<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-23905973</atom:id><lastBuildDate>Fri, 10 Feb 2012 23:17:38 +0000</lastBuildDate><category>siyaset</category><category>hikaye</category><category>4P</category><category>olan biten</category><category>tv</category><category>müzik</category><category>blog</category><category>rahatsız</category><category>kişisel</category><category>mim</category><title>Okunmayan Blog.</title><description>Ben, sen, biz, siz, onlar ve kocaman bir vs. bulutu üzerine..</description><link>http://okunmayan.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>65</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/OkunmayanBlog" /><feedburner:info uri="okunmayanblog" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Society &amp; Culture/Personal Journals</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Music</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">News &amp; Politics</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Arts</media:category><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Ben, sen, biz, siz, onlar ve kocaman bir vs. bulutu üzerine..</itunes:subtitle><itunes:category text="Society &amp; Culture"><itunes:category text="Personal Journals" /></itunes:category><itunes:category text="Music" /><itunes:category text="News &amp; Politics" /><itunes:category text="Arts" /><feedburner:emailServiceId>OkunmayanBlog</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-6697371539998354999</guid><pubDate>Tue, 13 Dec 2011 20:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-13T23:28:56.355+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Yanarken Su Bile</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-TUCFV8go9X4/TufBF_N0ZpI/AAAAAAAAAKk/rzA0EjmEebA/s1600/3059526365_5e1805acf4_o22222222222222222222222222222.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 295px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-TUCFV8go9X4/TufBF_N0ZpI/AAAAAAAAAKk/rzA0EjmEebA/s320/3059526365_5e1805acf4_o22222222222222222222222222222.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685725363191441042" /&gt;&lt;/a&gt;Senin ihanet ettiğin zamandı. Belki diye bir kelime vardı; var olan ve kuşkusuz can yakmış, şüpheye yer yok ki seni, sevmekten men etmiş beni, bir takım zaman dilimlerini ardında kül bile bırakmayacak kadar yakacak bir kelimeydi belki. Bir kelime, bütün henüz yaşanmamışlıkları bile delilik kadar güzel eyleyecekti. Belki, belki kurtaracaktı çaresizliğimizin gereğinden geniş zaman dakikalarını. Belki de, belki bizi kurtaracaktı. Belki, inandıracaktı inanılmaz zamanların yaklaştığını, denizin ufka harman olduğu yerden görünen yağmur bulutlarının gelişi gibi. Aslolan, toprağın gelecek yağmurun şölenine hazırlığıydı. Bütün çiçekler, damlalara küskün gibi görünüp aslında çok kapalı o hava durumuna inat en parlak renklerine bürünecekti. Ki bütün çiçekler ve bütün renkler senden ibaretti. Bense yalnızca fırtınanın evveli sükunete ev sahipliği yapan bir dingin-gibisi deniz olacaktım. Yağmuru yağdıran bensem de, tevazu edip karşında susacak, susacak ve toprağı olacaktım; denizlikte bile yağmurun toprağı olmaya gayret, densizlik diye anlaşılmasın diye. Belki, belki seni bile kurtaracaktı, senden. Bulutlar sırf yağıyor ve bu sefer ağlamıyor olsa da sen gülecektin, güneş doğacaktı yeniden. Belki. Belki, sırf yazdan kalma diyeydi bu yorgunluğu doğanın bahşeder halleri. Belki bir taşlardan hallice kıyıda buluşacaktık; bulacaktık sonunda birbirimizi. Yağmur geliyordu, düş destur dinlemeden yağacaktı. Toprak neyi müjdeleyecekse ona inancı vardı. Ama yağmur inanmıştı. Belki yağmur bile inanmıştı çoraklığa inadının tutacağına. Ve biliyor musun, yağmur bir gece yağacaktı? Sırf çok burnu kalkık görünmeyeyim diye, tanrıların yanıbaşı kot farklarından geliyor olsa bile. Yine de yağmur yağacaktı. Yine de çiçekler en parlak renklerini takacaktı yapraklarına. Kurumaktaki bir ağaç bile dal yaprak yalnızlıkta kalmayacaktı o gece. Gece olmuş olacaktı. Çaresizliğin gereğinden geniş zaman dakikalarında. Çitler olacaktı belki de, kıyının ucunda. Gelişini kutlayacaklardı, çatırdamaya, büyümeye çok hevesli çocuklar gibi. Çimenler bile ilk defa küfretmiyor olacaktı üzerilerine basan yüreği fazla ağır yolcuya. Ki denizlilik misafirlik değildir, ne kadar çorak olursa olsun toprağın kendisi. Gece bitkileri bile korkmayacaktı; bizim ilk defa sanatsal sancılarımızı yenip onlardan korkmamamız gibi. Ve ilk defa, 'sadece bunun için' dememek bir keyif olacaktı. Gerçek olacaktı hepsi. Şiirler yetmeyecekti, ne natürmort, ne kalbi şahanesi sahneye. Belki, belki de ilk defa bir cenaze-i yaptırım olmayacaktı kalbin sicilinde. Sivil ve yakışıksız, aksak ve kirli, delilik ve dahiyane bir fikir olacaktı aşk; çimlerin üzerinde, gece bit bitkilerinin yanında, denizin kıyısında, bir gece vakti olur, yağmuru beklerken. İki yürek bile yetmezken dört koldan sarılmaya; bu denli doğa mucizesi yalan olamazdı ya. Değil miydi? Ama? Ya..&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çiçekler bekliyordu. Gece bitkileri yorgun, bitkin, umutsuz gibi ama heyecanbazdı. Çimenler ilk defa küfretmiyordu. Çitler oralı değil olmaya çalışırken nasıl da mizah unsuruydu. Deniz dingin ve hazırdı; toprak en kızıl renklerine bürüyordu, çiçeklerin hazırlığının esnasında. Bir yağmur bekleniyordu. Yağmadı, yağmayacak. Sen, her günün sonbaharında özleniyordun gibiydi. Sonra hepimiz beraber gökyüzüne baktık, bir falez hizasından. Yağmur yağacaktı; öyle söylenmişti hepimize..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Hepimize çok geç fark ettirdi kirli ve mantıklı ve haklı gerçeklik kendini. Senin ihanet ettiğin bir zamanmış. Belki'ye. Ve hepimize.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Sen bizimle, hepimizle, aynı gökyüzüne bakmıyordun ki. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-6697371539998354999?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/yN8NWJEUpVM" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/yN8NWJEUpVM/yana.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/-TUCFV8go9X4/TufBF_N0ZpI/AAAAAAAAAKk/rzA0EjmEebA/s72-c/3059526365_5e1805acf4_o22222222222222222222222222222.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2011/12/yana.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-907604777734326545</guid><pubDate>Sat, 10 Dec 2011 09:52:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-10T12:23:09.892+02:00</atom:updated><title>Düştü</title><description>&lt;a href="http://fc06.deviantart.net/fs70/i/2011/256/8/2/nora_by_claretdf-d32lsht.png" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 310px;" src="http://fc06.deviantart.net/fs70/i/2011/256/8/2/nora_by_claretdf-d32lsht.png" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Bir hikayenin sonu&lt;div&gt;Bir ayrılığın esnasında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yolların ayrımının ortasında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yukarıda bir yerlerden&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İne geldin hayatıma&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bilemedim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlayamadığım nereden geldiğini&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu çok iki boyutlu &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve labirent dünyamda&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bana gençliğimi hatırlatıyorsun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Henüz yaşamadığım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve huşu içinde geçen çocukluğumu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnadına&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sırf inat uğruna&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ahmak bir çocuk olduğumu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve gençliğimi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sigara boğumu günlerimi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Bir erkek için bile fazlasıyla anonim gitmiş bekaretimi&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Basiretimi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Densizliğimi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevilmeyi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve en çok da&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevmeyi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yüzünü özlüyorum &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiç yaşamadığım sobalı bir salon sıcaklığında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kalbime mumlar yakıyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;St. Antuan Klisesi'nin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Reel yükümlülüklerin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hükümsüzlün&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve halet-i pürmelalimin adına&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine de yekdüze kalıyorsam bana kızma&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve ve ile'leri bitmiyor sözlerin senin hakkındaysa&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve malum seviyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Emin oluşum adımdan bile fazla&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şunları yazan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şuh ve rahatsız diye namlanmış&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu bir zamanlarına rastgeldiğin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Muhtemelen içinde bir miktar ömür sürdürüp süründürdüğün&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bedeninden bile kambur aklımın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok dik duramayışına şahit oldun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlıyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonunda ben de&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bile&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlıyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aklım bir dalgalı &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Ve hiç de dingin olmayan- &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Denizdi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir fırtına gerekliydi durulmaya&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Durup, susup, düşünüp, çok düşünüp&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsan olmaya&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve dahi inanılmaz ama&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Adam olmaya&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ağlamaklı oluyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Seninle yaşayamayacağım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her bir acıklı anıya&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yüreğimdeki parmak izlerini sayıklıyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayıklıyorum tarlamda ne kadar diken varsa ile yetinemiyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Toprağı dibinden yeniliyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çiçekler açsın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gülü öyküleyenin yüreğine batmasın diye&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Adını sayıkladığımı söylüyorlar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben uyur gibi yaparken&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ahmaklar!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bilmiyorlar halimi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tanımıyorlar seni&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ki senin adınsa&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kalbimin sayacına çomak sokan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onlar duyabilemezler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her bir 'Gizem' diye sayıkladığımda&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeni bir ağıt yazıldığını&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dersen ki bana&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İyi yazmışsın, hoş yazmışsın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hoş, aslında hiç de iyi yazamamışsın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok geç zaman kipine&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve hiç gelmeyecek'e &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiç de iyi olmayan şeyler karalamış&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve geç kalmışsın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dersen&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlarım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlamış gibi yaparım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine mumlar yakarım içime&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kokulu ve hijyenik bir aydınlık olsun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geriye benden hiç iz kalmasın diye&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Duy artık&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kalbimi açıyorum sana&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha önce hiç sevilmemiş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve hiç kırılmamış gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kalacaksa bu bir beyhude çaba&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Varsın kalsın yüreğim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Soğuk ve rutubetli merdiven altlarında evveliyatının &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olmamış kalsın cümleler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sıradanlaşa gelmiş olsun kafiyeler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çünkü ne kafiyeler, ne kifayetler, ne de üzüntüler..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Senin hakkında diye &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tüm bu yazılagelenler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazılamıyor da, bitemiyor da şu hal&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ah benim zavallı tedavülü geçmişliğim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine de içime sığmıyor gerçekler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;08.12.2011&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;(23:17)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Politik bir söylem olurdu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benim seni sevmem&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanma bu hal yalnızlıktan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ya da kelimeler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok serbest çağrışmaktan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eylemlere gebeyim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ölümüm realite copundan olacak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sezebiliyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cenazesi kalkacak kalbimin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve yine gözü yaşlı kalmış bir anneden başka&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kimse gerçekten umursamayacak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Merhumu rahatsız bilirdik-&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çünkü politik bir söylem&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benim seni sevmem&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çünkü başka hiçbir şey&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu denli düzen karşıtı değil&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güzel ve yalnız ülkende senin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;08.12.2011&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;(23:25)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-907604777734326545?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/iVcsdkICX2E" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/iVcsdkICX2E/bir-hikayenin-sonu-bir-ayrlgn-esnasnda.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2011/12/bir-hikayenin-sonu-bir-ayrlgn-esnasnda.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-6959488614614333672</guid><pubDate>Wed, 07 Dec 2011 18:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-08T20:32:06.297+02:00</atom:updated><title>Bir Dün</title><description>&lt;a href="http://img580.imageshack.us/img580/8560/306036278690e18f46fao2.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 262px;" src="http://img580.imageshack.us/img580/8560/306036278690e18f46fao2.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;Merhaba, benim adım Deniz. Benden geriye sadece bu kalmak üzere.&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Yalvarırım daha da güzelleşme&lt;div&gt;Gökten üç tuğla düşüyor başıma&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güzelleşirken mantığını yitir en azından&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Artık gazete haberleri bana acı veriyor &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hala farkına varmasındayım gidişinin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaşamımın sensizliğini haber eden günler arasında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hepi topu üç dersen &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aldıramam ayırmadığım, anla&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sana göre üç günse&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bana göre altı gece&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kalbime sorsan kocaman bir darbe &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve içinde sadece benim olduğum bu sevda arafı nesilde&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zamanın hesabını yapacak kadar bile akıl kalmadı bende&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lütfen ama&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Rica ediyorum daha fazla güzelleşme&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güzelleşiyorsan da reel politikaya bulaşma&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bak yalvarıyorum sana&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu denli hayalleşme &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zelzele gibi atıyor yüreğim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yarık ve kırık olsa da&lt;br /&gt;Zayıf ve çökmüş bu bedenimde&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Duyuyorum yine de &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Umudu kayıp, çilesi yokuşlarda&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnletiyor yıkılmış dünyamı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanki toprak altında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nice sevmeklerden sonra &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tam da dibi olmayan bir akşamın sonu &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve dibini göreceğim bir şişenin sonunda &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk defa böylesi bir yangın düştü içime&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben anlatamıyorum, sen anla&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Karanlığım kadim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnadım yüksek promildi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bilmiyordum da aslında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O kadar karasallamıştı ki kalbim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Unuttum kıyı güfteli benliğimi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir gemi olup gidebileceğini&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Adı ben olmayan herhangi bir koya&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben de hiç troleybüse binmemiştim oysa&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benim de canımı çok fazla yakmışlardı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benim de çocukluğum terminolojik bir yalnızlıkta&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Umutlar boyayarak tüketilmişti&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazarak var oluyordum ben de &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Senin gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Düşlemek mesleğimdi her yaşımda&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Senin gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her anımı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(Sanki hepsi bir anı olacakmış gibi)&lt;br /&gt;Yaşıyordum şarkılar içinde&lt;br /&gt;Senin gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Denize dökülmüştüm güçsüzüm diye &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yapalnızdı şu çok sosyo-politik fikirlerim &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlaşılamamak anlaşılmamdı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Senin gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pastel sahnelerde sanal arkadaşlıklarım vardı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benim de &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Senin gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben daha hala küçük &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve kafası yaşından çok daha karışık bir çocuktum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Adım sululuk değil çocuksuluktu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benim de&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Senin gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama yalnızlığın bile &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sebep oldu olabilecek bütün düşlerimde &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben zannedebilmeyi çoktan kesmiştim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bulabilmeyi birini&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O, 'o' olacak birini&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En kusursuz ütopyaların güzelini&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zamanı geçirmeyi değil&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaşayabilirlemeyi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her yaraya merhem olacak kadar iyi&lt;br /&gt;Ve sıradanlıkta şiirler görecek birini&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben hiç zannetmezdim karşılaşabilmeyi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biriyle&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Senin gibi..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-6959488614614333672?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/2xxOmH9X2Sc" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/2xxOmH9X2Sc/bir-dun.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2011/12/bir-dun.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-771985664771230046</guid><pubDate>Mon, 05 Dec 2011 16:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-05T23:27:32.540+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Bir Gün</title><description>&lt;a href="http://farm1.staticflickr.com/190/491760049_4124fa07c2_b.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 312px;" src="http://farm1.staticflickr.com/190/491760049_4124fa07c2_b.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Benim başımdan çok uzun, çok damarlı bir gün geçti.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;1&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*Sana ihanet ettiler şiir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yüreksiz&lt;br /&gt;Asılsız&lt;br /&gt;Sahte kelambazlar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gururunu hiçe sayarcasına kirlettiler seni şiir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İyi yalan söyleyen o korkaklar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Utanacakları da yok şiir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mağduradım devam edecekleri seni kullanmaya &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve yaşıyormuş gibi yapmaya&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok iddialı ergen metraj dolanları uğruna&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama sen&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine de &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sakın &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Boynun bükük durma &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bak sırf adam gibi acı uğruna&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Seni yazanlar var hala&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aklım kalbimi örtemiyor bugün şiir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Beni de hiçpare bıraktı insafsızlar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazıklar olsun'dan utanacak yüzü bile olmayanlar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güle güle iliğimizi kuruttular&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ağız çok&lt;br /&gt;Laf çok&lt;br /&gt;Yalan çok&lt;br /&gt;Haysiyet ziyan oluyor onların kir göstermeyen ellerinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine çok pastel&lt;br /&gt;Düşler uydursunlar&lt;br /&gt;Başkalarının güneşini&lt;br /&gt;De çalsınlar&lt;br /&gt;Bir de kendilerine güneş demeye kalksınlar&lt;br /&gt;O gülümsemesini bile bencilleyen alçaklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derdim yerden göğün tepesine bugün şiir&lt;br /&gt;Hiç olduk şımarık densizliklerde&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama belki sen&lt;br /&gt;Bir tek sen anlarsın beni şiir&lt;br /&gt;İnsan kızamıyor kalbine kazık çakanına&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben hiç terk edemedim şiir&lt;br /&gt;Kirlettiler bizi şiir&lt;br /&gt;İkimizin de kelimelerini ziyan ettiler şiir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;(02:13, 78, Ülser ile yeksan)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;*Eminim gülebiliyordur da. Kafasını uzaklaştıracak diğer bütün fiilerden çok bu canımı yakıyor. &lt;b&gt;Gülümseyemeyecek halde bırakıp yoluna devam etmek&lt;/b&gt;, güle oynaşa. Kafayı uzaklaştırmak demişken ise yalnızca lafın gelişi çok ucuza diye. O kafa yalnızca bir yol üstü tesisi olarak kullanmış beni; ve kalbi de tuvalet hizmetinden. İçim daralıyor. Sanki ciğerlerim bir mengeneye sıkıştırılıyor. Ben çok şaşalı ve çok şiirsel bahanelerle köşedeki sandığın ardına atılmış bir oyuncağım. Kızsam neye fayda. Tavırların kimseye umur sebebi olmayacağını biliyorum. Vicdan lazım gelir pürmelalime kafaya yormaya. Sevmek lazım gelir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevgi ulan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinlediğin her şarkıya, okuduğun her şiire, yazdığın her bir 'o zaman öyleydi' yalana (bile) ayıp ediyorsun. Canım yanarken yanımda değildin; canın yanar yanmaz da pılını pırtını toplayıp gittin. Çok mu gururlu sebeplerin var! Oysa benim tek sebebim sevmekti. &lt;b&gt;Sana kendimi açtım ben. Yalnızlığımı, zayıflığımı. Oysa senin istediğin dayanacak bir duvardı. &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ey kafasını rahat yordam dağıtabilen taş kalpli!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsandık oysa biz. Neyinize yetemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;(09:56, MA 105)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;3&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*Nefret etmek istiyorum senden. Avazım çıktığı kadar öfke duymak, esas ve aslı öyle olmayan bütün adlarını lanetlerde boğmak istiyorum. &lt;b&gt;Şaşırmazsın hem.&lt;/b&gt; Anlamak yerine aforoz eden sen değil miydin? "Anlamıyorsun", diye burnu laf dağında dubleks bir ego ile defolma telaşlarına doyamazken anlamaya hiç uğraşmayan aslında sen değil miydin! Anlamaya ihtiyacın olmadığını düşünen, senin, ya bencilliğin ya da körlüğün yok muydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasılsa umursamayacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Nasılsa sen hep 'yeterince' uzaktın her şeyden, en çok benden. &lt;/b&gt;Nefret bile edemiyorum ben senden. Sanma ki o kadar yoksun diye benim için. Nefret bile edemiyorum senden. Neden! Canımı yaktın, gururumu çaldın, kullandın ve attın. Tebrikler olsun sana çocuk, sana çocuk dememi haksız çıkartmadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklına geldiğimde nasıl da bireysel bir hafızasızlıkla gülümsüyorsundur. Sen her güldüğünde kemikleri unufak dağılıyor. Ben senden nefret edemiyorum. Ama ben senin vicdanını sikeyim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;(10:27, MA 105)&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;*Kelimeler üşüyor. Defterler boyu koşma arzum var. Korkarım ki, hiçbirinin hiçbir zaman sana ulaşmayacağından. Hayatı nasıl yaşarıma karar verememiştim daha. Kafam karışıktı. Dağınıktı, dağınık kaldı belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben seninle kimsenin kendine yakıştırmayacağı bir arka sokak kozmetiksizliğinde, kan ve ter içinde, aşk içinde, yerkürenin herhangi bir yerini 'evimiz' eyleyebileceğimize inanmıştım, oysa. Kimsenin eli bu kadarını kaldıramazdı tozlanmanın bulvarının başında buluşacaktık. Üstümüz başımız çirkin olacaktı. &lt;b&gt;Yine de bizim olacaktı, hepsi. