<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" gd:etag="W/&quot;A0IAR3o9eSp7ImA9WhRUFE0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189</id><updated>2012-01-24T04:52:26.461-08:00</updated><category term="linux" /><category term="fıstık" /><category term="diyet" /><category term="ozgurlukicin" /><category term="beğendim" /><category term="filmeleştirisi" /><category term="dellendim" /><category term="serbest" /><category term="yaratıcı" /><category term="timelapse" /><category term="django" /><category term="teknik detay" /><category term="napıyorum?" /><category term="özeleştiri" /><category term="karar verdim" /><category term="önemli bunlar" /><category term="barcelona" /><category term="portfolyo" /><category term="banaolanlar" /><category term="mahsüllerimiz" /><category term="manasız" /><category term="bence" /><category term="python" /><category term="mola" /><category term="öykü" /><category term="projeler" /><category term="grafik tasarım" /><category term="eğitsel" /><category term="video" /><category term="eski defterler" /><category term="şiir" /><category term="girişimcilik" /><category term="sitepiyango" /><category term="FMK" /><category term="tavsiye" /><title>Oniki Düş Akçesi</title><subtitle type="html" /><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/" /><link rel="next" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false&amp;v=2" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>63</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/atom+xml" href="http://feeds.feedburner.com/OnikiDAkcesi" /><feedburner:info uri="onikidakcesi" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><entry gd:etag="W/&quot;A0IAR3o8eCp7ImA9WhRUFE0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-5484396891144027009</id><published>2012-01-24T04:52:00.001-08:00</published><updated>2012-01-24T04:52:26.470-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2012-01-24T04:52:26.470-08:00</app:edited><title /><content type="html">tumblr'a taşındım oradan devam: &lt;a href="http://miratcan.tumblr.com"&gt;http://miratcan.tumblr.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-5484396891144027009?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/7C9YJQRVUaavjvZj09Em96zwl9I/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/7C9YJQRVUaavjvZj09Em96zwl9I/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/7C9YJQRVUaavjvZj09Em96zwl9I/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/7C9YJQRVUaavjvZj09Em96zwl9I/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/jXPfmsg04EE" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/5484396891144027009/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2012/01/tumblra-tasndm-oradan-devam.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/5484396891144027009?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/5484396891144027009?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/jXPfmsg04EE/tumblra-tasndm-oradan-devam.html" title="" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2012/01/tumblra-tasndm-oradan-devam.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0cDQX46fyp7ImA9WhRXEEo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-5084132940653104907</id><published>2011-12-14T08:11:00.000-08:00</published><updated>2011-12-16T13:31:10.017-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-16T13:31:10.017-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ozgurlukicin" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="teknik detay" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="python" /><title>Tornado'mu Node.js mi dedim kendi kendime...</title><content type="html">&lt;p&gt;Yeni ve artık son okul dönemi ile birlikte &lt;a alt="LookRemix" href="http://lookremix.com/" title="LookRemix"&gt;Lookremix&lt;/a&gt; projesinden ayrılmak zorunda kaldım. Bir startup içerisinde bulunmak oldukça eğitici oldu benim için. Hem bir sosyal medya aracının oluşturulurken ne gibi badireler atlattığını görmüş oldum. Hem de bir yazılım geliştirici olarak daha önce hiç el atmadığım meselelere el atmak durumunda kaldım. Bunun yanında venezuelalı kadınların nasıl çekilmez olabileceğini devamlı sizle nasıl dalga geçmeyi başarabileceğini öğrenmiş oldum :P. Benim için oldukça çetrefilli ama bir yandan da oldukça zevkli bir iş oldu. Keşke daha fazla devam edebilseydim diyorum ama belli olmaz belki ileride yollarımız tekrar kesişir.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Şu anda ise ilk göz ağrım &lt;a href="http://www.bilsin.com/"&gt;bilsin&lt;/a&gt;'i tekrar ayağa kaldırmak için elime bir fırsat geçti. Geçerli sosyal medya araçlarının zayıflığı ve bilsin'in neden güçlü bir araç olacağı konusunda okuldaki jüriye yaptığım sunum oldukça ikna edici oldu ve şu bilsin resmi olarak bitirme projem haline dönüştü. Ancak çok çalışmam gerek çünkü şu anda her ne kadar kırık dökük de olsa çalışan bir alet (tool) görünümü verse de aslında kafamdaki ideolojiden ve sağlamlıktan uzak durumda.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Projeye daha önce başlarken yaptığım yanlış teknoloji seçimlerini ve kervan yolda düzülür diyip yolda yol değiştirmeleri  (gerçekten çok fazla enerji ve kaybı oluyor) tekrar yaşamamak için mümkün olduğunca belgeli, planlı davranmaya çalışıyor. Çıkacak sorunları mümkün olduğunca ön görmeye çalışıyorum. Blog üzerinden çok fazla ayrıntı vermeyi uygun görmüyorum ama projenin %90'ının sağlam &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Representational_state_transfer"&gt;restFul&lt;/a&gt; api oluşturmaktan geçtiğini ve mümkün olduğunca akışkan bir yapıda olacağını söyleyebilirim. Tabi bu noktada &lt;a href="https://www.djangoproject.com/"&gt;Django&lt;/a&gt; kullanmak bir az saçma oluyor zira api yazmak için &lt;a href="https://docs.djangoproject.com/en/dev/ref/templates/api/#subclassing-context-requestcontext"&gt;context processor&lt;/a&gt;lere ya da template sistemine ihtiyaç duymuyorum. Bunun yanında Django ile &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Comet_(programming)"&gt;long pooling&lt;/a&gt; yapmak ya da &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/WebSocket"&gt;websockets&lt;/a&gt; kullanmak deveyi at yarışına sokmak gibi bir şey olurdu.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Bu noktada Node.js gel beni kullan diye göz kırpıyor, diğer kolumda da Tornado var. Bunları kendimce karşılaştırmaya çalıştım ancak eğer &lt;span style="background:yellow"&gt;yanlış bilgi verdiğimi, yanıldığımı düşünüyorsanız lütfen yorum bırakın&lt;/span&gt;.&lt;/p&gt;

&lt;h3&gt;Performans&lt;/h3&gt;

&lt;p&gt;Node.js Google beyin V8 adlı javascript motorunu kullanıyor. Javascript kodları derlenip makina diline çevriliyor. Bu da kallavi bir hız demek. Tornado ise bunu ta ki Python 3.3 çıkana kadar yapamayacak(mış). İzlediğim node.js sunumunda yapılan testte ki bu test sadece bir "hello world" testi. Node.js saniyede 4340 cevap verebilirken tornado ise sadece 2344 cevap verebilmiş. Sözün özü Node.js performans konusunda Tornado'yu ikiye katlıyor.&lt;/p&gt;

&lt;h3&gt;Dil Yapısı&lt;/h3&gt;

&lt;p&gt;Bu noktada Tornado golünü atıyor zira hiç bir programcının Python varken Javascript kullanmak isteyeceğini sanmıyorum. Javascript'in iğrenç bir syntax yapısı var. Bu Python sever birinin şahsi fikri olmakla beraber, pek çok kişinin de noktalı virgül ya da memeli parantezler ile boğuşmak isteyeceğini sanmıyorum. Hoş, syntax olayı &lt;a href="http://jashkenas.github.com/coffee-script/"&gt;CofeeScript&lt;/a&gt; sayesinde çözülebiliyor ancak yine de dahili standartlaşmış kütüphanelerin eksikliği hissediliyor. Bir each döngüsü yaratmak için bile &lt;a href="http://documentcloud.github.com/underscore/"&gt;harici bir kütüphaneye&lt;/a&gt; ihtiyaç duymak, bende huzursuzluğa yol açıyor. Yengeç burcu programcılar için önermiyorum. :)&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;İkinci olarak javascript ilk defa browser dışında bir mecrada iş görmeye başladığı için bir çok kütüphane olgunlaşmamış durumda. Halbu ki Python 1994 de 1.0 versiyonuna ulaştı yıllardır her konuda kütüphane geliştirilmekte kendisi için. Node.js nin şu anki versiyonu 0.4.1 Tornado'nun ise 2.1.1.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Üçüncü olarak, Javascript in doğal halinin etkinlik tabanlı (event-driven) bir dil olduğunu bu yüzden geliştirilen kütüphanelerin haliyle asenkron kütüphaneler olduğunu. Python ise aslında sıralı (satır satır) işlenen bir dil olması itibari ile Tornado ile kullanacağınız kütüphanelerin özel olarak asenkron olarak yazılmış kütüphaneler olması gerektiğini eklemem gerekiyor. Anlayacağınız Tornado içinde mysqllib'i direkt olarak import edip kullanamıyorsunuz. Bunun yerine asenkron çalışacak şekilde tasarlanmış mysql kütüphanesi ne ise onu bulup kullanmanız gerekiyor.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Ancak ilginçtir ki her ne kadar Tornado daha olgun olsa da içerisinde bir session management olayı bulundurmuyor. Bu bana çok garip geldi. Sanırım Django'da ki:&lt;/p&gt;

&lt;pre class="prettyprint"&gt;if user.is_authenticated():
   ...
   ...&lt;/pre&gt;

&lt;p&gt;Türevi sorular soramayacağımız manasına geliyor Tornado'ya. Belki authentication olayları başka türlü cookie tabanlı atraksiyonlarla (OAuth?) çözülüyordur bilemiyorum.&lt;/p&gt;

&lt;h3&gt;Topluluk&lt;/h3&gt;

&lt;p&gt;Node.js'in çok heyecanlı bir topluluk henüz bir velet olmasına rağmen inanılmaz ilgi görüyor. Aşağıdaki bu rakamlar söylediğimi kanıtlar nitelikte: (Fork, Takipçi ve İlgili Depo sayılarını Github'dan aldım)&lt;/p&gt;

&lt;table style="width:100%;" border=1&gt;
    &lt;thead&gt;
        &lt;tr&gt;
            &lt;td&gt;&lt;/td&gt;
            &lt;td&gt;Fork&lt;/td&gt;
            &lt;td&gt;Takipçi&lt;/td&gt;
            &lt;td&gt;İlgili Depo&lt;/td&gt;
            &lt;td&gt;Eposta Listesi&lt;/td&gt;
        &lt;tr&gt;
    &lt;/thead&gt;
    &lt;tbody&gt;
        &lt;tr&gt;
            &lt;td&gt;Tornado&lt;/td&gt;
            &lt;td&gt;510&lt;/td&gt;
            &lt;td&gt;3,313&lt;/td&gt;
            &lt;td&gt;&lt;a href="https://github.com/search?type=Repositories&amp;language=&amp;q=tornado&amp;repo=&amp;langOverride=&amp;x=0&amp;y=0&amp;start_value=1"&gt;364&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;
            &lt;td&gt;1779&lt;/td&gt;
        &lt;tr&gt;
        &lt;tr&gt;
            &lt;td&gt;Node.js&lt;/td&gt;
            &lt;td&gt;1,339&lt;/td&gt;
            &lt;td&gt;11,944&lt;/td&gt;
            &lt;td&gt;&lt;a href="https://github.com/search?langOverride=&amp;q=node.js&amp;repo=&amp;start_value=1&amp;type=Repositories"&gt;5842&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;
            &lt;td&gt;6590&lt;/td&gt;
        &lt;tr&gt;
    &lt;/tbody&gt;
&lt;/table&gt;

&lt;h3&gt;Sonuç&lt;/h3&gt;

&lt;p&gt;Sonuç olarak Node.js topluluk ve performans olarak Tornado'yu dövüyor gözüküyor. Ancak sanırım geliştiriciler arasında bir garip moda ya da trendin peşinden hızla gitme durumu var. Yeni bir teknoloji afili bir sunumla anlatılıp da bir kaç yerde yazılıp çizildiği zaman hurra herkes o tarafa gidiyor. Sonra herkes sakinleşiyor hangi dili rahat kullanıyorsa onu kullanmaya devam ediyor. Bu yüzden bu 7000 kişilik e-posta listelerini falan biraz şişirilmiş rakamlar olarak görüyorum. Ayrıca bu devasa kitleden kaç tanesi gerçek bir iş görebilmek üzere sizin ofisinize gelip çalışabilecek insanlardır bunu hesap etmek gerek. üç mü beş mi?&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Bunun yanında Node.js teoride bu kadar ilgi görmesine rağmen, henüz kendisini savaş arenasında görmüş değiliz. Gerçek - büyük projelerde ne gibi problemler çıkaracağı konusunda pek fikrimiz yok. Tornado ise halihazırda Facebook'un ve FriendFeed'in ağır işlerini gören bir sistem.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Bütün bunlara dayanarak, üzülerek Node.js ye bizimle değilsin diyorum. Zira saniyede 4bin request karşılayabiliyor olması bende yarattığı rahatsızlık hissini gidermeye yetmiyor. Zaten bir gün sunucularım altından kalkamayacağım bir yükle karşılaşırsa zaten para kazanıyorum demektir bir sunucu daha koyarım.&lt;/p&gt;

&lt;h3&gt;Kaynaklar:&lt;/h3&gt;

&lt;ul&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://nodejs.org/"&gt;http://nodejs.org/&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.tornadoweb.org/"&gt;http://www.tornadoweb.org/&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="https://groups.google.com/forum/#!forum/nodejs"&gt;Node.js mailing list&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="https://groups.google.com/forum/#!forum/python-tornado"&gt;Tornado mailing list&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;

&lt;li&gt;&lt;a href="http://python-history.blogspot.com/"&gt;The History of Python&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.quora.com/What-are-the-disadvantages-of-using-Node-js"&gt;What are the disadvantages of using Node.js?&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.quora.com/What-are-the-disadvantages-drawbacks-of-using-Tornado-as-a-primary-web-server-not-just-for-real-time-activity"&gt;
What are the disadvantages/drawbacks of using Tornado as a primary web server, not just for real time activity?&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://teddziuba.com/2011/10/node-js-is-cancer.html"&gt;Node.js is Cancer&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-5084132940653104907?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IBIzt1xcu6WBQteuV2WfnGs84DI/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IBIzt1xcu6WBQteuV2WfnGs84DI/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IBIzt1xcu6WBQteuV2WfnGs84DI/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IBIzt1xcu6WBQteuV2WfnGs84DI/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/H7dyPpqXRi4" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/5084132940653104907/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/12/tornadomu-nodejs-mi-dedim-kendi-kendime.html#comment-form" title="9 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/5084132940653104907?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/5084132940653104907?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/H7dyPpqXRi4/tornadomu-nodejs-mi-dedim-kendi-kendime.html" title="Tornado'mu Node.js mi dedim kendi kendime..." /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>9</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/12/tornadomu-nodejs-mi-dedim-kendi-kendime.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A08DQ3czeip7ImA9WhRXEEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-7169385875452823312</id><published>2011-12-11T11:20:00.001-08:00</published><updated>2011-12-16T10:24:32.982-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-16T10:24:32.982-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="banaolanlar" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="önemli bunlar" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tavsiye" /><title>Python İstanbul Buluşması</title><content type="html">&lt;p&gt;Bir önceki yazımda Facebook'a sövüp saymış, hesabımı kapattığımı bir zafer konuşması edasıyla anlatmıştım. Ancak final haftası sebebiyle hesabımı tekrar açmak zorunda kaldım; zira okuldaki elemanlarla başka bir şekilde iletişim kurmam imkansız. "Bari hesabımı açtım gelen saçma sapan davetler kimden geliyorsa engelleyeyim de kurtulayım" derken hiç bakmadığım etkinlikler sayfasına baktım. Bir de ne göreyim? kırk yılın başı mantıklı bir etkinlik daveti gelmiş...&lt;/p&gt;

&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-nVqiULJXkCA/TuUhFakKXfI/AAAAAAAACxA/3AT4olBDWwU/s1600/Screenshot%2Bat%2B2011-12-11%2B23%253A19%253A08.png" alt="davet" width="640"/&gt;

