<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184</id><updated>2026-10-31T13:36:28.535-07:00</updated><category term="Çeşme"/><category term="Süleyman Demirel"/><category term="12 eylül"/><category term="Morrison Süleyman"/><category term="eski çeşme"/><category term="1 eylül dünya barış günü"/><category term="12 eylül adaeti"/><category term="2012"/><category term="3 aralık dünya engeliler günü"/><category term="7 Tİ li"/><category term="Allende"/><category term="Bahçeievler katliamı"/><category term="Büyk kptan"/><category term="Fenerbahçe"/><category term="Fuar"/><category term="Mustafa Denizli&#39;nin abisi"/><category term="Necdet Adalı"/><category term="Skandal yargılamalar"/><category term="Terzi Fikri"/><category term="ahmet sinan"/><category term="amerikan yargısı"/><category term="arkeolojik sit alanı"/><category term="arşivler açılsın"/><category term="ayran dayı"/><category term="barcelona"/><category term="bağlararası yerleşkesi"/><category term="cunta"/><category term="darbe"/><category term="deprem"/><category term="depremönlemleri"/><category term="engelli kim"/><category term="fenerburnu balıkçı brınağı"/><category term="firar"/><category term="hacer karagöz"/><category term="izmir"/><category term="izmir kumrusu"/><category term="izmir uarı"/><category term="içimizdeki amerikalılar"/><category term="katliam"/><category term="komutan"/><category term="kotarina"/><category term="kumrucu hüseyin"/><category term="kumrucu şevki"/><category term="kömür"/><category term="kömür uyuşturucu olur mu"/><category term="kömür yardımı"/><category term="kızıl meydan"/><category term="leninin mozolesi"/><category term="methan dondurma"/><category term="meşruiyet içinde çareler tükenmez"/><category term="morison"/><category term="morison süleyman"/><category term="moskova"/><category term="moskova metrosu"/><category term="muhteşem süleyman"/><category term="olmazsa yeniden ene"/><category term="ordu düşmaı"/><category term="pırlanta plajı"/><category term="pırlata plajı"/><category term="sacco ve vanzetti"/><category term="sakız"/><category term="sağcılar cinayet işlemez"/><category term="seçim de kömür dağıtımı"/><category term="telgrafhane balıkçı barınağı"/><category term="tff şikesi"/><category term="trakya olayları"/><category term="tutuklama"/><category term="van"/><category term="varlık vergisi"/><category term="yargısız infaz"/><category term="yengen"/><category term="Çiftlik köy"/><category term="çeşem pırlanta"/><category term="çeşme kalesi"/><category term="çeşme kumrusu"/><category term="çiftlik köyü"/><category term="çiftlik pırlanta"/><category term="çiftlikköy"/><category term="çocukluğumun geçtiği ev"/><category term="üs yok tsis var"/><category term="İsmil Denizli"/><category term="İzmir Enternasyonal fuarı"/><category term="şike"/><title type='text'>SOSYAL YAŞAMDA ALTERNATİF</title><subtitle type='html'>RUHİ M. ÇİLEK</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>844</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-791948954194306106</id><published>2026-10-16T13:49:58.962-07:00</published><updated>2026-10-17T09:40:53.699-07:00</updated><title type='text'>APATİ İLE EMPATİ MED CEZİRLERİ</title><content type='html'>&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Köpek,
komşunun duvarına, başı duvarın üstüne gelecek şekilde abanıyor ve sürekli
havlıyor, hayvan belli ki bir şeylerden huysuz… Komşu köpek sahibine “köpeğin
sürekli havlamasına bir çözüm bulun lütfen” deyince, sadece muhteremin kendisi
hayvan sever ya, heyhat, behemehâl vites yükseltip “sizin bu hayvanlarla
derdiniz ne yaaa” diyerek son yıllarda moda haline gelen köylü kurnazlığı ile
konuyu sulandırmaya çalışıyor… Oysa rahatsızlığını beyan eden adamın tek derdi,
sürekli havlayan bir köpeğin verdiği rahatsızlığa dikkat çekip, çözüm aramak… Nedir
bu uzun yıllardır artarak yaygınlaşan davranış biçimi, hemen konuyu
genelleştirmek bu yolla da sulandırmak ve netice itibari ile gargaraya
getirmek… Mesela, Başbakan hakkında gensoru veriliyor, “servetinin
araştırılması için” o hemen tüm liderlerinki de araştırılsın diyerek konuya
genişlik kazandırıyor, sonra da bodrumda çıkın buldum diye sulandırıyor,
nihayetinde de konu gargaraya geliyor… Peki, bunu sadece politikacılar mı
yapıyor, ya da neden politikacılar yapıyor diye yakınanların da neredeyse
tamamı aynı taktikle ilerliyor… Üzüm üzüme baka baka kararıyor… Eeee sonuçta
üzüm tabii, bakma diğer üzüme desen dahi dinlemiyor ki…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Benim
buna benzer başka çok yaşanmışlıklarım var. Mesela bir tarihte kendinden menkul efsane
belediye başkanı birine, yol yapımı ve deniz dolgusu ile belki de biraz
acımasızca lakin son derece ahlaki ve teknik bir eleştiri yapınca konuyu
kavgaya ve gargaraya getirmek için behemehâl sen benim ailemin düşmanı mısın,
sen benim aileme hakaret edemezsin yaklaşımı ile beni ortaya atmaya çalışmış
idi. Oysa konu son derece basit ve yol yapımı ve deniz dolgusunun yanlışlığı
üzerine idi… Lakin bir konuyu kilitlemek ve gargaraya getirmenin en etkili
yoludur bu ve ne yazık ki konu “duyuna kalır” yani çözümlenemez hale gelir.
Sonra mı? Kolay gücü gücü yetene… Oysa şikâyet ve eleştiri konusu üstüne kendin
mantıklı ve makul ve dahi ahlaki ve hatta empatik davranış geliştirsen konu
kapanacak… Sen denizi doldururken, senin yanında pozisyon alanların bile “aman
yapmayalım, yanan Osmanlı Donanmasının batıklarının üstünü kapatıyoruz”
feryatlarına rağmen elindeki güç, tercih ya da hamle üstünlüğünü bahane ederek
“ben yaptım oldu” dersen, “defacto” yaratmaya çalışırsan, sadece elindeki güçle
sınırlı olur tüm bunlar… Peki Devlet-i Ali’nin yetkilileri bunları yapıyor
muhatapları da çaresizlik içinde sonuçlarına katlanıyor da, komşuluk ve
hemşericilik ilişkileri içinde bu nasıl tezahür ediyor, sonu kavga, gürültü,
gücü gücü yetene…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sosyal
medyada viral olmuş bir geyik dönüyor ya, hani çok tutulunca sürekli ve her
şehre münhasır versiyonları çevrilen… Hani dayı orada belediyeden zabıta ile
görüşmesinde “evladım şu sokak köpeklerine bir sahip çıksanız” deyince cabbar
ve cevval zabıta “amca biz onları kısırlaştırdık, bir şey olmaz” diyor da, dayı
cevaben “evladım ben ısırıyorlar diyorum” deyip konuyu damaya çıkarıyor ya… Sen
ne diyorsun karşındaki ne anlıyor, senin rahatsız olman onların umurunda değil,
izah ediyor da ediyor… Yok efendim onların alanlarına tecavüz hissediyorlar,
efendim sabah yemeklerine müdahale olacağını hissediyorlar, “ben merkezci
izahat gırla”… Hani tüm bu örneklerdeki muhteremlerin durumu; sen “Çanakkale
Boğazı” diyorsun o “yandı orası” diyor ya…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sonra
köpeklerini alıp da sokaklarda gerine gerine geziniyorlar ya muhteşem bir şahsi
tatmin ama senin evin önüne pisliyor lakin umurunda mı beyefendinin,
hanımefendinin… Köpeği mutlu ya kendi de dört köşe efendim birkaç tekrardan
sonra ki, mezkûr hayvan seviyor aynı yere defi hacet eylemeyi, hani bir tarafı
ile de hükümranlık alanlarının tayininin röper taşlarını dikiyor, hayvan haklı,
içgüdüleri böyle diyor… Haydi, o hayvan böyle yapıyor da, siz neden ön
açıyorsunuz sorusuna cevap mı, salla ne cevabı… Oysa ne beklenir “hayvan sever”
köpek gezdirenden hemen özel çantasından küreğini çıkarıp mezkûr necaseti
toparlayıp defetmesi gerekir değil mi? Öyle mi oluyor, zinhar… Daha çok
söylenebilir de lafı da bu kadar hoyrat kullanıp heder etmenin manası yok…
İlaveten lafın tamamı “anlamayana” denir…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Diğer
taraftan şahsi tatminlere matuf arifane izahlar konusunda da maşallah çok
mahirler… Mezkûr muhteremleri bir dinle görgü, bilgi, hoşgörü, empati
başlıkları altında her biri efsane maşallah… Genellikle de, köylülük üstüne her
biri fetva sahibi edasıyla arzı endam ederken siz de keşke köylüler kadar
hayvan sevseniz dersiniz lakin karşılık bulmaz kelamınız duvar-ı yüzünden adeta
squash topu misalidir… Mevzunun derinliğinde her biri “çağdaş medeniyetin”
merkezi Avrupa hayranıdır, oradaki sokaklar, parklar, korular lastik gibi
gerilerek anlatılır lakin hayvan besleme mevzularındaki disiplin görmeye ya da
görülse dahi hatırlamaya değer bulunmaz…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bu
kabil “hayvan sever” örtüsü altında konu, şüphesiz çok çeşitli hayvanların
beslenmesine şamil olsa dahi sonuçta ağırlıklı kedi ve köpek ile sınırlı bir
sevgide kilitlenmiş görülmektedir. Mesela aynı muhteremlerin kurban kesme
ritüellerine sahte ve cılız ses çıkarmalar dışında ciddi manada itirazları
yoktur… Hatta bir kısmı da büyük iştahla kurban kesme ritüellerinin
assolistidirler… Develer kurban edilir, diller lal olmuştur… Adaklar
adanmıştır, inançlara saygılıdırlar… Sucuk, pastırma, sosis müşterilerinin
önemli bir kısmı hayvan severdir aynı anda… Dinlersen herkese münasip, mütenasip
ve emsal kıssalar çıkar… Kıssalara güler misin, ağlar mısın? Zata mahsus
hizmet…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Köpeklerin
evcilleştirilmesi üzerine saatlerce, tarihi geçmişi abdestlenerek verilen
fetvaları dinliyorsunuz ve anlıyorsunuz ki tüm bu olanlar kültürel ve sosyal
ananeler kabilindendir… Kendine korunaklı alanların oluşturulması sürecinde en
vefalı hayvanlar olarak köpekler öne çıkmıştır… Köpek üstüne, köpekleşmek
deyimi üstüne olan tarihsel değerlendirmeler nedir peki? Neden köpekleşmek diye
bir deyim var birçok dilde…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Nazım
Hikmet’in çok sevdiğim bir başka şiiri ile son verelim… Hani diyor ya; “sen
elmayı seviyorsun diye, elmanın da seni sevmesi şart mı?”.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Tahir
olmak da ayıp değil Zühre olmak da&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Hatta
sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Seversin
dünyayı doludizgin&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ama
o bunun farkında değildir&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ayrılmak
istemezsin dünyadan&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ama
o senden ayrılacak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yani
sen elmayı seviyorsun diye&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Elmanın
da seni sevmesi şart mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yani
Tahir’i Zühre sevmeseydi artık&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yahut
hiç sevmeseydi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; text-align: justify;&quot;&gt;Tahir
ne kaybederdi Tahirliğinden?&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/791948954194306106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/791948954194306106' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/791948954194306106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/791948954194306106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/10/apati-ile-empati-med-cezirleri.html' title='APATİ İLE EMPATİ MED CEZİRLERİ'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-5520999993091562773</id><published>2026-10-16T13:29:26.178-07:00</published><updated>2026-10-16T13:31:18.825-07:00</updated><title type='text'>HALİKARNAS BALIKÇISI CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgu6_iQpdT_HxkG-0Rz_MHYsQTWnq2auW8iYwKhnSXjLYCYndWhZgKjJedmN_-nnZED_SCGF4e1llDxTXIFt93D29wbPnTanc1HvmxqU_owDtgygmTNA8tj7F5cO9v6RLJGGB4GGxTLL0_UN1jXNtub551gCh9I-xccOIkM63dcWKOM687r8z-rnQ/s1600/WhatsApp%20Image%202026-10-16%20at%2023.23.23.jpeg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;2048&quot; data-original-width=&quot;1279&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgu6_iQpdT_HxkG-0Rz_MHYsQTWnq2auW8iYwKhnSXjLYCYndWhZgKjJedmN_-nnZED_SCGF4e1llDxTXIFt93D29wbPnTanc1HvmxqU_owDtgygmTNA8tj7F5cO9v6RLJGGB4GGxTLL0_UN1jXNtub551gCh9I-xccOIkM63dcWKOM687r8z-rnQ/w125-h200/WhatsApp%20Image%202026-10-16%20at%2023.23.23.jpeg&quot; width=&quot;125&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Daha
önceki bir yazımda, Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı adını daha
çocukken babam ile bir sohbetimizde ondan duymuştum, babam “Tito Yaşar”,
edebiyat dünyası ile çok ilgili olmamasına rağmen Balıkçı’nın yazılarından
sitayişle bahsetmiş idi. Nereden öğrendi ya da biliyor ise, Bodrum Kaymakamının
Balıkçının kalebentliğini ziyadesiyle yumuşatarak, kentte kalmak kaydıyla
serbest hareket etmesine, balıkçılık ve yurtdışından tohumlar getirerek tarım
yapmasına kadar müsaade etmiş olduğunu da ilave etmişti. İlk temas bu lakin
sonra okumaya başlayınca, hele yönümüzü bu tarz okumalara çevirince,
Balıkçı’nın derya deniz olduğunu gördüm. &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;line-height: 107%;&quot;&gt;Evet,
Halikarnas Balıkçısı, Ce&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;vat Şakir Kabaağaçlı, Şakirpaşazade, toplamda kendisini
beğenmeyen, muhalefet yapma tarzını sevmeyen, kendini her şey zannedenlerden,
sağ ve dinci cenahın “Komünist”, sol iddiası sahiplerinin “faşist” nitelemesine
muhatap olmuş birisidir. “Birisidir” dediğime bakmayın, dil alışkanlığı deyin,
üstüne kelam etmek kolay değil. O ki; bir âlim, bir barışsever, bir çevreci ve
çevre dostu, bir bilim adamı, bir poliglot, bir balıkçı, bir kaptan, bir
dalgıç, bir bahçıvan, bir arkeolog, bir botanikçi, bir deniz biyoloğu ve
jeoloğu, bir oşinograf, bir gazeteci, bir yazar, bir turizm rehberi, bir
ressam, bir şair, bir evrensel entelektüel, bir feylesof, bir düşünür, hülasa
say say bitmez vasıfları tekmilen barındırandır. Hepsinden de önemlisi bir
duygu ve gönül dostuymuş… Esasen bunun üstüne sağdan ve angaje soldan gelen sığ
ve manasız eleştirileri kale almamak gerekmektedir, görüşüme göre… Tarafların
başını çekenlerin Mustafa Armağan, Ali Kemal ve Murat Belge olması sebebiyle, şu
kadarını söyleyeyim; Mevlana’ya atfedilen söz ile iktifa edelim. “Suskunluğum
asaletimdendir. Her lafa verecek bir cevabım var elbet. Lakin bir lafa bakarım,
laf mı diye? Bir de söyleyene bakarım, adam mı diye?”. Cevat Şakir Kabaağaçlı
nevi şahsına münhasır biri olarak yukarıda sıraladığım vasıfları ile tam
teşekküllü olarak bir “Anadolucudur”, “bir antiemperyalisttir”, dahası mı daha
ne olsun…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj0EjGQk28hfSwY9ZYZo0tTpLyzb9rd9SAsyJQ_Zj6xLQkHTg1ePcTss4_dQLP_mAKMPS9Es0dL0H6F0c0st3-TNQBj4zeUtgqGiEeI92EZ5kGfz0LA9RBr2wcu2RqS9gY6B3Tz8n99c83MAhJlIiWw-WSiG3j8R5f27xlDhMa1dD8GT3Jo0BkIEQ/s1600/%C5%9EAK%C4%B0RPA%C5%9EAZADE%20HAL%C4%B0KARNAS%20BALIK%C3%87ISI%20A%C4%B0LES%C4%B0%20YA%C5%9EAR%20AKSOY.jpeg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;707&quot; data-original-width=&quot;945&quot; height=&quot;149&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj0EjGQk28hfSwY9ZYZo0tTpLyzb9rd9SAsyJQ_Zj6xLQkHTg1ePcTss4_dQLP_mAKMPS9Es0dL0H6F0c0st3-TNQBj4zeUtgqGiEeI92EZ5kGfz0LA9RBr2wcu2RqS9gY6B3Tz8n99c83MAhJlIiWw-WSiG3j8R5f27xlDhMa1dD8GT3Jo0BkIEQ/w200-h149/%C5%9EAK%C4%B0RPA%C5%9EAZADE%20HAL%C4%B0KARNAS%20BALIK%C3%87ISI%20A%C4%B0LES%C4%B0%20YA%C5%9EAR%20AKSOY.jpeg&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Canım
Yurdumun önemli gazeteci, yazar ve kanaat önderi Yaşar Aksoy Abimiz, &quot;Şakirpaşazade Halikarnas Balıkçısı Ailesi” adlı kitabının bir yerinde bakın
nasıl muhteşem ve şiirimsi tanımlıyor Balıkçı’yı; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Halikarnas
Balıkçısı ve fikir arkadaşlarını anarken daima Homeros’un İlyada ve Odysseia’sı
içinde gezindim durdum. Çift atlı arabası içinde Balıkçı, sanki Hektor gibi
bulutlar arasından süzülüp gidiyordu ama elinde bir kılıç değil, bir zeytin
dalı vardı. Sonra onu Ege’nin güzelim bağlarında şarkı söyleyerek üzüm toplayan
İyonyalı kızlar arasında gördüm. Birden bir Türkmen ozanı olarak karşıma çıktı.
