<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" standalone="no"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:blogger="http://schemas.google.com/blogger/2008" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-32372009</atom:id><lastBuildDate>Thu, 01 May 2025 07:04:46 +0000</lastBuildDate><category>bilgi</category><category>bilgisayar</category><category>göbek</category><category>oburluk</category><category>ye babam ye</category><category>bol kalori</category><category>e çüş artık</category><category>memleketimden insan manzaraları</category><category>Ankara</category><category>Türk dili</category><category>Türkçe</category><category>aptallık</category><category>bilinçlilik</category><category>bir başkadır benim memleketim</category><category>dilimdilim</category><category>dilimiz</category><category>doğru konuş</category><category>eski</category><category>işte hayatım</category><category>reklam</category><category>reklamcılık</category><category>yorum</category><category>Kavramsal anomali</category><category>başa bir şey gelmesi</category><category>blogger</category><category>canım</category><category>eğitim</category><category>geri zekalı</category><category>haber</category><category>insan</category><category>iş yeri</category><category>kaset</category><category>merak</category><category>merak kadar kafana taş düşsün</category><category>meraklı</category><category>meraklılık</category><category>mutfak</category><category>müzik</category><category>pazarlama taktikleri</category><category>sohbet</category><category>televizyon</category><category>teyp</category><category>video</category><category>zeka</category><category>7. Uluslararası lösemili Çocuklar Haftası</category><category>Acizlik</category><category>Ayakizi</category><category>Beslenme</category><category>Bulaşık</category><category>Duyuru</category><category>Fikrim</category><category>GDO</category><category>Geri zekalılık</category><category>Gezi</category><category>Heykel</category><category>Hırsızlık</category><category>Karabiber</category><category>Kastamonu</category><category>Konser</category><category>Mantık</category><category>Market</category><category>Meyve</category><category>Moda</category><category>Müslüm Gürses</category><category>Orospu Çocukluğu</category><category>Simit</category><category>Sofra</category><category>Sokak Açık Sokağa Çık</category><category>Tatil</category><category>Terbiyesizlik</category><category>Tokat</category><category>Tosya</category><category>Tuzluk</category><category>Yemek</category><category>Yemek. Tuz</category><category>Zavallılık</category><category>atina</category><category>bilinç</category><category>bilinçli</category><category>blog</category><category>cam</category><category>ceviz</category><category>comment</category><category>değişik</category><category>dikey perde</category><category>diyet</category><category>dizi</category><category>doğal</category><category>doğan kitap</category><category>dünce</category><category>ekmek</category><category>ekmek tarifleri</category><category>erkek erkeğe</category><category>evde ekmek yapmak</category><category>film</category><category>futbol</category><category>google</category><category>günce</category><category>günlük</category><category>güzel</category><category>hakan günday</category><category>iPhone</category><category>internet</category><category>kafa</category><category>karum</category><category>kepek</category><category>kitap</category><category>korniş</category><category>kuyumcu</category><category>kuğul</category><category>kılavuz</category><category>lösemi</category><category>lösev</category><category>mabel</category><category>malafa</category><category>medya</category><category>nutella</category><category>pazarlama</category><category>pencere</category><category>perde</category><category>pilav</category><category>pirinç</category><category>plak</category><category>rejim</category><category>roman</category><category>samimiyet</category><category>stor</category><category>sıvı çikolata</category><category>tunalı hilmi</category><category>tüh</category><category>unutulmayanlar</category><category>uyuma</category><category>yaratıcılık</category><category>yağlı</category><category>yaşlılık</category><category>yuh</category><category>zaman</category><category>çavdar</category><category>çikolaya</category><category>şemsiye</category><category>şenlik</category><title>semazemce</title><description>Kendi kendime konuşuyordum, insanlar deli sanıyorlardı. Şimdi yazıyorum, artık insanlar deli olduğumdan eminler.</description><link>http://semazemce.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Semazem)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>58</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><xhtml:meta content="noindex" name="robots" xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml"/><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-3996844843016972435</guid><pubDate>Tue, 17 Aug 2010 07:47:00 +0000</pubDate><atom:updated>2013-11-11T16:23:34.993+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Beslenme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">GDO</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Market</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Meyve</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Yemek</category><title>Ne idüğü belirsiz gıda maddesi</title><description>Dün içtiğim şeftali suyunun içinde yüzde kaç oranında gerçek şeftali vardı bilmiyorum, ama yediğim şeftalilerin içinde hiç yoktu. Görüntüsü, kıvamı, kokusu şeftaliye bu kadar benzediği halde herhangi bir tad içermeyen bir şeyi daha önce yememiştim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yedikten sonra, kalanları tekrar tekrar inceledim, kabuklar, çekirdek, çekirdeğin meyve üzerinde bıraktığı izler falan mükemmel taklit edilmişti. Ama tad konusunda ne yazık ki başarısız olmuşlardı. Daha doğrusu muhtemelen tadı eklemeyi utmuşlardı zira tadı hiçbir şeye benzemiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce 4 yıldızlı olduğu iddia edilen bir tatil köyünde ( ki deniz yıldızı bile olsa 1 tane etmezdi) sabah kahvaltısında bal olarak sunulan üründe ve bir defa da yukarıdaki şeftaliyle aynı marketten alınmış muz görünümlü bir üründe benzer durumları yaşamıştım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sanıyorum böyle bir sektör var. Bunlar görüntü, kıvam, şekil olarak bilinen gıda ürünlerinin sahtesini üretiyorlar sonra da bir yerden bunlara koku ve tad eklenerek piyasada orijinal ürün yerine satılıyor. Aslında çakma ürünler yani.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir daha gittiğimde etiketlere dikkat edeceğim herhangi bir yerde bununla ilgili açıklama var mı diye. Belki adamlar “&lt;strong&gt;Muz( Çakma) 3.4 TL&lt;/strong&gt;” ya da “&lt;strong&gt;Bal (Yersen) 12 TL&lt;/strong&gt;” yazıyorlar da ben fark etmiyorum bir de adamlara kabahat buluyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu vesileyle, hazır yeri gelmişken, GDO mudur başka bir şey midir her ne haltsa işte, o haltla oynayarak böyle uyduruk ürünler üreten sektörün ve bunları satan bakkal, manav, market ve benzeri cümle esnafın da ta ağızlarına &lt;strike&gt;sıçayım&lt;/strike&gt;.</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2010/08/ne-idugu-belirsiz-gda-maddesi.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-331231497412710611</guid><pubDate>Thu, 22 Jan 2009 08:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-22T10:18:58.601+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ankara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Fikrim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Konser</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Müslüm Gürses</category><title>Fikrim'den Müslüm Geçti</title><description>Şşşt. Tamam, korkmayın, yok bir şey. Fikrimi Müslüm adında birisine takmış falan değilim, bütün bayanlar sakin olsunlar.  Bakın Fikrim kelimesinden sonra gelen eki kesme işaretiyle ayırmışım değil mi ?  Demek ki bu Fikrim dediğim şey bir özel isim. Yazıya başlık olarak “Fikrim Bar’da Müslüm Gürses’i dinledim” yazmamın yazıyı okunmaz kılma ihtimalini düşünerek böyle “gıllıgışlı” bir başlık  attım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet. Dün gece Ankara’nın SSK İşhanı’ndan bir süre önce yeni yerine taşınmış olan Fikrim Bar’da sahneye Müslüm Gürses çıkıyordu. “Ben bu adamı bir daha nerede bulup da dinleyeyim.” diye düşünen benim gibi yaklaşık 200 kişiyle daha, O’nu dinlemeye gittik biz de. Popçusu, rakçısı, ragacısı, metalcisi, pankçısı, hafif sosyetesi ve hatta birkaç meşhuru ile bir sürü kişi bu fırsatı değerlendirdik. Çok da iyi yaptık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Müslüm Baba”ya gelmeden önce orkestrasından bahsetmek istiyorum. Çok afedersiniz ama g.t kadar sahnede 8 kişi vardı. Kanun, klarnet, klavye, bağlama, keman, perküsyon ile klasik bir arabesk müzik orkestrasıydı. Hayatımda canlı olarak dinlemediğim müzik türü yoktur ama dün gece dinlediğim müziği ben daha önce dinlememişimdir. Mükemmeldi. Ve bunu oradaki herkesin adına da söyleyebilirim sanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://eski.stargazete.com/starextragazete/resimler/muslum7ekim.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 235px; height: 184px;" src="http://eski.stargazete.com/starextragazete/resimler/muslum7ekim.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Benim müzikte ve özellikle de canlı performanslarda hayran olduğum taksim/geçiş/yol gösterme tarzındaki  solo performanslar, özellikle keman ve klarnet, dinlediklerimin en iyisiydi. Hüsnü Şenlendirici hiç kusuruma bakmasın ( çok da umrundaydı), kendisine hayranımdır ama canlı dinlediğim her iki seferde de sahnede çok iyi değildi. Dün geceki ekip bu anlamda  inanılmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Müslüm Baba” saat 9:30 da gelecek dediler. Saati geldiğinde herkesin gözü kapıda, sanki hepimiz yıllardır hayranıymışız gibi yolunu bekliyorduk. Arada birisi ayağa fırladığında herkes geldi mi yahu diye bir heyecana kapılıyordu. Bu arada orkestra performansıyla hepimizin içini kıpır kıpır yapmış, uygun kıvama getirmişti. 3-4 yanlış alarmdan sonra “Baba” mekana girdi ve Biz babadan böyle gördük” ile programına başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli okur, biz de “Baba”yı ilk defa böyle gördük. Genelde medyada gördüğümüz – ki dün geceden sonra bunu aslında bize gösterilen olduğunu anladık - o donuk, etrafından habersiz, şarkı sözlerini unutan, sanki her zaman sarhoş gezen  adamdan eser yoktu. Mekandaki herkesle göz temasını sürekli koruyan, şarkı söylediği sırada bile mimikleriyle bizlerle birebir ilgilenen, “lan oğlum” la başlayan sıcak ve samimi cümlelerle bir çok kişiye muzipçe sataşan, kendisiyle fotoğraf çektirmek isteyen kimseyi geri çevirmeyen hatta bunu için şarkı aralarını biraz uzun tutan, sahneye, müziğe ve dinleyenlerine son derece hakim bir adamdı dinlediğimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır bize verilen bilgilerden edindiğim önyargılarımdan – her ne kadar onları kullanıp hayatıma yön vermesem de - nefret ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Baba” 2 saat sahnede kaldı. Her şarkısında bütün salonun ilgisini hep üzerindeydi. Bazı hayranların yanlarında getirdiği fotoğraflarını imzaladı hatta birisinin elindeki gençlik fotoğrafını gördüğünde “Lan oğlum, bunu nereden buldunuz, bu bende bile yok.” diyerek hepimizi güldürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında anlatılacak bir şey değildi.  Sanıyorum benimle birlikte orada olanların bir çoğu bu görüşlerime katılır – ki ben de havaya girip bazı yerlerde çoğul olarak yazmışım -.  Pek aşina olmadığımız ya da özel hayatımızda pek dinlemediğimiz bir tarz ve bir sanatçı ile çok güzel 2 saat geçirdik. Üstelik kafamızda yıllardır oluşturulan izlenimlerin de pek doğru olmadığını gördük. Hatta şöyle ki bu kadar zamandır sahnede dinlediğim hiçbir sanatçının izleyenlerine ”Sigara içmeyin yahu, sağlığa zararlı.” dediğini de duymadım ben. Lakin Müslüm Gürses arada bunu birkaç defa tekrarlayacak kadar duyarlıydı.  Ayrıca yine dün gece gördüğümüz ve söylediği kadarıyla alkol de kullanmıyor. Ama kola içen birisine “Kola içilir mi yahu.” diye hayıflanmasından bunun pek gönüllü bir seçim olmadığı izlenimine kapıldım ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tabi “Müslüm Baba”yı dinleme imkanını bizlere sunan &lt;a href="http://www.fikrimbar.com/"&gt;Fikrim Bar&lt;/a&gt;’a ve geceden beni haberdar eden ve yer bulmamızı sağlayan arkadaşıma da teşekkür etmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce bakmadığımız pencerelerden, daha önceden bilmediğimiz insanlara bakmak güzeldi.</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2009/01/fikrimden-mslm-geti.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-3756216480421974391</guid><pubDate>Thu, 30 Oct 2008 13:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-30T15:43:33.995+02:00</atom:updated><title>gamze emreyi affetsin!</title><description>Destekliyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.gamzeemreyiaffetsin.com/"&gt;gamze emreyi affetsin!&lt;/a&gt;</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2008/10/gamze-emreyi-affetsin.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-2040763844877486164</guid><pubDate>Thu, 30 Oct 2008 13:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-31T10:08:16.244+02:00</atom:updated><title>Özel Güvenlik Kişileri</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.guvenlikler.com/5188.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 220px; height: 270px;" src="http://www.guvenlikler.com/5188.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle büyük alışveriş merkezlerinin kapılarında, pek değişik şekillerde, alışveriş merkezinin ve oradaki müşterilerin güvenliğini sağlamakla görevli olan bu kişilere sanıyorum denk gelmemiş olanınız yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, nedense, çok sık olarak denk geliyorum. Ve her seferinde de bunlara tamamen sinir oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinir olduğum tabi ki bu insanların kendileri değil, hepsi gencecik pırıl pırıl insanlar. Ben  kanunla kendilerine verilmiş olan bir takım yetkileri, çalıştıkları firmanın amirinin talimatları doğrultusunda ve fakat bütünüyle anlamsız olarak uygulamalarına sinir oluyorum. Kendi kişiliklerini ve hata bazı durumlarda akıllarını ayaklar altına alarak sürdürdükleri "güvenlik" önlemlerine sinir oluyorum.  