<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" gd:etag="W/&quot;AkcEQngyfyp7ImA9WhRbEU8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777</id><updated>2012-02-01T22:26:43.697+02:00</updated><category term="futbol" /><category term="istanbul" /><category term="içki masası" /><category term="salamura" /><category term="Şile" /><category term="Altınoluk" /><category term="bumerang" /><category term="hürriyet" /><category term="yolculuk" /><category term="Serap" /><category term="Batuhan Mutlugil" /><category term="Freddie Mercury" /><category term="tumblr" /><category term="duman" /><category term="kar" /><category term="yeme-içme" /><category term="Grizu" /><category term="yurt hayatı" /><category term="oje" /><category term="Queen" /><category term="blogger" /><category term="müzik" /><category term="Malta" /><category term="geyik köşesi" /><category term="zeytin" /><category term="soğuk" /><category term="teoman" /><category term="kitaplar" /><category term="galatasaray" /><category term="balıkesir" /><category term="ali sami yen" /><category term="kış" /><title>*** sokak Kedisi</title><subtitle type="html">"türlü şakalar, komiklikler..."</subtitle><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/" /><link rel="next" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false&amp;v=2" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13529870891483765074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="25" src="http://3.bp.blogspot.com/_CglukoWzNWQ/SZNv6_wW3eI/AAAAAAAAAAM/67KHiG-CDoc/S220/samp41be145aadf85fc8.jpg" /></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>122</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/atom+xml" href="http://feeds.feedburner.com/SokakKedisi" /><feedburner:info uri="sokakkedisi" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><entry gd:etag="W/&quot;DU8HSH84cSp7ImA9WhRbEU8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-2243446417511604524</id><published>2012-02-01T22:23:00.001+02:00</published><updated>2012-02-01T22:23:59.139+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2012-02-01T22:23:59.139+02:00</app:edited><title>~ Unutamadım</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/O-STWcHq23E/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/O-STWcHq23E&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/O-STWcHq23E&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Bugünün, ve tüm 1 Şubatların şarkısı.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;a href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2009/02/bugunku-dersimiz-ve-bars-abiden-ogutler.html" target="_blank"&gt;link 1&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2010/05/blog-post.html" target="_blank"&gt;&lt;i&gt;link 2&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-2243446417511604524?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pcvBvhT9Wse6D8UHw8SgxfKzkR4/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pcvBvhT9Wse6D8UHw8SgxfKzkR4/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pcvBvhT9Wse6D8UHw8SgxfKzkR4/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pcvBvhT9Wse6D8UHw8SgxfKzkR4/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/7faanwpDuLY" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/2243446417511604524/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2012/02/unutamadm.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/2243446417511604524?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/2243446417511604524?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/7faanwpDuLY/unutamadm.html" title="~ Unutamadım" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2012/02/unutamadm.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkcEQnk7fSp7ImA9WhRbEU8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-1592736228486257760</id><published>2012-01-30T20:06:00.001+02:00</published><updated>2012-02-01T22:26:43.705+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2012-02-01T22:26:43.705+02:00</app:edited><title>Bir İyilik Yap Kendine: Kontakt Lens Dosyası</title><content type="html">Uzun zamandır bahsetmek istediğim şeylerden biri de kontakt lens kullanımı idi. 2011'de kendime yaptığım iyilikler arasında kontakt lensler liste başında bulunmakta, ancak uzun uzadıya yazabilmek için biraz zaman geçmesini bekledim. O kadar pratik ve rahat bir şeymiş ki, "Neden daha önce yapmadım" dedirtti bana, o yüzden de başlıkta lensleri kendine yapılan bir iyilik olarak gösterdim. Gelelim -yine- benim hikayeme.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
On altı yaşındayken gözlerimin bozulduğunu çoğu insan gibi uzaktaki yazıları, numaraları okuyamadığımı anlayarak fark ettim. Yine çoğu insanın ilk gözlük numaraları gibi, 0.50 ve 0.75 miyoptu gözlerim. Günler süren gözlük seçememe seanslarının ardından, en sonunda bir gözlüğüm oldu, ama o gözlük gözümden çok kutusunda durdu. Şunu belirtmemde fayda var, eğer küçük yaştan itibaren gözlük kullanmıyorsanız, yani belli bir yaştan sonra gözleriniz bozulduysa, gözlük kullanması çok zor bir alışkanlık. Yıllardır gözlük takan insanlar, sabah kalkarlar ve gözlüklerini takarlar, bütün gün o gözlük gözlerinde olur. Ancak benim gibi &lt;i&gt;sonradan olma gözlüklüler&lt;/i&gt;&amp;nbsp;ise, o gözlüğü gerektiğinde takarlar, onun dışında bulanık görme pahasına çıkarırlar. Ben de bu ileri olmayan göz numaramla, sadece tahtayı görmek için gözlük takanlardan oldum lise yıllarım boyunca. Onun dışında da pek bir sıkıntım olmadı, uzaktan gelen birini veya herhangi bir şeyi görmek için gözlerimi kısmam yetiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Birkaç sene sonra, gözlerimden daha fazla şikayet etmeye başlayınca, yine göz doktorunun yolunu tuttum. İki göz numaram birbirinden farklı olduğu için çoğu zaman baş ağrısı çekiyordum. Bir de gözleriniz ilerlediyse bir zaman sonra mevcut gözlüğün yeterli olmadığını genelde hissettiğiniz için, ben o korkunç hisle, içim kan ağlayarak muayene koltuğuna oturdum. Sonuç acıklıydı, iki gözüm de birer numara ilerlemişti ve sol gözümde astigmat vardı. Yine gözlük seçemeyen ben, hala bile haz etmediğim yeni bir çerçeve aldım, ve astigmatlı bulanık görüntüye rağmen onu kullanamadım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir sene kadar bu acıyı çektim. Karşıdan gelen eşimi dostumu tanımadım, görüp de selam vermiyor durumuna düştüm, artık gözlerimi kısmak da yetmiyordu, ne yaparsam yapayım görmüyordum yani. Bilenler bilir, çok rahatsız edici bir durumdur. "Takıverseydin gözlüğünü, bu kadar zor mu?" diyeniniz olabilir. Yapamadım, takamadım yani. Artık rahatsızlığımın son raddine gelmiştim ki, oda arkadaşımın gazıyla (Bak valla çok rahat, renkli lenslerden de yumuşak üstelik) ve annemin desteğiyle (Gözlük takmadı bunu takar belki?) gururumu ayaklar altına alıp yine göz doktorumun yolunu tuttum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göz doktorumun yönlendirmesiyle, yaklaşık bir hafta kadar her gün giderek fazla uzun sürmeyen lense alışma turlarına başladım. Başta ürkütücü gelebilir, gözlerinizi çılgınca kırpıştırdığınızda "Benim de refleksler iyiymiş lan" diyebilirsiniz, fen derslerinde gördüğünüz gibi kirpiklerin &lt;i&gt;gerçekten de&lt;/i&gt;&amp;nbsp;yabancı cisimleri gözden atmada ne kadar usta olduğunu bu sayede anlayabilirsiniz. Bu şekilde lens denemelerine gitmenizin amacı, gözün lensi kabul edip etmeyeceğini anlamak içinmiş. Kimi bünyelerde ters tepebiliyor, ve &lt;i&gt;asla&lt;/i&gt;&amp;nbsp;lens kullanamayan insanlar tanıyorum. Yani doktora gidip "Bana ordan bi çift lens yaz" diyemiyorsunuz maalesef.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz aydır lens kullanan biri olarak tavsiyelerim şu şekilde;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Öncelikle yılmayın. İlk birkaç gün alışmak zor gelebilir, gözünüzde yabancı bir madde rahatsız edebilir. Gözlerinizi zorlamayın, ama bu işin peşini de bırakmayın.&lt;br /&gt;
- TEMİZ olun. Üzerine basa basa söylemeliyim ki, bu işin şakası yok. Yani mikrop kapmak çok kolay. O yüzden önce ellerinizi yıkayın, silmek için havlu peçeteler kullanın. Havlunun tüyleri lense yapışabiliyor.&lt;br /&gt;
- Masraftan kaçınmayın, solüsyon konusunda elinizi korkak alıştırmayın. Gözünüze batan lensi solüsyonla temizleyip tekrar takmak çoğunlukla işe yarar.&lt;br /&gt;
- Bu madde daha çok kadınlar için geçerli. Makyaj yapacaksanız, önce lensi takın, sonra makyajınızı yapın. Makyaj çıkarırken ise yine önce lensi çıkarın, öyle makyajınızı silin.&lt;br /&gt;
- Kadınlar için bir madde daha; ilk zamanlarda tırnaklarınızı kısa tutmaya bakın, özellikle yumuşak lensler çabuk yırtılabiliyor. &lt;br /&gt;
- Lens gözünüzün arkasına gidip beyninize kaçmıyor, merak etmeyin. (Ben bunu ciddi ciddi düşünmüştüm, evet.)&lt;br /&gt;
- Göz kuruluğu en yaygın şikayetlerden biridir. Doktorunuzdan gözyaşı damlası yazmasını isteyebilirsiniz, hatta onu sürekli yanınızda taşıyın, hayat kurtarabiliyor.&lt;br /&gt;
- Kaşınma gibi durumlarda yine mutlaka doktorunuza başvurun, alerjik olabilir.&lt;br /&gt;
- Lenslerinizi almadan önce &lt;i&gt;göz çapı&lt;/i&gt;nızı mutlaka ölçtürün. Doğru lens numarası yanlış lens çapı ile bulanık görmeniz mümkün, aynı sıkıntıyı oda arkadaşım yaşadı.&lt;br /&gt;
- İlk zamanlarda yanınızda lens kutusu ve solüsyon da taşımanızda fayda var, böylece alışana kadar geçen süreçte istediğinizde lensi çıkarabilirsiniz.&lt;br /&gt;
- Yine ilk zamanlarda yanınızda gözlüğünüzü bulundurun, lenslerden tamamen kurtulup gözlerinizi dinlendirmek isteyebilirsiniz.&lt;br /&gt;
- Ne kadar rahat olursa olsun, evde lenslerinizi çıkarın. Lensleri ne kadar az kullanırsanız, gözleriniz için o kadar iyi.&lt;br /&gt;
- Genellikle aylık lensler tavsiye ediliyor. Günlük &lt;i&gt;kullan-at &lt;/i&gt;olanlar daha çok sporcular için&lt;i&gt;miş&lt;/i&gt;, ben aylık kullandığım için onları bilmiyorum.&lt;br /&gt;
- Pek çok lens ve solüsyon markası var, lenslerde henüz bir dikiş tutturamadığım için bir tavsiyede bulunamayacağım ancak solüsyon olarak &lt;i&gt;Bio True&lt;/i&gt;'yu öneririm.&lt;br /&gt;
- Güneşe çıktığınızda göz hassasiyetiniz artacağından, güneş gözlüğü kullanmanızda fayda var.&lt;br /&gt;
- Hiç lenslerle uyumadım (burada kastım gece uykusu, yani ufak kestirmeleri ve uyuyakalmaları saymıyorum) ancak lensleriniz gece çıkarmanızı gerektiriyorsa uyumayın derim. Yukarıda da belirttiğim gibi, gözünüzde ne kadar az durursa o kadar iyi.&lt;br /&gt;
- Sıcak suda lensleriniz gözünüze yapışabilir ve hatta genleşebilir, o yüzden duşa girmeden çıkarmanız yararınıza olacaktır.&lt;br /&gt;
- Denize girerken de gözünüzün mikrop kapma ihtimalini düşünerek, yüzerken lens kullanmamanız en garantili yöntem.&lt;br /&gt;
- Renkli lens hiç kullanmadım ancak renkli ve numaralı lenslerden normal lensler kadar verim alınmadığını biliyorum. Hiç lens kullanmadıysanız, kontakt lenslerden başlayın, aklınız hala renklilerdeyse, diğerlerine alıştıktan sonra deneyin derim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kontakt lensler konusunda benim deneyimlerim ve çevremde gözlemlediklerim bu şekilde. Bu kadar madde gözünüzü korkutmasın, lenslere alıştığınızda hayat birden kolaylaşıyor, varlığını bile unutuyorsunuz. İlk kez lenslerle dışarı çıktığınızda ise, gözlüksüz ama net görebilmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu anlıyorsunuz. Benim lensten çok, bu net görüntüye alışmam uzun sürdü. Şimdi lenssiz dışarı adımımı bile atmıyorum. Gözlüğümle ise hala aram kötü. Ancak lensleri şiddetle tavsiye ederim. Başlangıçta çok cesaretsizdim, kullanamayacağımdan çok korktum ama şimdi her şey yolunda. Biraz titiz olmak dışında, geriye yapacak pek de bir şey kalmıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hepimiz gözlerimizi kısmadan herkesi,&amp;nbsp;her şeyi net görelim amin!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-1592736228486257760?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/R1h6ghHh5ALDK_eCZ5a2s-neje0/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/R1h6ghHh5ALDK_eCZ5a2s-neje0/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/R1h6ghHh5ALDK_eCZ5a2s-neje0/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/R1h6ghHh5ALDK_eCZ5a2s-neje0/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/NvQkqoei8jU" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/1592736228486257760/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2012/01/bir-iyilik-yap-kendine-kontakt-lens.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/1592736228486257760?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/1592736228486257760?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/NvQkqoei8jU/bir-iyilik-yap-kendine-kontakt-lens.html" title="Bir İyilik Yap Kendine: Kontakt Lens Dosyası" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2012/01/bir-iyilik-yap-kendine-kontakt-lens.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEMBRHc6eCp7ImA9WhRUFEw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-7069947634004948948</id><published>2012-01-15T15:48:00.000+02:00</published><updated>2012-01-24T15:40:55.910+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2012-01-24T15:40:55.910+02:00</app:edited><title>Yeni</title><content type="html">Yeni yıla yeni yazı diye başlasam, gündem dışı, bayat, iğrenç bi'şey olucam, biliyorum. Ama şu aralar, ne yeni fikirler var kafamda, ne de yeni tilkiler dönüyor. "Aaa, şunu da yazayım", "Bundan da bahsedeyim" demiyorum bu aralar. Suskunum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belki yeni yılla birlikte, yazı yazma yetimi de kaybetmişimdir diyorum kendi kendime. Canım o kadar susmak istiyor ki, bir balon gibi, iğneyi batırdığın an içimdeki bütün sıkışmış havayı atacağımı bile bile yanaşmıyorum patlamaya. O sıkışmış hava içimde bir süredir, gitmiyor. Git gide daha çok hava pompalıyorlar içime. Ben şişiyorum. Geriliyorum, geriliyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama patlamıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-7069947634004948948?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/F5kftTrdufA31mdJfH4yMebgpNA/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/F5kftTrdufA31mdJfH4yMebgpNA/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/F5kftTrdufA31mdJfH4yMebgpNA/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/F5kftTrdufA31mdJfH4yMebgpNA/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/zYtxgT4giPk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/7069947634004948948/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2012/01/yeni.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/7069947634004948948?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/7069947634004948948?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/zYtxgT4giPk/yeni.html" title="Yeni" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2012/01/yeni.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0UNRXs-fCp7ImA9WhRXE0U.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-8643727491511808416</id><published>2011-12-17T17:02:00.002+02:00</published><updated>2011-12-20T14:48:14.554+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-20T14:48:14.554+02:00</app:edited><title>Yeni Başlayanlar İçin Saç Dökülmesi</title><content type="html">Uzun zamandır aklımda olan ve detaylı anlatmak istediğim için uygun zamanı kolladığım bir konu, saç dökülmesi. Benim saçlarımla olan maceram 2009 yılının Ekim ayında başladı. Ciddi bir sıkıntım olmamasına rağmen pek çok aşamalardan geçtim, ve madem bu konuyla iki seneyi devirdim, deneyimlerimi paylaşmak hakkımdır diye düşünmekteyim. Zira -daha çok bilmeyenler için söylüyorum- saç dökülmesi çok can sıkıcı bir konu, fakat çok yaygın bir problem olduğu için de çok fazla çözüm önerisi var. Ben bunların bir çoğunu denediğim için, gözlemlediklerimi paylaşacağım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Yeni başlayanlar için saç dökülmesi&lt;/i&gt;&amp;nbsp;çoğu insan için benzer sahneyle başlar. Banyodan çıkarken ardınızda bir tomar saç bırakırsınız. Benim başıma geldiği dönem mevsim itibari ile sonbaharda olduğu için, başta pek önemsemedim. Çünkü yaz sonunda saçlar genelde cansızlaşır, deniz suyundan ve güneşten ötürü. Ben de dökülen saçların bunun bir sonucu olduğunu düşünerek üzerinde durmadım. Durum beni değil ama annemi rahatsız etmeye başladığı için (dikkat dikkat annem bu hikaye boyunca oldukça belirleyici bir kahraman olacaktır) işe şampuanımı değiştirerek başladım. Daha çok bitki özlü bir şampuan kullanmaya başladım. Yeri gelmişken belirtmekte fayda var, bu şampuanların ortak özelliği benzer bitki özlerini içermesidir. Çoğunun içinde &lt;i&gt;defne, ısırgan, zeytinyağı &lt;/i&gt;ve &lt;i&gt;yeşil çay&lt;/i&gt;&amp;nbsp;görebilirsiniz. Şampuanın saç dökülmesinin &lt;u&gt;durmasına&lt;/u&gt;&amp;nbsp;faydası vardır, ancak &amp;nbsp;yeni saç &lt;u&gt;çıkarmaz.