<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">

<channel>
	<title>Röportaj</title>
	
	<link>http://rprtj.wordpress.com</link>
	<description>Şahsiyetler, gruplar, kişiler, insanlar ve röportajları</description>
	<pubDate>Mon, 02 Feb 2009 17:05:32 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=MU</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/598cf33e4859c87d6128b770d74cfce3?s=96&amp;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Röportaj</title>
		<link>http://rprtj.wordpress.com</link>
	</image>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/Rportaj" type="application/rss+xml" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><item>
		<title>Altyazı üstatları</title>
		<link>http://rprtj.wordpress.com/2009/02/02/altyazi-ustatlari/</link>
		<comments>http://rprtj.wordpress.com/2009/02/02/altyazi-ustatlari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2009 16:55:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Dalcı</dc:creator>
		<category><![CDATA[Grup]]></category>

		<category><![CDATA[altyazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://rprtj.wordpress.com/?p=64</guid>
		<description><![CDATA[Heroes, Lost, Prison Break, House, Grey’s Anatomy, Nip Tuck gibi televizyon dizileri önce ABD’de, sonra Türkiye’de kendilerine bir hayran kitlesi yaratıyor. Fanatikler gözlerini ABD’ye dikip bekliyor: Dizinin yeni bölümü yayınlanır yayınlanmaz, internete düşüyor. Ama bir sorun var: İngilizce bilmiyorlar. Fanatiklerin imdadına altyazı çevirmenleri yetişiyor. Onlar, neredeyse dizilerin oyuncuları kadar tanınıyor, lakaplarıyla anılıyorlar.
Fanatikler, çeviriyi onlar yapmazsa [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=64&subd=rprtj&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Heroes, Lost, Prison Break, House, Grey’s Anatomy, Nip Tuck gibi televizyon dizileri önce ABD’de, sonra Türkiye’de kendilerine bir hayran kitlesi yaratıyor. Fanatikler gözlerini ABD’ye dikip bekliyor: Dizinin yeni bölümü yayınlanır yayınlanmaz, internete düşüyor. Ama bir sorun var: İngilizce bilmiyorlar. Fanatiklerin imdadına altyazı çevirmenleri yetişiyor. Onlar, neredeyse dizilerin oyuncuları kadar tanınıyor, lakaplarıyla anılıyorlar.</strong><br />
Fanatikler, çeviriyi onlar yapmazsa diziyi izlemeyi reddediyor. Nasıl yaşadıkları, ne iş yaptıkları, ne kazandıkları sanal forumlarda tartışılıyor. İşte bu gizli altyazı çevirmenlerine ulaştık. İsimlerini vermekten kaçındılar ama sorularımızı yanıtladılar.</p>
<p>Lost ve Heroes dizilerinin fanatikleri yeni bölüm için internet başında bekliyor. Dizinin yeni bölümü <a class="keywords" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/abd/&lt;br &gt;&lt;/a&gt;" target="_blank">ABD</a>’de yayınlandıktan iki saat sonra hop, görüntü bir foruma düşüyor, hop bilgisayarlara indiriliyor. Peki ya altyazılar? Türkiye’de altyazı yayınlayan siteler var. DivxPlanet bunların en bilinenlerinden biri. 55 bin kayıtlı üyesi var. Günlük ziyaretçi sayısı 150-200 bin. Son bir senede indirilen altyazı sayısı milyonun üzerinde.</p>
<p>Çevirmenler sitelere bağlı çalışmıyor. Aynı metni pek çok siteye veriyorlar. Zaten altyazılar sanal aleme düştüğü an yayılıyor. Çevirmenlerin hepsi de ağız birliği etmişçesine &#8220;Biz bu işten para kazanmıyoruz, hobi olarak yapıyoruz&#8221; diyorlar.</p>
<p>Bu iş yasal mı? Altyazı sitesi DivxPlanet’in kurucusu Neottoman &#8220;Ben film satmıyorum ki, altyazı veriyorum&#8221; diyor. &#8220;Sokaktaki korsan DVD satışını bitiren şey, insanların internetten film indirip bu filmleri izlemek için sitemizden altyazı sağlamaları. Orijinal DVD’lerde bile sitenin üyeleri tarafından yapılmış çeviri kullanılıyor.&#8221;</p>
<p>İzleyiciler, karakterleri tanıyan ve sürekli aynı diziyi çeviren kişileri yakın takibe alıyor. Filmin çevirisine bir an önce kavuşmak için çevirmen üzerinde baskı kuruyorlar. Örneğin, dizi <a class="keywords" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/abd/&lt;br &gt;&lt;/a&gt;" target="_blank">ABD</a>’de yayınlanıp internete düştükten bir gün sonra hálá çeviri ortada yoksa, ertesi sabah aralarında &#8220;Darkopal biraz hastaymış galiba; inşallah öğlene çeviri gelir&#8221; gibi sohbetler yapıyorlar. Bir forumda çevirmenlerden biri kendini şöyle savunuyor: &#8220;Gecikiyor mu? Evet, gecikiyor. İş yüzünden, aile yüzünden, sinir ve stres yüzünden gecikiyor. Ama yine de elimden geldiği kadar kısa bir sürede bitirmek için çabalıyorum.&#8221;</p>
<p>Altyazıların yüzde 99’u dinleyerek değil, filme ait İngilizce metinler kullanılarak yapılıyor. Bu iş için bilgisayar programları var. İngilizce metin filmle birlikte açılıyor. Bazı programlar işi kolaylaştırmak için film ve dizileri 5-10 dakikalık bölümlere ayırıyor. Kırk dakikalık bir diziyi çevirmek için çevirmen 4-8 saatini ekran başında geçiriyor. Bazıları düzgün bir iş için 2 ila 10 gün vakit harcıyor.</p>
<p><strong>DOKTOR JİVAGO (Lost)</strong></p>
<p><strong>Ankaralı (33), bilişim sektöründe çalışıyor</strong></p>
<p>Bu lakabı okunuşu havalı olduğu için seçmiş. 100’ü aşkın DİVX, 50’nin üzerinde DVD altyazısı ve dublaj çevirmiş. Bir DVD firmasıyla dört yıldır çalışıyor. Kitap çevirisi teklifi bile almış. Neden bu işe başlamış peki? &#8220;1984 isimli filmin Türkçe altyazısı yoktu. Ben de filmin altyazısını Türkçe’ye çevirdim, sonra devamı geldi.&#8221; Onu meşhur eden Lost dizisi ama çevirmen &#8220;Ben Lost’un zannedildiği kadar fanatiği değilim. Benim görevim sadece altyazısını çevirmek&#8221; diyor.</p>
<p><strong>DARKOPAL (Heroes)</strong></p>
<p><strong>Bursalı (28), grafiker</strong></p>
<p>Lakabını bir arkadaşının bilekliğinde gördüğü opal taşından almış. 50’yi aşkın filmin, Heroes, Smallville, Terminator, Life gibi dizilerin çevirisini yapmış. &#8220;İnternetten indirdiğim filmler için altyazı arıyordum. Sonunda kendim çevirmeye başladım&#8221; diyor. Darkopal, çevirdiği Heroes dizisini severek izliyor: &#8220;Zevk almadığınız filmi çevirmek zordur&#8221; diyor.</p>
<p><strong>ZEROETHH (Kyle XY ve Jericho)</strong></p>
<p><strong>İstanbullu (30), bankada çalışıyor<br />
</strong><br />
2002’den beri &#8220;gönül işi&#8221; olarak tanımladığı altyazı çevirileri yapıyor. Crash, Opera, Birds, Fahrenheit 451 gibi pek çok filmi ve Twin Peaks, X-Files, Kyle XY, Jericho gibi dizileri çevirmiş. Onu herkes, Kyle XY adlı dizide yaptığı çeviriyle tanıyor. &#8220;Çift anlamlı sözcüklerde hata yapılabiliyor. Ben de yaptım. Mesela &#8220;Mainland Security&#8221;yi &#8220;İç Güvenlik&#8221; yerine &#8220;Mainland Güvenlik&#8221; diye çevirdim.&#8221;</p>
<p><strong>OEZEL (Altyazı çevirmenlerinin piri)</strong></p>
<p><strong>56 yaşında, emekli ve Almanya’da yaşıyor. </strong></p>
<p>Ona üstad diyenler var. Çünkü çeviriyi İngilizce sözleri dinleyerek yapıyor. &#8220;Korsan DVD piyasasından bana ulaşanlar oldu. ’Çeviriyi nasılsa dinleyerek yapıyorsun ve biz nasılsa kullanıyoruz, önce bize yap, piyasanın üzerinde bir ücret verelim’ dediler. Korsan DVD piyasası, bir film henüz yeni çıktığında ve ortada kaynak dilde bir altyazı yokken sadece dinleyerek yapılan çeviriler üzerine çalışır ve bunların tamamı birer çeviri faciasıdır. Bu tür tekliflere cevabım hep hayır oldu.&#8221;</p>
<p><strong>TAKAYA (Prison Break)</strong></p>
<p><strong>Makine mühendisi <a class="keywords" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/istanbul/" target="_blank">İstanbul</a>’da yaşıyor</strong></p>
<p>Japon kültürüne hayran o yüzden bu lakabı kullanıyor. Özellikle Asya ve doğu filmlerini seviyor. Bir hapishaneden kaçışın anlatıldığı Prison Break dizisiyle meşhur. Prison Break’teki acımasız katili Alabamalı kaba saba T-Bag’in aksanı ve konuşurken yaptığı benzetmeler, onu zorluyor.</p>
<p><strong>KONT DRACULA (Grey’s Anatomy)</strong></p>
<p><strong>ODTÜ mezunu inşaat mühendisi (25) </strong></p>
<p><strong>Niğde’de otoyol yapımında çalışıyor</strong></p>
<p>Onu çevirmenliğe iten Nip/Tuck dizisi olmuş: &#8220;Çok severek takip ediyordum fakat üçüncü sezonun son üç bölümünde çeviriler durdu. Ben de o bölümleri kendim çevirdim. Keyifli geldiği için de devam ettim.&#8221; 2.5 yıl önce çevirmeye başladığı hastane dizisi Grey’s Anatomy ile ismi duyuldu. Bir inşaat mühendisi, tıbbi terimleri nasıl çözüyor peki? &#8220;Başlarda birkaç hastane terimi için yardım aldım ama kendi araştırmalarım sonucu, bazen de yorum katarak çeviriyorum. En çok kısaltmalı terimler beni zorluyor.&#8221;</p>
<p>Kaynak:http://www.hurriyet.com.tr/pazar/10795574.asp?gid=59</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/rprtj.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/rprtj.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/rprtj.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/rprtj.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/rprtj.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/rprtj.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/rprtj.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/rprtj.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/rprtj.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/rprtj.wordpress.com/64/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=64&subd=rprtj&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://rprtj.wordpress.com/2009/02/02/altyazi-ustatlari/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6920a62c348b858f165372357523c447?s=96&amp;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">Mustafa Dalcı</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>H.Cepkin: Uzaylılar saldırsa da biz de bir olabilsek</title>
		<link>http://rprtj.wordpress.com/2008/08/09/hcepkin-uzaylilar-saldirsa-da-biz-de-bir-olabilsek/</link>
		<comments>http://rprtj.wordpress.com/2008/08/09/hcepkin-uzaylilar-saldirsa-da-biz-de-bir-olabilsek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2008 10:51:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Dalcı</dc:creator>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>

		<category><![CDATA[hayko cepkin]]></category>

		<category><![CDATA[ntvmsnbc]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://rprtj.wordpress.com/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[