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sokak, o estetikten uzaklık. Sevmenin estetik arayışlarla ilgisi yoktu. Sen bu lafı da duyacaktın benden. Mesela bugün yanımda olsaydın. Ben bunu, bugün fark edebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da: Hamlamışım yalan yalnız hikayelerde; pişiyordum henüz. &lt;b&gt;Beklemedin.&lt;/b&gt; Beklemeye sebep görmedin. Ama, mesela, bugün, yanımda olsaydın görecektin tüm o mor ve yeşil ve pembe sebepleri, tüm mavi dönüşümü, senden başka hiçbir şeyin ve kişinin kalmamış olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün yoksun sen. Artık yoksun sen. Tam da çok severken yoksun. Yok oluyorum ben, &lt;b&gt;istemli.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;(11:24, MA 105)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;5&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*Ne demek&lt;b&gt; istemediğimi &lt;/b&gt;anladığın bir akşam vardı. Sen ve ben ve yiten hikayemiz bir uçurumun başında, bar koltukları üzerinde; senin tarafından aşağıya itilmek üzereydik biz. Üzerey-mişiz. Ve sen anlamamıştın ne dediğimi, 'aslında söz sanatı' dahilinde. Ben sana, "&lt;i&gt;bak, belden fazlalıkların beni ürkütüyor, bütün bir ömür onlarla nasıl olur'u düşündükçe..&lt;/i&gt;", derken beni anlamadın. Çirkinliğe zannettin vurguyu. &lt;b&gt;Beğememe zannettin.&lt;/b&gt; Yine çok estetikbaz herif eleştirmelere doyamıyor seni, diye düşündün. Oysa ben demeye (çok güzel bir şey) getiriyordum ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak ben demek istiyordum ki, ben o estetik kaygıları taşıyamamaktan korkuyorum. Ben güzelliği bile sonuncu plana atmaktan korkuyorum. Ben birini, hem de hiç beklenmedik biçimde, hem de bütün bunları umursayamayacak kadar sevmekten sevmekten korkuyorum. Sen, beni korkutuyorsun çocuk! &lt;b&gt;İdi..&lt;/b&gt; Demek istediğim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen bunu düşünmedin, eminim. Mide spazmı ritüelinden muzdarip ben de üzerine gidemedim dialoğun. Öyle kalakaldı sözler. Öylesine dediğim zannedilen üstelik o lafı, canı yaktı geçti. Kafandaki planların oturmasına bir kaldırım taşı daha oldu sadece. Bunu okumayacağını biliyorum. Yine de sen bunu okuyacakmışsın gibi yapayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak ben, ben zihnimde her ne kasdetiyorsam sen olduğu gibi anlıyorsun sanıyordum. Ben, beni anlamadıklarının birikebileceğini hiç düşünmedim ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;(12:22, MA 105)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;6&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*Taşıdığım, taşımayı yeğlediğim bütün endişeler mizah unsuru oldu bugün. (Kızgınlığım, kırgınlığım, canımın acısı geçmiyor olsa da, hiç.) Şu bağzı insanlarlar karşılaşmayayım, bağzı kapalı mekanlarda bulunmayayım, yeri geldiğinde itin başkonsolosu gibi davranayım ve vesaireler. Ben bunların ne denli ahmakça olduğunu nasıl göremedim! İnanamıyorum bazen. Mesela şu an.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Mesela şu an algılayabiliyorum ancak. &lt;/b&gt;Bir travma sonrası, bir şehir bıkkınlığı halası, bir kocaman kişilik kişilik arayışı ile mutluluğu tamamen sevgi dolu bir üçüncü tekil sanıyorum zamanında, seninle oldurmadıklarımızı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yıllar önce şu anda içindeki çaresiz bir sınıf köşesinde, bana bunları yazdıran binaya bakıp çok ciddi ve çok gençlik hayaller kurmuştum ben. Şimdi camdan dışarı, karşıki dağların bozkır ve beton örtüsüne bakarken yine benzer duyguları duyuyorum. Tüm başaramadıklarım, üçüncü tekillerin olmamışlıkları yerine. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve de lanet olsun! Lanet olsun ki, camdan dışarı bakarken hissettiğim o duygu seni hatırlatıyor bana. Bunu ben göremedim; bugün ve bu pencereden bu açıyla bakmaya kadar. Sen ise hiçbir gün göremeyeceksin. Başkalarına kalacak rüyaların kondüktörlüğü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mesela şu anda, şu anda da, uyandığında ilk seni görecek insanın boğazını deşmek istiyorum. Evet, o '&lt;i&gt;anlamsız&lt;/i&gt;' hallerim benim belki. Epeyce şiddet yüklü. Şiddet sevmekse mevzu meşrudur, sana anlamsız gelmeye devam ediyorsa da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hem sevmek de anlamsız değil mi artık, sana, benden geliyor müddetince?&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;(12:44, MA 105)&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;7&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;*Üzerime yapraklar yağıyor üşütmeye antlı bu sonu baharların. Ben iyi biri olamadım mı acaba? &lt;b&gt;Hep, herkese akıl dağıtırken, söylenin değil anlaşılacağın öneminden demi vurmaya doyamazken, neden tam tersinden başkasını hiç yapamadım, bana ait olan tek yaşamak esnasında?&lt;/b&gt; Neden ben, anlaşılabilmenin değerini hiçe saydım da, hiç bile desem anlaşılacak sandım, acaba? Bilmiyorum. Belki de ben, o komadan hiçbir zaman gerçekten uyanamadım. Belki ben, hiçbir zaman o kadar iyi laflar yazamadım. Belki annemden başka kimse bana değer vermedi. Ve bir tek babamdı beni ciddiye alan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Belki de sevmeyi bile beceremedim, bilhassa sevilmeyi. Bilemiyorum. Hiç terk edemedim doğru ama, onu biliyorum işte. "Geceyi uyutan gündüz yüzlü kız".. Ben bir aşktan diğerine bu denli hızlı seyahat edebilirken neden acılarım hep gereğinden uzun metraj kaldı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;i&gt;Mutluluk en büyük intikamdı.&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;Ve ben kimseden intikam almadım.&lt;/i&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;(13:11, Kampüste herhangi bir yer)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;8&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*Bir yıla kaç tükenmek sığabilir? Birkaç mevsim kaç ülser travmasına sahneardı olur peki? Bu soruları yazanından başka kimse okuyacak mıdır? Yine sen kaldın kendinden başka kimsenin kalmadığı bu kalabalıkta Deniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine de üzül sen, giden asla ama asla tam olarak dönmez nihayetinde. Ve bu sefer hiç dönmeyecektir de. Yine de bıkıl sen. Nasılsa ne dersen de gündüzün karanlığında yok olacak. '&lt;i&gt;Ben ne yapsam olmuyor&lt;/i&gt;', diye bir abim vardı benim. Bir tek kazığa meyil etmeyen o kalmıştı. Nitekim ben bunu da görmüş, geçirilmiş oldum. Ama maksadım kimseyi suçlamak değil. &lt;b&gt;Sade canım sancıyor benim. Çok..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam, "&lt;b&gt;&lt;i&gt;bu sefer işte&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;", dediğimde üzerime yıkıldı bütün çocuksu düşlemeler. Olsun dedikçe olamadı. Bu yıla çok fazla hüzün sığdı. Bu esnada malum midem yanıyor elbette. Kuşkusuz bu da geçer, unutulur belli bir süreyle. İşte canımı yakan bu! Neden olmamasına alışmak tek çare? Olsun'dur derdim oysa. &lt;b&gt;Midem kaynıyor.&lt;/b&gt; Üşüyorum. Hiçbir mevsim bu denli soğuk olmamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;(13:31, A Binası Önü)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;9&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*Bugün&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Karanlık kahkalar atarken gördüm seni rüyamda&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Rüyamda görsem inanmazdım ama&lt;br /&gt;Daha dün kanlı canlı şahit olmuştum buna&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Özlenmemekteyim &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hem de hiç, malum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Giz'in özüne kan ağlayacak bir kalp yolladım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben hep göreceli&lt;br /&gt;Sen hep mutlak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkimiz beraber çok muğlak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olduksa da&lt;br /&gt;Güzelliğinin rüyaları bile kıskandırdığı olmuştu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olanla olunuyordu işte&lt;br /&gt;Yollu yolunda gidiyordu bir şekilde&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(Bugün&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Reddedildim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Hem evlatlıktan&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Hem ebeveynlikten &lt;/div&gt;&lt;div&gt; Meğerse bilseydim de ben&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Bir günün öğleninde &lt;/div&gt;&lt;div&gt; Bilsem bile gidemezdim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Seninle oldukça&lt;br /&gt;Kederperverlikten)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Düne kurban olmuş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saçma sapan bir planla çökmüş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üzerine zorla karanlık sürülmüş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kalbe ziyan bir gündür&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yıkıntıların arasında kendimi arıyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Orada kimse var mı!&lt;br /&gt;Diye bağırıyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Oralı olamıyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Göçükten çıkarayım seni &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diyorum kendime&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çıkmaya sebep bulamıyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün depremertesi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir çocuk neşe içinde yaşıyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsafsızlığın bayrağını o taşıyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diğer çocuksa betonarme bir çaresizliğin altında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ağırlığınca &lt;/div&gt;&lt;div&gt;(ve ağladıkça) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Can çekişiyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün de&lt;br /&gt;Diğer bütün günler gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir aşktan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yalnızca biri&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sağ çıkıyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;(14:11, B 104)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;10&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*Uzun uzadıya düşünecekken tam, uzaktan gördüm seni. Her kimdi ise telefondaki, ben değildim. &lt;b&gt;Ki bu öfkeye yeterdi.&lt;/b&gt; Aklıma geldi, ihtimali. İhtimali yaşamına ben olmadan devam etme hazırlıklarına ne kadar evvelden başladığının, mesela çok. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanırım tam bir saat içinde 9-10 sigara söndürüyorum bu kara, kapkara ama az bulutlu Pazardevrisi günü, ciğerlerimde. Öyle görünüyor ki, tam bir günde epeycesine şen ve bir o kadar da şakrak bir birey olmuşsun, uzaktan. &lt;b&gt;Belki de aklına bile gelmiyor, bir gün devrisinde bile.&lt;/b&gt; Salaklıyorum diye (düşümüyor bile) aklından transit geçiriyorsun. Bu Çarşamba en geç yine geceler ve çakalları güzel kıza kavuşacak. Benimse içinden zar zor çıkacağım odamı duvardan duvara çok promil cümlelerle kaplayıp, yangınlar dükü yüreğimden bir tek kıvılcım olacak cümle ile yakmak istiyorum, tavandan tırnağa. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanki midemin sıkılıp, boku çıkarılacasına sıkılıp, canı çıkartılıyor düşündükçe. (Ki düşünmek kelimesi, safi hissetmek sözü sana anlamsız geliyor diye.) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanki iç organlarıma kancalar takılmış; ne zaman olur ki sen gönle düşsen (mesela her zaman) bir yerlerden çekiştiriliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki kalbime bir çapa saplanmış; sapasağlımlığına şahit oldukça, benim için her kalabalıkta sapa kalan herhangi bir noktada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve boğazımda yumruk gibi bir boğulma var sanki. Anlatıyorum bunları. &lt;b&gt;Umurundaymış gibi sanki.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;(15:01, B 104)&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;11&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;*Ve de şimdi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet tam da şimdinin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu çok alkolik ikindinin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiç kimseye borcu ve icazeti kalmamış bu halin&lt;br /&gt;Akciğerleri legal kanseri&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kalbi kocaman bir isyan söylemin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çaresizliğin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve cahilliğin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve sevilmemezliğin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve yıkık düşlerin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve yetmeyişinin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kelimelerin&lt;br /&gt;Ve cansız olmak üzere kalbimin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve borcu anlamından yüksek değerlerimin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve her coğrafyadaki her bir kimsesizin&lt;br /&gt;Ve parçalanmak üzere ellerim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yani senden ibaret bu sevmenin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uğruna&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekala ve de malumun beyanatı olarak&lt;br /&gt;Bildiğim, bilebildiğim her şeyin adıyla&lt;br /&gt;Sancıyorum hakkımızda&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sensizlikte&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saatlarda&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uykuya bile yer kalmadı &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sensiz olunca yalnızlıklarda&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ki ben halen daha&lt;br /&gt;Ki ile genleştirilecek cümleler boyunca&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazmak, anlatmak istiyorsam sana&lt;br /&gt;Senden beklediğim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sade halimi anla&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlayamazsan da çok üzerinde durma&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen hiç sensiz kalmadın nasılsa&lt;br /&gt;Mesela ben yine&lt;br /&gt;Mesela diyerek meşru-gibisi kılıyorum ya&lt;br /&gt;Kullanmanın geçen sözlerin&lt;br /&gt;Şarkılarda&lt;br /&gt;Şarkılar çalamıyor artık burada&lt;br /&gt;Sorsan onlara&lt;br /&gt;Diyecekler olsa olsa bir kat aşağa&lt;br /&gt;Ama sen yoksun zamanlarda&lt;br /&gt;Benim bütün fikriyatım &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sıfırın ardısı yedi kat aşağıda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben şiir yazamam&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki ve kabul&lt;br /&gt;Yoksa da başka anlatacak yol&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu da olsun bir tek bana makbul&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İstemiyor kalbim başka hiçbir&lt;br /&gt;Olmaktansa uğruna melül&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl ile kelam gitti&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen de gittin diyarımdan&lt;br /&gt;Kaldı bana hesabını yapmanın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mesela zarar ve ziyan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zaten şimdiye uzantı bir zaman diliminde yazıyorum bunları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tarihinde insanlığın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mesela&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiç de ifade edemiyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiçbir kelime&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sensiz olunca&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yalnızlığı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(Bile)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;(22:21, 78/362)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;12&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*Hiçbir kuşkuya yer yok &lt;b&gt;iki günde onlarca sancı, iki kanama neredeysesi, bir bayılıp kalma ve yaklaşık dört paket sigara &lt;/b&gt;geçti başımdan. Ve fakat, bu o çok fazla bilirgelmişlere göre bir tür güçsüzlük, bir çeşit ayakta kalamama hali midir? Pekala, birden fazla cevabım var. İki tane gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Bir, siktirin gidin oradan.&lt;/b&gt; Hiç birini hakikaten sevip yitirdiniz mi? Bence sanmıyorum. Bence ben bunu birden çok gördüm. Yine bence, ben bunu daha evvelde hiç böylesine görmedim. Doğrudur, benzer, ve tartışılır ki fenasını, keder seansları da gördüm. Evet, ben çok göz yaşı döktüm ve şimdi bir damla bile ağlamıyorum. Bu demek değildir canım yanmıyor. Ben hep aynı acıya ağlardım yıllardır; bu defa bir sürü eşsiz göz yaşı döküyorum, içime. Ki, bunlar siz anlayın diye de değil. Biliyorum anlamazsınız. Ah şu binlerce yazıya konu olmuş, yüzlerce yazarın kalemine ayıp etmesine sebep olmuş sizler. Haydi dürüst olayım ben edebiyat(-ımın) tarihi boyunca ilk defa. Ben sizin ırzınıza tehdit olmakla kalmayayım, sabıkam sizden mesul değildir. Ne kadar haliniz varsa bir rafa dizip, hani şu sanatla ilgileniyormuş gibi yaptığınız her seferde olduğu gibi, uzun uzadıya dikizleyebilirsiniz. Öfkeli miyim? &lt;b&gt;Oldukça.&lt;/b&gt; Bu bile aşkın ne olduğundan bi'haber bir takım götü boklulardan tavsiye dinleyeceğim anlamına gelmiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir ikincisi, ayakta kalamamak, güçsüzlük; sizin sandığınız gibi taş kalpli ve taşeron hafızalı olmak değildir. Adam gibi hasretlerdir ya adam eden adamı, işte tam da bu yüzden ben bu halimden bile, mide sancımdan bile, hala içiyor olmaktan bile, bunları yazıyor olmaktan özellikle, onur duyuyorum. Ne kadar basit ya da şaşalı algılarınız olursa olsun, siz benim gibi kaybetmediniz; siz benim kaybettiğimi yitirmediniz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sorarım pekala, siz hiç safi korkmaktan "&lt;i&gt;ya hoşlanmak iyidir, hoşlanalım ya biz&lt;/i&gt;" diyecek kadar sahiplenip kırmaktan korktuğunuz birini kaybettiniz mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğru, ben hatalar yaptım. Doğru, ben anlarken anlamamazlıktan geldim bir takım saçma sapan sebepler uğruna. Doğru belki, bunları yazıyor olarak hata ediyorum. Edersem edeyim. Sizler uyurken ben ülser ve reflü ve gastrit bir acı çekiyor olacağım (mesela şimdi gibi), ama olsun. En azından ben anladım. Ben, tam da çok geç olunca anladım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Ben anladım ki, kadir ve kıymeti bilemedim.&lt;/b&gt; Bilmemezlikten geldim. Ahmaklıktı belki, belki onlara bok attığımdan bile çok. Kesin olan şey ise, şu an ya kalp ağrısından ya mide sancısından bayılmak üzereyim. Yine de bunları yazıyorum bilfiil. Olsun, varmasın; kabul. Çok kızdım, çok öfkelendim, çok bilmişlik ettim, çok fazla korktum ve falan. Ki o falandır, özet-i hikmeti halimin. Burada, bir daha çok bağır ve çağır yazmak istediğim bir şey var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben kadir kıymet bilemedim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yapılmaması mı gerekir geride bırakılana bu denli yapamamak gösterileri? Ben hali hazırda birine, hiç kimseye hiçbir zaman gösteremediğim kadar zayıfsak yanımı, göstermişim zaten. Dahası olursa olsun masal. Bu sözler okunsa da, görülürmemiş gibi yapılacak nasılsa. Bu hikaye zaten 'bu ne biçim lan' oldu hali hazırda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunlar insafsız ve bencil ve umursamaz ve çocuk ve bunları sırf şu okunan cümle yüzünden nefret söylemi sayacak biri uğruna. Uğruna kelimesi fazla sönük bence. Bir şölen olmalı. Hali hazırda ağzı laf yapan bir kurban var. Ama esas nokta unutulmamalı. Çarmıha gerilecek o kurban, kıymet bilememiş bir ahmak olmakla beraber canı bir hiç uğruna piç edilmiş bi'garip aşıktı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eğer ölüp kalmazsam bir yerlerde yarın da sürdürmek zorunda kalacağım gibi görünüyor bu sözleri. Bu hiçbir işe yaramayan sözleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;(23:18, 78/362, mide kanamasına az kala)&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-771985664771230046?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/dy_zwdtU4E0" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/dy_zwdtU4E0/bir-gun.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2011/12/bir-gun.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-2813632925437686599</guid><pubDate>Mon, 05 Sep 2011 23:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-09-11T05:37:20.828+03:00</atom:updated><title>Aşk-ı Güzaf</title><description>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;İşbu devrik bu irisi, ilk defa yazanının kendisi ile ilgili olamayan bir şey yazma örneğidir. Bir nevi mikrososyal yergi maksatlı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raflara dizilmişiz&lt;br /&gt;Hepimizin ego ambalajı parıldıyor&lt;br /&gt;Dev bir maske ambarı içindeyiz&lt;br /&gt;Harikuladeyiz &lt;br /&gt;Hemen her konuda&lt;br /&gt;İki yaprak sayfa edemeyen akıllarımız&lt;br /&gt;Ve iki yaprak kadar bile olmayan &lt;br /&gt;Natürmort çirkinliğimizle &lt;br /&gt;İnat ve reddiye içinde&lt;br /&gt;Hemen piriyiz &lt;br /&gt;Hemen her konunun&lt;br /&gt;Özellikle aşkın &lt;br /&gt;Özellikle anlaşılamamanın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raflardayız evsiz&lt;br /&gt;Dünya kocaman bir insan marketi&lt;br /&gt;Şarküteri sevdalar derdine&lt;br /&gt;Parıldayan yalanlar söyleniyor&lt;br /&gt;Ürolojik devalüasyonlar içinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raflarda dizili insanlar&lt;br /&gt;Sevimsiz bir sevmek arayışı var&lt;br /&gt;Sanki ve daima&lt;br /&gt;Herkesin ortak fiili&lt;br /&gt;Romantizm katilliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz çok büyüğüz &lt;br /&gt;Çok güçlüyüz&lt;br /&gt;Çok gururlu ve çok hüzünlüyüz&lt;br /&gt;Hemen her konuyu anlarmış gibi yapıp&lt;br /&gt;Raflardan bekliyoruz&lt;br /&gt;Çocuklar gibi saf bir sevgiyi&lt;br /&gt;Güçlü olmak meziyet&lt;br /&gt;Ödülü çocuk muamelesi görmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele ki konu aşksa &lt;br /&gt;Bizden daha alimi yok koca dünyada&lt;br /&gt;Nasıl da zavallı bir kılıf bulmuşuz yaşamaya&lt;br /&gt;Sevmekten bile fazla&lt;br /&gt;Anlaşılamamakla gururlanırken&lt;br /&gt;Yani oyunun herkes farkında&lt;br /&gt;Artık kimse hiç kimseyi&lt;br /&gt;Toprağın çiçeği sevdigi gibi &lt;br /&gt;Sevmeyecek nasılsa&lt;br /&gt;Mağrur ama mağduruz bu yolda&lt;br /&gt;Her zaman ve her durumda&lt;br /&gt;Hani herkes çok sevmiş&lt;br /&gt;Ama çok yanlış birileri sevmiş de&lt;br /&gt;Kalbi delik deşik edilmiştir ya &lt;br /&gt;İşte o an yalanlarımız en büyüğünü söylüyoruz&lt;br /&gt;Aşka inanmıyorum!&lt;br /&gt;Aşk yoktur&lt;br /&gt;Varsa yoksa delice bir aptallıktır!&lt;br /&gt;Derken aslında&lt;br /&gt;Yine bir yerlerden biri çıkagelsin de&lt;br /&gt;Çıkarıversin bizi bu dipsizlikten diye &lt;br /&gt;Umaradım ve avaz avaz&lt;br /&gt;Susuyoruz&lt;br /&gt;Aşk da aşıklık da ve aşktan canı yanmışlık da&lt;br /&gt;Rafa konulmuş benliğimizin&lt;br /&gt;Kendini satabilmesi için söyleniyor&lt;br /&gt;Yalnızca olabilmek için&lt;br /&gt;Yeniden birinin&lt;br /&gt;Yeniden yenilmenin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde aşk olmayan bir müddete yaşamak denebilir mi sanki&lt;br /&gt;Süre, bir ömür kadar uzun metraj olsa bile&lt;br /&gt;Herkes mağdur, herkes mağrur&lt;br /&gt;Herkes muğlak, herkes mağlum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman gecenin kör ve karanlık ve anonim şu saatinde&lt;br /&gt;Biri cevap versin şu cevabını çok merak ettiğime&lt;br /&gt;Bir beden&lt;br /&gt;İçine girilecek ya da içine alınacak&lt;br /&gt;Bir et için mi&lt;br /&gt;Bu kadar çok sevda yalanı söylemek&lt;br /&gt;Yoksa yalnızca yalnız kalmamak için mi&lt;br /&gt;Gerçek fahişeliktir?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-2813632925437686599?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/BHL8WABcBNM" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/BHL8WABcBNM/ask-guzaf.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2011/09/ask-guzaf.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7989724649708755661</guid><pubDate>Wed, 09 Feb 2011 22:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-02-10T01:49:20.181+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Geçmiş Zaman</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm5.static.flickr.com/4040/4332302324_2a6de9b79f.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 368px;" src="http://farm5.static.flickr.com/4040/4332302324_2a6de9b79f.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;İşbu yazılanlar, bazı defterlerin, bazı sayfalarından rastgele seçilmiş olup, yazanını keder zengini yapmaktan başka herhangi bir maksat taşımamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Bazen bir ses yeter &lt;br /&gt;Kaçak yaraları tekrar açmaya&lt;br /&gt;Onun olması gerekmez&lt;br /&gt;Müziğin neşeli olması fark etmez&lt;br /&gt;Tanıdık bir ses olsun yeter&lt;br /&gt;Hemen de başlar &lt;br /&gt;Duyuların, duygularınla kooperatif&lt;br /&gt;Seni ardından bıçaklamaya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir koku duyarsın gayipten&lt;br /&gt;Sonra bir çift gülen göz&lt;br /&gt;Ki onlar sana muhtemelen&lt;br /&gt;Tarifi sayfalarca bir kin kusuyordur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlığın başı ve sonu katlanılır da&lt;br /&gt;Gelişmesi içine koca bir ağaç diker&lt;br /&gt;Ve büyürken &lt;br /&gt;Kökleriyle canını söker&lt;br /&gt;Sana açan yaprakların güzelliğini dikizlemek kalır&lt;br /&gt;Can yakar ama bu güzellik&lt;br /&gt;Her yaprakta onu görürsün &lt;br /&gt;Birer birer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla güzeldir hep&lt;br /&gt;Fazla özlersin hep&lt;br /&gt;Sonra düşünürsün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen onu artık&lt;br /&gt;Ancak serbest çağrıştığı anlarda&lt;br /&gt;Haddinden güzel bir imge olarak görebiliyorsundur&lt;br /&gt;Kim bilir hangi godoş şimdi&lt;br /&gt;Hatta belki de tam şu anda&lt;br /&gt;O ağacın dibine uzanmış &lt;br /&gt;Onun olmanın paha biçilmezliğinden mütevellit&lt;br /&gt;Herhangi bir şeyler söyleyip&lt;br /&gt;Şair muamelesi görüyordur&lt;br /&gt;Diye sormaya gör sen&lt;br /&gt;Ama sormuşsundur çoktan&lt;br /&gt;Halefini merak eder erkek cinsi&lt;br /&gt;Bok sürdürmediğin egon&lt;br /&gt;İtin götüne ring servisi yapadursun &lt;br /&gt;Toparlarsın kendini&lt;br /&gt;Ağaç yok olur &lt;br /&gt;Yerine çok ülser bir boşluk gelir&lt;br /&gt;Biraz da gözlerine sigara dumanı &lt;br /&gt;Özlersin&lt;br /&gt;Bazen çok fazla özlersin&lt;br /&gt;Bazen hatta &lt;br /&gt;Şimdi çağırsa beni&lt;br /&gt;Kollarına koşsam, dersin&lt;br /&gt;Sonra müzik susar&lt;br /&gt;Sen gönlünün acısını eline vuruyorsundur&lt;br /&gt;Aslında güzel olabilirdi desen de&lt;br /&gt;Di'li geçmişe çare yoktur&lt;br /&gt;Ki sen çoktan beri &lt;br /&gt;Artık istenmez zamanların &lt;br /&gt;Lezzetsiz bir anısı olmuşsundur&lt;br /&gt;O bunları okusa keşke dersin&lt;br /&gt;Sebebi yoktur, zannedersin&lt;br /&gt;Ama vardır&lt;br /&gt;Sebep, seni en iyi tanımasını istediğine&lt;br /&gt;Kendini sorabilmeyi istemektir&lt;br /&gt;Kağıt bitmiştir&lt;br /&gt;Kelimeler susmaya başlar&lt;br /&gt;Bir nefes daha çekersin sigarandan&lt;br /&gt;Gecenin ortasında&lt;br /&gt;Güneş bile kül olur&lt;br /&gt;Gözlerin dolar&lt;br /&gt;Ve aşkın tek taraflı feshedilir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;17.09.2010&lt;br /&gt;Ankara&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Siz yokken, her şeyin tek bir sıfatı var, her şey sizsiz. Bırakalım bu, sen denilmesi gereken çok güzele siz demek idari başkent resmiyetini. Size sadece sen diyelim. Karşımıza alıp seni, seviyorum, diyelim. Bizi, bizlikten kurtarıp ben yapsan. Bak hazır senin sayende var oluyorum ben. Varlığım, armağanlığını geçtim, varlığınızdandır hanımefendi. Sen gelmeyeceksen, size de razıyız. Alkol sizden razı olsun. Gene defterine veresiye bir aşk gönlün. Sensizken, sevmek, ha veresiye ha hiçesiye, ne fark eder. Sen, siz yoksunuz esasında. Yalnızım ben. Ama yanlış anlamayınız, sizi suçlamıyorum. Daha tam olarak tanışamadık bile. Ama oradasınız biliyorum. Tanısam daha bile çok severdim sanırım sizi. Yine de birbirimizleri kandırmayalım. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Sizinle&lt;/span&gt; hem tanışıklığım, hem tanışabilme ihtimalim hem de &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ilişkim yok denecek kadar yok.&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;24.09.2010&lt;br /&gt;Ankara&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-7989724649708755661?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/OfdF1ss3DeI" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/OfdF1ss3DeI/gecmis-zaman.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><media:thumbnail url="http://farm5.static.flickr.com/4040/4332302324_2a6de9b79f_t.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2011/02/gecmis-zaman.