Sadece göstermelik olarak yapılan bu işlemin yeri gelince bizlere eziyet olmasına sinir oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arkadaşların hiç birisinin şahsına ve kişiliğine sözüm yok. Ama yapılan işlemlerin anlamsızlığına ve bunun bana yansıyan kısmına sonuna kadar itirazım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bütün güvenlikçi arkadaşlar bu satırlara kızacaklar. Ama sanıyorum ben haklı olduğum için kızacaklar. Umarım benim bu kadar zamandır edindiğim izlenimlerin hepsi yanlıştır. Ve bu yazıdan sonra onlar bana bunların doğru olduğunu gösterip beni utandırırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlayalım bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir efendim bu arkadaşlarımızın bize görünen temel görevi :  Alışveriş merkezlerine giren kişilerin üzerilerinde silah, patlayıcı ya da benzeri zarar verici maddeler bulunmasını engellemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu amaçla ne yaparlar : Çantaları arar ya da makineden geçirip kontrol ederler, üzerimizdeki metal eşyaları çıkarttırıp incelerler, arabalarımızı ararlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bulundukları konum ve yaptıkları iş itibarıyla bizlere 2 şey söylerler :&lt;br /&gt;1. Bu bina terör ya da benzeri saldırılar için risk altındadır.&lt;br /&gt;2. Buranın güvenliğini biz sağlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ya, hiç bir risk olmayan bir yerde neden güvenlik görevlisi olsun. Bu arkadaşlar madem ki kapıda o zaman o bina risk altında, olası bir hedef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki gelelim akıl dışı olan kısma yani uygulamaya :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Araba bagajını kontrol edenler bagajın kapağını açıp kapatmak dışında hiç bir iş yapmazlar. İçine bakmazlar, karıştırmaz ve kurcalamazlar. Benim bagajımda her daim duran 2 kutu ve 2 çantanın içinde ne olduğunu hiç biri sormadı. Ama bunun için arabayı durdurur ve zaten kalabalık olan alışveriş merkezlerinin park yerlerini daha da zulüm noktasına çevirirler.  Arabanın torpido gözü, stepne boşluğu ve hatta arka koltuğun tamamında ne olduğuna bakmazlar. Buradan ne öğreniriz  : Teröristler bombaları sadece bagajda ve açık bir şekilde taşırlar.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Arabanın altını kontrol etmekle görevli kişiler bazen aynayla bazen de çok daha gelişmiş kameralı cihazlarla bir arabayı yalaşık 0,5 saniyeden daha kısa ve sadece tek taraflı olarak inceleyerek, arabanın altını 10 dakika incleseler bile zaten fark etmeyecekleri hiç bir şeyi fark edemezler. Ama bu amaçla park yeri girişinde sıkışıklığa neden olurlar.  Buradan ne öğreniriz : Hiç bir şey.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kapıda, çantaların içini kontrol etmekle görevli kişiler çantayı ellerine alıp tartmak ya da fermuarını açtırmak dışında hiç bir şey yapmazlar. Silah veya benzeri bir şeyin çantayla içeri girmesini engelleyemezler. Bu şekilde olsa osla sıkıştırılıca ya da fermuar açılınca patlayabilecek bombaların alışveriş merkezine girmeden kapıda patlamalarını sağlarlar. Peki buradan ne öğreniriz : Teröristler çantada silah taşımazlar. Ve bomba varsa kapıda patlasın.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Üzerimizden çıkartığımız metal eşyalar sadece telefon ve belki de anahtarlıktan ibaret olduğu için, geçenlerin yarısından fazlası öttüğü halde birşey yapmaz ve o kişileri aramazlar. Belimizde tabanca ve hatta yanımızda kılıç bile olsa önemli olan telefonu çıkartmamızdır. Ama cep telefonunuz o gün yanınızda yoksa, geçerken öttüyseniz "Telefonunuzu yan tarafa bırakın." diye karşınıza dikilirler.  Aletin içinden telefon geçmesi gibi çok tehlikeli duruma karşı fevkalade duyarlıdırlar yani. Böylece buradan da bir şey öğrenemiyoruz.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Dünyadaki canlı bomba olaylarının tamamına yakını hamile kılığındaki kadınlar tarafından gerçekleştirilmiş olmasına rağmen, hamile kadınları bütün arama işlemlerinden muaf tutar ve direk içeri alırlar.  Buradan da bir şey öğrenemedik.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bebek arabası ya da dolu market arabalarını arama işleminden muaf tutarak  içeri alırlar. Zira hiç bir alışverş merkezinde patlayıcı madde ve fünye satılmamaktadır ve teröristler bir patlayıcıyı asla market arabasıyla bina içine sokmazlar. Öyle ya markette satılmayan bir şeyin market arabasında ne işi var. Buradan ne öğreniriz : Bebekler asla patlamaz, gazdır o.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Alışveriş merkezlerinin içindeki kimi diğer dükkan ya da mağazaların da kendi güvenlik görevlileri vardır.  Bu arkadaşlar da elinizdeki bütün torbaların ağzını size aleni bir şekilde hırsız muamelesi yaparak bantlarlar. Torbalar kullanılmaz hale gelir, elinizde taşırken zorlanırsınız.  Nedenini sorarsanız kimileri "güvenliğiniz için" gibi bir şey saçmalar kimileri de "içine bir şey atmayın diye" gibi açık bir şekilde terbiyesizlik yapıp alışveriş merkezini başlarına yıktırırlar.  Buradan ne öğreniriz : İnsanlar kendine hırsız muamelesi yapılmasına ses çıkartmaz.&lt;br /&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Saçmalıklara tahammül edemeyeceğiniz bir zamanda bu kişilere patlayıp da "Ne bok anladın sen şimdi yaptığın aramadan ?" gibi bir şey söylerseniz, acınası bir şekilde yüzünüze bakarlar. Verebildikleri yegane cevap "Bize verilen emirleri uyguluyoruz." dan öteye gidemez. Olayı ne kadar büyütürseniz büyütün hiç bir cevap alamaz, hiç bir yetkiliyle görüşemezsiniz. Hatta "Tamam buyrun siz geçin." derler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı alışveriş merkezlerinde, teroristlerin her zaman doğruyu söyledikleri konusunda eğitim almış arkadaşlar, arama işleminin rahatsızlığını vermemek adına kibarca soruyorlar : "Üzerinizde silah var mı ? " Tabi terörist olsa hemen var diyecek, yakalanacak.  Ben de her seferinde şöyle cevap veriyorum : " Silah derken ne kastediyorsunuz?" Onlar da "Tabanca, bıçak, çakı gibi şeyler" gibi cevap verirler. Ben de bunun üzerine : "Tabanca yok. Ama çakıyı 2. kataki şu mağazadan, samuray kılıcını 1. kattaki bu mağazadan, bıçakları da filanca kattan 24 adet olarak alacağım." İşte o zaman bu kadar acıklı, zavallı  ve bön bakışları benim gibi sıran birisine dağıtmaması gerekecek kadar genç arkadaşların o çaresizliğine ise içim sızlıyor. Camında "Her boyda kılıç bulunur." yazan, hava tabancalarının satıldığı dükkanların olduğu alış veriş merkezine girerken bana çakı soruyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de alışveriş merkezlerinden yasaklara uyulması konusundaki hassasiyetleri var bu arkadaşların. Mesela çantanızdaki fotoğraf makinesi laf edip "Burada fotoğraf çekmek yasak." derler. Ben de "Çekmeyeceğim sadece çantamda duruyor." derim genellikle. "Olsun yine de yasak." dedi bir tanesi. Ben de "İçeride satılıyor zaten. Oradan alıp da çeksem ne yapacaksın ?" dedim. Yine aynı bön bakışlar.  Fotoğraf makinesiyle giremeyeceğimi söyleyen bir başkasına da "İçeride seks yapmak serbest mi ?" diye sordum. "Ne diyon lan sen" gibilerinden diklendi hemen. "Yok yapacağımdan değil ama yanımda seks aleti de var, onu da mı arabaya bırakmam lazım ?" dedim. Önce bocaladı, kızdı, sonra anlayıp gülmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı güvenlik görevlisine "Sigara yasak, bakın burada içiyorlar" dediğimde ise, onlara biz karışmıyoruz diyorlar ama. Ankara'da her alış veriş merkezinde çatır çatır sigara içiliyor. Kanunda açık açık yazmasına rağmen, burası lokanta diyip sigara içirten yerler var. Güvenliğe söylüyorsun, biz bir şey yapamayız diyorlar. Cep telefonuyla fotoğrafını çekip ihbar edecek olursanız  "Burada fotoğraf çekilmez." diyorlar. Sonra ben küfedince de kızıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu övünerek söylemiyorum, ama şimdiye kadar, haklı ya da haksız, giremediğim hiç bir alışveriş merkezi olmadı. Haksız olduğum bir sürü durumda bile, cebimdeki telefonu çıkarmaya üşendiğim için yürüyüp geçtiğim, arkamdan seslenelere kualk asmadığım bir sürü kapı oldu. Hiç bir şey olmadı. Ne peşimden koşup geldiler, ne de giremezsin diyip dışarı çıkarttılar.  Ama ben terör amacı gütmeyen bir insanım. Ya kötü amaçlı olsaydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu saydıklarımdan çıkardığım sonuç ise şudur ki : Alışveriş merkezlerindeki güvenlikçiler kapılarda sıkışıklığa ve kuyruklara neden olmak ve benim gibi bazı uyuz adamların sinirini bozmak dışında hiç bir işe yaramazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir de şu var ki :  Alışveriş merkezlerinde terör olayı olmamasının tek sebebi teröristlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapayım ben şimdi.</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2008/10/zel-gvenlik-kiileri.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-1345139220279117969</guid><pubDate>Thu, 28 Aug 2008 05:48:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-28T08:49:59.640+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">dizi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">film</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">haber</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">medya</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">reklam</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">reklamcılık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">televizyon</category><title>REKLAMLARI İZLEDİNİZ</title><description>Takip edenler ( varsa) bilirler, ben televizyona reklamlarını hiç sevmem ve sık sık eleştirir ya da alay ederim. Ek bir bilgi daha, özel televizyon hizmeti veren bir kurumdan hizmet alıyorum ve alışılmış kanalların hiç birisini seyretmem, dolayısıyla reklamlardan olabildiğince yalıtılmış yaşıyorum. Ama ne kadar yalıtılsanız da fayda etmez, yine de bir yolunu bulup hayatınıza giriyorlar.  &lt;p id="zkd73"&gt;Bir çikolatalı gofret reklamı var örneğin. Gencecik kızımız internetten erkek arkadağının "profiline" bakıyor, orada filanca kızla fotoğrafını görünce çok kızıyor, hemen kankasını arayıp dert yanıyor. Telefonu kapatırken kitaplar devriliyor, bir kutu düşüyor falan gibi muhtelif talihsizlikler daha oluyor. "Öfff" derken çekmecede bir çalar saat çalıyor. Çekmeceyi açınca onlarca reklamı yapılan ürünün üzerinde bir çalar saar görülüyor. Kızımız bizim üründen bir ısırık alınca, bilgisayar ekranındaki sayfayı kapatıp, oğlanın fotoğrafının bulunduğu çerçeveyi de deviriyor. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd75"&gt;Herşey bir yana, gofret yemek için çalar saat kuran birinden kime ne hayır gelir ? O çalar saati çekmeceye koymak nasıl bir akıldır ? Bir gofret yiyince erkek arkadaşını bırakan kız imajının hedef kitlesi nedir ? Bayıla bayıla yediğim gofreti şimdi yerken aklıma bunlar takılıyor yahu. O zekaya sahip kızımızı, çekmecedeki çalar saati ısırmadığı için de özellikle tebrik etmek istiyorum ben buradan. &lt;/p&gt; Tahmini hedef kitle : "Erkek arkadaşlarının internette başka kızılarla fotoğraflarını görünce sinirlenen kızlar."&lt;br /&gt;Tahmini mesaj : "İlişki dediğin, bir ısırık kadar sürer."   &lt;p id="zkd710"&gt;Evinde başka bir ülkedeki kızıyla internetten yazışan bir babanın, kızının aniden gelip onun şaşırtması üzerine kurulu bir reklam var. O kız eve öyle gelip de babasının gözlerini kapatsa, bence o adam kalpten ölürdü. Hadi ölmedi idyelim kendine gelmesi en az bir 10 dakika sürer, kendine geldiğinde de sarılamk yerine ya küfreden ya da döverdi. Zaten söz konusu firmanın bu konudaki bütün reklamları "duygusal" konular üzerine. "Sömürü" demeye dilim varmıyor. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd712"&gt;Bir zamanlar, "Reklamlar" ön duyurusuyla hayatımıza dahil olan reklamların şimdi bir de izlediğiniz ( izlemeye çalıştığınız) filmin ortasında zart diye hayatınıza giren çeşitleri türedi. Bunların bir yerinde "Tanıtıcı reklam" gibi bir mesaj yazılı oluyor. Ötekiler tanıtıcı değil de bir tek bunlar mı tanıtıcı, nedir anlayamadım. Genellikle hep aynı kurumun reklamları aynı kanalda bu şekilde yayınlanıyor. Bir tür sponsorluk söz konusu sanıyorum. Ve tabi ki, bu kuşakta fazladan bir ücret talebi de aynı sözün konusudur. Milleti baymak ve markadan soğutmak için fazladan para vermek, benim ne olduğunu anlayamadığım bir düşüncenin ürünü sanıyorum. Asıl reklam kuşağının spotu bu tanıtıcı reklamdan sonra yayınlanıyor. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd714"&gt;Öyle kontrolsüz giriyorlar ki bunlar, kanal değiştirene kadar bir kısmını seyretmiş oluyorsunuz. Hatta bunlardan bir banka reklamı bende "duyduğum anda ayağa kalkıp mutfağa ya da tuvalete gitmek" gibi bir şartlı reflekse neden oldu. Ayıptır söylemesi, tam tuvaletten çıkarken müziği duysam tekrar geri dönmem gerekiyor. Böbreklerime işlemiş işte, düşünün. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd716"&gt;İzlemeye başladığınız ( ve izleyebileceğinizi sandığınız) bir film ya da dizinin başıda ( Film yayınlayan kanal var mı hala ?) "Bu programda interaktif reklam uygulaması yapılmaktadır." uyarısını gördünüz mü, bilin ki yandınız. Filmin orasından burasından, tüp gazlar, pet şişe suları, merdivenler ve yeni moda ısıtıcıların fırlamasına hazırlıklı olmanız gerekiyor. Filmin en heyecanlı sahnesinde, olayın olduğu bittiği yerin üzerinden şansınıza ne geçecek bilmem artık. Allahtan bazı kanallar bu sırada görüntüyü küçültmeyi akıl ettiler de, seyrettğiniz her neyse onun içine  hepten etmiyorlar hiç değilse. Haberlerde bile yapıyorlar bunu. Zaten haber seyrederken ekranın alt üçtebiri o anda seyrettiğiniz haberin reklamlarına ait, bir de bir yerden bunlar çıkıca ortalık karmakarışık oluyor. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd718"&gt;Ya fonunda müzik olan herşeyin altında beliriveren "bu müziği cep telefonu melodisi olarak kullanmak istiyorsanız bilmemkaça mesaj atın" uyarısı. Medya sistemine bulaşmış bir virüs olduğunu düşünüyorum ben bunun. Gerçek ya da kasıtlı olamayacak kadar saygısız zira. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd720"&gt;Televizyon reklamcılığı dendiğinde benim aklıma, "kanalların gelir sağlamak için, program aralarında yayınladığı tanıtım ve promosyon amaçlı kısa görüntüler" geliyor. Oysa gördüğüm kadarıyla şu anda televizyonculuk "reklam aralarına bir şeyler sıkıştırmak" şekline dönüşmüş durumda. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd722"&gt;20 dakika sonra başlayacak dizinin reklamını yapmak, dizinin o günkü bölümünü yayınlamadan önce, geçen bölümlerin özeti adında içine reklam sıkıştırılacak bir bölüm yayınlamak, o özetin arasına bir sürü reklam sokuşturup o anda izlediğiniz ( izlemeniz gereken) dizinin de reklamını yapma saçmalığını sergilemek benim gözlemleyebildiğim ( bana denk gelen) yeni uygulamalar arasında. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd724"&gt;Hoş, yayın programında ana haber bülteninden sonraki bütün geceyi sadece bir tek diziye ayırmış kanaldan da zaten ne bekleyecektik ki. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd726"&gt;Bu reklam olgusunda sık rastlanan bir başka uygulama da "Ünlü birisini" oynatmak. Elin futbolcusunun traş olduğu jiletle ben neden traş olmak isteyeyim? Başka bir elin, ünlü bir şoförünün kullandığı lastikten bana ne ?  Sanki adam lastiğe para verip taktırıyor. Kim sponsorsa onun lasitiğini kullanıyorsun kardeşim, bizi mi uyutuyorsun. Nerdeyse menapoza girecek kadını sırf ünlü diye neden hijyenik kadın bağı reklamında oynatıyorsunuz ki ? Ülkemin sayılı müzisyenlerinden birisi neden fındık pazarlıyor ? Pazarladığı fındığın neden illa ki "aganigi naganigi" özelliğini vurguluyor ? Konuyla ilgili bri sağlık prolemi mi var ? &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd728"&gt;Bu yılın ilk 5 gününde devam eden ( en son 5 Ocak'ta gördüm reklamı) bir otomobil firmasının düzenlediği kampanyalı araç satışı konulu reklamın altından "kapmanyamız 31.Aralık.2007 tarihinde son bulacaktır" geçtiğine de şahit olmuş biri olaak, reklamlardan çok falza bir şey ummuyorum. Ama hiç reklam seyretmeme hakkımın olmasını istiyorum. Reklamları göstermeyen bir televizyon uygulaması başlarsa da sanırım ik abonesi olacağım. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd730"&gt;Son olarak, bu her yeri reklama boğan kanalların yayınladıkları dizi veya filmlerdeki reklam isimlerini bulandırma özellikleri de ne iştir, onu da anlamıyorum.&lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd732"&gt;Ve son olarak kusturacak düzeye gelen reklamlar : &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd734"&gt;1. "Dibi datti dada da"" diye sinir bozucu bir müzikle başlayan, minik beyaz adamların kırmızı zemin üzerine acayiplikler sergilediği reklam. Orijinal fikir zaten başka bir reklamdan alıntıydı. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd736"&gt;2. Şapkasındaki sarı anteni bir kapıya sıkışan kız çocuğunun ortalıkta dolandığı akıllara zarar reklam. Bir gün sünnet kliniği açarsam benzer bir reklam kullanmayı düşünüyorum ben de. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd738"&gt;3. Sevimsizlik abidesi bir robotun marka yaratığı olarak yıllardır ortalıkta dolandığı reklamlar dizisi. Mağaza vitrinlerini gördüğümde bile tüylerim diken diken oluyor, alacağım varsa da almam. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd740"&gt;4. Teknoloji özürlü yapmacık teyzenin, oğlu, kızı, gelini, torunu ve bilumum akrabalarıyla teknolojik ürünler hakkında konuştuğu reklam serisi. O kadar teknoloji özürlü bir teyze sizin dükkanı tercih etse ne olur olmasa ne olur. "Hiç bir şeyden anlamayanlar bizi tercih ediyor" gibi bir mesaj mı vermek istiyorlar anlayamadım. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd742"&gt;5. "Filanca teyze" imajıyla bir aralar süperkahramanlığa da soyunmuş olan, mütemadiyen yanında çamaşırsuyu taşıyan, beyaz dostu teyzenin kullanıldığı reklam serisi. Gencecik kadına teyze demek bir yana; suyunu çıkardılar reklamın, eminim bembeyazdır. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd744"&gt;6. Ünlü bir komedyenimizin ( ki ününü sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum) telekomünikasyon dünyasında ki savaşın içine çekildiği ve bilumum akrabalarını da oynattığı reklam serisi. Kendisi ev telefonunu ne kadar kullanıyor çok merak ediyorum. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd746"&gt;7. Ş harfinin üzerine basa basa ( ve tahminen yakın çevreye tükürük saça saça) ürünün adını söyleyen adamın bir firmadaki maceralarının işlendiği reklam serisi. &lt;/p&gt;   &lt;p id="zkd748"&gt;8. Eciş bücüş, hilkat garibesi yaratıkların bir içecek otomatının içindeki maceralarının anlatıldığı reklam serisi. Gören de içeceği ben parayı attıktan sonra orada üretiyorlar sanır.&lt;/p&gt;  Siz bırakın reklam falan izlemeyi, ben sizin için düzenli aralıklarla derliyorum işte. Reklamları bırakın beni izleyin. En güzel reklamlar sadece Semazem'de :)</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2008/08/reklamlari-izlediniz.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-529563025036213850</guid><pubDate>Wed, 09 Jul 2008 13:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2013-11-11T16:24:29.016+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Acizlik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Geri zekalılık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hırsızlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Terbiyesizlik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zavallılık</category><title>Klon sitelerim</title><description>Ekşi sözlük klonlarından sonra, sevgili okurlarım, Semazem klonları da türedi. Sitemdeki yazıları alıp alıp kendi sitelerinde yayımlayan bir sürü yaratık var ortalıkta. Altta yapılan yorumlara da gayet güzel cevaplar vermişler; kedni akıllarınca.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazılarımın "benimsenmesi" hoş bir şey tabi ama insanların kendi yazılarıymış gibi yayımlamaları sanıyorum ki sadece acizlik. "Modaya uydum, blog açtım, ama yazamıyorum; bari araklayayım" gibi bir mantık yürütmüşler sanıyorum. O kafaya bu mantık da gayet güzel gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayır yazılardan yola çıkıp eşzeka seviyesinde bir karşıcins tavlamış olduklarını düşünüyorum da, ilk buluşmada o cümlelerin yazarı olarak neler söyleyebilmişlerdir onu da merak ediyorum. sanıyorum sadece melemişlerdir :) "Ben yazabiliyorum ama konuşamıyorum." mu dediler yoksa ? :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lakin böylesi bir zavallığı internet gibi bir camiada sergilemek de söz konusu aciz kafaların akıllılılıklarının bir göstergesidir diye tahmin ediyorum. Arama yapıldığında 30 tane semazem imzası, 3-5 tane lütfedip isim/adres belirtmiş site ( sağolsunlar) bir de bunlarınki çıkıyor. Sahtekarlığı görmek için alim olmaya da gerek yok sanırım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah cümlesine akıl fikir versin :)</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2008/07/klon-sitelerim.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-6421769504324332006</guid><pubDate>Tue, 10 Jun 2008 07:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-06-10T10:31:49.667+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">7. Uluslararası lösemili Çocuklar Haftası</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ankara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">karum</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kuğul</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">lösemi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">lösev</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sokak Açık Sokağa Çık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">tunalı hilmi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">şenlik</category><title>Sokak Açık Sokağa Çık 2 / 7. Uluslararası lösemili Çocuklar Haftası Fotoğrafları</title><description>Bu yıl ikincisi düzenlenen "Sokak Açık Sokağa Çık" adlı sokak şenlikleri ve aynı tarihlerde kutlanan 7. Uluslararası lösemili Çocuklar Haftası nedeniyle yapılan etkinlikler ve gösterilerde,31 Mayıs 2008 Cumartesi günü çekilmiş olan ve şimdilik sağ taraftaki kolonda minik halleriyle dönüp duran fotoğrafların büyük hallerine, isterseniz &lt;a href="http://picasaweb.google.com/cihangirgulegen/SokakAKSokaAK27UluslararasLSemiliOcuklarHaftas/ "&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta siz şimdi ulaşmışken yorum falan da yazarsınız :)</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2008/06/sokak-ak-sokaa-k-2-7-uluslararas.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-2016726685474934039</guid><pubDate>Wed, 09 Jan 2008 12:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-09T14:07:35.150+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Bulaşık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">mutfak</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sohbet</category><title>Erkek Erkeğe Mutfak Sohbetleri : Bulaşık</title><description>Kadınlardan seven var mıdır bilmem ama erkeklerin arasında bulaşık yıkamaktan hoşlanan olduğunu sanmıyorum. Hatta öyle ki bulaşıkları bulaşık makinesine yerleştirmekten bile, pek hoşlanmayan bir çok hemcinsimi tanıyorum. Ben de, o makineyi boşaltmaktan nefret ederim mesela. Çok nadir olarak, biraz da meditasyon amacıyla sanıyorum, makineye sığmayacak bir tencereyi yıkarken dalıp da tabak, bardak ve diğer muhteviyatı yıkamışlığım vardır ama onlar zaten bilinçsiz anlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin ister sevelim ister sevmeyelim eninde sonunda yeri geldiğinde bulaşık yıkamak zorunda kalıyoruz. İşte ben de bu konudaki deneyimlerimi hemcinslerimle paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulaşık yıkarken ilk dikkat edilmesi gereken husus bulaşığın nerede yıkanacağıdır. Bizler de bu konuda çoğunluğa uyup mutfağı kullanmalıyız. Evet banyo yaparken arada tabaklar falan da çıkıyor ama çok sağlıklı değil. Özellikle bekar evlerinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulaşığın temel unsuru sıcak su ve deterjandır. Bu suyu akar değil de durur halde tutmak için bir tas ya da lavabonun tıkacını kullanmamız yeterli oluyor. (Küvet demedim farkındaysanız.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suyu elimizin dayanabildiği kadar sıcak yapmamız yağların kendiliğinden çözülmesi için elzemdir. Suyu doldururken bir miktar deterjanı da tasa ya da lavaboya damlatmamız kolay yoldan köpüklü bir sıvı elde etmemiz için de ayrıca önerilir. Eğer detarjanınız 5 kullanımda bitiyorsa deterjan miktarını ondabiri kadar azaltabilirsiniz. Bu, inanılmaz bir şekilde, nedeni aylardır bulunamayan ishalinizi de kesecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevcut bulaşıkların tercihen çok kirliden az kirliye doğru yıkanması, bir tas ya da lavabo suyun yetmesi için ayrıca önerilir. Ben genellikle önce çatal bıçakları, sonra bardakları, sonra servis elemanları ve diğer kapları ve en son olarak da tencereleri yıkarım. Sizler kendi zevkinize ya da mantığınıza göre istediğinizi yıkayabilrsiniz. Ama kesinlikle ve kesinlikle çoraplarınızı bu sıralamaya dahil etmeyin. Zaten bulaşık deterjanı çok sert yapıyor çorap ve çamaşırları. Öhm.. Neyse....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada biraz fizikten bahsetmek isterim. Blindiği üzere bir sıvıya atılan katı bir madde kendisiyle aynı miktarda su taşırmaktadır. Eğer siz bu katı maddeyi bir de yüksekten bırıkıyorsanız, bu taşma eylemi sıçrama şeklinde cereyan edip hedef olarak da yüzünüzü tercih edecektir. Bu sebeple bulaşık önlüğü ( su geçirmez olanlarından önerilir)  kullanmanız tavsiyesinde bulunacağım. Acemiliği atana kadar ek olarak yüzücü gözlüğü ve bonesi de kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deterjanlı sıcak suyun içerisine koyduğunuz bulaşıkların bir süre çözülmesini beklerseniz temizleme işlemi daha kolay oluyor. Bu bekleme süresinden sonra reklamlarda görüp de beğendiğiniz o temizlik bezleri ya da süngerlerinden birisiyle yıkamaya başlayabilirsiniz. Eğer o ayrıntıyı atladıysanız bir elbezi de kullanabilirsiniz. (Çorap olmaz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz da tecrübeyle öğrenilmiş püf noktalarına değinmek isterim :&lt;br /&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;Tabakların sadece bir yüzünde yemek yiyor olsak da yine de her iki yüzünün de yıkanması gerektiğini söylüyorlar. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bardakların dibine dudaklarımız değmiyor ama yine de yıkamak lazımmış.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sabunlu bezi bardağın içine sokarken gözlerinizi ve ağzınızı kapatın.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çatal, bıçak ve kaşıkları tek tek tıkamak gerekiyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yıkanan bulaşıkları durulamadan önce biriktirecek bir yeri önceden ayarlayın. ( Durulamak : Deterjanla yıkanmış bulaşığın, deterjanının akarsuyla giderilmesi işlemi.)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Daha önceden desenli olmayan tabak ve bardaklar, yıkadıktan sonra desenlendiyse yıkanmamışlar demektir. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;6. maddedeki durum yemeğin tadını değiştirmiyorsa çok da önemli değildir. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sabun köpükleriyle oynamaya dalarsanız su soğur.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Teflon, yıkanarak çıkması gereken bir sey degildir. Bu ürünleri biraz dikkatli ve hassas süngerlerle yıkayın.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;p&gt;Evet, bu noktalara dikkat ederseniz bulaşıklarınız gayet rahat bir şekilde yıkanır, ortalık batmaz ve siz de kuruduktan sonra tertemiz eşyalara sahip olursunuz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bulaşığın sonunda genellikle üstümüzdeki ve altımızdaki kıyafetleri de değiştirmemiz gerekir. Ve eğer tavandan da bir şey damlamıyorsa mükemmel bir iş başardınız demektir. &lt;/p&gt;</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2008/01/erkek-erkee-mutfak-sohbetleri-bulak.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>11</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-4639273939351845599</guid><pubDate>Wed, 02 Jan 2008 14:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-02T16:39:22.979+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Orospu Çocukluğu</category><title>Yorumlarda Yeni Uygulama</title><description>&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;Müstakil zavallılık ve acizliklerini isim vermeden yorum yazmak suretiyle giderdiklerini sanan bir grup gerizekalı sebebiyle, yorumlar artık Google şifresiyle yazılabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basitliğin böylesinin önünde bunun da bir engel teşkil etmeyeceğinibilmekle birlikte, yine de bu özelliği kullanacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanal kahramanlara da selam ederim ;)&lt;/span&gt;</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2008/01/yorumlarda-yeni-uygulama.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-4680611239623093841</guid><pubDate>Wed, 02 Jan 2008 13:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-02T15:08:43.805+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Karabiber</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sofra</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Tuzluk</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Yemek. Tuz</category><title>Tuzluk</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.promosyoncu.com/tuzluk1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 191px; height: 122px;" src="http://www.promosyoncu.com/tuzluk1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çok sıradan, binlerce çeşidi bulunan ama vazgeçilmez bir sofra nesnesidir tuzluk. Her ne kadar tuzu elle "çimdikleyip" parmaklarla ekmek gibi bir alternatif mümkün olsa da yine de taşıma,  koruma, kullanma ve paylaşma söz konusu olduğunda tuzluğun yerini hiç bir şey tutmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün bir can dostumla yemek yiyip hasbihal ederken geçti bu tuzluk bahsi. Düşününce ( ben düşünebiliyorum da) tuzlukla ilgili ne kadar çok şey geldi aklıma. En azından tuzluk dendiğinde ilk akla gelen en az 10-15 farklı çeşit tuzluk oluyor. Sonra detaylara indiğinizde bunların tıkananları, tıkanmasın diye içine pirinç konanları, pirinci fazla kaçırıp 2 günde bir tuzluk doldurmak zorunda kalanları, elinize aldığınızda sizde önce kullananın nasıl bir hıyar olduğunu anlamanızı sağlayan vıcık vıcık yağlı olanları, 3 deliğin ikisine kürdan sokup onları tıkamayı akıl edenlerin nasıl olup tek deliklisine tuz koymayı akıl edemediğini ve yemekte olduğunuz şeyleri de aynı zekaya sahip kişilerin pişirdiğini düşünerek yemeğin boğazınıza dizildiği anları, cümenin çok uzadığını ve sonunu bağlayamayacağınızı anladığınızda sanki ağzınıza bir avuç tuz atmış gibi yüzünüzü buruşturduğunuzu.... Öhm...