<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/" xmlns:blogger="http://schemas.google.com/blogger/2008" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747</atom:id><lastBuildDate>Fri, 16 Jun 2017 05:29:39 +0000</lastBuildDate><category>Konjonktür Takibi</category><category>Büyüme</category><category>Kur</category><category>Ekonomi</category><category>Faiz</category><category>İhracat</category><category>Enflasyon</category><category>Resesyon</category><category>Cari Açık</category><category>ABD Ekonomisi</category><category>Dış Ticaret</category><category>Sanayi Üretimi</category><category>İç Talep</category><category>Kapasite Kullanım Oranı</category><category>Merkez Bankası</category><category>Para Politikası</category><category>TÜİK</category><category>İşsizlik</category><category>Otomotiv</category><category>Seçim</category><category>Siyaset</category><category>Turizm</category><category>Tüketim Endeksi</category><category>Yoksulluk</category><category>İstihdam</category><category>İşgücü</category><category>Şirket Kuruluşları</category><category>Bayram Tatili Etkisi</category><category>Bütçe</category><category>Döviz Rezervleri</category><category>Dış Açık</category><category>Dış Borç</category><category>Gelir Dağılımı</category><category>Global Likidite</category><category>Hesaplama</category><category>Kriz</category><category>Mevsimsellik</category><category>Petrol Fiyatları</category><category>Sıcak Para</category><category>Tasarruf</category><category>Veri Seçiciliği</category><category>Yatırım</category><category>İthalat</category><category>Alım Gücü</category><category>Borç</category><category>Bölgesel Dengesizlik</category><category>DPT</category><category>Durgunluk</category><category>Enflasyon Hedeflemesi</category><category>Eğitim</category><category>Faiz Dışı Fazla</category><category>Gıda Fiyatları</category><category>Hammadde Fiyatları</category><category>IMF</category><category>Kalkınma</category><category>Nüfus</category><category>Probit Modeli</category><category>Projeksiyon</category><category>Sosyal Güvenlik</category><category>Suç</category><category>Teşhir</category><category>Yabancı Sermaye</category><category>Öncü Göstergeler</category><category>Öngörü</category><category>İktisatçılar</category><title>ORHAN KARACA</title><description>EKONOMİ ÜZERİNE YAZILAR</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>288</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-5327816581444905458</guid><pubDate>Tue, 01 Mar 2016 14:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2016-03-01T16:44:51.047+02:00</atom:updated><title>Yeni web sitesi</title><description>İnternette bulunmayan çalışmalarımı&amp;nbsp;yükleyebilmek için Google üzerinde bir site oluşturdum. Aşağıdaki linkten bu siteye&amp;nbsp;ulaşabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;https://sites.google.com/site/okaracca/&quot;&gt;https://sites.google.com/site/okaracca/&lt;/a&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2016/03/yeni-web-sitesi.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-681651710021403828</guid><pubDate>Wed, 08 Aug 2012 10:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-08-08T13:06:52.792+03:00</atom:updated><title>İran&#39;a altın ihracatı büyümeyi etkiledi mi?</title><description>Ülkemizde son aylarda çoğunluğu İran’a yönelik bir altın ihracatı patlaması var. Şu sıralarda ihraç edilmekte olan bu altın geçen yıl ithalat yoluyla gelmiş gibi görünüyor. İddiaya göre de Türkiye’de hiçbir işlem görmeden aynen İran’a sevk ediliyor. Uğur Gürses, bu konuda iki yazı yazdı (1, 2). Bu altın ihracatının ekonomideki büyümeyi nasıl etkilediği konusunda ise Fatih Özatay’ın yazıları çıktı (3, 4, 5). Özatay, özetle, ilk iki yazısında bu yılın ilk çeyreğinde geçici altın ihracatının ekonomideki büyümeyi 0.6 puan yükselttiğini, ikinci çeyrekte bu etkinin daha da fazla olacağını anlatıyor. Üçüncü yazısında ise Türkiye İstatistik Kurumu’nu (TÜİK), milli gelir verilerini altın ithalatı ve ihracatı hariç olarak da yayınlamaya çağırıyor. Özatay’ın bu hesabı TEPAV’ın Ekonomide Durum isimli raporunda da yer aldı (6). Özatay’ın dünkü ve bugünkü yazılarından&amp;nbsp;hala aynı hesabı yapmaya devam ettiğini anlıyoruz (7, 8). Öte yandan Uğur Gürses de bugünkü yazısına İran&#39;a altın ihracatının büyümeye etkisini konu etmiş ve de TÜİK&#39;ten aldığı bir açıklamayı da bu yazıya eklemiş bulunuyor (9). Bugün CNBC-e&#39;de izlediğim bir programda da bu konu şöyle bir tartışılıp geçti. Programda TÜİK&#39;ten&amp;nbsp;veya Merkez Bankası&#39;ndan konu hakkında bir açıklama beklentisi gündeme getirildi. Anlaşılan Fatih Özatay&#39;ın yaptığı bir hesapla gündeme getirdiği konu epey kafaları karıştırmış bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre Fatih Özatay&#39;ın&amp;nbsp;yaptığı hesap yanlış. Neden yanlış olduğunu twitter’da ve Ekonomist ile Capital dergilerindeki yazılarımda anlatmaya çalıştım. Burada daha da açık bir şekilde&amp;nbsp;anlatmayı deneyeceğim, umarım başarırım. Hem iki yıldır tozlanmaya bıraktığımız blogun da tozunu şöyle bir almış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle milli gelirin nasıl hesaplandığını anlatmakla başlayalım. Milli gelirin üç hesaplama yöntemi var; üretim, harcama ve gelir. Türkiye’de şu anda üretim ve harcama yöntemiyle hesap yapıldığı ve konumuz da bunlarla ilgili olduğu için, gelir yöntemiyle yapılan hesabı bir tarafa bırakalım. Üretim yöntemiyle hesap yapılırken yurtiçindeki sektörlerin üretimleri (daha doğrusu ürettikleri katma değerler) toplanıyor. Harcama yöntemiyle yapılan hesapta tüketim harcamaları, yatırım harcamaları ve devletin yaptığı harcamalar toplandıktan sonra buna ihracat (yabancıların bizim ürettiğimiz ürünlere yaptıkları harcamalar) ilave edilip ithalat (bizim yabancıların ürettiği ürünlere yaptığımız harcamalar) düşülüyor. Burada tüketim harcamaları, yatırım harcamaları ve devletin yaptığı harcamaların hem yurtiçinde üretilen ürünleri hem de ithal ürünleri kapsadığını belirtelim. Bu hesap sonucunda ekonomideki toplam talep bulunmuş oluyor. Fakat şuraya dikkat: Harcamalar yöntemiyle milli gelir hesabında bir de stok değişimi kalemi var. Çünkü bazı dönemlerde üretimin bir kısmı stoğa gittiği için üretim yöntemiyle hesaplanan milli gelir toplam talepten fazla olabiliyor. Bu durumda aradaki fark stok değişimi kalemine pozitif olarak eklenerek iki yöntemle hesaplanan milli gelirin eşit olması sağlanıyor. Bazı dönemlerde de&amp;nbsp;harcamalar stoktaki ürünlerden karşılandığı&amp;nbsp;için toplam talep üretim yöntemiyle hesaplanan milli gelirden yüksek olabiliyor. Böyle durumlarda ise aradaki fark stok değişimi kalemine negatif olarak eklenerek iki yöntemle hesaplanan milli gelirin yine eşit olması sağlanıyor. Bu durumda ekonomideki büyümenin her zaman üretim yöntemiyle hesaplanan milli gelirdeki büyümeye eşit olacağını söylersek herhalde kafanız karışmaz. Bu durumda yurtiçinde üretim faaliyetine konu olmayan bir şey ekonomideki büyümeyi kesinlikle etkilemez. Elbette üretim faaliyetine konu olmayan bir şey toplam talebi etkileyebilir ama stok değişimi kalemine düşülen kayıt sayesinde bunun ekonomideki büyümeye yansıması engellenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Fatih Özatay’ın ilk çeyrekte altın ihracatı olmasaydı büyüme %3.2 değil %2.6 olacaktı iddiasının doğru olup olmadığını adım adım inceleyelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* 1998 yılı sabit fiyatlarıyla, 2011’in ilk çeyreğinde 18.963 milyon TL hanehalkı tüketimi, 2.519 milyon TL devletin tüketim harcaması, 6.881 milyon TL gayri safi sabit sermaye oluşumu (yatırım harcaması demek oluyor), -7 milyon TL stok değişimi, 5.967 milyon TL mal ve hizmet ihracatı, -8.072 milyon TL de ithalat vardı. Bunların hepsini topladığımızda ortaya 26.251 milyon TL’lik bir reel gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) çıkmıştı. (Burada bir not düşeyim: Ben hesapları excelde yaptığım için elle&amp;nbsp;hesap yapıldığında&amp;nbsp;arada küsuratdan kaynaklanan küçük farklar çıkabilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* 2012’nin ilk çeyreğinde 18.967 milyon TL hanehalkı tüketimi, 2.658 milyon TL devletin tüketim harcaması, 6.994 milyon TL gayri safi sabit sermaye oluşumu, -618 milyon TL stok değişimi, 6.753 milyon TL mal ve hizmet ihracatı, -7.664 milyon TL de ithalat var. Bunların hepsini topladığımızda ortaya 27.089 milyon TL’lik bir reel GSYİH çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* 2012’nin ilk çeyreğindeki 27.089 milyon TL’lik reel GSYİH’yi 2011’in ilk çeyreğindeki 26.251 milyon TL’lik reel GSYİH’ye oranladığımızda reel büyüme oranı %3.2 olarak çıkıyor (27089/26251=1.032).