<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-23905973</atom:id><lastBuildDate>Thu, 12 Nov 2009 10:25:11 +0000</lastBuildDate><title>Okunmayan Blog.</title><description>Ben, sen, biz, siz, onlar ve kocaman bir vs. bulutu üzerine..</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>58</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Society &amp; Culture/Personal Journals</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Music</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">News &amp; Politics</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Arts</media:category><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Ben, sen, biz, siz, onlar ve kocaman bir vs. bulutu üzerine..</itunes:subtitle><itunes:category text="Society &amp; Culture"><itunes:category text="Personal Journals" /></itunes:category><itunes:category text="Music" /><itunes:category text="News &amp; Politics" /><itunes:category text="Arts" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/OkunmayanBlog" type="application/rss+xml" /><feedburner:emailServiceId>OkunmayanBlog</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-2323967330314024570</guid><pubDate>Tue, 13 Jan 2009 23:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-14T01:19:21.368+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Sanırım</title><description>Bir yandan insan olmanın en olan temel gerekliliği duygular sahibi olmaktır diye bas bas ve cinsiyet gereği bariton bariton bağıran, diğer yandan reel -ki hepsi ekonometriktir esasında- sorunların ucuz, karın doyuran tadından mütevazi, ben diyeyim rezil tarzında siz diyeyin tavuk dönerlenmiş hamur, ağırlığını bilmek zorunda olmanın verdiği memuroğlumemur algısı sahibi olan, bir yandan da olmadığından kelli kalan yer kıçtan ise 'bu duygusal dertler hep fasa fiso arkadaş' diyen bir takım kimilerden benim. Çoğu kimse için kimse değilim. Hayır, konu bir anonim sıfatlı onlar değil. Hayır, uzun ve karmanşık yazmaya da uğraşmıyor. Siz deyin gönül eğlendiriyorum, gönlüm desin göt eğlendiriyorum. Bilemiyorum da bir yandan. O kadar çok şey birikti ki bilmediğim, bildiklerimin keyif vermesine fırsat kalmıyor pek. Anca, çok olsa ki o da cepte fazladan nasıl kaldığı bilinmiyormuş ayaklarına yatılan bir beş milyon en eski lira varsa mütevazi bir alkol günübirliği. Çok şükür ediyorum en anonim sıfatlıya. Ne bir derdim var ne bir tasam, ne fakir ne de zengin olmaktan. Hikayesini yazmayı çok istediğim bir şey memur çocuğu. Kah 222'de, kah bir kaç ayın ardı sanırım 034 sanırım 006 haneli bir şeylerin ifade edeceği ufak bir öğrencihanesinde ketılda makarna ile doyan. Ama bu da kalacak bir başka sefere. Çok seçmeli eğitilegelmiş, çoktan arkalı önlü üzerine sıçılmış, boktan bir takım hallerin püsürünü temizleyebilme uğraşı aslında -sanırım-. Herhalde çok geç olduğunda, siz deyin belli bir ergenlik sonrası ben diyeyim emeklilikte, farkına varacağız ne oldu ne bitti. Ama beni en çok üzen uğraşın nereye gittiği. Kimilerince servetler biçilmiş -ki bütün o servetler aslında insan satın almaya yarayan sabit maaşlardır- kimi etiketlere vakıf olma uğraşı. İyi bir okulda eğitim görmek, iyi bir işte çalışmak, iyi -zengin- bir hayat sürmek, iyi bir emeklilik, herhalde bu nesilden nesile geçen aristokratik paradan sonra 'baaak dede, bu benim boyfirendim elitcan!' gibi cümleler sıçan torunlar, en sonunda da 'nasıl bilirdiniz?' sorusuna da iyi! cevabını alıp, iyiden geberip gitmek. Peki ne için? Bütün bunlar ne için? Bugün akıllısının embesilinin vicdanları henüz erekte olmuşken küfürler saydırdıkları şey için. Kar marjından daha büyük bir krema tabakası değilse de tabak sıyırışı alabilmek için. Bir biçimde global mermi üretimine dolaylı -hı hı- destek olmak için. Sade anahaber bültenlerine sızlayan vicdanları hayat standardının yüksek katından aşağı bakarken yapılan bir ego sıvazlaması ardından unutmak. Çok olsa budur. Bütün bu uğraş, git git daha da kirli mecralar arayan bir dünyanın aktığı yolda daha çok bok lekesine sahip olabilmek için. Dikkatinizi cezbederim cümlelerim kısaldı. Ama sanmayın ki bu kendine anarko son pasaj asıl mesajımdı. Taa en başta demiştim ya. Aslında dememiştim ama anlaşılmıştır. Duygulardan yana da yanar haldeyim, siz deyin dertli ben diyeyim çaresiz. Belki de en kötüsü an itibariyle bomba yağarken bunu düşünmek. Yoksa değil mi? Bilmiyorum. Ergenliğe verelim geçelim, ve beş yılda bir asır daha yaşlansın her şey. Bilemiyorum. Tüm kelime bundan ibaret. Ama hayalci makroluk derecesince -ki evet hadi artık delice yazarına da deli diyelim- uğraş vermek yapmak isterken sabah nasıl uyanacağınım da cevabı pek lezzetli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok bir bitiriş falan. Bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-2323967330314024570?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/n5fJnSVsja0" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/n5fJnSVsja0/sanrm.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2009/01/sanrm.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8478984997614959083</guid><pubDate>Fri, 08 Feb 2008 18:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-02-08T22:05:11.933+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikaye</category><title>TK 428: Kapanış</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img524.imageshack.us/img524/8028/heyyouyw3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img524.imageshack.us/img524/8028/heyyouyw3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hava soğuk ve karanlıktı. Herhalde daha önce de üzerinden geçtiğim bir sahil yolunda normalde sorun edilmeyecek ama böyle bir araca göre korkutucu bir süratle ilerliyordu otobüs. Rahatsız bir koltuk ve loş ışıklar altında dinlediğim &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt; şarkılarının etkisiyle giderek kendimden geçiyor, hızla önünden yol aldığımız dalgalara göz yaşları eklemek istiyordum. Bu hüzünlü İETT vagonunun tam ortasında o gün orada olan herkesin gözüne güzelliksizliğimi sokacak kadar belirgin derecede büyük, bir o kadar da yorgunluktan kambur ve yüksek sesle müzik dinleyen adam bendim. Artık insanlar gözünde iyi anlamda değil kötü anlamda bile s.kleniyor olduğumu sanma fikrinin yarattığı yıkılmayı tam içselleştiriyordum ki, genç, genç olduğu kadar güzel bir kız "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ayy çeker misiniaz beyfendi şu valiziniziee&lt;/span&gt;" diye çemkirdi bana. Bunu işitir işitmez kafamı hızla yukarı kaldırıp karşımdaki kızceğize gayet yüksek bir oktavdan "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;s.kerim senin belanı lan! kaldır kıçını geç işte. durmuş name yapıyor bana, s.ktir bok!&lt;/span&gt;" diyecek gibi baktım. Herhangi bir tepki göstermedim. Zaten o da yüzümün &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kozmetiksizliğinden&lt;/span&gt; etkilenmiş olacak ki çok da fazla s.klemeden çıkıp gitti. Yine dalıp giderken otobüs bir kavşağı döndü. Soluma baktım, İstanbul'da bu kadar büyük bir katsız arazinin var olmasının ancak tek bir olasılığı olabilirdi. Varmıştık işte. Bir zamanlar hakkında cümleler bile kuracak kadar bana umut pomplalayan &lt;a href="http://okunmayan.blogspot.com/2007/06/ahl.html"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;AHL&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'ye. Daha önce izlediğim ve çok sevdiğim filmin bitişine gelmiştim yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alana indiğimde hava iyiden iyiye acımıştı. Radiohead dinlemek beni terörize ettiğinden kelli karışık karışık müzik çalmasını emrettim cihaza. Daha ilk şarkı &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=6871078"&gt;The Silent Man&lt;/a&gt;'di. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Küfrettim.&lt;/span&gt; Hızla içeri girdim. Yaklaşık yirmi dakika ve iki zorunlu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;legal striptizden&lt;/span&gt; sonra sanki b.k varmışcasına beni buradan götürecek &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;TK 428&lt;/span&gt;'i beklemeye başladım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Havaalanları her zaman bana anlamsız bir mutluluk vermiştir.&lt;/span&gt; Belki sırf görüntülerinden dolayı. Belki yıllar yılı klişe filmlerden zihnimi doldurmuş ve mutlaka her biri iki ila yetmiş yedi dakika sonra sevişmeye varan havaalanı kavuşma sahnelerinden. O zaman oradayken de, şimdi buradayken de bunun hakkında neden diye sorulsa verecek herhangi bir yanıtım yok. Çok olsa "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gidebiliyor olmak&lt;/span&gt;" denen şeyin bende çağrıştırdığı güzelliklerdendir. Bunları bir çırpıda akıldan geçirdikten sonra oturmayı sürdürdüm. Yapacak bir uğraş yaratamadığım her halimden belli oluyordu. Bir süre oturduğum yerden tatmin edici bir görüntü kesilemediği için bu boşluk ve anlamsızlık halimin yanında genellikleki yeri pek değişmeyen parasızlık pürmelalimi de ayyuka çıkaran şekilde türlü mağazaların önünden geçtim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir pet şişe içinde suyun iki hatta artı sıfır virgül yetmiş beş liradan satıldığı bir yerde hiçbir şekilde alıcı rolü oynamama imkan yoktu zaten&lt;/span&gt;. Bir an göze hitap etmiyor oluşumu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tom Hanks olmak&lt;/span&gt; zannedip bir fincan kadar filtre kahve içmeye yeltenir gibi olsam da sonra o parayı taksiye vereceğimi hatırlayıp vazgeçtim. İşte, tamamen başladığım noktaya geri dönüyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gitmiş, görmüş, üzülmüş, saçma sapan şeylere b.k gibi para harcamış ve geri dönerken yine elinde gerçekten başarılmış hiçbir şey bulunduramayan&lt;/span&gt; biri olarak infaz saatimi bekliyordum. Bir an durup "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;b.k var .mına koyim istanbulda zaten&lt;/span&gt;" dedim. Bunu takiben dışarıdaki isli karanlığı seyredebileceğim bir yere geçtim. Birilerine anlatsam herhalde hüzünlü görüntümün tamamen buranın bir takım insanlarıyla ilgili olduğunu düşünürdü. Ben de öyle düşünüyordum gelirken. Gerçekten de birinci maksadım kişilerdi en başta. Yoksa hangi insan sıfıt derece hava sıcaklığında kalkıp &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ayazağa&lt;/span&gt; diye bir yere gider? Halim kalmamıştı hiçbir yarım cümleyi tamamlaya. Hem kim yüzünden üzülecektim; eski yakın arkadaşım için mi? Eski hoşlandığım kiz için mi? Bunların aynısı bir buçuk saat sonra varacağım b.k deliğinde de vardı. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Aslında Antalya ile İstanbul arasında o kadar da çok fark olmayabilir&lt;/span&gt; diye düşündüm. "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Çakayım hepsine&lt;/span&gt;" reaksyonuna takiben neyse dedim. Zaten ben de bencil ve moralsiz bir hayvan olarak düşünmekten kaçmak ilk yapacağım şeydi. Kendi kendimden başka birinin sesi yankılandı bina boyunca. 102 numaralı kapıya doğru gitmem emrediliyordu. Gidiyordum. O uçağa son binen olacaktım ama en nihayetinde gidiyordum.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Kendimi bir savaş kaybetmiş ve dönecek hiçbir yeri olmayan biri gibi hissettim&lt;/span&gt;. Aheste adımlarla en az kendisi kadar anlamsız bir kısaltması olan &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;AYT&lt;/span&gt;'ye beni götürecek kahrolası 428 sefer sayılıya bindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İnsanoğlunun yarattığı en büyük transportatörlerden birinin için nasıl da bu kadar dar olabilir?&lt;/span&gt;" diyerek ilerliyordum uçakta. Yerimin neresi olduğunu bilmiyordum. Zira havaalanına vardığım ruh hali içerisinde "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yalnızca beş boş yermiş kalmış beyefendi nereyi istersiniz?&lt;/span&gt;" sorusunda "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;fark etmez&lt;/span&gt;" diye yanıt vermiştim. Bir dakika içinde yerimi buldum, pencere kenarıydı. Yalandan gülümsedim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Böylece yalnızca buradan s.ktir olup gitmek zorunda kalmayacak aynı zamanda giderken arkamda bıraktıklarımı da gecenin karanlığını eşşiz güzellikteki kılıçlar olarak yarıp geçecek ışıklarıyla görecektim&lt;/span&gt;. Bekleyemeye başladım. Bu esnada pek sevgilimi cihazımın yapacağı itlikten habersiz "yeterince" morali bozuk halde dışarı bakıyordum.. ve &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Packt Like Sardines In A Crushd Tin Box&lt;/span&gt; çalmaya başladı. Negatif ahengi insanın g.tünde şırıngayla basan bir giriş kısmı yetmiyormuş gibi Thom Yorke irrasyonel-mekanik sesiyle "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;after years of waiting, nothing came&lt;/span&gt;" sözlerini vuruyordu kulaklarıma. Birkaç dakika dayanabildim buna. Akabinde yapacağım şey bir pek yüzeysel örneğin daha beni o anlardan herhangi birinde nasıl da paramparça edebildiğine örnek teşkil edecekti. Radyoyu açtım, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radyo Eksen&lt;/span&gt;'i. İstanbul'da geçen tam dokuz günden sonra bu süre zarfında hiç olmadığı kadar temiz bir şekilde cayır cayır alternatif rock çalıyordu. Bunu da geride bırakacaktım. Bir an çok dehşetengiz sert şeyler dinleyerek bu ruh halini aşabileceğimi düşündüm. Yanımda o kadar da dehşetengiz hiçbir şey bulunmadığından gele gele &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Megadeth&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Addicted to Chaos&lt;/span&gt;'una gelebildim. İstanbul'a gelirken de bu şarkı çalıyordu. Aynı şarkı, aynı uçak, aynı mekan. Yalnızca farklı olarak ilk seferde bir gazlanma marşı olan şey benim için an itibariyle bir çıkış ağıtıydı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hay s.keyim be&lt;/span&gt;" şeklinde hönkürdüm kendi içimde. Beni paklayacak bir tane ses vardı sadece. O da buraya gelirken yolda kazara bulup ilerleyen gelecek zamanda mütemadiyen dinlediğim &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Skid Row&lt;/span&gt;'un &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Cats in the Cradle&lt;/span&gt; cover'ıydı. Gözlerimi kapattım. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Kabullenemesem kaç yazardı ki? Biri çıkıp da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;beyfendi haydi gelin, s.kerttik uçuşu da gidişi de. gelin sittin sene burada olabilirsiniz hatta kalışınız için de her taksimden beşiktaşa inişinizde görüp 'vay .mına koyim' dediğiniz swiss ötel'i ayarladık&lt;/span&gt;" mı diyecekti? Uçak hareket etmeye başladı. Birazdan anesteziyi yiyecektim. Eğer o zaman yalandan moralimi düzeltmeye uğraşacak olsaydım bütün bu b.ktan mevzuları yanımda götürecektim. O yüzden de üzerine gitmeye karar verdim. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Show Must Go On&lt;/span&gt;'u açtım. Benim için kah bestesi, kah güftesi, kah biraz evvelde bahsini geçtiğim ve kendisini tanımlayan sıfat öbeğini yazarken dahi hakkında yediğim b.ka küfürler yığdığım eski yakın arkadaşımı bana en çok hatırlattıran eser olması olsun epey kederlendirici, adeta hüzünlü bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gönül Akkor&lt;/span&gt; şarkısıydı. Giderek hızlanıyorduk.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Bir zamanlar adını bilmediğim sokaklarına onlarca anlam yüklediğim eninde sonunda adını sanını bildiğim manasızlıklar yumağına dönüşen bu kente&lt;/span&gt; bir şekilde ayak basıyor olduğum son anlardı.. ve havalandık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerden yükseldikçe aklım çatallanıyordu. Sonradan ne olduğunu bile hatırlayamayacağım yüzlerce moral bozgunluğu doldurmuştu içimi. Kafamı çevirmeden gözlerimle son kez bakıyordum rüyalarımı parselleyen şehre. Birkaç dakika içinde İstanbul'un tam tepesindeydik. Daha birkaç gün önce üzerine yürüdüğüm caddeleri algılarımın bana sunabileceği en güzel kombinasyonla görüyordum. Müzik durmuştu, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kalbim de durmuş gibi geliyordu&lt;/span&gt;. Hiçbir şey hissedemiyordum. Bu sağır edici sükuneti yanımda oturan kızın sesi bozdu. "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Şey, peçete ister misiniz?&lt;/span&gt;" dedi. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ne, ne için?&lt;/span&gt;" diyebildim. Nazikçe gözlerimi işaret etti. Sırılsıklam olmuşlardı ve farkında bile değildim. Teşekkür ettim. Seyre dalmış hale geri döndüm. Bir süre daha usulca geçip gidişleri izledim. Yapmak zorunda olduğum bir şey vardı, hem de tamamen kendi yolumla. Yine bir şarkı ve beni s.kertmesi olacaktı hikaye. En son kafamdaki şeye cesaret edebildiğimde dört gün önceydi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ve beni hayatımda ilk kez gerçek olarak&lt;/span&gt; Taksim metrosunun yürüyen zeminlerinde dizlerimin üzerinde ağlatmıştı. Yine de bu seansı tekrarlamalıydım. Ya da başka bir yol bilmiyordum. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Born on a Different Cloud&lt;/span&gt; çalacaktı &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Oasis&lt;/span&gt;'ten. Nereye gideceğini bilmiyordum. Bir süreç, bir keder yürüyüşü. Belki yalnızca kendi kendimin moralini s.kecek olmama yapıştırabildiğim özellikten uzak etiketler. Şarkı çalmaya başladı. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tam olarak bir kapanış şarkısıydı bu&lt;/span&gt;. Altı buçuk dakika içinde bu orta Avrupa “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sertbest&lt;/span&gt;” dram filmi post modern bir bitişe sahne olacak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ve siyah ekran üzerine yazılar akacaktı&lt;/span&gt;. Bitemeyen film tanımını düşündüm. Bitemeyen film, yazılmayan blog.. Yıllardır tek yaptığım dahil olduğum bütün fiillere &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;olumsuzluk ekleri&lt;/span&gt; koymaktı. Sordum kendime, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;biri ne kadar zaman boşa kürek çekebilir?&lt;/span&gt;" diye. Yine kendimden gelen cevapla yüzleştim yanaklarımdan yaşlar bir bir akarken, "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;beş yıl ve devam ediyor..&lt;/span&gt;" Şarkı derimin altını paslı bir bıçakla deşerken fark ediyordum neden bu hale geldiğimi, neden gözlerimin şiştiğini, neden mutlu olamadığımı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bunun İstanbul'la, insanlarla, durumlarla hiçbir ilgisi yoktu&lt;/span&gt;. Aslında benim dışımdaki her şey gelip benim çözümsüzlüğümde düğümleniyordu. Çok uzun zamandır yüzleşmekten kaçtığım bir şeydi kendimle olan kavgam. Yaşamımda bir şey oluyor, bir şeyler bitiyordu. Bunlara nasıl bakıyor olduğum olan biteni zerre değiştirmiyordu ama beni gebertiyordu. Üstelik kendimi koyuverdikçe içinde var olmak zorunda olduğum sınırlara umutsuzca saldırıyordum. Bedenime, aileme, şehrime, ülkeme, toplumuma.. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Deniz gerçekten mutlu olmayı beceremedin mi?&lt;/span&gt;" diye sordum dolmuş gözlerle. O güne kadar yaptığım bütün hatalar, yarım bıraktığım her şey, geçmişte bir yerlere soktuğum herkes aklıma geldi bir anda. İlk defa kendimi diğer hepsinin yanında olumsuz anlamda marjinal görüyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Narsizmden eser kalmamıştı&lt;/span&gt;. Harap sinirlerle kaçtığım şeylere geri dönüyordum son sürat. Belki de İstanbul her şeyden çok bu yüzden bana hep bir vaha gibi gelmişti. Gerçek yaşama dair bütün sorunlar aynı şekilde, hatta daha sert olarak, orada da vardı ama başka bir yaşamdı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bana ait olmayan, o yuzden de her şeyiyle benimseyebileceğim bir başlangıç.&lt;/span&gt; Bugüne kadar b.k etmemeyi başardığım birkaç şeyden biriydi İstanbul fikri. Orada da bir daha yüzünü görmek istemediğim insanlar ya da bir daha benim yüzümü görmek istemeyen insanlar vardı. Her ne olursa olsun yaşayanların gayet iyi bildiği bir &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;hiçbir yere ait olamama duygusu&lt;/span&gt; vardır. Bunu kırabildiğim, içinde kendimi eğreti görmediğim tek mekandı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şehr-i İstanbul&lt;/span&gt;. Düşünceler birer birer akarken zihnimden çok uzun bir süreden sonra ilk defa kendimi çevremdekiler olmadan görüyordum. Hem de ironik olarak kronik bir yalnızın sıfatlarıyla. Elimde en güzel ve iğrenç yanlarıyla bir ben vardı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mütemadiyen iyi olacağım diye çok façalar yemiş, bir kez hata edince hepten yenik sayılmış, elinde elle tutulur hiçbir şeyi olmayan bir ben.&lt;/span&gt;" olarak kendimi tanımlayacak kadar sinirlerim bozulmuştu. Mutlu olamadım bari adam gibi üzüleyim dedim. İstanbul'un ışıkları hala altımdayken beni her zaman karaciğerimden vurmayı başarmış son iki buçuk dakikası başladı şarkının. Kulaklarımı acıtacak kadar yüksek bir ses seçmiştim. Hayatım gözümün önüne geliyordu. Sözler ve düşünceler. Benim ibaret olduğum şey bunlardı. Havaya karışıp sonsuzlukta önemsiz ekolara dönüşmüş soyutluklar. Somut hiçbir anım yoktu hissedebileceğim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O an hayatımda hiç olmadığı kadar nefret ediyordum her şeyden, herkesten ve en çok da kendimden.&lt;/span&gt; Ağlamaya başladım. Titreyerek, yer yer nefes alamadan ağlıyordum. (Sonradan Liam Gallagher gibi bir kıronun yazdığı şarkının beni nasıl bu hale getirebildiğini idrak etmeye çalışıp başaramayacaktım.) Ekranlardan okudum, giderek uzaklaşıyorduk İstanbul'dan. Ne kadar sürdü, şarkı kaç kere çaldı hatırlamıyorum. Kafamı sola çevirebildiğimde uçuşun başında bana üzülen gözlerle bakan kız şimdi bana korku dolu bakışlar atıyordu. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tabi .mına koyim. b.k var ya kork. tipli olsam içten içe nasıl da üzülür nasıl da 'veriyim de geçsin' derdin di mi. biz insan değiliz zaten god.ş!&lt;/span&gt;" diye kükreyecek gibi baktım. Gözlerini kaçırdı. Neredeyse tamamen mahvolmuştum. Müziği kıstığım sırada alçaldığımıza dair bilgiler veriliyordu. Sert şekilde indi uçak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Antalya Havaalanı&lt;/span&gt;'nın tanıdık sıfatsızlığına. Ne olacak yani, indirmişlerdi bir hafta kadar kalkık olan g.tümü en sonunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçaktan inen son yolcu bendim. Yine &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cats in The Cradle&lt;/span&gt; çalıyordu. Artık çok fazla şey fark etmezdi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kaybedecek bir şeyi olan adam korku duyardı&lt;/span&gt;. Benim duyumlarımsa çoktan körelmişti. Sorun İstanbul'da ne olup ne olamadığı değildi. Büyük hikayenin bir kısmıydı o. Büyük hikaye de yazarı tarafından b.k ediliyordu. Antalya'ya ayak basışımla birlikte önce otoparkta var sesimle "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;ağzına s.çayım lan senin&lt;/span&gt;" dedikten sonra yüzeysel düşünmeye başladım tekrar. Antalya ile İstanbul arasında ne fark vardı ki? Aynı ben, aynı düşüncelerim, aynı kişiler, aynı şeyler. Kafeinini alamadığım gibi bayılacağım paradan ötürü de sinir duyduğum takside giderken sorumun cevabı karşımda apaçık duruyordu. Baktığım her yerde aradaki farkı görebiliyordum. Birinin kılıfı gerçekten çok daha iyiydi ve inanılmaz bir fark yaratıyordu gibi görünüyor olsa da aslen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;biri bir diğerinin "olmuş" haliydi.&lt;/span&gt; Antalya bir devlet müzesiyse, İstanbul bir modern sanat galerisi, Antalya TV8'se, İstanbul CNBC-E', Antalya Memurevleri Mahallesi'yse, İstanbul Maslak, Antalya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bensem&lt;/span&gt;, İstanbul &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kemalcan Aygül&lt;/span&gt;'dü. Güldüm. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Belki bir gün buradan kurtulabilme ihtimali dışında sevdiğim hiçbir şeyi yoktur Antalya'nın&lt;/span&gt;" dedim. Uçuş sırasında gelmiş bir mesaj olduğunu fark ettim. Gelişime sevinen bir takım kelimeler vardı sevgilimden gelen. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hay s.keyim komple İstanbul'u ulan!&lt;/span&gt;" dedim. O yolculuk sırasında iflağımı s.ken bütün şarkılara ve düşüncelere inat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;She is Love&lt;/span&gt;’ı açtım ve gülümsedim. Bu sefer alaycılık gütmeden &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yalnızca gülümsedim&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/53brbi"&gt;Packt Like Sardines In A Crushd Tin Box&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Skid Row&lt;/span&gt; – &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/4wab3v"&gt;Cats in the Cradle&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oasis&lt;/span&gt; – &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/qbuh4u"&gt;Born on a Different Cloud&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oasis&lt;/span&gt; – &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/ouz6pk"&gt;She is Love&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.sendspace.com/file/ouz6pk"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-8478984997614959083?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/ffrodc2uKfA" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/ffrodc2uKfA/tk-428-kapan.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">9</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2008/02/tk-428-kapan.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8643985918344153391</guid><pubDate>Mon, 19 Nov 2007 17:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-11-19T19:27:46.604+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Se Terminant le Parfait</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img86.imageshack.us/img86/5948/freejd4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img86.imageshack.us/img86/5948/freejd4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yazamıyorum. Olmuyor, olamıyor. Çünkü dibini görmeye çalışıyorum. Bunu bir takıntı haline getiriyorum. Bari bunca şeyden sonra diye bir düşünce kaplıyor içimi. Çünkü biliyorum. Biliyorum ki ne yazarsam yazayım, ne kadar yazarsam yazayım tatmin etmeyecek beni. Bu yüzden de tıkanıyorum. Hala sana karşı bir seviye sorumluluğu hissediyorum. Hala hakkında cümle kurmadan önce ürküyorum. Bu çocuksu bir şey değil, değerle alakalı. Değer vermekle, benimle, seninle değil. Sana sonsuza kadar yazılar yazabileceğimi zannederdim ama gel gör ki şimdi başaramıyorum. Nedir ama yani! Benim sana kolayca yazıp bir solukta sonunu getirdiğim şeylerim de olmuştu. Onların da bazılarında bu tuhaf Fransızca başlıklar vardı. Her biri senin hakkındaydı. Hepsi de birer ağıttı. Biliyorum sonradan aklıma keşke bunu da ekleseydim dediğim çok cümle gelecek. Kolay değil insanın bütün birikimini bir anda kullanması. Hele insanın hayatının en uzun ikinci perdesini anlatması hiç kolay değil.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Senden önce de tesadüf, talihsizlik, günlük fal, milli piyango gibi şeylere inanırdım, ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;iyi şans&lt;/span&gt; denen şeyin varlığını kabullenmem senden sonra oldu. Ya da ben öyle zannediyordum. Bakma hala düşününce &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;aralarında okyanuslar olan iki insanın bir asosyal vasıtasıyla tanışıp bu noktaya gelebilmiş olmasına&lt;/span&gt; muazzam derecede şaşarım. Zaten hep bir tesadüf, tuhaflık ve ironi karmaşası olmuştur sen ve ben olan hikayeler. Eh, kolay değil tabi. Onca ay, onca zaman. İyi kötü anılar oldu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O kadar yaşanmamışlığa bu kadar anı sığdırmak&lt;/span&gt; da en başta gelen ironilerdendi. Ama bu hikayedeki en büyük ironi bendim. Kabul edersin biraz olsun aptallığımı gizlemek için böyle diyorum. Benim hep, her şeye rağmen, en başta sana rağmen sabit kalmış olmam ve bütün bunlar olurken senin beni "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;nasılsa geri gelir&lt;/span&gt;" diyerek tekmelemiş olmanı görmezden gelmem ancak bir ironi olabilirdi, en edepli tabirle. Gerçi görmezden gelmek konusunda seninle aşık atabilmeme olanak yok. Kimi kandırdığını sanıyordun ki? Ortada duran en belirgin gerçeği hep yok saydın; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sana aşık olduğumu&lt;/span&gt;. Olmamalıydı, yaşanmamalıydı ya. Sen hep böyle derdin. Çok da başarılı oyaladın durdun beni. Kah hayatından, kah insanlardan, kah şansından dert yandın bana. Benim nasılsa hep aynı noktada sabit kalacağıma inandın. Bu oldu üstelik. Ben yalnızca kalmadım. Ben olduğum her şeye, fikirlerime, birikimime, felsefi meraklarıma, yani beni şu bahsetmelere doyamadığın diğerlerinden/g.teleklerden ayıran her şeye rağmen kaldım. Çünkü acıyordum haline. Dert yandığın zaman, şikayetçi olduğun zaman. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sana kıyamazdım, yapamıyordum.&lt;/span&gt; Güzelim İstanbul'u bile suçlardın kendi noksanlıklarına kılıf olsun diye. Ona bile ses çıkartmazdım. Zaten ilk bu konumlarda koymaya başlamıştı bana olanlar. Beni zaten hiç haz etmediğim bir şey yapıp bir grubun içinde kategorize etmekle kalmıyordun, alenen "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;sana aşığım&lt;/span&gt;" diyen birine "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;sen tek değilsin&lt;/span&gt;" de diyordun. Bunun ne kadar acı verebildiğini hiç düşündün mü? Ya da kendimden defalarca nasıl da iğrendiğimi?! Bana bazı adamları anlatırdın, seni nasıl üzdüklerini. Çok benzer bir sebepten, seni sevdikleri için. Onları bana anlatıp moral bulurken hiç benim ne hale geldiğimi aklına getirdin mi? Böyle b.ktan bir kitle var ben bunun içinde görülüyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama kabul et ben tektim&lt;/span&gt;. Şu .mına koduğumun diğerleriyle olan hikayelerini bile dinledim ben bizzat senin ağzından. Hatta çözüm ürettim, hatta "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;böyle mutsuz olmandansa biriyle mutlu olmanı tercih ederim&lt;/span&gt;" bile dedim. Bir şey çok açık; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben senin bugüne kadar tanıdığın hiç kimseye benzemiyorum!&lt;/span&gt; Bunu neredeyse sen de söylüyordun. Hani şu bana "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hayatımı kurtardın/iyi ki varsın&lt;/span&gt;" dediğin zamanlar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ah senin ucuz lafların yok mu..