<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102</atom:id><lastBuildDate>Thu, 16 Feb 2012 12:43:37 +0000</lastBuildDate><category>marie antoinette</category><category>dram</category><category>antik mısır</category><category>güldürü</category><category>absürd</category><category>behzat ç.</category><category>mevlana</category><category>hercule poirot</category><category>masal</category><category>neil gaiman</category><category>gençlik</category><category>macera</category><category>inceleme</category><category>20. yüzyıl</category><category>korku</category><category>fotoğraf</category><category>şems</category><category>pemberley</category><category>lew archer</category><category>tarihi macera</category><category>alamut</category><category>hasan sabbah</category><category>jo nesbo</category><category>miss marple</category><category>kişisel gelişim</category><category>Korku Çağı</category><category>hayat</category><category>klasik polisiye</category><category>jane rizzoli</category><category>hayalet</category><category>gerilim</category><category>yaşam</category><category>tarihi</category><category>romantik komedi</category><category>biyografi</category><category>mısır</category><category>suç</category><category>Dava</category><category>klasik</category><category>ceza</category><category>ariadne oliver</category><category>hindistan</category><category>kara mizah</category><category>doktor proktor'un osuruk tozu</category><category>Franz Kafka</category><category>agatha christie</category><category>casusluk</category><category>taschen</category><category>sktir et</category><category>harem</category><category>kedi</category><category>çocuk</category><category>aile</category><category>polisiye</category><category>aşk</category><category>dehşet hikayeleri serisi</category><category>savaş</category><category>gerçek hayat</category><category>fantastik</category><category>istanbul</category><category>londra</category><category>afganistan</category><category>romantik</category><category>maura isles</category><category>dave gurney</category><category>prag</category><category>ömer hayyam</category><category>semerkant</category><category>melodram</category><category>vampir</category><category>kari vaara</category><category>psikolojik</category><category>pride and prejudice</category><category>osmanlı</category><category>cinayet</category><category>paris</category><category>mafya</category><category>arkadaşlık</category><category>best seller</category><category>siktir et felsefesi</category><category>hazine avı</category><category>little dedektiflik bürosu</category><category>şato serisi</category><category>queen</category><category>büyülü gerçeklik</category><category>chet ve bernie</category><category>Sanık</category><category>seyahat</category><category>tommy ve tuppence</category><category>grafik düşünce</category><category>aşk ve gurur</category><category>başkomiser nevzat</category><category>lobotomi</category><category>hafıza kaybı</category><category>Devlet</category><category>anı</category><title>Real Fiesta Kitap Kulübü</title><description>Real Fiesta ekibinin kitap zevkini paylaşmak isteyenler için</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>162</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/RealFiestaKitapKulb" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="realfiestakitapkulb" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-5784746292503481815</guid><pubDate>Sat, 28 Jan 2012 18:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-28T20:08:29.840+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">macera</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">gerilim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">lobotomi</category><title>Zindan Adası (Shutter Island)</title><description>Dennis Lehane, Artemis Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zindan Adası, Boston limanında uğursuz bir adadır, adadaki kale gibi hastanede oldukça tehlikeli akıl hastası suçlular kalmaktadır. Hastalardan biri son derece güvenli hücresinden, bütün hastabakıcı ve gardiyanların gözü önünden adeta buharlaşarak yok olmuştur. Bunun üzerine federal polis Teddy Daniels olayı soruşturmak üzere adaya gider. Yanında yeni ortağı Chuck Aules, Teddy'e eşlik etmektedir. İkili kadının adeta buharlaşıp yokolduğu hastanenin yöneticisi tekinsiz Doktor Cawley ile tanışırlar. Polisler adanın her tarafında araştırma yapabileceklerdir ancak Cawley onlara hastaların veya diğer doktorların dosyalarını vermez. Ayrıca deniz fenerine girmeleri de yasaktır. Teddy adada iğrenç tedavi yöntemlerinin uygulandığını bilmektedir ve kayıp tehlikeli suçluyu ararken adada dönen dolapları da su yüzüne çıkartmaya kararlıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atmosferi çok başarılı bir roman Zindan Adası. Kahramanlarımızı adaya hapseden fırtına, yağmur, karanlığın etkisi tüm sayfalarda farkediliyor. Biz de Teddy ile beraber o adada sıkışıp kaldığımızı hissediyoruz. Denis Lehane'ın okuduğum ilk kitabı idi bu, diğerlerini de okumak isteği yarattı. Adam adeta film gibi yazmış kitabı, yani her sahne, her tip anında gözlerimin önünde canlandı ve hemencecik kitabın içine girdim. Etkileyici finaliyle zevkli bir macera romanı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabın Martin Scorsese tarafından filme çekilmiş çok başarılı bir uyarlaması da var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-_L6BbyJDxZ0/TyQ2b7bXfvI/AAAAAAAADsA/Q5R4OhPdIDg/s1600/zindan-adasi.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-_L6BbyJDxZ0/TyQ2b7bXfvI/AAAAAAAADsA/Q5R4OhPdIDg/s400/zindan-adasi.png" width="257" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-5784746292503481815?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2012/01/zindan-adas-shutter-island.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-_L6BbyJDxZ0/TyQ2b7bXfvI/AAAAAAAADsA/Q5R4OhPdIDg/s72-c/zindan-adasi.png" height="72" width="72" /><thr:total>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-7624180653111142124</guid><pubDate>Sat, 28 Jan 2012 09:56:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-28T20:12:11.696+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">güldürü</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kara mizah</category><title>Amcam Oswald (My Uncle Oswald)</title><description>Roald Dahl, Can Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oswald Cornelius tam egzantrik zengin denilen tipte bir adamdır. Son derece yakışıklı,&amp;nbsp; ilk milyonunu daha öğrenciyken kazanmayı bilecek kadar açıkgözlü bir girişimci, sayısız kadınla akla havsalaya sığmayan maceralar yaşayan iflah olmaz bir kazanovadır. Oswald, zenginliğe ilk adımını sadece Sudan'da bulunan bir cins böceğin tozunu hap haline getirip satarak kazanmayı başarır, o hap ki içen adama saatler süren dehşet ve de korkunç bir cinsel güç vermektedir. Bu hapın ve arkadaşı nefes kesen Yasmin'in yardımıyla, Oswald, çok zengin olmasını sağlayacak çılgın planını uygulamaya başlar. Yasmin, egzotik güzelliğini ve hapı kullanarak&amp;nbsp; dünyanın en meşhur şahsiyetlerinin spermlerini çalacak, Oswald bunları misal Freud'dan veya İsveç'kralından çocuk peydahlamak isteyen kaçık kadınlara satacaktır. Böylece zamanın meşhur şahsiyetlerinin de rol aldığı şahane macera başlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müthiş yazılmış, açık saçık, edepsiz, son derece eğlenceli bir kitap Amcam Oswald. Renoir'dan Matisse'e; Freud'dan Proust'a baştan çıkartılan bir alay tarihi kişiliğin başına gelenleri okumak ayrı bir keyif. Çok gülerek tavsiye ediyorum. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-vVs6xtQ8m7w/Txxl7BYDQCI/AAAAAAAADrY/LxarimB3FUQ/s1600/amcam-oswald.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-vVs6xtQ8m7w/Txxl7BYDQCI/AAAAAAAADrY/LxarimB3FUQ/s400/amcam-oswald.jpg" width="248" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-7624180653111142124?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2012/01/amcam-oswald-my-uncle-oswald.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-vVs6xtQ8m7w/Txxl7BYDQCI/AAAAAAAADrY/LxarimB3FUQ/s72-c/amcam-oswald.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>9</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-2229128435188644976</guid><pubDate>Mon, 23 Jan 2012 07:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-23T09:00:02.551+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hafıza kaybı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">dram</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">psikolojik</category><title>Uyuyana Kadar (Until I Go To Sleep)</title><description>S.J. Watson, Doğan Kitap&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Uyuyana Kadar&lt;/i&gt;, son günlerde yoğun reklamları yapılan, Doğan Kitabın "yılın gerilim romanı", "amazon.com'un 1 numarası" vs vs oldukça agresif şekilde tanıttığı yepyeni bestseller adayı taze bir roman. Ben de reklam kuşağı çocuğu olduğumdan bu lansmandan etkileni hemen alıp okudum kitabı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Baştan söyleyeyim, &lt;i&gt;Uyuyana Kadar&lt;/i&gt; kesinlikle gerilim türü bir kitap değil, bu şekilde tanıtılması oldukça hayal kırıklığı yaratta bende, daha çok psikolojik bir roman olduğunu düşünüyorum. Gerilim romanı olarak tanıtılması yanıltıcı olmuş, açıkçası kitabı okurken gerilmekten çok hafiften içim geçti diyebilirim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitap hafıza kaybı konusunu işliyor ve başlangıcı oldukça meraklı. Christine sabah uyanır. 20 yaşında ve Seksenli yıllarda olması gerektiğini bilerek uyanmıştır. Nedense yanında sırtının kılları ağarmış bir adam bulunca şaşırır. Tuvalete girip kendini aynada görünce şoke olur, 20 yaşında değil orta yaşlıdır, yüzü kırışık, vücudu sarkıktır, ama nasıl? Yataktaki adam, kocası Ben'dir ve Christine'e&amp;nbsp; 20 sene önce kaza geçirip hafıza kaybına uğradığını anlatır. Christine geçmişi anımsayamadığı gibi, her gece uyuduğunda o gün olanları da belleğinden silmekte; ertesi sabah hiç birşey anımsamadan uyanmaktadır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Christine kocası işe gittikten sonra doktoru ile tanışır. Doktor ona gardırobundaki ayakkabı kutusuna bakmasını söyler. Meğersem Christine artık belleksiz olmaya dayanamamış, günlük tutmaya başlamış, her akşam yatmadan önce o gün boyu, uyuyana kadar olan biteni bu deftere yazarmış. Doktor da ertesi gün Christine'i arayıp çoktan unuttuğu defterini anımsatıyor, Christine her gün oturup baştan sona günlüğü okuyor, neler olup bittiğini öğreniyor, sonra da o gün olanları yazıp bir nevi bellek oluşturuyormuş kendine. Christine bir kere daha oturup günlüğünü okumaya başlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte roman burada başlıyor asıl, kitabın büyük kısmını bu günlük oluşturuyor. Tabii normal olarak her gün aynı başlıyor, Christine hiç birşey hatırlamadan uyandığını; sonra doktorun arayıp durumu açıkladığını, günlüğü bulduğunu, baştan sona okuduğunu yazıyor. Buralarda biraz tekrara düşüyor kitap ama kahramanımızın durumunu düşününce olması gereken buydu diye düşünüyorum. Sonra Christine, her geçen gün olanları okudukça, kocasının ona bazı şeyleri anlatmadığını farkediyor. Ve defterin başında "Ben'e güvenme" yazdığını görüyor. Ama neden ?