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şimdi kafanız karışmasın diye daha sonra anlatacağımız dolaylı bir yoldan hesapladığımıza göre, Fatih Özatay, 2012’nin ilk çeyreğindeki altın ihracatının 1998 yılı sabit fiyatlarıyla karşılığını 155 milyon TL olarak hesaplamış bulunuyor. Ben bu konuda bir hesap yapmadım. Burada Fatih Özatay’ın hesabını doğru kabul ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Fatih Özatay, bu geçici altın ihracatı olmasaydı büyüme ne olurdu sorusunun cevabını, hesapladığı 155 milyon TL’lik altın ihracatını ilk çeyrekteki 6.753 milyon TL’lik mal ve hizmet ihracatından düşerek bulmaya çalışıyor. Bu 155 milyon TL’yi 6.753 milyon TL’den düşerseniz karşınıza 6.598 milyon TL’lik mal ve hizmet ihracatı çıkar (6753-155=6598). Fatih Özatay, bulduğu bu yeni mal ve hizmet ihracatı tutarını, 18.967 milyon TL’lik hanehalkı tüketimi, 2.658 milyon TL’lik devletin nihai tüketim harcaması, 6.994 milyon TL’lik gayri safi sabit sermaye oluşumu, -618 milyon TL’lik stok değişmesi ve -7.664 milyon TL’lik ithalat ile toplayarak 26.933 milyon TL’lik bir reel GSYİH tutarına ulaşıyor. Bunu da 2011’in ilk çeyreğindeki 26.251 milyon TL’lik reel GSYİH tutarına oranlayıp (26933/26251=1.026), altın ihracatı olmasaydı büyüme %3.2 değil %2.6 olacaktı sonucuna varıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Fatih Özatay, burada çok basit bir hesap hatası yapıyor. Daha doğrusu ihraç edilen altının nereden geldiğini unutup sanki yurtiçindeki madenlerde üretilmiş gibi hesap yapıyor. 155 milyon TL’lik altın ihracatını mal ve hizmet ihracatından düşerken, diğer kalemlerde bununla ilgili bir ayarlama yapması gerektiğini unutuyor. Bu altın yurtiçindeki madenlerde üretilip ihraç edildiyse elbette böyle bir ayarlama yapmaya gerek yok. Fakat bu altının daha önce ithal edilip stok olarak depoya konulduğunu biliyoruz. Bu durumda bu altın ihraç edilmeseydi stokta durmaya devam edecekti. O zaman demek ki 2012’nin ilk çeyreğindeki stok değişimi -618 milyon TL değil, -463 milyon TL olacaktı (-618+155=-463). Şimdi elimizde 6.598 milyon TL’lik mal ve hizmet ihracatı yanında stok değişimi için de -463 milyon TL’lik yeni bir rakam var. Şimdi bu iki yeni rakamı 18.967 milyon TL’lik hanehalkı tüketimi, 2.658 milyon TL’lik devletin nihai tüketim harcaması, 6.994 milyon TL’lik gayri safi sabit sermaye oluşumu ve -7.664 milyon TL’lik ithalat ile toplayalım. Sonuç sizin için sürpriz oldu mu bilmiyoruz ama ulaştığımız rakam&amp;nbsp;en baştaki 2012 ilk çeyrek GSYİH tutarı olan 27.089 milyon TL ile aynı. Bu rakamı 2011’in ilk çeyreğindeki GSYİH’ye oranlıyoruz&amp;nbsp;ve ilginç mi bilmiyoruz ama büyümenin de yine aynı olduğunu buluyoruz (27089/26251=1.032). Demek ki stoktaki altını ihraç etmeseydik de büyüme değişmeyecekmiş. Ya da başka bir deyişle stoktaki altını oradan çıkarıp ihraç etmemiz büyümemizi etkilememiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yukarıdaki paragrafta altını normal bir mal gibi kabul ettik ve 155 milyon TL’lik ihracatı yapılmamış varsaydığımızda&amp;nbsp;ayarlamayı stok değişimi kaleminde yaptık. Aslında bu da tam doğru değil. İşin o paragrafta ulaştığımız sonucu değiştirmeyen başka bir ilginç boyutu daha var. TÜİK’in milli gelirin hesaplanma yöntemleriyle ilgili yayınının 62’nci sayfasında yer alan bilgiye göre, külçe altın (parasal olmayan altın diye geçiyor) milli gelir hesabında sermaye unsuru olarak kabul ediliyor ve gayri safi sabit sermaye oluşumu kalemi içinde yer alan “kıymetlilerin elde edilişleri eksi elden çıkarılışları” kategorisine işleniyor (10). Yani şu anda ihracatının büyümeye etkisini tartıştığımız külçe altın ithalat yoluyla geldiğinde normal mal stokuna değil de sermaye stokuna eklenmişti. Şimdi ihraç edilirken de normal mal stokundan değil sermaye stokundan çıkarılıyor. Bu durumda 155 milyon TL’lik altın ihracatını yapılmamış varsaydığımızda ayarlamayı stok değişimi kaleminde değil gayri safi sabit sermaye oluşumu kaleminde yapmamız gerekiyor. 155 milyon TL’lik altın ilk çeyrekte ihraç edilmeseydi sermaye stokunda durmaya devam edecekti. Bu durumda ilk çeyrekteki gayri safi sabit sermaye oluşumu 6.994 milyon TL değil, 7.149 milyon TL olacaktı (6994+155=7149). Artık usandınız biliyorum ama gelin şu hesabı bir daha yapalım. Şimdi elimizdeki yeni rakamlar 6.598 milyon TL’lik mal ve hizmet ihracatı ve 7.149 milyon TL’lik gayri safi sabit sermaye oluşumu. Bunları orijinal rakamlar olan 18.967 milyon TL’lik hanehalkı tüketimi, 2.658 milyon TL’lik devletin nihai tüketim harcaması, -618 milyon TL’lik stok değişmesi ve -7.664 milyon TL’lik mal ve hizmet ithalatı ile toplayalım. Sonuç yine ilk baştaki 27.089 milyon TL ile&amp;nbsp;aynı. Sürpriz olmadı değil mi? Bu durumda büyüme de yine %3.2 çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak yukarıda kafanız karışmasın diye anlatımını sonraya bıraktığımız, Fatih Özatay’ın hesabında yer alan, ilk çeyrekte ihraç edilen altının 1998 yılı sabit fiyatlarıyla karşılığını nasıl bulduğumuzu da anlatalım. Fatih Özatay, geçici altın ihracatı olmasaydı ilk çeyrekteki büyüme %3.2 değil %2.6 olacaktı dediğine göre, demek ki 2012’nin ilk çeyreğindeki altın ihracatının 1998 yılı sabit fiyatlarıyla karşılığını 155 milyon TL olarak hesaplamış bulunuyor. Çünkü 2011’in ilk çeyreğindeki 26.251 milyon TL’lik GSYİH&#39;yi %2.6 büyütürsek karşımıza 26.933 milyon TL çıkar (26251x1.026=26933). Bunun 2012’nin ilk çeyreğindeki gerçek GSYİH&#39;den farkı ise 155 milyon TL&#39;dir (27089-26933=155).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KAYNAKLAR:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1) &lt;a href=&quot;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;ArticleID=1092877&amp;amp;Yazar=UGUR-GURSES&amp;amp;CategoryID=101&quot;&gt;Uğur Gürses, “İran’ın Altın Operasyonu”, Radikal, 2 Temmuz 2012&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(2) &lt;a href=&quot;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;ArticleID=1093794&amp;amp;Yazar=UGUR-GURSES&amp;amp;CategoryID=101&quot;&gt;Uğur Gürses, “İran’ın Petro-Liraları Altın Oldu!”, Radikal, 11 Temmuz 2012&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(3) &lt;a href=&quot;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;ArticleID=1093469&amp;amp;Yazar=FATIH-OZATAY&amp;amp;CategoryID=101&quot;&gt;Fatih Özatay, “Geçici Altın İhracatı ve Büyümemize Etkisi”, Radikal, 7 Temmuz 2012&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(4) &lt;a href=&quot;http://www.dunya.com/altin-ihracati,-sanayi-uretimi-ve-buyume-148937yy.htm&quot;&gt;Fatih Özatay, “Altın İhracatı, Sanayi Üretimi ve Büyüme”, Dünya, 11 Temmuz 2012&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(5) &lt;a href=&quot;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;ArticleID=1094131&amp;amp;Yazar=FATIH-OZATAY&amp;amp;CategoryID=101&quot;&gt;Fatih Özatay, “Arındırılmış Büyüme Verileri Gerekiyor”, Radikal, 14 Temmuz 2012&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(6) &lt;a href=&quot;http://www.tepav.org.tr/upload/files/haber/1343554342-8.Ekonomide_Durum_2012___1.pdf&quot;&gt;TEPAV, “Ekonomide Durum: 2012/1”, 29 Temmuz 2012&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(7) &lt;a href=&quot;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;ArticleID=1096460&amp;amp;Yazar=FATIH-OZATAY&amp;amp;CategoryID=101&quot;&gt;Fatih Özatay, “Büyüme ikinci çeyrekte yatay mı?”, Radikal, 7 Ağustos 2012&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(8) &lt;a href=&quot;http://www.dunya.com/gecen-haftaya-bakis-149211yy.htm&quot;&gt;Fatih Özatay, &quot;Geçen haftaya bakış&quot;, Dünya, 8 Ağustos 2012&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(9) &lt;a href=&quot;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;ArticleID=1096542&amp;amp;Yazar=UGUR-GURSES&amp;amp;CategoryID=101&quot;&gt;Uğur Gürses, &quot;İran altını büyümeyi etkiledi mi?&quot;, Radikal, 8 Ağustos 2012&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(10) &lt;a href=&quot;http://www.tuik.gov.tr/IcerikGetir.do?istab_id=248&quot;&gt;Türkiye İstatistik Kurumu, “Üretim ve Harcama Yöntemi ile Gayri Safi Yurtiçi Hasıla Tahminleri: Kavram, Yöntem ve Kaynaklar”, Türkiye İstatistik Kurumu Matbaası, Ankara, 2012&lt;/a&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2012/08/irana-altn-ihracat-buyumeyi-etkiledi-mi.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-9222528577152153715</guid><pubDate>Tue, 26 Oct 2010 11:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-10-26T14:43:26.649+03:00</atom:updated><title>Twitter&#39;a beklerim</title><description>Blogdan sıkıldım, Twitter&#39;a atladım. Az ve öz yorumlar yapmak için daha elverişli. Beklerim.</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/10/twittera-beklerim.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-241446197148706474</guid><pubDate>Fri, 28 May 2010 14:11:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-05-28T17:15:04.397+03:00</atom:updated><title>Gürses&#39;ten yüzde 10&#39;luk işsizlik üzerine</title><description>Başbakan bir laf etti, tartışması iktisatçılara düştü. Bugün de Uğur Gürses yüzde 10&#39;luk işsizlik tartışmasına katılmış. Okumak isteyenler &lt;a href=&quot;http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;amp;ArticleID=999292&amp;amp;Yazar=UĞUR%20GÜRSES&amp;amp;Date=28.05.2010&amp;amp;CategoryID=101&quot;&gt;buraya tıklasın&lt;/a&gt;.</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/05/gursesten-yuzde-10luk-issizlik-uzerine.