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-4188972546586683803</guid><pubDate>Sun, 16 Jan 2011 23:31:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-01-17T01:47:51.194+02:00</atom:updated><title>Günün Özetleri</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img819.imageshack.us/img819/9725/80573760.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 298px;" src="http://img819.imageshack.us/img819/9725/80573760.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaman bir acı var içimi boydan ene saran. Müziğe, seyre dalınan sanata eğlence derler Kapıkule ardı ülkelerde. Eh, tabii. Adamların genel kültüründe hicaz yok örnekse. Eğlenmek için miydi ki sanat? Tanımlarla derdim var benim bu akşam. Mesela, kafa dağıtmak deriz biz. Kafa dağıtmak, var olan stresi atmak anlamında kullanılır bizde. Oysa ben grameradım gidiyorum bu akşam ve kafamı gerçekten dağıtıyorum. Toplu durunca bir boka yaradığını görmedim henüz. Dağıttım kafayı ve hatta darma dağın ettim, paramparça oldu. Çok da güzel değilse de eskisinden daha iyi oldu. En azından, belki artık şimdi inanılır yaralı olduğu. Kafayı fikren dağıtmama gerek yoktu. Hali hazırda o süreç zaten tamamlanageliyordu. En nihayetinde aşk bu. Mantığı, doğrusu, düsturu olmaz ki. Çünkü aşk mantıklı değildir hocam. Bu sanılmasın aşkı kötülemek adına. Bilakis. Aşk iyi ki mantıksız, iyi ki kontrolsüz, iyi ki bu kadar akıl dışı. Mantıklı sebepler denen şeyden iyi ki bu kadar uzak ki sevmeye kılıf bulmaya gerek kalmıyor; şevişmede mecburen olsa da. Bütün mantıklı sebeplerimi unuttum. Bütün aklımı yitirdim ve ben, deliler gibi sevdim. Mutlu etmek gibi insan üstü bir görev de yüklemedim kendime. Sade sevdim. Gel dedim, gel, mutsuz da olalım. Yani bütün insanlar gibi bazen mutlu, bazen mutsuz ama birlikte olalım. Gelmedi. Dedim ki, sen gelmezsen çorak kalır, yıllarca nadas kurtarmaz bu yüreği. Gelmedi. İnat ettim ki, yapabiliriz, sen ve ben yapamayız ama biz olunca hallolur her her bir korkunun altındaki sebebi yok etmek. Gelmedi. Oysa bir gelseydi. Kötü bir niyetim de yoktu. Yalnızca seyredalacaktım onu. Yani, benim bildiğim en güzel manzarayı. Ama gelmedi işte. Sanat demiştim hani. Bana artık her şarkı hicaz. Ve şarkının herhangi bir dakikası, her şeye ancak seyirci kalabilecek kalbim, çıldır bakalım kendi başına. Pilli Bebek çalıyor mesela. Eğlenti olacaktı değil mi? İcabında bu müzik de hicaz olur, yürek yakar. Behzat Ç. mesela, o da eğlenmek içindi hani? Polisiyenin, polisle alakasını izleyen kimmiş! Orada da yürek yaraları var pek kanayan. Bağlandık, kurulduk ekranın karşısına kalbimizin kadını oynadığı bu pornoyu izliyoruz işte. Ve alkol eşliğinde. Rakı kadehinde bira ile. Ne yapalım hocam, para yok ki rakının kendisine hak ettiği muameleyi çekmeye. Alkolik olmak bir tercih şansı değil ki. Mantıklı sebepleri vardı hep o karşı tarafların. Ben, sen, biz daha ne kadar aşk mantık işi değildir diye gitsek nereye kadar ki? Karşı taraflar hiç aşık olmadı ki. Mantıklı sebepler vardı. Oysa bende azıcık bile akıl kalmamıştı. Bir hayalim vardı, kalbimdeki halklara dair, yani sana. Olmadı. Gelmedin. İçince her yerde deniz var, sözü çoğrafi acıları dindiriyordu belki. Ama içince sen yoksun diye içmekten vazcayacağım zannedilmesin. Sızana kadar aşk acısı çekmeye devam. Sonra bir gün daha ve bir gün daha ve bir gün daha. Bu günler ya seni getirecek ya beni siroz edecek ya da seni unutturacak. Sonuncu seçenek hakkında hiçfikir olduğumuza göre içmeye, Pilli Bebek'e ve Behzat Ç.'ye devam. Sen eğlenmene bak. Nasılsa, "ah neşesi yeter".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İki&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bomboş bir zihin, bombok bir kalp ve tarifi imkanlar dışı bir ruh hali, ruh halimin halet-i ruhiyesini anlatır. Bir sana anlatır ama gel ve görmemeyi tercih et ki sana ulaşmaz. Ben demiştim sana, artık ne anlatırsam sana anlatırım ama sen orada olmazsın, bilsen bile oralı bile olmazsın diye. Oralılık diye bir şey var. Ben senin yanınlı olmayı isterdim mesela. Düşünsene bir kere. Dünyanın en güzel ülkesidir, senin yanın. Düşün bir, ben ki dünyanın en güzel yeriliyim, hem de şüphesiz. Şahsi egom da değil. Mustafa Kemal öyle demiş. Şu gün yaşadığımız bütün bu über-sünni kabine zamanlarda bile bir değeri olmalı değil mi bu sözün ve sözü edenin. Senin yanınlı olmak kimliğime gururla yazacağım bir hane olurdu. Beklentim de çok olmazdı. Senin yanın ülkesinde bir hane, bir göz odam olsaydı. O odada da sen olsaydın. Cidden bak istediğim bu. İstediğim çok değil, diyemem. Nihayetinde istediğim sensin. Ve o ülkede hem sarhoş hem halvet olmak özgür aklın hakkı olurdu. Hesabı tutulan fiziki tatminlerde olmazdı. Beni bilirsin. Ben saçlarını okşarken bile tatmin olurum. Ama bu bir gereğinden fazla sevmenin gereğinden erken boşalmasına metaforik bir kılıf değil, varsa yoksa seni nasıl da çok sevdiğime dair yapılmış başarısız bir benzetme.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-4188972546586683803?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/_OQ8xvHkOVU" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/_OQ8xvHkOVU/gunun-ozetleri.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2011/01/gunun-ozetleri.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-2994970920155299409</guid><pubDate>Sun, 27 Dec 2009 02:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-01-29T21:15:35.669+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>İki Yıl Önce Bugün</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img43.imageshack.us/img43/7431/32708072.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px; height: 335px;" src="http://img43.imageshack.us/img43/7431/32708072.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Geriye dönüp baktığımda, o zamanlar ne denli yazabiliyor oluşuma bakmak artık hiç yazamadığım için safi acı veriyor. Esasında yazamamak değil beni hüzünbaz eden, yazabiliyor olacak kadar düşünebilme kapasitesine sahip olmamak artık. Giderek zihnen hantallaşmak. Yoksa iki sene öncesine göre yazabileceğim çok daha fazla şey, benim canıma tak eden çok daha fazla mevzuu var ama, ama işte.. Yine de buna bile neyse diyebilirim. Çünkü, şimdi geriye dönüp baktığımda iki yıl önce tam da bugün yazdığım şeylerle reel hayatımı karşılaştırınca sadece elimin kalem tutabilirliğini değil çok dahasını yitirdiğimi görüyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Olduramamak&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekala bayım. İzin verin şunu baştan anlatayım. Zira olanları olduğu gibi anlatmak dışında hiçbir şeyi yapabilecek durumda değilim, özellikle yazılmış mantıklı bir tümce bile ortaya koyamıyor bakirliğini çok önce kaybetmiş beynim. Bunca zaman sonra başlığındaki olumsuzluk eki ile kendini en başlangıçtan ele veren bir ağıtımsı "yaratıyor" oluşum da yeterince rahatsız edici zaten. Ancak bayım, buradan kendimle ilgili herhangi bir notu düşmediğim son haftalarımın yayını gece saat 02:20'de başlayan bir TRT 2 dramı tadında geçiyor olduğu manası çıkmasın. Hele ki az aşağıdaki sözleşmemle hiç ilgisi yok. Zaten onun yayınlandıktan sonra bende yarattığı değişikliklerden uzun uzun bahsetmek isterim daha sonra, belki yazdığım ilk anti-depresif şey olur bu. İfadesini başaramamış olsam da tam ortadan ikiye ayrıldığımı söyleyebilirim. Evet bir yanım gerçekten önceye göre çok daha mutlu. Bu bir yandan ziyade kalp ve çevresi organları oluyor. Benim derdim kendi zihnimle ilgili. Bugüne kadar hep yenmeye çalıştığım ve az kalsın başarılı olduğum kimi korkuların tekrardan (ve hep birlikte) ortaya çıkışı. Farkındalık takıntımda artık durgunluğa erişecek seviyeye geldiğimi zannettiğim bir anda kafamda bir yolculuğa çıkmaya karar verdim.. ve kayboldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baştan anlatayım diyordum. Bundan tam üç ay önce hayatımda isteyebileceğim her şeye sahiptim. Umutlarım, hayallerim, yenmeyi nice güçlükler ve korkunç uzun zaman periyodları sonunda başardığım yok olmuş korkularım, planlarım ve beklentilerim vardı. Asla aşamadığım bazı engellerimi ortadan kaldırabileceğime inanıyordum. İnanç konusuna sırtını dayamayı sevmeyen biriyimdir. Buna rağmen umut etmekten gelen bir şevk hali ile kafamda kümeler halinde gezen hayallerin o kadar da imkansız olmadığını hissediyor olmak harkuladeydi. Sonunda ne b.k olacağını bilmeden kişisel Berlin Duvarı'mı yıkmak zorundaydım. Çünkü arkasında diyarı görüyor ama dokunamıyordum. Belki de en sonunda en büyük isteğimi gerçekleştirebilecektim. Buna birazdan dönerim. Her şey bu kadar potansiyel değildi elbette. Hayatımda ilk defa gerçekten sonsuz güven duyduğum biri vardı. Hiçbir zaman o "en harbi dost" sıfat tamlamasını doldurabilecek birine sahip olacağımı zannetmezdim. Böyle bir beklentim bile kalmamıştı. Tesadüflerin bana iyi davranacağına katiyen ihtimal vermezdi ama olmuştu. Kendime geri dönüşü olmayan bir bağımlılık kazandırmıştım. İlk defa dolaylı yoldan kendi kontrolümü bir başkasıyla paylaşıyordum ve bu son olmayacaktı. Bunların yanında epeyce sancılı olmakla beraber cidden hoşlandığım da biri vardı. Gerçi varlığına hiçbir zaman tanık olmadım. Zaten burada ne kişi ne de durum hakkında özlediğim bir şey var. Sadece, tıpkı diğer sözünü ettiklerim gibi, hayatımda boşluğunu uzun zaman hissettiğim bazı rollerin dolmuş olması sevindiriciydi. Bütün bunlar o zamanlar sahip olduğum güven duygusunun sebepleri içinde nicel olarak çoktular ama nitel olarak işin aslı benden kaynaklanıyordu. Hemencecik bir paranteze sığınıp bu üç ay öncesine kadar sürekli kendimde türlü eksiklikler hissettiğimi söyleyebilirim. Bilinir ve tahmin edilebilir bir durumum vardı benim. Hani şu başkalarının üzerine süper-müthiş duran kıyafetlerden giyince bir b.ka benzeyemeyenlerdenim ben. Bu ufak ve yüzeysel bir örnek. Asıl olanda ben, nihayet kendime olan (ve bitmeyen) kavgamı durgun hale getirmiştim. İlk defa olduğum kişiden her yönüyle mutluydum. Artık ne aşırı muhalif karakterimi ne de fiziksel noksanlıklarım üzerinde duruyordum. Benim gibi normal cümleler kurmayan biri için ulaşılabilecek tepe noktasında duruyordum çünkü. İlk defa deliliğim "ne tuhaf bir herif lan" yerine "ahaha manyak ya bu" olarak reakte ediliyordu. İnsanları güldürebiliyor olmanın ne demek olduğunu yaşayarak öğreniyordum. Üstelik bunun yanında ancak hayal edebileceğim bir şey daha gerçekleşiyordu; aynı zamanda ciddi şeylerden konuşunca insanlar sıkılmıyor, dediklerimden bir şeyler öğrenmeye çalışıyorlardı. Onca zaman yaşadığım iç çatışmaların bir şeye değdiğini görmek müthiş bir duyguydu. Kendime dışardan bir gözle bakınca gördüğüm şey değil gördüğüm süreç hoşuma gidiyordu. Basbaya kurguladığım adam olmaya doğru gidiyordum. Yılların götürdüklerinden sonra. Mutluydum, sanırım. Pek aşina değilim buna."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;27.12.2007&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-2994970920155299409?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/7nCZ0fi5tW8" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/7nCZ0fi5tW8/iki-yl-once-bugun.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2009/12/iki-yl-once-bugun.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-2323967330314024570</guid><pubDate>Tue, 13 Jan 2009 23:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-14T01:19:21.368+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Sanırım</title><description>Bir yandan insan olmanın en olan temel gerekliliği duygular sahibi olmaktır diye bas bas ve cinsiyet gereği bariton bariton bağıran, diğer yandan reel -ki hepsi ekonometriktir esasında- sorunların ucuz, karın doyuran tadından mütevazi, ben diyeyim rezil tarzında siz diyeyin tavuk dönerlenmiş hamur, ağırlığını bilmek zorunda olmanın verdiği memuroğlumemur algısı sahibi olan, bir yandan da olmadığından kelli kalan yer kıçtan ise 'bu duygusal dertler hep fasa fiso arkadaş' diyen bir takım kimilerden benim. Çoğu kimse için kimse değilim. Hayır, konu bir anonim sıfatlı onlar değil. Hayır, uzun ve karmanşık yazmaya da uğraşmıyor. Siz deyin gönül eğlendiriyorum, gönlüm desin göt eğlendiriyorum. Bilemiyorum da bir yandan. O kadar çok şey birikti ki bilmediğim, bildiklerimin keyif vermesine fırsat kalmıyor pek. Anca, çok olsa ki o da cepte fazladan nasıl kaldığı bilinmiyormuş ayaklarına yatılan bir beş milyon en eski lira varsa mütevazi bir alkol günübirliği. Çok şükür ediyorum en anonim sıfatlıya. Ne bir derdim var ne bir tasam, ne fakir ne de zengin olmaktan. Hikayesini yazmayı çok istediğim bir şey memur çocuğu. Kah 222'de, kah bir kaç ayın ardı sanırım 034 sanırım 006 haneli bir şeylerin ifade edeceği ufak bir öğrencihanesinde ketılda makarna ile doyan. Ama bu da kalacak bir başka sefere. Çok seçmeli eğitilegelmiş, çoktan arkalı önlü üzerine sıçılmış, boktan bir takım hallerin püsürünü temizleyebilme uğraşı aslında -sanırım-. Herhalde çok geç olduğunda, siz deyin belli bir ergenlik sonrası ben diyeyim emeklilikte, farkına varacağız ne oldu ne bitti. Ama beni en çok üzen uğraşın nereye gittiği. Kimilerince servetler biçilmiş -ki bütün o servetler aslında insan satın almaya yarayan sabit maaşlardır- kimi etiketlere vakıf olma uğraşı. İyi bir okulda eğitim görmek, iyi bir işte çalışmak, iyi -zengin- bir hayat sürmek, iyi bir emeklilik, herhalde bu nesilden nesile geçen aristokratik paradan sonra 'baaak dede, bu benim boyfirendim elitcan!' gibi cümleler sıçan torunlar, en sonunda da 'nasıl bilirdiniz?' sorusuna da iyi! cevabını alıp, iyiden geberip gitmek. Peki ne için? Bütün bunlar ne için? Bugün akıllısının embesilinin vicdanları henüz erekte olmuşken küfürler saydırdıkları şey için. Kar marjından daha büyük bir krema tabakası değilse de tabak sıyırışı alabilmek için. Bir biçimde global mermi üretimine dolaylı -hı hı- destek olmak için. Sade anahaber bültenlerine sızlayan vicdanları hayat standardının yüksek katından aşağı bakarken yapılan bir ego sıvazlaması ardından unutmak. Çok olsa budur. Bütün bu uğraş, git git daha da kirli mecralar arayan bir dünyanın aktığı yolda daha çok bok lekesine sahip olabilmek için. Dikkatinizi cezbederim cümlelerim kısaldı. Ama sanmayın ki bu kendine anarko son pasaj asıl mesajımdı. Taa en başta demiştim ya. Aslında dememiştim ama anlaşılmıştır. Duygulardan yana da yanar haldeyim, siz deyin dertli ben diyeyim çaresiz. Belki de en kötüsü an itibariyle bomba yağarken bunu düşünmek. Yoksa değil mi? Bilmiyorum. Ergenliğe verelim geçelim, ve beş yılda bir asır daha yaşlansın her şey. Bilemiyorum. Tüm kelime bundan ibaret. Ama hayalci makroluk derecesince -ki evet hadi artık delice yazarına da deli diyelim- uğraş vermek yapmak isterken sabah nasıl uyanacağınım da cevabı pek lezzetli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok bir bitiriş falan. Bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-2323967330314024570?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/n5fJnSVsja0" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/n5fJnSVsja0/sanrm.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2009/01/sanrm.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8478984997614959083</guid><pubDate>Fri, 08 Feb 2008 18:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-02-08T22:05:11.933+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikaye</category><title>TK 428: Kapanış</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img524.imageshack.us/img524/8028/heyyouyw3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img524.imageshack.us/img524/8028/heyyouyw3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hava soğuk ve karanlıktı. Herhalde daha önce de üzerinden geçtiğim bir sahil yolunda normalde sorun edilmeyecek ama böyle bir araca göre korkutucu bir süratle ilerliyordu otobüs. Rahatsız bir koltuk ve loş ışıklar altında dinlediğim &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt; şarkılarının etkisiyle giderek kendimden geçiyor, hızla önünden yol aldığımız dalgalara göz yaşları eklemek istiyordum. Bu hüzünlü İETT vagonunun tam ortasında o gün orada olan herkesin gözüne güzelliksizliğimi sokacak kadar belirgin derecede büyük, bir o kadar da yorgunluktan kambur ve yüksek sesle müzik dinleyen adam bendim. Artık insanlar gözünde iyi anlamda değil kötü anlamda bile s.kleniyor olduğumu sanma fikrinin yarattığı yıkılmayı tam içselleştiriyordum ki, genç, genç olduğu kadar güzel bir kız "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ayy çeker misiniaz beyfendi şu valiziniziee&lt;/span&gt;" diye çemkirdi bana. Bunu işitir işitmez kafamı hızla yukarı kaldırıp karşımdaki kızceğize gayet yüksek bir oktavdan "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;s.kerim senin belanı lan! kaldır kıçını geç işte. durmuş name yapıyor bana, s.ktir bok!&lt;/span&gt;" diyecek gibi baktım. Herhangi bir tepki göstermedim. Zaten o da yüzümün &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kozmetiksizliğinden&lt;/span&gt; etkilenmiş olacak ki çok da fazla s.klemeden çıkıp gitti. Yine dalıp giderken otobüs bir kavşağı döndü. Soluma baktım, İstanbul'da bu kadar büyük bir katsız arazinin var olmasının ancak tek bir olasılığı olabilirdi. Varmıştık işte. Bir zamanlar hakkında cümleler bile kuracak kadar bana umut pomplalayan &lt;a href="http://okunmayan.blogspot.com/2007/06/ahl.html"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;AHL&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'ye. Daha önce izlediğim ve çok sevdiğim filmin bitişine gelmiştim yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alana indiğimde hava iyiden iyiye acımıştı. Radiohead dinlemek beni terörize ettiğinden kelli karışık karışık müzik çalmasını emrettim cihaza. Daha ilk şarkı &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=6871078"&gt;The Silent Man&lt;/a&gt;'di. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Küfrettim.&lt;/span&gt; Hızla içeri girdim. Yaklaşık yirmi dakika ve iki zorunlu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;legal striptizden&lt;/span&gt; sonra sanki b.k varmışcasına beni buradan götürecek &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;TK 428&lt;/span&gt;'i beklemeye başladım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Havaalanları her zaman bana anlamsız bir mutluluk vermiştir.&lt;/span&gt; Belki sırf görüntülerinden dolayı. Belki yıllar yılı klişe filmlerden zihnimi doldurmuş ve mutlaka her biri iki ila yetmiş yedi dakika sonra sevişmeye varan havaalanı kavuşma sahnelerinden. O zaman oradayken de, şimdi buradayken de bunun hakkında neden diye sorulsa verecek herhangi bir yanıtım yok. Çok olsa "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gidebiliyor olmak&lt;/span&gt;" denen şeyin bende çağrıştırdığı güzelliklerdendir. Bunları bir çırpıda akıldan geçirdikten sonra oturmayı sürdürdüm. Yapacak bir uğraş yaratamadığım her halimden belli oluyordu. Bir süre oturduğum yerden tatmin edici bir görüntü kesilemediği için bu boşluk ve anlamsızlık halimin yanında genellikleki yeri pek değişmeyen parasızlık pürmelalimi de ayyuka çıkaran şekilde türlü mağazaların önünden geçtim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir pet şişe içinde suyun iki hatta artı sıfır virgül yetmiş beş liradan satıldığı bir yerde hiçbir şekilde alıcı rolü oynamama imkan yoktu zaten&lt;/span&gt;. Bir an göze hitap etmiyor oluşumu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tom Hanks olmak&lt;/span&gt; zannedip bir fincan kadar filtre kahve içmeye yeltenir gibi olsam da sonra o parayı taksiye vereceğimi hatırlayıp vazgeçtim. İşte, tamamen başladığım noktaya geri dönüyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gitmiş, görmüş, üzülmüş, saçma sapan şeylere b.k gibi para harcamış ve geri dönerken yine elinde gerçekten başarılmış hiçbir şey bulunduramayan&lt;/span&gt; biri olarak infaz saatimi bekliyordum. Bir an durup "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;b.k var .mına koyim istanbulda zaten&lt;/span&gt;" dedim. Bunu takiben dışarıdaki isli karanlığı seyredebileceğim bir yere geçtim. Birilerine anlatsam herhalde hüzünlü görüntümün tamamen buranın bir takım insanlarıyla ilgili olduğunu düşünürdü. Ben de öyle düşünüyordum gelirken. Gerçekten de birinci maksadım kişilerdi en başta. Yoksa hangi insan sıfıt derece hava sıcaklığında kalkıp &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ayazağa&lt;/span&gt; diye bir yere gider? Halim kalmamıştı hiçbir yarım cümleyi tamamlaya. Hem kim yüzünden üzülecektim; eski yakın arkadaşım için mi? Eski hoşlandığım kiz için mi? Bunların aynısı bir buçuk saat sonra varacağım b.k deliğinde de vardı. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Aslında Antalya ile İstanbul arasında o kadar da çok fark olmayabilir&lt;/span&gt; diye düşündüm. "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Çakayım hepsine&lt;/span&gt;" reaksyonuna takiben neyse dedim. Zaten ben de bencil ve moralsiz bir hayvan olarak düşünmekten kaçmak ilk yapacağım şeydi. Kendi kendimden başka birinin sesi yankılandı bina boyunca. 102 numaralı kapıya doğru gitmem emrediliyordu. Gidiyordum. O uçağa son binen olacaktım ama en nihayetinde gidiyordum.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Kendimi bir savaş kaybetmiş ve dönecek hiçbir yeri olmayan biri gibi hissettim&lt;/span&gt;. Aheste adımlarla en az kendisi kadar anlamsız bir kısaltması olan &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;AYT&lt;/span&gt;'ye beni götürecek kahrolası 428 sefer sayılıya bindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İnsanoğlunun yarattığı en büyük transportatörlerden birinin için nasıl da bu kadar dar olabilir?&lt;/span&gt;" diyerek ilerliyordum uçakta. Yerimin neresi olduğunu bilmiyordum. Zira havaalanına vardığım ruh hali içerisinde "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yalnızca beş boş yermiş kalmış beyefendi nereyi istersiniz?&lt;/span&gt;" sorusunda "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;fark etmez&lt;/span&gt;" diye yanıt vermiştim. Bir dakika içinde yerimi buldum, pencere kenarıydı. Yalandan gülümsedim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Böylece yalnızca buradan s.ktir olup gitmek zorunda kalmayacak aynı zamanda giderken arkamda bıraktıklarımı da gecenin karanlığını eşşiz güzellikteki kılıçlar olarak yarıp geçecek ışıklarıyla görecektim&lt;/span&gt;. Bekleyemeye başladım. Bu esnada pek sevgilimi cihazımın yapacağı itlikten habersiz "yeterince" morali bozuk halde dışarı bakıyordum.. ve &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Packt Like Sardines In A Crushd Tin Box&lt;/span&gt; çalmaya başladı. Negatif ahengi insanın g.tünde şırıngayla basan bir giriş kısmı yetmiyormuş gibi Thom Yorke irrasyonel-mekanik sesiyle "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;after years of waiting, nothing came&lt;/span&gt;" sözlerini vuruyordu kulaklarıma. Birkaç dakika dayanabildim buna. Akabinde yapacağım şey bir pek yüzeysel örneğin daha beni o anlardan herhangi birinde nasıl da paramparça edebildiğine örnek teşkil edecekti. Radyoyu açtım, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radyo Eksen&lt;/span&gt;'i. İstanbul'da geçen tam dokuz günden sonra bu süre zarfında hiç olmadığı kadar temiz bir şekilde cayır cayır alternatif rock çalıyordu. Bunu da geride bırakacaktım. Bir an çok dehşetengiz sert şeyler dinleyerek bu ruh halini aşabileceğimi düşündüm. Yanımda o kadar da dehşetengiz hiçbir şey bulunmadığından gele gele &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Megadeth&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Addicted to Chaos&lt;/span&gt;'una gelebildim. İstanbul'a gelirken de bu şarkı çalıyordu. Aynı şarkı, aynı uçak, aynı mekan. Yalnızca farklı olarak ilk seferde bir gazlanma marşı olan şey benim için an itibariyle bir çıkış ağıtıydı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hay s.keyim be&lt;/span&gt;" şeklinde hönkürdüm kendi içimde. Beni paklayacak bir tane ses vardı sadece. O da buraya gelirken yolda kazara bulup ilerleyen gelecek zamanda mütemadiyen dinlediğim &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Skid Row&lt;/span&gt;'un &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Cats in the Cradle&lt;/span&gt; cover'ıydı. Gözlerimi kapattım. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Kabullenemesem kaç yazardı ki? Biri çıkıp da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;beyfendi haydi gelin, s.kerttik uçuşu da gidişi de. gelin sittin sene burada olabilirsiniz hatta kalışınız için de her taksimden beşiktaşa inişinizde görüp 'vay .mına koyim' dediğiniz swiss ötel'i ayarladık&lt;/span&gt;" mı diyecekti? Uçak hareket etmeye başladı. Birazdan anesteziyi yiyecektim. Eğer o zaman yalandan moralimi düzeltmeye uğraşacak olsaydım bütün bu b.ktan mevzuları yanımda götürecektim. O yüzden de üzerine gitmeye karar verdim. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Show Must Go On&lt;/span&gt;'u açtım. Benim için kah bestesi, kah güftesi, kah biraz evvelde bahsini geçtiğim ve kendisini tanımlayan sıfat öbeğini yazarken dahi hakkında yediğim b.ka küfürler yığdığım eski yakın arkadaşımı bana en çok hatırlattıran eser olması olsun epey kederlendirici, adeta hüzünlü bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gönül Akkor&lt;/span&gt; şarkısıydı. Giderek hızlanıyorduk.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Bir zamanlar adını bilmediğim sokaklarına onlarca anlam yüklediğim eninde sonunda adını sanını bildiğim manasızlıklar yumağına dönüşen bu kente&lt;/span&gt; bir şekilde ayak basıyor olduğum son anlardı.. ve havalandık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerden yükseldikçe aklım çatallanıyordu. Sonradan ne olduğunu bile hatırlayamayacağım yüzlerce moral bozgunluğu doldurmuştu içimi. Kafamı çevirmeden gözlerimle son kez bakıyordum rüyalarımı parselleyen şehre. Birkaç dakika içinde İstanbul'un tam tepesindeydik. Daha birkaç gün önce üzerine yürüdüğüm caddeleri algılarımın bana sunabileceği en güzel kombinasyonla görüyordum. Müzik durmuştu, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kalbim de durmuş gibi geliyordu&lt;/span&gt;. Hiçbir şey hissedemiyordum. Bu sağır edici sükuneti yanımda oturan kızın sesi bozdu. "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Şey, peçete ister misiniz?&lt;/span&gt;" dedi. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ne, ne için?&lt;/span&gt;" diyebildim. Nazikçe gözlerimi işaret etti. Sırılsıklam olmuşlardı ve farkında bile değildim. Teşekkür ettim. Seyre dalmış hale geri döndüm. Bir süre daha usulca geçip gidişleri izledim. Yapmak zorunda olduğum bir şey vardı, hem de tamamen kendi yolumla. Yine bir şarkı ve beni s.kertmesi olacaktı hikaye. En son kafamdaki şeye cesaret edebildiğimde dört gün önceydi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ve beni hayatımda ilk kez gerçek olarak&lt;/span&gt; Taksim metrosunun yürüyen zeminlerinde dizlerimin üzerinde ağlatmıştı. Yine de bu seansı tekrarlamalıydım. Ya da başka bir yol bilmiyordum. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Born on a Different Cloud&lt;/span&gt; çalacaktı &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Oasis&lt;/span&gt;'ten. Nereye gideceğini bilmiyordum. Bir süreç, bir keder yürüyüşü. Belki yalnızca kendi kendimin moralini s.kecek olmama yapıştırabildiğim özellikten uzak etiketler. Şarkı çalmaya başladı. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tam olarak bir kapanış şarkısıydı bu&lt;/span&gt;. Altı buçuk dakika içinde bu orta Avrupa “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sertbest&lt;/span&gt;” dram filmi post modern bir bitişe sahne olacak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ve siyah ekran üzerine yazılar akacaktı&lt;/span&gt;. Bitemeyen film tanımını düşündüm. Bitemeyen film, yazılmayan blog.. Yıllardır tek yaptığım dahil olduğum bütün fiillere &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;olumsuzluk ekleri&lt;/span&gt; koymaktı. Sordum kendime, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;biri ne kadar zaman boşa kürek çekebilir?&lt;/span&gt;" diye. Yine kendimden gelen cevapla yüzleştim yanaklarımdan yaşlar bir bir akarken, "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;beş yıl ve devam ediyor..&lt;/span&gt;" Şarkı derimin altını paslı bir bıçakla deşerken fark ediyordum neden bu hale geldiğimi, neden gözlerimin şiştiğini, neden mutlu olamadığımı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bunun İstanbul'la, insanlarla, durumlarla hiçbir ilgisi yoktu&lt;/span&gt;. Aslında benim dışımdaki her şey gelip benim çözümsüzlüğümde düğümleniyordu. Çok uzun zamandır yüzleşmekten kaçtığım bir şeydi kendimle olan kavgam. Yaşamımda bir şey oluyor, bir şeyler bitiyordu. Bunlara nasıl bakıyor olduğum olan biteni zerre değiştirmiyordu ama beni gebertiyordu. Üstelik kendimi koyuverdikçe içinde var olmak zorunda olduğum sınırlara umutsuzca saldırıyordum. Bedenime, aileme, şehrime, ülkeme, toplumuma.. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Deniz gerçekten mutlu olmayı beceremedin mi?&lt;/span&gt;" diye sordum dolmuş gözlerle. O güne kadar yaptığım bütün hatalar, yarım bıraktığım her şey, geçmişte bir yerlere soktuğum herkes aklıma geldi bir anda. İlk defa kendimi diğer hepsinin yanında olumsuz anlamda marjinal görüyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Narsizmden eser kalmamıştı&lt;/span&gt;. Harap sinirlerle kaçtığım şeylere geri dönüyordum son sürat. Belki de İstanbul her şeyden çok bu yüzden bana hep bir vaha gibi gelmişti. Gerçek yaşama dair bütün sorunlar aynı şekilde, hatta daha sert olarak, orada da vardı ama başka bir yaşamdı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bana ait olmayan, o yuzden de her şeyiyle benimseyebileceğim bir başlangıç.