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rahatça okunan, finalde ne olacak diye güzelce merak ettiren akıcı bir roman ama beklediğim gibi heyecanlı bir gerilim romanı değil &lt;i&gt;Uyuyana Kadar&lt;/i&gt;. Hafıza kaybı konusunu merak edenler zevkle okuyabilir; karakterin durumunu gayet güzel anlatmış. Ama bu konuda daha heyecanlı bir kitap arayanlara Dean R. Koontz'dan Kükreyen Mağara'yı öneririm.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-bbz7n0Jzc14/Txxj8EUOymI/AAAAAAAADrQ/iMfXmCTjpUE/s1600/uyuyana-kadar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-bbz7n0Jzc14/Txxj8EUOymI/AAAAAAAADrQ/iMfXmCTjpUE/s400/uyuyana-kadar.jpg" width="255" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-2229128435188644976?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2012/01/uyuyana-kadar-until-i-go-to-sleep.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-bbz7n0Jzc14/Txxj8EUOymI/AAAAAAAADrQ/iMfXmCTjpUE/s72-c/uyuyana-kadar.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>8</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-1997499722645304750</guid><pubDate>Sat, 21 Jan 2012 10:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-21T12:35:22.263+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">absürd</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kara mizah</category><title>Gizliajans</title><description>Alper Canıgüz, İletişim Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Musa, tam bir avare; iyi niyetli ev arkadaşı Şaban'ın sırtından geçinmekte beis görmez; Nevizade'de bolca bira içmeyi sever, aynı zamanda metin yazarı. Musa'yı Gizliajans işe almak ister. Kapkara bir kedi, Şeytan Bey ile yapılan iş görüşmesinden sonra kahramanımız teklifi kabul eder. Tuhaf şekilde soğuk tutulan ve birbirinden cins tiplerin çalıştığı ajansta ilk gün ilk görüşte Sanem'e aşık olur. Sanem, Musa'ya ajansın iç yüzünü anlatır. Egzantrik zenginin teki, bütün mirasını kara kedisine bırakıp öbür tarafa geçince karısı ve kedinin vesayetini alan vakıf arasında bir çatışma başlamış; vakıf Gizliajans'ı kullanarak miras paralarını başka bir hesaba aktarıyordur. Bütün bunlar, Sanem'e delice aşık olan Musa'nın umrunda mı sanki? Ama ajansın tek müşterisi olan Samanyolu Mutluluk Okulu'nun tam da Musalar'ın üst katında faaliyet göstermesi biraz tuhaf değil mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok eğlenceli, gözlemleriyle kahkaha attıran, feci hareketli bir küçük kitap Gizliajans. Alper Canıgüz ile tanışma kitabım &lt;a href="http://fiestakitap.blogspot.com/2011/11/ogullar-ve-rencide-ruhlar.html"&gt;Oğullar Ve Rencide Ruhlar&lt;/a&gt;'ın bir tık altına koydum Gizliajans'ı. Kesinlikle okunası, tadına varılası, müthiş eğlenceli bir macera. Hatta aşkı anlatan okuduğum en sağlam metin olduğunu bile söyleyebilirim. Hele Musa'nın Sanem'i ilk gördüğü anda içinden geçenler "işte aşkın tanımı bu" dedirtiyor. Severek tavsiye ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;"Kendisini bir cümleyle anlatmam gerekirse, Tamay Bey bir gün enişteniz olarak karşınıza çıkmasından en çok korkacağınız adamın ta kendisiydi diyebilirim."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;i&gt;"Böyle kadınlar arasında nedense çok popüler olan ve genellikle seramik yapımı ya da İspanyolca dersleriyle başlayıp Küba Dostları Derneği'yle devam eden, en nihayetinde de tımarhaneyle tamamlanan bir kişisel gelişim yolculuğunun uğrak noktalarından birinde olmalıydı."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;"Acaba Müberra Abla da. beni dünyanın tüm hanedanları hakkindaki derin bilgisiyle defalarca şaşkınlığa düşüren annem gibi kendini saraylı zanneden çatlaklar grubuna mı dahildi?"&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Ttromv5lnvQ/TxqRUyVh7ZI/AAAAAAAADq0/NzP2vZo1kPo/s1600/gizliajans.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-Ttromv5lnvQ/TxqRUyVh7ZI/AAAAAAAADq0/NzP2vZo1kPo/s400/gizliajans.jpg" width="272" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-1997499722645304750?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2012/01/gizliajans.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-Ttromv5lnvQ/TxqRUyVh7ZI/AAAAAAAADq0/NzP2vZo1kPo/s72-c/gizliajans.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-480567676828789223</guid><pubDate>Sun, 15 Jan 2012 19:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-15T21:50:52.834+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">cinayet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">gerilim</category><title>27 Kemik (Twenty-Seven Bones)</title><description>Jonathan Nasaw, Pegasus Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karayiplerin ufak tropikal adası St Luke'da sağ eli olmayan cesetler bulunur. Turizmle geçinen adada bir seri katil türemesi olabilecek en büyük felakettir. Adanın polis şefi, seri katilleri yakalamakta usta arkadaşı, emekli FBI ajanı Ed Pender'ı olayı çözmesi için adaya çağırır. Cinayetler devam ederken esrarengiz katile "Pala Adam" adı takılmış ve ada halkı arasında panik yayılmaya başlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
27 Kemik okuduğum onlarca polisiyeden şöyle farklı idi, katilin kim olduğunu en baştan biliyoruz. Kitap boyunca hem katilin yaşadıklarını, neden va nasıl öldürdüğünü hem de Pender'in onu bulma çabalarını aynı anda okuyoruz. Yani finalde katil kimdi bulmacası çözülmüyor, en azından bizim için. Biz bildiğimiz bir gerçeği kahramanımız Pender'in keşfetmesine tanık oluyoruz. Bu da bence hiç zevkli değil, ne gerildim ne heyecanlandım; ne de polisiye bir zevk aldım. Bitsin de kurtulayım diye okudum resmen romanı. Bir de çok fazla seks var kitapta, adeta pornografik sahneler anlatılıyor, içim sıkıldı okurken. Çünkü katiller o kadar manasız ve tekdüze ki, yazar herhalde ortamı şenlendirmek için bu sahneleri eklemek istemiş. Kitapla ilgili bence tek hoş nokta; tropik adayı, ada yerlilerini, ada yaşamını anlattığı kısımlardı. Bu kısımlar iyiydi ve herşeyi gözümün önüne getirebildim. Ama polisiye veya gerilim yönünden çok durağan ve tatsız buldum. Bu kitaba verdiğim paraya acıyarak, yarım kalmasın diye okuyup bitirdim ama zamanıma yazık oldu. Tavsiye etmiyorum. Sıkıcı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-s-tmWwUuj7I/TxMpEgBRriI/AAAAAAAADns/bvcYC4ElYZU/s1600/27-kemik.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-s-tmWwUuj7I/TxMpEgBRriI/AAAAAAAADns/bvcYC4ElYZU/s400/27-kemik.jpg" width="257" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-480567676828789223?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2012/01/27-kemik-twenty-seven-bones.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-s-tmWwUuj7I/TxMpEgBRriI/AAAAAAAADns/bvcYC4ElYZU/s72-c/27-kemik.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-7063978073332458295</guid><pubDate>Sun, 08 Jan 2012 08:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-08T10:55:55.776+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">cinayet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">polisiye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">maura isles</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">jane rizzoli</category><title>Ruh Koleksiyoncusu (Keeping The Dead)</title><description>Tess Gerritsen, Doğan Kitap&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Jane Rizzoli polisiyesi. Rizzoli &amp;amp; Isles serisinin yedinci kitabı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitaplar boyu Doktor Maura Isles'ın etrafında dönen maceralar okuduktan sonra nihayet Ruh Koleksiyoncusu'nda Dedektif Rizzoli bütün acarlığı, öfkesi ve zekasıyla hikayede başrolü alıyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Boston'da kendi halinde özel bir müze olan Crispin Müzesi'nin kuratörü, müzenin yıllardır el değmemiş demirbaş listesini güncelleştirmeye çalışırken inanılmaz bir şey keşfeder, bodrum katında atılmış duran ve belki 2000 yıllık bir mumya bulunmaktadır. Kuratör ve arkeolog asistanı, mumya hakkında bilgi edinebilmek için bir hastanede bilgisayarlı tomografi yaparak sargıların altındaki cesedi incelerler. Taramada mumyanın bacağında kesinlikle 2000 yıllık olmayan bir nesne bulunur, bir kurşun! 2000 yıllık sargıların altında kimliği belirsiz bir ceset vardır ve Doktor Isles kendini bir mumyaya otopsi yaparken bulur. Müzede araştırma yapan Jane Rizzoli ise çok daha korkunç bir kalıntı keşfedecektir : Kesik bir kafa!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ruh Koleksiyoncusu, klasik Tess Gerritsen olay örgüsüne sahip, geçmişte işlenen günahlar, korkunç bir cani katil ve günümüzde katilin peşinde koşan Dedektifimiz Rizzoli'nin heyecanlı macerası akıcı bir şekilde anlatılıyor; geçmiş ve gelecek çok güzel birbirine giriyor. Ayrıca önceki kitaptan tanıdığımız Mefisto Kulübü başkanı Anthony Sansone de yine ortalarda dolanarak ipuçları veriyor kahramanlarımıza. Ama beni en sevindiren, Doktor Isles ve aşk hayatı problemlerinin minimize edilerek, Dedektif Rizzoli'nin macerasına ağırlık verilmiş olması. Kitaplardaki aşk maduru Maura'yı pek sevmiyorum ben sanırım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sene okuduğum ilk kitap güzel bir polisiye oldu, biraz da arkeolojiyle ilgili, oldukça zevkli bir macera idi Ruh Koleksiyoncusu, tavsiye ederim. Finali de güzel ve sürprizli, kesinlikle hayal kırıklığına uğratmıyor. Ayrıca kitabın Türkçe ismini çok ama çok başarılı bulduğumu söylemeliyim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-nQtedxshL18/TwlYQ8HpnfI/AAAAAAAADWM/HMJRm78K4iY/s1600/ruh-koleksiyoncusu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-nQtedxshL18/TwlYQ8HpnfI/AAAAAAAADWM/HMJRm78K4iY/s400/ruh-koleksiyoncusu.jpg" width="256" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-7063978073332458295?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2012/01/ruh-koleksiyoncusu-keeping-dead.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-nQtedxshL18/TwlYQ8HpnfI/AAAAAAAADWM/HMJRm78K4iY/s72-c/ruh-koleksiyoncusu.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-6348073514013829270</guid><pubDate>Fri, 30 Dec 2011 22:31:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-31T14:07:29.803+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">cinayet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">polisiye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">maura isles</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">jane rizzoli</category><title>Mefisto Kulübü (The Mephisto Club)</title><description>Tess Gerritsen, Doğan Kitap&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Jane Rizzoli polisiyesi. Rizzoli &amp;amp; Isles serisinin altıncı kitabı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Siliniş'te yükselmeye başlayan tempo, serinin altıncı kitabında azalmadan devam ediyor. Bu maceralarında Dedektif Rizzoli ve Doktor Isles bilmedikleri sulara yelken açıyorlar ve insanlık tarihi kadar eski bir kötülükle mücadele etmeye çalışıyorlar : Şeytan'ın ta kendisi. Şeytanı ya da yeryüzündeki iblisleri avlamayı amaçlayan, son derece güçlü bir grup bu maceralarında Rizzoli ve Isles'ı destekliyor. Kendilerine Mefisto Kulübü diyen bu insanlar kendilerini şeytanı bulmaya, mistik olaylara, kadim sembollere adamışlardır. Bir toplantı gecesinde kapılarına vahşice katledilmiş bir ceset bulurlar. Kahramanlarımız olayı polisiye yöntemlerle çözmeye çalışırken, Mefisto kulübü metafiziğe yönelir. Saldırılar devam edip kulüp üyelerine sıra gelmeye başlayınca, geçmişte yaşanmış karanlık olayların üstü açılacak, nihayet cinayetlerin ortak noktası ortaya çıkacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mefisto Kulübü'nde katilin cinayet mahallerine bir takım semboller çizmesi, kulüp üyelerinin bu sembolleri anlamlandırıp dedektiflere yardımcı olmaya çalışması bana biraz Da Vinci Şifresi'ni anımsattı. Tabii bu benzerlikten şikayetim yok, mistik konular kitabın çekiciliğini arttırmıştı bence.