<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" gd:etag="W/&quot;CkcCRX0yfip7ImA9WhVUFUw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983</id><updated>2012-05-20T13:34:24.396+03:00</updated><category term="BUNAMA" /><category term="AĞIZ KOKUSU" /><category term="GENEL SAĞLIK" /><category term="Cinsel Gücü Artıran Besinler" /><category term="Kanser" /><category term="CİNSEL SAĞLIK" /><category term="KASIK FITIĞI" /><category term="VAJİNAL MANTAR" /><category term="GÜNEŞ LEKELERİ" /><category term="Cinsellik" /><category term="GÜNEŞ YANIĞI" /><category term="rahim ağzı kanseri" /><category term="Kronik Yorgunluk" /><category term="SAÇ BAKIMI" /><category term="besin" /><category term="DİŞ" /><category term="ZEKA" /><category term="AŞIRI TERLEME" /><category term="KADINLAR İÇİN 10 BESİN" /><category term="ÇOCUK SAĞLIĞI" /><category term="BURUN KANAMASI" /><category term="KALP KRİZİ" /><category term="FİZİK TEDAVİ" /><category term="MİGREN" /><category term="KENE" /><category term="İDRAR YOLU ENFEKSİYONU" /><category term="meme kanseri" /><category term="BEHÇET HASTALIĞI" /><category term="Vajinitler" /><title>SAĞLIK ve CİNSELLİK</title><subtitle type="html">sağlık, cinsellik, diyet, kadın, kadın hastalıkları, cinsel sorunlar, saç, saç bakımı</subtitle><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/" /><link rel="next" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false&amp;v=2" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>27</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/atom+xml" href="http://feeds.feedburner.com/SalikVeCinsellik" /><feedburner:info uri="salikvecinsellik" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><entry gd:etag="W/&quot;CUAHQ34-fCp7ImA9WhRRE08.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-6932166851818109899</id><published>2011-11-26T18:08:00.000+02:00</published><updated>2011-11-26T18:08:52.054+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-11-26T18:08:52.054+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="VAJİNAL MANTAR" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GENEL SAĞLIK" /><title>VAJİNAL BÖLGEDE MANTAR</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zLHpVcuMevrtfwN98YzBVVjS2rw/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zLHpVcuMevrtfwN98YzBVVjS2rw/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zLHpVcuMevrtfwN98YzBVVjS2rw/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zLHpVcuMevrtfwN98YzBVVjS2rw/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;strong&gt;VAJİNAL MANTAR DERİ MANTARININ VAJİNAL BÖLGEDE GÖRÜLMESİDİR.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Neden Görülür:&lt;/strong&gt;Bir mantar türü olan (candida albicans) neden olur. Sağlıklı kişilerde, normal olarak ağız içinde bulunan bir mantardır.Hu Hastalığın belirtileri, kaşıntı eşliğinde beyaz renkli bir akıntıdır. Elden geldiğince mantarlı bölgeyi kaşımamak ve has talığın başka bölgelerede sıçramasını önlemeliyiz. Kullanılan iç çamaşırların iyice yıkanmasının ardından durulama suyu na dezenfenktan karıştırılarak durulanmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Öneriler:&lt;/strong&gt; Temiz bir kabın içine &lt;st1:metricconverter productid="100 gram" w:st="on"&gt;100 gram&lt;/st1:metricconverter&gt; kadar vazelin, yarım kahve fincanı kükürt ve bu karışımı merhem haline getirecek kadar suyla birlikte karıştırılıp, söz konusu hastalıklı bölgeye günde iki kez sürülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;br /&gt;
* &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış aynısefa çiçeği katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek söz konusu hastalıklı bölge yıkanır. Bu durum sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez tekrarlanır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
* Bir miktar toz haline getirilmiş &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;beyaz haşhaş tohumu, sirke &lt;/b&gt;ile karıştırılıp mayi haline getirildikten sonra söz konusu hastalıklı bölgeye sürülüp aradan bir saat geçtikten sonra yıka nır. Bu durum sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez tekrarlanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Bir litre suyun içine iki adet pırasa&lt;/b&gt; doğranıp iyice kaynatıldıktan sonra elde edilen su ile söz konusu hastalıklı bölge sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez yıkanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Kabuklan soyulmuş bir adet &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;acıhıyar&lt;/b&gt; ezildikten sonra söz konusu hastalıklı bölgeye sabah ve akşam olmak üzere gün de iki kez sürülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Bir litre suyun içine iki çorba kaşığı kişniş katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek elde edilen su ile söz konusu hastalıklı bölge sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez yıkanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Bir miktar &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;defneyaprağı, dalları ve yemişleri bir arada kaynatılıp söz konusu hastalıklı&lt;/b&gt; bölge yıkanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;* Bir litre suyun içine bir avuç börülce&lt;/b&gt; katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Bir fincan kaynar suyun içine birer çay kaşığı &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;şahtere otu ve helile&lt;/b&gt; katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek içilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Bir litre suyun içine bir tutam &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;sığırkuyruğu&lt;/b&gt; katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç kez yarım kahve fincanı içilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Bir kahve fincanı &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;susam yağının&lt;/b&gt; içine yarım çay kaşığı &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;sarısabır tozu&lt;/b&gt; katılıp iyice karıştırıldıktan sonra &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;erik hoşafı&lt;/b&gt; ile birlikte içilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Bir fincan kaynar suyun içine bir çay kaşığı &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;demir hindi&lt;/b&gt; katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek, sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez içilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Bir miktar &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;taze pelin&lt;/b&gt; yıkanıp temizlendikten sonra nemli bir halde mikserle çırpılıp bir tülbent yardımıyla sıkılarak el de edilen Özsuyu söz konusu hastalıklı bölgeye sürülür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-6932166851818109899?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/ECuzeKj-FW0" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/6932166851818109899/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/11/vajinal-bolgede-mantar.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/6932166851818109899?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/6932166851818109899?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/ECuzeKj-FW0/vajinal-bolgede-mantar.html" title="VAJİNAL BÖLGEDE MANTAR" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/11/vajinal-bolgede-mantar.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEAMRHcyfCp7ImA9WhRRE08.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-3121087748806723538</id><published>2011-11-25T20:26:00.001+02:00</published><updated>2011-11-26T17:53:05.994+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-11-26T17:53:05.994+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="meme kanseri" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GENEL SAĞLIK" /><title>MEME KANSERİNDE 9 UYARI</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/OByH0i25rZclYpXga-tAvARehlE/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/OByH0i25rZclYpXga-tAvARehlE/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/OByH0i25rZclYpXga-tAvARehlE/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/OByH0i25rZclYpXga-tAvARehlE/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="border: currentColor; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-UJLolCZKF2Q/Ts_dd-KDQNI/AAAAAAAAPxk/8qflVvh0XpI/s1600/meme-kanseri-ameliyati.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 144px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 166px;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="182" src="http://4.bp.blogspot.com/-UJLolCZKF2Q/Ts_dd-KDQNI/AAAAAAAAPxk/8qflVvh0XpI/s200/meme-kanseri-ameliyati.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, kanserden korunmayı &lt;br /&gt;
dokuz başlıkta toplamış:&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;1. Sigara ve diğer tütün ürünlerini kullanmayın&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sigara ve diğer tütün ürünleri, tüm kanser ölümlerinin yüzde 30’undan sorumludur. Sigara kullananlarda akciğer kanseri gelişme oranı, kullanmayanlara göre 20 kat fazladır. Akciğer kanserlerinden ölümlerin yaklaşık yüzde 90’ı sigara ilişkilidir. Ağız içi, baş boyun bölgesi, ses telleri, idrar kesesi kanserleri ile pankreas kanseri de tütün kullanımıyla doğrudan ilişkilidir. Sigara kullananlarda meme kanseri riski de yükselir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;2. Alkolü ölçülü tüketin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Alkol doğrudan bir kanserojen olmamakla birlikte, aynı zamanda tütün ürünleri kullananlarda üst solunum yolları, ağız ve yemek borusu kanserlerinin de sebebi &amp;nbsp;olabilir. Özellikle alkol oranı yüksek sert içkiler, tütündeki kanserojenlerle birleştikleri zaman doku bozulması daha hızlı gelişir. Primer karaciğer kanseri, alkolik siroz zemininde de gelişebilir. Bırakamıyorsanız, az miktarda ve düşük alkollü bira ve şarap gibi içkileri tercih edin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;3. Kilo almayın, hayvansal proteinleri, tütsülenmiş ve konserve yiyecekleri tüketmeyin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kilo almayın.Belirli bir kiloda kalmaya özen gösterin.&amp;nbsp;Yağlı ve yüksek kalorili gıdalardan&amp;nbsp;kaçının Hayvansal proteinleri ve özellikle kırmızı eti az tüketin. Tuzda uzun süre bekletilerek pişirilmiş, tütsülenmiş et ürünlerini ve yüksek ısıdaki ateşte barbekü yapılarak kömürleştirilen ürünleri, nitrit koruyucu ilave edilmiş konserveleri kullanmayın. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yağ ve yüksek kalori ile hayvansal proteinler; meme, kolon, uterus ve kolon kanseri riskini artırır. Yüksek lifli gıdalar, sebze, meyve ve tahıllar ise kanser riskini azaltır. Lahana, karnabahar ve brokolide, allium bileşikleri içeren soğan ve sarımsakta yoğun olarak anti-kanserojen etki vardır. Özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler, sarı ve koyu kırmızı renkteki meyvelerde, yeşil ve siyah çayda kuvvetli anti-kanserojen maddeler yer alır. Günlük 300 mg salisilik asitin kolon kanseri riskini azalttığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;4. Güneşten ve radyasyondan korunun&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Solar ultraviyole radyasyon; malign melanom, yassı hücreli kanser ve bazal hücreli kanser gibi deri kanserlerinin riskini arttırır. Kanserojenik etki deri hücrelerinin DNA’sına direk hasar verir. Ultraviyole ışınları gen mutasyonlarına yol açarak da kansere neden olur. Tanı ve tedavi amaçlı iyonize radyasyona maruz kalan çocuklarda lösemi riski, normal popülâsyona göre daha fazladır. Günümüzde bilgisayarlı tomografilerde yeni teknolojiler kullanarak çekim süresi kısaltılmış ve radyasyona maruziyet 5-10 kat azaltılmıştır. Yine de gereksiz ve çok sık çekimlerden kaçının. Magnetik Rezonans(MR) ile ise gösterilmiş bir risk yoktur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;5. Yaşadığınız çevreyi iyi seçin ve denetleyin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaşadığınız çevrede, toprakta ve binada asbestoz olmamasına dikkat edin. Bazı coğrafi bölgelerde topraktaki asbest nedeni ile akciğer, akciğer zarı ve karın zarında mesetelioma kanseri görülmektedir. Eski binalarda yalıtım amaçlı kullanılan asbest bir tehlike olarak varlığını sürdürmekte, binaların re-konstrüksiyonu sırasında asbeste maruziyet büyümektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;6. Biyolojik kanserojenlerden korunmak için aşı yaptırın&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hepatit B virüsü kronik karaciğer hastalığına ve karaciğer kanserine neden olabilir. B hepatit aşısı olarak, karaciğer kanserinden tamamıyla kurtulmak mümkün. Rahim ağzı kanseri HPV adlı bir virüs tarafından oluşturulur. Cinsel yaşamın başladığı yıllardan başlayarak erken yaşta aşılanmakla bu kansere karşı da korunmuş olunur. Midede yaşayan bir bakteri olan helicobacter pilori (HP), kronik gastrite ve mide lenfomasına neden olabilir. HP gastriti saptandığında uygun antibiyotiklerle tedavi edilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
7. Hareket edin, kilo verin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Obezite ve menopoz sonrası şişmanlama meme kanseri için ciddi bir risk faktörüdür. Düzenli egzersizler ve yürüyüş, hafif spor gibi fiziksel aktiviteler meme ve kolon kanseri riskini azaltır. ABD’de ilk adet yaşının giderek çok erken yaşlara kayması ve menopoz yaşının daha ileri yaşlara kalması sonucu meme kanseri vakası artmaktadır. Bu nedenle çocuklara egsersiz programları verilerek ilk adet yaşının geciktirilmesini hedefleyen ulusal programlar uygulanmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;8. Günde en az 8 saat uyuyun&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağışıklık hormonları uykuda artar. İmmün hücreler dinlenir. Kesintisiz derin bir uyku, düzenli beslenme, stresten uzak huzurlu bir aile yaşamı, iş ortamı dışında eğlenceli hobiler edinmek ve iyi bir dost çevresi, düzenli fiziksel aktivite ile desteklenirse kanserden korunmak için optimal ortam sağlanmış olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;9. Erken tanıyı ciddiye alın&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yılda en az bir kez check-up yaptırın. Doktora gitmek için mutlaka hastalanmayı ve hastalığın belirtilerini beklemeyin. Unutmayın ki hastalığa ait belirtiler başladığında ve sizi doktora başvurmaya zorladığında, birçok kanser için çok geç olmaktadır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rahim ağzı kanseri için her yıl pap smear, meme kanseri için 40 yaş ile 50 yaş arasında 2 yılda bir daha sonra yılda bir yapılacak mamografi taramaları, 50 yaş üstü kolonoskopi ve gaitada gizli kan analizleri, sigara içenlerde akciğer bilgisayarlı tomografi taramaları ile kanserleri tedavi edilebilir erken evrelerde yakalamak mümkün olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-3121087748806723538?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/GDCZ55LhM-M" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/3121087748806723538/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/11/meme-kanserinde-9-uyari.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/3121087748806723538?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/3121087748806723538?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/GDCZ55LhM-M/meme-kanserinde-9-uyari.html" title="MEME KANSERİNDE 9 UYARI" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-UJLolCZKF2Q/Ts_dd-KDQNI/AAAAAAAAPxk/8qflVvh0XpI/s72-c/meme-kanseri-ameliyati.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/11/meme-kanserinde-9-uyari.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUANRng9fCp7ImA9WhdWFkg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-6141034350904911703</id><published>2011-09-10T15:20:00.002+03:00</published><updated>2011-09-10T15:29:57.664+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-09-10T15:29:57.664+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="rahim ağzı kanseri" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kanser" /><title>RAHİM AĞZI KANSERİNE DİKKAT</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9Nva_uslZwesYIUwLKh8osi93J4/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9Nva_uslZwesYIUwLKh8osi93J4/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9Nva_uslZwesYIUwLKh8osi93J4/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9Nva_uslZwesYIUwLKh8osi93J4/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-kzd1CG87BV4/TmtX1XvjGuI/AAAAAAAAPmA/PLmtIDBo0Ys/s1600/rahim-agzi-yarasi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="142" src="http://4.bp.blogspot.com/-kzd1CG87BV4/TmtX1XvjGuI/AAAAAAAAPmA/PLmtIDBo0Ys/s200/rahim-agzi-yarasi.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;strong&gt;Tüm dünyada Eylül ayı Rahim ağzı kanserinde insanları bilinçlendirmek için önemli bir gündür.Meme kanserinden sonra en çok görülen&amp;nbsp;ve ölümcül olan bu kanser türü kadınlar için tehlikeli bir durumdur.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;  &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 8.65pt;"&gt;&lt;strong&gt;Rahim ağzı kanseri riskini arttıran etkenler:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;  &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 8.65pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;strong&gt;İstatistikler rahim ağzı kanserine yakalanan kadınların %90'ının 40 yaş üzerinde olduğunu gösteriyor. Ensık&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;görülen yaş grubu ise 60 ve üzeri olarak görülmektedir. Ancak rahim ağzı kanseri bir kadının ömrünün herhangi bir döneminde karşısına çıkabilir Yaş faktörünün yanı sıra rahmi ağzı kanseri riskini arttıran etmenler şunlardır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Doğu Avrupa Yahudilerine ait bir geçmişi bulunmak&lt;br /&gt;
-Hiç&amp;nbsp;doğum&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; yapmamış olmak ya da kısırlık gibi sorunlar&lt;br /&gt;
-Rahim ağzı kanseri görülen &amp;nbsp;yakın bir akrabaya sahip olmak&lt;br /&gt;