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-1888060113672245783</guid><pubDate>Thu, 27 May 2010 07:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-05-27T10:10:24.997+03:00</atom:updated><title>Özatay&#39;dan yüzde 10&#39;luk işsizlik üzerine</title><description>Fatih Özatay&#39;ın bugünkü yazısı da bizim dün ele aldığımız yüzde 10&#39;luk işsizlik üzerine. Okumak isterseniz &lt;a href=&quot;http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;amp;ArticleID=999041&amp;amp;Yazar=FATİH%20ÖZATAY&amp;amp;Date=27.05.2010&amp;amp;CategoryID=101&quot;&gt;buradan buyrun&lt;/a&gt;.</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/05/ozataydan-yuzde-10luk-issizlik-uzerine.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-906173850095059455</guid><pubDate>Wed, 26 May 2010 09:31:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-05-26T13:37:55.413+03:00</atom:updated><title>İşsizlik üç ayda yüzde 10&#39;a iner mi?</title><description>Gazetelerin yazdığına bakılırsa Başbakan Erdoğan geçen gün &quot;İşsizlik oranını üç ayda yüzde 10&#39;a indireceğiz&quot; &lt;a href=&quot;http://www.milliyet.com.tr/Milliyet.aspx?aType=SonDakika&amp;amp;ArticleID=1242498&quot;&gt;diyesiymiş&lt;/a&gt;. TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner de bunun üzerine &quot;İşsizliği üç ayda yüzde 10&#39;a indirecek mucizeler varsa seviniriz&quot; &lt;a href=&quot;http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/14837395.asp&quot;&gt;demiş&lt;/a&gt;. Biz böyle peşin hüküm vermeden gelin bir işin matematiğine bakalım. İşsizliği üç ayda yüzde 10&#39;a indirmek gerçekten mümkün müdür, anlamaya çalışalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle mevcut verilere göre şubat ayı itibariyle işsizlik oranının yüzde 14.4 seviyesinde olduğunu belirtelim. Mevsimlik eğilimleri dikkate alırsak, üç ayda işsizlikte gerçekten de büyük bir düşüş yaşanması ihtimali var. Yaz aylarına doğru tarım, inşaat ve turizm gibi sektörlerde iktisadi faaliyetlerin yoğunlaşması işsizliği azaltırken, aynı sektörlerde iktisadi faaliyetlerin azalması kış aylarına doğru ise işsizliği arttırıyor. Bu süreçte en hızlı düşüş mart-mayıs arasında gerçekleşiyor. Başbakan Erdoğan&#39;ı tam şimdi böyle bir açıklama yapmaya sevkeden de herhalde ekonomi kurmaylarının kulağına bu konularda bir şeyler çıtlatması oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeri gelmişken reklamımızı da yapalım. Bu konuyla ilgili geçen yıl da bir tartışma olmuş ve resesyon nedeniyle mart-mayıs dönemindeki mevsimlik düşüşün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda kuşkular belirmişti. O zaman da &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/06/issizlikteki-rekorlar-uzerine.html&quot;&gt;bu konuda bir yazı yazmış&lt;/a&gt; ve resesyona rağmen mevsimsel düşüşün yine de gerçekleşeceğini söylemiştik. Sonunda haklı da çıkmıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, konumuza geri dönelim. Elimizde işgücü piyasası için 2005-2009 dönemine ait aylık veriler var. Bu beş yılda mart-mayıs döneminde işsizlik oranında 2.3 ile 3 puan arasında düşüşler yaşandığını görüyoruz. 2005 yılında 2.3, 2006 yılında 3.0, 2007 yılında 2.5, 2008 yılında 2.7, 2009 yılında ise 2.5 puanlık düşüş olmuş. Ortalaması 2.6 puan ediyor. Bu ortalamayı dikkate alırsak, şubat ayında yüzde 14.4 olan işsizlik oranının mayıs ayında yüzde 11.8&#39;e kadar inmesi ihtimali olduğunu görürüz. Hadi resesyon sonrasında ekonominin tahmin ettiğimizden daha hızlı büyüdüğünü ve işsizlikte de tahmin ettiğimizden daha hızlı bir toparlanma olduğunu dikkate alıp bu yılki düşüşün 3 puanı bulabileceğini kabul edelim. Bu durumda mayıs ayında işsizlik oranı yüzde 11.4&#39;e kadar inebilir. İşsizlik oranının yüzde 10&#39;lu seviyeleri ucundan olsun (yüzde 10.9) görebilmesi için ise mart-mayıs dönemindeki düşüşün şimdiye kadar görülmemiş bir seviye olan 3.5 puana çıkması gerekiyor. İmkansız değil elbette ama çok zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5475522673959394946&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 368px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://1.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/S_z23ITyXoI/AAAAAAAAA5o/fWTh4WuEE_c/s400/issizlik.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/05/issizlik-uc-ayda-yuzde-10a-iner-mi.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/S_z23ITyXoI/AAAAAAAAA5o/fWTh4WuEE_c/s72-c/issizlik.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-8583157115979186680</guid><pubDate>Sat, 17 Apr 2010 07:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-04-17T10:54:10.916+03:00</atom:updated><title>Ekonomi Türk kitabı</title><description>&lt;a href=&quot;http://ekonomiturk.blogspot.com/&quot;&gt;Ekonomi Türk&lt;/a&gt;, blog dünyasıyla ilk tanıştığımda haşır neşir olduğum ve beni de bir blog açmaya teşvik eden bloglardan biri idi. Bu blogun yazarları &lt;a href=&quot;http://www.liberte.com.tr/incele.php?id=MzEy&amp;amp;kat=&amp;amp;kat1=&quot;&gt;Ekonomi Türk: Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler&lt;/a&gt; isimli bir kitap çıkarmış. İnan Doğan, kitabın taslaklarından birini bana da göndermişti. Eğer sonradan değişmediyse, kitap blogdaki yazıların ötesinde bilgiler taşıyor. Bu nedenle blogdaki yazıları okumuş olsanız da bu kitabı da alıp okumanızı tavsiye ederim. Ben de ilk fırsatta gidip alacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style=&quot;TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 270px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5461010092157744418&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://4.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/S8lnvsHitSI/AAAAAAAAA5g/Rl4YkKhuv40/s400/b2-312.jpg&quot; /&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/04/ekonomi-turk-kitab.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/S8lnvsHitSI/AAAAAAAAA5g/Rl4YkKhuv40/s72-c/b2-312.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-5724632410578652326</guid><pubDate>Wed, 14 Apr 2010 13:15:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-04-14T16:45:42.752+03:00</atom:updated><title>Para politikası aktarım mekanizması</title><description>Geçen yıl işten arta kalan zamanımın önemli bir bölümünü 15 yıl öncesinden kalan bir hesabı kapatmak için harcadım. 1995 yılında üniversiteden mezun olduğumda ara vermeden yüksek lisansa da başlamıştım ama yeni adım attığım gazetecilik mesleğinde tutunma çabası ağır basınca bu eğitimi tez aşamasındayken yarım bırakmıştım. 2008&#39;in sonlarında af çıkınca bundan yararlanıp yüksek lisansımı tamamlamaya karar verdim. Bir ay kadar önce de nihayet tez savunmamı verip yüksek lisansı bitirdim. Tez konusu olarak son yıllarda ilgimi çekmeye başlayan para politikası aktarım mekanizmasını seçmiştim ve bu vesileyle bu konudaki bilgimi de epey geliştirmiş oldum. Bu konuda üç yıl kadar önce blogda &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2007/03/parasal-aktarm-mekanizmas.html&quot;&gt;şu yazıyı&lt;/a&gt; yazmıştım. O yazının yorumlar kısmında parasal aktarım mekanizmasının 2001 krizi sonrasındaki işleyişine olan ilgimi belli etmişim, bu tez vesilesiyle o konuyu inceledim. Başlığı &quot;Para Politikası Aktarım Mekanizması ve 2001 Krizi Sonrası Türkiye Uygulaması&quot; olan tezimin özet bölümünü aşağıda veriyorum. Ne kadar sürer bilmem ama bir müddet sonra &lt;a href=&quot;http://tez2.yok.gov.tr/&quot;&gt;YÖK&#39;ün tez veri tabanından&lt;/a&gt; tezin tamamına ulaşılabilir olacak. Merak edenler oradan veya bir e-mail atmak suretiyle benden tezin bir elektronik kopyasını elde edebilir.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Bu çalışmada Türkiye’deki para politikası aktarım mekanizması kanallarının işleyişi, 2001 krizi sonrası dönem için araştırılmıştır. Çalışmada 2001 krizi sonrası döneme odaklanılmasının nedeni, bu dönemde para politikası uygulamasında önemli bir dönüşümün yaşanmış olmasıdır. 2001 krizi öncesinde para politikası daha çok maliye politikasına bağımlı iken, kriz sonrasında Merkez Bankası’nın yasal bağımsızlığı güçlendirilerek, etkin bir para politikasının önü açılmıştır. 2001 krizi sonrasındaki para politikası uygulaması neticesinde, enflasyon 30 yılı aşkın bir süreden sonra tek haneye düşürülmüştür. Bu gelişmeden hareketle hipotezimiz, bu dönemde para politikası aktarım mekanizması kanallarından en azından bazılarının işlediği yönündedir. Bu hipotezi test etmek için yapılan ekonometrik analizler sonucunda, söz konusu dönemde faiz oranı ve varlık fiyatları kanallarının çalıştığı, döviz kuru ve kredi kanallarının ise çalışmadığı bulgusu elde edilmiştir.&lt;/blockquote&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/04/para-politikas-aktarm-mekanizmas.