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mefisto kulübü oldukça zevkli bir polisiye, sembol bilimle tatlandırılmış, paralel kurgu ile hem Jane'nin macerasını hem de İtalya'da nefes nefese bir kovalamacayı anlatıyor. Serinin Cerrah'dan sonraki en sevdiğim kitabı bu oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/--eRB2T5A0Xs/Tv760L-08jI/AAAAAAAADSQ/rvHWrPDMTZU/s1600/mefisto-kul%25C3%25BCb%25C3%25BC.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/--eRB2T5A0Xs/Tv760L-08jI/AAAAAAAADSQ/rvHWrPDMTZU/s400/mefisto-kul%25C3%25BCb%25C3%25BC.jpg" width="260" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-6348073514013829270?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/12/mefisto-kulubu-mephisto-club.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/--eRB2T5A0Xs/Tv760L-08jI/AAAAAAAADSQ/rvHWrPDMTZU/s72-c/mefisto-kul%25C3%25BCb%25C3%25BC.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-1577557272483965740</guid><pubDate>Sun, 25 Dec 2011 08:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-25T10:00:09.942+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">cinayet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">polisiye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">maura isles</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">jane rizzoli</category><title>Siliniş (Vanish)</title><description>Tess Gerritsen, Martı Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Jane Rizzoli polisiyesi. Rizzoli &amp;amp; Isles serisinin beşinci kitabı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kahramanlarımızın yeni macerası yine morgda Doktor Isles'ın başına gelen tüyler ürpertici bir olayla başlıyor. Yoğun ve de yorgun doktorumuz, rapor yazarken son incelediği cesede dair ufak bir detayı anımsayamaz ve morga iner. Morgda az önce kesip biçtiği cesedi kontrol ederken başka bir ceset tuhaf sesler&amp;nbsp; çıkartmeya başlar. Maura Isles'ın en büyük kabusu gerçek olmuş, ölü diye getirilip morga konan genç bir kadın canlanmıştır. Maura kadını ceset torbasından çıkartıp acil servise yetiştirir. Birkaç gün sonra kadın hastanede terör estirip rehinelerle kendini içeri kapatacaktır. Bilmediği ise rehinelerden birinin esaslı cinayet masası dedektifi Jane Rizzoli olduğudur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://fiestakitap.blogspot.com/2011/12/ikiz-bedenler-body-double.html"&gt;İkiz Bedenler&lt;/a&gt;'e nazaran Siliniş'i daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Kafasının dikine giden inatçı Rizzoli'yi olay üstünde izlemek zevkliydi. Serinin önceki kitapta düşen ivmesi bu kitapta yeniden yükselmişti. Tek sıkıntım fazlasıyla uzatılmış final oldu, kitabın son kısmı bence gereksiz yere uzundu, bitmek bilmedi bir türlü, ters köşelerden köşe beğeneyim derken heyecanını, anlamını kaybetti benim için.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-JG0smk8_FMw/TvZwfAoyDXI/AAAAAAAADNE/iWtZ_3WnEV0/s1600/silinis.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-JG0smk8_FMw/TvZwfAoyDXI/AAAAAAAADNE/iWtZ_3WnEV0/s400/silinis.jpg" width="256" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-1577557272483965740?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/12/silinis-vanish.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-JG0smk8_FMw/TvZwfAoyDXI/AAAAAAAADNE/iWtZ_3WnEV0/s72-c/silinis.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-4111005919291323415</guid><pubDate>Sun, 18 Dec 2011 17:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-18T19:32:00.909+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">macera</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hazine avı</category><title>Kodeks (The Codex)</title><description>Douglas Preston, Artemis Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kodeks konusuyla ilgimi çekmiş, okumayı çok istediğim bir romandı. Tropik ormanlarda müthiş bir hazinenin peşinde koşan bir grup maceraperestin öyküsü olarak özetleyebiliriz konuyu. Sonuç beklediğim gibi çıkmadı maalesef. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Maxwell Broadbent, profesyonel bir hazine avcısı, bir mezar soyguncusudur. Ömrü boyunca yasa dışı antikalar, paha biçilmez parçalar toplayarak muazzam bir servetin sahibi olmuştur. Kanser hastalığına yakalandığını öğrenince bütün hazinesi toplayıp kaçar ve bilinmeyen bir yere hazinesi ile kendini gömdürür. Geride kalan 3 oğluna imkansız bir görev bırakır. Oğlanlar, babalarına layık birer evlat olduklarını kanıtlamalı, Maxwell'i ve hazinenin gömüldüğü yeri bulmak zorundadırlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitap açıkçası hayal kırıklığı oldu benim için. Adeta çakma bir Indiana Jones filmi gibiydi, bu kitapta yazılan herşey, daha önce filmlerden&amp;nbsp; izlediğimiz bildik türde maceralar idi, hele bir köprü kısmı var ki, bildiğin Indiana Jones and the Temple Of Doom'daki köprü sahnesinin kopyası. Şaştım kaldım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tropik ve de egzotik ormanlarda, bir yanda tabiatla beri yanda kötü adamlarla mücadele ederek hazine peşinde koşan bir grubun hikayesini okumak istiyorsanız bu kitap sizin için yazılmış. Ancak çok özgün veya yaratıcı bir roman beklememek lazım. Orta karar bir kitap.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-IHkUFL5rhfw/Tu4Y0r39kEI/AAAAAAAADMM/aYRukAKwHy0/s1600/kodeks.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-IHkUFL5rhfw/Tu4Y0r39kEI/AAAAAAAADMM/aYRukAKwHy0/s400/kodeks.jpg" width="261" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-4111005919291323415?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/12/kodeks-codex.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-IHkUFL5rhfw/Tu4Y0r39kEI/AAAAAAAADMM/aYRukAKwHy0/s72-c/kodeks.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-4412250453684553959</guid><pubDate>Fri, 09 Dec 2011 08:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-09T10:36:00.259+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">osmanlı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">tarihi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">harem</category><title>Abdülmecit, İmparatorluk Çökerken Sarayda 22 Yıl</title><description>Hıfzı Topuz, Remzi Kitabevi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Abdülmecit'i 2 sene önceki 
Tüyap Kitap Fuarı'ndan almış ama bir türlü okumamıştım. Bu seneki fuara 
gitmeden evvel, artık ayıp olmasın diye okuyup bitirdim. Kitabı 
okuduktan birkaç gün sonra bu padişahın mecliste anıldığını, 
ölümünün 150. yılı anısına Dolmabahçe Sarayı'nda bir sempozyum 
düzenlendiğini görünce de zamanlamama çok şaşırdım. Tam gündeme uygun 
bir okuma yapmışım demek ki:)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer Hıfzı Topuz'un Meyyale, Taif'te Ölüm, Paris'te Son 
Osmanlılar romanlarından birini okuduysanız; yazar bu kitapta aynı 
romantik uslubu devam ettirmiş. Gayet yumuşak, sapsade bir anlatım; ana 
kahramanın hikayesinde yer alan yan karakterlerin ibretlik öyküleri, bol
 bol harem masalları ile örülmüş bir kitap elimizdeki. Abdülmecit'in hayatındaki belli başlı dönüm noktalarına değinirken ağırlıklı olarak harem olaylarına, padişahın birbiri ardına yaşadığı aşklara, kadın maceralarına yer veriyor. Bence bu alana kaymayıp ne bileyim bir Dolmabahçe Sarayının nasıl inşa edildğine bile yer verse daha başarılı olabilirdi. Kitaptan bende kalan, padişahın kadınlardan başını alamayan, nazik ve sevilen bir adam olduğu sadece. Fazla harem ağırlıklı yazıldığını düşünüyorum eserin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Harem, cariye, aşk meşk konularıyla ilgiliyseniz okunabilir. Bir Osmanlı sultanı olarak Abdülmecit hakkında okumak istiyorsanız bu kitap doğru seçim değil.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-SfrMz9gGqTM/Ttnf_S_--qI/AAAAAAAAC70/wrqW9UVEYns/s1600/abdulmecit.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-SfrMz9gGqTM/Ttnf_S_--qI/AAAAAAAAC70/wrqW9UVEYns/s400/abdulmecit.jpg" width="256" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-4412250453684553959?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/12/abdulmecit-imparatorluk-cokerken.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-SfrMz9gGqTM/Ttnf_S_--qI/AAAAAAAAC70/wrqW9UVEYns/s72-c/abdulmecit.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-6626537240938746140</guid><pubDate>Wed, 07 Dec 2011 08:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-07T10:30:01.026+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">agatha christie</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hercule poirot</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">klasik polisiye</category><title>Nil'de Ölüm (Death On The Nile)</title><description>Agatha Christie, Altın Kitaplar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Hercule Poirot polisiyesi. Nil'de Ölüm, Agatha Christie'nin en meşhur romanlarından biri. Nil Nehrinde egzotik ve de havalı bir seyahat esnasında işlenen cinayetler; renkli karakterler, ateşli Jackie ve beklenmedik çözümüyle, okunması gereken Christie romanlarının başında gelenlerden biri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Linnet Ridgeway, büyük mirasa konmuş, zengin genç ve çok güzel bir kadındır. Çocukluk arkadaşı Jackie onu ziyarete geldiğinde Linnet'den bir iyilik ister : Acaba Linnet, Jackie'nin tutkuyla sevdiği nişanlısı Simon'a iş verebilir mi? Linnet, Simon'ı malikanede işe alır, gel zaman git zaman Simon güzel ve büyüleyici Linnet'e aşık olur,&amp;nbsp; Jackie'yi terk eder ve ikisi evlenirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Simon ve Linnet uzun bir balayı gezisine çıkarlar. Ne var ki aşktan gözü dönmüş, tutkuyla gözleri kararmış Jackie, gittikleri her yerde çiftin karşısına çıkarak asaplarını bozmaya başlamıştır. Nihayet Mısır'a gelen çifti takip eden Jackie, karı kocanın takipten kurtulmak için bindikleri Nil gezisi gemisinde karşılarına çıkar. Gemide birbirinden renkli tipler yolculuk etmektedir, tabii bunlarından başında meşhur dedektif Hercule Poirot yer almaktadır. Jackie'nin ümitsiz haline acıyan dedektif, genç kadına takibi bırakıp evine dönmesini öğütler ama Jackie yaşlı adamı dinlemez. Sonunda bir gece korkunç cinayet işlenir. Ama olaylar hiç de beklendiği gibi gelişmemiştir. Poirot lüks gemide kimliği belirsiz katilin peşine düşer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben sahaflardan aldığım eski basımı okudum. Kitabın güncel baskısı da mevcut tabii ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-M2t6Mat79QM/TtnoHy5T8vI/AAAAAAAAC78/zNH2pCWVicM/s1600/nilde-olum.