ZEYNEP Ç. YAYINOĞLU
NTV-MSNBC
İSTANBUL - Orta yaşın üzerindeki herhangi birine sorsanız, onun için ya sorunlu der ya da serseri. Oysa Hayko Cepkin, içindeki iyiyi göstermek için kötüden beslendiğini söylüyor. İlk başta çoğu insan için bu zorlayıcı olabilir. Ama “kötüyü bir kere sevdirirsen daha içten sevdirirsin” diyor müzisyen. Sonra başlıyor anlatmaya karın ağrılarını. Çocuk yapmaktan neden korktuğunu, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=62&subd=rprtj&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div class="textMedBlack">
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 310px"><img src="http://www.ntvmsnbc.com/news/289668.jpg" alt="hayko cepkin" width="300" height="448" /><p class="wp-caption-text">hayko cepkin</p></div>
</div>
<div class="textMedBlack"><a href="mailto:Zeynep.yayinoglu@ntv.com.tr">ZEYNEP Ç. YAYINOĞLU</a></div>
<div class="textMedBlack">NTV-MSNBC</div>
<p><span class="textBodyBlack">İSTANBUL - Orta yaşın üzerindeki herhangi birine sorsanız, onun için ya sorunlu der ya da serseri. Oysa Hayko Cepkin, içindeki iyiyi göstermek için kötüden beslendiğini söylüyor. İlk başta çoğu insan için bu zorlayıcı olabilir. Ama “kötüyü bir kere sevdirirsen daha içten sevdirirsin” diyor müzisyen. Sonra başlıyor anlatmaya karın ağrılarını. Çocuk yapmaktan neden korktuğunu, Ermeni olmanın birleştirici yönünü, satanist haberlerinin patladığı dönemde hayatında neler değiştiğini&#8230; Okudukça onu daha iyi anlayacaksınız.</span></p>
<p class="textBodyBlack"><strong>Seni sevmeyen ya da takdir etmeyen tek bir insan bile düşünemiyorum&#8230;</strong><br />
Yok, çok da nefret eden var benden. Ben kötüden daha çok beslenen bir insanım. O yüzden insanlar sevmekte zorlanıyorlar. İlk başlarda “ne dinliyorsun?” dediklerinde ismim çok zikredilemiyordu. “Hayko” dendiğinde “hadi canım” deniyordu. Ama zaman içinde o isim söylenebilir hale geldi. Şimdi bas bas bağırılabiliyor.</p>
<p><strong>Dış görünüşünle ilgili mi yoksa müziğinle ilgili mi eleştirilere daha çok takılıyorsun?<br />
</strong>Aslında ikisine de takılmıyorum ama müziğimle ilgili eleştiri geldiğinde bu hakkı nasıl kendilerinde bulduklarını merak ediyorum. Hangi kıstaslara göre eleştiriyorlar? Eleştirenler müziğin do’sunu, re’sini ne kadar biliyorlar? Müziğin geçmişini bilmekle armonisini bilmek arasında bayağı fark vardır. Standart melodileri kullanıp kulağa naif gelen şeylerin kulaklara pelesenk, dillere şokelenk olacak diye bir kaidesi yoktur. Müziğin farklı çeşitleri vardır. Ben müzikte uç bir yerde olabilirim ama benim için çok daha uç isimler de var. Ama onları eleştirmeye hakkım yok.</p>
<p><strong>Sen ne gibi eleştirilere maruz kaldın bugüne dek?</strong><br />
Bizim camiadaki insanların uyuşturucu müptelası, tembel, serseri olduğu, her gece başka bir kızla beraber oldukları düşünülür. Sonları ya intihardır ya da uyuşturucudur. Satanist olaylarının patladığı dönemde bu bayağı bir artmıştı. Üstünde ejderha dövmesi olan herkes içeri alınırdı. Bu önyargıyı kırman için senin de görülür olman lazım. Adamın gözüne sokman lazım. Benim hayatım bildikleri gibi değil çünkü.<br />
<strong>Sen satanist değilsin yani?</strong><br />
Ben renkli kıyafetler giyerken satanist olaylarının patlamasıyla kıl kapmış ve siyah giymeye başlamış bir insanım. Çünkü çok abuk subuk haberler yapılıyordu. Satanist bar diye girip topladıkları insanların birçoğu arkadaşımızdı. Her gün “Ulan Taner’i de götürdüler, bilmem kimi de aldılar” diye izliyorduk.</p>
<p><strong>“UYUŞTURUCU MÜPTELASI BİR SATANİST OLDUĞUMU SANIYORLAR”<br />
Satanist arkadaşın oldu mu hiç?</strong><br />
Hayır, hiç olmadı. Ayrıca satanist diye tanıttıkları insanların hepsi kısa saçlı adamlar çıkmıştı. Satanist arkadaşımız olsaydı da çok kılçık kılçık konuşsa en fazla döverdik herhalde. Ama hiç öyle bir adam tanımadık.</p>
<p><strong>Görüntü itibariyle uçlarda gezindiğini düşünüyor musun?</strong><br />
Şu an görüntü itibariyle uyuşturucu müptelası bir satanist olmam lazımdı. Ben de tam zıttını yapmak istedim her şeyin. Geçmişin intikamını almak istiyorum aslında belki de. “Bu şekilde olmaz” diyenlere nasıl olduğunu göstermeye çalışıyorum. Ben çok plak şirketinden kavga ederek çıktım. Babam bile “doğru dürüst müzik yap” dediğinde “bir gün gelecek göreceksin, bana 10 yıl ver” diyordum. Denk geldi de.</p>
<p><strong>Saçına, makyajına takılan olanlar çıkıyordur mutlaka.</strong><br />
Tabi. Mahallede bir takım ağabeyler tipe kıl olup kapımıza dayanmışlardır. Sebebi var mıdır? Yoktur. Tipe kıl olma durumundan bayağı bir olayım olmuştur bugüne kadar.</p>
<p><strong>Sen kıl bir tipin olduğunu düşünüyor musun?</strong><br />
Kamerada evet. Soğuk, kötü, yabancı görünüyorum. Ama işimde de bunu yapıyorum. Kötü ve sevilmeyecek gibi görünen bir şeyi sevdirirsen daha içten sevdiriyorsun çünkü. Gülümsemenin kıymeti diyorum ben buna. Konserde buz gibi durup tek bir mimiğimle inanılmaz bir etkileşim yaşayabiliyoruz. Yoksa ben de biliyorum daha standart ve belediye konserlerine katılabileceğim işler yapmayı.</p>
<p><strong>Bu kadar insanın önyargılarını kırmayı başardın. Peki sen bunu kendi hayatında uygulayabiliyor musun?</strong><br />
Yapıyorum. İlk başta bundan bir cacık olmaz dediğim adamlar sonradan hayatımın kankası olabiliyor. Karar mekanizman seni yanıltabiliyor. Ama “insanlar kelebektir” de demiyorum. “Kimsin ulan sen?” diyene de kafayı koyarım. Ben kendi payıma düşeni yapıyorum. Bana dokunmadıkları sürece ben de kimseye dokunmuyorum. Ben kimseye gidip “len kılçık” diye bulaşmıyorum, kimsenin de bana gelip “len kılçık” demesini hazmedemem. Diyeni de yamulturum.</p>
<p><strong>“SAMSUN’DA ÜLKÜ OCAKLARI BENİ MİSAFİR ETTİ”</strong><br />
<strong>Hayatın her alanında “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığını mı kullanıyorsun?</strong><br />
Yaşamsal şeylerde hayır. Çünkü gittiğin yolda bomba var mı yok mu hiçbir zaman bilemem. Güngören’e koydular ama umarım Taksim’e koymazlar diyemem. Bir vatandaş olarak ne yapabilirim diye düşünüyorum tabi. Bizim de kendi işimizde çaktırmadan bir takım görevlerimiz var. En azından websitemize koyduğumuz bir amblem bile anlamlı olabiliyor. Yaşadığımız ülke bir sürü problemlere baki ama bunları aşabilmek de bizim elimizde.</p>
<p><strong>Nereden başlamak gerekiyor sence?</strong><br />
İyi tarafta olman gerekiyor. Tabi bu iyi taraf, kişiye göre değişebilen bir şey. Ama benim için bu ülkenin bölünmezliğini, bayrağını, kültürünü nasıl bu noktaya getirebildiysek bunu devam ettirmektir.</p>
<p><strong>Senin konumun biraz daha hassas, değil mi?</strong><br />
Evet. Ermeni olmam dolayısıyla biraz daha hassas durumdayım. Birleştiricilik yerine bölücülüğe yatkın bir şeyler söylemem arkamda beni takip eden insanları da etkiler. Ben memleketime faydalı olmaya çalışıyorum. Türkiye vatandaşı ve Müslüman olan insanların gidemediği yerlere bile gidiyorum. Mesela Hrant Dink’in ölümünden hemen sonraki günlerde Samsun’da bir konserim vardı. Güvenlik açısından iptal etmemiz gerektiğini söylediler ama ben gitmezsek daha da kötü olacağını söyledim. Çünkü gitmezsem korkuyor olacak ve insanların da birbirine korkarak bakmalarını sağlayacaktım. Ama biz gittik ve 4000 kişiye konser verdik. Hatta oranın ülkü ocakları bile beni misafir etti. Ülkü ocaklarının başındaki insanlarla oturup konuşmak, fikir alışverişinde bulunmak da güzel. Çünkü fikren uyuşmasak bile belki bazı şeylerde bağdaşabiliyoruz. Demek ki çok da farklı değiliz birbirimizden. İdeolojik küçük noktalar yüzünden dünyan mı ayrılıyor sanki? Hayır. Aynı dünyada, aynı memlekette yaşıyoruz. Aynı şeye hayır ya da aynı şeye evet demeye çalışıyoruz. Fikir ayrılıkları mutlaka olacak. Ama egonu bir kenara bırakıp dinlersen “sen de çok bizdenmişsin” diyebiliyorsun.</p>
<p><strong>“UZAYLILAR SALDIRSA, ONLARA KARŞI BİRLEŞSEK, TEK BİR ÜLKE OLSAK”</strong><br />
<strong>Ermeni olmanın adının yanına koyulan bir sıfat olması seni rahatsız etmiyor mu?</strong><br />
Çok alışılagelmiş bir sıfat bu. Ama ben çocukluğumdan beri müzik ortamında olduğum ve konservatuarda okuduğum için kültürel bakış açısı da daha Avrupaiydi. Dine bakış da hep yumuşaktı etrafımda. O açıdan ben hiç ayrımcılık yaşamadım. Tam tersine Ermeni olmamdan dolayı çok şansım da oldu. Ermenilerde zanaatkarlık ve sanatçılık çok olduğundan bir sanatkar daha geldi diye bakıldı. Ben iyi bir müzisyen olduğumu bilmeden bile böyle bir misyonum vardı. “Ermeniysen senin kulağın iyidir” deniyordu. Çok faydasını gördüm. Onun dışında bir sorun yaşıyorsan da anlatarak, konuşarak aşabileceğini düşünüyorum. Bu da benim tek başıma yapabileceğim bir şey değil. Sadece kendime düşen kısmını yapabiliyorum. Yoksa gavur ayrıştırması çok eskiden beri vardı. Ama tarih bilmek gerek. Osmanlı’daki baş yardımcılar bile Ermeni. Savaşta omuz omuza savaşanlar Ermeni. Ama toprak denen şey insanların egosuna da sahip olabiliyor. Bu da her şeyi bozuyor.</p>
<p><strong>Sen geleceğin için kaygılanıyor musun?</strong><br />
Genel olarak insanlar geleceği düşündüğünde nasılsa ben elli yıl sonra ölmüş olacağım, ormanların yanmasından bana ne diye düşünebilir. Benden sonrakiler düşünsün diyebiliyorlar. Ama ben bir çocuk yapmayı ve bu dünyaya teslim etmeyi düşünemiyorum bile. Şimdi ben 30 yaşındayım, bir çocuk yapsam, o 30 yaşına geldiğinde sene 2038 olur ki alev kraterlerinin altında bile kalabilir çocuk. Bir yandan ben de çocuk ne güzel şey diyorum, Ben de ürünümü görmek istiyorum. Ben de kapımı açtığım zaman kendi tohumumu görmek istiyorum. Ama ben nasıl bazı şeylere kafam bozukken anneme babama gidip “ne vardı da beni yaptınız” diyorsam o da bana diyebilir. Neden dünya tertemiz bir halde değil de ben de çocuğumu yapamıyorum?</p>
<p><strong>En büyük korkun ne?</strong><br />
Ben doğal hayattan korkmuyorum. O dengesini biliyor çünkü. Ama sosyal hayattan tedirginim. Zaten doğa bütün dünyayı mahvedecek hale geldiği zaman zaten insanların din, dil, ırk gibi diye insanların birbirini ayıracağını zannetmiyorum. Kim “yusuf atıyorsa” birbirinin elini tutacak. Hepimiz birimiz için olacak. Ben bekliyorum ki uzaylılar saldırsın. Bütün dünya elele verip uzaylılara karşı birleşelim. Böylece ortam şenlenir diye düşünüyorum. Hepimiz “drovişkayız” diye yeni bir ırk yaratalım mesela. Tek bir ülkeye dönüşsek.</p>
<p><strong>“DİNLERİN HEPSİ AYNI TEMELE DAYANIYOR, BÖLMEK İÇİN KULLANILAMAZLAR”<br />
Dindar mısın?</strong><br />
Hiç, değilim.</p>
<p><strong>Cemaatle ilişkilerin nasıl?</strong><br />
Pek bağlantım yok açıkçası. Dokuz sene kilise korosundaydım. Ama ben kilise ortamında değildim. Ben sadece dört sesli müzik için gittim. Dini bir bağlantı göremedim kendimde. Din, benim için artık birleştiriciliğini kaybetmiş ve hatta ayrıştırıcı özellikleri ağır basan bir öğe. Hristiyan’ı Müslüman’dan ayıran bir şey. Malzemenin böyle kullanılıyor olması beni rahatsız ediyor. Hepsinin bir öznelliği var ve bunların hepsi çok geçmişe ait şeyler. Bunlar ahlaki yönden insanı eğiten, hukuki yönden de dur diyebilen vicdanı yaratan yardımcı kitaplar. Sen şimdi o kitapları nasıl bölmek için kullanırsın ki? Bunlar bölmek için yaratılmamışlar. Hiçbiri birbirinden farklı değil. Hepsi aynı temele dayanıyor. Sen sarı, yeşil, mavi Allah diye ayırabilir misin? Zaten sen bile bilmiyorsun ki ne olduğunu.</p>
<p><strong>Sen kendi hayatında iyi tarafta bulunmak adına ne yapıyorsun?</strong><br />
Benim görevim bireysel diyaloglarımla aydınlatabildiğim kadar insanı aydınlatmak. Beni takip eden insanlar benim Ermeni olduğumu biliyor. Bunun bölücü değil birleştirici bir şey olduğunun farkında. Her ay websitemi ziyaret eden 400 bin kişi var. En azından bu kadar insanın zihninde bir şey oluşturabiliyorum. Bu da benim yapabileceğim şey.
</p>
<p class="textBodyBlack"><a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/455641.asp">Kaynak</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/rprtj.wordpress.com/62/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/rprtj.wordpress.com/62/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/rprtj.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/rprtj.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/rprtj.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/rprtj.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/rprtj.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/rprtj.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/rprtj.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/rprtj.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/rprtj.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/rprtj.wordpress.com/62/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=62&subd=rprtj&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://rprtj.wordpress.com/2008/08/09/hcepkin-uzaylilar-saldirsa-da-biz-de-bir-olabilsek/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6920a62c348b858f165372357523c447?s=96&amp;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">Mustafa Dalcı</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.ntvmsnbc.com/news/289668.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">hayko cepkin</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ebru Ceylan:‘Egom çok yumuşak ve esnektir’</title>
		<link>http://rprtj.wordpress.com/2008/07/09/ebru-ceylan%e2%80%98egom-cok-yumusak-ve-esnektir%e2%80%99/</link>
		<comments>http://rprtj.wordpress.com/2008/07/09/ebru-ceylan%e2%80%98egom-cok-yumusak-ve-esnektir%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2008 07:37:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Dalcı</dc:creator>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>