Sazı ile destanlar dokuyordu. Osmanlı köylüsü oldu, özgürce toprağını çapaladı.
Rum esnaf oldu, Ermeni komşu oldu. Yazar oldu. Cumhuriyet devriminde, öğretmen
oldu halkına bilinç aşılıyordu. En son, üzerinde mum yanan şamdanla, şu 1978
yılında kavga eden gençlerimiz arasında, kanlı sokaklarda, üniversite
koridorlarında gördüm onu. Tıpkı Diogenes gibi. Anadolu’nun uygar, barışçıl hikâyelerini
anlatıyordu onlara. Yunus gibi, Mevlana gibi, Hacı Bektaş-ı Veli gibi…”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Halikarnas
Balıkçısının İzmir’de vefatı üzerine vasiyetine uyarak Bodrum’a defnedilmesi
kararlaştırılmış, Cenazenin nakli söz konusudur. Yaşar Aksoy Abimiz burada
benim de yeni öğrendiğim bir hatırasını aktarıyor mezkûr kitabında; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Bu çöp tenekesine, Balıkçı öldüğü zaman
naaşını Bodrum’a götürmek için belediye cenaze arabasını vermeyen İzmir
Belediye Başkanı sağcı Adalet Partili Osman Kibar’ı da yolluyorum. Bu yüzden
Balıkçı’nın cenazesi, koltukları sökülmüş bir minibüse konularak gözyaşları
içinde Bodrum’a iletilmiştir.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;diyerek karşılaşılan
vefasızlık karşısında adeta isyan etmiş. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEidF0aC4BJNt7kKYHAhzg9Fx9vr_uW59-hssH2C42QZXaLzo4hfFiAxIGj2bId8wmIsZ_0DbP-MSZy3sGCiuzx6Fgnta7FjpcSCBkFjOeXqB3kBq8KBNEQdRFhoAjl5pqejv5Jk2QHmm8DAYgzbolAskl1VJo4wEDVwBGY29JFlnzFpnmaSZDW6qA/s1600/%C5%9EAK%C4%B0R%20PA%C5%9EA%20K%C3%96%C5%9EK%C3%9C-%20NERM%C4%B0D%C4%B0L%20ERNER%20B%C4%B0NARK-1.jpg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;819&quot; data-original-width=&quot;1280&quot; height=&quot;128&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEidF0aC4BJNt7kKYHAhzg9Fx9vr_uW59-hssH2C42QZXaLzo4hfFiAxIGj2bId8wmIsZ_0DbP-MSZy3sGCiuzx6Fgnta7FjpcSCBkFjOeXqB3kBq8KBNEQdRFhoAjl5pqejv5Jk2QHmm8DAYgzbolAskl1VJo4wEDVwBGY29JFlnzFpnmaSZDW6qA/w200-h128/%C5%9EAK%C4%B0R%20PA%C5%9EA%20K%C3%96%C5%9EK%C3%9C-%20NERM%C4%B0D%C4%B0L%20ERNER%20B%C4%B0NARK-1.jpg&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Halikarnas
Balıkçısının, okuduğum kitapları üstüne her bir araya geldiğimizde konuşuruz Balıkçı
sever dostlarımla… Yaşar Abi, yayını bir süreliğine durdurulan sansasyonel Tv
dizisi üzerine yazar mezkur kitabını yakınlarda… Ben uzun süre önce edindiğim “Sertellerin
anılarında Nazım Hikmet ve Babıali” &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;adlı
kitabı okurken tekrardan ve iyi ki karşılaştığım “Cevat Şakir (Halikarnas
Balıkçısı)” başlıklı bölümü dikkatle okudum. TV dizisinin yarattığı
tartışmaların merkezindeki konuya rastladım Zekeriya Sertel’in anlatımlarında…
Hani, Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın babasının ölümüne sebep olan talihsiz
gelişmenin gerekçeleri üzerine olan bölüm… Yaşanan talihsizliklerin baş aktörü
İtalyan eşinin Bodrum’a geldiği, orada eşinin kendisi hapiste iken yaşadığı
başka ilişkilerinin delillerini fark ettiği yazılmakta olup, bu bilginin başka hiçbir
kaynakta bulunmaması da enteresandır. Oysa kendisi hapiste iken İtalyan eşi
annesi tarafından kollanıp korunmaktadır ve bilahare de İtalya’ya dönmüştür. Neticede,
bu kitap üstüne Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın kız kardeşinin kızı Nermidil Erner
Binark’ın yazmış olduğu, uzunca bir süredir okunmayı bekleyen “Şakir Paşa Köşkü”
adlı kitabını okuyayım, belki aile içinden bilgi çıkar diye düşündüm. Lakin mezkûr
vaka üstüne kısacık değinmeler haricinde başka bilgi yoktu. Bu kitabı okuduğumu
gören Yaşar Aksoy abimiz hemen piyasaya yenilerde çıkmış kitabını lütfedip
imzalayıp takdim etti. Hemen daha önce edindiğim bilgilerin üstüne yeni
bilgiler katalım dedim, taze taze. Genel manada hemfikir olduğumuz minvalde,
gayet detaylı ve geniş ele alınmış bir hayat, dostlarının gözünden ve
kaleminden balıkçı, kader birliği yaptığı Bodrumlu balıkçı ve süngercilerin anlatımlarından
derlenmiş bana göre Balıkçıyı merak eden herkesin okuması gereken bir başvuru
kitabı…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yaşar
Abi, “bestekâr ve klasik Türk musikisi araştırmacısı, Ege Üniversitesi’nde Musiki
Arşivi kurmakla meşgul” diye tanıttığı Ali Rıza Avni’den, Cevat Şakir
Kabaağaçlı’nın müzik konusundaki görüşlerini de şöyle aktarıyor bir bölümde, &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Akıldan ve gönülden Türk musikisini pek
çok seviyorum diyemem. Çünkü Türk musikisi, çeşitli bakımlarda ‘Türk müziği’
olmaktan çıkmıştır. Şarkı; adı üstünde şark müziği. Oysa türkü ise Türk
müziğidir…&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Anadolu, Türk yurdudur; nice
uygarlık ve efsanenin yanı sıra müziğin de anayurdudur. Müziğe adını veren Müz’ler
(sanat perileri) Anadoluludur. İlk flüt Keleinai’de (bugünkü Dina dolayları)
yapılmış ve kullanılmış. İlk gitar konserleri Iasos’ta (Milas, Güllük
yakınları) verilmiş. İlk çağlarda çok güzel sesleri tanımlamak için ‘Frigya
flütü gibi’ deyimi kullanılmış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sonra ne olmuş? Adına şarkı
denen ve adı da, havası da Doğu’ya özgü olan, Arap’a, Acem’e özgü olan ağır ve
ağdalı müziğe heveslenilmiş.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bu kadar derin bilgi ve ilgi
ile yukarıda sıraladığımız tüm sıfatlara “müzikolog” vasfının da ilave edilmesi
gerekmektedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/5520999993091562773/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/5520999993091562773' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/5520999993091562773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/5520999993091562773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/10/halikarnas-balikcisi-cevat-sakir.html' title='HALİKARNAS BALIKÇISI CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgu6_iQpdT_HxkG-0Rz_MHYsQTWnq2auW8iYwKhnSXjLYCYndWhZgKjJedmN_-nnZED_SCGF4e1llDxTXIFt93D29wbPnTanc1HvmxqU_owDtgygmTNA8tj7F5cO9v6RLJGGB4GGxTLL0_UN1jXNtub551gCh9I-xccOIkM63dcWKOM687r8z-rnQ/s72-w125-h200-c/WhatsApp%20Image%202026-10-16%20at%2023.23.23.jpeg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-2882609882635174622</id><published>2026-10-16T11:40:12.726-07:00</published><updated>2026-10-17T09:38:45.761-07:00</updated><title type='text'>İNEBOLU’DAN BİR NAZIM GEÇMİŞ</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgwnw7aJES7HFcYSIiEgFfuTFtbD4Gn3pDQATaV6YGsXVSxGxNfX225KvOuSyvqAdmooKoqmMpHV0OwsO8j1cvFF5zZuoomXeS4YG-rlk4tyiEjHBkk6-w7EGZ0JWYbQAZGAOV8A10TOIEg3yw-BZ-cJyFZ2L1S1du5VAyTEkUk9QvbKm9Iw4qprQ/s1600/20260925_124938.jpg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;4000&quot; data-original-width=&quot;2252&quot; height=&quot;150&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgwnw7aJES7HFcYSIiEgFfuTFtbD4Gn3pDQATaV6YGsXVSxGxNfX225KvOuSyvqAdmooKoqmMpHV0OwsO8j1cvFF5zZuoomXeS4YG-rlk4tyiEjHBkk6-w7EGZ0JWYbQAZGAOV8A10TOIEg3yw-BZ-cJyFZ2L1S1du5VAyTEkUk9QvbKm9Iw4qprQ/s1600/20260925_124938.jpg&quot; width=&quot;84&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;İnebolu
seyahatimizin en manalı hatırasını oluşturacak mevzu “Nazım Hikmet ve Vala
Nurettin’in” Ankara Hükümetinin çağrısı üzerine Milli Mücadeleye katılmak üzere
Süzgeç İskelesinden karaya çıkmaları ve yaşadıkları enteresan değişim süreci
olacaktır. 1 Ocak 1921’de Yeni Dünya Vapuru ile İstanbul’dan yola çıkılır,
yanlarında devrin şairlerinden Yusuf Ziya Ortaç ve Faruk Nafiz Çamlıbel
bulunmaktadır. 3 Ocak 1921 günü karaya ayak basılır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Vâlâ
Nureddin (Vâ-Nu) “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabında şöyle anlatmaktadır
yaşananları; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Böylece,
heyecan içinde vapurdan mavnaya bindik, mavnadan karaya çıktık. Donanmış kayıkların
bize karşıcı gelmemiş olmasını fırtınaya verdik. O devrin bir adeti vardı: esir
İstanbul’dan hür sayılan Anadolu’ya geçenler secdeye kapanır, vatan toprağını
öperdi. Yusuf Ziya’nın ihtarı üzerine, bu ödevi gerçi Zonguldak’ta yapmıştık
ama, İnebolu’da başkalarının yerlere kapandığını görünce, vatanın bu eteğini de
öpmekten geri kalmadık. Kocaman bir kayayı şappadak öptüğümü hatırlıyorum…&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnebolu, Kurtuluş Savaşı
Anadolu’sunun giriş kapısı durumundaydı. Süzgeçli bir kapı... Buraya dışarıdan
gelen yerli ya da ecnebiler, tıpkı bizim gibi veya Seyfettin Gaştoft gibi
otellerde, kahvelerde resmen rakı içilemeyen ahçı dükkânlarında on on beş gün
siftiniyor, bu uzun beklemeden sonra, ya ‘buyur içeri’ ya da tahkikat olumsuz
çıkıyor ‘git gerisin geri’. Kasaba yabancı doluydu. Çoğunun parası tükeniyor,
birbirinden borç istiyordu. Yusuf Ziya’nın aklına, Seyfettin Gaştoft’tan borç
istemek geldi. Fransızcası, bilhassa diktesi en kuvvetli grupta bendim. Gayet
vakur bir mektup döşendim. Borcun iade edileceğini katiyetle bildirdim.
Polonyalı, bizi, alışılmış neşesiyle ve bitmez tükenmez hatıralarıyla
karşıladıysa da mali durumunun parlak olmadığını laf arasında yarım yapalak
cümleyle söyledi geçti.&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yarı açtık. Son derece
heyecanlı ve dertli on beş gün bekledikten sonra bir gün komiser, Yusuf Ziya
ile Faruk Nafiz’i davet etti. Yüreğimiz cızladı. Demek bizi küçük buldular,
adam yerine koymadılar. O meşhur Hecelileri içeri alıyorlar. Bizi ise açıkta demirleyen
vapura yollayacaklar. Meğer durum tam tersineymiş: Yusuf Ziya ile Faruk
Nafiz’in İstanbul’a geri gönderilmeleri karar altına alınmış. Çünkü, -lahavle!-
seciyesizmişler. Kullanılan tabir buydu. Ne insafsızlık… Ve üstelik, Ankara’da
münasip görülen bu yafta uzun müddet üzerlerinden kalkmadı. İstanbul’daki
gazetelerin mizah yazarlarına sermaye oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Seciyesizliklerinin gerekçesi
şu: Yusuf Ziya, Alemdar gazetesinin yazarıymış, edebi sayfasını yönetmiş filan.