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-M2t6Mat79QM/TtnoHy5T8vI/AAAAAAAAC78/zNH2pCWVicM/s400/nilde-olum.jpg" width="277" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-HZVUynBm3S8/TtnoJJaf_lI/AAAAAAAAC8E/dBUFxWgL4Q0/s1600/nilde-olum-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-HZVUynBm3S8/TtnoJJaf_lI/AAAAAAAAC8E/dBUFxWgL4Q0/s400/nilde-olum-1.jpg" width="275" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-6626537240938746140?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/12/nilde-olum-death-on-nile.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-M2t6Mat79QM/TtnoHy5T8vI/AAAAAAAAC78/zNH2pCWVicM/s72-c/nilde-olum.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-3706940172476852254</guid><pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-05T10:30:03.561+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">gerçek hayat</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">cinayet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ceza</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">suç</category><title>Suç, Bir Ceza Avukatından Gerçek Hikayeler (Verbrechen)</title><description>Ferdinand Von Schirach, NTV Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Suç, 2011'in en meşhur kitaplarından biri. Nisan ayında çıkmıştı, ben de Mayıs'ta alıp okumuştum ama nedense buraya yazmamışım. Halbuki Suç, kesinlikle bahsedilmeyi hakeden müthiş bir kitap.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabın yazarı bir savunma avukatı; meslek hayatı boyunca akla hayale gelmedik suçlarla karşılaşmış. Bazen masumları, bazen de suçluları savunmuş. Sonunda bu gerçek hikayeleri oturup yazdığında ortaya çıkan kitap çok şaşırtıcı. Vakaların gerçekten yaşanmış olması dehşete düşürüyor insanı, neler oluyor şu hayatta diyoruz okurken. Neredeyse filmlerde, romanlarda görebileceğimiz inanılması güç olaylar, gerçekten yaşanmışlar ama! Yazar bu olayları salt kendi tarafından, hukukçu açısından anlatmamış; sanığın yaşadığı durumları sanki oradaymışçasına hikayelendirmiş;&amp;nbsp; suçun gerisinde yatan sebepleri ortaya koymaya çalışmış. Sonuçta bir çırpıda okunan, çarpıcı bir kitap çıkmış ortaya.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
Kitabı Mayıs ayında okuduğum halde hala aklımdan çıkmayan 2 hikaye var. Biri müzede unutulan raptiyeli bekçi; diğeri de Irina ile şişman, ölü adam. Adaletin sağlanışı açısından bu iki hikaye beni özellikle etkilediler. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer hala okumadıysanız kaçımayın derim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kediler ve Kitaplar'da Çavlan'ın Suç üzerine nefis yazısını da &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2011/05/suc.html"&gt;buradan&lt;/a&gt; mutlaka okuyun.. O yazıdan sonra hemen koşarak almıştım kitabı:)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-mpdI9jbZ7lc/TtnfCCytXBI/AAAAAAAAC7s/gBuqXrtxIWM/s1600/suc.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-mpdI9jbZ7lc/TtnfCCytXBI/AAAAAAAAC7s/gBuqXrtxIWM/s400/suc.jpg" width="255" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-3706940172476852254?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/12/suc-bir-ceza-avukatndan-gercek.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-mpdI9jbZ7lc/TtnfCCytXBI/AAAAAAAAC7s/gBuqXrtxIWM/s72-c/suc.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-6811543063657180699</guid><pubDate>Sat, 03 Dec 2011 11:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-03T13:49:47.557+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">gerçek hayat</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">anı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kedi</category><title>Kedilere Dair (On Cats)</title><description>Doris Lessing, Metis Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nobel ödüllü yazar Doris Lessing, ömrü boyunca kedilerle yaşamış. Çocukluğunu geçirdiği Afrika'daki çiftlikte onlarca evcil ve yabanıl kediler; Londra'da yaşamaya başladıktan sonra eve gidip gelen, uzun yıllar yazarımız ve ev ahalisiyle beraber yaşyan kediler, sadece bir kaç sene&amp;nbsp; ortada görünenler, doğuranlar, kaçanlar, geçici olarak bakılanlar... Doris Lessing bütün bu kedileri müthiş yazar yeteneği ve sonsuz kedi sevgisiyle gözlemlemiş, sonra da her birinin hikayesini bu kitabı oluşturan hatıralarında anlatmış. Yıllar boyu gelip geçen kedilerin her bir diğerinden farklı, yazarımız da onları nevi şahsına münhasır bireyler olarak görüyor zaten, her pisinin kişiliğini özenle anlatıyor, tabii güzelliklerine hayran kalmaktan da geri durmuyor. Ah kedi diye tapınıyor onlara, güzel kedi, ipek kedi, kelebek patili kedi...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kedi sevmeyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap, böylece kedi kedi diye neden dellendiğimizi biraz anlayacaklardır:) Kedi sevenler benim gibi ağlayarak okuyacaklardır zaten. Zira bir kediyle yaşamış olan herkesin başından geçmiş olabilecek işler bu hatıralarda anlatılanlar; doğumlar, ölümler, hastalıklar, sakatlıklar, acılar ve kedinin bitmek bilmeyen antikalıklarından duyulan müthiş zevk:)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Edebiyat severlerin Doris Lessing'in dilinden, şahane gözlemlerinden nefis bir tat alacaklarına inanıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benim için bu yıl okuduğum en güzel kitaplardan oldu "Kedilere Dair". Çok severek tavsiye ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;"Kedileri tanıyıp, hayat boyu kedilerle birlikte olunca geriye insanlara karşı duyulandan çok farklı bir hüzün tortusu kalıyor: Onların çaresizliği karşısında çekilen acı, hepimiz adına duyulan suçluluktan oluşan bir tortu."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-VSllzZa-2XI/TtoClPmsPKI/AAAAAAAAC8M/p9Mv2aAPyrg/s1600/kedilere-dair.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-VSllzZa-2XI/TtoClPmsPKI/AAAAAAAAC8M/p9Mv2aAPyrg/s400/kedilere-dair.jpg" width="258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-6811543063657180699?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/12/kedilere-dair-on-cats.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-VSllzZa-2XI/TtoClPmsPKI/AAAAAAAAC8M/p9Mv2aAPyrg/s72-c/kedilere-dair.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-6825331990180049772</guid><pubDate>Sat, 03 Dec 2011 08:11:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-03T10:26:27.596+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">cinayet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">polisiye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">maura isles</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">jane rizzoli</category><title>İkiz Bedenler (Body Double)</title><description>Tess Gerritsen, Martı Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Jane Rizzoli polisiyesi. Rizzoli &amp;amp; Isles serisinin dördüncü kitabı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkiz Bedenler, gerçekten insanın ağzını kurutacak bir olayla açılıyor. Meşhur Adli Tıp doktoru, Ölüm Kraliçesi lakabıyla tanınan güzel ve soğuk Maura Isles, Paris'e bir konferansa gitmiştir. Gece vakti, yorgun argın evine döndüğünde, mahallesinin polis kaynadığını, evinin önüne olay yeri şeridi çekildiğini görür. Dedektif Rizzoli, doktora hayalet görmüş gibi bakmaktadır. Nihayet ısrarlarına dayanamayıp olan biteni doktora anlatırlar. Maura'nın evinin önünde bir kadın öldürülmüştür. Kadın Maura'nın tıpkısıdır, öyle ki herkes onu doktor zannetmiştir. Maura maktülün otopsisine girer. Otopsi masasında bir dehşet sahnesi yaşanır, doktor adeta kendi kendini kesip biçmekte, kendi vücudunu parçalayıp iç organlarını çıkarmaktadır. Evlat edinilmiş olan Doktor Isles varlığından haberdar olmadığı ikiz kardeşini bulmuştur! Rizzoli ve Isles, esrarlı kadının cinayetinin peşine düşerler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkiz Bedenler'de, ekibimizin ibresi biraz daha Doktor Isles'a kayıyor. Hikye onun üzerinden daha ağırlıklı anlatılmış. Rizzoli'nin biraz ağırdan almasının da sebebi var tabii, makul bir bahanesi olduğu için bu sefer kızmıyorum ama gelecek maceralarda lütfen artık eski acar, ateşli Rizzoli olarak geri dönmesini bekliyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Martı Yayınları'nın çevirisini özensiz ve dağınık buldum. Bu kitaptan sonraki&amp;nbsp; 5. macera Siliniş de Martı'dan çıkmış ne yazık ki, sonraki 2 macera ise çok şükür Doğan Yayınları'nda. Gerçekten Martı'nın bastığı kitaplar bitsin diye beklemekteyim. Tess Gerritsen'e Doğan Kitaplar yakışır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Seriye devam etmek isteyenlere tavsiye edilir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-goOKmZmqV3I/TtnckcwbCkI/AAAAAAAAC7k/VYnBv2n5V5k/s1600/ikiz-bedenler.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-goOKmZmqV3I/TtnckcwbCkI/AAAAAAAAC7k/VYnBv2n5V5k/s400/ikiz-bedenler.jpg" width="263" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-6825331990180049772?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/12/ikiz-bedenler-body-double.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-goOKmZmqV3I/TtnckcwbCkI/AAAAAAAAC7k/VYnBv2n5V5k/s72-c/ikiz-bedenler.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-2715958228208283032</guid><pubDate>Wed, 30 Nov 2011 18:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-11-30T21:40:45.368+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">macera</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hazine avı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">tarihi macera</category><title>Sekiz (The Eight)</title><description>Katherine Neville, Pegasus Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
782... Fransa kralı Şarlman'a, barselona'nın müslüman valisi İbn-el-Arabi'den bir hediye gelir. 8 
Mağripli'nin eşlik ettiği; altın ve gümüşten yapılma kadim bir satranç 
takımıdır bu hediye. Afrika çöllerinde ortaya çıkmış, kaynağını en eski 
efsanelerden alan; göçebe kabilelerin, Bedevilerin ve Tuareglerin ve 
büyük Arap filozoflarının vakıf olup içine işledikleri bir sırra 
sahiptip bu satranç takımı. Takımın gücünden korkan kral, sarp dağların 
tepesine Montglane Manastırı'nı inşa ettirir ve takımı buraya gömdürür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1789... Fransa'da ihtilal zamanı... Bin yıldır Montglane 
Manastırı'nda yatan takımın gün ışığına çıkma zamanı gelmiş, oyun tekrar
 başlamıştır. Manastırın başrahibesi asırlardır manastır yöneticilerinin
 gizlediği sırrı rahibelerine açar ve takımın parçalarını kadınlara 
dağıtarak hepsini uzaklara yollar. Böylece ihtilalcilerin takımı ele 
geçirip kötücül amaçları uğruna kullanmalarını engellemeye çalışmaktadır. 8 
tane taşı saklayan genç rahibe adayı Mireille, Paris'te ihtilalin ve 
onun mimarlarının tam ortasında kalacak ve beklenmedik olaylar sonucu 
satranç takımına gücünü veren esrarı öğrenmek için inanılmaz bir 
yolculuğa çıkacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1973...&amp;nbsp; New York'da yılbaşı gecesi, genç mühendis Catherine 
dostlarıyla yemek yerken yanına yaklaşan falcı kadın Cat'i tehlikede 
olduğunu söyleyerek uyarır. Fransız ihtilalinden yaklaşık 200 yıl sonra 
taşların gücü birilerini harekete geçirmiş ve Oyun tekrar başlamıştır. 
