve yakın arkadaş çevresince kısaca Meso diye anılan epey steroidtipik biçimde saçları dökülmüş, bir body-building hocasıyla çalışan bir erkek arkadaşı olsa bence kalan on dokuz şaşırmak yerine imrenirdi. İmren diye isim bile var neticede. Sonra bu masallarda hep mutlu son vardır. Hiçbir masal menapoza kadar sürmüyor netekimde.&lt;/span&gt;) Ben bir masal yazacaktım ama divit ucum fazla kalın kaldı. Hadi dedim, masal değil de dümdüz şiir yazayım. Bu sefer de o kadar anlaşılır kaldı ki yazdıklarım, Tarlabaşı yokuşunu tırmanıp Pera’ya varamadı. Bence kaldırım taşlarının altında kumsal var oğlum. Tek kale maç da yaparız hem. Yenilmenliklerin alayı alnımıza yazılır. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Hadi bana estağfurullah.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lafı uzatmamak gerekirse: Size yalan söyleyemeyecek kadar alkollü olan insanlara izin verin; anlattıkları içmekten değil, içlerinden gelenlerdir.</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/03/krank-hali.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-2566163678996090223</guid><pubDate>Sun, 19 Feb 2012 21:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-03-26T23:42:58.305+03:00</atom:updated><title>Hoşdere</title><description>&lt;a href="http://farm3.staticflickr.com/2448/4090576510_40eb8a6579_o.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 332px;" src="http://farm3.staticflickr.com/2448/4090576510_40eb8a6579_o.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Eli sevmediğinin elinde ama yine de mutlu-imiş-gibilerde bir adam gördüm; ki esasında çocuk. Adamlık, oğlanlığın kabuk bağlamış haline deniliyordu ya yaraların metrajından ötürü; işte o çocuk yanlışı yapıyordu çok dosdoğru bir zaman aralığında. Yanlış yer ve belki de yanlış zaman ama kuşkusuz doğru insan yoktu, doğrulayacağı yer ve zamanda her bir tekil şeyi. Yüzü gülüyordu o çocuğun; ah bizim yalanbaz yalnızlığımızın korkusu. Gördüm; sevmiyordu. Hayır, sevemiyordu elini tuttuğu sevmediği ama yine de yüzü gülüyordu bir şekilde; o esnada gözleri gece sessizliği.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaydım ben. Arka koltuğunda düşüşlerimden bir diğerinin. Seyresine dalmıştım izlemenin bir semt içine gömülü hayallerimin; çoğu çoktan ve yoktan yitik. Bir yere gidiyorduk, yol üstü diyeydi, geçip gidecektik ve ben kalacaktım çakılı; adı mühimdi, sanından çok daha fazla. Yine uğruna sarhoşken ağlanıp, ayık kafayla redakte yalanları düzülecek bir akşamın (ki gece) uğru uğrunası yine (ve evet, yine) bir kişi hakkındaydı. Bir semt, bir kent, yahut bir diğer yaşayılamamış gençlik öyküsü; hepsi ve hepsi yaşamayı edilgenliyebilmiş hakkındaydı. Bir diğer akşam, yıllar sonra, hala o’nun hakkındaydı. Ciğerimde bıçaklar doğranırken ben, lafları bulamadım hakkında edecek o’nun. Hala o’nun hakkında laf etmeden önce kelamın yetersizliğinden korkuyordum, bunca mevsimler sonra bile. Yalana, dolana lüzum yok; seviyordum. Ben, adını bir zamir ile yazarken bile tırnak işareti acaba fazla mı samimiyetsiz kaldı, hakkında düşünecek ve bu düşünsel endişenin yekpare filizini içimde ormanlar edecek kadar, yerden göğe kadar, kalbimden fikrime kadar, ne kadar varlığım varsa hepsi armağan olsuna kadar, yani çok, ve sade, ve sevmek mefrumunu başka hiçbir varlığa yakıştıramayacak kadar, çok, ama çok, seviyordum.</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/02/hosdere.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-2540491169321756713</guid><pubDate>Mon, 16 Jan 2012 18:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-08-19T17:07:13.966+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikaye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Iraksak Bir Akşam</title><description>&lt;a href="http://fc09.deviantart.net/fs40/f/2009/012/7/8/78edf960f044ea55950462ce347d3fdc.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://fc09.deviantart.net/fs40/f/2009/012/7/8/78edf960f044ea55950462ce347d3fdc.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; float: left; height: 335px; margin: 0 10px 10px 0; width: 500px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Sonrası olur masal için fazlasıyla Samatya olmayan bir semtin, ki hava sancıyordu, en azından tahta damlı olması gereken otobüs durağında duraduruyordu damsız ile gamsız. Birbirlerinden haberdar olmayaları iki ömür geçmişti. Tek eksikleri onları hafif sol ve çok da geniş olmayan açıdan çekecek kameralardı; herhangi bir sanatın tografisi olabilmelerine yetecek. Tan vakti tandanslı bir akşamın uzatma dakikalarına tekabülmeye eğriyen saatte; hiç tanışmamışlardı bugüne kadar. Karşılaşmışlıkları, yaşanmışlıkları ve dolayısıyla ölünüp bölünmüşlükleri, müşkül hatıralardan mütevellit günleri yoktu. Uyrukları dışında tamamen iki yabancıydı damsız ile gamsız birbirine. Belki bir tanesi kelimelere takmış, bir daha da o kancayı hiç koparamamış bir deli-gibisiydi; belki diğeri yalnızca karanlığa alay sokak lambalarında görülen partiküllerini, suratına temas etmesi ile kutsayan bir güzellik. Belki, bir tanesi o esnada belkili hallere dalmıştı yine, yeniden, yenilmeye. Belki, belki kelimesi kameraların durması gereken o açının tam zıttı yönünden diğerinin suretini aydınlıyor diye, bir tanesi belkilere ne anlamlar sırtlatıyordu o anda. Kesin olan bir şey vardı ama; ikisi de gençti. Biri bariz, diğeri hala. İkisi de güzeldi. Yalnızca annesi tarafından güzel bulunan bir çocuğun çirkinliği ile bütün dünyayı peşine takabilecek o ancak teolojik olarak açıklanabilir göz alıcılığın tam ortasında, yani tam da olması gereken ayarda, güzeldi ikisi de. Biri bariz, diğeri hala. Gündelik ve ticari dertler dünyasının, hiçbir kooperatif çabanın ne çiçek ne de gayrimülk ile neticelendiği bir ülkesinde yaşıyorlardı. Yaşıyorlardı; biri bariz, diğeri hala. Annelerinin paketlediği, alüminyum folyoya sarılmış orta halliliklerinin tadı kalmıştı ağızlarında ve demirden yolların özlemi biraz da; mevsim iyice geç olmadan. Hiç tanışmıyor olsalar da, hayatta ya hep yalnız, ya hep yanlış kaldıkları ifadelerinden, ifadesiz kalmaya beygirlenen hallerinden, belli oluyordu. Belki biri henüz yollara düşemeyecek kadar küçüktü; diğeri yollara yıllarca geç kalmış yaşındayken. Sırf bir durak denk gelişi diye kesilemezdi ya, hayallere kesilecek birleşmiş milletler biletleri. Yine de sancıyan hava mono kanal oksitli karbonun yanı sıra biraz da düşlemek taşıyordu içinde. Tan vakti tandanslı bir akşamın uzatma dakikalarına tekabülmeye eğriyen saatte, havada çok fazla çaresizlik vardı çünkü. Yeganenin sevinci, damsızın düşünce balonunda giderek ağaran öykünün, örneğin mesela, hala sevmek ile ilgili oluşuydu. Ki sanılamıyordu gamsızın dert renkleri skalasında böyle bir kızıllığa rastlanması. Şayet kara katran yol bir tahmin yürütseydi, belki de barizin ilanı olacaktı. İkisi de hiç gerçekten sevişmemişti belki; biri bariz, diğeri hala. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ya da tüm bunlar sade bir afyonlamaydı göğüs kafeslerine saplı cenbiyeleri yok saymaları için. Genç, güzel ve üstelik hiç tanışmamış iki pekkimsesizdiler. Yaralıydılar; biri bariz, diğeri hala.</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/01/iraksak-bir-aksam.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-1392923578837237011</guid><pubDate>Mon, 09 Jan 2012 03:51:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-03-25T20:37:13.688+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Kar Damarı Fayları</title><description>&lt;a href="http://media.tumblr.com/tumblr_lxnszyysiN1qzu0zf.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 332px;" src="http://media.tumblr.com/tumblr_lxnszyysiN1qzu0zf.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Kar yağışı hakkında olabilirdi mesela. Karasal bir plan görüntüsünün oldu olabilecek en, ve muhtemeliyatı kuvvetlere gebe ki tek, güzel beyaz dengeli hale bürünmesi hakkında. Gece de yaratıcı bir konudur. Yahut, kar yağışına eşlik oluşabilecek ihtimalli bütün kedi üşümelerinin kimsede yaratacağı vicdani halter kaldırımı ila yazmayı tamamen bir gelesiye zamana rötarlayıp kaldırımlarda yürümeye yüz vurmaya kadar pek çok yaratıcı ve yardırıcı konu olabilirdi. Biraz da bu yüzden binaların merkezi ısıtma sistemleri ve ya Paşabahçe’nin yıllık cirosu hakkında yazmamak güzel kar yağıyorken. Kar dinginliyor gibi duruyor şu pencerertesi devranı. Kar yağınca, sanki, fotoğraf oluyor dünya; kalıyor öyle olduğu ve olması düşlendiği üzerenin neredeysesi halinde. Bir de bu anonim mutluluk lapalapası gece, çoğunun uyuduğu, azının uyanabileceği bir gecenin en kör ve karanlık dakikalarına denk gelmişse. Makine gürültüleri ironiperver olur o zaman; huzur verir. Bir hastanenin havalandırma sisteminin uğultusu gibi; ki çok yaratsız edici olması gerekir diye de değil ama tuhaftır, sevinç değilse de, içten içbükeye o hafifleme. Bazen ‘tuhaf’ da güzeldir. Kar yağışı ile bakışıyoruz bir süredir; bence o da bana karşı boş değil. Hani, yerkürenin heri bembeyaz olmuş hissiyatı vardır ya, sanki bütün sapa yollar bile nazikçe bekaretlerini geri almışlardır; kar, ayak izlerini, bacağım giresiyeciye bomboş sözlerin her niyeyse dialoglara sebep olduğu ve her yalandan dialog gibi bu da yürünerek yapılsınlara hemzemin olmakla mükellef olmuş toprağı yeniden, o beyaz, o temiz tablo haline getirir. Kar, doğayı kendine getirir, bütün insani yol sendromlarını kendi nazik kot farkına gömerek. Ki, kar esasında ilk’li zaman diliminde yalnızca bir yenilikti benim düşlembaz serüverimde. Kar, alışkanlık ötesiydi; yeniydi, tadılmamıştı. Hakkıdır farkına tapan, kar ne güzel şeydir ulan idi. Sade sürpriz değeri güzelliğinde natur ama mort olmayan gök hediyesi. Tamamen bir estetik bekaret kemeri. İddiasız ama çok güzel. Sonra zaman diliminde, ki sonra zaman dilimi insanın ota boka belirli gün ve haftalar anlamı yükleme lanetinin anavatanıdır, kar üzerine düşünülür oldu. Kar güzeldi, güzel kalması yeterdi, gereği düşünülmeyeydi de varlığına devam ederdi. Ama kar, düşünüldü. Soğuk diye de değil. Bir tek kar üşütmez zira. Daha da sonra, kar yağışı bir cinnet bozumu bile oldu. Fecr-i küfür, çoğunlukla alay ile karışık, saatlerde kar yağmıyordu ama kar orada duruyordu; bilinen her şeyin ortasında, gereğinden çok daha metropol ve betonarme yaşanmışlıkların tamamının ardından nefes almaya yeltenen bir kentin, insan aklının kendisinin. Sonra’lı zamanların, ki bütün sonralar sonu hariç geçmiş olsundur, sonunda varılan şimdinin adına kar yağıyor. Öyle böyle değil tadında üstelik. Sanki bulutlar dökülüyor göğün yüzünden. Şimdi kar var ve kar şimdi, huzur veriyor. Kar yağdıkça yollar, ayakların kirli izleri kayboluyor. Kar yağdıkça ışıklar yükseliyor, gecenin o en kör ve karanlık zamanında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela binaların merkezi ısıtma sistemleri ve ya Paşabahçe’nin yıllık cirosu hakkında yazmamak bu yüzden de güzel. Kar, vazgeçmemeye mühüradım bir kalp gibi inatla ve ısrarla ve hala ve hala lapa lapa yağıyor. Saatlerden gece. Bu gecenin sabahı uyanmak öykülemeye sebep olacak, diye mesela. Kar yağışı hakkında yazmak güzeldir mesela.