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-508031254134969322</guid><pubDate>Fri, 02 Apr 2010 12:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-04-02T16:59:23.918+03:00</atom:updated><title>Bir yazı, iki hata</title><description>Son açıklanan milli gelir verileriyle ilgili özet bir değerlendirmeyi &lt;a href=&quot;http://www.ekonomist.com.tr/ekonomi-yeniden-buyumeye-basladi-BlogDetayi/31.aspx&quot;&gt;Ekonomist&#39;in internet sitesinde yapmıştım&lt;/a&gt;. Daha ayrıntılı bir değerlendirmem de pazar günü çıkacak sayıda yer alacak. Bu arada günlük basında yazı yazan meslektaşlarımın konuyla ilgili değerlendirmelerini okumaya devam ediyorum. Bugün de &lt;a href=&quot;http://www.haberturk.com/yazarlar/504945-bu-yil--6nin-uzerinde-buyuruz&quot;&gt;Habertürk&#39;te Abdurrahman Yıldırım&#39;ın yazısını&lt;/a&gt; gördüm. Yıldırım&#39;ın yazısında iki hata var. Hemen düzeltiverelim ki siz de işin doğrusunu öğrenin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldırım, yazısının bir yerinde 2009&#39;daki küçülmenin yüzde 4.7 olduğunu belirttikten sonra şöyle diyor: &quot;Bu oran 2001 krizindeki yüzde 5.7’lik daralmanın 1 puan altında. Yani veriler 2009 krizinin 2001’den daha küçük kaldığını da gösterdi.&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin doğrusu, 2009&#39;daki küçülmenin 2001&#39;dekinden daha düşük olması son resesyonun öncekinden daha hafif geçtiğini göstermez. Çünkü 2001&#39;deki resesyonun tamamı 2001 yılına ve de söz konusu yılın son üç çeyreğine denk gelmişti. Son resesyon ise 2008 ve 2009 yılları arasında dağıldı. Küçülme, 2008&#39;in son çeyreği ile 2009&#39;un ilk üç çeyreğinde yaşandı. Zaten bu nedenle 2001&#39;dekine sadece 2001 resesyonu derken, sonuncusuna 2008-2009 resesyonu diyoruz. Demek ki iki resesyon arasında karşılaştırma yaparken son resesyonun sadece 2009&#39;daki büyümeye değil 2008&#39;deki büyümeye etkisini de dikkate almak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bunu nasıl yapabiliriz? Birkaç şekilde. Öncelikle ham GSYİH verileri üzerinden gidelim. 2008&#39;in son çeyreği ile 2009&#39;un ilk üç çeyreğini bir arada ve bir yıllık dönem olarak ele alırsak, bu dönemde ekonominin 2007&#39;nin son çeyreği ile 2008&#39;in ilk üç çeyreğinden oluşan bir yıllık döneme göre yüzde 7.8 küçüldüğünü görürüz. 2001&#39;in resesyonun yaşandığı son üç çeyreğinde ise ekonomi 2000 yılının aynı dönemine göre yüzde 7.6 küçülmüştü. Demek ki 2008-2009 resesyonu 2001 resesyonundan hiç de aşağı kalmıyor ve hatta birazcık daha ağır geçmiş görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ham veriler üzerinde gidilerek yapılabilecek bir hesap da GSYİH verilerini dörder çeyrek dörder çeyrek toplayarak yıllıklandırmak ve 2001 ve 2008-2009 resesyonlarındaki zirve ve dip noktaları arasındaki düşüşü hesaplamaktır. Bu şekilde hesap yapıldığında 2001 resesyonundaki zirve noktası 2001&#39;in ilk çeyreği dip noktası ise 2001&#39;in son çeyreği çıkıyor. Bu zirve ve dip noktaları arasındaki düşüş ise yüzde 6 olarak hesaplanıyor. 2008-2009 resesyonundaki zirve ve dip noktaları ise 2008&#39;in üçüncü çeyreği ile 2009&#39;un üçüncü çeyreği olarak bulunuyor. Bu zirve ve dip noktaları arasındaki düşüş de yüzde 7.8 çıkıyor. Bu hesaba göre 2008-2009 resesyonunun çok daha ağır olduğu anlaşılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karşılaştırmayı yapmanın bir başka yolu da, &lt;a href=&quot;http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;amp;ArticleID=988982&amp;amp;Yazar=FATİH%20ÖZATAY&amp;amp;Date=01.04.2010&amp;amp;CategoryID=101&quot;&gt;dün Fatih Özatay&#39;ın yaptığı gibi&lt;/a&gt;, mevsimsel düzeltilmiş GSYİH verilerini kullanmak. TÜİK&#39;in yayınladığı mevsimsel düzeltilmiş GSYİH verilerine bakarsak, 2001 resesyonu öncesindeki zirve noktasının 2000&#39;nin dördüncü çeyreği, resesyon sırasındaki dip noktanın ise 2001&#39;in son çeyreği olduğunu görürüz. Bu zirve ve dip noktaları arasında GSYİH&#39;de yaşanan düşüş yüzde 11.4 olarak hesaplanıyor. Son resesyonda ise mevsimsel düzeltilmiş veriler zirve noktasını 2008&#39;in ilk çeyreği, dip noktasını 2009&#39;un ilk çeyreği olarak veriyor. Bu zirve ve dip noktaları arasında yaşanan düşüş ise yüzde 13.2&#39;yi buluyor (Benim verdiğim bu rakamların Fatih Özatay&#39;ınkinden (yüzde 11.7 ve yüzde 13.4) neden biraz da olsa farklı olduğunu merak ediyorsanız onu da bir ara yazmayı düşünüyorum). Görüldüğü gibi bu hesap sonucunda da 2008-2009 resesyonunun 2001 resesyonundan biraz daha ağır geçtiği ortaya çıkıyor. Bu son hesabın en doğrusu olduğunu da bu arada belirteyim. Tabii bunun için mevsimsel düzeltmenin kaliteli bir şekilde yapılmış olması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim Abdurrahman Yıldırım&#39;ın yazısındaki ikinci hataya. Yıldırım, yazısının 2010 büyüme tahminine ilişkin bölümünde ihracattaki altın etkisinden (&lt;a href=&quot;http://www.ekonomist.com.tr/ihracattaki-dusus-altin-yuzunden-KoseYaziDetay/1212.aspx&quot;&gt;bu da ne diyorsanız şuraya bakın&lt;/a&gt;) bahsediyor ve şöyle diyor: &quot;Bu arada TÜİK’in ihracat rakamlarının şubatta yüzde 1.3 azalmayı göstermesi büyümeyi düşürmez.&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin doğrusu, ilk iki ayda ihracatta görülen düşüş neden kaynaklanırsa kaynaklansın büyümeyi olumsuz etkileyecektir. Aksi durum sadece TÜİK&#39;in milli gelir verilerini altın ihracatını hariç tutarak hesaplamasıyla mümkün olabilir ki öyle bir durum olduğunu sanmıyorum. Fakat şunu da belirteyim ki, bu olumsuz etkiye rağmen yine de 2010&#39;da yüzde 6 civarında büyümenin mümkün olduğunu düşünüyorum.</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/04/bir-yaz-iki-hata.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-598377318380440443</guid><pubDate>Thu, 01 Apr 2010 08:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-04-02T15:26:01.976+03:00</atom:updated><title>Farkındalık</title><description>&lt;a href=&quot;http://www.milliyet.com.tr/kuculme-beklenenden-az-aciklandi/hursit-gunes/ekonomi/yazardetay/01.04.2010/1219055/default.htm?ver=57&quot;&gt;Hurşit Güneş&#39;in bugünkü yazısından&lt;/a&gt;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Bakınız TÜİK bu kez üç aylık verileri takvim ve mevsim etkisinden arındırarak da yayımlamış. Yılın ilk çeyreğinde milli gelir yüzde 7 küçülse de, ikinci çeyrekte yüzde 6.6, üçüncüde 2.7 ve dördüncüde de yüzde 2.7 büyümüş. Yani ekonomide toparlanma (yetersiz de kalsa) 2009 yılının ikinci yarısında başlamış. Fakat nasıl olduysa biz farkında olmamışız!&lt;/blockquote&gt;Şu yazıları okuyanlar farkına varmıştı: &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/biz-de-resesyondan-ckms-olabiliriz.html&quot;&gt;bir&lt;/a&gt;, &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/buyumede-son-durum-2009-ii.html&quot;&gt;iki&lt;/a&gt;, &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/mevsimsel-duzeltilmis-buyume.html&quot;&gt;üç&lt;/a&gt;.&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Güncelleme (Nisan 02, 2010):&lt;/strong&gt; Hurşit Güneş&#39;in yazısının alıntı yaptığım yerinde maddi bir hata var. 2009&#39;un son çeyrek dönemindeki mevsimsel düzeltilmiş büyüme yüzde 2.7 değil yüzde 2.3 olacak. Bunu yazıyı yazarken de fark etmiştim ama derdim başka bir şeyi vurgulamak olduğu için önemsememiştim. Neyse, şimdi düzeltmiş olduk.</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/04/farkndalk.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-151673558480225001</guid><pubDate>Wed, 31 Mar 2010 12:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-03-31T15:12:56.594+03:00</atom:updated><title>Büyüme değerlendirmesi</title><description>&lt;a href=&quot;http://www.ekonomist.com.tr/ekonomi-yeniden-buyumeye-basladi-BlogDetayi/31.aspx&quot;&gt;Burada.&lt;/a&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/03/buyume-degerlendirmesi.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-1056309240027886172</guid><pubDate>Wed, 10 Mar 2010 10:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-03-11T16:13:14.500+02:00</atom:updated><title>Takvim etkilerine dikkat şart</title><description>Bunu ben değil Merkez Bankası&#39;nın internet sitesinde yer alan &lt;a href=&quot;http://www.tcmb.gov.tr/research/ekonominotlari/EN1003.pdf&quot;&gt;şu Ekonomi Notu&lt;/a&gt; söylüyor. Hoş, ben de aynı görüşteyim ya, o ayrı. Hatırlarsanız bu konuda daha önce burada bazı yazılar yazmıştık. Linkini verdiğimiz notta Mahmut Günay piyasaların sanayi üretimine ilişkin tahminlerinin özellikle takvim etkilerinin yani işgünü sayısındaki farklılıkların arttığı aylarda gerçekleşmelerden önemli ölçüde saptığını gösteriyor. Bu, piyasa tahmincilerinin tahminlerini oluştururken takvim etkilerine pek dikkat etmedikleri anlamına geliyor. Piyasalarca sürpriz olarak algılanan bu tür sapmalar para politikası açısından beklenti yönetimini olumsuz etkilediğinden, Merkez Bankası da bu not ile takvim etkilerine dikkat çekmeye çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasa tahmincilerinin takvim etkilerine neden fazla dikkat etmediklerini anlamak zor değil. Hatırlarsanız bu konuda burada yazdığımız yazılara, fazla mesai uygulaması sayesinde işgünü farklılıklarının sanayi üretimi ve de genel olarak ekonomideki büyüme üzerinde fazla etkisi olamayacağı yönünde itirazlar gelmişti. Esasında dünyada bu konuyu inceleyen ve de takvim etkilerinin önemli olduğunu gösteren kayda değer bir literatür var ama Türkiye&#39;de bu tür çalışmalar daha yeni başladığından ekonomistlerin çoğunun konuya fransız kalmasında şaşacak bir şey yok. Bu konudaki yurtiçi literatür geliştikçe piyasalardaki ekonomistlerin de farkındalıkları artacaktır herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bu arada işgünü sayısının nasıl hesaplanması gerektiği konusunda Merkez Bankası&#39;ndaki uzmanların da bir standart oluşturmaları yerinde olacak. Bahsettiğimiz Günay&#39;ın Ekonomi Notu&#39;nda bu konuda daha önce Atabek vd. tarafından yazılmış &lt;a href=&quot;http://www.tcmb.gov.tr/research/ekonominotlari/EN0903.pdf&quot;&gt;bir başka Ekonomi Notu&#39;na&lt;/a&gt; referans veriliyor ve işgünü sayısının orada anlatıldığı gibi hesaplandığı söyleniyor (söz konusu önceki notla ilgili bir yazımız için &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2010/01/mevsimsel-modellerde-calsma-gunu.html&quot;&gt;tıklayın&lt;/a&gt;). Fakat Günay&#39;ın Ekonomi Notu&#39;nun bir yerinde Aralık 2009&#39;da işgünü sayısının önceki yıla göre 4 gün fazla olduğundan bahsedilirken, Atabek vd.