&lt;p&gt;Bu &lt;a href="http://pyist.net/"&gt;pyist&lt;/a&gt; buluşmalarını daha önce bir kaç kez duymuş, gitmek istemiştim ancak nasip olmamıştı. Bu gün sonunda buluşmalarından birine katılmayı başardım. Yaklaşık 3-4 saat boyunca oldukça keyifli bir sohbet oldu. &lt;a href="http://www.mengu.net/"&gt;Mengü&lt;/a&gt; bize güzel bir &lt;a href="http://turbogears.org/"&gt;TurboGears&lt;/a&gt; sunumu yaptı. Özet geçmek gerekirse Pylons ile Django arasında kalan bir framework TurboGears. Sizi template sistemi seçmek, orm seçmek gibi özgürlüklere kavuştururken yönetim paneli vermek ya da veri modellerinden formlar üretmek gibi nimetlerden de mahrum bırakmıyor.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Her ne kadar sunum eksiksiz olsa da biz Django Cumhuriyeti'nin elamanları olarak "Neden TurboGears kullanayım ki?" sorusuna pek tatmin edici cevap alamadık diye düşünüyorum. Örneğin Django'da &lt;a href="http://www.sqlalchemy.org/"&gt;SqlAlchemy&lt;/a&gt; kullanmak oldukça zor, takla attıran bir işlem. Django sizi kendi orm'sini kullanmaya zorluyor. Bunu TurboGears'ta kullanmak ise oldukça kolay. Ancak soru şurada ki neden buna ihtiyaç duyayım? Şimdiye kadar Django'nun sorgu setlerinin işimi görmediği hiç olmadı. (Ancak yinede kişisel görüşüm olarak Django'nun generic foreign keyler'lere ulaşırken, sorgular biraz karmaşıklaştığı anda çekilmez olabildiğini söylemem gerek). Neyse sözü fazla uzatmadan Django'nun bana henüz "artık yeter ben senin ihtiyacını karşılayamıyorum başkasına git" demediğini söylemem gerek. Belki zamanla kalkıştığım işler karmaşıklaşır Django bana yetmemeye başlar orasını bilemiyorum. Sanırım biraz da zevk meselesi bu frameworkler arası geçişler yapmak :)&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Bunun dışında "abi bu javascript sevilir mi yeaaa" türevinde çıkışlar yaparak gelecek cevapları tarttım. Ben nefret ediyorsam herkes etmeli değil mi? Sanırım herkes onun antik bir dil olduğu konusunda hemfikir ancak bu başaçıkılmaz olduğu anlamına gelmiyor. Arkadaşların bu konuda okumamı önerdikleri kitap ise &lt;a href="http://www.crockford.com/"&gt;Douglas Crockfold&lt;/a&gt;'un &lt;a href="http://shop.oreilly.com/product/9780596517748.do"&gt;Javascript: The Good Parts kitabı&lt;/a&gt;. Mümkün olan en yakın zamanda almayı planlıyorum. Artık e-book olarak ya da  A4 kağıtlarda değil de gerçekten kütüphanemde dursa iyi olacak bu tip kaynakları. Ekrandan yazı okumaktan nefret ettiğimi söylemiş miydim?&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Not: Bahsi geçen kitabı araştırırken Douglas denen abinin 2009'da Özgür Yazılım ve Açık Kaynak Günleri'ne geldiğini ve orada uzun bir konuşma yaptığını öğrendim. İzlemek için &lt;a href="http://www.fazlamesai.net/?a=article&amp;sid=5269"&gt;buraya tıklayabilirsiniz&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Aslına bakarsanız buluşma her ne kadar güzel geçti ise de koskoca İstanbul'dan sadece 8 kişinin bir araya gelebilmesi garip geldi bana. Geliştirici tayfasının yani işi devamlı bir şeyler öğrenmek olan insanların bir arada olmaya çok daha fazla ihtiyacı var. Bilgi paylaştıkça çoğalır geyiği tam bu noktada çok işe yarayan bir klişe. Her ne kadar artık yeni iletişim yöntemleri ile bilgi paylaşılabiliyor, soru sorulabiliyor ya da laf atılabiliyor olsa da. Bir masanın etrafında oturup çay-bira içerken konuşmak, el kol hareketleri ve mimikleri kullanmak hala icat edilmiş en hızlı ve verimli iletişim çeşidi. Ayrıca güzel hatıra fotoğraflarına da sebep olabiliyor:&lt;/p&gt;

&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-Z5CTKrb5fXI/TuUsqKwQbRI/AAAAAAAACxM/_aud-Fkl5Gw/s1600/p20111211-164251%2B%25281%2529.jpg" alt="hararetli konuşmalar" width="640" /&gt;

&lt;p&gt;Uzun uzun topluluk olmanın neden önemli olduğunu uzun uzun anlatmama gerek yok sanırım hemfikirizdir. Yazıyı burada ufak ufak noktalıyorum. Yine 4 paragraf yazıyı doğrultmak için 2 saatten fazla zaman harcadım :). Ancak &lt;a href="http://ogomogo.com/"&gt;Oğuz&lt;/a&gt;'un bana gösterdiği &lt;a href="https://twitter.com/#!/nedbat/status/145904822955163648"&gt;şu twit&lt;/a&gt; düşünülmeye değer.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Boston, zuckerberg'in Facebook'un temellerini attığı üniversiteyi bıraktığı şehir. Topluluğun bu kadar güçlü olması sebep mi? yoksa sonuç mu?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-7169385875452823312?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/RiP20Re8_JClBtMkp8es9Gwsjbg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/RiP20Re8_JClBtMkp8es9Gwsjbg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/RiP20Re8_JClBtMkp8es9Gwsjbg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/RiP20Re8_JClBtMkp8es9Gwsjbg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/Qpj_mwGiWJk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/7169385875452823312/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/12/python-istanbul-bulusmas.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/7169385875452823312?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/7169385875452823312?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/Qpj_mwGiWJk/python-istanbul-bulusmas.html" title="Python İstanbul Buluşması" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-nVqiULJXkCA/TuUhFakKXfI/AAAAAAAACxA/3AT4olBDWwU/s72-c/Screenshot%2Bat%2B2011-12-11%2B23%253A19%253A08.png" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/12/python-istanbul-bulusmas.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0QGR3k9eSp7ImA9WhRTGEk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-3156463899706257257</id><published>2011-11-09T06:29:00.000-08:00</published><updated>2011-11-09T06:35:26.761-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-11-09T06:35:26.761-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="banaolanlar" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="önemli bunlar" /><title>Facebook hesabınızı kapatmak için üçyüzyetmişsekiz sebep</title><content type="html">&lt;img src="http://www.eurocriticsmagazine.com/wp-content/uploads/2008/06/terminator.jpg
" style="float:right;margin-left:10px;width:200px" alt="Bir zaman öldürgeci olarak Facebook" /&gt;Öğretmenlerin çocuklara not vermek için tuttuğu defterler vardı ben ilköğretime devam ederken. Bu defterde ad ve soyadının yanında bir de vesikalık fotoğraf olurdu ki öğretmen not verirken o çocuk sınıfta ne kadar aktif ne kadar uyumsuz hatırlayıp ona göre not verebilsin. İşte bu deftere Face Book deniyormuş Amerikan illerinde. Facebook'un asıl amacı bu şekilde ortaya çıkmış: tanıdıklara ulaşabilmek için bir sanal bir yüz defteri oluşturmak. Buraya kadar her şey normal ve kullanılabilir iken daha sonra gerçek sosyal hayatın sanal bir kopyası olmaya çalışan Facebook bokunu çıkartmış ve tam bir zaman terminatörü olarak hayatımızda yer etmiş. Hemde öyle bir girmiş ki bir kere elini veren kolunu kaptırıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hala arada bir el alışkanlığı ile adres çubuğuna fa.. yazıp dursam da sonunda Facebook hesabımı başarılı bir şekilde dondurmayı başardım. 4 gündür temizim sayılır :) Sonraki aşama ise hesabı tamamen kapatmak. (Evet tamamen kapatmak mümkün şuradan: ) Peki ne değişti hayatında? diye soracak olursanız şu şeylerden kurtulduğumu söyleyebilirim:&lt;br /&gt;
&lt;ol&gt;&lt;li&gt;Arada bir beni içine çekip saatlerimi alan, yetmezmiş gibi beni belli periyodlarda tekrar gelmeye zorlayan oyunlar.&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;Birden bire kendini hiç tanımadığı insanların fotoğraflarına bakarken bulmalar.&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;Üye olmadığım halde Düşsel avuntular, sikimsonik hüzün treni, KopuqLaR gibi sayfalardan gelip bir şekilde önüme düşen iletiler, fotoğraflar, videolar.&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;Facebook üzerinden kamuya fayda sağladığını zanneden mallar: Profil fotoğrafı değiştirerek terör lanetlemeler. Hz. Muhammed için sekiz saatte bir milyon olalım adlı etkinlikler.&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;Gerçekten cevap vermem gereken bir etkinlik ya da paylaşım olduğu zaman salak salak videolara dalıp reaksiyon göstermeyi unutmalar.&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;Bol küfürlü ya da pornografik imalı bir şeyler paylaştıktan bir hafta sonra; paylaşılan şeyin şeyin yenge anne baba tarafından görüldüğünü fark etmeler.&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;Tamam toplaşırsanız kesin beni de çağırın dediğim arkadaş toplantılarına ait fotoğrafların karşıma çıkması gibi olaylar.&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;Sevgili olunma yolunda karşı cinsten gelen ilk talebin Facebook'daki ilişki durumunu değiştirmem olması. İlişkiyi reklam filmi tadında yaşamaya zorlanmak.&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;Hayatımda neler oluyor anlatmak istediğimde Facebook'un beni kendi içine çekmesi (gel diyor tanıdığın bütün insanlar bende gel...), bütün ilhamın bir Facebook iletisine harcanması.&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;...&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;...&lt;/li&gt;
&lt;/ol&gt;&lt;br /&gt;
Sözün özü Facebook, yaraması gereken işten başka her işe yarıyor olduğu için hesabımı kapattım. Kapalı tutmayı da düşünüyorum. Şimdi çıkmam gerektiği için yazıyı burada bırakıyorum ancak siz kendi sebeplerinizi yorum olarak yazabilirseniz sevinirim. 378'e tamamlamak lazm listeyi :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-3156463899706257257?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hUa8Xn4U7-hpVApdv8hChFxwPJo/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hUa8Xn4U7-hpVApdv8hChFxwPJo/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hUa8Xn4U7-hpVApdv8hChFxwPJo/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hUa8Xn4U7-hpVApdv8hChFxwPJo/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/u2I7SWit3s0" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/3156463899706257257/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/11/facebook-hesabnz-kapatmak-icin.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/3156463899706257257?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/3156463899706257257?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/u2I7SWit3s0/facebook-hesabnz-kapatmak-icin.html" title="Facebook hesabınızı kapatmak için üçyüzyetmişsekiz sebep" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/11/facebook-hesabnz-kapatmak-icin.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkINR3o8fip7ImA9WhRXEE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-6596954667202525325</id><published>2011-08-04T07:14:00.000-07:00</published><updated>2011-12-16T01:43:16.476-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-16T01:43:16.476-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="teknik detay" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="python" /><title>Google Code Prettify Nasıl Kullanarak Kod Renklendirme Nasıl Yapılır?</title><content type="html">&lt;p&gt;Malum bir python programcıları olarak bir &lt;a href="http://python-gezegeni.appspot.com/"&gt;gezegen&lt;/a&gt;imiz var artık. Ne mutlu ki katılımcı olmak isteyen arkadaşlar gelmeye de başladılar. Ancak bir iki arkadaşı geri çevirmek zorunda kaldık zira onlardan ufak bir isteğimiz var. Kod bloklarını google-code-prettify ile renklendirmelerini istiyoruz. Bunun sebebi farklı farklı kod renklendirme sistemi ile gelen yazıları gezegen içerisinde düzgün gösteremiyor olmamız. Gezegen içerisinde google-code-prettify çalışıyor. Bu güzel aletin özellikleri ise şöyle:&lt;/p&gt;

&lt;ul&gt;
&lt;li&gt;Her hangi bir dil tanımlamasına ihtiyaç duymuyor, dilin ne olduğunu kendisi anlayıp renklendirmeyi yapıyor&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;Kod bloğu çeşitli sayılar, satır numaralarına sahip olsa da çalışıyor&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;Hafif, dosya boyutu küçük ve render işlemi sırasında browser'ı yormuyor&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;CSS kullanılarak temalandırılabiliyor&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;C, Bash, Xml benzeri kodları da renlendirebiliyor&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;

&lt;p&gt;Kullanımı ise çok basit, eğer inline bir kod verecekseniz örneğin aşağıdaki gibi bir cümle kuracak iseniz:&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Bir listeyi oluşturmak için değişkenin karşısına liste elemanlarını &lt;code class="prettyprint"&gt;sepet = ["elma", "armut", "cilek"]&lt;/code&gt; gibi köşeli parantez içerisine  virgülle ayırarak vermeniz yeterlidir.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Sadece cümlede kod olarak belirtmek istediğiniz yeri "&lt;b&gt;code&lt;/b&gt;" etiketi altıa alın ve sınıf ismi olarak "&lt;b&gt;prettyprint&lt;/b&gt;" verin.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Eğer inline değil blok olarak kod verecekseniz örneğin aşağıdaki gibi bir şey çıkarmak  istiyorsanız:&lt;/p&gt;

&lt;pre class="prettyprint"&gt;from os import uname, getcwd
from os.path import join
MACHINE_NAME = uname()[1]

if MACHINE_NAME == "XXX.webfaction.com":
    DOCUMENT_ROOT = "/path/to/document/"
else:
    DOCUMENT_ROOT = getcwd()
    DATABASE_ENGINE = 'sqlite3'
    DATABASE_NAME = join(DOCUMENT_ROOT,'sqlite3.db')&lt;/pre&gt;