</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2012/01/kar-damar-faylar.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-6697371539998354999</guid><pubDate>Tue, 13 Dec 2011 20:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-13T23:28:56.355+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Yanarken Su Bile</title><description>&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjhHhrDVZHUDXWr7TfT6LTU0gAssvG_MOqNW3jAH5psArQuUkWxq5xh0Ux6ph2nhHZG_ahMVSRpbjgFEpUqayfbhjlAlXHCZYRl3sNf3cHZTqG2rUv2lNOHWvJ7HoQBEj938Tansw/s1600/3059526365_5e1805acf4_o22222222222222222222222222222.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 295px;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjhHhrDVZHUDXWr7TfT6LTU0gAssvG_MOqNW3jAH5psArQuUkWxq5xh0Ux6ph2nhHZG_ahMVSRpbjgFEpUqayfbhjlAlXHCZYRl3sNf3cHZTqG2rUv2lNOHWvJ7HoQBEj938Tansw/s320/3059526365_5e1805acf4_o22222222222222222222222222222.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685725363191441042" /&gt;&lt;/a&gt;Senin ihanet ettiğin zamandı. Belki diye bir kelime vardı; var olan ve kuşkusuz can yakmış, şüpheye yer yok ki seni, sevmekten men etmiş beni, bir takım zaman dilimlerini ardında kül bile bırakmayacak kadar yakacak bir kelimeydi belki. Bir kelime, bütün henüz yaşanmamışlıkları bile delilik kadar güzel eyleyecekti. Belki, belki kurtaracaktı çaresizliğimizin gereğinden geniş zaman dakikalarını. Belki de, belki bizi kurtaracaktı. Belki, inandıracaktı inanılmaz zamanların yaklaştığını, denizin ufka harman olduğu yerden görünen yağmur bulutlarının gelişi gibi. Aslolan, toprağın gelecek yağmurun şölenine hazırlığıydı. Bütün çiçekler, damlalara küskün gibi görünüp aslında çok kapalı o hava durumuna inat en parlak renklerine bürünecekti. Ki bütün çiçekler ve bütün renkler senden ibaretti. Bense yalnızca fırtınanın evveli sükunete ev sahipliği yapan bir dingin-gibisi deniz olacaktım. Yağmuru yağdıran bensem de, tevazu edip karşında susacak, susacak ve toprağı olacaktım; denizlikte bile yağmurun toprağı olmaya gayret, densizlik diye anlaşılmasın diye. Belki, belki seni bile kurtaracaktı, senden. Bulutlar sırf yağıyor ve bu sefer ağlamıyor olsa da sen gülecektin, güneş doğacaktı yeniden. Belki. Belki, sırf yazdan kalma diyeydi bu yorgunluğu doğanın bahşeder halleri. Belki bir taşlardan hallice kıyıda buluşacaktık; bulacaktık sonunda birbirimizi. Yağmur geliyordu, düş destur dinlemeden yağacaktı. Toprak neyi müjdeleyecekse ona inancı vardı. Ama yağmur inanmıştı. Belki yağmur bile inanmıştı çoraklığa inadının tutacağına. Ve biliyor musun, yağmur bir gece yağacaktı? Sırf çok burnu kalkık görünmeyeyim diye, tanrıların yanıbaşı kot farklarından geliyor olsa bile. Yine de yağmur yağacaktı. Yine de çiçekler en parlak renklerini takacaktı yapraklarına. Kurumaktaki bir ağaç bile dal yaprak yalnızlıkta kalmayacaktı o gece. Gece olmuş olacaktı. Çaresizliğin gereğinden geniş zaman dakikalarında. Çitler olacaktı belki de, kıyının ucunda. Gelişini kutlayacaklardı, çatırdamaya, büyümeye çok hevesli çocuklar gibi. Çimenler bile ilk defa küfretmiyor olacaktı üzerilerine basan yüreği fazla ağır yolcuya. Ki denizlilik misafirlik değildir, ne kadar çorak olursa olsun toprağın kendisi. Gece bitkileri bile korkmayacaktı; bizim ilk defa sanatsal sancılarımızı yenip onlardan korkmamamız gibi. Ve ilk defa, 'sadece bunun için' dememek bir keyif olacaktı. Gerçek olacaktı hepsi. Şiirler yetmeyecekti, ne natürmort, ne kalbi şahanesi sahneye. Belki, belki de ilk defa bir cenaze-i yaptırım olmayacaktı kalbin sicilinde. Sivil ve yakışıksız, aksak ve kirli, delilik ve dahiyane bir fikir olacaktı aşk; çimlerin üzerinde, gece bit bitkilerinin yanında, denizin kıyısında, bir gece vakti olur, yağmuru beklerken. İki yürek bile yetmezken dört koldan sarılmaya; bu denli doğa mucizesi yalan olamazdı ya. Değil miydi? Ama? Ya..&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çiçekler bekliyordu. Gece bitkileri yorgun, bitkin, umutsuz gibi ama heyecanbazdı. Çimenler ilk defa küfretmiyordu. Çitler oralı değil olmaya çalışırken nasıl da mizah unsuruydu. Deniz dingin ve hazırdı; toprak en kızıl renklerine bürüyordu, çiçeklerin hazırlığının esnasında. Bir yağmur bekleniyordu. Yağmadı, yağmayacak. Sen, her günün sonbaharında özleniyordun gibiydi. Sonra hepimiz beraber gökyüzüne baktık, bir falez hizasından. Yağmur yağacaktı; öyle söylenmişti hepimize..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Hepimize çok geç fark ettirdi kirli ve mantıklı ve haklı gerçeklik kendini. Senin ihanet ettiğin bir zamanmış. Belki'ye. Ve hepimize.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Sen bizimle, hepimizle, aynı gökyüzüne bakmıyordun ki. &lt;/div&gt;</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2011/12/yana.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjhHhrDVZHUDXWr7TfT6LTU0gAssvG_MOqNW3jAH5psArQuUkWxq5xh0Ux6ph2nhHZG_ahMVSRpbjgFEpUqayfbhjlAlXHCZYRl3sNf3cHZTqG2rUv2lNOHWvJ7HoQBEj938Tansw/s72-c/3059526365_5e1805acf4_o22222222222222222222222222222.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-2813632925437686599</guid><pubDate>Mon, 05 Sep 2011 23:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-09-11T05:37:20.828+03:00</atom:updated><title>Aşk-ı Güzaf</title><description>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;İşbu devrik bu irisi, ilk defa yazanının kendisi ile ilgili olamayan bir şey yazma örneğidir. Bir nevi mikrososyal yergi maksatlı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raflara dizilmişiz&lt;br /&gt;Hepimizin ego ambalajı parıldıyor&lt;br /&gt;Dev bir maske ambarı içindeyiz&lt;br /&gt;Harikuladeyiz &lt;br /&gt;Hemen her konuda&lt;br /&gt;İki yaprak sayfa edemeyen akıllarımız&lt;br /&gt;Ve iki yaprak kadar bile olmayan &lt;br /&gt;Natürmort çirkinliğimizle &lt;br /&gt;İnat ve reddiye içinde&lt;br /&gt;Hemen piriyiz &lt;br /&gt;Hemen her konunun&lt;br /&gt;Özellikle aşkın &lt;br /&gt;Özellikle anlaşılamamanın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raflardayız evsiz&lt;br /&gt;Dünya kocaman bir insan marketi&lt;br /&gt;Şarküteri sevdalar derdine&lt;br /&gt;Parıldayan yalanlar söyleniyor&lt;br /&gt;Ürolojik devalüasyonlar içinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raflarda dizili insanlar&lt;br /&gt;Sevimsiz bir sevmek arayışı var&lt;br /&gt;Sanki ve daima&lt;br /&gt;Herkesin ortak fiili&lt;br /&gt;Romantizm katilliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz çok büyüğüz &lt;br /&gt;Çok güçlüyüz&lt;br /&gt;Çok gururlu ve çok hüzünlüyüz&lt;br /&gt;Hemen her konuyu anlarmış gibi yapıp&lt;br /&gt;Raflardan bekliyoruz&lt;br /&gt;Çocuklar gibi saf bir sevgiyi&lt;br /&gt;Güçlü olmak meziyet&lt;br /&gt;Ödülü çocuk muamelesi görmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele ki konu aşksa &lt;br /&gt;Bizden daha alimi yok koca dünyada&lt;br /&gt;Nasıl da zavallı bir kılıf bulmuşuz yaşamaya&lt;br /&gt;Sevmekten bile fazla&lt;br /&gt;Anlaşılamamakla gururlanırken&lt;br /&gt;Yani oyunun herkes farkında&lt;br /&gt;Artık kimse hiç kimseyi&lt;br /&gt;Toprağın çiçeği sevdigi gibi &lt;br /&gt;Sevmeyecek nasılsa&lt;br /&gt;Mağrur ama mağduruz bu yolda&lt;br /&gt;Her zaman ve her durumda&lt;br /&gt;Hani herkes çok sevmiş&lt;br /&gt;Ama çok yanlış birileri sevmiş de&lt;br /&gt;Kalbi delik deşik edilmiştir ya &lt;br /&gt;İşte o an yalanlarımız en büyüğünü söylüyoruz&lt;br /&gt;Aşka inanmıyorum!&lt;br /&gt;Aşk yoktur&lt;br /&gt;Varsa yoksa delice bir aptallıktır!&lt;br /&gt;Derken aslında&lt;br /&gt;Yine bir yerlerden biri çıkagelsin de&lt;br /&gt;Çıkarıversin bizi bu dipsizlikten diye &lt;br /&gt;Umaradım ve avaz avaz&lt;br /&gt;Susuyoruz&lt;br /&gt;Aşk da aşıklık da ve aşktan canı yanmışlık da&lt;br /&gt;Rafa konulmuş benliğimizin&lt;br /&gt;Kendini satabilmesi için söyleniyor&lt;br /&gt;Yalnızca olabilmek için&lt;br /&gt;Yeniden birinin&lt;br /&gt;Yeniden yenilmenin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde aşk olmayan bir müddete yaşamak denebilir mi sanki&lt;br /&gt;Süre, bir ömür kadar uzun metraj olsa bile&lt;br /&gt;Herkes mağdur, herkes mağrur&lt;br /&gt;Herkes muğlak, herkes mağlum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman gecenin kör ve karanlık ve anonim şu saatinde&lt;br /&gt;Biri cevap versin şu cevabını çok merak ettiğime&lt;br /&gt;Bir beden&lt;br /&gt;İçine girilecek ya da içine alınacak&lt;br /&gt;Bir et için mi&lt;br /&gt;Bu kadar çok sevda yalanı söylemek&lt;br /&gt;Yoksa yalnızca yalnız kalmamak için mi&lt;br /&gt;Gerçek fahişeliktir?</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2011/09/ask-guzaf.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7014832837976216900</guid><pubDate>Mon, 05 Sep 2011 20:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-03-25T20:43:02.726+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Rengareddiye</title><description>&lt;a href="http://farm7.staticflickr.com/6214/6329903292_778aca03e4_z.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 267px;" src="http://farm7.staticflickr.com/6214/6329903292_778aca03e4_z.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Aşk siyah ve beyazdır. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Aşk siyah ya da beyazdır. Aşk yalnıza siyahtır ya da yalnızca beyazdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk ancak siyahtır. Kapkara bir sevdadır. Gece ve gündüzü kör edecek kadar. Her günahı affedecek kadar kör, her hatayı unutacak kadar kararlı ve diğer bütün güzellikleri reddecek kadar inançlı. Öylesine bir siyahtır ki geceyi aydınlatır. Öyle siyahtır ki sevene sevdiğinden başka kimseyi göstermez. Aşk siyahtır, inattır, kör kuytularda olmaktır. Aşk, kapkara bir sevdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk ancak beyazdır. Ölüm kadar soğuk bir nefret. Ancak katıksız bir kinin alabileceği kadar beyaz, ateşin en sıcak hali gibi. Aşk, sevdiğinden öldürmeye yetecek kadar nefret edebilecek raddede beyazdır. Bütün sesleri susturacak kadar gürültülü bir sessizlik. Her yeni geceye yeni ve kelimelerin kanla yazılacağı sayfalarla başlatacak, bembeyaz. Ufuğu olmayan bir buz çölü gibi. Sessiz, öfkeli ve gururlu. Aşk, beyazken, seven sevilenden başkasını görmez, sevilenden başka her şeyi görürken. Aşk, öldüresiye bir nefret kadar beyaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve eğer bir aşk siyah ya da beyaz değilse artık o aşk olamayacaktır. Gurur mübadelesi, ego mücadelesi ve ya esas derdi aşkın kendisi olmayan herhangi bir insanlık hikayesi. Gri olamaz bir aşk. Süremez hem nefret hem sevda. Haklılığın da mutluluğun da salt aşkın içinde esamesi yoktur. Aşk, aşktan ötürü ve aşktan ziyadedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk siyah ya da beyazdır. Bunun dışında adına aşk denilme ayıbı edilmiş diğer her şey ise yalnızca birbirinden lacivert.