Faruk Nafiz ise Ferit Paşa’dan nişan almış; mecmuasına yazı yazdığından…”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yazar;
&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;ilk karşılamanın hiç de dostane
olmadığını anlatır lakin sızmalara karşı alınan tedbirlere de yapılacak bir şeyler
yoktur. Karadeniz Oteline yerleşiliyor ve başlanıyor beklemeye… Nazım Hikmet’in
İnebolu yolculuğu öncesindeki sanatçı kimliği, edebiyat tarihçileri tarafından “milliyetçi
bir romantizm” olarak tanımlanmaktadır. Bu bakımdan İnebolu’da geçirilen
yaklaşık 25 günlük süreç, Nazım Hikmet’in fikirsel dönüşümü için adeta bir km
taşıdır. O güne kadar yazdığı şiirlerden en dikkat çekicileri, Balkan Savaşlarındaki
yenilginin de tesiriyle adeta ağıt tarzında yazılmaktadır, “Vatana”, “Irkıma”
ve “Şehit Dayıma” şiirlerinde de milliyetçi romantikliğine yakından şahit olunmaktadır.
Genellikle civar gezileri yaparak kendi deyimi ile ilk defa gördüğü köy, köylü
ve köylü kadını izlenimlerini çoğaltarak kendisini geliştirmektedir. Nazım
Hikmet İnebolulu gençlerle devamlı bir araya geliyor, sohbetler ediyor. Bu
sohbetler sırasında, yenilerde Almanya’dan Milli Mücadeleye katılmak üzere
gelip tıpkı kendileri gibi müsaade edilmesini bekleyen, “Spartakistler” adı ile
maruf bir grup ile tanışırlar. İşte bu 25 gün boyunca yaptığı sabahlara kadar
süren sohbetler, Anadolu gerçekleri ve fakru zarureti ile yüz yüze gelmesi
neticesinde kafasındaki “romantik vatanseverlik” fikri, sınıfsal ve sosyalist
bir bilince dönüşmeye başlar. Hülasa İnebolu, Nazım Hikmet için “milliyetçi
romantizmden” ayrılıp, toplumcu gerçekçiliğe ve sosyalist fikirlere yelken
açtığı yerdir. Biraz daha mezkûr kitaptan aktarayım; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“İnebolu’da, sonradan Halkevleri ismiyle Türkiye’de
kurulan teşekküle benzer kulübümsü, mahfilimsi, gençler uğrağı bir lokal vardı.
İsmini şimdi hatırlamıyorum. Kasabaya geldiğimizden günden beri, -İstanbul’a
geri gönderilen şair arkadaşlarımızla birlikte- oraya gider, çay içer, gazete
okurduk. Aydınlarla çene çalardık. Akşamları burası pek kalabalık olurdu. Bizlere
şiir okuturlar, çok alkışlarlardı. En büyük başarıyı Nazım kazanırdı. Onun milliyetçi
şiirleri çok beğeniliyordu. Çünkü günün savaşçı ruhuna uygun düşüyordu. Osmanlı
ruh haletiyle yetişen bizler, bu arkadaşlarımız arasında da bir havaya
kapılıyor, Spartakistlerin arasında olduğu gibi heyecanlanıyorduk. Bir yandan
işte bu çevrenin etkisi, fakat öbür yandan kırmızı boyun atkılı Sadık Ahi’nin
telkinleri… Beynelmilellik… Sınıfilik… Emperyalizm… Halk tabakalarının
kandırılışı…”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Nazım
Hikmet çevre gezileri yapar, köy ve köylü gözlemlerini güçlendirmeye çalışırdı,
demiştim ya… Nâzım Hikmet ve Vâlâ Nureddin, İnebolu’da geçirdikleri günlerde
denize nazır “Abaş Tepesi” tırmanırlar, buradaki bir pelit ağacının altında
oturarak hem bu şiiri hem de ünlü “İnebolu” şiirini kaleme almışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Karanlık
sularında boğulurken yolcular,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Günahkâr
Karadeniz onun yerini arar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Eteğine
sürürmüş inleyerek yüzünü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ziyaretine
gittik onun bu Cuma günü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Öyle
Azametli ki Abaş Baba Türbesi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Üstünde
bir çatı yok, gökler onun kubbesi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Mehtap
onun kandili, yıldızlar onun mumu,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bu
tepede bu mezar cennete bir kapı mı?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Derdimize
teselli buluruz diye belki,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dikenli
dallarına biz de iplik bağladık,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Biz
de köylüler gibi huzurunda ağladık.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnebolu
şiirini almazsak olmaz, deyip aktarıyorum…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“İki
arkadaş tuttuk dağlara giden yolu,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Öyle
yükselmişiz ki, sahilde İnebolu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnce
sokaklarıyla ufaldıkça ufaldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Minareler
bir çizgi, camiler nokta kaldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Evleri
birbirine giren şehri içinde&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ufuklar
genişledi önümüzde git gide;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Denizi
kucaklayan iki açık kol oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Rüzgâr
esti denizin suları yol yol oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yığılmıştı
yollara yığınla yaprak;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yaprakların
üstünde sendeleyip kayarak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dağın
son kayasının dibine varabildik.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bu
tepede bu kaya mağrur bir baş gibi dik!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Çıkıp
onun üstünden bakabilirsek eğer,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Güzel
İç Anadolu görünecekti bize.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bunu
nakşetmek için bir anda kalbimize&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Son
adımı atmadan gözümüzü kapadık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Gözümüz
açılınca karşımızdaydı artık&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sisli
vadileriyle rüyalı Anadolu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Görüyorduk
uzaktan dereye inen yolu;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sağ
yanında bir çayır, solda çam ağaçları.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;O
kadar yakın ki dağların yamaçları&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dereye
düşen bahar bir daha çıkamamış”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/2882609882635174622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/2882609882635174622' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/2882609882635174622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/2882609882635174622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/10/ineboludan-bir-nazim-gecmis.html' title='İNEBOLU’DAN BİR NAZIM GEÇMİŞ'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgwnw7aJES7HFcYSIiEgFfuTFtbD4Gn3pDQATaV6YGsXVSxGxNfX225KvOuSyvqAdmooKoqmMpHV0OwsO8j1cvFF5zZuoomXeS4YG-rlk4tyiEjHBkk6-w7EGZ0JWYbQAZGAOV8A10TOIEg3yw-BZ-cJyFZ2L1S1du5VAyTEkUk9QvbKm9Iw4qprQ/s72-c/20260925_124938.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-6838087642011844080</id><published>2026-10-16T09:59:15.053-07:00</published><updated>2026-10-25T04:04:28.326-07:00</updated><title type='text'>İNEBOLU TİCARET ve SANAYİ ODASI, TÜRK OCAĞI</title><content type='html'>&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEixPDqnIn3Bk8RmmkSJxwGvMueD7FHRR3Hjd8QiYupmMNFgKZguW67L_zAsOkPLNzrPjAdbqNunMmvOxKBSkusbJydM3cc0qnvJ4t1df7nW5viI1t_svaMDZLaXxzpAn1Afr1UB9huHR9TJlE_s4o6RIkxlXGa7wV0QZHazz7k548Orwuk-9qs8UQ/s1600/20260925_152701.jpg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;4000&quot; data-original-width=&quot;2252&quot; height=&quot;150&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEixPDqnIn3Bk8RmmkSJxwGvMueD7FHRR3Hjd8QiYupmMNFgKZguW67L_zAsOkPLNzrPjAdbqNunMmvOxKBSkusbJydM3cc0qnvJ4t1df7nW5viI1t_svaMDZLaXxzpAn1Afr1UB9huHR9TJlE_s4o6RIkxlXGa7wV0QZHazz7k548Orwuk-9qs8UQ/s1600/20260925_152701.jpg&quot; width=&quot;84&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;İnebolu
seyahatimiz benim için inanılmaz öğretici oldu, mesela İnebolu’da “Ticaret ve Sanayi
Odası” olur mu diye sorsalardı, çokbilmişliğimle hemen olur mu öyle şey,
ilçelerde “Esnaf ve Sanatkârlar Odası olur&quot; derdim. Meğerse varmış, hem de
nerelerde, nerelerde… Öğrenmenin sınırı yok şüphesiz… Ben “eksiğim çok” dedikçe
bazı dostlarım, kızıyorlar…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnebolu;
merkezinde yaklaşık 10.000, köyleri ile birlikte toplam 20.000 nüfusu olan
bir yer… Canım Yurdumun genel ilçe nüfusları ile kıyaslandığında görece küçük
bir yerleşim yeri… Lakin hem coğrafi, hem de tarihi misyonu açısından bakılınca
ticari manada çok önemli bir yer olagelmiştir. Meclis Başkanı dönem arkadaşımız
Ahmet Çeçen’in aktardıkları ve okuduklarımdan kısa bir özet çıkarmak istiyorum.
Osmanlı İmparatorluğunun, resmiyet kazanamasa da ilk “Ticaret Odası” girişimi burada
yapılıyor. 1870 senesinde ismine ulaşamadığım bir Fransız Firması tarafından, özellikle
yumurta, kendir, kenevir, ip, halat, kereste, başta elma olmak üzere diğer
meyvelerin ihracat işlemlerinin kolaylaştırılmasına ve işlerinin
geliştirilmesi, ihtiyaçlarının giderilmesine matuf girişimi ile faaliyete
başlar, lakin ömrü uzun olmaz. Osmanlı Bankasının bile ilk şubelerinden birini
açtığı “tarihi liman kenti İnebolu”, Canım Yurdumun “Ticaret Odacılığı” geçmişindeki
bu istisnai, öncü ve güçlü yerini, bu defa 1881 senesinde Kastamonu Salnamesinde
“Ticaret Odası” Ticaret ve Ziraat Loncası adı ile kuruluşunun ilanı yer alır. İhracat
ve İthalatın bu güçlü limanı, Avrupa’dan devrin sanayi mamullerini karşılarken,
tarım ve gıda mamullerinin en mühim göndericisidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yine
okumalarımdan anladığım kadarı ile Canım Yurdumun ilk resmi “Ticaret ve Sanayi
Odası” 1879 senesinde Tarsus’ta kuruluyor ve bunlardan sonra “İstanbul Ticaret
ve Sanayi Odası” Dersaadet Ticaret Odası adıyla kurulur. Bilahare Antalya ve
İzmir mezkûr odalara sahip olur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnebolu
Çarşısını gezerken, bir binanın önüne gelince, oranın “Vehbi Koç’un yazıhanesi”
olduğunu öğrendim… Ben bunu biliyordum, ama nereden, evet hatırladım, yayına
Can Dündar’ın hazırladığı “Özel Arşivinden Belgeler ve Anılarıyla Vehbi Koç”
adlı kitapta vardı bu detaylar, çok net hatırlayamadığım için bu yazı öncesi,
kitaplığımdaki kitaptan ilgili yerleri bir kez daha okudum. Enteresan hatıralar…
&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Babam beni, ilk önce
Alemdarzade Hasan Efendi’nin yanına kattı, arkadaşım Arif Çubukçu da bizimle
geldi. Üçümüz yaylı arabayla bir sabah Ankara’dan yola çıktık. Birinci akşam
Kalecik, ikinci akşam Çankırı, üçüncü akşam Kalehan, dördüncü akşam Kastamonu,
beşinci akşam Ecevit, altıncı akşam İnebolu’ya varırdık”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt; Evet,
böylesi bir meşakkate rağmen engin ticaret arzusu Vehbi Koç’u, tarihi liman
kenti İnebolu’ya getirir. Enteresan hatıralar var…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnebolu’nun
ihracatına aracılık ettiği mühim mamullerden birisi de halat ve urgan olup,
bilhassa Osmanlı Donamasının ihtiyaç duyduğu halat, urgan, yelken bezi ihtiyacının
en mühim miktarı Kastamonu civarında yetiştirilen kendirden elde edilmekteydi. Stratejik
mahsul kendir başlarda el tezgâhlarında ip, urgan, halat, kalafat, çuval olarak
imal edilirken sonraları yerel sanayinin önemli bir girdisi olmuş. Hatta Canım
Yurdumun endüstriyel dönüşümünün stratejik mahsulü kendir ve benzerlerinin
ıslahı ve geliştirilmesi uğruna Kastamonu bir de ziraat mektebine kavuşmuş.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnebolu’nun
bir diğer ihracat ürünü de yumurtadır. İnebolu gönüllüsü rehberimiz Hakan Kurt’un
aktardığı bilgilere göre senelik 60 milyon yumurta ihracatı söz konusudur. Elde
bulunan bu eski fotoğraftan da anlaşılacağı üzere 750 ve 1.500 adetlik, adına tabut
denilen ahşap sandıklara yerleştirilen yumurtalar başta Rusya, İspanya ve İngiltere
olmak üzere diğer Batı Avrupa ülkelerine ihraç edilirmiş. Gerçi yumurta
ihracatının yükseldiği dönem Cumhuriyet sonrası olmakla birlikte faaliyet çok
eski senelere kadar gidiyormuş.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnebolu,
Karadeniz’in Anadolu’ya ve bağlantılı olarak İpek yoluna kadar bağlantısı
sebebiyle stratejik bir önem kazanmaktadır. Bu öneme çok önceleri okumuş
olduğum başka kitaplarda da rastlamıştım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhUouQmOPM4hIi5aotHdGDMnlbpZKEjbtgSaZ1CS-d6CejEQG_xAD2XGPWsAXU8lNYrPjqNZWH9-6N57-hg0Bh0zmoorlNwHiPxNonPxvzRlr-PX6mSr2sou7KppckLL4kSmsXFO1rnJuCup58O7BDP9nZbgqGJmbRbYSpHf83xiTGgOQZW_OdDYQ/s1600/WhatsApp%20Image%202026-10-16%20at%2019.57.45.jpeg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1600&quot; data-original-width=&quot;1200&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhUouQmOPM4hIi5aotHdGDMnlbpZKEjbtgSaZ1CS-d6CejEQG_xAD2XGPWsAXU8lNYrPjqNZWH9-6N57-hg0Bh0zmoorlNwHiPxNonPxvzRlr-PX6mSr2sou7KppckLL4kSmsXFO1rnJuCup58O7BDP9nZbgqGJmbRbYSpHf83xiTGgOQZW_OdDYQ/w150-h200/WhatsApp%20Image%202026-10-16%20at%2019.57.45.jpeg&quot; width=&quot;150&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;İnebolu’nun
bir diğer önemi de; Mustafa Kemal Atatürk’ün “Şapka ve Kıyafet İnkılabı” programı
dâhilinde yaptığı İnebolu seyahatinde “İnebolu Türk Ocağında” vermiş olduğu
nutuk sebebiyledir. Bizim de sınıf arkadaşları buluşması vesilesiyle
bulunduğumuz İnebolu’da önemli ziyaret hedefimizdi Türk Ocağı… Mustafa Kemal
Atatürk’ün nutuk verdiği İnebolu Türk Ocağı Balkona çıktık, oradan Karadeniz’in
engin sularına bakarak bir taraftan İnebolu gönüllüsü rehberimiz Hakan Kurt’u
dinledik bilahare de artık “İnebolu Türk Ocağı İstiklal Yolu Müzesi” olarak
kullanılan mekânın adeta müze ile özdeşleşmiş Müdiresi Sn. Nurhayat Ergün’ün samimi,
içten ve bilgi dolu aktardıklarını dinledik… Mustafa Kemal Atatürk’ün nutku
sonrası dinlendiği, yorgunluk kahvesi içerek Karadeniz’i izlediği odayı gördük,
adeta o günlere tarihte yolculuk yaparcasına duygular yaşadık… Sn. Nurhayat
Ergün, yanımızda bulunan gerek eski Belediye Başkan Yardımcısı Hakan Kurt,