&lt;p&gt;yine prettyprint sınıfı ile ancak bu sefer pre etiketi ile çerçeveleyerek bloğumuzu veriyoruz.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Yazıyı yazarken kodun &lt;a href="http://python-gezegeni.appspot.com/"&gt;gezegen&lt;/a&gt; içerisinde düzgün çıkması için yapmamız gerekenler sadece bu ikisi. Kendi blogunuzda çalışmasını sağlamak için ise ilgili &lt;a href="http://google-code-prettify.googlecode.com/svn/trunk/src/prettify.js"&gt;js dosyası&lt;/a&gt;nı ve &lt;a href="http://google-code-prettify.googlecode.com/svn/trunk/styles/index.html"&gt;tema galerisinden&lt;/a&gt; seçtiğiniz bir css dosyasını sayfa başında implemente ettikten sonra sayfanızın &lt;b&gt;body&lt;/b&gt; etiketine onLoad="PrettyPrint()" parametresini vermeniz yetiyor.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Ayrıca isterseniz &lt;a href="http://python-gezegeni.appspot.com/"&gt;gezegen&lt;/a&gt;in html kodunu inceleyebilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-6596954667202525325?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/w0TUo837tFX9MsPADJmuZ42nZmM/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/w0TUo837tFX9MsPADJmuZ42nZmM/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/w0TUo837tFX9MsPADJmuZ42nZmM/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/w0TUo837tFX9MsPADJmuZ42nZmM/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/FGNkPvIJ5lY" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/6596954667202525325/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/08/google-code-prettify-nasl-kullanarak.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/6596954667202525325?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/6596954667202525325?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/FGNkPvIJ5lY/google-code-prettify-nasl-kullanarak.html" title="Google Code Prettify Nasıl Kullanarak Kod Renklendirme Nasıl Yapılır?" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/08/google-code-prettify-nasl-kullanarak.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkYGSX88eCp7ImA9WhdSFUw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-480332467516237532</id><published>2011-07-17T10:41:00.000-07:00</published><updated>2011-07-24T06:28:48.170-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-24T06:28:48.170-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="banaolanlar" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="diyet" /><title>Diyete Başlanılan Günün Anatomisi</title><content type="html">&lt;dl&gt;&lt;dt&gt;10:00&lt;/dt&gt;
&lt;dd&gt;Önceki gün kahvaltı için alınmış kırmızı eriklere doğru gidilir. Bir tane büyük ve olgun erik yıkanır. O erik sanki acayip doyuracakmış ve bünyeye neşe katacakmış gibi düşünmeye çalışarak bir güzel yenir. Ancak erik yedikçe ağızda büyümekte giderek ekşimektedir. Çay poğça eski kaşar bekleyen mide burulur, hüzünlenir. Burukluktan ötürü eriğin ancak yarısı yenebilmiştir. mide isyandadır.&lt;/dd&gt;
&lt;dt&gt;10:30&lt;/dt&gt;
&lt;dd&gt;Peksimet ile mideye bir mektup gönderilir. Mektupta "İsyanı bırak, eğer acıkmaya burulmaya devam edersen olacaklardan ben sorumlu değilim." yazmaktadır.&lt;/dd&gt;
&lt;dt&gt;11:00&lt;/dt&gt;
&lt;dd&gt;Mide elçiyi asit havuzunda boğar, bu kaçınılmaz bir savaş ilanı demektir.&lt;/dd&gt;
&lt;dt&gt;12:10&lt;/dt&gt;
&lt;dd&gt;Marul, domates, turp ve ton balığı bölüklerinden oluşan büyük bir salata ordusu mutfak tezgahının üzerindeki tabağın üzerinde mevzilenir.&lt;/dd&gt;
&lt;dt&gt;12:30&lt;/dt&gt;
&lt;dd&gt;Salata kuvvetleri "İnsan" boğazından geçerek mideye giriş yapar, yaklaşık 20 dakikalık yoğun mücadeleden sonra savaş kazanılmış, ancak eldeki bütün kaynaklar tüketilmiştir.&lt;/dd&gt;
&lt;dt&gt;13:30&lt;/dt&gt;
&lt;dd&gt;Tekar açlık başlar, bünye enerjisiz hissetmektedir.&lt;/dd&gt;
&lt;dt&gt;14:30&lt;/dt&gt;
&lt;dd&gt;İnceden bir baş ağrısı başlar&lt;/dd&gt;
&lt;dt&gt;15:30&lt;/dt&gt;
&lt;dd&gt;Sırf spor olsun diye (vallahi bak) yürüyüşe çıkılır, böylelikle açlık unutulacak hemde kalori yakılacaktır&lt;/dd&gt;
&lt;dt&gt;16:30&lt;/dt&gt;
&lt;dd&gt;yenilgi...   &lt;img style="display:block;margin:10px auto;" src="http://cdn.chillnite.com/wp-content/uploads/2009/05/kfc-free-chicken.png" /&gt;&lt;/dd&gt;&lt;/dl&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-480332467516237532?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IaTJsxx5zan23rniD5g_yFSmonU/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IaTJsxx5zan23rniD5g_yFSmonU/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IaTJsxx5zan23rniD5g_yFSmonU/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IaTJsxx5zan23rniD5g_yFSmonU/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/ko2M0j8Om_s" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/480332467516237532/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/07/diyete-baslanlan-gunun-anatomisi.html#comment-form" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/480332467516237532?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/480332467516237532?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/ko2M0j8Om_s/diyete-baslanlan-gunun-anatomisi.html" title="Diyete Başlanılan Günün Anatomisi" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>3</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/07/diyete-baslanlan-gunun-anatomisi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkECQ3Yyfyp7ImA9WhRXEE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-551609314596050190</id><published>2011-07-15T17:02:00.000-07:00</published><updated>2011-12-16T01:44:22.897-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-16T01:44:22.897-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="fıstık" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="barcelona" /><title>Barselona'dan bir fıstık :)</title><content type="html">&lt;p&gt;İspanyol insanında biraz tembellik var. En hayati ihtiyaçları sunan dükkanlar bile akşam 5 oldu mu kapatıyor. Hafta sonları ise hiç açmıyorlar. Açıkçası ben bir Türk olarak bu güne kadar hafta sonu açmayan dükkan görmemiştim. Ama Allah'tan göçmenler var ve oldukça çalışkanlar. Şu an oturduğum mahallede akşam altıdan sonra yemek yemem gerektiğinde gittiğim Çin lokantası da Çinli (ya da Japon) göçmenlere ait. Çin lokantası dediğime bakmayın aslında hamburger tost falan yapıyorlar. Gide gele alıştık oradaki insanlarla birbirimize. Aynı dili konuşamasak da aramızda güzel bir iletişim var. Sabahları bana çikolatalı poğaça ısmarlayan bir teyzem bile var orada. Ancak bazen gerçekten çevirmene ihtiyaç oluyor. O zaman li çi devreye giriyor, sizi kendisiyle tanıştırayım,&lt;/p&gt;

&lt;img alt="li çi" src="https://lh4.googleusercontent.com/-8FUWN48CkOg/TiC1hlGtKOI/AAAAAAAACM8/OvMY_Pzo_8I/s640/shot_1310762300502.jpg" /&gt;

&lt;p&gt;Dükkandaki tek ingilizce bilen kişi o, ve annesi onunla gurur duyuyor. Kendisi tam bir halkla ilişkiler uzmanı, ben daha onun adını ezber edemeden o kolamda limon sevdiğimi, ve kahveyi sütlü ve küçük fincanda sevdiğimi çoktan öğrenmişti. :)&lt;/p&gt;

&lt;img alt="fıstık :)" src="https://lh3.googleusercontent.com/-0i9GKHbOpTs/TiC1hmBYkTI/AAAAAAAACM8/UwJ9BXEpT2s/s640/shot_1310762325759.jpg" /&gt;

&lt;p&gt;O bana İspanyolca kelimeler öğretiyor ben de onun İngilizce'sini pratik etmesine yardım etmiş oluyorum. Bir de dükkana takılan kıvırcık saçlı bir eleman var. Sanırım ona aşık, çünkü eleman ne zaman gelse pek bir şımarıyor bizimki. :) Şimdilik bu kadar.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-551609314596050190?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/itf2s5DQFx2cP8UWpDlgI_RdFBk/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/itf2s5DQFx2cP8UWpDlgI_RdFBk/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/itf2s5DQFx2cP8UWpDlgI_RdFBk/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/itf2s5DQFx2cP8UWpDlgI_RdFBk/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/I8IONoDZLys" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/551609314596050190/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/07/notlar-kafa-frtnas.html#comment-form" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/551609314596050190?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/551609314596050190?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/I8IONoDZLys/notlar-kafa-frtnas.html" title="Barselona'dan bir fıstık :)" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://lh4.googleusercontent.com/-8FUWN48CkOg/TiC1hlGtKOI/AAAAAAAACM8/OvMY_Pzo_8I/s72-c/shot_1310762300502.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>3</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/07/notlar-kafa-frtnas.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkAGR3c4eCp7ImA9WhRXEE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-1821877487272616620</id><published>2011-07-14T06:47:00.000-07:00</published><updated>2011-12-16T01:45:26.930-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-16T01:45:26.930-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="python" /><title>Python'da listenin kopyasını almak</title><content type="html">&lt;p&gt;Python da her eşitlik referans gösterir. Bu iddalı lafın anlamını şöyle ifade edeyim.&lt;br /&gt;
Örneğin şekildeki gibi bir liste = başka bir liste şeklinde kopya almaya çalıştığınızda şöyle bir gariplik (aslında güzellik) ile karşılaşırsınız.&lt;/p&gt;

&lt;pre class="prettyprint"&gt;a = ["a","b","c"]
&gt;&gt;&gt; b = a
&gt;&gt;&gt; b.append("d")
&gt;&gt;&gt; print a, b
['a', 'b', 'c', 'd'] ['a', 'b', 'c', 'd']
&lt;/pre&gt;Nesnelere gelince yine aynı mantık, nesne = başkabirnesne dediğinizde referans göstermiş oluyorsrunuz :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;pre class="prettyprint"&gt;&gt;&gt; class obj:
...     def __init__(self):
...         self.counter = 0
...     def inc(self):
...         self.counter += 1
... 
&gt;&gt;&gt; a = obj()
&gt;&gt;&gt; b = a
&gt;&gt;&gt; a.inc()
&gt;&gt;&gt; print a.counter
1
&gt;&gt;&gt; print b.counter
1&lt;/pre&gt;Bir nesnenin ya da değişkenin kopyasını almak istediğinizde çeşitli yöntemler var, sanırım verilerin (list, tuple, dict vs) kopyasını alırken karşılaştığım en yakışıklı yöntem şu :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;pre class="prettyprint"&gt;&gt;&gt;&gt; a = ["a","b","c"]
&gt;&gt;&gt; b = list(a)
&gt;&gt;&gt; print a , b
['a', 'b', 'c'] ['a', 'b', 'c']
&gt;&gt;&gt; a.append("d")
&gt;&gt;&gt; print a, b
['a', 'b', 'c', 'd'] ['a', 'b', 'c']
&lt;/pre&gt;

&lt;p&gt;Peki bir nesnenin kopyasını almak istiyorsak? bunun için copy adında bir modül yapmışlar:&lt;/p&gt;

&lt;pre class="prettyprint"&gt;&gt;&gt;&gt; class obj:
...     def __init__(self):
...         self.counter = 0
...     def inc(self):
...         self.counter += 1
... 
&gt;&gt;&gt; a = obj()
&gt;&gt;&gt; from copy import copy
&gt;&gt;&gt; b = copy(a)
&gt;&gt;&gt; a.inc()
&gt;&gt;&gt; b.inc()
&gt;&gt;&gt; b.inc()
&gt;&gt;&gt; b.inc()
&gt;&gt;&gt; print a.counter, b.counter
1 3&lt;/pre&gt;

&lt;p&gt;Eğer copy modülünden deepcopy fonksionunu import eder kullanırsak, nesneyi özyinelemeli olarak kopyalıyormuş. Herkese iyi hafta sonları :)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-1821877487272616620?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uujYWTExY3zfRxUTZ_NbUks3wuQ/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uujYWTExY3zfRxUTZ_NbUks3wuQ/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uujYWTExY3zfRxUTZ_NbUks3wuQ/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uujYWTExY3zfRxUTZ_NbUks3wuQ/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/30NE_n0TpeA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/1821877487272616620/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/07/pythonda-listenin-kopyasn-almak.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/1821877487272616620?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/1821877487272616620?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/30NE_n0TpeA/pythonda-listenin-kopyasn-almak.html" title="Python'da listenin kopyasını almak" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/07/pythonda-listenin-kopyasn-almak.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkQCR3w6eyp7ImA9WhdSFko.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-9069311488586585967</id><published>2011-07-14T06:37:00.000-07:00</published><updated>2011-07-26T04:06:06.213-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-26T04:06:06.213-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="django" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="python" /><title>Django'da iki sunucuda birden çalışmak ve settings.py</title><content type="html">Şu sıralar uğraştığım bir Django uygulaması var geliştirirken karşılaştığım bir sorunu ve çözümünü paylaşayım dedim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Geliştirdiğim uygulamayı sunucuya yükledikten sonra lokalde geliştirirken oluşturduğum bir çok seçeneğin sunucudayken değişmesi gerektiğini farkettim. Bu ayarları değiştirmek kolaydı fakat sıkıntı çektiğim nokta uygulamanın hem sunucuda hemde kendi laptopumda tek bir settings.py ile sorunsuzca çalışması gerekiyordu. Bende şöyle bir çözüm buldum :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;pre class="prettyprint"&gt;from os import uname, getcwd
from os.path import join
MACHINE_NAME = uname()[1]

if MACHINE_NAME == "XXX.webfaction.com":
    DOCUMENT_ROOT = "/path/to/document/"
    DATABASE_ENGINE = ...
    DATABASE_NAME = ...
    DATABASE_USER = ...
    DATABASE_PASSWORD = ...
    DATABASE_HOST = ...
    DATABASE_PORT = ...
else:
    DOCUMENT_ROOT = getcwd()
    DATABASE_ENGINE = 'sqlite3'
    DATABASE_NAME = join(DOCUMENT_ROOT,'sqlite3.db')&lt;/pre&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-9069311488586585967?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/R2PDeTp46KncGQ0PJxzfm1eB3AY/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/R2PDeTp46KncGQ0PJxzfm1eB3AY/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/R2PDeTp46KncGQ0PJxzfm1eB3AY/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/R2PDeTp46KncGQ0PJxzfm1eB3AY/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/HPVOQBsR1Lo" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/9069311488586585967/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/07/djangoda-iki-sunucuda-birden-calsmak-ve.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/9069311488586585967?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/9069311488586585967?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/HPVOQBsR1Lo/djangoda-iki-sunucuda-birden-calsmak-ve.html" title="Django'da iki sunucuda birden çalışmak ve settings.py" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/07/djangoda-iki-sunucuda-birden-calsmak-ve.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEcBQH87fyp7ImA9WhdTFUQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-7340084745171622711</id><published>2011-07-13T14:04:00.000-07:00</published><updated>2011-07-13T14:20:51.107-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-13T14:20:51.107-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="banaolanlar" /><title>Barselona'dayım (Madrit amcam diyesim geliyor)</title><content type="html">Vizeler finaller bütünlemeler pasaport alışveriş derken temmuzun başına kadar nefessiz bir 2,5 ay geçirdim. Resmen stresten ve yorgunluktan başım döner olmuştu son zamanlarda. O kadar uğraşmamın sonucunu aldım neyse ki. Bu satırları &lt;a href="http://maps.google.com/maps/place?q=Rambla+de+la+Muntanya,+Barcelona,+Espanya&amp;hl=tr&amp;ftid=0x12a4bd2d2ce34e17:0x7fcab88050817cd1"&gt;Rambla de la Muntanya&lt;/a&gt; daki evimden yazıyorum. Mahallemin adı yeterince karizmatik gelmediyse daha etkileyici ispanyolca isimler de sıralayabilirim. (akıllı olun.) Havalı olmasının yanında benim için sokak isimlerini aklımda tutmak çok zor. O yüzden gideceğim geleceğim mahalleleri ve o mahallelere gitme yollarını küçük bir not defterinde tutuyorum. Barselona nispeten bir turizm şehri, o yüzden ingilizce bilen birilerini bulmam oldukça kolay oluyor. Ancak aslında aynı dili konuşmanın o kadar da mühim bir şey olmadığını fark ettim. Zira sokağımdaki çin lokantasına gidip gayet maymunsal hareketlerle anlaşıp yeme içme olaylarına girebiliyorum. Vücut dili önemli, bunun yanında gülümseme de çok önemli. Zira kelimelere iletişim kuramadığınız insanlar ilk olarak yüzünüze bakıyor ve dost musunuz düşman mısınız anlamaya çalışıyor. Benim gibi poker suratlı, mimikleri zayıf biriyseniz daha çok dikkat etmeniz gerekli. Neyse, şimdi banyo yapmam gerekli ama sık sık birşeyler yazmaya çalışacağım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Artık facebook, twitter, friendfeed, google plus dan uzak durmak istiyorum. Blog güzel, sevgili günlük tadında.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-7340084745171622711?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/6WQZ_IS3Xb1hQc447uQIKOjTc0o/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/6WQZ_IS3Xb1hQc447uQIKOjTc0o/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/6WQZ_IS3Xb1hQc447uQIKOjTc0o/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/6WQZ_IS3Xb1hQc447uQIKOjTc0o/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/zvHfgd19YWs" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/7340084745171622711/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/07/barselonadaym-madrit-amcam-diyesim.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/7340084745171622711?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/7340084745171622711?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/zvHfgd19YWs/barselonadaym-madrit-amcam-diyesim.html" title="Barselona'dayım (Madrit amcam diyesim geliyor)" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/07/barselonadaym-madrit-amcam-diyesim.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkADQn46eip7ImA9WhRXEE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-8584054268843972911</id><published>2011-06-29T10:03:00.000-07:00</published><updated>2011-12-16T01:46:13.012-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-16T01:46:13.012-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ozgurlukicin" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="python" /><title>Migrating from pivotaltracker to Github.</title><content type="html">&lt;p&gt;Çalıştığım projede iş takip sistemi olarak pivotaltracker kullanıyorduk. Daha sonra GitHub'a taşınma kararı aldık. Bu taşınma işlemini otomatik olarak gerçekleştirebilecek bir script bulamadım. Bende kendim yazmaya karar verdim. Size de birgün lazm olabilir. Buyrun kullanın.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Currently i needed to migrate from pivotaltracker to github. I could'nt find any automated solution for that. So i wrote my solution in Python. Use freely when you need it. :)&lt;/p&gt;