		<category><![CDATA[ebru ceylan]]></category>

		<category><![CDATA[nuri bilge ceylan]]></category>

		<category><![CDATA[pınar öğünç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://rprtj.wordpress.com/?p=61</guid>
		<description><![CDATA[
PINAR ÖĞÜNÇ 
Filmlerine hem irisinden hem ufağından katkılarıyla, yönetmen eşi Nuri Bilge Ceylan’ın yanında gördük hep onu. Sinema eğitimi alan ve yıllardır fotoğraf çeken Ebru Ceylan kendisine dair nadiren uzun cümleler kuruyor. Dış dünyayla koruduğu mesafeyi bir nebze kaldırdık diyelim&#8230;
Ebru Ceylan deyince Cannes’ın kırmızı halılarından bir enstantane geliyor akla önce. Eşi Nuri Bilge Ceylan’ın üç [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=61&subd=rprtj&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="alignnone" src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2008/07/04/fft5_mf27417.Jpeg" alt="" /></p>
<p><span class="blue_font9"><a href="mailto:pinar.ogunc@radikal.com.tr" target="_blank">PINAR ÖĞÜNÇ</a> </span></p>
<p class="b yGeo">Filmlerine hem irisinden hem ufağından katkılarıyla, yönetmen eşi Nuri Bilge Ceylan’ın yanında gördük hep onu. Sinema eğitimi alan ve yıllardır fotoğraf çeken Ebru Ceylan kendisine dair nadiren uzun cümleler kuruyor. Dış dünyayla koruduğu mesafeyi bir nebze kaldırdık diyelim&#8230;</p>
<p><span style="line-height:1.5em;">Ebru Ceylan deyince Cannes’ın kırmızı halılarından bir enstantane geliyor akla önce. Eşi Nuri Bilge Ceylan’ın üç Cannes Film Festivali seferinden biri&#8230; Halbuki daha 22 yaşındayken, o zaman Ebru Yapıcı iken, ilk kısa filmi ‘Kıyıda’ Cannes’ın yarışma bölümüne seçilmiş 1998’de. Nuri Bilge Ceylan mahsulleri ‘Uzak’taki küçük, ‘İklimler’deki iri rolü ve son olarak ‘Üç Maymun’da senaryo yazarlarından biri ve sanat yönetmeni etiketleriyle yine benzer kadraj&#8230;</span></p>
<p>Sinema eğitimi almış, fotoğraf hayatında hep var. Fazla konuşmuyor Ebru Ceylan, benzerliklerinin sağlamasını deklanşöre basma tercihleriyle de (<a href="http://www.ebruceylan.com/">www.ebruceylan.com</a>) yapabilirsiniz, eşi gibi&#8230;</p>
<p>Yakalamışken sorduk, hem Ceylanlar’dan biri hem Ebru olarak cevapladı.</p>
<p><span id="more-61"></span></p>
<p><strong>Uzun yıllardır fotoğrafla ilgilisiniz, zaten eğitiminiz de sinema üzerine&#8230; Bunlar üzerine oyunculuğu, en son da senaryo yazarlığını ekleyerek sınırlarınızı esnettiğinizi, belki sizin de daha önce farkında olmadığınız yeteneklerinizi keşfettiğinizi düşünüyor musunuz? Ruhen size nasıl geldi bu süreç?</strong></p>
<p>Aslında hiçbir konuda ne kadar yetenekli olduğum konusunda bir yorum yapamam. Yapmak da istemem zaten. Sanat, dünyayı kendi istediğin gibi yeniden yorumlama, anlamlandırma ve hatta yeniden yapılandırma gibi müthiş bir olanak sağladığından bütün sanatları seviyorum. Ama gerek sinema, gerekse fotoğraf gibi görselliğe dayalı sanatlara karşı, ilginin ötesinde biraz daha yetenekli olduğum söylenebilir. Ben de bu alanlarla ilgili önüme çıkan yaratıcılık olanaklarını elimden geldiğince değerlendirmeye çalışıyorum. Bu bazen yönetmenlik, bazen oyunculuk, bazen senaristlik, bazen de sanat yönetmenliği olabiliyor. Bunlar görsel sanatlar disiplini içinde birbirinden çok da ayrı yerlerde duran alanlar değiller. Hepsini de yapmaktan zevk alıyorum. Hele de Bilge gibi bir sinemacıyla çalışınca yaptığın işin değeri artıyor. Kendimi şanslı hissediyorum çünkü çok sevdiğim işi, istediğim zaman ve istediğim oranda yapabilme olanağına sahibim. Ama fotoğraf benim doğama sinemadan daha yakın bir sanat. Çünkü üretim sürecinde tamamen yalnız ve bağımsız olabiliyorsun.</p>
<p><strong>Yaratıcı, yaptıklarıyla özendirici iş arkadaşlarının olması insana iyi gelir, önünü açık hissettirir, kanını hızlandırır. Nuri Bilge Ceylan’la birlikte çalışmak mı bu anlamda daha iyi geldi size, birlikte yaşamak mı?</strong></p>
<p>Bilge hayatımda olmasaydı sanatla ilgili maceram nasıl bir yol izlerdi bilemem. Ama hayatını birlikte geçirdiğin insanın seninle aynı ilgi alanlarını paylaşıyor olması bir avantaj. Hele de o alanlarda başarılı ise ve sana da bu başarılardan faydalanmanı sağlayan fırsatlar yaratıyorsa, geriye onunla gurur duyup ona elinden geldiğince destek olmaktan başka yapacak bir iş kalmıyor. Yanımdaki insanın başarısı beni de yüceltir. Hayat kalitemi artırır ve motive eder. Bu anlamda Bilge’yle hem çalışmak hem de yaşamaktan tabii ki çok memnunum.</p>
<p><strong>En klasik tarifiyle sizin küçükken kendinize seçtiğiniz istikâmet neydi, büyüyünce ne olmaktı arzunuz?</strong></p>
<p>Ne olmak istediğim konusunda değişik süreçlerden geçtim bu yaşıma kadar. İyice küçükken izciydim ve en büyük hayalim obabaşı olmaktı. Sonra gazeteci, sonra bir örgütün merkez komite üyesi, sonra fotoğrafçı ve sonra yönetmen&#8230; Bunlardan bazılarını oldum, bazılarını olamadım, bazılarını olduğumu zannettim, bazılarını ise olmaktan vazgeçtim. Ama sonuç olarak şu anda sevdiğim işi yapıyorum ve bu saatten sonra da başka bir şey olmak isteyeceğimi zannetmiyorum.</p>
<p><strong>Bugün önünüze nasıl planlar koyuyorsunuz? Kısa film projeleri var mı? Fotoğraf hayatınızın ne kadarını kapsıyor?</strong></p>
<p>Büyük planlarım yok. Ben hayatın bana düşen parçasını yaşamaktan memnunum. Sinema ve fotoğraf yapıyorum, oğlumuz Ayaz’ı büyütüyorum, seyahat ediyorum, huzurlu bir aile hayatım var ve sanatla olan ilişkim beni tatmin edecek düzeyde. Her şeyin daha iyisi olabilir, her şeyin daha fazlası var ama ben büyük ihtirasları olan biri değilim. Fotoğraf çekiyorum; makinemi hep yanımda taşıyorum. Film çekmeye gelince de, çok inandığım ve beğendiğim bir fikir gelirse aklıma ve onu gerçekleştirecek cesaret ve enerjiyi hissedersem kendimde tabii ki çekerim. Film yapmak çok uzun bir süreç. Asıl zor olan başlangıçta heyecan verici bulduğun şeyi sonuna kadar diri tutabilmek, aynı inancı sürdürebilmek&#8230;</p>
<p><strong>Cannes’ın tadına türlü vesilelerle bakmış olmak, uzun metraj yönetmenlik arzusu yarattı mı sizde?</strong></p>
<p>Dönem dönem, özellikle de beni çok etkileyen ve hayranlık uyandıran filmler izlediğimde içimde bir uzun film çekme arzusu doğuyor. Ama festivallerde böyle bir şey hissetmiyorum. Çünkü bu tip arzular sosyalleşmenin fazla olduğu festivallerden çok, insanın kendini yalnız hissettiği zamanlar ortaya çıkıyor daha çok.</p>
<p><strong>Eşinizin bol yıldızlı yönetmenlik sicili, sizin yönetmenlik planlarınızı etkiliyor mu, üzerinizde farketmeden de olsa bir baskı oluşturuyor mu sizce? Hatta oyunuculuk, senaristlik, sanat yönetmenliği yapmanız, yönetmenlik koltuğunu Nuri Bilge Ceylan’a bırakmak eğiliminden olabilir mi?</strong></p>
<p>Bunun olumlu yanları da var, olumsuz yanları da. Bilge beni film çekmem konusunda hep desteklemiştir. Onun varlığı beni her zaman cesaretlendirmiştir. Ancak Bilge’nin film üretim süreci her zaman çok sancılı ve zor geçer. Çünkü çok detaycı ve mükemmeliyetçidir. İşini tutkuyla ve büyük bir sabırla yapar. Böyle bir çalışma sistemine şahit olmak beni biraz korkutup film çekmek konusunda cesaretimi kırıyor olabilir. İnsan öğrendikçe daha çok susuyor. En azından bilgi, bende böyle bir duygu yaratıyor. Ama şeytanın bacağını da kırmak istiyorum doğrusu.</p>
<p><strong>Ebru Ceylan isminin sürekli Nuri Bilge Ceylan’la birlikte anılması gibi bir korkunuz var mı?</strong></p>
<p>Hayır, yok. Bilge, sinema sektöründe başarılarıyla kendini kanıtlamış önemli bir yönetmen. Dolayısıyla onunla çalışan herkes öncelikle onun adıyla anılacaktır tabii ki. Ayrıca ben bugüne kadar hep Bilge’nin işlerinde yer aldığım için ismimin onunla anılması da çok doğal. Bu bir handikap gibi algılanmamalı. Aksine gurur verici bir durum benim için. Benim egom yumuşak ve esnektir. Durumlara göre şekil alabilir. Asla Bilge’yle bir iktidar mücadelesine girip huzurumu bozmam. Ayrıca o, oğlumun babası&#8230;</p>
<p>Genel konuşalım&#8230; Bir evden iki yönetmen çıkabilir mi?</p>
<p>Teknik olarak çıkar. Neden olmasın? İki doktor, iki bankacı nasıl çıkabiliyorsa iki yönetmen de çıkar. Bakın Makhmalbaf’lara, bütün aile üyeleri yönetmen.</p>
<p><strong>Fotoğraflarınız özellikle bazılarında, his olarak, öncelikler olarak, haletiruhiye olarak, Nuri Bilge Ceylan karelerine çok benziyor. Zaten hayatta ikinizi bir araya getiren ruh birliği mi demek lazım buna?</strong></p>
<p>Evet, buna bizi zaten bir araya getiren ve 12 senedir bir arada tutan bir ruh birliği de diyebiliriz. Ayrıca birlikte yaşayan insanlar zamanla birbirlerine benzemeye başlıyorlar; mimikleri, tavırları bile benziyor. Nedeni biraz da böyle bir şey olabilir.</p>
<p><strong>İkinizin yollarınızı kesiştiren neydi sizce?</strong></p>
<p>Öncelikle rastlantı&#8230; Sonra doğamızın, dünyamızın ve eylemlerimizin benzerliği&#8230;</p>
<p><strong>Birbirinizin işleri üzerine ne kadar açık konuşursunuz? Ortak tarihiniz neleri konuşmadan çözmeye yetiyor?</strong></p>
<p>Acımasızlık derecesinde açık konuşuruz. Hatta bazen yıkıcı boyutlara ulaştığı bile olur. Sonra Bilge benim eleştirilerimi kendince değerlendirip yoluna devam eder.</p>
<p>Bense o işi yapmaktan hemen vazgeçip başka işlere yönelirim. Çünkü benim, kendi fikirlerim dahil herhangi bir fikre inanç geliştirebilmem zordur. Geliştirebilsem bile uzun vadede ona hâlâ inanıyor olma ihtimalim daha da azdır. Bilge bir şeyi yaparak deneyimler ve sonlandırır, bense düşünerek sonlandırırım. Zaten yaptığım hiçbir çalışmayı da sonradan sevmem.</p>
<p>***</p>
<p><span class="HaberBaslik1">Yalnız ve güzel ülke meselesi</span></p>
<p><strong>Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes konuşması üzerine sonra çok konuşuldu. Bu dört beş sözcüğün kodları çözülmeye çalışıldı, herkes meşrebine göre bir ucundan çekti, uzattı. Siz konuşmanın hazırlanışına tanıksınız. Ya da tanık mısınız?</strong></p>
<p>Bu konuda bir şey söylemek istemem. Ama uzun uzadıya düşünülerek planlanarak yapılmış bir konuşma olmadığını söyleyebilirim. Kaldı ki Bilge, bir ödül aldığını kapanış törenine yalnızca birkaç saat kala öğrendi.</p>
<p><strong>Birlikte çalıştığınızı, eşiniz olduğunu unutun, o konuşmayı siz nasıl deşifre ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Aslında konuşmanın bu denli yankı yapması bizi şaşırttı. Bu konuyla ilgili ben kendi adıma şunu söylemek isterim. O konuşmanın geniş çevrelerce bu denli sevilip sahiplenilmesi elbette ki bizim adımıza güzel bir olay. Ama aynı zamanda herkesin kendince yorumladığı bu konuşmayı, birilerini al aşağı ederek kullanmasını kendi adıma üzüntüyle karşılıyorum. Bu konuşmayı kendi adlarına bir gurur vesilesi olarak sahiplenenler, sağ olsunlar, umarım aynı sahiplenmeyi ve iyi niyeti onların katılmadığı düşüncelere sahip olan ve bunu dile getiren sanatçılara karşı da gösterirler. O zaman bize yöneltilen bu övgülerin anlamı bizim için daha da artar. İyi ya da kötü, her türlü galeyanın uzun vadede üzüntü yaratabilme potansiyeline sahip anlık duygular olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&amp;ArticleID=886746&amp;Date=08.07.2008&amp;CategoryID=41">Kaynak</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/rprtj.wordpress.com/61/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/rprtj.wordpress.com/61/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/rprtj.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/rprtj.wordpress.com/61/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/rprtj.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/rprtj.wordpress.com/61/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/rprtj.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/rprtj.wordpress.com/61/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/rprtj.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/rprtj.wordpress.com/61/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/rprtj.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/rprtj.wordpress.com/61/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=61&subd=rprtj&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://rprtj.wordpress.com/2008/07/09/ebru-ceylan%e2%80%98egom-cok-yumusak-ve-esnektir%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6920a62c348b858f165372357523c447?s=96&amp;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">Mustafa Dalcı</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://i.radikal.com.tr/644x385/2008/07/04/fft5_mf27417.Jpeg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>TUZLA, TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİN KORKUTUCU AMA GERÇEK FOTOĞRAFI</title>
		<link>http://rprtj.wordpress.com/2008/07/06/tuzla-turkiye-nin-geleceginin-korkutucu-ama-gercek-fotografi/</link>
		<comments>http://rprtj.wordpress.com/2008/07/06/tuzla-turkiye-nin-geleceginin-korkutucu-ama-gercek-fotografi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Jul 2008 15:20:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Dalcı</dc:creator>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>

		<category><![CDATA[4857]]></category>

		<category><![CDATA[birgün]]></category>

		<category><![CDATA[petra holzer]]></category>

		<category><![CDATA[tuzla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://rprtj.wordpress.com/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[Art arda gelişen işçi ölümlerin hemen sonrasında başladı, “4857”. Belgesel ekibi ekim ayından bu yana Tuzla’ya vuran, kaçan, Tuzla’da oluşan pek çok farklı olaya şahit oldu. Hiçbir ulusal veya uluslararası kurumdan destek almadan yapılmış ve kolektif bir emek ürünü olan bu bağımsız belgesel, Tuzla’daki ölümlerle gündeme gelen yaşamı görünür hale getiriyor. Sürecin tüm muhatap ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=58&subd=rprtj&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><address><span style="font-family:Times;">Art arda gelişen işçi ölümlerin hemen sonrasında başladı, “4857”. Belgesel ekibi ekim ayından bu yana Tuzla’ya vuran, kaçan, Tuzla’da oluşan pek çok farklı olaya şahit oldu. Hiçbir ulusal veya uluslararası kurumdan destek almadan yapılmış ve kolektif bir emek ürünü olan bu bağımsız belgesel, Tuzla’daki ölümlerle gündeme gelen yaşamı görünür hale getiriyor. Sürecin tüm muhatap ve müdahillerine, ulaşabildiği ölçüde yer veriyor, fakat onların deneyimlerini “üst üste koymuyor.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">“4857”, kaynak ışığından, raspa tozlarından, eş ağıtlarından, inatçı direniş sloganlarından, soğukkanlı açıklamalardan örülü kendi müziğini buluyor. “Tuzla’da 4857 no’lu yasa uygulansın” talebinin, hayatlarına dokunduğu insanları görüyor, gösteriyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">Bugün gösterime girecek olan 4857 adlı belgeselin yönetmenlerinden Petra Holzer&#8221;le bir araya geldik&#8230; Tuzla&#8221;nın öncesini ve sonrasını konuştuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span id="more-58"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">***</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">»&#8221;4857&#8243; diyerek öncelikli amacınız neydi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">“Tuzla’da 4857 no’lu yasa uygulansın” sözünü sürekli işçilerin ağzından duyduk. ‘2003’te bu yasa çıkmasın diye karşı çıkmıştık, şimdi uygulansın diye mücadele veriyoruz’ diyordu sendikacılar. Durum bu kadar da vahim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">»Ölüm tersaneleri olarak geçen Tuzla tersanelerine sizi yönelten, o acının içine çeken nasıl bir süreçti?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">Süreç, Aralık 2007&#8243;de başladı. Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu’nun rapor sunuşu için Aslı Odman bizden görsel destek talep etti. 17 dakikalık bir video hazırladık. Bu kısa süreç daha derin bir çalışma için başlangıç oldu. Projelendirmeden, planlamadan, sadece olayların hızlı gelişmeleri bizi bugüne getirdi. III. İşçi Filmleri Festivali ekibi bize mayıs ayındaki gösterimleri için bir yer ayırdı. 30 dakikalık “Tuzla” adlı bir belgesel hazırladık. Tam 1 Mayıs sabahında bitirdik. Yalnız tatmin olmadık ve şu an “4857” adlı 29 dakikalık belgesel ortaya çıktı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">Hem konunun önemi, hem de Tuzla’da tanıştığımız insanlar bizi çok etkiledi. Örgütleme, dayanışma, birlikte bir konu için çalışmak ve hepimiz için çıkan öğrenme süreci beni çok etkiledi. Daha önce Bergama’da yaptığımız belgesel çalışmamız sırasında tanıştığımız köylülere benzeyen, cesur, bilgili, ifadesi güçlü ve son derece dostane insanları karşımıza çıktı. Bu şahsen hayatımı zenginleştiriyor. Keşke bu acı, bu ölümler, bu yaralanmalar olmadan olsa&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">»İşçilerle bir arada olmak sizleri nasıl bir ruh haline soktu? Çekim sırasında sizi zorlayan bir durumla karşılaştınız mı?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">İşçilerin her sabah “Bugün sağ evime dönecek miyim?” sorusuyla iş yoluna çıkmaları bile çok hüzünlü bir durum, çok acı bir gerçek. Bu insanlar sadece işe gidiyor. Her şey bir yana, bu duyguyu bizden, yani ‘sözümona eğitimli’ insanlardan kim yaşıyor ki? Kimse yaşamasın!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">İşçilerle zorluk yaşamadık. Sadece tersane sahipleri -asıl işverenlere- ulaşmak zordu. Burada sadece bir tersane farklı davranıyordu: Desan, Tuzla Komisyonu’na, o sayede bize de butün alanları açtı. Yönetici kadrosuyla muhatap olduk orada.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">»Peki genel bir soru sorarsam, Tuzla, Türkiye&#8221;nin nasıl bir fotoğrafı? O fotoğrafın ne kadarını görebiliyoruz? Asıl olarak o fotoğrafın neresinde duruyoruz?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">Tuzla, Türkiye’nin geleceğinin korkutucu ama gerçek fotoğrafı. Bana kalırsa altın madenleriyle, içme suyu satış projeleri, orman katliamları, kentsel dönüşüm projeleri ve tabii ki nükleer santralı açma projelerinde filmin diğer karelerini görebiliriz veya görmeyebiliriz. Aynı mültecilerin, her gece Türkiye’den Yunanistan’a tehlikeli geçişlerine gözlerimizi sıkı sıkı kapalı tutmamız gibi -mesela geçen yıl sadece Midilli’ye geçerken, 800 mülteci, o da bilindiği kadarıyla, yaşamlarını yitirdi. İşte fotoğrafın gerçeği -siz nerede duruyorsunuz?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">»Peki siz o fotoğrafın neresinden baktınız çekimlerde?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">Biz işçilerin yaşamlarının ritmini yansıtmaya çalıştık. Hepimiz başka yerlerde ortak insani yaşam pratikleri paylaşıyoruz. Tuzla’daki işçilerle, bu paylaşma alanını hissettirebiliyorsak, o zaman bu belgeselde başarılı olmuşuz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">»Tuzla&#8221;nın adını o kadar çok duyar olduk ki, ama bizler o yaşamdan uzağız. Siz bu süreçte yaşamlarına girdiniz onların. Peki oradaki işçiler nasıl bir hayat yaşıyor? O işçileri bize unutturan gerçekler neler?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">Oradaki işçiler homojen bir grup oluşturmuyor. Hem işyerlerinde, yani mekânda hiyerarşik bir durum var, hem de zamana yayılan bir hiyerarşi görmek mümkün. Kadrolu işçiler herhangi bir ağır sanayide yaşanan zorlukları yaşıyor. Taşeron işçilere göre bazı avantajları var -sigortaları, düzenli çalışma saatleri, süreklilikleri var. Taşeron işçiler arasında da birbirinden farklı hayat standartları var&#8230; Geç sektöre giren, geç göç eden çok daha aşağıdan başlıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">Uzun süredir Tuzla’da yaşayan işçiler, aileleriyle beraber yaşıyor. Eşleri onlarla hayat zorluklarını paylaşıyor- iş için pantolon, gömlek ve başka malzeme yaratıyor, tulum vb verilmediği taktirde kadınlar eksiklikleri tamamlamaya çalışıyor. Ağır şartlarda çalışıp yaralanan eşlerini iyileştiriyorlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">Taşeron işçilerden neredeyse hiçbiri emeklilik beklemiyor. Bu da çok ağır bir gerçek.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">En son gelenler en pis ve az para eden işleri yapıyor. Bunlar genellikle hemşehrilik üzerine gelen ve bekar odalarında kalan işçiler. Bu gruba karşı daha uzun süre tersanede çalışanlar öfke duyabiliyor. Maaşları düşürenler olarak görülüyorlar&#8230; 30 YTL yevmiyeyle İstanbul’da yaşanıyor ve aynı zamanda para biriktirilip, memlekete yollanıyor?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">»Bir anlamda, emek göz ardı ediliyor değil mi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Times;">Emeğin görünmezlik hali bize bu gerçekleri unutturuyor&#8230; İşçi Filmleri Festivali’ndeki bir toplantıda Türkiye’de emekle ilgili filmlerin sayısının çok az olduğundan yakınıldı. Belki bu bize bir ölçü olur&#8230; Bu tarz filmler daha çok olsa, bunu görünür hale getirenlere, ‘ekonomik büyümeyi baltalama’, ‘yatırım ortamını zedeleme’, hatta daha da ileriye varan ithamlar o kadar yapılamazdı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Times;"> </span></strong></p>
</address>
<address><strong><span style="font-family:Times;">NAZ ERDOĞAN</span></strong></address>
<address><a href="http://www.birgun.net/report_index.php?news_code=1213226907&amp;year=2008&amp;month=06&amp;day=12">Kaynak</a><br />
</address>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/rprtj.wordpress.com/58/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/rprtj.wordpress.com/58/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/rprtj.wordpress.com/58/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/rprtj.wordpress.com/58/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/rprtj.wordpress.com/58/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/rprtj.wordpress.com/58/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/rprtj.wordpress.com/58/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/rprtj.wordpress.com/58/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/rprtj.wordpress.com/58/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/rprtj.wordpress.com/58/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/rprtj.wordpress.com/58/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/rprtj.wordpress.com/58/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=58&subd=rprtj&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://rprtj.wordpress.com/2008/07/06/tuzla-turkiye-nin-geleceginin-korkutucu-ama-gercek-fotografi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6920a62c348b858f165372357523c447?s=96&amp;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">Mustafa Dalcı</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kahraman Ferhan süper İvedik’e karşı</title>
		<link>http://rprtj.wordpress.com/2008/04/22/kahraman-ferhan-super-ivedike-karsi/</link>
		<comments>http://rprtj.wordpress.com/2008/04/22/kahraman-ferhan-super-ivedike-karsi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Apr 2008 16:15:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Dalcı</dc:creator>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>