gerekse de İnebolu Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Ahmet Çeçen ve
değerli eşi Uğur Çeçen ile samimi ve içten ilişkileri gereği, bizimle görece
fazla özel ilgilendiğini hissetmiştim lakin Uğur Çeçen hemen kulağıma doğru
eğilerek, Müdire Hanımın esasen müzeye gelen yerli ya da yabancı herkese,
özellikle de öğrenci ve araştırmacılara çok özel ilgi göstermekte ve özellikle
de Mustafa Kemal Atatürk’ün Şapka Nutkunu anlatarak, İnebolu turizmine ve
tarihi mirasına büyük katkı sağlayan simge bir yönetici olduğunu söyledi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; text-align: justify;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/6838087642011844080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/6838087642011844080' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/6838087642011844080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/6838087642011844080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/10/inebolu-ticaret-ve-sanayi-odasi-turk.html' title='İNEBOLU TİCARET ve SANAYİ ODASI, TÜRK OCAĞI'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEixPDqnIn3Bk8RmmkSJxwGvMueD7FHRR3Hjd8QiYupmMNFgKZguW67L_zAsOkPLNzrPjAdbqNunMmvOxKBSkusbJydM3cc0qnvJ4t1df7nW5viI1t_svaMDZLaXxzpAn1Afr1UB9huHR9TJlE_s4o6RIkxlXGa7wV0QZHazz7k548Orwuk-9qs8UQ/s72-c/20260925_152701.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-2941438398458512068</id><published>2026-10-12T04:11:19.072-07:00</published><updated>2026-10-15T08:28:38.468-07:00</updated><title type='text'>SÜZGEÇ İSKELESİ ve İSTİKLAL YOLU</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgVkDsh4w2V9O2OvCwucn3-0kjAlfl8QTDyyF-IHvEL9hEQ66i6a__yaT1kyjMHwAmhrQYAl7X69lnNsZXMbA-UO6ECGf6AfdVgbPzIRzyGJ3kExWacfxGYaTpmFYUs5h6lgMTk1k_mwjFpn2hUMqmLKkPybtQmD85SgY3JlNkWmp_yqSodmXe3mw/s1600/WhatsApp%20Image%202026-10-06%20at%2021.27.10.jpeg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1600&quot; data-original-width=&quot;900&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgVkDsh4w2V9O2OvCwucn3-0kjAlfl8QTDyyF-IHvEL9hEQ66i6a__yaT1kyjMHwAmhrQYAl7X69lnNsZXMbA-UO6ECGf6AfdVgbPzIRzyGJ3kExWacfxGYaTpmFYUs5h6lgMTk1k_mwjFpn2hUMqmLKkPybtQmD85SgY3JlNkWmp_yqSodmXe3mw/w113-h200/WhatsApp%20Image%202026-10-06%20at%2021.27.10.jpeg&quot; width=&quot;113&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;İnebolu’nun
“süzgeç iskelesi” ya da “süzgeçli kapı” adı ile anılmış olduğunu ilk defa Vâlâ
Nureddin’in (Vâ-Nu) “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabında görmüştüm. Milli
mücadele senelerinde Ankara Hükümetinin İnebolu geçiş noktası için, Anadolu’ya
girişte tatbik edilen çok sıkı kontrol noktası manasında kullanılmış olduğunu
kolayca anlıyoruz. Esasen de Ankara’ya gelene kadar başta İnebolu, bilahare Kastamonu
ve nihayetinde de Çankırı olmak üzere toplamda 3 kademeli bir emniyet duvarı
teşkil edilmiş. Her şey yaygın olarak konuşuluyor olsa da Milli Mücadele
önderlerine karşı girişilen suikast girişimleri hemen hemen mevzu edilmez. Oysaki
Milli Mücadeleyi sona erdirmek için bir taraftan işgalci İngilizler olmak üzere
İstanbul Hükümeti ve şerikleri ortalıkta cirit atmaktadırlar. İngilizlerle,
sürgüne gönderdikleri 150’liklerin serbest bırakılmalarına dair yapılan pazarlıklarda
Kuvâ-yi Milliye’nin elinde derdest edilmiş İngiliz ajanlarının ve suikastçılarının
sayısı alenen görülmektedir. Muhtemelen İstiklal Yolunun da ikmal yolu olarak
tercih edilmesinin gerekçelerinden biri emniyet tedbirlerinin görece kolay
tesis edilebilmesi olsa gerektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Vâlâ
Nureddin’in (Vâ-Nu) “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabından; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“İnebolu, Kurtuluş Savaşı Anadolu’sunun
giriş kapısı durumundaydı. Süzgeçli bir kapı... Buraya dışarıdan gelen yerli ya
da ecnebiler, tıpkı bizim gibi veya Seyfettin Gaştoft gibi otellerde, kahvelerde
resmen rakı içilemeyen ahçı dükkânlarında on on beş gün siftiniyor, bu uzun
beklemeden sonra, ya ‘buyur içeri’ ya da tahikat olumsuz çıkıyor ‘git gerisin
geri’. Kasaba yabancı doluydu. Çoğunun parası tükeniyor, birbirinden borç
istiyordu. Yusuf Ziya’nın aklına, Seyfettin Gaştoft’tan borç istemek geldi.
Fransızcası, bilhassa diktesi en kuvvetli grupta bendim. Gayet vakur bir mektup
döşendim. Borcun iade edileceğini katiyetle bildirdim. Polonyalı, bizi,
alışılmış neşesiyle ve bitmez tükenmez hatıralarıyla karşıladıysa da mali
durumunun parlak olmadığını laf arasında yarım yapalak cümleyle söyledi geçti. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yarı açtık. Son derece heyecanlı
ve dertli on beş gün bekledikten sonra bir gün komiser, Yusuf Ziya ile Faruk
Nafiz’i davet etti. Yüreğimiz cızladı. Demek bizi küçük buldular, adam yerine
koymadılar. O meşhur Hecelileri içeri alıyorlar. Bizi ise açıkta demirleyen
vapura yollayacaklar. Meğer durum tam tersineymiş: Yusuf Ziya ile Faruk Nafiz’in
İstanbul’a geri gönderilmeleri karar altına alınmış. Çünkü, -lahavle!-
seciyesizmişler. Kullanılan tabir buydu. Ne insafsızlık… Ve üstelik, Ankara’da
münasip görülen bu yafta uzun müddet üzerlerinden kalkmadı. İstanbul’daki
gazetelerin mizah yazarlarına sermaye oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Seciyesizliklerinin gerekçesi
şu: Yusuf Ziya, Alemdar gazetesinin yazarıymış, edebi sayfasını yönetmiş filan.
Faruk Nafiz ise Ferit Paşa’dan nişan almış; mecmuasına yazı yazdığından…”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“İstiklal
Yolu ya da Atatürk ve İstiklal Yolu” adı şüphesiz ki Milli Mücadele döneminde
verilmiş değildir. 2006 senesinden itibaren bu ad resmiyet kazanmış
görünmektedir. 1920 ve 1922 seneleri arasında Milli Mücadelenin insan ve mühimmat
kaynağının Anadolu’ya giriş kapısı İnebolu’dan Ankara’ya kadar, İnebolu
Kastamonu arası 7 durak, Kastamonu Çankırı arası 15 durak, Çankırı Ankara arası
11 duraktan meydana gelen meşakkatli ve ziyadesiyle zor bir rotadır. Özellikle
çetin kış şartlarında Küre Dağları ve Ilgaz Dağları kolay kolay aman vermez, mezkûr
zorlu geçitleri şimdiden bakılarak şimdinin şartları ile hayal etmenin
mümkünatı yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“İstiklal
Yolu” Milli Mücadele için çok önemli bir lojistik rotadır. O kadar önemlidir
ki; Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Taarruz hazırlıkları hitamında nihai püskürtme
harekâtı öncesi, &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da,
kulağım İnebolu’da”&lt;/b&gt; diyerek Milli Mücadelede mezkûr cephane ve ikmal hattının
hayati önemini anlatır. İstiklal Yolu başlangıç şehri İnebolu, bir liman kenti olmamasına
rağmen özellikle Sovyetler Birliği’nden gelen iki senede yaklaşık 400.000 ton
harp malzemesinin karaya ulaştığı yerdir. Karadeniz’in hırçın ve acımasız dalga
ve rüzgârlarına rağmen “İnebolu Mavnacılar Loncası” (Kayıkçılar Cemiyeti) kayıkçıları
insanüstü çabalarla, üstelik İngiliz ve Yunan Savaş gemilerinin tehdit ve acımasız
saldırılarına aldırmadan ikmalde devamlılığı temin etmişlerdir. Tüm bunları, “Gönüllü
Rehberimiz” İnebolu sevdalısı &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;Hakan Kurt’tan&lt;/b&gt;,
güçlü tarihi ve kent kültürü bilgisi ile son derece edebi bir üslup dâhilinde dinliyoruz.
Mavnacılar Loncası 2 ayrı vazife temelinde, yük taşıyan “denk kayıkları” ile
insan taşıyan “piyade kayıkları” şeklinde İnebolu’ya has bir teşkilat
kurmuşlar. Tehdit ve saldırılara karşı ikmalin olabildiğince süratli yapılması
şarttır, iskele olmadığından açıkta demirleyen gemilerden cephane ve sair
malzeme sandıklarının tahliyesini üstlenen İnebolu’nun denk kayıkçıları bu
manada tarihteki yerlerini almışlardır. Genellikle düşman gemi saldırılarından
korunmak için geceleri faaliyet yürüten denk kayıkları gemicilerinin karanlıkta
birbirlerini süratli seçebilmeleri için beyaz elbiseler giydiklerinden ötürü kendilerine
“beyaz gömlekliler” de denildiği okumuştum bir yerlerde. Bu üstün çaba ve başarılar,
İnebolu’ya Canım Yurdumun “İstiklal Madalyası” olan tek ilçesi şerefini de
getirmiştir. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bu
büyük fedakârlık denizden ikmalde yaşanırken, karaya salimen getirilen
malzemelerin Ankara’ya taşınmasında daha ağır şartlarda yaşanmaktadır esasen.
Hani o çok dinlediğimiz “çocuğu ile mermileri” aynı battaniye altına sarmalayıp
koruyan meşhur &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Şerife Bacı”&lt;/b&gt; menkıbesi
yaşananlardan bir tanesidir. Esasen de erkeklerin neredeyse tamamı cephelerde
olduğu için bu destansı faaliyet başta kadınlar olmak üzere çocuklar ve
yaşlılar tarafından yürütülmüştür. Fedakârlık hatta üstün fedakârlık işte tam
da budur… Milli Mücadele devrinde, İnebolu’dan başlayıp Ankara’da sona eren
tarihi ve çetin rota yaklaşık 344 km.lik olup, ağır kış şartlarında kağnı
kolları ile 16-18 gün sürmekteymiş… Her kağnının yük taşıma kapasitesinin de en
fazla 250-400 kg. civarında olduğu varsayımıyla yalnızca Sovyetlerden gelen
silah ve mühimmatın taşınması için kaba bir hesapla her gün 150 civarında
kağnının yola çıkması demektir. Bu maksada matuf tamamen gönüllülerden teşkil
edilmiş “Kağnı Kolları Kumandanlığı” bile ihdas edilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiEHQp47ntJdYXhODnUe7wuXEoQI11fKpW7hv4gOcaU4_RM0k4uJwvr9LjxY4ZLH0zJXpHSgONXwoZpf8yQferCpNnuR7MzBLU-zoLh-SvYYD3sk3XQwxiB-RpTR-LEEtAFy0RRqQ1xv_f5JLCkRhBYqm5Xycy1bqXjHJNZ7WPIz1h9L5tVg3Mo1w/s1600/WhatsApp%20Image%202026-10-12%20at%2014.05.53.jpeg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1285&quot; data-original-width=&quot;2048&quot; height=&quot;126&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiEHQp47ntJdYXhODnUe7wuXEoQI11fKpW7hv4gOcaU4_RM0k4uJwvr9LjxY4ZLH0zJXpHSgONXwoZpf8yQferCpNnuR7MzBLU-zoLh-SvYYD3sk3XQwxiB-RpTR-LEEtAFy0RRqQ1xv_f5JLCkRhBYqm5Xycy1bqXjHJNZ7WPIz1h9L5tVg3Mo1w/w200-h126/WhatsApp%20Image%202026-10-12%20at%2014.05.53.jpeg&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;İstiklal
Yolu’nun mühim duraklarından kabul edilen Küre Dağlarının başlangıcında yer
alan Ecevit Han bugün restore edilmiş vaziyettedir. Merhum Başbakanlardan
Bülent Ecevit’in babası Dr. Fahri Bey soyadını “İstiklal Yolunun” en mühim
duraklarından olan &lt;/span&gt;&lt;b style=&quot;font-size: 14pt; mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Ecevit Han”&lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;ın
bulunduğu Küre İlçesi Ecevit köyünden alırken, yörenin ünlü çorbası “Ecevit
Çorbası da” adını Dr. Fahri Ecevit’ten almış… Bilindiği üzere mezkûr devirde
Dr. Fahri (Ecevit) bir vade doktor olarak vazifede bulunmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Şerife
Bacı menkıbelerine benzer çok yaşanmışlıklar var, hele bir tanesi var ki benim
açımdan müthiş enteresandır. İnanılmazlar listesinin başına oturabilecek
düzeyde bir yaşanmışlık olup, Sovyetlerden yüklediği silah ve mühimmatları
hedefe taşırken Yunan savaş gemileri tarafından kuşatıldığını anlayan “Kaptan”
malzemeyi yolda karaya çıkarır salimen ve tam kuşatma başlayınca gemiyi
batırır, geminin battığını gören düşman kuşatmadan vazgeçince gemi tekrar
yüzdürülür. İşte bu kahraman ve zeki &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Kaptan”&lt;/b&gt;
ve gemisi &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Rüsumat No:4(Gazi Rüsumat)”&lt;/b&gt;
tarihteki yerini altın harflerle yazılarak almıştır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/2941438398458512068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/2941438398458512068' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/2941438398458512068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/2941438398458512068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/10/suzgec-iskelesi-ve-istiklal-yolu.html' title='SÜZGEÇ İSKELESİ ve İSTİKLAL YOLU'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgVkDsh4w2V9O2OvCwucn3-0kjAlfl8QTDyyF-IHvEL9hEQ66i6a__yaT1kyjMHwAmhrQYAl7X69lnNsZXMbA-UO6ECGf6AfdVgbPzIRzyGJ3kExWacfxGYaTpmFYUs5h6lgMTk1k_mwjFpn2hUMqmLKkPybtQmD85SgY3JlNkWmp_yqSodmXe3mw/s72-w113-h200-c/WhatsApp%20Image%202026-10-06%20at%2021.27.10.jpeg" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-3765120616759205540</id><published>2026-10-04T13:43:58.484-07:00</published><updated>2026-10-08T08:07:39.729-07:00</updated><title type='text'>OĞUZ ATAY ÖYKÜ ÖDÜLLERİ VE İNEBOLU KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjAdj2zmfmqBLxexeL8L4l6vSSE9rzhgVHXnN_IDz2zs6p2erf1a5meb5LKQnxm6reOFLyXqtWsWbevjS7_6OxxxctdQPeaPMDh5vh83qm7PuP4n96c_J4WAHFz2jBesd8m3m-y921Dld_wMkdJ91VCMGzqmQXOCqlKjATZX2qWRLEOV10E_klmTA&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1200&quot; data-original-width=&quot;768&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjAdj2zmfmqBLxexeL8L4l6vSSE9rzhgVHXnN_IDz2zs6p2erf1a5meb5LKQnxm6reOFLyXqtWsWbevjS7_6OxxxctdQPeaPMDh5vh83qm7PuP4n96c_J4WAHFz2jBesd8m3m-y921Dld_wMkdJ91VCMGzqmQXOCqlKjATZX2qWRLEOV10E_klmTA=w128-h200&quot; width=&quot;128&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Sınıf
arkadaşları toplantısı için bu kez İnebolu’da idik, arkadaşımız Ahmet Çeçen’in mükemmel
organizasyonu ile merkez başta olmak üzere çevre köyler ve ilçeler ile
ziyadesiyle ün yapmış Valla ve Horma Kanyonlarını gezdik. Sevgili Ahmet’in de
aktif olarak faaliyette bulunduğu “İnebolu Kültür ve Sanat Derneği” ziyaretini
de gerçekleştirince, bugüne kadar her yıl yayınladıkları ödül almış öyküleri
topladıkları kitapları hediye etmiş olmasına rağmen bu sefer ilk kez dernek
faaliyetleri, amaç ve neticeleri üzerine memnuniyet verici ve Canım Yurdumun
edebiyatı adına gurur dolu tablo ile karşılaştım. Başarılan faaliyetlerin
zorluğuna rağmen yüksünmeden daha iyisini hedefleyen bir dernek ile karşılaşmak
emin olun inanılmaz memnuniyet verici bir şey. Hele Dernek Başkanı Hasan
İlyasoğlu’nun sanki sıradan faaliyetler anlatıyormuşçasına mütevazılığı, esasen