&lt;pre class="prettyprint"&gt;from github2.client import Github
from csv import reader as CsvReader

# FILL INFORMATION BELOW

# your username at github
GITHUB_USERNAME  = "" 

# your api token, you can find it at https://github.com/account/admin
GITHUB_API_TOKEN = "" 

# path to file that you exported from pivotal tracker
PROJECT_CSV_PATH = "" 

# project path at github like: "user/projectname"
GITHUB_PROJECT_PATH = "" 

github = Github(
username=GITHUB_USERNAME,
api_token=GITHUB_API_TOKEN,
request_per_second=1)

reader = CsvReader(open(PROJECT_CSV_PATH, "r"), delimiter=",")

for row in reader:
print "title       :", row[1]
print "description :", row[14]
print "--------"
github.issues.open(GITHUB_PROJECT_PATH, title=row[1], body=row[14])&lt;/pre&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-8584054268843972911?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xnTeRvnIQcExJwAdhamOdC_BklE/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xnTeRvnIQcExJwAdhamOdC_BklE/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xnTeRvnIQcExJwAdhamOdC_BklE/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xnTeRvnIQcExJwAdhamOdC_BklE/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/0SmOISUMmcM" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/8584054268843972911/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/06/migrating-from-pivotaltracker-to-github.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/8584054268843972911?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/8584054268843972911?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/0SmOISUMmcM/migrating-from-pivotaltracker-to-github.html" title="Migrating from pivotaltracker to Github." /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/06/migrating-from-pivotaltracker-to-github.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0cDR3c6fyp7ImA9Wx9aFUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-6103572066458243791</id><published>2011-03-08T03:51:00.000-08:00</published><updated>2011-03-08T03:51:16.917-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-03-08T03:51:16.917-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="beğendim" /><title>Yorumsuz</title><content type="html">&lt;object width="150" height="50" align="right"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain" /&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent" /&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high"  align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=72.png&amp;music_file=http://m.friendfeed-media.com/8b615d7484d780d68232df4fb208b761462b9035&amp;bg_color=603813&amp;type_of_clip=simple_text&amp;text_color=FFFFFF&amp;text_message=Dinle" wmode="transparent" menu="false" quality="high"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img src="http://m.friendfeed-media.com/a812752b7ebb451a3b74d83e0472bb5fd19fe3c3" width="630/" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-6103572066458243791?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZeZWmcIfGcwn5Qv4Aq43n5-7WwA/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZeZWmcIfGcwn5Qv4Aq43n5-7WwA/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZeZWmcIfGcwn5Qv4Aq43n5-7WwA/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZeZWmcIfGcwn5Qv4Aq43n5-7WwA/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/HScHD-ocfps" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/6103572066458243791/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/03/yorumsuz.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/6103572066458243791?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/6103572066458243791?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/HScHD-ocfps/yorumsuz.html" title="Yorumsuz" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/03/yorumsuz.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUEFRHwycSp7ImA9Wx9aEUQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-6876216868963501628</id><published>2011-03-03T16:09:00.000-08:00</published><updated>2011-03-03T16:13:35.299-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-03-03T16:13:35.299-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="banaolanlar" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="bence" /><title>Deja Vu!</title><content type="html">Şu an Ankara'nın bakanlıklar mahallesinde bir öğretmen evinde kalmaktayım. İstanbul'dan buraya İkinci El Film Festivali'ne katılmak için geldim. Aslında festival pek umduğum gibi geçiyor olmasa da zaten amacım pek de kültürlenmek olmadığı için keyfim yerinde sayılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaldığım yer güzel gibi. En azından öğrenci yurtlarından hallice. Banyo tuvalet gibi alanlar yine ortak kullanılıyor olsa da en azından odalarda tv ve internet var. İki tane benden genç olduğıunu tahmin ettiğim elemanla odamı paylaşıyorum. Daha bu sabah otelden buraya geçiş yaptığım için  pek fazla tanıma fırsatı bulamadım. Ereğli'lilermiş bu çocuklar, Almanya'ya göç etmek için evlenmişler, ancak dil problemini çözmeleri gerekiyormuş. Bu yüzden Ankara'ya gelip dil kursuna başlamışlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beyaz tenli ince yapılı göğüs ve göbeği dengesiz siyah seyrek tüy öbeklerine sahip. Metabolizma olarak oldukça enerjik olmalarına rağmen tembelce hareket eden. İddaa kuponu doldururken Ferdi Tayfur - Orhan Gencebay dinleyen. Kurtlar Vadisi izleyip oradaki o beyaz sakallı adamın yaptığı haraketlere gülen tipler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eskişehir'de bir sene boyunca kaldığım yurtta bunlardan bolca tanımıştım. O sıralardaki dünya görüşümden ötürü kendilerini oldukça bayağı bulup. Ne işim var lan benim bu adamların arasında tribine girsem de bu gün bu insan tipine gıpta ederek bakıyorum. Zira bu adamlar bir standart Türk genci olarak zaten her şeye benden bir adım önde başlıyorlar. Yaşadığımız dünya onların sorunları, çözümleri bakış açıları ve eğlenme biçimleri ile uyumlu bir şekilde biçimlendirildiği için muhteşem güzel bir hayat yaşamaktalar ve benden öndeler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tabi böyle konuşunca sanki ben elimde pipom sabaha kadar dünya nasıl daha iyi olur diye düşünen, makale ve kitaplar arasında kaybolan çantasını sırtına vurup dünya turuna çıkan biriymişim gibi oldu. Alakası yok. Bu gün olduğum yere nispeten dolambaçlı yollardan geldiğim ve sırf kıçımı kurtarmak için olsa bile olsa bazı şeylere biraz kafa yorduğum için farklı kalıyorum. Bu farklılık durumunu öncelerde bir avantaj olarak görsem de sonralarda bende bir dışarda kalmışlık hissi yaratmaya başladı. Tanıdığım benimsediğim yakın dostlarım hariç çoğu zaman insanların arasında kendimi misafir gibi hissetmeme.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlginç olan 5 yıl önceki yurt deneğimim ile çok benzer bir şey yaşamam. Biraz sıyırmaya meğilli bir kafam olsa “tanrı bana ikinci bir şans verdi zamanda yolculuk yaptım” diyeceğim. 5 yıl önce yurtta kalırken giydiğim siyah botlarım tekrar ayağımda ve yine 5 yıl önce olduğu gibi çoraplarımı lavaboda yıkamak için buraya biraz erken gelmem gerekiyor. Adamlar da aynı. Sanki Ferdi Tayfur'u pilli radyoda dinleyen, adamı winamp teknolojisi ile 2011 e ışınlamışlar gibi. Yine bilmedğim bir şehirdeyim ve kaybolup tekrar yolumu bulmak hoşuma gidiyor. Tek fark var şimdi biraz daha deneğimli ve yaşlı olmam.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belki gerçekten de &lt;a href="http://www.porttakal.com/haber-cember-yuvarlak-degildir-57163.htm"&gt;zaman hiç bir zaman ölmüyordur ve çember her zaman yuvarlak değildir.&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-6876216868963501628?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/c0_gxWH-F8rehZD_kio-gi8Kx60/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/c0_gxWH-F8rehZD_kio-gi8Kx60/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/c0_gxWH-F8rehZD_kio-gi8Kx60/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/c0_gxWH-F8rehZD_kio-gi8Kx60/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/IzWIyAEcBxA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/6876216868963501628/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/03/deja-vu.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/6876216868963501628?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/6876216868963501628?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/IzWIyAEcBxA/deja-vu.html" title="Deja Vu!" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/03/deja-vu.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;D04HSHYzcCp7ImA9Wx9bF04.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-1654805890705279841</id><published>2011-02-26T04:15:00.000-08:00</published><updated>2011-02-26T07:58:59.888-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-26T07:58:59.888-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="girişimcilik" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sitepiyango" /><title>SitePiyango Hakkında Bir İnceleme</title><content type="html">Bir süredir neler oluyor takip edemiyorum, malum vizeler sınavlar işler derken günün nasıl geçtiğini bile anlayamıyorum. Ancak dün bir iki yerde SitePiyango'dan bahsedildiğini gördüm. Bunlardan benim için en manidar olanı teknoblogo.com'un &lt;a href="http://ff.im/vR9sD"&gt;friendfeed üzerinde yaptığı SitePiyango incelemesi&lt;/a&gt; oldu. Post biraz uzun, oturup okuyacak zamanınız yoktur, o yüzden ben size bir özet geçeyim :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
teknoblogo.com 24 kasım 2010 günü SitePiyango'yu kazanmış ve gün sonunda SitePiyango'nun kendisine nasıl bir avantaj sağladığını incelemeye almış. Sonuçlar şu şekilde :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h4&gt;Genel Ziyaretçi Sayısı&lt;/h4&gt;&lt;br /&gt;
Aşağıdaki grafikte sitenin aldığı ziyaretçi sayısını görüyoruz, normalde 60 civarı seyreden genel ziyaretçi sayısı, 24 aralık günü sayı 128 gibi bir rakama ulaşmış.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img src="http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash1/166608_185666971460194_159545770738981_635269_2638856_n.jpg" align="center"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sitenin sahibi incelemesini yaparken durumu "24 Aralık'ta grafikte çok büyük bir sıçrama olduğunu söyleyemem" şeklinde ifade etmiş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h4&gt;Tekil Ziyaretçi Sayısı&lt;/h4&gt;&lt;br /&gt;
Burada güzel haberler var. Normalde günde 30~40 arasında değişen ziyaretçi sayısı birden 112 ye fırlıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img src="http://a5.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash1/167437_185674618126096_159545770738981_635316_2438696_n.jpg" align="center" /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Malumunuz, tekil ziyaretçi sayısı sizin sitenizi o gün kaç farklı kişinin ziyaret ettiği manasına geliyor. Bu da sitenizi beğenip takip etmeye başlayacak sadık kullanıcılarınızın oluşma ihtimali demek. Bu noktada şöyle bir eleştiri yapılmış :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;SitePiyango.com ziyaretçilerini doğrudan sitenize yönlendirdiği için daha önce sitenizi keşfetmemiş olanların, sitenizi keşfetme ihtimali artıyor. Ancak sitepiyango.com ziyaretçileri genel olarak sitelerini tanıtmaya endeksli oldukları için sizin sitenizle çok fazla vakit geçirmeden doğrudan SİTENİ EKLE linkine tıklıyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;
Ancak arkadaş buradaki eleştiriyi yaparken yanılıyor. Kazanan siteye gönderilen ziyaretçilerin sadece çok küçük bir bölümü kendi sitesini eklemek isteyen kişilerden oluşuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peki SitePiyango üzerinden gelen ziyaretçiler nereden geliyor ? Hemen &lt;a href="http://www.sitepiyango.com/attenders/?date=24-12-2010"&gt;24 aralık gününün katılımcı verileri&lt;/a&gt; ne bakalım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img src="http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/166325_185677324792492_159545770738981_635373_4127003_n.jpg" align="center" /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Halihazırda, &lt;a href="http://teknoblogo.com"&gt;teknoblogo.com&lt;/a&gt; SitePiyango'nun sergisindeyken, o günün çekilişini kazanmaya çalışan siteler, katılım kuponu kazanmak uğruna bolca ziyaretçi göndermişler. SitePiyango üzerinden gelen  trafiğin kaynağı burası. Bu linkler üzerinden gelen kişilerin sitelerini eklemeye geldiklerini söylemek imkansız zira; &lt;span&gt;katılımcılar, arkadaşlarını veya kendi sitelerine gelen ziyaretçileri SitePiyango sitesine, dolayısıyla kazanan siteye sokmaya çalışıyorlar. Bu da çok farklı insanların kazanan siteye yönlendirilmesi demek&lt;/span&gt;. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h4&gt;Sekme Oranı (Bounce Rate)&lt;/h4&gt;&lt;br /&gt;
Yukarıda belirtilen sebepten ötürü, SitePiyango üzerinden gelen ziyaretçilerin büyük bir çoğunluğu açık konuşmak gerekirse öncelikle nerede olduğunu anlamak ve daha sonra girmiş olduğu siteyi incelemek üzere harekete geçiyor. Bu yüzden evet grafiklerde belli bir miktar oynama beklentisi içinde olsam da. Sitenizini değerini düşürecek bir dalgalanmaya yol açacağını sanmıyorum. Zira yapılan inceleme de iddamı destekler şekilde :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img src="http://a4.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/163764_185683724791852_159545770738981_635398_3843203_n.jpg" align="center" /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h4&gt;Sonuç&lt;/h4&gt;&lt;br /&gt;
Bu yazının sonuna gelirken hem teknoblogo tarafından yapılan incelemeyi özetlemiş oldum, hemde bazı yanlış anlaşılmaları açıklamaya çalıştım . Lütfen siz de SitePiyango hakkında, bu yazı hakkında yorum yapmaktan, tartışmaktan çekinmeyin. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Unutmayın, :)&lt;br /&gt;
&lt;ul&gt;&lt;li&gt;SitePiyango'yu kazanmanız sadece anlık trafik artışı anlamına gelmez. Yeni insanların sitenizi keşfetmesi anlamına gelir.&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;SitePiyango'ya katılmak, Bounce Rate'inizi arttırmaz.&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-1654805890705279841?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/LhiXgbwdHXWxC8NYXG5KOukO75g/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/LhiXgbwdHXWxC8NYXG5KOukO75g/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/LhiXgbwdHXWxC8NYXG5KOukO75g/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/LhiXgbwdHXWxC8NYXG5KOukO75g/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/tCGugADq6gQ" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/1654805890705279841/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/02/bir-suredir-neler-oluyor-takip.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/1654805890705279841?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/1654805890705279841?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/tCGugADq6gQ/bir-suredir-neler-oluyor-takip.html" title="SitePiyango Hakkında Bir İnceleme" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/02/bir-suredir-neler-oluyor-takip.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUQNQ3wzeSp7ImA9Wx9bF08.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-2828241991020098921</id><published>2011-02-26T02:35:00.000-08:00</published><updated>2011-02-26T04:29:52.281-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-26T04:29:52.281-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="girişimcilik" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tavsiye" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="bence" /><title>İnternet İşi Kurmak İsteyen Acemilere Tavsiyeler</title><content type="html">Şimdi bu başlığı attım ama küstahlık olarak anlaşılmasın. Bende şahsen henüz bir baltaya sap olabilmiş değilim. Ya da şöyle söyleyeyim henüz istediğim baltaya sap olabilmiş değilim. Bu tip işleri bir yerlerde çalışarak öğrenmedim ya da etrafımda internet işi ile ilgili girişimde bulunmaya kalkışan örnek alabileceğim arkadaşlarım yoktu. Olanlar da tam olarak benim geçtiğim yollardan geçmemişti. O yüzden öğrenme sürecim zorlu oldu, olmaya da devam ediyıor. Yine de bu kadar debelenmeye belli bir yol katettim ve bu yolu kat ederken yüzlerce hata yaptım. Kendimce şimdiye kadar yaptığım hatalardan çıkardığım bazı sonuçları derleyip toplayıp not etmek istedim şuraya. Hem sizde faidelenmiş olursunuz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Siteyi Açmadan Önce Topluluğu Tanıyın&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img src="http://www.corum.com.tr/resimler/buyuk/galeri/35/Mzik_aletleriyle_topluluk.jpg" width="630px" /&gt;&lt;br /&gt;
Evet burada sert bir çıkış yaptığımın farkındayım. Başka insanların tavsiyelerini okuyacak olursanız "&lt;b&gt;internette iş yapmak için siteniz olması şart!&lt;/b&gt;" gibi cümleler okursunuz. Buna şu noktada katılıyorum. Eğer bahsi geçen işi gerçek hayatta somut olarak halihazırda yapıyorsanız. Evet siteyi açın. Bu daha kurumsal bir kimliğe bürünmenizi sağlar. Örneğin çiçekçi dükkanınız varsa ve bu işi internetten yapmak istiyorsanız siteyi açmanız gerekiyor. Ancak başlangıcı zaten internet olan bir iş yapacaksanız acele etmeyin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben acele ettim &lt;a href="http://www.bilsin.com/"&gt;bilsin&lt;/a&gt;'i kurup çalıştırmaya başlamak gibi bir çabaya giriştim. Ancak site bittiğinde insanlar ne duyuru bırakıyorlar ne de duyurulara yorum yazıyorlardı. Gelenler ise siteyi çoğunlukla yanlış kullanıyorlardı. Kodlama ve tasarıma ayırdığım zamanın bir o kadarını siteye gelen insanları bir anlamda terbiye etmek için ve alışkanlık kazandırmak için harcadım. Bunun üzerine bir de topluluğun ihtiyaçlarını tanıma sürecini kurmuş olduğum site üzerinde gerçekleştirdiğim için ekstra masrafa girdim. Daha önce eklemiş olduğum "duyurulara resim ekleme" desteğini kaldırdım, daha sonra her subdomain için ayrı kategori ağacı gerektiğini düşünüp ; nedeyse bütün mimariyi değiştirdim. Ta ki Oğuz beni duruma uyandırana kadar. Sonra ayıldım. Ben ettim siz eylemeyin, bunu yapmayın. &lt;b&gt;Temelinizi halihazırda büyük kullanıcı kitlesi olan mecralarda oluşturun&lt;/b&gt;. Örneğin istanbul içi için bir iş arama bulma sitesi yapmayı planladığınızı düşünelim. Gidip bu işi bir facebook grubu üzerinden hayli hayli götürebilirsiniz. Bu sırada en çok müşterinizin kim olduğunu. Kullanıcı kitlenizin ihtiyaçlarının ne olduğunu ve alışkanlıkları çözmüş olursunuz. Örneğin bilsin'e bir facebook grubu olarak başlasaydım insanların duyurularına resim eklemek gibi bir alışkanlıklarının olup olmadığını öngörebilirdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Sizinle Aynı Yolu Yürümek İsteyen İnsanları Bir Araya Getirin&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;
Yürümek istediğiniz yolda yürümek isteyen bir sürü insan var. Tamam belki sizinle aynı işi yapmak istemiyorlar ama ortak paydaları var. Onlarla bir araya gelin ve fikir alışverişi yapın. Bunu çeşitli toplantılar vasıtasıyla ya da internet üzerinden yapabilirsiniz. Bu herkesin faydasına olur, bir araya getirdiğiniz insanlar size minnet bile duyar. Örneğin &lt;a href="http://python.org/"&gt;Python&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.djangoproject.com/"&gt;Django&lt;/a&gt; konusunda ilerlemeye karar verdiğimde birkaç arkadaşa bir blog açmayı teklif ettim. Hepimiz öğrendiği şeyleri orada paylaşacak, bir nevi birbirine ders vermiş olacaktı. Onlarda buna hak verdiler, &lt;a href="http://pythontr.blogspot.com/"&gt;python-tr&lt;/a&gt; blogu bu şekilde oluştu ve oradan hepimiz çok faydalandık. Bizden başkaları da faydalandı. Sizinde buna benzer bir bir araya getirme operasyonu yapın. Açıkcası bu bloga bu kadar yüklenmemin sebebi de birazda bu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Ön Araştırma Yapın&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;
Bir dosya yapın kendinize. Önce yapmak kurmak istediğiniz sitenin konseptini ve benzeri konuları google trends üzerinde karşılaştırın. Rakamları not alın. Örneğin ben aşağıdaki araştırmayı daha önce yapmış olsaydım bir sadece part-time ile ilgili sitelerinin duyuru-ilan sitelerinden çok daha fazla iş yaptığını fark etmiş olacaktım.&lt;br /&gt;
&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_VYx5WJuyUvQ/TIOksqk7P8I/AAAAAAAABIg/fQnlCjyHRUY/s1600/c90785.png" width="630px" /&gt;&lt;br /&gt;
Grafikleri okumaya çalışırken ileriye dönük tahminlerde yapmaya çalışmayı unutmayın. Arattığınız konu giderek artan bir aranma ivmesine mi sahip yoksa azalan mı?&lt;br /&gt;
Tabi rakipleri incelemek de önemli. Sizden önce düşündüğünüz işi yapanlar elbet olmuştur. Onların başarı ya da başarısızlıklarından ders çıkarın. Hatta onların sadık birer kullanıcısı olmanız bunu yapmanızı kolaylaştırır. Aman dikkat kendinizi fazla kaptırmayın :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Yapacağınız İş Benzersiz Olsun Ama Birazda Benzeyin(?)&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;
Bu kıvamı tutturmak önemli. Rakiplerinizden sıyrılmak için elbette onlardan farklı avantajlar sağlamak zorundasınız. Yani farklı olmak önemli, ancak bunu yaparken insanları şoka sokmayın. Alışık oldukları düzeni tamamen bertaraf etmeyin. Örneğin bir ilan sitesi yapacaksanız halihazırda insanların kullanmakta olduğu ilan sitelerinden çok uzak bir şey yapmaya kalkmayın. Şunu unutmayın ki sizin kullanıcı kitleniz o sitelerden gelecekler ve sizin sitenizi kolayca öğrenip kullanmaya başlamalarını sağlamanız biraz da olsa benzerlikten geçiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Paranıza Çok Güvenmeyin&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;
Elinizde 10.000 lira varsa bütçenizi 5000 liranız varmış gibi hazırlayın. Emin olun ek masraflar çıkacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Yaptığınız işe Güvenin ve Sabırlı Olun&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;
Ben şahsen aldığım kararları sıksık sorgulama ihtiyacı duyan bir insanım. Hatta bazen zamanda &lt;br /&gt;
geri dönüp şunu şöyle değil de böyle mi yapsaydım acaba diye düşünürüm. Aslında bu durum beni biraz yavaşlatsada daha düzgün kararlar vermemi sağlıyor ancak şöyle bir dezavantajı var. &lt;br /&gt;
&lt;img align="right" src="http://moniqueschlosser.com/wp-content/uploads/2010/05/Building-Self-Confidence.gif" width="300px" /&gt;İnsanlara bir şey sunduğunuz zaman ya da bir kitleyi yönlendirmeye kalkacağınız zaman sizin aldığınız kararlara ve oluşturduğunuz ürüne olan güveninizin tam olması gerekli. En berbat işi yapıyor olsanız bile yaptığınız işten tereddüt etmeyin. Unutmayın ki "İmam osurursa cemaat sıçar." Sizin bir kere güvenmediğiniz işe insanlar 10 kere güvenmez. Tabi bu her şeyi görmezden gelin manasına gelmiyor eğer bir hata varsa bunu alttan alttan düzeltmeye bakın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir diğer konu ise sabırlı olmak, eğer daha önceden topluluğunuzu hazırladıysanız işiniz nispeten kolay ancak insanların özellikle sizin sitenizi kullanmaya başlamasını sağlamak oldukça uzun ve yorucu bir işlem. Bu yaptığınız işin kötü olduğu anlamına gelmiyor. Sabırlı olun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Biraz Okuyun...&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;
Dünyadaki internet girişimlerini takip edin, teknoloji bloglarını okuyun. Bir de &lt;a href="http://gettingreal.37signals.com/"&gt;şu kitap&lt;/a&gt; önerildi friendfeed'de.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Not : Bu yazıyı oluşturmak için fikir alışverişinde bulunduğum &lt;a href="http://ogomogo.com/"&gt;M. Oğuz Karaesmen&lt;/a&gt; &lt;a href="http://friendfeed.com/rizikoo"&gt;rizikoo&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://friendfeed.com/evrenyalcin"&gt;Evren Yalçın&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://friendfeed.com/ihsancandir"&gt;İhsan Candır&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://friendfeed.com/demods"&gt;Demods&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://friendfeed.com/lutfigul"&gt;Lüfti Gül&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://friendfeed.com/yedincisenol"&gt;yedincisenol&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://friendfeed.com/metingul"&gt;Metin Gül&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://friendfeed.com/makseli"&gt;makseli&lt;/a&gt;'ye selamlar eder teşekkürlerimi bildirirm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-2828241991020098921?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ntZXKTDKHY1DRmNMmzr1nDCwvkg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ntZXKTDKHY1DRmNMmzr1nDCwvkg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ntZXKTDKHY1DRmNMmzr1nDCwvkg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ntZXKTDKHY1DRmNMmzr1nDCwvkg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/6O54WTpeYB8" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/2828241991020098921/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/02/internet-isi-kurmak-isteyen-acemilere.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/2828241991020098921?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/2828241991020098921?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/6O54WTpeYB8/internet-isi-kurmak-isteyen-acemilere.html" title="İnternet İşi Kurmak İsteyen Acemilere Tavsiyeler" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_VYx5WJuyUvQ/TIOksqk7P8I/AAAAAAAABIg/fQnlCjyHRUY/s72-c/c90785.png" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/02/internet-isi-kurmak-isteyen-acemilere.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A08MRHw8eip7ImA9WhRXEE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-723121954354064115</id><published>2011-02-26T02:17:00.001-08:00</published><updated>2011-12-16T02:04:45.272-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-16T02:04:45.272-08:00</app:edited><title>Freelance Çalışan Olmak.</title><content type="html">&lt;p&gt;İnsanlar, özellikle bilişim sektöründe olanlar freelance çalışmanın çok güzel bir şey olduğunu düşünmeye başladı. İlk bakışta gerçekten de evde çalışma ya da uzaktan çalışma fikri oldukça güzel geliyor insanın kulağına. "Öğlenleğin annemin yaptığı yemeği yerim, çıkarım balkona kafama göre sigara içerim, ondan sonra istediğim saatte başlar istediğim saatte bitiririm işi mis." şeklinde düşünceler uçuşur  insanın kafasında... Peki gerçekten öyle mi? bana kalırsa pek değil. Bu yazıda freelance çalışmanın kötü yönlerinden bahsetmek istedim.&lt;/p&gt;