-Göğüs, kolorektal kanseri geçirmiş olmak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;  &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 8.65pt;"&gt;&lt;strong&gt;Rahim ağzı kanserinin belirtileri nelerdir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;  &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 8.65pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial; font-size: 7.5pt;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Rahim ağzı kanserinin belirtileri şunlardır:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;-Anormal vajinal akıntı ve/veya kanama&lt;br /&gt;
-Rahim ağrısı ve baskısı&lt;br /&gt;
-Karın veya bel ağrısı&lt;br /&gt;
-Şişkinlik&lt;br /&gt;
-Yemede güçlük veya hemen doyma hissi&lt;br /&gt;
-Tuvalet alışkanlıklarında değişiklikler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 8.65pt;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;Tedavide görülen gelişmeler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 8.65pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;Rahim ağzı kanseri ile ilgili yapılan son araştırmalar umut vericidir. Araştırmalardan biri kanda bulunan ve &lt;span style="color: black;"&gt;bağışıklık sistemi &lt;/span&gt;tepkisine sebep olan bir protein keşfedilmesini sağaldı. Adı mesotelin olan bu protein normal dokularda bulunuyor, ancak miktarı arttığında kanserli hücrelere sebep oluyor. Bilim adamları bu proteini tespit edecek bir görüntüleme testi üretmek için uğraşıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Rahim ağzı kanseri kadınları tehdit eden kanser türlerinden sadece biridir. Kendi sağlığınız ve sevdikleriniz için lütfen düzenli olarak kontrole gitmeyi unutmayın. Özellikle belirli bir yaştan sonra sürekli olarak meme ve rahim kanseri kontrollerine gitmeniz gerekmektedir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-6141034350904911703?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/w6POBJdHsd8" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/6141034350904911703/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/09/rahim-agzi-kanserine-dikkat.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/6141034350904911703?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/6141034350904911703?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/w6POBJdHsd8/rahim-agzi-kanserine-dikkat.html" title="RAHİM AĞZI KANSERİNE DİKKAT" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-kzd1CG87BV4/TmtX1XvjGuI/AAAAAAAAPmA/PLmtIDBo0Ys/s72-c/rahim-agzi-yarasi.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/09/rahim-agzi-kanserine-dikkat.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkQAQHgycCp7ImA9WhdXEEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-8329992910157816267</id><published>2011-08-23T00:56:00.001+03:00</published><updated>2011-08-23T00:59:01.698+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-08-23T00:59:01.698+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="besin" /><title>BESİNLERİN BİRBİRİ İLE UYUMU</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/JXIj8Kia1AyV2alpnmVAZ0kzj1s/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/JXIj8Kia1AyV2alpnmVAZ0kzj1s/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/JXIj8Kia1AyV2alpnmVAZ0kzj1s/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/JXIj8Kia1AyV2alpnmVAZ0kzj1s/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;BESİNLERDE DENGELİ KULLANIM&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-SgpQgbqkJ20/TlLRGnxsuvI/AAAAAAAAPl8/dVOOavaMc_k/s1600/banner-nutrition.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://2.bp.blogspot.com/-SgpQgbqkJ20/TlLRGnxsuvI/AAAAAAAAPl8/dVOOavaMc_k/s320/banner-nutrition.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Besinlerde seçim yaparken denge ve çeşitlilik çok önemli. Her besin grubundan  yeterli miktarda tüketmek, kaliteli beslenmenin temelini oluşturuyor. Her&amp;nbsp;zaman&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;söylediğim gibi,   “Hiçbir besin tek  başına&amp;nbsp;zararlı değildir ve hiçbir besin tek başına mucize yaratmaz.” Sloganımız, “Ölçülü beslen,&amp;nbsp;sağlıklı&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;yaşa!” olmalı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;YOĞURT VE KETEN TOHUMU&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha iyi bir sindirim için bu ikili çok işe yarıyor. Bağır-saklarımız 400’den  fazla bakteriye ev sahipliği yapıyor. Bazıları dost, bazıla-rıysa değil. Dost  olmayanlar, dostlara göre sayıca fazla olursa sindirim yavaşlıyor. Yoğurt,  probiyotik içeriğiyle bağırsaklara dost ve sindirim sistemini rahat-latıyor.  Probiyotikler, yaşamak için prebiyotiklere ihtiyaç duyuyor.  Keten tohumuysa  omega-3 kaynağı olmasının yanı sıra yoğurtla tüketildiğinde sindirim sistemini  düzene sokuyor. Öğütülmüş keten tohumunun sindirimi çok daha kolay. Probiyotik  yoğurdunuzun üzerine bir çay kaşığı ekleyebilir ya da meyveli yoğurtlara, keten  tohumuyla zenginleştirilmiş müsli ilave edip tüketebilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;RAMAZANIN VAZGEÇİLMEZİ GÜLLAÇ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Güllaç, Ramazan için en uygun tatlı çünkü sütlü. Yağ içeriği düşük ve üzerine  serpilen cevizler son derece faydalı. Dikkat edilmesi gerekense yediğiniz miktar  ve sıklık. Hamurlu, kremalı veya yağda kızartılmış bir tatlı yerine sütlü  tatlıların yenilmesi dengeli beslenme açısından daha uygun. Yemeğin ardından 1-2  saat sonra yenmesi iyi olur. Tatlı tüketimini her gün yerine, haftada 2-3’le  sınırlamak gerekiyor. Çünkü basit şeker tüketimini azaltıp lif içeren kompleks  karbonhidratlara ağırlık vermekte fayda var. Bunun için diğer günler tatlı  yerine taze veya kuru meyveler seçilebilir. Böylece daha az kalori daha çok  vitamin-mineral ve lif alırsınız. Sütlü tatlılar gibi meyveliler de uygun  olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;DOMATES VE ZEYTİNYAĞI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Daha&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; pürüzsüz bir cilt için bu iki besini  birbirinden ayırmamak gerekiyor. Likopen bilinen en etkili antioksidan ve  domateste bol bulunuyor. Özellikle güneşin ciltte yarattığı zararlardanönlemeye yardımcı. Likopenin vücuttaki kullanımını artırmak istiyorsak üzerine  biraz zeytinyağı eklemekte fayda var. Likopen, yağda eriyen bir besin öğesi  olduğu için yağ ve ısıyla etkisi daha da artıyor. Amerikan Klinik Beslenme   Dergisi’nde (AJCN) yayımlanmış &lt;strong&gt;bir&lt;/strong&gt; çalışmaya göre, zeytinyağı tüketen kişilerde daha az kırışıklık görünüyor. Kahvaltıda beş zeytin yemek  yerine söğüş domatesin üzerine bir tatlı kaşığı zeytinyağı ekleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;YULAF VE ELMA&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sağlıklı bir kalp için yulaf kepeğinin yapısında betaglukan isimli suda  çözünebilen bir lif bulunur. Betaglukan; koleste-rolün dengelenmesinde olumlu  etkilere sahip. Böylece kalp  krizi riskini azaltmaya da yardımcı. Elmaysa  içindeki pektin maddesiyle  kötü kolesterolü  düşürürken, iyi kolesterol  oranını yükseltiyor. Çalışmalar, günde orta büyüklükte iki elma yemenin  kolesterol seviyesini yüzde 16 ya kadar düşürdüğünü gösteriyor. Kahvaltınızdan  başlayarak kalp sağlığınızı desteklemek için; yulaf ezmesi üzerine elmaları küçük parçalar halinde doğrayabilir &lt;strong&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black;"&gt;ve&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; süt ilave edebilirsiniz. Ya da yulaf, süt  ve elma püresini pişirerek üzerine tarçın ilave edebilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: black;"&gt;&lt;strong&gt;PİDE&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elma, armut, kabak, incir veya kayısıyla yapılan, kaymak ilave edilmeyen ama  ceviz konan tatlılar iyi birer seçenek. Bir kase sütlü tatlı veya güllaç, enerji  değeri olarak   1 dilim ekmek, 1 bardak süt ve 1 meyveye eşit. Tatlı yiyerek  yemekten sonraki ara öğün hakkınızı kullanmış olursunuz. İnsülin ve  şeker konusunda hassasiyeti olanlar sütlü, meyveli tatlılarda şeker yerine   doğal tatlandırıcılar kullanabip&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ramazan pidesinin tadı ve kokusu başka oluyor. Pide, ekmek yerine geçen tahıl  grubunun temsilcisi. Tahıl ve tahıl ürünleri, vitaminler, mineraller,  karbonhidratlar bakımından zengin. Tahıllar protein de içeriyor. Ancak bu  proteinin kalitesi düşük. Ama süt, yoğurt, et ya da kurubaklagillerle  tüketildiğinde bu oran artıyor. Tahıl taneleri E vitamini bakımından zengin.  Tahıllar, B12 vitamini dışında diğer tüm B vitaminlerini içeriyor. Ramazan  pidesinin avuç içi büyüklüğündeki bir parçası bir dilim ekmeğe eşit.  Sanıldığının aksine kepek ekmeğiyle arasında kalori olarak bir fark yok ve her  ikisinin de bir dilimi 68 kalori. Kepek ekmeğiyle pide arasındaki fark, kepek  ekmeğinin daha fazla lif, protein ve vitamin içermesi. Dikkat edilmesi gerekense  yemeklerde pilav, börek veya makarna varsa  bu durumda yiyeceğiniz pide miktarının azaltılması. İftarda pide lezzetli bir  seçim olabilir ancak sahur için önerim kesinlikle tam tahıl ekmekleri. Çünkü bu  ekmekler, kan şekeri dengesi için önemli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-8329992910157816267?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/XFfvWq9xs2o" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/8329992910157816267/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/08/besinlerin-birbiri-ile-uyumu.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/8329992910157816267?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/8329992910157816267?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/XFfvWq9xs2o/besinlerin-birbiri-ile-uyumu.html" title="BESİNLERİN BİRBİRİ İLE UYUMU" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-SgpQgbqkJ20/TlLRGnxsuvI/AAAAAAAAPl8/dVOOavaMc_k/s72-c/banner-nutrition.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/08/besinlerin-birbiri-ile-uyumu.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUADQnk_cSp7ImA9WhdTFUQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-7859911867819167356</id><published>2011-07-14T01:56:00.000+03:00</published><updated>2011-07-14T01:56:13.749+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-14T01:56:13.749+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kronik Yorgunluk" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GENEL SAĞLIK" /><title>Kronik Yorgunluk</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/TAXtMeb5hcQWk2EELAFUh0rHFM8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/TAXtMeb5hcQWk2EELAFUh0rHFM8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/TAXtMeb5hcQWk2EELAFUh0rHFM8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/TAXtMeb5hcQWk2EELAFUh0rHFM8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-sfwtNU7NMk0/Th4iSvdp1FI/AAAAAAAAPlo/k9ZIi-d-2sE/s1600/yorgunluk.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="222" src="http://1.bp.blogspot.com/-sfwtNU7NMk0/Th4iSvdp1FI/AAAAAAAAPlo/k9ZIi-d-2sE/s320/yorgunluk.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Kronik yorgunluk,&lt;/b&gt; bir günden birkaç aya kadar uzanan yorgunluk ve bezginlik durumudur.&amp;nbsp; Yorgunluk, akut ya da kronik olabilir. Gerilimi yüksek işler, uzun süre dikkat gerekrien ve uzun çalışma saatleri kronik yorgunluğun önemli etkenlerindendir. Ayrıca ağır ruhsal veya fiziksel aktiviteler kronik yorgunluğa sebep olan önemli faktörlerdendir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kişinin karar verme, iletişim ve planlama becerilerini azalır.&amp;nbsp; Belirtileri uyuklama (yanlışlıkla iradesine karşı uyku), gün boyunca yorgunluk, sinirlilik, depresyon vb.&amp;nbsp; Yorgunluk genellikle genel iş performansını ve verimliliğini etkiler. Talimatları ve detayları hatırlamak için bir yetersizlik vardır. Yaratıcılık yorgunluk tarafından öldürülür. Zaman zaman sarhoş gibi hissediyorum benzeri duygu oluşur. Tepki azalır.&lt;br /&gt;
&lt;h4&gt;Yorgunluk ile başa çıkmak:&lt;/h4&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bitkinlik ile başa çıkmak için en belirgin şekilde, uygun miktarda uyku uyumak. Sabah kalktığınızda gece dinlenmiş olduğunuzdan emin olmak için günde en az 7-8 saat uyuyun!&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;Çalışma ortamı değiştirin. Aslında yorgunluk artıran çeşitli çevresel faktörler vardır. Bu faktörler loş ışık, sıcak hava, gürültülü ortam, sıkıcı ve tekrarlayan görevler olabilir. Daha, etkin ve verimli bir yerde çalışın.&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-7859911867819167356?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/tFNmMUejgms" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/7859911867819167356/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/07/kronik-yorgunluk.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/7859911867819167356?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/7859911867819167356?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/tFNmMUejgms/kronik-yorgunluk.html" title="Kronik Yorgunluk" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-sfwtNU7NMk0/Th4iSvdp1FI/AAAAAAAAPlo/k9ZIi-d-2sE/s72-c/yorgunluk.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/07/kronik-yorgunluk.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEQHQn48eCp7ImA9WhZaFk8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-5725840174885659905</id><published>2011-07-02T18:58:00.000+03:00</published><updated>2011-07-02T18:58:53.070+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-02T18:58:53.070+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GÜNEŞ LEKELERİ" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GENEL SAĞLIK" /><title>GÜNEŞ LEKELERİNDEN KURTULMAK</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/mkvv7BkF_oZ8i7rifAiAMeVMDbo/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/mkvv7BkF_oZ8i7rifAiAMeVMDbo/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/mkvv7BkF_oZ8i7rifAiAMeVMDbo/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/mkvv7BkF_oZ8i7rifAiAMeVMDbo/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Z6yFpFtt1d0/Tg9AIuV_SCI/AAAAAAAAPlE/Y1xKNsEzRLY/s1600/g%25C3%25BCne%25C5%259F.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-Z6yFpFtt1d0/Tg9AIuV_SCI/AAAAAAAAPlE/Y1xKNsEzRLY/s1600/g%25C3%25BCne%25C5%259F.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;GÜNEŞ LEKELERİNDEN KURTULMAK MÜMKÜN&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Güneşlenirken aşırıya kaçıldığında cildimizde küçük kahverengi lekeler meydana gelir. Yaşamın kaynağı olan güneş, ondan doğru oranda faydalandığımız sürece vücudumuza birçok yarar sağlar. Ama aşırıya kaçıldığında cildimiz için tehlike oluşturduğu gibi, zararlı olmayan, ama görüntüsü rahatsız eden küçük kahverengi lekelerin oluşmasına da yol açar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Güneş lekeleri olarak adlandırılan bu görünüm, derinin güneş gören yerlerinde kahverengi izler şeklinde belirir. Genç yaşlarda kanser öncüsü olarak nitelendirilmeyen bu lekeler, özellikle kadınlarda kozmetik bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle 5 ile 10 mm çapında olan bu sorun, derisi açık renkli, sarışın kişilerde ve yaşlılarda daha sık görülüyor. Keskin ve düzenli bir sınırı olmayan lekelerin görüntüleri çillerden daha büyük boyutta oluyor.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
İLK ADIM ÖNLEM ALMAK&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elbette güneş lekelerini nasıl yok edeceğimizi öğrenmeden önce, nasıl korunacağımızı bilmeliyiz. Örneğin; 3 yaşın altındaki çocukların plajda ve havuz kenarında mutlaka gölgede oturmaları gerekiyor. Ayrıca açık tenli ve güneşe hassas ciltlerin de önlem almaları özellikle sağlık açısından çok önemli. Vücudunda deriden kabarık, kenarı düzensiz görünümde koyu renkli beni olanların da bu bölgeyi güneşten korumaya özen göstermeleri gerekiyor. Güneşten korumak için seçeceğiniz ürünün hem UVA hem de UVB ye karşı koruyucu olmasına dikkat edin ve özellikle ilk günlerde daha yüksek koruma faktörü olanları tercih edin.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
NASIL KURTULURUZ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Güneş lekelerini tedavi eden birçok yöntem bulunuyor. Bunların ortak noktaları; derinin yüzeysel tabakasını yenileyerek izleri yok etmek.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte en sık kullanılan yöntemler:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;KRİYOTERAPİ(DONDURARAK TEDAVİ)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kriyoterapi bir dondurma işlemidir. Bu işlemde cihaz, derinin altına çok ince buz kristelleri gönderir. Daha sonra da bu kristaller cihaz tarafından geri emilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Uygulama alanları-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Güneş lekelerinin giderilmesinin dışında çatlak ve ameliyat izleri, gebelik, siğil ve derinin damarsal oluşumlarının tedavisinde kullanılıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Nasıl uygulanır?-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzmanlar kriyoterapi cihazını çatlakların ya da izlerin üzerinde gezdirerek uygulama yapıyor. Tedavi esnasında herhangi bir acı hissedilmiyor. Ama işlem sonrasında hafif bir kızarıklık oluşuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Kaç seans sürüyor?-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İzlerin derinliği veya meydana gelen lekelerin çokluğuna bağlı olarak seans süresi ve sayısı belirleniyor. Genellikle 15 seans, yeterli olabiliyor.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