&#39;nin Ekonomi Notu&#39;ndaki yöntem uygulandığında esasında Aralık 2009&#39;da önceki yıla göre 5 işgünü fazlası olduğu hesaplanıyor. Bu da sanırım Atabek vd.&#39;nin hafta içine denk gelen dini bayram tatillerinde idari izin verilerek gerçekleştirilen 9 günlük tatil günü uygulamasını dikkate almalarından, Günay&#39;ın ise bunu dikkate almamasından kaynaklanıyor. Hangisinin daha doğru olduğunu bilemeyeceğim, bu konuda ampirik bir çalışma yapmak lazım. Fakat Merkez Bankası&#39;nda bu konuyla ilgili olarak çalışanların yeni bir Ekonomi Notu yayınlayarak kullandıkları ham işgünü sayılarını vermeleri, piyasadaki tahmincilerin konuya ilişkin farkındalığını arttırmak için yararlı olacaktır diye düşünüyorum.</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/03/takvim-etkilerine-dikkat-sart.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-1379063888641341626</guid><pubDate>Wed, 10 Feb 2010 09:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-02-10T11:13:15.386+02:00</atom:updated><title>Yeni blog ve Aralık 2009 sanayi üretimi</title><description>&lt;a href=&quot;http://www.ekonomist.com.tr/AnaSayfa/Default.aspx&quot;&gt;Ekonomist&#39;in internet sitesi&lt;/a&gt; yenileniyor. Fakat henüz test aşamasında, tam aktif hale gelmiş değil. Bu sitede Ekonomist&#39;teki köşemin adını taşıyan &quot;&lt;a href=&quot;http://www.ekonomist.com.tr/gosterge-Blog/120.aspx&quot;&gt;Gösterge&quot; başlıklı bir blog&lt;/a&gt; olacak ve önemli ekonomik veriler açıklandığında özet değerlendirmeleri burada yer alacak. Pazartesi günü aralık ayı sanayi üretimine ilişkin bir değerlendirme yazarak bu bloga da test yayını bağlamında start verdik. İlgilenenler söz konusu yazıya &lt;a href=&quot;http://www.ekonomist.com.tr/sanayide-baz-etkisi-yukselisi-BlogDetayi/27.aspx&quot;&gt;şuradan&lt;/a&gt; ulaşabilir.</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/02/yeni-blog-ve-aralk-2009-sanayi-uretimi.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-6153108017004866286</guid><pubDate>Sun, 07 Feb 2010 14:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-02-07T17:59:08.285+02:00</atom:updated><title>İkiz açık o değil</title><description>Ege Cansen, bugün okuma fırsatını bulduğum &lt;a href=&quot;http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=13705297&amp;amp;tarih=2010-02-06&quot;&gt;dünkü yazısının&lt;/a&gt; bir bölümünde &quot;ikiz açık&quot;tan bahsediyor. Yalnız bahsettiği ikiz açığın ekonomi literatüründe bilinen ikiz açıkla alakası yok. Cansen&#39;in ikiz açığı nasıl tarif ettiğini merak ediyorsanız &lt;a href=&quot;http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=13705297&amp;amp;tarih=2010-02-06&quot;&gt;dünkü yazısına&lt;/a&gt;, gerçekte ikiz açığın ne olduğunu merak ediyorsanız şunlardan birine (&lt;a href=&quot;http://www.sgb.gov.tr/destekhizmetleri/Raporlar/Maliye%20Uzmanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20Ara%C5%9Ft%C4%B1rma%20Raporlar%C4%B1/Yeliz%20DANI%C5%9EMAN.pdf&quot;&gt;bir&lt;/a&gt;, &lt;a href=&quot;http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=verilst&amp;amp;ayn=bas&amp;amp;kelime=ikiz%20a%E7%FDk&quot;&gt;iki&lt;/a&gt;, &lt;a href=&quot;http://en.wikipedia.org/wiki/Twin_deficit_hypothesis&quot;&gt;üç&lt;/a&gt;) bakın. Cansen, meşhur &quot;yüksek faiz-düşük kur&quot; söyleminin yaratıcısıdır ve takip edeni de çoktur da o bakımdan yanılmayasınız diye uyarayım dedim. Ege Cansen&#39;i ikiz açığın ne olduğu konusunda bu hataya düşüren nedir acaba? Ekonomi literatüründe bir de Türkiye şubesini Mahfi Eğilmez&#39;in temsil ettiği ve çok az iktisatçı tarafından işlenen &lt;a href=&quot;http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=188787&quot;&gt;&quot;üçüz açık&quot; diye birşey&lt;/a&gt; var. Sakın Cansen ikiz açığın ne olduğundan bu üçüz açık söylemi sayesinde haberdar olmuş ve ikiz açık diye oradaki üçlüden yanlış ikisini almış olmasın? Hmmm, mümkün gibi...</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/02/ikiz-ack-o-degil.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-8485368094498463830</guid><pubDate>Thu, 28 Jan 2010 09:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-01-28T11:54:26.034+02:00</atom:updated><title>IMF&#39;nin son tahminleri</title><description>IMF, yılda iki kez, ilkbahar ve sonbaharda, World Economic Outlook (WEO) isimli bir rapor yayınlar. Bu raporda küresel ekonomiye ilişkin tahminlerini açıklar. Arada da bazen bu tahminlerini revize eder. Bu kapsamda geçen salı günü WEO&#39;ya ilişkin son revize tahminler yayınlandı. Bununla ilgili rapora &lt;a href=&quot;http://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2010/update/01/index.htm&quot;&gt;şuradan&lt;/a&gt; ve &lt;a href=&quot;http://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2010/update/01/pdf/0110.pdf&quot;&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz. Bu revize tahminlerdeki bizim için iyi haberler dünya ekonomisinde bu yılki büyümenin yüzde 3.1&#39;den yüzde 3.9&#39;a, dünya ticaret hacmindeki büyümenin yüzde 2.5&#39;ten yüzde 5.8&#39;e ve ihracatımızın yarısını yaptığımız Euro Bölgesi&#39;ndeki büyümenin de yüzde 0.3&#39;ten yüzde 1&#39;e yükseltilmesi. Bu tahminler gerçekleşirse 2010&#39;da dış talepten büyümeye gelen katkı daha fazla olacak. Bu arada ben de yavaş yavaş Türkiye ekonomisindeki büyümenin daha önce beklediğimden (yüzde 4-5 arası) daha hızlı olacağını düşünmeye başladım. Ekonomist Dergisi&#39;ni okuyanlar önceki hafta 2010&#39;da büyümenin yüzde 6&#39;yı bulabileceği yönündeki haberimizi görmüştür herhalde. Haydi hayırlısı bakalım.</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/01/imfnin-son-tahminleri.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-1670886626646866634</guid><pubDate>Wed, 27 Jan 2010 09:31:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-01-27T13:45:58.920+02:00</atom:updated><title>Fırsat penceresini iyi değerlendirdik mi?</title><description>Dünkü Hürriyet&#39;te TÜİK&#39;in önceki gün açıkladığı &lt;a href=&quot;http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=13586599&amp;amp;tarih=2010-01-26&quot;&gt;2009 yılı nüfus verileriyle ilgili bir haber&lt;/a&gt; vardı. Bu haberin içinde de Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz&#39;ın konuyla ilgili bir değerlendirmesi yer alıyordu. Yılmaz, bu değerlendirmesinin bir yerinde &quot;Türkiye uzun yıllar genç nüfus kompozisyonuyla devam edecek. Bu duruma ‘demografik fırsat penceresi&#39; deniliyor ve bu dönem Türkiye tarafından en iyi şekilde değerlendiriliyor&quot; diyor. Sayın Bakan kusura bakmasın ama kendisine katılamayacağım. Demografik fırsat penceresi gerçekten en iyi şekilde değerlendirilseydi işsizlik oranı şimdi yüzde 13-14 civarında olmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için öncelikle birkaç hafta önce Ekonomist&#39;teki bir yazımda yayınladığım aşağıdaki grafiği kullanacağım. Grafik, Türkiye nüfusunun üç ana yaş grubuna göre dağılımını 1935 yılından bu yana yapılan nüfus sayımlarına ve 2025 yılına kadar giden nüfus projeksiyonlarına dayanarak sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5431381455985255250&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 338px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://4.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/S2AkqFOlI1I/AAAAAAAAA5Q/nIeXGaEkPnY/s400/nuf.