&lt;h3&gt;Freelance Çalışmak ve Sigorta&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;
&lt;p&gt;Bir şirkette tam zamanlı olarak çalıştığınızda, eğer kaçak çalışmıyorsanız iş yeriniz sigorta primlerinizi ödemek zorundadır. &lt;b&gt;Peki ya freelance çalışıyorsanız&lt;/b&gt;? o zaman hiç bir mecburiyetleri yok! Hatta "sigorta primlerimi öde" derseniz, size bir taraflarıyla gülebilirler. Tabi şöyle bir çözüm var; verdiğiniz fiyata çalışma süreniz boyunca ödenecek primlerinizin fiyatını ekleyebilir ve bir tanıdığın yanında kendinizi çalışıyor gösterebilirsiniz kendinizi. Ama bunu yaparsanız, piyasadaki sizinle aynı işi yapan kişilerden daha fazla fiyat çekmiş olursunuz. Bu da büyük ihtimalle bu sizin o işi kaybetmeniz manasına gelir.&lt;/p&gt;

&lt;h3&gt;Freelance Çalışmak ve Esnek Çalışma Saatleri&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;
&lt;p&gt;Bunu anlatmak için biraz kurgu yapacağım. Şunu düşünün : siz bir yazılımcısınız ve bir şirkette tam zamanlı olarak çalışıyorsunuz. Elinizde bir iş geliyor. İşin ne kadar süreceğini soruyorlar ve diyelim ki 8 gün diyorsunuz. Kabul ediliyor ve işe başlıyorsunuz. Ancak bir süre sonra sorun çıkıyor, işi belirttiğiniz zamanda bitiremeyeceğinizi anlıyorsunuz. Bu noktada yapacağınız şey üstünüze durumu bildirmek ve işin uzayacağını belirtmektir. Zaten ay boyunca çalıştığınızda alacağınız &lt;b&gt;ücret&lt;/b&gt; aynı olduğundan bu şirket için bir sorun olmaz. Ancak; &lt;b&gt;freelance bir çalışan iseniz&lt;/b&gt; sürenin uzaması &lt;b&gt;ücretin artması&lt;/b&gt; demektir. Fazladan çalışmanız gereken günlerin ücretini isterseniz büyük ihtimalle karşı taraf size arıza çıkartır. **Unutmayın ki o işi almış olmanızın en önemli iki sebebi karşı taraftan istediğiniz para ve zamandır**&lt;/p&gt;