&lt;/u&gt;&amp;nbsp;Bunu da not ettikten sonra, hikayemi anlatmaya devam ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Birkaç ay bu şekilde geçti. Evden uzakta olduğum, beslenmeme dikkat &lt;a href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/vejetaryen-olmak-ya-da-olmamak.html" target="_blank"&gt;etmediğim&lt;/a&gt;&amp;nbsp;bir dönemdi. Balıkesir'e geldiğim tatillerden birinde, annem beni kolumdan tuttuğu gibi doktora götürdü. Burada yine araya giriyorum, eğer ciddi bir şikayetiniz varsa, hemen bir &lt;i&gt;dermatolog&lt;/i&gt;a gidin. Size en doğru yolu gösterecek, ve tedavi önerecek kişi bir cilt doktorudur. Ben de böylece ilk cilt doktorumu ziyaret etmiş oldum. Muayene için doktorun odasına ne yapacağımı bilmez bir şekilde girdim. "&lt;i&gt;Otur çocuğum", &lt;/i&gt;dedi müstakbel doktorum, "&lt;i&gt;sıkıntın nedir?&lt;/i&gt;" Ben cümleye tam &lt;i&gt;"saçlarım.." &lt;/i&gt;diye başlamıştım ki, kadın kendisinden beklenmeyecek bir çeviklikle saçlarıma asıldı! "&lt;i&gt;Noluyoruz lan?!"&lt;/i&gt;&amp;nbsp;dememe kalmadan avcunu açtı, "&lt;i&gt;Ciddi bir sorunun yok evladım, öyle olsaydı elimde bir tomar saç olurdu" &amp;nbsp;&lt;/i&gt;dedi, gerçekten de elinde bir iki tel saç ya vardı ya yoktu. Ama ben sinirlenmiştim bir kere, doktora güvenmezsem tedaviyi reddediyorum. Bahsettiğim doktor &lt;i&gt;demir&lt;/i&gt;&amp;nbsp;ve &lt;i&gt;çinko&lt;/i&gt;&amp;nbsp;yazdı, bir de yanında sabah akşam saçın diplerine yedirilmek üzere bir deri spreyi. Buradaki önemli nokta şudur; demir ve çinko eksikliği saç dökülmesine en başta neden olan etmenlerden biridir. Fakat kimsenin kan testi yapmadan önce size körü körüne bu tarz takviyeler yapmasına izin vermeyin. Yeri geldiğinde demirin fazlası da zararlı olabiliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üç ay boyunca bana söylendiği gibi demir ve çinko haplarına devam ettim. Deri spreyini sevmedim, sevemedim. Başlarda kullandıysam sonlara doğru kaytarmaya başladım. Bu arada annem alternatif tıbba merak saldı. Artık hayatımızda onlarca çeşit yağ vardı. Aktarlardaki hazır yağlardan tutun, Edremit-Çanakkale bölgesinin sızma zeytin yağlarına, hatta saçı canlandırdığı rivayet edilen pek çok yağlardan hazırladığımız kendi karışımımıza (!) kadar pek çok yağı kullandım. Peki nedir bu yağlar diyecek olursanız, işte size ufak bir listesi; &lt;i&gt;zeytin yağı, susam yağı, ceviz yağı, badem yağı, defne yağı, çam yağı, ısırgan yağı, buğday yağı, karanfil yağı&lt;/i&gt;... Dediğim gibi, aktarlardan hazır alabileceğiniz gibi, bu yağlardan edinip kendi karışımınızı elde edebilirsiniz. Bitkisel oldukları için ben hiçbir zararını görmedim, çam yağının keskin kokusu hariç. Ancak tavsiyem, çoğu şampuanda da bulunduğu gibi, defne, ısırgan, badem ve zeytinyağı üzerine.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonraki aşamada, yeniden kontrol için aynı doktora gittim. Saçlarım yola girmişti girmesine, ancak şöyle bir durum var ki, saç tedavisi çok &lt;u&gt;uzun&lt;/u&gt;&amp;nbsp;bir süreç. Öncelikle bunu aklınızdan çıkarmayın. Yani maalesef bir anda dökülüyorlar ama bir anda çıkmıyorlar. Çıksalar bile, hemen uzamadıklarından, her şey bir anda normale dönmüyor. Bunun verdiği sıkıntıyla bu süreci hızlandırmak için doktora başvurduk. Ve çok daha ağır, günde 3 kere içmem gereken bir ilaca başladım. (bütün ilaçların hepsini en son bir liste halinde yazacağım) Fakat sonradan, ilacın yan etkilerine baktığımda tüylenme riskinin olduğunu gördüm ve soluğu doktorun yanında aldım. Doktor da bazen seçimler yapmamız gerektiğini, gerekirse saçlarım için bazı şeylere katlanabileceğimi söyleyince, sol omzumun üstündeki tedavi reddeden şeytan beni dürttü ve hem bahsettiğim ilacı, hem de doktoru bıraktım. Bu noktada aldığım ders de şudur; &lt;i&gt;artılarını ve eksilerini bilmeden hiçbir ilaca başlama.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
Doktora gitmeyi kesmemin ardından, saçlarımı doğal yollardan geri kazanmaya karar vermiştim. Madem beslenmem yetersizdi, ben de onu yoluna koyar, hayatıma devam ederdim. Dediğim gibi de yaptım, hem et yemeye başladım, hem de takviye vitamin aldım. Çünkü test yaptırdığınız ve besin eksiğinizin ortaya çıkması halinde doktorun size soracağı ilk soru şudur; "Et yiyor musun?". Ben de daha önce bahsettiğim gibi bir &lt;i&gt;süper-yemek-seçici&lt;/i&gt;&amp;nbsp;olduğumdan, buna bir süreliğine ara verdim, ve kırmızı etle aramı düzeltmeye çalıştım. Sonrasında yine saçlarımı canlandırmak adına uzuuuun saçlarımın hayatına son verdim, ve küt saçlara merhaba dedim. Bazen bu bile çok işe yarayan bir yöntem olabiliyor. Aynı zamanda yağları kullanıyor ve tedavinin ilk gününden beri benimle olan sprey &lt;i&gt;Minoxil&lt;/i&gt;'le de ilişkimizi kör topal idare ediyordum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gelelim yakın tarihe, yani tedavimin -şimdilik- son aşamasına. Bu sefer Bursa'da iki dermatoloğa göründüm, bir tanesi geçmişte de kendisine tedavi olduğum bir doktordu, diğeri de yine orada tanınan biriydi. İkisi de akla yatkın ve görüşleri birbirini tutan çözümler önerdiler. Öncelikle yeniden kan testlerini yaptırdım, sonra bir dizi hormon testinden geçtim. Çünkü saçların dökülmesinde, azalmasında veya incelmesinde hormonlar da etkili olabiliyormuş. Bu da benim için önemli bir bilgiydi, ilk defa duyuyordum ve &lt;i&gt;neden olmasın&lt;/i&gt;&amp;nbsp;dedim kendi kendime. Test sonuçlarında şüphelenildiği gibi hormonla ilgili bir sıkıntı çıkmadı, tek eksiğim çinkoydu. Her şey biraz başa dönmüş gibi olsa da, yeni ilaçlara başladım. Bir süre sonra tekrar kan verdiğimde değerlerin yükselip yükselmediğini göreceğiz. Hormon bozukluğu olsaydı hormon tedavisine başlayacaktım, fakat olmadığı için o durumda nasıl bir tedavi uygulanır bilemediğimden bilgi veremiyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzun yazacağımı yazının başında da söylemiştim. Ancak konuyu toparlayıp özetlemek gerekirse, saç dökülmesinin birkaç nedeni olabilir;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1- Demir ve çinko eksikliği. Bunu bir kan testiyle öğrenmek mümkün.&lt;br /&gt;
2- Stres. Eğer sıkıntılı bir dönemden geçiyorsanız, stresin dışa vurumlarından biri de saç dökülmesi olabilir.&lt;br /&gt;
3- Genetik. Daha çok erkeklerde görülmekle birlikte, kadınlarda da belirleyici bir etken.&lt;br /&gt;
4- Tiroid bezleri. Yukarıda bahsetmemiştim ancak saç dökülmesinin bir nedeni de bu bezlerin az veya çok çalışması olabilir, yine bir test yapmakta fayda var. Ona göre izlenecek tedaviyle, bu sıkıntının da önüne geçebilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
En bilindik tedavi yöntemleri ise şöyle;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1- Minoxil. İlk günden beri kullanmakta olduğum, ve istisnasız gittiğim her doktorun tavsiye ettiği deri spreyi. Erkek ve kadın için farklı ürünleri bulunmakta.&lt;br /&gt;
2- PRP tedavisi. Yani hücre yenileme. Ben bunu da denemedim ancak bu tedaviden yüksek oranda verim alınıyor, vücudunuzdan alınan kanla saç hücrelerinizi uyarıyor ve o bölgede saç çıkmasını sağlıyor. Tam sayısını bilmemekle birlikte birkaç seans sürdüğünü ve biraz acı verici olduğunu biliyorum.&lt;br /&gt;
3- Mezoterapi. Bu da vitamin yüklemesi olarak geçiyor, ancak daha çok erkekler için kullanılan bir tedavi yöntemi. Yine seanslar halinde sürüyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son olarak, benim ilaç ve tedavi dizinim de şöyle;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlaçlar; Evelle, Revigen, Vegaferon (demir), Zinco (çinko), Ferrum fort (demir), Pantogar*, Perfectil*.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şampuan; Bioxin, Gojiberry (ve yanında kendi losyonu), Dermalute, Revlon + Renev Morphosis (losyon)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yağlar; Zeytinyağı, Naturel sızma zeytin sütü, Mecitefendi saç bakım yağı ve yukarıda bahsetmiş olduğum yağlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazının sonunda söylemek istediğim son bir şey daha var. Yukarıda da belirttiğim gibi saç tedavisi çok uzun bir süreç. Bu sürede yılmayın ve vazgeçmeyin. Herhangi bir soru olursa da cevaplamaya hazırım :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;*: sigortanın karşılamadığı ilaçlar.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-8643727491511808416?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/js15Tku7bVWAuAh9NCZs5K95DZ0/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/js15Tku7bVWAuAh9NCZs5K95DZ0/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/js15Tku7bVWAuAh9NCZs5K95DZ0/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/js15Tku7bVWAuAh9NCZs5K95DZ0/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/T2NKzw9mrbk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/8643727491511808416/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/12/yeni-baslayanlar-icin-sac-dokulmesi.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/8643727491511808416?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/8643727491511808416?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/T2NKzw9mrbk/yeni-baslayanlar-icin-sac-dokulmesi.html" title="Yeni Başlayanlar İçin Saç Dökülmesi" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/12/yeni-baslayanlar-icin-sac-dokulmesi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUIEQnY-fyp7ImA9WhRQGEw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-403395518716609924</id><published>2011-12-13T23:54:00.002+02:00</published><updated>2011-12-13T23:58:23.857+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-13T23:58:23.857+02:00</app:edited><title>Artık Anonimlere Yer Yok; Çünkü...</title><content type="html">Bugüne kadar bu blog vasıtasıyla kimseye çemkirmedim. Çok söylendiğim oldu, otobüste yanımda oturan teyzeye söylendim, muavine söylendim, gerekli gereksiz mola veren firmalara söylendim, hatta yeri geldi kendime söylendim ama, ziyaretçilerin hiçbirine tek bir kelime dahi etmedim. Okuyucu candır sonuçta, her ne kadar bazen yazdıklarımın okunmasını düşünmek bile beni yerin dibine soksa da, hepimiz biliyoruz ki herkes okunmak için yazar. Yoksa burada yazdıklarımın kendi kendine konuşmaktan bir farkı kalmaz. Gerçi kendi kendime konuşmak bile bazen beni rahatlatır, o ayrı ama madem buraya yazıyorum, ve madem sırf okunuyor diye çeki düzen veriyorum kendime ve yazdıklarıma, o zaman karşı taraftan da düzgün bir üslup beklerim. Şöyle ki...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk zamanlarda az yazı girdiğimden, ve bloga sınırlı sayıda ulaşan insan olduğundan yorum denetleme sistemine gerek görmemiştim. Üniversite zamanlarında loş yurt odamda sabaha karşı yazdığım çoğunlukla geyik içerikli yazılardı. Hal böyle olunca da yorumlar genelde arkadaşlarımdan geliyordu. Ne zaman ki yazılar arttı, ve ben içeriğe dikkat etmeye başladım, o zaman ziyaretçi sayım arttı. Yine de çılgınca yorum alan bloglardan biri olmadı burası, açıkçası çok fazla da dert etmedim. Fakat satır aralarında da söylediğim gibi, yorum beni her zaman mutlu eder. Tabi düzgün olduğu sürece.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yüzden de, yorum denetleme özelliğini ekledim. Yani gelen yorumlar sitede destursuz yayınlanmadan önce, ben okuyup onaylıyorum. Her şeyin kontrolüm altında olmasını sevmemden de kaynaklanabilir bu, bilemiyorum. Ama ne zaman ki &lt;i&gt;Adsız&lt;/i&gt;&amp;nbsp;yorumcular gelmeye başladı, orada bir durup düşündüm. İsmini vermeden yorum yapmak istiyor olabilirsin, oturum açmadığın bir bilgisayar da olabilir. Ama eğer kendi isminle, veya kullanıcı hesabınla yapamayacağın bir yorumu anonim yapıyorsan, ben de ona izin vermem arkadaşım. Adsız yorumcuların imzasız mektuplardan, hatta &lt;i&gt;formspring&lt;/i&gt;'de saçma sapan soru soranlardan hiçbir farkı yok benim için. Cesaretin varsa, ismini ver yorumunu yap. Kaldı ki ben seni bu bloga zorla sokmadım, yazdıklarımı okumaya itmedim, ve bildiğim kadarıyla &lt;i&gt;Tebrikler! Green card kazandınız!&lt;/i&gt;&amp;nbsp;diyen bir spam'den bu bloga yönlendirilmiyor kimse. Sonuç olarak, kim olduğunu görebildiğim takdirde, gel yüzüme söyle. Yoksa "İyi halt etmişsin ben de bişey sandım sonuna kadar okudum bikbikbik" yazıldığı sürece, kimseyi ciddiye alamam, üzgünüm.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yüzden de, anonim kullanıcıların yorum yapma hakkını tamamen kaldırdım. Buraya yorum bırakanlar belli, blogger arkadaşlarımın yorumlarının da başımın üstünde yeri var. Ancak saçmalığa yerim yok, varsın yazılarımın altı boş kalsın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Blogger camiasına saygıyla duyurulur :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-403395518716609924?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Rukneiqb5My4rov9FW_CR18fc_s/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Rukneiqb5My4rov9FW_CR18fc_s/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Rukneiqb5My4rov9FW_CR18fc_s/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Rukneiqb5My4rov9FW_CR18fc_s/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/-J6TZLZrlfE" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/403395518716609924/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/12/artk-anonimlere-yer-yok-cunku.html#comment-form" title="6 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/403395518716609924?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/403395518716609924?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/-J6TZLZrlfE/artk-anonimlere-yer-yok-cunku.html" title="Artık Anonimlere Yer Yok; Çünkü..." /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>6</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/12/artk-anonimlere-yer-yok-cunku.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CU4DSH8_cSp7ImA9WhRQGEw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-2360851719994103043</id><published>2011-12-03T14:35:00.004+02:00</published><updated>2011-12-14T00:06:19.149+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-14T00:06:19.149+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="müzik" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="geyik köşesi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Freddie Mercury" /><title>Taşınabilir Müzik Teknolojisi - Kendimden Örnekli</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Sizi bilmem ama, ben bir müzikseverim. Yani, kim sevmez müziği tabi ama ben sessizlikte duramayanlardanım. Mesela radyo hep açıktır bizim evde, iyi bir televizyon izleyicisi olmasam da iyi bir radyo dinleyicisiyimdir. Odamda bilgisayarım hep açıktır, bilgisayar açıksa müzik de mutlaka açıktır. Ama internet radyosu, ama kendi müzik arşivim, mutlaka bir şeyler dinliyor olurum. Aslında radyo başka bir davanın konusu, ben bugün size çocukluğumdan bu yana en sevdiğim dostlarımı tanıtacağım, yani müzik çalarlarımı. Dışarıda olduğum zamanlarda, özellikle de yolculuklarda kulaklıklara sığınanlardanım ben de. Teknoloji geliştikçe ayak uydurmak gerekti, ayak uydurdukça hep yeni müzik çalarlarım oldu ama basit bir genelleme yapacak olursak, &lt;i&gt;walkman-discman-mp3 player&lt;/i&gt;&amp;nbsp;ekseninde büyüdüm ben de. (bkz.şekil a)&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-viiEy7MUWYw/TtoKjJ57s-I/AAAAAAAAAME/AkV2W2zqDns/s1600/100_2927a.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-viiEy7MUWYw/TtoKjJ57s-I/AAAAAAAAAME/AkV2W2zqDns/s320/100_2927a.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;1.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;i&gt;Walkman:&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Walkman'le tanıştığımda ilkokuldayım. O dönemde çoğu kız çocuğu gibi ben de &lt;i&gt;Spice Girls&lt;/i&gt;&amp;nbsp;hayranıydım, ileri geri sarıp en çok dinlediğim kasetlerimin arasında &lt;i&gt;Spice World&lt;/i&gt;&amp;nbsp;vardı. Yazları anneannemde kalırdım, ve orada fazla arkadaşım yoktu, özellikle akşamları çok sıkıldığımda müzik dinlerdim. Kuzenimde benim walkman'imin bir üst modeli vardı, hiç unutmuyorum onda olan bir özellikle kasetin ön yüzünü arka yüzünü çevirmek gerekmezdi, tek bir tuşa basardı ve kaset öbür yüzünden çalmaya devam ederdi. Kıskanırdım çok :) Ama ben de kasetlerimi o kadar ezberlemiştim ki, bir şarkı bittiğinde arka yüzünü çevirip öbür yüzdeki sevdiğim bir şarkıyı dinler, o şarkı bittiğinde yine çevirirdim, bu arada diğer yüzdeki sevdiğim şarkıyı geri sarmama gerek kalmaz, üst üste farklı yüzlerde sevdiğim şarkıları dinlemiş olurdum.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Walkman'le birlikteliğimiz ortaokul yıllarımda da devam etti.