		<category><![CDATA[ferhan şensoy]]></category>

		<category><![CDATA[merve erol]]></category>

		<category><![CDATA[radikal cumartesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://rprtj.wordpress.com/?p=57</guid>
		<description><![CDATA[
Pek sık olmaz. Recep İvedik rüzgârında kendine yer bulamayan &#8216;Son Ders&#8217; isimli film, tekrar vizyonda. Başrol oyuncusu Ferhan Şensoy, bu bakkal-süpermarket denklemini anlattı

MERVE EROL Son oynadığınız &#8216;Son Ders&#8217; filmi tekrar vizyona giriyor. Böyle bir şeye daha önce şahit olmuş muydunuz?
Hatırlamıyorum böyle bir şey. Bunun cevabı bende de yok, ben sadece bir oyuncuyum. 
Severek oynadığınız bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=57&subd=rprtj&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/cumartesi/2008/04/19/14.gif" alt="" width="114" height="160" /></p>
<p><span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;font-size:x-small;"><span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"><strong>Pek sık olmaz. Recep İvedik rüzgârında kendine yer bulamayan &#8216;Son Ders&#8217; isimli film, tekrar vizyonda. Başrol oyuncusu Ferhan Şensoy, bu bakkal-süpermarket denklemini anlattı</strong></span></span></span></p>
<p><span id="more-57"></span></p>
<p><em><strong>MERVE EROL</strong></em> <b>Son oynadığınız &#8216;Son Ders&#8217; filmi tekrar vizyona giriyor. Böyle bir şeye daha önce şahit olmuş muydunuz?</b><br />
<br />Hatırlamıyorum böyle bir şey. Bunun cevabı bende de yok, ben sadece bir oyuncuyum. </p>
<p><b>Severek oynadığınız bir rol müydü?</b><br />
<br />1970&#8242;te benim de okuduğum Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;nde parkasız öğrenci yoktu, siyasallaşmış bir gençlik vardı. O dönemin gençliğiyle bugünün gençliği arasında bir karşılaştırma var filmde. Bugünün üniversitesine hoca olarak geliyorum ben yurtdışından. Öğrencilerin alışmadığı, &#8216;Not önemli değil, dersi ben vermeyeceğim, dersi hayat verir&#8217; diyen, &#8216;Hangi kitabı okuyacağız&#8217; diye sorulunca tahtaya okuduğu bir sürü kitabın adını yazan bir hoca. Biraz da kendimi buldum hikâyenin içinde. Ben aslında dram oynamak istemiyorum. Sokakta beni görünce insanlar birbirine gösterip gülüyor, sonra senaryo geliyor, &quot;Dram mı?&quot; diyorum, &quot;Evet abi, dram.&quot; Çok istemiyorum yani. Fakat senaryo beni çok etkiledi, hatta yer yer ağladım, &#8216;Peki bunu da oynayayım, ne yapayım&#8217; dedim. </p>
<p><b>Hayatınıza dair ne gibi benzerlikler buldunuz Saffet Hoca karakteriyle?</b><br />
<br />Dev-Genç&#8217;li arkadaşlarımdan ANAP milletvekili olanlar filan, hepsi aklıma geldi senaryoyu okurken. Dev-Genç üyesiydim ben de. İşçi-köylü tiyatrosu adı altında Mehmet Ulusoy&#8217;la sokak tiyatrosu yapıyorduk, gerilla olarak. Güya gizli oynuyoruz, oynayacağımız yer fısıltıyla belirlenmiş, ayrı ayrı gidiyoruz, bavulu açıp birden oynayıp kaçacağız. Bir gidiyoruz ki, oynayacağımız yer Fruko tabir edilen toplum polislerinin kamyonlarıyla çevrilmiş. Çünkü sokak tiyatrosunun dramaturgları arasında o zamanın sıkı devrimcilerinden Mahir Kaynak da vardı. </p>
<p><b>Sonra mizaha nasıl meylettiniz?</b></p>
<p>Yazarlığımın başlangıcında da mizah vardı. Ama oyunculuk, okulda öğretmen taklitleriyle başlayan bir şey benim için. Ben farkında değildim, arkadaşlarımı eğlendirmek istiyordum sadece. Sonra taklitler birbirine bağlanıp bir şova dönüştü, sınıflar arası turnelere gider oldum. Haldun Taner &quot;Sen kabarecisin&quot; deyip yaptığımın tiyatro olduğunu öğretti. </p>
<p><b>Sokak tiyatrosunun kendi oyunlarınıza katkısı oldu mu?</b><br />
<br />Daha sonra Fransa&#8217;da da yaptım sokak tiyatrosu. 1974-75 yılları orada da karışıktı, hatta konservatuvar olarak biz de grev yaptık hocaların desteğiyle.</p>
<p><b>Sürekli güncellenen ve gündelik gelişmelere müdahil olan &#8216;Ferhangi Şeyler&#8217;de bu tarz tiyatronun etkisi yok mu?</b><br />
<br />Ama o güncellik benim yazdığım her şeyde, bütün oyunlarımda da vardır. &#8216;Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı&#8217;da bakkal çırağını oynuyorum, orada da altı-yedi dakika günün gazetelerine bakıyorum. Tiyatromuzun fonksiyonlarından biri zaten politikada olan biteni paralel olarak takip etmek. Biz bir muhalefet tiyatrosuyuz. </p>
<p><b>Komedide toplumsal hiciv dozunun azaldığını düşünüyor musunuz?</b><br />
<br />Televizyonun da pompasıyla sulu zırtlak bir komedi furyası var. &#8216;N&#8217;aber&#8217; diyor, hahaha, &#8216;İyiyim&#8217; diyor, hahaha, her şeyin arkasına gülme koyuyorlar. Ortada gülünecek hiçbir şey yok halbuki. Bir de milyonlarca izleyici yapan uyduruk komedi filmleri var, televizyonda meşhur olduğu için bilmem kaç kişi gidip sinemayı dolduruyor. Sinemasal bir değeri yok, komedi olarak komik değil. Böyle bir yozlaşma var, bu da prim yapıyor. O kadar insan niye gidiyor, merak ediyorum. Bir sürü iyi film var, kimse gitmiyor, &#8216;Onun korsanı çıkar, evde izleriz&#8217; diyorlar. E niye bunun korsanını beklemiyorlar? Çıkmayacak mı sanki?</p>
<p><b>&#8216;Recep İvedik&#8217;in katkılarından biri argo galiba. Kemal Sunal&#8217;ın &#8216;eşşoğlueşek&#8217;inin televizyonlarda sansürlendiği bir zamanda, böyle bir tip de özlenmiş olamaz mı?</b><br />
<br />&#8216;Pardon&#8217; filmi televizyonda oynarken asabımız bozuldu. Devamlı bip bip bip. Halkın kullandığı bir laf değil mi, niçin oradan &#8216;boktan&#8217;ı cımbızlıyoruz? &#8216;Bu ne bip bir şey&#8217;, &#8216;Abi hayat bip işte&#8217;&#8230; Salak bir tutuculuk. Amerikan filmlerinde küfrün İngilizcesini veriyorlar, altına &#8216;Hay Allah müstahakını versin&#8217; diye çeviriyorlar, biz de yiyoruz!</p>
<p><b>Bugün gençlerin politize olduğu kanallar da var, mesela Cumhuriyet mitinglerini ya da AKP&#8217;nin mitinglerini dolduruyorlar. Siz bir ara darbe istediğinizi söylemiştiniz, ciddi miydiniz?</b><br />
<br />Söylediğim şeyler aynen yazılmazsa veya söylediğim biçimde vurgulanmazsa yanlış algılanabiliyor. Orada bir mizah var, ama attığı başlıkta mizah yok. &#8216;Darbe istiyorum&#8217; demiyorum ki, &quot;Darbe özlüyor canım&quot; diyorum. Bunu garip bir şey gibi, bir kâbus görür gibi söylüyorum. &quot;Bundan önceki üç darbede ülkede koşullar bu kadar darbesel değildi&quot; diyorum. &#8216;Özletmeyin&#8217; demek istiyorum. Sonra &#8216;Faşist Ferhan darbe istiyor&#8217; diyorlar. Niye isteyeyim? Genelkurmay da istemiyor. </p>
<p><b>AKP&#8217;yi kapatma davası, Ergenekon meselesi bir absürtlüğe doğru gitmiyor mu sizce?</b><br />
<br />Her kafadan bir ses çıkıyor, sokaktaki simitçiye kadar herkes kapatmayı tartışıyor. Hukuken devam eden bir durum var. Anayasa Mahkemesi kapatırsa kapatır, kapatmazsa kapatmaz, ondan sonra belki insanların yorumları olabilir. Ayrıca kapatılma Türkiye&#8217;de çok şeyi değiştirmeyecektir, yeni partiler kurulur. </p>
<p><b>Yanlış hatırlamıyorsak taşınma esnasında kavuğun Derya Baykal&#8217;da kaldığını okumuştuk. Öyle mi gerçekten?</b><br />
<br />Kavuk evde duruyor. Ayrıca emekli olunca devredilen bir şey, haftada sekiz gün oynarken de devretmeyi düşünmüyorum.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/rprtj.wordpress.com/57/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/rprtj.wordpress.com/57/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/rprtj.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/rprtj.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/rprtj.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/rprtj.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/rprtj.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/rprtj.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/rprtj.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/rprtj.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/rprtj.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/rprtj.wordpress.com/57/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=57&subd=rprtj&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://rprtj.wordpress.com/2008/04/22/kahraman-ferhan-super-ivedike-karsi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6920a62c348b858f165372357523c447?s=96&amp;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">Mustafa Dalcı</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/cumartesi/2008/04/19/14.gif" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Kimseye yaranamamak</title>
		<link>http://rprtj.wordpress.com/2008/04/22/kimseye-yaranamamak/</link>
		<comments>http://rprtj.wordpress.com/2008/04/22/kimseye-yaranamamak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Apr 2008 15:52:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Dalcı</dc:creator>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>

		<category><![CDATA[ali nesin]]></category>

		<category><![CDATA[aziz nesin]]></category>

		<category><![CDATA[pınar öğünç]]></category>

		<category><![CDATA[radikal cumartesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://rprtj.wordpress.com/?p=56</guid>
		<description><![CDATA[
Uzun süredir içinden matematik geçen bir söyleşi veremiyor Ali Nesin. Bu da öyle&#8230; Tecavüz iddiaları, türbana özgürlük isteyince Fethullahçı ithamları&#8230; Bir Nesin olmanın ağırlığını, aslında bir özgürlüğü olmadığını yeni fark etmiş.