&lt;/span&gt; Ama işe yaramadığını söyleyemem. Bunun sen de farkındaydın. Beni kullanıp kullanıp atarken. Oysa ben rasyonel bir adamdım. Gayet de durumun gerçeklerinin farkında olup "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;evet ikimizin de hayatında birileri olabilir, bunu anlayışla karşılarım&lt;/span&gt;" diyordum. Senden tek istediğim vardı oysa, dürüst olman. Sen bunu yapmadın. Üstüne üstük beni bir köşede kısıtlı bir hayat sürmeye mahkum edip kendini özgür bıraktın. Ne zaman oldu ki ben bunun üzerine gidip seni sorguladım o zaman bana yepyeni sıfatlar yapıştırdın. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Abartan Deniz, saçmalayan Deniz, öff Deniz..&lt;/span&gt; Gülüyorum ağlanacak halime. Asla "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;seni seviyorum, lütfen gel&lt;/span&gt;" dediğinde bunu kastedip kastetmediğini bilemeyeceğim. Bir daha asla'lı çok fazla cümle kurabilirim şu anda ama yapmama luzum yok. Nasılsa bunu da umursamadan köşeye iteceğini biliyorum. Ancak bana zor gelecek. Kolay değil, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben bir zamanlar senden ibarettim&lt;/span&gt;. Fedakarlık göstermekten, gösterdiğim fedakarlıktan asla pişman olmadım. Ben bir ömrü sana adayabilecek durumdaydım, oysa sen hep bana 6 dakikayı çok gördün. Kaldı ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;aslında sen de benden ibarettin&lt;/span&gt;. Ben defalarca kendimle konuşuyormuş gibi hissettim senin karşında. Çünkü benim kurduğum cümlelerden öteye geçemiyordun. Belki fark etmedin ama üslubun, vurguların, cümlelerin bile aynıydı. Bundan rahatsızlık duyuyordum ben. Çünkü zamanında senin için ettiğim lafları senin sadece benim için ettiğini söylemek yalan olurdu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayallerim vardı, seninle dolu olan&lt;/span&gt;. Bir sürü şey. Hayatımın olgunluk çağını yaşayacaksam böyle ve seninle yaşayayım diyordum. Bizi gerçek anlamda biz olarak düşünmeyi denedim. Sonra biraz empati yaptım, senin tarafından bakmaya çalıştım, senin baktığın gibi. İşte bu hikayeden ilk iğrendiğim anlardan biriydi o. Hem kendimden, hem de senden. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen beni diğer yarın olarak görüyor olamazdın, benim seni gelecek bütün yarınlarım olarak görmeme tezat&lt;/span&gt;. Ortada sevgiye dair bir şey yoktu. Hep bir boş beklentiydi yalnızca. Bir gün gelecekler sardı her yerimi. İki kişinin birbiri hakkında seksüel düşünce geliştirememesi iyi ihtimalle, ve keşke, çok saf bir aşktan dolayıdır. Oysa bizde düşüncesi bile iğrenç geliyordu. Bu yalnızca bir örnek. Belki geriye baktığında sırf bu yüzden beni sapık olarak da nitelendirirsin. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuçta ne yaparsam yapayım senin için hep son 15 dakikadaki halim oldum ben&lt;/span&gt;. Ben senin ettiğin her lafı, yaptığın her hareketi zihnime kazırken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle olsun istemezdim, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hala da istemiyorum &lt;/span&gt;aslında. Çok sevmeyi isterdim. Yol vermedin, ben neyleyeyim? Bu arada dinlediğim her şarkıyı kendi içimde sana ithaf ettiğimi ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım. Sonuçta müzik en yoğun ilgilendiğim sanat dalı biliyorsun, olsun o kadar da. Ama özellikle paylaştığım bir-iki eseri de p.ç etmen olmadı bence. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hala bir yakışıklık arıyorum ya ben&lt;/span&gt;, o da güzel.. Bu da mesela düştüğüm yanılsamalardan biriydi. Yahu inanır mısın ben seni, sanatla, politikayla, ciddi şeylerle, 70'lerin rock müziğiyle, şiirle, vesaire ile ilgilenen biri sanmıştım. Bugüne kadar da hep öyle bir yanın olduğunu ama zamanı olmadığını düşünmüştüm. Kendime s.ktir çeksem abartı olmaz bu mevzuda. Seninle yapabildiğim en derin konuşma, derin biriyle yaptığım en yüzeysel konuşmanın yanında 9 kilo mayonez yiyerek intihar etmeye çalışan bir obez kadar zavallı kalıyor. Hani sıklıkla kullandığım ve aslen burada geçmiş olan bir lafım var; "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;sen düşün diye var o beyin&lt;/span&gt;". Evet gerçekten de sen düşün diye var o. Asıl bana lazımmış o farkındalık. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şu yaşta hala lise 1 aşkları edebiyatından fazlasını yapamayan birini eylemekle harcadım zamanımı.&lt;/span&gt; Ama tabi ki konu sen olunca benim zamanımın bir kıymeti yok. Temeldeki hata da bu değil miydi zaten. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sen anlat ben zaman yaratırım&lt;/span&gt;" ve "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;dehşetengiz şekilde göze hitap ediyorsun&lt;/span&gt;" söz öbeklerime sırasıyla "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yapman lazım zaten&lt;/span&gt;" ve "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;biliyorum&lt;/span&gt;" diyen üstüne de sanki çok hoşa gidecek bir iş yapmış gibi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;9 yaşında şımarık bir kız&lt;/span&gt; gibi gülen sen değil miydin? Sabrımı gösterdim bugüne kadar. Sana rağmen seni sevdim. Ancak yeter artık! Sen benim gibi kimseyi tanımamış olabilirsin ama ben senin gibi çok fazla sayıda insan gördüm. Aralarından tek gülüp de geçmediğim sendin farklı olarak. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen, İstiklal Caddesi'nde yavaş adım yürürken konuşmalarına şahit olsam "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne salak bi kız lan&lt;/span&gt;" diyeceğim insanken her nasıl olduysa hayatımın merkezi haline geldin&lt;/span&gt;. Bu bile mevzu değil aslında biliyor musun? Bana çektirdiklerini düşününce. Artık senin hakkında söylenenlere karşı gelmiyorum. Seni tanıyan benim dışımda herkes bir şekilde senden, bana yaptıkların yüzünden, nefret ediyor. Çok da haklılar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonumun şımarık bir çocuk egosunun mastürbasyon malzemesine vardığını düşündükçe&lt;/span&gt; daha da çok haklılar diyorum. Böyle düşünmeyi ben tercih ediyor olsaydım keşke. Keşke biraz daha farklı biri olsaydın. Keşke biraz olsun insan olsaydın. Düşünceli gibi olmaya çalıştığın zamanları da biliyorum ben. Belki hayatında tam olarak yer etmemi bekledin ama sana bir sürprizim var; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;artık çok geç!&lt;/span&gt; Bugüne kadar sunmadığın her şey için, söylemediğin bütün sözler için, varsa paylaşmadığın bütün sevgin için artık, çok, fazlasıyla, geç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu noktadan sonra benim tarafımdan yapılıp senin umursamana neden olacağına inandığım tek şeye yöneliyorum. İster inan, ister inanma &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben gidiyorum!&lt;/span&gt; Uzun, üstelik çok uzun bir zaman bütün umutlarımı, planlarımı, hayallerimi bağladığım bu deli halayından ayrılıyorum. Hiçbir zaman kolay olmadı bunu yapmak. Hala ellerim titriyor diyebilirim. Sonuçta bir anda bu kadar çok şeyi yok etmek çok zor. Ama ne zaman bu konuda zorlanıp, sana karşı tekrar bir şeyler hissedecek gibi olsam kendimi düşünüyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bana yaptıklarını ve ilerde yapacaklarını&lt;/span&gt;. Hayır, benim seninle zaman kaybetmek gibi bir lüksüm yok daha fazla. Belki başka bir zaman, başka şartlar altında biraz daha fazla dayanabilirdim. Ama değişen ne olursa olsun sen aynı kalacağın için yalnızca kendimi kandırır olurdum. Aynı şehirde, karşılıklı dairelerde yaşıyor olsaydık bile. Her istediği alınırken bir anda elde edemeyen bir çocuk gibi hisseder misin bu diyeceğim üzerine bilmiyorum &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ama, evet, sen benim için yeterli olamadın&lt;/span&gt;. Senin kendine ait bir seviyen benim olduğu gibi. Sen benim için bir kamburluk nedeniydin, sürekli yerlere bakmak zorunda kaldığımdan. Sen, kendin gibilerle yarı-uyanık bir algı ile yaşamaya devam et. Orada lütfen hep nefret etmeme neden olduğun erkek isimleri olsun. Kesinlikle ben olmadığım sürece dert değil. Mezun oluyorum senden sayılabilir. Bir şey çok açık. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Benim bir geleceğim var seninse bir geçmişin&lt;/span&gt;. Yüzleşmelisin. Bunu asla yapamayacağımı sanmıştın değil mi? Hiç bana kalkıp da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bunu yapacak kadar alçak olabileceğini düşünmemiştim&lt;/span&gt;" ayağı yapma. Burada yüzünü karanlığa saklamasına neden olacak ayıpları olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sensin&lt;/span&gt;, ben değilim! Hiçbir suçluluk da duymuyorum. Eğer sen beni düşünmüyorsan, ben kendimi düşünmek zorundayım. İnanmıyorum bunun aksine söylediğin hiçbir şeye! Yeterince zaman geçti. Dediğim gibi senin için artık çok geç. Şayet o kadar istekli olsaydın g.tünün keyfi adına beni terk ettiğin buz gibi caddelerde ben seni hala beklerken bir ses ederdin. Üzgünüm, ben ne p.ç, ne gözlüklü, ne sarı saçlı, ne de paralıyım. Senden epeyce farklıyım yani bu açıdan. Hem noksanlığı da neden dert edesin ki? Nasılsa benim gibi zihnen sömürebileceğin daha çok kimse bulursun. Yanında olduğunu zannettiğin insanların beni unutturması en fazla birkaç gününü alacaktır. Daha sonra tıpkı benimle olduğu gibi tek taraflı fayda sağlamaya devam edersin bir başkasıyla, bir diğeriyle, bir diğeriyle.. Benim sadece mutlu olmaya yetecek kadar olanağım ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kapitalizmden nefret edecek kadar fakir ama sosyalizmin deli saçması olduğunu fark edecek kadar zenginim&lt;/span&gt; diyebilmemi sağlayan bir aklım var. Bunlar da bana yeterlidir devam etmem için. Ha, bir de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;dostlarım&lt;/span&gt; var. Biliyorum onlar her zaman olduğu gibi yardımcı olacaklar bana. Bu arada senin yaptıkların yüzünden bürüdüğüm saçma sapan bir ruh hali yüzünden en yakın arkadaşımı kaybettiğimi söylemiş miydim? Eh, kesinlikle s.kine sallamayacağı biliyordum zaten. Her zaman bu kadar tahmin edilebilir olmuştu hallerin. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Aklıma gelmişken, egocuğuna söyle biz hepimiz senin neden her fotorafının açılı olduğunu biliyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şimdi arkamdan nefret dolu laflar edecek beni çok çirkin şekillerde hatırlayacaksın&lt;/span&gt;. Belki ağlarsın bile belli mi olur.. Ama bu, senin için heba ettiğim son günüm olacak. Benim ne kadar iyi biri olduğumu en çok bilenlerden biri olarak böyle şeylere kalkışmak için cidden iyi sebeplerim olduğunun farkındasındır. Denedim, defalarca denedim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu mektubu ilk yazışım değil bu&lt;/span&gt;. Gidip bizzat ellerine sokup bırakmaktı aslında hayalim ama sanmıyorum buna bile değeceğini. Ben bir süre çok fazla acı çekeceğim. Kabullenemeyeceğim, kendime küfredeceğim ama en nihayetinde arınmış olacağım ve yoluma devam edeceğim. Benim için benim bilmediğim bir şey hazırladıysan da öğrenemeyeceğim için pişmanlık duymuyorum. Ben buradayken yapmadığın şey için üzülemem. Sen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sırf beni Türkçe'deki en güzel dişi isimlerinden biri olduğunu düşündüğüm adından soğuttuğun için bile&lt;/span&gt; çok kötü bir insansın Eylül. Aslında işin tuhafı şu anda seninle gerçekten bir arkadaş olarak devam edebilirdim. Ancak hayatına uzaktan bakmaya dayanabileceğimi sanmıyorum ve merak ediyorum yıllar sonra bir gün aklıma gelirsen seni nasıl hatırlayacağım. Belki bir gün bir yolda karşılaşırız da sen beni görmezden gelerek intikam aldığını zannedersin. Ben sana karşı kin tutamam. Beni sen mi kötü biri yapacaksın! Bu yüzden bundan sonra tıpkı hayal ettiğin gibi bir hayat yaşamanı diliyorum. Umarım bir gün yaşamda istediklerini elde etmiş o kadın olarak düşlediğin aileye sahip olursun. Ben senin mutluluğuna mani olmayayım. Keşkelenmenin vakti doldu. Umurumda da değil zaten. Seni ne bir hata ne de bir leke olarak etiketliyorum. Senin kendine moral verecek birine benim de kendimi mutlu gibi hissetmeye ihtiyacım vardı. Noktayı koyabildiğime hala inanamıyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanamıyorum bana başka bir seçenek bırakmadığına.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt; O yüzden Eylül, en iyisi sen hep böyle olduğun gibi kal, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;uzakta kal&lt;/span&gt;, hoşçakal!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-8643985918344153391?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/r_fSVf7qA3E" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/r_fSVf7qA3E/se-terminant-le-parfait.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">7</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/11/se-terminant-le-parfait.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7295071894190428839</guid><pubDate>Thu, 08 Nov 2007 19:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-11-08T22:36:52.890+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Birey Hali Üzerine Müzikal Masturbasyon</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img248.imageshack.us/img248/1544/1176277971ba90a3fe29oeg0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img248.imageshack.us/img248/1544/1176277971ba90a3fe29oeg0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hayatın süresince on binlerce şarkı işitirsin, bunlardan binlercesi hoşuna gider, bunlardan yüzlercesi hakikaten hoşuna hepsini ezberleyecek hale gelene kadar gider, bunlardan onlarcası diğerlerinden ayrı olur ve üzerinden ne yıllar, insanlar, olaylar geçse bile değerini yitirmez. Şayet müzik yaşamın soundtrack'i ise onlar senin triple-cd koleksyonun olur. İşte o onlarcadan birkaçı senin için özel ve değerli olmanın son raddesine ulaşır. Çok değil en fazla 15 tane falan olurlar. Ancak &lt;b&gt;bunlar gerçekten zihninde en derin izleri bırakanlardır&lt;/b&gt;. Belki çok bilinen şarkılar da yer alır bu grup içinde, belki de bir albümden kimselerin hatırlamadığı &lt;b&gt;altıncı&lt;/b&gt; şarkı da. Bunlar seni tam olarak tanımlayan, seni en fazla hüzünlendiren, en fazla neşelendiren, en fazla dalyana getiren, en önemlisi de ne olursa olsun sana kendini yalnız hissettirmeyen şarkılardır. Artık o şarkılar sana, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yalnızca sana aittir&lt;/span&gt;. Evvela şu noktaya kadar daha iyisini bulamadığımdan kullandığım &lt;span style="font-style: italic;"&gt;reklamcı üslubundan&lt;/span&gt; ve bir takım İngilizce terimlerden ötürü özür dileyerek bu yazıyı "o şarkılardan birine" ithaf ediyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tender.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Epeyce geç hatta bir arkadaşım vasıta ile tanıştığım bir şarkıydı bu. Aslında ben de bu gecikmeye katkı sağlamıştım. MSN Messenger'ı adeta delirmiş bir dosya paylaşım ağı gibi kullandığım zamanlarda ne olduğunu hatırlamadığım bir sebepten edindirilmiştim bu şarkıyı. Sanırım iki ay kadar bir zaman sonra ilk defa dinlediğim sefer olmuştu. Yumuşak, 19. yüzyıl sonlarında geçen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Amerikan Batısı filmlerini&lt;/span&gt; andıran bir gitar melodisi ile açılıyordu. Halihazırda eski kayıt fetişisti olan benim için etkilenmemek gibi bir opsiyon yoktu. Arkasından gelen melodi ile iyice ısınagelmişken modern müzik dünyasında yaratıcılık anlamında takdir edilesi birkaç adamdan biri olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Damon Albarn&lt;/span&gt;'ın o güne kadar (ve halen daha) bir şarkıya verebildiği en güzel vokal performansı başladı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tender is the night, lying by your side&lt;/span&gt;" derken. İşte o andan şarkının sonuna kadar geçen ilk dinleyişim tek kelime ile özetini çakıyorum &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;büyüleyiciydi.&lt;/span&gt; Tender, basitçe "brit-rock şarkısı" denilmesini 445 kere ayıp oldurucak kadar açılımlı ve arzulu bir şarkıydı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Müzik, ritim, sözler ve yarattıkları ahenk beni oturduğum yerden kaldırıp yerden yüzlerce metre yukarıya, ılık bir yaz gecesinde bulutların arasına çıkartıp tarifsiz derecede mutlu ederken aynı zamanda yukarıdan baktığım hayatıma tüm realizmi ile şahit olmama sebep oluyor ve adeta o mesafeden bana k.ç kadar gelen odamdaki duvarlara yılmadan çarpıyordu beni&lt;/span&gt;. Tuhaf bir hissiyat yaratıyordu bu müzik bende. Mutlu olmak istiyor &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ama bunu yapmaya vicdan bulamıyor&lt;/span&gt; gibi hissediyordum. Hayatta kaybettiğim ne varsa hepsini bir bir hatırlıyor, her birinde ağlamaklı hallerle kendime ve evde alkol olmamasına küfrediyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yapayalnızlığı&lt;/span&gt; en dipten hissettiğim anlardan biriydi o ve ben, yalnızca geçir gidenlere bakakalan bir kaybetmişten beter durumda, bir kabullenmiş durumunda, kalmıştım. Buydu işte müzik diye tanımlanacak şey. Ne hayvani bir teknik, ne de saniyede 22 nota basımı. Bu kendini &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pink Floyd&lt;/span&gt; ile sarhoş edenlerin gayet iyi bildiği bir şeydi;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; his.&lt;/span&gt; Üstelik belli bir tane de değil. İnsanı mutluluk, keder, pişmanlık ve şükür arasında paramparça eden bir karışıklık. Şarkıda da "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Lord I need to find, someone who can heal my mind&lt;/span&gt;" diyordu. Zaten bu bana karşılık gelen birkaç cümleden biriydi. Hala inatla söylemek zorunda kaldığım bir isyanı anlatan. Aynı zamanda "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Come on, come on, come on, get through it&lt;/span&gt;" de diyordu ama ne fayda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama önemli olan bunlar değildi. Ben bu şarkıya karşı&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; önlenemez bir aitlik duygusu&lt;/span&gt; taşıyordum. Daha doğrusu bu karşılıklıydı. Tamam belki paramparça ve hüzne yakındım ama yalnız değildim, gerçekten de bu çalan şey yanımdaydı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tamamiyle bana aitti&lt;/span&gt;. Sanki benden başka hiçkimsenin bunlara hissederek bu şarkıyı dinlemesine tahammül edemeyecekmişim gibi geliyordu. Benimdi diyorum ya işte. Tıpkı &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=141827"&gt;Money For Nothing&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=341678"&gt;Lithium&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=6576848"&gt;Strange Transmissions&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=6903075"&gt;Passive&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=1141312"&gt;You Get What You Give&lt;/a&gt; gibi. Çünkü hayatta karşılaştığım her çeşit b.ktan duruma uyabiliyordu. Bir zamanlar "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Lord I need to find, someone who can heal my mind&lt;/span&gt;" lafı beni en çok üzendi şimdiyse "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;tender is my heart for screwing up my life&lt;/span&gt;" bunu devraldı. Aslında bunun dev bir ironinın parçası olduğuna dair paranoyalar da kurmuyor da değilim, tıpkı bütün bunlara bir son vermeyi düşünüyor olmam gibi. Her neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tender harkulade bir şarkıdır. Biraz tezat olacak şekilde aşağıda paylaşmak maksadı ile linkini koydum. Dinleyin, dinletin diye. Bana ait olmayan her durumda istediği rolü istediği kadar "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yaffs çok süprr bi şarkı ylldım sana=))&lt;/span&gt;" alsın benim için ifade ettikleri herhalde bir ömür aynı kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;"&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Oh my baby, oh my baby, oh why, oh my..&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Blur&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/g6dqji"&gt;Tender&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.sendspace.com/file/g6dqji"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-7295071894190428839?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/U5ppMpyW2xE" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/U5ppMpyW2xE/birey-hali-zerine-mzikal-masturbasyon.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/11/birey-hali-zerine-mzikal-masturbasyon.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-6345639356193691017</guid><pubDate>Sun, 14 Oct 2007 11:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-10-14T17:10:11.363+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Kişisel Blogu Kişisel Amaç İçin Kullanmak</title><description>Bu, benim dışımda hiç kimsenin ilgilenmesi için bir sebep taşımayan şeylerden biri yine. Aslında bu kurduğum -tıraş- giriş cümlesi biraz anlamda yetersizliğe sebep oluyor. Aslında bu yazı benim dışımda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2 kişiyi daha&lt;/span&gt; ilgilendiriyor. Aslında şimdilik sadece ben onların da ilgileneceğini varsaymak istiyorum. Özür dilemek konusunda performansım hiçbir zaman iyi olmamıştır. Şu an da ne derece başarısız olacağım meçhul. Yine de denemek zorunda olduğum bir şey bu. Hani bir noktada bir yanlış anlaşılma olur ve kişilerin düşüncelerinden dolayı gerçekleşecek olaylar da bu yanlış anlaşılma yüzünden b.ka sararak ilerler ve zaman içerisinde işler iyice içinden çıkılmaz bile hale hatta daha kötüsü kopma noktasına gelir, sonuçta birey birey mantıklı olan şeyler bir araya gelir ve "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bişeyler oldu&lt;/span&gt;" olmuş olur ya; işte bu durumu, üstelik baya t.şşaklı sayılabilecek cinsinden, yaşamaktayım bir süredir bu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2&lt;/span&gt; kişi ile. Onları suçlayamam olan bitenler için, kendimi de suçlayamam aslında. Zira ortada aslında olmayan şeyler yüzünden yaşanıyor bunlar. Hep 1 ile 10 arasındaki sayıları çok yalnız sayılar olarak yer ettirirdim zihnimde. Sonradan sonraya aslında bunları en önemli topluluk oldukları gerçeği geldi. Sonuçta diğer bütün sayıları onlar kuruyorlardı kendi aralarında. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İfade edemeyeceğimden aradaki kısımları atlıyor ve şöyle bir sonuca bağlıyorum asıl kısma gelmeden&lt;/span&gt;; tamam, madem kendimi kendimden çıkarınca illa ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;0&lt;/span&gt; kalacak, o zaman o noktaya kadar insanlarla tatsız/gereksiz münakaşalar edip irrasyonel olarak 0/değersiz olmanın manası yok. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neyse&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img375.imageshack.us/img375/9969/petekev0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img375.imageshack.us/img375/9969/petekev0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Açık Mektup 1:&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Naber?&lt;/span&gt; Ben eskiden sana bunu sormaya çekinirdim, hatırlıyorsundur. Evet, bence de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;son derece salakçaydı&lt;/span&gt;. Biz evvelinde kralını yaşamıştık zaten yanlış anlaşılmanın. Zaten &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bunca zamandır konuşuyor olup henüz çok yakın bir geçmişte tanışmış&lt;/span&gt; olmamızdan da belli oluyordu. Ben halen daha tarifsiz bir pişmanlık duyarım bundan. Şimdi bile sana tam manasıyla aktarabilmemin yolu yok. Geç oldu, güç de oldu oldukça. Olsun, oldu ama sonuçta. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neyse&lt;/span&gt;, mevzu bunlarla ilgili değil biliyorsun.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Nilüfer* kimdir Tanrı aşkına! Aynen böyle çemkiren bir tonda bahsedebilirim an itibariyle. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hakikaten&lt;/span&gt;. Sence ben hiç tanımadığım biri için sana kızacak kadar iğrenç biri miyim? Gerçi bana o akşam, o kadar reaksyon gösterten şey belli bir kişi ve ya durum değil &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tutumundu&lt;/span&gt;. Senden duymayı beklemezdim o lafları. Bir anda ne kadar da değersizleşebildiğimi gördüm senin için. Bu da beni üzdü tabi bir hayli. Ben hala abartıyor olabilirim. Emin değilim gerçekten de. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Henüz o kadar da tanışmadığımızdan bilmiyorsun ama ben yeri geldiğinde çok aşırı alıngan olabiliyorum&lt;/span&gt;. Var böyle kronik güven sorunlarım. Seninle zerre ilgisi varsa Arınç** olayım. Ama senin söylediklerinden sonra tutamadım kendimi. Aslında &lt;span style="font-style: italic;"&gt;burnuna çaktığımın Facebook'u&lt;/span&gt; izin verseydi (bilmem kaç karakter sınırı) çoktan hallolabilirdi bu sorun, ya da daha bile büyüyebilirdi. Zira ne yazdığımı hatırlamasam da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sert&lt;/span&gt; yazdığımı hatırlıyorum. Lafı uzatıp seni sıkmayayım. Bak benim seninle bir sorunum olamaz. Yani henüz bunu ihtimal kılacak bir şey bile olmadı. Belki de bu yüzden o kadar koydu o lafların bana. İnan bana Aslı*** dese bile bu kadar şaşırmazdım. Belki hepsi senin şaka manasıyla ettiğin laflardı, diyorum ya bilmiyorum diye. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hala bilmiyorum&lt;/span&gt;. Emin olmadan da bu kadar sevdiğim bir arkadaşımla papaz olmak istemiyorum. Üzülüyorum en açıkçası. Konuşmadığımızdan beri annem "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne oldu&lt;/span&gt;" diye soruyor her tekil sayıya gelen günde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir de iki de bir "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sen beni istemiyorsun&lt;/span&gt;" diyordum ya. O güvensizliğimin sebebini biliyorsun, ayrıca aşağı da yazıyor. Sen bu yüzden incittiğim tek kişi değilsin. Bu daha az üzgün olduğum anlamına geliyor gibi anlaşılmasın. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bizim kadar tuhaf&lt;/span&gt; insanların şöyle iyisinden bir tartışmadan önce oturup mantıklıca "tartışacak mıyız" diye sorması lazım biliyorsun ki. Daha çok işimiz var hem seninle. Sen olmazsan, ben olmazsam &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aysan&lt;/span&gt;**** ne olacak? Ben kiminle kişisel başarısızlıklarımın muhasebesini yapacağım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yahu başka kiminle gökyüzü çoğunluğa iğrenç gelen bir griye döndüğü zaman mutlu olacağım?&lt;/span&gt; Ben aslında kısaca "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;özür dilerim&lt;/span&gt;" diyemediğim için bütün bunları yazdım. Ayrıca senin gibi birine sade bir özürden daha kapsamlı bir şey yazmam gerektiğini de düşünüyordum. Sonuçta baya bir tuhaf oldu, olması gerektiği üzere. Tuhaflığa da nereden kanaat getirdim dersen, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hiç kimse Timebomb gibi bir şarkıyı morali bozukken dinlemez.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;..&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img340.imageshack.us/img340/4339/deniziu8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img340.imageshack.us/img340/4339/deniziu8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Açık Mektup 2:&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Off.. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bildiğim bütün cümle kalıpları ancak bu kadar iktidarsız olabilirdi&lt;/span&gt; an itibariyle. Özür dilemek adına laf edecekken bile bizim nasıl ve ne şekilde buralara gelebildiğimize inanamadığımdan parmaklarım kililenip kalıyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Biz çok hızlı tanışmıştık değil mi?&lt;/span&gt; Sanıyorum bunun da etkisi olabilir şu anki kifayetsizliğimde. Hayatımda ilk defa bir şey bu kadar hatasız seyrediyordu. Öyle ki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu kadar iyisi olamaz, kesin bir b.k çıkacak&lt;/span&gt;" bile demiyordum artık. Hani ben sendim, sen de bendin ya. Kendimi tebrik etmek istiyorum izinin ile; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kendi kendimle bile doğru düzgün iletişememeyi başardım sonunda.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kontrolsüzce samimi olmamızdan asla şikayetçi ya da pişman olmayacağım, olmadım da. Sadece zor bir dönemden geçiyordum (bkn: yine aşağıda yazanlar) ve kendimle paylaşabileceğim her şeyi seninle paylaşabileceğime güvendim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bütün o ruhsal gelgitleri&lt;/span&gt;. Gerçi yer yer kısıyordum da bu tepkilerimi. Mecburdum. Kontrolüm bende değil ondaydı biliyorsun. Tamam, ondan nefret ettiğinin farkındayım ve lafı buna getirmeyeceğim de zaten. Ama içmeden yüksek promillerde seyir eylediğim o akşam sana "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;gidiyorum ben her şeyden uzağa&lt;/span&gt;" dediğimde sen zannettiğin gibi kaçtığım şeylerden değildin ki. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hatta sen arkada bırakmaktan en fazla korktuklarımdandın&lt;/span&gt;. Ben neden gidemedim sanıyorsun? Yine de son dönemler dahilinde pek konuşmamayı tercih ediyordum seninle. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sebepleri vardı&lt;/span&gt;. Bıktığını düşünüyordum benim şu bitmeyen halimden. Hatta itiraf edeyim "yeter artık be" demenden de korkuyordum. Haklı olurdun ama ben senden öyle bir reaksyon almamalıydım. Çünkü.. sonra aramız bozulurdu.. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ironik&lt;/span&gt; evet. Eskisi gibi konuşamadığımızdan yakınırken aslında bunu kastediyordum. Ortaya bir şeyler oldu, benden ötürü. Halihazırda paylaştığımız şeylerden sıkıldığını düşünüp onlar yokmuş gibi davranmayı denedim. En sonunda yapamadığım için iletişm tamamiyle koptu zaten. Ama ben ne yapayım? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senin karşında rol yapabileceğimi zannetmiştim&lt;/span&gt; ama buna inanmak sadece komikti. En sonunda da dialoğumuza yabancılaştım. Zaten içim duygusal ihtilal dolmuştu. Eskisine döndüremedim. Artık rahatça konuşamıyordum seninle. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Seninle ya!&lt;/span&gt; Ben boşuna kendimle bile anlaşmayı başaramadım demiyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Bir anda içine düşüverdiğim boşluk hissini anlatabilmeme imkan yok&lt;/span&gt;. Tamam, o zamanlar da hayatımda baya bir arazi kapladığını biliyordum ama bir günün gelip de beni sensiz yaşatacağını hiç aklıma getirmezdim. Sen herhangi bir sorun yaşamama imkan olan son kişiydin. ..ve şimdi kadar tuhaf geliyor ki. Adeta aramızda bir uçurum oluştu. Yabancılaştım sana. Fotoğraflarında artık aşırı dostluktan neredeyse sıradan gelmeye başlamış yüz şimdilerde tanımadığım birini gösteriyor bana. S&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;anki bir daha yıllar sonra birbirimize acı, küçümseme ve pişmanlık dolu bakışını atacağımız o sokakta karşılaşma anına kadar hiç görüşmeyecekmişiz gibi geliyor&lt;/span&gt;. Ben kahroluyorum bu fikir yüzünden. Hala Emre***** konusunda dediklerimin aynen geçerli olduğu bir yalan. Hepsi yine o kendimi geriye çekmeye çalışmamdan. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hala sana rağmen nefret ediyorum o b.k kafalıdan&lt;/span&gt;. Bilemiyorum. Ama bir gerçek var ki ben sen olmadan devam edebilecek olsam bile o zamanlardaki gibi olmasını tercih ederdim. Çünkü benim için gerçek olamayacak kadar iyi bir dosttun. Hala da öylesin. Özür dilerim. Neden dersen, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;g.tün teki olduğum için&lt;/span&gt;" diye karşılık verebilirim sanırım. Ama kabul etmezsen de, işte o zaman gerçekten daha benim gidecek çook uzun bir yolum var demektir.. Çok üzgünüm her şey için, çok..&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Önemli Not:&lt;/span&gt; İlk mektup &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;indie&lt;/span&gt;, ikincisi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;blues&lt;/span&gt;, bunları yazan da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;grunge&lt;/span&gt; ise, evet grunge kaybedenlerin müziğidir.&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="font-style: italic;"&gt;Nilüfer*: Tanışılamayan roman kahramanı.&lt;br /&gt;Arınç*: Dallama.&lt;br /&gt;Aslı*: Dost.&lt;br /&gt;Aysan*: Dişi dallama.&lt;br /&gt;Emre*: Mal.&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-6345639356193691017?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/Jftq8uyn3ho" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/Jftq8uyn3ho/kiisel-blogu-kiisel-ama-iin-kullanmak.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/10/kiisel-blogu-kiisel-ama-iin-kullanmak.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-3043918169825223336</guid><pubDate>Tue, 09 Oct 2007 18:07:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-10-09T23:59:20.478+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Bıkkın Yazı</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img159.imageshack.us/img159/9854/202864264d4712a2902orp3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img159.imageshack.us/img159/9854/202864264d4712a2902orp3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bunun da sana yazıldığını biliyorsun&lt;/span&gt;. Hem de gayet iyi biliyorsun. Muhtemelen merak ediyorsun devamında senin için neler karaladığımı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hakkında ne dediğimi değil hakkında ne dendiğini&lt;/span&gt;. Belki umuyorsun benim yine senin sosyal ortamlarda kendine fayda sağlayabileceğin tasvirler kurduğumu, sadece kendini kendi gözünde daha da yüceltmek için. Mühim değil kimin ettiği lafları, altına attığım saydam imzaların da olmadığı gibi. Söyleyeceklerim var ama sana. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu sefer her vurgusunu kastettiğimi anlamanı istediğim&lt;/span&gt; birkaç bir şey.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çok yoruldum ben!&lt;/span&gt; Kendimi uzun zamandır ayıp olmasın diye atılan sahte gülümsemelerden daha mutlu bir halde hatırlamıyorum. Bıktım dersem olmaz. Bıkmaya hiç fırsatım olmadı daha hırpalanmaktan. Defalarca, daha iki adım gidemeden düşmekten yoruldum ben artık. Sürekli kendimi ayağa kaldırmaya çalışmaktan, aynalarda günden güne mahvolan halime tanık olmaktan, deneyeme korkar olmaktan en çok da sesimi duyurmaya çalışmaktan yoruldum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kafamda bir ağrı, gözlerimin çevresinde bir acı&lt;/span&gt; beni bekliyor uyuyamadığım gecelerden geriye ne kadar kaldıysa. Ben şikayet etmezdim, hatırladın mı? Hiç değilse bu kadarı aklında kalmış olmalı. Benim hala yorgunluğuma inat yorulmuş olmaktan utandığımı biliyor musun? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Peki benim artık tutunmaya çalıştığım her şeyden kaçar hale geldiğimi biliyor musun?&lt;/span&gt; Seni anlattığım insanlar vardı, dostlarım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senin yanımda olmaya cesaret bile edemeyeceğin zamanlarda bana destek çıkan birkaç çok iyi insan&lt;/span&gt;. Dinlediler nice zaman dilimden dökülen bu masalı. Hiçbir zaman onlara karşı seni savunuyor olmaktan rahatsız olmadım. Hepsi ama hepsi yüzüme bağırır olmuştu dostları Deniz'i bu pürmelalden çıkartmak için. Hiçbirini dinlemedim. Hak vermedim değil bazen ama her şeyden öte benim için ifade ettiğine inandıklarımı kontrol edemiyordum. Ben tanıdığım bütün insanlara karşı savundum seni, bazen kendime karşı bile. Sen benim asla bitkin düşemeyeceğime inanmak istedin. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu her zaman daha fazla işine geliyordu&lt;/span&gt;. Benim zorda kaldığım bir anımda benim için hiçbir şey yapmayacağın gerçeği bile o kadar ağır gelmemeye başlamıştı. Nasılsa sen benim dizginlerimi nasıl da üstü kapalı acımasızca kullanabileceğini gayet iyi biliyordun. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Her zaman biliyordun ettiğin bir iki ufak güzel sözün bana nice şiirler yazdırabildiğini, tıpkı bildiğin gibi çıkıp kendini de götürmekle tehdit ettiğinde ne hale geldiğimi.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ah, o dostlarım.&lt;/span&gt; Pek çoğuna tanıklık ettiler benim vasıtamla. İnanamadılar, inanmak istemediler. Bunun o tanıdıkları ben olmadığını söylediler, defalarca. Sonra sana küfür etmeye çalıştılar. Karşı çıktım. İyiliğimi isteyen, beni sonuna kadar taşıyacaklarına söz veren insanlara karşı çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..ve artık kendimi yorgun olduğum kadar yalnız da hissediyorum. Kimseye güvenemez hale geldim. Oysa inanıyordum eskiden bu hayatta tutunabileceğim dallar olduğuna. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Her ne olursa olsun bana koşulsuz derman olacak insanların yakınımda olduğuna&lt;/span&gt;. Onlara farklı hiçbir şey olmadı ama ben değiştim. Ben çok değiştim. Bazen sinirlerimin artık dayanamayacağını hissettiğim dakikalar geliyor ve o dakikalar geçmiyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ufak, nazik bir çağrımı bekleyen insanları kendimden fersah fersah uzaklara atıyorum&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sizin olduğunuzu kabul etmek istiyorum ama korkuyorum&lt;/span&gt; diyorum. Şimdi bunun için ilk defa onca kırık düşünceye rağmen başımı kaldırıp &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;seni suçluyorum&lt;/span&gt; bu hayatta bugüne kadar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;en fazla güvendiğim insan&lt;/span&gt;. Her zaman başarılıydın beni umursuyormuş gibi görünmekte. Her zaman da beni talep ettiğin şekil olarak elde etmeyi başardın biraz cümle kurarak. Nasılsa ben hep dünlerden razı uyanıyordum. Açıkça kendine göre defalarca iddia edip, üzerine nutuklar çektiğin dostluk hakkında zerre çaba göstermedin. Ben mutluyken çok kolaydı "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne zaman ihtiyacın olursa yanında olacağım&lt;/span&gt;" demek değil mi? Sanki işine gelmediğinde "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;valla beni hiç bağlamaz, böyle hissediyor olmaman lazımdı&lt;/span&gt;" diyerek beni kendi dökük benliğimle bırakan sen değil mişsin gibi.. Sonra da devam ediyorsun, beni kontrolün altında tutmak için inanacağıma emin olduğum şeyler söylüyorsun. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İyi ki varsın&lt;/span&gt;" diyorsun, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bana olması gerekenleri hatırlattın&lt;/span&gt;" diyorsun. Artık bunlara gerek yok. Beni, bu soktuğun delikten içi boşaltılmış kelamlar kurtaramaz. Böyle demem seni şaşırtıyor mu? Ne halde olduğum hakkında en ufak bir fikrin olmadığını zaten biliyorum da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hiç değilse artık yalan söyleme&lt;/span&gt;. Ben senin için göze aldığım her şeyden sonra senin için &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yalnızca bir iletimatör&lt;/span&gt; olduğumun gayet farkındayım. Ama bunlar bile değil beni kahreden aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani dostlarım demiştim ya. Ben onlara &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yarı-veda&lt;/span&gt; tadında laflar ettim. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ben gidiyorum&lt;/span&gt;" dedim ve bir kesin emir bıraktım: "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;beni s.ktr edin.&lt;/span&gt;" Kabul etmediler. Beni ne olursa olsun bırakmayacaklarını söylediler. Hüzünlendim, artık bu sözlerin hiçbirine inanamıyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yıllardır yanıbaşımda olan insanların sözleri bile artık sahte geliyordu bana&lt;/span&gt;. Ben insanlara olan güvenimi kaybettim tamamiyle. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ah ama tabi ki senin süper yaşantında böyle streslere ne yer olurdu..&lt;/span&gt; Bunu kelimelere dökmek çok ağır benim için. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bana o kadar çok yalan söyledin ki ben artık tanıdığım herkese inanmaya ürker hale geldim&lt;/span&gt;. Bir kez daha bu kadar derin bir çöküşü kaldıramayacağım için de gidiyorum. Nereye olduğunu bilmeden bir süre, birkaç gün, birkaç hafta. Yanımda kalsın istiyorum dostlarım, onlara emanet edebilmeyi istiyorum kendimi ama&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; senden sonra kendim denen enkazdan başka kimseye bağlanamıyorum&lt;/span&gt;. Bunlar umurunda bile olmayacak hiç boşuna dilini yorma. Sadece yine beni kendime halime bırakıp yeniden senin istediğin ben olmamı bekleyeceksin. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bugüne kadar ne kadar incitirsen incit gidemediğimi biliyorsun çünkü&lt;/span&gt;. Fakat bu sefer hiçbir şeye sözüm yok. Sonunu da kestirmiyorum. İfade bile edemiyorum ki kederimi. Senin için üzülünecek bir şey yok ben kendime yanıyorum, dönüştüğüm şeye, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;beni ne hale geleceğimi hiç umursamadan hunharca kullanmana&lt;/span&gt;. Artık bana karşı dürüst olmanı da ne bekliyor ne de istiyorum. Sen bu hayatta birilerine karşı yalansızsan onlardan biri kesinlikle ben değilim. Duymak istersen diye hala; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sana güvenmiyorum!&lt;/span&gt; Ben sana yardım edebildiğim sürece varım senin için, ne daha az ne daha fazla. Beni geberttiğin için pişmanmış gibi görünmeye çalışma lütfen. Ben sana bittiğimi haykırırken beni nasıl da kendi vicdanını rahatlatmak için kendimle bıraktığını ben biliyorum ve artık inanmak istemesem de, bütün yanımda olmayı dileyen kişilere rağmen şunu diyorum; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hayatta en hakiki dostum kendimim&lt;/span&gt;. Sen istersen hala 3 sonra karşımda saçma salak bir "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Deniz ama sen de neler demişin öyle tiriviri..&lt;/span&gt;" tribine yatabileceğin bir hadise anla bütün bunları. Bak sana son bir şey diyeyim, sen beni hayatta tutunmayı öğrenebildiğim her şeyden, bana "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;iyi ki varsın&lt;/span&gt;" derken bunu kasteden insanlardan şüphe eder hale getirdin ya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;benim daha kaybedebileceğim hiçbir şey yok!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-3043918169825223336?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/mwvAzs98O28" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/mwvAzs98O28/bkkn-yaz.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/10/bkkn-yaz.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-2035805694179226940</guid><pubDate>Sun, 07 Oct 2007 19:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-10-08T00:01:18.761+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Pazar Depreşmesi</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img181.imageshack.us/img181/9321/inkseabyaherminge8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img181.imageshack.us/img181/9321/inkseabyaherminge8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aklıma bir zamanlar geliyor. Hala hayatı tam olarak kendimce algılayabildiğim dönemden. Asosyal anlamında değil ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kesinlikle daha kişisel olmayı başarabildiğim&lt;/span&gt; aylar. Ben bunlara kısa olması açısından &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2003 Ekim, 2004 Şubat&lt;/span&gt; gibi isimler veriyorum ve şimdi geriye dönüp bakınca o günler bu akşama kıyasla çok farklı hissettiriyor. Hani insanın kafasında geçmişten bazı önemsiz imajlar kalır ama kalanlardır onlar. Demek istediğim insanın zihninde yer eden mezuniyet, ölüm, korku ya da ilk oral seks gibi önemli anlar değil. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alakasız bir şekilde parkta salıncakla yerçekimine hareket çektiğin bir günü hatırlarsın mesela çocukluğundan&lt;/span&gt;. Ya da diğerlerinden pek bir farklı olmayan bir günde diğerlerinden pek bir farkı olmayan bir sokakta diğerlerinden kesinlikle hiçbir farklı olmayan bir şekilde yürümeni. İşte bunun gibilerden biri geliyor sürekli gözlerimin önüne. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Geldikçe devrik cümle kuruyorum farkında olarak&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4 yıl öncesi, bir akşam&lt;/span&gt;. Büyümenin, yaşlanmanın, olgunlaşmanın, odunlaşmanın, deneyimlenmenin, yorulmanın, öğrenmenin, kirlenmenin.. etkilerini gözleyebilmek adına &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;tarih biliminde ilk defa deney yapan tarihçiyi&lt;/span&gt; oynuyorum. Bundan daha iyi bir zaman bulamazdım çünkü o alakasız anı kalıntısı 4 yıl önce Ekim başındaki bir akşamdan kalma. Bir yerde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Geleceğe Dönüş&lt;/span&gt; filminde &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;1, 27 "jügowatt"&lt;/span&gt; ın elde edilebilmesinin tek şansa bağlı olması, o da o yıldırıma denk gelmek olması, olması da olması gibi. Yine de deneyeyim dedim.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt; Her şeyi takıntılı şekilde aynılaştırmadım tabi. Çok da ciddi bir sonuç elde etmeyi de ummuyorum zira. Sadece aklıma kalan önemli faktörleri aynılaştırdım. Zaten burada faktör diye çok bir b.kmuş gibi bahsettiğim şey &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yalnızca çalan müzik&lt;/span&gt;. Hala ara sıra "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ulan aslında bu hayatımda duyduğum en iyi şarkı olabilir&lt;/span&gt;" dediğim &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt;'in &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=HSuM3haKOOE"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Go To Sleep&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'i. Yine bir akşam. O zaman başka bir evde ikamet etmekteydik ama ışıklandırma ve bilgisayarın durduğu yerden olayı oldukça benzer oluyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Asıl ortamda o zamandan farklı olarak ben şu anki halimde varım&lt;/span&gt;. Merak ettiğim o zaman hissettiklerimle, müzik çaldıkça belirlenlerle şimdikileri karşılaştırmak. Belli konularda nasıl fikir değişimlerime uğradığım da aynı zamanda. Mesela arkadaşlık, kadınlar, sanat gibi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Müzik çalmaya devam ettikçe moralim bozuluyor aslında&lt;/span&gt;. Bunun o zaman daha saf bir insan olmakla bir ilgisi yok ama ben sanırım o zamanki halimi tercih edebilirdim. Burada hal derken kastım ben değil, o zamanki durumum. Bir çok açıdan benzeşse de arada aslında uçurumlar kadar fark var. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Misal o zamanlar bekardım&lt;/span&gt; yine ve açıkçası pek s.kimde değildi. Birey olmaktan, tek olmaktan mutlu olmanın yanı sıra "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;zaten karşıma algı ve ilgi olarak benzediğim biri çıkacaktır&lt;/span&gt;" diyerek fazla kasma zorluğuna girmiyor ve yer yer bunun faydasını görüyor hatta sonuçlarını alıyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şimdiyse yine bekarım ve ülser olacağıma dair kuvvetli bir inanç taşıyorum&lt;/span&gt;. Hala "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;zaten karşıma çıkıcak..&lt;/span&gt;" diyorum ama nasıl ki insan okurken iş bulmayı dert etmez de durumlar g.te dayanınca "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne b.k yiycez lan&lt;/span&gt;" diye düşünmeye başlar, bu aynen öyle bir durum. Bildiğim şey şu o zamanki bana şimdi benim bu anti-bekarlık üzerine gösterdiğim çabayı anlatsam herhalde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;saygı duyar ama bir yandan da g.tüyle gülerdi&lt;/span&gt;. Buna sevinsem mi üzülsem mi an itibariyle bilmiyorum. Bir bakıma "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;basitlik mutluluktur&lt;/span&gt;" u bayadır anmadığım için güzel geliyor ama bir bakıma da karmaşıklığın sorunları öyle.. öyle şey ki.. tarifi bile yok o derece. Özellikle zamanla bu ilişki kavramının değişime uğraması çok ilginç şekilde oluyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Daha ciddileştikte, daha duygusallaşıyor, daha mantıklı hale geldikçe, daha bile deli işi oluyor&lt;/span&gt; gibi. İnsanlar değişiyor çünkü. Git gide duygusuzu daha duygusuz, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;acımasızı daha acımasız&lt;/span&gt;, düşüncelisi daha düşünceli, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;salağı daha salak&lt;/span&gt; oluyor. En önemlisi de zihinsel birikim artarken oranı yükseliyor. Söz gelimi o zamanlar da sanat ve ilişkilerle münasbetim vardı. Zamanla sanata ayrılan zaman ve beyin hücreleri artıyor, ilişkiler için de geçerli bu. Ama önceden belki bugün olduğunun 5'te 1'i bir birikim aklın yarısından fazlasını kullanırken şimdi çok daha fazlası akılda daha az oranda yer kaplıyor ilişkiler yüzünden. Zamanla ilişkilerin insan hayatındaki yerinin deri koltuktan 4'lü oturma grubuna dönüştüğü aşikar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu deneyde gözlemlediğim bir diğer değişim de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ilgi/fayda dengesi&lt;/span&gt;. Vakti zamanında ne fayda sağlayacağı sallanmadan tamamen ilgi üzerine kurulan zaman harcanımı yaş ilerledikçe getirilere göre değişiyor. Önceden zevkine kod yazan insanlar (biz böyle "şeyler" idik gerçekten, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Soner&lt;/span&gt; diye bir arkadaşım var o hala öyledir) şimdi bu işten ne kadar para kazanabilirize bakıyorlar. Bunda yanlış ya da tuhaf bir şey yok. Yapıyorsa tabi ki kazanmak da isteyecek ancak "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;biz büyüdük ve kirlendi dünya&lt;/span&gt;" gibi neo-arabesk bir yaklaşıma girmek istemesem de o zaman bir şeyin sadece keyif alındığı için yapılıyor olması çok daha masumdu. Milyonlarca memurdur bunun en kesin örneği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlgilenilen şeyler de değişiyor. Düzenli olarak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;PowerFM&lt;/span&gt; dinlerdim mesela. O dönem internet bağlatısı denen şeyin bana gelmesinin çok uzak olmasından ve korsan CD satanların pek aradığım şeyleri sunamamasından (ama hala arşivlerimde çok hatırları vardır) radyo-kayıt yapıyordum. Bir kaset kaydetmiştim hala durur. 3 şarkı vardı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Go To Sleep&lt;/span&gt;, Robbie Williams'ın &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Come Undone&lt;/span&gt;'ı ve tabi ki Eminem'in &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Loose Yourself&lt;/span&gt;'i. İlgilenilen ve ilgiler dahilinle yaratıcılık olan zamanlardı. Algılanış olarak en fazla değişen ama bir yandan da hiç değişmemesiyle başlı başına bir ironi olan yaratıcılık. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Üretkenliği de getiriyordu yanında.&lt;/span&gt; Bir alete bakınca onun nasıl daha iyi olabileceğini düşünmek hiç de müstesna bir durum değildi o zamanlar. Tabi zaman içerisinde o da değişime uğradı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bu ülke ne endüstri mühendisleri kaybetmiştir böyle..&lt;/span&gt; O zaman üretmek de bir ilgi alanımdı ama en büyük iki ilgi alanım &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ralli&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Müebbet Muhabbet&lt;/span&gt;'ti. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cenk ve Erdem beyler&lt;/span&gt;e ilk tapmaya başlayışım da o zamanlara denk gelir. Şanslıydım da bu açıdan çünkü (zaman olarak biraz daha geriye gidince) Müebbet Muhabbet'in en güzel dönemi olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hot TV/NTV&lt;/span&gt; Radyo zamanlarına denk geliyordu. Gerçi hala Cenk Durmazel ve Erdem Uygan osursa dinlerim ama tabi o zamanki fanatizmle arada farklar yok değil. O dönemden aklımda kalan ve daha önemlisi bugüne kalan şeylerden en önemlilerinden biri bir kişi, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pelin&lt;/span&gt; diye bir arkadaşım. Aynı zamanda internet sayesinde kazandığım ilk dostumdu. Hala Yahoo'nun M.M. mail grubunda mesajlaştığımız zamanlar gelir hatırıma. Şimdi ona ve bana bakıyorum da, hakikaten hayatın güzellikleri derinleşirken dertleri de iğrençleşiyor. Öyle her bakımdan çekilmez olmuyor ama bazen "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;böyle dikeni varsa affedersin s.çarım ben o güle&lt;/span&gt;" denecek noktalara da geliniyor. Henüz "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;s.kerim böyle aşkın ızdırabını&lt;/span&gt;" demişliğim yoktur çok şükür ama oraya gelir kesin bir gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli bir zaman olarak o akşam değil ama o aralar&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; futürsuzca hayal kurduğumu hatırlıyorum.&lt;/span&gt; Genellikle Kuzey Amerika'da yaşamak üzerine hayallerdi her TV çocuğu gibi. O zamanlar olabileceğine inanıyordum, hala inanıyorum ama o kadar değil. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kalıc bursu kazanıcam ben gidicem bu ülkeden&lt;/span&gt;" demek kolaydı. Sonra birileri gelip "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;önce bir şu g.tü s.kert hele, bak bu ÖSS&lt;/span&gt;" dedi. Sonradan sonraya Kuzey Amerika'da yaşamanın köpek gibi çalışmak olduğu öğrenildi ama Türkiye'de de kendi içinde global bir mahalle baskısı yükseliyordu. Mütemadiyen iki ucu boklu değnekti. İşte o zamanlar henüz diğer ucu görünmediğinden kolaydı hayal kurmak. Farklı olarak en önemlisi ise az ya da çok topluma aitlik duygusu başladı. Birden her şeye rağmen bakkala gidip "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sonra halleşsek, eyvallah&lt;/span&gt;" diyebilmek çok güzel geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 yıl önce akşam Go To Sleep çalarken ufak bir dünyam vardı. S&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;onra gerçek dünyam genişledi ama hayal dünyam k.ç kadar kalmaya yüz tuttu&lt;/span&gt;. O zaman hayattaki idealim dediğim "tüm zamanların en iyi blues albümünü kaydetmek" ya da "WRC'de yarışmak" idi şimdi salakça gelse de. Onun yerini şimdi kariyer planları aldı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O zaman kadınlar kısmen basitti ve 3 faktörden oluşuyordu, kişisel ego falan da yoktu. Şimdi kadınların Oscar Wilde'ın söylediği gibi "anlaşılmak için değil sevilmek içindirler" olduğu ortaya çıktı ve çok daha karmaşık oldukları ve insana kendini güçsüz, özelliksiz ve basit zannetirme güçlerinin olduğu ve narsizmin kendilerine işlemediği&lt;/span&gt;. Bilemiyorum. Pek toparlayamadım. Pek bir şey anlatamadım ki toparlayabileyim zaten. O zamanları özlüyor muyum? Bazen. Şimdiye tercih eder miydim? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pelin'e sordum&lt;/span&gt;. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çok şeker zamanlardı :))&lt;/span&gt;" dedi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir kere o zamanlar henüz duyduğum bir şarkı bende yıllar sürecek bir hayranlık bırakabiliyordu, şimdi hayranlık bıraksın diye yıllar geçiyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.savefile.com/files/1107249"&gt;Go To Sleep&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.savefile.com/files/1107249"&gt;&lt;/a&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-2035805694179226940?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/4iLcabBge3o" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/4iLcabBge3o/pazar-depremesi.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/10/pazar-depremesi.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-3534860570668055491</guid><pubDate>Wed, 03 Oct 2007 14:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-10-03T18:14:25.759+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Echoes, Silence, Patience &amp; Grace</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/6/68/Foos-ESPG.jpg/200px-Foos-ESPG.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/6/68/Foos-ESPG.jpg/200px-Foos-ESPG.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Daha önce &lt;a href="http://www.blogger.com/Echoes%20Silence%20Patience%20&amp;amp;%20Grace"&gt;bu yazıda&lt;/a&gt; ilk single'ı müjdelenen, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2007 yılının en iyi rock albümü&lt;/span&gt; iki yılı aşkın süren bekleyişten sonra piyasaya çıktı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Foo Fighters&lt;/span&gt; bende hem bir hayal kırıklığına hem de tam tersine sebebiyet verdi bu albümde. Öncelikle ben de bugünün rock müziğinin en büyük grubunun Foo Fighters olduğunu düşünen kitlenin bu şekilde düşünen bir bireyi olarak grubun her albümde katlarca yükselttiği seviyenin bu albümü bir klasik kılacağını düşünmüştüm. Zira bundan önceki, çift disklik Foo Fighters albüm &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;In Your Honour&lt;/span&gt; gerçekten "çok iyi" bir albümdü ve grubun saf bir rock sounduyla ne kadar sağlam şekilde oynayabileceğini gösteriyordu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Echoes Silence Patience &amp;amp; Grace&lt;/span&gt;'ın bir &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Led Zeppelin IV&lt;/span&gt; ve ya &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Machine Head&lt;/span&gt; olmadığı ortada olmasına rağmen bu kesinlikle albüm kötü demek değil, hatta In Your Honour'dan daha iyi çoğu şarkıda. Fakat bu albüm, dediğim gibi, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;beklenen kadar&lt;/span&gt; daha iyi değil. Yine grubun bugüne kadar ortaya çıkarttığı en iyi albüm olduğu ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslen bir death-metal hastası olduğu bilinen Dave Grohl'ün bu albümde diğer albümlere göre çok daha sert şeyler deneyeceği de beklentiler arasındaydı. Zaten Grohl'ün kendisi de "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu albüm sizi yerinizden uçuracak&lt;/span&gt;" şeklinde açıklamalar yapıyordu. Ancak baba olmanın ve çıktıkların son turnenin akustik olması sebeptir ki bu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;albüm ağırlıklı olarak slow ve akustik başlayan şarkıların çatır çatır hard rock'la bitişlerinden oluşuyor&lt;/span&gt;. Tamamiyle akustik olan şarkılar da yok değil. Açık ara farkla albümün en iyi şarkısı olan &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Stranger Things Have Happened&lt;/span&gt; ve Dave Grohl'ün "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;9 yaşımdan beri böyle bir şarkı yazmayı hayal ediyordum, o kadar güzel oldu ki dinlemeye bile kıyamıyorum&lt;/span&gt;" dediği &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Home&lt;/span&gt; gibi. Aynı şekilde baştan sona sert olan &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;The Pretender&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Long Run to Ruin&lt;/span&gt; (bu ayrıca ikinci single olacak), &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Cheer Up Boys&lt;/span&gt; gibi şarkılar da mevcut. Albümün sound olarak özetini ise kanımca albümün en iyi ikinci şarkısı olan &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Let It Die&lt;/span&gt; çıkartıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümde grubun etkileşimlerinin çoğunlukla kendilerinden olduğu söylenebilir. Daha önce denenmiş pek çok Foo Fighters soundunun yenilenmesi ve ilerletilmesi albüm boyunca hissediliyor. Bu sefer grup grunge köklerine de dönerek harkulade bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;akustik/hard rock&lt;/span&gt; albümüne imza atmış. En önemlisi de albümün &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;54 dakika 53 saniye&lt;/span&gt; boyunca asla sıkmıyor oluşu. Zaten 2007'nin en iyi rock albümü derken bu kadar emin olmamın sebebi de budur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kim Puddle of Mudd ve Lynyrd Skynyrd'ı aynı anda dinlemek istemez ki?&lt;/span&gt; Bu albüm hayal kırıkları ve tatminlerle dolu olsa da taş gibi bir albüm olduğunu kabul etmek gerek. Ancak ilk defa bir Foo Fighters albümünde -en güzel değil ama- en sağlam sert şarkı albümün ilk single'ı oldu.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[Albüm]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Foo Fighters&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://isohunt.com/download/26639914/echoes+silence+patience+and+grace"&gt;Echoes Silence Patience &amp;amp; Grace&lt;/a&gt;*&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;*: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Torrent.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-3534860570668055491?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/Of37C6HDcw0" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/Of37C6HDcw0/echoes-silence-patience-grace.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/10/echoes-silence-patience-grace.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-5944825146847540584</guid><pubDate>Sat, 29 Sep 2007 08:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-09-29T21:02:45.766+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Ayıp Olmaz Mı?</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img403.imageshack.us/img403/4067/mofei04byd4d1pu6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img403.imageshack.us/img403/4067/mofei04byd4d1pu6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir çift gördüm. Çift oldukları o kadar belliydi ki. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sarılmalarından anladım&lt;/span&gt;. Yok yok asıl bakışmalarından anladım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben de&lt;/span&gt; aynen öyle bakardım. Önlerine değil birbirlerine bakarak gidiyorlardı. Tüm ihtiyaç duydukları da buydu aslında ilerlemek için. Bazen de çevrelerine bakıyorlardı. En etkileyici olanı da oydu ya. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İki ayrı çiftten göz aslında aynı şeyi görüyordu&lt;/span&gt;. Çiftken bir/tek oluyorlardı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mütemadiyen sarılıyorlardı&lt;/span&gt; ya, mühim olan oydu sadece. Sevindim başta. Benden yaşlarıca ufak oldukları belliydi. Kendimi birden "abi" sandım. İçimden bir "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;helal be koçum&lt;/span&gt;" diye geçirdim. Kendimi gördüğümü sanmak işime gelmişti o oğlanda. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O caddede, onun yaşında bir çiftin yarısı olarak yürüdüğüm günler artık aylar mı olmuştu cidden?&lt;/span&gt; Her neyse ne diye geçiştirdim. Takdir ediyordum bu sevgiyi yoktan var ettikleri. O an tam manasıyla &lt;span style="font-style: italic;"&gt;duygusal ev kedisi&lt;/span&gt; rolünü oynuyordum. Ama onların gülümsemeleri de o kadar ikonikti ki. Yeni nesil de bizim gibiydi. Sanki varmış gibi davrandığım abi sanrısını devam ettirdim. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İlerde görürüm ben seni&lt;/span&gt;.." dedim. Aslında "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;sakın bana benzeme&lt;/span&gt;" demek istiyordum ama kendime yediremiyordum. Halbuki orada o ikisini bir köşeye çekip "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bakın ulan ben hayatım boyunca hep seven, sayan, değer veren, karşılık bekleme işini zorlamayan bir herif oldum. bir boka yaramaz bunlar. ben artık kötü biri olamam bu saatten sonra, siz şimdi fırsatınız varken piç olun, göt olun, kaşar olun.. ne olursanız olun iyi olmayın&lt;/span&gt;" diye bağırmam gerekirdi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kitap doğruları para etmiyordu ki be koçum&lt;/span&gt;. Pratikte boku yemek de pek fenaydı deneyimini defalarca ettiğim üzere. Tam böyle düşündüğüm için suçluluk duyacaktım ki yanımdan geçip gittiler. Birkaç saniye arkalarından baktım. O an aklıma sen geldin. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ben onu çok özledim ya..&lt;/span&gt;" diye ağlar bir replik tam oluyordu ki benimle birlikte bir teyzenin de bu gençlere baktığına gözüm ilişti. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Resmen gözleriyle meydan dayağı çekiyordu teyze&lt;/span&gt;. Herhalde içinde "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;vay terbiyesizler&lt;/span&gt;" diyordu. İnsan hep rasyonel sebeplerden yaşadığı toplumun sağ kanadından tiksinecek değil ya! &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kapkara kapılar, sormuşlar onlara tabi.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Ayıp olmaz mı koç? Bu işler o kadar kolay mı kızceğiz?&lt;/span&gt; Sanki ilişkilerin çağrıştırdıkları yeterince renksiz değilmiş bir de bu sosyal baskı öğeleri geldi aklıma. Gerçi iç sebepler arasında çok değersiz kalıyorlardı. Kendime küfretmemek adına "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bekarlık sultanlıktır&lt;/span&gt;" demedim. Ben yine yoluma devam ettim ama aklım o sahnede kaldı. Bir yandan onlar için mutlu olurken bir yandan da kendim için üzülüyordum. Bir ara birbirlerine çektirdiklerini varsayıp kızasım bile geldi. Bu devirde diye arkasında sakladığım benim halimde ben varken hangi hakla hem sevgiye sahip olup hem onu boşa harcayabiliyorlarmıştı.. Asıl kendime kızdım ben, toplamda 2 dakika kadar gördüğüm birilerinin hayatlarını yaşamak zorunda kalacak kadar umutsuz hallerde olduğum için. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuçta bana neydi ki!&lt;/span&gt; Değil mi ama? Benim de bir hikayem vardı aslında. Bu kadar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yaşanmamışlıklarla dolu&lt;/span&gt; olmasaydı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Metallica&lt;/span&gt;'nın Fade to Black'inde geçen "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;emptyness is filling me&lt;/span&gt;" lafı manidar gelmezdi bana. Ben gene çok evvelden vazgeçmiştim aslında. Yine o gençleri düşündüm. Ne güzel işte birbirlerine aitlerdi. Birbirlerini üzseler de seviyorlardı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neden şimdi bu mutluluk dolu tabloya bir üçüncü kişi girip de kendine yer etmeye çalışacaktı ki?&lt;/span&gt; Bu sorunun cevabını bilmesi gereken bendim. Benim verebildiğim bir cevap değil düpedüz güçsüzlük gösterisiydi. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Deniz, sen bu hayatta ne yaparsan yap asla o'nun için "o" olamayacağını biliyorsun.. ...zira sen "o" nun gibi bir nokta, bir ç ve bir nokta daha alacak kadar iğrenç biri değilsin, şimdi kendine gel!&lt;/span&gt;" &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Hayat o kadar zor mu? Atılır mıyız oyundan benzemezsek onlara?&lt;/span&gt; Aynen öyle! Benim evvela kendime iyi biri olmamayı öğretmem lazımdı. Yapamadım. Sanki o caddede üzerine düşünülecek başka insanlar yok muydu? Vardı tabi. Bazıları beni olduğumdan iyi hissettirdi, bazıları daha bile kötü. Ben yine tek olmayı kavramaya çalışıyordum. Sanki "seninle" diye bir şey hiç olmuş gibi. Neyse dedim, ne ise artık! Geçti gitti aklımdan bir şeyler yine. Bunları duymanı, görmeni istedim ama sonra yaşadığım her şeyi bilmeni istediğimi hatırladım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yine vazgeçtim&lt;/span&gt;, bu sefer büyük vazgeçtim.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir vitrin yansıması kadar duygusuz bir durumda kendimi gördüm. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hakkında hissedilecek bir şey bile bulamadım&lt;/span&gt;, en çok da o koydu bana galiba.&lt;/p&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mor ve Ötesi&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.savefile.com/files/1088681"&gt;Ayıp Olmaz Mı?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.savefile.com/files/1088681"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-5944825146847540584?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/oHll-6-8ars" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/oHll-6-8ars/ayp-olmaz-m.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">10</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/09/ayp-olmaz-m.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-5778328136442364121</guid><pubDate>Sat, 22 Sep 2007 19:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-09-22T18:42:19.517+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikaye</category><title>Kocaman Kabus</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img222.imageshack.us/img222/6700/257613135aac8f9ba5fows6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img222.imageshack.us/img222/6700/257613135aac8f9ba5fows6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yine bir yere benim tembelliği meslek edinmiş bünyemden daha önce ulaşmış olması şaşırtmamıştı beni. Gerçi o böyle şeylere takılmazdı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Denizin kenarında saçları yüzgarda uçuşurken her seferinde beni hayran bırakan gülümsemesi ve arkasındaki İstanbul boğazı ile bir Ara Güler fotoğrafı kadar güzel ve keskin bir güzellik oluşturuyordu&lt;/span&gt;. Yüzündeki bu ifade hemcinslerinin pek çoğunun bir türlü vazgeçemediği şeyin tam tersini temsil ediyordu. O "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;nerede kaldın!&lt;/span&gt;" demiyordu, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;iyi ki geldin&lt;/span&gt;" diyordu. Ondan beklenmesi gereken de buydu. Çünkü o, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;anı yaşamak denen şeyin anlamını herkesten daha iyi biliyordu&lt;/span&gt;. Bunu yaparken tüm dünyadan, tüm dünya yüzünden ürkek olurken bile. Bense gözlerindeki ifadeye inanamıyordum, hala, bunca zaman sonra bile. Ama o gerçekti, orada dimdik dururken o gerçekti. Yolun karşısına geçerken her yıl trafik kazalarında ölen birkaç bin kişiyi unutmuş gibi yaparak ne önce sağa ne sonra sola ne de sonra tekrar sağa bakıp doğrudan onun gözlerine kitlenip yürüdüm. Yaklaştığım şey yalnızca iyi bir dost değil, gerçek bir abideydi. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nasılsın Deniz'ciğim&lt;/span&gt;" dedi. Bir an yine gülümsedim. "İ&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yidir, sen nasılsın?&lt;/span&gt;" diye çok sıradan bir karşılık verdim. O ne yapsın, işlerinin yoğunluğundan, yer yer İstanbul'dan bıkışından bahsetti. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sanki önceden sözleşmiş gibi saatlercelik konuşma konumuz varken o an sağır bir konuşma yürütüyorduk&lt;/span&gt;. Belli ki ne kadar güzel olursa olsun boğazdan daha kapalı ve daha sakin bir yere ihtiyacımız vardı ve onu düşününce bu istirhama katılmama olanak yoktu. Haydi gidelim o zamanlar faslı geçerken "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;peki sen İstanbul'a alışabildin mi?&lt;/span&gt;" diye sordu. Ben de ancak "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;eh diyelim eh olsun&lt;/span&gt;" diyebildim. Gerçi onun yanındayken moralsiz olmayı pek de hak etmediğimi düşünüyordum. Bir an durup "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ya Sedef..&lt;/span&gt;" dedim. Her zamanki iyimserliği ile "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne oldu Deniz'ciğim?&lt;/span&gt;" diye sordu. Ben de aslında "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hiçbir şey, boşver&lt;/span&gt;" demeye gayet hazırken bari ufak bir doğaçlama yapayım dedim ve "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;istersen bize gidelim hem film falan izleriz&lt;/span&gt;" diye bitirdim.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Film falan izlemek istemiyordum tabi ki de&lt;/span&gt; Sedef'le konuşma fırsatım varken. Mecidiyeköy yolları İstanbul trafiğinde&lt;span style="font-style: italic;"&gt; kısaldıkça uzalırken&lt;/span&gt; ona baktığım her anda kendime "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ben olsam ne halde olurdum acaba?&lt;/span&gt;" diye sormadan edemedim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanamıyordum ki durabileyim.&lt;/span&gt; Yine de bir yandan hala içinde hapsettiği korkusunun hala hayatta olduğunu hissediyor, hissettikçe ben de üzülüyordum. Bu konuyu tıpkı her zaman olduğu gibi açmayacaktım. Zaten her şey maalesef olup şükür ki bittiğinde geride hatırlanması gereken ne yaşandığı değil bundan sonra onun yaşayabilmiş olmasıydı. Bu düşünceler kafamda ekolar halinde gidip gelirken Sedef'in "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;daldın gittin gene olm&lt;/span&gt;" uyarısı ile kendime geldim. Yine gülümsedim nedensizmiş gibi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Havadan sudan konuşmayı mı gereksiz görüyorduk yoksa bu yine benim konuşabilme kıtlığına düşüp asosyal alt-benliğimi yeşerttiğim anlar biri miydi hatırlamıyorum&lt;/span&gt;. Ama söyleyecek işe yarar bir söz gelmedi aklıma ben de susmayı tercih ettim. Bunu öğrenmem uzun zaman bile almıştı. Yaklaşık  dakika sonra da durağa vardık zaten. Durup dururken &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Türkiye'nin Doğan SLX kullanan insanına&lt;/span&gt; küfür edesim yoktu ama daly.rrak herif baya baya üzerimize sürmüştü skindirik bir yeşil ışığa yetişeceğim diye. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yavaş lan hayvan!&lt;/span&gt;" diye bağırdım. İlerde kırmızı ışığa yakalandığında tam "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hah s.çtık&lt;/span&gt;" diyordum ki Sedef benden çok daha fazla irkilmiş bir halde "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;lütfen gidelim Deniz&lt;/span&gt;" dedi koluma sıkıca sarılarak. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O an ambalaj bir erkekliğe girmek için en uygunsuz pozisyondu zaten&lt;/span&gt;. Üstelik yanımda yüreği ağzına gelen ve bunun olmasına engel olamadığı için kendini suçlayan bir kız vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin dış kapısından girdiğimizde kapalı alan hissiyatı ikimizi de rahatlatmıştı. Ama asansörle çıkmamız gerekiyordu, üstelik çok talihsiz bir şekilde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;8.&lt;/span&gt; kata.. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kafasını dağıtmak için bu kısa, dikey yolculuk boyunca laftan laf türetmeyi planlamıştım ama gerginliğinden ağzımı açmaya dahi cesaret edemedim&lt;/span&gt;. Sanki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hadi artık bitsin, hadi!!&lt;/span&gt;" diye bağırmak istiyordu. Sanki benim de içim parçalanıyordu buna şahit oldukça. Kata vardığımızda çektiği &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ohh&lt;/span&gt;'un sesi duyulacak kadar yüksekti. Belki de bu yüzden eve girene kadar benimle göz göze gelmemeye çalıştı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hala her an "bir şey yok" denmesine luzüm bırakan olayı hiç yaşamamış olmayı dilediği her halinden belliydi&lt;/span&gt;. Eve girdiğimizde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Janis&lt;/span&gt; hemen Sedef'in ayakları arasına kıvrıldı. Kendi kedimin birini benden daha çok sevmesini dert edecek değildim zaten bütün uğraşım Sedef biraz olsun huzurlu olsun diyeydi. İçeriye geçtik, biraz beyaz şarap koyduk. Film izleme işinin olmayacağı zaten belliydi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Biz birer filmdik başlarımız başlarımıza&lt;/span&gt;. Birbirine yaşana gelen masallar anlatacağı olan iki arkadaşın dialoğundan daha mühim bir şey yoktu o anda. Hakikaten de laf lafı açtı. O anlattıkça ben dinledim, ben anlattıkça o dinledi. O anlattıkça ben sevindim, ben anlattıkça o sevindi. Zira hayatlarımız dışarıdan bakılınca gayet güzel duruyordu. Bir anda, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;geçen 3,5 saat ve yaklaşık 2 şişe şaraptan sonra&lt;/span&gt; durduk. Gözleri karşılıklı oturduğumuz kanepenin kıvrım noktasına doğru olmayan bir paralele kitlenmişti. Gözlerini kırpmıyordu bile. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İyi misin Sedef&lt;/span&gt;" diye endişelendim. Derin nefesler alırken gözleri doldu. Bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açarken ağlamaya başladı. Hiçbir başka harekette bulunmadan yalnızca titreyerek ağlıyordu. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sedef nolur bişey söyle..&lt;/span&gt;" diye yalvardım. "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Dayanamıyorum bazen Deniz!&lt;/span&gt;" dedi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;nazik bir sesle haykırırcasına&lt;/span&gt;. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Asla eskisi gibi olamayacağımı biliyorum, abarttığımı da biliyorum. Hiç olmamış gibi devam etmek istiyorum, ediyorum da. Ama işte bazen.. bazen hatırlıyorum ve dayanamıyorum&lt;/span&gt;" dedi. O bunları söylerken benim de gözlerim dolmuştu. Onun karşısında onun için güçlü görünmeliydim ama Sedef'i böyle görmek beni de enkaza çevirmişti. Nasıl hak vermeyebilirdim ki ona? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dedikleri içimden bir zımpara gibi geçerek doğruydu&lt;/span&gt;. Neden olmuştu ki bu? Üstelik ona, üstelik daha &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;15&lt;/span&gt; yaşındayken. Hikayeyi her hatırladığımda zaten arka arkaya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3&lt;/span&gt; yumruk yemiş gibi oluyordum bir de üzerine bu hikayenin yegane kurbanı önümde paramparça oluyordu savunmasızca. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bundan koskoca olması gereken ama beton kadar ağır olmasına rağmen bir tek gecelik gibi geçen 5 seneden sonra hala yarası içinde duruyordu&lt;/span&gt;. Suçu neydi ki? Neden sıradan bir gün sandığı o gün okulundan evine geldiğinde o &lt;span style="font-style: italic;"&gt;orospu çocuğu&lt;/span&gt; ile aynı anda asansöre binecek kadar talihsizdi? Neden o &lt;span style="font-style: italic;"&gt;orospu çocuğu&lt;/span&gt; 4. katta asansörü durdurup telefonunu vermesi için onu zorlamıştı? Neden zavallı Sedef iyi niyetli olup "peki sadece sim kartı aliyim kimseye söyleyemeceğim" demişti? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neden o &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;orospu çocuğu&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kimi kandırıyosun lan sen&lt;/span&gt;" diyip 2 kere boğazından jiletlemişti Sedef'i..&lt;/span&gt; "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Neden ulan neden?!&lt;/span&gt;" diye bağırdım. Yazık, Sedef hala "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;üzülme Deniz&lt;/span&gt;" diye beni neşelendirmeye çalışıyordu ikimizden de akan yaşlara inat. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nasıl üzülmiyim Sedef ya.. neler yaşadığını tahmin dahi etmek istemiyorum..&lt;/span&gt;" dedim hıçkırıklarımdan arka kalan boşluklarda kopuk kopuk. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bak biz her zaman yanındaydık, her zaman da olucaz&lt;/span&gt;" dedim. Ellerini boynundaki 12 dikişin fiziksel olarak yok olmaya yüz tutmuş ama acısı her daim kalıcı olan izlerine götürüp "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;tamam da Deniz.. ben kendimi bulamıyorum bazen aradığımda&lt;/span&gt;" dediğinde boğazıma çöken tarif edilemez bir nefessizlikti. Kim bilir neler yaşamıştı? Kim bilir nasıl da hepimize "ben iyiyim" derken markete gitmeye bile korkar bir haldeyim. Bütün bu travmayla nasıl başa çıkabilmişti kendi başına? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nice pahabiçilemez hayatların üç kuruşlar için yok edilişine alışkındık da bunlar üçüncü sayfalarda olurdu hep.&lt;/span&gt; Bütün bunlara sebep olan orospu çocuğunun bir daha bir başkasına hatta ona bir şey yapmayacağını ne garantilerdi ki? Peki ya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;o&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Doğan SLX kullanan herifin&lt;/span&gt; onun ruh eşi olmadığını? Ya da böyle bir şey yaşamış birinden dışarıda hayat denilen şeyin geçtiği yer olan sokaklarda böylelerinden binlerce olduğu gerçeğinin üstesinden gelmesi nasıl beklenirdi? Aklım bir insanın, hele ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;15&lt;/span&gt; yaşında, böyle bir şeyle cebelleşirken neler çektiğini anlamakta her zaman güçlük çekmişti. Kim bilir bunları yaşamak nasıldı? "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Deniz özür dilerim kendimi kaybettim&lt;/span&gt;" bir an demeye çalıştı. Hemen sözünü kesmeden tam bitirdiği anda "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne özür Sedef.. ya bak.. ne diyebilirim ki.. ben senin gülümsediğin her ana hayran kalıyorum. bütün bunlardan sonra tekrar ayaklarının üzerine çıkman olağanüstü bişey.. ben olsam çoktan kendimi bir yerlere kapatmış olurdum. ama sen.. senden başka hiç kimsenin bu kadar güçlü olabileceğini sanmıyorum hiç değilse benim öyle bir tanıdığım yok..&lt;/span&gt;" dedim. Gözyaşlarını silerken "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;iyi ki varsın ya Deniz&lt;/span&gt;" diyordu ki "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;şimdi s.ktr et sen beni&lt;/span&gt;" dedim. Gülmeye başladık anlamsızca karşılıklı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sedef sen dünyadaki en güçlü insan değilsen ben de gider İstiklal Caddesi'nde klişe siyah-beyaz fotoğraflar çeken biri olurum&lt;/span&gt;" dedim. Bu ortak hayranlığımıza giren &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Umut Sarıkaya realizmi&lt;/span&gt; ortamı iyice dinginleştirmişti. Zaten kalanı da saç okşanmasının cinsiyetler üstü bir şekilde en büyün meditasyon olduğunun 2 saatlik bir kanıtıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu uğurlarken aşağı gelmek konusunda ısrar ettim. O yine öğleden sonraki gülümsemesini giyerek "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim sana daha ihtiyacım olacak sen şimdi yorma kendini&lt;/span&gt;" dedi, üstelik sonunu "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;..hele ki böyle gerekmeyen şeyler için.&lt;/span&gt;" diye getirdi. Veda sarılması yaparken gözyaşlarımız hala belirgindi. Benim endişem geçmemişti ama o yine her zaman beni şaşırtan dirayetli duruşunu sahiplendi ve asansöre yöneldi. Giderken de bana daha fazla endişe etmememi söyleyerek. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben yine de camdan gözledim onu&lt;/span&gt;. Sağ sağlim otobüse binip binmediğine baktım. Sedef herkesten güçlü çıkmaya devam ediyordu hala. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Utanın lan hemcinsleri&lt;/span&gt;" diye bir laf geçti içimden ve bununla paralel trajik bir gülüşe imza attım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Onun hemcinslerinin alayı bir Sedef edemezdi asla.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-5778328136442364121?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/cyz0N0_iTlw" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/cyz0N0_iTlw/kocaman-kabus.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/09/kocaman-kabus.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-897850822946725675</guid><pubDate>Sat, 15 Sep 2007 16:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-09-23T01:12:03.723+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>S01E20.avi</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img211.imageshack.us/img211/7231/bombsmx6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img211.imageshack.us/img211/7231/bombsmx6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Günler yavaş geçiyor, gecelerse bir o kadar hızlı. Bunlardan şikayet edecek halim kalmayana dek &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;acı duyduğumda zamanın katiyen ne yavaş ne hızlı olarak geçmemesi gerçeği&lt;/span&gt; tarafından bıktırılmış olmaksa&lt;span style="font-style: italic;"&gt; hem en mecazi görünen hem de en gerçekçi olan&lt;/span&gt; şey. Bunun arkasında bir çok sebep &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bir tane de kadın&lt;/span&gt; var. Daha doğrusu olsun; içinde pek çok sebebin, o kadının, benim bulunduğum ve her bakımdan benim üzerime gelen bir hikaye. Ben kısa ve akılda kalıcı olması açısından buna "hayatım" diyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayatım diye nazik olmam yanlış anlaşılmasın&lt;/span&gt;. Biz pek sevmeyiz birbirimizi ama evlilik böyle içinden çıkılmaz/dışına kaçılmaz bir şey maalesef. Ve bunun gibi bazenlerde onunla tek başıma kalmak zorunda kalıyorum. Çevreme koyabildiğim herkesin yokluğunda. Arada sırada &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2Pac&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Me Against The World&lt;/span&gt;'ü &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;sözleri bilinmeyen ama isminden dolayı durumla alakalı sanılar şarkılar&lt;/span&gt; listeme giriyor. Ancak pek bir fayda dokundurduğunu söylemek yalan olur. İnsanları suçlamıyorum bunun için. Yine de bazen bu enteresan ihtiyaca cevap verememek zor geliyor. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dünya'nın 4. en hayvanca MSN Messenger kullanan toplumunun&lt;/span&gt; bir bireyi olarak çok alışılagelmemiş bir yalnızlık hissi yaşanıyor. Arkadaşım ve dostum diyebileceğin herkesin belli bir saatten sonra &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Offline&lt;/span&gt; olduklarını görüyorsun. Bunda yanlış bir şey yok. Arada elbette ki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;lütfen gitme&lt;/span&gt;" desen belki de seni sabaha kadar bekleyecek kadar iyi insanlar da var. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama insan bunu kendisinin talep etmesini istemiyor.&lt;/span&gt; Talep etmeyi istemediği gibi bir noktadan sonra bu insanın bir kanka olmasını da istemiyor dürüst olmak gerekirse. Seni hiç talep etmesen bile bekleyecek kimdir? Hep "o" diye sıfatlanan kişidir en sonunda. İşte diğer herkesin en çok da onun yokluğunda, saat 04:00'ü henüz geçmişken sen ve kendi hayatın baş başa kalıyorsunuz. Bu hiçbir zaman güzel bir uykuyla bitmemiştir. Özellikle onun gayet güzel uyuduğunu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ve bütün duygularını ipotek ettiğin gerçeğini umursamamasını&lt;/span&gt; biliyorken. İşte o zaman tekil olmanın ne demek olduğunu anlıyorsun. Bu arada belki de kızıyorsun bana sen sürekli kullandığım "insan" zamiri ile birlikte kişisel felaketlerimi sürekli üzerinize yıkıyorum diye. Anlayış göster lütfen. Ben bugüne kadar hep o güzel &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;MSN Messenger 7.5&lt;/span&gt;'i kullanıyordum. Ta ki g.tolog Microsoft "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Please install the newer version&lt;/span&gt;" diyene kadar. Sanki sana da lafı taşıyacak yer bulamayınca böyle saçma bir cümle kurmuşum gibi geliyor mu? Her neyse. Bu arada bugün aşağıdaki şeyi yazmaya çalışıp yarım bırakmışım. Bir tam haftadır bir b.k yazamamış biri olarak boşa gitsin istemedim, hem konuyla da ilgili..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="font-style: italic;"&gt; Benim bugün bir şeyler yapmam lazımdı. Bir şeyler ki ne olduğu katiyen fark etmeyecek. O derece rezil bir halde olduğumu bile bir yana koyup bir şeyler yapmalıydım. Aklımı dağıtmak için değildi bu sefer, tam tersiydi. Bir araya getirmek, anlamlı bir şey ortaya çıkartmaktı bana gereken. Kendimi işe yarar hissedebilmekti hepsinden çok. Belki de kıyaslama değil sadece buydu. Sonuçta kendimi bir mecraya kaptırıp kendimden bağımsız sürüklenmeyi bahane etme arayışı bile değildi. Zaten fazla yorgundum. Biraz olsun bunun için de suçluluk duyuyordum. Kendimi düşünmekten yorulmuş biri olarak görmek bana acı verdi. En son ihtiyacım olan kendim tarafımdan biraz daha eziyete uğramaktı ama başka bir şey yapacak gibi de durmuyordum. Sanırım en yakın kaçış olarak "moralim bozuktu" ama bundan da bıkmıştım artık. Yine de bunu mantıklı bir şeye çeviremedim. Sokakta yürüyordum en ilk akla geleni olarak. Vitrinlerden haz etmediğim zamanlardandı. Hayatımın büyük çoğunluğunda üzerime giymek zorunda kaldığım şeyi gösteriyorlardı çünkü. "Potansiyeli var ama kullanmıyor anacım" etiketiydi o da. Cidden bu yarı-aynamsı şeyde kendimi gördüğümde ben değil yarım kalmış sıfatlarım vardı. Dışarıdan böyle manalı şeyler yüklemeyecek oldukları kesin onlar insanlaraysa bir enkaz gibi görünüyordum. Ya da bana öyle geldi. Zira hemen elimi entelektüel bir şekilde çeneme götürdüm. Sanki çok meşgul ama bir o kadar da düzenli bir adamın zamanını planlaması durumundaydım. Güzel de rol yaptım hakkımı yemeyeyim. Tıpkı aklımda sürekli planlar yapıp bir şeyleri mütemadiyen yerine oturtuyormuşum gibi bir görüntü oluştu. Oysa aslında bir b.k yediğim yoktu. Bu meşgul erkeğin çekiciliği yalanına inanmak değil de daha ziyade "madem bir işe yaramıyorsun bari yarıyormuş gibi görün" düşüncesiydi. Öyle de yaptım. Böylece bir gün bu p.ç ettiğim zamanlar için daha bile fazla pişman olacağım. Öyle gibi anlaşılacak olsa da insanın kendi çıkamadığı halinden bıkması bir kompleks değil. Sadece can sıkıntısı, bir türlü bitemeyen. Ama artık böylesine bir melonkoliden de sıkıldım. Gerçekten. Gerçekten bazı şeylerden sıkıldım artık.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Bıktım ben bazı şeylerden artık&lt;/span&gt;. Mesela ilk aklıma gelen ne zaman "o" hakkında yazasım gelse kendimi tutup "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;zamanı değil, değil!&lt;/span&gt;" demem. Sanki çok anlamlı bir geleceği bekliyormuş gibi hepsi. Eskiden umutsuz olmak beni rahatsız ederdi. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yeni haber!&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Artık umut bağlanacak çok şey de yok! Her şey ya en başından beri kaybedilmişti ya da ummakla olmayacak şeylerdi.&lt;/span&gt; Bıktığım bir başka şey daha var aslında. Hani az yukarda hepsine karşı tekil olmaktan bahsetmiştim ya. Ben, tamamen kendimle kaldığımda bile o da var oluyor. Üstelik bunun farkına vardı varalı öylesine iyi bir kimse ki moralimi yüksek tutmayı görev edinmiş kendini türlü yalanlarla. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Burada bile artık beni mi yoksa hayatındaki (eski) çok iyi arkadaş figürünü mü düşünerek hareket ediyor bilmiyorum.&lt;/span&gt; Bazen başka bir arkadaşımın sarf ettiği şu "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;nefret ediyorum ben o kızdan, tek yaptığı senin ağzına s.çmak, üstelik iyi gibi görünerek, üstelik sen hala onu üzdüğünü zannedip kendine kızıyorsun&lt;/span&gt;" lafı aklıma geliyor. Olan biteni düşününce hak da veriyorum ama çok uzun sürmüyor. Kızıyorum kendime onun hakkında olumsuz düşünmeye yeltendiğim için. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Deniyorum bazen ama ben ona kızamıyorum&lt;/span&gt;. Bazen ondan önceki durumumu özler gibi oluyorum ama onunla birlikte olduğum hayallerimin gerçek olması fikrinin yanında çok çok sönük kalıyor. Her ne olursa olsun şimdiki halimi sevmiyorum. Ama sanırım çok uzun süremeyecek. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dev masal dev ironi ile nihayete ermeye doğru gidiyor&lt;/span&gt;. Bu onu bile koltuğuna çivileyecek kadar ironik bir son olacak. Hayır, kendimi kandırmıyorum. Olanlar bitenler bu yönde. Zaten benim hiçbir hikayem sıradan olamadı bugüne kadar. Marjinallik de yoruyor insanı bazen. Hatta &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sokayım marjinalliğe&lt;/span&gt;. Tam bu sırada aklıma gelen ve gayet uyan bir şiir geliyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Yağmuru sevdiğini söylüyorsun&lt;br /&gt;Ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun. &lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Güneşi sevdiğini söylüyorsun&lt;br /&gt;Ama güneş çıkınca gölgeye kaçıyorsun. &lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Rüzgarı sevdiğini söylüyorsun&lt;br /&gt;Ama rüzgar çıkınca pencereni örtüyorsun.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt; İşte bundan korkuyorum; çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; William Sheakspare&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img126.imageshack.us/img126/6702/bombs2dv3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img126.imageshack.us/img126/6702/bombs2dv3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi yalan söylüyormuş. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O zaman ben iyisi mi ben sevineyim&lt;/span&gt;. Nasılsa bir gün bir şekilde (artık ne şekilde olacaksa) işler "olması gerekene" yönlenir de "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ah eğleniyor kendi başına ah neşesi yeter&lt;/span&gt;" diyen ben olmam.&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Sonuç: Hala bir b.k yazamamışım.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-897850822946725675?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/Cc1Iu0Ev9Q4" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/Cc1Iu0Ev9Q4/s01e20avi.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/09/s01e20avi.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-3303274679398922987</guid><pubDate>Thu, 06 Sep 2007 15:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-09-06T20:02:57.270+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Boş Yazı</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img443.imageshack.us/img443/5593/boue3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img443.imageshack.us/img443/5593/boue3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ben bu yazıyı kendime adıyorum henüz ortada yazı bile yok iken. Gerçi bir türlü henüz ortaya çıkamamış şeyleri de kapsıyor sayılır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basitçe onlar olmayınca ben de yok sayılıyorum&lt;/span&gt;. Zaten &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Alamanya&lt;/span&gt; yenilince biz de yenilmiş sayılmamış mıydık? Daha var bu lanetin geçmesine. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neyse.&lt;/span&gt; Ben bu yazıyı kendime adadım ama bunun arkasında sebep olarak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;orgazmik bir ego tatmini arayışı&lt;/span&gt; yok. Hatta ve hatta tam tersi bir durum söz konusu. Ben bir gün bu kararsızlık takıntısı sahibi genlerimin başıma çok büyük bela açacağını biliyordum. Biliyordum da.. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;neyse.&lt;/span&gt; Yani sanırım eğer bu hayatımın en zor dönemi değilse ilk ikiye girer. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Üstelik o kadar rahatsız edici derecede güncel ki birinci sırada ne var hatırlamıyorum bile.&lt;/span&gt; Zaten albümlerin en güzel şarkıları genelde ikincileri olmaz mıdır? Bu da böyle bir şey işte. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neyse.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle ben de kendim kadar sıkıldığımı belli etmeliyim sürekli depresif yazılar yazmaktan. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Daha çok sıkıldığım bir şey varsa bu da gerçekçi olmanın mutlak olarak depresif olmayı gerekli kıldığı gerçeğine hiçbir iyimserlikle karşı konulamadığını kabul etmek&lt;/span&gt;. Parça bütün ilişkisine yorulabilir bu. Nitekim neredeyse her şey kötüyse ya da çoğunluğa karışıp kötü gibi geliyorsa o neredeyse dışı kategori müstesna kaldığı kadar önemsiz de oluyor. Bir yandan hayatta &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hayatları halihazırda gayet iyiyken daha iyisini elde edemeyip dellenen öküzlerden&lt;/span&gt; biri olmadığım için seviniyorsam da onların rollerinden birini büyük bir istekle tercih edeceğim de oldukça açık sanırım. Çünkü benim derdim farklı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kaybetmek&lt;/span&gt;. Zaten bunları okuyan pek çok insan için hiç yabancı olmayan bir fiil bu. Benzersizdir kaybetmek. Hiçbir şeyi kaybetmek bir diğerini kaybetmeye benzemez. Canlarım benimdirler onlar, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;her birinin acısı ayrı orjinaldir işte.&lt;/span&gt; Ben zaten yeterince şeyi kaybetmiş ve kaybetmeye devam eden hatta artık bu durumdan rahatsız bile olamayan biriydim. Ancak bu durum buna göre bile farklı. Hayatta neyin kaybı insana &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kelimenin hardcore manasıyla&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;koyar&lt;/span&gt;? Para kaybetmek? Muhtemelen. Birini kaybetmek? Kesinlikle. Aşık olunan insanı kaybetmek? Ben, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hele ki şu sıra, hiç cümle kurmayayım bununla ilgili&lt;/span&gt;. İnsanın kendi hayatında değer verdiği şeyleri kaybetmesi insanı perişan eder, bu açık. Yine de çok çok zor olsa da, çok çok uzun sürse de bir şekilde üstesinden gelinir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gelinir ulan!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya insanın kaybetmekte olduğu bunlardan bile daha önemliyse? Mesela kaybettiği "şey" &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kendisiyse&lt;/span&gt;? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hiç mecaz yapmıyorum&lt;/span&gt;. Direkt, bariz olarak zerre tariz amacı gütmeden söyledim. Diğer bütün kayıplar kişinin kendisinin dışında da bu durum çok farklı, çok daha beter. Özellikle kişi günden günde kendini mahfettiğinin farkındaysa, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;özellikle bu durum hakkında hiçbir şey yapamıyorsa&lt;/span&gt;, özellikle bu durumun yegane sorumlusu yine kendisiyse. İnsan kendi içinde kaybolabilir mi? Bu soruya geçen sene bu zamanlarda "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;git lan işine&lt;/span&gt;" diye cevap verirdim herhalde. Şimdi de aynı şekilde cevap veriyorum ama bu sefer umursamazlıktan değil, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yorgunluktan!&lt;/span&gt; Bu demek istediğim kişisel kontrolü kaybetmek ve ya bir tür çok kişiliklilik değil. Daha ziyade bok yolunda gitmekte olduğunun farkında olmak ve seni sürükleyen zamanı kontrol edemediğin için kendini kurtarmak adına yapılabileceklerin yalnızca senin tarafından yapılabileceğini bilmek ama ne yapacağına &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;karar verememek&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Oh!&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir&lt;/span&gt; lafını ilk çıkaran adama psikolojik şiddet uygulayasım var. Bu arada bu hikayenin henüz değinmediğim başka bir muhteşem yanı daha vardı ki o da şudur; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kararsızlıkta kaldığın iki yoldan birini seçmek zorundasın ama seçtiğin yolun sonuna vardığında pişman olman yüksek bir ihtimal ve hangisinde bunun olacağını ön göremiyorsun da. Riske ettiğin şey de kendinin ve yaşamının tamamı, hadi bakalım.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; (Asıl şimdi) Oh!&lt;/span&gt; En ufak bir mübalağ yaptıysam Lars Ulrich olayım.. Bu hal öyle fena ki. Hakikaten &lt;span style="font-style: italic;"&gt;öyle haller içinde ki halim Türkçe'ye çevirmeye yok mecalim.&lt;/span&gt; Diğer kayıplar için yapılan şeylerin bile bir işe yaramaması mesela. Damar müzik dinlemek ya da günlük sıvı yüketiminde alkolün oranını rekor düzeyde arttırmak "normalde" yapılanlardır. Ama burada işe yaramıyor. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bir dakka lan ne yapıyorum ki ben bu sadece durumu daha da boka sardırır&lt;/span&gt;" diyorsun, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;diyorum&lt;/span&gt;. Çünkü başka bir şeyi kaybettiğinde sadece bunu atlatabilmeye uğraşırsın oysa kendini kaybediyorken durup mantıklı düşünmen gerektiğini biliyorsundur acı devam ederken. Pek ifade edemediğim durumu olmayan biyoloji bilgimle toparlayayım. Stoplazması çıkarılan hücre yaşar ama çekirdeği çıkarılan hücre gebermeye mahkumdur. Merkezindeki yok olan diğer her şeyin sonu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de böyle bir haldeyim işte. Bir süredir, uzun sayılabilecek bir süredir. Üstelik işlerin beni bekleyeceği zaman da doldu ve öteye geçti. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beni beklemediler tabi.&lt;/span&gt; Bende geride kaldım, günden güne artan bir stresle. Bunun sonu nereye varacak cidden bilemiyorum. Ya da sonunda ne olacağını. Yüksek ihtimal &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bir geçmiş olsun, bir keşke, bir de çok geç olacak&lt;/span&gt;..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-3303274679398922987?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/XfNG2i-BI7k" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/XfNG2i-BI7k/bo-yaz.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">8</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/09/bo-yaz.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8977659106849543413</guid><pubDate>Mon, 03 Sep 2007 10:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-09-03T21:03:36.904+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Daha Enteresan Başlığa Gerek?</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img505.imageshack.us/img505/62/untitled2ks3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img505.imageshack.us/img505/62/untitled2ks3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Galiba aklımdan ilk geçen tuhaf bir "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;ama sen bitmiştin&lt;/span&gt;" oldu bu sabah. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tatsız, rahatsız, yorgun, uyanamamış, acelesi olan bir sabah bu durum için en beklenmedik en uygunsuz zaman olurdu zaten&lt;/span&gt;. Aklın tamamen başka işlerle meşgul olmak zorunda kaldığı, hafif stresli, bolca uykulu bir sabahın insanların bütün o yalan öğleden sonra renkli/parlak yansımalarını yıkadığını, geriye yalnızca oldukları şeyi, kendilerini bıraktığını gördüm. Ben bu sabah onu gördüğümde ikimiz de olabilecek en sade hallerimizdeydik. İkimiz de bir yerlere belli zamanlar içerisinde ulaşmaya çalışıyorduk. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tamamen sıradan bir haldeydik&lt;/span&gt;. Ben dolmuştaydım, o ise hızlı adımlarla gidiyordu. Ayrıldığım, üzerinden çok zaman geçen ve hakikaten unuttuğum birini tekrar görmek beni &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;neden bu kadar etkiledi bilmiyorum&lt;/span&gt;. Belki ben onunla bu kadar normal bir şekilde karşılaşmayı ummuyordum, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;belki karşılaşmayı hiç ummuyordum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı bıraktığım gibiydi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hala bana duyu organlarımdan şüphe ettirecek kadar güzeldi.&lt;/span&gt; Sanırım zamanla yegane &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Syd Barrett'laşan&lt;/span&gt; ben olmuşum. Çünkü o bir türlü değişmeyen tatlı ifadesiyle sarı saçları rüzgarda uçuşa uçuşa yürüyordu. Bense yüzümde bir türlü değişmeyen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bir katı hass.ktr ifadesiyle&lt;/span&gt; oturuyordum. Ancak mevzuyu mevzu yapan şeyin bunlarla en ufak bir ilgisi dahi yoktu. Ben onu öylesine unutmuştum ki a&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;deta dünya üzerindeki varlığını reddeder&lt;/span&gt; hale gelmiştim. Sonuçta "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim için öyle biri yok artık&lt;/span&gt;" idi. Öyle çok zor bir ayrılık olmamıştı da. Gerçi hangi ayrılık kolay olmuştur ki? Mutlu aşk var mı yok beni ilgilendirmiyor şu an ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kesinlikle mutlu ayrılık diye bir şeyin olmadığını&lt;/span&gt;, olamayacağını, biliyorum. O yüzdendir unutmak zorunda kalıyorsun. Kolay değil beyninin sol yanı olmuş birini bir anda yok edebilmek. Ben sevgili olduktan sonra arkadaş olunabildiğine de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;inanmıyorum&lt;/span&gt; açıkçası. Biriyle belli bir seviyeye çıktıktan sonra orada geriye dönülmüyor. Sonuçta gayet üst düzey, gayet çift kişilik bir 20. kata varmışsın, tekrardan alışılagelmiş bir ortak kullanım alanı olan 4. kata nasıl inebilirsin. Bu yüzden ayrılık zor ve ayrılıktan sonra arkadaş kalınmıyor. Çünkü o 20. kata vardıktan sonra eğer işler yürümemeye başlarsa bir tek seçeneğin var; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;aşağı atlamak&lt;/span&gt;. Sanki ben hep bu kadar etkilenmişim gibi geliyor bana. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sanki ben oradan atladıktan sonra önce kendime gelmeyi başarıp ardından kendime bana ait olan bir yer yaratmak zorunda kalıyormuşum gibi, o sadece durup katına gelecek yeni birini beklerken&lt;/span&gt;. Zaten her zaman &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ben misafirim bu şehirde, bir el sallarsın yeter hareket vakti gelince&lt;/span&gt; değil midir? Üzerine sanki çok büyük bir onur sahiymiş gibi&lt;span style="font-style: italic;"&gt; sen yine olduğun gibi kal, benim için sakın değişme&lt;/span&gt; demeye gerek yok. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Onların zaten umurunda bile değil&lt;/span&gt;. Mesela o da benim hayattaki hatalarımdan biriydi. Bana bunları yaşatan birini sevmeme sebep olan biri olması yüzünden. Madem neden bu kadar etkilendim ben? Bensiz yaşadığı hayatına şahit olmak, benim onsuz olmam ve ya böyle bir şey değil. Ben gerçekten unutabilmiştim onu. Hatta üzerine aşık bile olabilmiştim, hem de çok fena şekilde. Ama işte beklenmedik bir anda onu normal haliyle görünce içimden farkına bile varmadan "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;ama sen bitmiştin&lt;/span&gt;" diye geçirdim. Ben onu bitirmiştim, bitmişti o. Oysa &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gayet hayattaymış..&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çocuksu bir kabullenmemeydi&lt;/span&gt; bu sabahtan bağımsız olarak. Hiçbir şeyi nüksetmedi. Yine de insanın midesi ile diyaframı arasında çiğ ekmek hamuru tıkanması hissini yaşattı oldukça. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aslında bütün gün onu düşündüm&lt;/span&gt;. Onu ve beni. Bir onu, bir beni. Sonra gülümsedim. Bir günlük yazısı okuyunca yaşanan kabullenme gibi oldu. Güzel mi oldu pek umurumda değil. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu sadece bir tür flashback'ti benim için.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an sesini duyar gibi olduğumda bunun benim hayal gücüm olduğu benim için bile çok açıktı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Keşke&lt;/span&gt;" diye üzülmedim. Sadece &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;biriyle bu kadar şey yaşadıktan sonra insanın neden aklına ilk yaşayamadıkları gelir&lt;/span&gt; diye düşündüm. Ben bugün onu gördüm. O herhalde görmemiştir beni. Zaten toplam &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5 saniye falan&lt;/span&gt; sürdü hepsi.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-8977659106849543413?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/1lSoavW9hjs" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/1lSoavW9hjs/daha-enteresan-bala-gerek.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">7</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/09/daha-enteresan-bala-gerek.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7185433601621842452</guid><pubDate>Sun, 02 Sep 2007 10:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-09-02T16:04:34.072+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Thirteen Tales From Urban Bohemia</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img245.imageshack.us/img245/9529/327936xk9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img245.imageshack.us/img245/9529/327936xk9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;2000'lerin en iyi albümleri sayılacaksa akla neler gelir? Herhalde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Coldplay&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;A Rush of Blood to the Head&lt;/span&gt;'i, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The White Stripes&lt;/span&gt;'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Elephant&lt;/span&gt;'ı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kid A&lt;/span&gt;'si, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Outkast&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Love Below&lt;/span&gt;'u ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Strokes&lt;/span&gt;'un&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Is This It?&lt;/span&gt;'i ilk hatırlananlar olacaktır. Bu saydığım grupların her biri bugün mesih olarak kabul ediliyor kendi tür camiaları tarafından. Her biri dev kitleleri peşinden sürükleyen ve "kurtarıcı", "ilah" gibi sıfatlar alan insanlardan oluşmuş durumda. Kanımca &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hala hiçbiri ve hiç kimse henüz 90'lardaki 80'lerden sıyrılma kadar kesin ve yenilikçi bir şey sunamamış&lt;/span&gt; olsa da bu grupların ürettikleri müziğin taş gibi olduğu bir gerçek. Örneğin bu saydığım gruplar içerisinde en orjinal olmayanı Coldplay'dir ama Coldplay'i çok severim. Zaten &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kulağa güzel gelmesi kriterini bir yana bırakıp sırf yenilik, sırf marjinallik araya araya yalnızca elektronik müzik dinler hale gelen ve "indie" başlığı altına her müzik türünü alan biri&lt;/span&gt; olmadığım için de gayet mutluyum. Ancak bugün burada üzerine kelam edeceğim şey ne kişisel müzikal yönelimlerim ne de mainstream müziğin yarattığı kahramanlar. Hayır, bu değeri kesinlikle bilinmemiş bir albüme/gruba ufak bir ithaf yazısıdır.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.weblebi.com/xPxbOB9PaEPlnMOnZDLvVQ.wim"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://www.weblebi.com/xPxbOB9PaEPlnMOnZDLvVQ.wim" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Dandy Warhols&lt;/span&gt;'un üçüncü stüdyo albümüydü &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Thirteen Tales From Urban Bohemia&lt;/span&gt;. Ben de henüz birkaç gün önce edindim. O zamana kadar iki şarkıyı biliyordum albümden; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bohemian Like You&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Neitzsche&lt;/span&gt;. O zamanlar da bu şarkıların indie-rock'ın zirvesi olduğunu düşünürdüm (evet çünkü Franz Ferdinand &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;brit-rock&lt;/span&gt;'tır, indie değil..) Albümü dinledikten sonra aklımda kalan şey çok kısa bir cümleye sebep oluyordu, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;vay be&lt;/span&gt;". Çünkü ortadakü müzik yalnızca güzelden öteydi. Tasviri pek mümkün olmayan bir şeydi. Hani bazen çok şey hisseder ama ne hissetiğini bilemezsin ya, bu da aynen öyle bir albümdü. Yine de bir denemem gerekirse şöyle ifade edebilirim sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;blockquote&gt;Metallica'nın The Black Album'deki hacimli/tok sound + Grunge ve Punk arası ama Punk'a daha yakın bir müzikal enerji + Trent Reznor tarzı vokal + nicelik ve nitelik olarak çok distortion + marjinal sözler + Indie tabanı + Pink Floyd saykodelizmi + hüzün + yabancılaşma + endorfin.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta ortaya çıkan şeye sanırım en doğru tanım "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Saykodelik Pop&lt;/span&gt;". Peki saykodelik bir pop olur mu? Pop saykodelik olabilir mi? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Olur, oluyormuş&lt;/span&gt;. Hem de çok güzel oluyormuş. Belki bu şimdi diyeceğim abartılı daha doğrusu fazla kişisel bir yargı gibi gelecek ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bu albümün değer olarak Pearl Jam'in Ten'inin yanında yer alması kesinlikle ayıp olmaz&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Thirteen Tales From Urban Bohemia&lt;/span&gt; müziğiyle, sözleriyle, derinliğiyle, bütünlüğü ile kendi çağının çok ilerisinde bir albüm. İçinde her iki tip post-modern rock dinleyicisi için de şeyler barındırıyor. Hem bir yandan köklerine sağdık bir sound hem de deneysel tınılar. Albümün tepe noktasının hala sözleri toplam iki cümleden, &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;I want a God who stays dead not plays dead. I, even I, can play dead&lt;/span&gt;, oluşan Neitzsche olduğunu düşünüyorum. Zaten albümün ilk üç şarkısı bir şarkı aslında ve Nietzsche bu üçlemenin son ve en taş üyesi. Bu şarkılar sırasıyla &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Godless, Mohammed &lt;/span&gt;ve&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Neitzsche&lt;/span&gt;. Bu saykolik intronun ardından gelen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Country Leaver&lt;/span&gt; arkasından gelen şarkılar gibi daha moralli bir sound'a sahip. Taa ki sekizinci şarkı olan Sleep'a kadar. Bu şarkının hala &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;No Surprises'ın üvey kardeşi&lt;/span&gt; olduğunu düşünmekteyim. Çalıntı falan manasında değil. İkisi de aynı frekansta yayım yapıyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yine de albüm insanı ne kadar üzerse üzsün Bohemian Like You çalarken hüzünlü olmak nerdeyse imkansız.&lt;/span&gt; Blues'a yakın bir outro olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Gospel&lt;/span&gt; ile nihayete eriyor bu 56 dakikalık müzikal zevk-ü sefa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu albümün değeri belki bir gün, herhalde asla, anlaşılacak. Sadece &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bir Vodafone reklam cıngılı&lt;/span&gt; olarak hatırlanacak olması tek şeyin bu kült olması gereken albümden üzücü elbette. Özellikle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Andre 3000&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;çağımızın Hendrix'i&lt;/span&gt; olarak taçlandırılırken, özellikle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arcade Fire&lt;/span&gt; ilahlaştırılırken.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Dandy Warhols&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.savefile.com/files/1023517"&gt;Godless + Mohammed + Neitzsche + Sleep + Bohemian Like You&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.savefile.com/files/1023517"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-7185433601621842452?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/L0uf_1AUMzk" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/L0uf_1AUMzk/thirteen-tales-from-urban-bohemia.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/09/thirteen-tales-from-urban-bohemia.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-3619961018761473131</guid><pubDate>Thu, 30 Aug 2007 20:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-31T01:21:55.157+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Maux de la Nuit, Crainte..</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img53.imageshack.us/img53/222/3915871918cfc855ab4jo3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img53.imageshack.us/img53/222/3915871918cfc855ab4jo3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Neredeyse bir aydır "kişisel" diye yazı yazmamışım. Bu demektir ki neredeyse &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bir aydır&lt;/span&gt; senin hakkında bir şey yazmıyorum. Önceleri asla sonu gelmeyecek gibi hissettiren cümlelerin böyle tıkanmış gibi göründüğüne bakma. Hatta onlar, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;senin göreceğin yanından süzülenler, asıl içimde, içimde yüzdüğün bir deniz var&lt;/span&gt;. Ben hala &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu kalabalığın içinde yapayalnız hissetmektense, sensiz hissetmektense, dünyanın bir ucunda tek başımayım&lt;/span&gt; sözünü gururla giyerim. Kendime o zaman neden diye sormama gerek yok çünkü sebebi biliyorum. Hani &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bazı hayaller vardır daha kurulurken biten&lt;/span&gt;. Bu durum tam öyle değil. Bu daha çok &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ifşa edilince değersizleşen hayaller&lt;/span&gt; gibi. Ben hala hayal kuruyorum bu son savunduğuma inat. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mütemadiyen hayal kuruyorum&lt;/span&gt;. Onların içinde yer alırken plan bile yapıyorum. Kestirmeye çalışıyorum iyi senaryo ve kötü senaryo olarak geleceği. Vazgeçemediğim iki huyum var bunu yaparken. Birincisi kendimi bu hayallerin içine koymak, ikincisi ise &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;seni bu hayallerin dışında tutamamak&lt;/span&gt;. Acaba derinlerde neleri düşlemeye kadar varabildiğimi bilsen fersah fersah kaçar mıydın benden? Yoksa sarılır mıydın hiç yapmayacağını düşündüğün gibi. Biraz olsun &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bir gün bir çılgınlık edip seni sevdiğimi söylesem&lt;/span&gt; lafına benzedi. Onun da sonu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;alay edip güler misin yoksa sen de sever misin&lt;/span&gt; diye bitiyordu. Ben &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ettim o çılgınlığı&lt;/span&gt; biliyorsun. Belki de fazla çılgınlık ettim ve bana yeterince kalmadı. Özgürlüğümü sorumlulukla takas ettim zira. Ancak pişman olmadım. Bana &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;acı veren bir özgürlüktü&lt;/span&gt; senin haberinin olmaması. Şimdi sahip olduğuma inanmak istediğim sorumluluk ise olan bitenden artık haberdar olman. O yüzden gidişatına gayet uygun olsa da bunu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim belki de gizli bir bildiğim var elbette ağlarım benim can kırıklarım var&lt;/span&gt; diye sürdüremem. Gizli bir bildiğim yok artık çünkü. Olduğu zamanlarda burası bir ağlama duvarıydı zaten. Şimdi daha iş yerine, ağırlıklı olarak müzik dükkanına benzer oldu. Yine de senden bahsetmiyormuşum gibi görünmesi battı bana. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Seni senin yerine tribe yatacak kadar seviyor&lt;/span&gt; olmanın anormal bir faaliyet olduğunun bilincindeyim ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sırf içinde sen geçtiği için bile&lt;/span&gt; gurur duymamı sağlıyor. Ama artık ne &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;sen&lt;/span&gt; ne de &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;o&lt;/span&gt; sıfatıyla bir şey yazsam eskisi gibi olur. Eskisi gibi olmasın da zaten diyorum aslında. Başlık bunun bir devam yazısı olduğunu müjdeliyordu, yani hiç değilse bana. O kadar lokal, o kadar kişisel bir blogdur bu. Orada iki fark gözünle çarpışmış olsa gerek. İlki ülser gibi bir sabahta yazılmıştı ve teması &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;acıydı&lt;/span&gt;. Bu ise unplugged gibi bir gecede yazıldı ayrıca teması &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;korku&lt;/span&gt;. Korkunun da baya bir süre biteceği yok gibi görünüyor, tıpkı bana hissettirdiğin diğer tüm heyecanlar gibi. Korkular çeşitli. Yanılmaktan korkuyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fazla umutlu olmaktan korkuyorum&lt;/span&gt;. Fazla karamsar olmaktan da aynı şekilde. Bunlar olur biter bir şekilde de zaten &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;en büyük korkum dibini görememek&lt;/span&gt; bu hikayenin. O kadar hayal kurdum, hala da kuruyorum dedim ya. Onlar hep süreç hayalleri. Yanlış saymadıysam &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;451&lt;/span&gt; kadar farklı hayal ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hiçbirinin belirgin bir sonu yok&lt;/span&gt;. Sonra zaten oluruna bıraktım, sanki başka bir seçeneğim varmışcasına. Bir yandan da her şey bittiğinde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;küçük bir aşk yetiştirdim düzene yenik düştü&lt;/span&gt; ve ya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;beni sevmezsen yağmurları sev, sen sev yağmurları yağmurlar yağsın üzerime&lt;/span&gt; demekten de korkuyorum. Belki &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;vazgeçtim dünyadan&lt;/span&gt; bile diyebilirim. Şu baya bir uzun olan süre boyunca da bilemeyecek olmak da ayrı bir derttir aslında. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bırak diyorum şu küçücük resmi, yetmez bize bu küçük esinti&lt;/span&gt; ama ne fayda sağlıyor ki bağırıp çağırmak. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Nereye gider bu aşk?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bu Fransızca başlıklı yazıların daha devamı olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(bkn: &lt;a href="http://okunmayan.blogspot.com/2007/07/maux-de-la-matin-douleur.html"&gt;Maux de la Matin, Douleur..&lt;/a&gt;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-3619961018761473131?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/kVXxbHxA7UE" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/kVXxbHxA7UE/maux-de-la-nuit-crainte.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/maux-de-la-nuit-crainte.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8820842109823829422</guid><pubDate>Tue, 28 Aug 2007 13:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-28T18:04:09.420+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Duman Neden Çok Sevilir?</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img512.imageshack.us/img512/6288/361369ro9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img512.imageshack.us/img512/6288/361369ro9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Duman an itibariyle Türkiye'nin en çok bilinen/en çok dinlenen/en çok sevilen/en çok hayranı olan/en çok &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;reşit olmamış dişi&lt;/span&gt; hayranı olan/en çok &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;reşit olamayacak erkek&lt;/span&gt; hayranı olan.. diye giden pek çok etiketi taşıyan grubu olsa gerek. Şimdi yazının asıl maksadını ifşa etmeden önce birkaç şey söylemem gerekli. Bir, ben eskiden Duman için "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;3 akorlu basit şarkılar yazan bir grup&lt;/span&gt;" diyen insan ırkına dahildim. İki, Duman'ı hala Türkiye'nin en iyi rock grubu olarak görmüyorum. Üç, genelleme yaparsam Duman'ın hayran kitlesinin önemli çoğunluğu&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; salak&lt;/span&gt;! Peki bunların az aşağıdakilerle ilgili ne? Hiçbir şey! O zaman sözü daha fazla uzatmadan.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Duman'ı farklı kılan ne?