&amp;nbsp;O dönemlerde&lt;span class="Apple-style-span" style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;kaset çektirmek&lt;/i&gt;&amp;nbsp;de çok modaydı. Siz bir liste yapardınız, kasetçi o şarkıları size çekerdi. O toplama kasetlerden de çok dinledim o zamanlar.&amp;nbsp;13 yaşındayken, hala benim için çok özel olan &lt;i&gt;Freddie Mercury&lt;/i&gt;&amp;nbsp;ile tanıştım. Bir arkadaşımdan ödünç aldığım &lt;i&gt;Queen&lt;/i&gt;&amp;nbsp;kasetini başka bir kasete çekip bu sefer walkman'de Freddie'nin sesini döndürmeye başladım. Yazları yine yalnız olmasına yalnızdım, ama bu sefer Freddie vardı, yatmadan önce bir tertip mutlaka onu dinler uykuya dalardım. Uyku arasında kasetin bittiğini belirten &lt;i&gt;çat&lt;/i&gt;&amp;nbsp;sesini duyardım.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;2.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;i&gt;Discman&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Kasetlerin pabucu dama atılıp CD teknolojisi hayatımıza girince, aynı hızla &lt;i&gt;Discman&lt;/i&gt;'ler türemeye başladı. İnternetin de yaygınlaşmasıyla &lt;i&gt;mp3&lt;/i&gt;'ler yayılmaya başladı. Lise hayatıma disc man damgasını vurdu diyebilirim. Orijinal yabancı cd'ler pahalı olduğundan bu sefer cd çektirmeye başladım. İlkokul ve ortaokulda gittiğim &lt;i&gt;kasetçi amcama &lt;/i&gt;gitmeyi bırakıp kendime bir &lt;i&gt;cdci abi &lt;/i&gt;buldum. Mp3 olarak indirildiğinde bir cd'ye yüzlerce şarkı sığabiliyordu, bu sayede onlarca albümüm oluyordu. Hem kaset gibi sürekli değiştirmek gerekmiyordu, ileri geri sarmak da tarihe karışmıştı, bir tuş ile bir sonraki şarkıya geçebiliyorduk. Böylece müzik arşivimi genişletebiliyordum, her zamankinden daha çok kulaklıklara yapışır oldum. Örneğin gece müzik dinlemeden uykuya dalamıyordum. Gece yarısı uyanıp belime dolanmış kulaklıklar ve peşimden gelen discman'le yürüdüğümü bilirim mesela. Annem hep, bütün gece müzik dinlediğimden sabaha yorgun uyandığımı iddia eder, müziği kapatmam için baskı yapardı. Bazen çaktırmadan kulaklığı çıkarırdı ben uyurken, ama ben müziğe o kadar şartlanmıştım ki, kulaklık çıktığı an sıçrayarak uyanıyordum. En ağır depresyonlarımdan birini discman'im bozulduğunda yaşadım, en başta uyumak çok zordu benim için. O servisten dönünce arkadaşıma kavuşmuş gibi sevindim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;3.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;i&gt;Mp3 Player&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Mp3 playerların en güzel yanı küçük ve pratik olmalarıydı. Üniversiteye başlarken bir tane edindim, ve Balıkesir-İstanbul ve Şile yollarında en büyük kurtarıcım mp3 playerım oldu. Cd çantası taşıma, pil değiştirme gibi dertleri de yoktu üstelik, usb'den şarj oluyor, istediğiniz şarkıyı bilgisayardan anında atabiliyordunuz. Yine özellikle gece yolculuklarında hep müzikle uyurdum, uykumda şarkı değiştirir yine uykumda sesiyle oynardım. Şile yolunda Güneş'le en sevdiğimiz şarkı tutma oyununu oynardık, bir şarkı bana bir şarkı ona gelirdi, ve şarkılar mutlaka bize dokunan cinsten olurdu. Dört buçuk senelik üniversite hayatım da bu mp3 playerla geçti diyebilirim, okul bitince kendini emekli etmeye karar verdi ve bozulmaya yüz tutan her teknolojik alet gibi şarjından yemeye başladı. Normalde günlerce dinlediğim halde dayanan aletin bir günde nefesi tükenir olmuştu. Daha fazla zorlamanın anlamı olmadığını düşünerek ona istediği emekli hayatını verdim, kullandığım ve atmaya kıyamadığım emektarlarımın yanında yerini aldı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Benim müzikçalarlar ile hikayelerim böyle. Çocukluğum ve ergenliğim kulağımda kulaklıklarla geçti, uyurken bile. Şimdi yeni bir mp3 playerım var, eskisini özleyerek ona alışmaya çalışıyorum. Artık çok uzun süreli otobüs yolculuğu yapmasam da kulaklıklara alışmışım bi kere, onlar olmadan yapamıyorum. Bu sefer spor yaparken çok kullanışlı olduklarını fark ettim, bakalım neler olacak :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-2360851719994103043?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/b9-s0fqCnp0BDQGg3p1NipWInm0/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/b9-s0fqCnp0BDQGg3p1NipWInm0/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/b9-s0fqCnp0BDQGg3p1NipWInm0/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/b9-s0fqCnp0BDQGg3p1NipWInm0/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/3_Me6Qesab8" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/2360851719994103043/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/12/tasnabilir-muzik-teknolojisi-kendimden.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/2360851719994103043?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/2360851719994103043?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/3_Me6Qesab8/tasnabilir-muzik-teknolojisi-kendimden.html" title="Taşınabilir Müzik Teknolojisi - Kendimden Örnekli" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-viiEy7MUWYw/TtoKjJ57s-I/AAAAAAAAAME/AkV2W2zqDns/s72-c/100_2927a.JPG" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/12/tasnabilir-muzik-teknolojisi-kendimden.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CU4BRno6eCp7ImA9WhRQGEw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-1836214482471407477</id><published>2011-11-26T18:32:00.003+02:00</published><updated>2011-12-14T00:05:57.410+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-14T00:05:57.410+02:00</app:edited><title>Yunanca Öğreniyorum</title><content type="html">Her şey Altınoluk'a yerleşmemle başladı aslında. Karşı kıyımız Midilli adası, yüzülecek kadar değil ama nemli olmayan havalarda çıplak gözle net bir şekilde görebileceğimiz kadar yakın. Küçük bir çocukken, hep düşünürdüm, belki de &lt;i&gt;şu anda&lt;/i&gt;&amp;nbsp;birileri tıpkı benim gibi meraklı gözlerle bize bakıyordur karşı kıyıdan diye. Hem yabancılaşmışız, hem de tanıştıktan yarım saat sonra aslında ne çok ortak yanımız olduğunu keşfedecekmişiz gibi gelirdi. Radyo frekansları sık sık karışırdı, ne dediklerini anlamazdım ama Rum müzikleri hep güzel gelirdi. Türk televizyonlarından çok Yunan televizyonları çekerdi özellikle uydu teknolojisinin yaygınlaşmadığı, antenin kendi imkanlarıyla çekebildiği dönemlerde.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Perşembe günleri Ayvalık'ın pazarı olduğundan, Rumlar günübirlik alışverişe gelirlerdi. Hiçbirimiz onların dilini anlamazdık ama, onlar çok güzel Türkçe konuşur, alışverişlerini yapar, sonra adalarına dönerdi. Bana hep garip gelirdi, onlar bizim dilimizi böyle konuşuyorken, biz onları anlamıyorduk. Konuşmaları müzik gibi gelirdi, Türkçeleri ise hep aksanlı. Ama o aksana da çok yakışırdı Türkçe, en azından ben yakıştırdım hep. 2008 yılında Midilli'ye gittim sonra. Bunca yıldır yüz yüze bakıyoruz, ziyaret etmemek olmaz diye. Hani şarkıda diyor ya &lt;i&gt;aynı rakıyla dumanlı, dillerinde aynı şarkı&lt;/i&gt;&amp;nbsp;diye, en ufak bir abartı yok. Denizimiz aynı, zeytinimiz, yemeklerimiz ve daha pek çok şey. Bir tek dilimiz farklı. Midilli'de kaldığım birkaç gün, üç beş kelime Rumca öğrenmiştim, evet hayır tamam günaydın gibi. Aklımın bir köşesinde Yunanca öğrenmek hep vardı. Ama nasıl? Nasıl olacaktı bu? Memlekette Yunanca kursu az, bir İngilizce bir Almanca değil ki her köşebaşında öğrenesin. Özel ders verenler çoğunlukta, onu da fırsat bulup ben yapamadım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Bugün bir site keşfettim, &lt;a href="http://livemocha.com/"&gt;Livemocha.com&lt;/a&gt;&amp;nbsp;diye. Sitede birçok dil seçeneği var. Öğrenmekte olduğunuz dilin alıştırmalarını yapabileceğiniz gibi, sizin dilinizi öğrenenlere de yardım edeceğiniz bir site. Önce vicdan azabımı durdurmak, ve biraz pratik yapmak için Almanca'yı seçtim, sonra dil seçeneklerine bir baktım ki-Yunanca orada! Hemen Yunanca'ya koştum, sonrası malum kalimera'lar, kalispera'lar havada uçuşmaya başladı. Ama sonradan, öncelikle bir alfabeye ihtiyacım var diye düşündüm ve başladım ona çalışmaya. Büyük harfler iyi hoş da, küçük harflerde yaşadığım birkaç sıkıntı sonrasında, ufaktan ufaktan alfabeyi sökmeye başladım. Herhalde en son ilkokulda böyle heceliyordum, ama Yunanca kelimeleri okumayı başarınca bi cesaret geldi, &lt;i&gt;evet&lt;/i&gt;&amp;nbsp;dedim yapabilirim. Şimdilik tutuk bir dilim olsa da, bir gün akıcı, müzikli bir Yunancam olması umuduyla alıştırmalarıma dört elle sarılıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni bir dil öğrenmenin olmazsa olmazı olarak Greek Alphabet Song'u siz sevgili okurlara armağan ediyorum. Fotoğraf ise benim eciş bücüş yazım ve çok sevgili Lamy'm ile birlikte; Hello. My name is Deniz. I speak a little Greek bla bla bla diyen sevgi dolu Elementary Greek cümlelerim. Hadi eller, hep beraber başlıyoruz; &lt;i&gt;alfa, beta, gamma, delta, epsiloooon... nınınınının&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: whitesmoke; color: #333333; font-family: arial, sans-serif; font-size: 24px;"&gt;θα σας δούμε!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: whitesmoke; color: #333333; font-family: arial, sans-serif; font-size: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/3gaeIUsPJ-Y/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/3gaeIUsPJ-Y&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/3gaeIUsPJ-Y&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: whitesmoke; color: #333333; font-family: arial, sans-serif; font-size: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3KnkziMR0-U/TtETvhUFF3I/AAAAAAAAALk/zlj7yEZaZ6M/s1600/100_2920.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-3KnkziMR0-U/TtETvhUFF3I/AAAAAAAAALk/zlj7yEZaZ6M/s200/100_2920.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: whitesmoke; color: #333333; font-family: arial, sans-serif; font-size: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-1836214482471407477?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/sRIpsWXy7cd57toOsHfk5Tq8Lj4/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/sRIpsWXy7cd57toOsHfk5Tq8Lj4/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/sRIpsWXy7cd57toOsHfk5Tq8Lj4/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/sRIpsWXy7cd57toOsHfk5Tq8Lj4/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/FYyUzlphASQ" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/1836214482471407477/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/yunanca-ogreniyorum.html#comment-form" title="4 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/1836214482471407477?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/1836214482471407477?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/FYyUzlphASQ/yunanca-ogreniyorum.html" title="Yunanca Öğreniyorum" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-3KnkziMR0-U/TtETvhUFF3I/AAAAAAAAALk/zlj7yEZaZ6M/s72-c/100_2920.JPG" height="72" width="72" /><thr:total>4</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/yunanca-ogreniyorum.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkcERHg9cSp7ImA9WhRQGEw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-8688951603128887471</id><published>2011-11-24T21:21:00.001+02:00</published><updated>2011-12-14T00:06:45.669+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-14T00:06:45.669+02:00</app:edited><title>Vejetaryen Olmak ya da Olmamak</title><content type="html">Bundan birkaç sene önce, kırmızı et yemeyi bıraktım. Bir anda. Altında trajik bir neden de yoktu üstelik, küçükken gözlerimin önünde kesilen bir kurban ya da bozulmuş et yemek gibi. Canım nedensizce et istememeye başladı. Zaten bir süper-yemek-seçici olduğumdan, bir yiyeceği kafamda bitirmek normal insanlara göre daha kolaydı benim için. Ben de, &lt;i&gt;bitirdim.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk başlarda her şey çok güzel gidiyordu üstelik. Sağlıklı olan beyaz etti bi' kere. Sonra, her şeyin bir alternatifini bulabiliyordum. Her et sotenin bir tavuk sotesi vardı mesela, tavuk dürüm, tavuk döner, Mc Chicken, ve daha bir sürü şey. Süper-yemek-seçici oluşuma karşılık, denizden çıkan hiçbir şeyi sorgulamama alışkanlığım da vardı mesela. Bir et yemeğine şüpheyle yaklaşıp "Ne etidir ki bu?" derim, ama bir deniz mahsulü için aynı şeyi sormam. Tadına bakmaktan çekinmem, hatta bende merak uyandırır. Şimdi mis gibi deniz ürünleri ve kapı gibi tavuk varken, ne gerek vardı ki kırmızı ete? Yoktu. Üstelik sebzelerle de aram iyiydi. Birkaçı hariç -şimdi isim verip rencide etmek istemiyorum- her türlü sebzeyi yiyebilirim, yağsız tuzsuz haşlanmış bile olsa. Hal böyle olunca, vücut düzenimi en sağlam şekilde sarsacak hamleyi yaparak, kırmızı et yemeyi bıraktım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Bir tek, arkamda bıraktığım sucuk için üzüldüm. Kokoreç'e aynı şeyi yapamadım, ki bu da kırmızı et yemeyi bıraktığım dönemde terk edemediğim tek alışkanlığım oldu. Onun dışında her şey çok basitti aslında, kuş gribi döneminde bile haftanın beş günü tavuk döner yemiş bir insan için. Tavuğa da öyle bir sevgim vardı yani. Sokakta, köşe başında ucuz tavuk döner yemek kişisel zevklerim arasındadır. "Onun içine neler katıyolar sen biliyon mu" veya "Kim bilir ne eti onlar, nası yiyosun?" gibi cümlelerden de pek etkilenmem. Kırmızı eti bırakmamsa nedensizdi, yemekten hoşlanmıyordum sadece.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evden de uzakta olunca, kırmızı et diyeti çok kolay oldu benim için. Gel zaman git zaman, güçsüz düşmeye başladım. Kuvvet kazanmak için multivitamin kullanıyordum (anne yadigarı) hem proteini de başka yollardan edinebilirdim? Edinemedim tabi. Aylar sonra saçlarım dökülüyor diye doktora gittiğimde, ilk sorusu "Kırmızı et yiyor musun?" olunca bende jeton düştü. Yine severek yemiyordum ama, bi yerlerden tutunmaya çalışıyordum kırmızı ete, sırf sevimli gözüksün gözüme diye işe köfte yiyerek başladım. (Bu gibi durumlarda kişinin önüne haşlanmış dana eti koyunca ters tepiyor, aklınızda bulunsun) Ben ufaktan ufaktan ete alışmaya çalışırken, okulum bitti ve annemin kollarına düşüverdim. Böylece, biraz da mecburiyetten (Bak ölümü öp yemezsen?) yediğim et miktarını normal bi insanın yediğine eşitlemeyi başardım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi düşünüyorum da, o zamanlar farkında değildim ama yanlıştı yaptığım. Dengesiz beslenme ile vücudun tüm düzeni tepetaklak oluyor. Vücut her besinden biraz istiyor. İstediği besinleri vermezseniz de kuvvetten düşüyor. Yaptıklarımın vejetaryenlikle ilgisi olmadığının da farkındayım. Ancak çok takdir ediyorum vejetaryenleri. Kendilerinden emin bir duruşları, bir baş kaldırıları var çünkü. Veganlara ise diyecek söz bulamıyorum. Onlar sabır taşı benim gözümde. Fakat bir gün, eğer ben de vücudumun et istemediğini, yeteri kadar besin aldığımı hissedersem vejetaryen olabilirim. &lt;a href="http://www.greekturkish.com/" target="_blank"&gt;Papatya&lt;/a&gt;&amp;nbsp;hanımın da söylediği gibi, Vejetaryenlerin çabası okyanusta bir damla olabilir. Ama yine de, bunun için çaba göstermek mümkün.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir de &lt;a href="http://www.timetogoveggie.com/ttgv/menagerie/" target="_blank"&gt;şu&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;var, izleyin derim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;not: &lt;/i&gt;Spoiler verip verip saç dökülme maceramı anlatmıyorum farkındayım ama, ona da geleceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-8688951603128887471?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/E_s5QvXpUu5SOxuwZDerN-XEoMM/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/E_s5QvXpUu5SOxuwZDerN-XEoMM/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/E_s5QvXpUu5SOxuwZDerN-XEoMM/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/E_s5QvXpUu5SOxuwZDerN-XEoMM/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/fSNs_FcL4bM" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/8688951603128887471/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/vejetaryen-olmak-ya-da-olmamak.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/8688951603128887471?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/8688951603128887471?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/fSNs_FcL4bM/vejetaryen-olmak-ya-da-olmamak.html" title="Vejetaryen Olmak ya da Olmamak" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/vejetaryen-olmak-ya-da-olmamak.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkQGQH87fip7ImA9WhRSGUQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-5774957004160618050</id><published>2011-11-18T16:55:00.004+02:00</published><updated>2011-11-22T21:32:01.106+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-11-22T21:32:01.106+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Serap" /><title>İncir Reçeli'ni İzledim!