Siz işi çoktan almış olsanız bile bu iki parametreden birini değiştirdiğinizde sizden başka yaptıracak birini bulmak oldukça kolaydır. Bu yüzden değil fiyatı arttırmak, zamanla oynamak gibi bir şansınız da olmaz. İşi kaybetmemek adına normalda çalışacağınız zamandan çok daha fazla çalışarak işi zamanında yetiştirmeye çalışırsınız. Evet &lt;b&gt;freelance çalışmak esnek çalışma saatlerinizin olmasını sağlar&lt;/b&gt;. Günde 7 saat çalışarak tamamlayacaksanız işi deadline'ı geçirmemek adına günde 10 çalışarak tamamlarsınız. Mis gibi &lt;b&gt;sürmenaj&lt;/b&gt; olursunuz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Freelance Çalışmak ve Prestij&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;
Bu bir Türk geleneğidir, bir genç çalışırken evden çıkmıyorsa o çalışıyor sayılmaz! Siz odanızda amansız bir hastalığa tedavi olabilecek bir algoritma üzerinde çalışıyor olsanız bile, "&lt;b&gt;Bizim oğlan kapatıyo kendini odalara akşama kadar ne bok yiyo bilmiyorum&lt;/b&gt;" şeklinde lanse edilir tanıdıklara. Zaten dengesiz olmak zorunda olan çalışma saatleriniz bu kötü görüntünüzün cilasını oluşturur. Biri "kaç para mayış alıyon?" diye sorulduğunda verecek cevabınız yoktur. "Nerede çalışıyorsun" sorusuna verecek cevabınız yoktur. Yaptığınız işin ne olduğu, hatta çalışıp çalışmadığınız konusu bile muallakta sallanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Freelance Çalışmak ve Çalışma Ortamının Sağlanması&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Freelance çalışmak&lt;/b&gt; size muhteşem rahat bir çalışma ortamı sağlar. Örneğin işinizin ortasında eşiniz perde asmak için yardımınızı ister. Kalkıp perdeleri asarsınız. Geriye döndüğünüzde çalışma ile ilgili şevk puanınız 0 olmuştur. Bunun yanında çalan telefonlar, biten ekmek, öğlen ne yiyeceğiniz ufak sorunlarla uğraşırsınız. Ha bu arada Nurhan teyzenin datçadaki yazlığına talip çıkmış mı diye kontrol etmek ulvi görevlerinizin arasındadır. &lt;b&gt;Evde olmanız kafanızı daha temiz bir hale getirmez. Aksine daha çok bölünmeniz manasını taşır.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Unutmayın çalışmak için tasarlanmamış bir yerde çalışmak aslında hiç kolay değildir. Ofisteyken oturduğunuz koltuk adı üstünde ofis koltuğudur; ancak evdeyken balkondan aldığınız plastik sandalyenin sırtına yastık koyar oturursunuz. Beliniz ağrır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Freelance Çalışmak ve Open Office çalışma ortamı&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;
İşte bu fikir harika, sessiz sakin bir cafe ortamını bulup orada çalışmayı bende çok severim. Örneğin &lt;b&gt;Starbucks&lt;/b&gt;'a giderim. Orada çok gürültülü olmaz ortam... hem klima olur püfür püfür... ekrandan başımı kaldırdığım zaman duvarlarda güzel fotoğraf ve tablolar... Hatta belki hoşuma gidecek bir bayanla göz göze gelme ihtimalim bile olur. Önce bir kahve içerim. Kahvenin midemi acıtmaması için yanında bir şeyler yemeliyim örneğin havuçlu kek güzel olur. Tabi 6-7 saatimi orada geçireceğime göre karnım da acıkacak... Biraz kafeyi terk eder yemek yer geri dönerim... ve bu harika günün sonunda, o gün kazandığım paranın üçte ikisini kasaya bırakmış bir armut olarak evimin yolunu tutabilirim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-723121954354064115?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/G5mTDMj5HwbTs6bBWSQH18SFGNA/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/G5mTDMj5HwbTs6bBWSQH18SFGNA/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/G5mTDMj5HwbTs6bBWSQH18SFGNA/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/G5mTDMj5HwbTs6bBWSQH18SFGNA/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/Usje8T4k3WM" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/723121954354064115/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/02/freelance-calsan-olmak.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/723121954354064115?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/723121954354064115?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/Usje8T4k3WM/freelance-calsan-olmak.html" title="Freelance Çalışan Olmak." /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/02/freelance-calsan-olmak.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEUASXo9eip7ImA9Wx9bF0w.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-6932931659762273185</id><published>2011-02-26T02:13:00.000-08:00</published><updated>2011-02-26T02:30:48.462-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-26T02:30:48.462-08:00</app:edited><title>Sen Ne Güzel Şeysin Svg</title><content type="html">Zamanında grafik üretebilmek için Gimp adlı şeker cihazı öğrenmiş ; hatta Özgürlük İçin'de bir kaç eğitim yazısı hazırlamıştım [&lt;a href="http://www.ozgurlukicin.com/paket/gimp/"&gt;1&lt;/a&gt;][&lt;a href="http://www.ozgurlukicin.com/nasil/gimp-dersleri-1/"&gt;2&lt;/a&gt;][&lt;a href="http://www.ozgurlukicin.com/nasil/gimp-dersleri-2/"&gt;3&lt;/a&gt;]. Gimp bilindiği üzere piksel tabanlı grafik üreten bir yazılım. Fotoğraf işlemek için harika, ancak iş bir web sitesi ya da logo tasarlamaya gelince vektörlere ihtiyaç duyuyoruz. Vektör grafiklerin bu tip konular ile ilgili avantajlarını merak edenler için &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Vector_graphics"&gt;wikipedia&lt;/a&gt; makalesini incelemek yeterince aydınlatıcı olabilir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vektör grafikler kullanmam gerektiğine karar verdiğimde ise Inkscape adlı programa dalış yaptım ve ardından svg denen şey ile tanıştım. Svg bildiğiniz aşina olduğunuz XML yazımını kullanarak grafikler üretmenizi sağlıyor. Kullanmaya başladığımda oldukça hoşuma gitti. Sizle paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öncelikle foo.svg adında bir dosya oluşturup kaydedin, ardından bunu xml renklendirmesi yapabilen editörünüzle açın ve aşağıdaki satırları ekeyin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe src="http://pastebin.com/embed_iframe.php?i=fSABFVdC" style="border: medium none; width: 100%;"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Farkedildiği üzere bir svg etikenin width ve height özelliklerine çalışma alanımızın enini ve boyunu yazıyoruz. Bu arada resmi görüntülemek için firefox ile açın, kodu değiştirdikçe sayfayı yenileyerek değişimleri görebiliriniz. Şimdi bir kare ekleyelim bu yüzeyimizin içine...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe src="http://pastebin.com/embed_iframe.php?i=RNPkHHyy" style="border: medium none; width: 100%;height:auto;"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hareket ile birlikte 0,0 pozisyonuna, eni boyu sayfanın tamamını kaplayan bir kare koymuş oluyoruz. Şimdi sayfayı yenilelim... hiç bir şey göremeyeceğiz. Çünkü bu koyduğumuz kare ile ilgili hiç bir görünüm tanımlaması yapmadık. Peki o zaman ne yapıyoruz? svg etiketimizin içerisinde defs adında bir etiket açıyoruz ve bunun içine css dosyamızı yazıyoruz ! :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe src="http://pastebin.com/embed_iframe.php?i=EBPXYTGN" style="border: medium none; width: 100%;height:auto;"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tekrar firefox'a gidelim, kırmızı karemiz karşımızda. Buradaki defs etiketi içerisinde Css tanımlamaları yapabildiğimiz gibi, gradyanlar, efektler ve filitreler ile ilgili tanımlamaları da yapabiliyoruz. Örneğin çizdiğimiz kare düz kırmızı olmak yerine siyahtan beyaza giden bir gradyana sahip olsun dedik diyelim. Bu durumda kendimize bir gradyan tanımlar ve karemizin fill değerini düz renk olarak göstermek yerine gradyan tanımlamamızı gösteririz. Hadi yapalım..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe src="http://pastebin.com/embed_iframe.php?i=8jVLKji2" style="border: medium none; width: 100%;height:auto;"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img align="right" src="http://lh4.ggpht.com/_VYx5WJuyUvQ/S54ZfsJzzKI/AAAAAAAABCs/KmOcYzSViTI/resim-9.png" /&gt;&lt;br /&gt;
Burada gradient1 adında bir gradyan tanımlaması yaptık ve css bölümündeki doldurma (fill) tanımına bu gradyanı göstererek. Karenin düz renk ile değil bir gradyan ile doldurulmasını sağlamış olduk. Gradyan tanımlaması nispeten karışık gibi. Şöyle tarif edeyim ; normalde elinizde bir grafik programı olduğunu ve gradyan oluşturak için fareyi bir noktada tutup diğerine sürükleyip bıraktığınızı düşünün. Burada x1,y1 farenin tuşuna bastığınız noktayı, x2,y2 de bıraktığınız noktayı temsil ediyor. Yani gradyanın başlangıç ile bitiş noktalarını.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
linearGradient etiketi içerisindeki stop etiketleri ise hangi noktda hangi rengin bulunacağını ifade ediyor. Biz burada gradyanın başlangıç noktasında #000000 (siyah) ve bitiş noktasında ise #ffffff (beyaz) rengini kullandık. Bu sayede başlangıçtan uca kadar siyahtan beyaza giden bir  geçiş elde ettik.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadarlık bilgi ilginizi svg konusuna çekmeye yetmiştir diye tahmin ediyorum. Son bir kıyak olarak ise bilsin için yaptığım logo çalışmasının kodunu veriyorum aşağıda. İnceleyip kendinize göre modifiye edebilir kendi logolarınızı oluşturabilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe src="http://pastebin.com/embed_iframe.php?i=9c4dgHjd" style="border: medium none; width: 100%;height:auto;"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çıktısı şu şekilde :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img alt="logo" src="http://lh5.ggpht.com/_VYx5WJuyUvQ/S54c8VI1X5I/AAAAAAAABC0/NTFZu9DPQ28/resim-10.png" /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Svg ile ilgili bulabileceğiniz bazı kaynaklar:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.w3.org/Graphics/SVG/"&gt;http://www.w3.org/Graphics/SVG/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/SVG"&gt;http://tr.wikipedia.org/wiki/SVG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.w3schools.com/svg/default.asp"&gt;http://www.w3schools.com/svg/default.asp&lt;/a&gt;&lt;a href="http://wiki.svg.org/index.php/Main_Page"&gt;http://wiki.svg.org/index.php/Main_Page&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-6932931659762273185?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/H_EdmFLg6SGzyyG0-RUYGDD742Q/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/H_EdmFLg6SGzyyG0-RUYGDD742Q/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/H_EdmFLg6SGzyyG0-RUYGDD742Q/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/H_EdmFLg6SGzyyG0-RUYGDD742Q/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/NQo2cEQZoMU" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/6932931659762273185/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/02/sen-ne-guzel-seysin-svg.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/6932931659762273185?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/6932931659762273185?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/NQo2cEQZoMU/sen-ne-guzel-seysin-svg.html" title="Sen Ne Güzel Şeysin Svg" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://lh4.ggpht.com/_VYx5WJuyUvQ/S54ZfsJzzKI/AAAAAAAABCs/KmOcYzSViTI/s72-c/resim-9.png" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/02/sen-ne-guzel-seysin-svg.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkYBSXo5cSp7ImA9Wx9UF04.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-1925756416748247240</id><published>2011-02-14T16:32:00.000-08:00</published><updated>2011-02-14T16:35:58.429-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-14T16:35:58.429-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="bence" /><title>Yazmak</title><content type="html">Bu gün oturup biraz blog okumaya çalıştım. Yapamadım, nedense artık fazla geliyor... Eskiden çok olmasa da boş vakitlerimde bloglar arasında gezip yeni yazılar yazarlar keşfetmeyi severdim. Şimdi ise artık -bilmiyorum bana mı öyle geliyor- İnternet o kadar çok doldu ki bu tip içerikle kirlilik oluştu sanki.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlginçtir, blog nedir nasıl yazılır yok wordpress nedir falan filandan haberi olmayan çocuklar Facebook'un Notlar uygulaması sayesinde uzun uzadıya bir şeyler karalamaya, arkadaşlarına bakın ben ne yazdım demeye başladılar. Meğer ne çok şeyi varmış herkesin söyleyecek. Bu güzel tabi bir yerde kendini ifade etmek önemli, ama konum bu değil. Bu insanların cesaretleri beni hayran bırakıyor daha çok. İnternet üzerinden bir yazıyı yayınlamak bana çok ciddi bir şeymiş gibi geliyor. Yani Facebook'da arkadaşının duvarına birşey yazmak gibi değil yazı yayınlamak. Hadi şu masanın etrafına oturun ve söyleyeceklerimi dinleyin demek gibi bir şey. Bir kürsüye çıkıp, tanıdığın tanımadığın bir sürü insana vaaz vermek gibi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img src="http://www.hussoloji.com/wp-content/uploads/2009/01/turk-blog-cesitleri-blog-turleri.jpg" align="right" /&gt;&lt;br /&gt;
Ben böyle düşündüğüm için bana sorumluluğu olan bir şeymiş gibi geliyor. Örneğin eski blogumdaki bir yazı 2006 dan beri 10bin defa okunmuş... Bu bir gazete sayfasına çıkmakla neredeyse aynı. Bu yüzden en azından yapabildiği kadarıyla insan imlasını düzgün tutmaya çalışmalı. Evden çıkmadan önce 50 dakikasını ayna karşısında geçiren birinin bir yazıyı yazıp bir kez bile okumadan yayınlaması bana çok komik geliyor. Tabi hiç kimse bir yazarlık mertebesinde iş çıkarmak zorunda değil ama en azından elinden geleni yapmalı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İçerik açısından ise bir şeyler vermek lazm insanlara diye düşünüyorum. Hayatıma dönüp baktığımda yazmaya-insanlara anlatmaya değer pek birşey bulamıyorum çünkü yaşadığım en kallavi aşk hikayesi bile satırlara döküldüğünde karşı taraf için klişe ya da sıkıcı bir hikayeden fazlası olmaz gibi geliyor. Bunun dışında aslında kendimi oldukça zeki bulmama rağmen söylediğim sözlerin hayata bakış açımın insanların dimağında bir yer edeceğini de düşünmüyorum. Birilerinden etkilenmek isteyen gider Sarte okur ne bileyim Schopenhauer okur bana mı kaldı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eh ben bunları düşünedururken millet şakır şakır yazı yazıyor, "Hayat..." gibi babacan, iddalı başlıklar atıyor. Pek okuyasım  gelmiyor açıkcası.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-1925756416748247240?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/N9ZjUxxgJxr7gYAXWvXfVQc2gys/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/N9ZjUxxgJxr7gYAXWvXfVQc2gys/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/N9ZjUxxgJxr7gYAXWvXfVQc2gys/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/N9ZjUxxgJxr7gYAXWvXfVQc2gys/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/A2QfTSUcT_g" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/1925756416748247240/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/02/yazmak.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/1925756416748247240?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/1925756416748247240?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/A2QfTSUcT_g/yazmak.html" title="Yazmak" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/02/yazmak.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0UHRn4zfCp7ImA9Wx9WF0w.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-8332924581160965245</id><published>2011-01-21T13:42:00.000-08:00</published><updated>2011-01-22T07:47:17.084-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-01-22T07:47:17.084-08:00</app:edited><title>Paul Auster demiş ki...</title><content type="html">"Birisini unutmak zorundaysanız, bunu sindire sindire yapın. Çünkü aklın zamansız öldürdükleri, yürekte amansız dirilir." &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