Dünyanın 8 büyük finans firmasından birinde çalışan Cat, iş icabı 
Cezayir'e gitmek ve dünyadaki 8 büyük petrol firmasıyla ilgili bir 
yazılım hazırlamak zorundadır. Montglane takımının hikayesini öğrenen 
Cat, maceraya atılır, bulmacaları çözerek satranç tahtasının sırrının 
doğduğu çöllerde&amp;nbsp; bu sırrı çözecek formülü aramaya başlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabımız baştan sona paralel kurguyla 2 kahramanın hikayesini 
anlatıyor. 200 yıl önce genç ve cesur Mireille, taşları hayatı pahasına 
korumaya çalışırken takımın peşindeki güçlü oyuncularla mücadele ediyor.
 Geçmişte Kardinal Richelieu ve onun ardından filozof Voltaire; ardından
 alim Newton, sonra Talleyrand ve Robespierre, genç korsikalı Napolyon 
ve bütün Rusya'nın hakimi Çariçe Katerina, hepsi bu takımın esrarının 
peşindeler. Farmasonlar, Haşhaşiler, Gül Haçlılar bir zamanlar bu sırrı 
taşımışlar. Altın oran, felsefe taşı, satranç oyununda at döngüsü, 
herşey&amp;nbsp; bu takımla alakalı. Günümüzde Cat, ummadığı şekilde Cezayir'e 
gidip oyuna katılıyor ve&amp;nbsp; Montglane takımı arayışına başlıyor. Taşları 
bulup takımın sırrını kötü adamlardan önce çözmek zorunda. Biz de iki 
kahramanın maceralarını okurken takımın esrarlı öyküsünü ve formülünü 
anlamaya çalışıyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sekiz eski bir kitap, 1988'de yayınlanmış. İçerdiği konular;&amp;nbsp; altın 
oran, farmasonlar, haşhaşilerden bahsetmesi; tarihi hikayelere yer 
vermesi akla Da Vinci Şifresi'ni getiriyor. İki kitabı karşılaştırmamak 
mümkün değil.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dürüst olmak gerekirse, Sekiz'in çok zevk veren edebi bir dili yok, 
Da Vinci Şifresi kadar sürükleyici olmadığını da söyleyebilirim. Kitabın
 yarısı Fransa İhtilali ve onu takib eden Terör döneminde geçtiği için 
tarihi konulardan hoşlanmayanlar sıkılabilir. Fakat dopdolu bir roman 
Sekiz. Gerçek kişiliklerle gerçeküstü olayları çok güzel birbirine 
bağdaştırmış. Pek çok konudan başarıyla bahsediyor : insanoğlunun kadim 
efsaneleri, yeryüzünün mistik olayları, Indiana Jones-vari egzotik 
maceralar, kum fırtınaları, çöllerin gizemi, esrarengiz topluluklar, 
bitmek bilmeyen bir hazine arayışı... Bütün bunların üzerinde, sırlarla 
dolu satranç tahtası ve gerçekte hayatta oynanan bir satranç oyunu var. Oyunda yer alan her kişi bir taş aslında, kahramanımız Cat ise, önemsiz 
bir piyonken güçlü bir Vezir olmaya giden yolda başına gelen binbir 
beladan kurtulmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sekiz oldukça uzun bir kitap, tarihi hikayelerden, efsanelerden ve 
mistik olaylardan hoşlanıyorsanız okuyun derim. Hiç bitmeyen macera 
filmi tadındaki aksiyonu da cabası. Ama çok da lezzetli bir edebiyat 
beklememek lazım, final bölümünü de biraz zayıf bulduğumu söylemeliyim. 
Yedi yüz küsür sayfa okuduk, sonunda pıt diye çözüldü mesele. Oh!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Olsun, yine de sevdim ben Sekiz'i. Tarihi ve mistik hikayelerden ve hazine avcılığı maceralarından hoşlananlara tavsiye olunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;"Sır, çöldeki bir kayanın altında değildi. Küflü bir kütüphanede de değildi. Bu göçebe adamların yumuşak bir şekilde fısıldanan hikayelerinin arasına gizlenmişti. Gece kumşlarda ilerleyerek, ağızdan ağza dolaşan sır, ölmekte olan bir ateşin kıvılcımları gibi hareket edip sessiz kumlara dağılıp karanlığa gömülmüştü. Sır, çölün seslerinde gizliydi, halkının hikayelerinde... kayaların ve taşların gizemli fısıltılarında." &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Qwjit5FEqH0/TtZzR-TOYtI/AAAAAAAAC7Q/52eLYHhapds/s1600/sekiz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-Qwjit5FEqH0/TtZzR-TOYtI/AAAAAAAAC7Q/52eLYHhapds/s400/sekiz.jpg" width="253" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-2715958228208283032?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/11/sekiz-eight.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-Qwjit5FEqH0/TtZzR-TOYtI/AAAAAAAAC7Q/52eLYHhapds/s72-c/sekiz.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-7286837688753149099</guid><pubDate>Tue, 22 Nov 2011 19:16:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-03T10:11:35.595+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">cinayet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">polisiye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">maura isles</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">jane rizzoli</category><title>Günahkar (The Sinner)</title><description>Tess Gerritsen, Martı Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Jane Rizzoli polisiyesi. Rizzoli &amp;amp; Isles serisinin bu üçüncü kitabında, nihayet Boston şehrinin yapış yapış yaz mevsiminden kurtuluyor ve bu sefer de dondurucu Aralık ayında bir manastırda işlenen korkunç cinayetlerle karşılaşıyoruz. (Zaten artık bana üste para verseler Boston'a gitmem, yazı ayrı pis, berbat bir sıcak; kışı göz açtırmıyor, kar buz; sapık seri katiller şehirde fink atıyor, bu ne be?)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dedektif Rizzoli ve Adli Tıp Doktoru, ölüm kraliçesi Dr Isles şehirdeki eski manastırda öldürülen rahibeleri bulurlar. Dünyadan elini eteğini çekmiş, kimseye bir zararı olmayan bu kadınlara kim saldırmıştır? Dr Isles'ın yaptığı otopside ise inanılmaz bir gerçekle karşılaşırlar.Doktor rahibelerden genç olanının yeni doğum yapmış olduğunu ortaya çıkartır. Rizzoli ve Isles cinayeti araştırmaya başlarlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Açıkçası bu macerada ilk ikisinin nefes nefese temposunu bulamadım. Serinin bu 3. kitabında, anlatının odağı Rizzoli'den Maura Isles'a kayıyor. Bir önceki kitapta nasıl Rizzoli'yi daha yakından tanıdıysak, burada da Maura Isles'ın geçmişini öğrenmeye başlıyoruz. Dr Isles, dedektifimiz gibi acar, ateşli ve cerzebeli değil; evlere şenlik gürültücü İtalyan ailesi de yok. Gayet cool tabir edeceğimiz, soğukkanlı biri Doktor. Kitabın odak merkezi Doktor olunca da,&amp;nbsp; hızı da ilk iki maceraya göre daha düşük olmuş sanırım. Daha yavaş, heyecanı daha az bir macera bu. Diğerleri gibi nefes nefese okunmuyor Günahkar. Biraz hayal kırıklığı oldu açıkçası.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kitabı türün tüm meraklılarına değilse de benim gibi Rizzoli &amp;amp; Isles severlere tavsiye ediyorum. Her şeye rağmen, seriyi merakla okumaya devam ettiğimi söylemeliyim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-WVC79NzCoE8/Tsv5BaIHO-I/AAAAAAAAC6Y/rbcrKoHCsPc/s1600/gunahkar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-WVC79NzCoE8/Tsv5BaIHO-I/AAAAAAAAC6Y/rbcrKoHCsPc/s400/gunahkar.jpg" width="250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-7286837688753149099?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/11/gunahkar-sinner.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-WVC79NzCoE8/Tsv5BaIHO-I/AAAAAAAAC6Y/rbcrKoHCsPc/s72-c/gunahkar.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-4481508989799791950</guid><pubDate>Sat, 19 Nov 2011 14:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-03T10:11:20.735+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">cinayet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">polisiye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">maura isles</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">gerilim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">jane rizzoli</category><title>Çırak (The Apprentice)</title><description>Tess Gerritsen, Martı Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Jane Rizzoli polisiyesi. Tess Gerritsen'in kitaplarının yarısı Doğan Kitap'tan yarısı Martı Yayıncılık'tan çıkmış nedense. Kahramanımızın korkunç seri katil Cerrah ile ilk macerasını Doğan'da; maceranın devamını Martı'dan okuyoruz, ilginç tabii.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çırak, Cerrah romanının devamı, onu tamamlayıp bitiren bir kitap. Eğer Cerrah'ı okuyup bayıldıysanız Çırak da mutlaka okunmalı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cerrah'ın Boston'da estirdiği terörün üzerinden 1 sene geçmiştir ve şehir yine bir ateş gibi yaz mevsiminde kavrulmaktadır. Rizzoli'ye başka bölgede çalışan Dedektif Vince Korsak'dan çağrı gelir. Korsak'ın bölgesinde korkunç bir cinayet işlenmiştir ve Cerrah vakasıyla benzerlik taşıdığı için Korsak Rizzoli'nin olay yerini görmesini ister. Lüks malikanede işlenen cinayette Rizzoli adeta kan banyosuyla karşılaşır. Koca vahşice infaz edilmiş, karısı ortalarda yoktur.. Çok geçmeden kadının cesedi bulunur... ve diğerlerinin de. Bu sefer Dominatör adı takılan yeni bir seri katil ortaya çıkmıştır ve Rizzoli bu davanın başına geçirilir. Nedense FBI da bu olay üzerinde beraber çalışmak için Gabriel Dean isimli bir ajanı göndermiştir. Rizzoli bir yandan Dean ile didişirken, Korsak ile katilin peşine düşerler. Cesetleri inceleyen ölüm meleği diye tanınan karizmatik adli tıp doktoru Maura Isles ise onlara duymak bile istemedikleri korkunç bilgiler vermektedir. Dominatör cinayetlere devam ederken, en olmayacak şey olur, ustası hapisten kaçar! Rizzoli'nin kabus dolu günleri böylece başlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabı çok akıcı ve heyecanlı buldum, özellikle ilk kısımlarda nefes almadan okuduğumu söyleyebilirim. Kitapta kan gölü sahneler, otopsi sahneleri yine büyük açıklıkla, en korkunç detaylar eksik kalmaksızın anlatılmış, gayet geriliyorsunuz okurken. Ayrıca Jane'i biraz daha yakından tanıdığımız, hayatına dair bireyler öğrenip karakterini daha iyi anladığımız bir kitap olmuş. Yani artık kahramanımızı sevmeye başlıyoruz Çırak'ta.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Adli tıp doktoru Maura Isles da bu kitapla sahneye çıkıyor, oldukça soğuk ve karizmatik bir karakter. Maura'nın otopsileri gayet detaylı yazılmış, sanki oradaymışçasına en iğrenç küçük detayı kaçırmıyoruz yani.