LAZER TEDAVİSİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özel lazer ışınlarıyla cildin üst tabakasını soyan ve izlerin hafiflemesini mümkün kılan bir yöntemdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İki bölümden oluşuyor:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;u&gt;-Kimyasal peeling-&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı soyucu kimyasallarla derinin yüzeysel tabakasının yenilenmesidir. Piyasada satılan leke yok edici kozmetik ürünleri de bu temele dayanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;u&gt;-Işın tedavisi-&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özellikle derinin yüzeysel tabakalarında oluşmuş lekeler için soyma ve yenileme tedavileri ile yapılabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Uygulama alanları-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lazer uygulaması daha ciddi bir girişim ve diğerlerinden farklı olarak mevsimsel bir uygulamadır. Vücudumuzda meydana gelen güneş lekeleri ve çatlaklar bağ dokusu hastalığıdır. Ancak cildin soyulması için tek başına yeterli değildir. Bu bağları onarıcı ürün ve kremlerin emilmesini artırmak için ultrason yöntemi de mutlaka uygulamaya eklenmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Nasıl uygulanır?-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzman tarafından izlerin ve lekelerin üzerine uygulama yapılır. Kulağımızın duyamayacağı şiddetteki ses dalgaları karın içine doğru gönderilip bilgisayar ekranına yansıtılır. Seanslar sırasında acı hissedilmez, ancak sonrasında izlerin üzerinde hafif bir kızarıklık ve kabuklanma görülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Kaç seans sürüyor?-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
15 gün ve 3 hafta aralıklarla 6 - 8 seans arasında yapılır. Bu işlemlerin süresi ve sıklığı, problemin sebebi, bu problemin ne kadardır sürdüğü ile bağlantılı olarak değişir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;BİTKİSEL TEDAVİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hücre yenileme özelliği olan bazı bitkilerin özleriyle veya kremleriyle yapılan bakımdır. Bu bitkilerle yapılan doğal yüz maskeleri de güneş lekelerini yok etmede etkilidir. Özellikle defne özü ve spirulina içeren krem veya yağlar cilt lekelerini geçirmede etkindir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-5725840174885659905?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/0va9tWhkenQ" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/5725840174885659905/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/07/gunes-lekelerinden-kurtulmak.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/5725840174885659905?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/5725840174885659905?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/0va9tWhkenQ/gunes-lekelerinden-kurtulmak.html" title="GÜNEŞ LEKELERİNDEN KURTULMAK" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-Z6yFpFtt1d0/Tg9AIuV_SCI/AAAAAAAAPlE/Y1xKNsEzRLY/s72-c/g%25C3%25BCne%25C5%259F.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/07/gunes-lekelerinden-kurtulmak.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEcHSHo8cCp7ImA9WhZaFk0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-1369237137232735536</id><published>2011-07-02T13:16:00.001+03:00</published><updated>2011-07-02T13:20:39.478+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-02T13:20:39.478+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GENEL SAĞLIK" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="AĞIZ KOKUSU" /><title>AĞIZ KOKUSU</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/DmSMsgE-abC-0sL2CnMqZaWoiT8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/DmSMsgE-abC-0sL2CnMqZaWoiT8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/DmSMsgE-abC-0sL2CnMqZaWoiT8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/DmSMsgE-abC-0sL2CnMqZaWoiT8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Vhhhkd6j_6U/Tg7v70pgCHI/AAAAAAAAPlA/SDjrCAhRuSI/s1600/AGIZ.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-Vhhhkd6j_6U/Tg7v70pgCHI/AAAAAAAAPlA/SDjrCAhRuSI/s1600/AGIZ.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;AĞIZ KOKUSU&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağız kokusunun çeşitli sebepleri vardır. Çoğunlukla fena ağız kokusunun&lt;br /&gt;
sebebi (%90 oranda) ağız içi kaynaklıdır. Diğer sebep ise mide-bağırsak&lt;br /&gt;
yahut üst solunum yolu rahatsızlıklarıdır. Bunlara ilâveten özellikle&lt;br /&gt;
çocuklarda bağırsak parazitlerine bağlı daha çok sabahleyin gözüken ağız&lt;br /&gt;
kokusu meydana gelebilir. Bâzı sistemik hastalıklarda da (diyabet gibi) fena&lt;br /&gt;
koku görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Ağız içi kokusunun sebepleri:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
1- Kokulu yiyecekler,&lt;br /&gt;
2- Diş çürüğü,&lt;br /&gt;
3- Diş eti-kemik dokusu hastalıkları,&lt;br /&gt;
4- Sürekli ağız kuruluğu,&lt;br /&gt;
5- Sigara kullanma,&lt;br /&gt;
6- Ağzın kötü bakımı.&lt;br /&gt;
Yediğimiz gıdalar solunumumuzu etkiler; özellikle soğan, sarmısak gibi yiyecekler kan dolaşımımıza geçerler. Oradan da akciğerlere transfer edilip nefesimizle dışarı atılır. Diş fırçalama, diş ipi kullanımı, ağız gargaraları ve sakız çiğneme, kokuyu sadece geçici olarak maskeler. Düzenli ağız bakımı olmazsa, gıda artıkları dişler arasında, dilin ve dişetlerinin üstünde birikerek ağızda kalır; belli bir süre sonra kokuya sebep olur. Protezlerin de iyi temizlenememesi fena kokuya sebep olabilir. Diş eti ve çevre kemik dokusu sağlığı bozukluğunun da en önemli habercisi, fena ağız kokusudur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-1369237137232735536?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/QDf5VaVZJAU" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/1369237137232735536/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/07/agiz-kokusu.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/1369237137232735536?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/1369237137232735536?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/QDf5VaVZJAU/agiz-kokusu.html" title="AĞIZ KOKUSU" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-Vhhhkd6j_6U/Tg7v70pgCHI/AAAAAAAAPlA/SDjrCAhRuSI/s72-c/AGIZ.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/07/agiz-kokusu.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0QASHo8cCp7ImA9WhZaFk0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-67925328048145998</id><published>2011-07-02T13:09:00.000+03:00</published><updated>2011-07-02T13:09:09.478+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-02T13:09:09.478+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ZEKA" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GENEL SAĞLIK" /><title>ZEKA GELİŞTİREN 7 EGZERSİZ</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Rq6GxIv3ix4odxuYNRAtC4Anbig/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Rq6GxIv3ix4odxuYNRAtC4Anbig/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Rq6GxIv3ix4odxuYNRAtC4Anbig/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Rq6GxIv3ix4odxuYNRAtC4Anbig/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-autppESvsXI/Tg7uNENuveI/AAAAAAAAPk8/ISAOAwOdm0E/s1600/ZEKA.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-autppESvsXI/Tg7uNENuveI/AAAAAAAAPk8/ISAOAwOdm0E/s1600/ZEKA.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;ZEKA GELİŞTİREN 7 EGZERSİZ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Her insan bir deha degildir. Ama zekasi olan her insan onu gelistirip,  bileyerek hayatta daha basarili olabilir. Bu yontemler sayesinde  beynimizi ve beynimize bilgi alisverisini hizlandirip sonuca daha hizli  ulasabilirsiniz...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Beyingucu &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir deha olmadiginizi bilmek  sizi uzuyor mu? Beni uzmuyor ama kiskandirmiyor da degil hani. “ Yahu  benim onlardan neyim eksik?” gibi talihsiz cumleler yerine eger sizde “ E  ben acaba ne kadar ileri gidebilirim?” gibi cumleler kuruyorsaniz  uzlasiyoruz demektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zekanin degil de dehanin Allah vergisi  oldugu savindan hareketle beynimizi acaba nasil daha da  guclendirebiliriz diye dusundum ve sizin icin beyninizi biraz daha aktif  olarak kullanabileceginiz birkac metod buldum. Bu yontemler sayesinde  beynimizi ve beynimize bilgi alisverisini hizlandirip sonuca daha hizli  ulasabilmek temel amac. Bunlardan en populer olanlari ise Dr. J. Steven  Poceta’nin acikladigi yontemler. Su an hemen hemen her yerde bahsedilen  bu uygulamalar sayesinde bircok farkli yolla zihnimizi  guclendirebiliyoruz. Hadi takilin pesime, ben uygulamaya basladim bile..  bir kii bir kii..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;1- Perifer Vizyonunuzu Gelistirin:&lt;/b&gt; Gozlerinizi  hareket ettirmeden cevredeki nesneleri gorebilmeye “perifer vizyon”  denir. Bir parkta, banka ya da bir kafeye oturun. Dik durun ve dumduz  karsiya bakin. Gozlerinizi hareket ettirmeden cevredeki nesnelere  konsantre olmaya, onlari gormeye calisin. Uygulama sonunda  gorebildiginiz her seyin listesini yapin. Ayni uygulamayi bir sure sonra  tekrar deneyin ve gorebildiginiz yeni nesneler varsa bunlari da listeye  ekleyin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Sebep: &lt;/b&gt;Bilimsel arastirmalara gore konsantrasyon ve  odaklanma icin cok onemli olan ve neurotransmitter acetylcholine denilen  madde hafiza kaybinda azaliyor, Alzheimer''de ise neredeyse tamamen yok  oluyor. Bu gorsel hafiza aktivitesi, beyindeki sozkonusu maddenin  kontrollu salinimini hizlandirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;2- Uykunuzu Iyi Alin:&lt;/b&gt; Gece  uykunuzu iyi alin. Uyuma guclugu cekiyorsaniz yatak odanizin sessiz ve  karanlik olmasina ozen gosterin. Iyi uyumak icin rahatlama tekniklerini  ogrenin, gec vakitte kafein almayin. Bilimsel arastirmalara gore uyku  sirasinda ogrenme ve hafizaya alma faaliyeti hizlanir. Calismalarda,  yeterli sure uyuyamayan kisilerin gun icinde yeni bilgileri ogrenmede  zorluk cektigi gozlenmistir. Ayrica, yeni bir seyler ogrendikten sonra  alinan uyku da bilgilerin uzun sureli hafizaya aktarilmasini  hizlandiriyormus ona gore.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;3- Egzersiz Yapin: &lt;/b&gt;Bisiklet kullanin,  yuzun, yuruyus yapin… Boyle fiziksel aktiviteler beyin sagligi icin  onemlidir. Firsat buldukca bedeninizi egitecek faaliyetlerde bulunun.&lt;br /&gt;
Sebep:  Son arastirmalara gore, egzersizin beyinde hafiza ve bilgi depolamadan  sorumlu merkez olan hipokampus uzerinde pozitif etkileri vardir. Ayrica,  duzenli egzersizin de Alzheimer baslangicini geciktirdigi belirtiliyor.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
4-  Arnavut Kaldiriminda Yuruyus Yapin:&lt;/b&gt; Uygulama: Hala kaldiysa, Arnavut  kaldiriminda yuruyus yapin. Olmazsa benzer tasli ve engebeli yollarda  yuruyun. Duz olmayan engebeli yuzeylerde yurumek, ic kulakta bulunan ve  dengeden sorumlu vestibul sistemi gelistiriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;5- Plastik Topla Egzersiz Yapin:&lt;/b&gt; Topu havaya atip yakalayin. Eger bunda iyiyseniz, ufak oyunlar da yapabilirsiniz.&lt;br /&gt;
Duyulara hitap eden bu tur aktiviteler beynin gorsel, dokunsal, el-goz koordinasyonu merkezlerini guclendirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;6- Bir Muzik Aleti Calin:&lt;/b&gt; El-goz koordinasyonunu gelistirmek icin bir muzik aleti calin.&lt;br /&gt;
Muzik  aleti calmak, duymak-dinlemek, hassas el hareketlerinin kontrolu ve  yazili notalari (gorsel) muzige (hareket ve ses) cevirmek gibi farkli  beyin fonksiyonlari arasinda baglanti kurulmasina yardimci olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;7-  Diger Elinizi Kullanin:&lt;/b&gt; Eger sag elinizi kullaniyorsaniz sol elinizi,  sol elinizi kullaniyorsaniz sag elinizi kullanmak uzere aktiviteler  yapin. Mesela disinizi diger elinizle fircalayin, bu konuda oldukca iyi  olana kadar devam edin. Daha sonra diger elinizle yeme egzersizi  yapabilirsiniz. Bu alistirma size daha once yaptiginiz bir aktiviteyi  yeni ve daha cok caba isteyen bir ogrenme korteksinde basarmanizi  saglayacaktir. Bu, diger beyin lobunuzun daha da aktiflesmesini saglar.  Siz yeni maharetler edinince milyonlarca noron arasinda yeni baglar  kurulur. &lt;em&gt;Netten alıntıdır...&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-67925328048145998?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/_rxI97nQr2s" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/67925328048145998/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/07/zeka-gelistiren-7-egzersiz.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/67925328048145998?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/67925328048145998?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/_rxI97nQr2s/zeka-gelistiren-7-egzersiz.html" title="ZEKA GELİŞTİREN 7 EGZERSİZ" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-autppESvsXI/Tg7uNENuveI/AAAAAAAAPk8/ISAOAwOdm0E/s72-c/ZEKA.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/07/zeka-gelistiren-7-egzersiz.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A08DQX4_eCp7ImA9WhZaFUQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-4001940731214865275</id><published>2011-07-02T12:42:00.001+03:00</published><updated>2011-07-02T12:44:30.040+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-02T12:44:30.040+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="KALP KRİZİ" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GENEL SAĞLIK" /><title>Kalp krizi ve Aspirin</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/cKU1MLWKg2-vnZnrWQrz2tB853w/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/cKU1MLWKg2-vnZnrWQrz2tB853w/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/cKU1MLWKg2-vnZnrWQrz2tB853w/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/cKU1MLWKg2-vnZnrWQrz2tB853w/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-IetBvZqYOxM/Tg7odtxskOI/AAAAAAAAPk0/Zlm9L2QPFgM/s1600/KALP.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-IetBvZqYOxM/Tg7odtxskOI/AAAAAAAAPk0/Zlm9L2QPFgM/s1600/KALP.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Kalp krizi ve Aspirin ( ÖNEMLİ )&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neden yatağınızın başucunda aspirin olsun?&lt;br /&gt;
Kalp krizleri hakkında&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sol kol ağrısı dışında başka işaretleri de var kalp krizinin.. Yoğun ense ağrısı, kusma, terleme de daha seyrek ama gözardı edilmemesi gereken belirtilerden. &lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Not&lt;/b&gt;: Kalp krizinde göğüste illa ki ağrı olacak diye bir şey yok!!.&lt;br /&gt;
Uykularında kalp krizi geçiren çoğu (yaklaşık 60%) insan, bir daha uyanamadı. Yine de, yoğun göğüs ağrısı ile de uyanabilirsiniz. &lt;br /&gt;
Diyelim ki başınıza geldi, derhal ağzınıza iki aspirin atın bir damla su ile yutun Sonra da:&lt;br /&gt;
- Yakında oturan bir akraba ya da arkadaşınızı arayın. &lt;br /&gt;
- "kalp krizi!" deyin&lt;br /&gt;
- 2 aspirin aldığınızı da söyleyin .&lt;br /&gt;
- Mutfak ya da holden bir sandalye alıp giriş kapısına yakın bir yere oturun ve, yardımın gelmesini bekleyin. &lt;br /&gt;
~Sakın yere uzanmayın!!!~&lt;br /&gt;
Bir kalp cerrahına göre, eğer bu mesajın ulaştığı herkes, en az 10 kişiye dağıtırsa, muhtemelen bir kişini hayatı kurtulabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-4001940731214865275?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/IjO-jKSqBRs" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/4001940731214865275/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/07/kalp-krizi-ve-aspirin.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/4001940731214865275?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/4001940731214865275?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/IjO-jKSqBRs/kalp-krizi-ve-aspirin.html" title="Kalp krizi ve Aspirin" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-IetBvZqYOxM/Tg7odtxskOI/AAAAAAAAPk0/Zlm9L2QPFgM/s72-c/KALP.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/07/kalp-krizi-ve-aspirin.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0EDRHo8eyp7ImA9WhZaFUQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-2106739880293562784</id><published>2011-07-02T12:41:00.000+03:00</published><updated>2011-07-02T12:41:15.473+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-02T12:41:15.473+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="DİŞ" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GENEL SAĞLIK" /><title>Diş macununu ıslatmayın</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/MW_ngWywPVIE42syBN5czard2Zw/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/MW_ngWywPVIE42syBN5czard2Zw/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/MW_ngWywPVIE42syBN5czard2Zw/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/MW_ngWywPVIE42syBN5czard2Zw/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Wgz-kSByuKk/Tg7nneDl6CI/AAAAAAAAPkw/33tuY6kaV3c/s1600/di%25C5%259F.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-Wgz-kSByuKk/Tg7nneDl6CI/AAAAAAAAPkw/33tuY6kaV3c/s1600/di%25C5%259F.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;HAYAT KURTARAN ÖNEMLİ UYARI LÜTFEN OKUMADAN GEÇMEYİN &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Diş macununu ıslatmayın. Türkiye, ağız-diş sağlığı konusunda sınıfta kalan ülkeler arasında ilk sıralarda...&lt;br /&gt;
Doğru bilinen yanlışlar ve önemsenmeyen detaylar ağız sağlığının bozulmasına neden oluyor.&lt;br /&gt;