de kültürel ve sosyal derinlik ve kucaklaması manasında yüceliğini ifade
etmekteydi sanki. Böylesine güzel şeylerde oluyordu Canım Yurdumda…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Neden
“öykü ödülleri” Oğuz Atay adına düzenleniyor? Çünkü edebiyatımızın önemli ve
özgün yazarlarından biridir kendisi ve İnebolu doğumludur. Mezkûr Dernek,
yazarın doğmuş olduğu topraklarda hatıratını yaşatmak, bu vesileyle İnebolu ile
tarihi ve kültürel bağını öne çıkarmak ve özellikle de güçlü hikâyeci Oğuz Atay’ın
kimliği delaletiyle de yeni genç yetenekleri keşfetmek gibi esas manada amaç
edinmiş.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Başkan
Hasan İlyasoğlu; 5. Oğuz Atay Öykü ödüllerinin verildiği öykülerin yer aldığı
kitapçığın “sunuş” yazsında ne kadar güzel özetlemiş bu muhteşem çalışmaları… “&lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sanat, insanın iç sesine tuttuğu en berrak
aynadır. Edebiyat ise o aynada parlayan binlerce hayatın, binlerce duygunun
kelimelere dökülmüş halidir. Kelimelerle bir dünya kurmak, bazen bir yarayı
sarar, bazen bir sevincin kapısını açar, bazen de yalnızlığın ve umudun ortak
dilini yaratır&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;. &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Biz,
İnebolu Kültür ve Sanat Derneği olarak, işte bu ortak dili çoğaltmak,
edebiyatın sesiyle çoğu zaman sessiz kalan yürekleri buluşturmak için yola
çıktık. Oğuz Atay’ın izinde yürümek kolay değildir. O, ‘tutunamayanların’ iç
çekişlerini edebiyatın en derinlerine taşımış; yalnızlığı kayboluşu ve umudu
birer kelime nehrine dönüştürmüştür. O yüzden Oğuz Atay Öykü Ödülleri yalnızca
bir yarışma değil, aynı zamanda kelimelerin peşinde yürüyen ruhların buluşma
noktasıdır. Her yıl yeniden düzenlenen bu ödüller, edebiyatımıza yeni soluklar
getirmek, genç kalemlere cesaret vermek, usta yazarların kaleminden süzülen
incelikleri gelecek kuşaklara taşımak için bir vesiledir.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt; &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Aklına, diline ve kalemine sağlık sevgili
Hasan İlyasoğlu, esasen de çok kısıtlı imkânlarla çalışıp başarabilmek… Lakin
asıl alkış bu kadar başarılı çalışmaların tüm ekibine; Dernek yöneticilerine,
üyelerine ve ekonomik desteğini esirgemeyenlere, gönüllülerine, katılımcı edebiyatçıların
ziyadesiyle güzel öykülerini tek tek inceleyip deyim yerinde ise “ince eleyip,
sık dokuyarak” değerlendiren seçici kurula, yayımda ve dağıtımda emeği geçen
herkese, önce kocaman alkış sonra sonsuz teşekkürler…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Seçici
Kurul Adına, öykülerin yayımlandığı kitapçığa vefa duygusunu öne çıkararak “önsöz”
yazan Altay Ömer Erdoğan, biraz da uzun lakin son derece iç ısıtıcı, vefa ve
mana dolu bir giriş yapmış. Alkışlarımızla… &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“’ne
yeniden yaşamak mümkün, ne de yaşadıklarını silebilmek’ diye yazmıştı Oğuz Atay.
Yaşadıklarımızı kolay kolay silemeyeceğimiz bir yılı daha geride bıraktık. Gözlerimizin
önündeki kara tablo pek değişmedi. Açlık, yoksulluk, savaş, insan hakları
ihlalleri, hayvan hakları ihlalleri, kadın cinayetleri, doğanın kıyımı, doğal
felaketler ve iklim krizi, küresel ölçekli insanlık dramları azalmadı, aksine
artışa geçti. Atay’a göre ‘zaten tarih de tekerrürden ibaretti.’ Tekrarlardan almadığımız
dersi, gündelik hayat bize her seferinde daha şiddetli bir acı eşliğinde
veriyordu. Zamanı durdurmayı, bütün hatalarımızı temize çekmeyi ve hayata boş
bir sayfaymış gibi başlamayı ne kadar çok isterdik… Atay’ın ‘hiçbir şeyin
değeri yok artık’ diye dile getirdiği bir dünya üzerinde ve bir hayat kurgusunda;
önce vicdanı sıcak tutmak, sonra vefa adı verilen duyguya sahip çıkmak,
kendimizi anlamanın, dolayısıyla anlatmanın bir yolu, yöntemi gibi görünüyor. Gittikçe
daralan bu yolun yolcusu olmak, gözlerimizin önündeki kara tabloyu ışıl ışıl
aydınlatmaya yetmeyecek belki ama bir mum alevi gibi adımlarımıza kılavuz
olabilecektir. Yaşadığımız bu modernlik kurgusunda, ne çok kendimizi anlamak
zorunda bırakılıyoruz. ‘İnsan kendini anlamaktan bıkıyormuş.’ Bunu da anladık,
bir bıkkınlığı daha bıkkınlıklar hanesine eklerken.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Oğuz
Atay anısına İnebolu Kültür ve Sanat Derneği tarafından bu yıl altıncısı
düzenlenen Oğuz Atay Öykü Ödülü, seçici kurulun titiz ve özverili
çalışmalarıyla sonuçlandırılmış. Altay Ömer Erdoğan, Ercan Y. Yılmaz, Hülya Soyşekerci,
Hüseyin Peker ve Muzaffer Kale’den oluşan seçici kurul, değerlendirmeleri
neticesinde şu açıklama ile bu seneki yarışmayı da alınlarının akıyla sona
erdirmişler. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“İnsan
merkezli anlatımın dışına çıkarak, bir nesneye duygu, hafıza, toplumsal gözlem
ve karakter kazandırmada ve tanık olduğu hayatların, sınıf değişimlerinin,
mutlulukların ve trajedilerin canlı bir tanığı yapmadaki başarısı, 1990&#39;lardan
günümüze Türkiye’nin geçirdiği sosyo-ekonomik ve kültürel dönüşümleri bir otomobilin
el değiştirmesi üzerinden işleyen, bireysel hikâyeleri ekonomik krizler,
deprem, göç gibi toplumsal kırılma noktalarıyla son derece doğal bir akış
içinde birleştiren kurgusal bütünlüğü, kurgudaki sinematografik ögelerin
öykünün tematik derinliğiyle uyumu ve sıcak, samimi, yer yer mizahi ve ironik
olanla hüznü dengede tutan dil ve anlatımı nedeniyle 6. Oğuz Atay Öykü Ödülü’ne
oy çokluğuyla ‘Uzun Metraj’ adlı öyküsüyle İnal İnal layık görülmüştür.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yönetici
ve gönüllülerinin bir bölümü ile tanışma şerefine nail olduğum İnebolu Kültür
ve Sanat Derneği; “Nâzım Hikmet İnebolu&#39;da Şiir Ödülü ve Şiir Dinletileri” de
düzenlemekteymişler, Nâzım Hikmet&#39;in Millî Mücadeleye katılmak üzere İstanbul’dan
İnebolu’ya gelişini anmak üzere Nazım’dan şiir dinletileri ile bestelenmiş
şiirlerin şarkılarının seslendirilmesi etkinliği organize edilmekteymiş. Yazar-Okur
buluşmaları ve Söyleşileri ile İmza Günleri, Tarih ve Cumhuriyet söyleşileri,
Tarihsel, Sosyal ve Sportif Etkinlikler de Dernek faaliyetleri arasındaymış.
Daha ne olsun… Bu imkânlarla ya da imkânların son derece kısıtlı olmasına
rağmen bu kadar “edebi ve kültürel faaliyet”…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dernek
bünyesinde oldukça özel bir yere sahip, düzenlenen birçok edebiyat projesinde
öncü ve rehber, özellikle “Nâzım Hikmet İnebolu’da Şiir Ödülü’nün” hayata
geçirilmesinde, süreçlerin planlanmasında çok büyük emeği ve rolü olan Özlem
Keskin’in 5. Oğuz Atay Öykü Ödülü kitapçığının arka kapağında yazmış olduğu
yazıyı aynen buraya aktararak; müthiş cümlelerin delaletiyle Oğuz Atay ve
İnebolu onların öyküye evrilmesinin takdimine şahitlik ediyoruz. &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Rüzgâr hep aynı yönden esmez bu şehirde.
Bazen denizden gelip tuz kokusu getirir, bazen de yokuşlardan taşlara vuran
kırık dökük bir şarkı gibi eksik hecelidir… Çığlıklarca susan insanlar;
konuşmaktan yorulmuşlardır. Evlerin duvarları, pencerelerden sarkan perdeler,
birbirine bağlanan sokaklar hepsi duyar, hepsi saklar en çok da kadınların
gecenin içine gömdüğü çığlıkları.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İnebolu’nun yokuşlarından
aşağı inerken taşlar eski hikâyeler fısıldar. Deniz, tuz kokusuna gömülü bir
sır tutar. Dalgalar mı önce çarpar kıyıya, yoksa insanlar mı dağılır kendi
içine çarpa çarpa?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dar sokaklardan bir gölge
geçer. Elinde yarım kalmış cümleler, hiç gönderilmemiş mektuplar. Belki Oğuz
Atay’dır belki de yalnızca kendi kayboluşumuzun suretidir. Onunla birlikte
geçip giden, unutulmuş bir kahkahanın ardından o derin sessizliktir belki
tutunduğumuz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kimse bilmez; önce insan mı
susar, yoksa dünya mı? Hangi sessizlik daha ağırdır? Denizin feryadı mı daha
baskındır yoksa insanların yıllarca kalplerinde biriktirdiklerinin mi? Çünkü acı,
en çok sessizliğe karışır. Cevabı aramanın en hüzünlü, en umutlu yoludur belki
de öyküler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Deniz kabarır, rüzgâr tekrar
eser. Bir dalga daha vurur kıyıya. Biz, bütün bunların arasında suskunluğumuzun
ağırlığını taşırız hala. Önce deniz mi kabarır, yoksa içimizdeki boşluk mu? Belki
de hiçbir şeyin sırası yoktur. Her şey aynı anda olur belki. Dalgalar kıyıya
çarpar, bir öyküde birleşir ellerimiz, sesimiz de sessizliğimiz de birbirine
karışır, bir cümle yarım kalır, bir yazar gölgesini alıp gider.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Mor bulutlar, paslı çanlar,
taş sokaklar; İnebolu, en çok vefalı bir öyküye yakışır…”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/3765120616759205540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/3765120616759205540' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/3765120616759205540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/3765120616759205540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/10/oguz-atay-oyku-odulleri-ve-inebolu.html' title='OĞUZ ATAY ÖYKÜ ÖDÜLLERİ VE İNEBOLU KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjAdj2zmfmqBLxexeL8L4l6vSSE9rzhgVHXnN_IDz2zs6p2erf1a5meb5LKQnxm6reOFLyXqtWsWbevjS7_6OxxxctdQPeaPMDh5vh83qm7PuP4n96c_J4WAHFz2jBesd8m3m-y921Dld_wMkdJ91VCMGzqmQXOCqlKjATZX2qWRLEOV10E_klmTA=s72-w128-h200-c" height="72" width="72"/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-2462804450313510218</id><published>2026-10-01T03:52:25.515-07:00</published><updated>2026-10-01T10:34:06.101-07:00</updated><title type='text'>DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE ÜZERİNE</title><content type='html'>&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEim2e3yN3LezREcHQ8Ll-Pv7QGBMOSRzv4-EQz8V8M_O-saFN0h7708YAvM5g4QqWOHt97Ac6CyYaK1fSgPS29SIzxtFglWTGKXxHSkSk3IzXoVCU48_yd50m8Vcj0poCCoh4sdE6wtH5HWJ4_Zw3F5sRq_fHhy1XukOoR2Tv9Dz9-1SwkUKfPhIg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;611&quot; data-original-width=&quot;400&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEim2e3yN3LezREcHQ8Ll-Pv7QGBMOSRzv4-EQz8V8M_O-saFN0h7708YAvM5g4QqWOHt97Ac6CyYaK1fSgPS29SIzxtFglWTGKXxHSkSk3IzXoVCU48_yd50m8Vcj0poCCoh4sdE6wtH5HWJ4_Zw3F5sRq_fHhy1XukOoR2Tv9Dz9-1SwkUKfPhIg=w131-h200&quot; width=&quot;131&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;Büyük Usta Aziz Nesin’in çok kitabını okumuştum lakin ilk defa “gezi
yazıları” kapsamında “Irak ve Mısır” adlı kitabını okudum. İlk izlenimim, diğer
tüm eserlerinde olduğu üzere, burada da öğreticiliğine, belgeleyiciliğine, ve
ufuk açıcılığına hiç ara vermiyor. Hani benim haddime değil bu mevzuda
derinlemesine ahkâm kesmek lakin “bir eksiğini daha gidermişin birisinin duygu
yansıtması” diyelim…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Aziz
Nesin gezi yazısı kaleme alma üzerine neler yazıyor; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Yurtdışı gezi yazılarımı yazarken bir
ölçüt koyarak kendime şu soruyu soruyorum: Yazacağım gezi yazıları Türk halkı
için yararlı mı? Bu ölçütü doğru bulmayanlar çıkabilir. Ama okurlarım bilmelidirler
ki, benim ölçütüm budur; yazılmasının halkımızın yararına uygun düşmeyeceğine
inandığım gezi izlenimlerimi yazmıyorum. Fotoğraf makinesi, düğmesine
basılınca, objektife yansıyan bütün görüntüyü saptar. Ses alma makinesi de,
çalıştırılınca, alma gücü alanına giren bütün sesleri saptar. Ama bir yazar ne
fotoğraf makinesidir, ne de ses alma makinesi…” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Evet,
gezi yazıları benim de ziyadesiyle katıldığım haliyle tamamen böyledir. Görülenler
ve gezilenler arasında seçici davranılmaktadır ve de öyle olmalıdır. İlaveten
okuduğum kitaplar üzerine de ben aynı yaklaşımı münasip bulmaktayım, beni en
fazla etkileyen, yeni öğrendiğim şeyler hep bir öne geçmekte ve yaygın bilinen
şeylerin tekrarından kaçınmaktayım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ustamızın
bu kitabında da kendimce enteresan bulduğum ve muhtemelen yaygın bilinmeyen bir
vaka var. Kerkük’te gezerken iki dükkân sahibinin kendi aralarındaki
konuşmalardan bir şeylerden yakındıklarını anlar ve &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“rahmet kefen çalana&lt;/b&gt;” diye bir şey duyar ve üstüne öğrendiklerini
yazar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“İşte üç sözcük ama bir
romanda bile zor anlatılabilecek bir toplum gerçeğini ortaya koyuyor: rahmet
kefen çalana! Bu üç sözcük şunu diyor: “bundan önceki yöneticiler… kim o
yöneticiler? Muhtar deyiniz, karakol komutanı deyiniz, komiser deyiniz, bölge
yargıcı deyiniz, ilçenin kaymakamı deyiniz, belediye başkanı deyiniz, vali ya
da bakan deyiniz, ya da bunların hepsini birden anlatmak isteyiniz. Bundan önceki
yöneticiler öyle hırsızdılar, öyle hırsızdılar ki, hatta mezarları açıp
ölülerin kefenlerini bile soyup çalıyorlardı. Ama şimdiki yöneticiler, o kefen
çalanları bile bize arattı. Kefen çalanları bile arar, o kefen hırsızlarını
bile rahmetle anar olduk. Biz o kefen çalanların değerlerini bilememişiz, hay
canlarına rahmet olsun.” &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bir
başka yerde benim hiç duymadığım, bilmediğim çok enteresan olduğunu zannettiğim
bir konuyu da kaleme almış Ustamız; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Uzmanların
söylediklerine göre Irak petrollerinin 60 yıllık yedeği vardır ve 2010 yılında Irak
petrolleri tükenmeye yüz tutacaktır”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt; diye uzman görüşlerini
aktarmış. Kitabın 1960’lı ve 1970’li senelerde gerçekleşen gezi notlarına
dayandığı göz önüne alınırsa ve 2010 senesini geçeli 16 sene olduğu realitesi
ile beraber uzmanların görüşlerinin pek de isabetli olmadığı anlaşılmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Petrol
neyse de daha mühimi su konusudur, Irak için&lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;.