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitapla ilgili bir şikayetim var, final bölümünde, çeviriden kaynaklı mı bilmiyorum, bir kopukluk var gibi geldi bana. Artık günahı Martı Yayıncılık'ın boynuna.Orada bir karışıklık olabilir.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cerrah'ı sevenlerin kaçırmaması gereken bir roman.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-PhM20H_473A/TsfihZ2A60I/AAAAAAAAC6Q/tuAHFPsZZHk/s1600/cirak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-PhM20H_473A/TsfihZ2A60I/AAAAAAAAC6Q/tuAHFPsZZHk/s400/cirak.jpg" width="270" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-4481508989799791950?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/11/crak-apprentice.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-PhM20H_473A/TsfihZ2A60I/AAAAAAAAC6Q/tuAHFPsZZHk/s72-c/cirak.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-4996969933146586894</guid><pubDate>Sat, 19 Nov 2011 12:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-11-19T16:01:32.272+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">cinayet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">polisiye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">maura isles</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">gerilim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">jane rizzoli</category><title>Cerrah (The Surgeon)</title><description>Tess Gerritsen, Doğan Kitap&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Jane Rizzoli polisiyesi. Boston kentinde görülmemiş derecede korkunç bir seri katil türemiştir. Kurbanlarını savunmasız genç kadınlardan seçen katil, gece tek başınayken kurbanlarını kaçırır, ellerini ayaklarını bağlar, sonra kurban halen hayatta ve herşeyin farkında iken kadını canlı canlı keser.&amp;nbsp; Zanlıya kısa sürede Cerrah adı takılır. Boston cinayet masasının acar kadın dedektifi Jane Rizzoli katilin peşine düşer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cerrah, Rizzoli &amp;amp; Isles serisinin ilk kitabı; henüz Maura Isles ortada değilse de, olaylar bu kitapta başlıyor. Jane Rizzoli sorunlu, acı bir kahraman. Ufak tefek, alımsız bir kadın Jane ve cinayet masasındaki tek kadın dedektif o. Bu yüzden hep herkesten çok daha fazla çalışmış, bazen başarılarının başkalarınca sahiplenilmesine göz yummak zorunda kalmış. Departmandaki tek kadın olduğu için maruz kaldığı her türlü eşşek şakasını görmezden gelmek üzere kendine kalın bir zırh geliştirmiş ve o zırhın içinde tek başına çabalayıp duruyor. Bütün bu çabalama sonucunda sert, geçimsiz, aksi biri olup çıkmış. Televizyon dizisi Rizzoli &amp;amp; Isles ile aşinalığınız varsa, Jane o dizideki sempatik, sevimli, manken gibi biri değil. İşkolik, yalnız ve katı bir dedektif o. Peşinde koştuğu davalara bakınca, öyle olması daha hayırlı herhalde.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cerrah bence okuyucuyu germeyi beceren, pek kanlı ve de ürkütücü sahneleri oldukça iyi anlatan sağlam bir polisiye. Bir cinayet vakasındaki katil kim sorusundan ziyade kanlı seri cinayetleri ve dedektiflerin katili yakalama çabalarını anlatıyor. Polisiye/gerilim sevenlere Rizzoli ile tanışmalarını öneririm.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-KBlBixNnoGg/Tsep2C-yYDI/AAAAAAAAC6I/FQzu5BnLksw/s1600/cerrah.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-KBlBixNnoGg/Tsep2C-yYDI/AAAAAAAAC6I/FQzu5BnLksw/s400/cerrah.jpg" width="241" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-4996969933146586894?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/11/cerrah-surgeon.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-KBlBixNnoGg/Tsep2C-yYDI/AAAAAAAAC6I/FQzu5BnLksw/s72-c/cerrah.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-4855743703443679113</guid><pubDate>Tue, 15 Nov 2011 08:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-11-19T14:31:12.418+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">polisiye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">absürd</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kara mizah</category><title>Oğullar Ve Rencide Ruhlar</title><description>Alper Canıgüz, İletişim Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O bir cehennem cücesi... o kabuslar ülkesinin Peter Pan'ı... O mahallenizdeki en çapraşık cinayeti cin fikirleriyle çözecek olan bir bodur hafiye! O Alper Kamu! &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Alper Kamu 5 yaşına bastığında en olgun çağına geldiğine inanır, ondan sonra artık çürüme başlamaktadır. Devlet memuru ebveynini anaokuluna gitmemek için ikna eder. Anaokulu, 5 yaşında Oğuz Atay okuyan (ama kelime hecelemeyi bilmeyen) Alper Kamu için bir işkencedir zira. Bir de müzik dersi vardır üstelik : "&lt;i&gt;Bir de şarkı söyleme muhabbeti vardı. Repertuarımız, dünyanın en kötü müzisyenleri tarafından, eğitilebilir küçük embesiller için yazılmış bazı eserlerden oluşuyordu ve açıkçası sınıf arkadaşlarımın müzikal yetenekleri heveslerinin çok altındaydı&lt;/i&gt;." Alper Kamu anaokuluna gitmekten yırtar. Anası babası işteyken sokağa çıkıp Kansız Celal'le, Cemalettin'le takılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir akşam vakti, yemekten sonra apartmanın önüne indiğinde karşı evde işlenen cinayete tanık olan Alper, keskin zekası ve çocuk olmanın avantajlarını kullanarak olayı çözmeye girişecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oğullar ve Rencide Ruhlar, küçük bir mücevher, keşfedilmeye bekleyen enfes bir hazine. Olaylar kahramanımızın ağzından anlatılıyor. Ama o çok zeki, ukala, çokbilmiş bir çocuk ve tam hedefe yolladığı saptamalarıyla çevresini delirtirken bizi de zevkten dört köşe ediyor. Son derece eğlenceli&amp;nbsp;yine de söyleyeceğini alabildiğine keskin anlatan bir kitap bu. Anlatım pürüzsüz, birkaç sayfa ile Alper Kamu'nun ailesi gözümüzün önünde canlanıyor, oyun oynayıp dayak yediği, kavgalara bulaştığı&amp;nbsp;mahallesi bizim çocukluğumuz mahallesine dönüyor, komşuları, bakkalı, Alev ablası ile herkes adeta tanıdık geliyor, o kadar sıcak ve canlı yazılmış kitap. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çocuk sevmeyene çocuk sevdirir bu Alper Kamu! Hararetle tavsiye edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;"O doğuştan araba yıkayıcısıydı.Ne var ki hayat onu bakkallığa mahkum etmişti; pek çok müthiş kabzımalı milletvekilliğine mahkum ettiği gibi.Sistem yetenekleri heba ediyordu."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-iuFyk4KrVMg/Tr_JQoRdaHI/AAAAAAAAC44/0yIUCVakdeI/s1600/ogullar-ve-rencide-ruhlar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-iuFyk4KrVMg/Tr_JQoRdaHI/AAAAAAAAC44/0yIUCVakdeI/s400/ogullar-ve-rencide-ruhlar.jpg" width="265" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-4855743703443679113?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/11/ogullar-ve-rencide-ruhlar.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-iuFyk4KrVMg/Tr_JQoRdaHI/AAAAAAAAC44/0yIUCVakdeI/s72-c/ogullar-ve-rencide-ruhlar.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-3488026202327608845</guid><pubDate>Sun, 13 Nov 2011 09:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-11-13T11:48:04.463+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hayat</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">dram</category><title>Oda (Room)</title><description>Emma Donoghue, Doğan Kitap&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oda, Jack'in bütün dünyası, doğduğu günden bugüne, 5. doğumgününe kadar yaşadığı, gördüğü bildiği tek mekan. Jack için bütün varoluş salt bu oda, diğer şeyler televizyon. Yani gerçekte yoklar, başka gezegenlerde diğer şeyler. Jack'i olabildiğince sağlıklı tutmaya çalışan Anne için ise, bir zindan burası ve Jack büyüdükçe, sorulara cevap veremedikçe&amp;nbsp;iyice içine sığılmaz olan bir zindan&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oda, bir solukta okunan, okunduktan sonra zihnimizden çıkartamadığımız, beraberimizde taşıdığımız o güzel romanlardan biri. Son derece içe işleyen bir anlatımı var. Yazar romanı 5 yaşındaki Jack'in ağzından ve onun bakış açısından anlatıyor ve bunu o denli başarılı yapıyor ki hayran olmamak elde değil. Doğduğu andan itibaren içinden bir an olsun çıkmadığı tek bir odada yaşayan ve dünyayı hç tanımamış bu çocuğun gözlerinden anlatılan hikaye son derece sade, çarpıcı, bir o kadar duygulu ve zekice. Tıpkı Jack gibi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konu olarak akla&amp;nbsp;lise çağlarında okuduğumuz VC Andrews'un Çatı serisini getiren Oda, o seriden alabildiğine farklı, hikayesini uzatmadan anlatıyor, gerçekliğiyle içimize işliyor ve tam olması gereken yerde hikayesini&amp;nbsp;bitiriyor.&amp;nbsp;Gereksiz uzatmalar yok Oda'da; sadece anlatılması gereken bir hikaye var. Jack'in ve onu tüm kötülüklerden korumaya çalışan genç Anne'nin öyküsü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu özel kitabı mutlaka okumanızı öneririm.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-P-EDDPBHTV8/Tr-OWjj9KxI/AAAAAAAAC4k/rdqOMwYPDzA/s1600/oda.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-P-EDDPBHTV8/Tr-OWjj9KxI/AAAAAAAAC4k/rdqOMwYPDzA/s400/oda.jpg" width="238" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-3488026202327608845?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/11/oda-room.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-P-EDDPBHTV8/Tr-OWjj9KxI/AAAAAAAAC4k/rdqOMwYPDzA/s72-c/oda.