</title><content type="html">"Haydaa, bu da nerden çıktı? Kızım kafan mı güzel, İncir Reçeli vizyona gireli kaç zaman oldu, gündem özürlüsü müsün?" gibi cümleler kurabilirsiniz. Ama bi sorun yani, neden şimdi izledin diye. Müsterih olun, durumun farkındayım. Çok iyi bir sinema izleyicisi sayılmasam da, yeni çıkan Türk filmlerini izlemeye çalışırım. Ancak İncir Reçeli bunların içinde özel bir yere sahip. Neden mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efendim, film vizyona girdiği dönemde şu veya bu nedenle sinemada izleyemedim. (Evet çok açıklayıcı oldu ama inanın hatırlamıyorum, bendeki bu hafızayla &lt;i&gt;zor&lt;/i&gt;) Sonrasında film patladı, herkeste bir "İncir Reçeli'ni izledin mi?" furyası aldı başını yürüdü. O kadar yürüdü ki, hiç film izlemeyen insanlar bile bana bu soruyu sorar oldu, kendimden utandım. Her seferinde "Susss, konuyu anlatma, sonunu söyleme sakın, izlemedim daha, izliycem ben onu!!!111" diyerek insanları geri püskürttüm. Artık nasıl vahşileştiysem, bir kişi dahi ağzını açıp söylemedi. Boşboğaz arkadaşlara sahip olmamam da büyük etki olabilir tabi, bilemiyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günlerden bir gün, Altınoluk'taki son günlerimizde Serapla film izlemeye karar verdik. Amacımız evde kız kıza oturup iki bira içip film izlemekti, olay bu kadar masumaneydi anlayacağınız. Cd almaya gittik, fırsat bu fırsat "Aaa Serap, İncir Reçeli'ni izlesek ya, ben hala izleyemedim" dedim. Serap izlemişti, ama iyi arkadaşlar izledikleri filmleri arkadaşlarıyla ikinci baskı izlemekten sakınmazlar. Veya film ikinciye izlemeye değerdi, bilemiyorum. (Şaka lan şaka Serap vurucak beni) Neyse, ikimiz de iyi arkadaşlar olduğumuzdan benim izlemediğim İncir Reçeli'nde ve Serap'ın izlemediği benim izlediğim Aşk Tesadüfleri Sever'de karar kıldık. Böylece hem durum eşitlenmiş olacaktı, hem de izlemediğimiz filmleri izleyip bu korkunç sosyal baskıdan kurtulacaktık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Eve geldik, her şey yolunda, yanlış hatırlamıyorsam havalar bozmaya başlamış, yani evde film izlemek için bütün şartlar olgunlaşmış durumdaydı. Ama o da ne?! Bilgisayarım dvd'leri çalıştırmadı. Allem etti, kallem etti, çalıştırmadı. Fanı dile geldi, bilgisayardan acayip sesler çıkmaya başladı, çalıştırmadı. Cd bilgisayarın içinde hapsoldu, yanıt vermedi, yine çalıştırmadı. Şansımıza küserek o gece filmlerden vazgeçtik, biralara döndük. Ertesi gün, Serap kendi bilgisayarıyla çıkageldi. Evet bu sefer yıkacaktık makus talihimizi. Yine kanepeye konuşlandık, taktık cd'yi bilgisayara. Ama o da ne?! Fısıldasam filmin sesini bastırıyor arkadaş, bütün kapıları pencereleri kapattık ses dağılmasın diye, sokaktan bir araba geçiyor, biz kulağımızı bilgisayara yapıştırıyoruz, yine duyamıyoruz. Yine o sinirle filmleri kapattık, biralara döndük. Birkaç gün sonra da, Altınoluk'tan ayrılırken, birimiz çantamızda Aşk Tesadüfleri Sever, birimiz İncir Reçeli ile döndük evlerimize.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O gün bugündür İncir Reçeli gözümün içine bakmakta. Ve ben o gün bugündür "İncir Reçeli'ni izledin mi?" diyenleri susturmakla uğraştım. Kötü huyumdur, ekşi sözlük'ü açar bakarım, gözüm spoiler'lara kayar. Onu bile yapmadım. Otobüsteki filmlerin listesinde &amp;nbsp;gördüm, ilk sahneyi izledim, yine dayanamayıp kapattım. Sen onca zaman filmi sakla, içinde besle büyüt, sonra bi karış otobüs ekranında izle, yook bu kadarına göz yumamazdım. Gel zaman git zaman, hasta olduğum şu günlerde İncir Reçeli'ni aldım, battaniyenin altına büzülerek filmi izlemeyi başardım! Çünkü İncir Reçeli, nasıl desem, bir sosyal duruş, hayata bakış açısı, ne biliyim havalı bi' belirtili isim tamlamasıydı benim için. Zira daha fazla mücadele edemeyecektim, ya biri ağzından kaçıracaktı, ya da bi yerlerden duyacaktım. Bunca zaman tüm bunlardan kaçabilmek büyük başarıydı benim için. O yüzden göğsümü gere gere söyleyeceğim bundan sonra soranlara; "EVET! İncir Reçeli'ni izledim."&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İyi haftasonları sevgili sinemaseverler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-5774957004160618050?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/d-yrnqfUqDRZaM_nQoaQIC_sDTQ/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/d-yrnqfUqDRZaM_nQoaQIC_sDTQ/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/d-yrnqfUqDRZaM_nQoaQIC_sDTQ/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/d-yrnqfUqDRZaM_nQoaQIC_sDTQ/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/G6AeahKyQwI" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/5774957004160618050/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/incir-recelini-izledim.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/5774957004160618050?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/5774957004160618050?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/G6AeahKyQwI/incir-recelini-izledim.html" title="İncir Reçeli'ni İzledim!" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/incir-recelini-izledim.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkcCSHY6eSp7ImA9WhRQGEw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-1496665858654109097</id><published>2011-11-12T23:53:00.001+02:00</published><updated>2011-12-14T00:07:49.811+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-14T00:07:49.811+02:00</app:edited><title>Postcrossing Yazısı #2</title><content type="html">Pek çoğunuzun da bildiği gibi, bundan bir ay önce &lt;i&gt;Postcrossing &lt;/i&gt;girdi hayatıma. &lt;i&gt;Postcrossing&lt;/i&gt;'den bahsetmiş olduğum &lt;a href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/10/kasvetli-pazar-ve-kartpostallar.html" target="_blank"&gt;yazımda&lt;/a&gt;&amp;nbsp;dediğim gibi, geçtiğimiz süre boyunca kartpostallar, PTT, filateli gibi pek çok konuyla haşır neşir oldum. Ve bugün, bir aylık deneyimimi paylaşmak için buradayım =)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşe beş tane adres almakla başladım. Yazıyı yazdıktan sonra üç adres daha aldım, evdeki kartlarımı ortaya döktüm, ve ne yazık ki iç açıcı sonuçlar çıkmadı. Özenle sakladığım mektuplarım ve bana gelen kartlar duruyordu ancak yollamak üzere aldığım kartlarımın hiçbiri yoktu. Ben de dışarı çıkıp yeni kartlar almaya karar verdim. Tabi bunun devamının geleceğini bilmeden, aklıma ilk gelen kırtasiye, kitabevi benzeri dükkanlara gittim. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, kartpostal sorduğunuzda uzaylı gibi bakıyorlar. Pek çok çalışan, kartların yerini bile unutmuş durumda. Ellerinde bulunanların çoğu eski kartlar, yıllar var ki yeni kart basılmamış/alınmamış. Size de tavsiyem, öyle havalı yerlere girip kartpostal aramayın. Çoğu eski dükkanlarda, en köşe bucak yerlerde. Ama en güzel kartlar da bu eski yerlerden çıkıyor. Fiyatları da değişkenlik gösteriyor, belli bir çizgisi yok. Kimisi elinden çıkarmak adına komik rakamlar söylerken, bazıları da hazır satacak birini bulmuşken tanesine öyle bir şey diyor ki, bu da toplu alımlarda fazlaca tuzlu oluyor. Pazarlık payı var, çirkeflik serbest. Yani biri çıkıp da "Yok ya, kartpostal mı kaldı, satmıyoruz artık" derse, ki bana dendi, "Satmazsan satma arkadaşım, toplu alıcaktım, sen kaybettin" deyip olay mahalini terk edebilirsiniz, sonuçta müşteri her zaman haklıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kartlara gelecek olursak; şehir görünümleri ve simli noel babalı yılbaşı kartları çoğunlukta. Ve ne yazık ki kartpostal konusunda çoğu ülkeden gerideyiz. Tamam, ülkeyi tanıtmak güzel bir şey ama, diğer ülkelerden gönderilen kartlara baktığınızda göreceksiniz ki, çok daha yaratıcı şeyler var. Turistik kartpostallarda İstanbul'un ekmeğini bol bol yemişiz, Kız Kulesi, Boğaz Köprüsü ve Ortaköy Camii'ni sıkça görebilirsiniz. Ancak turistik kartlar dışında orijinal şeyler bulmak için, sahafları ve az önce de söylediğim gibi eski -ve hatta izbe- kitabevlerini gezmek gerekiyor. Hiç beklemediğiniz yerlerde, beklemeyeceğiniz güzellikle kartlar bulabilirsiniz. Örneğin bir yerde, çocukken hayal meyal hatırladığım kenarları tırtıklı kartlardan buldum ve inanamadım. Böyle yerlerden sadece yollamak için değil, arşivlik pek çok şey de çıkabiliyor, ve bir süre sonra fark ediyorsunuz ki, önünden geçerken hiç de bakmadığınız bir kırtasiyeye girip kartpostal sormaya, her yerde yeni kartlar aramaya başlıyorsunuz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Postanelerde de durum pek iç açıcı değil. Yani orada da mektup ve kart olayları mazide kalmış. Bugün postanelerde fatura yatırma dahil pek çok işlem yapıldığından, mektup gişesi en kenara köşeye itilmiş, en az işlek olan kısım. O kadar ki, numara bile almıyorsunuz. (Tabi büyük şehirlerin merkez postanelerinde durum nedir bilmiyorum) Elinizde kartlarla gidince görevli de size garip garip bakıyor. Pul mu? Onlarla da pek ilgilenen kalmamış. Babam zamanında pul biriktirdiğinden filatelistliği az çok biliyorum, ama bugünlerde filatelist kaldı mı, ondan bile emin değilim. Eğer siz söylemezseniz, pul yapıştırılmıyor bile kartlarınıza, tek bir damga yetiyor. Onun için pulu ayrıca söylemek gerekiyor. Şanslıysanız görevli &lt;i&gt;iş çıkardın başıma&lt;/i&gt;&amp;nbsp;dercesine bakıp söylenmiyor size, en azından ben bu konuda şanslıydım. Bir iki gidiş gelişten sonra gişedeki memurla muhabbet etmeye başladım, artık defterinin arasından en güzel pulları çıkarıp kartlara yapıştırıyor benim yerime. Ben de ona kartların kaç günde ulaştığını, ulaştığını nereden anladığımı vs. anlatıyorum. Gişe pek kalabalık olmadığından, genelde pul yapıştırıp iki çift laf etmek için vakit oluyor. Tabi yine, bu pul meselesi yurtdışında da daha farklı. Pulu alıp karta yapıştırıyorsunuz, posta kutusuna atıyorsunuz-bitiyor. Oysa bizim her şeyimiz çileli. Kartımız, pulumuz, postanede sıra bekleyişimiz ve pek çok şey.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ulaşım süreleri de ülkeden ülkeye değişiyor. En hızlı ulaşan kartım Finlandiya'ya oldu; bir haftada. Bir ay önce Çin'e yolladığım kartımdan hala haber alınamadı, hayatından şüphe duymaktayım. Almanya'ya beklediğimden yavaş gitti, Ukrayna'ya ise beklediğimden hızlı. Avrupa ülkelerine ortalama 2 haftada gidiyor, oradan da aynı şekilde 2 haftada kartınızı alabiliyorsunuz. Uzakdoğu'ya giden kartların akıbetini bilemiyorum henüz, onlar bazen bende suya yazı yazıyormuşum hissi uyandırıyor. Amerika ve Kanada için beklemedeyim, 20 gün civarı tahmin ediyorum. Afrika'yı ise hiç bilmiyorum, ancak onların da uzun süreceği kanaatindeyim. Ancak Uzakdoğu'daki diğer ülkelerin aksine Japonlar çok hızlı, sanıyorum &lt;i&gt;airmail&lt;/i&gt;&amp;nbsp;ile 10 gün ila 2 hafta gibi bir süre ile size ulaşıyorlar. (Japon yapıyor abi dediğinizi duyar gibiyim)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tüm bunların dışında, posta kutunuzda bir kart görmek var ki, her şeye değiyor. Ben henüz iki tane kart aldım, sahibine ulaşan beş tane kartım var. Kartlarınızın ulaştığını görmek de, size kart gelmesi kadar sevindirici bir şeymiş, en azından ben bunu beklemiyordum. Siteyi gezerken hep bana gelecek olan kartları düşünmüştüm, fakat ilk kartımın ulaştığını öğrendiğim an havalara uçtum. Çünkü yolladığınız kartlarınız, hiç tanışmayacağınız birine, belki de hayatınız boyunca hiç gitmeyeceğiniz bir ülkeye gidiyor. Sizin kat edemediğiniz yolları kat ediyor kartlar, sizin gidemeyeceğiniz kadar uzağa gidip hiç karşılaşmayacağınız birinin oluyor. Bununla mutlu olabilmek çok garip, ama bir o kadar da güzel. Hala duymayanlar için &lt;i&gt;&lt;a href="http://www.postcrossing.com/" target="_blank"&gt;Postcrossing&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;burada. Sahibine ulaşmak için yolda olan -şu anda- 280 bin küsür kart var, kim bilir, belki bir tanesi de size geliyordur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-lo1AEC4AmVM/Tr7qAU_FD2I/AAAAAAAAALA/jjM3Rs1ePFM/s1600/TW.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-lo1AEC4AmVM/Tr7qAU_FD2I/AAAAAAAAALA/jjM3Rs1ePFM/s320/TW.jpg" width="218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-lJ2sZujpCRo/Tr7qDK6tknI/AAAAAAAAALI/8uyKNR5QpH8/s1600/nl.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-lJ2sZujpCRo/Tr7qDK6tknI/AAAAAAAAALI/8uyKNR5QpH8/s320/nl.jpg" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-1496665858654109097?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gzEbBR1fcA3UkuwHWt1UXLK8L7c/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gzEbBR1fcA3UkuwHWt1UXLK8L7c/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gzEbBR1fcA3UkuwHWt1UXLK8L7c/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gzEbBR1fcA3UkuwHWt1UXLK8L7c/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/zNb4YtIXLms" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/1496665858654109097/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/postcrossing-yazs-2.html#comment-form" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/1496665858654109097?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/1496665858654109097?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/zNb4YtIXLms/postcrossing-yazs-2.html" title="Postcrossing Yazısı #2" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-lo1AEC4AmVM/Tr7qAU_FD2I/AAAAAAAAALA/jjM3Rs1ePFM/s72-c/TW.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>3</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/postcrossing-yazs-2.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUQNRX06fip7ImA9WhRXF04.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-6741327726739124019</id><published>2011-11-05T23:51:00.021+02:00</published><updated>2011-12-24T15:29:54.316+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-24T15:29:54.316+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="zeytin" /><title>Bir Şifa Kaynağı Olarak Zeytin</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-iRN9otAjEB0/TvXSnyFZZ_I/AAAAAAAAAMw/x_omfYL6J90/s1600/100_2929b.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="235" src="http://3.bp.blogspot.com/-iRN9otAjEB0/TvXSnyFZZ_I/AAAAAAAAAMw/x_omfYL6J90/s320/100_2929b.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Daha önce de &lt;i&gt;zeytin &lt;/i&gt;etiketi altında birkaç yazı yazdım. Konu zeytin olunca, anlatacak çok şey oluyor, üstelik sadece yiyecek anlamında değil. Zeytinin reçelinden turşusuna birçok yiyecekten bahsedebilirim size, ancak bugün bakım ürünlerinden söz edeceğim.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Fotoğrafta görmüş olduğunuz, benim favori zeytin ürünlerim. Sol baştan,&amp;nbsp;zeytin çiçeği kolonyası&amp;nbsp;, &lt;i&gt;Watsons&lt;/i&gt;&amp;nbsp;zeytinli el kremi, Flormar zeytinli el ve vücut kremi, Dalan'ın küçük boy yoğun el kremi -soğuğa karşı ideal-, zeytin sütü ve son olarak da zeytinyağı sabunu.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Zeytinyağı en doğal kozmetik malzemelerinden biri olarak görülüyor. Saç dökülmesini engellediği, saçı besleyip parlaklık verdiği tarafımdan test edilip onaylanmıştır. Elinizdeki zeytinyağı ne kadar doğal -ve sızma- ise, saça o kadar iyi geliyor. Fotoğrafta gördüğünüz &lt;i&gt;zeytin sütü &lt;/i&gt;de, taş değirmende ezilen ve hiç presten geçmemiş zeytinlerden üretilen, bir nevi zeytinyağıdır. Piyasada bulmak ne derece kolaydır bilmem, &lt;i&gt;Küçükkuyu/Adatepe &lt;/i&gt;bölgesinden edinmek mümkün. İki yılı aşkın saç dökülme tedavisi esnasında sayısız ürün denedim (yakında onun da yazısı gelecek) zeytin sütü bu aralar en sık kullandığım natürel tedavi yöntemi.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Zeytinyağı sabunu ise, çok fonksiyonlu başka bir ürün benim için. Üniversitedeyken evi özlediğim zaman kokladığım -ki bunu çok sık yapardım-, bazen kokusu sinsin diye dolabıma koyduğum, sadece yüz temizliği için değil, saçlarım için de kullandığım bir ürün. Yağlı saçları kurutmak için birebir, yine dökülme karşıtı ve güzel kokulu. Şimdi çoğu yerde farklı çeşitlerde zeytinyağı sabunu bulabilirsiniz, fakat benim tercihim, yine en natürel olanı, &lt;i&gt;Edremit/Havran&lt;/i&gt;'dan aldıklarım.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Zeytinyağı kremlerim ise görüldüğü gibi birden fazla. Bunlara bakıp da buram buram zeytin koktuğumu zannetmeyin :) Yukarıda da bahsettiğim gibi, Dalan'ın yoğun el kremi hem soğuktan korunmak için ideal, hem de boyutuyla çok pratik, her daim yanımda. Watsons'ın kremi ise bahsettiklerim içinde en uzun süredir kullandığım. Flormar'ın ojeleri dışında cilt bakım ürünlerinden, özellikle de yüz yıkama jelinden çok memnun kalınca, diğer ürünlerine de bir göz atayım dedim, ve bu kremi görünce de dayanamadım aldım. Fazla yağlı olmadığı ve kokusu hafif olduğu için hoşuma gitti, denemeye değer.