Yemeklerden hemen sonra dişleri fırçalamak besinlerdeki asitlerin ağızda dağılmasına neden olduğu için dişleri zayıflatıyor. Dişleri yemeklerden en AZ bir saat sonra fırçalamanın daha uygun olduğunu söyleyen Memorial Etiler Tıp Merkezi Diş Hastalıkları Bölümü'nden Dt. Hacer Esved Alireisoğlu, Türkiye'de ağız ve diş sağlığına yeterince önem verilmediğini söyledi ve bu konuda sık yapılan hataları şöyle sıraladı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&amp;nbsp;-DİŞ MACUNUNU ISLATMAYIN&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Diş macununun bilinenin aksine suyla ıslatılmaması gerekir. Islanan diş macunu etken maddesini kaybeder. Diş macunu leblebi tanesi büyüklüğünde kullanılmalıdır. Unutmayalım ki diş macunu sadece diş fırçalamayı kolaylaştırıcı bir ajandır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;"NE KADAR UZUN FIRÇALARSAM O KADAR İYİ" DİYE DÜŞÜNMEYİN&lt;/b&gt; “Diş temizliği hakkında bilinen yanlışlardan biri de dişleri uzun süre ve sert şekilde fırçalayarak daha çok bakteri öldürüldüğü inancıdır. Yapılan araştırmalar iki dakikayı aşan fırçalamanın daha çok bakteri öldürmediğini gösteriyor. Dişlerin günde en AZ bir kez iki dakika süreyle çok sert olmadan fırçalanması ve diş ipi kullanımıyla ideal bir diş temizliği sağlanabilir. Sigara, çay ve kahve tüketimi fazla olanlarda meydana gelen dil pası kokuya neden olabilir. Bu durumda dişler fırçalandıktan sonra dili de fırçalamak gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;ARITICI GIDALAR TÜKETİN&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğal diş fırçası olarak bilinen elmanın yanı sıra çiğ havuç, patlamış mısır ve kereviz özellikle yemek aralarında tüketildiğinde mekanik bir temizlik sağlayacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;ELMA SİRKESİYLE GARGARA YAPIN&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sabahları elma sirkesiyle gargara yapın ve sonra dişlerinizi fırçalayın. Sirke, lekelerin yok olmasına, dişlerinizin beyazlamasına ve &lt;br /&gt;
dişetlerinizdeki mikropların ölmesine yardım eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;AĞIZ KOKUSU İÇİN KAHVE ÇEKİRDEĞİ ÇİĞNEYİN&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağız kokusu gündelik yaşamda insanı sosyal ve psikolojik olarak etkileyen bir rahatsızlıktır. Kötü ağız kokusu, hem kişiyi etkiler hem de çoğu zaman mahcubiyete sebep olur. Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Kahve çekirdeği çiğnemek bu sülfür bileşenlerini ortadan kaldırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;KEYİFLİ BİR KEŞİF "KAKAO"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kakao çekirdeğindeki antibakteriyal içerik nedeniyle, çikolata dişlere zarar vermiyor. Şekerlemeler ise dişlerin baş düşmanı. Meyve sularındaki asit ise her türlü dişe zararlı. Aynı şekilde laktoz içeren süt de, diş çürüklerine yol açıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;YEMEĞİ PEYNİRLE SONLANDIRIN&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Meyve suları, tatlılar, sert kıvamlı şekerler, karamel, muz gibi yiyecekler dişlerde çürük oluşturma riskini artırıyor. Tatlı yedikten &lt;br /&gt;
sonra süt, ayran içmek ve peynir yemek, şekerin ve ortaya çıkan asidin zararlı etkilerini önler. Ph seviyesini kontrol ettiğinden dişler için koruyucu kalkan oluşturur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-2106739880293562784?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/sQJnwtyD4Oo" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/2106739880293562784/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/07/dis-macununu-slatmayn.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/2106739880293562784?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/2106739880293562784?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/sQJnwtyD4Oo/dis-macununu-slatmayn.html" title="Diş macununu ıslatmayın" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-Wgz-kSByuKk/Tg7nneDl6CI/AAAAAAAAPkw/33tuY6kaV3c/s72-c/di%25C5%259F.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/07/dis-macununu-slatmayn.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A04FR3wzfCp7ImA9WhZaFEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-866965172904038538</id><published>2011-06-30T21:48:00.001+03:00</published><updated>2011-06-30T21:51:56.284+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-30T21:51:56.284+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="AŞIRI TERLEME" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GENEL SAĞLIK" /><title>AŞIRI TERLEME ÇÖZÜMLERİ</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zIhaWIc_WWDIb0gde0B1LUp77Tw/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zIhaWIc_WWDIb0gde0B1LUp77Tw/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zIhaWIc_WWDIb0gde0B1LUp77Tw/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zIhaWIc_WWDIb0gde0B1LUp77Tw/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-751fNzn5ibY/TgzFOaJcGuI/AAAAAAAAPko/CWC9AARSmUU/s1600/TER.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-751fNzn5ibY/TgzFOaJcGuI/AAAAAAAAPko/CWC9AARSmUU/s1600/TER.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;AŞIRI TERLEME AMELİYATLI ÇÖZÜM &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
İstanbul Medipol Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Tamer Vardaloğlu,  aşırı terlemenin ameliyatla kalıcı olarak tedavi edilebileceğini belirterek,  ''ETS (Endoskopik Torakal Sempatektomi)yöntemiyle gerçekleştirilen bu ameliyat;  endoskopik video kamera yardımıyla göğüs boşluğuna girilerek terlemeyi ayarlayan  sempatik sinirin belirli bölgesine titanyum klips konulması işlemidir''  dedi.&lt;br /&gt;
Vardaloğlu, yaptığı açıklamada, havaların ısınmasıyla ortaya çıkan aşırı  terlemenin, tam olarak herhangi bir nedene bağlı olmadığını, genellikle ergenlik  döneminde kendini gösterdiğini ve kişinin tüm yaşamı boyunca sürdüğünü dile  getirdi.&lt;br /&gt;
Aşırı terlemenin her yaş grubunda görülebildiğini de ifade eden Vardaloğlu,  şunları kaydetti:&lt;br /&gt;
''Aşırı terleme ameliyatla kalıcı olarak tedavi edilebilir. ETS (Endoskopik  Torakal Sempatektomi) yöntemiyle gerçekleştirilen bu ameliyat, endoskopik video  kamera yardımıyla göğüs boşluğuna girilerek, terlemeyi ayarlayan sempatik  sinirin belirli bölgesine titanyum klips konulması işlemidir. Laparoskopi veya  diz artroskopisi benzeri bir yöntemdir. Sempatik zincir ve dalları klips ile  sıkıştırılır. Bu sinirlerin terleme dışında fonksiyonu olmadığı için ameliyatın  felç oluşturma, his kaybı, refleks azalması gibi etkileri olmaz.''&lt;br /&gt;
Etkili, kalıcı, emniyetli ve çok az rahatsızlık veren bir tedavi yöntemi olan  ETS yöntemiyle ameliyatın ardından iyileşme ve ameliyatın etkilerinin ortadan  kalkması sürecinin çok kısa sürede gerçekleştiğini vurgulayan Vardaloğlu,  hastaların, 30-40 dakika süren ameliyatın ardından ortalama 2 gün sonra büro  işlerine, 5-6 gün sonra ise ağır işlere ve spora başlayabildiklerini dile  getirdi.&lt;br /&gt;
Vardaloğlu, bu yöntemle el terlemesinde yüzde 98, koltuk altı terlemesinde  yüzde 80'in üzerinde, ayak terlemesinde de yüzde 25 civarında başarılı sonuç  alındığını belirtti.&lt;br /&gt;
Aşırı terlemeyi önleyici diğer yöntemler hakkında da bilgi veren Vardaloğlu,  özelikle koltuk altı terlemelerinde tercih edilen botox tedavisiyle, 6 ay  süreyle o bölgedeki terlemeye yol açan uyarıların durdurulduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;
''İyontoforez'' tedavisinin de aşırı terlemeyi engelleyebildiğini belirten  Vardaloğlu, fizik tedavi uzmanları tarafından 20 ile 30 dakikalık seanslar  halinde uygulanan iyontoforez tedavisinin, terleyen bölgeye düşük şiddette  elektrik akımı verilmesi olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;
İnsan vücudunda yaklaşık 5 milyon ter bezinin var olduğunu anımsatan  Vardaloğlu, kilolu insanlarda, şeker hastalığı olanlarda, tiroid bezi fazla  çalışanlarda daha fazla terleme görülebildiğini kaydetti.&lt;br /&gt;
Gebelik, menopoz, alkol kullanımı gibi durumlarda terlemenin arttığını  belirten Vardaloğlu, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;
''Parkinson hastalığı, şeker hastalığı, hipertiroidi, kalp krizi, bazı kanser  türleri, bazı iç salgı bezi hastalıkları ve koma gibi durumlarda da terleme  artar. Bahsedilen hastalıklarda görülen hiperhidroz (terleme azlığı), esas  hastalığın eşlikçisi, sonucu veya belirtisi olabilir. Bu yüzden hiperhidroz  tedavisine başlamadan önce terlemenin bir hastalık nedeniyle olmadığının ortaya  konması gerekir.'' &lt;a href="http://www.aa.com.tr/"&gt;A.A.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Y83xYzcruhQ/TgzFwsVxwYI/AAAAAAAAPks/Q8Rq20K_kT8/s1600/TERL.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-Y83xYzcruhQ/TgzFwsVxwYI/AAAAAAAAPks/Q8Rq20K_kT8/s1600/TERL.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;AŞIRI TERLEME SİNİRSEL ÇÖZÜM&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
Özellikle yaz aylarında büyük sıkıntı yaratan el ve koltuk altlarındaki aşırı  terleme sorunu için koltuk altından küçük kesilerle girilerek yapılan ''ETS''  tedavisi yüz güldürücü sonuçlar veriyor.&lt;br /&gt;
ETS tedavisinin yüzde yüze yakın başarılı sonuç verdiğini belirten Göğüs  Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Erkan Dikmen, ''Kamera ile göğüs boşluğuna girilerek  yapılan bu operasyonda, el ve koltuk altı bölgesinde aşırı terlemeye yol açan  sinirlere müdahale edilerek aşırı terleme tedavi edilebilir'' dedi.&lt;br /&gt;
Dikmen, vücudun normal fonksiyonlarından birisi olan terlemenin temel  işlevinin vücut sıcaklığının ayarlanması olduğunu belirterek, ancak, kişilerin  efor sarf etmemesine, aşırı acı yiyecekler tüketmemesine ya da  heyecanlanmamasına ve ortamın sıcak olmamasına rağmen terleme meydana gelmesi  durumunda, ''aşırı terleme''den (hiperhidroz) söz edilebileceğini söyledi.&lt;br /&gt;
Aşırı terlemenin en çok yüz, el ve koltuk altlarında görüldüğünü, aşırı ve  normalden çok fazla terleyen kişilerin, iş ve sosyal yaşamlarında önemli  kısıtlamalar ve problemler yaşadıklarını anlatan Dikmen, ''Özellikle ellerden ve  yüzden damlayan, ceketlerden ve ayakkabılardan taşan bir terleme varsa bu durum  ciddi bir sosyal problem yaratabilir'' diye konuştu.&lt;br /&gt;
Terlemenin aynı zamanda dış görünümü ve günlük yaşımı olumsuz etkilediğini,  başkalarıyla ilişki kurmayı engellediğini, sosyal sıkıntılara neden olduğunu,  iş, meslek ve kariyer seçiminde olumsuzlar yarattığını, yaşam kalitesini ve  ruhsal sağlığı bozduğunu ifade eden Dikmen, aşırı terleme tedavisine yönelik şu  bilgileri aktardı:&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;b&gt;ETS AMELİYATI GENEL ANESTEZİYLE YAPILIYOR&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
''El ve koltuk altında aşırı terleme (Aksillopalmar Hiperhidrozis)  olgularının tedavisinde çeşitli&lt;br /&gt;
kozmetik ürünler, iyontoforez ve botoks uygulamaları gibi çeşitli yöntemlere  başvurulabiliyor. Ancak bu yöntemlerin hepsi geçici çözümlerdir. Bu  uygulamaların yıllar boyunca defalarca tekrarlaması gerekir. El ve koltuk altı  aşırı terleme olgularında kalıcı ve kesin çözüm ise kısaca ETS olarak  adlandırılan 'Endoskopik Torakal Sempatektomi' operasyonudur. Bu operasyonun  başarı oranı yüzde 98-99 arasındadır. ETS ameliyatları genel anestezi altında  uygulanır. Diz artroskopisi veya laparoskopik safra kesesi ameliyatları gibi  aynı şekilde kapalı yöntemle uygulanır. Hastanın koltuk altı bölgesinde açılan,  biri 10, diğeri 5 milimetrelik iki minik kesi aracılığı ile yapılır. Operasyon  süresi ortalama 20-30 dakikadır. Kamera ile göğüs boşluğuna girilerek yapılan bu  operasyonda el ve koltuk altı bölgesinde aşırı terlemeye yol açan sinirlere  müdahale edilerek aşırı terleme tedavi edilebilir.''&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;b&gt;YAN ETKİ ORANI ÇOK DÜŞÜK&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Endoskopik Torakal Sempatektomi (ETS) ameliyatlarının sıklıkla ''Klips'' ile  uygulandığını belirten Dikmen, ''Klipsli ETS'' denilen bu operasyonda, sempatik  sinir zincirine kesme veya yakma yapılmadan sadece titanyum klips konularak  aşırı terlemenin tedavi edilebildiğini bildirdi. Doç. Dr. Erkan Dikmen,  operasyonun hemen sonrasında hastanın el ve koltuk altı terlemesinin geçtiğini,  hastanın 12 saatlik bir dinlenme sonrasında evine gönderildiğini, yan etki ve  komplikasyon oranlarının da son derece düşük olduğunu sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/"&gt;ntv&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-866965172904038538?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/z5OfbZBGoFc" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/866965172904038538/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/asiri-terleme-cozumleri.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/866965172904038538?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/866965172904038538?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/z5OfbZBGoFc/asiri-terleme-cozumleri.html" title="AŞIRI TERLEME ÇÖZÜMLERİ" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-751fNzn5ibY/TgzFOaJcGuI/AAAAAAAAPko/CWC9AARSmUU/s72-c/TER.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/asiri-terleme-cozumleri.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0MAQXgycSp7ImA9WhZaFEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-8142626163447569592</id><published>2011-06-30T21:44:00.000+03:00</published><updated>2011-06-30T21:44:00.699+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-30T21:44:00.699+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GENEL SAĞLIK" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="BUNAMA" /><title>Bunamayı Durduracak Yöntem</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/AxijPZ2t4M5wIcFJ7r3f9ydpvQ0/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/AxijPZ2t4M5wIcFJ7r3f9ydpvQ0/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/AxijPZ2t4M5wIcFJ7r3f9ydpvQ0/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/AxijPZ2t4M5wIcFJ7r3f9ydpvQ0/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-NEZzb-93lgI/TgzD4KxnO0I/AAAAAAAAPkk/U5IGGbPgpfs/s1600/BUNAMA.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-NEZzb-93lgI/TgzD4KxnO0I/AAAAAAAAPkk/U5IGGbPgpfs/s1600/BUNAMA.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bilim adamları, farelerin hafızasını ''etkinleştiren veya devredışı bırakan''  bir yöntem buldu! Bu araştırmanın insanlarda bunamaya çare olabilir.&lt;br /&gt;
''Journal of Neural Engineering'' dergisinde yayımlanan araştırmaya göre,  ABD'nin Güney California Üniversitesinden Theodore Berger ve ekibi, farelerin  beynine, kullanılan ilaçlar sayesinde unutulmuş anıların canlanmasını sağlayan  bir protez yerleştirdi. Berger, ''düğmeye basıldığında farelerin anıları  hatırladığını, kapatıldığında ise bunları unuttuğunu'' belirtti.&lt;br /&gt;
İnsanlarda olduğu gibi farelerde de beynin hafızayla ilgili CA3 ve CA1 adı  verilen iki bölgeden oluşan hipokampusa yoğunlaşan bilim adamları, bu bölgeler  arasındaki iletişimin kısa süreli bellekten uzun süreliye geçişi sağladığına  dikkati çekti.&lt;br /&gt;
Farelerin ödül aldıkları sırada bu iki bölge arasındaki sinyalleri inceleyen  bilim adamları, hayvanların ödülün karşılığı olan davranışı benimsediklerini ve  bunu uzun süreli belleğe yerleştirdiklerini tespit etti.&lt;br /&gt;
Bilimadamları, CA3 ve CA1 bölgeleri arasındaki bağlantının kopmasına yol açan  bir maddeyi farelere verdiklerinde ise hayvanların uzun süreli belleğe  yerleştirdikleri anıları unuttuğunu belirledi.&lt;br /&gt;
Bölgeler arasındaki sinyallerin tekrar üretilmesini sağlayan elektronik bir  cihazı kullanan bilim adamları, hafızanın tekrar canlandığını gördü.&lt;br /&gt;
Araştırmada, cihazın hayvanların hafızasını güçlendirmeye yardımcı olduğu  vurgulandı.&lt;br /&gt;
Bilim adamları, araştırmanın insanlarda bunamaya, beyin kanamasına ya da  travmaya bağlı hafıza sorunlarının tedavisine ışık tutmasını umuyor.&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.aa.com.tr/"&gt;A.A. &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-8142626163447569592?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/Pb8zcL42FF8" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/8142626163447569592/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/bunamay-durduracak-yontem.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/8142626163447569592?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/8142626163447569592?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/Pb8zcL42FF8/bunamay-durduracak-yontem.html" title="Bunamayı Durduracak Yöntem" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-NEZzb-93lgI/TgzD4KxnO0I/AAAAAAAAPkk/U5IGGbPgpfs/s72-c/BUNAMA.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/bunamay-durduracak-yontem.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Ak8HQno9fCp7ImA9WhZaFEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-465447460321260088</id><published>2011-06-30T21:33:00.000+03:00</published><updated>2011-06-30T21:33:53.464+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-30T21:33:53.464+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Vajinitler" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="CİNSEL SAĞLIK" /><title>Vajinitler Vajina Sağlığı</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/XBUNv48lTwY1JRgKJ3hN0sjdhGs/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/XBUNv48lTwY1JRgKJ3hN0sjdhGs/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/XBUNv48lTwY1JRgKJ3hN0sjdhGs/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/XBUNv48lTwY1JRgKJ3hN0sjdhGs/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-DDb35dpdNi0/TgzBfdmzxrI/AAAAAAAAPkg/N8N8t8pxPH8/s1600/vaj.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-DDb35dpdNi0/TgzBfdmzxrI/AAAAAAAAPkg/N8N8t8pxPH8/s1600/vaj.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;Vajinitler &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