&lt;/span&gt; Üzerine çok uzun kelam etmek lüzumsuz bence. Duman dinleyen herhangi birinin vereceği cevap yeterli olacaktır zira, "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;çünkü damar&lt;/span&gt;". Zaten üzerinde kafa yorulması gereken grubun müziğinde bu damarlık faktörünün nereden geldiği. Bunu anlayabilmek için önce hayran kitlesine dikkat etmek gerekiyor. Çok büyük kitlelerce kabul edilmiş olmalarına rağmen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Duman'ın Cem Yılmaz'dan farklı tarafları var&lt;/span&gt;. Çünkü Cem Yılmaz hayranı olan birini tanımadan kategorize etmek olanaksızdır. Herhangi bir sosyo-ekonomik kesimin herhangi bir ferdi olabilir. Ancak işte burada kesin olan bir nokta var ki Duman dinleyen birinin az ya da çok ama mutlaka &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;rock&lt;/span&gt; müzikle bir münasebeti vardır. Yani bütün hayatını &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Serdar Ortaç&lt;/span&gt; dinleyerek geçirmiş bir denek Duman'ın müziğini büyük ihtimalle sevmeyecektir, zira içinde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;elektro-gitar&lt;/span&gt; vardır. Yani kitle bu. Kitle yıllar içinde sayıları katlanarak artan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Türk rock dinleyicileri&lt;/span&gt;. Bu kitleyi de Duman'ı sevenler ve sevmeyenler olarak ikiye ayırmak mümkün. Sevmeyenler neden sevmiyor? Sevmeyenler bu müziği &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;basit, özelliksiz, saçma ve gereksiz&lt;/span&gt; görenler. Burada taşlama yapıyormuşcasına konuştum ama demek istediğim o değil. Yoksa benim de şahsen basit, özelliksiz, saçma ve gereksiz bulduğum örneğin bir &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Demet Akalın yaratığı&lt;/span&gt; var, kişisel zevkler. Sevmeyenler ayrıca "özellikli" olarak gördükleri müzikleri dinlemekten ego tatmini yaşayan insanlardır. Bunların az bir kısmı da dinledikleri bu nitelikli müziklerin, bkn: Pink Floyd, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kendilerini de nitelikli kıldığını zannederler&lt;/span&gt; ayrıca Duman sevmeyen herkes mutlaka Mor ve Ötesi dinler. Sevmeyen kitleyi kısaca dürttük. Seven kitleyi bu müziğe çeken ne ki? Neden Duman dinleyicileri için Duman'dan sonra her grup "daha az damar" dır? Neden Duman dinleyicileri Duman'ın müziğini &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;itici değil içten&lt;/span&gt; bulurlar? Neden Duman "en harbi grup" olarak kabul görür? Bunun için az daha kazı yapmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2059&lt;/span&gt;'dan önce Türkiye'de doğup büyüdüyseniz şimdi diyeceklerim size hiç de yabancı gelmeyecektir. Bu ülkedeki her bireyin ister istemez "kazandığı" bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;arabesk kültürü altyapısı&lt;/span&gt; var. Bunun oluşmasının etkenleri pek çok. Yalnızca çocuklukta bilinç altına kazınan müzikler ve filmlerden değil. Onların da önemi çok büyüktür ancak onlardan öte bu arabeskin bir tür yaşam biçimi olarak tezahür etmesine mutlaka herkes tanık olmuştur. Çünkü herkes hayatında en az &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;190&lt;/span&gt; kere dolmuşa binmiştir. Bunun gibi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;algısal sebepler ve zihnin derinlerine kazınan izler bir yere kaybolmuyor&lt;/span&gt;. Tıpkı kalan diğer izler gibi. Bundan sonra yazacaklarım açıkçası &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tespit&lt;/span&gt; değil &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tahmindir&lt;/span&gt;. Ben bu arabesk çiziklerini kafamda taşıyan ama arabeskten kesinlikle haz etmeyen biri olarak kendi gözlemlerimi an itibariyle ileri götüreceğim yalnızca. Mesela bu örnekte olduğu gibi arabesk sevmeyen biri, ben. Yine de bu kültürel kalıntılara (ki bir toplumun kültürel tabanının buna dönüşmüş olması ayrıca kaygı sebebidir) karşı çıkmak pek de mümkün değil. Çok açık bir örnek vermem gerekirse, metal şarkılarının bağlama ile çalınması kulağa güzel geliyor. Uzayan lafın kısası Duman'ın müzik türünün tanımında gayet açıkça beliriyor; "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;arabesk-grunge&lt;/span&gt;". Tabi şimdi "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;zaten grunge da gavur arabeskidir&lt;/span&gt;" diyenler çıkabilir. Onlara depresif her müzik türünü kendi alışık olduklarına indirgemeye çalıştıkları ve "indirgemek", "algı" gibi kelimeleri bilmedikleri için "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;çıkın lan dışarı&lt;/span&gt;" diyorum. ..ve devam ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında eğer arabesk-rock diye bir tür varsa bunun ağa babası &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Erkin Koray&lt;/span&gt;'dır. Ancak Erkin Koray'ın o kadar da dinleniyor olmadığı açık. Burada karışımın nasıl yapıldığı önemli. Erkin Koray şarkılarında ton daha ziyade arabeske yakındı. Oysa Duman müziği &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;rock'ı arabesk yapmıyor, arabesk'i rock yapıyor&lt;/span&gt;. Böylece ortaya çıkan şarkıların rifflerinde, ritimlerinde, melodilerinde ve vokal tekniğindeki bu alt yapı insanların kafasında derinlerde kalmış &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;o izleri uyarıyor&lt;/span&gt;. Rock müzik seven biri için "acı müziğinin" en geçerli karşılığı Duman oluyor. Elbette pek çok insan Duman'ı içinde bu tarz öğeler bulduğu için dinlemiyor. Zaten &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;olay bunun pek farkında olunmaması&lt;/span&gt;. Duman'ın müziği dinlenirken aşina olunan bu kökler insana "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;işte budur&lt;/span&gt;" dedirtiyor cidden. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kulağa damar geliyor mu? Köküne kadar! O zaman problem yok.&lt;/span&gt; Yine de grubun sadece bundan beslenerek bu noktaya geldiğini savunmak da abartılı olur. Sonuçta bu adamlar (genellikle Kaan Tangöze) sağlam şarkılar yazıyor. &lt;a href="http://www.tekmetokat.org/"&gt;Oky&lt;/a&gt;'nin de dediği gibi "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Her yabancı grubun yerli bir kırması vardır&lt;/span&gt;" önermesi doğru olsa bile Duman için "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Türkiye'nin Nirvana'sı&lt;/span&gt;" demek en edepli tabirle "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bi' s.ktir git lan&lt;/span&gt;" denilesidir. İlla benzetilecekse etkilerinden dolayı "saykodelik" dönem gruplarına benzetilmesi çok daha yerinde olur. O yüzden Kaan Tangöze Kurt Cobain ve ya David Gilmour değil. Çok daha fazla &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neil Young&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Orhan Gencebay&lt;/span&gt; "kırması" bence. Tabi Duman'ı bu kadar çok sevilen kılan yanlarından biri de hiç kuşkusuz tavırları. Ağzına "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;baba naber ya&lt;/span&gt;" lafı yakışan insanlar vardır. Bu grup insana bu duyguyu veriyor. Meyhaneye de bara da giden adamlar, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;maksat içelim güzelleşelim&lt;/span&gt;. Sonuçta dev bir grup değil gayet çıkıp müzik yapan harbi herifler olarak görünüyorlar insana. Bunu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mor ve Pipisi&lt;/span&gt; için söyleyebilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;arabesk artık inkar edip arınabileceğimiz bir şey değil&lt;/span&gt;. Uygun bir kılıf altında gayet de seviliyor. Yoksa arabesk'e dayanamayan hanım kızlarımızın Duman çalınca bağıra bağıra &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çile Bülbülüm&lt;/span&gt;'ü ve ya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Olmadı Yar&lt;/span&gt;'ı söylemeleri nasıl açıklanabilir? Duman dinleyicilerinin kültürel birikimlerinde&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; arabesk&lt;/span&gt; ve (bahsetmemiş olsam da çok önemli bir oranda) &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gazel&lt;/span&gt; bulunmasından dolayı her zaman "en damar müzik" olarak kabul görecek. Bunun inkar edilmesi gereken bir yanı yok. Kaç tane &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ah&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Haberin Yok Ölüyorum&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hatun&lt;/span&gt; gibi şarkı sayılabilir ki?&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not 1&lt;/span&gt;: Mor ve Ötesi'ni severim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not 2&lt;/span&gt;: Türkiye'nin en iyi rock grubu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kurban&lt;/span&gt;'dır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-8820842109823829422?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/Kzo_ghTp9R0" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/Kzo_ghTp9R0/duman-neden-ok-sevilir.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">12</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/duman-neden-ok-sevilir.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-6356485237503363732</guid><pubDate>Fri, 24 Aug 2007 17:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-25T01:09:00.857+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikaye</category><title>Zengin Olmak Değil Salak Olmak Suçtur</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img214.imageshack.us/img214/3170/salakgv7.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img214.imageshack.us/img214/3170/salakgv7.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;O kadar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;zengin&lt;/span&gt; bir kızdı ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bana kıyasla&lt;/span&gt;. Herhalde şu çok iyi kazanan annesi ile babasının maaşları arasındaki fark, hatta aylık tuvalet ürünleri harcamaları bile benim annem ile benim babamın maaşları toplamından fazlaydı. Biz değildik &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;fakir&lt;/span&gt; olan. Sadece onun götüne çok para gitmesi gerekiyordu. Kim demiş sadece kağıt diye. Götü değerliydi genel anlamdı. Biz değildik &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;fakır&lt;/span&gt; olan. Oysa bizdik &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kabriyo&lt;/span&gt; yerine &lt;span style="font-style: italic;"&gt;heçbek&lt;/span&gt; arabaya binen, onunla bir yere gidip gelen, onun bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Renault 19&lt;/span&gt; olmasına şükür eden, gidip gelecek bir dost yanlarımız olduğuna şükür eden. Türkçe'yi severim. Sonuçta hem o kızın da hem de benim isteği &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;götürülmek&lt;/span&gt; değil mi arabadan? Bizim kıçlar sadece nakliye edildi. Onunki ise özenle götürüldü. Hayatında &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hiç dolmuşa binmiş midir&lt;/span&gt; acaba? Hiç dolmuşlardaki o eşşiz &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Türkiye portrelenmesine&lt;/span&gt; tanık olmuş mudur? Genciyle yaşlısıyla, salağıyla akıllısıyla, ter kokanıyla çok ter kokanıyla mesela. Hiç orta sıranın ortasında oturmak zorunda kalıp sürekli yağlı para uzatıp geri yollamak zorunda kalmış mıdır? Hiç bunları yaparken gelecek ayın ilahı maaş gününe ailesinin ne badirelerden sonra gelebileceğini düşünmüş müdür? Hiç öyle bir ailesi olmuş mudur? Acaba ona "toplu taşım" desem "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;aa tek taş mı aldın?&lt;/span&gt;" diye sorar mı? Ya da uzayın hesaplarında matematiksel bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;über-hata&lt;/span&gt; olsa ve biz onunla "sevgililer" olsak. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;O&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ben&lt;/span&gt;. O ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;memur çocuğu&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Salak, bok gibi para sahibi kı&lt;/span&gt;z ve ben olsak ve ben hala bu boktan bıkmamışken &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;14 Şubat&lt;/span&gt;'a kadar gelse takvim. Ben ona bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;çakıl taşı&lt;/span&gt; bulsam. Ona götürsem. Desem "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;benim için tek taşın değeri değil anlamı önemlidir&lt;/span&gt;". Peki tepkisi "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ayy maal&lt;/span&gt;" dan daha ileri bir düşüncenin dillenmesi olur muydu? Arkasını dönüp gitse &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kabriyo&lt;/span&gt; arabalı bir &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Yonja-Male-Orospusu&lt;/span&gt; bulması kaç dakika sürerdi? Benim hayatta devamlı yaratmaya uğraştığım uzatma dakikalarından daha mı kısa? Yoksa çok olsa &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bir kısa Camel'ın bitmesi kadar&lt;/span&gt; mı? O nikotin kederden tüketilir. O ciğerler kederden tüketilir. Peki o &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kabriyo&lt;/span&gt; arabanın bilmem kaçbin "avroluk" müzik sistemi ömrü hayatında hiç &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Led Zeppelin&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mozart&lt;/span&gt; ve ya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B.B. King&lt;/span&gt; çalmış mıdır? Açıkçası umurumda bile değil. Umurumda olan kısım; o bir kızdı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O bir erkek olamazdı&lt;/span&gt;. O sanki ondan bir eski sevgili gibi bahsettiğim için erkek olamazdı diye bir şey yok. Ne sevgili olması?! Tanrı korusun! O bir kızdı çünkü bir erkek olsa sadece bir erkek olurdu. Sadece bir gereksiz oksijen ve su tüketicisi olurdu. Sadece yanımdan geçip gttiğinde çevresindeki hayatı gerçek zannetmesine acıdığım biri olurdur. Yok. O bir kızdı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bayadır tanıdığım bir kız&lt;/span&gt;. Zengin bir kız, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;salak&lt;/span&gt; bir kız. Oysa ben zengin olunmasından nefret etmem ki. Bana ne! Ben mi karışacağım insanların maddiyatına? Tabi ki hayır! Ama zenginliğini salaklığı ile dengeliyordu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben akıllıca kullanacak para bulmak için kıçımı yırtarken o salakça para harcayacak yer arıyordu&lt;/span&gt;. Her zaman böyle oldu. Ben yoktan var etmeye uğraşırken o elinde olanları yok etti ve hiçbir şey olmadı. Çünkü her zaman yenisini, daha yenisini alacak olanağı vardı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Geleceğini düşünmek zorunda olmaması iki günden öte geleceğini düşünmemesini haklı çıkarır mıydı?&lt;/span&gt; Peki benim geleceğimi düşünmekten şimdiki zamandan iki saniye bile çalamamam beni haklı çıkardı mı? Yoksa tanımadığım bir yaşlı adamın yıllar önce dediği "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;haklı olmak bir boka yaramaz bu hayatta&lt;/span&gt;" lafı doğru muydu? Yolun üçte birini tamamlamaya giderken ben.. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yaşlanıyorum ben. O ise giderek gençleşiyor sanki.&lt;/span&gt; Bu işte bir hata varsa da umursayacak yaşları geçtim. Artık tekrar çocuk olamam. Benim pek hayal ettiğim çocukluğu yaşama fırsatım olmadı. Olması gerekeni yaşadım. Koştum, oynadım, bileklerimi kanattım, çok utangaç olmama rağmen oldu bunlar. Yine de "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yaşayamadım&lt;/span&gt;" demek daha ağır basıyor hala. Onun için de geçerli bu. Bir farkla; o &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yaşamadı&lt;/span&gt;. Herhalde o &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gayrimenkul şahı Barbie&lt;/span&gt;'nin yepisyeni evlerinden birini daha satın alıyordu kendi her zaman ufak kalacak dünyasına uygun boyutlarda. İşin trajikomik tarafı; o bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kıç&lt;/span&gt; oldu, bense bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kafa&lt;/span&gt;. Ben kendi yaşayamadıklarımı hiç değilse gelecek neslim yaşayabilsin diye uğraşıyorum, o ise kendi yaşamadıklarını gelecek nesline de yaşatmayacak. Çok olsa ana-kız kuaföre giderler benim ev kirama denk olmak için. Ben sanırım o sırada çirkin tırnaklı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nazım Hikmet&lt;/span&gt; okuyan birini yetiştiriyor olacağım. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ayy ne dio dnzz bu yaffs?!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Yine de bundan tam &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5 yıl önce&lt;/span&gt; o gittiği pek özel okulundan şikayet ederken ona sadece şunu sormuş olmayı isterdim. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şu anda senden çok daha zeki, çok daha yetenekli, çok daha üstün biri  köyünde çobanlık yapıyor, bir diğeri ise rezil bir devlet okulunun 58 kişilik sınıfında asimile olmamaya çabalıyor.  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen neden buradasın?&lt;/span&gt;..&lt;/span&gt;"&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-6356485237503363732?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/U4tG-LmiFUA" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/U4tG-LmiFUA/zengin-olmak-deil-salak-olmak-sutur.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/zengin-olmak-deil-salak-olmak-sutur.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7769714109830547578</guid><pubDate>Thu, 23 Aug 2007 14:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-23T18:32:32.348+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">mim</category><title>Tıraş Teknolojiler</title><description>&lt;a href="http://www.tekmetokat.org/"&gt;Oky&lt;/a&gt; ilk defa blogal mimlenmeye maruz olmama sebep olmuş. Saolsunlar, varolsunlar. Ben de bari bir kişi eksilterek &lt;a href="http://yolustudeniz.blogspot.com/"&gt;Gökçe&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://yolustudeniz.blogspot.com/"&gt;Erdal&lt;/a&gt;'ı ebeledim. Efendim kategorizasyonumuz &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gereksiz, teknolojik şeyler&lt;/span&gt;. Açıkçası başta aklıma bir b.k gelmemişti. İlerleyen saatlerde de gelmemişti. İlerleyen günler için de pek muhtemel söyeleyebilirim bunu. Zira şu an bile aklıma bir şey yok. Yine bir denemekte fayda var. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Buyrunuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Windows OS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarihin en saçma sapan icadıdır. Üstelik bir icat bile değildir, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;çalıntıdır.&lt;/span&gt; İronik olarak aynı zamanda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tarihin en başarılı pazarlanmış&lt;/span&gt; ürünüdür. Araklayıcısı Bill Gates'i de tüm coğrafyaların en zengin insanı yapmıştır. Peki Windows'u, şu tekel Windows, şu benim de kullandığım Windows'u saçma bir teknoloji kılan nedir? Bunu anlayabilmek için önce biraz geriye gitmek gerekiyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Apple&lt;/span&gt;'ın kuruluşuna kadar. O zamanlar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Steve Jobs&lt;/span&gt; ve Bill Gates beraber çalışan iki genç iken Jobs "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;masaüstü bilgisayarı&lt;/span&gt;" denen şeyin bütün yazılımlarını çalıştıracak bir ana yazılım fikri buluyor ve bunu geliştiriyor. Ortaya bugün de hala aynı adla var olan MacOS çıkıyor. Fakat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Macintosh &lt;/span&gt;yazılımının profesyonel ve pahalı oluşu bazı sıkıntılara yol açıyor. Bunun üzerine Gates, MacOS'un açıkça çakma, daha ucuz, özelliksiz ve en önemlisi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kapalı kaynak koduyla çalışan&lt;/span&gt; bir "varyasyonunu" üretiyor. İşte o ürettiğinin adı da Windows OS oluyor. O tarihten bu yana Steve Jobs'un/Apple'ın ürettiği her şeyin Bill Gates'ten/Microsoft'tan en az 5 yıl ilerden gittiği görülebilir. Bunun bazı çok bilinen örnekleri MacOS, çift çekirdekli CPU, iMac ve iPod'dur. Devamlı olarak sorun çıkaran, üstelik çalıntı, üstelik tekel olan Windows'un asıl risk yaratan faktörü dediğim gibi kapalı kaynak koduyla çalışıyor olması. Daha açık olarak; kimse Windows'un bilgisayar kullanırken kaydına aldığı bilgilerle ne yaptığını bilmiyor. Çok mu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;paranoyakça&lt;/span&gt; geldi? Neden o zaman örnekse &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Almanya&lt;/span&gt; devlet dairelerinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Windows kullanımını yıllar önce yasakladı?&lt;/span&gt; Ya da neden internetin bu denli yaygınlaştığı bir dönemde çok rahat bulunabilecek illegal windows kopyaları hakkında Microsoft bir şey yapmıyor? Emin olun ki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ee çok paraları var zaten&lt;/span&gt;" diye düşünmek çok safça olur. Hiçbir firma çok ufak dahi olsa karından vazgeçmek istemez, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;daha büyük çıkarları&lt;/span&gt; olmadığı sürece..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar lafa bile gerek yok aslında. Windows OS 20 yıldan daha uzun bir süre önce çıktı ve hala aynı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;taş çağı teknolojisi olan DOS&lt;/span&gt; ile çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İçten Yanmalı Motor&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinen adıyla&lt;span style="font-style: italic;"&gt; petrol türevleriyle çalışan motor&lt;/span&gt;. 100 yıldan daha uzun süre önce icat edildiğinde gerçekten de dahiyene bir fikirdi ama zamanının 40 yıl önce dolmuş olması gerekirdi. Şu anda dünyanın ağzına s.çan en önemli faktörlerden birini bu tip motorlarla çalışan taşıtlar oluşturuyor. Başta doğalgaz olmak üzere alternatif yakıtların yaygınlaşmasının önündeki en büyük sebep de bu tip motorlar. Gerçi kurşuna dizmeleri pek meşhur petrol devlerini de unutmamak lazım. Son derece &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;basit &lt;/span&gt;ve son derece &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kötü&lt;/span&gt; bir teknoloji. Tamamiyle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gereksiz&lt;/span&gt;. Üstelik modern yaşamda kullanılan en özelliksiz icat. Yani elinizde plazma televizyon varken adeta bir basketbol topu kadar bombeli bir ekrana sahip bir siyah-beyaz televizyon kullanmak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ama sesi süper çıkıyo bee zikerim atmosferi&lt;/span&gt;" diye düşünen bir geri zekalının zaten bu blogda işi olmaz ama yine de diyorum ki; "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;s.kerim senin sağ ayağını. ben otomobil hastası adamım lan. bak o profil bölümünde ne yazıyor. hah! şimdi akıllı ol&lt;/span&gt;."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şapka&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamemen gereksiz bir teknolojidir kanımca. Bir b.ka yaramadığı gibi (aslan gibi saç var) rahatsızdır, kötü görünür, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;çok kötü görünür&lt;/span&gt;. Ayrıca ter yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rapidshare&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Torrent&lt;/span&gt; gibi bir nimet varken Rapidshare vasıtasıyla büyük şeyler (diskografya, dizi, film, güzel film, vs.) indirmek daha doğrusu. Hoş, kotam bir tanem sağolsun pek hayır/zarar görmek nasip olamadı bugüne kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Demokrasi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna gereksiz demek yanlış kesinlikle. Doğru sözcük "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tehlikeli&lt;/span&gt;" olmalı. Durumu izah eden yeterince örnek girmedi mi? Nokta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..aslında pek bir b.k bulamadım cidden. Kesin sonradan aklıma gelir de dellenirim ben. Neyse.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-7769714109830547578?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/D-HVDdNASzE" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/D-HVDdNASzE/tra-teknolojiler.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/tra-teknolojiler.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8952441676109823658</guid><pubDate>Sun, 19 Aug 2007 07:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-19T18:43:51.847+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">4P</category><title>4 Paragraflık Saygı Duruşu: Nirvana</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img225.imageshack.us/img225/5333/nirvanamj5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img225.imageshack.us/img225/5333/nirvanamj5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Ben asla onları canlı görecek kadar yaşlı olmadım. Asla dünyayı yerinden oynattıkları dönemlere şahit olmadım tıpkı onlarla ilgili içimde ukte olarak kalan diğer pek çok şey gibi. Ama onlarla tanıştığım zaman birinin bu müziği keşfetmesi için en uygun yaş olan 13 idi. Etkiledi, değiştirdi, yeniden yaptı, yol gösterdi, kaybettirdi, bitirdi, yeniden başlattı, bağırdı, ağladı, nefret ettirdi, deli gibi sevdirdi ama asla susmadı. Bu bir erken ergenin en iyi arkadaşına, bu dünyada üretilmiş en güzel müziğe, bu hayatımın grubu dediğim iki addan birine, daha derin ve daha benim olana, bir saygı duruşudur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarı tonlarda, bulanık, dehşet bir video hatırlarım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kasvetli safran rengi&lt;/span&gt; içinde headbang yapan gençler, anarşi işaretli t-shirtler giyen ponpon kızları, davulların arkasında yüzü pek görülmeyen uzun saçlı bir adam, ilk görüşte "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;herhalde dünyanın en uzun insanıdır&lt;/span&gt;" diye düşünülen bir basör ve hepsinden ziyade &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sarışın, gitarıyla kendinden geçen bir adam&lt;/span&gt;. Anlaşılmayan bağıra çağıra sözler ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gürültü&lt;/span&gt;, mükemmeldi. O video tabi ki &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Smeels Like Teen Spirit&lt;/span&gt;'ti. Televizyon ekranında belirmesi için dua edilen birkaç klipten biri olan. İlerde asıl olarak ortaya çıkacaktı. O zaman sadece küçük bir çocuğun zihnine kazınan ufak bir izdi. Tıpkı Led Zeppelin, Deep Purple ve Queen gibi. Yıllar sonra anlaşılacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sokak tezgahından &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2 milyon lira&lt;/span&gt; gibi bir paraya almıştım üzerinde "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;NIRVANA FULL ALBUMS MP3&lt;/span&gt;" yazan CD'yi. Sonra eve varıldı ve o CD çalınmaya başladı. Winamp denen şeyin &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;telepatik&lt;/span&gt; bir gücü olduğuna inanmam da o tarihlerde başlar. Çünkü ilk çalınan parça "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Lithium&lt;/span&gt;" du. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;I'm so happy cause today I found my friends, in my head I'm so ugly that's OK 'cause so are you&lt;/span&gt;" diyerek direkt olarak enjektör hissi yaratan sözler ve daha önemlisi, en önemlisi, şu diğer bütün müzik türlerinden öte olan şey duyuluyordu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Grunge&lt;/span&gt;, adı ne olursa olsun tapılası olan bir şey için herhalde bulunabilecek en güzel isimdi. Buydu işte. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O dönem müzikal olarak aradığım nerdeyse her şeyin karşılığı&lt;/span&gt;. Daha önce doğmuş ve daha önce 13 yaşında olmuş biri olsam da aynı şeyleri hissettirirdi bana Nirvana, zaten Nirvana herkesin o dönemidir. Benim gibilerde biraz daha, yıllarca, sürmüştür. Grunge'ın diğer grupları, mesela Pearl Jam ve Blind Melon, çok iyi olmalarına rağmen o kadar keyif vermiyordu. Keyiften de öte &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tatmin edici&lt;/span&gt; bir müzikti Nirvana'nınki. Dürüst olmak gerekirse onca yıldan sonra hala bu müziğin hissettirdiklerini anlatacak doğru kelimeleri bulmak çok zor geliyor bana. Belki de Nirvana'yı farklı kılan da buydu. Diğer bütün müzikler ve gruplar az ya da çok çaba gerektiriyordu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ve müziğin ayrı bir olgu olmasına&lt;/span&gt; engel olamıyorlardı. Her zaman "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;müzik ve ben&lt;/span&gt;" vardı. Ancak Nirvana'da iki ayrı şey yoktu. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Lithium&lt;/span&gt;'un o çalan ilk notalarından an itibariyle çalmakta olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Drain You&lt;/span&gt;'ya kadar sürekli bütünleşik olarak var oluyordu. Kendimi içinde hissettiğim müzikti. Daima reddettiğim, farkında olduğum ama engel olmadığım "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;ergen alıgısı&lt;/span&gt;" için en kesin dışa vurumdu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dağıtmadı, çoğu zaman yeniden topladı&lt;/span&gt;. 13 yaşında biri için gerçekten kabul gören tek müzikti. Hatta bu durumu kendim de tuhaf buluyordum. Sonuçta her zaman olduğu gibi o zaman da geniş sayılabilecek bir yelpazeden sesler toplayıp dinleyen biriydim ancak bu grup diğer hepsinden (Dire Straits'den bile!) ayrıydı. Gerçekten de Nirvana bir dönem insanın hissedebileceği her şeye bir fon müziği olabilen yegane gruptu. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Something in the Way&lt;/span&gt;'le çöküp, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Where Did You Sleep Last Night&lt;/span&gt;'la isyan edip en sonunda &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Jesus Doesn't Want Me For a Sunbeam&lt;/span&gt;  ile ağlamak hiç de zor değildi. Ve ya bir duygusal karşıklık halinde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Heart-Shapped Box&lt;/span&gt; dinlemek, ve ya moral düzeltmek için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;All Apologies&lt;/span&gt; dinlemek, ve ya sırf insanlara ve hayata karşı olan öfkeyi dillendirmek için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Anerurysm&lt;/span&gt; dinlemek. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hepsi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img250.imageshack.us/img250/614/nirvana2gb6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 220px;" src="http://img250.imageshack.us/img250/614/nirvana2gb6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tabi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kurt Cobain&lt;/span&gt; bütün bunlardan sorumluydu. Sadece benim müzikal yönelimlerimde de değil genel olarak müziğin gidişatını değiştirmeysiyle. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O bir sonraki adımı herkesten önce görmüştü&lt;/span&gt;. Bu yüzden debut sayılabilecek bir albüm çıkmasıyla birlikle başka Micheal Jackson'ı sonra R.E.M. ve Metallica'yı bir önceki sayfaya gömdü. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nevermind&lt;/span&gt; benim de en sevdiğim Nirvana albümüdür. Onun dışındaki bütün Nirvana albümleri, her biri harkulade olsa da, Nevermind'ın altındadır. Kanımca komple albüm bütünlüğü olarak onu izleyen ikinci kayıt efsaneleşen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;'94 MTV Unplugged&lt;/span&gt;'ıdır. Orada, Nevermind'da, In Utero'da ve diğerlerinde gidip şarkıları yazan, ülserli çığlıklar atan fenomendi Cobain. Ben onun "liderlik" ettiği kuşakta değildim ama benim için de bir idole dönüşmesine engel olamadı bu. Yine de bu gözümdeki idollüğü dönemsel olarak değişerek kaldı. Kurt Cobain sürekli olarak acıdan, mutsuzluktan, melankoliden, eziklikten ve başarısızlıktan bahseden biriydi yazdığı şarkılarda. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;I'm worst at what I best and for this gift I feel blessed&lt;/span&gt;", "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Rape me, rape me again&lt;/span&gt;" ve kısaca "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;pain!&lt;/span&gt;" gibi sözleriyle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;o 13 yaş&lt;/span&gt; için tam anlamıyla bir ilahtı. Bu daha sonra kronolojik olarak mükemmel şarkı yazarı, duruşu olan adam ve basitçe Kurt Cobain'e dönüştü. Onun çizdiği "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sıçtın vazgeç!&lt;/span&gt;" yolundan gitmeye cesaret edemedim, kimse edemedi. O bile edemedi aslında.. Yine de aynı kalan hep Kurt Cobain olması oldu. Ne yaparsa yapsın o Kurt Cobain. O bizim yaşadığımız dönemin Jimi Hendrix'iydi. O &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yaşamış son büyük şarkı yazarıydı&lt;/span&gt; ve hala Nirvana'nın yarattığı müzikal depremi tekrarlayabilen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;olmadı&lt;/span&gt;. Sadece Britanya'dan üç grup buna biraz olsun yaklaşabildi. Onlar da saygı sırasında göre Radiohead, Oasis ve Coldplay'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geldi geçti. Binlerce sefer tag'inde "Nirvana" yazan şarkılar çalında. Nice değişik ruh hallerinde burada, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tam zihnimin içinde&lt;/span&gt; oldu. Nirvana bir dönem her şeyi beraber yaşadığım gruptur. Hala yeni akımların saçmalıklarından kaçmak için ilk sığındım şeylerden biridir. Bir gün Nirvana dinlemeyi bırakacağımı zannetmiyorum. Bazen azalabilir ama her zaman "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;hayatımın grubu ulan!!&lt;/span&gt;" olarak kalacak. Bu arada Nirvana'ın en sevdiğim şarkısı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;In Bloom&lt;/span&gt;'dur. Elimden geldiğince "vefa borcumu" ödemeye çalıştım. Bu hiçbir şekilde Nirvana'yı yeterince anlatabilen bir yazı değildi zaten lafla izahı pek mümkün olmayan bir şeydir Nirvana. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sadece bir müzik grubu&lt;/span&gt; olarak görmekse düpedüz haraket olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img479.imageshack.us/img479/9674/670440pi3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img479.imageshack.us/img479/9674/670440pi3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;..yıllar sonra Nirvana'nın son nefesini vermediği, onun &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Courtney Love&lt;/span&gt; sürtüğü tarafından tutulduğu, anlaşıldı. Nirvana son nefesinde de sonuna kadar sert, sonuna kadar içten, sonuna kadar bizim/benimdi. Kurt Cobain öldü, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;huzur içinde yansın&lt;/span&gt;. Geriye asla sönmeyecek bir ateş bıraktı, ironik olarak kendini yakarak. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Son cümle&lt;/span&gt; hem onun bütün yaptıklarına hem de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nirvana'nın son nefesine&lt;/span&gt; ithaf olsun; &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;you know you're right..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nirvana&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.savefile.com/files/984340"&gt;You Know You're Right&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.savefile.com/files/984340"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-8952441676109823658?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/06lcrvKjk10" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/06lcrvKjk10/4-paragraflk-sayg-duruu-nirvana.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/4-paragraflk-sayg-duruu-nirvana.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-1113936357293992753</guid><pubDate>Thu, 16 Aug 2007 10:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-19T18:40:20.431+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">olan biten</category><title>Olan Biten 4</title><description>&lt;p class="MsoNormal"&gt;- Uzun zaman olmuştu değil mi Olan Biten'in son sayısının yayımlanmasından bu yana? Bakalım blogun en ilgi çekmeyen uzantısı olmaya devam ediyor mu? Gerçi bundan daha enteresan kategori fikirlerim var ya. Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Internet Explorer'da yaşanan yandan yeme sorunu (sonunda!) düzeltildi. Header ve footer da değişecek. Şu anki header geçici kullanımda. 2002 Avusturya GP'sinden bir kare. Jacques Villeneuve ve BAR-Honda 004. Merak edilmesi ihtimaldir diye. Sade/kemik tasarım korunarak bazı görsel değişiklere gitmeyi düşünüyorum. Ayrıca ufak bir radyo ekledim yan tarafa. Bugüne kadar Last.fm'e "dinledi, evet" diye onaylattığım şeylerden hunharca karma yapmak suretiyle çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Birkaç gecedir aklıma takılmış olan ve tam olarak değil birazcık bile ifade edip edemeyeceğimden şüphe duyduğum bir şey var. Düz olarak anlatılamayan her şeyde olduğu gibi burada da örneklendirme kullanılmıştır. Örneğin 1900'lerin başında yaşayan bir çocuk düşünün. Özellikle böyle bir tarih aralığı seçtim çünkü hem çok eski olamayacak kadar yakın hem de çok eski olacak kadar 20. yüzyılda. Bu çocuğun dikkatini çeken, mesela onu şiir yazmaya yönlendiren, şeyler neler olabilir? Muhtemelen şimdiden çok farklı şeyler. Renkli bir araba, belki yalnızca bir araba. Bir manzara görüntüsü. Bir kadının pardüsüsü. Sonuçta artık ilham özelliği çok da yetkin olmayan şeylerden. Bilmiyorum bu genellendirebilir bir yargı mı ama benim şahsen yaşadığım bir his var. Geçmiş zamanda bu tarz şeylerle uyarılan dönem insanlarının bizden farklı olan düşünce yapılarının zaman ilerledikçe adeta basitleşmesi. Bu Orta Çağ dönemi edebiyat eserlerine neden olmuş şeyler için de bu örnek olarak kullandığım 1900'ler için de geçerli. Bu zamanların hepsi 1950'den önce idi çünkü. Zamanla değişen insan düşünce yapısı geçmişteki örneklerini gıpta ve kendine üzüntüyle anıyor. Çok basitçe "adamlar zamanında nasılmış be" lafı özetleyecektir. Zamanla giderek hızlanan ve hissizleşen hayat sürecinden bunun yaşanıyor olması belki anlayışla karşılanabilir bir nebze. Zaten benim de demek istediğim bu değil. Demek istediğim bu herhangi bir geçmiş zamana ait kafa yapısı irdelenirken şu an sahip olunan zihin özelliklerinin açıkçası harcanıyor olması. Sanki insanlar hala tam da şimdi bıraktıkları izlerin tarihi oluşturacağının farkında değil, mağra adamı dönemindeki gibi. Buna daha anlaşılır bir örnek vermek de mümkün. Örneğin (benim gibi) hayatın gitgide yozlaştığını düşünerek 70'lerdeki ortamı yakalamaya çalışan, bu yüzden kendine dağlarda bir çiftlik alan bir şarkı yazarı gibi. Buna yanlış diyemem ama şimdi zamanın uyaranlarının reddi bence saçmalıktan öte değil. Biz bugünü yaşıyoruz ve bence yalnızca geçmiştekilere bakmaktansa şu anı, şu anın içinde bulunmamızı ve zihinlerimizi direkt olarak uyaran bu uyanları daha etkili değerlendirmek gerekli. Yani evet "kablo tv kesildi ve o an adeta mavi gökyüzünün içinden bir karanlık kapladı dünyayı" diye şiir/şarkı/edebiyat/sanat olur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- An itibariyle bana hüznün görsel karşılıklarını yaşatan, bir filmi hatırlatmakla başlayan iki şarkı var. Ama bu filmler öyle bol bütçeli, renkleri siyah-beyaz olsa bile canlı olan, slow motion ağlama sahneleri görsel düzeltmelerle dolu ve o sahneler adeta arkadaki müzikleriyle ilahlaşan birer kusursuz görsel pürüzsüzlük oluşturan Moviemax filmlerinden değil. Bu hüzün harbiden hüzün. Gecenin köründe 80'lerdeki iç acıtan renk skalalarından kalma bir TRT filmi. Benim kadar "photoshopsuz". Zımpara gibi iniyor insanın içinden müziğin anları dakikalara dönüştükçe. Bana kaybettiklerimi hatırlatıyor, kaybettiğimi, onu. "Kaybetmem sanmışım ben onu, boşa inanmışım". O şarkılardan birinin içinde bu laf geçiyor. Ogün Sanlısoy söylüyor. Daha önce hiçbir Ogün Sanlısoy şarkısı bu kadar güzel olmamıştı. Ben ne şanslıydım, Saydım'ı damar bir şarkı zannediyordum. Oysa.. oysa! Üstelik bu şarkı bana artık gelişini beklemediğim bir trenin son hediyesiydi. "Kaybettik severken". Bu müzik fena bir şey. Mesela bu şarkı çalıp duruyor, tınıları sarıyor etrafımı. Durduğum yerde bir anda o TRT filmine dahil oluyorum. Bir göz açıp kapama daha ve Eminönü'ndeyim. Gün batımı yakalanmış. Rüzgar hoş değil bu sefer, sadece serin tokatlar atıyor. Yitip gidenlerin o denize dönüşmesi, sonbaharın gelişini hatırlatıyor bana. Zaten yaşamanın anlamsızlaştığı günlerin kısalacağını haber ederken. Ah müzik diyordum. Ona bir de keder ekle. İşte olan biteni yoktan var eden bu. Tek adım atmadan nerelere gidiyorum, nerelerde bırakıp geliyorum kendimi, kimde kaldı ben? Müzik etkili bir ilaç/zehir. Bakınız şimdi bütün o Semih Cumhuriyeti hissiyatını bir anda yer ile yeksan edecek Oasis'ten Sunday Morning Call. Değişen bir duygu yok aslında. Yine geride kalanlar ve geriye dönüp bakmaktan boyun fıtığı olmuş bir zihin. Ama bu sefer müziğin götürdüğü yerler daha uzak. Bir Londra yağmuru altında, kalabalık bir sokakta, kapşonun sağladığı korunma hissine bahaneyle göz yaşlarının yağmur damlalarınca gizlenmesine izin veren biri. Vay be bana bak! Yok, kimse bakmıyor zaten. Başka zaman olsa belki "bu kalabalığın içinde yapayalnız hissetmektense dünyanın bir ucunda tek başımayım" demeye istekli olabilirdim ama bugün değil. Noel Gallagher bu kadar derin bir vokale sahipken ben bu yağmuru bırakamam. Bırakamıyorum da zaten. Ayrıca açıklamaya ne gerek varsa.. ve göz yüzü parçalanıyor adeta. Slow motion'dayım. Yüzümden ve parmak uçlarımdan süzülen damlalar ile ekranın başındaki dişilere ve duygusal olmayı başarabilen erkeklere "yazık ya çocuğa" dedirten bir görüntünün nedeniyim. İki şey olmasaydı belki bu güzel olabilirdi. Belki bu gerçekten bir rol olsaydı, belki rol ya da değil benim o halimden o da haberdar olsaydı. Unutamamak değil de. Şu artçılara mani olamamak. "I'm not sure if it ever works out right, but it's ok. it's alright"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Abdullah Gül'ün resmi olarak hepimizi kucaklamaya aday olduğu geçtiğimiz günlerde açıklandı. Kanımca şeriat korkusundan ziyade endişe edilmesi gereken şeyler var. Bununla ilgili daha sonra daha kapsamlı bir şey yazacağım sadece demokrasinin az gelişmiş toplumlarda çok ciddi bir risk olduğunu hatırlamadan edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- mnskym yurtici kargo!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 26. (Kişisel Bi’ Sayaç Şeysi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nouvelle Vague ve Juilette and The Licks harkulade gruplarmış! Muntazaman Human Fly ile bünyeyi şaraba yatırmak hemen arkasından bir Sticky Honey çakmak lazım.. ve ben o günlerde Radar Live'da değildim değil mi? Çok başarılı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Komutan Uçan Tekme de fena değilmiş. Sonuçta Teoman'a ayar verenleri sevmek, bağırlara basmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- The Masterplan'a benzeyen bir Olan Biten oldu. Benzetmeden kastımı yakalayanlarla bir gün mutlaka Oasis'i izlemeye gitmeliyiz. Kadrolu yavşak Liam Gallegher'ın sözleri gelir aklıma; "Şu dance-rock denen b.k rock n roll'un stadyumlarda kolkola şarkı söylemek olduğunu unutturdu insanlara". Çok doğru, değil mi kemalcan'ım ciğerim?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-1113936357293992753?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/1SpAHR_EZnk" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/1SpAHR_EZnk/olan-biten-4.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/olan-biten-4.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-5038026076821624381</guid><pubDate>Tue, 14 Aug 2007 20:51:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-15T01:53:12.493+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikaye</category><title>Karayolları Genel Müdürü 2</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img118.imageshack.us/img118/9794/karair4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img118.imageshack.us/img118/9794/karair4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yine &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;buradayım&lt;/span&gt;. Kendimi rahat hissettiğime inandığım yerde. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hiçbir yerde!&lt;/span&gt; Belki &lt;a href="http://okunmayan.blogspot.com/2007/05/karayollar-genel-mdr.html"&gt;bundan önceki benzer seyahatimi&lt;/a&gt; hatırlayan birkaç iyi insan vardır. O da buna benziyordu. O zaman da aslında hiçbir yerde olmamak bana huzur vermişti. Hareket ediyordum. Gördüğüm hiçbir şey algının yakalamasından uzun sürmediği için üzerine dertlenmeye fırsat kalmıyordu. Böyle sakınıyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hareket haline&lt;/span&gt; olmak, her an başka bir yere, başka bir çift göze ait olmak güzel geliyordu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Üstelik istediğim kadar hızlı uzaklaşabiliyordum oradan, tıp istediğim an istediğim ana yavaşlayabildiğim gibi.&lt;/span&gt; Yine bugün olduğu gibi arabamdaydım. Yine cadde ışıkları bana cennetin yansımaları gibi gelirken cinnetin olabilmesini bile düşünmeyecek kadar mutlu oluyordum. Yalnız kalmak da değil bu. Her zaman/mekan kombinasyonunda yalnız kalmak mümkün. Diyorum ya muntazaman, bu farklı. Yolda olmak, harekette olmak, kendini tamamiyle kendini düşünmeye adayacak kadar bağımsız olmak. Evet, ben bunun çok benzerini daha önce yaşamıştım ama bir dev farkla. O zaman bir şeyi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;arıyor&lt;/span&gt;, bir şeye doğru gitmeye, o şeye &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ulaşmaya çalışıyordum&lt;/span&gt;. Ne olduğunu da tam olarak bilmiyordum belki ama orada bir yerlerde olacağını bilmek bana güç veriyordu. Oysa şimdi bir şeyden, bildiğim bir şeyden kaçmak için yoldayım. Uzaklaşabilmek için. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bitirmek için değil de bittiğini kabullenebilmek için.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman dijital müzik çalarların benden nefret ettiğini düşünmeme neden olacak kadar şansız olmuşumdur şu karışık şarkı çalma modu hakkında. Her defasında &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;en olmaması gereken zamanda en olmaması gereken&lt;/span&gt; şeyi bulup denk getirebilmek büyük bir başarı olsagerek. Ama bu sefer ipimi kendim çektim ve gerçekten o an en olmaması gereken şarkıyı açtım; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Unforgiven&lt;/span&gt;. Ne sözleri ne de başka bir şey. Zaten ben bu şarkının asıl sözlerini hatırlamıyordum bile. Çok uzun zaman önce o'nun etkisinde değişen algılarım bana kendi kafamda çok farklı sözler yazdırmıştı bu şarkı için. Bir kere "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;unforgiven&lt;/span&gt;" demiyordum, başkaydı o yere koyduğum. Nerdeyse &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;her şarkının her yerine sokmaya çalıştığım iki kelimelik bir öbek&lt;/span&gt;. Asla bana ait olmamış bir kelime grubu ama o kendine öyle hitap edilmesini çok severdi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim sevmediğim biri&lt;/span&gt; tarafından.. Ben kapıldım gittim şarkıya. Şeritler şeritleri izledi. Bir an durup kendime gelebildiğimde ilk çektiğim off tan buraya kadar olanları hatırlamıyordum bile. Gördüğüm insanlar, gördüğüm şeyler, verdiğim tepkiler, hiçbiri yoktu. Kafamdakiler bile toplanmıyordu o an ama duramazdım. Devam etmeliydim. Ben bir zamanlar çok sevmiştim, o'nu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bunu benim bitirmek zorunda kalmış olmam bana annemi kendi ellerimle canlı canlı gömmek gibi gelmişti adeta.&lt;/span&gt; Zordu, çok zordu ama yapmak zorundaydım. Bütün bunlar nihayete erimesinden kelli benim yola düştüğüm bu geceyse hiçbiri önemli değildi. Aşık falan değildim artık. O'nu da düşünmüyordu ne kalbim ne de aklım. O sırada benim kafam &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;noksan kalanlara&lt;/span&gt; takılmıştı. Kişiler değildi artık özne olan, durumun kendisi de değildi. Bitmiş olmasıydı. Başkası olsa en zorunu atlattığımı söyleyip beni rahatlatmaya çalışırdı ama benim kendimden saklayacak tarafım yoktu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Daha zoru asıl şimdi&lt;/span&gt; geliyordu. Artık o'nu hayatımdan tamamen atmanın zorunluluğu gelmişti ve benim bunu nasıl yapacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu. Onu üzecek şeyleri son sözler olarak kullanmayı düşündüm, daha fenasını düşündüm, bunları hiç söylememeyi düşündüm. Çok şey düşündüm, çok şey yaşadım ben hepsi boyunca ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;aslında bunların hepsini bir bir öğrensin istiyordum&lt;/span&gt; ama anlatmaya üşenmeyeceğimin garantisi yoktu. Belki de artık anlatmayı bile umursamıyordum. O benim için bitmişti ama arkasında yine bıraktı bir şeyler ve ben onları çözemediğimi fark ettiğim anda attım kendimi yollara, kalanlardan baş başa. Artık o'na inancım, sevgim, hiçbir şeyim kalmamıştı. Üzülecek şey yoktu artık uğruna, uğruna sevinilecek bir şeyin de kalmamış olması gibi. Sadece çalan şarkının bıraktıkları hüzünlüydü. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Unforgiven II&lt;/span&gt; çalıyordu, y&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ine o'nun asla haberi olmayacağı şeyleri&lt;/span&gt; bana hatırlatan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ elim müzik çalardan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;R&lt;/span&gt; harfine gelmişken şimdi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt; dinlemenin beni sonunda 150 km ile bir duvara çaktıracağına karar verdim ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rammstein&lt;/span&gt; açtım. Az biraz ego toparlaması da lazımdı. Daha iyiden çok daha iyi hissettim kendimi. Bir seferinde o'na "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;beni bu saatten sonra sen mi kötü biri yapacakmışsın?&lt;/span&gt;" diye çıkışmıştım bu sefer de "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;beni bu saatten sonra sen mi boş biri yapacakmışsın?&lt;/span&gt;" diye içimden geçirdim. Ben iyiydim kendimle yeniden, uzun zaman sonra o'nun olmadığı yerde. Elbette ki bu kadar fazla şeyler hissettiğim birini tamamen unutmam ve ya o'nu kötü anmam olanaksızdı. Zaten aslında buydu olan biten. Bu olanaksızlığı yaratan bendim, tamamen kişisel doğrularımdı. O'nun bana hissettirdikleri değil. Uzun ve karman çorman cümlelerde hayat bulan fikirlerin hiç değilse bu sefer bir sonuç paragrafı vardı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kurtulmuştum.&lt;/span&gt; O zaman neden yoldaydım, neyden kaçmaya çalışıyordum? Bilmiyorum ama bir önceki yolculuğumda daha düzgün bir ifade yeteneğim vardı. Üstümdeki acı o zaman kat kat daha fazla olmasına rağmen. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İronik&lt;/span&gt; ama hiç değilse &lt;span style="font-style: italic;"&gt;artık rahattım.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-5038026076821624381?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/MUuJ1gbIUGM" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/MUuJ1gbIUGM/karayollar-genel-mdr-2.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/karayollar-genel-mdr-2.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-6392255538072044282</guid><pubDate>Mon, 13 Aug 2007 08:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-13T12:52:01.267+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Pazartesi Depresanları</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img249.imageshack.us/img249/4933/jour1yw5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img249.imageshack.us/img249/4933/jour1yw5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Eğer an itibariyle benim gibi uğruna "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hass.ktir ya..&lt;/span&gt;" diyebileceğiniz şeyler varsa buyurun devam edin bu barbar ruh halini iyice deşecek bazı şarkılar topladım. Her biri, beni her dinleyişimde bir şekilde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;demoralize&lt;/span&gt; etmeyi başarmış eserlerdir. Moraller zaten bozukken daha da bozmanın manası ne diye düşünebilirsiniz. Şudur manası; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;madem düzelmiyor&lt;/span&gt;, madem düzeltmeye çalışmak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;beyhude&lt;/span&gt; o zaman bari moralsizlik düzgün yaşansın. Hem üzerine gitmenin işe yaradığı da çok olmuştur. En azından şu anda ne kendime ne de bir başkasına iyi gelebilmeyi başarabileceğimi sanmıyorum. Bu da böyle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tuhaf bir müzik paylaşımı&lt;/span&gt; olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de lafı biraz daha uzatmadan duramayayım hadi. Bu depresyonist halimin nedeni &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;akademik başarısızlık&lt;/span&gt; korkusudur. Yani en başta onun korkusudur. Korkulara inanmam, hala da inanmamaya çalışıyorum ama fazlasıyla gerçeğe yaklaştığı zaman korku bir varsayım değil olacak olan oluyor. Zorlayıcı bir durum. Bazıları için özgüven toparlaması çok kolay bir şey. Bunu nasıl yapıyorlar bilmiyorum. Ben riskten korkarım ama. Özellikle kaybedeceklerim çoksa. İnsanın kendisi için doğru mecrayı bulması ne kadar zorsa o mecrayı kendisinin seçmesi en az o kadar ya da onun beş katı daha zor. Bunu da çok kolay yapanlar var ama onların riske edebileceği çok fazla şey yok. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Büyük güç = Büyük sorumluluk = Sen s.çtın&lt;/span&gt;" lafını &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Spiderman&lt;/span&gt;'da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Peter Parker&lt;/span&gt;'ın amcası söylemişti değil mi? Çok doğru bir laftı. Kim yazdıysa bozsun diyeceğim ama o kolaycılık olur. Asıl kolaycılık ne güzel bir şey olurdu şayet mantıklısı da olsaydı. Şu sıra "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kolay şeyler eğlenceli değildir, ben mücadele istiyorum&lt;/span&gt;" diyecek halde değilim pek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bu şarkılar beni deştiği kadar diğer dinleyen üçüncü tekil ve üçüncü çoğulları deşmeyebilir. Zira kişisel deşimlerin deneyimlerinden yola çıkılmıştır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Falan filan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oasis&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.savefile.com/files/967049"&gt;I Can See It Now&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pentragram&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.savefile.com/files/967074"&gt;F.T.W.D.A.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Robbie Williams&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.savefile.com/files/967057"&gt;Misunderstood&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;R.E.M.&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.savefile.com/files/967059"&gt;All The Way to Reno (You're Gonna Be a Star)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Velvet Revolver&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.savefile.com/files/967067"&gt;Fall to Pieces&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.savefile.com/files/967067"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-6392255538072044282?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/fiMJvEGBj5E" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/fiMJvEGBj5E/pazartesi-depresanlar.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/pazartesi-depresanlar.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-6750345593314803365</guid><pubDate>Wed, 08 Aug 2007 14:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-08T18:09:38.111+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Foo Fighters - The Pretender</title><description>&lt;a title="Dave Grohl"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img403.imageshack.us/img403/3461/ignorelandgs5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img403.imageshack.us/img403/3461/ignorelandgs5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/a&gt;Şimdiki zamanın en taş gruplarından biri olan Foo Fighters'ın Eylül '07 ortasında çıkartacağını açıkladığı yeni albümleri &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Echoes, Silence, Patience &amp; Grace&lt;/span&gt;'den&lt;/span&gt; ilk single &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;The Pretender&lt;/span&gt; bu hafta içinde yayımlandı. 1995 tarihli debut albümleri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Foo Fighters&lt;/span&gt;'dan beri düzenli olarak bir öncekinden daha iyi çalışmalar üreten, bu süreçte pek çok eleman değişikliği de yaşayan ancak grubun beyni &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dave Grohl&lt;/span&gt; sayesinde sürekli yükselen bir grafik çizen (üstelik bayadır hiçbir grup üyesi değişmedi) topluluk, ikinci albümleri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Colour and The Shape&lt;/span&gt; ile "Nirvana'nın yandan yemişi" imajından sıyrılmayı, üçüncü albümleri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;There is Nothing Left To Loose&lt;/span&gt; ile gerçek anlamda grunge'dan bağımsız bir grup olarak kabul görmeyi, dördüncü albümleri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;One by One&lt;/span&gt; ile artık "sağlam grup" olarak görülmeyi, 2005 tarihli çift disklik son albümleri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;In Your Honour&lt;/span&gt; ileyse diskografig ilerleme açısından "geleceğin R.E.M./U2'su" olarak görülmeyi başardı. Özellikle ilk yıllarda gruba çok fazla sıkıntı yaratan Nirvana kökeninin yıllar içinde müzik tarzının grunge'dan bariz şekilde rock'a kayması ve Grohl'ün üstün şarkı yazarlığı ile aşıldığı aşikar. Ben Foo Fighters'ın Nirvana'nın bile önüne geçtiği görüşüne katılmıyorum yine de halen var olan gruplar içerisinde kesinlikle en sağlam olanlardan biri Foo Fighters. Onların belki de en büyük başarısı süreçler içinde değişik zıt müzik akımlarından çok da fazla etkilenmeyip her zaman taş gibi bir rock müziği icra etmeye yönelmeleri oldu. Sonuçta saf rock müziği anlamında şu anda Foo Fighters'ın önüne yer alabilecek bir grup bulmak zor. Albüm kayıtlarındaki bu gelişim sahne performanslarına da yansıdı zaman içinde. Tamam, onlar dünyanın en iyi sahne grubu olmayabilirler ama bir gerçek var ki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;7 Temmuz&lt;/span&gt; tarihinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Foo Fighters&lt;/span&gt; yaşayan en büyük performans gruplarından biri olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Metallica&lt;/span&gt;'nın arkasından sahne aldı ve seyirciyi gaza getirme konusunda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Metallica'yı açıkça hurdaya çıkardı&lt;/span&gt;. Rolling Stone'un Temmuz '07 sayısında geçen bir laf durumu gayet iyi şekilde özetliyor. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Live Aid için Freddy Mercury neydiyse Live Earth için de Dave Grohl oydu&lt;/span&gt;". Tabi grubun bir diğer öne çıkan özelliği de video konusunda her zaman kült çalışmalara imza atmış olmaları. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Big Me, Learn to Fly, Breakout&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Everlong&lt;/span&gt; ilk akla gelenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni albüm ve The Pretender'a gelirsek; şarkı Led Zeppelin-vari bir giriş ile başlıyor (hatta Stairway to Heaven zannetmek gayet olası). Hemen arkasından &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Taylor Hawkins&lt;/span&gt;'in davulları ve hızlı bir riffi ile devam şarkıyı bir tek kelime özetler: gaz. Hatta bu açıdan bir benzetme de yapmak gerekirse: "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Karbonatlı Sprite&lt;/span&gt;". Şarkı hiç değise bir önceki albüm In Your Honour'ın ilk single'ı olan Best of You'yu tarihe gömmüş durumda şimdiden. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;What if I say I'm not like the others/What if I say I'm not just another one of your plays/You're the pretender/What if I say I will never surrender&lt;/span&gt;" sözleriyle nakaratı haykıran şarkının buna rağmen müziği sözlerinin çok önüne geçiyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Taş sözleri olan, aşırı taş bir şarkı&lt;/span&gt; var elimizde. Loop'a alınıp arka arkaya 20-30 dinlenmesi olasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni albümle ilgili beklentiler yüksek ve Foo Fighters bu beklentiler boşa çıkartmayacak gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Foo Fighters&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/q2f7jo"&gt;The Pretender&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.sendspace.com/file/q2f7jo"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Echoes, Silence, Patience &amp; Grace&lt;/span&gt;'in tracklist ise şu şekilde açıklandı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Pretender&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Let It Die&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Erase/Replace&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Long Road To Ruin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Come Alive&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Stranger Things Have Happened&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cheer Up, Boys (Your Make-Up Is Running)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Summers End&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ballad Of The Beaconsfield Miners&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Statues&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;But, Honestly&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Home&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;hr color="#cccccc" size="1"&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;Foo Fighters&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.foofighters.com/"&gt;Official Site&lt;/a&gt; | &lt;a href="http://www.myspace.com/foofighters"&gt;MySpace'te FF&lt;/a&gt; | &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=foo+fighters"&gt;ekşi sözlük'te FF&lt;/a&gt; | &lt;a href="http://www.youtube.com/results?search_query=foo+fighters&amp;search=Search"&gt;FF Videoları&lt;/a&gt;&lt;/center&gt;&lt;hr color="#cccccc" size="1"&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="clear: both; padding-bottom: 0.25em;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-6750345593314803365?