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tıngırtı hakkında en büyük muamma, sanıyorum ki, "Hangisi karabiberlik hangisi tuzluk ? " olarak özetlenebilecek durumdur. Biliyorsunuz Ferhat'la Şirin, Kerem ile Aslı, Ediyle Büdü, GSM ile SMS gibi ayrılmaz bir ikilidir tuzlukla karabiberlik. Ama genellikle biri tek, biri çok ( 3 ya da 5 olması alışılagelmiştir) delikli olan bu ikilinin hangisinin tuz hangisinin karabiber için üretildiği ve kullanıldığı hep sohbet konusu olur. Tuzu çok seven ve yemeğin tadına bile bakmadan tuz eken bir millet olarak genellikle çok deliklisini tuz ekmek için kullanırız ki rahat ve bol bol aksın. Ama tek delikten bile kolaylıkla akabilen bu tuzu her zaman da fazla kaçırırız. Oysa taneleri minicik, hafif ve birleşmeye eğilimli karabiberi, minicik bir deliğin tek çıkış olduğu eşe doldurur ve istediğimiz tada ulaşana kadar 15-20 sallamalık bir kaç set yapmamız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nadiren de olsa gitmiş olduğum lüks lokantalarda ( tipime bakınca pek almıyorlar, o yüzden nadir ) tuzun tek, karabiberin çok delikli olana konduğunu görünce, bunlar doğrusunu biliyorlardır diye düşünüp mutlu olurum hep. Zaten 6 tane ızgara köfte ve bir patates kızartmasına 40 milyon istediklerinde küfretmememin ardında yatan da bu "bunların bildiği bir şey vardır" duygusu oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı tuzluklar da içlerinde ne olduğu ( daha doğrusu ne olması gerektiğini) belli edecek şekilde tasarlanmışlardır. Ya üstlerinde "tuz, karabiber" yazar, ya bunların indgilizceleri ya da baş harfleri olan S ve P harfleri yer alır. ( Ay nov ingiliş). Ama bizim bazı lokantacılarımız nedense üstlerinde ne yazdığına bakmadıkları için ( baktılarsa da anlamamışlardır demeye dilim varmıyor) kendi kafalarına göre içlerini doldururlar ve siz "bi gıdım da karabiber ekeyim" dediğiniz pilavı birden tuza boğarsınız. Üstelik kesinlikle bilinçsiz ya da akılsızca yapılmış bu uygulamayı garsonlara anlatmanıza da imkan yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Birader şu pilavı bi değiştirsene&lt;br /&gt;- Neye ?&lt;br /&gt;( "Niye" mi demek istedi "neyle" mi ? Haydi ben "niye" demiş gibi cevap vereyim)&lt;br /&gt;- E karabiber diye aldım, tuz koymuşsunuz, şap gibi oldu&lt;br /&gt;- Neden ?&lt;br /&gt;- Karabiberliğe tuz koymuşsunuz&lt;br /&gt;( Üzerinde P harfi olanı alır eline döker)&lt;br /&gt;- Duz işte&lt;br /&gt;- Tamam da o tuzluk değil karabiberlik&lt;br /&gt;- Neye ?&lt;br /&gt;( Ulan sorunlu ben miyim sen misin ?)&lt;br /&gt;- Üzerinde P harfi var gördün mü ?&lt;br /&gt;- Hee&lt;br /&gt;- İşte o karabiber demek&lt;br /&gt;- Neye ?&lt;br /&gt;- Model olsun diye öyle yapmışlar. İngilizce aslında; S tuz, P karabiber demek.&lt;br /&gt;- ( Bön bakışlar )&lt;br /&gt;- Neyse sen şu pilavı değiştiriver&lt;br /&gt;- Neye ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin sonu P ve S'yi çok daha Türkçe ve kavgaşinas kelimelere bağladığınız bir cümleyle sonlanır. Ama sonuç değişmez; ya pilavı tuzlu tuzlu yersiniz ya da yemez ama hesapta ödersiniz. Dayak gibi bir seçenek de alternatifler arasında tabi. ( Ay dont nov kungfu.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dekoratif olmak adına bu ikiliyi çok farklı şekillerde tasarlayanlar ve bu tasarımları alıp kullananlar da hiç az değil. Benim evimde bir çift civciv, birbirine sarılan bir başka çift gibi çeşitler mevcut örneğin. Ama benin tercih ettiğim yine de en sıradan ve şeffaf olanlar. Ve en güzeli de sanıyorum şeffaf olanları. İçinde ne olduğunu görüyor elinize alırken de deliklerine bakıyor ona göre ekiyorsunuz. Garson da, tabaklar da sizin burnunuz da sağlam kalıyor.</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2008/01/tuzluk.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-7072229922243164448</guid><pubDate>Tue, 17 Jul 2007 12:07:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-07-17T15:13:24.947+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Duyuru</category><title>Semazem'den duyuru</title><description>&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;Sevgili ziyaretçilerim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günde 40 ile 300 arasında değişen sayılarda bu sayfaları ziyaret ediyor ve beni sevindiriyorsunuz, teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sitede genellikle uzun metrajlı yazılara yer veriyorum. Daha kısa yazılar, ufak yorumlar için ise yeni bir site açtım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a href="http://www.cihangirgulegen.com/gunce"&gt;http://www.cihangirgulegen.com/gunce&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;adresinde ziyaretleriniz bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orası günde 4-5 yazı ile biraz daha hareketli. Ayrıca okuduğunuz yazıya bir tıkla oy verme ve direk yorum yazma gibi daha muhabbetşinas bir yapısı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgilerinize sunar, ziyaretiniz ve katılımlaınızı dört gözle beklerim.&lt;/span&gt;</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/07/semazemden-duyuru.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-6822085820354869052</guid><pubDate>Thu, 12 Jul 2007 21:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-07-13T00:05:19.060+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">erkek erkeğe</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kastamonu</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">mutfak</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">pilav</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">pirinç</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sohbet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Tosya</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ye babam ye</category><title>Erkek Erkeğe Mutfak Sohbetleri : Pilav</title><description>Öğlen yediğim pilavın tadını hiç beğenmedim. Yalnız tadı değil kıvamı da çok kötüydü. O halde bu iş nasıl yapılıyor diye yazayım, herkes bu engin bilgilerimden faydalansın istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, pilav yapmanın 4 aşaması vardır: ayıklama, ıslatma, pişirme, demleme. Bu aşamalardan önce biraz ana maddemiz olan pirinçten bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyler, marketten alış veriş yaparken paketlerin üzerini okuma alışkanlığınız yoksa bile pirinç alırken mutlaka okuyun. Bu pirinç denen nimetin benim sayabildiğim kadarıyla 17.543 çeşidi var. Marketlerde en fazla 10-15 tip bulunuyor ama olsun :  Baldo, lüks baldo, kırık, çıkık, yaseminli, jasminli( ukalalar) , öz hakiki baldo, pilavlık, dolmalık, çorbalık, salatalık, kepekli, glutenli, gluteni alınmış, gluteni alınıp sora yeniden koyulmuş, nişastası hafifletilmiş, ayıklanmış, ayıklanmamış, ayıklayacak çocuk gelmediği için üzerinde ayıklanmış yazmasına rağmen paketin üzerinden taşları görünen.......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangisini seçmeniz gerektiğine siz karar verin, ben lüks baldo deneni kullanıyorum kendim alıyorsam. Önemli olan hangisini seçmişseniz bir daha hep onu almak. Çünkü bu pirinçlerin her birinin ayrı huyu var ve bütün tarifler bir yana, onu zamanla öğrenip doğru tadı buluyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kendim alıyorsam" dedim ya, bizim bir yerlerde bir tanıdıklarımız varmış, onlar , sağ olsunlar, bize çuvalla gönderirler pirinci. Annem de yarım çuvalı bana verir. (Sanıyorum Çinli bu tanıdıklar. ) Dolayısıyla benim pirincin cinsi "annemin pirinci". Tarifleri buna göre vereceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de, Tosya ( Kastamonu'nun mis gibi çeltik kokan bir ilçesi) denen yerden geçiyorsanız, yol kenarında pirinç satanlara denk gelirsiniz. Oralarda durup pirinç alacaksanız sakın muhabbet etmeyin, pirinçlerin adını sormayın, gözünüze kestirdiğinizden alın ve yola devam edin. Zira inanılmaz şirin Kastamonu şivesiyle size pirinçleri anlatmaya başlayan o teyze ve amcalar hayatınızın geri kalanında fobi geliştirerek pirinçten korkmanıza neden olabilirler : "Sarıkız da alabülü, kılçıklı da. Hepisinde az az verem, hepisi ayrı gözel. Aha buna suyu az koya, buna yarım koya, aha buna bibıçık koya ama kavurmaya. Bunu daşı oğmaz, bunda olu, ayıklamadan yüme. Ba bundan da vere isteğsen. Neççen sen, dolma diysen bununki güzel olu, pilav diye aha bu."  Anaaa, bizim bildiğimiz pirinç Tosya'da destan olmuş da haberümüz olmamuş . Beni dinleyin hemen "götün götün gaçıverü" oradan. J&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim. Pirincimizi seçtik artık. Başlayalım pilavımızı yapmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk aşama ayıklamadır dedik. Malum "pirincin taşı" olur. Bu taştan bir şey olmaz diyenler, samimi bir diş hekiminiz yoksa sözümü dinleyin, mutlaka ayıklayın. Bu ayıklama işi için genişçe bir tepsi kullanılıyor. Bir su bardağına pirinç doldurun ve bunu tepsinin bir kenarına tepeleme yığın. Tepsiyi alıp aydınlık bir yere gidin. Oturup tepsiyi dizinize koyun ve o tepeden ellerinizle pirinçleri yaya yaya tepsinin boş olan kısmına doğru çekin. O sırada taşları bulun ve alıp tablaya atın. Pirinçlerin arasında gördüğünüz kahve tanesi, uzaktan kumanda tuşu, kırmızı kalp gibi nesneler muhtemelen tepsinizin desenleridir, heyecanlanmayın. Koyu ve düz renkli zemini olan bir tepsi bu iş için en idealidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yok aydınlık yer, yok dizimize koyalım ne yahu bunlar. Ben ayaküstü beş dakkada ayıklarım onu" diyen sevgili hemcinslerim, istediğiniz bütün yöntemleri deneyin. En sonunda varacağınız nokta benin tarif ettiğim olacaktır :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayıklama işi bitince pilav yapımının en ciddi ve en beceri isteyen yerine gelinir : "pirinçleri tepsiden ıslatacağınız kaba boşaltmak". Hanımların "pıt" diye yaptığı bu işlem biz erkekler için tam biz zulümdür. O koskoca tepsiden, o kaba o pirinçler bir türlü geçmek istemezler. Tezgahın üstünü ve yeri tercih ederler genellikle. Bu işlemi tamamladıktan sonra ilk başladığınızın yarısından daha fazla pirinciniz varsa başarılı olmuşsunuz demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pirinçleri kaba aldınız. Onları iyice yıkamanız lazım. Pirinç zor yıkanır. Kabı defalarca suyla doldurup boşaltmanız ve pirinci bir kaç defa suda bekletmeniz gerekir. Günümüzde büyük şehirlerde bahsedilen su sıkıntısında pirincin ciddi bir yeri vardır. İster inanın ister inanmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıkandığına kanaat getirdiğiniz pirinci şimdi "ılık" suda biraz bekletmeniz gerekir. Bu sırada suya bir çay kaşığı da tuz atmalısınız. Bu bekleme süresi pirincin cinsine göre değişecektir. Ben fazla acele ettiğim zamanlarda 20 dakika kadar, zamanım varsa 1 saat kadar bekletiyorum. Su ılık derler ama soğuk da olur. Yeter ki sıcak olmasın, o zaman pişiyor çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islatma aşamasından sonra artık pişirme bölümüne geldik. Ayıklanan ve ıslanan pirincimizin ıslatma suyunu döküyor, bir kaç kez daha yıkadıktan sonra :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. tencereye alıp 10-15 dakika kavurur, yağ,tuz ve su ilave eder&lt;br /&gt;2. tencereye su, tuz ve yağ ilave koyup, sonra pirinci üzerine ekler&lt;br /&gt;3. tencereye yağ koyar, pirinci yağla iyice kavurur üzerine tuz ve su ilave eder&lt;br /&gt;4. tencereye su koyar, su kaynayınca pirinci, yağı ve tuzu ekler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra kapağını kapatarak, kısık ateşte, suyunu çekinceye kadar pişiririz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki 4 çeşit ve annenizden duymuş olabileceğiniz birkaç çeşit daha pilavın farklı pişirilme yöntemlerinden biridir. Sonuçlar arasında ciddi farklılıklar olduğunu söyleyemeyeceğim. Tabi pirinçleri kavurduğunuzda renkleri siyaha dönmüş ve  bir kısmı da patlamışsa bilemem :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Annem yaptığında da arada koyu renkli pirinçler oluyordu ama" diyenler, onlar şehriye ;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavuk ya da et suyu kullanacaksanız haricen başka yağ koymayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada önemli olan koyacağınız su miktarı. Pilavla ilgili yapılan muhabbetleri uzaktan dinleyenler matematikçiler ya da bahisçiler aralarında bir konu tartışıyorlar sanabilirler, zira "bireiki, birebirbuçuk, önce bireiki koyup sonra yarım daha ilave ettim" gibi sözler sık kullanılır. Burada bahsedilen ne kadar pirincin ne kadar suyla pişirileceğidir. En genel kavram "1 bardak pirince 2 bardak su" olanıdır. Tabi burada sizin tepsiden kaba ve kaptan tencereye aktarmayı başarabildiğiniz kadar pirincin oranından bahsediliyor. Ona göre 2 katı kadar su koyacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu oranın gerçek olanı zaman içinde kullandığınız pirince göre sizin tarafınızdan öğrenilecektir. Hatta suyu az gelen pilava su ekleme ( pişmiş aşa su katma) tekniklerini de öğreneceksiniz zamanla. Güzel pilavın sırrı ona zaman ayırmakta ve önceleri çok kötü pilavlar yemekte :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pirinciniz suyunu çektiğini kaşıkla şöyle bir karıştırarak anlayabilirsiniz. Ocağın altı kısık olduğu için bu su çekme yaklaşık olarak 20 dakika sürecektir. Ocağın altını çok açarsanız su daha çabuk çeker ama pilav pişmez. Arada tahta kaşıkla biraz tadına bakıp istediğiniz gibi olup olmadığını kontrol edin. Size pişmiş geliyor ( muhtemelen yanılıyorsunuzdur ama olsun) ve hala suyu varsa kapağı ve ocağın altını biraz açıp kalan suyu  daha çabuk buharlaştırabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Neden tahta kaşık kardeşim ben metal yemek kaşığıyla bakacağım" diyorsanız "bakın o zaman" derim. Bakınca neden tahta kaşık dediğimi anlarsınız. (bkz : yanıkta acil yardım)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pilavınızın suyunu yeterince çektiğine ve olduğuna kanaat getirince altını kapatıyoruz. Burada demleme aşaması başlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demleme dediğimiz "pilavın içindeki buharın , pilav sıcaklığını kaybetmeden, yoğunlaştırılarak pilavdan uzaklaştırılması tekniği"dir. Yani "temiz bir bez ya da bir kağıt havluyu tencerenin ağzına koyup kapağı kapatın, 15 dakika bekleyin" demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim pilav için ayrı havlum var valla, sizi bilemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bir pilavda pirinç taneleri normal hallerinde tek tek durmalıdırlar. Kaşığı ( çatalla yiyenler de varmış) daldırdığınızda taneler serbest salınımla kaşıktaki yerlerine karar veriyor ve bazıları nazikçe tabağa geri düşebiliyorsa bu iyi bir pilavdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaşığı daldırdığınızda, taneler kaşığın aralarına girmesine izin vermiyorsa, kaşığı kaldırırken tabak da birlikte geliyorsa,  ağzınıza attığınız kısımdan kaşık geri çıkmıyorsa, ağzınızda çiğnediğiniz nesne ilkokul 4. sınıfta öğretmen sizi yakaladığında korkudan çiğnediğiniz kopya notlarınızdan daha kötüyse, pilavı bıçakla keserek yemeniz gerekiyorsa, pilav, pilav olmamış demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada kendi ürettiğim bir özlü sözü sizlerle paylaşmak isterim :"Çok su lapa, az su lata"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi beyler; oturdunuz yiyorsunuz, tadı gayet güzel olmuş, mutfak zemininde 70 ve mutfaktan oturduğunuz yere kadar olan mesafede sizi takip eden 30 taneden daha az pirinç var; kendinizi son derece başarılı ve hatta neredeyse Mengenli hissediyorsunuz. O halde son bir test, elinizi üzerinizdeki pantolonun cebine sokun, oradan pirinç çıktı mı, çıkmadı mı ?  :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cümleten afiyet olsun :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Beyler, sabah kalktığınızda yatakta bir kaç pirinç olacak; korkmayın. O normal :) )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Ek : "Hanımlar için pilav tarifi"&lt;br /&gt;1. Pirinci ayıklayın&lt;br /&gt;2. Islatın&lt;br /&gt;3. 1e2 su, biraz tuz ve yağ&lt;br /&gt;4. Demleyin&lt;br /&gt;5. Afiyet olsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( onların sanıyorum genlerinde var :) )&lt;/blockquote&gt;</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/07/erkek-erkee-mutfak-sohbetleri-pilav.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>14</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-8673952726956028594</guid><pubDate>Fri, 06 Jul 2007 09:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-07-06T12:55:17.087+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bilinçlilik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">iPhone</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Mantık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Moda</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">reklam</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">reklamcılık</category><title>Modanın Mantığı Olmaz - iPhone</title><description>&lt;p&gt;iPhone'ın satılmaya başlanmasıyla birlikte, teknoloji dünyasında ciddi bir hareketlenme oldu. Herkes, şöyle ya da böyle, bir türlü bu alete &lt;strike&gt;değdiriyor&lt;/strike&gt; değiniyor. (&lt;strike&gt;Görüldüğü&lt;/strike&gt; Okunduğu üzere ben de). iPhone'un en çok eleştirilen özelliği ise, taşıdığı cazibenin yanında, sıradan bir cep telefonundan bile az özelliğe sahip olması. Gerçekten de araştırdığınızda telefonda bir sürü şeyin eksik olduğunu görüyorsunuz. Oynaması güzel ama kullanması keyifsiz bir cihaz gibi duruyor. Yine de bir tanesine sahip olmak isterdim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gelelim yazımızın konusuna.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Peki bu cihaz 3 günde 500 bin adet satmadı mı ? Hem de sadece Amerika'da. Sattı.&lt;br /&gt;Hala da satıyor mu ?  Satıyor.&lt;br /&gt;Daha da satacak mı? Satacak ?&lt;br /&gt;Satışına başlandığı bir çok ülkede de benzeri talep ve rakalmlara ulaşacak mı ? Ulaşacak.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Peki neden ? Cevap, bu yazının başlığında saklı : "&lt;i&gt;Modanın Mantığı Yoktur&lt;/i&gt;"&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Zaten "moda" denen şey, mantıksızlık üzerine kurulmuştur. Yoksa insanlar neden mevcut 6 pantolonunu "artık giyilmez" diye bir yerlere kaldırıp gidip kendisine yeni pantolon alsın ki ? Yepyeni kıyafetleri "bir yere kaldırayım ileride yine moda olursa giyerim" mantığıyla giymekten vaz geçen insanları düşününce, bu cümledeki mantık kelimesi size de fazla gelmiyor mu ?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Apple'nin seyyar müzkçaları &lt;b&gt;iPod&lt;/b&gt; da aynen bu şekilde tanıtıldı ve dünyayı sardı. Aynı fiyata alabileceğiniz ondan çok daha kaliteli bir sürü cihaz var. Ben Creative isimli markanın müzikile ilgili bütün ürünlerinin emsallerinden hem daha kaliteli hem de özellik olarak üstün olduğunu iddia ediyorum. Ama yok ! iPod alınacak. Çocuğunuza ( belki sevgilinize) ne kadar kaliteli bir alet alırsanız alın, iPod değilse suratının asılmasını engelleyemeyebilirsinz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;"&lt;i&gt;iPod almadın bari beyaz kulaklık al da, görenler iPod zannetsinler&lt;/i&gt;" cümlesi moda denen olgunun mantıksızlığın bir eseri olduğunun gayet net bir ifadesidir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Creative ( ya da diğer markaların) ürünlerini bile "kreativin de aypodları var" diye satıyorlar. Marka ürünün önüne geçti ve ürün adı oldu neredeyse. iPhone'a muadil çıkan bütün ürünler de "filanca markanın iPhone çözümü" diye tanıtılacak artık.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Böyle bir ürün bulmak ( ya da insan olmak) dostlar başına...&lt;/p&gt; &lt;p align="center"&gt;***&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir kaç ay önce yeni bedenime ( kocaman oldu kendileri) bir kot pantolon almak için mağazaya gittim. Ben öyle moda olgusunun pek farkında olmadan yaşadığım için bu tip kıyafetleri "eskiyinceye" kadar giyerim. Mevcut kotların da (bedenime uymamanın yanısıra) artık cep ağızları, paçaları, arka cepleri ve diz bölümlerinden yıpranmaya başlamıştı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Derdimi anlatıp göbeğimi gösterdikten sona istediğim pantolonu tarif ettim. Kendi pantolonlarımı seçebilme imkanım oduğunda beri aynı tarfi yaparım. Bunun üzerine, bir kot firmasında çalıştığı halde neden kendinden 5 beden büyük olan babasının 20 yıllık pantolonunu giydiğine bir türlü anlam veremediğim eleman gidip bana istediğim gibi bir kot getirdi. Kabine girip giydim, aynaya bir baktım !!! Cep ağızları yıpranmış, paçalarından iplikler sarkan ve diz bölgeleri aşınmış bir pantolon duruyor üzerimde.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;"Acaba" dedim  "benim istediğim model artık üretilmiyor da, ikinci elini mi satıyorlar?". Kabinden çıktım "&lt;i&gt;Nasıl oldu ?&lt;/i&gt;" klasik sorusunu çocuğun ağzına tıkıp "&lt;i&gt;Kullanılmış pantolon mu bu ?&lt;/i&gt;" diye sordum. Çocuk gülerek "&lt;i&gt;Moda böyle&lt;/i&gt;" dedi. Muhabbetin ve alışverişin gerisi bol kahkalı geçmekle birlikte sonuç şöyle oldu :&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;"Kot pantolonumun cep ağızları, paçaları ve diz bölgesi yıprandığı için yenisini almak üzere gittiğim mağazadan, moda olduğu için cep ağızları, paçaları ve diz bölgesi özellikle yıpratılmış bir pantolon aldım."&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Almamak gibi bir şansım da yoktu zira bütün mağazalarda bunlardan satılıyor. Neden mi ?  E moda canım kardeşim, moda.&lt;/p&gt; &lt;p align="center"&gt;***&lt;/p&gt; &lt;p align="left"&gt;Modaya kapılmamak mümkün mü peki ? Buna evet demeyi çok isterdim ama sanıyorum doğru cevap "hayır". Zira moda sadece teknoloji ya da kıyafet alanında değil ki. Yeme içmeden tutun da akşam eğlenceye gidilecek yere kadar hatta sadece yürüyüşe çıkılacak sokaklara kadar her yerde karşımızda moda. Bazen adına "in-out" diyorlar, bazen "gözde mekan", bazen "top 10" ama hepsi de özünde aynı. Birisinden kaçsanız, bir diğerine kapılıyorsunuz; bazen isteyerek, bazen sadece farkında olarak, bazen de hiç fark etmeden.&lt;/p&gt; &lt;p align="left"&gt;Benim 15 yıldır giydiğim tişörtüm var ama telefonumu 4-5 ay önce yeniledim, hala da baknıyorum yeni modellere. Arabam ayağımı yerden kesse yeter, ama yeni bir bar açılmış, herkes oradaymış gitmesem olmaz. HTML dilini biliyorum, istesem it gibi site yaparım, ama şimdi bloglar moda, başkasının yazdığı kodlarla boğuşup duruyorum.&lt;/p&gt; &lt;p align="left"&gt;Bak hala "neden" diye soruyorsunuz yahu. Moda diyorum moda. Şimdi bunlar moda.&lt;/p&gt; &lt;p align="center"&gt;***&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Peki ya modayı evimizin kapısına kadar getirip burnumuza sokan, altımıza üstümüze giydiren, masamıza koyduran, cebimize daldıran; bize deli gibi abuk sabuk şeyler aldıran nedir ?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sorunun cevabı "reklam" ve bu da sanırım bir başka yazının konusu olacak.&lt;/p&gt;</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/07/modann-mant-olmaz-iphone.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-4446155726857832064</guid><pubDate>Tue, 03 Jul 2007 09:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-07-04T16:52:46.690+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ayakizi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bilgisayar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bir başkadır benim memleketim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Gezi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">insan</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">işte hayatım</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">memleketimden insan manzaraları</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Tatil</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yorum</category><title>Oksijenin Fazla Gelmesi Durumu</title><description>Halk arasında "temiz hava yaramadı" olarak da bilinen durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;  &lt;div&gt; &lt;/div&gt;  &lt;div&gt; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;Söz konusu durum genellikle, büyük şehirde yaşayan kişilerin hafta sonlarında kaçtıkları, mesire yeri tabir edilen oksijeni bol, doğal ortamlarda karşımıza çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sık görülen şekli "eeeeehhhheeheheheeeeeyyyyyyyyyyyyyy" şeklinde atılan naralar, "iğyeeeeek" şeklindeki çığlıklar ve "aaaaaeeeeeeooooooo" şeklindeki anlamsız sesli harflerden oluşan yüksek sesli yaklaşımlardır. Bu, sesli tip olarak adlandırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehrin keşmekeşinde yanındakinin konuşmasını bile zorlukla duyan gençlerimiz, açık ve sessiz alanlarda seslerini herkese duyurma fırsatını bulmuşken sıklıkla bu sesli tipi kullanırlar. Bu gençlerimizin söyleyecek ( duyuracak) bir şeyleri olmaması neticesinde de bu tip ilkel sesler çıkartmaları zaten beklenen bir sonuçtur.  Yine büyük bir sıklıkla, bu sese mukabil, başka bir yerden bir cevap sesi gelir ki halk arasında bu duruma da "çiftini buldu" denmektedir. Bu durumda en tehlikeli sonuç çiftin üremesidir. &lt;/div&gt; &lt;div&gt; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer tip ise, atletik tip olarak da tanımlayabileceğimiz, günlük hayatında tuvalete bile bürositin tekerleklerini kullanarak giden ve fakat doğal ortamda ( aslında orası da onun doğal ortamı şimdi) atlamacı, yüzmeci, tırmanmacı , amuda kalkmacı kesilen tiplerdir. Bu kişileri de yine söz konusu etkinlikte, topluluktan ayrı olarak, bir ağacın tepesinde ( mahsur kalmış), üzeri hafif buz tutmuş bir gölde ( donmak üzereyken), köprünün hemen yanından karşıya atlarken ( bacağı ya da beli kırılmış) görebilirsiniz. &lt;/div&gt; &lt;div&gt; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;Tespit ettiğim bir başka grup ise "doğada babam yetişse yerim" tarzı kişilerdir. Bu kişilerin atalarının doğada yetişmiş olması muhtemeldir. Önce her akan suyu içip, sonra her yerde buldukları yeşilliği çiğneyen, en sonunda topladıkları mantarları pişirerek yiyen ve zehirlenen kişiler bu sınıfa girmektedirler. Bu tip daha çok, şehir hayatında doğal hayatın ve bozulmamış nesnelerin hasretini çeken orta yaş ve üzeri insanlardan oluşmuştur. &lt;/div&gt; &lt;div&gt; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bizzat içinde bulunduğum için bahsetmek istediğim bir diğer tip ise, teknolojik tiptir. Bu kişileri diğerlerinden kıyafetleri yardımıyla ayırabilirsiniz. Zira bunlar, bir gözleri kırpık diğer gözlerinin yerinde bir fotoğraf makinesi objektifi bulunan, boyunlarında muhtemelen bir GPS cihazı, 100 metrede bir cep telefonu çekiyor mu diye bakan kişilerdir. Mola yerlerinde çantalarından bir laptop ya da hafıza kartı yedekleme tıngırtısı çıkarıp muhtelif kablolarla bunları birbirine bağlamak, cep telefonuyla internete bağlanıp az önce çektiği bir fotoğrafı arkadaşlarına göndermek ve ortamdaki kişilere sürekli "burada bağlantı yavaş, 2 megabaytlık dosya 5 dakkada gitti, tepede olsaydık ben şimdi hepsini webalbüme atmıştım, a bu arada sizin eposta adresinizi de kaydedeyim" şeklinde iletişim kuran insanlardır. Ortamın tadını döndüklerinde çektikleri fotoğraflara bakarak anca çıkartırlar. ( ah benim eşşek kafam) &lt;/div&gt; &lt;div&gt; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu oksijenin fazla bulunduğu temiz ve doğal ortamlarda, o kadar bol oksijene rağmen daha hala bu oksijeni gerekli şekilde yakamayan bir tür daha vardır. Bu türü genellikle canlı olarak birebir görmezsiniz. Daha çok "daha önceden orada bulunduklarını" anlarsınız. Bunu anlamanızı sağlayan poşetler, içecek kutuları ve şişeleri, peçeteler, gazete kağıtları, ekmek parçaları, fotoğraf filmi kutuları, cam kırıkları ortamda her yerde bulunmaktadır. Bu tip ne yazık ki diğer bütün tiplerin de içinde bulunduğu genel bir gruptur. &lt;/div&gt; &lt;div&gt; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/07/oksijenin-fazla-gelmesi-durumu.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-2517176946639255693</guid><pubDate>Tue, 03 Jul 2007 09:21:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-07-04T09:57:12.546+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ankara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Heykel</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Simit</category><title>Her yolun sonu bir simitçi ve bir heykele çıkan şehir</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://ankaraheykelleri.files.wordpress.com/2007/01/selahattinp_selo_hitit_gunesi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://ankaraheykelleri.files.wordpress.com/2007/01/selahattinp_selo_hitit_gunesi.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce, Ankara'da yaşamaya başlamadan önce, bir şekilde 1 aylığına Ankara'da kalmam gerekmişti. Bilmediğim bir şehirde kaldığım zaman hep yaptığım şeyi, o zaman da yaptım :  Kaldığım yeri merkez olarak alarak yürüyerek bulabildiğim tüm sokaklara girip çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süre uzun ve mekan da Ankara olunca bu "kaldığım yeri merkez alma" durumu giderek genişledi, edinilen bir Ankara haritasıyla, gece geç ve sakin saatlerde arabayla bile bir sürü yeri dolandım. Gündüz muhabbetlerinden adını duyduğum yerleri keşfettim, Sakarya'da "selam ağabey, aynısından mı ? " diye müdavim kabul edildiğim bir barım bile oldu hatta :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar, çok keyif aldığım, bir alışkanlığım vardı: Her gece, defterimi açıp bir şeyler yazardım. Aklıma her ne gelirse. Genellikle şiir sayılabilecek bu yazılar, şimdi dönüp baktığımda tam bir günlükmüş aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ferhan Şensoy'un Gündeste isimli bir kitabı vardır. Özünde tam bir günlük olan bu kitap, yazıların tarih sırasına bakılmaksızın yayınlanması ve düz yazı değil de şiir şeklinde olmasıyla benzerlerinden ayrılır. Hele benim için öyle bir ayrılır ki, kütüphanede özel bir yerde durur. Kitabı mı önce okudum, o şekilde yazmaya mı önce başladım bilmiyorum. Her halükarda Ferhan Şensoy'un benden önce yazmaya başladığı kesin ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O defterlerin Ankara bölümünde, ilk 10-15 gün için çok az yazı var. Hatta o zamanlar yaşadığım şehirde ( Tokat - Artova) günde ( gecede) 5-6 sayfadan az yazmadığım düşünülürse, neredeyse hiç yok. İşte bu yazıların ilkinde ( Ankaradaki 10. güne denk geliyor) böyle bir şey yazmışım :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"&lt;br /&gt;Ankara&lt;br /&gt;her yolun sonu bir simitçi ve bir heykele çıkan şehir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yol kavşağına bu heykeller,&lt;br /&gt;kaybolursanız adresi sormak için dikilmişler sanki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu Sakarya Caddesi,&lt;br /&gt;neredeydi madenci abi ?