Vajina bildiğiniz gibi rahmin dışarısı ile bağlantısını sağlayan boru biçiminde bir organdır. Erişkin kadınlarda uzunluğu yaklaşık 10 santimetredir ve dışarısındaki organların uyguladığı basınç nedeniyle kapalı durumdadır. Vajina burun ve ağız gibi vücudun boşluklarından biridir. Vajinanın diğer vücut boşlukları gibi kendine özgü bir salgısı ve  bazı mikroplardan oluşan bir florası vardır. Florayı oluşturan bu mikroplardan en önemlileri vajina içinde laktik asit oluşmasını sağlayan laktobasillerdir. Bu mikropların ürettiği laktik asit nedeniyle vajina asidiktir, bu da başka zararlı mikropların yerleşmesini büyük ölçüde engeller. Böyle bir koruma olsa da bazen vajina içinde bazen zararlı mikropların sayısı artar ve vajinanın sağlığı bozulur. Vajinanın iltihapları sırasında yani tıp dilindeki adıyla "vajinit" olduğunda, akıntı, kaşıntı, pis koku ve  cinsel ilişki sırasında ağrı görülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vajina içinde çoğunlukla etraftaki bezlerin salgısından oluşan bazen dışarı doğru gelebilen kendine özgü bir akıntısı vardır. Bu akıntının rengi şeffaf veya süt gibi beyazdır, bunun yanında  pis kokulu değildir ve kaşıntı yapmaz. Vajinanın tipik özelliği daha önce bahsettiğimiz gibi laktobasilleri barındırmasıdır. Bu mikroplar özellikle laktik asit salgılarlar ve vajina içinin asit yapıda olmasını sağlarlar. Bu sayede başka mikroplar vajina içinde baskın yerleşemez. Her kadında baskın olan laktobasil tipi farklıdır. Bu farklı türlerin yaptığı asit salgısı da farklı olduğundan vajinanın florası ve fiziksel özellikleri de kadınlar arasında çok değişkendir. Laktobasillerin bazı türleri vajinanın daha sağlıklı olarak kabul edilen durumda kalmasını sağlar, bazıları da dengesiz bir flora oluşumuna neden olabilir. Bu nedenle bazı kadınlar yıllarca sorunsuz yaşarken bazıları da sık iltihabi hastalıklar geçirirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vajinanın sağlığı çoğu zaman yukarıda anlattığımız gibi laktobasil dengesine bağlıdır. Laktobasillerin sayısının dış etkenlerle azalması başka mikropların sayısının artmasına ve sorunlara neden olur. Vajinada bu biçimde birçok bakteri yanında halk arasında "mantar" denilen Kandida adlı maya hücreleri veya Trikomonas denilen parazitler hastalık yaratabilir. Vajinanın flora dengesi bozulmasıyla oluşan ortam zararlı mikropların üremesi ve varlığını sürdürmesi için idealdir. Bu durumda oluşan sıcak ve nemli vajina ortamında yukarıda adını söylediğimiz mikroplar yaşamlarını kolayca devam ettirirler. Vajinanın dengesini bozan etkenler arasında en önemlileri cinsel ilişki, vücut direncinin stress ve ağır perhiz gibi nedenlerle bozulması veya kişisel hijyenin bozuk olmasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vajinada bulunan bakterilerin sayısı sık cinsel ilişki, sık partner değiştirme, uzun süreli antibiyotik kullanımı veya vajina duşları ile artar. Bakteriler doğrudan yerleşerek veya vajina dengesinin bozulmasından yararlanarak vajinit yaparlar. Gebelerde herhangi bir nedenle vajina dengesi bozulduğunda ortaya çıkan vajinit nedeniyle erken doğum ve bebek etrafındaki suların erken gelmesi gibi tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir. Vajinada bir kez bakteriler çoğunluğa geçtiği zaman laktobasillerin savaşı kazanıp tekrar normal dengeyi kurması olasılığı çok azdır. Böylece vajinada, adını vermek gerekirse Streptokok, Enterokok, E. Koli ve Gardnerella gibi mikroplar çoğalarak vajinit yaparlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu tip vajinit olduğunda akıntı fazla miktarda ve kokuludur, aşırı ağrılar , vajina ve etrafında kızarıklık olabilir. Böyle durumlarda akıntıdan alınan yaymaların mikroskopla bakılması veya bakteri kültürü yapılması tanıya yardımcı olabilir. Eğer bir etken saptanabilmişse ona yönelik antibiyotik kullanımı ile vajinit tedavi edilebilir. Bazen yayma yapmak veya bakteri kültürü sonucu beklemek olanaklı olmayabilir. Böyle durumlarda çoğu doktor birçok mikroba etkili olabilecek antibiyotikler ve vajina içine konulan ovüllerle tedaviyi tercih eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Kandida (Candida)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Doğada bulunan mantarlarla pek ilgisi olmasa da halk arasında "mantar" olarak adlandırılan bu mikrop kadınlarda en sık vajinit yapan etkenlerden biridir. Bu mikrop bazı sağlıklı erkek ve kadınlarda vücutta ağızda, makat bölgesinde veya vajina içinde bulunabilir. Kandida vajinanın asit ortamına dayanıklıdır. Şeker hastalığı, uzun süreli antibiyotik kullanımı, gebelik veya kişisel direncin bozulduğu gibi durumlarda kandida ile oluşan vajinitler sık görülür.&lt;br /&gt;
Cinsel ilişki sonrasında yanma, süt kesiği gibi parçalı beyaz akıntı, idrarda yanma ve vajinada kızarıklık kandida vajinitinde sık görülür. Muayeneler sırasında doktorlar tarafından vajinada beyaz ve yassı tabakalar bulunabilir. Kesin tanı için vajinanin asitlik derecesine bakmak, akıntıdan yayma veya kültür yapmak gerekebilir. Kandida vajiniti cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklar sınıfındadır. Tedavi için kandida için özel ağızdan ve vajinal tabletler yeterli olacaktır. Bazen yanma  yakınmasını azaltmak için kremler kullanılabilir. Bu hastalıkta her iki eşin tedavisi de gerekli olabilir, erkeklerin tedavisi için tek dozlu ilaçlar kullanılabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Trikomonas (Trichomonas)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Vajinada bu mikrobun arttığı bazı durumlarda kadınların yakınmalarının olmaması tanıyı zorlaştırır ve cinsel ilişki aracılığıyla bu mikrobun yayılmasını kolaylaştırır. Tanı konulup tedavi yapılması nispeten kolay olsa da bu durum hastalığın toplumda yaygın olmasını sağlamaktadır. Bunun yanında bu mikrop hakkında bilgilerimiz de hala eksiktir. Trikomonas kuyrukları yardımıyla hareket edebilen armut biçiminde bir parazittir. Hareketli olması nedeniyle kadın ve erkek cinsel organları içinde ilerleyerek ağır iltihaplara da neden olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaşamak için uygun bir ortama gereksinimi vardır fakat banyo ve havuz gibi nemli olan ortamlarda uzun süre canlı kalabilir. Hastalık olan kadınlarda kötü kokulu, koyu renkli ve bazen köpüklü olan  bir akıntı vardır. Ağrılı cinsel ilişki, kaşıntı ve kasık ağrıları da görülebilir. Kesin tanı için bu parazitin vajina akıntılarından yapılmış yaymalarda mikroskopta görülmesi veya özel besi yerinde üretilmesi gerekebilir.  Tedavi her iki eş için antibiyotiklerle kolayca yapılabilir. Kadınlarda ağızdan alınan ilaçlara vajinal ovüller de eklenmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Korunma Yöntemleri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Yukarıda anlattığımız nedenler vajinit yapan durumlardan en sık görülenleri. Bu hastalık ayrıca başka nedenlerle ve mikroplarla oluşabiliyor. Vajinit tedavi edilmediğinde kadınlarda ve erkeklerde  ağır iltihaplara neden olabilir. Doğal olarak bu hastalıktan korunmak çok önemli. Bunun için hem kadınların hem de erkeklerin kişisel hijyen kurallarına uyması gereklidir. Temizlik için özel kimyasal maddeler içeren sabunlar kullanmak gerekli değildir. Sadece cinsel ilişki sonrasında değil öncesinde de duş almak vücudumuzda bulunan mikropların sayısını azaltacaktır. Kadınların vajinal duş sıvıları kullanması hem gereksiz hem de çok zararlıdır. Bu sıvılar vajina içindeki laktobasillus adlı mikropların sayısını azaltarak ağır vajinitlere neden olabilirler.&lt;br /&gt;
Banyo yaparken oturmayın, kirli yerde havuza veya denize girmeyin. Genel tuvaletleri kullanmaktan kaçının, kullanmak zorunda kalırsanız temizlik için sadece kuru kağıt havlular kullanın. Özellikle alafranga tuvaletleri kullanırken kağıt havlu ile oturulucak yerlerin temizlenmesi mikropları uzaklaştıracaktır. Kıyafetleriniz ıslak veya vücudunuz terli ise hemen kurulanıp iç çamaşırlarınızı değiştirin. Özellikle denize veya havuza girdikten sonra hemen duş alıp temiz iç çamaşırları veya mayo giymeniz önemlidir.&lt;br /&gt;
Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanılması cinsel ilişki ile bulaşan hastalıkları azaltır. Gebelikten korunma için kullanılan doğum kontrol hapları aynı zamanda zararlı mikropların rahim içine girmesini zorlaştırır. Sık cinsel ilişki ve cinsel ilişki sırasında erkeğin menisinin vajina içine boşalması vajinit oluşma olasılığını artırır. Cinsel ilişki sıklığı haftada iki veya üç kez olmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu önlemlere dikkat edip elinizden geleni yapsanız da bazen vajina iltihapları oluşabilir. Bu çok korkulacak bir durum değil, uygun bir tedavi için gecikmeden doktorunuza veya bir sağlık kuruluşuna başvurun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-465447460321260088?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/SmAzcxdv4xQ" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/465447460321260088/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/vajinitler-vajina-saglg.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/465447460321260088?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/465447460321260088?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/SmAzcxdv4xQ/vajinitler-vajina-saglg.html" title="Vajinitler Vajina Sağlığı" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-DDb35dpdNi0/TgzBfdmzxrI/AAAAAAAAPkg/N8N8t8pxPH8/s72-c/vaj.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/vajinitler-vajina-saglg.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DE4HSXwzcSp7ImA9WhZaFEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-7750208033656201513</id><published>2011-06-30T21:02:00.000+03:00</published><updated>2011-06-30T21:02:18.289+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-30T21:02:18.289+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Cinsel Gücü Artıran Besinler" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Cinsellik" /><title>Cinsel Gücü Artıran Besinler</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/SJAsSQtzurUBBx120e-y1utkXL4/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/SJAsSQtzurUBBx120e-y1utkXL4/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/SJAsSQtzurUBBx120e-y1utkXL4/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/SJAsSQtzurUBBx120e-y1utkXL4/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ln-PCseyS7Q/Tgy6DFlCywI/AAAAAAAAPkY/UsUDM-EqH9E/s1600/cinsel.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-ln-PCseyS7Q/Tgy6DFlCywI/AAAAAAAAPkY/UsUDM-EqH9E/s1600/cinsel.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Cinsel hayatınızda sorunlar yaşıyorsanız ya da daha renkli bir cinsel yaşam istiyorsanız bu bitkileri biryerlere not edin&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;KUŞDİLİ:&lt;/strong&gt; Tüm salgı bezlerini dengeli bir şekilde çalıştırıyor. Erkeklerde ve kadınlarda cinsel iktidarsızlığı gideriyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;MAYDANOZ:&lt;/strong&gt; Bedeni yorgunluk ve ruhi bunalımı gideriyor. Erkeklerde cinsel gücü artırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;NANE:&lt;/strong&gt; Erkeklerde psikolojik iktidarsızlığı gideriyor ve cinsel gücü artırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;TARÇIN:&lt;/strong&gt; Cinsel isteği artırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;ZENCEFİL:&lt;/strong&gt; Tüm vücudu uyararak, bedenen ve zihnen çalışma gücünü artırıyor. Erkeklere cinsel güç ve istek kazandırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;KEKİK:&lt;/strong&gt; Vücudun savunma gücünü ve erkekte cinsel arzuyu artırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;KİŞNİŞ:&lt;/strong&gt; Sinir sistemine de yarar sağlayan kişniş de erkeklerde cinsel arzuyu artırıyor. Günde bir kahve kaşığı kullanılması önerilen kişniş, sinir sistemine de çok yarar sağlıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; Et yemeklerine veya yemeklerde soslara kullanılan kişnişin, bir bardak sıcak suya yarım kahve kaşığı karıştırılarak yemeklerden sonra içilmesi öneriliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;VANİLYA:&lt;/strong&gt; Çeşitli sebeplerle erkeklerde görülen cinsel iktidarsızlığı gideriyor ve cinsel güç kazandırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;KIRMIZI BİBER:&lt;/strong&gt; Cinsel isteği artırdığı söylenen kırmızı biberin, damar sertliği, üre ve tansiyonu olan kişilerce kullanılmaması öneriliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;SİVRİ BİBER:&lt;/strong&gt; Bol miktarda C, P, K vitamini içeren sivri biberin de erkeklerde cinsel isteği artırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;HARDAL:&lt;/strong&gt; Cinsel arzuyu artırmanın yanı sıra sinirleri kuvvetlendiriyor. Ancak midesi hassas olanlar, karaciğer, damar sertliği ve tansiyonu olanların kullanmaması isteniyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;KEREVİZ:&lt;/strong&gt; Çeşitli iç salgı bezlerine etki ediyor ve onların faaliyetlerini artırıyor. Erkeklerde cinsel faaliyeti arttırarak, zamansız iktidarsızlığı önlüyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;AYÇİÇEĞİ:&lt;/strong&gt; Bol protein içeren ve E vitamini deposu olan ayçiçeği, iktidarsızlığa engel oluyor, cinsel arzuyu artırıyor. Kalp ve sinir hastalıklarına da iyi geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;GREYFURT:&lt;/strong&gt; Vücuda gençlik ve dinçlik veriyor. Sabah kahvaltıda bir bardak içilmesi önerilen greyfurt, ülser ve tansiyonu olanlara tavsiye edilmiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;ÇAM FISTIĞI:&lt;/strong&gt; Bol E vitamini içeren çam fıstığı, cinsel tükenme ve buna bağlı ortaya çıkan ruhi çöküntü ve kalp rahatsızlıklarına iyi geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;ANTEP FISTIĞI:&lt;/strong&gt; Protein ve bol E vitamini içeren Antep fıstığı da cinsel arzuyu uyarıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;SUSAM:&lt;/strong&gt; Cinsel isteği artırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-7750208033656201513?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/VJEjMqJyvFk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/7750208033656201513/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/cinsel-gucu-artran-besinler.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/7750208033656201513?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/7750208033656201513?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/VJEjMqJyvFk/cinsel-gucu-artran-besinler.html" title="Cinsel Gücü Artıran Besinler" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-ln-PCseyS7Q/Tgy6DFlCywI/AAAAAAAAPkY/UsUDM-EqH9E/s72-c/cinsel.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/cinsel-gucu-artran-besinler.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEEHQXs8cCp7ImA9WhZaFEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-3221772571026674696</id><published>2011-06-30T20:56:00.001+03:00</published><updated>2011-06-30T20:57:10.578+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-30T20:57:10.578+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kanser" /><title>Kanserle Savaşan Gıdalar</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/liDtyu0uFBo3VGGEf5ojEJYwNQg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/liDtyu0uFBo3VGGEf5ojEJYwNQg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/liDtyu0uFBo3VGGEf5ojEJYwNQg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/liDtyu0uFBo3VGGEf5ojEJYwNQg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-VAVX2O7eCv0/Tgy4uuvLX0I/AAAAAAAAPkU/1ZmbWWPJ5NM/s1600/kanser.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-VAVX2O7eCv0/Tgy4uuvLX0I/AAAAAAAAPkU/1ZmbWWPJ5NM/s1600/kanser.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Aşağıda sıralanan gıdalar Dünya Kanser Araştırmaları Fonu ve Kanser Araştırmaları Enstitüsü uzmanları tarafından kanserle mücadelede yarar sağlayan gıdalar olarak belirtildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;b&gt;MANTAR&lt;/b&gt;: Lentinan sayesinde özellikle mide kanserine iyi geliyor ve içerdiği protein, beyin ve kas sistemini güçlendiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;BAKLAGİLLER&lt;/b&gt;: Zengin protein ve asitlerle meme ve prostat kanserine neden olan tümörlerle mücadele ediyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;SICAK ÇİKOLATA:&lt;/b&gt; Çikolatadaki antioksidan, prostat ve meme kanseri başta olmak üzere kanser oluşumunu yavaşlatıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;KETEN TOHUMU&lt;/b&gt;: Tomurcuklarında bulunan zengin protein, özellikle prostat kanserini önlemede etkili. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;SOĞAN-SARMISAK: &lt;/b&gt;Mide, gırtlak ve bağırsak kanserine karşı etkili. BALIK: Tümörü tedavi etmeye yarıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;ŞARAP&lt;/b&gt;: Üzümdeki resveratrol, kansere neden olan kimyasalları öldürmede etkili. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;FINDIK&lt;/b&gt;: Beta-karoten ve E vitamini, tümörlerin büyümesini engelliyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;SOYA&lt;/b&gt;: İçeriğindeki protein ve vitamin, vücuttaki östrojen hormonunu artırıyor, meme kanserine karşı etkili.&lt;br /&gt;
Habertürk &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-3221772571026674696?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/ak_ns_D4Dz0" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/3221772571026674696/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/kanserle-savasan-gdalar.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/3221772571026674696?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/3221772571026674696?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/ak_ns_D4Dz0/kanserle-savasan-gdalar.html" title="Kanserle Savaşan Gıdalar" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-VAVX2O7eCv0/Tgy4uuvLX0I/AAAAAAAAPkU/1ZmbWWPJ5NM/s72-c/kanser.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/kanserle-savasan-gdalar.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Ck8ARHsyeyp7ImA9WhZbFko.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-4888385315523812566</id><published>2011-06-21T01:29:00.008+03:00</published><updated>2011-06-21T18:40:45.593+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-21T18:40:45.593+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="KADINLAR İÇİN 10 BESİN" /><title>Kadınlar için en iyi 10 yiyecek</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/innXuLiSJYvZbcGNeRczhL8CwLk/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/innXuLiSJYvZbcGNeRczhL8CwLk/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/innXuLiSJYvZbcGNeRczhL8CwLk/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/innXuLiSJYvZbcGNeRczhL8CwLk/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kH7sSglg2Bw/Tf-_tFnDqyI/AAAAAAAAPiA/7LlH2SlzvO8/s1600/water-cure-acne-250x150.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="120" src="http://3.bp.blogspot.com/-kH7sSglg2Bw/Tf-_tFnDqyI/AAAAAAAAPiA/7LlH2SlzvO8/s200/water-cure-acne-250x150.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;KADINLAR İÇİN EN İYİ 10 YİYECEK&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Kadınların gerçekten&amp;nbsp;erkeklerden daha farklı yemek yemesi&amp;nbsp;gerekir mi? Sonuçta hepimiz insanız. Bu kesinlikle doğru iken, bir kadının beslenme ihtiyacı&amp;nbsp;bir erkekten daha&amp;nbsp;özeldir. Pam Peeke, MD, M.Ph., yazarı &lt;i&gt;Fight Fat After 40&amp;nbsp;&lt;/i&gt; (2000 Viking) ve Tıp &lt;span style="background-color: white;"&gt;Fakültesi&lt;/span&gt; Maryland Üniversitesi'nde doçent açıklıyor:&lt;br /&gt;