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/0CPGcBtDezM" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/0CPGcBtDezM/foo-fighters-pretender.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/foo-fighters-pretender.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-4088266601979763323</guid><pubDate>Fri, 03 Aug 2007 15:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-04T00:46:17.215+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Müzikal Karma 4</title><description>Buraya, bunu yazmaya gelmeden üç dakika önce bile aklımda olmayan ama an itibariyle üçüncü kez dinlediğim, bana üç yıl öncesinde olan üç mevzuyu hatırlatan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dilemma&lt;/span&gt; şarkısını anlatarak başlayayım diyordum. Daha sonra diğer şarkıları da düşünmem gerektiği gerçeği geldi aklıma. Bunun için &lt;a href="http://www.last.fm/user/RaceDoctor/"&gt;last.fm profilime&lt;/a&gt; gitmiş olmamdan dolayı bir an irkildim. Ne dinlediğimi, üstelik çok dinlediğim neleri, hatırlamak için datalara bakıyordum. Bu bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kolaylık değil hata gibi&lt;/span&gt; geldi bana. Neyse, en nihayetinde aklıma bir türlü gelmeyen yazının girizgah kısmını yazmamı sağladı. Bir de playlist hazırladım. Üzerine doğaçlama yazabilir miyim diye düşündüm. Bu çıktı. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cümle yazıldığı sırada henüz hiçbir şey çıkmamıştı.&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img72.imageshack.us/img72/4528/untitled1hy1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 180px;" src="http://img72.imageshack.us/img72/4528/untitled1hy1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Dilemma ile başlamaktan daha üşengeç bir seçenek olmadığı için hemen ondan yola çıkıyorum. Bana yalnızca rock müzik ve varyasyonları dinlemediğim için büyük bir sevinç duymamam neden olan şarkılardandır bu. Sadedir, hoştur, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;I love you and i need you, i do&lt;/span&gt;" der işte kısaca. Özettir. Aslında tamamen satsın diye üretilmiş, gerçek anlamıyla üretilmiş, şarkılardan biri olması pek de umurumda olmadı. Ancak bu şarkıya olan bütün iyi niyetli görüşlerim özellikle de "kaliteli" sıfatlandırmamdan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;utandım&lt;/span&gt; ilerleyen dakikalarda. Çünkü şimdi çalan şarkıyla bir önceki arasında uçurumlar fark vardı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Johnny Cash&lt;/span&gt; söylüyordu o eşsiz sesi ile &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;God's Gonna Cut You Down&lt;/span&gt;'ı. Üstelik &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dilemma&lt;/span&gt;'dan sonra öyle garip bir his yarattı ki. Neredeyse Cash'in vokali bana "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;vay vefasız&lt;/span&gt;" diyordu. Sonra bu şarkının bende yaratması gereken hislerin bundan çok daha ötede olması gerektiğini hatırladım ve baştan çalarak müziğin beni &lt;span style="font-style: italic;"&gt;2 dakika 38 saniye&lt;/span&gt; boyunca ele geçirmesine, her yerimde dolaşmasına izin verdim. Ne diyebilirdim ki? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Uğruna uğraştığım her şeyin aslında çöldeki kum taneleri&lt;/span&gt; olduğunu bir açıdan acımasızca bir açıdansa iyi ki anlatıyordu "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;you can run on for a long time, sooner or later god's gonna cut you down&lt;/span&gt;" sözleri. Herhalde bu şarkının sözleri başka hiçbir müzik üzerine başka hiç kimse tarafından daha iyi işlenemezdi. Ağır, gerçekten ahenk yaratabilen, Johnny Cash'in neden "baba" olarak kabul edildiğinin açık örneği olan bu şarkıyı dokuzuncu dinleyişimdi ki artık geçmem gerektiğini anladım. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tell 'em god's gonna cut you down&lt;/span&gt;" sözleri ile sessizliğe ulaşırken şarkının sonu rahmetle andım Johnny Cash'i. Aslından ondan bir de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hurt&lt;/span&gt; coverını dinlemek isterdim ama kaldırabileceğimi zannedemedim.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img390.imageshack.us/img390/2439/untitled3pp8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 180px;" src="http://img390.imageshack.us/img390/2439/untitled3pp8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Dandy Warhols&lt;/span&gt;'un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bohemian Like You&lt;/span&gt; diye pozitif enerji yüklü bir şarkısı vardır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Blur&lt;/span&gt;'ün &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Girls &amp; Boys&lt;/span&gt;'u vardır. Madem Britanya'dayız, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Robbie Williams&lt;/span&gt;'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Let Me Entertain You&lt;/span&gt;'su vardır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Apollo 440&lt;/span&gt;'un&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Stop The Rock&lt;/span&gt;'ı bile vardır. Bunların hepsi insanı nedensizce salak salak güldüren, katiyen düşündürmeyen üstüne bir de dans ettiren şarkılardır. İyidirler, lazımdırlar. Benim için aynen bunlar gibi olan bir şarkı, aslen bir cover, vardı sırada. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;You Spin Me Right Round.&lt;/span&gt; Ben bu şarkıyı coverlayan adamı çok seviyorum. Vallahi ki. Umurumda değil fiziksel görüntüsünün marjinal olması. Müziğin önemi yerine görünüş saçmalığına önem verseydim zaten klasik müziği asla dinlemiyor olmam gerekirdi. Evet tahminleriniz doğrudur, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Marilyn Manson.&lt;/span&gt; Aynı Megadeth gibi bugüne kadar yeterince dinlemediğime pişman olduğum sanatkarlardan. Mesela bu şarkıda da kelimenin tek anlamıyla "yardırmış". Yırtıcı vokaller, bir pop klasiğini metal riffleriyle güçlendiren müzik, tek kelimeyle muhteşem. Sözlerde benim çok hoşuma giden bir satır vardı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;You spin me right around, baby right round. Like a record baby right round&lt;/span&gt;". Nedense bana &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;High Fidelity&lt;/span&gt;'de çalınması gerekmiş gibi geldi. Ya da sadece plağın dönüşünü getirdi. Sonuçta bir süredir aynen öyle right right döndürülen bir insanım ben de. Elbette bu halin değişik yanları da olmuyor değil. Değişik ruh hallerinde gezinen M.M. şarkıları gibi. Mesela buraya kadar bahsettiğim cover ile taban tabana zıt olan, insanın durduk yere .mına koyan&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=durduk+yerde+adamin+amina+koyan+sarkilar"&gt;*&lt;/a&gt;, her dinleyişimde beni bir farklı sefer yamultan bir şarkı var. O çalıyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Come White&lt;/span&gt; çalıyor. Ben bu şarkıya bir eleştiri yazamam. Şarkı hakkında bile yazamam. Direkt olarak yaşıyorum çünkü bu şarkıyı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;You were from a perfect world, a world that threw me away today&lt;/span&gt;" lafını yaşıyorum. Tıpkı "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;there's something cold and blank behind her smile, she's standing on an overpass, in her miracle mile&lt;/span&gt;" laflarını yaşıyor olmam gibi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hani bir şeyler olur biter daha doğrusu sen bitersin ve bitmiş olur ya.&lt;/span&gt; Bunlar olurken ve sen biterken kör olası şarkılar eşlik eder her şeye ama geriye bakınca bir şarkı kalır yaşanan/yaşanmayan her şeyden aklında. Herhalde benim için de o şarkı Coma White olacak. Bitiş cümlesi konusunda aklıma gelen tek şeyi bitiş cümlesi olarak yazmak istiyorum; hayatında hiç M.M. dinlemeyip sadece görüntüden yola çıkarak "ayy iğrenç" diyenlere &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;koim!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img329.imageshack.us/img329/7937/untitled2wx8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 180px;" src="http://img329.imageshack.us/img329/7937/untitled2wx8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir yanım "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu yazı çok uzadı&lt;/span&gt;" diye düşünüyordu ama benim sıradaki şarkıya çok büyük vefa borçlarım vardır. İstediği kadar uzasın, uzamazsa ayıp! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lene Marlin&lt;/span&gt; vardı bir zamanlar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sitting Down Here&lt;/span&gt; diye bir şarkı vardı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;MCM&lt;/span&gt; vardı ulan bir zamanlar. Bu şarkının bir klibi vardı. Göl kenarı gibi bir yerde geçiyordu. Kumsal vardır, karavanlar vardı, plaj ateşi vardı, Lene Marlin vardı akustik gitarı ile. Bir ateş başında, bir karavanda, bir ilerdeki iskelede şarkısını söylerdi. Her şey &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;öyle tatlıydı ki&lt;/span&gt; bu şarkıya dair. Benim için de pek çok ilke neden olmuştu. En önemlisi bana ait olduğunu hissettiğim ilk müzikti. Yani o, müzik, bana aitti. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bana sahipti&lt;/span&gt;, ben de ona. İçimde çaldığını hissetmiştim. Bir insan için güzelliğin her şey demek olmadığını anladığım andı. O anı yaratan da bu şarkıydı. Demek istediğim benim aptal kutusundaki çirkin birine aşık olmam falan değil. Öyle bir salaklık olmadı elbette ki! Ama bakış açımı değiştirdi bir şekilde.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Güzelliğin yanına karakteri koymama önayak oldu&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ben de artık soul müzik yapan hatunlara hasta olmaya hazır biriydim.&lt;/span&gt; İşin mübalağsı bir yana benim için Sitting Down Here, komple olarak, bir şarkıdan çok daha ötesiydi. Doğruluğuna inandığım pek çok şeyi temsil ediyordu.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Sadelik&lt;/span&gt; ise bunlardan yalnızca biriydi. Ne üzücüdür ki bu şarkı bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;one-hit-wonder&lt;/span&gt; idi ve Lene Marlin'de bu şarkıdan sonra kayboldu gitti. Belki öyle bir uğramıştı doğru zamanda, doğru ekrana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam mayışıyordum ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fight&lt;/span&gt; çalmaya başladı. Hani şu School of Rock filmindeki No Vacancy  grubunun filmin başında çaldığı, neyse. Gülümsetti beni nedense. O kadar akustikten sonra çatır çatır hard rock insanı hareketlendiriyor işte. Arkasından bir sürü değişik müzik hakkında yazasım geldi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kıraç&lt;/span&gt; olsun dedim, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;No Doubt&lt;/span&gt; olsun dedim, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alain Caron&lt;/span&gt; olsun dedim, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Avril Lavigne&lt;/span&gt; olsun dedim, en son &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;N.W.A.&lt;/span&gt; olsun dediğimde bu işin bir yere varamayacak kadar uzun olduğunu anladım ve vazgeçtim. Mütemadiyen vazgeçiyorum zaten şu sıra. Zaten aslında bütün yazı aşağıdaki video izlensin diyeydi.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;object height="412" width="500"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/I7Q8md5rdQ4"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/I7Q8md5rdQ4" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" height="412" width="500"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ah, 90'lar..&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-4088266601979763323?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/nf3fT-rYCcI" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/nf3fT-rYCcI/mzikal-karma-4.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~5/i2AMJz_QoqM/I7Q8md5rdQ4" fileSize="763" type="application/x-shockwave-flash" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Buraya, bunu yazmaya gelmeden üç dakika önce bile aklımda olmayan ama an itibariyle üçüncü kez dinlediğim, bana üç yıl öncesinde olan üç mevzuyu hatırlatan Dilemma şarkısını anlatarak başlayayım diyordum. Daha sonra diğer şarkıları da düşünmem gerektiği g</itunes:subtitle><itunes:author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</itunes:author><itunes:summary>Buraya, bunu yazmaya gelmeden üç dakika önce bile aklımda olmayan ama an itibariyle üçüncü kez dinlediğim, bana üç yıl öncesinde olan üç mevzuyu hatırlatan Dilemma şarkısını anlatarak başlayayım diyordum. Daha sonra diğer şarkıları da düşünmem gerektiği gerçeği geldi aklıma. Bunun için last.fm profilime gitmiş olmamdan dolayı bir an irkildim. Ne dinlediğimi, üstelik çok dinlediğim neleri, hatırlamak için datalara bakıyordum. Bu bir kolaylık değil hata gibi geldi bana. Neyse, en nihayetinde aklıma bir türlü gelmeyen yazının girizgah kısmını yazmamı sağladı. Bir de playlist hazırladım. Üzerine doğaçlama yazabilir miyim diye düşündüm. Bu çıktı. (Cümle yazıldığı sırada henüz hiçbir şey çıkmamıştı.) Dilemma ile başlamaktan daha üşengeç bir seçenek olmadığı için hemen ondan yola çıkıyorum. Bana yalnızca rock müzik ve varyasyonları dinlemediğim için büyük bir sevinç duymamam neden olan şarkılardandır bu. Sadedir, hoştur, "I love you and i need you, i do" der işte kısaca. Özettir. Aslında tamamen satsın diye üretilmiş, gerçek anlamıyla üretilmiş, şarkılardan biri olması pek de umurumda olmadı. Ancak bu şarkıya olan bütün iyi niyetli görüşlerim özellikle de "kaliteli" sıfatlandırmamdan utandım ilerleyen dakikalarda. Çünkü şimdi çalan şarkıyla bir önceki arasında uçurumlar fark vardı. Johnny Cash söylüyordu o eşsiz sesi ile God's Gonna Cut You Down'ı. Üstelik Dilemma'dan sonra öyle garip bir his yarattı ki. Neredeyse Cash'in vokali bana "vay vefasız" diyordu. Sonra bu şarkının bende yaratması gereken hislerin bundan çok daha ötede olması gerektiğini hatırladım ve baştan çalarak müziğin beni 2 dakika 38 saniye boyunca ele geçirmesine, her yerimde dolaşmasına izin verdim. Ne diyebilirdim ki? Uğruna uğraştığım her şeyin aslında çöldeki kum taneleri olduğunu bir açıdan acımasızca bir açıdansa iyi ki anlatıyordu "you can run on for a long time, sooner or later god's gonna cut you down" sözleri. Herhalde bu şarkının sözleri başka hiçbir müzik üzerine başka hiç kimse tarafından daha iyi işlenemezdi. Ağır, gerçekten ahenk yaratabilen, Johnny Cash'in neden "baba" olarak kabul edildiğinin açık örneği olan bu şarkıyı dokuzuncu dinleyişimdi ki artık geçmem gerektiğini anladım. "Tell 'em god's gonna cut you down" sözleri ile sessizliğe ulaşırken şarkının sonu rahmetle andım Johnny Cash'i. Aslından ondan bir de Hurt coverını dinlemek isterdim ama kaldırabileceğimi zannedemedim. The Dandy Warhols'un Bohemian Like You diye pozitif enerji yüklü bir şarkısı vardır. Blur'ün Girls &amp; Boys'u vardır. Madem Britanya'dayız, Robbie Williams'ın Let Me Entertain You'su vardır. Apollo 440'un Stop The Rock'ı bile vardır. Bunların hepsi insanı nedensizce salak salak güldüren, katiyen düşündürmeyen üstüne bir de dans ettiren şarkılardır. İyidirler, lazımdırlar. Benim için aynen bunlar gibi olan bir şarkı, aslen bir cover, vardı sırada. You Spin Me Right Round. Ben bu şarkıyı coverlayan adamı çok seviyorum. Vallahi ki. Umurumda değil fiziksel görüntüsünün marjinal olması. Müziğin önemi yerine görünüş saçmalığına önem verseydim zaten klasik müziği asla dinlemiyor olmam gerekirdi. Evet tahminleriniz doğrudur, Marilyn Manson. Aynı Megadeth gibi bugüne kadar yeterince dinlemediğime pişman olduğum sanatkarlardan. Mesela bu şarkıda da kelimenin tek anlamıyla "yardırmış". Yırtıcı vokaller, bir pop klasiğini metal riffleriyle güçlendiren müzik, tek kelimeyle muhteşem. Sözlerde benim çok hoşuma giden bir satır vardı. "You spin me right around, baby right round. Like a record baby right round". Nedense bana High Fidelity'de çalınması gerekmiş gibi geldi. Ya da sadece plağın dönüşünü getirdi. Sonuçta bir süredir aynen öyle right right döndürülen bir insanım ben de. Elbette bu halin değişik yanları da olmuyor değil. Değişik ruh hallerinde gezinen M.M. şarkıları gibi. Mesela buraya kadar bahsettiğim cover ile taban tabana zıt olan, insanın durduk yere .mına koyan*, her dinleyişimde beni bir farklı sefer yamultan bir şarkı var. O çalıyor. Come White çalıyor. Ben bu şarkıya bir eleşt</itunes:summary><itunes:keywords>müzik</itunes:keywords><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/mzikal-karma-4.html</feedburner:origLink><enclosure url="http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~5/i2AMJz_QoqM/I7Q8md5rdQ4" length="763" type="application/x-shockwave-flash" /><feedburner:origEnclosureLink>http://www.youtube.com/v/I7Q8md5rdQ4</feedburner:origEnclosureLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7697217532721446042</guid><pubDate>Wed, 01 Aug 2007 05:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-01T14:14:45.556+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Fatboy Slim</title><description>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Uyarı:&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu yazı b.k gibi küfür içerir.&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img295.imageshack.us/img295/1317/mmmmmmmmmmmgw6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img295.imageshack.us/img295/1317/mmmmmmmmmmmgw6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Şu "zaman" dediğin kavram var ya; itin teki o bence. Gerçekten. Sorunluyum ben onunla. Onunla, şans denen şeyle, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yer yer hayatın kendisiyle&lt;/span&gt;. Fakat bu zaman çok ayrı bir şey. Tamamen emsalsiz stresleri getiriyor kendiyle, daha da büyüklerini getireceğini belli ediyor, diğer büyükleri kendi defolup gitmesine rağmen ardında bırakıyor. Zaman diye neyi bilirsin? Bir ihtiyaçtan doğmuş süre sınırlandırması mı? Bir gün denen şeyin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;86400&lt;/span&gt; tik olması mı? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Göreceli olarak konulmuş bir limitlendirme&lt;/span&gt; mi? Üzerine kafa yürütülen soyut bir kavram mı? İnsan algısının bir handikapı mı yoksa aynı algının dahiyane bir buluşu mu? Aslında hepsi. En çok da şu üçü; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;geçmiş, gelecek, şimdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Geniş zaman, zaman çok geniş bir şey.&lt;/span&gt; Bazen de çok dar, çok yetersiz. Maalesef göreceli işte. "İtin teki" olması da oradan ileri gelmekte zaten. Zaman geniştir dedim mesela. Bu da göreceli ve iyi bir manası yok. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zamanla ilgili hiçbir şeyin iyi bir manası yoktur.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zaman, geçmişte g.tüne girmiş, an itibariyle girmekte olan, gelecekte girecek olan ve ancak ölümle sonlanacak bu g.te girmelerin bileşkesidir.&lt;/span&gt; Peki genişten kastım ne? Şu. Zaman adam edilemez. Başını kapatayım desen kıçı açılır. Kıçını kapatayım desen baştan olursun. Yolu yoktur. Geleceğimi kurtarayım dersin, şimdiki zamanı yaşayamazsın. Anı yaşayayım dersin, geleceğin ipotekli olur. Ya da hiçbirini yapmaz geçmişe ağıt yakarsın böylece yalnızca geniş zamanda varlığının bir geçerliliği olur. Gerisinde yalan olmuşsundur. Sen kendini kandır, ben de kandırayım. Hepimiz kandıralım ve diyelim ki son derece masum ve salakça "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hayır! hem geleceği düşünüp hem de şimdiyi yaşamak mümkün&lt;/span&gt;"&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;. B.k mümkün!&lt;/span&gt; O denilen ya kişisel düşlerde ya da filmlerde olur, yani olmaz. Birini seçeceksin. Ya geleceğinden ya da şimdiki zamanından olacaksın. Eğer şimdiye kadar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bu yazıdan bir halt anlamadıysan benden şanslısın&lt;/span&gt; demektir. Çünkü aptal mutluluğu olsa da bunlara kafa yormadan yaşıyorsundur. Bir koşudayız ya hepimiz aslında. Arada benim gibi bir iki deli durup diğer koşanlara bakıp "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;neden?&lt;/span&gt;" sorusunu soruyor. O soruyu sormak mutlak bir karamsarlık demek değil elbette. Ben de depresif bir insan kılığına büründüğümden söylemiyorum ya geleceğin ya da şimdinin yalan olacağını. Maalesef gerçekler cidden, hakikaten, valla, acı. Neyse. Hani bir de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;mantığın s.çması&lt;/span&gt; denen şey vardır. Yani mantıklı görünen (ki çoğu zaman da öyle olan) şeylerin/kararların ileride hata olarak kabul görmesi. Gelecek zamana yatırım yapmayı tercih etmek de böyle işte. Ben burada şükürcü bir insan moduna bağlanıp "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;biz ki size hayatı sunduk siz ki ileriki zaman kaygılarınızla bugünü ıskalarsanız bir gün bir araba çarpar da üzülürüz&lt;/span&gt;" gibi bir laf etmeyeceğim elbette. Yine de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bugünü bırakıp geleceğe yönelmek mantıklı görünen, mantıklı olan, benim de yaptığım ve çoğu zaman ciddiye alındığı kadarını geri ödemeyen&lt;/span&gt; bir şey. Tersi durumu yapalım, hepimiz anı yaşayalım sadece demiyorum, diyemiyorum.. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Açıkçası g.tüm yemiyor&lt;/span&gt;. Biz şu para denen şeyin manasını fazlasıyla iyi bilecek kadar zengin olmamış insanlar geleceği toptan sktr etmeyi ancak fantazi olarak görebiliriz. Üstelik belki doğru olan odur da. Biraz olsun şimdiye bakabilmek. Doğru ya da değil tercih edilmeyecektir. Gelecek zamana yatırım yapıp şu kahrolası ipoteği (ki o da aslında insanın kendi endişelerinin yarattığı bir şeydir) kaldırmak her zaman daha "yapılmalı" görünecektir. Bu şekilde hem çok başarılı olup de şimdiki zamanı da yaşayabilen birkaç insan örneği yüzünden akımı takip eden yaratık da insan işte. Gerçi bir kişinin kazanacağını bile bile umut tacirliğinden nasibini almış ve cebinden 10 milyon çıkartırken aklına "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin&lt;/span&gt;" gelen yaratık da insan. Buraya kadar "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne karamsar herif&lt;/span&gt;" diye düşünenler için gayet iyimser olduğumu belirtmek isterim. Çünkü benim burada, bu yazıda öne sürdüğüme göre ya gelecek ya da şimdiki zaman tercih ediliyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben hayatı tanıyorsam çoğu durumda ne an yaşanır ne de gelecek kurtarılır..&lt;/span&gt; Bazıları hepsini yapabiliyorlar nasıl oluyorsa. Onlara hem hayranlık duyuyorum hem de nefret ediyorum. Konuşurken "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;vay .mına çaktığımın, harika&lt;/span&gt;" diyorum mesela. Galiba milletçe (&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bu arada belirtmeden geçersem ölürüm; bu "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;milletçe/türkler böyle&lt;/span&gt;" tarzı konuşmaktan da konuşanlardan da tiksinirim. hepsi "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ayy ne mal bir topluaam&lt;/span&gt;" diyen mallardır çünkü fakat benim burada yapacağım doğru bir tespit ayrıca sevdiğim sağdığım da bir tespit kesinlikle küçük görme maksadım yok&lt;/span&gt;) küfür ederek övgü yapan insanlar olmamızda kendi noksanlıklarımızdan ileri geliyor. Biri bir şey yapıyor, bir şey meydana getiriyor, bir başarı elde ediyor mesela. Biz ondan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hem kinle hem de hayranlıkla&lt;/span&gt; bahsediyoruz. Neyse, sonuçta zaman kavramının gelecek vs. şimdiki kısmından pek hayır göremediğimi senin de muhtemelen görememiş olduğunu yeterince kaşıdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de zamanın dar olduğu durumlar var. Bu da tamamen zaman algısının o haldeki, o insanda ne şekilde olduğuyla alakalı. Git istersen bu "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;zaman çook geniş&lt;/span&gt;" lafımı &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Öğrenci S.kme Sınavı&lt;/span&gt;'na girecek birine söyle. Gerçi extreme örnek vermeye lüzum yoktu. Zaman her türlü yetersiz olmayı başarabiliyor. Zamanın olduğunu zannettiğinde bile ileride, mutlaka bir yerde o boş zamana ihtiyaç duyduğunu fark ediyorsun. Çocuklar için Cuma akşamları ne kadar uzun milenyumlar gibidir. Halbuki Pazar geceleri hep son dakika uzatmaları gibiydi. Ben o maçların bir çoğundan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;malup&lt;/span&gt; ayrılmıştım. Bir yerden, birine yetişmek de değil mevzu olması gereken. Bir an gibi geçip gitmiş yıllara üzülürken, geride kalanlara ulaşamamanın verdiği hissi yaşarken, çok sevilen bir şarkının sonu gelirken.. Zaman &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;asla yeterli değil, asla da olmayacak.&lt;/span&gt; Zaman bir payda. İşte o yüzden maalesef şu adı bile rahatsız edici olan "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;zaman planlaması&lt;/span&gt;" gerekiyor. Planlı, programlı olmak. Ben pek yapamadım onu. Hatta bazen "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bence her şeyin planlı olması yaşamayı anlamsız kılar&lt;/span&gt;" düşüncemin arkasına da saklandım. Herhalde bu kadar değerli olmasaydı üzerine bu kadar düşünmezdik zamanın. Eğer bu kadar değerli olmasaydı kaybı g.tümüze giren bir şey de olmazdı galiba. Ama gerçekte olan aynen böyle. Zaman, yaşam süresi, yaşamın kendisi, hepsi birbirine bağlı. Hepsi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;birbiri&lt;/span&gt; aslında. Genelde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;üçün biri&lt;/span&gt; olarak anlaşılmaya müsait olsa da öyle. Sonuçta pek de değişmediyse olan biten. Yine pek düşünüp hiç uyguma gösterildiyse zaman planlaması konusunda. O zaman ne yapmak lazım? Gereklilik kipinde ne uygundur bilemiyorum ama gerçekte yaşananı biliyorum. Plansız olduğu için hiç edilmiş zamanın arkasından düşünmek, biraz daha düşünmek. Belki en sonunda farklı bir noktadan isyan edip "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;ulan hiç bir bok düşünmeyen insanlar maddi manevi nasıl daha mutlu olabiliyor&lt;/span&gt;" diye haykırmak! Onlar tek yapabileceklerini yaptılar. Planlı oldular, çalışkan oldular, düzgün oldular, düz oldular, düzülmeye müsait oldular, düzülmeye istekli oldular, sonunda hayatlarını düze çıkartmayı başardılar. Tercih edilen insanlar oldular. Biz kara koyunları meclisler zaten çok önceden sktr etmişti.. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Belki de en doğrusudur budu&lt;/span&gt;r" demeyeceğim kesinlikle. Ama zamanla alıp veremediğim bitmiş değil. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben sürekli veriyorum da o katiyen vermiyor realizmi&lt;/span&gt; devam ediyor aynı hardcore'luğu ile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi bu kadar uğraştım gelecek zaman mı şimdiki zaman mı diye. Bir o kadar da şimdiki zaman denen şeydeki o 5 dakika süre limitinin banka kuyruğunda bir yıl, sınav sonunda bir dakika gibi algılanmasıyla. Peki geçmiş zaman ne olacak? Öyle geçip gitmiyor ki o. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Zaman arkada güzel anılar ve hoş gülümsemeler bırakır&lt;/span&gt;" &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-mış&lt;/span&gt;, peh! Evet, fotoğraflarda hepimiz yalan söylüyoruz. Hepimiz stres, keder, acı, üzüntü, bunalım dolu hayatlarımızı inkar edip fotolarda gülümseyerek beyin masturbasyonunun dibine vuruyoruz. Kandırdığımız da farkındayız üstelik kendimizi. Aile yıllıklarında kimsenin bakmadığı sahte mutluluk anları bir şey ifade etmiyor kişilerin kendi içlerinde kendi geçmişleri ile yaptığı hesaplaşmaların yanında. Kaç kişi hayatta hiç "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;keşke&lt;/span&gt;" ya da daha açık olarak kendi kendine "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ben senin kafanı s.keyim&lt;/span&gt;" dememiştir? Hiç kimse! Geçmişte yapılan hatalar genelde mutlak suretle gelecek zamanı etkileyen şeylerdir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kimse bana geçmiş geçmişte kaldı vaazı vermeye niyetlenmesin!&lt;/span&gt; Bu da aslında insanın yaratılışı ile ilgili bence. İnsan düşünen ve depresyona girebilen tek hayvan çünkü. Şimdi mesela, bu forward e-mail b.ku sayesinde iyimser, sevgi tavşancığı yazılar dolu her yer. Bu da bir kandırma aslında, hem de bilinçli. Üzüntü her zaman mutluluğu sayısal çoğunluk olarak ezer. Bunu biliyorum, sen de gayet iyi biliyorsun. O yüzden mutluluk denen şey zaten bu kadar değerli, bu kadar bulunamaz bir şey oldu ya. Değerliliği kabul edilebilir olsa da kimse borsada tüm birikimini kaybetmiş birinden birkaç ufak mutlulukla bunları unutmasını beklemesin. Çünkü o &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;iyimserlik değil düpedüz geri zekalılık&lt;/span&gt; olur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim derdim var zamanla, zamanım az. Bir açıdan bakınca da çok uzun zaman var. Aynı zamanda olacak iki şeye hem çok hem de az zaman kaldığı bilmek, bir yandan kederlenmek bir yandan bekleyememek nasıl bir ruh halidir acaba? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yoksa tahmin ettiğim gibi ikisinden de olacak mıyım?&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sıraya dizdin bizi zaman,&lt;/span&gt; yani ebemizi s.ktin be zaman..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-7697217532721446042?l=okunmayan.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/95CAucumomo" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/95CAucumomo/fatboy-slim.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/fatboy-slim.html</feedburner:origLink></item><language>en-us</language><media:rating>nonadult</media:rating></channel></rss>