PINAR ÖĞÜNÇ
Nesin Vakfı&#8217;nın işleyişine dair ithamlar olsun, malum tecavüz iddiaları olsun, üniversitelerde türban serbestliğine dair verdiğiniz imza sonrasında kardeşinizle birbirinize düşüşünüz, aynı nedenle vakfa bağışların [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=56&subd=rprtj&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/cumartesi/2008/04/19/06.gif" alt="" width="114" height="160" /></p>
<p><span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;font-size:x-small;"><span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"><strong>Uzun süredir içinden matematik geçen bir söyleşi veremiyor Ali Nesin. Bu da öyle&#8230; Tecavüz iddiaları, türbana özgürlük isteyince Fethullahçı ithamları&#8230; Bir Nesin olmanın ağırlığını, aslında bir özgürlüğü olmadığını yeni fark etmiş.</strong></span></span></span></p>
<p><span id="more-56"></span></p>
<p><em><strong>PINAR ÖĞÜNÇ</strong></em><br />
Nesin Vakfı&#8217;nın işleyişine dair ithamlar olsun, malum tecavüz iddiaları olsun, üniversitelerde türban serbestliğine dair verdiğiniz imza sonrasında kardeşinizle birbirinize düşüşünüz, aynı nedenle vakfa bağışların kesilmesi&#8230; Geçen hafta Matematik Köyü&#8217;ne destek istediğinizde &#8216;Allah versin&#8217; diyenlere dair açıklamalarınız oldu. Bir süredir sadece kendinizi savunma halindesiniz. Neyin ceremesini çektiğinizi düşünüyorsunuz? Sizden istenen nasıl biri olmanız?<br />
Herhalde en olumlu yorum, &#8216;Meyve veren ağaç taşlanır&#8217; olur. &#8216;Kimseye yaranamamak bizde genetiktir&#8217; diye düşünmek de hoşuma gidiyor. Belki de çok iş yapıldığında, çevre ve ilişki ağı genişliyor ve çok kolay düşman kazanılıyor. Ama başkalarını değiştiremeyeceğime göre, ben nerede hata yapıyorum diye sormam daha doğru. Galiba karakterim yaptığım işe uygun değil. Konuşmasını sevmeyen, meramını anlatmaya meraklı olmayan, pek toplumsal olmayan, içine kapalı bir kişiyim. Televizyon kamerasına konuşurken canım sıkılıyor, söylediklerimden sıkılıyorum. Bir de sanırım herhangi bir insanın kaldırabileceğinden çok fazla yük üstlendim, daha doğrusu üstlenmek zorunda kaldım: Nesin Vakfı, Matematik Köyü, Matematik Dünyası dergisi, Türk Matematik Derneği, Nesin Yayınevi&#8230; Yetişemiyorum, acil bir iş yaparken, daha acil bir başka iş geliyor önüme&#8230; Belki bunun sonucunda asabileşiyorum, hırçınlaşıyorum, tahammül sınırım azalıyor ve insanlara yanlış davranıyorum.</p>
<p><strong>Bütün bunların size vakit kaybettirdiğini, kendinizi kötü kullandığınızı düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Bu dünyada sadece benim yapabileceğim küçük de olsa bir-iki iş olduğunu düşünüyorum. Örneğin temel ama o kadar da derin matematik kitapları yazmak. Aslında basit bir iş: Matematik Dünyası&#8217;na yazdığım yazıları derlemem gerekiyor. Bir aylık çalışma lazım, zaman yok! Günün büyük bölümü sekreterlik işleriyle ya da halkla ilişkilerle geçiyor. Örneğin bu söyleşi! Oysa hayatım ne kadar kolaydı Amerika&#8217;dayken. Sabahın köründen gece yarılarına kadar araştırma yapardım. Bütün gün kimseyle konuşmadığım olurdu. Başarı da benimdi, başarısızlık da. Türkiye gelir gelmez toplumsal bir varlığa dönüşüverdim. Ben böyle biri olmak istemedim, istemiyorum.</p>
<p><strong>Siz asıl tepkiyi şubatta verdiğiniz bir söyleşiden sonra almıştınız. Durumun kötüye gittiğini, acısının çocuklardan çıktığını söylüyorsunuz. Ne olacak şimdi?</strong></p>
<p>Durumumuz basına yansıdığı kadar kötü değil. Kötü günler için bir yana ayırdığım bir miktar para var. Birkaç yıl öncesine kadar vakfın bankalarda ancak bir haftalık parası olurdu. Zorluklara alışığız biz. 12 yılda 30 kadar ev, 10 kadar arsa, arazi filan aldım vakfa gelir getirsin diye. Söylemeyi unuttum, boş zamanlarımda emlakçılık yaparım&#8230; Üç otuz paraya değerli sanat eserleri aldım kötü günlerde satılmak üzere. Bunları benden sonrası için alıyorum. Benden sonra gelecek kişiye bu kadar ağır bir yük bırakmak istemiyorum. Müthiş bir sorumluluk üstümdeki. Vakıf batsa, &#8216;Babası kurdu, oğlu batırdı&#8217; diyecekler&#8230; Ama bu tarihsel ve toplumsal görevimi yerine getireceğim, hem de fazlasıyla, hiç kuşkum yok. Üstelik herkes de düşman kesilmedi. Birçok kişi de çok mutlu oldu. Hayır, birçoğunun sanmak isteyeceği gibi &#8216;yeşil sermaye&#8217;den değil bu yeni dostlar, tam tersine solcular. &#8216;Oh be, dünya varmış&#8217; benzeri mesajlar yazanlar da oldu bayağı. Benim gibi düşünmeyen ama düşünce ayrılığını sıradan bir şey olarak algılayan dostlarımız da var. Bana çok ağır gelen iki şey oldu. Verdikleri bağışı geri isteyenler ve çocuklarımıza bakmaktan vazgeçen gönüllü doktorlarımız&#8230; Özellikle doktorlar&#8230; Çocuklara bunu nasıl yapabildiler, akıl sır ermez. Biri sonra fikir değiştirdi, &#8216;İstemez&#8217; diyecektim ama çekeceği vicdan azabına gönlüm razı olamadı, tekrar doktorumuz oldu.</p>
<p><strong>Bu zamanları nasıl hatırlayacağımızı düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Bilmiyorum&#8230; Bir çılgınlıktır gidiyor, bunun sonu nereye varır bilmiyorum. Ülke topyekûn çıldırmış durumda. Aklımız uçmuş gitmiş. Sokağa fırlayıp &#8216;Durun bir nefes alın yahu, sakinleşin, kendinize gelin, ne oluyoruz&#8217; demek geliyor bazen içimden. Sanki bir futbol maçındayız. Bağırış çağırıştan kimse kimseyi dinlemiyor. Ağır hakaretlerle dolu mesajları okurken sakin olmaya ben kendimden başlamalıyım diye kendi kendimi ikna etmeye çalıştım hep, başardım da&#8230; Biri bir gün bu olgunluğu gösterebileceğimi söylese inanmazdım. Diyaloğu kesmemek gerekir, diyalog önemli&#8230; Her yazana tek tek cevap verdim. Son derece terbiyeli ve serinkanlı&#8230; Cevaba başlamak zor oluyor. Kendimi zorlamam gerekiyor başlangıçta, kolay değil onca hakareti sindirmek, ama bir kere başlayınca arkası da geliyor, kendimi düşüncemin akışına kaptırıyorum. Cevap yazdığımda genellikle yumuşuyorlar.</p>
<p><strong>Ruh sağlığınızı bozuyor mu süreç?</strong></p>
<p>Ruh sağlığım mı, iç organlarım mı bilmiyorum ama bir şeylerim bozuluyor.</p>
<p><strong>Vakfa bağış yapanların hepsini tanıyor musunuz?</strong></p>
<p>Yok canım, mümkün mü? Ta Kars&#8217;tan, Siirt&#8217;ten hemşireler, öğretmenler, memurlar var. 5 lira bağışta bulunup &#8216;Özür dilerim bu kadar verebiliyorum&#8217; diyor&#8230; Gözüm yaşarıyor. O kadar değerli ki bizim için o 5 lira&#8230;</p>
<p><strong>En büyük bağışçınız kim?</strong></p>
<p>İşte o 5 lira veren&#8230; Miktar olarak soruyorsanız, &#8216;en büyük&#8217; dedirtecek bir bağışçımız yok. Ayda 500 YTL bağışlayan bile yok. Belki 200-300. Ama çok sayıda bağışçımız var.</p>
<p><strong>Fethullah Gülen vakfa para bağışlamak istese kabul eder misiniz?</strong></p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;in İstiklal Savaşı&#8217;nda Sovyetler&#8217;den yardım alması gibi diyorsun&#8230; Bu soruyu kendimize soracak konumda değiliz, umarım olmayacağız da. Hiçbir gücün güdümüne girmeyiz. Çocuk bakmak için böyle bir şey gerekiyorsa, politikada başarmak için kimbilir neler kabul etmek gerekiyordur! Düşünmesi bile ürkütücü!</p>
<p><strong>Aleni konuştuğunuz dinsizliğiniz, belki sadece Aziz Nesin&#8217;in oğlu olmanız yüzünden sizden hiç hazzetmeyen, diyelim &#8216;Fethullahçı&#8217; bir vatandaş, türbana özgürlüğü savunduğunuz için ayda 200 YTL de olsa bağışta bulunmaya başlamış mıdır sizce?</strong></p>
<p>Olabilir, bilemem ama Müslüman bağışçılarımız zaten var. Bağışta bulunmasalar bile gelir kurban keserler, adak adarlar, adağın etini bağışlarlar. İnancın, ideolojinin pek önemi yok, insan olmak önemli.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanlığı krizinden, AKP&#8217;nin kapatılma davasına kadarki süreçte sol liberal fikriyat nasıl bir sınav verdi sizce, ne tür açmazlara düştü? </strong></p>
<p>Olayları sıcağı sıcağına değerlendirmek kolay değil, üstelik benim harcım da değil. Ama galiba liberal sol pek alışık olmadığı bir zeminde buldu kendini. Karşı olması gereken bir partiye ve yandaşlarına öylesine anti demokratik baskılar yapıldı ki, liberal sol o partiyle aynı platformda görünmek zorunda kaldı. Kaderin cilvesi diye buna derler! Bu kadar oy alan bir partinin normal koşullarda parçalanması gerekirdi gibi geliyor bana. AKP&#8217;yi bir arada tutan, hatta oylarını artıran üstlerindeki anti demokratik baskı sanıyorum. Ama ben bilmem bu konuları&#8230; Geçelim&#8230;</p>
<p>* * * * *<br />
<span style="font-family:Tahoma;color:maroon;font-size:small;"><strong>&#8216;Baba sen Allah&#8217;a inanıyor musun?&#8217;</strong></span></p>
<p><strong>Bir de işin babaya ihanet kısmı var. Siz aşağı yukarı din üzerine aynı şeyleri düşünürken bununla itham edilmeniz ne gösteriyor? Aziz Nesin&#8217;i mi tanımıyorlar, sizi mi, başka bir körlük mü mevcut?</strong></p>
<p>Çok acımasız ve haksız eleştiriler. Ben babamın düşüncelerini savunmakla değil, vakfı, kitaplarını ve bir ölçüde düşüncelerini yaşatmakla yükümlüyüm. Babasına hayran bir insanım, ama babamın bir kopyası olmak isteyen biri değilim. Ne böyle bir zorunluluğum var, ne de amacım. Bu vesileyle, elâlemin özgürlüğünü savunurken kendi özgürlüğümün olmadığını anladım. Ama şans bu ya, babamla ben pek ayrı düşmezdik! Ayrıldığımız konular vardı tabii ama o konularda da yıllar sonra anlaşırdık, en azından nerede, hangi aksiyomda ayrıştığımızı anlardık. Sabahlara kadar konuşurduk, tartışırdık. Bir gün yazacağım ilişkimizi tüm ayrıntılarıyla. Babamla diyaloglarımızı kaydetmiş olsaydık, bugün okullarda okutulacak değerde bir yapıt ortaya çıkardı. Bana sık sık Tevfik Fikret&#8217;in oğlunu, Haluk&#8217;u örnek verirdi. Papaz olmuş ya&#8230; &#8220;Kimbilir ne yapmışlardır çocuğa, neler çektirmişlerdir&#8230; Bu halk çok acımasızdır&#8221; derdi. Biliyordu başıma gelecekleri, üzülüyordu benim için. Bense 20 küsur yıldır yurtdışında yaşamış biri olarak farkında değildim başıma geleceklerin. Gülüp geçiyordum.</p>
<p><strong>30 yaşına kadar düzenli olmasa da namaz kılan, inançlı biriyken, 30&#8242;unda Kur&#8217;an&#8217;ı okumasıyla dine dair fikri değişiyor Aziz Nesin&#8217;in. Siz nasıl dinsiz oldunuz?</strong></p>
<p>1993&#8242;te Türkiye&#8217;ye geldim. Babamın gözleri görmüyordu. Yazamıyordu. &#8216;Böyle Gelmiş Böyle Gitmez&#8217;in üçüncü cildini yazsın diye yardım ediyordum. Bir gece ilk eşine yazdığı mektupları okuyorum kendisine, hafızasını tazelemek için. Her mektubunun sonunu eşine Allah&#8217;tan bir şeyler dileyerek bitiriyor. Bir, iki, üç&#8230; Şaşırdım. &#8220;Nedir bu baba?&#8221; diye sordum. &#8220;Oğlum dedi, benim gelişimim çok geç oldu. Ben o zamanlar inanırdım&#8230;&#8221; Bizim evde pek dinden bahsedilmezdi. Ben de herkes inanır zannederdim. Çok küçüktüm inanmamaya başladığımda. Yıllarca bunu bir sır olarak kendime sakladım. Ama o kadar emindim ki kendimden&#8230; Herkes inanıyor, dünyada tek akıllı ben miyim? İşin içinden çıkamadım tek başıma. En güvendiğim babamdı, ona bile sormaya çekiniyordum. Bir gün tüm gücümü toplayıp sordum, &#8220;Baba sen Allah&#8217;a inanıyor musun?&#8221; dedim. &#8220;Önce sen söyle&#8221; dedi. Eyvah! Çekine çekine &#8220;İnanmıyorum&#8221; dedim. &#8220;Ben de inanmıyorum ama bunu dışarıda söylemek ayıptır, söyleme&#8221; dedi&#8230; Oh! Rahat bir nefes aldım!</p>
<p><strong>Babanızın halefi olarak görülmeye, babanızla karşılaştırılmaya isyan etmek istemediniz mi hiç?</strong></p>
<p>Her çocuk, özellikle oğul, ergenlik çağında babasını geçmek ister. Ama ya karşınızda geçilmeyecek bir baba varsa?.. Kale gibi, dağ gibi bir şey&#8230; Bu sorunla baş edebilmek gerekir, baş edemezseniz haliniz harap. En ünlü, en aydın, en bilge kişileri tanıyorsunuz. Sofralarda, sohbetlerde yeriniz var, saygı görüyorsunuz. Kızlar hayranlıkla ağzınızın içine bakıyor. Bu koşulda kolaylığa aldanmayıp yaşamı kendi ellerinizle kavramanız pek kolay olmayabilir. Büyük adamların çocukları pek başarılı olmazlar bu yüzden, hatta tam tersine dejenere bile olurlar. Toplum sizi yere göğe sığdıramasa da sorun, yerden yere vursa da sorun, ki her iki durum da sürekli yaşanır, ikisinin ortası yoktur. Babamın ilgi alanından olabildiğince uzak bir konu seçmem ve erken yaşta yurtdışına gitmem, sanırım bu sorunlarla baş etmeme yardımcı oldu.</p>
<p>* * * * *<br />
<span style="font-family:Tahoma;color:maroon;font-size:small;"><strong>&#8216;Halkımdan utandığıma utanmıştım&#8217;</strong></span></p>
<p><strong>Türban tartışması neyin turnusol kâğıdı oldu sizce?</strong></p>
<p>Yapay bir sorun bence. Zaten üniversiteye giren bu kızların bir kısmı, &#8216;Biz artık moderen olduk, anamız gibi olmak istemiyoruz&#8217; deyip başlarını açacaklardı. Türbanı simge yapan sadece diğer taraf değil, türbana karşı olanlar da yardımcı oldular buna. Şimdi iş iyice inada bindi, bir onur sorunu oldu, kenetlenmelerini sağladı. Çok iyi anlıyorum bunu. Sakalım umurumda değil ama biri bana kes dese ölürüm de kesmem. Neredeyse&#8230; Türban, sorunun sınıfsal boyutunu da ortaya koydu. Temizlikçi kadın, bakkalın, kapıcının karısı türbanlıyken sorun olmuyor da, aynı türbanlı bizimle aynı seviyeye geldiğinde sorun oluyor. Bu, çirkin bir duygu. Kadıköy&#8217;de doğup büyümüş biri olarak böyle hissedenleri de anlıyorum ama insan çirkinliğinin farkına varıp duygularını frenlemeye çalışmalı. Ben Türkiye&#8217;ye geldiğimde anladım halkımdan utandığımı ve bundan utandım. Bir Yahudi, bir Hintli, bir Arap utanmaz bizim utandığımız kadar halkından. Turiste tecavüz edenden utanmak anlaşılır da, şalvarlıdan utanmak kötü bir şey. Şalvarlı köydeyken iyi hoş da Almanya&#8217;dayken kötü&#8230; Değişmeye çalıştım, sanırım bir nebze değiştim. En azından bu duygunun çirkinliğini anladım.</p>
<p><strong>Şeriat gelecek mi?</strong></p>
<p>Hiç sanmam. Ama belli ki bir geriye gidiş var. Türkiye daha tutucu oluyor. Geçenlerde Haliç kıyısında dolanırken yüzlerce kara çarşaflı gördüm. Gözlerime inanamadım. Evet, buna karşı bir şey yapmak gerekiyor. Ama bu insanları reddederek, onları aşağılayarak bir yere varamayız. Ne yapacaksak demokrasi içinde yapacağız. Onların da oyu bir sayılıyor, bizimki de. Bırakın pragmatik ve siyasi zararını, etik olarak yanlış bu. Ayıp! Etik olarak yanlış olan bir davranış da uzun dönemde zararlıdır, en azından toplumsal vicdanı sızlatır. Bu tür vicdan sızlatıcı yasalar ve yasaklar geçiş dönemlerinde olabilir ancak. Türkiye de artık geçiş döneminden geçsin!</p>
<p>Kaynak:<a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&amp;haberno=7368">http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&amp;haberno=7368</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/rprtj.wordpress.com/56/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/rprtj.wordpress.com/56/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/rprtj.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/rprtj.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/rprtj.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/rprtj.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/rprtj.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/rprtj.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/rprtj.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/rprtj.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/rprtj.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/rprtj.wordpress.com/56/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=56&subd=rprtj&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://rprtj.wordpress.com/2008/04/22/kimseye-yaranamamak/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6920a62c348b858f165372357523c447?s=96&amp;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">Mustafa Dalcı</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/cumartesi/2008/04/19/06.gif" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Prens Adaları’nda bir prenses var…</title>
		<link>http://rprtj.wordpress.com/2007/09/20/prens-adalarinda-bir-prenses-var/</link>
		<comments>http://rprtj.wordpress.com/2007/09/20/prens-adalarinda-bir-prenses-var/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Sep 2007 11:43:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Dalcı</dc:creator>
		<category><![CDATA[Hızır Tüzel röportajları]]></category>

		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://rprtj.wordpress.com/2007/09/20/prens-adalarinda-bir-prenses-var/</guid>
		<description><![CDATA[
Hayvansever psikolog Sınav, Büyükada&#8217;da bir savaş veriyor: Barınaklarda hayvanlara eziyet ediliyor, şikâyet edince, deli muamelesi yapıyorlar
HIZIR TÜZEL

İSTANBUL - Hayvanları severim ziyadesiyle. Bazen, insanlardan bile çok. Bir sokak köpeğinin, yorgun bir kedinin üzgün bakışları çok üzer beni.
Benim gibi eve ziyarete gelen örümceklere, kakalaklara, sivrisineklere bile saygılı davranan Müstakime Nuran Sınav&#8217;la tanıştım Büyükada&#8217;da. Hacettepe Üniversitesi &#8216;Psikoloji Bölümü&#8217;nü [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=55&subd=rprtj&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/09/15/aaa.gif" /><br />
Hayvansever psikolog Sınav, Büyükada&#8217;da bir savaş veriyor: Barınaklarda hayvanlara eziyet ediliyor, şikâyet edince, deli muamelesi yapıyorlar<br />
<em><strong>HIZIR TÜZEL</strong></em><br />
<span id="more-55"></span></p>
<p>İSTANBUL - Hayvanları severim ziyadesiyle. Bazen, insanlardan bile çok. Bir sokak köpeğinin, yorgun bir kedinin üzgün bakışları çok üzer beni.</p>
<p>Benim gibi eve ziyarete gelen örümceklere, kakalaklara, sivrisineklere bile saygılı davranan Müstakime Nuran Sınav&#8217;la tanıştım Büyükada&#8217;da. Hacettepe Üniversitesi &#8216;Psikoloji Bölümü&#8217;nü bitiren Sınav, SSK&#8217;nın Ankara ve İstanbul&#8217;daki hastanelerinde uzun yıllar görev yapmış, Erenköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi&#8217;nden emekli olmuş. Eskiden insanları tamir etmeye çalışırken, şimdi hayvanlarla uğraşıyor. 60 kadar kedisi, mümkün olduğu kadar köpeği olan Sınav, Prens Adaları&#8217;nda hayvanların prensesi olmuş.</p>
<p>Gittim evine gördüm, önce sandım ki, ev kedi köpek kaynıyor. Yanılmışım, birkaç karasinekten başka bir kimse yoktu. Bahçesine kocaman bir barınak yapmış. Hayvanlar oradaydı. Kendisi de onlara makarna pişiriyordu. Bir de ressam kendisi, her şeye rağmen hayatın güzelliğini resmediyor. Ayrıcana hayvanları konu alan &#8216;Güdük Tanrılar&#8217;, &#8216;Önce Hangi İnsan&#8217; diye iki de kitap yazmış. &#8216;Tepeköy Çocukları&#8217; yakında çıkacak. Böylesine renk ahenk bir insan işte. Anlatmakla olmuyor tanımak lazım.</p>
<p><strong>Nereden başladı bu sevgi?</strong></p>
<p>Biraz genetik&#8230; Annem hayvanlara pek yaklaşmazdı ama mamalarını eksik etmezdi, sularını koyardı, bahçemiz büyüktü, babam 200 tane güvercin beslerdi. Leğenler koyardık, Kleopatra gibi yıkanırlardı. Bir oda dolusu ipekböceğimiz vardı. İnsanlar hayvanları sevmeyebilirler, tiksinebilirler, korkabilirler, kitaplarımda söylediğim gibi fobik reaksiyonları olabilir, hepsine saygılıyım ama bir hayvana vurmak neden? Bir gri kedim vardı içinde pembeler serpiliydi, taş attı bir çocuk, koştum yakalayamadım, hayvanı beyninden vurdu.</p>
<p><strong>Hiç karakolluk oldunuz mu bu kedi köpek meselesinden.</strong></p>
<p>Her gün&#8230; Ben deli doktoruyum ya, &#8216;deli, manyak&#8217; diyorlar bana&#8230; Şizofrenler çünkü, esas deli onlar. Camileri, kiliseleri, sinagogları dolduruyor, Allah&#8217;tan hep bir şeyler istiyorlar. Sonra da onun özenip yarattığı canlıları öldürüyorlar! Ben bir psikoloğum, bilim kadınıyım. Evim mis gibidir, gelenim gidenim tiksinmesin kokudan isterim.</p>
<p><strong>Niye hayvanseverlere deli gözüyle bakılır? Dünyanın ilk sahipleri onlar değil miydi?</strong></p>
<p>Hayvan sevenlerin yüzleri, ruhları güzel olur. Dünya, nebula denilen bir ateş kütlesinden savruldu, onun girinti ve çıkıntılarına sular doldu, güneş vurdukça ilk yosunlar oldu, yosunlar geliştikçe amipler oldu, daha gelişim gösterdiği zaman çokhücrelilere doğru gitti, sonra insanın ilk ataları filan&#8230; Biraz geliştiklerinde dağları, yeşillikleri, ormanları filan buldular ve onun için üredi bu kör olasıcalar. Adanın arkasında barınak var güya. Ama belediye başkanı ve veteriner sadece öldürmekten anlıyor. Orası Nazi kampı gibi. Hem beslemiyor, hem öldürüyorlar hayvanları.</p>
<p><strong>Siz ne yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Her şeye burnumu sokuyorum, hem öfkemden, hem birisi bir şey yapmalı diye&#8230; Başkana dilekçeler verdiğimde okumuyor, veterinere yolluyor, veteriner &#8216;Bu kadın yalan söylüyor&#8217; diyor. 20 tane öldürülmüş köpeği gözümle gördüm. Heybeli&#8217;den sanatoryumdan gelen mikroplu yemek artıklarını veriyorlar, tecavüz ediliyor hayvanlara. Şimdiki durum da beter, çünkü artık belge bırakmıyor, çöplere atıyorlar. Bir yere götürüyor hallediyorlar, sabah çöp kamyonları topluyor ölüleri ve götürüp atıyorlar.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/rprtj.wordpress.com/55/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/rprtj.wordpress.com/55/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/rprtj.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/rprtj.wordpress.com/55/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/rprtj.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/rprtj.wordpress.com/55/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/rprtj.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/rprtj.wordpress.com/55/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/rprtj.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/rprtj.wordpress.com/55/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/rprtj.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/rprtj.wordpress.com/55/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=55&subd=rprtj&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://rprtj.wordpress.com/2007/09/20/prens-adalarinda-bir-prenses-var/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6920a62c348b858f165372357523c447?s=96&amp;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">Mustafa Dalcı</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/09/15/aaa.gif" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Dünyayı sarstık</title>
		<link>http://rprtj.wordpress.com/2007/09/20/dunyayi-sarstik/</link>
		<comments>http://rprtj.wordpress.com/2007/09/20/dunyayi-sarstik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Sep 2007 11:20:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Dalcı</dc:creator>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://rprtj.wordpress.com/2007/09/20/dunyayi-sarstik/</guid>
		<description><![CDATA[
Rusya&#8217;yı Avrupa şampiyonluğuna taşıyan Efes Pilsen&#8217;in yeni antrenörü David Blatt, NTV&#8217;nin sorularını yanıtladı. Şampiyonluğu kendisinin de beklemedigini belirten İsrail asıllı Amerikalı koç, o anı ise, &#8220;İnanılmaz bir duygu&#8221; olarak tarif etti. Rusya Basketbol Federasyonu&#8217;nun kendisi ile devam etmek istediğini ifade eden Blatt, &#8220;Ancak öncelik Efes Pilsen&#8217;de&#8221; dedi.