"Kadınlar özeldir. Özellikle bazı yaş grubunda enerji odaklı kendine özgü beslenme türüne ihtiyaçları vardır ve bu yaş 30 yaş ve üstü anlamına gelir. İşte her kadının yıllar geçtikçe daha sağlıklı bir yaşam için haftalık diyeti ile birleştirmesi gereken gıdaların listesi vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;1: Kalsiyum açısından zengin gıdalar&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="bd"&gt;&lt;div class="line"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ywDuIC6plKA/Tf-__GaA8DI/AAAAAAAAPiE/k7nEdYt-mqg/s1600/kalsiyum.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="161" src="http://3.bp.blogspot.com/-ywDuIC6plKA/Tf-__GaA8DI/AAAAAAAAPiE/k7nEdYt-mqg/s200/kalsiyum.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Kalsiyum, düzenli ağırlık kaldırma egzersizleri ile kemiklerin güçlenmesine yardımcı olur, kemik erimesini engellemeye&amp;nbsp;yardımcı olur. Bunun için en iyi seçimler az yağlı süt ürünleri, koyu yeşil yapraklı sebzeler (lahana, brokoli, lahana), kalsiyum-destekli soya ürünleri ve soya peyniri, kalsiyum zenginleştirilmiş meyve suları ve kalsiyum güçlendirilmiş tahıllardır. Her gün ne kadar kalsiyum ihityacınızın olduğunu görmek için bu listeyi kontrol edin:    &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Diyet Referans girişleri (DRIs)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
4 ila 8 yaş: 800 miligram    &lt;br /&gt;
9 ila 13 yıl: 1300 miligram    &lt;br /&gt;
14 ila 18 yaşındaki: 1300 miligram    &lt;br /&gt;
19-50 yaş: 1.000 miligram    &lt;br /&gt;
51-70 + yaş: 1.200 miligram&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;2: Demir yönünden zengin besinler&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="bd"&gt;&lt;div class="line"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-gFTO3BCqoMY/Tf_AtoHTT1I/AAAAAAAAPiI/o2Du1PMruaE/s1600/demir.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="120" src="http://2.bp.blogspot.com/-gFTO3BCqoMY/Tf_AtoHTT1I/AAAAAAAAPiI/o2Du1PMruaE/s200/demir.jpg" width="99" /&gt;&lt;/a&gt;Kadınların aylık&amp;nbsp;regl dönemi&amp;nbsp;nedeniyle, menopoz öncesi kadınlarda daha fazla demir ihtiyacı olur. İyi demir kaynakları nohut fasulye, yağsız sığır eti, pazı, tofu ve kuru kayısı vardır.Kadınlar erkekler için sadece 10 ila 12 miligram göre, her gün demir 12 ila 15 miligram gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;3: C vitamini Bakımından zengin meyveler&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="bd"&gt;&lt;div class="line"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-aVbBtVygdng/Tf_CD86VmKI/AAAAAAAAPiM/ZTUs1tSyN_Y/s1600/cvit.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://2.bp.blogspot.com/-aVbBtVygdng/Tf_CD86VmKI/AAAAAAAAPiM/ZTUs1tSyN_Y/s200/cvit.jpg" width="100" /&gt;&lt;/a&gt;Bu yiyecekler turunçgiller, yer çilek , yeşil ve kırmızı biber, karalahana ve hardal yeşilliği, brokoli, ıspanak, domates, patates, kivi, guava ve maydanoz. Genel sağlığa katkılarına ek olarak, C vitamini bakımından&amp;nbsp;zengin olan bu&amp;nbsp;meyveler iyi birer antioksidandır. Yakın zamanda koroner kalp hastalığı riskinin azalması ile bağlantılı olmuşlardır. Günlük diyet içine meyve iki-üç porsiyon (veya daha fazla) katın. Kadınlar için C vitamini için günlük RDA 75 miligram.&lt;br /&gt;
&lt;h1 class="articlePageTitle"&gt;&amp;nbsp;&lt;/h1&gt;&lt;h1 class="articlePageTitle"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;4: Yeşil yapraklı sebzeler&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class="articlePageTitle"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-B6OAJUnrd1Q/Tf_DgBp4BPI/AAAAAAAAPiQ/5bd7JU7udmQ/s1600/yes%25C5%259Fil.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="109" src="http://4.bp.blogspot.com/-B6OAJUnrd1Q/Tf_DgBp4BPI/AAAAAAAAPiQ/5bd7JU7udmQ/s200/yes%25C5%259Fil.jpg" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;Bu kategorideki sebzeler lahana, koyu maruldan çin lahanasına kadar her seyi içerir. Bu sebzeler önemli bir besin olmasının yanı sıra diyet içinde çok önemlidir.(Günlük 20 ila 35 gram) Sebzeleri günde en az 3 porsiyon olarak almaya çalışın.&lt;/div&gt;&lt;div class="bd"&gt;&lt;div class="line"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;5: Kuruyemişler&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="articlePageTitle"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-D4kCScJc6V8/Tf_FMsEU1mI/AAAAAAAAPiU/wleSm6-cmTA/s1600/kuru.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="92" src="http://2.bp.blogspot.com/-D4kCScJc6V8/Tf_FMsEU1mI/AAAAAAAAPiU/wleSm6-cmTA/s200/kuru.jpg" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;Kuruyemişler kalp hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olur. Doymamış yağ oranı yüksektir. Ayrıca fındık iyi bir protein ,kalsiyum, fosfor, çinko yağı, bakır, selenyum, folik asit, E ve A vitamini deposudur. Bu nedenle&amp;nbsp;günlük tüketim sınırı &amp;nbsp;28 fıstık veya 14 yarım ceviz veya 7 fındık olmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div class="bd"&gt;&lt;div class="line"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;6: Su&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="bd"&gt;&lt;div class="line"&gt;Bir gıda olarak değil de, su vücuttaki tüm metabolik süreçler için önemlidir.Ayrıca, sindirim ile kilo kaybı yardımcı olur ve cildin görünümünü iyileştirir.&amp;nbsp;Günde 8-10 bardak su içilmeli&amp;nbsp;ancak yüksek su içeren (meyve veya sebze gibi) yemek ve&amp;nbsp;gıdalar da su alımına katkıda bulunacaktır.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;7: Kızılcık Suyu&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="bd"&gt;&lt;div class="line"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-UDS6U_D_7dM/Tf_Gx2zeiyI/AAAAAAAAPiY/ZP9L3kznMFI/s1600/k%25C4%25B1z%25C4%25B1lc%25C4%25B1k.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="83" src="http://4.bp.blogspot.com/-UDS6U_D_7dM/Tf_Gx2zeiyI/AAAAAAAAPiY/ZP9L3kznMFI/s200/k%25C4%25B1z%25C4%25B1lc%25C4%25B1k.jpg" width="100" /&gt;&lt;/a&gt;Kızılcık bulunan proantosiyanidin&amp;nbsp;bakterilerin mesane duvarına yapışmasını engeller.&amp;nbsp;Yeni araştırmaların da kızılcık suyunun &amp;nbsp;kalp-damar sağlığına iyi geldiğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;8: Folik asit açısından zengin gıdalar&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="bd"&gt;&lt;div class="line"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-_k0zS6sgV-8/Tf_HsAaBcnI/AAAAAAAAPic/nvZUhqWUKqg/s1600/folik.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="95" src="http://1.bp.blogspot.com/-_k0zS6sgV-8/Tf_HsAaBcnI/AAAAAAAAPic/nvZUhqWUKqg/s200/folik.jpg" width="100" /&gt;&lt;/a&gt;Kuşkonmaz, portakal, güçlendirilmiş tahıllar ve kuru fasulye gibi folik asit yönünden zengin besinlerdir. Folat sırasında önemlidir gebelik fetusun uygun nöral tüp gelişmenin sağlanması ve kalp sağlığı&amp;nbsp;için önemli olduğu gösterilmiştir. Günde 400 mikrogram BKİ (mcg) aldığınıza emin olun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;9: Tüm tahıllar&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
Tüm tahıllar kadınlarda sık görülen sinidirim sorunlarını savmak için yardımcı olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="bd"&gt;&lt;div class="line"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;10: Soya proteini:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Tk2Vdt1TAn4/Tf_JPz4AgII/AAAAAAAAPig/wr1RfKI_t4A/s1600/soya.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="89" src="http://3.bp.blogspot.com/-Tk2Vdt1TAn4/Tf_JPz4AgII/AAAAAAAAPig/wr1RfKI_t4A/s200/soya.jpg" width="110" /&gt;&lt;/a&gt;Soya proteini soya, fındık ezmesi ve soya sütü gibi ürünlerde bulunur. Soya proteini sağlıklı kalp için gerekli olan (kötü kolestrol düzeyi içinyardımcı olur) phytonutrients yönünden zengindir. Günlük 25 gram tüketimini hedefleyin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="background-color: #e6ecf9;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="background-color: #e6ecf9;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="background-color: #e6ecf9;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="background-color: #e6ecf9;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Not: &lt;/b&gt; &lt;i&gt;Eğer hamileyseniz veya emziriyorsanız&amp;nbsp; listede bulunan besinlerin&amp;nbsp;tüketimi farklı miktarlarda olabilir, diyet için herhangi bir değişiklik yapmadan önce doktorunuza danışın.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;Copyright 1999-2003 &lt;a href="http://howstuffworks.com/framed.htm?parent=top-10-foods-for-women.htm&amp;amp;url=http://www.foodfit.com/" target="new"&gt;FoodFit Şirket&lt;/a&gt; Tüm Hakları Saklıdır&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-4888385315523812566?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/QbSNCnL5W_8" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/4888385315523812566/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/kadnlar-icin-en-iyi-10-yiyecek.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/4888385315523812566?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/4888385315523812566?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/QbSNCnL5W_8/kadnlar-icin-en-iyi-10-yiyecek.html" title="Kadınlar için en iyi 10 yiyecek" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-kH7sSglg2Bw/Tf-_tFnDqyI/AAAAAAAAPiA/7LlH2SlzvO8/s72-c/water-cure-acne-250x150.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/kadnlar-icin-en-iyi-10-yiyecek.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkAESXs8eyp7ImA9WhZbFko.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-3139866796405297396</id><published>2011-06-21T00:06:00.002+03:00</published><updated>2011-06-21T18:38:28.573+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-21T18:38:28.573+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İDRAR YOLU ENFEKSİYONU" /><title>İDRAR YOLU ENFEKSİYONU İPUÇLARI</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gvBCpaR3YykJemQ0azm4sbuGw4A/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gvBCpaR3YykJemQ0azm4sbuGw4A/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gvBCpaR3YykJemQ0azm4sbuGw4A/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gvBCpaR3YykJemQ0azm4sbuGw4A/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="module articleBody moduleHeader2 marginClearBottom" id="ArticleWell"&gt;&lt;div class="inner"&gt;&lt;div class="bd"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9D2yPlB3sLI/Tf-2RLqA1oI/AAAAAAAAPh8/zuSOEgy3Oag/s1600/iye.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-9D2yPlB3sLI/Tf-2RLqA1oI/AAAAAAAAPh8/zuSOEgy3Oag/s1600/iye.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;1.Kızılcık suyu ile İdrar yolu enfeksiyonu önleme&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Anneniz haklıydı - kızılcık suyu gerçekten idrar yolu enfeksiyonları (İYE) önlemeye yardımcı olur.Yeni bir tıbbi Çalışmaya katılan 149 kadından, kızılcık suyu (konsantre yapılan) günlük bir bardak içmesi istendi.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Yüzde 20 oranında tekrarlayan İYE için risk azaldığı görüldü .Araştırmacılar suyun İYE neden olan bakterilerin gelişimini engelleyen asidik bir ortam yarattığını ilave olarak C vitamini takviyesi yaptığını belirtti.&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;2.Idrar yolu enfeksiyonları önlemek için&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Bir sonraki idrar yolu enfeksiyonu önlemek için, gün boyunca en az sekiz bardak sıvı ve eşdeğer içki almak sık sık idarar çıkma ve mesane temizlenmesine yardımcı olur. Alkol ve kafein gibi maddeler mesane tahrişine neden olabileceğinden&amp;nbsp;kaçının.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;3.İYE doğmamış bebekler için zararlı olabilir&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Hamileyken bir idrar yolu enfeksiyonu (İYE) ortaya çıkarsa, sağlık uzmanı tarafından&amp;nbsp;tavsiye edilen&amp;nbsp;ilaçları aldığınızdan emin olun. İYE tedavisinde başarısızlık Hamile kadınlarda düşük veya erken doğum riskini daha da yükseltir.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;4.Idrar yolu enfeksiyonları için kendi kendine yardım&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Sağlık doktorunuz tarafından idrar yolu enfeksiyonu &amp;nbsp;(İYE) ağrılarını gidermek için çeşitli ilaçlar tavsiye edilmesine rağmen, kendi kendinize yapabileceğiniz şeyler vardır. Sizin alt pelvik alana bir ısıtma yastığı, yoksa&amp;nbsp;örtü üriner sisteme &amp;nbsp;gömme veya bakteri&amp;nbsp; için bol su içmek yardımcı olabilir. Ayrıca &amp;nbsp;kahve, alkol ve baharatlı gıdalar kaçının.&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://healthywomen.org/" target="_blank"&gt;&lt;i&gt;Ulusal Kadın Sağlığı Kaynak Merkezi A.Ş. (NWHRC).&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-3139866796405297396?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/hnH5CSJ28As" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/3139866796405297396/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/idrar-yolu-enfeksiyonu-ipuclari.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/3139866796405297396?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/3139866796405297396?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/hnH5CSJ28As/idrar-yolu-enfeksiyonu-ipuclari.html" title="İDRAR YOLU ENFEKSİYONU İPUÇLARI" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-9D2yPlB3sLI/Tf-2RLqA1oI/AAAAAAAAPh8/zuSOEgy3Oag/s72-c/iye.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/idrar-yolu-enfeksiyonu-ipuclari.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUcHRnkyeCp7ImA9WhZbFk0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-4920567959715036606</id><published>2011-06-20T23:47:00.001+03:00</published><updated>2011-06-20T23:50:37.790+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-20T23:50:37.790+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GÜNEŞ YANIĞI" /><title>GIDALARLA GÜNEŞ YANIĞI TEDAVİSİ</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4PUjRdtOrRvj2MpOw-Rw23s-SYk/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4PUjRdtOrRvj2MpOw-Rw23s-SYk/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4PUjRdtOrRvj2MpOw-Rw23s-SYk/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4PUjRdtOrRvj2MpOw-Rw23s-SYk/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-liTUV35s470/Tf-yg3aCvfI/AAAAAAAAPh4/57p40jS7yYw/s1600/imagesCAKSD0KS.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-liTUV35s470/Tf-yg3aCvfI/AAAAAAAAPh4/57p40jS7yYw/s1600/imagesCAKSD0KS.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;HANGİ GIDALARI GÜNEŞ YANIĞI TEDAVİSİ İÇİN KULLANABİLİRİZ&lt;br /&gt;
Yaz aylarında oluşan güneş yanıklarına bazı gıdalar iyi gelmektedir.&lt;br /&gt;
1) Bir havlu sarılı dondurulmuş gıdalar hızlı bir rahatlama sağlayabilir.&lt;br /&gt;
2) Soğuk yumrular, örneğin patates ile ağrılarınızı yatıştırabilirsiniz.&lt;br /&gt;
3) Sade yoğurt ağrılarınızı yatıştırır.&lt;br /&gt;
4) Yulaf ezmesi, kabartma tozu ve mısır nişastası ile yapılan banyo cildinizin sıcaklığı, kaşıntı ve tahrişi azaltmada yardımcı olacaktır. &lt;br /&gt;
5) Başka bir alternatif ise bir bardak sirke ekleyerek yapılan banyo ağrıları azaltabilir.&lt;br /&gt;
6) Ayrıca güneş yanığı üzerine konulan sıcak çay poşetleri de rahatlama sağlayacaktır.&lt;br /&gt;
Kaynak: &lt;a href="http://www.sharecare.com/question/what-food-products-treat-sunburn#cmpid=dhdv001"&gt;Dove&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-4920567959715036606?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/mJSGfiyuu-4" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/4920567959715036606/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/gidalarla-gunes-yanigi-tedavisi.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/4920567959715036606?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/4920567959715036606?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/mJSGfiyuu-4/gidalarla-gunes-yanigi-tedavisi.html" title="GIDALARLA GÜNEŞ YANIĞI TEDAVİSİ" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-liTUV35s470/Tf-yg3aCvfI/AAAAAAAAPh4/57p40jS7yYw/s72-c/imagesCAKSD0KS.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/gidalarla-gunes-yanigi-tedavisi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0AFQXs_fip7ImA9WhZbFk0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-3371213322763955775</id><published>2011-06-20T23:28:00.000+03:00</published><updated>2011-06-20T23:28:30.546+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-20T23:28:30.546+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="BEHÇET HASTALIĞI" /><title>BEHÇET HASTALIĞI</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/T6Jk-W4YCSUi1ROiQ3yQXR8DnhE/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/T6Jk-W4YCSUi1ROiQ3yQXR8DnhE/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/T6Jk-W4YCSUi1ROiQ3yQXR8DnhE/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/T6Jk-W4YCSUi1ROiQ3yQXR8DnhE/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Ac7wpfjxWME/Tf-szzkIjTI/AAAAAAAAPh0/_qOZcT28K5U/s1600/behcet.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-Ac7wpfjxWME/Tf-szzkIjTI/AAAAAAAAPh0/_qOZcT28K5U/s1600/behcet.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;BEHÇET HASTALIĞI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Genel Bilgiler&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk kez 1937 yılında bir Türk doktoru  olan Hulusi Behçet tarafından tanımlanmıştır. Tıp Dünyasında bir Türk  doktoru tarafından tanımlanan nadir hastalıklardan birisidir.&lt;br /&gt;