&lt;br /&gt;"&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıdan 1 yıl kadar sonra Ankara'ya taşındım ve 9 yıldır buradayım. Şimdi bakıyorum da her gün önünden geçtiğim heykellerin hiç birini anımsamıyorum. Aklımdaki bütün heykeller o yıllar önce gezinirken gördüklerimden ibaret. Bir de en sevdiğim mekanlardan biri olan Kuğulu Park'ın girişine 1 yıl kadar önce dikilen Tunalı Hilmi Efendi'nin heykeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep söylemişimdir, "bir şehirde yaşamak o şehri unutturuyor."; en güzeli, turist olmak bir yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E heykelleri unuttum da, simitçileri unuttum mu ?  Yok canım, onları hala bliyorum. Hatta hangileri aynı fırından alıyor, hangisine tazesi ne vaktte geliyor onu bile bilirim. Şimdi çıkıp, toplallaya topallaya yürüyerek "bebek arabalı simitçi" amcadan bir simit alıp yiyeceğim hatta. Bu amcanın da bir kaç fotoğrafını çekebilsem, onu da yazacağım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıya esin kaynağı olan yazı : &lt;a href="http://www.devletsah.com/ankaranin-heykelleri/"&gt;http://www.devletsah.com/ankaranin-heykelleri/ &lt;/a&gt;</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/07/her-yolun-sonu-bir-simiti-ve-bir.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-8522372437409279446</guid><pubDate>Sun, 01 Jul 2007 08:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-09T22:16:27.249+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bilgi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bilinçlilik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bir başkadır benim memleketim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">blogger</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">dilimdilim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">dilimiz</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">doğru konuş</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Türk dili</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Türkçe</category><title>Ah benim canım Türkçem - W'nin dilimizdeki yeri</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg1mspGqzNhMGwiyH7VHSxhvA0g4T5UboBsKoh8i5yDWpYCkgzcFZawU3RWldIN2K-bygp_p496z5p9ewqQrjnEsoUIoRDdEgUDGgDg6PvH0yfz2CrWUcjrniRQ2_q39M9eUmD1TA/s1600-h/w.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg1mspGqzNhMGwiyH7VHSxhvA0g4T5UboBsKoh8i5yDWpYCkgzcFZawU3RWldIN2K-bygp_p496z5p9ewqQrjnEsoUIoRDdEgUDGgDg6PvH0yfz2CrWUcjrniRQ2_q39M9eUmD1TA/s320/w.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5082146636953478370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bugün sanal dünyadaki olağan gezintilerim sırasında bir bloga denk geldim. Ana sayfada TRT tarafından hazırlanan ve Türkçe'nin yanlış kullanımını ve bozulmasını iğneleyen bir video vardı. Yazı kısmında da ne kadar doğru bir yaklaşım olduğundan, dilimizin nasıl bozulduğundan bahsediliyordu.&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;Aman ne güzel derken birden sitenin adresine dikkat ettim; olacak iş değil. Site sahibi arkadaş, gayet Türkçe olan isminin içinde geçen V harfini W olarak yazmıştı. Bu sadece sitenin adresi değil, aynı zamanda adı da. Haberi siteye yazan kişi de, kendine takma isim olarak ( şu bizim nick name yani) yabancı bir diziden bir karakterin adını seçmiş.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pekiyi ana konu neydi, bozulan dilmiz. Hatta yazarın kendi sözleriyle "ayaklar altına alınan dilimiz".&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;Türkçe'yi bu kadar sevip de kullanmamak nasıl bir histir anlayamadım.&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;Üstelik sitede bir alttaki yazıda da hem başlıkta hem de yazıın içeriğinde "mause" diye bir kelime kullanılmış. Yazıyı okuyunca bunun "mouse" olması gerektiğini anladım. Dilimizde, tam kelime ve anlam karşılığı olarak kullanılan fare diye bir kelime de varken üstelik. Daha ilerilerde "İngilizceyi sevelim, koruyalım, ayaklar altına almayalım." diye de bir yazı var mı diye baktım ama göremedim.&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;Sitenin adını vermiyorum. Derdim kötü reklam yapmak değil. Bu yazıdakileri zaten onlara da yazdım.&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;Bir şey daha var, yazdım diyince aklıma geldi. Sitenin her haber için bir yorum ekleme özelliği de var. Burada şöyle bir not düşülmüş : "Türkçenin doğru kullanıldığı yorumları seviyoruz. ( Nasıl yazmalıyım)". Nasıl yazmalıyım bölümü bir başka sayfaya gidiyor ve burada nasıl yazılması gerektiği ile ilgili bir metin var. Metnin ilk cümlesi şöyle başlıyor : "Blogları diğer web sitelerinden ayıran en önemli özelliklerden biride..." ( de bitişik yazılmış) :)&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;Üstelik siz yorumu yazıp gönderdiğinizde, sistem otomatik olarak bütün büyük harfleri küçük harfe çeviriyor. Böyle de bir yapıcılık eklenmiş. Sanırım Türkçenin ayaklar altına alınmaması için yapılmış. Belki de arkadaşlar büyük harflere daha gelmediler. :)&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;Yorumların düzgün olması için "edit edildiği" belirtilmiş ama birleşik yazılan soru ekleri ve editörün kendi yazısında bile yanlış yazılmış -de/-da hataları ortalıkta cirit atıyor.&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;Öyle ki , sitede söylenen, eleştirilen ve yapılan arasındaki dayanılmaz çelişki bana da bu yazıyı yazdırdı. Normalde, başlıkları görür görmez kara listeye atacağım bir siteydi.&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;***&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;Çocukken bir kaç ciltlik bir kitap setim vardı. Sanıyorum Yapı Kredi Bankası ( o zamanlar daha Koç tepmemişti kendisini) dağıtmıştı. Boyutları alışılmışın ( o zaman için) biraz dışında olduğu için değişik gelmişti. Zaten konusu da Atatürk'ün hayatıydı, ilginç gelmemesi mümkün değil. Okullarda okumadığımız şekilde çok keyifli bir dille anlatılmış bir sürü detay vardı kitaplarda.&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;O kitaptan aklımda kalan şeylerden bir tanesi de Atatürk'ün çok sevdiği söylenen iki dizeydi " O mahiler ki derya içindedirler / Deryayı bilmezler". (O balıklar ki denizin içindedirler / Denizi bilmezler.) Hem Atam severmiş diye hem de benim de çok hoşuma gittiğinden yıllarca bu sözü sık sık kullanmışımdır. Ve genellikle hemen arkasından da hem anlamsal, hem de sessel olarak çağrıştırdığı için "kendini bilmezler " diye eklerim.&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;Bu yazıma da ekleyeyim istedim.&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;Ve bu yazımın ana fikrini ise şöyle belirledim : "Türkçeyi bilmiyor, İngilizceyi bilmiyor, başka dil bilmiyor; anlatacak derdi var, ne yapsın bu insanlar ?" Dilerim, bu konu akademik çevre tarafından fark edilir ve en kısa sürede birisine tez olarak verilerek bir çözüme bağlanır.&lt;/p&gt;</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/07/ah-benim-canm-trkem-wnin-dilimizdeki.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg1mspGqzNhMGwiyH7VHSxhvA0g4T5UboBsKoh8i5yDWpYCkgzcFZawU3RWldIN2K-bygp_p496z5p9ewqQrjnEsoUIoRDdEgUDGgDg6PvH0yfz2CrWUcjrniRQ2_q39M9eUmD1TA/s72-c/w.jpg" width="72"/><thr:total>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-6892879214937564172</guid><pubDate>Mon, 25 Jun 2007 13:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-06-26T10:10:13.873+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">oburluk</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Tokat</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yağlı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ye babam ye</category><title>Tokat'ın Yağlısı</title><description>&lt;a href="http://www.devletsah.com/"&gt;Devletşah &lt;/a&gt;isimli bir bloga dadandım, aman diyeyim düşmanların başına. Hani siz de bakmayın diye veriyorum adresini. Sabahtan akşama yemek muhabbeti efendim olmaz böyle şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde bulunsun diye aldığım 5 kiloluk un 1 haftada tükendi. Seneye de giyerim diye bir beden büyük aldığım pantolon da , dar geliyor haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani kendileri yetmezmiş gibi okurları falan da yemek meraklısı. Aman pofuduk hamur kızartması tarifi de vermiş, okumayayım daha fazla , ilk bulduğum yere tıklayayım diyorsunuz, bilmemkimin yemek tarifleri sayfasına gidiyor. Ay yeter bagel fotoğrafına bakmayayım diyorsunuz, bir tık, hoooop filanca kişinin yemek kursları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay yemek bakmayayım, günlük okuyayım diyorsunuz, "feşmekan kişi bir börek yapmıştı" diye başlıyor yazı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçim dışım yemek oldu, millet yazın zayıflar ben neredeyse monitörü kemireceğim.  1 aylık klavye, ağzımın suyu aka aka bozuldu gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatile falan giderim diye geçenlerde bir mağazaya gittim penye, şort falan alacağım. Hani bir de öyle ince kıyafetler falan ya biraz da vücuda otursun istedim. Aldım bir kaç tane kabine girdim. tişörtü bir giydim, anaaa, &lt;a href="http://www.lucavergano.com/blurb/images/michelin_1.jpg"&gt;Michelin adamı&lt;/a&gt; gibiyim. Sinirle çıktım bir şey alamadan, doğru tatlıcıya :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efenim, bu Devletşah Hanım'ın sitesinde az önce birisi Tokat'tan dem vurmuş. Ben de hayatımın bir bölümünü, Tokat'ın bir bölümünde geçirmiş ( obur) birisi olarak sitenin genel içeriğinden yola çıkarak yiyecekle ilgili anılarımı canlandırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tokat ve yemek denince benim aklıma ( Tokat kebabı diyenler sakin olsu lütfen, o değil zira)  yağlı gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilir misiniz yağlıyı. Kimisi "ha bu bizim katmer" o der kimisi "e gözleme bu" der. Haşa huzurdan ama cümlesi halteder. Yağlı yağlıdır, o kadar; hiç bir yörenin başka bir şeyine benzemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl yapılıyor derseniz adından belli derim. Yağla yapılıyor. Ana maddesi yağ. Biraz da un var. Belki yumurta falan da vardır ama o kadar.  Simit fırınları gibi yağlı fırınları var Tokat'ta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük şehirlerde gördüğümüz,  lahmacuncuların lahmacunlar sıcak dursun diye altında inceden bir ateş yanan, kola takılan, 4 bir tarafı ve dahi tavanı camdan mamul o kol askılarında satılır. Sabah vaktinde ve akşamüzerine doğru görülür. Ama fırınları biliyorsanız, nazınız geçerse biraz bekleyerek yaptırabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En keyifli yeme şekli şöyledir :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumartesi hatta pazar günü, sabahın çook erken vaktinde, daha hava aydınlanmadan, odun ateşiyle inceden aydınlanmış olan fırının kapısına varırsınız. İçeriden bakıp sizi görünce hoş beş eden çalışanların arasından sıcak ve yağ kokan fırına girersiniz. Sıcaklarından istediğiniz için hali hazırdaki parti fırına girinceye kadar beklersiniz. Bu zaman zarfında size ikram edilen çayı, az önce çıkmış yağlılarla birlikte mideye indirirsiniz. ( ki bu sayılmaz) Sonra yeni parti çıkınca, size iltimas olsun diye gazete kağıdına değil de tezgah altındaki beyaz kağıda sarılan, efendim ben diyeyim 10 siz deyin çüş, ya da 15, neyse işte yağlıyı alıp arabanıza koyar, yağlı kokuları eşliğinde evinize varır, gitmeden demlemiş olduğunuz ve bu nedenle sizi demlenmiş olarak karşılayan çayın kokusu ve tadı eşliğinde bir güzel yersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada gittiğiniz fırın, gayet bilinen Tokat türkülerinden biri olan "sulu sokak taşları" türküsünün yazıldığı sokağın tepesindedir. Parke taşlı yokuşu, o vakitte, sakin sakin çıkarken hafif hafif bunu mırıldanmanız, yağlınızın keyfine yağ katar; demedi demeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka keyifli tüketim şekli de Tokat'ın bir başka "meşhur"luğuyla birlikte tüketilmesidir : Hamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamamdan çıkılır, soğukluk denilen yerde odaya gelinir, hamamcı gelir sizi bir güzel kurular. Sonra başınıza havluyu, onlardan başka kimsenin yapamadığı şekide, sarıp sizi Mısır firavunlarına benzer bir halde odada havluların içinde bırakır. Çay vereyim mi diye sorar. Sizin ters ters bakışınızda "haaa" diye olayı kavrayarak en yeni başlamış çocuğa "koş oğlum fırına 2 yağlı kap gel" diye bağırır. Sonra "5 olsun" diyerek düzeltir. ( Devamlı müşteri olmanın faydası. E bir de hamam tabi mekan, adam kapasiteyi net olarak görebliyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O çocuk, asla koşmaz; yürüyerek gider yürüyerek gelir eşşek kafalı. Ünlü bir oburun da söylediği gibi : "Mekan hamamın soğukluğu, beklenen de yağlı olduğunda, en hızlı servis bile hep geç kalır" ( Ali Paşa Hamamı Tokat, 1997)  .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim sonra yağlılar gelir, çaylar gelir, havluların arasında, pamuğun içinde filizlenmeyi bekleyen fasulye tohumu gibi, kurulmuş olarak,   bir ondan bir bundan, bir ondan bir bundan, bir ondan bir bundan, bir ondan bir bundan, bir ondan bir bundan, bir ondan bir bundan, bir ondan bir bundan, bir ondan bir bundan, hafif hafif atıştırırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oooohhh. Valla sabah sabah imrendirmek gibi olmasın ama, bu meret böyle yenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha kilolar diyordum. Evet hepsi Devletşah Hanım'ın sitesinin suçu. Ben sırım gibi adamdım yoksa, hep o site yaptı. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama beni yaptı, sizi de yapsın; mutlaka ziyaret edin. Hayır korkuyorum, Devletşah Hanım yarın yağlı tarifi de verirler şimdi, hepten mahfoldum demektir. Sırf yemeyeyim diye Tokat'tan kaçtım; anlayın artık.</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/06/yal.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>10</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-6557730734900280122</guid><pubDate>Wed, 20 Jun 2007 13:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-06-20T16:15:16.122+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kavramsal anomali</category><title>Ebru</title><description>Kız adı sanırsınız ama değildir. Aslı, suya resim yapmaktır. Buradan yola çıkıp ad olmuştur, ilk defa kimbilir kimin kızına. Oradan da günümüze "bir kız adı" diye gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suya resim çizmek cesaret işidir. Su dalgalansa (mazallah) bozulur desen. Elin titrememesini gerektirir. Hem cesaretli olacaksın, hem elin titremeyecek. Zor iş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra alıp o rengarengi bir kağıda aktarırsın. ( Renk kağıda geçtiğinde pür-u pak olur su. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ebruyu sadece bir kez görebilirsin, hiç biri diğerine benzemez. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Desen desen desen değil, değil desen resmen desen.&lt;/span&gt; İş bu şekil, kelama sığmayacak bir bilmecedir.</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/06/ebru.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-7282611438274305948</guid><pubDate>Wed, 20 Jun 2007 12:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-06-20T16:15:36.721+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kavramsal anomali</category><title>Kül</title><description>&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Yanmışa delalettir. Yanıp tükenmişliği gösterir. Ateşi ve dumanı kapsar. Hararettir. Kırmızıdır. Yanmışlıktan yola çıkarak bir zamanlar var olmuşluğu barındırır. Eskiyi, geçmişi ve tüm bunların içinde, zamanı düşündürür. Ölümdür. Yokluktur. Geri dönmemektir. Kirdir. Pistir. Bulaşması, taşması, dökülmesi istenmez. Kötü kokar. Ateşten yola çıkarak acıyı, dumandan yola çıkarak korkuyu, nefessizliği, boğulmayı anımsatır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Uzak ve musikişinas yaklaşımla Duman konserine, rock müziğe varılabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Yakın ve temasperver bir yaklaşımla, elinizi simsiyah yapar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Kül, kül olanın bir daha asla var olmayacağını söyler.&lt;/span&gt;</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/06/kl.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-2674695956366750116</guid><pubDate>Thu, 31 May 2007 10:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-06-12T16:50:40.485+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">aptallık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bilgisayar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bilinç</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bilinçli</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bilinçlilik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">internet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">memleketimden insan manzaraları</category><title>İnternette Nefret Ettiğim 10 İnsan Tipi</title><description>&lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;10.&lt;/span&gt; Forward adı verilen mesaj yönlendirmeleri sırasında mesajların başındaki &gt; işaretlerini silmeyenler&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;9.&lt;/span&gt; Mesajda sadece bir adres ya da dosya gönderip, ne olduğunu açıklamadan, mutlaka bakın diyenler.&lt;/p&gt;      &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;8.&lt;/span&gt; Basit bir mesaja çiçekler böcekler kelebekler ekleyerek fuzuli hat işgali yapanlar.&lt;/p&gt;      &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;7.&lt;/span&gt; Mesajlarının altında "bu mesaj kurumumuzu bağlamamaktadır" tarzı yazılar bulunanlar.&lt;/p&gt;      &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;6.&lt;/span&gt; Tek kelimelik ya da işaretlerden oluşan mesaj gönderenler ve yanar döner resimleri imza niyetine kullananlar.&lt;/p&gt;      &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5.&lt;/span&gt;  V yerine W , Ş yerine $ vb. gibi bozuk ya da bUNa BenZeR tArZDa abuk sabuk yazım şekilleri kullananlar.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4. &lt;/span&gt;Özellikle gruplara, her sabah günaydın mesajı gönderenler.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3.&lt;/span&gt; Mesajın altına "bunu listenizdeki herkese gönderin" yazanlar&lt;/p&gt;      &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.&lt;/span&gt; "Bunu listenizdeki herkese gönderin" mesajını alınca listelerindeki herkese gönderenler&lt;/p&gt;      &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.&lt;/span&gt; Bir yerde gördüğü eposta adresini hemen listesine ekleyip, eline geçen otu boku hemen ona da göndermeye başlayanlar&lt;/p&gt;</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/05/10.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>7</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-4869021596361876370</guid><pubDate>Tue, 29 May 2007 11:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-06-08T17:04:41.512+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">başa bir şey gelmesi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">haber</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yorum</category><title>Gerets gözyaşları ile ayrılmış</title><description>Hürriyet Gazetesi böyle bir haber vermiş : "&lt;em&gt;Eric Gerets, Galatasaray'dan ayrılmadan önce hüzünlü bir veda konuşması yaptı. Gerets'in gözleri ıslandı.&lt;/em&gt;" Hayır adam ne zaman güldü ki Galatasaray'da ayrılırken ağlasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten "ıslandı" demiş gazetede de, belki de flaşlar gözünü almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E sen yıllar önce rakip takımda sahaya çıkacağı zaman, bütün tribünlerdeki izleyicilere, "bu adama böyle bağıracağız" diye üzerinde "ay fak geretz" yazan kağıtlar dağıttığın adamı alıp teknik direktör yaparsan olacağı budur. İyi yine 3. oldular.</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/05/gerets-gzyalar-ile-ayrlm.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-2711580028828338712</guid><pubDate>Mon, 28 May 2007 07:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-09T22:16:27.583+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bilgi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bol kalori</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">diyet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">göbek</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">oburluk</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rejim</category><title>10 Günde 10 Kilo Vermenin 10 Yolu</title><description>&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjDRcqJQIxU_tebpQJJF9tjFoEdmHA6ToCOOJFSBTSqPBWSQUbo_0O6q5-k4eSlCLL64OYoz05DpqNJQ3gq0jVIR6CriHAp-CMdLIkf5DwLPbSmE9UZA3sIB-Qx29BMbQsFfbyHpA/s1600-h/baskul.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjDRcqJQIxU_tebpQJJF9tjFoEdmHA6ToCOOJFSBTSqPBWSQUbo_0O6q5-k4eSlCLL64OYoz05DpqNJQ3gq0jVIR6CriHAp-CMdLIkf5DwLPbSmE9UZA3sIB-Qx29BMbQsFfbyHpA/s320/baskul.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5069507096371126210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Günde 10 Kilo Vermenin 10 Yolu konusunda en ufak bir fikrim yok. Böyle bir kaç yol var mı bunu da bilmiyorum. Ama varsa bile çok sağlıksız birşeydir 10 günde 10 kilo vermek, aklınızda bulunsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlığı sadece dikkat çekmek için yazdım. E madem ki çekmişim dikkatinizi, haydi siz de ona katılın okuyun bakalım neler yazmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyet ya da rejim olarak bilinen ve nedense "alınmış kiloları geri verme" olarak değerlendirilen fenomenden bahsetmek istiyorum bu gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bir konuya açıklık getirmek isterim ki "alınmış kiloları geri vermek" kesinlikle söz konusu değildir. Sadece "kilo" olarak adlandırılan ve oranızda buranızda birikmesinden hiç de memnun olmadığınız "yağ" dokusunu eritiyorsunuz. Bu eriyen doku da, doğal yollarla vücudu terk ediyor. Kimseye bir şey vermiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vermiyorsunuz derken diyetisyenlere ( neden rejimisyen de denmiyor acaba), sizi zayıflatmayı vaadeden ilaçlara ( ki bunlar söz konusu firmalarla tuvalet kağıdı firmaları tarafından ortak olarak üretiliyorlar), sizi şişmanlatmayacağını ama tok tutacağına yemin eden bilimum gıda maddesine bir sürü para veriyorsunuz tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik de bu parayı, vakti zamanıdna para vererek aldığınız, afiyetle yediğiniz ve vücüdunuzda kilo olarak biriken şeyleri yok etmek için veriyorsunuz. Hayır, insanın kendi evindeki tuvaleti paralı yapması gibi bir olay bu. Neyse felsefî irdelemeye daha fazla girmeyeyim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sevdiğiniz pantolonunuz, artık içine giremediğiniz için en nefret ettiğiniz pantolonunuz olup da en sevmediğiniz o eski pantolonunuz içine tek girebildiğiniz favori pantolon haline geldiğinde; kemerinizi görerek değil de el yordamıyla bağlamaya ( kemer ne yapılır sahi ?  bağlanır ?  iliklenir ? kapatılır ? ) başladığınızda; çok yemek yedikten sonra ovuşturmaya başladığınız göbeğiniz artık ovuşturulmak için ikinci bir ele hatta kişiye daha ihtiyaç duyduğunda; eskiden bir jiletle 3 defa traş olabildiğiniz halde, artık her traş için yeni bir jilet kullanmanız gerektiğinde anlarsınız ki vücudunuz eskisinden daha genişlemiş ve artık yediklerinize dikkat etmeniz lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bir süredir "dana gibi oldum oğlum sen" ile "siz biraz kilo mu aldınız efendim son zamanlarda" arasında değişen şekillerde size yapılan geri bildirimler de bunu işaret etmekteydi. Zaten sizin "yemekten sonra oluyor" diye düşündüğünüz "şişkinlik" hem her daim olmakta, hem de göbekten yanlara, yukarılara ve hatta yanaklara ve hatta hatta gıdı olarak bilinen ve eskiden kravat takmak için elinzle geriye itmenize gerek duymadığını o şirin bölgeye doğru yayılmaktaydı. Zaten beyefendiciğim, eskiden sütyen takmaya ihtiyaç duymuyordunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin ısrarla "iki gün az yesem çıta gibi olurum" dediğiniz vücut ölçünüz son 1 haftadır kimselere çaktırmadan "az" yemenize rağmen hala bir kalas için bile yontulması gereken boyutlarda duruyor ve en acı olanı basküle çıktığınızda kadranı göremediğiniz için durumun vehametinin sayısal değeri hakkında da bir bilgi sahibi olamıyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu saydıklarım ya da benzer başka sebepler sonucunda zayıflamaya karar veriyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zayıflamanın ilk aşaması "düzenli yemek yersem zayıflarım" olarak bilinen, kilolarından şikayetçi olduğunu kimseye ( ve hatta kendine bile) çaktırmadan dahil olunan eylemlerden oluşur. Ama çok kısa bir sürede bunun hiç bir işe yaramadığı anlaşılır ve bir sabah Müsleheddin Efendi'nin getirdiği çayın yanındaki şekerler tepsiye burakılmak suretiyle "diyet" herkese ilan edilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kritik nokta atlandıktan sonra ne tür bir rejim yapacağınız konusu, siz hariç herkesin tek amacı olur. Üstelik dünya üzerindeki rejim "tarfileri", "günde 72 öğün istediğini ye" ile "haftada tek öğün, sadece süt" arasında değiştiği için bu iş onlar büyük bir kaosa dönüşür. Sizin için ise büyük bir kabusa. Etrafınızdaki insanların nasıl birer diyet uzmanı olduklarına şaşırıp kalırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin yemeklerden uzak durmak istediğiniz o kritik anlarda saatte 4 kişi ortalamasıyla birisi size " yeğenimin bir arkadaşı vardı, adı asuman, bir diyetisyene gitmiş acayip kilo vermiş" , "köfte ile sarmısak yersen kilo aldırmıyor benim halamgil bu sayede 1 yılda 12 kilo verdi" , "iki litre saf alkol alıp içine kirpi idarı karıştırıyorsun, bunu 3 ay dolapta bekletiyorsun sonra her sabah 1 kaşık içiyorsun, diyete bile gerek yok çakı gibi olursun", "yeğenimin diyetisyene giderek kilo veren arkadaşı asuman, şimdi mankenlik yapıyor" , "abi peyniri böyle tavada çeviriyorsun o biraz eriyor, içine bol kıyma, iki de yumurta kırıyorsun, sonra bombolobülübülü alkoloidi alıyorsun ondan bir kaşık ekliyorsun buna, onu yiyorsun harika bir şey" , "ebegümecini haşlayıp suyunu iç", "ya sabah geciktim kusura&lt;br /&gt;bakmayın, yeğenimin bir arkadaşı vardı asuman, o vefat etmiş, gencecik kız, cenazeye gitmem gerekti" tarzında tarifler veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada sizin duyup sevip benimsediğiniz bir program zaten var ama her tarifle o biraz daha "güme" gidiyor. Hem karnınız açıkıyor hem de bu kadar çok rejim alternatifi olmasına rağmen, hala bu kadar çok şişman insan olduğunu görerek umudunuzu yitiriyorsunuz. Siz yemekten uzak durmak isterken, muhtelif rejim önerileri altında günde onlarca menü kulağınızın önünden geçiyor. E beyin de iki kulak arasında malum... ( arş: iki arada bir derede kalmak)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin diyetiniz başkalarının derdi olmaktan çıktıktan sonra, siz de artık planladığınız diyeti rahatlıkla uygulayabilmeye başlıyorsunuz. Ama bu da kısa sürüyor. Zira çok az bir zaman sonra sizin diyet amacıyla yaptığınız her davranış çevrenizde sessiz bakışmalara neden oluyor. Ve bu bakışmaların altında yatan anlam ise hep aynı :  "Hiç bir işe yaramıyor, benim dediğimi yapsaydı şimdiye incecik olmuştu" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz bütün bunların arasında inatla aklınıza koyduğunuzu yapıyorsanız, kilo konusunda bir gerileme kaydetmeseniz bile sabır olarak büyük bir ilerleme kaydediyorsunuz. Sonuçta belki amaçladığınız kadar kilo veremiyorsunuz ama sakin ve huzurlu birisi oluyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok eğer bir kaç gün sonra , açlık ve sinir birleşiyor ve oda arkadaşlarınızdan birisine saldırıp ısırmaya başlıyorsanız, öğlen pastanede bekliyorum sizi; ben de az önce müdürü yedim.</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/05/10-gnde-10-kilo-vermenin-10-yolu.