</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2011/09/rengareddiye.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7989724649708755661</guid><pubDate>Wed, 09 Feb 2011 22:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-02-10T01:49:20.181+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Geçmiş Zaman</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm5.static.flickr.com/4040/4332302324_2a6de9b79f.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 368px;" src="http://farm5.static.flickr.com/4040/4332302324_2a6de9b79f.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;İşbu yazılanlar, bazı defterlerin, bazı sayfalarından rastgele seçilmiş olup, yazanını keder zengini yapmaktan başka herhangi bir maksat taşımamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Bazen bir ses yeter &lt;br /&gt;Kaçak yaraları tekrar açmaya&lt;br /&gt;Onun olması gerekmez&lt;br /&gt;Müziğin neşeli olması fark etmez&lt;br /&gt;Tanıdık bir ses olsun yeter&lt;br /&gt;Hemen de başlar &lt;br /&gt;Duyuların, duygularınla kooperatif&lt;br /&gt;Seni ardından bıçaklamaya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir koku duyarsın gayipten&lt;br /&gt;Sonra bir çift gülen göz&lt;br /&gt;Ki onlar sana muhtemelen&lt;br /&gt;Tarifi sayfalarca bir kin kusuyordur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlığın başı ve sonu katlanılır da&lt;br /&gt;Gelişmesi içine koca bir ağaç diker&lt;br /&gt;Ve büyürken &lt;br /&gt;Kökleriyle canını söker&lt;br /&gt;Sana açan yaprakların güzelliğini dikizlemek kalır&lt;br /&gt;Can yakar ama bu güzellik&lt;br /&gt;Her yaprakta onu görürsün &lt;br /&gt;Birer birer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla güzeldir hep&lt;br /&gt;Fazla özlersin hep&lt;br /&gt;Sonra düşünürsün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen onu artık&lt;br /&gt;Ancak serbest çağrıştığı anlarda&lt;br /&gt;Haddinden güzel bir imge olarak görebiliyorsundur&lt;br /&gt;Kim bilir hangi godoş şimdi&lt;br /&gt;Hatta belki de tam şu anda&lt;br /&gt;O ağacın dibine uzanmış &lt;br /&gt;Onun olmanın paha biçilmezliğinden mütevellit&lt;br /&gt;Herhangi bir şeyler söyleyip&lt;br /&gt;Şair muamelesi görüyordur&lt;br /&gt;Diye sormaya gör sen&lt;br /&gt;Ama sormuşsundur çoktan&lt;br /&gt;Halefini merak eder erkek cinsi&lt;br /&gt;Bok sürdürmediğin egon&lt;br /&gt;İtin götüne ring servisi yapadursun &lt;br /&gt;Toparlarsın kendini&lt;br /&gt;Ağaç yok olur &lt;br /&gt;Yerine çok ülser bir boşluk gelir&lt;br /&gt;Biraz da gözlerine sigara dumanı &lt;br /&gt;Özlersin&lt;br /&gt;Bazen çok fazla özlersin&lt;br /&gt;Bazen hatta &lt;br /&gt;Şimdi çağırsa beni&lt;br /&gt;Kollarına koşsam, dersin&lt;br /&gt;Sonra müzik susar&lt;br /&gt;Sen gönlünün acısını eline vuruyorsundur&lt;br /&gt;Aslında güzel olabilirdi desen de&lt;br /&gt;Di'li geçmişe çare yoktur&lt;br /&gt;Ki sen çoktan beri &lt;br /&gt;Artık istenmez zamanların &lt;br /&gt;Lezzetsiz bir anısı olmuşsundur&lt;br /&gt;O bunları okusa keşke dersin&lt;br /&gt;Sebebi yoktur, zannedersin&lt;br /&gt;Ama vardır&lt;br /&gt;Sebep, seni en iyi tanımasını istediğine&lt;br /&gt;Kendini sorabilmeyi istemektir&lt;br /&gt;Kağıt bitmiştir&lt;br /&gt;Kelimeler susmaya başlar&lt;br /&gt;Bir nefes daha çekersin sigarandan&lt;br /&gt;Gecenin ortasında&lt;br /&gt;Güneş bile kül olur&lt;br /&gt;Gözlerin dolar&lt;br /&gt;Ve aşkın tek taraflı feshedilir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;17.09.2010&lt;br /&gt;Ankara&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Siz yokken, her şeyin tek bir sıfatı var, her şey sizsiz. Bırakalım bu, sen denilmesi gereken çok güzele siz demek idari başkent resmiyetini. Size sadece sen diyelim. Karşımıza alıp seni, seviyorum, diyelim. Bizi, bizlikten kurtarıp ben yapsan. Bak hazır senin sayende var oluyorum ben. Varlığım, armağanlığını geçtim, varlığınızdandır hanımefendi. Sen gelmeyeceksen, size de razıyız. Alkol sizden razı olsun. Gene defterine veresiye bir aşk gönlün. Sensizken, sevmek, ha veresiye ha hiçesiye, ne fark eder. Sen, siz yoksunuz esasında. Yalnızım ben. Ama yanlış anlamayınız, sizi suçlamıyorum. Daha tam olarak tanışamadık bile. Ama oradasınız biliyorum. Tanısam daha bile çok severdim sanırım sizi. Yine de birbirimizleri kandırmayalım. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Sizinle&lt;/span&gt; hem tanışıklığım, hem tanışabilme ihtimalim hem de &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ilişkim yok denecek kadar yok.&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;24.09.2010&lt;br /&gt;Ankara&lt;/span&gt;</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2011/02/gecmis-zaman.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="http://farm5.static.flickr.com/4040/4332302324_2a6de9b79f_t.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-4188972546586683803</guid><pubDate>Sun, 16 Jan 2011 23:31:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-01-17T01:47:51.194+02:00</atom:updated><title>Günün Özetleri</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img819.imageshack.us/img819/9725/80573760.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 298px;" src="http://img819.imageshack.us/img819/9725/80573760.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaman bir acı var içimi boydan ene saran. Müziğe, seyre dalınan sanata eğlence derler Kapıkule ardı ülkelerde. Eh, tabii. Adamların genel kültüründe hicaz yok örnekse. Eğlenmek için miydi ki sanat? Tanımlarla derdim var benim bu akşam. Mesela, kafa dağıtmak deriz biz. Kafa dağıtmak, var olan stresi atmak anlamında kullanılır bizde. Oysa ben grameradım gidiyorum bu akşam ve kafamı gerçekten dağıtıyorum. Toplu durunca bir boka yaradığını görmedim henüz. Dağıttım kafayı ve hatta darma dağın ettim, paramparça oldu. Çok da güzel değilse de eskisinden daha iyi oldu. En azından, belki artık şimdi inanılır yaralı olduğu. Kafayı fikren dağıtmama gerek yoktu. Hali hazırda o süreç zaten tamamlanageliyordu. En nihayetinde aşk bu. Mantığı, doğrusu, düsturu olmaz ki. Çünkü aşk mantıklı değildir hocam. Bu sanılmasın aşkı kötülemek adına. Bilakis. Aşk iyi ki mantıksız, iyi ki kontrolsüz, iyi ki bu kadar akıl dışı. Mantıklı sebepler denen şeyden iyi ki bu kadar uzak ki sevmeye kılıf bulmaya gerek kalmıyor; şevişmede mecburen olsa da. Bütün mantıklı sebeplerimi unuttum. Bütün aklımı yitirdim ve ben, deliler gibi sevdim. Mutlu etmek gibi insan üstü bir görev de yüklemedim kendime. Sade sevdim. Gel dedim, gel, mutsuz da olalım. Yani bütün insanlar gibi bazen mutlu, bazen mutsuz ama birlikte olalım. Gelmedi. Dedim ki, sen gelmezsen çorak kalır, yıllarca nadas kurtarmaz bu yüreği. Gelmedi. İnat ettim ki, yapabiliriz, sen ve ben yapamayız ama biz olunca hallolur her her bir korkunun altındaki sebebi yok etmek. Gelmedi. Oysa bir gelseydi. Kötü bir niyetim de yoktu. Yalnızca seyredalacaktım onu. Yani, benim bildiğim en güzel manzarayı. Ama gelmedi işte. Sanat demiştim hani. Bana artık her şarkı hicaz. Ve şarkının herhangi bir dakikası, her şeye ancak seyirci kalabilecek kalbim, çıldır bakalım kendi başına. Pilli Bebek çalıyor mesela. Eğlenti olacaktı değil mi? İcabında bu müzik de hicaz olur, yürek yakar. Behzat Ç. mesela, o da eğlenmek içindi hani? Polisiyenin, polisle alakasını izleyen kimmiş! Orada da yürek yaraları var pek kanayan. Bağlandık, kurulduk ekranın karşısına kalbimizin kadını oynadığı bu pornoyu izliyoruz işte. Ve alkol eşliğinde. Rakı kadehinde bira ile. Ne yapalım hocam, para yok ki rakının kendisine hak ettiği muameleyi çekmeye. Alkolik olmak bir tercih şansı değil ki. Mantıklı sebepleri vardı hep o karşı tarafların. Ben, sen, biz daha ne kadar aşk mantık işi değildir diye gitsek nereye kadar ki? Karşı taraflar hiç aşık olmadı ki. Mantıklı sebepler vardı. Oysa bende azıcık bile akıl kalmamıştı. Bir hayalim vardı, kalbimdeki halklara dair, yani sana. Olmadı. Gelmedin. İçince her yerde deniz var, sözü çoğrafi acıları dindiriyordu belki. Ama içince sen yoksun diye içmekten vazcayacağım zannedilmesin. Sızana kadar aşk acısı çekmeye devam. Sonra bir gün daha ve bir gün daha ve bir gün daha. Bu günler ya seni getirecek ya beni siroz edecek ya da seni unutturacak. Sonuncu seçenek hakkında hiçfikir olduğumuza göre içmeye, Pilli Bebek'e ve Behzat Ç.'ye devam. Sen eğlenmene bak. Nasılsa, "ah neşesi yeter".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İki&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bomboş bir zihin, bombok bir kalp ve tarifi imkanlar dışı bir ruh hali, ruh halimin halet-i ruhiyesini anlatır. Bir sana anlatır ama gel ve görmemeyi tercih et ki sana ulaşmaz. Ben demiştim sana, artık ne anlatırsam sana anlatırım ama sen orada olmazsın, bilsen bile oralı bile olmazsın diye. Oralılık diye bir şey var. Ben senin yanınlı olmayı isterdim mesela. Düşünsene bir kere. Dünyanın en güzel ülkesidir, senin yanın. Düşün bir, ben ki dünyanın en güzel yeriliyim, hem de şüphesiz. Şahsi egom da değil. Mustafa Kemal öyle demiş. Şu gün yaşadığımız bütün bu über-sünni kabine zamanlarda bile bir değeri olmalı değil mi bu sözün ve sözü edenin. Senin yanınlı olmak kimliğime gururla yazacağım bir hane olurdu. Beklentim de çok olmazdı. Senin yanın ülkesinde bir hane, bir göz odam olsaydı. O odada da sen olsaydın. Cidden bak istediğim bu. İstediğim çok değil, diyemem. Nihayetinde istediğim sensin. Ve o ülkede hem sarhoş hem halvet olmak özgür aklın hakkı olurdu. Hesabı tutulan fiziki tatminlerde olmazdı. Beni bilirsin. Ben saçlarını okşarken bile tatmin olurum. Ama bu bir gereğinden fazla sevmenin gereğinden erken boşalmasına metaforik bir kılıf değil, varsa yoksa seni nasıl da çok sevdiğime dair yapılmış başarısız bir benzetme.</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2011/01/gunun-ozetleri.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-2994970920155299409</guid><pubDate>Sun, 27 Dec 2009 02:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-01-29T21:15:35.669+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>İki Yıl Önce Bugün</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img43.imageshack.us/img43/7431/32708072.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px; height: 335px;" src="http://img43.imageshack.us/img43/7431/32708072.