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt; &lt;p&gt;Benim çoçukluğumda (1970&#39;li yıllar) Türkiye&#39;nin demografik açıdan en önemli sorunu hızla artan çocuk sayısına (0-14 yaş grubu) eğitim imkanı sunabilmek için okul ve derslik yetiştirebilmekti. Grafikten çocuk sayısındaki artışın 1950&#39;lerde başladığını ve 1980&#39;lerin ortasına kadar sürdüğünü anlıyoruz. Diyeceksiniz ki evet ama biz bu okul ve derslik sorununu daha sonraki yıllarda da yaşadık. Kanımca onun nedeni de okullaşma oranlarındaki yükseliş olsa gerek. İstatistiklere göre, ilkokullarda okullaşma oranı 1970&#39;lerde de yüzde 100&#39;e yakındı ama ortaokullardaki okullaşma oranı yüzde 30&#39;larda kalıyordu. Bu oran 1990&#39;larda yüzde 60&#39;lara kadar geldikten sonra 1997&#39;de 8 yıllık zorunlu temel eğitim uygulamasına geçildikten sonra bugün yüzde 90&#39;ların üzerine çıkmış durumda. Zorunlu olduğu halde her nasılsa hala bazı kız çocukları okula gönderilmediği için bu oran yüzde 100&#39;ü bulmuş değil tabii. Bilmiyorum yanılıyor muyum ama ben hafızamı yokladığımda ilköğretimdeki okul ve derslik şikayetlerinin son 10 yılda eski dönemlerdeki kadar olmadığı sonucuna varıyorum. Bunun nedeni işte bu grafikte görüldüğü gibi çocuk sayısındaki artışın durması ve ilköğretimdeki okullaşma oranlarının da maksimum seviyeye yaklaşması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grafikte 15-64 yaş grubundaki nüfusun artış hızının ise 1970&#39;lerden itibaren hızlandığını görüyoruz. Çalışma iktisadında 15-64 yaş grubu çalışabilir yaştaki nüfus olarak tanımlanır. Ben buna potansiyel işgücü diyorum. Çeşitli nedenlerle (orta ve yüksek öğretimde okullaşma oranlarının artmasıyla işgücü piyasına girişin gecikmesi gibi) bu potansiyel tam olarak hayata geçmese bile bu gruptaki nüfusun artışı işgücündeki artışın en önemli belirleyicisini oluşturuyor. İşgücü üretim girdilerinden biri olduğu ve bu girdinin daha fazla kullanılmasıyla büyümenin hızlanması mümkün olduğu için de 15-64 yaş grubundaki nüfusun artmasına demografik fırsat penceresi deniyor. Ancak bu fırsatın değerlendirilebilmesi artan işgücüne istihdam olanağı sağlayabilmenize bağlı. Eğer bunu sağlayamazsanız demografik fırsat penceresi, işsizlik penceresi haline gelebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Türkiye&#39;deki fiili duruma baktığımızda maalesef ikinci durumun geçerli olduğunu görüyoruz. Çünkü demografik fırsat penceresinin açıldığı dönemden bu yana büyümede hızlanma yerine yavaşlama, işsizlikte ise yükseliş var. Aşağıdaki grafik bunu gösteriyor. Artan işgücüne yeterince istihdam olanağı sağlayamadığımız için 1970 öncesinde yüzde 5&#39;in altında olan işsizlik oranı bugün çift hanede. 1970 öncesinde yüzde 5&#39;in üzerinde olan büyüme oranı ise bugün yüzde 3&#39;lerde. Açıkçası 2001 krizinden sonraki dönemde bu açıdan epey umutlanmıştım ama 2006&#39;dan itibaren ekonominin ümüğünü önce kendi elimizle sıkmaya başlayıp ardından da küresel krize toslayınca, 2000&#39;li yıllardaki ortalama büyüme 1990&#39;ların da altına düştü maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5431381545750065858&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 338px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://3.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/S2AkvToLcsI/AAAAAAAAA5Y/n-dmhXjXDUg/s400/buyis.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt; &lt;p&gt;Bu tablodan sonra demografik fırsat penceresini iyi değerlendirdik demek mümkün mü sizce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adetimiz olduğu üzere yazımızı geleceğe ilişkin de bir kaç laf edip öyle bitirelim. Demografik fırsat penceresi artık kapanmak üzere. 15-64 yaş grubundaki yıllık artış önümüzdeki dönemde gerilemeye başlayacak. Halen 750 bin civarında olan bu artış 2015 yılında 630 bine, 2020 yılında 480 bine, 2025 yılında ise 370 bine kadar inecek. Son 30 yılda demografik fırsat penceresini demografik işsizlik penceresine dönüştürmeyi başardığımız için buna üzülmek mi gerekir yoksa sevinmek mi bilemiyorum tabii. Ayrıca pencere kapanana kadar da daha yaklaşık 10 yıl boyunca, eğer yüzde 6-7 gibi bir ortalama büyüme oranı tutturamazsak, işsizlik yüksek kalmaya devam edecek. Bu arada 15-64 yaş grubundaki artış yavaşlarken 65 yaşın üstündeki nüfustaki artışın yükselecek olmasına da dikkatinizi çekeyim. Halen 100 bin civarında olan yaşlı nüfustaki yıllık artış 2020&#39;lerde 300 bin civarına yükselecek. Bu da henüz bugün Avrupa ülkelerinde yaşananlar kadar olmasa da yavaş yavaş yaşlı nüfus problemlerini gündeme getirecek.&lt;/p&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/01/frsat-penceresini-iyi-degerlendirdik-mi.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/S2AkqFOlI1I/AAAAAAAAA5Q/nIeXGaEkPnY/s72-c/nuf.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-1061425090882181594</guid><pubDate>Tue, 26 Jan 2010 14:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-01-26T17:17:44.875+02:00</atom:updated><title>Mevsimsel modellerde çalışma günü değişkeni</title><description>Merkez Bankası bir süredir &lt;a href=&quot;http://www.tcmb.gov.tr/research/ekonominotlari/ekonominot.html&quot;&gt;Ekonomi Notları&lt;/a&gt; başlıklı bir yayın yapıyor. Bu yayın iyi oldu, onun sayesinde Merkez Bankası&#39;ndaki araştırmacıların uğraştıkları konular hakkında daha çabuk bilgi sahibi olmaya başladık. Ekonomi Notları&#39;nın bir ay kadar önce yayınlanan birinin başlığı &quot;Mevsimsel Modellerde Çalışma Günü Değişkeni&quot; idi (&lt;a href=&quot;http://www.tcmb.gov.tr/research/ekonominotlari/EN0903.pdf&quot;&gt;bkz&lt;/a&gt;). Bu notta Merkez Bankası&#39;nın mevsimsel düzeltme yaparken serileri takvim etkilerinden yani çalışma günü değişikliklerinin etkisinden nasıl arındırdığı anlatılıyordu. TÜİK de geçen yıl itibariyle bazı serileri mevsim ve takvim etkilerinden arındırarak yayınlamaya başladı ve bildiğim kadarıyla TÜİK bu işi Merkez Bankası ile işbirliği içinde yapıyor. Dolayısıyla söz konusu notta anlatılan yöntemin TÜİK tarafından kullanılan yöntemle de aynı olduğunu zannediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç yıldır ben de bu konularla ilgilendiğim için söz konusu not hemen ilgimi çekti ve inceledim. Dikkatimi çeken noktalardaki düşüncelerimi de e-mail ile yazarların herbirine ilettim. Fakat Tablo 1&#39;de dikkatlerini çektiğim bir hatayı çaktırmadan düzelttikleri halde hiçbiri mailime cevap verme gereği duymadı. Daha önce başka vesilerle attığım maillere hemen cevap geldiği için buna bir anlam veremedim ama neyse canları sağolsun. Tablo 1&#39;deki hata dışında dikkat çektiğim bir başka nokta benim hesapladığım seri ile onların hesapladığı seri arasındaki bazı farklılıklardı ama bu farklar o kadar da önemli değil. Esas çalışma günü değişkeninin hesaplanmasına ilişkin daha kolay bir yöntem önermiştim ve onunla ilgili düşüncelerini merak ediyordum. Onlardan cevap alamadığıma göre bunu bir de burada anlatayım ki okuyucularımız arasında bu konularla ilgilenen birileri varsa görüşlerini alabileyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu notta anlatıldığına göre, Merkez Bankası&#39;nın çalışma günü değişkenini hesaplarken kullandığı yöntem şöyle: Birinci adımda Ocak 1974-Aralık 2015 dönemindeki her ay için çalışma günü sayısı hesaplanıyor. Bu hesap, ilgili aydaki toplam gün sayısından pazar günleri ile pazar günlerine denk gelmeyen resmi tatil günlerinin çıkarılmasıyla yapılıyor. Yani burada, resmi tatil günleri hariç tutulursa, haftada 6 gün çalışıldığı varsayımı söz konusu. İkinci adımda, her ay için Ocak 1974-Aralık 2015 dönemine ait bir ortalama çalışma günü sayısı bulunuyor. Yani Ocak 1974-Aralık 2015 dönemindeki ocak ayları için ayrı, şubat ayları için ayrı, ....... aralık ayları için ayrı bir ortalama hesaplanıyor. Üçüncü adımda ise her ayın çalışma günü sayısı bu ortalamalardan çıkarılarak bir düzeltilmiş çalışma günü değişkeni oluşturuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu konudaki düşüncemi ise yazarlara gönderdiğim mailden aynen alıntı yaparak söyleyeyim: Düzeltilmiş çalışma günü değişkeni, 42 yıllık dönem için her ayın ortalaması alınmak yerine, Demetra’nın working day değişkeni için yaptığına benzer şekilde, daha basit bir yöntemle oluşturulabilirdi diye düşünüyorum. Bunun için teorik bir aylık ortalama çalışma günü sayısı hesaplanabilir ve ham çalışma günü sayılarının bu ortalamadan farkı alınabilirdi. Böylece kullanılan serinin belli bir döneme (sizin örneğinizde 1974-2015 dönemi) bağımlı olmasının da önüne geçilebilirdi. Bunun için izlenecek yol şu: Ortalama yıl uzunluğu: 365.25. Ortalama ay uzunluğu: 365.25 / 12 = 30.4375. Bir aya düşen ortalama hafta sayısı: 30.4375 / 7 = 4.348214. Bir aya düşen ortalama çalışma günü sayısı: 4.348214 x 6 = 26.08929. Demetra working day değişkenini benzer bir şekilde hesaplıyor. Yalnız onlar ortalama çalışma gününü 6 değil 5 gün üzerinden ele alıyor. Bu konuda da fikrinizi alabilirsem sevinirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda paragrafta adı geçen &lt;a href=&quot;http://circa.europa.eu/irc/dsis/eurosam/info/data/demetra.htm&quot;&gt;Demetra&lt;/a&gt;, Eurostat&#39;ın mevsimsel düzeltme için kullandığı program. Bildiğim kadarıyla Merkez Bankası da bu programı kullanıyor. Ben de öyle. Demetra&#39;nın çalışma günü değişkenini nasıl hesapladığını ise tartışma listesinde yer alan &lt;a href=&quot;http://circa.europa.eu/Public/irc/dsis/eurosam/newsgroups?n=europa.dsis.eurosam.demetra-help-desk&amp;amp;a=re&amp;amp;art=166&quot;&gt;şu mailin&lt;/a&gt; ekindeki dosya sayesinde öğrenmiştim, onu da belirteyim.</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/01/mevsimsel-modellerde-calsma-gunu.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-6669113377566011994</guid><pubDate>Fri, 08 Jan 2010 13:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-01-08T15:31:24.600+02:00</atom:updated><title>Sanayiden haberler iyi mi kötü mü?