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Zeytin çiçeği kolonyası ise yine sırf kokulara olan hassasiyetimden dolayı alınmış bir ürün. Balıkesir'in &lt;i&gt;Esmen Kolonya'&lt;/i&gt;sının üretmiş olduğu 60 derece hafif kokulu güzel kolonyası. Limon dışında hiçbir kolonyayı sevmeyen benim bile durup durup koklamama sebep oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Bunlar benim bir bakışta görüp ortaya çıkardığım şifalı zeytin ürünlerim. Dahasını isterseniz, piyasada şampuanından kremine, maskesinden losyonuna pek çok zeytin bazlı ürün bulmak mümkün. Bir de, bahsetmeden edemeyeceğim, hazır zeytin toplama mevsimi yaklaşıyor, olur da pazarda ağaçtan toplanmış işlenmemiş zeytin bulursanız, &lt;a href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2010/09/sokakkedisinden-yepyeni-yaz-dizisi.html" target="_blank"&gt;tarifim&lt;/a&gt;&amp;nbsp;burada, sofralık zeytin yapımını deneyebilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-6741327726739124019?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1tNxRnv3bfj6CufL3NumKb_3KMk/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1tNxRnv3bfj6CufL3NumKb_3KMk/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1tNxRnv3bfj6CufL3NumKb_3KMk/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1tNxRnv3bfj6CufL3NumKb_3KMk/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/MQjqCQ56UGQ" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/6741327726739124019/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/bir-sifa-kaynag-olarak-zeytin.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/6741327726739124019?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/6741327726739124019?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/MQjqCQ56UGQ/bir-sifa-kaynag-olarak-zeytin.html" title="Bir Şifa Kaynağı Olarak Zeytin" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-iRN9otAjEB0/TvXSnyFZZ_I/AAAAAAAAAMw/x_omfYL6J90/s72-c/100_2929b.JPG" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/bir-sifa-kaynag-olarak-zeytin.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEUCQ346cCp7ImA9WhRTEUg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-2223509318108983826</id><published>2011-11-01T14:48:00.004+02:00</published><updated>2011-11-01T16:04:22.018+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-11-01T16:04:22.018+02:00</app:edited><title>Bu Kediler Masanızı Renklendirecek!</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-KH2SCmK-qD8/Tq_lfLoOHMI/AAAAAAAAAKo/jhTUQHNXJRU/s1600/giller.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://4.bp.blogspot.com/-KH2SCmK-qD8/Tq_lfLoOHMI/AAAAAAAAAKo/jhTUQHNXJRU/s400/giller.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Tahmin etmenin çok da imkansız olmayacağı üzere, kedili olan her türlü objeye bayılıyorum. Oyuncak, bardak, tişört, kalem, defter, ve daha akla gelmeyecek yüzlerce kedili eşyam var. Belki de bu yüzden, hediye alması en kolay insanlardan biriyim. Orijinal olan, ve tabi ki kedili olan her şey, koleksiyonuma dahil etmem için yeterli bir sebep benim için. Birkaç ay önce bahsettiğim &lt;a href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/05/odalar.html" target="_blank"&gt;odam&lt;/a&gt; var ya hani, o odada sayısız kedi detayı bulabilirsiniz. Bir gün belki onları da paylaşabilirim sizinle, ama bugünkü konumuz biraz daha farklı. Daha doğrusu, bugün biraz daha spesifik olacağım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Fotoğrafta gördüğünüz, benim yıllardır aksatmadan aldığım &lt;a href="http://www.giller.com.tr/" style="font-style: italic;" target="_blank"&gt;Giller&lt;/a&gt;'in her sene çıkarmış olduğu Kedi Masa Takvimlerinden kareler. Bıkmadan ve inatla sürdürdüğüm çoğu alışkanlığım gibi, bu takvimleri de 2007'den beri alıyorum. Yurttan kalma bir alışkanlıkla, ev içinde de kanepeden çok masa başında oturduğum için, kullanmayı en çok sevdiğim şeylerden biri masa takvimi. Böylece Giller'in çekmiş olduğu komik, sevimli, güzel ve neşeli kediler her zaman gözümün önünde oluyor. Ben 2012 takvimimi görür görmez aldım, yeni yıla daha iki ay olmasına rağmen. Olur da kaçırırım, koleksiyonum bozulur diye ödüm patladığından takvimlere adeta koştum. Eski takvimlere de gözüm gibi bakıyorum, düşünün, o kadar sevimliler =)&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Eğer isterseniz, verdiğim linkle web sayfalarına da ulaşmanız mümkün. Sadece masa takvimi ve kedi üzerine çalışmıyorlar. Ben masa takvimi kullanmam, ajanda severim, veya duvar takvimi daha çok işime yarar derseniz, onlar da mevcut. Aynı çeşitler köpek severler için de bulunmakta.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Ve hatta, benim kedim/köpeğim de takvim yıldızı olsun derseniz, 2012 için çok geç ama 2013 için kolları sıvayabilirsiniz! =) Kim bilir, belki sizin de sevimli dostunuz benim gibi yüzlerce insanın masasını süsler.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Son olarak, madem Kasım ayı yazısı yazdık, bu ay masamın konuğunu da görmüş olun. Aşağıdaki yaramaz, Kasım ayının kedisi Karamel.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;not: &lt;/i&gt;Evet, cep ajandaları da çok güzel fakat onlarda seçimim farklı, başka bi' zaman da onu anlatırım belki (:&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-KLSHv61lGYU/Tq_yiYLwWmI/AAAAAAAAAKw/sJbxNmKCVY4/s1600/Kedi-Masa-KASIM.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-KLSHv61lGYU/Tq_yiYLwWmI/AAAAAAAAAKw/sJbxNmKCVY4/s320/Kedi-Masa-KASIM.jpg" width="295" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-2223509318108983826?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/RdEfKA15tIehVp5zDiY4K5A1-3U/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/RdEfKA15tIehVp5zDiY4K5A1-3U/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/RdEfKA15tIehVp5zDiY4K5A1-3U/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/RdEfKA15tIehVp5zDiY4K5A1-3U/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/fgYIQZISt9I" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/2223509318108983826/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/bu-kediler-masanz-renklendirecek.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/2223509318108983826?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/2223509318108983826?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/fgYIQZISt9I/bu-kediler-masanz-renklendirecek.html" title="Bu Kediler Masanızı Renklendirecek!" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-KH2SCmK-qD8/Tq_lfLoOHMI/AAAAAAAAAKo/jhTUQHNXJRU/s72-c/giller.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/11/bu-kediler-masanz-renklendirecek.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkUMQXY7cCp7ImA9WhdaFEo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-8584964923290297426</id><published>2011-10-24T18:31:00.000+03:00</published><updated>2011-10-24T18:31:20.808+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-10-24T18:31:20.808+03:00</app:edited><title>Van için Herkes Tek Yürek!</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-d5zHYiryrhI/TqWEuXM32VI/AAAAAAAAAKM/ybJwHh97TQY/s1600/img1-27cfd2a7-ba30-4b9e-a4f8-d9af39c53ae5.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-d5zHYiryrhI/TqWEuXM32VI/AAAAAAAAAKM/ybJwHh97TQY/s1600/img1-27cfd2a7-ba30-4b9e-a4f8-d9af39c53ae5.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;Van Depremi'ne duyarlılık gösteren ve zor durumda olan depremzedelere yardım elini uzatmak isteyen vatandaşlarımız için bir liste hazırladık. Aşağıdaki kanallardan dilediğinizi seçerek yardımlarınızı en kolay şekilde Van'a ulaştırabilirsiniz:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;1. KIZILAY&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;2868&lt;/b&gt;'e tüm operatörlerden boş bir SMS göndererek Kızılay'a 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca havale yoluyla destek olmak isteyenler, tüm bankalardaki "Türk Kızılayı" hesaplarından bağış yapabilir. Ayni bağışlar Türk Kızılayı lojistik merkezleri ve şubeleri tarafından kabul edilecektir. Tüm Kızılay şubelerinin iletişim numaralarını &lt;a href="http://www.kizilay.org.tr/kurumsal/sayfa.php?t=-Subeler" target="_blank"&gt;buradan&lt;/a&gt; öğrenebilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;2. AKUT&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tüm GSM operatörlerinden &lt;b&gt;2930&lt;/b&gt;'a göndereceğiniz &lt;b&gt;AKUT&lt;/b&gt; yazan bir SMS ile AKUT'a 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kredi kartını kullanarak internet üzerinden bağış yapmak isteyen vatandaşlarımız &lt;a href="http://www.akut.org.tr/images/FinansWebPos/finansPos_FinansCard.html" target="_blank"&gt;CardFinans&lt;/a&gt; ya da &lt;a href="http://www.akut.org.tr/images/FinansWebPos/finansPos_DigerBanka.html" target="_blank"&gt;diğer banka kartlarını&lt;/a&gt; kullanarak bağışta bulunabilirler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Havale/EFT&lt;/i&gt; için Banka Hesap Numaraları;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;T. İş Bankası - Gayrettepe Şubesi - TR14 0006 4000 0011 0800 6666 63&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Finansbank - Gayrettepe Şubesi - TR92 0011 1000 0000 0001 9576 70&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Garanti Bankası - Ortaklar Cad. Şubesi - TR26 0006 2000 3570 0000 0029 30&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;3. BAŞBAKANLIK YARDIM KAMPANYASI&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başbakanlık tarafından Van’da yaşanan deprem nedeniyle başlatılan yardım kampanyası çerçevesinde saptanan banka hesap numaralarına &lt;a href="http://www.bbm.gov.tr/Forms/pgNewsDetail.aspx?Id=%202218&amp;amp;Type=3" target="_blank"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;4. KARGO FİRMALARI&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yurtiçi Kargo, PTT Kargo, MNG Kargo ve Aras Kargo yardım gönderilerini ücretsiz olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;5. HÜRRİYET EVLERİ&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Deprem sonrası yaralarını sarmaya çalışan ve kış öncesinde evsiz kalan Van için Hürriyet Gazetesi de büyük bir seferberlik başlattı. Hürriyet, Van’da kış koşullarına dayanıklı, mutfak, banyo ve tuvaleti olan "Hürriyet Evleri" kuracak. Kızılay işbirliğinde başlatılan kampanya ile her biri 6 bin liraya kurulacak evler, evsiz kalan vatandaşlara sıcak bir yuva olacak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Van Depremi - Hürriyet Gazetesi Bağış Hesapları&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;T. İş Bankası Mithatpaşa Şubesi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4228 - 0971947 / IBAN TR370006400000142280971947 &lt;/div&gt;&lt;div&gt;T.C. Ziraat Bankası Kızılay Şubesi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hesap No 685-2868-5189 / IBAN TR060001000685000028685189&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Garanti Bankası Kızılay Şubesi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hesap adı: Van Depremi - Hürriyet&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şube: 082 Hesap No: 6294703 / IBAN TR72 0006 2000 0820 0006 2947 03&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapacağınız ufak bir yardım zor durumdaki bir çok insanı hayata bağlayan bir umut olacaktır. Mesajımızın ulaştığı herkesi, deprem bölgesinde yardıma ihtiyacı olan vatandaşlarımıza yardım etmeye davet ediyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: 80%;"&gt;Bir &lt;a &amp;nbsp;href="http://www.bumads.com.tr?clientid=5763e6bb-0dde-4e72-9d7f-cea3cb48999e&amp;amp;offerid=51" href="" target="_blank" title="bumads"&gt;bumads&lt;/a&gt; sosyal sorumluluk içeriğidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;script type="text/javascript"&gt;
ad_client = '5763e6bb-0dde-4e72-9d7f-cea3cb48999e';ad_offer ='51';
&lt;/script&gt;&lt;script src="http://sayac.bumads.com.tr/showads.js" type="text/javascript"&gt;
&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-8584964923290297426?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/95tpUpFQtsbeZVy4b-eTDuMCx4g/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/95tpUpFQtsbeZVy4b-eTDuMCx4g/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/95tpUpFQtsbeZVy4b-eTDuMCx4g/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/95tpUpFQtsbeZVy4b-eTDuMCx4g/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/kMhZbZ3anRU" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/8584964923290297426/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/10/van-icin-herkes-tek-yurek.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/8584964923290297426?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/8584964923290297426?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/kMhZbZ3anRU/van-icin-herkes-tek-yurek.html" title="Van için Herkes Tek Yürek!" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-d5zHYiryrhI/TqWEuXM32VI/AAAAAAAAAKM/ybJwHh97TQY/s72-c/img1-27cfd2a7-ba30-4b9e-a4f8-d9af39c53ae5.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/10/van-icin-herkes-tek-yurek.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0cBQnY6cCp7ImA9WhdaEU8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-8276817924035599030</id><published>2011-10-20T14:17:00.002+03:00</published><updated>2011-10-20T18:37:33.818+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-10-20T18:37:33.818+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="oje" /><title>Hangi Oje?</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-stqCan9CECI/TqABi53s0UI/AAAAAAAAAJ8/OzdKI_x2-Lw/s1600/ojes.PNG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="152" src="http://1.bp.blogspot.com/-stqCan9CECI/TqABi53s0UI/AAAAAAAAAJ8/OzdKI_x2-Lw/s400/ojes.PNG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;Mevsim geçişleri genelde çoğumuz için zordur. Sadece sıcaklık değil, sıcaklığa bağlı aktivitelerimiz, giysilerimiz, alışkanlıklarımız, ve hatta renklerimiz değişir. Çok farklı renkte oje kullanan biri olarak ben, mevsim değişikliklerinde oje seçimimi de değiştiriyorum. Fotoğrafta da göreceğiniz üzere, yazın turuncular, pembeler, sarılar, mavilerle yaz mevsimini geçirirken, kış gelince bordo, kahverengi, siyah ve griye dönüyorum. &amp;nbsp;Yazın cıvıl cıvılken, kışın kasvetli oluyor tırnaklarım da. Zaten fosforlu renkleri sevenler bilir, kışın -örneğin- turuncu, yeşil vb. sürüp de çıktığınızda tuhaf tuhaf bakarlar =) Montlara, kabanlara en çok yakıştığı için bordo favorim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peki siz en çok hangi renkleri kullanıyorsunuz?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;not: Reader'ımdan eksik etmediğim, yeni yazılarına mutlaka göz attığım bir oje blogu &lt;a href="http://hangiojeyakismazkibana.blogspot.com/"&gt;burada&lt;/a&gt;.&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-8276817924035599030?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/A0CRxRT6HEW-eiqwybzxrCVsETI/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/A0CRxRT6HEW-eiqwybzxrCVsETI/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/A0CRxRT6HEW-eiqwybzxrCVsETI/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/A0CRxRT6HEW-eiqwybzxrCVsETI/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/lAEEldiRADQ" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/8276817924035599030/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/10/hangi-oje.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/8276817924035599030?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/8276817924035599030?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/lAEEldiRADQ/hangi-oje.html" title="Hangi Oje?" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-stqCan9CECI/TqABi53s0UI/AAAAAAAAAJ8/OzdKI_x2-Lw/s72-c/ojes.PNG" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/10/hangi-oje.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0ABRHo-eyp7ImA9WhdaEU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-2443475203801375050</id><published>2011-10-14T15:12:00.002+03:00</published><updated>2011-10-20T14:22:35.453+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-10-20T14:22:35.453+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="oje" /><title>Biraz da Moda</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Cnm29OSW5-I/TpgjscowCmI/AAAAAAAAAJw/3illyfu3SDA/s1600/14102011456.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-Cnm29OSW5-I/TpgjscowCmI/AAAAAAAAAJw/3illyfu3SDA/s320/14102011456.