&lt;/span&gt; Bugüne kadar b.k etmemeyi başardığım birkaç şeyden biriydi İstanbul fikri. Orada da bir daha yüzünü görmek istemediğim insanlar ya da bir daha benim yüzümü görmek istemeyen insanlar vardı. Her ne olursa olsun yaşayanların gayet iyi bildiği bir &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;hiçbir yere ait olamama duygusu&lt;/span&gt; vardır. Bunu kırabildiğim, içinde kendimi eğreti görmediğim tek mekandı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şehr-i İstanbul&lt;/span&gt;. Düşünceler birer birer akarken zihnimden çok uzun bir süreden sonra ilk defa kendimi çevremdekiler olmadan görüyordum. Hem de ironik olarak kronik bir yalnızın sıfatlarıyla. Elimde en güzel ve iğrenç yanlarıyla bir ben vardı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mütemadiyen iyi olacağım diye çok façalar yemiş, bir kez hata edince hepten yenik sayılmış, elinde elle tutulur hiçbir şeyi olmayan bir ben.&lt;/span&gt;" olarak kendimi tanımlayacak kadar sinirlerim bozulmuştu. Mutlu olamadım bari adam gibi üzüleyim dedim. İstanbul'un ışıkları hala altımdayken beni her zaman karaciğerimden vurmayı başarmış son iki buçuk dakikası başladı şarkının. Kulaklarımı acıtacak kadar yüksek bir ses seçmiştim. Hayatım gözümün önüne geliyordu. Sözler ve düşünceler. Benim ibaret olduğum şey bunlardı. Havaya karışıp sonsuzlukta önemsiz ekolara dönüşmüş soyutluklar. Somut hiçbir anım yoktu hissedebileceğim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O an hayatımda hiç olmadığı kadar nefret ediyordum her şeyden, herkesten ve en çok da kendimden.&lt;/span&gt; Ağlamaya başladım. Titreyerek, yer yer nefes alamadan ağlıyordum. (Sonradan Liam Gallagher gibi bir kıronun yazdığı şarkının beni nasıl bu hale getirebildiğini idrak etmeye çalışıp başaramayacaktım.) Ekranlardan okudum, giderek uzaklaşıyorduk İstanbul'dan. Ne kadar sürdü, şarkı kaç kere çaldı hatırlamıyorum. Kafamı sola çevirebildiğimde uçuşun başında bana üzülen gözlerle bakan kız şimdi bana korku dolu bakışlar atıyordu. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tabi .mına koyim. b.k var ya kork. tipli olsam içten içe nasıl da üzülür nasıl da 'veriyim de geçsin' derdin di mi. biz insan değiliz zaten god.ş!&lt;/span&gt;" diye kükreyecek gibi baktım. Gözlerini kaçırdı. Neredeyse tamamen mahvolmuştum. Müziği kıstığım sırada alçaldığımıza dair bilgiler veriliyordu. Sert şekilde indi uçak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Antalya Havaalanı&lt;/span&gt;'nın tanıdık sıfatsızlığına. Ne olacak yani, indirmişlerdi bir hafta kadar kalkık olan g.tümü en sonunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçaktan inen son yolcu bendim. Yine &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cats in The Cradle&lt;/span&gt; çalıyordu. Artık çok fazla şey fark etmezdi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kaybedecek bir şeyi olan adam korku duyardı&lt;/span&gt;. Benim duyumlarımsa çoktan körelmişti. Sorun İstanbul'da ne olup ne olamadığı değildi. Büyük hikayenin bir kısmıydı o. Büyük hikaye de yazarı tarafından b.k ediliyordu. Antalya'ya ayak basışımla birlikte önce otoparkta var sesimle "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;ağzına s.çayım lan senin&lt;/span&gt;" dedikten sonra yüzeysel düşünmeye başladım tekrar. Antalya ile İstanbul arasında ne fark vardı ki? Aynı ben, aynı düşüncelerim, aynı kişiler, aynı şeyler. Kafeinini alamadığım gibi bayılacağım paradan ötürü de sinir duyduğum takside giderken sorumun cevabı karşımda apaçık duruyordu. Baktığım her yerde aradaki farkı görebiliyordum. Birinin kılıfı gerçekten çok daha iyiydi ve inanılmaz bir fark yaratıyordu gibi görünüyor olsa da aslen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;biri bir diğerinin "olmuş" haliydi.&lt;/span&gt; Antalya bir devlet müzesiyse, İstanbul bir modern sanat galerisi, Antalya TV8'se, İstanbul CNBC-E', Antalya Memurevleri Mahallesi'yse, İstanbul Maslak, Antalya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bensem&lt;/span&gt;, İstanbul &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kemalcan Aygül&lt;/span&gt;'dü. Güldüm. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Belki bir gün buradan kurtulabilme ihtimali dışında sevdiğim hiçbir şeyi yoktur Antalya'nın&lt;/span&gt;" dedim. Uçuş sırasında gelmiş bir mesaj olduğunu fark ettim. Gelişime sevinen bir takım kelimeler vardı sevgilimden gelen. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hay s.keyim komple İstanbul'u ulan!&lt;/span&gt;" dedim. O yolculuk sırasında iflağımı s.ken bütün şarkılara ve düşüncelere inat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;She is Love&lt;/span&gt;’ı açtım ve gülümsedim. Bu sefer alaycılık gütmeden &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yalnızca gülümsedim&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/53brbi"&gt;Packt Like Sardines In A Crushd Tin Box&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Skid Row&lt;/span&gt; – &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/4wab3v"&gt;Cats in the Cradle&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oasis&lt;/span&gt; – &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/qbuh4u"&gt;Born on a Different Cloud&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oasis&lt;/span&gt; – &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/ouz6pk"&gt;She is Love&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.sendspace.com/file/ouz6pk"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-8478984997614959083?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/ffrodc2uKfA" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/ffrodc2uKfA/tk-428-kapan.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>9</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2008/02/tk-428-kapan.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8643985918344153391</guid><pubDate>Mon, 19 Nov 2007 17:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-11-19T19:27:46.604+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Se Terminant le Parfait</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img86.imageshack.us/img86/5948/freejd4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img86.imageshack.us/img86/5948/freejd4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yazamıyorum. Olmuyor, olamıyor. Çünkü dibini görmeye çalışıyorum. Bunu bir takıntı haline getiriyorum. Bari bunca şeyden sonra diye bir düşünce kaplıyor içimi. Çünkü biliyorum. Biliyorum ki ne yazarsam yazayım, ne kadar yazarsam yazayım tatmin etmeyecek beni. Bu yüzden de tıkanıyorum. Hala sana karşı bir seviye sorumluluğu hissediyorum. Hala hakkında cümle kurmadan önce ürküyorum. Bu çocuksu bir şey değil, değerle alakalı. Değer vermekle, benimle, seninle değil. Sana sonsuza kadar yazılar yazabileceğimi zannederdim ama gel gör ki şimdi başaramıyorum. Nedir ama yani! Benim sana kolayca yazıp bir solukta sonunu getirdiğim şeylerim de olmuştu. Onların da bazılarında bu tuhaf Fransızca başlıklar vardı. Her biri senin hakkındaydı. Hepsi de birer ağıttı. Biliyorum sonradan aklıma keşke bunu da ekleseydim dediğim çok cümle gelecek. Kolay değil insanın bütün birikimini bir anda kullanması. Hele insanın hayatının en uzun ikinci perdesini anlatması hiç kolay değil.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Senden önce de tesadüf, talihsizlik, günlük fal, milli piyango gibi şeylere inanırdım, ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;iyi şans&lt;/span&gt; denen şeyin varlığını kabullenmem senden sonra oldu. Ya da ben öyle zannediyordum. Bakma hala düşününce &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;aralarında okyanuslar olan iki insanın bir asosyal vasıtasıyla tanışıp bu noktaya gelebilmiş olmasına&lt;/span&gt; muazzam derecede şaşarım. Zaten hep bir tesadüf, tuhaflık ve ironi karmaşası olmuştur sen ve ben olan hikayeler. Eh, kolay değil tabi. Onca ay, onca zaman. İyi kötü anılar oldu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O kadar yaşanmamışlığa bu kadar anı sığdırmak&lt;/span&gt; da en başta gelen ironilerdendi. Ama bu hikayedeki en büyük ironi bendim. Kabul edersin biraz olsun aptallığımı gizlemek için böyle diyorum. Benim hep, her şeye rağmen, en başta sana rağmen sabit kalmış olmam ve bütün bunlar olurken senin beni "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;nasılsa geri gelir&lt;/span&gt;" diyerek tekmelemiş olmanı görmezden gelmem ancak bir ironi olabilirdi, en edepli tabirle. Gerçi görmezden gelmek konusunda seninle aşık atabilmeme olanak yok. Kimi kandırdığını sanıyordun ki? Ortada duran en belirgin gerçeği hep yok saydın; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sana aşık olduğumu&lt;/span&gt;. Olmamalıydı, yaşanmamalıydı ya. Sen hep böyle derdin. Çok da başarılı oyaladın durdun beni. Kah hayatından, kah insanlardan, kah şansından dert yandın bana. Benim nasılsa hep aynı noktada sabit kalacağıma inandın. Bu oldu üstelik. Ben yalnızca kalmadım. Ben olduğum her şeye, fikirlerime, birikimime, felsefi meraklarıma, yani beni şu bahsetmelere doyamadığın diğerlerinden/g.teleklerden ayıran her şeye rağmen kaldım. Çünkü acıyordum haline. Dert yandığın zaman, şikayetçi olduğun zaman. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sana kıyamazdım, yapamıyordum.&lt;/span&gt; Güzelim İstanbul'u bile suçlardın kendi noksanlıklarına kılıf olsun diye. Ona bile ses çıkartmazdım. Zaten ilk bu konumlarda koymaya başlamıştı bana olanlar. Beni zaten hiç haz etmediğim bir şey yapıp bir grubun içinde kategorize etmekle kalmıyordun, alenen "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;sana aşığım&lt;/span&gt;" diyen birine "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;sen tek değilsin&lt;/span&gt;" de diyordun. Bunun ne kadar acı verebildiğini hiç düşündün mü? Ya da kendimden defalarca nasıl da iğrendiğimi?! Bana bazı adamları anlatırdın, seni nasıl üzdüklerini. Çok benzer bir sebepten, seni sevdikleri için. Onları bana anlatıp moral bulurken hiç benim ne hale geldiğimi aklına getirdin mi? Böyle b.ktan bir kitle var ben bunun içinde görülüyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama kabul et ben tektim&lt;/span&gt;. Şu .mına koduğumun diğerleriyle olan hikayelerini bile dinledim ben bizzat senin ağzından. Hatta çözüm ürettim, hatta "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;böyle mutsuz olmandansa biriyle mutlu olmanı tercih ederim&lt;/span&gt;" bile dedim. Bir şey çok açık; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben senin bugüne kadar tanıdığın hiç kimseye benzemiyorum!&lt;/span&gt; Bunu neredeyse sen de söylüyordun. Hani şu bana "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hayatımı kurtardın/iyi ki varsın&lt;/span&gt;" dediğin zamanlar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ah senin ucuz lafların yok mu..&lt;/span&gt; Ama işe yaramadığını söyleyemem. Bunun sen de farkındaydın. Beni kullanıp kullanıp atarken. Oysa ben rasyonel bir adamdım. Gayet de durumun gerçeklerinin farkında olup "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;evet ikimizin de hayatında birileri olabilir, bunu anlayışla karşılarım&lt;/span&gt;" diyordum. Senden tek istediğim vardı oysa, dürüst olman. Sen bunu yapmadın. Üstüne üstük beni bir köşede kısıtlı bir hayat sürmeye mahkum edip kendini özgür bıraktın. Ne zaman oldu ki ben bunun üzerine gidip seni sorguladım o zaman bana yepyeni sıfatlar yapıştırdın. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Abartan Deniz, saçmalayan Deniz, öff Deniz..&lt;/span&gt; Gülüyorum ağlanacak halime. Asla "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;seni seviyorum, lütfen gel&lt;/span&gt;" dediğinde bunu kastedip kastetmediğini bilemeyeceğim. Bir daha asla'lı çok fazla cümle kurabilirim şu anda ama yapmama luzum yok. Nasılsa bunu da umursamadan köşeye iteceğini biliyorum. Ancak bana zor gelecek. Kolay değil, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben bir zamanlar senden ibarettim&lt;/span&gt;. Fedakarlık göstermekten, gösterdiğim fedakarlıktan asla pişman olmadım. Ben bir ömrü sana adayabilecek durumdaydım, oysa sen hep bana 6 dakikayı çok gördün. Kaldı ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;aslında sen de benden ibarettin&lt;/span&gt;. Ben defalarca kendimle konuşuyormuş gibi hissettim senin karşında. Çünkü benim kurduğum cümlelerden öteye geçemiyordun. Belki fark etmedin ama üslubun, vurguların, cümlelerin bile aynıydı. Bundan rahatsızlık duyuyordum ben. Çünkü zamanında senin için ettiğim lafları senin sadece benim için ettiğini söylemek yalan olurdu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayallerim vardı, seninle dolu olan&lt;/span&gt;. Bir sürü şey. Hayatımın olgunluk çağını yaşayacaksam böyle ve seninle yaşayayım diyordum. Bizi gerçek anlamda biz olarak düşünmeyi denedim. Sonra biraz empati yaptım, senin tarafından bakmaya çalıştım, senin baktığın gibi. İşte bu hikayeden ilk iğrendiğim anlardan biriydi o. Hem kendimden, hem de senden. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen beni diğer yarın olarak görüyor olamazdın, benim seni gelecek bütün yarınlarım olarak görmeme tezat&lt;/span&gt;. Ortada sevgiye dair bir şey yoktu. Hep bir boş beklentiydi yalnızca. Bir gün gelecekler sardı her yerimi. İki kişinin birbiri hakkında seksüel düşünce geliştirememesi iyi ihtimalle, ve keşke, çok saf bir aşktan dolayıdır. Oysa bizde düşüncesi bile iğrenç geliyordu. Bu yalnızca bir örnek. Belki geriye baktığında sırf bu yüzden beni sapık olarak da nitelendirirsin. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuçta ne yaparsam yapayım senin için hep son 15 dakikadaki halim oldum ben&lt;/span&gt;. Ben senin ettiğin her lafı, yaptığın her hareketi zihnime kazırken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle olsun istemezdim, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hala da istemiyorum &lt;/span&gt;aslında. Çok sevmeyi isterdim. Yol vermedin, ben neyleyeyim? Bu arada dinlediğim her şarkıyı kendi içimde sana ithaf ettiğimi ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım. Sonuçta müzik en yoğun ilgilendiğim sanat dalı biliyorsun, olsun o kadar da. Ama özellikle paylaştığım bir-iki eseri de p.ç etmen olmadı bence. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hala bir yakışıklık arıyorum ya ben&lt;/span&gt;, o da güzel.. Bu da mesela düştüğüm yanılsamalardan biriydi. Yahu inanır mısın ben seni, sanatla, politikayla, ciddi şeylerle, 70'lerin rock müziğiyle, şiirle, vesaire ile ilgilenen biri sanmıştım. Bugüne kadar da hep öyle bir yanın olduğunu ama zamanı olmadığını düşünmüştüm. Kendime s.ktir çeksem abartı olmaz bu mevzuda. Seninle yapabildiğim en derin konuşma, derin biriyle yaptığım en yüzeysel konuşmanın yanında 9 kilo mayonez yiyerek intihar etmeye çalışan bir obez kadar zavallı kalıyor. Hani sıklıkla kullandığım ve aslen burada geçmiş olan bir lafım var; "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;sen düşün diye var o beyin&lt;/span&gt;". Evet gerçekten de sen düşün diye var o. Asıl bana lazımmış o farkındalık. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şu yaşta hala lise 1 aşkları edebiyatından fazlasını yapamayan birini eylemekle harcadım zamanımı.&lt;/span&gt; Ama tabi ki konu sen olunca benim zamanımın bir kıymeti yok. Temeldeki hata da bu değil miydi zaten. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sen anlat ben zaman yaratırım&lt;/span&gt;" ve "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;dehşetengiz şekilde göze hitap ediyorsun&lt;/span&gt;" söz öbeklerime sırasıyla "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yapman lazım zaten&lt;/span&gt;" ve "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;biliyorum&lt;/span&gt;" diyen üstüne de sanki çok hoşa gidecek bir iş yapmış gibi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;9 yaşında şımarık bir kız&lt;/span&gt; gibi gülen sen değil miydin? Sabrımı gösterdim bugüne kadar. Sana rağmen seni sevdim. Ancak yeter artık! Sen benim gibi kimseyi tanımamış olabilirsin ama ben senin gibi çok fazla sayıda insan gördüm. Aralarından tek gülüp de geçmediğim sendin farklı olarak. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen, İstiklal Caddesi'nde yavaş adım yürürken konuşmalarına şahit olsam "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne salak bi kız lan&lt;/span&gt;" diyeceğim insanken her nasıl olduysa hayatımın merkezi haline geldin&lt;/span&gt;. Bu bile mevzu değil aslında biliyor musun? Bana çektirdiklerini düşününce. Artık senin hakkında söylenenlere karşı gelmiyorum. Seni tanıyan benim dışımda herkes bir şekilde senden, bana yaptıkların yüzünden, nefret ediyor. Çok da haklılar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonumun şımarık bir çocuk egosunun mastürbasyon malzemesine vardığını düşündükçe&lt;/span&gt; daha da çok haklılar diyorum. Böyle düşünmeyi ben tercih ediyor olsaydım keşke. Keşke biraz daha farklı biri olsaydın. Keşke biraz olsun insan olsaydın. Düşünceli gibi olmaya çalıştığın zamanları da biliyorum ben. Belki hayatında tam olarak yer etmemi bekledin ama sana bir sürprizim var; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;artık çok geç!&lt;/span&gt; Bugüne kadar sunmadığın her şey için, söylemediğin bütün sözler için, varsa paylaşmadığın bütün sevgin için artık, çok, fazlasıyla, geç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu noktadan sonra benim tarafımdan yapılıp senin umursamana neden olacağına inandığım tek şeye yöneliyorum. İster inan, ister inanma &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben gidiyorum!&lt;/span&gt; Uzun, üstelik çok uzun bir zaman bütün umutlarımı, planlarımı, hayallerimi bağladığım bu deli halayından ayrılıyorum. Hiçbir zaman kolay olmadı bunu yapmak. Hala ellerim titriyor diyebilirim. Sonuçta bir anda bu kadar çok şeyi yok etmek çok zor. Ama ne zaman bu konuda zorlanıp, sana karşı tekrar bir şeyler hissedecek gibi olsam kendimi düşünüyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bana yaptıklarını ve ilerde yapacaklarını&lt;/span&gt;. Hayır, benim seninle zaman kaybetmek gibi bir lüksüm yok daha fazla. Belki başka bir zaman, başka şartlar altında biraz daha fazla dayanabilirdim. Ama değişen ne olursa olsun sen aynı kalacağın için yalnızca kendimi kandırır olurdum. Aynı şehirde, karşılıklı dairelerde yaşıyor olsaydık bile. Her istediği alınırken bir anda elde edemeyen bir çocuk gibi hisseder misin bu diyeceğim üzerine bilmiyorum &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ama, evet, sen benim için yeterli olamadın&lt;/span&gt;. Senin kendine ait bir seviyen benim olduğu gibi. Sen benim için bir kamburluk nedeniydin, sürekli yerlere bakmak zorunda kaldığımdan. Sen, kendin gibilerle yarı-uyanık bir algı ile yaşamaya devam et. Orada lütfen hep nefret etmeme neden olduğun erkek isimleri olsun. Kesinlikle ben olmadığım sürece dert değil. Mezun oluyorum senden sayılabilir. Bir şey çok açık. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Benim bir geleceğim var seninse bir geçmişin&lt;/span&gt;. Yüzleşmelisin. Bunu asla yapamayacağımı sanmıştın değil mi? Hiç bana kalkıp da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bunu yapacak kadar alçak olabileceğini düşünmemiştim&lt;/span&gt;" ayağı yapma. Burada yüzünü karanlığa saklamasına neden olacak ayıpları olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sensin&lt;/span&gt;, ben değilim! Hiçbir suçluluk da duymuyorum. Eğer sen beni düşünmüyorsan, ben kendimi düşünmek zorundayım. İnanmıyorum bunun aksine söylediğin hiçbir şeye! Yeterince zaman geçti. Dediğim gibi senin için artık çok geç. Şayet o kadar istekli olsaydın g.tünün keyfi adına beni terk ettiğin buz gibi caddelerde ben seni hala beklerken bir ses ederdin. Üzgünüm, ben ne p.ç, ne gözlüklü, ne sarı saçlı, ne de paralıyım. Senden epeyce farklıyım yani bu açıdan. Hem noksanlığı da neden dert edesin ki? Nasılsa benim gibi zihnen sömürebileceğin daha çok kimse bulursun. Yanında olduğunu zannettiğin insanların beni unutturması en fazla birkaç gününü alacaktır. Daha sonra tıpkı benimle olduğu gibi tek taraflı fayda sağlamaya devam edersin bir başkasıyla, bir diğeriyle, bir diğeriyle.. Benim sadece mutlu olmaya yetecek kadar olanağım ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kapitalizmden nefret edecek kadar fakir ama sosyalizmin deli saçması olduğunu fark edecek kadar zenginim&lt;/span&gt; diyebilmemi sağlayan bir aklım var. Bunlar da bana yeterlidir devam etmem için. Ha, bir de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;dostlarım&lt;/span&gt; var. Biliyorum onlar her zaman olduğu gibi yardımcı olacaklar bana. Bu arada senin yaptıkların yüzünden bürüdüğüm saçma sapan bir ruh hali yüzünden en yakın arkadaşımı kaybettiğimi söylemiş miydim? Eh, kesinlikle s.kine sallamayacağı biliyordum zaten. Her zaman bu kadar tahmin edilebilir olmuştu hallerin. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Aklıma gelmişken, egocuğuna söyle biz hepimiz senin neden her fotorafının açılı olduğunu biliyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şimdi arkamdan nefret dolu laflar edecek beni çok çirkin şekillerde hatırlayacaksın&lt;/span&gt;. Belki ağlarsın bile belli mi olur.. Ama bu, senin için heba ettiğim son günüm olacak. Benim ne kadar iyi biri olduğumu en çok bilenlerden biri olarak böyle şeylere kalkışmak için cidden iyi sebeplerim olduğunun farkındasındır. Denedim, defalarca denedim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu mektubu ilk yazışım değil bu&lt;/span&gt;. Gidip bizzat ellerine sokup bırakmaktı aslında hayalim ama sanmıyorum buna bile değeceğini. Ben bir süre çok fazla acı çekeceğim. Kabullenemeyeceğim, kendime küfredeceğim ama en nihayetinde arınmış olacağım ve yoluma devam edeceğim. Benim için benim bilmediğim bir şey hazırladıysan da öğrenemeyeceğim için pişmanlık duymuyorum. Ben buradayken yapmadığın şey için üzülemem. Sen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sırf beni Türkçe'deki en güzel dişi isimlerinden biri olduğunu düşündüğüm adından soğuttuğun için bile&lt;/span&gt; çok kötü bir insansın Eylül. Aslında işin tuhafı şu anda seninle gerçekten bir arkadaş olarak devam edebilirdim. Ancak hayatına uzaktan bakmaya dayanabileceğimi sanmıyorum ve merak ediyorum yıllar sonra bir gün aklıma gelirsen seni nasıl hatırlayacağım. Belki bir gün bir yolda karşılaşırız da sen beni görmezden gelerek intikam aldığını zannedersin. Ben sana karşı kin tutamam. Beni sen mi kötü biri yapacaksın! Bu yüzden bundan sonra tıpkı hayal ettiğin gibi bir hayat yaşamanı diliyorum. Umarım bir gün yaşamda istediklerini elde etmiş o kadın olarak düşlediğin aileye sahip olursun. Ben senin mutluluğuna mani olmayayım. Keşkelenmenin vakti doldu. Umurumda da değil zaten. Seni ne bir hata ne de bir leke olarak etiketliyorum. Senin kendine moral verecek birine benim de kendimi mutlu gibi hissetmeye ihtiyacım vardı. Noktayı koyabildiğime hala inanamıyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanamıyorum bana başka bir seçenek bırakmadığına.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt; O yüzden Eylül, en iyisi sen hep böyle olduğun gibi kal, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;uzakta kal&lt;/span&gt;, hoşçakal!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-8643985918344153391?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/r_fSVf7qA3E" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/r_fSVf7qA3E/se-terminant-le-parfait.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>5</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/11/se-terminant-le-parfait.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7295071894190428839</guid><pubDate>Thu, 08 Nov 2007 19:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-11-08T22:36:52.890+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Birey Hali Üzerine Müzikal Masturbasyon</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img248.imageshack.us/img248/1544/1176277971ba90a3fe29oeg0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img248.imageshack.us/img248/1544/1176277971ba90a3fe29oeg0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hayatın süresince on binlerce şarkı işitirsin, bunlardan binlercesi hoşuna gider, bunlardan yüzlercesi hakikaten hoşuna hepsini ezberleyecek hale gelene kadar gider, bunlardan onlarcası diğerlerinden ayrı olur ve üzerinden ne yıllar, insanlar, olaylar geçse bile değerini yitirmez. Şayet müzik yaşamın soundtrack'i ise onlar senin triple-cd koleksyonun olur. İşte o onlarcadan birkaçı senin için özel ve değerli olmanın son raddesine ulaşır. Çok değil en fazla 15 tane falan olurlar. Ancak &lt;b&gt;bunlar gerçekten zihninde en derin izleri bırakanlardır&lt;/b&gt;. Belki çok bilinen şarkılar da yer alır bu grup içinde, belki de bir albümden kimselerin hatırlamadığı &lt;b&gt;altıncı&lt;/b&gt; şarkı da. Bunlar seni tam olarak tanımlayan, seni en fazla hüzünlendiren, en fazla neşelendiren, en fazla dalyana getiren, en önemlisi de ne olursa olsun sana kendini yalnız hissettirmeyen şarkılardır. Artık o şarkılar sana, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yalnızca sana aittir&lt;/span&gt;. Evvela şu noktaya kadar daha iyisini bulamadığımdan kullandığım &lt;span style="font-style: italic;"&gt;reklamcı üslubundan&lt;/span&gt; ve bir takım İngilizce terimlerden ötürü özür dileyerek bu yazıyı "o şarkılardan birine" ithaf ediyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tender.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Epeyce geç hatta bir arkadaşım vasıta ile tanıştığım bir şarkıydı bu. Aslında ben de bu gecikmeye katkı sağlamıştım. MSN Messenger'ı adeta delirmiş bir dosya paylaşım ağı gibi kullandığım zamanlarda ne olduğunu hatırlamadığım bir sebepten edindirilmiştim bu şarkıyı. Sanırım iki ay kadar bir zaman sonra ilk defa dinlediğim sefer olmuştu. Yumuşak, 19. yüzyıl sonlarında geçen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Amerikan Batısı filmlerini&lt;/span&gt; andıran bir gitar melodisi ile açılıyordu. Halihazırda eski kayıt fetişisti olan benim için etkilenmemek gibi bir opsiyon yoktu. Arkasından gelen melodi ile iyice ısınagelmişken modern müzik dünyasında yaratıcılık anlamında takdir edilesi birkaç adamdan biri olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Damon Albarn&lt;/span&gt;'ın o güne kadar (ve halen daha) bir şarkıya verebildiği en güzel vokal performansı başladı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tender is the night, lying by your side&lt;/span&gt;" derken. İşte o andan şarkının sonuna kadar geçen ilk dinleyişim tek kelime ile özetini çakıyorum &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;büyüleyiciydi.&lt;/span&gt; Tender, basitçe "brit-rock şarkısı" denilmesini 445 kere ayıp oldurucak kadar açılımlı ve arzulu bir şarkıydı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Müzik, ritim, sözler ve yarattıkları ahenk beni oturduğum yerden kaldırıp yerden yüzlerce metre yukarıya, ılık bir yaz gecesinde bulutların arasına çıkartıp tarifsiz derecede mutlu ederken aynı zamanda yukarıdan baktığım hayatıma tüm realizmi ile şahit olmama sebep oluyor ve adeta o mesafeden bana k.ç kadar gelen odamdaki duvarlara yılmadan çarpıyordu beni&lt;/span&gt;. Tuhaf bir hissiyat yaratıyordu bu müzik bende. Mutlu olmak istiyor &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ama bunu yapmaya vicdan bulamıyor&lt;/span&gt; gibi hissediyordum. Hayatta kaybettiğim ne varsa hepsini bir bir hatırlıyor, her birinde ağlamaklı hallerle kendime ve evde alkol olmamasına küfrediyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yapayalnızlığı&lt;/span&gt; en dipten hissettiğim anlardan biriydi o ve ben, yalnızca geçir gidenlere bakakalan bir kaybetmişten beter durumda, bir kabullenmiş durumunda, kalmıştım. Buydu işte müzik diye tanımlanacak şey. Ne hayvani bir teknik, ne de saniyede 22 nota basımı. Bu kendini &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pink Floyd&lt;/span&gt; ile sarhoş edenlerin gayet iyi bildiği bir şeydi;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; his.