</title><description>TÜİK, bugün kasım ayı sanayi üretimi verilerini yayınlarken, daha önce duyurusunu yaptığı gibi, takvim ve mevsim etkilerine göre düzeltilmiş sanayi üretimi verilerini de birlikte yayınladı (&lt;a href=&quot;http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=6168&quot;&gt;bkz&lt;/a&gt;). TÜİK&#39;in düzeltilmiş verileri orijinal verilerle aynı anda yayınlamaya başlamasıyla ekonomik kamuoyunun daha çok bu düzeltilmiş verilerle ilgilenmeye başlayacağını düşünmüştüm ama galiba yanılmışım. Hürriyet&#39;in internet sitesinde, orijinal verilerdeki yıllık yüzde 2.2&#39;lik düşüşe dayanılarak yapılmış &quot;&lt;a href=&quot;http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/13416815.asp?gid=254&quot;&gt;Sanayiden kötü haber geldi&lt;/a&gt;&quot; başlıklı bir haber var. Oysa takvim etkisine yani çalışma günü sayısına göre düzeltilmiş verilerdeki yıllık değişim ile takvim ve mevsim etkisine göre düzeltilmiş verilerdeki aylık değişim tam tersi bir haber veriyor. Az önce bu konuyu pazar günü yayınlanacak Ekonomist Dergisi&#39;ndeki köşeme yazdığım için burada ayrıntılara giremiyorum ama aşağıdaki grafiklere bakarsanız bunu kendiniz de görürsünüz sanırım. Sadece takvim ve mevsim etkisine göre düzeltilmiş verilerdeki aylık yüzde 0.2&#39;lik artışın önceki ayki yüzde 3.2&#39;lik artışın üstüne geldiğine dikkat edin ve bu artışı fazla küçümsemeyin diye bir ipucu veriyorum o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5424359930676394690&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 353px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://4.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/S0cynhHUOsI/AAAAAAAAA5A/P6tLuWP4iBU/s400/san-1.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5424360125881934930&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 371px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://1.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/S0cyy4T8ZFI/AAAAAAAAA5I/iRADlhglteg/s400/san-2.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2010/01/sanayiden-haberler-iyi-mi-kotu-mu.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/S0cynhHUOsI/AAAAAAAAA5A/P6tLuWP4iBU/s72-c/san-1.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-7650354062894176200</guid><pubDate>Thu, 31 Dec 2009 13:48:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-31T16:05:55.468+02:00</atom:updated><title>Resesyondan resmen çıktık</title><description>TÜİK, bugün ekim ayının mevsimsel düzeltilmiş sanayi üretimi verileriyle birlikte üçüncü çeyrek döneme ilişkin GSYİH&#39;nin mevsimsel düzeltilmiş verilerini de yayınladı (&lt;a href=&quot;http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=6160&quot;&gt;bkz&lt;/a&gt;). Aşağıdaki grafikte gördüğünüz gibi, üçüncü çeyrekte mevsimsel düzeltilmiş olarak büyüme var. Daha önce ikinci çeyrekte de mevsimsel düzeltilmiş olarak büyüme görmüştük. Bu durumda dört çeyrek üst üste yaşanan küçülmeden sonra iki çeyrek üst üste büyümenin gelmesi resesyondan resmen çıktığımız anlamına geliyor. Önceki yazılarımıza bakarsanız (&lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/biz-de-resesyondan-ckms-olabiliriz.html&quot;&gt;bir&lt;/a&gt;, &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/buyumede-son-durum-2009-ii.html&quot;&gt;iki&lt;/a&gt;) bunun bizim için pek sürpriz olmadığını görürsünüz. Son dönemde buradaki yazıları azalttık gerçi ama Ekonomist ve Capital dergilerinde de sürekli bunları yazıyorum. Benim yaptığım mevsimsel düzeltmeler ve de tahminlerim aşağı yukarı TÜİK&#39;in bugün açıkladığı tabloyu gösteriyordu. Yine de bunun resmi istatistik kurumumuz tarafından resmen açıklanması önemlidir diye düşünüyorum. Bu arada TÜİK 2010 yılından itibaren mevsimsel düzeltilmiş verileri orijinal verilerle birlikte yayınlayacakmış. Bu yapıldığında konjonktüre ilişkin analizlerimiz daha sağlıklı bir temele oturacak. Son olarak herkese iyi yıllar diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5421400651856296162&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 338px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://1.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SzyvK0b3OOI/AAAAAAAAA44/bOelQgQsNWc/s400/buy.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2009/12/resesyondan-resmen-cktk.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SzyvK0b3OOI/AAAAAAAAA44/bOelQgQsNWc/s72-c/buy.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-4777579883082638798</guid><pubDate>Wed, 18 Nov 2009 13:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-18T16:11:32.181+02:00</atom:updated><title>İşsizlikte son durum: Ağustos 2009</title><description>Bu aralar epey meşgul olduğumdan bloga falan boşverdim, kusura bakmayın. Meşguliyetim hala sona ermedi ama yine de önemi nedeniyle işsizlikteki son gelişmeye kısaca değinmeden duramadım. Pazartesi günü ağustos ayı işgücü piyasası verileri yayınlandı. Mayıs ayından beri -önceki aya göre- düşüş eğiliminde olan işsizlik oranında ağustos ayında yükseliş olduğunu gördük. Bu yükselişin önemli bölümü mevsimsellikten kaynaklanıyor ve bu, bu konuda son aylarda yazdığımız yazılarda (&lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/06/issizlikteki-rekorlar-uzerine.html&quot;&gt;bir&lt;/a&gt;, &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/06/issizlikte-son-durum-mart-2009.html&quot;&gt;iki&lt;/a&gt;, &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/08/issizlikte-son-durum-mays-2009.html&quot;&gt;üç&lt;/a&gt;, &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/issizlikte-son-durum-haziran-2009.html&quot;&gt;dört&lt;/a&gt;) öngördüğümüz birşeydi. Yalnız benim yaptığım mevsimsel düzeltme ağustos ayında mevsimsel düzeltilmiş olarak da işsizlik oranında bir miktar artış olduğunu gösteriyor. Esasında ekonominin bahar aylarındaki hızlı toparlanmadan sonra yaz aylarında yatay bir seyire geçtiğini dikkate alırsak (bkz. &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/buyumede-son-durum-2009-ii.html&quot;&gt;bir&lt;/a&gt;, &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/mevsimsel-duzeltilmis-buyume.html&quot;&gt;iki&lt;/a&gt;) bunda da şaşacak birşey yok. Bir aylık veriyle hemen alarm zillerini çaldırmayalım ama zaten işsizlikte bahar aylarında gördüğümüz düşüşün geçici olduğunu ve resesyon sonrasında işsizliğin bu seviyelerde kalıcı olacağını daha önce yazmıştık. Ekonomi hızlı büyüme temposuna geri dönemezse bu tahminimiz dahi iyimser kalabilir. Yöneticilerimiz boş lafları bırakıp da artık bu konularla cidden ilgilenmeye başlasalar iyi olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5405445595276097826&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 368px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://1.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SwQAIS8huSI/AAAAAAAAA4w/v0luITAGJ4c/s400/issizlik.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2009/11/issizlikte-son-durum-agustos-2009.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SwQAIS8huSI/AAAAAAAAA4w/v0luITAGJ4c/s72-c/issizlik.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-6713437972646426114</guid><pubDate>Sun, 18 Oct 2009 07:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-18T10:22:32.429+03:00</atom:updated><title>Kirayı hangi enflasyona endekslemeli?</title><description>Benim de bir süredir aklımda olan konuyu bugün Fatih Özatay &lt;a href=&quot;http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;amp;ArticleID=959736&amp;amp;Yazar=FATİH&quot; date=&quot;&#39;18.10.2009&amp;amp;CategoryID=&quot;&gt;yazmış&lt;/a&gt;. Mutlaka okuyun.</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2009/10/kiray-hangi-enflasyona-endekslemeli.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-5792471675807170555</guid><pubDate>Wed, 30 Sep 2009 14:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-30T17:43:49.404+03:00</atom:updated><title>Mevsimsel düzeltilmiş büyüme</title><description>Capital&#39;in yarın piyasaya çıkacak olan Ekim 2009 sayısının Konjonktür bölümünde, daha önce blogda yer alan &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/buyumede-son-durum-2009-ii.html&quot;&gt;şu yazının &lt;/a&gt;daha geniş kapsamlısı olan, &quot;Resesyondan Çıkış Zamanı&quot; başlıklı bir yazım yer alıyor. Aynı Konjonktür bölümünde ikinci çeyrek döneme ilişkin milli gelir verilerinin de bir değerlendirmesi var. Yalnız bir taraftan mevsimsel düzeltilmiş verilerdeki büyümeye dayanarak resesyondan çıkış zamanı geldi diye yazarken, diğer taraftan ikinci çeyrekteki milli gelir verilerini değerlendirirken durmadan küçülmeden bahsetmek zorunda kalınca, bunun okuyucunun kafasını karıştırabileceği endişesine kapılmıştım. Bu nedenle Konjonktür&#39;ün anayazısının sonunu şöyle bağlamıştım: &lt;em&gt;Bu arada TÜİK’in hesapladığı büyüme oranlarına göre ise resesyondan çıkışın ancak yılın son çeyreğinde mümkün olacağını belirtelim. GSYİH’de geçen yılın aynı dönemine göre büyümenin pozitif hale gelmesi ancak son çeyrekte mümkün olacak gibi görünüyor. Tabii bu resesyondan çıkış zamanlamasını doğru olarak yansıtmıyor. TÜİK’in de artık milli gelir verilerini mevsimsel olarak düzeltmeye başlaması gerekiyor.