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Moda ile pek aram yoktur, canım ne isterse onu giyer, onu takarım. Daha önce de defalarca söylediğim gibi, yeniliklere de pek açık sayılmam, ama bir şeyi seversem de tam severim. Gider aynı şeyin bir sürü rengini alırım, eskittiğim ayakkabının aynısını alırım, sırf yenisine alışmamak için. Eski bir kazaktan senelerce ayrılamadığım olur, yırtık converse'lerime özel sevgi duyarım, eskimiş kotlara bayılırım. Hal böyle olunca, yenilikleri takip edememiş olurum. Ne gündemdedir, ne değildir bilmem, çok de ilgilenmem açıkçası. Beni hiçbir zaman "Ayyy, bu sene de x'ler çok moda, bi tane edinmeliyim mutlaka" derken duyamazsınız. Takip edene, yakıştırana da saygı duyarım, o ayrı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama baktım bu sene turkuazlar çok &lt;i&gt;moda &lt;/i&gt;ben de sağı solu karıştırdım, ıvır zıvırlarım arasındaki turkuazları bir kenara topladım, ortaya böyle bir görüntü çıktı. Turkuaz her şeye gidiyor, kolye, bileklik, toka ve hatta oje olarak çok güzel duruyor. Fotoğrafta görmüş olduğunuz oje yeni sadece, yeşil ve tonlarına bayıldığım için, uzun bir süre bu renkle yaşayacağım gibi görünüyor. Dedim ya, bir şeyi seversem tam seviyorum :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve görüldüğü üzere benim yazacağım moda yazısı bu kadar oluyor. "Kız gibi giyin", "Azcık da şundan sür", "Vazgeç şu eskilerden", "Yırtık ayakkabı giyiyosun çok üzülüyorum" cümlelerinin hedef noktası olduğumdan, bu kadar dönüyor dilim. Ama güzel bir moda blogu görmek isterseniz, çocukluk arkadaşım &lt;a href="http://berrilla.blogspot.com/"&gt;Berrilla&lt;/a&gt;&amp;nbsp;bu konuda bir harika, göz atın derim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-2443475203801375050?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/QPcM3qs-FFLxmU7XAGj8WJ72-nA/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/QPcM3qs-FFLxmU7XAGj8WJ72-nA/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/QPcM3qs-FFLxmU7XAGj8WJ72-nA/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/QPcM3qs-FFLxmU7XAGj8WJ72-nA/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/rXvgC5AcAiw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/2443475203801375050/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/10/sokakkedisi-ile-biraz-da-moda.html#comment-form" title="5 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/2443475203801375050?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/2443475203801375050?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/rXvgC5AcAiw/sokakkedisi-ile-biraz-da-moda.html" title="Biraz da Moda" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-Cnm29OSW5-I/TpgjscowCmI/AAAAAAAAAJw/3illyfu3SDA/s72-c/14102011456.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>5</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/10/sokakkedisi-ile-biraz-da-moda.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEADQHs-eCp7ImA9WhRSFk4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-2294300000882748368</id><published>2011-10-09T17:06:00.001+03:00</published><updated>2011-11-18T18:12:51.550+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-11-18T18:12:51.550+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Serap" /><title>Kasvetli Pazar ve Kartpostallar</title><content type="html">Bu aralar kasvetli ruhum, tıpkı bugünkü yağmurlu pazar gibi. Ne yapsam, ne etsem diye düşünüp bir yandan da bloglara göz gezdirirken, &lt;a href="http://lalisindunyasi.blogspot.com/"&gt;Laliş&lt;/a&gt;'in yazdığı bir yazı heyecanlandırdı beni, adeta pazar günümü renklendirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilenler bilir, eski ve nostaljik olan her şeyi severim. Hiç tanımadığım, dünyanın öteki ucundan bir mektup arkadaşım olmadı ama &lt;a href="http://www.twitter.com/psifonik"&gt;Serap&lt;/a&gt;la senelerce mektuplaştık. Kartpostallar, zarflar biriktirdim, posta kutusuna hala gözüm kayar, kutunun deliğinden Serap'ın el yazısını bir bakışta tanıyabilirim, &amp;nbsp;konuşmaktansa postaya vermesem bile mektup yazarım hala sevdiklerime. Laliş de bir kart koymuş bloguna, Japonya'dan gelen. "Bu da nesi" dedim kendi kendime, yurtdışında bir arkadaşının yolladığını düşündüm. Sonradan eski yazılarını okuyunca anladım ki internet üzerinden bir network ile dönüyormuş bu kartpostallar. Hemen adresini verdiği siteye üye oldum tabi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok fazla kartpostal meraklısı var mıdır bilmiyorum ama, onlar için söylüyorum, belki benim gibi birini sıkıntılı bir anında mutlu eder diye. &lt;a href="http://www.postcrossing.com/"&gt;www.postcrossing.com&lt;/a&gt; 'a üye oluyorsunuz, adresinizi veriyorsunuz ve &lt;i&gt;send a postcard &lt;/i&gt;diyorsunuz ve site size yollayacağınız adresi söylüyor. Bu kadar basit! İlk önce sizin yollamanız gerekiyor, yolladığınız ne kadar kart yerine ulaşırsa size o kadar kart geliyor. Size bir kod veriyorlar, aman onu kartpostala yazmayı sakın unutmayın, kartınızın yerine ulaştığının garantisi bu. Sonra beklemeye başlıyorsunuz. Ben iki tanesini hazırladım, biri 10 yaşındayken Anıtkabir'den aldığım Atatürk portresi, Çin'e gidecek, 17 yaşında bir kıza. Diğeri ise Finlandiya'da yaşayan, doğayı ve manzara resimlerini çok sevdiğini söyleyen 7 torunlu bir kadın için, Balıkesir'de çekilen yel değirmeni fotoğrafı. Pazar olduğundan bugün postaneye koşamıyorum, ama yarın ilk işim kartları yollamak olacak. Sonra yine, eskisi gibi kartpostal alışverişine başlayacağım, bakalım kartpostal sektörü hala hayatta mı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Umarım hızlıca gider kartlarım, sonra başlasın posta kutusu başında beklemeler!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-2294300000882748368?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/OvDp91l7Fh5FLoWa48gv0d7a2zA/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/OvDp91l7Fh5FLoWa48gv0d7a2zA/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/OvDp91l7Fh5FLoWa48gv0d7a2zA/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/OvDp91l7Fh5FLoWa48gv0d7a2zA/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/O7SUOyRSeGA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/2294300000882748368/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/10/kasvetli-pazar-ve-kartpostallar.html#comment-form" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/2294300000882748368?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/2294300000882748368?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/O7SUOyRSeGA/kasvetli-pazar-ve-kartpostallar.html" title="Kasvetli Pazar ve Kartpostallar" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>3</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/10/kasvetli-pazar-ve-kartpostallar.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUYDRH09eip7ImA9WhdUEEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-744275864887087078</id><published>2011-09-26T19:06:00.000+03:00</published><updated>2011-09-26T19:06:15.362+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-09-26T19:06:15.362+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kitaplar" /><title>Kitap Uyarlamaları ve Behzat Ç. Üzerine Bir Yazı</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ScKs4ExAnCs/ToChcGFv9GI/AAAAAAAAAJo/pBcCvcuUf8A/s1600/b%25C3%25A7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="222" src="http://1.bp.blogspot.com/-ScKs4ExAnCs/ToChcGFv9GI/AAAAAAAAAJo/pBcCvcuUf8A/s320/b%25C3%25A7.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;Televizyonla aram limoni. Dizi olsun, film olsun, edebiyat uyarlamalarını sevmem. Önyargılıyım, sabit fikirliyim, peşin hükümlüyüm. Bir şeyi izleyeceğim varsa bile, birinin benimle ciddi mücadeleye girmesi gerekir, ekran başına oturmam için. Gerektiğinde kumandayı elimden çekmesi -kanal değiştirmemem için-, cep telefonundan uzak tutması -dikkatimi dağıtmamam için- ve hatta ışıkta karartmaya gitmesi lazım gelebilir. Hiçbi'şey yapmasam, "Filmini izleyeceğime kitabını okurum yea" der, yine kalkar giderim. Harry Potter filmlerinde bile sinirlenmiş insanım, kitaba sadık kalmıyorlar diye. Hoş, kitaba sadık kalsalar ne olacak. Birebir çekseler, yine mutlu olmam. Çünkü zor beğenir oluşumdan değil mutsuzluğum. Bu nasıl anlatılır bilmiyorum. Bir kitap okursunuz, bir roman.. Siz ne yaparsanız yapın, okurken bir şeyler şekilleniverir zihninizde. Son sayfaya kadar da onu canlandırırsınız. İşte o canlandırdıklarımı ekranda bulamadığımdan mutsuzluğum. Bugüne kadar kimsenin okuyucuların kalbine dokunamayışından. Bir şeyler, ille de eksik olur orada. Sizin okurken içinizi titreten bir ayrıntıyı, senaristler es geçiveriyorsa gereksiz görüp, alamazsınız aynı tadı. Bu yüzdendir ki hep sırtımı dönerim uyarlamalara, kitabını okuduysam bi' kıyaslama hakkı görürüm de kendimde, okumadıysam yazık etmek istemem esere. "Önce" derim, "kitabını okumalıyım".&amp;nbsp;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben kitap uyarlamalarına karşı tavrımı sürdürürken, bir gün Behzat Ç. çıktı karşıma. Yani Emrah Serbes. İlk kitap &lt;i&gt;Her Temas İz Bırakır&lt;/i&gt;&amp;nbsp;ile birlikte, Behzat, benim de Behzat amirim oluverdi, kitap kurgusuyla beni de alıverdi içine. Karakterler o kadar bizden, olaylar o kadar çetrefilli, küfürler de o kadar içtendi ki, kendimi devriye arabasında, hiç bilmediğim Ankara sokaklarında buldum. Sakarya'nın Ankara'da bir cadde olduğunu öğrendim mesela, sonra Büyük ve Küçük Esat'ı, SSK İşhanı'nı, Atakule'yi. Hayatında sınırlı sayıda polisiye okumuş biri olarak, Emrah Serbes o kadar akıcı yazmıştı, olayları öyle bir örmüştü ve sonunda o kadar şaşırtıyordu ki, son sayfaya uçarak gittim resmen. Derken hızımı alamadım, &lt;i&gt;Son Hafriyat&lt;/i&gt;'a başladım. Şahsi fikrim onun &lt;i&gt;çok daha &lt;/i&gt;zekice yazıldığı üzerine. Son Hafriyat'ı daha yavaş, ve sindire sindire okudum, öyküyü içime çekmek istercesine. Diğeri kadar çabuk olmasa da, onun da sonu geldi, ve ben serinin bir kitabı daha olmamasına üzüldüm. Çünkü Behzat Ç. geriye dönüp tekrar tekrar okunacak türden. Heyecanla okurken kaçırdığınız bir ayrıntıyı, bir sonraki okuyuşunuzda fark edebiliyorsunuz. Her karakter, her ayrıntı, her söz, her cümle özenle işlenmiş.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra başka bir gün, o sevmediğim ekranda bir adam belirdi, Erdal Beşikçioğlu. Kafamda canlandırdığım kadar olmasa da, en az benim hayalimdeki kadar "Behzat"tı. Ani çıkışları, ince kemikli yüzü, "Saçma sapan konuşma"larıyla, beni hayal kırıklığına uğratmayacak bir Behzat. Sonradan öğrendim ki, Emrah Serbes de senaryoya katkıda bulunuyormuş. Bir yazar kahramanına ihanet edemez ki zaten diyorum, Erdal Beşikçioğlu o yüzden bu kadar Behzat, oyuncular bu kadar Harun, Hayalet, Akbaba... Diziyi de seviyorum çünkü kitaba yakın. Seviyorum çünkü reyting uğruna, diziyi uzatmak uğruna özünden sapmamış, aksine; yeni olaylar, yeni kahramanlar girmiş, ve ilginçtir bu beni rahatsız etmiyor. Sonra güzel bir müzik duyuyorum, tanıdık bir ses. Ankaralı grup &lt;i&gt;Pilli Bebek &lt;/i&gt;var arka planda, en az Behzat kadar sevdiğim. Bir müzik bir diziye bu kadar uyum sağlayabilir mi diyorum, ya da bir dizinin bu kadar güzel müziği olabilir mi? Oluyormuş. Ankara'yı bilmiyorum ama Behzat'la öğreniyorum. Bir de Ankara'yı sevsem, Behzat'ı nasıl izlerdim, hayal bile edemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diziden de sonra -çok sonra- öğreniyorum ki, Behzat bu sefer beyazperdede olacakmış. Yavaş yavaş okuduğum, bitmesini istemediğim &lt;i&gt;Son Hafriyat&lt;/i&gt;'tan uyarlanarak. Eğer film de, dizi kadar güzel bir uyarlama olursa, inancım mükemmel olacağı yönünde. Fragmanları hem beklediğim, hem beklemediğim gibi. Ama bilmeyenler için söylüyorum, gerilimi bol, entrikası bol bir film olacak. Ben kendi adıma, hem Behzat'ı, hem de&amp;nbsp;&lt;i&gt;Red Kit&lt;/i&gt;'i merak ve heyecanla bekliyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/taY7xZAGVyA/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/taY7xZAGVyA&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/taY7xZAGVyA&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-744275864887087078?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/EIiDrqu5MYUyHwY4nccx1uS1e-Y/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/EIiDrqu5MYUyHwY4nccx1uS1e-Y/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/EIiDrqu5MYUyHwY4nccx1uS1e-Y/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/EIiDrqu5MYUyHwY4nccx1uS1e-Y/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/jxf5j57-NUo" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/744275864887087078/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/09/kitap-uyarlamalar-ve-behzat-c-uzerine.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/744275864887087078?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/744275864887087078?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/jxf5j57-NUo/kitap-uyarlamalar-ve-behzat-c-uzerine.html" title="Kitap Uyarlamaları ve Behzat Ç. Üzerine Bir Yazı" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-ScKs4ExAnCs/ToChcGFv9GI/AAAAAAAAAJo/pBcCvcuUf8A/s72-c/b%25C3%25A7.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/09/kitap-uyarlamalar-ve-behzat-c-uzerine.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkMBQH8-eSp7ImA9WhdXEEw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-6401974080548139097</id><published>2011-08-22T15:53:00.009+03:00</published><updated>2011-08-22T16:07:31.151+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-08-22T16:07:31.151+03:00</app:edited><title>Düşüşüm, Duruşum Olmuş..</title><content type="html">Yaptığım kamuoyu duyurusu sonrasında yine de yazı girmek istedim ama, beceremedim. Mevsimlerden yaz dedim, oradan oraya gidiyorum vakit yok dedim, kafam karışık dedim, yazlıkçıyım dedim, kaçtım. Bir yandansa, yazmaya o kadar çok ihtiyacım vardı ki, hiç tarzım olmamasına rağmen zorladım kendimi, yine yapamadım. Hala ve ısrarla hayatımın en ketum günlerini yaşasam da, içimde bir anlatma isteği var. O yüzden de geldim, ve biraz boş konuşup arayı kapatayım dedim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efendim, malumunuz, merkez şubem Altınoluk olmak üzere, mobil halde yolculuk etmekteyim. Kendimi Altınoluk'ta kalacağım zannederken Balıkesir'de, Assos'a gitmeyeceğim diye biliyorken tam da o noktada bulduğum oluyor, o derece şuursuzum. Neyse, (cümleyi de böyle &lt;i&gt;neyse &lt;/i&gt;diye bağlamak geçiştirmek gibi geliyor ama, bazen de çok kullanışlı oluyor bu &lt;i&gt;neyse&lt;/i&gt;) kendimi yine bir anda Assos'ta bulduğum günlerden birinde -ki bu geçtiğimiz cuma gününe tekabül ediyor- öyle bir düşüş sergiledim ki, siz deyin sakarlık, ben diyeyim yeşil sahalara dönüş, hala sızısını sağ ayak bileğimde hissetmekteyim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Peşinen açıklama yapmam gerekirse, kırık çıkık yok, her şey yolunda (: Fakat ne hikmetse, bu tür kazalar hep "Yok canıım, bu aralar çok sakinim, geçmişte kaldı onlar" türünden yaptığım açıklamaların hemen ardından başıma geliyor, beni düşündüren o. Çok değil, iki hafta kadar öncesinde benzer açıklamayı teyzelerimden birine yapmıştım. Derken, iki gün önce bu olay başıma geldi. Uzatmadan anlatayım, evin içinde sarsak sarsak dolaşırken, merdivenlere yöneldim -sıkı durun olay mahali tam da burası- üst kattan kendime bir hırka aldım ve tekrar aşağı indim. İndim inmesine de, son dört basamakta, merdivenlerin üstündeki kilime basmamla kilimin uçan halıya dönüşmesi, benim ayağımı burkarak mutfağa top gibi yuvarlanmam bir oldu. Düşüşümün yarattığı şok etkiyle bi süre oturduğum yerde kaldım, hatırladığım tek şey de annemin başımda çığlık attığıydı. Yine her zamanki gibi kendimi muayene ettim, acım vardı ama bileğimi oynatabiliyordum ve üzerine basabiliyordum. O anki cahilliğimle, benim gibi bi profesyonele hiç yakışmayacak şekilde buz koymayı akıl edemedim, nasıl olur demeyin, oluyor işte. Yine aynı cehaletle hiçbir şey olmamış gibi yemeğe oturdum, uzatmam gereken ayağı da bi güzel sarkıttım. Sonrasında kafam çalıştı da bütün geceyi ayağımı uzatarak geçirdim, ama ilk müdahaleyi yapmayı unutmuştum bi kere, sabah daha beter bi ağrıyla uyandım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ertesi gün nasıl olduysa aklıma buz koymak geldi, iki buz kalıbını bu iş için harcadım. O buzlar daha efektif kullanılabilirdi pek tabii -örneğin rakıda?- ama o anda feda etmek zorundaydım. Zira bulunduğum yer size bu yazının başından beri bahsettiğim &lt;i&gt;tam olarak &lt;/i&gt;Assos değil, Assos yolu üzerinde, tepedeki köylerden birinin eteklerinde bulunan bir yerdi, yani kelimenin sözlük anlamıyla dağ başındaydı. 2006 Haziran'dan gelen bir alışkanlıkla çantamda dizliğim olmadan sokağa bile çıkmam ama, o iki gün için de bandaj almak aklıma gelmemişti doğrusu. Başucu kremim olan Lasonil de üretimden kalktığı, beni terk ettiği günden beri derin acılar içindeydim, &lt;i&gt;o çocuğun &lt;/i&gt;verdiği kremler de Altınoluk'taydı (Altınoluk merkezli çalışıyorum demiştim).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çocuk dediysem de bakmayın siz, geçen sene bu zamanlar yine böyle bir olay için Balıkesir'de geçen sene tanıştığım otuz beş yaşlarında genç ortopedistten bahsediyorum. Lasonil beni terk ettikten az bir zaman sonra, hastalıkta sağlıkta her daim yanımda olan çok sevgili doktorcuğum da Bursa'ya taşınınca, kendisine olan küskünlüğümü belirtip başka bir doktora gitmeyi de reddetmiştim. Ama geçen seneki olayla birlikte -bu da başka bir hikayenin konusu- ağrılarıma dayanamayıp, ayak bileğimde bandaj, dizimde dizlikle hastaneyi boyladım. Müstakbel doktorumla başta pek kimyalarımız tutmadı, ben yaşını küçük bulup "Onun yaşı kadar kemiğimi kırdım ben!" diye sinirlendim ama o bana uymadı, beni sabırla dinleyip mucize kremler verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