&lt;/span&gt; Üstelik belli bir tane de değil. İnsanı mutluluk, keder, pişmanlık ve şükür arasında paramparça eden bir karışıklık. Şarkıda da "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Lord I need to find, someone who can heal my mind&lt;/span&gt;" diyordu. Zaten bu bana karşılık gelen birkaç cümleden biriydi. Hala inatla söylemek zorunda kaldığım bir isyanı anlatan. Aynı zamanda "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Come on, come on, come on, get through it&lt;/span&gt;" de diyordu ama ne fayda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama önemli olan bunlar değildi. Ben bu şarkıya karşı&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; önlenemez bir aitlik duygusu&lt;/span&gt; taşıyordum. Daha doğrusu bu karşılıklıydı. Tamam belki paramparça ve hüzne yakındım ama yalnız değildim, gerçekten de bu çalan şey yanımdaydı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tamamiyle bana aitti&lt;/span&gt;. Sanki benden başka hiçkimsenin bunlara hissederek bu şarkıyı dinlemesine tahammül edemeyecekmişim gibi geliyordu. Benimdi diyorum ya işte. Tıpkı &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=141827"&gt;Money For Nothing&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=341678"&gt;Lithium&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=6576848"&gt;Strange Transmissions&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=6903075"&gt;Passive&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=1141312"&gt;You Get What You Give&lt;/a&gt; gibi. Çünkü hayatta karşılaştığım her çeşit b.ktan duruma uyabiliyordu. Bir zamanlar "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Lord I need to find, someone who can heal my mind&lt;/span&gt;" lafı beni en çok üzendi şimdiyse "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;tender is my heart for screwing up my life&lt;/span&gt;" bunu devraldı. Aslında bunun dev bir ironinın parçası olduğuna dair paranoyalar da kurmuyor da değilim, tıpkı bütün bunlara bir son vermeyi düşünüyor olmam gibi. Her neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tender harkulade bir şarkıdır. Biraz tezat olacak şekilde aşağıda paylaşmak maksadı ile linkini koydum. Dinleyin, dinletin diye. Bana ait olmayan her durumda istediği rolü istediği kadar "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yaffs çok süprr bi şarkı ylldım sana=))&lt;/span&gt;" alsın benim için ifade ettikleri herhalde bir ömür aynı kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;"&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Oh my baby, oh my baby, oh why, oh my..&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Blur&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.sendspace.com/file/g6dqji"&gt;Tender&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.sendspace.com/file/g6dqji"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-7295071894190428839?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/U5ppMpyW2xE" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/U5ppMpyW2xE/birey-hali-zerine-mzikal-masturbasyon.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/11/birey-hali-zerine-mzikal-masturbasyon.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-3043918169825223336</guid><pubDate>Tue, 09 Oct 2007 18:07:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-10-09T23:59:20.478+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Bıkkın Yazı</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img159.imageshack.us/img159/9854/202864264d4712a2902orp3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img159.imageshack.us/img159/9854/202864264d4712a2902orp3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bunun da sana yazıldığını biliyorsun&lt;/span&gt;. Hem de gayet iyi biliyorsun. Muhtemelen merak ediyorsun devamında senin için neler karaladığımı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hakkında ne dediğimi değil hakkında ne dendiğini&lt;/span&gt;. Belki umuyorsun benim yine senin sosyal ortamlarda kendine fayda sağlayabileceğin tasvirler kurduğumu, sadece kendini kendi gözünde daha da yüceltmek için. Mühim değil kimin ettiği lafları, altına attığım saydam imzaların da olmadığı gibi. Söyleyeceklerim var ama sana. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu sefer her vurgusunu kastettiğimi anlamanı istediğim&lt;/span&gt; birkaç bir şey.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çok yoruldum ben!&lt;/span&gt; Kendimi uzun zamandır ayıp olmasın diye atılan sahte gülümsemelerden daha mutlu bir halde hatırlamıyorum. Bıktım dersem olmaz. Bıkmaya hiç fırsatım olmadı daha hırpalanmaktan. Defalarca, daha iki adım gidemeden düşmekten yoruldum ben artık. Sürekli kendimi ayağa kaldırmaya çalışmaktan, aynalarda günden güne mahvolan halime tanık olmaktan, deneyeme korkar olmaktan en çok da sesimi duyurmaya çalışmaktan yoruldum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kafamda bir ağrı, gözlerimin çevresinde bir acı&lt;/span&gt; beni bekliyor uyuyamadığım gecelerden geriye ne kadar kaldıysa. Ben şikayet etmezdim, hatırladın mı? Hiç değilse bu kadarı aklında kalmış olmalı. Benim hala yorgunluğuma inat yorulmuş olmaktan utandığımı biliyor musun? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Peki benim artık tutunmaya çalıştığım her şeyden kaçar hale geldiğimi biliyor musun?&lt;/span&gt; Seni anlattığım insanlar vardı, dostlarım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senin yanımda olmaya cesaret bile edemeyeceğin zamanlarda bana destek çıkan birkaç çok iyi insan&lt;/span&gt;. Dinlediler nice zaman dilimden dökülen bu masalı. Hiçbir zaman onlara karşı seni savunuyor olmaktan rahatsız olmadım. Hepsi ama hepsi yüzüme bağırır olmuştu dostları Deniz'i bu pürmelalden çıkartmak için. Hiçbirini dinlemedim. Hak vermedim değil bazen ama her şeyden öte benim için ifade ettiğine inandıklarımı kontrol edemiyordum. Ben tanıdığım bütün insanlara karşı savundum seni, bazen kendime karşı bile. Sen benim asla bitkin düşemeyeceğime inanmak istedin. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu her zaman daha fazla işine geliyordu&lt;/span&gt;. Benim zorda kaldığım bir anımda benim için hiçbir şey yapmayacağın gerçeği bile o kadar ağır gelmemeye başlamıştı. Nasılsa sen benim dizginlerimi nasıl da üstü kapalı acımasızca kullanabileceğini gayet iyi biliyordun. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Her zaman biliyordun ettiğin bir iki ufak güzel sözün bana nice şiirler yazdırabildiğini, tıpkı bildiğin gibi çıkıp kendini de götürmekle tehdit ettiğinde ne hale geldiğimi.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ah, o dostlarım.&lt;/span&gt; Pek çoğuna tanıklık ettiler benim vasıtamla. İnanamadılar, inanmak istemediler. Bunun o tanıdıkları ben olmadığını söylediler, defalarca. Sonra sana küfür etmeye çalıştılar. Karşı çıktım. İyiliğimi isteyen, beni sonuna kadar taşıyacaklarına söz veren insanlara karşı çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..ve artık kendimi yorgun olduğum kadar yalnız da hissediyorum. Kimseye güvenemez hale geldim. Oysa inanıyordum eskiden bu hayatta tutunabileceğim dallar olduğuna. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Her ne olursa olsun bana koşulsuz derman olacak insanların yakınımda olduğuna&lt;/span&gt;. Onlara farklı hiçbir şey olmadı ama ben değiştim. Ben çok değiştim. Bazen sinirlerimin artık dayanamayacağını hissettiğim dakikalar geliyor ve o dakikalar geçmiyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ufak, nazik bir çağrımı bekleyen insanları kendimden fersah fersah uzaklara atıyorum&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sizin olduğunuzu kabul etmek istiyorum ama korkuyorum&lt;/span&gt; diyorum. Şimdi bunun için ilk defa onca kırık düşünceye rağmen başımı kaldırıp &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;seni suçluyorum&lt;/span&gt; bu hayatta bugüne kadar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;en fazla güvendiğim insan&lt;/span&gt;. Her zaman başarılıydın beni umursuyormuş gibi görünmekte. Her zaman da beni talep ettiğin şekil olarak elde etmeyi başardın biraz cümle kurarak. Nasılsa ben hep dünlerden razı uyanıyordum. Açıkça kendine göre defalarca iddia edip, üzerine nutuklar çektiğin dostluk hakkında zerre çaba göstermedin. Ben mutluyken çok kolaydı "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne zaman ihtiyacın olursa yanında olacağım&lt;/span&gt;" demek değil mi? Sanki işine gelmediğinde "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;valla beni hiç bağlamaz, böyle hissediyor olmaman lazımdı&lt;/span&gt;" diyerek beni kendi dökük benliğimle bırakan sen değil mişsin gibi.. Sonra da devam ediyorsun, beni kontrolün altında tutmak için inanacağıma emin olduğum şeyler söylüyorsun. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İyi ki varsın&lt;/span&gt;" diyorsun, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bana olması gerekenleri hatırlattın&lt;/span&gt;" diyorsun. Artık bunlara gerek yok. Beni, bu soktuğun delikten içi boşaltılmış kelamlar kurtaramaz. Böyle demem seni şaşırtıyor mu? Ne halde olduğum hakkında en ufak bir fikrin olmadığını zaten biliyorum da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hiç değilse artık yalan söyleme&lt;/span&gt;. Ben senin için göze aldığım her şeyden sonra senin için &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yalnızca bir iletimatör&lt;/span&gt; olduğumun gayet farkındayım. Ama bunlar bile değil beni kahreden aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani dostlarım demiştim ya. Ben onlara &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yarı-veda&lt;/span&gt; tadında laflar ettim. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ben gidiyorum&lt;/span&gt;" dedim ve bir kesin emir bıraktım: "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;beni s.ktr edin.&lt;/span&gt;" Kabul etmediler. Beni ne olursa olsun bırakmayacaklarını söylediler. Hüzünlendim, artık bu sözlerin hiçbirine inanamıyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yıllardır yanıbaşımda olan insanların sözleri bile artık sahte geliyordu bana&lt;/span&gt;. Ben insanlara olan güvenimi kaybettim tamamiyle. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ah ama tabi ki senin süper yaşantında böyle streslere ne yer olurdu..&lt;/span&gt; Bunu kelimelere dökmek çok ağır benim için. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bana o kadar çok yalan söyledin ki ben artık tanıdığım herkese inanmaya ürker hale geldim&lt;/span&gt;. Bir kez daha bu kadar derin bir çöküşü kaldıramayacağım için de gidiyorum. Nereye olduğunu bilmeden bir süre, birkaç gün, birkaç hafta. Yanımda kalsın istiyorum dostlarım, onlara emanet edebilmeyi istiyorum kendimi ama&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; senden sonra kendim denen enkazdan başka kimseye bağlanamıyorum&lt;/span&gt;. Bunlar umurunda bile olmayacak hiç boşuna dilini yorma. Sadece yine beni kendime halime bırakıp yeniden senin istediğin ben olmamı bekleyeceksin. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bugüne kadar ne kadar incitirsen incit gidemediğimi biliyorsun çünkü&lt;/span&gt;. Fakat bu sefer hiçbir şeye sözüm yok. Sonunu da kestirmiyorum. İfade bile edemiyorum ki kederimi. Senin için üzülünecek bir şey yok ben kendime yanıyorum, dönüştüğüm şeye, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;beni ne hale geleceğimi hiç umursamadan hunharca kullanmana&lt;/span&gt;. Artık bana karşı dürüst olmanı da ne bekliyor ne de istiyorum. Sen bu hayatta birilerine karşı yalansızsan onlardan biri kesinlikle ben değilim. Duymak istersen diye hala; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sana güvenmiyorum!&lt;/span&gt; Ben sana yardım edebildiğim sürece varım senin için, ne daha az ne daha fazla. Beni geberttiğin için pişmanmış gibi görünmeye çalışma lütfen. Ben sana bittiğimi haykırırken beni nasıl da kendi vicdanını rahatlatmak için kendimle bıraktığını ben biliyorum ve artık inanmak istemesem de, bütün yanımda olmayı dileyen kişilere rağmen şunu diyorum; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hayatta en hakiki dostum kendimim&lt;/span&gt;. Sen istersen hala 3 sonra karşımda saçma salak bir "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Deniz ama sen de neler demişin öyle tiriviri..&lt;/span&gt;" tribine yatabileceğin bir hadise anla bütün bunları. Bak sana son bir şey diyeyim, sen beni hayatta tutunmayı öğrenebildiğim her şeyden, bana "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;iyi ki varsın&lt;/span&gt;" derken bunu kasteden insanlardan şüphe eder hale getirdin ya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;benim daha kaybedebileceğim hiçbir şey yok!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-3043918169825223336?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/mwvAzs98O28" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/mwvAzs98O28/bkkn-yaz.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>6</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/10/bkkn-yaz.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-2035805694179226940</guid><pubDate>Sun, 07 Oct 2007 19:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-10-08T00:01:18.761+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Pazar Depreşmesi</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img181.imageshack.us/img181/9321/inkseabyaherminge8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img181.imageshack.us/img181/9321/inkseabyaherminge8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aklıma bir zamanlar geliyor. Hala hayatı tam olarak kendimce algılayabildiğim dönemden. Asosyal anlamında değil ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kesinlikle daha kişisel olmayı başarabildiğim&lt;/span&gt; aylar. Ben bunlara kısa olması açısından &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2003 Ekim, 2004 Şubat&lt;/span&gt; gibi isimler veriyorum ve şimdi geriye dönüp bakınca o günler bu akşama kıyasla çok farklı hissettiriyor. Hani insanın kafasında geçmişten bazı önemsiz imajlar kalır ama kalanlardır onlar. Demek istediğim insanın zihninde yer eden mezuniyet, ölüm, korku ya da ilk oral seks gibi önemli anlar değil. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alakasız bir şekilde parkta salıncakla yerçekimine hareket çektiğin bir günü hatırlarsın mesela çocukluğundan&lt;/span&gt;. Ya da diğerlerinden pek bir farklı olmayan bir günde diğerlerinden pek bir farkı olmayan bir sokakta diğerlerinden kesinlikle hiçbir farklı olmayan bir şekilde yürümeni. İşte bunun gibilerden biri geliyor sürekli gözlerimin önüne. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Geldikçe devrik cümle kuruyorum farkında olarak&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4 yıl öncesi, bir akşam&lt;/span&gt;. Büyümenin, yaşlanmanın, olgunlaşmanın, odunlaşmanın, deneyimlenmenin, yorulmanın, öğrenmenin, kirlenmenin.. etkilerini gözleyebilmek adına &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;tarih biliminde ilk defa deney yapan tarihçiyi&lt;/span&gt; oynuyorum. Bundan daha iyi bir zaman bulamazdım çünkü o alakasız anı kalıntısı 4 yıl önce Ekim başındaki bir akşamdan kalma. Bir yerde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Geleceğe Dönüş&lt;/span&gt; filminde &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;1, 27 "jügowatt"&lt;/span&gt; ın elde edilebilmesinin tek şansa bağlı olması, o da o yıldırıma denk gelmek olması, olması da olması gibi. Yine de deneyeyim dedim.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt; Her şeyi takıntılı şekilde aynılaştırmadım tabi. Çok da ciddi bir sonuç elde etmeyi de ummuyorum zira. Sadece aklıma kalan önemli faktörleri aynılaştırdım. Zaten burada faktör diye çok bir b.kmuş gibi bahsettiğim şey &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yalnızca çalan müzik&lt;/span&gt;. Hala ara sıra "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ulan aslında bu hayatımda duyduğum en iyi şarkı olabilir&lt;/span&gt;" dediğim &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt;'in &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=HSuM3haKOOE"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Go To Sleep&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'i. Yine bir akşam. O zaman başka bir evde ikamet etmekteydik ama ışıklandırma ve bilgisayarın durduğu yerden olayı oldukça benzer oluyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Asıl ortamda o zamandan farklı olarak ben şu anki halimde varım&lt;/span&gt;. Merak ettiğim o zaman hissettiklerimle, müzik çaldıkça belirlenlerle şimdikileri karşılaştırmak. Belli konularda nasıl fikir değişimlerime uğradığım da aynı zamanda. Mesela arkadaşlık, kadınlar, sanat gibi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Müzik çalmaya devam ettikçe moralim bozuluyor aslında&lt;/span&gt;. Bunun o zaman daha saf bir insan olmakla bir ilgisi yok ama ben sanırım o zamanki halimi tercih edebilirdim. Burada hal derken kastım ben değil, o zamanki durumum. Bir çok açıdan benzeşse de arada aslında uçurumlar kadar fark var. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Misal o zamanlar bekardım&lt;/span&gt; yine ve açıkçası pek s.kimde değildi. Birey olmaktan, tek olmaktan mutlu olmanın yanı sıra "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;zaten karşıma algı ve ilgi olarak benzediğim biri çıkacaktır&lt;/span&gt;" diyerek fazla kasma zorluğuna girmiyor ve yer yer bunun faydasını görüyor hatta sonuçlarını alıyordum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şimdiyse yine bekarım ve ülser olacağıma dair kuvvetli bir inanç taşıyorum&lt;/span&gt;. Hala "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;zaten karşıma çıkıcak..&lt;/span&gt;" diyorum ama nasıl ki insan okurken iş bulmayı dert etmez de durumlar g.te dayanınca "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne b.k yiycez lan&lt;/span&gt;" diye düşünmeye başlar, bu aynen öyle bir durum. Bildiğim şey şu o zamanki bana şimdi benim bu anti-bekarlık üzerine gösterdiğim çabayı anlatsam herhalde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;saygı duyar ama bir yandan da g.tüyle gülerdi&lt;/span&gt;. Buna sevinsem mi üzülsem mi an itibariyle bilmiyorum. Bir bakıma "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;basitlik mutluluktur&lt;/span&gt;" u bayadır anmadığım için güzel geliyor ama bir bakıma da karmaşıklığın sorunları öyle.. öyle şey ki.. tarifi bile yok o derece. Özellikle zamanla bu ilişki kavramının değişime uğraması çok ilginç şekilde oluyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Daha ciddileştikte, daha duygusallaşıyor, daha mantıklı hale geldikçe, daha bile deli işi oluyor&lt;/span&gt; gibi. İnsanlar değişiyor çünkü. Git gide duygusuzu daha duygusuz, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;acımasızı daha acımasız&lt;/span&gt;, düşüncelisi daha düşünceli, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;salağı daha salak&lt;/span&gt; oluyor. En önemlisi de zihinsel birikim artarken oranı yükseliyor. Söz gelimi o zamanlar da sanat ve ilişkilerle münasbetim vardı. Zamanla sanata ayrılan zaman ve beyin hücreleri artıyor, ilişkiler için de geçerli bu. Ama önceden belki bugün olduğunun 5'te 1'i bir birikim aklın yarısından fazlasını kullanırken şimdi çok daha fazlası akılda daha az oranda yer kaplıyor ilişkiler yüzünden. Zamanla ilişkilerin insan hayatındaki yerinin deri koltuktan 4'lü oturma grubuna dönüştüğü aşikar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu deneyde gözlemlediğim bir diğer değişim de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ilgi/fayda dengesi&lt;/span&gt;. Vakti zamanında ne fayda sağlayacağı sallanmadan tamamen ilgi üzerine kurulan zaman harcanımı yaş ilerledikçe getirilere göre değişiyor. Önceden zevkine kod yazan insanlar (biz böyle "şeyler" idik gerçekten, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Soner&lt;/span&gt; diye bir arkadaşım var o hala öyledir) şimdi bu işten ne kadar para kazanabilirize bakıyorlar. Bunda yanlış ya da tuhaf bir şey yok. Yapıyorsa tabi ki kazanmak da isteyecek ancak "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;biz büyüdük ve kirlendi dünya&lt;/span&gt;" gibi neo-arabesk bir yaklaşıma girmek istemesem de o zaman bir şeyin sadece keyif alındığı için yapılıyor olması çok daha masumdu. Milyonlarca memurdur bunun en kesin örneği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlgilenilen şeyler de değişiyor. Düzenli olarak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;PowerFM&lt;/span&gt; dinlerdim mesela. O dönem internet bağlatısı denen şeyin bana gelmesinin çok uzak olmasından ve korsan CD satanların pek aradığım şeyleri sunamamasından (ama hala arşivlerimde çok hatırları vardır) radyo-kayıt yapıyordum. Bir kaset kaydetmiştim hala durur. 3 şarkı vardı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Go To Sleep&lt;/span&gt;, Robbie Williams'ın &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Come Undone&lt;/span&gt;'ı ve tabi ki Eminem'in &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Loose Yourself&lt;/span&gt;'i. İlgilenilen ve ilgiler dahilinle yaratıcılık olan zamanlardı. Algılanış olarak en fazla değişen ama bir yandan da hiç değişmemesiyle başlı başına bir ironi olan yaratıcılık. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Üretkenliği de getiriyordu yanında.&lt;/span&gt; Bir alete bakınca onun nasıl daha iyi olabileceğini düşünmek hiç de müstesna bir durum değildi o zamanlar. Tabi zaman içerisinde o da değişime uğradı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bu ülke ne endüstri mühendisleri kaybetmiştir böyle..&lt;/span&gt; O zaman üretmek de bir ilgi alanımdı ama en büyük iki ilgi alanım &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ralli&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Müebbet Muhabbet&lt;/span&gt;'ti. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cenk ve Erdem beyler&lt;/span&gt;e ilk tapmaya başlayışım da o zamanlara denk gelir. Şanslıydım da bu açıdan çünkü (zaman olarak biraz daha geriye gidince) Müebbet Muhabbet'in en güzel dönemi olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hot TV/NTV&lt;/span&gt; Radyo zamanlarına denk geliyordu. Gerçi hala Cenk Durmazel ve Erdem Uygan osursa dinlerim ama tabi o zamanki fanatizmle arada farklar yok değil. O dönemden aklımda kalan ve daha önemlisi bugüne kalan şeylerden en önemlilerinden biri bir kişi, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pelin&lt;/span&gt; diye bir arkadaşım. Aynı zamanda internet sayesinde kazandığım ilk dostumdu. Hala Yahoo'nun M.M. mail grubunda mesajlaştığımız zamanlar gelir hatırıma. Şimdi ona ve bana bakıyorum da, hakikaten hayatın güzellikleri derinleşirken dertleri de iğrençleşiyor. Öyle her bakımdan çekilmez olmuyor ama bazen "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;böyle dikeni varsa affedersin s.çarım ben o güle&lt;/span&gt;" denecek noktalara da geliniyor. Henüz "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;s.kerim böyle aşkın ızdırabını&lt;/span&gt;" demişliğim yoktur çok şükür ama oraya gelir kesin bir gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli bir zaman olarak o akşam değil ama o aralar&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; futürsuzca hayal kurduğumu hatırlıyorum.&lt;/span&gt; Genellikle Kuzey Amerika'da yaşamak üzerine hayallerdi her TV çocuğu gibi. O zamanlar olabileceğine inanıyordum, hala inanıyorum ama o kadar değil. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kalıc bursu kazanıcam ben gidicem bu ülkeden&lt;/span&gt;" demek kolaydı. Sonra birileri gelip "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;önce bir şu g.tü s.kert hele, bak bu ÖSS&lt;/span&gt;" dedi. Sonradan sonraya Kuzey Amerika'da yaşamanın köpek gibi çalışmak olduğu öğrenildi ama Türkiye'de de kendi içinde global bir mahalle baskısı yükseliyordu. Mütemadiyen iki ucu boklu değnekti. İşte o zamanlar henüz diğer ucu görünmediğinden kolaydı hayal kurmak. Farklı olarak en önemlisi ise az ya da çok topluma aitlik duygusu başladı. Birden her şeye rağmen bakkala gidip "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sonra halleşsek, eyvallah&lt;/span&gt;" diyebilmek çok güzel geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 yıl önce akşam Go To Sleep çalarken ufak bir dünyam vardı. S&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;onra gerçek dünyam genişledi ama hayal dünyam k.ç kadar kalmaya yüz tuttu&lt;/span&gt;. O zaman hayattaki idealim dediğim "tüm zamanların en iyi blues albümünü kaydetmek" ya da "WRC'de yarışmak" idi şimdi salakça gelse de. Onun yerini şimdi kariyer planları aldı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O zaman kadınlar kısmen basitti ve 3 faktörden oluşuyordu, kişisel ego falan da yoktu. Şimdi kadınların Oscar Wilde'ın söylediği gibi "anlaşılmak için değil sevilmek içindirler" olduğu ortaya çıktı ve çok daha karmaşık oldukları ve insana kendini güçsüz, özelliksiz ve basit zannetirme güçlerinin olduğu ve narsizmin kendilerine işlemediği&lt;/span&gt;. Bilemiyorum. Pek toparlayamadım. Pek bir şey anlatamadım ki toparlayabileyim zaten. O zamanları özlüyor muyum? Bazen. Şimdiye tercih eder miydim? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pelin'e sordum&lt;/span&gt;. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çok şeker zamanlardı :))&lt;/span&gt;" dedi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir kere o zamanlar henüz duyduğum bir şarkı bende yıllar sürecek bir hayranlık bırakabiliyordu, şimdi hayranlık bıraksın diye yıllar geçiyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.savefile.com/files/1107249"&gt;Go To Sleep&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.savefile.com/files/1107249"&gt;&lt;/a&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-2035805694179226940?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/4iLcabBge3o" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/4iLcabBge3o/pazar-depremesi.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/10/pazar-depremesi.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-3534860570668055491</guid><pubDate>Wed, 03 Oct 2007 14:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-10-03T18:14:25.759+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Echoes, Silence, Patience &amp; Grace</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/6/68/Foos-ESPG.jpg/200px-Foos-ESPG.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/6/68/Foos-ESPG.jpg/200px-Foos-ESPG.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Daha önce &lt;a href="http://www.blogger.com/Echoes%20Silence%20Patience%20&amp;amp;%20Grace"&gt;bu yazıda&lt;/a&gt; ilk single'ı müjdelenen, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2007 yılının en iyi rock albümü&lt;/span&gt; iki yılı aşkın süren bekleyişten sonra piyasaya çıktı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Foo Fighters&lt;/span&gt; bende hem bir hayal kırıklığına hem de tam tersine sebebiyet verdi bu albümde. Öncelikle ben de bugünün rock müziğinin en büyük grubunun Foo Fighters olduğunu düşünen kitlenin bu şekilde düşünen bir bireyi olarak grubun her albümde katlarca yükselttiği seviyenin bu albümü bir klasik kılacağını düşünmüştüm. Zira bundan önceki, çift disklik Foo Fighters albüm &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;In Your Honour&lt;/span&gt; gerçekten "çok iyi" bir albümdü ve grubun saf bir rock sounduyla ne kadar sağlam şekilde oynayabileceğini gösteriyordu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Echoes Silence Patience &amp;amp; Grace&lt;/span&gt;'ın bir &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Led Zeppelin IV&lt;/span&gt; ve ya &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Machine Head&lt;/span&gt; olmadığı ortada olmasına rağmen bu kesinlikle albüm kötü demek değil, hatta In Your Honour'dan daha iyi çoğu şarkıda. Fakat bu albüm, dediğim gibi, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;beklenen kadar&lt;/span&gt; daha iyi değil. Yine grubun bugüne kadar ortaya çıkarttığı en iyi albüm olduğu ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslen bir death-metal hastası olduğu bilinen Dave Grohl'ün bu albümde diğer albümlere göre çok daha sert şeyler deneyeceği de beklentiler arasındaydı. Zaten Grohl'ün kendisi de "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu albüm sizi yerinizden uçuracak&lt;/span&gt;" şeklinde açıklamalar yapıyordu. Ancak baba olmanın ve çıktıkların son turnenin akustik olması sebeptir ki bu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;albüm ağırlıklı olarak slow ve akustik başlayan şarkıların çatır çatır hard rock'la bitişlerinden oluşuyor&lt;/span&gt;. Tamamiyle akustik olan şarkılar da yok değil. Açık ara farkla albümün en iyi şarkısı olan &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Stranger Things Have Happened&lt;/span&gt; ve Dave Grohl'ün "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;9 yaşımdan beri böyle bir şarkı yazmayı hayal ediyordum, o kadar güzel oldu ki dinlemeye bile kıyamıyorum&lt;/span&gt;" dediği &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Home&lt;/span&gt; gibi. Aynı şekilde baştan sona sert olan &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;The Pretender&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Long Run to Ruin&lt;/span&gt; (bu ayrıca ikinci single olacak), &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Cheer Up Boys&lt;/span&gt; gibi şarkılar da mevcut. Albümün sound olarak özetini ise kanımca albümün en iyi ikinci şarkısı olan &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Let It Die&lt;/span&gt; çıkartıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümde grubun etkileşimlerinin çoğunlukla kendilerinden olduğu söylenebilir. Daha önce denenmiş pek çok Foo Fighters soundunun yenilenmesi ve ilerletilmesi albüm boyunca hissediliyor. Bu sefer grup grunge köklerine de dönerek harkulade bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;akustik/hard rock&lt;/span&gt; albümüne imza atmış. En önemlisi de albümün &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;54 dakika 53 saniye&lt;/span&gt; boyunca asla sıkmıyor oluşu. Zaten 2007'nin en iyi rock albümü derken bu kadar emin olmamın sebebi de budur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kim Puddle of Mudd ve Lynyrd Skynyrd'ı aynı anda dinlemek istemez ki?