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜİK, bugün bir süpriz yaptı ve tüm milli gelir verilerini değilse de en önemlisi olan GSYİH&#39;nin mevsimsel düzeltilmiş halini yayınladı. Bir süredir yayınlanmakta olan mevsimsel düzeltilmiş sanayi üretimi verilerine bugün mevsimsel düzeltilmiş GSYİH verileri de iliştirilivermiş. Nasıl hesaplandığı konusunda fazla ayrıntı yok ama aşağıdaki grafikte gördüğünüz TÜİK&#39;in mevsimsel düzeltilmiş büyüme oranları benim hesapladıklarıma epeyce benziyor. Ben yanılma payını düşünürek kendi hesapladığım verilere dayanarak kesin yorumlar yapamıyordum. Şimdi mevsimsel düzeltmede resmi verilerin devreye girmesiyle resesyon konusunda daha sağlıklı bir tartışma yapabileceğiz. Bu olumlu adımı nedeniyle TÜİK&#39;i kutlarken şimdi mevsimsel düzeltilmiş verilerin orijinal verilerle aynı zamanda yayınlanmaya başlamasını bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5387268807289164818&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 338px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://4.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SsNsb_ADVBI/AAAAAAAAA4g/2HVwe4SZbbs/s400/mevbuy.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/mevsimsel-duzeltilmis-buyume.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SsNsb_ADVBI/AAAAAAAAA4g/2HVwe4SZbbs/s72-c/mevbuy.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-1946984591266311733</guid><pubDate>Thu, 17 Sep 2009 11:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-17T15:54:40.532+03:00</atom:updated><title>İşsizlikte son durum: Haziran 2009</title><description>Mayıs ayı işgücü piyasası verilerini değerlendirirken işsizlikte mevsimselliğin ötesinde de bir iyileşme olduğunu söylemiştik (&lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/08/issizlikte-son-durum-mays-2009.html&quot;&gt;bkz&lt;/a&gt;). Geçen salı günü yayınlanan haziran ayı verileriyle birlikte bu durum daha da netleşti. Fakat &lt;a href=&quot;http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2009/09/16/issizlik_7_ayin_en_dusuk_seviyesine_indi&quot;&gt;Sabah Gazetesi&#39;nin haziran ayındaki düşüşü de mevsimselliğe bağlamasından&lt;/a&gt; anlaşıldığı gibi, bu durumun farkına varanlar pek fazla değil. Aslında durum işgücü piyasası verilerindeki mevsimsellikten haberdar olanların ilk bakışta fark edebilecekleri kadar açık (&lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/06/issizlikteki-rekorlar-uzerine.html&quot;&gt;bu konu için şu yazımıza bakın&lt;/a&gt;). Mevsimsel eğilimlere göre haziran ayındaki işsizlik oranının mayıs ayındakine çok yakın çıkması gerekirdi. Oysa ortada 0.6 puanlık (yüzde 13.6&#39;dan yüzde 13&#39;e) bir düşüş var. Bu da mevsimselliğin ötesinde bir iyileşme olduğunu ifade ediyor. Nitekim mevsimsel düzeltme yapıldığında bu durum açıkça görülüyor (bkz. aşağıdaki grafikler). Mevsimsel düzeltme yapmadan da işsizlik oranındaki ve işsiz sayısındaki yıllık değişimlere bakılarak aynı sonuca varılabilir. Ayrıca işsizlik maaşı başvurularındaki düşüşe bakarsak, işsizlikte mevsimselliğin ötesindeki iyileşme birkaç ay daha sürecek gibi görünüyor. Yine de mevsimsel eğilimlerin etkisiyle sonbahar aylarından itibaren yükseliş olacak. Fakat artık yıl sonuna doğru yeni rekorlar görme ihtimali iyice azalmış durumda. Gidişat yıl sonu için yüzde 15, yıllık ortalama olarak ise yüzde 14.5 civarında bir işsizlik oranına işaret ediyor. İşsizlik oranının resesyonun başladığı geçen yıl yüzde 11, 2007 yılında ise yüzde 10.3 olduğunu söyleyelim de artık faturayı siz hesap edin. Ayrıca bu faturanın kalıcı olduğunu, işsizlik oranını tekrar eski seviyelerine döndürmenin pek kolay olmayacağını da belirtelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5382417588424358194&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 368px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://1.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SrIwR4bZOTI/AAAAAAAAA34/NdLeRenyX7M/s400/issiz1.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5382417668088788338&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 368px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://2.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SrIwWhM39XI/AAAAAAAAA4A/ijD2YYvlkw4/s400/issiz2.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5382417746545471874&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 338px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://2.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SrIwbFeZ8YI/AAAAAAAAA4I/CiXGLVyBucc/s400/issiz3.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5382417822031612610&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 338px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://3.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SrIwfertCsI/AAAAAAAAA4Q/CctczwEgEQE/s400/issiz4.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5382417911415953570&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 338px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://4.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SrIwkrql2KI/AAAAAAAAA4Y/OWl9uLRENbg/s400/issiz5.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/issizlikte-son-durum-haziran-2009.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SrIwR4bZOTI/AAAAAAAAA34/NdLeRenyX7M/s72-c/issiz1.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-3898284587762609653</guid><pubDate>Thu, 17 Sep 2009 11:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-17T14:45:27.098+03:00</atom:updated><title>Orta Vadeli Program</title><description>Bir süredir merakla beklenen Orta Vadeli Program dün açıklandı, &lt;a href=&quot;http://www.dpt.gov.tr/DocObjects/Download/4828/201012.pdf&quot;&gt;şuradan&lt;/a&gt; indirebilirsiniz. Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derlermiş misali, ortada bir ekonomi programının mevcut olmadığı bir ortamda, iki yıldır, aslında rutin bir rapor olan bu Orta Vadeli Program&#39;a çok fazla önem atfediliyor. Esasında bu son Orta Vadeli Program&#39;daki hedefler ve tahminler gerçekçi gibi görünüyor. Fakat hükümet iktidarının ilk üç yılında elde ettiği krediyi 2006&#39;dan bu yana o kadar kötü harcadı ki, böyle bir iki gerçekçi hedef açıklamakla ekonomide güveni tekrar sağlaması pek mümkün görünmüyor. Bu program arkasına IMF desteğini de alırsa belki biraz daha fazla ciddiye alınabilir. IMF&#39;nin adını duymanın bile birçok kişinin tüylerini diken diken ettiğini biliyorum ama bana kalırsa durum maalesef böyle. Ayrıca IMF desteği olsun ya da olmasın tam bir güven için uygulamanın bekleneceğini de tahmin ediyorum. Güven çok kolay kaybedilen ama çok zor kazanılan birşey. Hükümet de bu zorluğu yaşayacak gibi görünüyor.</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/orta-vadeli-program.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1927277011735884747.post-5788999216736358118</guid><pubDate>Wed, 16 Sep 2009 12:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-16T15:05:54.663+03:00</atom:updated><title>Büyümede son durum: 2009-II</title><description>İkinci çeyrek döneme ilişkin milli gelir verileri yayınlanalı neredeyse bir hafta oldu ama bir türlü değinmeye fırsat bulamadık. Daha fazla gecikmeden, &lt;a href=&quot;http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/biz-de-resesyondan-ckms-olabiliriz.html&quot;&gt;önceki yazımızı&lt;/a&gt; tamamlamak babında, kısa bir değerlendirme yapalım. İkinci çeyrekteki küçülme tahminimden (yüzde -8.5) daha düşük (yüzde -7.0) gerçekleşti. Hal böyle olunca mevsimsel düzeltilmiş verilerdeki büyüme de tahmin ettiğimden daha yüksek çıktı. Dostumuz Haluk Bürümcekçi, mevsimsel düzeltilmiş verilere göre büyüme görülmesini resesyonun bittiği şeklinde yorumlamış (&lt;a href=&quot;http://burumcekci.blogspot.com/2009/09/resesyon-bitti-sorunlar-bitmedi.html&quot;&gt;bkz&lt;/a&gt;). Ben ise, önceki yazımda belirttiğim gibi, bu konuda kesin konuşmak için üçüncü çeyrekteki büyümeyi de görmek gerektiği düşüncesindeyim. Şimdilik beklentim mevsimsel düzeltilmiş olarak üçüncü çeyrekte de çok düşük de olsa bir büyüme göreceğimiz yönünde (bkz. aşağıdaki grafik). Fakat tersi bir durum görmemiz de ihtimal dahilinde. Çünkü üçüncü çeyrek döneme ilişkin öncü göstergeler biraz karışık bir duruma işaret ediyor. Vergi indirimlerinin önemli bölümünün geri alınmasından sonra tüketimde yeni bir zayıflama eğilimi ortaya çıktı gibi görünüyor. Buna karşılık resesyonun panik dönemlerinde hızla eritilen stokların yerine konulmaya başlaması nedeniyle üretimdeki toparlanma yavaş da olsa sürüyor gibi. Ayrıca ağustos ayında başlayan faiz indirimleri tüketime yeniden ivme verebilir diye de düşünüyorum. Bu gelişmelerin büyüme üzerindeki net etkisinin ne olabileceğini tam olarak kestiremiyorum açıkçası. Bunun için biraz daha bekleyip ağustos ve eylül ayı verilerini görmemiz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5382028857559380674&quot; style=&quot;DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 382px; TEXT-ALIGN: center&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://4.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SrDOuxG6csI/AAAAAAAAA3w/qjDDGMgoHNE/s400/buyume.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;</description><link>http://orhankaraca.blogspot.com/2009/09/buyumede-son-durum-2009-ii.html</link><author>noreply@blogger.com (Orhan Karaca)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_Pcpbl0fWLyQ/SrDOuxG6csI/AAAAAAAAA3w/qjDDGMgoHNE/s72-c/buyume.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item></channel></rss>