İspanya&#8217;da düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası&#8217;nda Rusya&#8217;yı şampiyonluğa taşıyan David [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=54&subd=rprtj&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.ntvspor.net/Images/19869.jpg" alt="" /></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Rusya&#8217;yı Avrupa şampiyonluğuna taşıyan Efes Pilsen&#8217;in yeni antrenörü David Blatt, NTV&#8217;nin sorularını yanıtladı. Şampiyonluğu kendisinin de beklemedigini belirten İsrail asıllı Amerikalı koç, o anı ise, &#8220;İnanılmaz bir duygu&#8221; olarak tarif etti. Rusya Basketbol Federasyonu&#8217;nun kendisi ile devam etmek istediğini ifade eden Blatt, &#8220;Ancak öncelik Efes Pilsen&#8217;de&#8221; dedi.</span></p>
<p><span id="more-54"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">İspanya&#8217;da düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası&#8217;nda Rusya&#8217;yı şampiyonluğa taşıyan David Blatt yaşadığı duyguyu &#8220;inanılmaz&#8221; olarak tarif etti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">NTV Spor servisinden Irmak Kazuk’un sorularını yanıtlayan Blatt, turnuva öncesinde şampiyonluk şanslarının çok az görüldüğünün altını çizdi ve zoru başarmış olmalarının kendisini daha mutlu ettiğini söyledi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"><strong>Sayın Blatt Türkiye’ye geri geldiniz. Ama bu sefer Avrupa şampiyonu takımın koçu olarak burdasınız. Öncelikle hislerinizi merak ediyorum?</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"><span style="font-size:10pt;font-family:Trebuchet MS;"> <a href="http://www.ntvspor.net/modules/Video/Video.asp?CatID=2&amp;cbVideo=79&amp;cbQuality=1"><img src="/Images/11862.gif" align="left" border="0" hspace="0" /></a></span>Teşekkür ederim, yeniden İstanbul’da ve Efes Pilsen’de olmak çok güzel. Hislerim gerçekten çok özel ve güzel. Yada olağan üstü diyebilirim. Bu sadece Avrupa şampiyonu olduğumuz için, bunu kazanma şeklimizden ötürü bu kadar güçlü duygular içerisindeyim. Çünkü kağıt üzerinde favoriler arasında gösterilmiyorduk, hatta olimpiyat elemelerine gitme şansımız dahi az gösteriliyordu. Ama ünlü Muhammed Ali’nin bir sözü vardır: “Dünyayı sarstık”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"><strong>Söz hazır Avrupa Basketbol Şampiyonası’ndan açılmışken ondan devam etmek istiyorum. Siz geride kalan şampiyonayı hem siz hem de Rusya açısından nasıl tanımlarsınız? Şüphe yok ki müthiş bir iş başardınız ama bunu siz nasıl tanımlarsınız?</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Öncelikle şampiyona çok üst düzeydi. Gelen takımlar ve oyuncuların hepsi çok kaliteli ve oynamaya istekliydi. Bu da seviyeyi artırdı. Hemen hemen her takım birbirine çok yakındı ve zirveyi hedefliyordu. Bir çok sürpriz oldu. Beklentiyi aşanlar ve beklentinin altında kalan bir çok takım ve oyuncu oldu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Benim bakış açımdan şunu söyleyebilirim; ben uzun zamandır bu kadar kısa sürede çalışılmasına rağmen bu kadar uyum içerisinde olan bir oyuncu topluluğu görmedim. Gerçekten benim bile beklediğimden çok daha iyi bir ekip olduk çok kısa sürede. Kağıt üzerinde belki rakiplerimiz çok daha iyi gözüküyordu ama yakaladığımız hava ve takım olma isteği bizi zirveye taşıyan etken oldu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"><strong>Siz de söylediniz, bir çok insanı şaşırttınız? Peki siz bu sonucu bekliyor muydunuz?</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Yaz sonunda takımın potansiyelinin yüksek olduğunu gördüm. Almanya’da katıldığımız turnuvada iyi sonuç elde ettik ve bir arada zaman geçirdikçe daha iyi bir takım olma yolunda ilerlediğimiz gözlemledim. Şampiyona öncesinde ulaşacağımız noktadan daha yukarıya ulaşmıştık. Ama şampiyona öncesinde tek hedefimiz vardı o da olimpiyatlara katılma hakkını elde etmekti. Belki bu da çok gerçekçi bir hedef değildi ama hedefimiz oydu. Ama hedefimizi yüksek koyarak oyuncuların hırsını ve isteğini artırmaya çalıştık.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"><img src="/Images/19870.jpg" align="middle" hspace="5" vspace="5" /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Sırbistan’la oynadığımız ilk maç gerçekten çok kritikti. Çünkü Sırbistan güçlü bir ekol ve onlara karşı sahadan galibiyetle ayrılmak oyuncuların özgüvenlerini tazelemeleri anlamına gelecekti; bunu da başardık. Dördüncü ve beşinci maçtan sonra da o hedefe ulaşacağımızı düşünmeye başladım. Çeyrek finale geldiğimizde de olimpiyat hedefimize ulaşacağımıza herkes inanmıştı ve daha fazlası olup olmayacağını hesaplamaya başladık. Belki 2 ay önce biri bana gelip, “Şampiyon olacaksınız” dese ona heralde, “Sen deli misin?” diye tepki verirdim. Bir takım İspanya’yı İspanya’da yenecekse, o takımın Rusya olacağına kimse ihtimal vermezdi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"><strong>Şampiyonada en unutulmaz iki anınızı sormak istiyorum. En iyi ve en kötü. İyi olan muhtemelen Holden’ın basketidir.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Holden’ın Gasol’dan topu çaldığı an olabilir. Çünkü o hareket bize maçı kazanma fırsatını verdi ve kırılma noktası oydu bence. Rakibimiz çok güçlü bir İspanya’ydı ve 15 bin kişinin önünde oynuyorduk. Bu yüzden bütün turnuvada yaptığımızın aksine o maçta daha düşük tempoyla oynamaya çalıştık. Oyun stilimizi değiştirerek onları istemedikleri bir oyun tarzına sürükledik. İşte o topu kaptık. Elimizde tek şans vardı ve onu da başardık. Sonra Holden sayı yaptı. İnanılmazdı&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">En zor ana gelince ise aslında o kadar sıkıntılı anlarımız olmadı çünkü zaten 9 maçın 8’ini kazandık. Ama Litvanya maçını gösterebilirim. Karşılaşmada çok iyiydik ve 19 sayıya kadar çıkardığımız fark maçın sonuna doğru eridi ve oyun kafa kafaya geldi. O maçın, olimpiyatlara gidip gitmeyeceğimizi belirleyecek maç olması sanırım üzerimizde baskı oluşturdu. İşte o anlar zordu. Ama sonunda o kötü durumu iyiye çevirmeyi başardık ve maçı kazandık. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"><strong>İspanya’ya karşı “Eyvah kaybediyoruz” dediğiniz anlar oldu mu? Çünkü İspanya maça çok agresif ve hızlı başladı.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Evet tabiiki. Zaten maça favori başlamadık ve onlar da öyle bir başladı ki umudumu neredeyse kaybediyordum. Zaten rakip öyle sıradan bir takım değil, dünya şampiyonu ve 15 bin kişi önünde oynuyoruz. Ama çalışmaya çabalamaya devam ettik. Ve işe yaradı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"><strong>Andrei Kirilenko vasat bir sezon geçirdi. Ama siz onu resmen mezardan çıkardınız, kendisini nasıl motive ettiniz?</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Andrei gerçekten zorlu bir sezon geçirdi. Sadece form olarak değil aynı zamanda mental olarak da çok sıkıntılı günler geçirdi. Tüm oyuncular bulundukları çevre içerisinde mutlu olmak, oyundan zevk almak ister. Özellikle yıldız oyuncular. Andrei de bize Rus Milli Takımı’na katkıda bulunmak istediğini söyledi. Kendisine hem sahada hem dışarda yardımcı olmaya çalıştık ve biz de ona takımın lideri olabileceğini belirttik. Böylece yaptığı işten zevk alabileceğini anlattık. Bu da benim önceliklerimden biriydi. Onunla konuşmak. Onun ne istediğini bilmem lazımdı ki ondan istediğimi sunabileyim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Bazı şeylerin onun için ne kadar önem taşıdığını anlamaya çalıştım. Bizim için, o oyuncu olmasının yanı sıra müthiş de bir karakter. Takıma müthiş katkıda bulundu, çok iyi bir lider ve hakettiği bir “en değerli oyuncu” ödülünün de sahibi oldu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"><strong>Artık Efes Pilsen’de çalışmak üzere İstanbul’dasınız ve önümüzdeki sezon Efes’in başında olacaksınız? Bu başarını ardından Rusya Basketbol Federasyonu’ndan herhangi biri size kontratınızı uzatmak üzere herhangi bir teklifte bulundu mu?</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Açık olmak gerekirse evet. Sonuçta Avrupa şampiyonu olduk ve olimpiyatlara gidilecek. Ama kontrat olarak da Efes Pilsen’e bağlıyım. Burada mutluyum. Eğer Efes Pilsen yönetimi olaya olumlu yaklaşır ve her iki taraf için de ortak uygun zaman yaratılırsa neden olmasın? Ancak tabii ki öncelik Efes Pilsen’de. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"><strong>Efes pilsen’de beraber çalışacağınız Ender, Ermal, Cenk ve Kerem çok iyi bir turnuva geçirmediler. Bu önümüzdeki sezonu nasıl etkiler? Onları da aynı şekilde motive etmeniz gerekecek gibi gözüküyor.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Öncelikle tüm oyuncularıma aynı özeni göstermeye calışırım. Hepsiyle birebir konuşmaya, onları anlamaya çalışırım. Belki yanlış gelebilir ama ben buyum doğru yada yanlış. Eğer bir oyuncudan en iyi verimi almak istiyorsanız önce onunla olan ikili ilişkilerinizi güçlendirmeli, onu anlamaya çalışmalısınız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Hepsiyle İspanya’da görüşme imkanı buldum ve hepsi gerçekten çok iyi karaktere sahip ve iyi oyuncular. Şimdiden kendileriyle çalışacak olmaktan dolayı heyecan duyuyorum. Çok iyi bir turnuva geçirmedikleri doğru ama beraber güzel işlere imza atacağımıza inanıyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"><strong>Rus Milli Takımı ile çok önemli bir başarıya imza attınız. Benzer bir başarıyı Efes Pilsen çatısı altında da elde edebilirmisiniz? Euroleague’de mesela.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:'Trebuchet MS';">Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Ben Efes Pilsen’e kurtarıcı olarak gelmedim. Burası öyle sıradan, düz bir kulüp değil. Geçmişte önemli başarıları olan, geleneklere sahip bir camia. Belki son bir kaç yıldır istedikleri yerlerde olamıyorlar ama burası şampiyonluklara başarılara alışık takımlar. Öncelikli hedefim bu kulübü en iyi şekilde temsil edecek oyuncu topluluğu yaratmak.</span></p>
<p>Kaynak:http://www.ntvspor.net/Pages/15138.ASP</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/rprtj.wordpress.com/54/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/rprtj.wordpress.com/54/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/rprtj.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/rprtj.wordpress.com/54/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/rprtj.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/rprtj.wordpress.com/54/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/rprtj.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/rprtj.wordpress.com/54/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/rprtj.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/rprtj.wordpress.com/54/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/rprtj.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/rprtj.wordpress.com/54/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=54&subd=rprtj&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://rprtj.wordpress.com/2007/09/20/dunyayi-sarstik/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6920a62c348b858f165372357523c447?s=96&amp;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">Mustafa Dalcı</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.ntvspor.net/Images/19869.jpg" medium="image" />

		<media:content url="/Images/11862.gif" medium="image" />

		<media:content url="/Images/19870.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>‘Kimseye azınlık değilsin denemez’</title>
		<link>http://rprtj.wordpress.com/2007/09/19/53/</link>
		<comments>http://rprtj.wordpress.com/2007/09/19/53/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Sep 2007 06:40:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Dalcı</dc:creator>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://rprtj.wordpress.com/2007/09/19/53/</guid>
		<description><![CDATA[
Geçen hafta 6. Türk-Alman Psikiyatri Kongresi&#8217;nde &#8216;azınlıklarla
psikoterapi&#8217; üzerine konuşan Mehmet Toker ve Ali Kemal Gün&#8217;le, yaşadıkları Almanya&#8217;daki Türklerin ve de iç göç trafiğini yok sayan Türkiyelilerin ruh hastalıklarını konuştuk
PINAR ÖĞÜNÇ