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Geriye dönüp baktığımda, o zamanlar ne denli yazabiliyor oluşuma bakmak artık hiç yazamadığım için safi acı veriyor. Esasında yazamamak değil beni hüzünbaz eden, yazabiliyor olacak kadar düşünebilme kapasitesine sahip olmamak artık. Giderek zihnen hantallaşmak. Yoksa iki sene öncesine göre yazabileceğim çok daha fazla şey, benim canıma tak eden çok daha fazla mevzuu var ama, ama işte.. Yine de buna bile neyse diyebilirim. Çünkü, şimdi geriye dönüp baktığımda iki yıl önce tam da bugün yazdığım şeylerle reel hayatımı karşılaştırınca sadece elimin kalem tutabilirliğini değil çok dahasını yitirdiğimi görüyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Olduramamak&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekala bayım. İzin verin şunu baştan anlatayım. Zira olanları olduğu gibi anlatmak dışında hiçbir şeyi yapabilecek durumda değilim, özellikle yazılmış mantıklı bir tümce bile ortaya koyamıyor bakirliğini çok önce kaybetmiş beynim. Bunca zaman sonra başlığındaki olumsuzluk eki ile kendini en başlangıçtan ele veren bir ağıtımsı "yaratıyor" oluşum da yeterince rahatsız edici zaten. Ancak bayım, buradan kendimle ilgili herhangi bir notu düşmediğim son haftalarımın yayını gece saat 02:20'de başlayan bir TRT 2 dramı tadında geçiyor olduğu manası çıkmasın. Hele ki az aşağıdaki sözleşmemle hiç ilgisi yok. Zaten onun yayınlandıktan sonra bende yarattığı değişikliklerden uzun uzun bahsetmek isterim daha sonra, belki yazdığım ilk anti-depresif şey olur bu. İfadesini başaramamış olsam da tam ortadan ikiye ayrıldığımı söyleyebilirim. Evet bir yanım gerçekten önceye göre çok daha mutlu. Bu bir yandan ziyade kalp ve çevresi organları oluyor. Benim derdim kendi zihnimle ilgili. Bugüne kadar hep yenmeye çalıştığım ve az kalsın başarılı olduğum kimi korkuların tekrardan (ve hep birlikte) ortaya çıkışı. Farkındalık takıntımda artık durgunluğa erişecek seviyeye geldiğimi zannettiğim bir anda kafamda bir yolculuğa çıkmaya karar verdim.. ve kayboldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baştan anlatayım diyordum. Bundan tam üç ay önce hayatımda isteyebileceğim her şeye sahiptim. Umutlarım, hayallerim, yenmeyi nice güçlükler ve korkunç uzun zaman periyodları sonunda başardığım yok olmuş korkularım, planlarım ve beklentilerim vardı. Asla aşamadığım bazı engellerimi ortadan kaldırabileceğime inanıyordum. İnanç konusuna sırtını dayamayı sevmeyen biriyimdir. Buna rağmen umut etmekten gelen bir şevk hali ile kafamda kümeler halinde gezen hayallerin o kadar da imkansız olmadığını hissediyor olmak harkuladeydi. Sonunda ne b.k olacağını bilmeden kişisel Berlin Duvarı'mı yıkmak zorundaydım. Çünkü arkasında diyarı görüyor ama dokunamıyordum. Belki de en sonunda en büyük isteğimi gerçekleştirebilecektim. Buna birazdan dönerim. Her şey bu kadar potansiyel değildi elbette. Hayatımda ilk defa gerçekten sonsuz güven duyduğum biri vardı. Hiçbir zaman o "en harbi dost" sıfat tamlamasını doldurabilecek birine sahip olacağımı zannetmezdim. Böyle bir beklentim bile kalmamıştı. Tesadüflerin bana iyi davranacağına katiyen ihtimal vermezdi ama olmuştu. Kendime geri dönüşü olmayan bir bağımlılık kazandırmıştım. İlk defa dolaylı yoldan kendi kontrolümü bir başkasıyla paylaşıyordum ve bu son olmayacaktı. Bunların yanında epeyce sancılı olmakla beraber cidden hoşlandığım da biri vardı. Gerçi varlığına hiçbir zaman tanık olmadım. Zaten burada ne kişi ne de durum hakkında özlediğim bir şey var. Sadece, tıpkı diğer sözünü ettiklerim gibi, hayatımda boşluğunu uzun zaman hissettiğim bazı rollerin dolmuş olması sevindiriciydi. Bütün bunlar o zamanlar sahip olduğum güven duygusunun sebepleri içinde nicel olarak çoktular ama nitel olarak işin aslı benden kaynaklanıyordu. Hemencecik bir paranteze sığınıp bu üç ay öncesine kadar sürekli kendimde türlü eksiklikler hissettiğimi söyleyebilirim. Bilinir ve tahmin edilebilir bir durumum vardı benim. Hani şu başkalarının üzerine süper-müthiş duran kıyafetlerden giyince bir b.ka benzeyemeyenlerdenim ben. Bu ufak ve yüzeysel bir örnek. Asıl olanda ben, nihayet kendime olan (ve bitmeyen) kavgamı durgun hale getirmiştim. İlk defa olduğum kişiden her yönüyle mutluydum. Artık ne aşırı muhalif karakterimi ne de fiziksel noksanlıklarım üzerinde duruyordum. Benim gibi normal cümleler kurmayan biri için ulaşılabilecek tepe noktasında duruyordum çünkü. İlk defa deliliğim "ne tuhaf bir herif lan" yerine "ahaha manyak ya bu" olarak reakte ediliyordu. İnsanları güldürebiliyor olmanın ne demek olduğunu yaşayarak öğreniyordum. Üstelik bunun yanında ancak hayal edebileceğim bir şey daha gerçekleşiyordu; aynı zamanda ciddi şeylerden konuşunca insanlar sıkılmıyor, dediklerimden bir şeyler öğrenmeye çalışıyorlardı. Onca zaman yaşadığım iç çatışmaların bir şeye değdiğini görmek müthiş bir duyguydu. Kendime dışardan bir gözle bakınca gördüğüm şey değil gördüğüm süreç hoşuma gidiyordu. Basbaya kurguladığım adam olmaya doğru gidiyordum. Yılların götürdüklerinden sonra. Mutluydum, sanırım. Pek aşina değilim buna."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;27.12.2007&lt;/span&gt;</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2009/12/iki-yl-once-bugun.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-2323967330314024570</guid><pubDate>Tue, 13 Jan 2009 23:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-14T01:19:21.368+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Sanırım</title><description>Bir yandan insan olmanın en olan temel gerekliliği duygular sahibi olmaktır diye bas bas ve cinsiyet gereği bariton bariton bağıran, diğer yandan reel -ki hepsi ekonometriktir esasında- sorunların ucuz, karın doyuran tadından mütevazi, ben diyeyim rezil tarzında siz diyeyin tavuk dönerlenmiş hamur, ağırlığını bilmek zorunda olmanın verdiği memuroğlumemur algısı sahibi olan, bir yandan da olmadığından kelli kalan yer kıçtan ise 'bu duygusal dertler hep fasa fiso arkadaş' diyen bir takım kimilerden benim. Çoğu kimse için kimse değilim. Hayır, konu bir anonim sıfatlı onlar değil. Hayır, uzun ve karmanşık yazmaya da uğraşmıyor. Siz deyin gönül eğlendiriyorum, gönlüm desin göt eğlendiriyorum. Bilemiyorum da bir yandan. O kadar çok şey birikti ki bilmediğim, bildiklerimin keyif vermesine fırsat kalmıyor pek. Anca, çok olsa ki o da cepte fazladan nasıl kaldığı bilinmiyormuş ayaklarına yatılan bir beş milyon en eski lira varsa mütevazi bir alkol günübirliği. Çok şükür ediyorum en anonim sıfatlıya. Ne bir derdim var ne bir tasam, ne fakir ne de zengin olmaktan. Hikayesini yazmayı çok istediğim bir şey memur çocuğu. Kah 222'de, kah bir kaç ayın ardı sanırım 034 sanırım 006 haneli bir şeylerin ifade edeceği ufak bir öğrencihanesinde ketılda makarna ile doyan. Ama bu da kalacak bir başka sefere. Çok seçmeli eğitilegelmiş, çoktan arkalı önlü üzerine sıçılmış, boktan bir takım hallerin püsürünü temizleyebilme uğraşı aslında -sanırım-. Herhalde çok geç olduğunda, siz deyin belli bir ergenlik sonrası ben diyeyim emeklilikte, farkına varacağız ne oldu ne bitti. Ama beni en çok üzen uğraşın nereye gittiği. Kimilerince servetler biçilmiş -ki bütün o servetler aslında insan satın almaya yarayan sabit maaşlardır- kimi etiketlere vakıf olma uğraşı. İyi bir okulda eğitim görmek, iyi bir işte çalışmak, iyi -zengin- bir hayat sürmek, iyi bir emeklilik, herhalde bu nesilden nesile geçen aristokratik paradan sonra 'baaak dede, bu benim boyfirendim elitcan!' gibi cümleler sıçan torunlar, en sonunda da 'nasıl bilirdiniz?' sorusuna da iyi! cevabını alıp, iyiden geberip gitmek. Peki ne için? Bütün bunlar ne için? Bugün akıllısının embesilinin vicdanları henüz erekte olmuşken küfürler saydırdıkları şey için. Kar marjından daha büyük bir krema tabakası değilse de tabak sıyırışı alabilmek için. Bir biçimde global mermi üretimine dolaylı -hı hı- destek olmak için. Sade anahaber bültenlerine sızlayan vicdanları hayat standardının yüksek katından aşağı bakarken yapılan bir ego sıvazlaması ardından unutmak. Çok olsa budur. Bütün bu uğraş, git git daha da kirli mecralar arayan bir dünyanın aktığı yolda daha çok bok lekesine sahip olabilmek için. Dikkatinizi cezbederim cümlelerim kısaldı. Ama sanmayın ki bu kendine anarko son pasaj asıl mesajımdı. Taa en başta demiştim ya. Aslında dememiştim ama anlaşılmıştır. Duygulardan yana da yanar haldeyim, siz deyin dertli ben diyeyim çaresiz. Belki de en kötüsü an itibariyle bomba yağarken bunu düşünmek. Yoksa değil mi? Bilmiyorum. Ergenliğe verelim geçelim, ve beş yılda bir asır daha yaşlansın her şey. Bilemiyorum. Tüm kelime bundan ibaret. Ama hayalci makroluk derecesince -ki evet hadi artık delice yazarına da deli diyelim- uğraş vermek yapmak isterken sabah nasıl uyanacağınım da cevabı pek lezzetli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok bir bitiriş falan. Bu.</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2009/01/sanrm.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8478984997614959083</guid><pubDate>Fri, 08 Feb 2008 18:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-02-08T22:05:11.933+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikaye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>TK 428: Kapanış</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img524.imageshack.us/img524/8028/heyyouyw3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img524.imageshack.us/img524/8028/heyyouyw3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hava soğuk ve karanlıktı. Herhalde daha önce de üzerinden geçtiğim bir sahil yolunda normalde sorun edilmeyecek ama böyle bir araca göre korkutucu bir süratle ilerliyordu otobüs. Rahatsız bir koltuk ve loş ışıklar altında dinlediğim &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt; şarkılarının etkisiyle giderek kendimden geçiyor, hızla önünden yol aldığımız dalgalara göz yaşları eklemek istiyordum. Bu hüzünlü İETT vagonunun tam ortasında o gün orada olan herkesin gözüne güzelliksizliğimi sokacak kadar belirgin derecede büyük, bir o kadar da yorgunluktan kambur ve yüksek sesle müzik dinleyen adam bendim. Artık insanlar gözünde iyi anlamda değil kötü anlamda bile s.kleniyor olduğumu sanma fikrinin yarattığı yıkılmayı tam içselleştiriyordum ki, genç, genç olduğu kadar güzel bir kız "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ayy çeker misiniaz beyfendi şu valiziniziee&lt;/span&gt;" diye çemkirdi bana. Bunu işitir işitmez kafamı hızla yukarı kaldırıp karşımdaki kızceğize gayet yüksek bir oktavdan "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;s.kerim senin belanı lan! kaldır kıçını geç işte. durmuş name yapıyor bana, s.ktir bok!