daha ne desin?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img src="http://lh6.ggpht.com/_VYx5WJuyUvQ/TPwH-37-G0I/AAAAAAAABRI/yue5sDB47dE/s640/DSCN1578.JPG"&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-8332924581160965245?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/7KFmhdWeLcVNurLrsV535cedlis/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/7KFmhdWeLcVNurLrsV535cedlis/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/7KFmhdWeLcVNurLrsV535cedlis/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/7KFmhdWeLcVNurLrsV535cedlis/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/Gi2MvI3VXI0" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/8332924581160965245/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/01/birisini-unutmak-zorundaysanz-bunu.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/8332924581160965245?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/8332924581160965245?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/Gi2MvI3VXI0/birisini-unutmak-zorundaysanz-bunu.html" title="Paul Auster demiş ki..." /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://lh6.ggpht.com/_VYx5WJuyUvQ/TPwH-37-G0I/AAAAAAAABRI/yue5sDB47dE/s72-c/DSCN1578.JPG" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2011/01/birisini-unutmak-zorundaysanz-bunu.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEMESX46fip7ImA9Wx9RGEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-3968187805396973972</id><published>2010-12-20T05:38:00.000-08:00</published><updated>2010-12-20T05:40:08.016-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-12-20T05:40:08.016-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ozgurlukicin" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="django" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="projeler" /><title>Site Piyango</title><content type="html">Nedense yazılım işinden belli bir uzaklaşma yaşıyorum. "Belki de uzaklaşmam, biraz kendimi nadasa bırakmam gerek" diye düşünüp kendime biraz mola hakkı tanıdım. Gerçekte var olan, ekran dışında yaşayabilen bir şeyler yapmaya çalışıyorum ancak, tabi alışmış kudurmuştan beterdir basit bir iki şey kodlayarak elimi oyaladığım da oluyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://sitepiyango.com/"&gt;SitePiyango&lt;/a&gt; da bu tip bir akşam eğlencesi olarak ortaya çıktı. Kendisi adından da anlaşılacağı üzere bir piyango sistemi. Hediye olarak ise kendisine gelen bütün trafiği gün boyunca sizin sitenize armağan etmeyi vaad ediyor. Ayrıca eğer siteniz kazandıktan sonra editörün (yani benim :) hoşuna giderse hakkında bir tanıtım yazısı yazısı da hazırlanıp Facebook daki &lt;a href="http://www.facebook.com/sitepiyango"&gt;Her Gün Bir Yeni Site&lt;/a&gt; sayfasında yayınlanıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca katılımcılar arasındaki, katılım kuponu kazanma savaşını izleme eğlenceli olabiliyor. :) Hem slogan bile buldum :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://sitepiyango.com/"&gt;SitePiyango&lt;/a&gt;, &lt;i&gt;sitenize trafik getirmenin bedava ve biraz da kumarbaz yolu.&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-3968187805396973972?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/umw_frktSC6-YBM5bTcUmTVfHMI/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/umw_frktSC6-YBM5bTcUmTVfHMI/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/umw_frktSC6-YBM5bTcUmTVfHMI/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/umw_frktSC6-YBM5bTcUmTVfHMI/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/qO0M286OPTU" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/3968187805396973972/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2010/12/site-piyango.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/3968187805396973972?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/3968187805396973972?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/qO0M286OPTU/site-piyango.html" title="Site Piyango" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2010/12/site-piyango.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEQAQ34zfSp7ImA9Wx9bF08.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-386794422473060549</id><published>2010-09-06T14:16:00.000-07:00</published><updated>2011-02-26T04:12:22.085-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-26T04:12:22.085-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="özeleştiri" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="mahsüllerimiz" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="öykü" /><title>Keratin</title><content type="html">Uzunca bir sahil şeridini takip ettikten sonra varıyorum dükkana. İçeriye girdiğimde ferah mavi bir klima havası çekiyorum içime. Hoşuma gidiyor. Kendini sunma meselesi tabi. Dışarıdayken aldığım havadan çok daha az oksijen içermesine ve büyük ihtimalle bir sürü bakteri içermesine rağmen bu havayı daha çok seviyorum. Çünkü soğuk ve nemsiz. Bunları düşünürken aynada kendimle göz göze geliyorum. Ne zaman oturdum buraya? Bu dalgınlıkla kesin ya cep telefonumu kaybedicem ya cüzdanımı. Panikliyorum ama belli etmemem lazm. Bu dalgın zamanlarımda hep birşeylerimi kaybeder kendimi aptal konumuna sokarım. Mayomun cebinde cep telefonu ile suya atlamıştım bir keresinde. Berber hazırlığını yapmaya devam ederken boğazımı saran kumaşın üzerinde nabzımın attığını hissediyorum. Biraz daha böyle az kan gitse beynime belki sarhoş olurum. Beyaz ütülü gömleği kolonya kokan yanakları ile berber iki elini omzuma koyuyor. Onun duruma ve ortama hakim... Göğsünü şişirerek "ne yapalım saç mı sakal nasıl olsun?" diye soruyor. Küçücük gözlerine kitleniyorum. Herifin bakışlarında zerre tereddüt yok. Oysa ben neden bilmem kalbimin bir köşesinde hep miktar suçluluk duygusuyla yaşarım. Bir an durup kendimi soğuk suya bırakır gibi fırlatıyorum cümleyi "Kafayı usturayla kazı abi" diyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img width="300px" align="right" src="http://fc08.deviantart.net/fs46/f/2009/219/8/9/892cd216dce6464916fba267de1926a5.jpg" /&gt;  Aslında bana yakışmaz biliyorum. Hem saçlar olmazsa insanın beyni pişer. Kafa tasının üzerine yalıtımı iyi bir keratin bir tabakayı yerleştirmek bir zekanın ürünü olmalı. Neyse ya umurumda değil. Çok uzun zamandır bir şeylerin kendi kontrolümde olduğunu hissetmedim...En azından kendi vücudum üzerinde söz sahibi olduğumu hissetmem gerek.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunu en son Eskişehir'den ayrılmadan hemen önce yapmıştım. Tren garının olduğu caddedeki evimin karşısındaki berbere tıpkı buna benzer bir koltukta otururken söylemiştim bu cümleyi. "Kafayı kazı abi.." demiş "mümkünse hatırladıklarımın bir kısmını da sökmek için bastır usturayı" diye yarı güler yarı titrer bir sesle devam etmiştim. Başımı kapıya doğru çevirdiğimi ve okuldan gelirken ekmek almak için uğradığım fırına kırmızı gözlerle baktığımı hatırlıyorum. Bir daha görmeyeceğini bildiğinde her şey hüzün verebiliyor insana. Hiç bir derinliği olmayan bir ekmek fırını bile yapabiliyor bunu... Aslında tekrar görmesine görmek mümkün, ancak o artık başka bir şeye dönüşüyor terk edilince. Boşalma süreci başlıyor. İçini anlamla doldurduğun bir yer veya kişi bütün taşıyıcılığını kaybetmeye başlıyor. İşte ona yas tutuyorsun, anlamlarını koyacak yerinin olmamasına. Sevgililer de sevgilerimizi koyduğumuz sevgilikler değil mi zaten?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Berber kafamı aşağı eğiyor. Önce saçımı kısaltmak için makinayla müdahele ediyor. Bu kadar uzun saça ustura daldırması zor. Vücudumdan kopan parçaların küçük topaklar halinde düşüşünü izliyorum. Onlar da terk ediyorlar beni. Boşalma süreci onlarda çok hızlı. O yüzden şaşırarak bakıyorum. Bir anda bana ait değiller ve Mirat'ın saçı olmayı saniyenin yarısı kadar bir zamanda bırakıyorlar. Sadakat duygusundan bu yoksun olmalarına gıcık oluyorum. Bu kadar aidietin ve yabancılığın bir arada bulunduğunu her zaman göremeyeceğimi düşünerek dikkat kesiliyorum. Ama belkide abartıyorumdur. Hızla uzaklaşıp giden başka şeyler de vardır kesin benim aklıma gelmiyor şimdi. Burnumu açmaya çalışıyormuş gibi hıflayarak saçları aşağı yuvarlamaya çalışıyorum. Berber makinayı kafama sertçe bastırdığı zaman titreşim bütün zihnime yayılıyor. Kafamı tekrar kaldırdığımda farklı birini görüyorum aynada. Hoşuma gidiyor tanımadığım bir Mirat'la tanışmak. Gözlerim yine belli oranda çekik ve hüzünlü ama diğer bütün orantılar değişti. Kafamın daha uzun olduğunu sanıyordum ben, baya yuvarlakmış oysaki. Bebekliğimden kalma bir içgüdü sarıyor bedenimi. Sağ elimi daha önce hiç dokunmadığım bir yerine dokundum biraz önce. Bir kavunu yoklar gibi yokluyorum beynimin üzerindeki sert kemik tabakasını.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-386794422473060549?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/vAdLMS0Re-jCzcRRrj80lETOzGc/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/vAdLMS0Re-jCzcRRrj80lETOzGc/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/vAdLMS0Re-jCzcRRrj80lETOzGc/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/vAdLMS0Re-jCzcRRrj80lETOzGc/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/pLGNLXdh5MU" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/386794422473060549/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2010/09/keratin.html#comment-form" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/386794422473060549?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/386794422473060549?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/pLGNLXdh5MU/keratin.html" title="Keratin" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>3</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2010/09/keratin.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUYGRXkyfip7ImA9Wx9bF0w.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-2562741061902963395</id><published>2010-09-05T14:46:00.000-07:00</published><updated>2011-02-26T02:45:24.796-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-26T02:45:24.796-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="video" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="timelapse" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="mahsüllerimiz" /><title>Pencere</title><content type="html">Webcam'i pencereye sabitledim. Motion adlı güvenlik kamerası  uygulamasına dedim ki webcam'i kullanarak bana dakikada 1 kare kaydet.  24 saat bu kaydı yaptıktan sonra kareleri birleştirip müziği koymak  kaldı. Fotoğraf makinasıyla yapıldığını biliyorum bu &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Time-lapse" target="_blank"&gt;timelapse videoları&lt;/a&gt;nın ama webcam ilk sanırım :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe frameborder="0" height="400" src="http://player.vimeo.com/video/3128868?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" width="598"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-2562741061902963395?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9qPW1E_6_jJVRpZoqkylF5v57Yg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9qPW1E_6_jJVRpZoqkylF5v57Yg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9qPW1E_6_jJVRpZoqkylF5v57Yg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9qPW1E_6_jJVRpZoqkylF5v57Yg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/4slnLXFZDSo" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/2562741061902963395/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2010/09/pencere.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/2562741061902963395?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/2562741061902963395?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/4slnLXFZDSo/pencere.html" title="Pencere" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2010/09/pencere.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkENRXs5fSp7ImA9WxFSGUs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-272530097174708340</id><published>2010-04-22T11:24:00.000-07:00</published><updated>2010-04-22T11:24:54.525-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-04-22T11:24:54.525-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="önemli bunlar" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="FMK" /><title>FMK hareketine katılalım mı?</title><content type="html">Beni çok heyecanlandıran bir fikirden bahsetmek istiyorum. Aslında karşılıklı olsak çok daha rahat anlatırım ama şimdi idare edin yazınsal kıtlığımı. Belki duydunuz belki de duymadınız ama İnternet'te doğup büyüyen bir hareket var. Hareketin adı "Faili Meçhul Kıyak". Merak uyandı değil mi? hemen anlatayım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img align="right" alt="kıyak yap" src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2009/02/kiyak_sidebar1.jpg" /&gt;Bu Amelie filmindeki kızı hatırlıyor musun? hani kız birilerine iyilik yapıyor sonra sıvışıyordu ya onun gibi bir şey. Birilerine bir iyilik yapıyoruz ve ardımızda şu resimdeki kart hariç hiç bir kanıt bırakmadan ortadan kayboluyoruz. Aslında kaybolmasak da olur iyilik yaptığımız kişiyi uzaktan izlememiz de mümkün. Ardından bu kartı alan kişi de bir iyilik yaparak kartı başkasına vermek zorunda. Ha vermez ise onun bileceği iş ama verirse güzel olur. Kart el değiştirdikçe iyilik hareketi de büyüyor. Bir çok medya kanalı bu harekete destek vermiş. Google'da "faili meçhul kıyak" şeklinde aratınca zaten çıkan sonuçlar çok şaşırtıcı. Neyse ben diyorum ki biz de yapalım bunu bir kart bastırmaya bakıyor :) &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir de aşağıda FMK'cıların itirafları var :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Tunç Kılınç&lt;/b&gt; (projenin babası oluyor kendisi)&lt;br /&gt;
Gitmek zorunda kaldığım bir Ziraat Bankası şubesinde (bilirsiniz, günün her saati içerisi kalabalık olur) kendime sıra numarası için bilet alırken bir yerine iki bilet aldım! Yaklaşık 45 dakikalık bir sıra bu. Sıranın bana yaklaştığı dakikalarda aldığım ikinci bileti karta ataçlayıp, kimse görmeden makinenin üzerine bıraktım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;MUSTAFA ÖZTÜRK Öğrenci&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
“Yağmurdan sucuk gibi ıslanmış biri geldi otobüs durağına. Bir şemsiye aldık, kartı da sıkıştırıp gizlice bıraktık. Adam önce etrafa baktı, yüzüne bir gülümseme yayıldı.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;BARIŞ ALTUN Blog yazarı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
“Blog’uma Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden bir genç yazmış: Kitapçıda iki genç konuşuyormuş. ‘Kitabı alırsam, saati alamam’ diyormuş biri. Kız çaktırmadan saatini çıkarıp, kartla beraber çocuğun çantasına bırakmış. Çocuk ‘Bu nereden çıktı, artık benim uğurum’ demiş.” &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Anonim&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Dün gece, A4′ü çıktı olarak aldım ve aklımdaki bir kaç ufak fikiri hayata geçirdim. Birincisi, gittiğim bir mekan’da tanımadığım bir masanın hesabını ödeyip, hesap olarak kartı yollatmak oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben anlatacağımı anlattım bu projenin gerçek adresinde daha fazla ayrıntıya ve kartların grafik dosyalarına ulaşabilirsin : &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.fikiratolyesi.com/2009/02/27/faili-mechul-kiyak/"&gt;http://www.fikiratolyesi.com/2009/02/27/faili-mechul-kiyak/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-272530097174708340?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_D0_RszR4k9e_b1dN_AuV1jJ8wk/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_D0_RszR4k9e_b1dN_AuV1jJ8wk/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_D0_RszR4k9e_b1dN_AuV1jJ8wk/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_D0_RszR4k9e_b1dN_AuV1jJ8wk/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/b4hEJnrcumo" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/272530097174708340/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2010/04/fmk-hareketine-katlalm-m.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/272530097174708340?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/272530097174708340?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/b4hEJnrcumo/fmk-hareketine-katlalm-m.html" title="FMK hareketine katılalım mı?" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2010/04/fmk-hareketine-katlalm-m.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkIER3w6fSp7ImA9Wx5QGU4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-4795471034333450395</id><published>2010-04-14T02:47:00.000-07:00</published><updated>2010-09-08T01:28:26.215-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-09-08T01:28:26.215-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="serbest" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="önemli bunlar" /><title>Nasıl Sosyal Olunur?</title><content type="html">Bazen yaptığımız meslek daha doğrusu işkolik olmamız, meşguliyetlerimiz bizi bir noktadan sonra "ulan bu hafta sonu ne yapsam" noktasına getiriyor. Sosyal bir insan olma konusunda zamanında sıkıntı çekmiş, beceriksiz olduğumu kabul etmiştim. Sonra kendime neyi eksik yaptığım konusunda birkaç soru sordum, kafa yordum. Bulduğum sonuçları kendime not olarak yazdım. Şimdi de bir onları birleştirip yazı haline getirdim. Tamam belki yaşam koçu falan değilim ancak denemeden bilemezsiniz değil mi? belki işe yarar. :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;İlk Etki&lt;/h3&gt;