&lt;/span&gt; Bu albüm hayal kırıkları ve tatminlerle dolu olsa da taş gibi bir albüm olduğunu kabul etmek gerek. Ancak ilk defa bir Foo Fighters albümünde -en güzel değil ama- en sağlam sert şarkı albümün ilk single'ı oldu.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[Albüm]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Foo Fighters&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://isohunt.com/download/26639914/echoes+silence+patience+and+grace"&gt;Echoes Silence Patience &amp;amp; Grace&lt;/a&gt;*&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;*: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Torrent.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-3534860570668055491?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/Of37C6HDcw0" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/Of37C6HDcw0/echoes-silence-patience-grace.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>3</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/10/echoes-silence-patience-grace.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-5944825146847540584</guid><pubDate>Sat, 29 Sep 2007 08:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-09-29T21:02:45.766+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><title>Ayıp Olmaz Mı?</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img403.imageshack.us/img403/4067/mofei04byd4d1pu6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img403.imageshack.us/img403/4067/mofei04byd4d1pu6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir çift gördüm. Çift oldukları o kadar belliydi ki. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sarılmalarından anladım&lt;/span&gt;. Yok yok asıl bakışmalarından anladım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben de&lt;/span&gt; aynen öyle bakardım. Önlerine değil birbirlerine bakarak gidiyorlardı. Tüm ihtiyaç duydukları da buydu aslında ilerlemek için. Bazen de çevrelerine bakıyorlardı. En etkileyici olanı da oydu ya. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İki ayrı çiftten göz aslında aynı şeyi görüyordu&lt;/span&gt;. Çiftken bir/tek oluyorlardı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mütemadiyen sarılıyorlardı&lt;/span&gt; ya, mühim olan oydu sadece. Sevindim başta. Benden yaşlarıca ufak oldukları belliydi. Kendimi birden "abi" sandım. İçimden bir "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;helal be koçum&lt;/span&gt;" diye geçirdim. Kendimi gördüğümü sanmak işime gelmişti o oğlanda. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O caddede, onun yaşında bir çiftin yarısı olarak yürüdüğüm günler artık aylar mı olmuştu cidden?&lt;/span&gt; Her neyse ne diye geçiştirdim. Takdir ediyordum bu sevgiyi yoktan var ettikleri. O an tam manasıyla &lt;span style="font-style: italic;"&gt;duygusal ev kedisi&lt;/span&gt; rolünü oynuyordum. Ama onların gülümsemeleri de o kadar ikonikti ki. Yeni nesil de bizim gibiydi. Sanki varmış gibi davrandığım abi sanrısını devam ettirdim. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İlerde görürüm ben seni&lt;/span&gt;.." dedim. Aslında "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;sakın bana benzeme&lt;/span&gt;" demek istiyordum ama kendime yediremiyordum. Halbuki orada o ikisini bir köşeye çekip "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bakın ulan ben hayatım boyunca hep seven, sayan, değer veren, karşılık bekleme işini zorlamayan bir herif oldum. bir boka yaramaz bunlar. ben artık kötü biri olamam bu saatten sonra, siz şimdi fırsatınız varken piç olun, göt olun, kaşar olun.. ne olursanız olun iyi olmayın&lt;/span&gt;" diye bağırmam gerekirdi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kitap doğruları para etmiyordu ki be koçum&lt;/span&gt;. Pratikte boku yemek de pek fenaydı deneyimini defalarca ettiğim üzere. Tam böyle düşündüğüm için suçluluk duyacaktım ki yanımdan geçip gittiler. Birkaç saniye arkalarından baktım. O an aklıma sen geldin. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ben onu çok özledim ya..&lt;/span&gt;" diye ağlar bir replik tam oluyordu ki benimle birlikte bir teyzenin de bu gençlere baktığına gözüm ilişti. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Resmen gözleriyle meydan dayağı çekiyordu teyze&lt;/span&gt;. Herhalde içinde "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;vay terbiyesizler&lt;/span&gt;" diyordu. İnsan hep rasyonel sebeplerden yaşadığı toplumun sağ kanadından tiksinecek değil ya! &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kapkara kapılar, sormuşlar onlara tabi.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Ayıp olmaz mı koç? Bu işler o kadar kolay mı kızceğiz?&lt;/span&gt; Sanki ilişkilerin çağrıştırdıkları yeterince renksiz değilmiş bir de bu sosyal baskı öğeleri geldi aklıma. Gerçi iç sebepler arasında çok değersiz kalıyorlardı. Kendime küfretmemek adına "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bekarlık sultanlıktır&lt;/span&gt;" demedim. Ben yine yoluma devam ettim ama aklım o sahnede kaldı. Bir yandan onlar için mutlu olurken bir yandan da kendim için üzülüyordum. Bir ara birbirlerine çektirdiklerini varsayıp kızasım bile geldi. Bu devirde diye arkasında sakladığım benim halimde ben varken hangi hakla hem sevgiye sahip olup hem onu boşa harcayabiliyorlarmıştı.. Asıl kendime kızdım ben, toplamda 2 dakika kadar gördüğüm birilerinin hayatlarını yaşamak zorunda kalacak kadar umutsuz hallerde olduğum için. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuçta bana neydi ki!&lt;/span&gt; Değil mi ama? Benim de bir hikayem vardı aslında. Bu kadar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yaşanmamışlıklarla dolu&lt;/span&gt; olmasaydı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Metallica&lt;/span&gt;'nın Fade to Black'inde geçen "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;emptyness is filling me&lt;/span&gt;" lafı manidar gelmezdi bana. Ben gene çok evvelden vazgeçmiştim aslında. Yine o gençleri düşündüm. Ne güzel işte birbirlerine aitlerdi. Birbirlerini üzseler de seviyorlardı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neden şimdi bu mutluluk dolu tabloya bir üçüncü kişi girip de kendine yer etmeye çalışacaktı ki?&lt;/span&gt; Bu sorunun cevabını bilmesi gereken bendim. Benim verebildiğim bir cevap değil düpedüz güçsüzlük gösterisiydi. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Deniz, sen bu hayatta ne yaparsan yap asla o'nun için "o" olamayacağını biliyorsun.. ...zira sen "o" nun gibi bir nokta, bir ç ve bir nokta daha alacak kadar iğrenç biri değilsin, şimdi kendine gel!&lt;/span&gt;" &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Hayat o kadar zor mu? Atılır mıyız oyundan benzemezsek onlara?&lt;/span&gt; Aynen öyle! Benim evvela kendime iyi biri olmamayı öğretmem lazımdı. Yapamadım. Sanki o caddede üzerine düşünülecek başka insanlar yok muydu? Vardı tabi. Bazıları beni olduğumdan iyi hissettirdi, bazıları daha bile kötü. Ben yine tek olmayı kavramaya çalışıyordum. Sanki "seninle" diye bir şey hiç olmuş gibi. Neyse dedim, ne ise artık! Geçti gitti aklımdan bir şeyler yine. Bunları duymanı, görmeni istedim ama sonra yaşadığım her şeyi bilmeni istediğimi hatırladım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yine vazgeçtim&lt;/span&gt;, bu sefer büyük vazgeçtim.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir vitrin yansıması kadar duygusuz bir durumda kendimi gördüm. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hakkında hissedilecek bir şey bile bulamadım&lt;/span&gt;, en çok da o koydu bana galiba.&lt;/p&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mor ve Ötesi&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.savefile.com/files/1088681"&gt;Ayıp Olmaz Mı?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.savefile.com/files/1088681"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-5944825146847540584?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/oHll-6-8ars" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/oHll-6-8ars/ayp-olmaz-m.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>10</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/09/ayp-olmaz-m.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-5778328136442364121</guid><pubDate>Sat, 22 Sep 2007 19:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-09-22T18:42:19.517+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikaye</category><title>Kocaman Kabus</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img222.imageshack.us/img222/6700/257613135aac8f9ba5fows6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img222.imageshack.us/img222/6700/257613135aac8f9ba5fows6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yine bir yere benim tembelliği meslek edinmiş bünyemden daha önce ulaşmış olması şaşırtmamıştı beni. Gerçi o böyle şeylere takılmazdı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Denizin kenarında saçları yüzgarda uçuşurken her seferinde beni hayran bırakan gülümsemesi ve arkasındaki İstanbul boğazı ile bir Ara Güler fotoğrafı kadar güzel ve keskin bir güzellik oluşturuyordu&lt;/span&gt;. Yüzündeki bu ifade hemcinslerinin pek çoğunun bir türlü vazgeçemediği şeyin tam tersini temsil ediyordu. O "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;nerede kaldın!&lt;/span&gt;" demiyordu, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;iyi ki geldin&lt;/span&gt;" diyordu. Ondan beklenmesi gereken de buydu. Çünkü o, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;anı yaşamak denen şeyin anlamını herkesten daha iyi biliyordu&lt;/span&gt;. Bunu yaparken tüm dünyadan, tüm dünya yüzünden ürkek olurken bile. Bense gözlerindeki ifadeye inanamıyordum, hala, bunca zaman sonra bile. Ama o gerçekti, orada dimdik dururken o gerçekti. Yolun karşısına geçerken her yıl trafik kazalarında ölen birkaç bin kişiyi unutmuş gibi yaparak ne önce sağa ne sonra sola ne de sonra tekrar sağa bakıp doğrudan onun gözlerine kitlenip yürüdüm. Yaklaştığım şey yalnızca iyi bir dost değil, gerçek bir abideydi. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nasılsın Deniz'ciğim&lt;/span&gt;" dedi. Bir an yine gülümsedim. "İ&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yidir, sen nasılsın?&lt;/span&gt;" diye çok sıradan bir karşılık verdim. O ne yapsın, işlerinin yoğunluğundan, yer yer İstanbul'dan bıkışından bahsetti. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sanki önceden sözleşmiş gibi saatlercelik konuşma konumuz varken o an sağır bir konuşma yürütüyorduk&lt;/span&gt;. Belli ki ne kadar güzel olursa olsun boğazdan daha kapalı ve daha sakin bir yere ihtiyacımız vardı ve onu düşününce bu istirhama katılmama olanak yoktu. Haydi gidelim o zamanlar faslı geçerken "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;peki sen İstanbul'a alışabildin mi?&lt;/span&gt;" diye sordu. Ben de ancak "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;eh diyelim eh olsun&lt;/span&gt;" diyebildim. Gerçi onun yanındayken moralsiz olmayı pek de hak etmediğimi düşünüyordum. Bir an durup "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ya Sedef..&lt;/span&gt;" dedim. Her zamanki iyimserliği ile "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne oldu Deniz'ciğim?&lt;/span&gt;" diye sordu. Ben de aslında "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hiçbir şey, boşver&lt;/span&gt;" demeye gayet hazırken bari ufak bir doğaçlama yapayım dedim ve "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;istersen bize gidelim hem film falan izleriz&lt;/span&gt;" diye bitirdim.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Film falan izlemek istemiyordum tabi ki de&lt;/span&gt; Sedef'le konuşma fırsatım varken. Mecidiyeköy yolları İstanbul trafiğinde&lt;span style="font-style: italic;"&gt; kısaldıkça uzalırken&lt;/span&gt; ona baktığım her anda kendime "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ben olsam ne halde olurdum acaba?&lt;/span&gt;" diye sormadan edemedim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanamıyordum ki durabileyim.&lt;/span&gt; Yine de bir yandan hala içinde hapsettiği korkusunun hala hayatta olduğunu hissediyor, hissettikçe ben de üzülüyordum. Bu konuyu tıpkı her zaman olduğu gibi açmayacaktım. Zaten her şey maalesef olup şükür ki bittiğinde geride hatırlanması gereken ne yaşandığı değil bundan sonra onun yaşayabilmiş olmasıydı. Bu düşünceler kafamda ekolar halinde gidip gelirken Sedef'in "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;daldın gittin gene olm&lt;/span&gt;" uyarısı ile kendime geldim. Yine gülümsedim nedensizmiş gibi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Havadan sudan konuşmayı mı gereksiz görüyorduk yoksa bu yine benim konuşabilme kıtlığına düşüp asosyal alt-benliğimi yeşerttiğim anlar biri miydi hatırlamıyorum&lt;/span&gt;. Ama söyleyecek işe yarar bir söz gelmedi aklıma ben de susmayı tercih ettim. Bunu öğrenmem uzun zaman bile almıştı. Yaklaşık  dakika sonra da durağa vardık zaten. Durup dururken &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Türkiye'nin Doğan SLX kullanan insanına&lt;/span&gt; küfür edesim yoktu ama daly.rrak herif baya baya üzerimize sürmüştü skindirik bir yeşil ışığa yetişeceğim diye. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yavaş lan hayvan!&lt;/span&gt;" diye bağırdım. İlerde kırmızı ışığa yakalandığında tam "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hah s.çtık&lt;/span&gt;" diyordum ki Sedef benden çok daha fazla irkilmiş bir halde "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;lütfen gidelim Deniz&lt;/span&gt;" dedi koluma sıkıca sarılarak. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O an ambalaj bir erkekliğe girmek için en uygunsuz pozisyondu zaten&lt;/span&gt;. Üstelik yanımda yüreği ağzına gelen ve bunun olmasına engel olamadığı için kendini suçlayan bir kız vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin dış kapısından girdiğimizde kapalı alan hissiyatı ikimizi de rahatlatmıştı. Ama asansörle çıkmamız gerekiyordu, üstelik çok talihsiz bir şekilde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;8.&lt;/span&gt; kata.. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kafasını dağıtmak için bu kısa, dikey yolculuk boyunca laftan laf türetmeyi planlamıştım ama gerginliğinden ağzımı açmaya dahi cesaret edemedim&lt;/span&gt;. Sanki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hadi artık bitsin, hadi!!&lt;/span&gt;" diye bağırmak istiyordu. Sanki benim de içim parçalanıyordu buna şahit oldukça. Kata vardığımızda çektiği &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ohh&lt;/span&gt;'un sesi duyulacak kadar yüksekti. Belki de bu yüzden eve girene kadar benimle göz göze gelmemeye çalıştı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hala her an "bir şey yok" denmesine luzüm bırakan olayı hiç yaşamamış olmayı dilediği her halinden belliydi&lt;/span&gt;. Eve girdiğimizde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Janis&lt;/span&gt; hemen Sedef'in ayakları arasına kıvrıldı. Kendi kedimin birini benden daha çok sevmesini dert edecek değildim zaten bütün uğraşım Sedef biraz olsun huzurlu olsun diyeydi. İçeriye geçtik, biraz beyaz şarap koyduk. Film izleme işinin olmayacağı zaten belliydi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Biz birer filmdik başlarımız başlarımıza&lt;/span&gt;. Birbirine yaşana gelen masallar anlatacağı olan iki arkadaşın dialoğundan daha mühim bir şey yoktu o anda. Hakikaten de laf lafı açtı. O anlattıkça ben dinledim, ben anlattıkça o dinledi. O anlattıkça ben sevindim, ben anlattıkça o sevindi. Zira hayatlarımız dışarıdan bakılınca gayet güzel duruyordu. Bir anda, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;geçen 3,5 saat ve yaklaşık 2 şişe şaraptan sonra&lt;/span&gt; durduk. Gözleri karşılıklı oturduğumuz kanepenin kıvrım noktasına doğru olmayan bir paralele kitlenmişti. Gözlerini kırpmıyordu bile. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İyi misin Sedef&lt;/span&gt;" diye endişelendim. Derin nefesler alırken gözleri doldu. Bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açarken ağlamaya başladı. Hiçbir başka harekette bulunmadan yalnızca titreyerek ağlıyordu. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sedef nolur bişey söyle..&lt;/span&gt;" diye yalvardım. "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Dayanamıyorum bazen Deniz!&lt;/span&gt;" dedi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;nazik bir sesle haykırırcasına&lt;/span&gt;. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Asla eskisi gibi olamayacağımı biliyorum, abarttığımı da biliyorum. Hiç olmamış gibi devam etmek istiyorum, ediyorum da. Ama işte bazen.. bazen hatırlıyorum ve dayanamıyorum&lt;/span&gt;" dedi. O bunları söylerken benim de gözlerim dolmuştu. Onun karşısında onun için güçlü görünmeliydim ama Sedef'i böyle görmek beni de enkaza çevirmişti. Nasıl hak vermeyebilirdim ki ona? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dedikleri içimden bir zımpara gibi geçerek doğruydu&lt;/span&gt;. Neden olmuştu ki bu? Üstelik ona, üstelik daha &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;15&lt;/span&gt; yaşındayken. Hikayeyi her hatırladığımda zaten arka arkaya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3&lt;/span&gt; yumruk yemiş gibi oluyordum bir de üzerine bu hikayenin yegane kurbanı önümde paramparça oluyordu savunmasızca. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bundan koskoca olması gereken ama beton kadar ağır olmasına rağmen bir tek gecelik gibi geçen 5 seneden sonra hala yarası içinde duruyordu&lt;/span&gt;. Suçu neydi ki? Neden sıradan bir gün sandığı o gün okulundan evine geldiğinde o &lt;span style="font-style: italic;"&gt;orospu çocuğu&lt;/span&gt; ile aynı anda asansöre binecek kadar talihsizdi? Neden o &lt;span style="font-style: italic;"&gt;orospu çocuğu&lt;/span&gt; 4. katta asansörü durdurup telefonunu vermesi için onu zorlamıştı? Neden zavallı Sedef iyi niyetli olup "peki sadece sim kartı aliyim kimseye söyleyemeceğim" demişti? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neden o &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;orospu çocuğu&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kimi kandırıyosun lan sen&lt;/span&gt;" diyip 2 kere boğazından jiletlemişti Sedef'i..&lt;/span&gt; "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Neden ulan neden?!&lt;/span&gt;" diye bağırdım. Yazık, Sedef hala "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;üzülme Deniz&lt;/span&gt;" diye beni neşelendirmeye çalışıyordu ikimizden de akan yaşlara inat. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nasıl üzülmiyim Sedef ya.. neler yaşadığını tahmin dahi etmek istemiyorum..&lt;/span&gt;" dedim hıçkırıklarımdan arka kalan boşluklarda kopuk kopuk. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bak biz her zaman yanındaydık, her zaman da olucaz&lt;/span&gt;" dedim. Ellerini boynundaki 12 dikişin fiziksel olarak yok olmaya yüz tutmuş ama acısı her daim kalıcı olan izlerine götürüp "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;tamam da Deniz.. ben kendimi bulamıyorum bazen aradığımda&lt;/span&gt;" dediğinde boğazıma çöken tarif edilemez bir nefessizlikti. Kim bilir neler yaşamıştı? Kim bilir nasıl da hepimize "ben iyiyim" derken markete gitmeye bile korkar bir haldeyim. Bütün bu travmayla nasıl başa çıkabilmişti kendi başına? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nice pahabiçilemez hayatların üç kuruşlar için yok edilişine alışkındık da bunlar üçüncü sayfalarda olurdu hep.&lt;/span&gt; Bütün bunlara sebep olan orospu çocuğunun bir daha bir başkasına hatta ona bir şey yapmayacağını ne garantilerdi ki? Peki ya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;o&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Doğan SLX kullanan herifin&lt;/span&gt; onun ruh eşi olmadığını? Ya da böyle bir şey yaşamış birinden dışarıda hayat denilen şeyin geçtiği yer olan sokaklarda böylelerinden binlerce olduğu gerçeğinin üstesinden gelmesi nasıl beklenirdi? Aklım bir insanın, hele ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;15&lt;/span&gt; yaşında, böyle bir şeyle cebelleşirken neler çektiğini anlamakta her zaman güçlük çekmişti. Kim bilir bunları yaşamak nasıldı? "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Deniz özür dilerim kendimi kaybettim&lt;/span&gt;" bir an demeye çalıştı. Hemen sözünü kesmeden tam bitirdiği anda "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne özür Sedef.. ya bak.. ne diyebilirim ki.. ben senin gülümsediğin her ana hayran kalıyorum. bütün bunlardan sonra tekrar ayaklarının üzerine çıkman olağanüstü bişey.. ben olsam çoktan kendimi bir yerlere kapatmış olurdum. ama sen.. senden başka hiç kimsenin bu kadar güçlü olabileceğini sanmıyorum hiç değilse benim öyle bir tanıdığım yok..&lt;/span&gt;" dedim. Gözyaşlarını silerken "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;iyi ki varsın ya Deniz&lt;/span&gt;" diyordu ki "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;şimdi s.ktr et sen beni&lt;/span&gt;" dedim. Gülmeye başladık anlamsızca karşılıklı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sedef sen dünyadaki en güçlü insan değilsen ben de gider İstiklal Caddesi'nde klişe siyah-beyaz fotoğraflar çeken biri olurum&lt;/span&gt;" dedim. Bu ortak hayranlığımıza giren &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Umut Sarıkaya realizmi&lt;/span&gt; ortamı iyice dinginleştirmişti. Zaten kalanı da saç okşanmasının cinsiyetler üstü bir şekilde en büyün meditasyon olduğunun 2 saatlik bir kanıtıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu uğurlarken aşağı gelmek konusunda ısrar ettim. O yine öğleden sonraki gülümsemesini giyerek "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim sana daha ihtiyacım olacak sen şimdi yorma kendini&lt;/span&gt;" dedi, üstelik sonunu "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;..hele ki böyle gerekmeyen şeyler için.&lt;/span&gt;" diye getirdi. Veda sarılması yaparken gözyaşlarımız hala belirgindi. Benim endişem geçmemişti ama o yine her zaman beni şaşırtan dirayetli duruşunu sahiplendi ve asansöre yöneldi. Giderken de bana daha fazla endişe etmememi söyleyerek. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben yine de camdan gözledim onu&lt;/span&gt;. Sağ sağlim otobüse binip binmediğine baktım. Sedef herkesten güçlü çıkmaya devam ediyordu hala. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Utanın lan hemcinsleri&lt;/span&gt;" diye bir laf geçti içimden ve bununla paralel trajik bir gülüşe imza attım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Onun hemcinslerinin alayı bir Sedef edemezdi asla.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-5778328136442364121?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/cyz0N0_iTlw" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/cyz0N0_iTlw/kocaman-kabus.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/09/kocaman-kabus.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-897850822946725675</guid><pubDate>Sat, 15 Sep 2007 16:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-09-23T01:12:03.723+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>S01E20.avi</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img211.imageshack.us/img211/7231/bombsmx6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img211.imageshack.us/img211/7231/bombsmx6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Günler yavaş geçiyor, gecelerse bir o kadar hızlı. Bunlardan şikayet edecek halim kalmayana dek &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;acı duyduğumda zamanın katiyen ne yavaş ne hızlı olarak geçmemesi gerçeği&lt;/span&gt; tarafından bıktırılmış olmaksa&lt;span style="font-style: italic;"&gt; hem en mecazi görünen hem de en gerçekçi olan&lt;/span&gt; şey. Bunun arkasında bir çok sebep &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bir tane de kadın&lt;/span&gt; var. Daha doğrusu olsun; içinde pek çok sebebin, o kadının, benim bulunduğum ve her bakımdan benim üzerime gelen bir hikaye. Ben kısa ve akılda kalıcı olması açısından buna "hayatım" diyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayatım diye nazik olmam yanlış anlaşılmasın&lt;/span&gt;. Biz pek sevmeyiz birbirimizi ama evlilik böyle içinden çıkılmaz/dışına kaçılmaz bir şey maalesef. Ve bunun gibi bazenlerde onunla tek başıma kalmak zorunda kalıyorum. Çevreme koyabildiğim herkesin yokluğunda. Arada sırada &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2Pac&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Me Against The World&lt;/span&gt;'ü &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;sözleri bilinmeyen ama isminden dolayı durumla alakalı sanılar şarkılar&lt;/span&gt; listeme giriyor. Ancak pek bir fayda dokundurduğunu söylemek yalan olur. İnsanları suçlamıyorum bunun için. Yine de bazen bu enteresan ihtiyaca cevap verememek zor geliyor. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dünya'nın 4. en hayvanca MSN Messenger kullanan toplumunun&lt;/span&gt; bir bireyi olarak çok alışılagelmemiş bir yalnızlık hissi yaşanıyor. Arkadaşım ve dostum diyebileceğin herkesin belli bir saatten sonra &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Offline&lt;/span&gt; olduklarını görüyorsun. Bunda yanlış bir şey yok. Arada elbette ki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;lütfen gitme&lt;/span&gt;" desen belki de seni sabaha kadar bekleyecek kadar iyi insanlar da var. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama insan bunu kendisinin talep etmesini istemiyor.&lt;/span&gt; Talep etmeyi istemediği gibi bir noktadan sonra bu insanın bir kanka olmasını da istemiyor dürüst olmak gerekirse. Seni hiç talep etmesen bile bekleyecek kimdir? Hep "o" diye sıfatlanan kişidir en sonunda. İşte diğer herkesin en çok da onun yokluğunda, saat 04:00'ü henüz geçmişken sen ve kendi hayatın baş başa kalıyorsunuz. Bu hiçbir zaman güzel bir uykuyla bitmemiştir. Özellikle onun gayet güzel uyuduğunu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ve bütün duygularını ipotek ettiğin gerçeğini umursamamasını&lt;/span&gt; biliyorken. İşte o zaman tekil olmanın ne demek olduğunu anlıyorsun. Bu arada belki de kızıyorsun bana sen sürekli kullandığım "insan" zamiri ile birlikte kişisel felaketlerimi sürekli üzerinize yıkıyorum diye. Anlayış göster lütfen. Ben bugüne kadar hep o güzel &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;MSN Messenger 7.5&lt;/span&gt;'i kullanıyordum. Ta ki g.tolog Microsoft "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Please install the newer version&lt;/span&gt;" diyene kadar. Sanki sana da lafı taşıyacak yer bulamayınca böyle saçma bir cümle kurmuşum gibi geliyor mu? Her neyse. Bu arada bugün aşağıdaki şeyi yazmaya çalışıp yarım bırakmışım. Bir tam haftadır bir b.k yazamamış biri olarak boşa gitsin istemedim, hem konuyla da ilgili..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="font-style: italic;"&gt; Benim bugün bir şeyler yapmam lazımdı. Bir şeyler ki ne olduğu katiyen fark etmeyecek. O derece rezil bir halde olduğumu bile bir yana koyup bir şeyler yapmalıydım. Aklımı dağıtmak için değildi bu sefer, tam tersiydi. Bir araya getirmek, anlamlı bir şey ortaya çıkartmaktı bana gereken. Kendimi işe yarar hissedebilmekti hepsinden çok. Belki de kıyaslama değil sadece buydu. Sonuçta kendimi bir mecraya kaptırıp kendimden bağımsız sürüklenmeyi bahane etme arayışı bile değildi. Zaten fazla yorgundum. Biraz olsun bunun için de suçluluk duyuyordum. Kendimi düşünmekten yorulmuş biri olarak görmek bana acı verdi. En son ihtiyacım olan kendim tarafımdan biraz daha eziyete uğramaktı ama başka bir şey yapacak gibi de durmuyordum. Sanırım en yakın kaçış olarak "moralim bozuktu" ama bundan da bıkmıştım artık. Yine de bunu mantıklı bir şeye çeviremedim. Sokakta yürüyordum en ilk akla geleni olarak. Vitrinlerden haz etmediğim zamanlardandı. Hayatımın büyük çoğunluğunda üzerime giymek zorunda kaldığım şeyi gösteriyorlardı çünkü. "Potansiyeli var ama kullanmıyor anacım" etiketiydi o da. Cidden bu yarı-aynamsı şeyde kendimi gördüğümde ben değil yarım kalmış sıfatlarım vardı. Dışarıdan böyle manalı şeyler yüklemeyecek oldukları kesin onlar insanlaraysa bir enkaz gibi görünüyordum. Ya da bana öyle geldi. Zira hemen elimi entelektüel bir şekilde çeneme götürdüm. Sanki çok meşgul ama bir o kadar da düzenli bir adamın zamanını planlaması durumundaydım. Güzel de rol yaptım hakkımı yemeyeyim. Tıpkı aklımda sürekli planlar yapıp bir şeyleri mütemadiyen yerine oturtuyormuşum gibi bir görüntü oluştu. Oysa aslında bir b.k yediğim yoktu. Bu meşgul erkeğin çekiciliği yalanına inanmak değil de daha ziyade "madem bir işe yaramıyorsun bari yarıyormuş gibi görün" düşüncesiydi. Öyle de yaptım. Böylece bir gün bu p.