&lt;/span&gt;" diyecek gibi baktım. Herhangi bir tepki göstermedim. Zaten o da yüzümün &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kozmetiksizliğinden&lt;/span&gt; etkilenmiş olacak ki çok da fazla s.klemeden çıkıp gitti. Yine dalıp giderken otobüs bir kavşağı döndü. Soluma baktım, İstanbul'da bu kadar büyük bir katsız arazinin var olmasının ancak tek bir olasılığı olabilirdi. Varmıştık işte. Bir zamanlar hakkında cümleler bile kuracak kadar bana umut pomplalayan &lt;a href="http://okunmayan.blogspot.com/2007/06/ahl.html"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;AHL&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'ye. Daha önce izlediğim ve çok sevdiğim filmin bitişine gelmiştim yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alana indiğimde hava iyiden iyiye acımıştı. Radiohead dinlemek beni terörize ettiğinden kelli karışık karışık müzik çalmasını emrettim cihaza. Daha ilk şarkı &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=6871078"&gt;The Silent Man&lt;/a&gt;'di. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Küfrettim.&lt;/span&gt; Hızla içeri girdim. Yaklaşık yirmi dakika ve iki zorunlu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;legal striptizden&lt;/span&gt; sonra sanki b.k varmışcasına beni buradan götürecek &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;TK 428&lt;/span&gt;'i beklemeye başladım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Havaalanları her zaman bana anlamsız bir mutluluk vermiştir.&lt;/span&gt; Belki sırf görüntülerinden dolayı. Belki yıllar yılı klişe filmlerden zihnimi doldurmuş ve mutlaka her biri iki ila yetmiş yedi dakika sonra sevişmeye varan havaalanı kavuşma sahnelerinden. O zaman oradayken de, şimdi buradayken de bunun hakkında neden diye sorulsa verecek herhangi bir yanıtım yok. Çok olsa "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gidebiliyor olmak&lt;/span&gt;" denen şeyin bende çağrıştırdığı güzelliklerdendir. Bunları bir çırpıda akıldan geçirdikten sonra oturmayı sürdürdüm. Yapacak bir uğraş yaratamadığım her halimden belli oluyordu. Bir süre oturduğum yerden tatmin edici bir görüntü kesilemediği için bu boşluk ve anlamsızlık halimin yanında genellikleki yeri pek değişmeyen parasızlık pürmelalimi de ayyuka çıkaran şekilde türlü mağazaların önünden geçtim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir pet şişe içinde suyun iki hatta artı sıfır virgül yetmiş beş liradan satıldığı bir yerde hiçbir şekilde alıcı rolü oynamama imkan yoktu zaten&lt;/span&gt;. Bir an göze hitap etmiyor oluşumu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tom Hanks olmak&lt;/span&gt; zannedip bir fincan kadar filtre kahve içmeye yeltenir gibi olsam da sonra o parayı taksiye vereceğimi hatırlayıp vazgeçtim. İşte, tamamen başladığım noktaya geri dönüyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gitmiş, görmüş, üzülmüş, saçma sapan şeylere b.k gibi para harcamış ve geri dönerken yine elinde gerçekten başarılmış hiçbir şey bulunduramayan&lt;/span&gt; biri olarak infaz saatimi bekliyordum. Bir an durup "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;b.k var .mına koyim istanbulda zaten&lt;/span&gt;" dedim. Bunu takiben dışarıdaki isli karanlığı seyredebileceğim bir yere geçtim. Birilerine anlatsam herhalde hüzünlü görüntümün tamamen buranın bir takım insanlarıyla ilgili olduğunu düşünürdü. Ben de öyle düşünüyordum gelirken. Gerçekten de birinci maksadım kişilerdi en başta. Yoksa hangi insan sıfıt derece hava sıcaklığında kalkıp &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ayazağa&lt;/span&gt; diye bir yere gider? Halim kalmamıştı hiçbir yarım cümleyi tamamlaya. Hem kim yüzünden üzülecektim; eski yakın arkadaşım için mi? Eski hoşlandığım kiz için mi? Bunların aynısı bir buçuk saat sonra varacağım b.k deliğinde de vardı. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Aslında Antalya ile İstanbul arasında o kadar da çok fark olmayabilir&lt;/span&gt; diye düşündüm. "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Çakayım hepsine&lt;/span&gt;" reaksyonuna takiben neyse dedim. Zaten ben de bencil ve moralsiz bir hayvan olarak düşünmekten kaçmak ilk yapacağım şeydi. Kendi kendimden başka birinin sesi yankılandı bina boyunca. 102 numaralı kapıya doğru gitmem emrediliyordu. Gidiyordum. O uçağa son binen olacaktım ama en nihayetinde gidiyordum.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Kendimi bir savaş kaybetmiş ve dönecek hiçbir yeri olmayan biri gibi hissettim&lt;/span&gt;. Aheste adımlarla en az kendisi kadar anlamsız bir kısaltması olan &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;AYT&lt;/span&gt;'ye beni götürecek kahrolası 428 sefer sayılıya bindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İnsanoğlunun yarattığı en büyük transportatörlerden birinin için nasıl da bu kadar dar olabilir?&lt;/span&gt;" diyerek ilerliyordum uçakta. Yerimin neresi olduğunu bilmiyordum. Zira havaalanına vardığım ruh hali içerisinde "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yalnızca beş boş yermiş kalmış beyefendi nereyi istersiniz?&lt;/span&gt;" sorusunda "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;fark etmez&lt;/span&gt;" diye yanıt vermiştim. Bir dakika içinde yerimi buldum, pencere kenarıydı. Yalandan gülümsedim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Böylece yalnızca buradan s.ktir olup gitmek zorunda kalmayacak aynı zamanda giderken arkamda bıraktıklarımı da gecenin karanlığını eşşiz güzellikteki kılıçlar olarak yarıp geçecek ışıklarıyla görecektim&lt;/span&gt;. Bekleyemeye başladım. Bu esnada pek sevgilimi cihazımın yapacağı itlikten habersiz "yeterince" morali bozuk halde dışarı bakıyordum.. ve &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Packt Like Sardines In A Crushd Tin Box&lt;/span&gt; çalmaya başladı. Negatif ahengi insanın g.tünde şırıngayla basan bir giriş kısmı yetmiyormuş gibi Thom Yorke irrasyonel-mekanik sesiyle "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;after years of waiting, nothing came&lt;/span&gt;" sözlerini vuruyordu kulaklarıma. Birkaç dakika dayanabildim buna. Akabinde yapacağım şey bir pek yüzeysel örneğin daha beni o anlardan herhangi birinde nasıl da paramparça edebildiğine örnek teşkil edecekti. Radyoyu açtım, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radyo Eksen&lt;/span&gt;'i. İstanbul'da geçen tam dokuz günden sonra bu süre zarfında hiç olmadığı kadar temiz bir şekilde cayır cayır alternatif rock çalıyordu. Bunu da geride bırakacaktım. Bir an çok dehşetengiz sert şeyler dinleyerek bu ruh halini aşabileceğimi düşündüm. Yanımda o kadar da dehşetengiz hiçbir şey bulunmadığından gele gele &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Megadeth&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Addicted to Chaos&lt;/span&gt;'una gelebildim. İstanbul'a gelirken de bu şarkı çalıyordu. Aynı şarkı, aynı uçak, aynı mekan. Yalnızca farklı olarak ilk seferde bir gazlanma marşı olan şey benim için an itibariyle bir çıkış ağıtıydı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hay s.keyim be&lt;/span&gt;" şeklinde hönkürdüm kendi içimde. Beni paklayacak bir tane ses vardı sadece. O da buraya gelirken yolda kazara bulup ilerleyen gelecek zamanda mütemadiyen dinlediğim &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Skid Row&lt;/span&gt;'un &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Cats in the Cradle&lt;/span&gt; cover'ıydı. Gözlerimi kapattım. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Kabullenemesem kaç yazardı ki? Biri çıkıp da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;beyfendi haydi gelin, s.kerttik uçuşu da gidişi de. gelin sittin sene burada olabilirsiniz hatta kalışınız için de her taksimden beşiktaşa inişinizde görüp 'vay .mına koyim' dediğiniz swiss ötel'i ayarladık&lt;/span&gt;" mı diyecekti? Uçak hareket etmeye başladı. Birazdan anesteziyi yiyecektim. Eğer o zaman yalandan moralimi düzeltmeye uğraşacak olsaydım bütün bu b.ktan mevzuları yanımda götürecektim. O yüzden de üzerine gitmeye karar verdim. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Show Must Go On&lt;/span&gt;'u açtım. Benim için kah bestesi, kah güftesi, kah biraz evvelde bahsini geçtiğim ve kendisini tanımlayan sıfat öbeğini yazarken dahi hakkında yediğim b.ka küfürler yığdığım eski yakın arkadaşımı bana en çok hatırlattıran eser olması olsun epey kederlendirici, adeta hüzünlü bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gönül Akkor&lt;/span&gt; şarkısıydı. Giderek hızlanıyorduk.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Bir zamanlar adını bilmediğim sokaklarına onlarca anlam yüklediğim eninde sonunda adını sanını bildiğim manasızlıklar yumağına dönüşen bu kente&lt;/span&gt; bir şekilde ayak basıyor olduğum son anlardı.. ve havalandık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerden yükseldikçe aklım çatallanıyordu. Sonradan ne olduğunu bile hatırlayamayacağım yüzlerce moral bozgunluğu doldurmuştu içimi. Kafamı çevirmeden gözlerimle son kez bakıyordum rüyalarımı parselleyen şehre. Birkaç dakika içinde İstanbul'un tam tepesindeydik. Daha birkaç gün önce üzerine yürüdüğüm caddeleri algılarımın bana sunabileceği en güzel kombinasyonla görüyordum. Müzik durmuştu, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kalbim de durmuş gibi geliyordu&lt;/span&gt;. Hiçbir şey hissedemiyordum. Bu sağır edici sükuneti yanımda oturan kızın sesi bozdu. "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Şey, peçete ister misiniz?&lt;/span&gt;" dedi. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ne, ne için?&lt;/span&gt;" diyebildim. Nazikçe gözlerimi işaret etti. Sırılsıklam olmuşlardı ve farkında bile değildim. Teşekkür ettim. Seyre dalmış hale geri döndüm. Bir süre daha usulca geçip gidişleri izledim. Yapmak zorunda olduğum bir şey vardı, hem de tamamen kendi yolumla. Yine bir şarkı ve beni s.kertmesi olacaktı hikaye. En son kafamdaki şeye cesaret edebildiğimde dört gün önceydi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ve beni hayatımda ilk kez gerçek olarak&lt;/span&gt; Taksim metrosunun yürüyen zeminlerinde dizlerimin üzerinde ağlatmıştı. Yine de bu seansı tekrarlamalıydım. Ya da başka bir yol bilmiyordum. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Born on a Different Cloud&lt;/span&gt; çalacaktı &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Oasis&lt;/span&gt;'ten. Nereye gideceğini bilmiyordum. Bir süreç, bir keder yürüyüşü. Belki yalnızca kendi kendimin moralini s.kecek olmama yapıştırabildiğim özellikten uzak etiketler. Şarkı çalmaya başladı. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tam olarak bir kapanış şarkısıydı bu&lt;/span&gt;. Altı buçuk dakika içinde bu orta Avrupa “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sertbest&lt;/span&gt;” dram filmi post modern bir bitişe sahne olacak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ve siyah ekran üzerine yazılar akacaktı&lt;/span&gt;. Bitemeyen film tanımını düşündüm. Bitemeyen film, yazılmayan blog.. Yıllardır tek yaptığım dahil olduğum bütün fiillere &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;olumsuzluk ekleri&lt;/span&gt; koymaktı. Sordum kendime, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;biri ne kadar zaman boşa kürek çekebilir?