“kaynağı kendisinde olmayan su da Irak’ın dışa bağlı can damarıdır. Irak, salt
Suriye’de Fırat üzerinde yapılmış olan baraja değil, Türkiye’de bu iki nehir
üzerinde baraj yapılmasına da karşıdır. Ama aynı Irak, kaynağı Türkiye’den
gelen suyu, susuz ülkelere satmaktadır. Bu konuda çok ilginç bulduğum Mukbil
Özyörük’ün bir yazısının bir bölümünü aktarıyorum (Tercüman, 27 ağustos 1981). Şimdi
öğreniyorum ki, (Hürriyet, 24 ağustos) aziz dostumuz Iraklılar, bu işin
yarısından fazlasını başarmışlar… ‘kendi ülkenizin bu suları ile, kendi
memleketinizi sulayıp susuzluktan kavrulan ovalarınızı ekip biçmeye
kalkarsanız, bizim suyumuz bir miktar azalabilir. Bunu yapamazsınız…’ diye bize
heyetler gönderen Iraklı kardeşlerimiz, bendenizin “amatörce” fikrimi “profesyonelleştirerek”,
Kuveyt’e doğru bir kanal açmışlar ve bizim Fırat’ın suyunu, parayla Kuveyt’e
çoktandır satmaya başlamışlar. Londra’da, öğrencilik yıllarından tanıdığım ve
şimdi Amerika’nın Miami üniversitesinde hoca, “Temiz Enerji Araştırma Enstitüsü
Müdürü” Prof. Nejat Veziroğlu, bu kanalı ve su satışını fark edip incelemiş,
incelettirmiş. Iraklı kardeşlerimizin, başka vasıtalarla aynı suyu öteki Arap
ülkelerine satmakta olduklarını da öğrenmiş. Fiyatı da petrolün on misline
gidiyormuş. Yani on litre petrole, bir litre Fırat suyu… Veziroğlu bir hesap yapmış
ki, Irak, sattığı sudan Türkiye’ye kırkbeş milyar dolar borçlu… Iraklı
kardeşlerimiz ayrıca, iki yıl önce imzaladıkları bir anlaşma ile Ürdün’e de
ikinci bir kanal açıyorlarmış… Bizim suyu, Ürdün’e de satacaklar… Biz ise 1981’in
ilk altı aylık ihracat geliri olan iki milyar doları, tamamen altı aylık ham
petrol alımına ödemişiz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yani bizim burada anamız
ağlıyor, enerji sıkıntısı, akaryakıt pahalılığı içinde kıvranıyoruz, geceyi
gündüze katıp kan ter içinde mal üretip ihracata çalışarak akaryakıt teminine
uğraşıyoruz ve altı aylık ihracatın tamamını akaryakıta kapatıyoruz, aşağıda
sevimli Iraklı kardeşlerimiz, bizim yurdumuzun Fırat’ta ve Dicle’de toplanan suyunu
Kuveyt’e, Ürdün’e ve daha başkalarına satıp kırkbeş milyar dolar kazanıyorlar…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Meşhur Bürokrasimize”
soruyorum: bunu biliyor muydunuz? Geçmiş hükümetleri ikaz ettiniz mi? Hiç değilse
onbir aydanberi, bunu KONSEY’e bildirdiniz mi?” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Evet, su konusu dönüp dolaşıp dünyanın en
mühim malzemesi olarak öne çıkmaktadır. Su hayattır klasik deyişini seslendirip
gereğini de yapmadığımız aşikârdır, deyip geçelim…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Aziz
Nesin, bir fırsat bulup Musul ve Kerkük gezisi de yapar, oradaki izlenimleri
kısıtlıdır lakin çok çarpıcıdır. Görevli şoförün polis olmasının yanında yoğun
bir takip, baskı ve kontrol süreci yaşar. Lakin esas baskının Türkmenler
üzerinde ne kadar insafsız olduğunu Irak yönetimi tüm çabalarına rağmen
gizleyemez. Esasen bu kabil baskıları gizlemek mümkün de değildir… Canım
Yurdumda, 12 Eylül’cülerin yaptıkları kesif saklama ve örtmelerin ne kadar çocukça
olduğu ve sırıttığını yaşı müsait olanlar çok net hatırlarlar… Aziz Nesin
buradaki yer adlarının Arapçalaştırılması üzerinden de bir türlü gizlenemeyen
baskıyı özellikle ele alır. &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Musul’la
Kerkük, Türklerin yoğun yaşadıkları yerlerdir. Buralarda, ister istemez Türkün
tarihi de vardır. Bu yüzden oralarda pekçok yerin adı Türkçedir. Bugünkü Irak’ın
Baas iktidarı, bu Türkçe yer adlarını Arapçalaştırarak, buralardan Türk
tarihini, Türk izlerini silmeye çalışmaktadır. Pekçok yer adı Türkçeyken
Arapçalaştırılmıştır. Bu yüzden Türkmenler, dışa vuramadıkları, belli edemedikleri
bir üzünç içindedirler. Örneğin, yüzyıllardanberi adı Kerkük olan, yine
yüzyıllardanberi Türklerin Irak’ta en yoğun yaşadıkları Kerkük’ün adı “Al-Tamim”
yapılmıştır.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Bu tür
davranışlar maalesef dünyanın pek çok ülkesinde yaşanmaktadır lakin asıl olarak
da kendi yurdumuzda yaşananlar canımızı ziyadesiyle acıtmaktadır. Bu
yöneticileri ve onları alkışlayanları anlamak mümkün değildir hiçbir zaman… Muhtemelen
kendileri de bir vade benzer şikâyetlerde bulunmalarına rağmen insanları ve mekânları
tarihsel ve kültürel bağlarından koparmakta bir beis görmezler…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“&lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Gittikçe güçsüzleşerek de olsa, Irak
Türkmenlerini birlik olarak bugüne dek koruyan ulusal iki bağdan biri
anadilleri olan Türkçeyse, biri de yurt sesleri olan “hoyrat”lardır.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt; Aziz
Nesin’in bu tespitini ziyadesiyle önemsiyorum ve Irak Türkmenlerinin bir “hoyratı”
sonlandırıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Düşer
bir gün&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yıkılıp
düşer bir gün&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Düşmana
düşen fırsat&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bize
de düşer bir gün&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Gül
yarası&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bülbülün
gül yarası &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Hançer
yeri sağaldı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Sağalmaz
dil yarası &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/2462804450313510218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/2462804450313510218' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/2462804450313510218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/2462804450313510218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/10/dunya-kazan-ben-kepce-uzerine.html' title='DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE ÜZERİNE'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEim2e3yN3LezREcHQ8Ll-Pv7QGBMOSRzv4-EQz8V8M_O-saFN0h7708YAvM5g4QqWOHt97Ac6CyYaK1fSgPS29SIzxtFglWTGKXxHSkSk3IzXoVCU48_yd50m8Vcj0poCCoh4sdE6wtH5HWJ4_Zw3F5sRq_fHhy1XukOoR2Tv9Dz9-1SwkUKfPhIg=s72-w131-h200-c" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-8474133129791379728</id><published>2026-09-20T10:09:12.572-07:00</published><updated>2026-09-27T01:56:46.299-07:00</updated><title type='text'>DÜNYA KUPASINDAN GERİ DÖNÜŞ</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ziyadesiyle
gecikmeli bir yazı, belki güncelliğini de çok yitirdi lakin ancak sıra geldi
diyelim, hem fena mı oldu tekrar hatırladık mezkûr süreci. Gidişimiz gibi
dönüşümüzde “enler” ile oldu, öyle diyor kerameti kendinden menkul zevat, gidiş
muhteşemmiş geliş büyük hüsranmış vs vs… Bir zamanlar Erkan Yolaç’ın
“evet-hayır oyunu” için bir daveti vardı, “mehter marşı ile geliyorsunuz, İzmir
marşı ile gidiyorsunuz” diyordu ya… Durum tam da o…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Aslında
yazının başlığını &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“örgütlü kaybetme
kabiliyeti”&lt;/b&gt; düşünmüştüm, sonra değiştirdim… Esasen “İzmir Marşı” ile
muhteşem dönüşümüzün hangi vakit gerçekleşeceğini hep beraber bekliyorduk, siz bakmayın
öyle “şunu yenersek, final bile oynarız” iddialarına… Bazı dangalak, apalak
futbolcu eskileri turnuvadan elenilmiş olmasını “Galatasaray’a” bağlıyorlar, bu
apalak andevülün bırakın gazetelerde ya da tv’lerde yorum yapmasını derhal bir
tımarhaneye kapatılması memleketin hayrınadır. Yahu bu kadar kötünün
harmanından iyi netice bekliyorlar, belki onlar da beklemiyorlar sadece bize
gaz veriyorlar, onu da bilemiyorum… Bu “vasattan” vasat bir şeyin bile çıkamayacağını
bilenler biliyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;line-height: normal; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Almanya
topraklarında 72 sene sonra alınmış bir galibiyet var ve 2005’ten beri kendi
evimizde de yenemediğimiz bir Almanya vardı. Ve yendik 2-3. Şöyle bir hatırlayalım;
başarısı yere göğe sığdırılamayan, Milli Takım Teknik Direktörü; 2023 senesinde
özel, yani dostluk, yani hazırlık, yani gazozuna, Almanya ile oynanan ve
kazanılan bir maç sonrası neler diyor… &lt;/span&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Arial;&quot;&gt;“Bu çocuklar o kadar milliyetçiler ki bu duygu karşısında durmak imkânsız”…
Bu lafın edildiği tarihten, Türkiye ile Avusturya arasında 2 Temmuz 2024
tarihinde oynanan EURO 2024 son 16 turu maçında 2-1 galibiyetle biten maçın
ardına kadar olan sürece bakın futboldan ne kadar uzak “futbol” oynandığının ve
izlendiğinin ayırdına varıp biraz kendimize gelebiliriz. Verilen cezaya yapılan
yorumlardan, hani benim gibi ayak takımlarının yorumlarından bahsetmiyorum,
koca koca deve dişi gibi abilerden gelen yorumlar, yok 1000 yıllık işaretmiş,
yok şu imiş, yok bu imiş muhabbetleri tam bir şaklabanlık... Adamlar ülkelerinde
yasaklamışlar bu işareti sende onları yenmişsin, hem de bileğinin hakkıyla, biraz
sindir vaziyete müzahir sevin değil mi? Yok hayır seni protesto edeceğim… Yahu
protesto mu etmek istiyorsun, git Viyana Meydanlarına aç pankartını, sen
meşhursun yap basın açıklamanı, ben beğenmiyor olsam dahi hakkının teslimini
desteklemek adına senden yana olayım… Tüm bunların sonucunda bu abuk subuk
adamların milliyetçilik delaleti ile memleket gidiyor da, nereye, göreceğiz,
dedik... Ahada gördük, &lt;/span&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;mehter
marşı ile gittik, İzmir marşı ile geldik… Ya da “ne oldu bu çocukların
milliyetçiliğine” diye soran olmadı…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Arial;&quot;&gt;Bu kadar
sonuç odaklı, bu kadar duygusal, bu kadar saha dışı işlere konsantre ki her ligimiz,
her takımımız, futbol oynamaya, futbol konuşmaya vakit kalmıyor… Bir kere dahi
yenilen bir takımın, yöneticisinin, teknik heyetinin, futbolcusunun “bu
futbolla yenilmek kaçınılmaz” dediğini duymayız… Hep yapı vardır, hep hakemler
bize karşıdır, hep yabancılar bize karşıdır, hülasa herkes bize karşıdır, peki
biz ne yaptık, kocaman bir hiç lakin bu kocaman hiçe bir kılıf bulacağız çaresiz…
Herkes bize karşı da biz kime karşıyız o pek anlaşılamıyor… Galiba en çok biz
bize karşıyız…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Arial;&quot;&gt;Hele evlere
şenlik futbol yorumcuları var, tam teşekküllü rezalet. Nerdeyse hepsi illiyet
ve irtibat ehliyetine haiz, muhteşem taraftarlar esasen taraftar da deyip
gerçek manadaki taraftarı töhmet altında bırakmayayım, bunlar Neyzen Tevfik’in “geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca”
iddiasının ispatının peşindeler. Genellikle
“hiçbir baltaya sap olamamış” tiplerdir, “koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman
Çelebi derler” sözü mucibince bir külah kapıp günlerini gün etmekteler. Hatta o
kadar ki, zamanında çok meşhur olsalar bile şimdi kendilerini takan kimse
olmayınca, somun pehlivanlığına soyunmuşlardır. Onların derdi futbol falan
değil kendi külahlarıdır mühim olan… İşte bu mühim olmayan, sallama cesaretleri
hasebiyle de Canım Yurdumun ahalisi tarafından ziyadesiyle sevilen, hayatları
defo dolu muhteremlerin bir “kıymeti harbiyesinin” olmadığını bilerek
bakmalıyız mezkur zevata…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Arial;&quot;&gt;Bizim teknik
direktörlere, yöneticilere, yorumculara tuttukları takımlara göre olmak
kaydıyla sürekli kolay takım bulmak gerekiyor, yaptıkları yorumlardan bunu
anlıyorum. İşte o zaman bunların ağzı futbol lafı etmeye başlıyor. Azıcık