ç ettiğim zamanlar için daha bile fazla pişman olacağım. Öyle gibi anlaşılacak olsa da insanın kendi çıkamadığı halinden bıkması bir kompleks değil. Sadece can sıkıntısı, bir türlü bitemeyen. Ama artık böylesine bir melonkoliden de sıkıldım. Gerçekten. Gerçekten bazı şeylerden sıkıldım artık.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Bıktım ben bazı şeylerden artık&lt;/span&gt;. Mesela ilk aklıma gelen ne zaman "o" hakkında yazasım gelse kendimi tutup "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;zamanı değil, değil!&lt;/span&gt;" demem. Sanki çok anlamlı bir geleceği bekliyormuş gibi hepsi. Eskiden umutsuz olmak beni rahatsız ederdi. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yeni haber!&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Artık umut bağlanacak çok şey de yok! Her şey ya en başından beri kaybedilmişti ya da ummakla olmayacak şeylerdi.&lt;/span&gt; Bıktığım bir başka şey daha var aslında. Hani az yukarda hepsine karşı tekil olmaktan bahsetmiştim ya. Ben, tamamen kendimle kaldığımda bile o da var oluyor. Üstelik bunun farkına vardı varalı öylesine iyi bir kimse ki moralimi yüksek tutmayı görev edinmiş kendini türlü yalanlarla. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Burada bile artık beni mi yoksa hayatındaki (eski) çok iyi arkadaş figürünü mü düşünerek hareket ediyor bilmiyorum.&lt;/span&gt; Bazen başka bir arkadaşımın sarf ettiği şu "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;nefret ediyorum ben o kızdan, tek yaptığı senin ağzına s.çmak, üstelik iyi gibi görünerek, üstelik sen hala onu üzdüğünü zannedip kendine kızıyorsun&lt;/span&gt;" lafı aklıma geliyor. Olan biteni düşününce hak da veriyorum ama çok uzun sürmüyor. Kızıyorum kendime onun hakkında olumsuz düşünmeye yeltendiğim için. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Deniyorum bazen ama ben ona kızamıyorum&lt;/span&gt;. Bazen ondan önceki durumumu özler gibi oluyorum ama onunla birlikte olduğum hayallerimin gerçek olması fikrinin yanında çok çok sönük kalıyor. Her ne olursa olsun şimdiki halimi sevmiyorum. Ama sanırım çok uzun süremeyecek. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dev masal dev ironi ile nihayete ermeye doğru gidiyor&lt;/span&gt;. Bu onu bile koltuğuna çivileyecek kadar ironik bir son olacak. Hayır, kendimi kandırmıyorum. Olanlar bitenler bu yönde. Zaten benim hiçbir hikayem sıradan olamadı bugüne kadar. Marjinallik de yoruyor insanı bazen. Hatta &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sokayım marjinalliğe&lt;/span&gt;. Tam bu sırada aklıma gelen ve gayet uyan bir şiir geliyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Yağmuru sevdiğini söylüyorsun&lt;br /&gt;Ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun. &lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Güneşi sevdiğini söylüyorsun&lt;br /&gt;Ama güneş çıkınca gölgeye kaçıyorsun. &lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Rüzgarı sevdiğini söylüyorsun&lt;br /&gt;Ama rüzgar çıkınca pencereni örtüyorsun.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt; İşte bundan korkuyorum; çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; William Sheakspare&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img126.imageshack.us/img126/6702/bombs2dv3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img126.imageshack.us/img126/6702/bombs2dv3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi yalan söylüyormuş. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O zaman ben iyisi mi ben sevineyim&lt;/span&gt;. Nasılsa bir gün bir şekilde (artık ne şekilde olacaksa) işler "olması gerekene" yönlenir de "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ah eğleniyor kendi başına ah neşesi yeter&lt;/span&gt;" diyen ben olmam.&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Sonuç: Hala bir b.k yazamamışım.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-897850822946725675?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/Cc1Iu0Ev9Q4" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/Cc1Iu0Ev9Q4/s01e20avi.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/09/s01e20avi.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-3303274679398922987</guid><pubDate>Thu, 06 Sep 2007 15:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-09-16T03:40:46.369+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Boş Yazı</title><description>&lt;a href="http://img443.imageshack.us/img443/5593/boue3.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img443.imageshack.us/img443/5593/boue3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ben bu yazıyı kendime adıyorum henüz ortada yazı bile yok iken. Gerçi bir türlü henüz ortaya çıkamamış şeyleri de kapsıyor sayılır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basitçe onlar olmayınca ben de yok sayılıyorum&lt;/span&gt;. Zaten &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Alamanya&lt;/span&gt; yenilince biz de yenilmiş sayılmamış mıydık? Daha var bu lanetin geçmesine. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neyse.&lt;/span&gt; Ben bu yazıyı kendime adadım ama bunun arkasında sebep olarak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;orgazmik bir ego tatmini arayışı&lt;/span&gt; yok. Hatta ve hatta tam tersi bir durum söz konusu. Ben bir gün bu kararsızlık takıntısı sahibi genlerimin başıma çok büyük bela açacağını biliyordum. Biliyordum da.. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;neyse.&lt;/span&gt; Yani sanırım eğer bu hayatımın en zor dönemi değilse ilk ikiye girer. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Üstelik o kadar rahatsız edici derecede güncel ki birinci sırada ne var hatırlamıyorum bile.&lt;/span&gt; Zaten albümlerin en güzel şarkıları genelde ikincileri olmaz mıdır? Bu da böyle bir şey işte. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neyse.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle ben de kendim kadar sıkıldığımı belli etmeliyim sürekli depresif yazılar yazmaktan. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Daha çok sıkıldığım bir şey varsa bu da gerçekçi olmanın mutlak olarak depresif olmayı gerekli kıldığı gerçeğine hiçbir iyimserlikle karşı konulamadığını kabul etmek&lt;/span&gt;. Parça bütün ilişkisine yorulabilir bu. Nitekim neredeyse her şey kötüyse ya da çoğunluğa karışıp kötü gibi geliyorsa o neredeyse dışı kategori müstesna kaldığı kadar önemsiz de oluyor. Bir yandan hayatta &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hayatları halihazırda gayet iyiyken daha iyisini elde edemeyip dellenen öküzlerden&lt;/span&gt; biri olmadığım için seviniyorsam da onların rollerinden birini büyük bir istekle tercih edeceğim de oldukça açık sanırım. Çünkü benim derdim farklı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kaybetmek&lt;/span&gt;. Zaten bunları okuyan pek çok insan için hiç yabancı olmayan bir fiil bu. Benzersizdir kaybetmek. Hiçbir şeyi kaybetmek bir diğerini kaybetmeye benzemez. Canlarım benimdirler onlar, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;her birinin acısı ayrı orjinaldir işte.&lt;/span&gt; Ben zaten yeterince şeyi kaybetmiş ve kaybetmeye devam eden hatta artık bu durumdan rahatsız bile olamayan biriydim. Ancak bu durum buna göre bile farklı. Hayatta neyin kaybı insana &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kelimenin hardcore manasıyla&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;koyar&lt;/span&gt;? Para kaybetmek? Muhtemelen. Birini kaybetmek? Kesinlikle. Aşık olunan insanı kaybetmek? Ben, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hele ki şu sıra, hiç cümle kurmayayım bununla ilgili&lt;/span&gt;. İnsanın kendi hayatında değer verdiği şeyleri kaybetmesi insanı perişan eder, bu açık. Yine de çok çok zor olsa da, çok çok uzun sürse de bir şekilde üstesinden gelinir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gelinir ulan!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya insanın kaybetmekte olduğu bunlardan bile daha önemliyse? Mesela kaybettiği "şey" &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kendisiyse&lt;/span&gt;? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hiç mecaz yapmıyorum&lt;/span&gt;. Direkt, bariz olarak zerre tariz amacı gütmeden söyledim. Diğer bütün kayıplar kişinin kendisinin dışında da bu durum çok farklı, çok daha beter. Özellikle kişi günden günde kendini mahfettiğinin farkındaysa, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;özellikle bu durum hakkında hiçbir şey yapamıyorsa&lt;/span&gt;, özellikle bu durumun yegane sorumlusu yine kendisiyse. İnsan kendi içinde kaybolabilir mi? İnsan durduğu yerde kendini böyle yiyebilir mi? Sen yemedin, o malumun ilanı ama soruyorum hala kendime kendim başıma. Bu soruya geçen sene bu zamanlarda "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;git lan işine&lt;/span&gt;" diye cevap verirdim herhalde. Şimdi de aynı şekilde cevap veriyorum ama bu sefer umursamazlıktan değil, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yorgunluktan!&lt;/span&gt; Bu demek istediğim kişisel kontrolü kaybetmek ve ya bir tür çok kişiliklilik değil. Daha ziyade bok yolunda gitmekte olduğunun farkında olmak ve seni sürükleyen zamanı kontrol edemediğin için kendini kurtarmak adına yapılabileceklerin yalnızca senin tarafından yapılabileceğini bilmek ama ne yapacağına &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;karar verememek&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Oh!&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir&lt;/span&gt; lafını ilk çıkaran adama psikolojik şiddet uygulayasım var. Bu arada bu hikayenin henüz değinmediğim başka bir muhteşem yanı daha vardı ki o da şudur; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kararsızlıkta kaldığın iki yoldan birini seçmek zorundasın ama seçtiğin yolun sonuna vardığında pişman olman yüksek bir ihtimal ve hangisinde bunun olacağını ön göremiyorsun da. Riske ettiğin şey de kendinin ve yaşamının tamamı, hadi bakalım.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; (Asıl şimdi) Oh!&lt;/span&gt; En ufak bir mübalağ yaptıysam Lars Ulrich olayım.. Bu hal öyle fena ki. Hakikaten &lt;span style="font-style: italic;"&gt;öyle haller içinde ki halim Türkçe'ye çevirmeye yok mecalim.&lt;/span&gt; Diğer kayıplar için yapılan şeylerin bile bir işe yaramaması mesela. Damar müzik dinlemek ya da günlük sıvı yüketiminde alkolün oranını rekor düzeyde arttırmak "normalde" yapılanlardır. Ama burada işe yaramıyor. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bir dakka lan ne yapıyorum ki ben bu sadece durumu daha da boka sardırır&lt;/span&gt;" diyorsun, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;diyorum&lt;/span&gt;. Çünkü başka bir şeyi kaybettiğinde sadece bunu atlatabilmeye uğraşırsın oysa kendini kaybediyorken durup mantıklı düşünmen gerektiğini biliyorsundur acı devam ederken. Pek ifade edemediğim durumu olmayan biyoloji bilgimle toparlayayım. Stoplazması çıkarılan hücre yaşar ama çekirdeği çıkarılan hücre gebermeye mahkumdur. Merkezindeki yok olan diğer her şeyin sonu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de böyle bir haldeyim işte. Bir süredir, uzun sayılabilecek bir süredir. Üstelik işlerin beni bekleyeceği zaman da doldu ve öteye geçti. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beni beklemediler tabi.&lt;/span&gt; Bende geride kaldım, günden güne artan bir stresle. Bunun sonu nereye varacak cidden bilemiyorum. Ya da sonunda ne olacağını. Yüksek ihtimal &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bir geçmiş olsun, bir keşke, bir de çok geç olacak&lt;/span&gt;..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-3303274679398922987?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/XfNG2i-BI7k" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/XfNG2i-BI7k/bo-yaz.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>6</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/09/bo-yaz.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8977659106849543413</guid><pubDate>Mon, 03 Sep 2007 10:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-09-03T21:03:36.904+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Daha Enteresan Başlığa Gerek?</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img505.imageshack.us/img505/62/untitled2ks3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img505.imageshack.us/img505/62/untitled2ks3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Galiba aklımdan ilk geçen tuhaf bir "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;ama sen bitmiştin&lt;/span&gt;" oldu bu sabah. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tatsız, rahatsız, yorgun, uyanamamış, acelesi olan bir sabah bu durum için en beklenmedik en uygunsuz zaman olurdu zaten&lt;/span&gt;. Aklın tamamen başka işlerle meşgul olmak zorunda kaldığı, hafif stresli, bolca uykulu bir sabahın insanların bütün o yalan öğleden sonra renkli/parlak yansımalarını yıkadığını, geriye yalnızca oldukları şeyi, kendilerini bıraktığını gördüm. Ben bu sabah onu gördüğümde ikimiz de olabilecek en sade hallerimizdeydik. İkimiz de bir yerlere belli zamanlar içerisinde ulaşmaya çalışıyorduk. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tamamen sıradan bir haldeydik&lt;/span&gt;. Ben dolmuştaydım, o ise hızlı adımlarla gidiyordu. Ayrıldığım, üzerinden çok zaman geçen ve hakikaten unuttuğum birini tekrar görmek beni &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;neden bu kadar etkiledi bilmiyorum&lt;/span&gt;. Belki ben onunla bu kadar normal bir şekilde karşılaşmayı ummuyordum, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;belki karşılaşmayı hiç ummuyordum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı bıraktığım gibiydi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hala bana duyu organlarımdan şüphe ettirecek kadar güzeldi.&lt;/span&gt; Sanırım zamanla yegane &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Syd Barrett'laşan&lt;/span&gt; ben olmuşum. Çünkü o bir türlü değişmeyen tatlı ifadesiyle sarı saçları rüzgarda uçuşa uçuşa yürüyordu. Bense yüzümde bir türlü değişmeyen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bir katı hass.ktr ifadesiyle&lt;/span&gt; oturuyordum. Ancak mevzuyu mevzu yapan şeyin bunlarla en ufak bir ilgisi dahi yoktu. Ben onu öylesine unutmuştum ki a&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;deta dünya üzerindeki varlığını reddeder&lt;/span&gt; hale gelmiştim. Sonuçta "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim için öyle biri yok artık&lt;/span&gt;" idi. Öyle çok zor bir ayrılık olmamıştı da. Gerçi hangi ayrılık kolay olmuştur ki? Mutlu aşk var mı yok beni ilgilendirmiyor şu an ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kesinlikle mutlu ayrılık diye bir şeyin olmadığını&lt;/span&gt;, olamayacağını, biliyorum. O yüzdendir unutmak zorunda kalıyorsun. Kolay değil beyninin sol yanı olmuş birini bir anda yok edebilmek. Ben sevgili olduktan sonra arkadaş olunabildiğine de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;inanmıyorum&lt;/span&gt; açıkçası. Biriyle belli bir seviyeye çıktıktan sonra orada geriye dönülmüyor. Sonuçta gayet üst düzey, gayet çift kişilik bir 20. kata varmışsın, tekrardan alışılagelmiş bir ortak kullanım alanı olan 4. kata nasıl inebilirsin. Bu yüzden ayrılık zor ve ayrılıktan sonra arkadaş kalınmıyor. Çünkü o 20. kata vardıktan sonra eğer işler yürümemeye başlarsa bir tek seçeneğin var; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;aşağı atlamak&lt;/span&gt;. Sanki ben hep bu kadar etkilenmişim gibi geliyor bana. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sanki ben oradan atladıktan sonra önce kendime gelmeyi başarıp ardından kendime bana ait olan bir yer yaratmak zorunda kalıyormuşum gibi, o sadece durup katına gelecek yeni birini beklerken&lt;/span&gt;. Zaten her zaman &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ben misafirim bu şehirde, bir el sallarsın yeter hareket vakti gelince&lt;/span&gt; değil midir? Üzerine sanki çok büyük bir onur sahiymiş gibi&lt;span style="font-style: italic;"&gt; sen yine olduğun gibi kal, benim için sakın değişme&lt;/span&gt; demeye gerek yok. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Onların zaten umurunda bile değil&lt;/span&gt;. Mesela o da benim hayattaki hatalarımdan biriydi. Bana bunları yaşatan birini sevmeme sebep olan biri olması yüzünden. Madem neden bu kadar etkilendim ben? Bensiz yaşadığı hayatına şahit olmak, benim onsuz olmam ve ya böyle bir şey değil. Ben gerçekten unutabilmiştim onu. Hatta üzerine aşık bile olabilmiştim, hem de çok fena şekilde. Ama işte beklenmedik bir anda onu normal haliyle görünce içimden farkına bile varmadan "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;ama sen bitmiştin&lt;/span&gt;" diye geçirdim. Ben onu bitirmiştim, bitmişti o. Oysa &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gayet hayattaymış..&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çocuksu bir kabullenmemeydi&lt;/span&gt; bu sabahtan bağımsız olarak. Hiçbir şeyi nüksetmedi. Yine de insanın midesi ile diyaframı arasında çiğ ekmek hamuru tıkanması hissini yaşattı oldukça. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aslında bütün gün onu düşündüm&lt;/span&gt;. Onu ve beni. Bir onu, bir beni. Sonra gülümsedim. Bir günlük yazısı okuyunca yaşanan kabullenme gibi oldu. Güzel mi oldu pek umurumda değil. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu sadece bir tür flashback'ti benim için.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an sesini duyar gibi olduğumda bunun benim hayal gücüm olduğu benim için bile çok açıktı. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Keşke&lt;/span&gt;" diye üzülmedim. Sadece &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;biriyle bu kadar şey yaşadıktan sonra insanın neden aklına ilk yaşayamadıkları gelir&lt;/span&gt; diye düşündüm. Ben bugün onu gördüm. O herhalde görmemiştir beni. Zaten toplam &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5 saniye falan&lt;/span&gt; sürdü hepsi.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-8977659106849543413?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/1lSoavW9hjs" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/1lSoavW9hjs/daha-enteresan-bala-gerek.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>7</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/09/daha-enteresan-bala-gerek.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7185433601621842452</guid><pubDate>Sun, 02 Sep 2007 10:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-09-02T16:04:34.072+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Thirteen Tales From Urban Bohemia</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img245.imageshack.us/img245/9529/327936xk9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img245.imageshack.us/img245/9529/327936xk9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;2000'lerin en iyi albümleri sayılacaksa akla neler gelir? Herhalde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Coldplay&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;A Rush of Blood to the Head&lt;/span&gt;'i, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The White Stripes&lt;/span&gt;'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Elephant&lt;/span&gt;'ı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radiohead&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kid A&lt;/span&gt;'si, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Outkast&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Love Below&lt;/span&gt;'u ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Strokes&lt;/span&gt;'un&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Is This It?&lt;/span&gt;'i ilk hatırlananlar olacaktır. Bu saydığım grupların her biri bugün mesih olarak kabul ediliyor kendi tür camiaları tarafından. Her biri dev kitleleri peşinden sürükleyen ve "kurtarıcı", "ilah" gibi sıfatlar alan insanlardan oluşmuş durumda. Kanımca &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hala hiçbiri ve hiç kimse henüz 90'lardaki 80'lerden sıyrılma kadar kesin ve yenilikçi bir şey sunamamış&lt;/span&gt; olsa da bu grupların ürettikleri müziğin taş gibi olduğu bir gerçek. Örneğin bu saydığım gruplar içerisinde en orjinal olmayanı Coldplay'dir ama Coldplay'i çok severim. Zaten &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kulağa güzel gelmesi kriterini bir yana bırakıp sırf yenilik, sırf marjinallik araya araya yalnızca elektronik müzik dinler hale gelen ve "indie" başlığı altına her müzik türünü alan biri&lt;/span&gt; olmadığım için de gayet mutluyum. Ancak bugün burada üzerine kelam edeceğim şey ne kişisel müzikal yönelimlerim ne de mainstream müziğin yarattığı kahramanlar. Hayır, bu değeri kesinlikle bilinmemiş bir albüme/gruba ufak bir ithaf yazısıdır.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.weblebi.com/xPxbOB9PaEPlnMOnZDLvVQ.wim"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://www.weblebi.com/xPxbOB9PaEPlnMOnZDLvVQ.wim" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Dandy Warhols&lt;/span&gt;'un üçüncü stüdyo albümüydü &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Thirteen Tales From Urban Bohemia&lt;/span&gt;. Ben de henüz birkaç gün önce edindim. O zamana kadar iki şarkıyı biliyordum albümden; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bohemian Like You&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Neitzsche&lt;/span&gt;. O zamanlar da bu şarkıların indie-rock'ın zirvesi olduğunu düşünürdüm (evet çünkü Franz Ferdinand &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;brit-rock&lt;/span&gt;'tır, indie değil..) Albümü dinledikten sonra aklımda kalan şey çok kısa bir cümleye sebep oluyordu, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;vay be&lt;/span&gt;". Çünkü ortadakü müzik yalnızca güzelden öteydi. Tasviri pek mümkün olmayan bir şeydi. Hani bazen çok şey hisseder ama ne hissetiğini bilemezsin ya, bu da aynen öyle bir albümdü. Yine de bir denemem gerekirse şöyle ifade edebilirim sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;blockquote&gt;Metallica'nın The Black Album'deki hacimli/tok sound + Grunge ve Punk arası ama Punk'a daha yakın bir müzikal enerji + Trent Reznor tarzı vokal + nicelik ve nitelik olarak çok distortion + marjinal sözler + Indie tabanı + Pink Floyd saykodelizmi + hüzün + yabancılaşma + endorfin.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta ortaya çıkan şeye sanırım en doğru tanım "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Saykodelik Pop&lt;/span&gt;". Peki saykodelik bir pop olur mu? Pop saykodelik olabilir mi? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Olur, oluyormuş&lt;/span&gt;. Hem de çok güzel oluyormuş. Belki bu şimdi diyeceğim abartılı daha doğrusu fazla kişisel bir yargı gibi gelecek ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bu albümün değer olarak Pearl Jam'in Ten'inin yanında yer alması kesinlikle ayıp olmaz&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Thirteen Tales From Urban Bohemia&lt;/span&gt; müziğiyle, sözleriyle, derinliğiyle, bütünlüğü ile kendi çağının çok ilerisinde bir albüm. İçinde her iki tip post-modern rock dinleyicisi için de şeyler barındırıyor. Hem bir yandan köklerine sağdık bir sound hem de deneysel tınılar. Albümün tepe noktasının hala sözleri toplam iki cümleden, &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;I want a God who stays dead not plays dead. I, even I, can play dead&lt;/span&gt;, oluşan Neitzsche olduğunu düşünüyorum. Zaten albümün ilk üç şarkısı bir şarkı aslında ve Nietzsche bu üçlemenin son ve en taş üyesi. Bu şarkılar sırasıyla &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Godless, Mohammed &lt;/span&gt;ve&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Neitzsche&lt;/span&gt;. Bu saykolik intronun ardından gelen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Country Leaver&lt;/span&gt; arkasından gelen şarkılar gibi daha moralli bir sound'a sahip. Taa ki sekizinci şarkı olan Sleep'a kadar. Bu şarkının hala &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;No Surprises'ın üvey kardeşi&lt;/span&gt; olduğunu düşünmekteyim. Çalıntı falan manasında değil. İkisi de aynı frekansta yayım yapıyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yine de albüm insanı ne kadar üzerse üzsün Bohemian Like You çalarken hüzünlü olmak nerdeyse imkansız.&lt;/span&gt; Blues'a yakın bir outro olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Gospel&lt;/span&gt; ile nihayete eriyor bu 56 dakikalık müzikal zevk-ü sefa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu albümün değeri belki bir gün, herhalde asla, anlaşılacak. Sadece &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bir Vodafone reklam cıngılı&lt;/span&gt; olarak hatırlanacak olması tek şeyin bu kült olması gereken albümden üzücü elbette. Özellikle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Andre 3000&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;çağımızın Hendrix'i&lt;/span&gt; olarak taçlandırılırken, özellikle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arcade Fire&lt;/span&gt; ilahlaştırılırken.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;[MP3]&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Dandy Warhols&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://www.savefile.com/files/1023517"&gt;Godless + Mohammed + Neitzsche + Sleep + Bohemian Like You&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.savefile.com/files/1023517"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-7185433601621842452?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/L0uf_1AUMzk" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/L0uf_1AUMzk/thirteen-tales-from-urban-bohemia.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/09/thirteen-tales-from-urban-bohemia.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-3619961018761473131</guid><pubDate>Thu, 30 Aug 2007 20:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-31T01:21:55.157+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kişisel</category><title>Maux de la Nuit, Crainte..</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img53.imageshack.us/img53/222/3915871918cfc855ab4jo3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img53.imageshack.us/img53/222/3915871918cfc855ab4jo3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Neredeyse bir aydır "kişisel" diye yazı yazmamışım. Bu demektir ki neredeyse &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bir aydır&lt;/span&gt; senin hakkında bir şey yazmıyorum. Önceleri asla sonu gelmeyecek gibi hissettiren cümlelerin böyle tıkanmış gibi göründüğüne bakma. Hatta onlar, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;senin göreceğin yanından süzülenler, asıl içimde, içimde yüzdüğün bir deniz var&lt;/span&gt;. Ben hala &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu kalabalığın içinde yapayalnız hissetmektense, sensiz hissetmektense, dünyanın bir ucunda tek başımayım&lt;/span&gt; sözünü gururla giyerim. Kendime o zaman neden diye sormama gerek yok çünkü sebebi biliyorum. Hani &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bazı hayaller vardır daha kurulurken biten&lt;/span&gt;. Bu durum tam öyle değil. Bu daha çok &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ifşa edilince değersizleşen hayaller&lt;/span&gt; gibi. Ben hala hayal kuruyorum bu son savunduğuma inat. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mütemadiyen hayal kuruyorum&lt;/span&gt;. Onların içinde yer alırken plan bile yapıyorum. Kestirmeye çalışıyorum iyi senaryo ve kötü senaryo olarak geleceği. Vazgeçemediğim iki huyum var bunu yaparken. Birincisi kendimi bu hayallerin içine koymak, ikincisi ise &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;seni bu hayallerin dışında tutamamak&lt;/span&gt;. Acaba derinlerde neleri düşlemeye kadar varabildiğimi bilsen fersah fersah kaçar mıydın benden? Yoksa sarılır mıydın hiç yapmayacağını düşündüğün gibi. Biraz olsun &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bir gün bir çılgınlık edip seni sevdiğimi söylesem&lt;/span&gt; lafına benzedi. Onun da sonu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;alay edip güler misin yoksa sen de sever misin&lt;/span&gt; diye bitiyordu. Ben &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ettim o çılgınlığı&lt;/span&gt; biliyorsun. Belki de fazla çılgınlık ettim ve bana yeterince kalmadı. Özgürlüğümü sorumlulukla takas ettim zira. Ancak pişman olmadım. Bana &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;acı veren bir özgürlüktü&lt;/span&gt; senin haberinin olmaması. Şimdi sahip olduğuma inanmak istediğim sorumluluk ise olan bitenden artık haberdar olman. O yüzden gidişatına gayet uygun olsa da bunu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim belki de gizli bir bildiğim var elbette ağlarım benim can kırıklarım var&lt;/span&gt; diye sürdüremem. Gizli bir bildiğim yok artık çünkü. Olduğu zamanlarda burası bir ağlama duvarıydı zaten. Şimdi daha iş yerine, ağırlıklı olarak müzik dükkanına benzer oldu. Yine de senden bahsetmiyormuşum gibi görünmesi battı bana. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Seni senin yerine tribe yatacak kadar seviyor&lt;/span&gt; olmanın anormal bir faaliyet olduğunun bilincindeyim ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sırf içinde sen geçtiği için bile&lt;/span&gt; gurur duymamı sağlıyor. Ama artık ne &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;sen&lt;/span&gt; ne de &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;o&lt;/span&gt; sıfatıyla bir şey yazsam eskisi gibi olur. Eskisi gibi olmasın da zaten diyorum aslında. Başlık bunun bir devam yazısı olduğunu müjdeliyordu, yani hiç değilse bana. O kadar lokal, o kadar kişisel bir blogdur bu. Orada iki fark gözünle çarpışmış olsa gerek. İlki ülser gibi bir sabahta yazılmıştı ve teması &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;acıydı&lt;/span&gt;. Bu ise unplugged gibi bir gecede yazıldı ayrıca teması &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;korku&lt;/span&gt;. Korkunun da baya bir süre biteceği yok gibi görünüyor, tıpkı bana hissettirdiğin diğer tüm heyecanlar gibi. Korkular çeşitli. Yanılmaktan korkuyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fazla umutlu olmaktan korkuyorum&lt;/span&gt;. Fazla karamsar olmaktan da aynı şekilde. Bunlar olur biter bir şekilde de zaten &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;en büyük korkum dibini görememek&lt;/span&gt; bu hikayenin. O kadar hayal kurdum, hala da kuruyorum dedim ya. Onlar hep süreç hayalleri. Yanlış saymadıysam &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;451&lt;/span&gt; kadar farklı hayal ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hiçbirinin belirgin bir sonu yok&lt;/span&gt;. Sonra zaten oluruna bıraktım, sanki başka bir seçeneğim varmışcasına. Bir yandan da her şey bittiğinde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;küçük bir aşk yetiştirdim düzene yenik düştü&lt;/span&gt; ve ya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;beni sevmezsen yağmurları sev, sen sev yağmurları yağmurlar yağsın üzerime&lt;/span&gt; demekten de korkuyorum. Belki &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;vazgeçtim dünyadan&lt;/span&gt; bile diyebilirim. Şu baya bir uzun olan süre boyunca da bilemeyecek olmak da ayrı bir derttir aslında. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bırak diyorum şu küçücük resmi, yetmez bize bu küçük esinti&lt;/span&gt; ama ne fayda sağlıyor ki bağırıp çağırmak. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Nereye gider bu aşk?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bu Fransızca başlıklı yazıların daha devamı olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(bkn: &lt;a href="http://okunmayan.blogspot.com/2007/07/maux-de-la-matin-douleur.html"&gt;Maux de la Matin, Douleur..&lt;/a&gt;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-3619961018761473131?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/kVXxbHxA7UE" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/kVXxbHxA7UE/maux-de-la-nuit-crainte.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>4</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/maux-de-la-nuit-crainte.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-8820842109823829422</guid><pubDate>Tue, 28 Aug 2007 13:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-28T18:04:09.420+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Duman Neden Çok Sevilir?</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img512.imageshack.us/img512/6288/361369ro9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img512.imageshack.us/img512/6288/361369ro9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Duman an itibariyle Türkiye'nin en çok bilinen/en çok dinlenen/en çok sevilen/en çok hayranı olan/en çok &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;reşit olmamış dişi&lt;/span&gt; hayranı olan/en çok &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;reşit olamayacak erkek&lt;/span&gt; hayranı olan.. diye giden pek çok etiketi taşıyan grubu olsa gerek. Şimdi yazının asıl maksadını ifşa etmeden önce birkaç şey söylemem gerekli. Bir, ben eskiden Duman için "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;3 akorlu basit şarkılar yazan bir grup&lt;/span&gt;" diyen insan ırkına dahildim. İki, Duman'ı hala Türkiye'nin en iyi rock grubu olarak görmüyorum. Üç, genelleme yaparsam Duman'ın hayran kitlesinin önemli çoğunluğu&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; salak&lt;/span&gt;! Peki bunların az aşağıdakilerle ilgili ne? Hiçbir şey! O zaman sözü daha fazla uzatmadan.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Duman'ı farklı kılan ne?&lt;/span&gt; Üzerine çok uzun kelam etmek lüzumsuz bence. Duman dinleyen herhangi birinin vereceği cevap yeterli olacaktır zira, "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;çünkü damar&lt;/span&gt;". Zaten üzerinde kafa yorulması gereken grubun müziğinde bu damarlık faktörünün nereden geldiği. Bunu anlayabilmek için önce hayran kitlesine dikkat etmek gerekiyor. Çok büyük kitlelerce kabul edilmiş olmalarına rağmen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Duman'ın Cem Yılmaz'dan farklı tarafları var&lt;/span&gt;. Çünkü Cem Yılmaz hayranı olan birini tanımadan kategorize etmek olanaksızdır. Herhangi bir sosyo-ekonomik kesimin herhangi bir ferdi olabilir. Ancak işte burada kesin olan bir nokta var ki Duman dinleyen birinin az ya da çok ama mutlaka &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;rock&lt;/span&gt; müzikle bir münasebeti vardır. Yani bütün hayatını &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Serdar Ortaç&lt;/span&gt; dinleyerek geçirmiş bir denek Duman'ın müziğini büyük ihtimalle sevmeyecektir, zira içinde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;elektro-gitar&lt;/span&gt; vardır. Yani kitle bu. Kitle yıllar içinde sayıları katlanarak artan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Türk rock dinleyicileri&lt;/span&gt;. Bu kitleyi de Duman'ı sevenler ve sevmeyenler olarak ikiye ayırmak mümkün. Sevmeyenler neden sevmiyor? Sevmeyenler bu müziği &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;basit, özelliksiz, saçma ve gereksiz&lt;/span&gt; görenler. Burada taşlama yapıyormuşcasına konuştum ama demek istediğim o değil. Yoksa benim de şahsen basit, özelliksiz, saçma ve gereksiz bulduğum örneğin bir &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Demet Akalın yaratığı&lt;/span&gt; var, kişisel zevkler. Sevmeyenler ayrıca "özellikli" olarak gördükleri müzikleri dinlemekten ego tatmini yaşayan insanlardır. Bunların az bir kısmı da dinledikleri bu nitelikli müziklerin, bkn: Pink Floyd, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kendilerini de nitelikli kıldığını zannederler&lt;/span&gt; ayrıca Duman sevmeyen herkes mutlaka Mor ve Ötesi dinler. Sevmeyen kitleyi kısaca dürttük. Seven kitleyi bu müziğe çeken ne ki? Neden Duman dinleyicileri için Duman'dan sonra her grup "daha az damar" dır? Neden Duman dinleyicileri Duman'ın müziğini &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;itici değil içten&lt;/span&gt; bulurlar? Neden Duman "en harbi grup" olarak kabul görür? Bunun için az daha kazı yapmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2059&lt;/span&gt;'dan önce Türkiye'de doğup büyüdüyseniz şimdi diyeceklerim size hiç de yabancı gelmeyecektir. Bu ülkedeki her bireyin ister istemez "kazandığı" bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;arabesk kültürü altyapısı&lt;/span&gt; var. Bunun oluşmasının etkenleri pek çok. Yalnızca çocuklukta bilinç altına kazınan müzikler ve filmlerden değil. Onların da önemi çok büyüktür ancak onlardan öte bu arabeskin bir tür yaşam biçimi olarak tezahür etmesine mutlaka herkes tanık olmuştur. Çünkü herkes hayatında en az &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;190&lt;/span&gt; kere dolmuşa binmiştir. Bunun gibi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;algısal sebepler ve zihnin derinlerine kazınan izler bir yere kaybolmuyor&lt;/span&gt;. Tıpkı kalan diğer izler gibi. Bundan sonra yazacaklarım açıkçası &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tespit&lt;/span&gt; değil &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tahmindir&lt;/span&gt;. Ben bu arabesk çiziklerini kafamda taşıyan ama arabeskten kesinlikle haz etmeyen biri olarak kendi gözlemlerimi an itibariyle ileri götüreceğim yalnızca. Mesela bu örnekte olduğu gibi arabesk sevmeyen biri, ben. Yine de bu kültürel kalıntılara (ki bir toplumun kültürel tabanının buna dönüşmüş olması ayrıca kaygı sebebidir) karşı çıkmak pek de mümkün değil. Çok açık bir örnek vermem gerekirse, metal şarkılarının bağlama ile çalınması kulağa güzel geliyor. Uzayan lafın kısası Duman'ın müzik türünün tanımında gayet açıkça beliriyor; "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;arabesk-grunge&lt;/span&gt;". Tabi şimdi "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;zaten grunge da gavur arabeskidir&lt;/span&gt;" diyenler çıkabilir. Onlara depresif her müzik türünü kendi alışık olduklarına indirgemeye çalıştıkları ve "indirgemek", "algı" gibi kelimeleri bilmedikleri için "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;çıkın lan dışarı&lt;/span&gt;" diyorum. ..ve devam ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında eğer arabesk-rock diye bir tür varsa bunun ağa babası &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Erkin Koray&lt;/span&gt;'dır. Ancak Erkin Koray'ın o kadar da dinleniyor olmadığı açık. Burada karışımın nasıl yapıldığı önemli. Erkin Koray şarkılarında ton daha ziyade arabeske yakındı. Oysa Duman müziği &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;rock'ı arabesk yapmıyor, arabesk'i rock yapıyor&lt;/span&gt;. Böylece ortaya çıkan şarkıların rifflerinde, ritimlerinde, melodilerinde ve vokal tekniğindeki bu alt yapı insanların kafasında derinlerde kalmış &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;o izleri uyarıyor&lt;/span&gt;. Rock müzik seven biri için "acı müziğinin" en geçerli karşılığı Duman oluyor. Elbette pek çok insan Duman'ı içinde bu tarz öğeler bulduğu için dinlemiyor. Zaten &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;olay bunun pek farkında olunmaması&lt;/span&gt;. Duman'ın müziği dinlenirken aşina olunan bu kökler insana "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;işte budur&lt;/span&gt;" dedirtiyor cidden. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kulağa damar geliyor mu? Köküne kadar! O zaman problem yok.&lt;/span&gt; Yine de grubun sadece bundan beslenerek bu noktaya geldiğini savunmak da abartılı olur. Sonuçta bu adamlar (genellikle Kaan Tangöze) sağlam şarkılar yazıyor. &lt;a href="http://www.tekmetokat.org/"&gt;Oky&lt;/a&gt;'nin de dediği gibi "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Her yabancı grubun yerli bir kırması vardır&lt;/span&gt;" önermesi doğru olsa bile Duman için "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Türkiye'nin Nirvana'sı&lt;/span&gt;" demek en edepli tabirle "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bi' s.ktir git lan&lt;/span&gt;" denilesidir. İlla benzetilecekse etkilerinden dolayı "saykodelik" dönem gruplarına benzetilmesi çok daha yerinde olur. O yüzden Kaan Tangöze Kurt Cobain ve ya David Gilmour değil. Çok daha fazla &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neil Young&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Orhan Gencebay&lt;/span&gt; "kırması" bence. Tabi Duman'ı bu kadar çok sevilen kılan yanlarından biri de hiç kuşkusuz tavırları. Ağzına "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;baba naber ya&lt;/span&gt;" lafı yakışan insanlar vardır. Bu grup insana bu duyguyu veriyor. Meyhaneye de bara da giden adamlar, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;maksat içelim güzelleşelim&lt;/span&gt;. Sonuçta dev bir grup değil gayet çıkıp müzik yapan harbi herifler olarak görünüyorlar insana. Bunu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mor ve Pipisi&lt;/span&gt; için söyleyebilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;arabesk artık inkar edip arınabileceğimiz bir şey değil&lt;/span&gt;. Uygun bir kılıf altında gayet de seviliyor. Yoksa arabesk'e dayanamayan hanım kızlarımızın Duman çalınca bağıra bağıra &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çile Bülbülüm&lt;/span&gt;'ü ve ya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Olmadı Yar&lt;/span&gt;'ı söylemeleri nasıl açıklanabilir? Duman dinleyicilerinin kültürel birikimlerinde&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; arabesk&lt;/span&gt; ve (bahsetmemiş olsam da çok önemli bir oranda) &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gazel&lt;/span&gt; bulunmasından dolayı her zaman "en damar müzik" olarak kabul görecek. Bunun inkar edilmesi gereken bir yanı yok. Kaç tane &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ah&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Haberin Yok Ölüyorum&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hatun&lt;/span&gt; gibi şarkı sayılabilir ki?&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not 1&lt;/span&gt;: Mor ve Ötesi'ni severim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not 2&lt;/span&gt;: Türkiye'nin en iyi rock grubu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kurban&lt;/span&gt;'dır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-8820842109823829422?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/Kzo_ghTp9R0" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/Kzo_ghTp9R0/duman-neden-ok-sevilir.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>10</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/duman-neden-ok-sevilir.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-6356485237503363732</guid><pubDate>Fri, 24 Aug 2007 17:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-25T01:09:00.857+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rahatsız</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikaye</category><title>Zengin Olmak Değil Salak Olmak Suçtur</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img214.imageshack.us/img214/3170/salakgv7.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px;" src="http://img214.imageshack.us/img214/3170/salakgv7.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;O kadar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;zengin&lt;/span&gt; bir kızdı ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bana kıyasla&lt;/span&gt;. Herhalde şu çok iyi kazanan annesi ile babasının maaşları arasındaki fark, hatta aylık tuvalet ürünleri harcamaları bile benim annem ile benim babamın maaşları toplamından fazlaydı. Biz değildik &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;fakir&lt;/span&gt; olan. Sadece onun götüne çok para gitmesi gerekiyordu. Kim demiş sadece kağıt diye. Götü değerliydi genel anlamdı. Biz değildik &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;fakır&lt;/span&gt; olan. Oysa bizdik &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kabriyo&lt;/span&gt; yerine &lt;span style="font-style: italic;"&gt;heçbek&lt;/span&gt; arabaya binen, onunla bir yere gidip gelen, onun bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Renault 19&lt;/span&gt; olmasına şükür eden, gidip gelecek bir dost yanlarımız olduğuna şükür eden. Türkçe'yi severim. Sonuçta hem o kızın da hem de benim isteği &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;götürülmek&lt;/span&gt; değil mi arabadan? Bizim kıçlar sadece nakliye edildi. Onunki ise özenle götürüldü. Hayatında &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hiç dolmuşa binmiş midir&lt;/span&gt; acaba? Hiç dolmuşlardaki o eşşiz &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Türkiye portrelenmesine&lt;/span&gt; tanık olmuş mudur? Genciyle yaşlısıyla, salağıyla akıllısıyla, ter kokanıyla çok ter kokanıyla mesela. Hiç orta sıranın ortasında oturmak zorunda kalıp sürekli yağlı para uzatıp geri yollamak zorunda kalmış mıdır? Hiç bunları yaparken gelecek ayın ilahı maaş gününe ailesinin ne badirelerden sonra gelebileceğini düşünmüş müdür? Hiç öyle bir ailesi olmuş mudur? Acaba ona "toplu taşım" desem "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;aa tek taş mı aldın?&lt;/span&gt;" diye sorar mı? Ya da uzayın hesaplarında matematiksel bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;über-hata&lt;/span&gt; olsa ve biz onunla "sevgililer" olsak. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;O&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ben&lt;/span&gt;. O ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;memur çocuğu&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Salak, bok gibi para sahibi kı&lt;/span&gt;z ve ben olsak ve ben hala bu boktan bıkmamışken &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;14 Şubat&lt;/span&gt;'a kadar gelse takvim. Ben ona bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;çakıl taşı&lt;/span&gt; bulsam. Ona götürsem. Desem "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;benim için tek taşın değeri değil anlamı önemlidir&lt;/span&gt;". Peki tepkisi "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ayy maal&lt;/span&gt;" dan daha ileri bir düşüncenin dillenmesi olur muydu? Arkasını dönüp gitse &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kabriyo&lt;/span&gt; arabalı bir &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Yonja-Male-Orospusu&lt;/span&gt; bulması kaç dakika sürerdi? Benim hayatta devamlı yaratmaya uğraştığım uzatma dakikalarından daha mı kısa? Yoksa çok olsa &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bir kısa Camel'ın bitmesi kadar&lt;/span&gt; mı? O nikotin kederden tüketilir. O ciğerler kederden tüketilir. Peki o &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kabriyo&lt;/span&gt; arabanın bilmem kaçbin "avroluk" müzik sistemi ömrü hayatında hiç &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Led Zeppelin&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mozart&lt;/span&gt; ve ya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B.B. King&lt;/span&gt; çalmış mıdır? Açıkçası umurumda bile değil. Umurumda olan kısım; o bir kızdı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O bir erkek olamazdı&lt;/span&gt;. O sanki ondan bir eski sevgili gibi bahsettiğim için erkek olamazdı diye bir şey yok. Ne sevgili olması?! Tanrı korusun! O bir kızdı çünkü bir erkek olsa sadece bir erkek olurdu. Sadece bir gereksiz oksijen ve su tüketicisi olurdu. Sadece yanımdan geçip gttiğinde çevresindeki hayatı gerçek zannetmesine acıdığım biri olurdur. Yok. O bir kızdı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bayadır tanıdığım bir kız&lt;/span&gt;. Zengin bir kız, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;salak&lt;/span&gt; bir kız. Oysa ben zengin olunmasından nefret etmem ki. Bana ne! Ben mi karışacağım insanların maddiyatına? Tabi ki hayır! Ama zenginliğini salaklığı ile dengeliyordu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben akıllıca kullanacak para bulmak için kıçımı yırtarken o salakça para harcayacak yer arıyordu&lt;/span&gt;. Her zaman böyle oldu. Ben yoktan var etmeye uğraşırken o elinde olanları yok etti ve hiçbir şey olmadı. Çünkü her zaman yenisini, daha yenisini alacak olanağı vardı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Geleceğini düşünmek zorunda olmaması iki günden öte geleceğini düşünmemesini haklı çıkarır mıydı?&lt;/span&gt; Peki benim geleceğimi düşünmekten şimdiki zamandan iki saniye bile çalamamam beni haklı çıkardı mı? Yoksa tanımadığım bir yaşlı adamın yıllar önce dediği "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;haklı olmak bir boka yaramaz bu hayatta&lt;/span&gt;" lafı doğru muydu? Yolun üçte birini tamamlamaya giderken ben.. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yaşlanıyorum ben. O ise giderek gençleşiyor sanki.&lt;/span&gt; Bu işte bir hata varsa da umursayacak yaşları geçtim. Artık tekrar çocuk olamam. Benim pek hayal ettiğim çocukluğu yaşama fırsatım olmadı. Olması gerekeni yaşadım. Koştum, oynadım, bileklerimi kanattım, çok utangaç olmama rağmen oldu bunlar. Yine de "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yaşayamadım&lt;/span&gt;" demek daha ağır basıyor hala. Onun için de geçerli bu. Bir farkla; o &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yaşamadı&lt;/span&gt;. Herhalde o &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gayrimenkul şahı Barbie&lt;/span&gt;'nin yepisyeni evlerinden birini daha satın alıyordu kendi her zaman ufak kalacak dünyasına uygun boyutlarda. İşin trajikomik tarafı; o bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kıç&lt;/span&gt; oldu, bense bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kafa&lt;/span&gt;. Ben kendi yaşayamadıklarımı hiç değilse gelecek neslim yaşayabilsin diye uğraşıyorum, o ise kendi yaşamadıklarını gelecek nesline de yaşatmayacak. Çok olsa ana-kız kuaföre giderler benim ev kirama denk olmak için. Ben sanırım o sırada çirkin tırnaklı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nazım Hikmet&lt;/span&gt; okuyan birini yetiştiriyor olacağım. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ayy ne dio dnzz bu yaffs?!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Yine de bundan tam &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5 yıl önce&lt;/span&gt; o gittiği pek özel okulundan şikayet ederken ona sadece şunu sormuş olmayı isterdim. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şu anda senden çok daha zeki, çok daha yetenekli, çok daha üstün biri  köyünde çobanlık yapıyor, bir diğeri ise rezil bir devlet okulunun 58 kişilik sınıfında asimile olmamaya çabalıyor.  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen neden buradasın?&lt;/span&gt;..&lt;/span&gt;"&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-6356485237503363732?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/U4tG-LmiFUA" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/U4tG-LmiFUA/zengin-olmak-deil-salak-olmak-sutur.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>6</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/zengin-olmak-deil-salak-olmak-sutur.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-23905973.post-7769714109830547578</guid><pubDate>Thu, 23 Aug 2007 14:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-08-23T18:32:32.348+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">mim</category><title>Tıraş Teknolojiler</title><description>&lt;a href="http://www.tekmetokat.org/"&gt;Oky&lt;/a&gt; ilk defa blogal mimlenmeye maruz olmama sebep olmuş. Saolsunlar, varolsunlar. Ben de bari bir kişi eksilterek &lt;a href="http://yolustudeniz.blogspot.com/"&gt;Gökçe&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://yolustudeniz.blogspot.com/"&gt;Erdal&lt;/a&gt;'ı ebeledim. Efendim kategorizasyonumuz &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gereksiz, teknolojik şeyler&lt;/span&gt;. Açıkçası başta aklıma bir b.k gelmemişti. İlerleyen saatlerde de gelmemişti. İlerleyen günler için de pek muhtemel söyeleyebilirim bunu. Zira şu an bile aklıma bir şey yok. Yine bir denemekte fayda var. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Buyrunuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Windows OS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarihin en saçma sapan icadıdır. Üstelik bir icat bile değildir, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;çalıntıdır.&lt;/span&gt; İronik olarak aynı zamanda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tarihin en başarılı pazarlanmış&lt;/span&gt; ürünüdür. Araklayıcısı Bill Gates'i de tüm coğrafyaların en zengin insanı yapmıştır. Peki Windows'u, şu tekel Windows, şu benim de kullandığım Windows'u saçma bir teknoloji kılan nedir? Bunu anlayabilmek için önce biraz geriye gitmek gerekiyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Apple&lt;/span&gt;'ın kuruluşuna kadar. O zamanlar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Steve Jobs&lt;/span&gt; ve Bill Gates beraber çalışan iki genç iken Jobs "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;masaüstü bilgisayarı&lt;/span&gt;" denen şeyin bütün yazılımlarını çalıştıracak bir ana yazılım fikri buluyor ve bunu geliştiriyor. Ortaya bugün de hala aynı adla var olan MacOS çıkıyor. Fakat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Macintosh &lt;/span&gt;yazılımının profesyonel ve pahalı oluşu bazı sıkıntılara yol açıyor. Bunun üzerine Gates, MacOS'un açıkça çakma, daha ucuz, özelliksiz ve en önemlisi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kapalı kaynak koduyla çalışan&lt;/span&gt; bir "varyasyonunu" üretiyor. İşte o ürettiğinin adı da Windows OS oluyor. O tarihten bu yana Steve Jobs'un/Apple'ın ürettiği her şeyin Bill Gates'ten/Microsoft'tan en az 5 yıl ilerden gittiği görülebilir. Bunun bazı çok bilinen örnekleri MacOS, çift çekirdekli CPU, iMac ve iPod'dur. Devamlı olarak sorun çıkaran, üstelik çalıntı, üstelik tekel olan Windows'un asıl risk yaratan faktörü dediğim gibi kapalı kaynak koduyla çalışıyor olması. Daha açık olarak; kimse Windows'un bilgisayar kullanırken kaydına aldığı bilgilerle ne yaptığını bilmiyor. Çok mu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;paranoyakça&lt;/span&gt; geldi? Neden o zaman örnekse &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Almanya&lt;/span&gt; devlet dairelerinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Windows kullanımını yıllar önce yasakladı?&lt;/span&gt; Ya da neden internetin bu denli yaygınlaştığı bir dönemde çok rahat bulunabilecek illegal windows kopyaları hakkında Microsoft bir şey yapmıyor? Emin olun ki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ee çok paraları var zaten&lt;/span&gt;" diye düşünmek çok safça olur. Hiçbir firma çok ufak dahi olsa karından vazgeçmek istemez, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;daha büyük çıkarları&lt;/span&gt; olmadığı sürece..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar lafa bile gerek yok aslında. Windows OS 20 yıldan daha uzun bir süre önce çıktı ve hala aynı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;taş çağı teknolojisi olan DOS&lt;/span&gt; ile çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İçten Yanmalı Motor&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinen adıyla&lt;span style="font-style: italic;"&gt; petrol türevleriyle çalışan motor&lt;/span&gt;. 100 yıldan daha uzun süre önce icat edildiğinde gerçekten de dahiyene bir fikirdi ama zamanının 40 yıl önce dolmuş olması gerekirdi. Şu anda dünyanın ağzına s.çan en önemli faktörlerden birini bu tip motorlarla çalışan taşıtlar oluşturuyor. Başta doğalgaz olmak üzere alternatif yakıtların yaygınlaşmasının önündeki en büyük sebep de bu tip motorlar. Gerçi kurşuna dizmeleri pek meşhur petrol devlerini de unutmamak lazım. Son derece &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;basit &lt;/span&gt;ve son derece &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kötü&lt;/span&gt; bir teknoloji. Tamamiyle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gereksiz&lt;/span&gt;. Üstelik modern yaşamda kullanılan en özelliksiz icat. Yani elinizde plazma televizyon varken adeta bir basketbol topu kadar bombeli bir ekrana sahip bir siyah-beyaz televizyon kullanmak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ama sesi süper çıkıyo bee zikerim atmosferi&lt;/span&gt;" diye düşünen bir geri zekalının zaten bu blogda işi olmaz ama yine de diyorum ki; "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;s.kerim senin sağ ayağını. ben otomobil hastası adamım lan. bak o profil bölümünde ne yazıyor. hah! şimdi akıllı ol&lt;/span&gt;."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şapka&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamemen gereksiz bir teknolojidir kanımca. Bir b.ka yaramadığı gibi (aslan gibi saç var) rahatsızdır, kötü görünür, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;çok kötü görünür&lt;/span&gt;. Ayrıca ter yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rapidshare&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Torrent&lt;/span&gt; gibi bir nimet varken Rapidshare vasıtasıyla büyük şeyler (diskografya, dizi, film, güzel film, vs.) indirmek daha doğrusu. Hoş, kotam bir tanem sağolsun pek hayır/zarar görmek nasip olamadı bugüne kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Demokrasi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna gereksiz demek yanlış kesinlikle. Doğru sözcük "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tehlikeli&lt;/span&gt;" olmalı. Durumu izah eden yeterince örnek girmedi mi? Nokta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..aslında pek bir b.k bulamadım cidden. Kesin sonradan aklıma gelir de dellenirim ben. Neyse.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23905973-7769714109830547578?l=okunmayan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OkunmayanBlog/~4/D-HVDdNASzE" height="1" width="1"/&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/OkunmayanBlog/~3/D-HVDdNASzE/tra-teknolojiler.html</link><author>noreply@blogger.com (RaceDoctor)</author><thr:total>3</thr:total><feedburner:origLink>http://okunmayan.blogspot.com/2007/08/tra-teknolojiler.html</feedburner:origLink></item><language>en-us</language><media:rating>nonadult</media:rating></channel></rss>