&lt;/span&gt;" diye. Yine kendimden gelen cevapla yüzleştim yanaklarımdan yaşlar bir bir akarken, "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;beş yıl ve devam ediyor..&lt;/span&gt;" Şarkı derimin altını paslı bir bıçakla deşerken fark ediyordum neden bu hale geldiğimi, neden gözlerimin şiştiğini, neden mutlu olamadığımı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bunun İstanbul'la, insanlarla, durumlarla hiçbir ilgisi yoktu&lt;/span&gt;. Aslında benim dışımdaki her şey gelip benim çözümsüzlüğümde düğümleniyordu. Çok uzun zamandır yüzleşmekten kaçtığım bir şeydi kendimle olan kavgam. Yaşamımda bir şey oluyor, bir şeyler bitiyordu. Bunlara nasıl bakıyor olduğum olan biteni zerre değiştirmiyordu ama beni gebertiyordu. Üstelik kendimi koyuverdikçe içinde var olmak zorunda olduğum sınırlara umutsuzca saldırıyordum. Bedenime, aileme, şehrime, ülkeme, toplumuma.. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Deniz gerçekten mutlu olmayı beceremedin mi?&lt;/span&gt;" diye sordum dolmuş gözlerle. O güne kadar yaptığım bütün hatalar, yarım bıraktığım her şey, geçmişte bir yerlere soktuğum herkes aklıma geldi bir anda. İlk defa kendimi diğer hepsinin yanında olumsuz anlamda marjinal görüyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Narsizmden eser kalmamıştı&lt;/span&gt;. Harap sinirlerle kaçtığım şeylere geri dönüyordum son sürat. Belki de İstanbul her şeyden çok bu yüzden bana hep bir vaha gibi gelmişti. Gerçek yaşama dair bütün sorunlar aynı şekilde, hatta daha sert olarak, orada da vardı ama başka bir yaşamdı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bana ait olmayan, o yuzden de her şeyiyle benimseyebileceğim bir başlangıç.&lt;/span&gt; Bugüne kadar b.k etmemeyi başardığım birkaç şeyden biriydi İstanbul fikri. Orada da bir daha yüzünü görmek istemediğim insanlar ya da bir daha benim yüzümü görmek istemeyen insanlar vardı. Her ne olursa olsun yaşayanların gayet iyi bildiği bir &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;hiçbir yere ait olamama duygusu&lt;/span&gt; vardır. Bunu kırabildiğim, içinde kendimi eğreti görmediğim tek mekandı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şehr-i İstanbul&lt;/span&gt;. Düşünceler birer birer akarken zihnimden çok uzun bir süreden sonra ilk defa kendimi çevremdekiler olmadan görüyordum. Hem de ironik olarak kronik bir yalnızın sıfatlarıyla. Elimde en güzel ve iğrenç yanlarıyla bir ben vardı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mütemadiyen iyi olacağım diye çok façalar yemiş, bir kez hata edince hepten yenik sayılmış, elinde elle tutulur hiçbir şeyi olmayan bir ben.&lt;/span&gt;" olarak kendimi tanımlayacak kadar sinirlerim bozulmuştu. Mutlu olamadım bari adam gibi üzüleyim dedim. İstanbul'un ışıkları hala altımdayken beni her zaman karaciğerimden vurmayı başarmış son iki buçuk dakikası başladı şarkının. Kulaklarımı acıtacak kadar yüksek bir ses seçmiştim. Hayatım gözümün önüne geliyordu. Sözler ve düşünceler. Benim ibaret olduğum şey bunlardı. Havaya karışıp sonsuzlukta önemsiz ekolara dönüşmüş soyutluklar. Somut hiçbir anım yoktu hissedebileceğim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O an hayatımda hiç olmadığı kadar nefret ediyordum her şeyden, herkesten ve en çok da kendimden.&lt;/span&gt; Ağlamaya başladım. Titreyerek, yer yer nefes alamadan ağlıyordum. (Sonradan Liam Gallagher gibi bir kıronun yazdığı şarkının beni nasıl bu hale getirebildiğini idrak etmeye çalışıp başaramayacaktım.) Ekranlardan okudum, giderek uzaklaşıyorduk İstanbul'dan. Ne kadar sürdü, şarkı kaç kere çaldı hatırlamıyorum. Kafamı sola çevirebildiğimde uçuşun başında bana üzülen gözlerle bakan kız şimdi bana korku dolu bakışlar atıyordu. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tabi .mına koyim. b.k var ya kork. tipli olsam içten içe nasıl da üzülür nasıl da 'veriyim de geçsin' derdin di mi. biz insan değiliz zaten god.ş!&lt;/span&gt;" diye kükreyecek gibi baktım. Gözlerini kaçırdı. Neredeyse tamamen mahvolmuştum. Müziği kıstığım sırada alçaldığımıza dair bilgiler veriliyordu. Sert şekilde indi uçak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Antalya Havaalanı&lt;/span&gt;'nın tanıdık sıfatsızlığına. Ne olacak yani, indirmişlerdi bir hafta kadar kalkık olan g.tümü en sonunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçaktan inen son yolcu bendim. Yine &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cats in The Cradle&lt;/span&gt; çalıyordu. Artık çok fazla şey fark etmezdi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kaybedecek bir şeyi olan adam korku duyardı&lt;/span&gt;. Benim duyumlarımsa çoktan körelmişti. Sorun İstanbul'da ne olup ne olamadığı değildi. Büyük hikayenin bir kısmıydı o. Büyük hikaye de yazarı tarafından b.k ediliyordu. Antalya'ya ayak basışımla birlikte önce otoparkta var sesimle "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;ağzına s.çayım lan senin&lt;/span&gt;" dedikten sonra yüzeysel düşünmeye başladım tekrar. Antalya ile İstanbul arasında ne fark vardı ki? Aynı ben, aynı düşüncelerim, aynı kişiler, aynı şeyler. Kafeinini alamadığım gibi bayılacağım paradan ötürü de sinir duyduğum takside giderken sorumun cevabı karşımda apaçık duruyordu. Baktığım her yerde aradaki farkı görebiliyordum. Birinin kılıfı gerçekten çok daha iyiydi ve inanılmaz bir fark yaratıyordu gibi görünüyor olsa da aslen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;biri bir diğerinin "olmuş" haliydi.&lt;/span&gt; Antalya bir devlet müzesiyse, İstanbul bir modern sanat galerisi, Antalya TV8'se, İstanbul CNBC-E', Antalya Memurevleri Mahallesi'yse, İstanbul Maslak, Antalya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bensem&lt;/span&gt;, İstanbul &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kemalcan Aygül&lt;/span&gt;'dü. Güldüm. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Belki bir gün buradan kurtulabilme ihtimali dışında sevdiğim hiçbir şeyi yoktur Antalya'nın&lt;/span&gt;" dedim. Uçuş sırasında gelmiş bir mesaj olduğunu fark ettim. Gelişime sevinen bir takım kelimeler vardı sevgilimden gelen. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hay s.keyim komple İstanbul'u ulan!&lt;/span&gt;" dedim. O yolculuk sırasında iflağımı s.ken bütün şarkılara ve düşüncelere inat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;She is Love&lt;/span&gt;’ı açtım ve gülümsedim. Bu sefer alaycılık gütmeden &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yalnızca gülümsedim&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/53brbi"&gt;Packt Like Sardines In A Crushd Tin Box&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Skid Row&lt;/span&gt; – &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/4wab3v"&gt;Cats in the Cradle&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oasis&lt;/span&gt; – &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/qbuh4u"&gt;Born on a Different Cloud&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oasis&lt;/span&gt; – &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/ouz6pk"&gt;She is Love&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.sendspace.com/file/ouz6pk"&gt;&lt;/a&gt;</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2008/02/tk-428-kapan.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>9</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8643985918344153391</guid><pubDate>Mon, 19 Nov 2007 17:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-11-19T19:27:46.604+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Se Terminant le Parfait</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img86.imageshack.us/img86/5948/freejd4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img86.imageshack.us/img86/5948/freejd4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yazamıyorum. Olmuyor, olamıyor. Çünkü dibini görmeye çalışıyorum. Bunu bir takıntı haline getiriyorum. Bari bunca şeyden sonra diye bir düşünce kaplıyor içimi. Çünkü biliyorum. Biliyorum ki ne yazarsam yazayım, ne kadar yazarsam yazayım tatmin etmeyecek beni. Bu yüzden de tıkanıyorum. Hala sana karşı bir seviye sorumluluğu hissediyorum. Hala hakkında cümle kurmadan önce ürküyorum. Bu çocuksu bir şey değil, değerle alakalı. Değer vermekle, benimle, seninle değil. Sana sonsuza kadar yazılar yazabileceğimi zannederdim ama gel gör ki şimdi başaramıyorum. Nedir ama yani! Benim sana kolayca yazıp bir solukta sonunu getirdiğim şeylerim de olmuştu. Onların da bazılarında bu tuhaf Fransızca başlıklar vardı. Her biri senin hakkındaydı. Hepsi de birer ağıttı. Biliyorum sonradan aklıma keşke bunu da ekleseydim dediğim çok cümle gelecek. Kolay değil insanın bütün birikimini bir anda kullanması. Hele insanın hayatının en uzun ikinci perdesini anlatması hiç kolay değil.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Senden önce de tesadüf, talihsizlik, günlük fal, milli piyango gibi şeylere inanırdım, ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;iyi şans&lt;/span&gt; denen şeyin varlığını kabullenmem senden sonra oldu. Ya da ben öyle zannediyordum. Bakma hala düşününce &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;aralarında okyanuslar olan iki insanın bir asosyal vasıtasıyla tanışıp bu noktaya gelebilmiş olmasına&lt;/span&gt; muazzam derecede şaşarım. Zaten hep bir tesadüf, tuhaflık ve ironi karmaşası olmuştur sen ve ben olan hikayeler. Eh, kolay değil tabi. Onca ay, onca zaman. İyi kötü anılar oldu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O kadar yaşanmamışlığa bu kadar anı sığdırmak&lt;/span&gt; da en başta gelen ironilerdendi. Ama bu hikayedeki en büyük ironi bendim. Kabul edersin biraz olsun aptallığımı gizlemek için böyle diyorum. Benim hep, her şeye rağmen, en başta sana rağmen sabit kalmış olmam ve bütün bunlar olurken senin beni "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;nasılsa geri gelir&lt;/span&gt;" diyerek tekmelemiş olmanı görmezden gelmem ancak bir ironi olabilirdi, en edepli tabirle. Gerçi görmezden gelmek konusunda seninle aşık atabilmeme olanak yok. Kimi kandırdığını sanıyordun ki? Ortada duran en belirgin gerçeği hep yok saydın; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sana aşık olduğumu&lt;/span&gt;. Olmamalıydı, yaşanmamalıydı ya. Sen hep böyle derdin. Çok da başarılı oyaladın durdun beni. Kah hayatından, kah insanlardan, kah şansından dert yandın bana. Benim nasılsa hep aynı noktada sabit kalacağıma inandın. Bu oldu üstelik. Ben yalnızca kalmadım. Ben olduğum her şeye, fikirlerime, birikimime, felsefi meraklarıma, yani beni şu bahsetmelere doyamadığın diğerlerinden/g.teleklerden ayıran her şeye rağmen kaldım. Çünkü acıyordum haline. Dert yandığın zaman, şikayetçi olduğun zaman. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sana kıyamazdım, yapamıyordum.