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>7</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-3864380286074159381</guid><pubDate>Tue, 18 Oct 2011 19:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-18T23:31:49.356+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Franz Kafka</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">korku</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sanık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Korku Çağı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Devlet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Dava</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">20. yüzyıl</category><title>DAVA ; Çünkü sanıklar , en güzel olanlardır...</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-DGeTNKkICIY/Tp3h_XggAQI/AAAAAAAAABw/GuIYDMC60oQ/s1600/the%2Btr%2527al.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-DGeTNKkICIY/Tp3h_XggAQI/AAAAAAAAABw/GuIYDMC60oQ/s400/the%2Btr%2527al.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5664932385060290818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü sanıklar , en güzel olanlardır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava'nın en çarpıcı yanı, yaşam ya da dünya tarafından tutuklanmış , fakat bunun bilincine hiçbir zaman varamamış olmamızdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu , aslında kendimizi savunamayacağımız bir mahkemedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafka okuyarak ruhumuzun bilmediğimiz yanlarını yeniden algılarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olması gerekeni değil olanı çok net görürüz , görmek istemediklerimizi daha fazla görmezden gelemeyiz.Hayatın içinde ne kadar ince ironi varsa hepsi bu yükte hafif , pahada ağır minik kitapta esaslıca özetlenmiştir....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, aslında devletlerle dalga geçerken ,isyanlarımızın bir sonuca ulaşmayacağını ve aslında bir geleceğin olmadığı gerçeğini ağır ağır yayılan bir serum gibi kanımıza alaycı bir mizahla damlatır.Pek moda olan Secret ve Kuantum inanışlarını bir çırpıda silerken , Meleklerle Yaşayanları da fena tokatlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava , insanoğlunun artık neredeyse kurtulunması olanaksız bir yazgıya dönüşen kuşatılmış yaşamının öyküsüdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar herkesin kuşatılmışlığı kendine de olsa ,''Bu çağa korku egemendir , çünkü insan , insanca bir dil aracılığıyla iletişim kurabilme , böyle bir dille insanca tepkiler uyandırabilme olanağından yoksun kalmıştır. Albert Camus'un deyişiyle, bu olanağın bulunmadığı bir çağ artık ancak 'Korku Çağı' diye adlandırılabilir. Kafka'nın davada betimlediği yargılama süreci, böyle bir çağın en güçlü simgelerinden biridir ve onun eseri, insan insanın korkusu olarak kaldığı sürece , güncelliğini hiç yitirmeyecektir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'İnsanlar arasında sürüp giden uzun diyalog , artık kesildi. Ve diyalog yoluyla ikna edilemeyenlerin insanda ancak korku uyandırması da son derece doğaldır.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakınız hükümete , onlar için de farklı bir açıdan tek yol devrim değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bazen bir gurupta ortak bir yarar bulunduğuna ilişkin inanç belirse bile , kısa sürede bunun bir yanılgı olduğu ortaya çıkar....Bu nedenle ortak davranılarak bir şey kabul ettirilemez , yalnızca tek bir kişi bazen gizlice bir sonuç elde edebilir; ötekiler, bunu ancak sonuç alındıktan sonra öğrenirler; bunun nasıl olabildiğini ise kimse bilmez.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gündelik yaşamlarımızda hala öyle değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu yazıdaki alıntılar Franz Kafka , Albert Camus Ve Ahmet Cemal'den yapılmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-3864380286074159381?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/10/dava-cunku-sanklar-en-guzel-olanlardr.html</link><author>noreply@blogger.com (Lady Charlotte)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-DGeTNKkICIY/Tp3h_XggAQI/AAAAAAAAABw/GuIYDMC60oQ/s72-c/the%2Btr%2527al.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-3264739564164589210</guid><pubDate>Tue, 18 Oct 2011 07:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-18T10:00:06.812+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">agatha christie</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hercule poirot</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ariadne oliver</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">klasik polisiye</category><title>Üçüncü Kız (The Third Girl)</title><description>Agatha Christie, Altın Kitaplar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Hercule Poirot polisiyesi. Mösyo Poirot evinde oturmuş çörek yiyip kakao içerek keyif çatmaktadır. Tam kahvaltısının ortasında genç bir kız Mösyö Poirot'yu ziyarete gelir. Kız bir cinayet işlemiş olabileceğini öne sürer, sonra da kaçıp gider. Poiro kızgındır. O esnada yakın arkadaşı ve de cinayet romanları yazarı sevgili Madam Ariadne Oliver, Poirot'ya telefon eder. Morali bozulmuş olan meşhur Dedektif kalkıp kadının evine misafirliğe gider. Meğersem bu kızcağızı Poirot'ya Madam Oliver göndermiştir. Ama kız cinayet işlemiş olabileceğini söylerken ne kastetmiştir? Birini öldürmüş olsa bunu kesinlikle bilmesi gerekmez midir? Dedektif ve yazar, bu esrarlı olayı ve ortadan kaybolan kızı araştırmaya başlarlar. Çünkü bir cinayet söz konusudur ve Hercule Poirot bu cinayeti istemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üçüncü Kız öncelikle farklı atmosferi ile beni çarptı. Olaylar 1960'ların hippi Londra'sında geçiyor. Mösyo Poirot ve Madam Oliver sürekli yeni nesilden, uzun saçlı oğlanlardan, Beatnikler'den şikayet ediyorlar. Bu durum da beni eğlendiriyor. Ayrıca bu kitapta Madam Oliver yine saç biçimini değiştirmiş ve Poirot'nun habire yere düşen bir takma bukleyi çıkartıp usulca masanın üzerine filan bırakması nefis:) Hem dedektifimiz, hem de yazarımız bu romanda oldukça enerjikler ve beraberce davayı soruşturuyorlar. Bu da kitaptan aldığım zevki arttırıyor şüphesiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitapta Hercule Poirot'nun çalışma, düşünme ve çözümleme sistemine yönelik epey detay var. Bu açıdan da ilgi çekici olduğu söylenebilir. Finalde cinayetin çözümünde de şaşırtan, bence çok zevkli bir kitap. Son zamanlarda deli gibi okuduğum A.C. romanlarından en çok sevdiğim Briç Masasında Cinayet ile beraber Üçüncü Kız oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-F0OfyERLG3I/TpnJ0QmJOXI/AAAAAAAACs0/g00RR2QI44A/s1600/ucuncu-kiz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-F0OfyERLG3I/TpnJ0QmJOXI/AAAAAAAACs0/g00RR2QI44A/s400/ucuncu-kiz.jpg" width="271" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-3264739564164589210?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/10/ucuncu-kz-third-girl.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-F0OfyERLG3I/TpnJ0QmJOXI/AAAAAAAACs0/g00RR2QI44A/s72-c/ucuncu-kiz.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-3300626076552138015</guid><pubDate>Mon, 17 Oct 2011 07:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-17T10:00:10.953+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">agatha christie</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hercule poirot</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">klasik polisiye</category><title>Mavi Trenin Esrarı  (Yakut Kana Bulandı) (The Mystery Of The Blue Train)</title><description>Agatha Christie, Altın Kitaplar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Hercule Poirot polisiyesi. Arkadaşım &lt;a href="http://thalassapolis-neokudum.blogspot.com/2011/04/agatha-christie-mavi-trenin-esrar.html"&gt;Thalassapolis&lt;/a&gt;'in yazısından sonra bu kitabı okumayı çok istemiştim. Sahaflardan kitabın eski bir versiyonunu bulunca da çok sevindim. Fakat kitabı okuduktan sonra başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Thalassapolis'in ballandırarak anlattığı Poirot ve uşağı Geroges'un muhabbetleri okuduğum kitapta yer almıyordu. Demek ki kitap kırpılarak resmen kuşa çevrilmiş eski basımda, gerçekten hayal kırıklığına uğradım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mavi Trenin Esrarı egzotik memleketlerde geçen zevkli bir polisiye romanı. Zengin Amerikalı Rufus Van Aldin, biricik varisi ve tek evladı kızı Ruth'a son derece kıymetli yakutlar hediye eder. Van Aldin kızının evlendiği adamdan hiç memnun değildir, adamın dansöz bir metresi olduğunu bilir ama aynı şekilde kızının da bir sevgilisi olduğunu bilmez. Ruth, Mavi Tren ile Fransız Rivierasına bir seyahate çıkar fakat yolda hunharca öldürülür, yakutlar da çalınır. Allahtan Mösyö Hercule Poirot trendedir ve Fransız Rivierasında işlenen bu korkunç cinayeti çözecektir. Katil iğrenç bir sapık mıdır, yoksa tarihi önem taşıyan yakutların peşinde bir antika meraklısı mıdır? Ruth'un kocasının, kocanın metresinin de aynı trende bulunmaları işleri iyice karıştırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabın ilk yarısı oldukça zevkliydi, heyecanla okudum. İkinci kısım biraz kopuk kopuk geldi bana, şimdi bunun sebebinin kitapta yapılan kesintiler olduğunu düşünüyorum. Sanırım tekrardan güncel basımı okumam gerekecek.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Olaya karışan pek çok karakter var, en öne çıkanı harikulade Miss Grey. Gri gözlü, güzel ve zeki bu genç kadın Poirot ile yarenlik ederek adeta onunla bir cinayet araştırması yapıyor. Bu karakteri gerçekten çok sevdiğimi söyleyebilirim. Diğer tipler de oldukça canlı ve iyi yazılmışlardı. Cinayetin çözümü de yeterince şaşırtıcı idi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine de bu kitabın Agatha'nın en sevmediği kitap olduğunu biliniyor. Hayatının 
en zor döneminde (annesinin ölümü ve kocasının ihaneti ardından 
Agatha'nın 10 gün ortadan kaybolduğu esrarlı dönem) yazmış bu romanı 
Agatha Christie. Ben kesinlikle nefret edilesi olduğunu düşünmüyorum 