direndi mi rakip yandı gülüm keten helva… Başlıyor solo hatta koro halinde
bahaneler, kaybedilen maç sonu, hakem, diğer takım sert oynadı, saha zemini
bozuk idi, zemini özellikle suladılar olmadı kuru bıraktılar, çim uzundu olmadı
çim kısa idi, otelin yanında sabah kadar davul çaldılar, seyirciler çok
küfretti, futbolcularımızı tahrik ettiler, hava soğuk idi olmadı hava sıcak
idi, rakım yüksekti olmadı alçaktı, yol yorucu idi, yolculuk uzun idi… Bir
türlü bahane bitmiyor… Yahu söyleyin Allah aşkına biz size “nereden kolay takım
ya da saha bulalım”… Ya da avaneleriniz futbolcu eskileri, işsiz güçsüz lakin cesaret
sahibi gaz verilmiş gazeteci kisvesindeki muhteremlere sorun kimi münasip
buluyorlarsa, gayri… &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Şimdi
iddia “siyaset futbola girdi/karıştı” şeklinde ya bence tam da öyle değil, “futbol
siyasete girdi” daha doğru… Hem de öyle iddia edildiği gibi yeni değil, bakın
Fenerbahçe tarihine ve başkanlarına, bakın Galatasaray tarihine ve başkanlarına,
Beşiktaş, Trabzon ha keza… Peki, Sivasspor farklı mı, Adana Demirspor farklı
mı? Futbolu yönetmeye başlayanlar ile siyasete başlayanlar, ya aynı kişiler ya
fikirsel birlikteler ya da tekmili birden… Hiç öyle ah vah etmeye gerek yok,
unutulmadı, belediye başkanlarının, valilerin kulüp başkanı oldukları… Üst
düzey siyasetçilerde hemen hepsi bu mecradan pay almaya bakıyorlar, ne eksik ne
fazla, tastamam böyle… Siyasetin spora bu denli karışması, sporu adeta işgal
etmesi ifadesi/kararı mevzunun isabetli ve hakkaniyetli bir değerlendirmesi
olamamaktadır. Aynı otorite “Kadın Voleybolunda” yok mu ki onlar son derece
başarılılar. Demek ki bu kabil bir yaklaşım doğru olsa bile mevzunun izahı
bakımından yeterli değildir bence… Mevzunun çok parametreli bir analize tabi
tutulması lazımdır bence… &lt;/span&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Arial;&quot;&gt;Dedim ya; “futbola siyaset karışmadı” tam aksine “siyasete futbol
karıştı” diye, işte bizim takım şampiyon olsun diye kulis yapanlar, bakan
atayanlar, genel müdür tayin edenler, bu uğurda kendilerine mafiyozi ilişkiler
oluşturanlar, kulüpler üzerinden yeşil pasaport tahsisi simsarlığı yapanlar,
başta olmak üzere daha binlerce mevzuu bu işin ispatıdır bence… Kimse o kadar
da değil demesin; “Şükrü Saraçoğlu kimdir diye sorarlar adama, Faruk Ilgaz, Ali
Tanrıyar, Mehmet Ali Yılmaz, Süleyman Seba...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;line-height: normal; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Arial;&quot;&gt;Dünya
Şampiyonu Kadınlarımıza, şampiyonaya giderken ekonomik “cattle class” tarifeli
uçak ayarla, kızlarımızı ekonomik&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;
&lt;/span&gt;&quot;cattle klas&quot;ta (manasını bilenler biliyor) gönder,
İtalyanlara özel uçak tahsis et sonra bu durumu savunmak adına yok biz İtalya
sponsoruyuz de, durumdan sıyrılmaya çalış, yahu THY müdürü sen yönetici olsa
idin emir filan beklemeden hemen özel bir uçak tahsis eder gönderirdin, lakin
umurunda değil ki...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bu
manada siyasi eğilimi olanların kendilerini güçlü hissettikleri bu dönemde bunu
öne çıkarmaları belki de ilerlemeleri önünde en büyük mani… Sabah namazına
kalkanların duaları namaz sonrası maça başlayacaklara katkı… Sanki namaza
katılmadan milli takımın başarılı olmasını istemeleri yani bu manadaki duaları
kabul olmazmış fetvası almış gibiler… Ya ateist olup sadece milli takımla
başarı yaşamak isteyen olamazmış gibi… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/8474133129791379728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/8474133129791379728' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/8474133129791379728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/8474133129791379728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/09/dunya-kupasindan-geri-donus.html' title='DÜNYA KUPASINDAN GERİ DÖNÜŞ'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-3014584467435415334</id><published>2026-09-16T11:01:25.467-07:00</published><updated>2026-09-16T11:01:44.881-07:00</updated><title type='text'>BÖREKÇİ ORHAN ABİ</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEiU-xUNcC5YvoeqV1bKMrpef9pVvqEQQ_EsTBGeCpVqj7oCBgepG2v6GT1vbLGA_ByhtyTf3cx5myivSs9L16dr9y_bozPxF71temZtNMJtQwGcQQe0m9I5vq5CdX7w516TSAM-jwW5hGbKWC9zypZK6FOrQNw8Ceg3Gk9593vNbHPMFaZurc-U5Q&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;625&quot; data-original-width=&quot;940&quot; height=&quot;213&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEiU-xUNcC5YvoeqV1bKMrpef9pVvqEQQ_EsTBGeCpVqj7oCBgepG2v6GT1vbLGA_ByhtyTf3cx5myivSs9L16dr9y_bozPxF71temZtNMJtQwGcQQe0m9I5vq5CdX7w516TSAM-jwW5hGbKWC9zypZK6FOrQNw8Ceg3Gk9593vNbHPMFaZurc-U5Q&quot; width=&quot;320&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Çeşme’nin
bana göre önemli kişilerinden biri de Börekçi Orhan Abi idi. 1970’li senelerde
piyasada dolaşarak, akılda kalan müthiş lezzetli böreklerini sevenlerine
ulaştıran abimizdi ve bu sebeple adı da Börekçi Orhan’a çıkmıştı.. Dönem
itibariyle Çeşmelilerin enteresan iki yemek tercihi öne çıkmaktadır, sabah
saatlerinde tava ciğer, öğleden sonraları da Orhan Abinin milföy tekniği ile el
açması börekleri. İşte Orhan Abi ve böreklerini anlatmak istiyorum, aklımda kaldığınca…
Şüphesiz eşinin müthiş becerisi ile imal edilen leziz börekler için
söylenebilecek çok şey var lakin ben aklımda kalanlar ile güncel yansımalarına
şöyle kabaca değineceğim. &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;1970&#39;li
yılların Çeşme’sinde “milföy tekniği ve el marifetiyle kat kat ve çıtır çıtır”
bir börek ise konumuz, tahmin edilen efsanevi lezzet Orhan Abi ve Eşi ile tam karşılık
buluyor. Orhan Abi, mezkûr dönem “dead-end” Çeşme’sinin yerel hafızasında çok mühim
bir yer edinmiş, el açması hamuru özel bir teknikle katlayarak, yağlayarak aynı
milföy gibi pufuduk pufuduk kabaran ve tel tel dökülen börekleriyle meşhur Usta’dır.
Orhan Abi&#39;nin eşi, güzelce eritilmiş yerel ve özel tereyağı karışımıyla incecik
açtığı hamuru üst üste sererek yaptığı, yenilirken ağızda dağılan adeta damak
çatlatan lezzet üretirdi. Ve dahi benim hafızamda böyledir ve şüphesiz ki Çeşme
Kent hafızasında da aynısıdır, kendisini tanıyanları var oldukça da yer
alacaktır. Dönem itibariyle, bugünlerin janjanlı kapitalist reklam ifadelerinin
aksine işler, uğraşılar, beceriler ve nihayetinde mamuller, imalatı yapanlarla
mahdut bir hayatiyete sahiptirler. Şimdiki gibi elektronik ortamlarda yalan
dolan tanıtımlara dayalı, janjanlı reklam tabelaları ardına saklanmış vasat
mamullerin hayat bulmaları söz konusu değildir. Başta Orhan Abimiz olmak üzere
tüm emsalleri sahip oldukları kıymet ve değeri yaptıkları işi layığı ile yapmış
olmaları hasebiyle tamamen kulaktan kulağa reklam marifetiyle edinmişlerdir. Öyle
kolay değil bu yapılan işler ve elde edilen neticeler… &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Akşamüzerleri
çıkan böreğin müthiş kokusu, şekli ve lezzeti, her yerde ve her şekilde
yenilmesi mümkün lakin illa ki &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Ayfer’in
Kahvede”&lt;/b&gt; denize bakarak, tavşankanı demlenmiş çay ile birlikte yenilmesi
anlatılmaz bir keyif idi… Dönem itibari ile daha milföy ticari hamurların
olmadığı dönemdedir Çeşme, en azından benim bilgilerime göre… Lakin Orhan Abi
ve eşi o kadar mahirdirler ki, milföy inceliğinde kat kat hamur, dönemin meşhur
peynirleri ya da tam yerli ve milli kıyması ile müthiş börekler imal ederlerdi.
Orhan Abi de tepsiyi kaptığı gibi dışarıdadır, çok uzun dolaşması gerekmez,
bilenler ve sevenler sayesinde o güzelim börekler çok kısa sürede biterdi. Orhan
Abi baş üstüne konan bir ara malzeme üstüne yerleştirilen tepsi taşımanın
klasik yöntemini kullanmaz, geniş elini tepsinin altına yerleştirir dengeli bir
vaziyette sağ omuzu üzerinde taşırdı, sol elinde de açılır kapanır sehpa vardır.
Tepsi dikdörtgen kesitli ve alüminyumdan mamul kenarları yaklaşık 5-7 cm
yüksekliğindeydi. Bazı vakitler 2 tepsi üst üste taşırdı, o vakitler
hangileriydi hatırlamıyorum şimdi. Hafta sonları mı? Tatil günleri mi? Demek ki
kendisinin böyle bir tefrik ve tercihi vardı. Dediğim gibi uzun süre dolaşması
gerekmezdi saatini ve güzergâhını bilenler kendisinin yolunu gözlerlerdi. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Kısa sürede tükenirdi börekler, soranlara
Orhan Abi “size de yarın”, derdi…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;color: #333333; font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Milföy; “mille feuilles” binyaprak manasında Fransızca kökenli
bir sözcük olup Canım Yurdumda günümüzde zincir marketler marifetiyle çok
bilinir ve kullanılır hale gelmiş görünmektedir.&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Annelerimizin, Ninelerimizin hazırladığı
buram buram bizim toprakları yansıtan böreklerimizin yerini şimdilerde
ziyadesiyle almış görünmektedir. Sonradan öğrendiğim üzere de milföy hamurunun
kabartılması için maya ve kabartma tozu kullanılmazmış. Kabarmanın gerekçesini
fizik bir olay olması ile izah ederlermiş. Soğutularak bekletilmiş hamurun yine
soğuk yuvarlanmış tereyağı ile harmanlanması ve ince ince istenilen ebatlarda
açılması cidden bir maharet gerektirmekteymiş. Sonra istenilen derecede
ısıtılmış fırına sürülünce de hamur katmanları arasındaki tereyağı
katmanlarının bünyesindeki suyun buharlaşması ile de hamur katmanları yukarıya
doğru itilir ve katmanlar arası meydana gelen boşluklar çıtır çıtır bir börek
oluşmasına sebep olurmuş. İşte esasen zor lakin ehil ve mahir ellerde
kolaylaşan bu mamul bilahare sıcak sıcak sokağa taliplilerine ulaşmak üzere
sevk edilir. Ehil el ve taliplilerine ulaştıran el burada da Orhan Abimiz ve
değerli eşi olmaktadır.&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Orhan
Abi; 5 kız ve 2 oğlan çocuk babasıdır. Mezkûr imalatın neticeleriyle ve dahi
günün zor ve kısıtlı şartlarında hiç yüksünmeden, arabeske dalmadan medar-ı
maişet motorunu başı dik, alnı ak mütemadiyen ileriye sürmüştür. Şimdi
biliyorum olumsuz konuşup konuyu küçültmek isteyenler var lakin çabalar ve
neticeleri üzerinden bakılınca hiç de öyle dudak bükülecek vaziyet söz konusu
değildir. Kızların birisinin arkadaşımız meşhur Çarkçı Başı İbrahim Pamir ile en
büyüğünün ise yine Çeşme’mizin karakter kişilerinden artık aramızda olamayan Badili
Kaya (Küçükkarabina) abimiz ile evli olduğunu biliyorum. Bu kadar çok çocuk,
ekonomik ve sosyal şartlar böyle iken… Bunun kolay bir iş olduğunu düşünenlere,
de buyur derler… &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Muhteşem
bir hatıra ile nihayetlendirmek istiyorum. Yine Orhan Abi taze çıkmış börekleri
ile Çeşme Sahiline gelir, “Ayfer’in Kahvede” deniz kenarında oturuyoruz, yaz
ayları geliyor ya da gelmiş, Çeşmeli Gençler deyim yerinde ise tiril tiril
giyinmişler, her biri kendince piyasa yapıyor. Çeşme’mizin muhteşem üçlüsünden
Filika Hüseyin vaziyeti çok uygun, ayağında günün modasına uygun süper
ütülenmiş krem rengi İspanyol paça bir pantolon, üste yine güzel ütülenmiş açık
renkli bir gömlek, masada denize bakar vaziyette oturmuş sigara tellendiriyor. Ertan
Otelin köşesinden Orhan Abi görününce hemen tavşankanı çay siparişi verildi, o
güzelim böreklerden bir tane ısmarlandı. Orhan Abi, tepsiyi elindeki açılır kapanır
sehpanın üstüne koydu, teksir kâğıdından mamul küçük pakete böreği koyup verdi.