&lt;/span&gt; Güzelim İstanbul'u bile suçlardın kendi noksanlıklarına kılıf olsun diye. Ona bile ses çıkartmazdım. Zaten ilk bu konumlarda koymaya başlamıştı bana olanlar. Beni zaten hiç haz etmediğim bir şey yapıp bir grubun içinde kategorize etmekle kalmıyordun, alenen "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;sana aşığım&lt;/span&gt;" diyen birine "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;sen tek değilsin&lt;/span&gt;" de diyordun. Bunun ne kadar acı verebildiğini hiç düşündün mü? Ya da kendimden defalarca nasıl da iğrendiğimi?! Bana bazı adamları anlatırdın, seni nasıl üzdüklerini. Çok benzer bir sebepten, seni sevdikleri için. Onları bana anlatıp moral bulurken hiç benim ne hale geldiğimi aklına getirdin mi? Böyle b.ktan bir kitle var ben bunun içinde görülüyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama kabul et ben tektim&lt;/span&gt;. Şu .mına koduğumun diğerleriyle olan hikayelerini bile dinledim ben bizzat senin ağzından. Hatta çözüm ürettim, hatta "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;böyle mutsuz olmandansa biriyle mutlu olmanı tercih ederim&lt;/span&gt;" bile dedim. Bir şey çok açık; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben senin bugüne kadar tanıdığın hiç kimseye benzemiyorum!&lt;/span&gt; Bunu neredeyse sen de söylüyordun. Hani şu bana "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hayatımı kurtardın/iyi ki varsın&lt;/span&gt;" dediğin zamanlar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ah senin ucuz lafların yok mu..&lt;/span&gt; Ama işe yaramadığını söyleyemem. Bunun sen de farkındaydın. Beni kullanıp kullanıp atarken. Oysa ben rasyonel bir adamdım. Gayet de durumun gerçeklerinin farkında olup "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;evet ikimizin de hayatında birileri olabilir, bunu anlayışla karşılarım&lt;/span&gt;" diyordum. Senden tek istediğim vardı oysa, dürüst olman. Sen bunu yapmadın. Üstüne üstük beni bir köşede kısıtlı bir hayat sürmeye mahkum edip kendini özgür bıraktın. Ne zaman oldu ki ben bunun üzerine gidip seni sorguladım o zaman bana yepyeni sıfatlar yapıştırdın. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Abartan Deniz, saçmalayan Deniz, öff Deniz..&lt;/span&gt; Gülüyorum ağlanacak halime. Asla "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;seni seviyorum, lütfen gel&lt;/span&gt;" dediğinde bunu kastedip kastetmediğini bilemeyeceğim. Bir daha asla'lı çok fazla cümle kurabilirim şu anda ama yapmama luzum yok. Nasılsa bunu da umursamadan köşeye iteceğini biliyorum. Ancak bana zor gelecek. Kolay değil, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben bir zamanlar senden ibarettim&lt;/span&gt;. Fedakarlık göstermekten, gösterdiğim fedakarlıktan asla pişman olmadım. Ben bir ömrü sana adayabilecek durumdaydım, oysa sen hep bana 6 dakikayı çok gördün. Kaldı ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;aslında sen de benden ibarettin&lt;/span&gt;. Ben defalarca kendimle konuşuyormuş gibi hissettim senin karşında. Çünkü benim kurduğum cümlelerden öteye geçemiyordun. Belki fark etmedin ama üslubun, vurguların, cümlelerin bile aynıydı. Bundan rahatsızlık duyuyordum ben. Çünkü zamanında senin için ettiğim lafları senin sadece benim için ettiğini söylemek yalan olurdu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayallerim vardı, seninle dolu olan&lt;/span&gt;. Bir sürü şey. Hayatımın olgunluk çağını yaşayacaksam böyle ve seninle yaşayayım diyordum. Bizi gerçek anlamda biz olarak düşünmeyi denedim. Sonra biraz empati yaptım, senin tarafından bakmaya çalıştım, senin baktığın gibi. İşte bu hikayeden ilk iğrendiğim anlardan biriydi o. Hem kendimden, hem de senden. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen beni diğer yarın olarak görüyor olamazdın, benim seni gelecek bütün yarınlarım olarak görmeme tezat&lt;/span&gt;. Ortada sevgiye dair bir şey yoktu. Hep bir boş beklentiydi yalnızca. Bir gün gelecekler sardı her yerimi. İki kişinin birbiri hakkında seksüel düşünce geliştirememesi iyi ihtimalle, ve keşke, çok saf bir aşktan dolayıdır. Oysa bizde düşüncesi bile iğrenç geliyordu. Bu yalnızca bir örnek. Belki geriye baktığında sırf bu yüzden beni sapık olarak da nitelendirirsin. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuçta ne yaparsam yapayım senin için hep son 15 dakikadaki halim oldum ben&lt;/span&gt;. Ben senin ettiğin her lafı, yaptığın her hareketi zihnime kazırken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle olsun istemezdim, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hala da istemiyorum &lt;/span&gt;aslında. Çok sevmeyi isterdim. Yol vermedin, ben neyleyeyim? Bu arada dinlediğim her şarkıyı kendi içimde sana ithaf ettiğimi ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım. Sonuçta müzik en yoğun ilgilendiğim sanat dalı biliyorsun, olsun o kadar da. Ama özellikle paylaştığım bir-iki eseri de p.ç etmen olmadı bence. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hala bir yakışıklık arıyorum ya ben&lt;/span&gt;, o da güzel.. Bu da mesela düştüğüm yanılsamalardan biriydi. Yahu inanır mısın ben seni, sanatla, politikayla, ciddi şeylerle, 70'lerin rock müziğiyle, şiirle, vesaire ile ilgilenen biri sanmıştım. Bugüne kadar da hep öyle bir yanın olduğunu ama zamanı olmadığını düşünmüştüm. Kendime s.ktir çeksem abartı olmaz bu mevzuda. Seninle yapabildiğim en derin konuşma, derin biriyle yaptığım en yüzeysel konuşmanın yanında 9 kilo mayonez yiyerek intihar etmeye çalışan bir obez kadar zavallı kalıyor. Hani sıklıkla kullandığım ve aslen burada geçmiş olan bir lafım var; "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;sen düşün diye var o beyin&lt;/span&gt;". Evet gerçekten de sen düşün diye var o. Asıl bana lazımmış o farkındalık. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şu yaşta hala lise 1 aşkları edebiyatından fazlasını yapamayan birini eylemekle harcadım zamanımı.&lt;/span&gt; Ama tabi ki konu sen olunca benim zamanımın bir kıymeti yok. Temeldeki hata da bu değil miydi zaten. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sen anlat ben zaman yaratırım&lt;/span&gt;" ve "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;dehşetengiz şekilde göze hitap ediyorsun&lt;/span&gt;" söz öbeklerime sırasıyla "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yapman lazım zaten&lt;/span&gt;" ve "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;biliyorum&lt;/span&gt;" diyen üstüne de sanki çok hoşa gidecek bir iş yapmış gibi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;9 yaşında şımarık bir kız&lt;/span&gt; gibi gülen sen değil miydin? Sabrımı gösterdim bugüne kadar. Sana rağmen seni sevdim. Ancak yeter artık! Sen benim gibi kimseyi tanımamış olabilirsin ama ben senin gibi çok fazla sayıda insan gördüm. Aralarından tek gülüp de geçmediğim sendin farklı olarak. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen, İstiklal Caddesi'nde yavaş adım yürürken konuşmalarına şahit olsam "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne salak bi kız lan&lt;/span&gt;" diyeceğim insanken her nasıl olduysa hayatımın merkezi haline geldin&lt;/span&gt;. Bu bile mevzu değil aslında biliyor musun? Bana çektirdiklerini düşününce. Artık senin hakkında söylenenlere karşı gelmiyorum. Seni tanıyan benim dışımda herkes bir şekilde senden, bana yaptıkların yüzünden, nefret ediyor. Çok da haklılar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonumun şımarık bir çocuk egosunun mastürbasyon malzemesine vardığını düşündükçe&lt;/span&gt; daha da çok haklılar diyorum. Böyle düşünmeyi ben tercih ediyor olsaydım keşke. Keşke biraz daha farklı biri olsaydın. Keşke biraz olsun insan olsaydın. Düşünceli gibi olmaya çalıştığın zamanları da biliyorum ben. Belki hayatında tam olarak yer etmemi bekledin ama sana bir sürprizim var; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;artık çok geç!&lt;/span&gt; Bugüne kadar sunmadığın her şey için, söylemediğin bütün sözler için, varsa paylaşmadığın bütün sevgin için artık, çok, fazlasıyla, geç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu noktadan sonra benim tarafımdan yapılıp senin umursamana neden olacağına inandığım tek şeye yöneliyorum. İster inan, ister inanma &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben gidiyorum!&lt;/span&gt; Uzun, üstelik çok uzun bir zaman bütün umutlarımı, planlarımı, hayallerimi bağladığım bu deli halayından ayrılıyorum. Hiçbir zaman kolay olmadı bunu yapmak. Hala ellerim titriyor diyebilirim. Sonuçta bir anda bu kadar çok şeyi yok etmek çok zor. Ama ne zaman bu konuda zorlanıp, sana karşı tekrar bir şeyler hissedecek gibi olsam kendimi düşünüyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bana yaptıklarını ve ilerde yapacaklarını&lt;/span&gt;. Hayır, benim seninle zaman kaybetmek gibi bir lüksüm yok daha fazla. Belki başka bir zaman, başka şartlar altında biraz daha fazla dayanabilirdim. Ama değişen ne olursa olsun sen aynı kalacağın için yalnızca kendimi kandırır olurdum. Aynı şehirde, karşılıklı dairelerde yaşıyor olsaydık bile. Her istediği alınırken bir anda elde edemeyen bir çocuk gibi hisseder misin bu diyeceğim üzerine bilmiyorum &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ama, evet, sen benim için yeterli olamadın&lt;/span&gt;. Senin kendine ait bir seviyen benim olduğu gibi. Sen benim için bir kamburluk nedeniydin, sürekli yerlere bakmak zorunda kaldığımdan. Sen, kendin gibilerle yarı-uyanık bir algı ile yaşamaya devam et. Orada lütfen hep nefret etmeme neden olduğun erkek isimleri olsun. Kesinlikle ben olmadığım sürece dert değil. Mezun oluyorum senden sayılabilir. Bir şey çok açık. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Benim bir geleceğim var seninse bir geçmişin&lt;/span&gt;. Yüzleşmelisin. Bunu asla yapamayacağımı sanmıştın değil mi? Hiç bana kalkıp da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bunu yapacak kadar alçak olabileceğini düşünmemiştim&lt;/span&gt;" ayağı yapma. Burada yüzünü karanlığa saklamasına neden olacak ayıpları olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sensin&lt;/span&gt;, ben değilim! Hiçbir suçluluk da duymuyorum. Eğer sen beni düşünmüyorsan, ben kendimi düşünmek zorundayım. İnanmıyorum bunun aksine söylediğin hiçbir şeye! Yeterince zaman geçti. Dediğim gibi senin için artık çok geç. Şayet o kadar istekli olsaydın g.tünün keyfi adına beni terk ettiğin buz gibi caddelerde ben seni hala beklerken bir ses ederdin. Üzgünüm, ben ne p.