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjDRcqJQIxU_tebpQJJF9tjFoEdmHA6ToCOOJFSBTSqPBWSQUbo_0O6q5-k4eSlCLL64OYoz05DpqNJQ3gq0jVIR6CriHAp-CMdLIkf5DwLPbSmE9UZA3sIB-Qx29BMbQsFfbyHpA/s72-c/baskul.jpg" width="72"/><thr:total>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-8722093240882070889</guid><pubDate>Wed, 16 May 2007 13:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-05-23T12:42:39.942+03:00</atom:updated><title>Sorular - Edebiyat Alemi</title><description>Birden aklıma gelen bir kaç soru. İlginç bulacağınızı umarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruların cevapları hemen altlarında beyaz olarak yazılmıştır. Boyayarak görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen yazarımızın gerçek adı nedir ? Adı hadi neyse de, soyadını doğru biliyor musunuz bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Odamın kapısında iki kişi, nereden akıllarına estiyse, Halikarnas Balıkçısının soyadını tartışıyorlardı Karaağaçlı mı, Kabaağaçlı mı diye. Oradan esti aklıma, ilginç olduğunu düşündüğüm bir kaç soru sormak istedim. Sorunun cvabı : Cevat Şakir Kabaağaçlı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Ümit Yaşar Oğuzcan'ın oğlu ile ilgili bir şeyler biliyor musunuz ? Adı nedir, Galata Kulesi ile bağlantısı nedir, onun için şiir yazmış mıdır ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Ümit Yaşar'ın Galata Kulesi isimli şiiri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"6 Haziran 1973&lt;br /&gt;Pırıl pırıl bir yaz günüydü&lt;br /&gt;Aydınlıktı, güzeldi dünya&lt;br /&gt;Bir adam düştü o gün Galata Kulesinden&lt;br /&gt;Kendini bir anda bıraktı boşluğa&lt;br /&gt;Ömrünün baharında&lt;br /&gt;Bütün umutlarıyla birlikte&lt;br /&gt;Paramparça oldu&lt;br /&gt;Bir adam düştü Galata Kulesinden&lt;br /&gt;Bu adam benim oğlumdu "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye başlar. Hikakeyi bilmeyenler için ciddi bir tokat gibi çarpar bu bendin son iki dizesi insanın yüzüne. İsim için de aynı şiirin son bendini gödereyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"6 Haziran 1973&lt;br /&gt;Galata Kulesinden bir adam attı kendini&lt;br /&gt;Bu nankör insanlara&lt;br /&gt;Bu kalleş dünyaya inat&lt;br /&gt;Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona&lt;br /&gt;Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat. "&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Orhan Veli nasıl ölmüştür ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Beyin kanamasından ölümüştür. Ama tabi benim asıl dile getirmek istediğim " belediyenin açtığı bir çukura düşerek" cevabıydı. Üstad Ankara'ya bir ziyaretinde gece vakti çukura düşmüş. Başına aldığı darbeyi önemsemeyerek ilgilenmemiş, bir kaç gün sonra İstanbul'da br arkaşadışının evinde fenalarşarak hayatını kaybetmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;4. "Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış" hangi eserde geçer ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;Han Duvarları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. İmzası sigara içen, şapkalı bir adamın profiline benzeyen şairimiz kimdir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Cemal Süreya &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Eski inanışta kitapların kurtlanmasını ve zarar görmesini engelleyen bir cin olduğu rivayet edilirmiş. Her kitabın başına "ya..." diye bu cinin adı yazılırmış. Bu cinin adı nedir ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;Kebikeç&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;7. İçinde hiç e harfi bulunmayan bir kitap vardır, adı nedir, kim yazmıştır ? (Türk yazar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Bahsettiğim kitabın adı "e'siz potkal" Ersin Tezcan tarafından yazımıştır. 1997 yılı Aralık Ayında "e yayınları" tarafından yayımlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;8. Özdemir Asaf ile Beyaz'ın ( Beyazıt Öztürk) ortak özelliği nedir ? :)&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;Sözlü iletişimde r harfini kullanmazlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;9. "İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kerre" dizesinde ismi ( mahlası) saklı olan divan şairi kimdir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Nâbi. "İki yok" derken eski dildeki yokluk/olumsuzluk anlamı veren ekleri kastetmiştir. na ( natamam, namüsait) ve bi ( biçare, bikarar)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Cemal Süreya ve Süreyyya Evren isimleri arasında Y harfi ile iligli olan bağlantıyı biliyor musunuz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Cemal Süreyya bir arkadaşıyla girdiği bir iddia sonucnda adındaki bir harfi atarak Cemal Süreya olmuştur. Bunu "Elma" isimli şiirinin son dizesinde "Adımın bir harfini atıyorum" diyerek dile getirir. Yıllar sonra Süreyya Evren isimli yazar ise "ben de bu y yi alı adıma eklerim diyerek" Süreyyya Evren olmuştur.&lt;/span&gt;</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/05/sorular-edebiyat-alemi.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>11</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-4903124190358439433</guid><pubDate>Tue, 10 Apr 2007 10:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-06-12T15:36:26.318+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bilgi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">dilimdilim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">dilimiz</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">doğru konuş</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Türk dili</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Türkçe</category><title>Dilimiz : Yanlış Kullanılan Kelimeler</title><description>&lt;a href="http://www.dilimdilim.com/destekle/destek_100x100.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right; width: 139px;" alt="" src="http://www.dilimdilim.com/destekle/destek_100x100.jpg" border="0" height="135" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;“Efendim, dilimizde kelimelerin yalnış kullanılmından nasıl muzdaribim anlatamam. Ama sanıyorum yanlız bana veriyor bu ızdırabı, çünki görüyorum ki benden başka takan yok. Özellikle dilimizde mevcut canım kelimelerin yerine yabancı dilde tekamül edenleri kullanmak modası aldı başını gidiyor. Saymaya kalksak rakkamlar yetmez. Durum tehammül edilemez bir hal aldı. Dilimizin tekabülü ve akibeti ve olacak çok merak ediyorum. İşte bugünki yazımı bu münhal üzre yazmak isterim.”&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki yazıyı okuyup da “hay ben senin Türkçene..” diyenlere öncelikle teşekkür ederim. Yukarıdaki yazıyı okuyup da bir şey demeyenlere ise teessüf…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bu yazı, dilimize sıklıkla yanlış kullanılan kelimeler üzerine olacak. Ve ilk paragraf da bu yanlış kullanımlarla dolu. Bir sürü kelime yanlış yazılmış ya da yanlış şekilde/yerde kullanılmış. Sizden rica etsem bir daha okuyup “kelime hatalarını” bulmaya çalışır mısınız ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ricamı kırmayıp tekrar ve daha dikkatli okuduğunuzu varsayarak, ufak ufak anlatmaya başlayayım; aklım erdiği, dilim döndüğünce...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk düzeltmem biraz tekerleme şeklinde olsun istedim : Yanlış kelimesinin yalnış şeklinde yazımı yanlıştır. Karışıklığa mahal vermemek için bir daha söylüyorum, kelimenin doğrusu : &lt;strong&gt;YANLIŞ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu arada “mahal vermemek” yerine, “neden olmamak” deseydim daha da güzel olurdu değil mi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki paragrafta yanlız olarak yazdığım kelimenin doğrusu ise &lt;strong&gt;YALNIZ&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim “ıstırap – mustarip” ikilisine. Izdırap, ıztırap, ızdırab vb. bir sürü yanlış yazımı ve söylenişi var bu kelimenin. E buna bağlı olarak da “ıstırap çeken” anlamındaki muzdarip, muzdarib vb. kelimesi de muhtelif şekillerde kullanılıyor. Doğruları &lt;strong&gt;ISTIRAP&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;MUSTARİP&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünki yazmışım doğrusu &lt;strong&gt;ÇÜNKÜ&lt;/strong&gt; olacak, elimi eşek arısı sokacak. ( Yaygın kullanılanın aksine eşşek değil de &lt;strong&gt;EŞEK&lt;/strong&gt;. Ş sayısı sinirle söylendiği zaman, asabiyetle doğru orantılı olarak artabilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bu tekamül – tekabül olayı var. Nedense bu kelimeleri kullanmak arzusuyla yanıp tutuşan ama hem yanlış yerde hem de yanlış söyleyişle kullanan br sürü kişi var. Hemen bakalım hangisi ne demekmiş :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TEKÂMÜL&lt;/strong&gt; : İkinci hecedeki a ince ve uzun olarak okunur. “Olgunlaşmak ve gelişmek” anlamındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TEKABÜL&lt;/strong&gt; : İkinci hecedeki a kalın ve uzun okunur. “Karşılama, karşılık olma” anlamındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki hatalı kullanımlarına gelecek olursak :&lt;br /&gt;“…kelimelerin yerine, yabancı dile tekabül edenleri kullanmak…” ve&lt;br /&gt;“Dilimizin tekâmülü ve akıbeti….” olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada farkındaysanız &lt;strong&gt;AKIBET&lt;/strong&gt; de yanlış yazılmış. Ne kadar cahilim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Saymaya kalksak rakkamlar yetmez.” cümlesi ise adamı astıracak bir cümle. Öncelikle doğru kelime &lt;strong&gt;RAKAM&lt;/strong&gt; olmalıydı. Diğer bir hata ise sayma işinin sayılarla yapılması, rakamlarla değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklınıza takılırsa diye yazıyorum ( benim takıldı çünkü) : “Yazmaya kalksam harfler yetmez.” ile “Yazmaya kalksam kelimeler yetmez.” arasında bence çok fark var. Ve ikincisi edebi olarak da mantıksal olarak da daha güzel. ( “cuk orutuyor” da derler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım başka neler yumurtlamışım. “Bugünki” yazmışım; elim kırılsın &lt;strong&gt;BUGÜNKÜ&lt;/strong&gt; olacak. Tehammül kadar başıma taş düşsün, doğrusu &lt;strong&gt;TAHAMMÜL&lt;/strong&gt; olacak. “Münhal üzre” bir yazı yazmışım, beni o kalemin yapıldığı ağaçla dövseniz bile az.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Münhal kelimesi “boş, açık müsait ( kadro, yer, durum)” anlamındadır. Kullanılması gereken doğru kelimeler “MİNVAL ÜZERİNE” olmalıydı. Minval ise “yol, biçim, tarz” anlamındadır. Tabi buna da ne gerek var, “bu konuyla ilgili” yazsana be adam herkes anlasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paragrafta bilinçli olarak yaptığım yanlışlar bu kadardı. Bilmeden yaptıklarımı ise bulmak size kalsın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada yeri gelmişken ( gelmedi aslında ben getirdim, siz de geldiniz ) bir kaç kelimeden daha bahsedeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şarz etmek” diye bir ifade aslında yok biliyor musunuz ! En sık yanlış kullanılan kelimeler sıralamasında birinciliği daha yılarca başka hiçbir kelimeye kaptırmayacağından emin olduğum, neredeyse herkesin kullandığı ve oysa benim telaffuz etmekte bile zorlandığım sarz kelimesinin doğrusu &lt;strong&gt;ŞARJ&lt;/strong&gt;. Eller telefonunu şarj ederken, biz daha hala şarz edersek ( hatta benim canımım içi sevgilim, uçaktan indikten sonra 7 saat boyunca açmayı unutrak beni meraktan çıldırtırsa ) onlar aya giderken biz şehir içnde kaybolmaya devam ederiz. (Tamam sevgilim telefonu açmadı diye ben kaybolmam; ama beni de uyku da tutmaz, sabahı sabah ederim. Ayrıca ben onu çok özledim ve ee... öhm)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öhm.. Ne diyorduk ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bu cami kelimesi var. “Camisi” yerine sıklıkla camii hatta camiî yazılması yetmiyormuş gibi bazen cami yerine bile camiî kullanılıyor. Kelimenin doğrusu &lt;strong&gt;CAMİ&lt;/strong&gt;. Ama sonuna getirilen –i takısı konusunda TDK bile –i ( camii) ve –si ( camisi) takılarını birlikte veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde kaparo sözcüğüne takıldım. TDK’nın evimdeki sözlüğünde ( 8. Baskı) kelime “kaparo” olarak veilmiş ama internet sitesinde “kaporo” olarak geçiyor. Genellikle “kapora” olarak kullanımı da yaygın. Diğer sözlüklerle ve etimolojisine de bakında &lt;strong&gt;KAPARO&lt;/strong&gt; oy birliği ile önde. TDK’ye konuyla ilgili bir mesaj da yazdım ama henüz ses sadâ çıkmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada kelimenin doğrusu “sadâ” değil &lt;strong&gt;SEDÂ&lt;/strong&gt; :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak askere gidenlere dilenen şeye ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Hadi kendinizi sınayın bakalım : TESKERE mi TEZKERE mi dilersiniz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayırlı teskereler canım kardeşim.” mi yoksa “Hayırlı tezkereler olsun ağabey.” mi ?&lt;br /&gt;Eğer “teskere” dilediyseniz ve karşı taraf “Sana olsun o teskere, hıyar herif !” derse sakın kızmayın. Çünkü siz ona “sedye” dilemiş olduğunuz. Hani “tez vakitte vurulursun inşallah“ gibi bir şey. Dilemeniz gereken şey ( aslında gönlünüzden geçen) &lt;strong&gt;TEZKERE&lt;/strong&gt; idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi, Allah muhtaç etmesin ama ihtiyaç olduğunda sedyeyi de tez vakitte bulurlar umarız ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh, bu sefer ki gevezeliğim de bu kadar işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde adettir birinin yanlışını söylerken, başka şekilde de bir sürü yanlış yapılır. Muhtemeldir ki ben de muhtelif hatalar yapmışımdır başkalarınınkileri düzelteyim derken. Affola. Yazım hataları dışındakileri açıklamalarıyla/kaynaklarıyla bildirirseniz hem hemen düzeltirim hem de memnun olurum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı biterayak bir şey daha eklemek isterim. Piyasada bir sürü “doğru yazalım, doğru konuşalım” türü kitap var. Üstelik bunların hepsi de gerçekten dilimize çok emek vermiş işini çok iyi bilen insanlar tarafından yazılmış/derlenmiş.  Ama bazılarında belli konularda çelişkiler görülüyor. Üstelik TDK’nin önerdiğinden çok daha mantıklı gelen ya da daha sağlam temellere dayanan açıklamalarla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bazen ikilemde kalıyorum. (Aslında okurken muallakta kalıyorum da yazarken ikilemde kalıyorum. ) İfadelerini sevdiğim, düzeltmelerinden çok şey öğrendiğim, tarzını örnek aldığım bir yazarın bir açıklaması TDK ile çelişiyor ve üstelik onunki doğru geliyor. Ne yapmak lazım ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle düşünüyorum : “Herkes bir yazarı doğru belleyip onun söylediklerini benimser ve kullanırsa, birlik sağlanamaz, iş iyice çorbaya döner. O yüzden çelişkili durumlarda TDK’yi doğru kabul ediyorum. Zira şüpheye düşen birisinin başvuracağı kaynak da büyük ihtimalle TDK’dir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki siz TDK kısaltmasını, nasıl okuyorsunuz ?</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/04/dilmiz-yanl-kullanlan-kelimeler.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-32372009.post-3334867306839731240</guid><pubDate>Wed, 28 Mar 2007 09:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-03-28T12:16:03.528+03:00</atom:updated><title>Çocuklar zekalarını kimden alıyor ?</title><description>Bir televizyon reklamında çocuğun yaptığı her olumlu şeyde "işte zekasını benden almış diyen" babaya inat, reklamın sonunda bir dişil dış ses "üzgünüm ama şimdiki çocuklar zekalarını artık anneden alıyor" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaç reklamı yapılan ürünün zeka geliştirdiğini ifade etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan çıkan ilk sonuç bu reklamı yapanların o üründen tüketmediği ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve lakin benim asıl merak ettiğim o dişil dış sesin söylediği "artık" lafı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Eskiden babalarından alıyorlardı ama artık annelerinen alıyorlar" mı diyor yani ?Yoksa sadece bu ürünü kastederek söylenmiş bir laf mı bu ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama o zaman da ürün çıkalı birkaç ay olmuş, reklamdaki çocuk dana boyutlarında, ne zaman aldı o zekayı ? Tek dozda o kadar zeka veriyorsa, siz sevgili reklamcılar, neden yemediniz ondan, yağmasa da damlardı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eninde sonunda reklamdır, fazla takılmıyorum, derdi "aha ürün, bunu alın" işte demekten başka bir şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon seyretmeyen biri olarak benim dahi dikkatimi çekmeyi başaracak bir reklam yapmışsınız, bu saçma kurgudan dolayı ben daha hala ürüne odaklanamadım. Reklamı biliyorum ama neyin reklamı onu bilmiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu bir reklam başarısı mı ?</description><link>http://semazemce.blogspot.com/2007/03/ocuklar-zekalarn-kimden-alyor.html</link><author>noreply@blogger.com (Semazem)</author><thr:total>1</thr:total></item></channel></rss>