Mehmet Toker ve Ali Kemal Gün Almanya&#8217;da yaşayan iki psikoterapist. Geçen hafta Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde düzenlenen 6. Türk-Alman Psikiyatri Kongresi&#8217;nde bir sunuş yaptılar. Başlıkları &#8216;Azınlıklarla Psikoterapide Kurumsal [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=53&subd=rprtj&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/cumartesi/2007/09/15/kimse.gif" /><br />
<font face="Tahoma"><strong>Geçen hafta 6. Türk-Alman Psikiyatri Kongresi&#8217;nde &#8216;azınlıklarla<br />
psikoterapi&#8217; üzerine konuşan Mehmet Toker ve Ali Kemal Gün&#8217;le, yaşadıkları Almanya&#8217;daki Türklerin ve de iç göç trafiğini yok sayan Türkiyelilerin ruh hastalıklarını konuştuk</strong></font><br />
<em><strong>PINAR ÖĞÜNÇ</strong></em><br />
<span id="more-53"></span><br />
Mehmet Toker ve Ali Kemal Gün Almanya&#8217;da yaşayan iki psikoterapist. Geçen hafta Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde düzenlenen 6. Türk-Alman Psikiyatri Kongresi&#8217;nde bir sunuş yaptılar. Başlıkları &#8216;Azınlıklarla Psikoterapide Kurumsal Gereksinimler&#8217;. İşin içinde soru üretme bakımından üç dişi uç vardı: Azınlıklar, azınlıklarla psikoterapi ve de kurumların azınlıklarla ilişkileri. Söyleşinin bir kısmı Almanya&#8217;daki Türkler, bir kısmı Türkiye&#8217;deki Türkiyeliler üzerine gibi görünse de, Alman tarafını da &#8216;Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla&#8217; kabilinden dinledik.</p>
<p><strong>En temel soruyu soralım: &#8216;Azınlık&#8217;ı nasıl tarif edeceğiz?</strong></p>
<p><strong>Mehmet Toker:</strong> Her yerde bir azınlık vardır. Bu masada iki erkek bir kadın var, siz azınlıksınız. Toplumsal düzeyde belli konularda hakimiyeti koruyan bir grup vardır, bir de bunun dışında kalanlar&#8230; Bizim ilgilendiğimiz alanda çoğunluğu oluşturan birkaç nesildir Alman olan insanlar var, bir de Almanya&#8217;ya göç etmiş olanlar.</p>
<p><strong>Ali Kemal Gün:</strong> Bir arada yaşama şartı vardır. Ulusa göre belirlenebilir, dile, dine göre belirlenebilir.</p>
<p><strong>M.T.:</strong> Almanya&#8217;da şu anda 14 yaş ve altında olan çocukların yüzde 40&#8242;ı göçmen kökenli. Bu büyük bir rakam. Frankfurt&#8217;ta bu yüzde 68. Yani çocukların annesi ya da babası ya da her ikisi de göçmen ya da göçmen çocukları&#8230; Pasaport önemli değil burada. Rusya&#8217;dan gelenlerin çoğunun direkt Alman pasaportu oluyordu çünkü. Gidişat o ki azınlık, çoğunluk olma yolunda. Bu Almanya&#8217;da yeni yeni tartışılıyor.</p>
<p><strong>A.K.G.:</strong> Eskiden Alman kimliği olmayanlara &#8216;yabancı&#8217; diyorlardı, şimdi &#8216;göçmen kökenli&#8217; diyorlar. Eskiden azınlıklar ya da göçmenler diyelim 7.6 milyonken, bu yeni tanımlamayla 15.3 milyona çıktı. Köln&#8217;de her üç kişiden biri göçmen kökenli.</p>
<p><strong>M.T.:</strong> Almanya uzun yıllar kendisinin bir göçmen ülkesi olduğunu kabul etmedi, bu yüzden de azınlıklarla uğraşmak zorunda hissetmedi kendini.</p>
<p><strong>Sonra ne değişti?</strong></p>
<p><strong>A.K.G.:</strong> Almanya, 1955&#8242;te İtalya&#8217;yla işçi göçü almaya başladı. 31 Ekim 1961&#8242;de de Türkiye&#8217;yle anlaşma yaptı. Göç veren ülkeyle bu gelenlerin &#8216;misafir işçi&#8217; olmaları konusunda anlaşmışlardı. Max Frisch der ki &#8220;Biz işçi çağırdık, insanlar geldi&#8221;. &#8216;Misafir işçilik&#8217; psikolojik bir kavramdır. Geleceksin, işimi yapacaksın, gideceksin. Toplumsal yapısını yeni gelenler için değiştirmiyor. Dolayısıyla Almanya de facto göç ülkesi olmasına rağmen 01.01.2000&#8242;e kadar bunu kabul etmedi. Yapısal değişiklikler bundan sonra tartışılmaya başlandı. Diğer taraftan &#8216;misafir işçiler&#8217; de o topluma adapte olmadı, çünkü gidecekler. O yüzden dilini öğrenmedi, uyum sağlamadı, kendi kültürüne daha çok sığındı. Aynı dönemde Avustralya&#8217;ya da işçi göçü oldu, ama bir farkla: Yerleşik insanlar olarak. O insanların bir entegrasyon problemi olmadı. Anadolu&#8217;nun aynı yerinden çıkmışlar, hatta belki kardeşler bile. Uyumun dört aşaması var: Asimilasyon, entegrasyon, segregasyon ve marjinalizasyon. Ya kendi kültürünüzü tamamen unutacaksınız, ya kültürünüzü bırakmadan o ülkeye uyum sağlayacaksınız. Segregasyon, Almanlaşmadan tamamen korkmak ve kapanmak demek. Bir de ikisinden de bir şey anlamamak yani marjinalizasyon var.</p>
<p><strong>M.T.:</strong> Marjinalizasyon en tehlikelisi, çünkü bıraktığınız değerlerden de kopuyorsunuz, oranınkileri de benimsemiyorsunuz. Gençlerde çok görüyoruz bunu. Rap kültürüne yöneliyorlar, orada da kendilerini tam bulamıyorlar. Buradaki arabesk kültürüne benziyor. Diğerlerinde hastalık riski insana bağlı, ama marjinalizasyon en tehlikelisi. Bizim özellikle üzerinde durduğumuz Almanya&#8217;nın kurumlarını, okullarını, hastanelerini, danışma merkezlerini göçmenlerin varlığını kabul ederek kurmamış olması. Mesela birinci kuşak göçmenlerin bazılarının huzurevine gitme ihtyacı var, Almanya buna hazır değil. Göçmenlik Almanya dışında hiçbir Avrupa ülkesinde bu kadar okul başarısızlığıyla özdeş durumda değil. Yasaları değiştirmek bir ihtiyaçtı. Çünkü bu başarısız çocuklar yarının mühendisi, işçisi&#8230;</p>
<p><strong>A.K.G.:</strong> Mesleki formasyonu düşük olan azınlığın gittikçe artması şu endişeyi doğurdu: Bizim toplumumuz eğitimsizleşecek, yaşlı sayısı da arttığı için sosyal yapının kaldıramayacağı bir hal doğacak.</p>
<p><strong>Azınlık ya da göçmen hastalıkları nelerdir? Bu bahsettiğiniz uyum sorunları nasıl tezahür eder?</strong></p>
<p><strong>M.T.:</strong> Depresyon, anksiyete&#8230;</p>
<p><strong>A.K.G.:</strong> En fazla psikosomatik hastalıklar. Sonra uyuşturucu&#8230; İnsanlar kendilerini ifade edemediklerinde, bedeni bu hastalıklar şeklinde derdini anlatır. Bu yüzden Almanya&#8217;da yabancılarla çalışabilmek için sadece doktor, psikoterapist olmak yetmez. O iki kültürü, değer yargılarını bilmeniz, o ruh halini anlamanız lazım. Türkçe&#8217;de karşılığı yok, Almanya&#8217;da yeni tartışılan bir şey bu, &#8216;çok-kültürlü beceri&#8217; deniyor. Terapist olmanın yanında öyle bir becerim olmalı ki, tanımadığım bir kültürden gelen insanları da anlayabileyim, terapi yapabileyim. Bu aslında Türkiyeli doktorların da düşünmesi gereken bir konu. Türkçe bilmeyen biri gelebilir ya da dili biliyordur da kültüre uzaktır. Köyden gelmiş, &#8217;soyunun&#8217; diyen erkek doktor karşısında ne yapması gerektiğini bilmeyen bir kadın&#8230; Psikoterapistin soruna ulaşmaktan önce kişiye ulaşması lazım.</p>
<p><strong>M.T.:</strong> Burada hekimlere &#8216;zorunlu hizmet&#8217; vardı ve bir ceza olarak görülüyordu. Neden? O gittiğin yerde baktığın insanlar, yarın öbür gün senin muayenehanene gelecek. İstanbul, İzmir kültüründen gelmiş bir genç ne anlar Hakkari&#8217;deki hayattan, oralardaki ağalıktan, kadının toplumdaki yerinden.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de &#8216;azınlık&#8217;ın tarifi bile patırtı yaratırken, hayatın kurumsal olarak buna göre organizasyonu fikrine ne kadar uzağız? </strong></p>
<p><strong>M.T.:</strong> Türkiye zor bir ülke, çünkü milliyetçiliğiyle antiemperyalist bir hareketten doğmuş. Toplumsal koşulların değişimiyle azınlıklar bir tehdit gibi algılandıkça tanım tamamen politikleşmiş. Diyelim Çapa&#8217;ya gidin, oradaki doktorlardan hiçbirinin başından böyle bir olay geçmediğini söyleyebileğine inanmıyorum. Bir tercümana ihtiyaçları var, bu bir gerçek. Ben yıllar önce iş ararken eğitimimin dışında Türkçe bildiğimi de söylemiştim, &#8216;Bize Türk gelmez ki&#8217; demişlerdi. Gelemedikleri için, dilleri konuşulmadığı için gitmiyorlardı ve Almanlar bunu dert etmiyordu. Bunun zararını çok çektiler. Almanya&#8217;da çalışan Türk psikoterapistlerin bir derneği var artık ve 15 yıldır çok da etkili olduk.</p>
<p><strong>A.K.G.:</strong> Psikoterapotik yaklaşımda kişinin hissettiği önemlidir. Kendisi bir toplumda azınlık hissediyorsa benim onu ciddiye almam lazım. &#8216;Böyle hissedemezsin, Alevi olamazsın, Yahudi olamazsın, Sabetayist olamazsın&#8217; diyemem. Öyle hissediyorsa öyledir. Türkiye&#8217;de bu tartışma eksik bence. Kimsenin &#8216;Azınlık değilsin&#8217; deme hakkı yok. Alt kimlik, üst kimlik deniyor, dünyadaki bütün çalışmalar bunun üzerinden çıkıyor.</p>
<p><strong>Alanınız gereği ülkeler arası göçten konuşuyoruz, ama ortaya çıkardığı ruhsal rahatsızlıklar bakımından iç göç de aynı sonuçları doğuruyorsa, sizin tarifinizle Türkiye &#8216;Ben bir göç ülkesiyim&#8217; demeli mi?</strong></p>
<p><strong>A.K.G.:</strong> Bence Türkiye bir göç ülkesi. Bildiğim kadarıyla her altı kişiden biri göçmen kökenli; iç göç olması fark etmez. Türkiye&#8217;nin farklı bölgelerinde bilince çıkarılmamış büyük farklar var.</p>
<p><strong>M.T.:</strong> Sosyoekonomik düzeyin de getirdikleri de var. Çocuk bakımı, eğitim anlayışı bambaşka oluyor çünkü. Her sorunu göçmenliğe bağlarsanız da ayrımcılık yapmış olursunuz.</p>
<p><strong>Yoksullaşmayla, çoğunluğun azınlığa karşı tahammülünün azalması arasındaki bağ ne kadar güçlü?</strong></p>
<p><strong>A.K.G.:</strong> Çok. Eskiden Almanya&#8217;da günah keçisi Polonyalılar&#8217;dı. İşçi gelmeye başlayınca İtalyanlar oldu, sonra Türkler&#8230; Ekonomik sıkıntılar çıktıkça, işsizlik arttıkça, kötü gidişatın sorumlusu azınlıklar gibi görülmeye başlanıyor.</p>
<p><strong>Az önce Almanya&#8217;daki Türk gençlerinin hip hopa yönelmesiyle, Türkiye&#8217;de arabeskin yükselişi arasında benzerlik kurdunuz&#8230;</strong></p>
<p><strong>M.T.:</strong> Arabesk iç göçün, köyden gelen insanın büyük şehirlerle kaynaşmaya çalışmasının, çelişkilerin, oryantasyon problemlerinin müziğidir. Almanya&#8217;da olumsuz ekonomik koşullarda büyümüş, okul durumu felaket, iş bulamayan bir Türk gencinin hayallerini ve öfkesini anlattığı yer de rap kültürü oluyor.</p>
<p><strong>Hip hop&#8217;un Türkiye&#8217;de de aslında böyle bir tabanı oluşuyor.</strong></p>
<p><strong>A.K.G.:</strong> Çok normal. Hem tepki, hem dramatizasyon, hem de eğlendirici bir yanı var. Rap sözleri çok ağırdır, küfür vardır, ama şarkı olduğunda başka bir şeye döner. Psikolojik anlamda bu çok faydalı bir şey; fıkralar gibi. İran&#8217;da çok fıkra türetildiği söylenir.</p>
<p><strong>Türkiye özelinde bir de zorunlu göç mağdurları var. Onları nasıl ruhsal rahatsızlıklar bekliyor?</strong></p>
<p><strong>M.T.:</strong> Önemli olan bu insanların ağır duygusal yaşantılarını, yeni hayatlarına alışma süreçlerini ele alacak kurumların olup olmaması. Biz öyle tabir ederiz, yasını tutup tutamadıkları. Halbuki hiçbir ekonomik dayanak noktaları yok, kapılarını açan kurum yok. Depremzedelere nasıl yardım yağdıysa, onlara da yardım yapılabilmeliydi. Tabii ki bu politik bir mesele, onun tartışmasını burada yapamayız.</p>
<p><strong>A.K.G.:</strong> Doğduğu yer insana güven verir, oradan zorla kopartıldığında psikolojik olarak köklerinden kopmuş ağaca benzerler. Gidiş motivasyonu farklı çünkü.</p>
<p><strong>Uzmanlığınızın dışında siz de göçmensiniz. Siz nasıl yaşadınız entegrasyonu?</strong></p>
<p><strong>M.T.:</strong> Mesela 50 senedir Almanya&#8217;dayım, bana hâlâ &#8216;Yazın ülkene gidecek misin?&#8217; diye soruyorlar. Tabii ki Türkiye&#8217;ye, vatanıma gidiyorum, ama ben orada doğmuşum, çocuklarım üçüncü kuşak Alman vatandaşı. Ya da &#8216;Ne güzel Almancan var&#8217;. E olacak tabii. Ya da diyorlar ki &#8216;Bütün Türk hastalar size gelsin&#8217;. Niyeymiş, ben niye Alman hastalara bakamıyorum. Bunlar küçük negatif ayrımcılık örnekleri.</p>
<p><strong>A.K.G.:</strong> Pozitif ayrımcılık da var ama. Mesela biz Alman psikoloğun yapamayacaklarını yapabiliriz, bu bana çalıştığım kurumda avantaj sağlıyor. Genel olarak da ben kendimi avantajlı hissediyorum. Dilini, kültürünü bilmediği bir ülkede yaşamamış bir insan eksik bile geliyor bana. Sizin için demiyorum.</p>
<p><strong>M.T.:</strong> E, dedin bile&#8230;</p>
<p><font color="Maroon" face="Tahoma" size="3"><strong>&#8216;Ya sev ya terket&#8217;ten depresyon doğar</strong></font></p>
<p><strong>Türkiye&#8217;nin, dediğiniz gibi bir göç ülkesi olduğunu kabullenmemesi, günlük hayatta adını koymadığımız hangi ruhsal rahatsızlıklara neden oluyor?</strong></p>
<p><strong>A.K.G.:</strong> İstanbul&#8217;daki trafik bile yeter. Başka nedenler de vardır, ama trafikteki agresyonun sebeplerinden biri budur bence. Aile içi şiddetin kökenine indiğinizde de göçle ilgili nedenlere ulaşabiliyorsunuz. İnsanlarla konuştuğunuzda, yan cümlelerde keşfedilmemiş bu tür travmalar birçok nedenden biridir.</p>
<p><strong>&#8216;Ya sev ya terket&#8217;in hükümranlığı ne gibi arazlar bırakır toplumda?</strong></p>
<p>A.K.G.: Bakın, geçenlerde Tayyip Erdoğan &#8216;Sizi tanırız, ama şunlara terörist diyeceksiniz&#8217; gibi bir şey söyledi. &#8216;Terörist&#8217; der, takiye yaparsa ne olacak? Herkes &#8216;Ne mutlu Türküm diyene&#8217; desin isteniyor, ağzından bu laf çıkar, ama içinden küfredip küfretmediğini nereden bileceksiniz. Aman dıştan söylesin, içinden ne düşünürse düşünsün. Çok şekilci bakıyoruz. Ya sev, ya terket&#8230; Ben sevdiğimi söyler ve terketmezsem ne olacak? İşte depresyon budur. İfade etme, içine at. Toplumsal tehlike burada başlıyor.</p>
<p><strong>M.T.:</strong> Ben katılmıyorum, her şeyi de psikolojiye vurmamak lazım. Kendini ifadenin dışında, gerçeklere dayanarak gelişmek de lazım. Kendinizi serbestçe ifade ediyor olmanız depresyona girmeyeceksiniz manasına gelmiyor. Ben Almanya&#8217;da istediğimi söyleyebiliyorum, ama hastanelerinde bana uygun tedavi yöntemleri var mı? Toplumsal kaynaklarda eşit düzeyde pay almak da önemli.<br />
<font color="Maroon" face="Tahoma" size="3"><strong>Mehmet Toker</strong></font></p>
<p>50 yıl önce Almanya&#8217;da doğmuş. Eğitimini de Almanya&#8217;da almış. Şu anda Hamm kentinde çocuklar ve gençlik için çalışan bir polikliniğin yöneticiliğini yapıyor. 15 yıldır da Almanya&#8217;daki Türk psikoterapistlerin kurduğu derneğin başkanı.<br />
<font color="Maroon" face="Tahoma" size="3"><strong>Ali Kemal Gün</strong></font></p>
<p>1979&#8242;da gittiği Almanya&#8217;da pedagoji ve psikoloji okumuş. Şu anda &#8216;Köln&#8217;ün Bakırköy&#8217;ü&#8217; diye tarif ettiği bir psikiyatri hastanesinde çalışıyor. Hastanenin &#8216;uyum sorumlusu&#8217;. Çeşitli kurum kuruluş ve çalışma gruplarında yer almış, bilirkişilik yapmış.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/rprtj.wordpress.com/53/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/rprtj.wordpress.com/53/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/rprtj.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/rprtj.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/rprtj.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/rprtj.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/rprtj.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/rprtj.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/rprtj.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/rprtj.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/rprtj.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/rprtj.wordpress.com/53/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=53&subd=rprtj&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://rprtj.wordpress.com/2007/09/19/53/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6920a62c348b858f165372357523c447?s=96&amp;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">Mustafa Dalcı</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/cumartesi/2007/09/15/kimse.gif" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Çocuk İşçiliği</title>
		<link>http://rprtj.wordpress.com/2007/08/29/cocuk-isciligi/</link>
		<comments>http://rprtj.wordpress.com/2007/08/29/cocuk-isciligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Aug 2007 08:13:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Dalcı</dc:creator>
		<category><![CDATA[Fotoröportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://rprtj.wordpress.com/2007/08/29/cocuk-isciligi/</guid>
		<description><![CDATA[
Fotoğraflar:                       Aclan Uraz
Yazı:                       Ali Saltan
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesinde [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=52&subd=rprtj&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/01.jpg" height="351" width="485" /></p>