+ Peki, sıkıntımız nedir acaba?&lt;br /&gt;
- Şöyle ki, ben bir aylık stajım boyunca topuklu ayakkabı ve babetlerle koşturdum, onların neden olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;
+ (Bileğime dokunur) Böyle yapınca ağrı var mı?&lt;br /&gt;
- Hayır.&lt;br /&gt;
+ Böyle?&lt;br /&gt;
- Hayır bakın anlatamadım sanırım, dokununca ağrım yok, bilek şiş de değil ama yürürken acıyor ve aynı zamanda daha önce sakatladığım dizime vuruyor, o da ağrı yapıyor.&lt;br /&gt;
+ Anlıyorum. Sizinki yorgunluktan olmuş olabilir, gerçi dizinize ne oldu bilmiyorum ama..&lt;br /&gt;
- &lt;i&gt;Patella çıkığı. &lt;/i&gt;Dört&amp;nbsp;sene önce bir &lt;i&gt;atroskopi &lt;/i&gt;geçirdim.&lt;br /&gt;
+ (şaşırır) Evet, peki. Size bu kremleri yazıyorum..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
... dedi ve biz muayenehaneden çıktık. Ben hala söyleniyordum, bu çocuk nereden bilecek ki, aynı teşhisi ben de koyardım diye. Ama gel gör ki, kış içinde yaşadığım bir iki ufak kazadan sonra, kremleri çok işime yaradı ve ben de kendisine&amp;nbsp;söylenmeyi kestim. Merdivenlerden düştüğüm anda da düşündüğüm tek şey onun kremleriydi. Onlar da yanımda olmayınca kendimi buz tedavisine verdim, gerçekten de zararın neresinden dönülse kar olduğu gerçeği apaçık ortadaydı, buzla birlikte bileğim çok fark etmişti. İki günlük muhteşem (!) tedavi sürecimin ardından, Altınoluk'a gelmenin, bandajıma ve kremlerime kavuşmanın mutluluğuyla yazıyorum bu satırları size. Sıktıysam, affola. Yok eğlendim diyorsanız, size bir yazı daha tavsiye etmek isterim. Eğer okumadıysanız, yine benden &lt;a href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2009/08/sakatkedi-legend-is-back.html"&gt;muhteşem bir hikaye&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;not:&lt;/i&gt;&amp;nbsp;Başlık konusunda epey düşündükten sonra, aklıma Özgür Çevik'in söylediği bir şarkının sözleri geldi, tam da şu anki durumuma uygun. İsmini bilmiyorum ama sözleri şöyle; Düşüşüm, duruşum olmuş.. Kaldırmayın, beni yerden!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gelişmelerle karşınızda olacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-6401974080548139097?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/oC3VM75YlBuhX0EVbiUfTn5KYU0/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/oC3VM75YlBuhX0EVbiUfTn5KYU0/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/oC3VM75YlBuhX0EVbiUfTn5KYU0/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/oC3VM75YlBuhX0EVbiUfTn5KYU0/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/rTCYNkfbT2I" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/6401974080548139097/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/08/dususum-durusum-olmus.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/6401974080548139097?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/6401974080548139097?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/rTCYNkfbT2I/dususum-durusum-olmus.html" title="Düşüşüm, Duruşum Olmuş.." /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/08/dususum-durusum-olmus.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0IHSXs9fyp7ImA9WhdSFUQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-8873926870438280784</id><published>2011-07-25T13:57:00.001+03:00</published><updated>2011-07-25T13:58:58.567+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-25T13:58:58.567+03:00</app:edited><title>Kamuoyuna Duyurulur..</title><content type="html">Sevgili Gönül Dostları,&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Farkındayım burayı çok ihmal ettim. Hem de "evet, suçluyum yazmadım buraya :((" diye bir giriş yapacak kadar. Ama sor bi' neden öyle oldu, bi sor yani. 2011 başladığı günden beri peşimi bırakmayan belirsizlik, kafa karışıklığı, kendime gelme ve bu kızı yeniden büyütme çabalarım, mezuniyet ve beraberindeki anlamsız korkularım (hiçbiri gerçek olmadı, o ayrı) ve son olarak yaz mevsiminin gelmesiyle zaten beş karış havada olan aklımı iyice yitirişimle geçti günler. Şimdi bakıyorum da iki aydır boşlamışım yazmayı. Ama sadece yazmayı boşladım, yazamasam da kafamda hep tilkiler dolaştı, yeni fikirlerim oldu, ve bir klasik olarak buraya kim girdi, kim neyi okudu hep takip ettim. Diyorum ya, yaz geldiğinde aklımı yitiriyorum ben, bahar yerine yazları sarhoş oluyorum. Bu yüzden de durumun farkındayım ve bir açıklama yapmak istedim. "Ya tutamazsam?" diye söz vermekten kaçar oldum, o yüzden "Bomba gibi geleceğim, zıpkın gibi fişşekk gibi geliyorum, bekleyin wuuhuuu" demiyorum ama, bugüne kadar hiçbir ayı boş geçmediğim de göz önünde bulundurulursa, tüm samimiyetimle "Elbette yazacağım" diyebilirim size. Günlük tutmayı seneler önce bıraktığım için ne yaptığımın detaylarını yazmayacağım, ama bir değişim sürecindeyim ve elimden geldiğince buna yoğunlaşmaya çalışıyorum, bundandır zaman zaman iki kelimeyi bir araya getiremeyişim. Okuduğunuz her yazı, yaptığınız her yorum bu kızı mutlu edecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kamuoyuna saygıyla duyurulur..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-8873926870438280784?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/-Qn0CdMXFWzG2WmakrOBniYSfzY/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/-Qn0CdMXFWzG2WmakrOBniYSfzY/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/-Qn0CdMXFWzG2WmakrOBniYSfzY/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/-Qn0CdMXFWzG2WmakrOBniYSfzY/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/31pAHFv78NA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/8873926870438280784/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/07/kamuoyuna-duyurulur.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/8873926870438280784?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/8873926870438280784?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/31pAHFv78NA/kamuoyuna-duyurulur.html" title="Kamuoyuna Duyurulur.." /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/07/kamuoyuna-duyurulur.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEAHRXsyfyp7ImA9WhZaGU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-1893345593040135368</id><published>2011-07-06T01:57:00.001+03:00</published><updated>2011-07-06T01:58:54.597+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-06T01:58:54.597+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Altınoluk" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="geyik köşesi" /><title>Yaz Günlüğü</title><content type="html">Sevgili Günlük,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aslına bakarsan bugün de diğerlerinden farklı olmadı. Aynı saatte kalkıp, aynı şeyleri yedik. Aynı şeyleri izledik, aynı şeylere güldük. Yine de, her gün en az diğeri kadar güzel, diğeri kadar miskindi. Özet geç lan (!) dersen günlük, o da kabulüm, işte sana klasik bir yaz gününün saati saatine yazıya dökümü;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
12.00 : Kalkış&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
12.00 - 12.30 : Kahvaltı için 20 metre ötedeki simit fırınına kim gidecek diye pazarlık yapma&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
13.00 : (sonunda) Kahvaltı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
13.00 - 16.00 : Serbest zaman. Bu arada Türk kahvesi içilir, akabinde fal kapatılır, fonda Powerturk tv'nin açık olmasına özen gösterilir, gazetenin bulmaca ekleri paylaşılır, sıkılınca batağa dönülür, o da olmadı dizi izlenir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
16.00 - 18.30 : Denize girmek üzere Melisa cafe'ye doğru yola çıkılır. Bira&amp;amp;patates&amp;amp;batak 'tan zaman kaldığında denize girilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
18.30 - 19.00 : Duş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
19.00 - 20.00 : Yaşasın yemek yemek!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
20.00 - 20.30 : Bulaşık :(((&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
20.30 - 21.00 : Şanındandır, dışarı çıkmak için hazırlanma seansı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
21.00 - 21.30 : Dışarı çıkmadan önce iki tek atılır, zaman geçmiyorsa batak başlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
22.00 - 02.00 : Dışarıda serbest zaman. Kuvvetle muhtemel sahilde, sözleşmeden buluşulan arkadaşlarla birlikte, bira, şargoz, midye dolma ve Uğur büfe tostu eşliğinde. Tabi ki Uğur büfe sponsorluğunda.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
02.00 - 05.00 : Evde vakit geçirmece. Arzuya göre cilalama için bira, duruma göre internet, can sıkıntısına göre dizi, evdeki kişi sayısına göre batak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
05.00 - VE uyku.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
***&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rutin bir günümü açık yüreklilikle anlatıp afişe olduğuma göre, artık gidebilirim günlük. Beni ararsan, balkondayım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-1893345593040135368?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/DltOgsE4A329gE-Rce5cRldvHj0/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/DltOgsE4A329gE-Rce5cRldvHj0/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/DltOgsE4A329gE-Rce5cRldvHj0/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/DltOgsE4A329gE-Rce5cRldvHj0/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/H9KZu5RkfYQ" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/1893345593040135368/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/07/yaz-gunlugu.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/1893345593040135368?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/1893345593040135368?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/H9KZu5RkfYQ/yaz-gunlugu.html" title="Yaz Günlüğü" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><georss:featurename>Altınoluk, Balıkesir, Türkiye</georss:featurename><georss:point>39.56584265020151 26.74827162109375</georss:point><georss:box>39.45903915020151 26.52626412109375 39.67264615020151 26.97027912109375</georss:box><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/07/yaz-gunlugu.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CE8HSXk_cCp7ImA9WhZUFE0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-6507306409267142299</id><published>2011-06-06T01:05:00.001+03:00</published><updated>2011-06-07T02:27:18.748+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-07T02:27:18.748+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kitaplar" /><title>Haziran Eki: Çizgilerle Nazım Hikmet</title><content type="html">Yakın zamanda bir kitap geçti elime, &lt;i&gt;Çizgilerle Nazım Hikmet&lt;/i&gt;&amp;nbsp;isimli. Kitabı yazan Müjdat Gezen, çizgileriyle can verense Savaş Dinçel olunca, bi' de aylardan Haziran olunca, okuyup paylaşmadan edemedim. Aynı zamanda Nazım Hikmet ile birlikte, kitabın da kendi hikayesi var çünkü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1977'de başladığı çizimlerini yedi ayda tamamlıyor Savaş Dinçel, kitabın önsözünde bahsettiği gibi fotoğrafları kesip biçerek, el işi ödevi yapar gibi. Tam beş sene sonra da, sıkı yönetimin etkisiyle, Müjdat Gezen ile birlikte kendisine 21 yıl isteniyor. Kitaplar toplatılıyor, hamur yapılıyor. Fakat hoş bir tesadüfle 3 Haziran 1983'te yani Nazım'ın ölümünün 20.yıldönümünde dava düşüyor. Aradan 12 sene sonra kitap tekrar yayınlanmak isteniyor, orjinalleri Savaş Dinçel'den alınıyor ve tekrar çoğaltılıyor. 2007 senesinde tekrar basılmak istendiğinde ise renklendiriliyor ve kitap şimdiki halini alıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabın çizimlerle birlikte çıkış fikri ise Müjdat Gezen'den gelmiş. Sıkı bir çizgi roman okuyucusu olan Gezen, "Madem ben kitap yazıyorum, neden okumayı sevmeyenler de bu sayede yazdıklarımı okumasın?" diyor. Sonra düşünüyor, "Kimi yazmalı, kimi resmetmeli ki herkes okusun? Kimden bahsetmeli ki, tanımayanlar da tanısın, sevsin.." Haliyle aklına Nazım Hikmet geliyor. Böylece çizgilerine güvendiği yakın dostu Savaş Dinçel'e açıyor konuyu, "Resimler misin?" diyor, ve Savaş Dinçel de kabul ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabın içeriğinden fazla bahsetmeyeceğim, zira pek çoğumuz konuya aşinayız. İçinde Nazım Hikmet'e dair pek çok şey var; Mayakovski'den Vera'ya, Vâlâ Nureddin'den Münevver hanıma, hapishane yıllarına, Moskova'da kaldığı döneme kadar her şeyi bulabilirsiniz. Nazım'ı tanıyan, tanımayan, okuyan, okumayan ya da sadece Savaş Dinçel'in çizgileriyle, Müjdat Gezen'in anlatımıyla görmek isteyen herkes için keyifli bir okuma olacağı inancındayım. Bir de, dedim ya, aylardan Haziransa, Nazım'dan bahsetmemek güç.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-KyriWL1AyeQ/Tev8y-T06FI/AAAAAAAAAHY/vpH5tM6G_WU/s1600/26.12.07_13.24.36.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-KyriWL1AyeQ/Tev8y-T06FI/AAAAAAAAAHY/vpH5tM6G_WU/s1600/26.12.07_13.24.36.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
not: Fotoğraf kitabın mahkemesinden bir kare.&lt;br /&gt;
bir diğer not: Kitabın tüm geliri Nazım Hikmet Vakfı'na bağışlanıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-6507306409267142299?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0l_3zr3L-GiQ2VxMyOjaMorIdhg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0l_3zr3L-GiQ2VxMyOjaMorIdhg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0l_3zr3L-GiQ2VxMyOjaMorIdhg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0l_3zr3L-GiQ2VxMyOjaMorIdhg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/AUiRE0uxufo" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/6507306409267142299/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/06/haziran-eki-cizgilerle-nazm-hikmet.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/6507306409267142299?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/6507306409267142299?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/AUiRE0uxufo/haziran-eki-cizgilerle-nazm-hikmet.html" title="Haziran Eki: Çizgilerle Nazım Hikmet" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-KyriWL1AyeQ/Tev8y-T06FI/AAAAAAAAAHY/vpH5tM6G_WU/s72-c/26.12.07_13.24.36.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/06/haziran-eki-cizgilerle-nazm-hikmet.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkcHSXsyeSp7ImA9WhZbE0Q.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-8738033776531648618</id><published>2011-05-30T21:46:00.000+03:00</published><updated>2011-06-18T13:47:18.591+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-18T13:47:18.591+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="geyik köşesi" /><title>Rüyamız Hayrolsun</title><content type="html">Evet sevgili gönül dostları, baktım rüya yorumları bu aralar çok revaçta, ama ben bi yorum yapmaktan bile acizim, o yüzden daha bugün taze taze görmüş olduğum rüyamı size anlatıp çekiliyorum, belki içinizde fikir yürütecek olanlar vardır. Bir yandan da, mükemmel hafızama güvenemediğim için bu rüyayı bile bile unutmayı gönlüm elvermiyor. Bu bahane ile söz uçar yazı kalır mantığıyla rüyamı unutmamak üzere buraya not düşmüş olacağım &amp;nbsp;:)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efendim, rüyamda bir havaalanındayım -hayırdır inşallah?- ama bu bildiğimiz havaalanı değil, yani kocaman bir pist değil, yeşillikler içinde bir havaalanı, ufacık bir yer. Çayırda çimende kalkış yapıyoruz yani. O nasıl oluyor demeyin, rüya bu işte, oluyor. Ben uçağa biniyorum, koridor tarafındayım ama solumdaki iki koltuk da boş. Bunlar gereksiz ayrıntılar belki, ama dedim ya not düşeceğim, çünkü bu kadar detaylı bir rüya uzun zamandır görmemiştim. Neyse, uçakla gideceğim yer belli, Bosna Hersek'e gidiyorum. Neden gittiğimi bilmiyorum, bir sırt çantası dışında eşyam yok, yalnızım, kalacak yer de ayarlamamışım. Bu bağlamda belki de rüyanın tek gerçekçi yeri burası, son zamanlarda canım delicesine amaçsız yolculuk çekiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Uçakta üniversitedeki bölüm hocalarından Bülent Aras'ı görüyorum, işin ilginç yanıysa dört senelik lisans hayatım boyunca Bülent hocadan hiç ders almadığım, ve kendisini de 2 seneye yakın bir zamandır görmemiş olmam. Bilenler bilir, bizim okulda hocalarla ilişkilerimiz çok rahat olduğundan "tamam ya" diyorum, "bi yerleşiyim de merhaba derim nasılsa" Emniyet kemerlerini takıyoruz, uçak kalkışa geçiyor, ama rüya da olsa öyle gerçekçi uçuyor ki, o tekerleklerin hareketini ve uçağın havalanmasını hissediyorum, ve havalanırken de deli gibi korkuyorum, bir akrofobik olarak. Uçuş kısa sürüyor, "ne kadar da çabuk geldik" diyorum kendi kendime, "Bosna Hersek yakın tabi" Evet alt tarafı rüya dersiniz ama rüyada bile bi'şeylere mantık yürütme çabamı takdir ettim yani, etmedim değil.