kitabın. Tabii A.C. doğrusunu bilir, ne diyeyim?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ozl3zsp8xCE/Tn-IHdu-C-I/AAAAAAAACq0/ofONhJBWdrI/s1600/mavi-trenin-esrari1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-ozl3zsp8xCE/Tn-IHdu-C-I/AAAAAAAACq0/ofONhJBWdrI/s400/mavi-trenin-esrari1.jpg" width="275" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-h0gEqwC9-cQ/Tn-IJre6oXI/AAAAAAAACq4/qbtrsc7K0sY/s1600/mavi-trenin-esrari.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-h0gEqwC9-cQ/Tn-IJre6oXI/AAAAAAAACq4/qbtrsc7K0sY/s400/mavi-trenin-esrari.jpg" width="273" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-3300626076552138015?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/10/mavi-trenin-esrar-yakut-kana-buland.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-ozl3zsp8xCE/Tn-IHdu-C-I/AAAAAAAACq0/ofONhJBWdrI/s72-c/mavi-trenin-esrari1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-2575930397614744863</guid><pubDate>Sun, 16 Oct 2011 09:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-16T12:00:01.139+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">agatha christie</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hercule poirot</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">klasik polisiye</category><title>Esrarengiz Sanık - Koltuktaki Ölü (Sad Cypress)</title><description>Agatha Christie, Altın Kitaplar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Hercule Poirot polisiyesi. Bu da Suveren çevirisi değil, yeni basımlardan biri. Sanırım bu yeni çevirileri almamız gerek arkadaşlar. Eski çevirilerin oldukça kırpılmış olduğuna inanıyorum artık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kitap daha önce Koltuktaki Ölü adıyla çevrilmiş. Güncel basımda isim tekrar değişmiş. Çiğdem Öztekin çevirmiş romanı dilimize. Keşke orijinal isme sadık kalsaymış. Romanın orijinal adı bir Shakespeare oyunundan alıntı, Sad Cypress - Hüzünlü Selvi manasında. Ve kahramanımıza çok uygun bir isim bu. Poirot'dan bahsetmiyorum tabii, bu romanın kahramanı Elinor Carlisle. Kitabın başında Elinor'u çok güzel ve gururlu, oldukça vicdanlı ve sağduyulu bir genç hanım olarak tanıyoruz. Sayfalar ilerledikçe Elinor'un bu sakin, ağırbaşlı görüntüsünün altında tutkulu bir kadın, adeta kıpkırmızı kadife gibi bir Lancaster gülü olduğu ortaya çıkıyor. O vakit Elinor'un ismi bana bilerek seçilmiş gibi geldi. Belki de Jane Austen'in "Sense and Sensibility - Kül ve Ateş" romanındaki Elinor'a bir atıf idi bu Elinor. Nasıl ki, iki kız kardeşin öyküsünü anlatan Kül ve Ateş'te Elinor sağduyulu ablayı, külü temsil ediyorsa, bu kitapta da Elinor sağduyunun, vicdanın ta kendisi oluyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabın oldukça kompakt bir öyküsü var, pek az karakter etrafında geçiyor olaylar. Zengin Bayan Welman felç geçirir ve vasiyetname yapamadan ölür. Büyük miras tek akrabası Elinor Carlisle'a kalır. Elinor, Bayan Welman'ın kocasının yeğeni Roderick ile nişanlıdır, genç adama delice aşık olduğunu hiç belli etmez çünkü Roddy Elinor'u salt dostça bir muhabbetle sevmektedir. Malikaneye gittiklerinde Roderick, Bayan Welman'ın bahçıvanının kızı güzel Mary'e ilk görüşte aşık olur. Elinor kendi hiç sahip olamadığı tutkulu aşkı Roddy'nin Mary'e verdiğine şahit olunca nişanı atar. Günler sonra kendine miras kalan malikaneyi satan&amp;nbsp; Elinor halasının eşyalarını toparlamak için eve döndüğünde, Mary Gerrard ile karşılaşır. Malikanede Elinor Mary'e kendi elleriyle hazırladığı sandöviçlerden ikram eder ve Mary 1 saate kalmaz ölür. Polis, kıskançlık sebebi ile Mary'i zehirlediği şüphesiyle Elinor'u tutuklar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabımız tam bu noktada başlıyor, Elinor'un mahkemedeki ruh haliyle açılış yapılıyor. Daha sonra geriye dönüşlerle geçmişteki olayları öğreniyoruz. herkes Elinor'un katil olduğunu düşünürken, suçu kanıtlanıncaya değin masum olduğuna inanan Mösyö Poirot gerçekleri araştırmaya başlıyor. Kitabın kurgusu oldukça değişik. İlk bölümde geriye dönüp hikayeyi okuyor, ikinci bölümde Hercule Poirot'nun araştırmalarına katılıyoruz. Üçüncü bölüm ise Agatha külliyatı açısından eşsiz, cinayet yargılamasında mahkeme sürecine katılıyoruz bu bölümde. Kitapta en çok bu kısımdan zevk aldığımı söyleyebilirim. Sanık sandalyesinde oturan Elinor'un iç dünyasında olup bitenler ile mahkeme süreci aynı anda anlatılıyor, böylece olayların tamamen içine girerek Elinor gibi sanık sandalyesinde hissediyoruz kendimizi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok farklı bir A.C. romanı Koltuktaki Ölü, daha duygusal diğer kitaplara göre. Cinayetin çözümüne gelince ise hayal kırıklığı olduğunu söylemeliyim, çünkü benzer çözüme sahip okuduğum 3. veya 4. A.C. romanı olmalı. Üstüste çok fazla A.C. okumanın kötü tarafı bu olsa gerek. Beri yandan bu kadar az karakterin etrafında dönen bir roman için yine de beklenmedik bir son tabii ki.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabın dostlarım &lt;a href="http://bibliofk.blogspot.com/2010/07/poirot-haftasi2-koltuktaki-olu.html"&gt;Biblio&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://thalassapolis-neokudum.blogspot.com/2011/09/agatha-christie-koltuktaki-olu.html"&gt;Thalassapolis&lt;/a&gt; tarafından yazılmış güzelim değerlendirmelerini de lütfen okuyunuz. Kitaba çok farklı bir gözle bakacağınızdan eminim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-1C4vvmbmcK0/Tplb1z2bwMI/AAAAAAAACss/6phzgldtDQM/s1600/esrarengiz-sanik.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-1C4vvmbmcK0/Tplb1z2bwMI/AAAAAAAACss/6phzgldtDQM/s400/esrarengiz-sanik.jpg" width="275" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-2575930397614744863?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/10/esrarengiz-sank-koltuktaki-olu-sad.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-1C4vvmbmcK0/Tplb1z2bwMI/AAAAAAAACss/6phzgldtDQM/s72-c/esrarengiz-sanik.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5916090948471216102.post-1720205674051060017</guid><pubDate>Sat, 15 Oct 2011 08:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-15T11:01:50.210+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">agatha christie</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hercule poirot</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">klasik polisiye</category><title>Cenazeden Sonra (After The Funeral)</title><description>Agatha Christie, Altın Kitaplar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir Hercule Poirot polisiyesi. Cenazeden Sonra sanırım okuduğum ilk Suveren çevirisi olmayan Altın Kitaplar Agatha romanı. Çeviriyi Çiğdem Öztekin yapmış. Tahmin ediyorum eski basım kırpılmıştı, yeni basımı tam baskı çevirdiler. Böyle düşünmemin sebebi, kitabın alışılagelmiş Agatha romanlarından daha volümlü olması, tam 317 sayfa! Yıllardır okuduğumuz A.C. romanları ise 180-200 sayfa civarındadır. Aynı durum &lt;a href="http://fiestakitap.blogspot.com/2011/09/hollow-malikanesi-cinayeti-hollow.html"&gt;Hollow Malikanesi Cinayeti&lt;/a&gt;'nde de geçerli. Güncel basım kocaman ama benim okuduğum eski versiyon gayet ince idi. Bu konu beni düşündürüyor, çok uzun yıllardır Altın Kitaplar bu romanları Gönül Suveren çevirileri ile basar, bazen kapağını hatta ismini değiştirir kitabın, ama aynı çeviri devam eder. Peki okuduğumuz bütün o romanlar Agatha Christie'ye ne kadar sadık kalarak çevrilmişti, biz gerçekten A.C.'nin yazdıklarını okuyabildik mi? Bütün kitapların güncel basımlarını mı almalıyız? Bu konuda düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gelelim kitabımıza, romanımız Abernethie ailesinde yaşanan bir ölümle başlıyor. Yaşlı Richard Abernethie ölmüş, ailesi cenaze töreni için toplanmıştır. (Kardeşler ve kardeş çocuklarından oluşan ailede kimin kim olduğunu rahatça anlamamız için kitabın başına bir aile ağacı koymuşlar, pek güzel olmuş.) Cenazeden sonra sıra vasiyetnamenin okunmasına gelir. Miras hayattaki akrabalara adilane şekilde dağıtılmıştır. İçlerinden biri, Richard'ın yeğenlerinden Cora pat diye aslında Richard amcanın öldürüldüğünü öne sürer. Cora ailede daima patavatsız ve boş kafalı bulunduğundan kimse bu lafları ciddiye almaz. Bir kişi dışında. Aile avukatı Bay Entwhistle, Cora'yı çocukluğundan beri tanımaktadır, Cora daima patavatsız ama içinde gerçeği barındıran laflar etmesiyle tanınmıştır. Avukat kadının söylediklerinden huzursuzluk duyar. Birkaç gün sonra Cora baltayla parçalanarak öldürülünce Avukat bey hiç vakit kaybetmeden Hercule Poirot'dan yardım ister. Acaba Richard Abernethie gerçekten cinayete mi kurban gitmiştir? Cora'nın öldürülmesinin bu olayla alakası var mıdır? Ve katil kimdir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cenazeden Sonra klasik bir Agatha romanı. Eski, köklü İngiliz ailesi ve dedelerden kalma tozlu malikane hakkında yazılanları okumak çok zevkliydi. Cinayetin çözümü her zamanki gibi beklenmedik oldu. Fakat artık bu çözümün A.C:'nin favorilerinden olduğunu düşünmeye başladım, özellikle üstüste bir çok A.C. romanı okuyunca benzeşen yönleri görmeye başlıyorsunuz. Bazıları aynı yöntemle çözülüyor cinayetlerin. Yine de bu kitapta çözümü çok hoş bulduğumu ve kesinlikle tahmin edemediğimi söylemeliyim:)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-a8gm_eih5gY/Tpk7poc-HXI/AAAAAAAACsk/dXof4yvTnhY/s1600/cenazeden-sonra.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-a8gm_eih5gY/Tpk7poc-HXI/AAAAAAAACsk/dXof4yvTnhY/s400/cenazeden-sonra.jpg" width="283" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5916090948471216102-1720205674051060017?l=fiestakitap.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fiestakitap.blogspot.com/2011/10/cenazeden-sonra-after-funeral.html</link><author>noreply@blogger.com (Judy Abbott)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-a8gm_eih5gY/Tpk7poc-HXI/AAAAAAAACsk/dXof4yvTnhY/s72-c/cenazeden-sonra.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>4</thr:total></item></channel></rss>