Anladığım kadarıyla ilk etki sadece kadın erkek ilişkilerindde değil genel olarak insan ilişkilerinde önemli bir kavram. Çıplak kalmamak için giyinenlerdenseniz huy değiştirmek iyi bir başlangıç olabilir. Bunun dışında fiyakalı bir saatinizin, cep telefonunuzun olması malesef önemli. En azından neyin size yakıştığını analiz edip çarşı pazardan ayarlayın bir şeyler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
Not : Bu konuda kendinizi becerikli hissetmiyorsanız, zevkine güvendiğiniz bir bayan arkadaşınızdan yardım almanız işinizi kolaylaştıracaktır. Dişilerin ayrıntılarla dansı değme tango üstadlarına taş çıkartır.
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Tanışma&lt;/h3&gt;
Bu aşama genellikle ortak yapılan etkinlikler sayesinde olur. Kendi kendine sosyalleşebilen insanlar da vardır kabul ediyorum ancak siz bu yazıyı okuyor olduğunuza göre bu guruha dahil değilsiniz demektir :). Civardaki etkinliklerden haberdar olmaya çalışın. Ancak insanları bir araya getiren etkinliklere doğru yönelin. Örneğin dans kursu, resim kursu, konser iyi tercihlerdir ancak etkinlik olsun diye tek başınıza sinemaya gitmeyin.
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Yakınlaşma&lt;/h3&gt;Öncelikle yakınlaşma konusunda başlangıçta seçici olmamanızı daha doğrusu ön yargılı olmamanızı tavsiye ederim. Evet yazının başında dış görünüşün-ilk etkinin önemli olduğundan bahsetmiştim fakat biz bu ilizyona kanmayacak kadar zekiyiz değil mi? Girdiğiniz ortamlardaki insanları insan olarak ele alın. Çoğu insanın yaptığı ama itiraf etmediği ayrımcılık hissini yenin. Türbanlı, hippi, fazla efendi, tiki, apaçi gibi etiketleri silin kafanızdan. Hayır kelime olarak silmekten bahsetmiyorum gerçekten yok edin. Ummadık taş baş yarar. Hayatta herkesden öğrenebileceğiniz bir şeyler olduğunu unutmayın.
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Konuşma&lt;/h3&gt;
Havadan sudan çaydan börekten akşamki maçtan hükümetten gurbetten konuşun. Bu karşınızdaki insanlara sizinle iletişim kurmak için rahatlama fırsatı verecektir. Bunun yanında siz ne kadar çok şeyden bahsederseniz karşı tarafta serbest çağrışım yaratacak aklına bahsedecek birşeyler gelmesini sağlayacaktır.
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Kendini Açma&lt;/h3&gt;
İnsanlar kendilerini mükemmel sunmaya çalışırlar. Maskelerimiz vardır. Biz çok yakınlarımızın yanında çişe gideriz ancak bir partide gittiğimiz yerin adı birden "lavabo" oluverir. İnsanlara kendinizi satmaya çalışmayın. Zaaflarınız ve pozitif yönlerinizle siz bir insansınız ve emin olun sizi orada özel kılan hiç bir şey yok. Biri paraşütle atlamaktan maceralı hayatından bahsettiğinde siz sessiz kalmak ya da konuyu değiştirmek yerine yükseklik korkunuzun olduğunu söylemekten çekinmeyin, belki de onunkinden çok daha sıkıcı bir hayatınız vardır utanmayın bundan. Bu şekilde davranmayı başardığınızda karşınızdaki kişi de bir süre sonra kendini pazarlama modundan çıkacak daha samimi bir iletişime geçecektir.
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Kök Salma&lt;/h3&gt;
Artık kurduğunuz ilişkileri sağlamlaştırmanın vakti geldi. Burada önemli anahtar kelime "telefon etmek". Onları arayın, sadece nasılsın diye sormak bile insanlar için çok şey ifade eder. İnsanlara vefalı olduğunuzu gösterin. Sınavlar, doğum günleri, öğretmenler günü gibi önemli günlerde (size saçma geliyor olsa bile) onları arayın. Hasta olduğunu öğrendiğiniz bir arkadaşınıza (evet arkadaşınız artık o sizin) yardımcı olabileceğiniz bir şey olup olmadığını sorun. Sevilmeseniz bile kendinize saygı duyulmasını sağlarsınız.
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3&gt;Özel Zamanlar Geçirin&lt;/h3&gt;
Başlığı okuyup muzu manalar çıkartmayın. Topluca bir yerde olmak kolaydır ancak biri ile başbaşa ettiğiniz sohbet veya gerçekleştirdiğiniz etkinlik her zaman daha derin bir iletişim yaratır. Karşınızdaki kişi topluluk içinde ifade edemeyeceği şeyleri ifade edebilmeye başlar. Karakteri ile ilgili kararları artık bu noktada verebilirsiniz. Karar sizin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[...]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonuç olarak bu söylediklerimi ezberlemenize ya da hayati kural haline getirmenize gerek yok ancak aklınızın bir köşesinde bulunması yeterli. Zaten insanlar aslında gözüktüğünden çok daha kolay mutlu oluyor. Geriye bunu paylaşmak kalıyor. Bir dahaki yazıda görüşmek üzere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-4795471034333450395?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/-I1PvBzMb5IIi0hKERqhWoPwitg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/-I1PvBzMb5IIi0hKERqhWoPwitg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/-I1PvBzMb5IIi0hKERqhWoPwitg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/-I1PvBzMb5IIi0hKERqhWoPwitg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/Vz2ABjc0T90" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/4795471034333450395/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2010/04/nasl-sosyal-olunur.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/4795471034333450395?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/4795471034333450395?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/Vz2ABjc0T90/nasl-sosyal-olunur.html" title="Nasıl Sosyal Olunur?" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2010/04/nasl-sosyal-olunur.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkIGR3g4cSp7ImA9WxBSFkU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3174547466843801189.post-4894148846759491597</id><published>2009-12-24T11:54:00.000-08:00</published><updated>2009-12-24T11:55:26.639-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-24T11:55:26.639-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="portfolyo" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="filmeleştirisi" /><title>SONBAHAR</title><content type="html">&lt;img src="http://www.onlinesinemaizle.net/data/media/59/Sonbahar.jpg" align="right" /&gt;&lt;br /&gt;
Sonbahar yönetmen Özcan Alper'in ilk uzun metrajlı filmi olmasına rağmen uluslar arası ve yurt içi festivallerde 31 adet ödül almış bir yapım. Açıkçası bu filmi seçerken DVD kabının üstünde bolca ödül tacı deseni olması en belirleyici etmendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkçe, Hemşince ve Gürcüce dillerinin kullanıldığı filmde, cezaevi ve ölüm orucu gerçeğine insancıl bir açıdan yaklaşılmış. Üzerine biraz da aşk hikayesi aroması serpiştirilmiş. Filmde, genç bir üniversite öğrencisi (22 yaşında) olarak girdiği cezaevinde ölüm orucuna giren ve 10 yıl sonra özgürlüğüne kavuşan Yusuf’un çocukluk ve ilk gençlik yıllarının izini sürerek geçirdiği son iki ayının öyküsü anlatılıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öncelikle söylemeliyim ki bu filmi izlemek benim için zor oldu. Zira her ne kadar aşkın ve ölümün konu edildiği bir film olsa da konu hakkında bir şeyler söyleyebilmek için biraz politik bilgiye ya da yakın tarih bilgisine sahip olmak gerekiyor. Film bir polis kamerası kaydı ile başlıyor. Bir ceza evine yapılan operasyona bu polis kamerasından tanık oluyoruz. Ana karakter ile tanışmamız bu sahneden sonra oluyor ceza evinin revirinde sedyenin üzerinde oturup doktorun söylediklerini sessizce dinleyen adamın adı Yusuf. Filmin çatışması bu sahnede başlıyor. Akciğerlerinin bittiğini söyleyen doktor ona " "Durumu senden çok daha iyi olan hastalar 309'dan faydalanıp tahliye oldular." diyerek ceza evinden çıkmasını öneriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu revir sahnesinde bir metafor kullanımı var. Yusuf'u revirin penceresinden dışarı bakarken görüyoruz. Pencerenin önüne yapmış bir karga bir çığluk atıp yuvasını terk ediyor. Yusuf'un doktorun ikna çabasına olumlu cevap verdiğini buradan anlıyoruz. Karga yuvasından ayrılıyor,  Yusuf'da aynı şeyi kendi hayatında yapıyor. Uzun süre kaldığı ceza evi onun evi olmuş oradan dışarı çıktığında artık yabancılık çekmeye başladığı bir hayata adım atıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonbahar filmi hızlı bir şekilde başladı bana göre. Yusuf'un neden o hapishanede olduğunu bilmiyoruz. Yusuf ile tanışmadan önce yapılan operasyonun ne olduğu hakkında her hangi bir açıklama da yok. Bu yüzden filmi izlerken apolitik olan ben için durumu kavramak biraz zor oldu. Ancak daha sonra senaryo yazarı ve yönetmeni olan Özcan Alper'in film ile ilgili röportajını okuduğumda bahsi geçen dönemde bir çok arkadaşının o zamanki (90'lar) politik çalkantılardan mağdur olduğunu öğrendim. Yönetmen "Pankart taşıdı diye 19 yaşında arkadaşım 10  yıl ceza evine girdi" diyerek kendisini bu filme motive eden etmenleri özetlemiş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ceza evinden çıktıktan sonra muhteşem manzaralar içerisinde Yusuf'un evine dönüşünü izliyoruz. Muhteşem manzaralar dediğim karadeniz'in muhteşem peyzajları. Bu sahnede ve diğer birkaç sahnede sanki değişik filmlerden bölümleri ard arda montajlamışlar gibi bir his oluşturdu bende. Söylemek istediğim  yönetmenin -sanırım ilk filmi olduğundan- örnek aldığı işleri fazlaca belli etmiş olması. Bu bahsettiğim otobüs sahnesi Eşkiya filminin ya da Gönül Yarası filminin giriş sahneleri ile fazlaca benzerlik taşıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eve döndükten sonra Yusuf'un annesi ile tanışıyoruz, bir de eve gidip gelen bir çocuk var. Karadenizin şirin köy evlerinden birindeyiz. Yusuf'un yapacak çok şeyi yok, eve yolladığı mektupları okuyor. Buradan Yusuf'un hayat hikayesine biraz daha aşina oluyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Film undan sonra bir tanışma evresine giriyor. Yusuf geride bıraktığı hayatına geri dönüyor yanlız uzakta geçirdiği süre içerisinde o kadar yabancılaşmış ki sanki başkasının kıyafetlerini giyiyor başkasının yatağında uyuyor gibi rahatsız. Bu yabaniliğin doruk noktası annesinin zoru ile köye inmeye zorladığında hissediliyor. İnsanlar ile bir arada olmamak için minibüse binmek yerine yürümeyi tercih etmesi bana göre bu anlatımın doruk noktası.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra onu ilk defa biri ile konuşabilirken görüyoruz, bu kişi Mikail, Yusuf'un çocukluk arkadaşı. Aralarındaki bağ güçlü. Mikail Yusuf'u hayata döndürmek için onu dışarı çıkmaya zorluyor meyhaneye gidiyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gittikleri meyhaede Yusuf, bir konsomatrise (Eka) aşık oluyor. Bu sahneyi izlerken adamın bu kadar insanlardan uzak davranmaya çalışmasının sebebinin biraz da ölüme yakın olması olduğunu düşündüm. Kimseyle bir bağ kurup giderken onunla daha çok zaman geçirememiş olmanın hüznünü yaşamak istemiyor. Ancak yine de kaçamıyor bundan. Meyhane çıkışı Eka ile bir gece geçiriyorlar ancak sadece konuşmak istediğini söylüyor Yusuf. Belki de hayata geri dönmenin acemiliğini üzernden atmak istiyor ya da bir şekilde Eka'nın onu anlayacağını düşünüyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yusuf'un her ne kadar frenlemek istese de artık hayattan zevk almaya başlıyor. Bunu meyhane gecesi dönüşü arkadaşı Mikail'e yaylaya çıksak ya demesinden anlıyoruz. Mikail ölümü unutmaya çalışıyor. Bütün bunlar olurken Mikail'in annesi onda bir sorun olduğunu seziyor bana göre. Bir akşam vakti evin bahçesinde çay içerken konuşturmaya çalışıyor oğlunu, "hasta mısın? rengin neden bembeyaz" diye soruyor. Her ne kadar Yusuf'u konuşturamasa da bir korku başlıyor annenin içinde.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonrasında Yusuf'un biraz daha barıştığını anlıyoruz kendisiyle. Mikail ile yaylaya çıkarken arabaya binen amcanın Yusuf'a "ha sen şu anarşik uşaksun" şeklinde yaklaşımı ilk defa sinirlendirmiyor onu. Gülerek karşılık veriyor. Yusuf'un hayata tekrar tutunuşu onun gerilimini arttırıyor. Birzde bu gerilimi içten içe hissediyoruz. Yusuf köyde ölen kişinin cenazesine katılırken yarı yoldan geri dönüyor bir anlamda kendini görüyor çünkü o tabutun içinde. Yusuf'un daha önce sadece sohbet etmek ile yetindiği Eka ile sevişmesi de buna tuz biber oluyor. Sanki bir kolundan hayat tutup çekiyor Yusuf'u diğer kolundan hayat.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Filmde kullanılan manzara sahneleri de bu gerilimin artması ile vahşileşmeye başlıyor. İskele kenarında izlediğimiz durgun deniz artık filmin bu sahnelerinde dalgalı ve sert bir şekilde vurmaya başlıyor. Devamlı yağmurlu olan hava iyice sertleşiyor. Bölgede bulunan kargaların öterek insanları öldürüyor olması bu filmde bir metafor olarak kullanılıyor. Kargalar daha çok ötmeye başlıyor ve annenin huzursuzluğu giderek artıyor. Yönetmen bu şekilde anlatımda 2. defa kargalardan faydalanmış oluyor. Annenin ağaçlardaki kargaları kovaladığını görüyoruz bir sahnede, bağırıyor gitsinler diye bu da sanki oğlunu korumak için yaptığı bir hareket.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Velhasıl Yusuf'un yaşamaya çalıştığını artık Eka'nın peşinden Bakü'ye gitmek için pasaport alması ile anlıyoruz. Ancak bunu başaramıyor. Filmin en hazin yönü bu yarım kalmışlıklar bence. "Var" ve "yok" vardır filmlerde gerçek hayatta ise yarım kalan bir çok şey vardır. Hiç birimiz sonsuz bir aşkla bağlanmayız ; kötü adam ile iyi adam kim net değildir gerçek hayatta. Filmin bana göre gerçekçiliği buradan geliyor. Bir şeyler yapıyor Yusuf ama yarım.Tam olan bir tek şey var : Yusuf hapishanede geçen yıllarının acısını çekiyor. Daha fazla hayat istiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan sonra kar yağmaya başlıyor filmde. Kar demek artık kış demek. Bundan sonra artık Yusuf için bir teslimiyet ve yas dönemi başlıyor. Bunda hayatını anlamlandıran Eka'nın gidişinin de bir etkisi var. Cesaret edip neden Eka'nın peşinden gitmiyor bilmiyorum belki de ölümün onun yakınında olduğunu hissedip evinde olmak istediğindendir. Çünkü ölüme hazırlandığını görüyoruz Yusuf'un. Kamyonun arkasında bir bisiklet ile beliriyor. Bisiklet onun daha önce verdiği bir söz. Gitmeden önce son yapması gereken şeyleri yapıyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Filmin son sahnesinde annesi Yusuf'tan tulum çalmasını istiyor, "ne güzel çalardın eskiden" diyor. Yusuf'un eşyalarına başkalarına aitmiş gibi davrandığını söylemiştim bu sefer tulumunu elinde görüyoruz. Sanki eski kendi olmuş gibi bir havası var. Bu noktada kamera pencereden dışarıyı izlemeye başlıyor bir gurup insanın cenaze taşıdığını görüyoruz. Yürek yakıcı ağıdın içinden onun adını duyup cenazenin ona ait olduğunu anlıyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonuçta yönetmen Özcan Alper, Yusuf’un hikâyesini ajitasyona sığınmadan, doğanın, hayatın ve aşkın öğretisine sonuna kadar sadık kalarak ince ince işlerken; seyircinin hikâyenin dokunaklılığına kapılmaması için ise belgesel görüntülerden yararlanıyor. Öğrenci gençlik mücadelesi içinden seçilen bu belgesel görüntüler, Yusuf’un hikâyesine kendisini kaptıran seyirciye bir tür “neden burada olduğumuzu unutma!” mesajı veriyor ve böylece filmin kahramanını da toplumsal bir karakter haline dönüştürüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3174547466843801189-4894148846759491597?l=miratcanbayrak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uz2LpG3Nq00-zcR4fFfdwdRxPRg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uz2LpG3Nq00-zcR4fFfdwdRxPRg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uz2LpG3Nq00-zcR4fFfdwdRxPRg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uz2LpG3Nq00-zcR4fFfdwdRxPRg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/OnikiDAkcesi/~4/CSrQwp2CByU" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/feeds/4894148846759491597/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://miratcanbayrak.blogspot.com/2009/12/sonbahar.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/4894148846759491597?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3174547466843801189/posts/default/4894148846759491597?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/OnikiDAkcesi/~3/CSrQwp2CByU/sonbahar.html" title="SONBAHAR" /><author><name>M. Can Bayrak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="//lh5.googleusercontent.com/-toHCAfLRVZY/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAC0A/7en3xoRVzpQ/s512-c/photo.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://miratcanbayrak.blogspot.com/2009/12/sonbahar.html</feedburner:origLink></entry></feed>