ç, ne gözlüklü, ne sarı saçlı, ne de paralıyım. Senden epeyce farklıyım yani bu açıdan. Hem noksanlığı da neden dert edesin ki? Nasılsa benim gibi zihnen sömürebileceğin daha çok kimse bulursun. Yanında olduğunu zannettiğin insanların beni unutturması en fazla birkaç gününü alacaktır. Daha sonra tıpkı benimle olduğu gibi tek taraflı fayda sağlamaya devam edersin bir başkasıyla, bir diğeriyle, bir diğeriyle.. Benim sadece mutlu olmaya yetecek kadar olanağım ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kapitalizmden nefret edecek kadar fakir ama sosyalizmin deli saçması olduğunu fark edecek kadar zenginim&lt;/span&gt; diyebilmemi sağlayan bir aklım var. Bunlar da bana yeterlidir devam etmem için. Ha, bir de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;dostlarım&lt;/span&gt; var. Biliyorum onlar her zaman olduğu gibi yardımcı olacaklar bana. Bu arada senin yaptıkların yüzünden bürüdüğüm saçma sapan bir ruh hali yüzünden en yakın arkadaşımı kaybettiğimi söylemiş miydim? Eh, kesinlikle s.kine sallamayacağı biliyordum zaten. Her zaman bu kadar tahmin edilebilir olmuştu hallerin. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Aklıma gelmişken, egocuğuna söyle biz hepimiz senin neden her fotorafının açılı olduğunu biliyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şimdi arkamdan nefret dolu laflar edecek beni çok çirkin şekillerde hatırlayacaksın&lt;/span&gt;. Belki ağlarsın bile belli mi olur.. Ama bu, senin için heba ettiğim son günüm olacak. Benim ne kadar iyi biri olduğumu en çok bilenlerden biri olarak böyle şeylere kalkışmak için cidden iyi sebeplerim olduğunun farkındasındır. Denedim, defalarca denedim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu mektubu ilk yazışım değil bu&lt;/span&gt;. Gidip bizzat ellerine sokup bırakmaktı aslında hayalim ama sanmıyorum buna bile değeceğini. Ben bir süre çok fazla acı çekeceğim. Kabullenemeyeceğim, kendime küfredeceğim ama en nihayetinde arınmış olacağım ve yoluma devam edeceğim. Benim için benim bilmediğim bir şey hazırladıysan da öğrenemeyeceğim için pişmanlık duymuyorum. Ben buradayken yapmadığın şey için üzülemem. Sen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sırf beni Türkçe'deki en güzel dişi isimlerinden biri olduğunu düşündüğüm adından soğuttuğun için bile&lt;/span&gt; çok kötü bir insansın Eylül. Aslında işin tuhafı şu anda seninle gerçekten bir arkadaş olarak devam edebilirdim. Ancak hayatına uzaktan bakmaya dayanabileceğimi sanmıyorum ve merak ediyorum yıllar sonra bir gün aklıma gelirsen seni nasıl hatırlayacağım. Belki bir gün bir yolda karşılaşırız da sen beni görmezden gelerek intikam aldığını zannedersin. Ben sana karşı kin tutamam. Beni sen mi kötü biri yapacaksın! Bu yüzden bundan sonra tıpkı hayal ettiğin gibi bir hayat yaşamanı diliyorum. Umarım bir gün yaşamda istediklerini elde etmiş o kadın olarak düşlediğin aileye sahip olursun. Ben senin mutluluğuna mani olmayayım. Keşkelenmenin vakti doldu. Umurumda da değil zaten. Seni ne bir hata ne de bir leke olarak etiketliyorum. Senin kendine moral verecek birine benim de kendimi mutlu gibi hissetmeye ihtiyacım vardı. Noktayı koyabildiğime hala inanamıyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanamıyorum bana başka bir seçenek bırakmadığına.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt; O yüzden Eylül, en iyisi sen hep böyle olduğun gibi kal, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;uzakta kal&lt;/span&gt;, hoşçakal!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2007/11/se-terminant-le-parfait.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7295071894190428839</guid><pubDate>Thu, 08 Nov 2007 19:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-11-08T22:36:52.890+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Birey Hali Üzerine Müzikal Masturbasyon</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img248.imageshack.us/img248/1544/1176277971ba90a3fe29oeg0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img248.imageshack.us/img248/1544/1176277971ba90a3fe29oeg0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hayatın süresince on binlerce şarkı işitirsin, bunlardan binlercesi hoşuna gider, bunlardan yüzlercesi hakikaten hoşuna hepsini ezberleyecek hale gelene kadar gider, bunlardan onlarcası diğerlerinden ayrı olur ve üzerinden ne yıllar, insanlar, olaylar geçse bile değerini yitirmez. Şayet müzik yaşamın soundtrack'i ise onlar senin triple-cd koleksyonun olur. İşte o onlarcadan birkaçı senin için özel ve değerli olmanın son raddesine ulaşır. Çok değil en fazla 15 tane falan olurlar. Ancak &lt;b&gt;bunlar gerçekten zihninde en derin izleri bırakanlardır&lt;/b&gt;. Belki çok bilinen şarkılar da yer alır bu grup içinde, belki de bir albümden kimselerin hatırlamadığı &lt;b&gt;altıncı&lt;/b&gt; şarkı da. Bunlar seni tam olarak tanımlayan, seni en fazla hüzünlendiren, en fazla neşelendiren, en fazla dalyana getiren, en önemlisi de ne olursa olsun sana kendini yalnız hissettirmeyen şarkılardır. Artık o şarkılar sana, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yalnızca sana aittir&lt;/span&gt;. Evvela şu noktaya kadar daha iyisini bulamadığımdan kullandığım &lt;span style="font-style: italic;"&gt;reklamcı üslubundan&lt;/span&gt; ve bir takım İngilizce terimlerden ötürü özür dileyerek bu yazıyı "o şarkılardan birine" ithaf ediyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tender.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Epeyce geç hatta bir arkadaşım vasıta ile tanıştığım bir şarkıydı bu. Aslında ben de bu gecikmeye katkı sağlamıştım. MSN Messenger'ı adeta delirmiş bir dosya paylaşım ağı gibi kullandığım zamanlarda ne olduğunu hatırlamadığım bir sebepten edindirilmiştim bu şarkıyı. Sanırım iki ay kadar bir zaman sonra ilk defa dinlediğim sefer olmuştu. Yumuşak, 19. yüzyıl sonlarında geçen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Amerikan Batısı filmlerini&lt;/span&gt; andıran bir gitar melodisi ile açılıyordu. Halihazırda eski kayıt fetişisti olan benim için etkilenmemek gibi bir opsiyon yoktu. Arkasından gelen melodi ile iyice ısınagelmişken modern müzik dünyasında yaratıcılık anlamında takdir edilesi birkaç adamdan biri olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Damon Albarn&lt;/span&gt;'ın o güne kadar (ve halen daha) bir şarkıya verebildiği en güzel vokal performansı başladı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tender is the night, lying by your side&lt;/span&gt;" derken. İşte o andan şarkının sonuna kadar geçen ilk dinleyişim tek kelime ile özetini çakıyorum &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;büyüleyiciydi.&lt;/span&gt; Tender, basitçe "brit-rock şarkısı" denilmesini 445 kere ayıp oldurucak kadar açılımlı ve arzulu bir şarkıydı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Müzik, ritim, sözler ve yarattıkları ahenk beni oturduğum yerden kaldırıp yerden yüzlerce metre yukarıya, ılık bir yaz gecesinde bulutların arasına çıkartıp tarifsiz derecede mutlu ederken aynı zamanda yukarıdan baktığım hayatıma tüm realizmi ile şahit olmama sebep oluyor ve adeta o mesafeden bana k.ç kadar gelen odamdaki duvarlara yılmadan çarpıyordu beni&lt;/span&gt;. Tuhaf bir hissiyat yaratıyordu bu müzik bende. Mutlu olmak istiyor &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ama bunu yapmaya vicdan bulamıyor&lt;/span&gt; gibi hissediyordum. Hayatta kaybettiğim ne varsa hepsini bir bir hatırlıyor, her birinde ağlamaklı hallerle kendime ve evde alkol olmamasına küfrediyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yapayalnızlığı&lt;/span&gt; en dipten hissettiğim anlardan biriydi o ve ben, yalnızca geçir gidenlere bakakalan bir kaybetmişten beter durumda, bir kabullenmiş durumunda, kalmıştım. Buydu işte müzik diye tanımlanacak şey. Ne hayvani bir teknik, ne de saniyede 22 nota basımı. Bu kendini &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pink Floyd&lt;/span&gt; ile sarhoş edenlerin gayet iyi bildiği bir şeydi;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; his.&lt;/span&gt; Üstelik belli bir tane de değil. İnsanı mutluluk, keder, pişmanlık ve şükür arasında paramparça eden bir karışıklık. Şarkıda da "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Lord I need to find, someone who can heal my mind&lt;/span&gt;" diyordu. Zaten bu bana karşılık gelen birkaç cümleden biriydi. Hala inatla söylemek zorunda kaldığım bir isyanı anlatan. Aynı zamanda "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Come on, come on, come on, get through it&lt;/span&gt;" de diyordu ama ne fayda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama önemli olan bunlar değildi. Ben bu şarkıya karşı&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; önlenemez bir aitlik duygusu&lt;/span&gt; taşıyordum. Daha doğrusu bu karşılıklıydı. Tamam belki paramparça ve hüzne yakındım ama yalnız değildim, gerçekten de bu çalan şey yanımdaydı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tamamiyle bana aitti&lt;/span&gt;. Sanki benden başka hiçkimsenin bunlara hissederek bu şarkıyı dinlemesine tahammül edemeyecekmişim gibi geliyordu. Benimdi diyorum ya işte. Tıpkı &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=141827"&gt;Money For Nothing&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=341678"&gt;Lithium&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=6576848"&gt;Strange Transmissions&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=6903075"&gt;Passive&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=1141312"&gt;You Get What You Give&lt;/a&gt; gibi. Çünkü hayatta karşılaştığım her çeşit b.ktan duruma uyabiliyordu. Bir zamanlar "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Lord I need to find, someone who can heal my mind&lt;/span&gt;" lafı beni en çok üzendi şimdiyse "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;tender is my heart for screwing up my life&lt;/span&gt;" bunu devraldı. Aslında bunun dev bir ironinın parçası olduğuna dair paranoyalar da kurmuyor da değilim, tıpkı bütün bunlara bir son vermeyi düşünüyor olmam gibi. Her neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tender harkulade bir şarkıdır. Biraz tezat olacak şekilde aşağıda paylaşmak maksadı ile linkini koydum. Dinleyin, dinletin diye. Bana ait olmayan her durumda istediği rolü istediği kadar "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yaffs çok süprr bi şarkı ylldım sana=))&lt;/span&gt;" alsın benim için ifade ettikleri herhalde bir ömür aynı kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;"&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Oh my baby, oh my baby, oh why, oh my..&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Blur&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/g6dqji"&gt;Tender&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.sendspace.com/file/g6dqji"&gt;&lt;/a&gt;</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/2007/11/birey-hali-zerine-mzikal-masturbasyon.html</link><author>noreply@blogger.com (Unknown)</author><thr:total>1</thr:total></item></channel></rss>