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uçaktan iniyoruz ve bir otobüse biniyoruz, o arada ilk duraklardan birinde Bülent hocanın inmiş olduğunu fark ediyorum ve üzülüyorum, bir yandansa etrafa bakınıyorum, inmek için gözüme bir yerleri kestireceğim. Artan binalardan bir şehir merkezine doğru yol aldığımızı anlıyorum, otobüsün arka kapısına yakın bir yerlerdeyim ve o kısım kalabalık olduğundan, duraklardan birinde insanlara yol vermek için ben de iniyorum aşağı. Sonra biraz daha gitmek gerek diye düşünüp ön kapıdan tekrar otobüse biniyorum. Ön tarafta birkaç adam var, şoförle birlikte Türkçe konuşuyorlar. Gitsem yanlarına ne diyeceğimi bilmiyorum, o yüzden çaktırmadan dinlemeyi tercih ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gözüme kestirdiğim duraklardan birinde iniyorum, biraz ileride bir dere var, boyu uzun fakat eni dar. Derenin üzerinde bir köprü var yürüyerek geçebileceğimiz, fakat diğer yandan da bir gemi trafiği var; karayolu gibi gidiş geliş birer şerit halinde gidiyor gemiler. Hemen yanımda bir gişe var jeton alıp köprüden geçmek için, o anda bir kız görüyorum benim gibi sırt çantalı, ağlıyor. Sonra bir anda, kaşla göz arasında dereye atlayıp intihar ediyor. Ben şaşkın gözlerle kızın arkasından bakarken, otobüsteki Türklerden birini fark ediyorum, o anda konuşmaya başlıyoruz. Artık nedense -farkındaysanız mantık yürütmeyi kestim- ona güvenebileceğimi anlıyorum ve kalacak yer soruyorum. "Çok lüks olmasına gerek yok, uyuyacağım sadece, mutfağı da olabilir yemek yapabileceğim, bir hostel olsa yeter" diyorum Şükrü abiye. (evet Şükrü abi oldu adam bi anda, bu arada böyle birini tanımıyorum gerçekte, spontane gelişti olaylar) Şükrü abi de sağ olsun iyi bi' insan, bana yolu tarif ediyor, ve ben köprüden geçip yürümeye başlıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tam ne olacak, nereye gidiyorum ne olacağım ben diye merak ederken, cep telefonum çalıyor, 444'lü bir bant kaydı tarafından uyandırılıyorum, hunharca. İşte böyle dostlar, bu sabah bu şekilde uyandım, sinirden telefonu da açmadım, fakat rüyanın anlamı kadar sonunu da merak etmekteyim. Bugün böyle bir içimi dökme köşesi yarattım, siz de sabredip okudunuz, sağ olun, var olun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-8738033776531648618?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/TjJqh0AM5m73s1GEMXi0D9DyY8k/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/TjJqh0AM5m73s1GEMXi0D9DyY8k/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/TjJqh0AM5m73s1GEMXi0D9DyY8k/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/TjJqh0AM5m73s1GEMXi0D9DyY8k/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/awyNVS6OMZk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/8738033776531648618/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/05/ruyamz-hayrolsun.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/8738033776531648618?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/8738033776531648618?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/awyNVS6OMZk/ruyamz-hayrolsun.html" title="Rüyamız Hayrolsun" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/05/ruyamz-hayrolsun.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEQFRnY7fyp7ImA9WhZVFUQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-2271743153582101881</id><published>2011-05-28T18:11:00.000+03:00</published><updated>2011-05-28T18:25:17.807+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-05-28T18:25:17.807+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="müzik" /><title>Ben Ergen Olsaydım vol.1: Değmesin Ellerimiz</title><content type="html">Yaklaşık bir sene önce müzik kanallarından birinde kliplerini görüp hafızamın bir kenarına yerleştirdiğim Model grubunun bir şarkısı sıkça dönmekte internet ortamında bu aralar, Değmesin Ellerimiz isimli. Ben tam anlamıyla bir sabit fikir olduğumdan, ve müzik piyasasını çok da yakından takip etmediğimden albümden de habersizdim. Yeni çıkan bir şeyi -sadece müzik için de geçerli değil bu söylediğim, aklınıza gelebilecek her şey için- denemem için beni zorlamaları gerekiyor. Örneğin, Değmesin Ellerimiz'i tesadüfen dinlemeseydim, eminim ki birleri ellerimi kollarımı bağlayıp videoyu açmadan asla dinlemezdim, ve o parçanın da senelerce farkına varmazdım. İyi ki denk gelmişim Değmesin Ellerimiz'e, yoksa çok yazık olurmuş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir kere, söylememe gerek var mı bilmiyorum, Değmesin Ellerimiz çok güzel bir şarkı. Sözleri ve müziği gibi, hakkını yememek lazım, vokalin sesi de harika. Şarkı yavaş yavaş dokundurarak başlıyor, "Evet ya.." diyorsun, "Biraz damar sanki". Sonra alışır gibi oluyorsunuz, şarkı bitecekmiş gibi geliyor, o anda adeta bir haykırışla devam ediyor, "Bitti mi hikayemiz? Bu ne biçim son böyle?" diye. Artık ayrılıktan sonra dinlenmemesi gereken şarkılardan mı dersiniz, durduk yere insanı yerle bir eden şarkılardan mı dersiniz bilmem ama, ben bu şarkıyı dinledikten sonra iyi ki ergen değilim şimdi dedim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Eğer bu şarkı benim teenage dönemlerimde çıkmış olsaydı, şimdiki gibi geç keşfetmezdim, benden asla kaçmazdı bi' kere &amp;nbsp;:) Uykuya dalmadan önce kulağımdaki son müzik olurdu, gece dinlerken yanına iki bira açardım, asiyiz ya. Sonra o "bitti mi hikayemiz" kısmında kesin ağlardım, "biz hiç beceremedik, sevmeyi de terk etmeyi de" diyip içimi çekerdim, uzaklara dalardım. Şimdi dalga geçiyorum ama, ben ergen olsaydım kesin çok üzülürdüm bu şarkıyı dinlerken, dinledikçe tribe girerdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şaka bir yana, şarkı gerçekten çok iyi ve itiraf etmeliyim ki şimdi bile bi miktar ağır. Zayıf bünyelere, aşk acısı çekenlere, kederle içenlere tavsiye olunmaz. Ben mi? Yeni fikirleri sevmiyorum ama, bir şeye alıştığım zaman da ondan kopamıyorum, bu vesileyle de Model'in albümünü baştan sona dinleyeceğim :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/r38flbnJs1I/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/r38flbnJs1I&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/r38flbnJs1I&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-2271743153582101881?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Oms0s5_2WsU_szGUvLK_zkmJrWo/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Oms0s5_2WsU_szGUvLK_zkmJrWo/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Oms0s5_2WsU_szGUvLK_zkmJrWo/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Oms0s5_2WsU_szGUvLK_zkmJrWo/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/xG5kFJV4AyE" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/2271743153582101881/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/05/ben-ergen-olsaydm-vol1-degmesin.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/2271743153582101881?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/2271743153582101881?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/xG5kFJV4AyE/ben-ergen-olsaydm-vol1-degmesin.html" title="Ben Ergen Olsaydım vol.1: Değmesin Ellerimiz" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/05/ben-ergen-olsaydm-vol1-degmesin.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0MBSH88eip7ImA9WhZVFEw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-5938186632142809478</id><published>2011-05-26T15:01:00.001+03:00</published><updated>2011-05-26T15:04:19.172+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-05-26T15:04:19.172+03:00</app:edited><title>Odalar</title><content type="html">İnsanlar kadar, eşyaların, evlerin, odaların ve tabi ki şehirlerin de karakteristik yapıları olduğunu düşünmüşümdür hep. Belki de onlara yüklediğimiz anlamlardan dolayı böyle bir kanıya sahip oldum. Şehirler belki, bu hipotezimi doğrulayan en güçlü seçeneklerden biri. Ama ya eşyalar, odalar?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sekiz yaşımdan beri kaldığım, İstanbul'a gitmemle belirli aralıklarla terk ettiğim odam, ilk girdiğimde küçük, sevimli bir çatı katı odasından başka bir şey hissettirmemişti bana. Belki de çocuk olduğumdan, onunla beraber büyüyeceğimizi de bilmiyordum. Çoğumuz da bilmeyiz zaten, o odaların içindeki eşyalarla birlikte bizimle nefes aldığını. Küçük ipuçlarıyla ele verirler karakterlerini, bazen pencere pervazındaki bir tutam toz bile çok şey anlatabilir, tabi ki bizim onu anladığımız kadarıyla.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Benim çocukluğumun, ve ergenliğimin çatı katı odası da, içinde barındırdıkları itibari ile dolu aslında. Hani duvarların dili olsa derler ya, biraz dikkatli bakıldığında duvarlara, bir dili olmasına gerek yok. Küçük ve bencil odam; çünkü tek kişilik. Bir gömme dolap, bir yatak ve komidin, bir kitaplık, bir çalışma masası ve sandalyeden ibaret. Olabilecek en verimli, en kullanılabilir şekilde döşenmiş; fakat fazladan tek bir canlıya dahi yer yok. Kendi içinde öyle bir düzene sahip ki, kitaplıktan bir şey almak isteseniz adeta sizi cezalandırmak için kitapla birlikte bir sürü şey dökülüyor tepenize; başa çıkamıyorsunuz. Aynı eğretilikte başka bir kitap destesine ben dokunsam, yerinden milim oynamayacak gibi. Odaların karakterleri vardır demiştim, belki de sahiplerini tanıdıklarından boğmuyordur onları, başkalarına yaptığı gibi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bizimle birlikte odalar da büyür demiştim ya hani, bir şey daha eklememe izin verin; odalar da bizimle birlikte yaşar. Bizimle birlikte mutlu olur, hatta bizimle birlikte depresyona girer. İlk kez aşık olup da &lt;i&gt;onu&lt;/i&gt;&amp;nbsp; düşündüğümüz yer odamızdır mesela, bir şeye üzüldüğümüzde ağlamak için koştuğumuz yer yine odamızdır. O mutsuzluk anlarından birinde zaman durur odada; tüm sesler, tüm kokular odanın dışında kalır. Geride kalan her şeyi bir sis bulutunun ardında görürsünüz, ve kendi ruh halinizi görürsünüz odanızda; bazen yırtılmış bir posterde, bazense dibi gelmiş bir şişede.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka bir şehre gidip de onu terk etmemin ardından, zaman durmuş odamda. Takvim beş sene öncesinin Haziran ayında kalmış, saat 06:41'i gösteriyor, belki de gittiğim günden beri. Masamın kenarında ufak tefek notlar var yıllar öncesinde almış olduğum; yapmam gereken ödevler, çalışmam gereken konular yazıyor. Başucumda eski kasetçalarım, içindeyse dinlemekten bantları eskimiş &lt;i&gt;Spice Girls &lt;/i&gt;kasetim... Odalar da bunalıma girer demiştim, değil mi? Kimisinde tüm kokular geride kalır, ve girdiğiniz anda eski zamanları solursunuz, ciğerlerinize geçmiş dolar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-5938186632142809478?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/8hLzeU__V2c3xVX_yHhuCUUAVLo/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/8hLzeU__V2c3xVX_yHhuCUUAVLo/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/8hLzeU__V2c3xVX_yHhuCUUAVLo/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/8hLzeU__V2c3xVX_yHhuCUUAVLo/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/qsnbv5ndg_s" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/5938186632142809478/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/05/odalar.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/5938186632142809478?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/5938186632142809478?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/qsnbv5ndg_s/odalar.html" title="Odalar" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/05/odalar.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUcARnw5eSp7ImA9WhZWF0g.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-3673978353520483777.post-3194323432060838105</id><published>2011-05-19T00:01:00.001+03:00</published><updated>2011-05-19T00:10:47.221+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-05-19T00:10:47.221+03:00</app:edited><title>BearyDay - Kendi Hediyeni Yarat</title><content type="html">Sürprizleri sevmeyen yoktur herhalde :) Ben kendi adıma, hediye vermeyi çok seviyorum. Sevdiğim birini mutlu etmek, ona ufak da olsa bir şey armağan edip hatırlandığını hissettirmek önemli. Bu &lt;i&gt;ufak&lt;/i&gt;&amp;nbsp;kısmı önemli, çünkü ben garip bir şekilde, biri bana hediye aldığında çok utanıyorum, karşımdakini bir külfete sokmuş gibi hissediyorum kendimi. En basit örneğiyle, bir doğum günü hediyesini ele alalım. Sanki o gün arkadaşlarımla buluşsam, onları hediye almaya mecbur ediyormuşum gibi geliyor, aslında öyle olmasa bile. Gereksiz bir kuruntu benimki. Ama hediye almak, daha doğrusu&amp;nbsp;&lt;i&gt;hediye hazırlamaktan &lt;/i&gt;çok keyif alıyorum. Güzel, yaratıcı ve hatta orijinal bir hediye, zorunluluktan, baştan savma alınanlardan çok daha kalıcı olsa gerek, öyle değil mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer siz de, birbirinin aynısı hediyeler almaktan sıkıldıysanız, hediye bulmakta zorlanıyorsanız, veya değişiklik istiyorsanız bir önerim var :) Birbirinden şirin peluş ayıcıkları, tavşanları veya fareleri istediğiniz gibi giydirip istediğiniz mesajı yazdırıp tabi ki günün anlam ve önemine göre hazırlayıp hediye edebilirsiniz. Bu bir doğum günü hediyesi, geçmiş olsun mesajı, hatta yeni doğmuş bebek ve lohusa annesi için bir tebrik bile olabilir. Hepsi sizin seçiminize ve yaratıcılığınıza kalmış. Seçmekte zorlanırsanız hazır ürünler de mevcut, örneğin geçmiş olsun hediyeniz boz ayıcık önlüğü, askısı, biyot ve yara bandıyla birlikte satın alınmaya hazır. Gittigidiyor.com 'dan rahatlıkla ulaşabileceğiniz bu sevimli ayıcıklara, facebook sayfasından da göz atabilirsiniz. Üstelik &lt;i&gt;Kendi Hediyeni Yarat&lt;/i&gt;&amp;nbsp;şablonu ile pek çok seçenek karşınızda.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Değişik hediyelerden hoşlanıyorsanız linklere bir göz atın derim, çünkü çook sevimliler! :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-_5vGP1ascao/TdQzadIIrXI/AAAAAAAAAHU/E1uFDz1Q0Zk/s1600/Sevimli-Pelus-Gecmis-Olsun-Hediyesi__39362674_0.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-_5vGP1ascao/TdQzadIIrXI/AAAAAAAAAHU/E1uFDz1Q0Zk/s200/Sevimli-Pelus-Gecmis-Olsun-Hediyesi__39362674_0.jpg" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://dukkanlar.gittigidiyor.com/BearyDay/"&gt;http://dukkanlar.gittigidiyor.com/BearyDay/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.facebook.com/pages/BearyDay/203077939723965"&gt;http://www.facebook.com/pages/BearyDay/203077939723965&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3673978353520483777-3194323432060838105?l=sokakkedisi28.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/CYQR4huZ3ilWrdKUfgoPOD258hc/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/CYQR4huZ3ilWrdKUfgoPOD258hc/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/CYQR4huZ3ilWrdKUfgoPOD258hc/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/CYQR4huZ3ilWrdKUfgoPOD258hc/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SokakKedisi/~4/7qPnIrRwLUI" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/feeds/3194323432060838105/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/05/bearyday-kendi-hediyeni-yarat.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/3194323432060838105?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/3673978353520483777/posts/default/3194323432060838105?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/SokakKedisi/~3/7qPnIrRwLUI/bearyday-kendi-hediyeni-yarat.html" title="BearyDay - Kendi Hediyeni Yarat" /><author><name>sokakkedisi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00263797202328999364</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="21" src="http://3.bp.blogspot.com/_rmmY5iHBJeM/S3hauMcgHFI/AAAAAAAAAA4/U2KJy5mS2HM/S220/n576576955_1812389_6905.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-_5vGP1ascao/TdQzadIIrXI/AAAAAAAAAHU/E1uFDz1Q0Zk/s72-c/Sevimli-Pelus-Gecmis-Olsun-Hediyesi__39362674_0.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://sokakkedisi28.blogspot.com/2011/05/bearyday-kendi-hediyeni-yarat.html</feedburner:origLink></entry></feed>