<p><font face="Verdana">Fotoğraflar: </font><font color="black" face="Verdana"><strong>           <a href="http://www.fotoroportaj.org/ozgecmis/aclanuraz.htm">           <font color="#000000">Aclan Uraz</font></a></strong><br />
Yazı: <strong>           <a href="http://www.fotoroportaj.org/ozgecmis/alisaltan.htm">           <font color="#000000">Ali Saltan</font></a></strong></font></p>
<p><font face="Verdana">Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesinde yer alan tanıma göre 18 yaşından küçük olan herkes çocuk olarak kabul ediliyor. Sözleşme, çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tamamlayabilmeleri için eğitim de dahil olmak üzere çeşitli haklara sahip olduklarını ve çocukların çalıştırılmaması gerektiğini vurguluyor. Ancak dünyanın çeşitli yerlerindeki koşullar göz önünde bulundurulduğunda bu sözleşmenin tam anlamıyla uygulanması için daha atılacak çok adımın olduğunu görüyoruz.</font></p>
<p><span id="more-52"></span></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/02.jpg" height="389" width="273" /></p>
<p><font face="Verdana"> ILO&#8217;nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) verilerine göre dünya genelinde çoğu 5-17 yaş arasında olan 200 milyon çocuk çalışıyor. (1) Çalışan çocuk ya da çocuk işçiliği kavramı 15 yaşından küçük olup, fiziksel ve ruhsal olarak gelişimini tamamlamamış, eğitim görmesi ve oyun oynaması gerekirken ailesine ekonomik olarak katkıda bulunmak için çalıştırılan ya da çalışıp para kazanması zorunlu olan çocukları işaret ederken, sokakta çalışanlardan, dilenenlere, zorla fuhuş yaptırılanlara kadar pek çok grubu kapsıyor.<br />
Ancak çalışan çocuk kavramı farklı sosyal ve ekonomik yapılara sahip toplumlarda farklı anlamlar taşımakta. Örneğin çoğu ülkelerde çocuğun erken yaşta çalışması, “eve ekmek getirmesi” olağan karşılanırken özellikle “gelişmiş” ülkelerde bu durum yadırganıyor.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/03.jpg" height="348" width="483" /></p>
<p><font face="Verdana"> Türkiye’de ise çocuğun çalışması toplum tarafından pek yadırganmıyor. Ancak ILO’nun 138 Sayılı İstihdama Kabulde Asgari Yaş Sözleşmesi doğrultusunda İş Kanunu Yasası’nda (2) belirtilen çocuk işçi çalıştırma yaşı 15 olarak gösteriliyor. Bu, bazı hafif işlerde 13 yaş sınırında. Ne var ki, yapılan birçok araştırma, sözleşmede imzası bulunmasına rağmen Türkiye’de çalışan 15 yaşından küçük çocuk sayısının çok yüksek olduğunu gösteriyor. 1994 yılında DİE tarafından yapılan Çocuk İş Gücü Anketi’ne göre Türkiye’de ekonomik faaliyette bulunan 6-14 yaş grubu çocuk nüfusu 11 milyon civarında olup, bunun 1 milyondan biraz fazlası çalışmaktadır.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/04.jpg" height="384" width="275" /></p>
<p><font face="Verdana"> 15-19 yaş grubu genç nüfus ise 7 milyon civarında. Bu kişilerin 3 milyon kadarı yine çalışmaktadır. Dolayısıyla, çalışan her 100 kişiden 5’i 6-14 yaş grubunda kalırken, 14’ü 15-19 yaş grubu gençler içinden çıkıyor. (3) Bu araştırmadan beş yıl sonra yine DİE tarafından gerçekleştirilen (Ekim 1999) Çocuk İş Gücü Anketi’ne baktığımızda ise 6-17 yaş grubu çocuk nüfusu içerisinde ekonomik faaliyette bulunanların oranının %10.2 yani 1,635,000 kişi olarak tahmin edildiğini görüyoruz. (4) 1994 ve 1999’da yapılan araştırmalar karşılaştırıldığında çocuk istihdamı oranlarında düşme görülüyor. ILO’nun 1990’lı yılların başında başlatmış olduğu “Çocuk İşçiliğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Programı” (IPEC) doğrultusunda yapılan çalışmaların çocuk işçiliği oranlarının düşmesinde etkin olduğu düşünülüyor.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/05.jpg" height="385" width="283" /></p>
<p><font face="Verdana"> Bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de program yasama ve yürütme organlarının, yerel örgütlerin ve çeşitli sendika ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile uygulamaya konuluyor. Program uzun vadeli olarak çocuk işçiliğinin yok edilmesini amaçlarken kısa vadeli olarak çocuk işçilerin yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesini hedefliyor. Bu çerçevede kırsal alanlarda çocuklarını çalıştıran aileler, Kendi İşini Kur Programı’na dahil edilip gerekli maddi olanaklardan yararlandırılıyor. Böylece çalışan çocuklar çalışma alanlarından geri çekilerek okula gönderiliyorlar. Diğer taraftan çocukları korumayı amaçlayan kanunlar çerçevesinde rehabilitasyon merkezleri, sağlık kurumları ve meslek kazandırma kursları açılıyor.</font><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/06.jpg" height="388" width="278" /></p>
<p><font face="Verdana"> Yine de, IPEC programı çerçevesinde gerçekleştirilen bu çalışmalar yeterli değil. Program yürütücülerinin iyi niyetli çabalarından bağımsız olarak, yapılan çalışmalar çeşitli şekillerde aksayabiliyor, gecikiyor ya da yetersiz kalıyor. Örneğin, çocukların çalıştıkları işyerlerinin, bağlı bulundukları sanayi kolunca bilgilendirilmesi ve denetlenmesi gerekirken, bu yerlerin çoğu (6-14 yaş grubu için % 83) herhangi bir kurum veya sendikaya bağlı bulunmadığından denetleme güçleşiyor.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/07.jpg" height="342" width="485" /></p>
<p><font face="Verdana"><strong>Çocuk İşçilerin Çalışma Koşulları</strong><br />
Çocuk emeği özellikle az gelişmiş toplumlarda ucuz ve masrafsız işgücü olduğu için tercih ediliyor. Çalışan çocuklar, işyerleri herhangi bir sosyal güvence sağlamadığı halde, meslek öğrendikleri için az maaşla çalıştırmaktalar. Aynı zamanda çocuklar yasayla belirlenmiş günlük çalışma saatlerinden daha fazla çalıştırılıyorlar.<br />
Bu iş yerlerinde çocuklar çeşitli risk ve tehlikelerle karşı karşıya kalıyorlar. İşyerlerinde üretimin gerekli modern teknik araçlarla yapılmıyor olması, zararlı kimyasal maddelerle koruyucu herhangi bir maske olmaksızın temas edilmesi vs. çocukların bedensel ve ruhsal gelişimlerinde sorunlara yol açıyor.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/08.jpg" height="352" width="480" /></p>
<p><font face="Verdana"> Türk-İş’in 1994’te yapmış olduğu bir araştırmaya göre çocuklar, becerileri, fiziksel ve ruhsal durumları gözetilmeksizin işe yerleştiriliyorlar, riskli ve tehlikeli çalışma koşullarında düşük ücretle, uzun süreler boyunca çalıştırılıyor ve herhangi bir sosyal güvenlik hakkından yaralanamıyorlar. Araştırmada çalışan çocukların %38’inin günde on saatten fazla, %37’sinin ise sekiz-on saat arası çalıştırıldıklarını görüyoruz. (5) Kırsal alanlarda çalıştırılan çocukların da durumu pek farklı değil. Çocuklar mevsimlik işçi ya da tarımda sürekli işçi olarak aile ekonomisine katkıda bulunuyorlar. Yine uzun çalışma saatleri boyunca barınma ve gıda imkanlarının yetersiz olduğu fındık bahçelerinde, zeytin bağlarında, tarlalarda ve çeşitli tarımsal işlerde çok az bir yevmiyeyle çalıştırılıyorlar.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/09.jpg" height="387" width="281" /></p>
<p><font face="Verdana"> Çocukların işe başlamalarındaki temel neden, ülkenin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısıyla bağlantılı olarak yoksulluktur. Tek başına yoksulluk kavramı çocuk işçiliğinin var olma nedenini açıklamasa da bu olguyla yakından ilişkili. Özellikle “gelişmekte” olduğu kabul edilen ülkelerde çocuk işçiliği ucuz emek gücü olarak kullanılıyor. Bu ülkelerin ortak özellikleri, gelir dağılımının dengesiz, nüfus artış hızının yüksek olması; genç nüfus oranının yüksek olması; düzensiz kentleşme ile birlikte işsizliğin artmasıdır. Tüm bu sorunların altından kalkmak için alınan dış borçların getirdiği ağır yük ve çözümsüzlük de yoksulluğu bu ülkelerde yeniden üretmekte.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/10.jpg" height="356" width="486" /></p>
<p><font face="Verdana"> Türkiye’de de hemen hemen aynı yapısal sorunlar mevcut. Kırdan kentlere göçler sürerken işsizlik oranları yükselmekte, sınıflar arası ekonomik ve sosyal dengesizlik giderek büyümekte. Eğitim, sağlık ve diğer sosyal güvencelere bütçeden ayrılan pay oranları düşük seviyelerde seyretmekte. Bu sorunlar Türkiye’de ve dünyanın bir çok ülkesinde çocuk işçiliğini tetikliyor. Gerçekten de Türkiye genelinde 5-14 yaş grubunda istihdam edilen çocukların %68’i hane halkının ihtiyaçlarına katkıda bulunmak için, % 21’i ailesi istediği için, %6’sı meslek sahibi olmak, %4’ü kendi ihtiyaçlarını karşılamak için ve %1 ise diğer sebeplerden ötürü çalışıyor.(6)</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/11.jpg" height="356" width="490" /></p>
<p><font face="Verdana"> Prof. Dr. Sema Erder Türkiye’de çocukların “işçileşmesinin” nedenleri arasında yoksulluğun yanında, geçmişten günümüze kalan bazı kurumların hala işliyor olmasını gösteriyor.(7) Bunlar arasında erken yaşta biten çocukluk, çocukların çalışmasına alışık olma, eğitim kurumlarının nitelikleri gibi etkenler gösterilebilir. Erder “ücretsiz aile işçisi” olarak çocuğun enerjisini ve emeğini kırsal alanda kullanmanın alışılagelen bir durum olduğunu, dolayısıyla çocuk emeğinin kullanımının yadırganmadığı bir toplumda çocukların kentte ya da köyde ücretli iş olanaklarına yönelmelerinde hiç bir engel olmadığını dile getiriyor.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/12.jpg" height="353" width="486" /></p>
<p><font face="Verdana"> Çocukların hane içinde yaptıkları ücretsiz işi ücret alarak başka yerlerde yapmaları yadırganmıyor; bilakis bu durum toplumsal olarak destek görüyor. Üstelik kırdan kente göç edenlerin ve kent yoksullarının çocuk emeğini tampon bir mekanizma olarak kullanmaları (çocuklarını çırak olarak belli mesleklere vermeleri ya da sokakta çalıştırmaları) çocuk işçiliğinin artmasına neden oluyor. Çocuk işçiliğinin artmasına neden olan en önemli sorunlardan biri de Erder’in de işaret ettiği gibi- eğitim sisteminin niteliğidir. Bilindiği gibi mevcut eğitim sistemi alt sınıfları, kırsal sınıfları dışlıyor. Üniversiteye kadar okuyabilmek zeka ve yeteneğin dışında maddi imkanların iyi olmasıyla da ilgili bir şey.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/13.jpg" height="341" width="488" /></p>
<p><font face="Verdana"> Dolayısıyla maddi imkanları yeterli olmayan alt ve kırsal sınıflar için çocuk okutmak uzun ve riskli bir süreç. Bu süreci göze alamayan ya da en başında bu süreç için yeterli kaynağa sahip olamayan aileler çocuklarını belli bir eğitim sürecinden (ilköğretimden) sonra farklı mesleklere kaydırıyorlar. Böylece eve nakit para girmesi sağlanıyor ve yoksulluk da sürdürülebilir kılınıyor.<br />
<strong>Sokakta Çalışan Çocuklar</strong><br />
Sokakta çalışan çocuklar, özellikle 1990’larda yoğunlaşan büyük kentlere göç ile gündeme oturdu. Hepimiz sokakta yürürken mendil, simit veya sakız almamızı isteyen çocuklarla karşılaşıyoruz.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/14.jpg" height="390" width="276" /></p>
<p><font face="Verdana"> Bu çocukların aileleri kentsel iş gücüne katılmakta zorlanıyorlar. Baba genelde günlük marjinal işlerde veya inşaat sektöründe çalışıyor ya da işsiz. Babanın ya da eve ekmek getirmesi beklenen kişinin kente aşina olduğu durumlarda geçim biraz daha kolaylaşırken, kente ilk kez gelen bir ailenin geçimini sağlaması çok zorlaşıyor.Evi geçindirmekle yükümlü olan baba hem iş bulmakta zorlanıyor hem de bulduğu işlerde yeterince para kazanamıyor. İşte bu noktada tampon bir mekanizma olarak çocuk emeğine başvuruluyor. Çocuk çalışması için sokağa yollanıyor.Sokağın getirmiş olduğu esneklik çocuğun çalışması için uygun zemini sağlıyor. Sokakta çalışan çocuklar daha çok kağıt mendil, simit veya çiçek satıcılığı; dilencilik, çöp toplayıcılığı, ayakkabı boyacılığı gibi işlerde çalışıyorlar.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/15.jpg" height="385" width="278" /></p>
<p><font face="Verdana"> Bu işler, okuyorsa çocuğun okulunu aksatmadığı gibi, haneye günlük olarak nakit para getirdiği için tercih ediliyor. Sokağın getirmiş olduğu tehlikelerden çocuğu, yakın bir yere konuşlanmış olan annesi ya da işe beraber çıktığı diğer çocuklar koruyor. Belli yaşlardan sonra özellikle kız çocuklarının işe çıkmaları ailelerince istenmiyor. Kızlar ya evde çalıştırılıyor ya da mahallede bulunan küçük tekstil atölyelerine gönderiliyorlar. Erkekler de yine belli bir yaştan sonra başka işlere yöneliyorlar. Yine de bunların yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Çocukların karşı karşıya kaldığı tehlikelerin başında bağımlılık yapan maddelerle temas var. Üstelik kimi zaman zabıta ve polis şiddeti de bu tehlikelere ekleniyor.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/16.jpg" height="355" width="489" /></p>
<p><font face="Verdana"> Belki de en önemlisi, sokakta çalışan çocukların (okula gitme oranlarının hayli yüksek olmasına karşın) ancak belli bir yaşa kadar (ilköğretim bitinceye dek) okuyabilmeleri. Okulun erken bir yaşta bırakılması ise çocuğun vasıflı işgücüne katılamaması ve yoksulluğun bir sonraki kuşakta yeniden üretilmesi demek.</font></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/17.jpg" height="389" width="278" /></p>
<p><font face="Verdana" size="1"> (1) www.ilo.org<br />
(2) Yeni İş Kanunu Yasası’nın çocuk işçiler için yapmış olduğu değişiklikler bir yana getirmiş olduğu yeni düzenlemelerle işçilerin sendika haklarından, sosyal güvenlik haklarından kısıtlamalar yapmış ve işçiler aleyhine kanunlar çıkarmıştır.<br />
(3) Türk-İş, Çalışan Çocukların Sorunları Ve Çözüm Yolları Raporu s. 24<br />
(4) DİE Çocuk İstihdam Anketi, 1999<br />
(5) Türk-İş, Çalışan Çocukların Sorunları Ve Çözüm Yolları Raporu s. 28<br />
(6) DİE Çocuk İstihdam Anketi,1994<br />
(7) Prof. Dr. Sema Erder’in “Çocuklar Neden Çalıştırılıyor?”, “Çocuk ve Çalışma Kavramları”, “Çalışan Çocuklar” adlı çalışmasından yararlanılmıştır. Bkz. www.fisek.org.tr</font><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/18.jpg" height="383" width="280" /></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/19.jpg" /></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/20.jpg" /></p>
<p><img src="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/21.jpg" height="395" width="291" /></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/rprtj.wordpress.com/52/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/rprtj.wordpress.com/52/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/rprtj.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/rprtj.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/rprtj.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/rprtj.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/rprtj.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/rprtj.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/rprtj.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/rprtj.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/rprtj.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/rprtj.wordpress.com/52/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=rprtj.wordpress.com&blog=1072007&post=52&subd=rprtj&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://rprtj.wordpress.com/2007/08/29/cocuk-isciligi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6920a62c348b858f165372357523c447?s=96&amp;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">Mustafa Dalcı</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/01.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/02.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/03.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/04.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/05.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/06.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/07.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/08.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/09.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/10.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/11.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/12.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/13.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/14.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/15.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/16.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/17.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/18.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/19.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/20.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.fotoroportaj.org/dosyalar/cocukisciler/21.jpg" medium="image" />
	</item>
	</channel>
</rss>