Behçet hastalığının en tipik özelliği, ağızda tekrarlayan aft adı verilen yaralar olmasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ağız yaraları&lt;br /&gt;
Ağız yaralarına hemen hemen her hastada rastlanır ancak % 1 - 3 gibi az  bir kısım hastada ağızda yara şeklinde bir belirti görülmeksizin  hastalığın diğer belirtileri görülebilir. Genellikle ağızdaki yaralar hastalığın ilk belirtileridir ve diğer belirtiler ortaya çıkmadan yıllarca aft yakınması bulunan hastalar az değildir. Behçetteki ağız  yaraları, tekrarlayıcı basit aftlardan ayırd edilemez ise de çok sayıda  olmaları ve daha sık nüks etmeleri gibi farklılıklar vardır. Behçette  aftlar genellikle Ayda bir veya birkaç kez tekrarlar ve bir kaç Gün içersinde iyileşirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cinsel Bölge Yaraları&lt;br /&gt;
Behçet hastalığının diğer bir belirtisi de genital bölgede tekrarlayan  yaralardır. bu yaralar küçük, deriden kabarık kırmızılık veya sivilce  halinde başlar ve bunu, çabucak zımba ile delinmiş görünümde ve yavaş iyileşen yaranın gelişmesi izler. Bu yaralar hemen her zaman yerlerinde iz bırakarak iyileşirler. Genital bölge yaraları aftlara göre sayıca daha az&amp;nbsp;ve daha uzun sürede iyileşirler.&lt;br /&gt;
Deri Belirtileri&lt;br /&gt;
Behçet hastalığında, koltuk altları ve kasıklar gibi büyük kıvrım yerlerinde de benzer yaralara zaman zaman rastlanabilir.&lt;br /&gt;
1. Kırmızı ve ağrılı yumrular şeklinde oluşumlar.&lt;br /&gt;
2. Sivilce benzeri belirtiler.&lt;br /&gt;
3. Deri damarlarının hastalanmasıyla ilgili belirtiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göz Belirtileri&lt;br /&gt;
En önemli organ tutulmalarından biri olan gözdeki iltihaplanma  hastaların yarısında tespit edilir. Gözde kanlanma ve bulanık görme  şeklinde kendini gösterir. Erkeklerde ve genç&amp;nbsp;kisilerde göz belirtileri daha sık ve daha ağır seyrederken, kadınlarda ve yaşlılarda daha seyrek ve daha hafiftir seyreder. Göz belirtileri bazan körlüğe kadar gidebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu belirtilerin dışında Behçet hastalarının hemen hemen yarısında  eklem ağrısı ve eklemlerde şişme gibi şikayetler, beyin hastalıkları,  böbrek iltihabı, damar tıkanma ve genişlemeleri de görülebilir.&lt;br /&gt;
Behcet hastalığı daha çok 20-30 yaşlarda ve erkeklerde görülür. Türkler,  Araplar, Yahudiler, Ermeniler ve Japonlarda daha sık görülür. Behçet Hastalığının  en karakteristik özelliklerinden birisi ataklar halinde seyretmesidir.  Yaşla birlikte hastalığın aktivitesi azalır. Behçet hastalığının nedeni  bilinmemektedir. Tedavi hastalığın etkilediği organa göre değişir.  Tedavi kesinlikle doktor kontrolünde yapılmalıdır. Genetik biliminde  sağlanacak gelişmeler Behçet hastalığının tedavisinde yeni ufuklara &lt;adklik id="adklik3"&gt;yol&lt;/adklik&gt;  açacaktır. Behçet hastalığının en tipik özelliğinin ağızda tekrarlayan  yaralar olduğu unutulmamalı ve bu yakınmaları olan hastaların mutlaka Behçet Hastalığı yönünden araştırılması gereklidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Behçet, aslında bir hastalık değil tıbbi adı ile "sendrom" dur, ancak anlaşılır olması nedeni ile "hastalık" olarak yazılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sayfa içeriği İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Tekin Akpolat tarafından hazırlanmıştır&lt;br /&gt;
Konu ile ilgili makale için &lt;a href="http://sagens.erciyes.edu.tr/dergi/2007_1/murat.pdf"&gt;tıklayınız.&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;span id="ctl00_CPHContent_bilgilerimiGoruntule_lblKimlik"&gt;&lt;a href="http://sagens.erciyes.edu.tr/dergi/2007_1/murat.pdf"&gt;DOÇ.DR.&amp;nbsp;MURAT&amp;nbsp;BORLU&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-3371213322763955775?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/omTZJ1TD3qg" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/3371213322763955775/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/behcet-hastaligi.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/3371213322763955775?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/3371213322763955775?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/omTZJ1TD3qg/behcet-hastaligi.html" title="BEHÇET HASTALIĞI" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-Ac7wpfjxWME/Tf-szzkIjTI/AAAAAAAAPh0/_qOZcT28K5U/s72-c/behcet.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/behcet-hastaligi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEUDRnkzfip7ImA9WhZbFUQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-7491286109651260146</id><published>2011-06-20T20:51:00.000+03:00</published><updated>2011-06-20T20:51:17.786+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-20T20:51:17.786+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="FİZİK TEDAVİ" /><title>KOZAKLI FİZİK TEDAVİ</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/AnZ5brD7W1rvA8g2yHK6HuYyMvY/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/AnZ5brD7W1rvA8g2yHK6HuYyMvY/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/AnZ5brD7W1rvA8g2yHK6HuYyMvY/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/AnZ5brD7W1rvA8g2yHK6HuYyMvY/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;KOZAKLI FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON MERKEZİ AÇILDI &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-beyXO97pfqQ/Tf-HLhXAQCI/AAAAAAAAPho/A9vw5SSe_aM/s1600/KOZ3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-beyXO97pfqQ/Tf-HLhXAQCI/AAAAAAAAPho/A9vw5SSe_aM/s1600/KOZ3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-j3DY1WoihPY/Tf-HO6uIUwI/AAAAAAAAPhs/rbScT3E7Ajk/s1600/KOZ2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-j3DY1WoihPY/Tf-HO6uIUwI/AAAAAAAAPhs/rbScT3E7Ajk/s1600/KOZ2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-X14aDb0E6iM/Tf-HRzWOPmI/AAAAAAAAPhw/E89vmYPfWbI/s1600/KOZ.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-X14aDb0E6iM/Tf-HRzWOPmI/AAAAAAAAPhw/E89vmYPfWbI/s1600/KOZ.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="icerik"&gt;&lt;span style="font-size: 15px;"&gt;Türkiye'nin en büyük Hidrotermal Fizik Tedavi ve Kür Merkezi'nin Kozaklı'da&amp;nbsp; hizmete girdi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kozaklı'da Türkiye'nin en büyük Hidrotermal Fizik Tedavi ve Kür  Merkezi olarak yapımına 1978 yılında başlanılan ve Milyon Dolarlık  harcama ile 1986 yılında inşası tamamlanan bina, Nevşehir Dr. i. şevki  Atasagun Devlet Hastanesi'ne bağlı 240 yatak kapasiteli Kozaklı Hidrotermal Fizik Tedavi Merkezi olarak açıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="icerik"&gt;&lt;span style="font-size: 15px;"&gt;&lt;span class="icerik"&gt;&lt;span style="font-size: 15px;"&gt;Sağlık Müdürü  Dr.Hasan YILMAZ, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="icerik"&gt;&lt;span style="font-size: 15px;"&gt;Merkezde Türkiye'de  ilk kez fizik tedavi alanında robotik rehabilitasyon cihazlarının  Kozaklı Fizik-Tedavi Merkezi'nde kullanıldığını belirtti. Ayrıca dünyada sayılı olan bu cihazlar özellikle felçli hastalar için büyük umut kaynağı oldu. Burada tedavi gören hastaların görüşlerine göre yapılan tedavilerin son derece olumlu sonuç verdiği yönünde.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-7491286109651260146?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/mD2bPGEQPLw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/7491286109651260146/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/kozakli-fizik-tedavi.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/7491286109651260146?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/7491286109651260146?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/mD2bPGEQPLw/kozakli-fizik-tedavi.html" title="KOZAKLI FİZİK TEDAVİ" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-beyXO97pfqQ/Tf-HLhXAQCI/AAAAAAAAPho/A9vw5SSe_aM/s72-c/KOZ3.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/kozakli-fizik-tedavi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Ck8FQ3o4fyp7ImA9WhZbFUw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-4147708934910394124</id><published>2011-06-19T22:12:00.000+03:00</published><updated>2011-06-19T22:13:32.437+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-19T22:13:32.437+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="KENE" /><title>KENE</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ay536-5BORnrawwiCXpdP5q51bo/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ay536-5BORnrawwiCXpdP5q51bo/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ay536-5BORnrawwiCXpdP5q51bo/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ay536-5BORnrawwiCXpdP5q51bo/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-PMg7dLtawMo/Tf5JosfbrbI/AAAAAAAAPhY/G8mVwrEGfVg/s1600/kene.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="141" src="http://3.bp.blogspot.com/-PMg7dLtawMo/Tf5JosfbrbI/AAAAAAAAPhY/G8mVwrEGfVg/s320/kene.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ KENESİ&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="abs"&gt;&lt;br /&gt;
Baharın gelmesiyle birli,kte yeniden görülen kenelerden kurtulmak için uzmanların şu tavsiyelerine uymak gerekiyor.&lt;/div&gt;Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Reşit Mıstık, keneden korunmak için açık havadaki aktiviteler sırasında uzun kollu açık renk giysiler giyilip, pantolonun çorabın veya botların içine sokulmasını tavsiye etti. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bursa Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen konferansta kene hastalıklarının bulaşma ve korunma yolları anlatıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son dönemde sıkça gündeme gelen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hakkında bilgi veren Prof. Dr. Reşit Mıstık, Türkiye’de KKKA olgu sayısının 2002 yılında 17, 2003 yılında 133, 2004 yılında 249, 2005 yılında 266, 2006 yılında 438, 2007 yılında 713, 2008 yılında bin 315, 2009 yılında ise bin 300 olduğunu hatırlattı. Virüsün insanlara nasıl bulaştığını da anlatan Prof. Mıstık, “İxodid ve argasid kenelerinin tutunması, ezilmesi, virüsü kanında bulunduran çiftlik hayvanlarının kan veya dokularıyla temas edilmesi ve hastayla temas durumunda virüs bulaşır. KKKA virüsü insana tesadüfen geçer. Asıl konakları sığır, koyun ve keçidir. Kanda virüsün bulunduğu zamanda bu hayvanlardan kan emen veya daha önce virüsü bulunduran keneler insana tutunursa virüsü bulaştırır." dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Prof. Mıstık, deriye yapışan kenenin çıkartılma yolunu ise şöyle anlattı: "Yapışan kene ince uçlu cımbız ile kağıt havlu veya kauçuk eldiven giyilerek çıkarılır. Yeri sabunlu suyla yıkanır ve antiseptik sürülür. Sağlık çalışanları tarafından kişinin başlangıç tetkikleri yapılmalıdır. Kene tutunması olan kişi 3 gün arayla 14 gün izlenmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kene bükülmemeli ve kıvrılmamalıdır. Kenenin olduğu vücut parçası sıkılmamalı, ezilmemeli ve delinmemelidir. Kene çıplak elle ellenmemelidir. Kene çıkarıldıktan sonra tutunma bölgesine antisepsi uygulanmalı, eller su ve sabunla yıkanmalıdır. Açık havadaki aktiviteler sırasında uzun kollu açık renk giysiler giyilmeli, pantolon çorabın veya botların içine sokulmalıdır. Kıyafetler sık sık kontrol edilmelidir. Kenelerin sıklıkla bulunduğu yerler diz arkaları, el ve ayak parmak aralıkları, koltuk altları, kulak arkası, boyun ve saçlı deri gibi ince derilerdir."&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;PROF AYDIN: ÇEVREYİ İLAÇLAMAK SONUÇ VERMEZ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
UÜ Veteriner Fakültesi’nden Prof. Dr. Levent Aydın ise 20 yılda toplam 8 kez kene tarafından ısırıldığını belirtirken, şöyle konuştu: "Ama 4 saatte bir kendimi kontrol ettim. Keneye çıplak elle ellemek doğru değildir. Artık vatandaşlarımızın çevre ilaçlamasıyla bir sonuç alınamayacağını da bilmesi gerekir. İlerleyen yıllarda sayının daha da yükseleceğini herkese anlatmamız gerekir. Çünkü kenelerin doğal düşmanlarını öldürüyoruz. Özellikle uyarı tabelalarımızı büyükşehirde belli risk odaklarımıza asmalıyız. Ancak bu durum bile ülkemizde yanlış algılanır. Bu tabelalar insanları sadece uyarıyor. ‘Buraya piknik geliyorsunuz, gelin ama kene var.’ 4 saatte bir kendinizi ve pet hayvanınızı kontrol edin. Açık renkli elbiseler giyin. Uzun kollu giyinin. İstenmeyen bir durumda da bir sağlık kuruluşuna başvurun."&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kenenin büyüklüğüne de dikkat çeken Aydın, "Şunu da vurgulamak gerekir. Göreceğiniz kene yarım santim ve siyahtır. Yarım santimden küçük olamaz. Bunlar Kırım Kongo taşıyamaz. Bunlar başka tür kenelerdir. Göreceğimiz kene büyük bir kenedir. Bir sınıf arkadaşım Ödemiş Belediyesi’nde çalışıyor. Orada da vatandaşlar aynı talepte bulunmuş. Arkadaşım da durumu herkese anlatmış. Bir ay sonra beni aradı ve hem belediyeden, hem de kaymakamlıktan ödül aldığını söyledi. Her gün ilaçlama yapıyorlarmış. ‘Nasıl yapıyorsunuz, bunu konuşmuştuk’ dediğimde arkadaşım, ‘Su atıyoruz ve keneler azaldı’ dedi. Olay biraz da psikolojiktir." şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;
(HABER7)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-4147708934910394124?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/uLK2aNVKk3w" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/4147708934910394124/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/kene.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/4147708934910394124?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/4147708934910394124?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/uLK2aNVKk3w/kene.html" title="KENE" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-PMg7dLtawMo/Tf5JosfbrbI/AAAAAAAAPhY/G8mVwrEGfVg/s72-c/kene.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/kene.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0YHSXg_fSp7ImA9WhZbFUs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-4633448727286451957</id><published>2011-06-19T21:52:00.002+03:00</published><updated>2011-06-20T12:12:18.645+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-20T12:12:18.645+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="CİNSEL SAĞLIK" /><title>CİNSEL GÜCÜ ARTIRAN BESİNLER</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rvmVRxv4ovdTLq4FfOqqZB-HZL8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rvmVRxv4ovdTLq4FfOqqZB-HZL8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rvmVRxv4ovdTLq4FfOqqZB-HZL8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rvmVRxv4ovdTLq4FfOqqZB-HZL8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-SuQMzP7MwxY/Tf5FQHB8nlI/AAAAAAAAPhU/BYJOWIu8VCI/s1600/imagesCA4UNUXJ.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-SuQMzP7MwxY/Tf5FQHB8nlI/AAAAAAAAPhU/BYJOWIu8VCI/s1600/imagesCA4UNUXJ.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;h1 id="divAdnetKeyword"&gt;Cinsel gücü artıran besinler&lt;/h1&gt;&lt;div class="text" id="divAdnetKeyword3"&gt;Cinsel gücün artmasında en önemli faktör kan dolaşım sistemidir. Bu&amp;nbsp;sebeple dolaşımın iyi çalışması gerekir.  Beslenme düzeninizde yapacağınız ufak değişimlerle cinsel yaşamınızı olumlu  etkileyebilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*&lt;strong&gt;Çikolata&lt;/strong&gt;, serotonin ve dopamin  hormon sentezini tetiklediği için mutluluk&amp;nbsp;verir ayrıca theobromin içermesinden  dolayı sizi uyarır.&lt;br /&gt;
*Birçok meyvede bulunan antosiyan, kan akışkanlığını  hızlandırır. Özellikle &lt;strong&gt;ahududu, böğürtlen, çilek, kiraz, yabanmersini  &lt;/strong&gt;antosiyaninden  zengindir.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;*&lt;strong&gt;Somon&lt;/strong&gt;, omega-3 oranı fazla  olan balıklardandır ve&amp;nbsp;omega-3 kan akışkanlığını hızlandıran bir  yağ asididir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Demir eksikliği cinsel hayatı olumsuz etkileyebilir, demir  eksikliğinin oluşmaması için de yağsız &lt;strong&gt;kırmızı et, tavuk, hindi, yumurta  ve kurubaklagiller &lt;/strong&gt;tüketilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*&lt;strong&gt;Avokado&lt;/strong&gt;; B6  vitamininden zengindir dolayısıyla serotonin salgılanmasını uyarır ayrıca E  vitamininden zengindir testesteron salınımını  artırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*&lt;strong&gt;Domates&lt;/strong&gt;, likopenden zengin&amp;nbsp;bir sebzedir ve libido artırıcı  özelliğe sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*&lt;strong&gt;Sarımsak&lt;/strong&gt;, damarları genişletir ve  dolayısıyla dolaşımı hızlandırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;*İstiridye, midye, deniz  tarağı&lt;/strong&gt; çinko ve iyottan zengin deniz mahsulleridir. Çinko testesteron  salgılanması için önemli&amp;nbsp;bir mineraldir. Dyt.Ozlem Sert  Aydın&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*&lt;strong&gt;Acı biber&lt;/strong&gt;, kan akışını hızlandırdığı ve sinir  uçlarını etkilediği için önemlidir. Aynı etkiyi zencefil de  gösterir.&lt;br /&gt;
*&lt;strong&gt;Ananas&lt;/strong&gt;, bromelin enzimi içermektedir ve  bromelin de libidoyu artırır.&lt;br /&gt;
*&lt;strong&gt;Yumurta&lt;/strong&gt;, B6 ve B5  vitaminlerinden zengindir yani strese karşı koruyucu, hormon seviyesini  dengeleyicidir. Böylelikle libidoyu artırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Kuruyemişler, özellikle  &lt;strong&gt;badem, fındık ve antep fıstığı &lt;/strong&gt;l-arjinin adlı aminoasitten  zengindir ve dopamin hormonu sentezini tetiklediği ve dolayısıyla kan akışını  hızlandırdığı için tüketilmesi gereken besinlerdendir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Sigara elbette  vücudumuzda bütün sisteme zarar vermektedir ama özellikle dolaşım sistemini  etkileyip kanda toksik madde miktarını artırmaktadır. Bu da cinsel hayatı  olumsuz etkileyen bir faktördür.&lt;br /&gt;
*Sağlıklı bir cinsel hayat için alkol  tüketiminizi azaltmalı, işlenmiş yiyeceklerden ve kalorisi yüksek besinlerden  uzak durmalı, her sebze ve meyveyi mevsiminde tüketmeli ve stressiz bir yaşam  için elinizden geleni yapmalısınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.ozlemsert.com/"&gt;&lt;strong&gt;Diyetisyen Özlem Sert  Aydın&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/diyetisyenozlemsert"&gt;&lt;strong&gt;http://www.facebook.com/diyetisyenozlemsert&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-4633448727286451957?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/inS2YPQ6Wbw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/4633448727286451957/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/cinsel-gucu-artiran-besinler.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/4633448727286451957?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/4633448727286451957?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/inS2YPQ6Wbw/cinsel-gucu-artiran-besinler.html" title="CİNSEL GÜCÜ ARTIRAN BESİNLER" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-SuQMzP7MwxY/Tf5FQHB8nlI/AAAAAAAAPhU/BYJOWIu8VCI/s72-c/imagesCA4UNUXJ.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/cinsel-gucu-artiran-besinler.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0YNQnY_eip7ImA9WhZbFU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-2609222493558273353</id><published>2011-06-19T21:46:00.000+03:00</published><updated>2011-06-19T21:46:33.842+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-19T21:46:33.842+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="MİGREN" /><title>MİGREN</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/D6jDTUP4Lzae-iT5bizQNUohGfM/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/D6jDTUP4Lzae-iT5bizQNUohGfM/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/D6jDTUP4Lzae-iT5bizQNUohGfM/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/D6jDTUP4Lzae-iT5bizQNUohGfM/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8uKn3JcL0mk/Tf5DU462l8I/AAAAAAAAPhQ/sw70Ox6BEFQ/s1600/641117_detay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-8uKn3JcL0mk/Tf5DU462l8I/AAAAAAAAPhQ/sw70Ox6BEFQ/s1600/641117_detay.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;h1 class="header"&gt;Altı kişiden birinde migren var!&lt;/h1&gt;&lt;h2 class="spot"&gt;Migren genellikle zonklayıcı ve sıklıkla tek taraflı baş ağrısı  atakları ile seyreden, Türkiye’de de sık rastlanan kronik bir hastalık&lt;/h2&gt;&lt;div class="body clearfix" id="news-detail-body"&gt;&lt;span id="news-detail-body"&gt; Her 6 kişiden birinde, her 4 kadından birinde migren görülüyor. Migren yıllık ortalama 12 günlük iş kaybına neden  oluyor. Görülme sıklığı çok yüksek olmasına rağmen Türkiye’de ve dünyada migrenin teşhis oranları  oldukça düşük. Hastaların önemli bir bölümünün migren konusunda sınırlı bilgisi varken, hastaların  üçte biri doktora hiç başvurmuyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;8 MİLYON MİGRENLİ  &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a class="LinkBodyKeywords" href="http://www.haberturk.com/etiket/prof_dr_mehmet_zarifoğlu"&gt;Prof Dr. Mehmet Zarifoğlu&lt;/a&gt;,  kampanyanın tanıtım toplantısında konuyla ilgili bilgi verdi. Türkiye’de migren  görülme sıklığının yüzde 16.4 olduğunu ve ülkemizde toplam 8 milyon migren  hastası bulunduğunun tahmin edildiğini belirten Prof. Zarifoğlu, bu hastaların  ancak yarısının sorunun çözümü için bir nöroloji uzmanına başvurduğunu  belirtti.&lt;br /&gt;
(&lt;a href="http://www.haberturk.com/saglik/haber/641117-alti-kisiden-birinde-migren-var"&gt;habertürk&lt;/a&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-2609222493558273353?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/8K1tglcLjjw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/2609222493558273353/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/migren.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/2609222493558273353?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/2609222493558273353?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/8K1tglcLjjw/migren.html" title="MİGREN" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-8uKn3JcL0mk/Tf5DU462l8I/AAAAAAAAPhQ/sw70Ox6BEFQ/s72-c/641117_detay.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/migren.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkEAQXozfyp7ImA9WhZbFU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-655220743444102721</id><published>2011-06-19T21:37:00.000+03:00</published><updated>2011-06-19T21:37:20.487+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-19T21:37:20.487+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="SAÇ BAKIMI" /><title>BEYAZ SAÇ TARİH OLUYOR</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1Ez6AY4K5b7PX0lBqxher0fVXRo/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1Ez6AY4K5b7PX0lBqxher0fVXRo/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1Ez6AY4K5b7PX0lBqxher0fVXRo/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1Ez6AY4K5b7PX0lBqxher0fVXRo/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ZpKEkzs5GG0/Tf5BS4FBLII/AAAAAAAAPhE/MZj3I5WnWNI/s1600/BE.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-ZpKEkzs5GG0/Tf5BS4FBLII/AAAAAAAAPhE/MZj3I5WnWNI/s1600/BE.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-fPboSdmvdV8/Tf5BVfvAn6I/AAAAAAAAPhI/mL-iy62oP2E/s1600/BE2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="179" src="http://2.bp.blogspot.com/-fPboSdmvdV8/Tf5BVfvAn6I/AAAAAAAAPhI/mL-iy62oP2E/s200/BE2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;h2 id="divAdnetKeyword2"&gt;ABD’de bilim adamları, yaşlanmanın en belirgin belirtisi  beyaz saç köklerine neden olan iki yeni hücre tipi belirledi.&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;
Bilim adamları saç renginin melanosit olarak bilinen ve renk üreten  kök hücrelerle birlikte çalışan kıl folikülü kök hücreleri tarafından  belirlendiğini, ancak son olarak "Wnt" adlı protein pigmentasyonunu kontrol eden  iki &lt;span class="ADPopLink" style="border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; color: #ee6603;"&gt;&lt;b&gt;yeni&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; hücre tipi belirlediklerini bildirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cell dergisinde yayımlanan makalede, New York  Üniversitesi Tıp Merkezi araştırma ekibine göre, kök hücrelerdeki bu protein  eksikliği &lt;span class="ADPopLink" style="border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; color: #ee6603;"&gt;&lt;b&gt;beyaz&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; saça neden oluyor. Ekibin başında  bulunan Prof. Mayumi Ito, fareler üzerinde yapılan deneylerde Wnt sinyal  proteinleri ile hücrelerin genetiği değiştirilerek saç renginin değişiminin  durdurulabileceğini ve eski rengin de geri gelebileceğini söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;!--banner_300x250--&gt; &lt;br /&gt;
Ito, yapılan bu araştırmanın melanom dahil melanositle ilgili  başka hastalıklar hakkında da derinlemesine &lt;span class="ADPopLink" style="border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; color: #ee6603;"&gt;&lt;b&gt;bilgi&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; vereceğini kaydetti. &lt;br /&gt;
(MİLLİYET)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-655220743444102721?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/Mo5Lofa8t3U" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/655220743444102721/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/beyaz-sac-tarih-oluyor.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/655220743444102721?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/655220743444102721?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/Mo5Lofa8t3U/beyaz-sac-tarih-oluyor.html" title="BEYAZ SAÇ TARİH OLUYOR" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-ZpKEkzs5GG0/Tf5BS4FBLII/AAAAAAAAPhE/MZj3I5WnWNI/s72-c/BE.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/beyaz-sac-tarih-oluyor.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkQAQHk9eSp7ImA9WhZbFU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2811089193132198983.post-7115828921762644119</id><published>2011-06-19T21:32:00.000+03:00</published><updated>2011-06-19T21:32:21.761+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-19T21:32:21.761+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ÇOCUK SAĞLIĞI" /><title>Biberonlarda BPA tehlikesi</title><content type="html">
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/V5VE01UskKfMV_GqvXFPnUpiMO4/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/V5VE01UskKfMV_GqvXFPnUpiMO4/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/V5VE01UskKfMV_GqvXFPnUpiMO4/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/V5VE01UskKfMV_GqvXFPnUpiMO4/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9ENOJlh1gJw/Tf5ATFcVIlI/AAAAAAAAPhA/PUipgq_wO5s/s1600/B%25C4%25B0BERON.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-9ENOJlh1gJw/Tf5ATFcVIlI/AAAAAAAAPhA/PUipgq_wO5s/s1600/B%25C4%25B0BERON.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, kanserojen olabileceği şüphesi üzerine, AB ile  paralel olarak, biberon gibi bebek beslenmesinde kullanılan polikarbonat  malzemelerin üretiminde Bisfenol A'nın (BPA) kullanımını  yasakladı.&lt;/h2&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt; Bir ay içerisinde gerekli düzenlemeleri yapmayan iş yerleri ve satış yerlerinin  faaliyetine izin verilmeyecek.&lt;br /&gt;
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın Türk Gıda  Kodeksi Gıda Maddeleri ile Temasta Bulunan Plastik Madde ve Malzemeler  Tebliği'nde yaptığı değişiklik, Resmi &lt;a class="keywords" href="http://www.hurriyet.com.tr/anasayfa/" target="_blank" title="Gazete"&gt;Gazete&lt;/a&gt;'nin bugünkü  sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.&lt;br /&gt;
Tebliğ uyarınca, referans numarası  “13480” olan “2,2-Bis(4-hidroksifenil)propan”, Türk Gıda Kodeksi (TGK)-Bebek  Formülleri ve TGK-Devam Formülleri Tebliğleri'nde bebek olarak tanımlanan  tüketici grubu için kullanılan, polikarbonat madde ve malzemelerin üretiminde  kullanılamayacak.&lt;br /&gt;
Tebliğdeki geçici madde uyarınca, halen faaliyet gösteren  ve bu tebliğ kapsamındaki ürünleri üreten, ithal eden ve satan iş yerleri, 1 ay  içinde tebliğ hükümlerine uyacak. Bu süre içerisinde gerekli düzenlemeleri  yapmayan iş yerleri &lt;br /&gt;
ve satış yerlerinin faaliyetine izin verilmeyecek. Bu iş  yerleri hakkında 5996 &lt;br /&gt;
sayılı “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve  Yem Kanunu” hükümlerine göre işlem yapılacak.&lt;br /&gt;
BPA, damacana, bazı fırın  kapları, biberon gibi sertleştirilmiş polikarbonat (PC) maddelerde kullanılıyor.  BPA'nın “endokrin bozucu” etkisi dolayısıyla kansere neden olabileceği yönündeki  iddialar üzerine, AB bir süre önce biberonlarda BPA kullanımını  yasaklamıştı.&lt;br /&gt;
BPA'nın endokrin bozucu etkisi nedeniyle kansere neden  olabileceği yönünde, halen bilimsel olarak kesin bir tespit yapılmadığı, ancak  AB'de EFSA'nın bu şüpheler üzerine biberonlarda kullanım yasağı getirdiği, Tarım  ve Köyişleri Bakanlığı'nın da bu yasak kararına uyduğu belirtildi.&lt;br /&gt;
AB'nin  Sağlık ve Tüketici Politikası Komiseri John Dalli, geçen yıl yaptığı açıklamada,  BPA'nın kullanılmaması kararının AB hükümetlerinin çoğunluğu tarafından  desteklendiğini belirterek, yapılan yeni araştırmaların, kesin olmayan bazı  alanlarda BPA'nın gelişme, bağışıklık ve tümör büyümesinde etkili olduğunu  gösterdiğini söylemişti. AB, bu yıl esleme biberonlarında polikarbon üretimini,  ithal ve satışını yasaklama kararı öngörüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;POLİKARBON  DAMACANALAR TEMİZE ÇIKMIŞTI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Hacettepe Üniversitesi Gıda  Araştırma Merkezi (HÜGAM), PC damacanalarda bulunan ve “endokrin bozucu” etkisi  dolayısıyla kansere neden olabileceği belirtilen Bisfenol A'nın (BPA) içme  suyuna geçme riskini araştırmış ve bu riskin, insan sağlığına etkisi açısından  “yok denebilecek düzeyde” olduğunu ortaya koymuştu.&lt;br /&gt;
Dünyada ilk kez  Türkiye'de yapılan ve geçen yıl Eylül'de sonuçlandırılan araştırmaya göre,  polikarbonat (PC) damacanalarda bulunan BPA, damacana 35 derecede 60 gün  bekletilse bile, uluslararası düzeyde belirlenen sağlık limitlerinin 200'de biri  kadar suya geçiyor. Saptanan migrasyon (göç-suya geçiş) düzeyi ile bir insanın  PC damacanalardan sağlığı tehdit eder düzeyde BPA alabilmesi için, günde 60  damacana, bir bebeğin de 6 damacana su içmesi gerektiği belirtildi.&lt;br /&gt;
HÜGAM  Müdür Yardımcısı ve araştırma grubunun başkanı Prof. Dr. Yaşar Kemal Erdem,  yaklaşık 3 ayda tamamlanan ve piyasadan alınan örneklerin de kullanıldığı  araştırma sonucunda, PC damacanalardaki BPA'nın suya geçiş oranlarını test  ettiklerini, bu oranların, uluslararası sağlık limitlerinin çok altında  kaldığını saptadıklarını belirtmişti.&lt;br /&gt;
Prof. Dr Erdem'in verdiği bilgiye göre,  dünya genelinde 2,5 milyon ton BPA kullanımı var. Epoksi reçineler, konserve  kutu lakları, PVC borular, PC ambalajlar, havacılık, otomotiv, yapı malzemeleri  gibi çok yaygın bir alanda kullanılan BPA'nın zayıf östrojenik özelliğe sahip  olduğu biliniyor ve bu nedenle endokrin bozucu olarak nitelendiriliyor. Bazı  otoriteler, BPA'nın düşük dozlarının da sağlık açısından ters etki  yaratabileceği görüşünü savunuyor.&lt;br /&gt;
AB mevzuatında ve Türk Gıda Kodeksi'nde,  BPA bileşiğine ilişkin spesifik migrasyon (geçiş) limiti 0,6 mg/kg ile  sınırlandırılmış. Yani polikarbonat (PC) ambalajlarda satışa sunulan veya  ambalaj materyali içerisinde BPA bulunan, insan beslenmesine yönelik herhangi  bir gıda maddesinde BPA migrasyonu söz konusu ise BPA derişiminin, o gıdanın  kilogramında 0,6 miligramı geçmemesi gerekiyor. Vücuda alınabilecek miktarının  da vücut ağırlığı başına 0,05 mg/kg'ı geçmemesi gerektiği için, 70 kg  ağırlığındaki bir yetişkinin günde en fazla 3,5 mg BPA alması, sağlık açısından  riskli görülmüyor.&lt;br /&gt;
Türkiye'de son yıllarda yiyecek ve içecek ambalajlarının  büyük çoğunluğunda PET ve PC kullanılması nedeniyle, BPA migrasyonu, “kanser  riski”ne dikkat çekilerek sık sık kamuoyunun gündemine getiriliyor. Özellikle 19  litrelik PC damacana ambalajlarda tüketime sunulan doğal kaynak suları ve  mineralli sularda BPA varlığının saptanması, halk sağlığı, tüketici  bilgilendirilmesi ve üretici sorumluluğu açısından büyük önem  taşıyor.&lt;br /&gt;
Araştırma yaparken, PC damacanalarının yarıya yakınının bu yıl imal  edildiğini, toplamda ise en az yüzde 80'inin 2008-2010 yılı ürünü olduğunu  belirlediklerini kaydeden Prof. Dr. Yaşar Erdem, AA muhabirine daha önce yaptığı  açıklamada, sektörde 3 yıldan daha eski damacana kullanma oranının çok düşük  olduğunu belirtmişti. Prof. Dr. Erdem, “damacana eskidikçe BPA migrasyonunda bir  artış olmadığını” da belirlediklerini vurgulamıştı.&lt;br /&gt;
Piyasadan toplanan  örnekler üzerinde yapılan incelemede, örneklerin dolum tarihlerinin de 10 günü  geçmediğinin saptandığına işaret eden Prof. Dr. Erdem, araştırma sonuçları  hakkında şunları söylemişti:&lt;br /&gt;
“PC damacana ambalajlarda satışa sunulan doğal  kaynak suyu örneklerinde 4 derecede 60 günlük depolama süresince BPA migrasyonu  gözlenmedi. Oda sıcaklığında, 20 derecede 60 gün bekletilen damacanalardaki BPA  migrasyonu ise 0.6 mg/kg'lık yasal sınırın 450'de birinden daha az, 0,001 mg/kg  olarak saptandı. Damacanaların doğrudan güneş ışığına maruz kalma olasılığı  dikkate alınarak 35 derecede depolanması halinde ise BPA migrasyonu en çok 0,003  mg/kg oldu. Bu oranın AB ve Türk mevzuatında günlük yasal sınır olan 0,6  mg/kg'ın 200'de birinden daha düşük olduğu dikkate alınırsa, bu oranlarda BPA  varlığının sağlık açısından herhangi bir risk yaratmayacağı dile  getirilebilir.&lt;br /&gt;
Bu kadar düşük oranlarda BPA varlığının risk oluşturabilmesi  için PC damacanalardaki doğal kaynak ve mineralli suların 35 derecede yaklaşık  32 yıl depolanması gerekir. Bu düzeyde BPA varlığı söz konusuyken, sağlık  açısından bir risk oluşturabilmesi için bir yetişkinin günde 1200 litre (60  damacana), bir bebeğin günde 120 litre (6 damacana) su içmesi  gerekecektir.&lt;br /&gt;
BPA'nın konserve kutularının iç laklarında da kullanıldığını  hatırlatan Prof. Dr. Yaşar Kemal Erdem, HÜGAM'da, metal kaplarda satışa sunulan  gıda maddeleri (konserveler, gazlı/gazsız içecekler vb.) konusunda ve tüketici  sağlığı açısından riskleri tartışılan PET ambalajlarda satışa sunulan özellikle  yemeklik yağlar, içecekler, süt vb. gıdalarda kanserojen madde migrasyonu  konusunda araştırma planladıklarını kaydetmişti.&lt;br /&gt;
Bisfenol A, iki fenol ve  polikarbonat moleküllerinin birleşmesiyle elde edilen bir tür organik bileşik ve  özellikle plastik, naylon, polyester ve PVC gibi maddelerin üretilmesinde etkin  rol oynuyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;ANKARA(A.A)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2811089193132198983-7115828921762644119?l=www.saglikcinsellik.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SalikVeCinsellik/~4/7kzMCjj7Zog" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.saglikcinsellik.com/feeds/7115828921762644119/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/biberonlarda-bpa-tehlikesi.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/7115828921762644119?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2811089193132198983/posts/default/7115828921762644119?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SalikVeCinsellik/~3/7kzMCjj7Zog/biberonlarda-bpa-tehlikesi.html" title="Biberonlarda BPA tehlikesi" /><author><name>admin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04580335613089262068</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-9ENOJlh1gJw/Tf5ATFcVIlI/AAAAAAAAPhA/PUipgq_wO5s/s72-c/B%25C4%25B0BERON.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.saglikcinsellik.com/2011/06/biberonlarda-bpa-tehlikesi.html</feedburner:origLink></entry></feed>