İşte şimdi tam da çay ve börek keyfi çıkarılacak zamandı. Derken Ertan Oteli
köşesini muhteşem üçlünün bakiye ikilisi, memur “Uğur Tabakoğlu” ve “Jo Ahmet” (Pamir)
döndü geliyorlar, Filika kendisine börek ortağı beklemediği ve arzu etmediği
esasen de diğerlerinin sağda solda “onun böreğini nasıl yedik ama”,
dedikodusuna katlanamayacağı için, derhal kâğıt içindeki böreği güzelce sarıp
bir anda pantolonun cebine sokuyor. Sıcak böreğin bu haliyle sıkışınca dışına
bıraktığı sıvılaşmış tereyağı, o güzelim ütülenmiş pantolonun ön sağ cebi
seviyesinden dışarıya, aşağılara doğru akmaya başlar. Pantolon mahvolmuş lakin
börek kurtarılmıştı, yani maksat hasıl olmuştur. Bunu yan masalardan bizle
birlikte görenler katıla katıla gülüyorlardı. Filika’nın umurunda değil, o
böreği kurtarmıştı…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;O dönemi ve sınır tanımaz şakaları bir kez
daha hatırlarken, andığımız artık aramızda olamayan başta Orhan Abimizi, Jo
Ahmet’i, Memur Uğur’u ve Filika’yı ve dahi Badili Kaya Abimizi saygı ve
minnetle hatırlarken hayatta olan Çarkçı Başı İbrahim Pamir’e de sağlıklı ve
uzun bir hayat diliyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/3014584467435415334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/3014584467435415334' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/3014584467435415334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/3014584467435415334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/09/borekci-orhan-abi.html' title='BÖREKÇİ ORHAN ABİ'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEiU-xUNcC5YvoeqV1bKMrpef9pVvqEQQ_EsTBGeCpVqj7oCBgepG2v6GT1vbLGA_ByhtyTf3cx5myivSs9L16dr9y_bozPxF71temZtNMJtQwGcQQe0m9I5vq5CdX7w516TSAM-jwW5hGbKWC9zypZK6FOrQNw8Ceg3Gk9593vNbHPMFaZurc-U5Q=s72-c" height="72" width="72"/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-172104537534708570</id><published>2026-09-10T12:23:37.395-07:00</published><updated>2026-09-11T11:47:25.019-07:00</updated><title type='text'>ÇEKİRGE İBO (İBRAHİM ÇINAR)</title><content type='html'>&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgiK8M6dEx9Ax3DUkEiL_f8i-YwxlpKxhM4KYa5MZwFXtxkVtzWllxnv891Tgvqy2uzZo8fc77tdYzBStypB2lH53GTKtMmBQq2wTGRVzHzzpfgn5zkXXiHwgqwor43Nd-6BR9SErbVhq2heLxR8nffPKJSqKw-Qbw2eBTvSeDyqRw3VHXRVMMo7w&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1032&quot; data-original-width=&quot;774&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgiK8M6dEx9Ax3DUkEiL_f8i-YwxlpKxhM4KYa5MZwFXtxkVtzWllxnv891Tgvqy2uzZo8fc77tdYzBStypB2lH53GTKtMmBQq2wTGRVzHzzpfgn5zkXXiHwgqwor43Nd-6BR9SErbVhq2heLxR8nffPKJSqKw-Qbw2eBTvSeDyqRw3VHXRVMMo7w=w150-h200&quot; width=&quot;150&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;İbrahim
Çınar ile ilkokula birlikte başladık, öğretmenimiz ilk önce şimdi soyadını
hatırlayamadığım Neşe Öğretmen bilahare de Huriye Pala Öğretmen, bizim okulu
sevmemizin ilk temas an ve noktalarıydı… Kimler yoktu ki, bizim sınıfta, her
biri nevi şahsına münhasır olup, Pejo Recep’den başlayıp, Gazeteci Mahmut’a
kadar… Bir vade, Çekirge İbrahim, Pejo Recep ve ben aynı sıraya oturmuştuk.
Müthiş bir anımız var, tam dersin ortasında, öğretmen ne anlatıyorsa artık, tüm
sınıf can kulağıyla dinliyoruz. Derken, inanılmaz bir gürültü ve itişme oldu
yanımda, İbrahim ile Recep birbirine bağırıyor, itişiyorlar, öğretmen koştu
geldi… O devirde çocukların harçlığı ortalama 25 kuruş idi ve bu tutarın
karşılığı madeni para da bizim bakır ve çinko alaşımı pirinç “sarı 25”
dediğimiz para idi, çelik nikel alaşımı gümüş renkli “beyaz 25” olarak bilinen
para da yeni tedavüle sürülmüş, bizler için bu yeni paraya sahip olmak bir
ayrıcalık ifadesidir. Neyse o arada, Recep beyaz 25’i gösteriyor İbrahim’e, İbrahim
hemen kapıyor beyaz 25’i, karşılığında kendisindeki sarı 25’i veriyor Recep’e,
işte kıyamet kopuyor… İbrahim avucunun içine sıkmış beyaz 25’i “tövbe” açmıyor
ya, Öğretmen “evladım bunların her ikisinin de değeri aynıdır” deyip duruyor
lakin nafile… Recep de bağırıyor, “versene beyaz 25’i mi”. Netice
itibariyle Öğretmen biraz alttan alarak biraz kızarak, paraların değişmesini
temin ederek, sulh salah sağladı…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İbrahim çok
çalışkan birisi olup, neredeyse yapmadığı iş yoktur hepsinde de başarılı olmuştur
bana göre. Kendince bir başarı tarif ve hedefi onu bu uğurda Çeşme düzeyinde
bir başarı ölçüsü ile taltif etmiştir. “Hallederiz Abi” kodlu Canım Yurdumun meşhur
mottosu mucibince İbrahim de kendince tarifler dâhilinde kendine her şeyi kolay
eylemiştir. Her işi yaparım diyen mezkûr abilerin, yani usta, yani her yola
gelen yani joker olarak kabul edilen ve sosyal ve iş hayatında çok bariz,
neredeyse hiç tartışılmaz ortak özellikleri vardır, her işe soyunan ve iyi kötü
becerendirler. Çevredeki herkesi bilirler, tanırlar, etraftaki her gelişmeyi ve
olayı duyarlar ve üstüne bilgi sahibidirler, size bir malzeme mi lazım oldu,
nereden bulacağınızı söylerler, size bir işi görecek biri mi lazım oldu,
tavsiye hazırdır. &amp;nbsp;Siyasi tercihleri
dışında İbrahim de böyle birisi olup, “bu iş olmaz” demez hemen kolları sıvar,
işe girişir. Olur, olmaz, artık gerisini biraz da iş düşünsün, ahada başladım
tercihleri hep ön plandadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Standart
bir hayat arayışı oldu hep, “azıcık maaşım, ağrısız başım” umdesini hep
benimsedi, tercih etti, dolayısıyla da böyle yaşadı… Kendine faydası kadar
çevresine faydası olmadığını iddia edenler hep oldu, lakin fayda enstrümanları
da ziyadesiyle mahduttur… Aaa, çok olsa fayda&lt;/span&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: medium; line-height: 107%;&quot;&gt; transferi yapar mıydı, bilemiyorum. Lakin her daim “gemisinin kaptanı” oldu… Belki de bu umde tercihi
Çeşme dışına çıkmasına, yeni arayış ve bakışlara sahip olmasına mani oldu. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: medium; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEi2MhOSjaX3qOObAiD3G2KVQvlAmkqheEep1hNB1rooqvPk_xsZaQuhMMTtz2p06hn56Z-_N7_nqLnDo1065iCYg32UQ6btAVGBZVTCg-bUbQnKnamdt56FUkp3M_SDenXxR2KdEC17AKFj4WYTjQYGH92AyGJHdh0zrz1VzDvJL3isLVbGGxgCdw&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;2048&quot; data-original-width=&quot;1536&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEi2MhOSjaX3qOObAiD3G2KVQvlAmkqheEep1hNB1rooqvPk_xsZaQuhMMTtz2p06hn56Z-_N7_nqLnDo1065iCYg32UQ6btAVGBZVTCg-bUbQnKnamdt56FUkp3M_SDenXxR2KdEC17AKFj4WYTjQYGH92AyGJHdh0zrz1VzDvJL3isLVbGGxgCdw=w150-h200&quot; width=&quot;150&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;İzmir
Büyükşehir Belediyesi yatırımı olan “Tansaş’ın” Çeşme Şubesinde et reyonunda
vazifeli iken gördüm yıllar sonra, yoğunluğundan artan vakitte sohbet ettik. Bildiğim
kadarı ile et ve et mamulleri ile ilgili bir tecrübesi yoktu lakin ben yanlış
biliyormuşum. Kendini bu konuda geliştirmiş hatta daha sonraları daha sofistike
bir ürün olan dönerciliğe terfi etmişti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: medium; line-height: 107%;&quot;&gt;Tıpkı
babası “Mehmet Abi” (Çekirge Mehmet) gibi medarı maişet motoru için sürekli bir
şeyler yaptı, günün ihtiyaçları ne ise artık. Devir itibariyle Çeşme her
şeyiyle kendin&lt;/span&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;e yeten bir ilçedir, küçüktür, yolun sonudur sonrası denizdir, iş
imkânları çok sınırlıdır hatta neredeyse herkes kendi işini yapar, kendine
müstahsildir, kendi mahsul ve mamulünü tüketir. Esasen biraz da hayat sizi her
şeyi bilmeye en azından fikir sahibi olmaya ya da imal etmeye zorlamaktadır. Zaten
ihtiyaçlar da şimdiki gibi çok çok çeşitli değil, faaliyetler de, üretim ve
tüketimin en basit hali ile ye-iç-giyin ısın temelli üstüne de olabiliyorsa
azıcık para kazan… Mehmet Abi, tütüncülük ve balıkçılık başta olmak üzere her
türlü işi yaptı işte oğlu İbrahim de sanki onu tekrarladı… Babası da, kendi
gibi Çeşme’nin sevilen simalarından olmaya becerebilmiştir. Babası için
gazetecilik yaptığını iddia eden Yılmaz Özdil abuk subuk bazı iddialarda
bulunmuştu, hani gazeteci beyin Çeşme’de çalıştığını iddia ettiği devirlere
yönelik… Aslı astarı yoktur, anlattıklarının, esasen kulaktan dolma, sallama
yuvarlama haber yapalım dersen böyle oluyor işte… &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Beş
çocuklu bir ailenin ferdidir İbrahim, Tufan, Zafer dışında iki de kız kardeş
vardır. Kızlar beni affetsinler, adlarını hatırlayamadığım için, lakin ikisi de
iki arkadaşımızla evlendiler, biri Çeşme’de fotoğrafçılık konusunda çağ atlatan
ve fikri genişlik temin eden Atila Ozansoy diğeri ise Köste’li Arap Mehmet
Abimin oğlu Bayram arkadaşımızdır. Maalesef Tufan, Atila artık aramızda
değiller, şimdi İbrahim de yok… Bu vesile ile hepsini saygılarımla anıyorum.
Zafer Çeşme’nin ilk oto ve motor tamircisi büyüğümüz Tahir Ustanın çıraklığını
yaparak bu konuda kendini yetiştirdi ve geliştirdi şimdilerde kendini inzivaya
çekerek tabiat ile baş başa küçük çaplı üreticiliğe devam etmektedir. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Baba
Çekirge Mehmet büyüğümüz devrin tüm balıkçılarının yaptığı işleri bihakkın
yerine getirerek yaşadı, kuşağının her bir ferdi gibi nüktedan kişiliği ile de
sevilen kişi olmayı başarmıştır. Balıkçılar Sokağı üzerinde mübadele ile
kendilerine tahsisi gerçekleşmiş Çeşme mimarisine güzel bir misal evde
yaşadılar. Ev ile ilgili en önemli hatıram, zemin kattaki deponun zaman zaman
tütün depolamak için kullanılması olup, zaten buraya çok yakın Tekel’in tütün
alma merkezi ile birlikte şubat ayları başında tüm çevreye hâkim olan tütün
kokusudur. Ev şimdilerde restore edilip klasik Çeşme evleri envanterine
katılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İbrahim
artık aramızda yok maalesef. Siyaseten başka görüşleri dinlemeye sağır
davranışı, sahip olduğunun da savunmasını olabildiğince zayıf mesnetlere
dayandırarak yapması bir süre sonra aramızda mizah konusu olmuştu. Her şeye
rağmen son güne kadar birbirimize saygılı, ölçülü ve 60 senelik arkadaşlığımıza
münasip bir biçimde ilişki yürüttük. Evet, kuşağımız eksiliyor. Adı geçen aramızda
olamayan tüm dsotlarımızı saygıyla bir kez daha anıyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/172104537534708570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/172104537534708570' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/172104537534708570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/172104537534708570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/09/cekirge-ibo-ibrahim-cinar.html' title='ÇEKİRGE İBO (İBRAHİM ÇINAR)'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgiK8M6dEx9Ax3DUkEiL_f8i-YwxlpKxhM4KYa5MZwFXtxkVtzWllxnv891Tgvqy2uzZo8fc77tdYzBStypB2lH53GTKtMmBQq2wTGRVzHzzpfgn5zkXXiHwgqwor43Nd-6BR9SErbVhq2heLxR8nffPKJSqKw-Qbw2eBTvSeDyqRw3VHXRVMMo7w=s72-w150-h200-c" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-7784492066774831604</id><published>2026-09-04T02:23:09.455-07:00</published><updated>2026-09-05T04:51:28.972-07:00</updated><title type='text'>AGÂH ADAK, ABİDE ADAM</title><content type='html'>&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgKUMegYY-VMPBR0HsfleszLcxoaUibaZzlC0FyZQHQx6bjqkAKiAsOMQCo5a82pPXzIAQQKPAR4FZlPme_QxZpxkSk6klyAElJTD6na3nBsDNjTqCEHDmgBOXtAAt1n04-74TQcrdarNDCzrk2C_pKgkBIZWzgW9O3TWzyOasksdZK4HNrMCKsUA&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1599&quot; data-original-width=&quot;976&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgKUMegYY-VMPBR0HsfleszLcxoaUibaZzlC0FyZQHQx6bjqkAKiAsOMQCo5a82pPXzIAQQKPAR4FZlPme_QxZpxkSk6klyAElJTD6na3nBsDNjTqCEHDmgBOXtAAt1n04-74TQcrdarNDCzrk2C_pKgkBIZWzgW9O3TWzyOasksdZK4HNrMCKsUA=w122-h200&quot; width=&quot;122&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Çok
değerli Hocam, Abim Kadir Agâh Adak, müthiş insan, çelebi, bilge ve örnek
insan, hangi özelliği öne çıkar nasıl desem bilemedim ki… Tekmili birden işte,
eksik bırakmamaya çalışıyorum lakin mutlaka eksik kalacak… Öğrenciliğimiz
döneminde Canım Yurduma dayatılan ve yaşatılan iç savaş şartlarındaki yaşanan
bin türlü provokasyon ve saldırılar karşısında serinkanlılığı, olayların
analizinde hızlı kavrayış ve intikali karşısında her daim hayranlık duymuştuk.
Sadece bu sebeple mi? Zinhar, başta iş hukuku, kamu hukuku, idare hukuku ve ticaret
hukuku konularındaki çok yönlü disiplin ve kariyerinin öncelikle de bir
akademisyen ve idareci olarak nasıl da ilmek ilmek örülmüş olmasının
sonuçlarını yakından izleyenler olarak nasıl da gıpta ile izlerdik… Canım
Yurdumun karabasanı 12 Eylül açık faşizminin kendisine yaşattıklarından sonra
da, yine yılmadan İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim kadrosuna katılması
ise umudunun ve inadının nasıl da yıkılmaz ve sarsılmaz olduğunun bir
ifadesidir bence… 12 Eylül faşizminin özellikle ve başta kendisine ve Doç. Dr.
Güneş Arıkdal Hocamıza ve şüphesiz ki tutuklanan tüm hocalarımıza yaptıklarını
anlatmak için kitaplar yazmak gereklidir. Bunları bilahare buluştuğumuz Güneş
Hocadan dinlerken, yaşanan acıları tam da bir Adanalıya layık biçimde ağzını
doldura doldura küfredişini, “r” harflerini yerine geldikçe en az 4 kez
tekrarlayarak galiz küfürlerle anlatışından anlıyorduk. Muktedirlerin ve
yancılarının biat etmeyen öğretim ve eğitim elemanlarına, tüm diğer insanlara
olduğu üzere bitmeyen, tükenmeyen bir nefret ve kinle nasıl saldırmış
olduklarını da hatırlayınca insanın gönlü kırılır, isteği tükenir diye
düşünmesi normal olabilir lakin bu kırıklık ve isteksizliğin zerresi bile
olmadı Agâh Hocada… İşte böyle birisinden bahsediyorum. &lt;/span&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgRX9DlyX6X8qg_PoMVZWMOWWp_toAB65Q4lT24v9Ha1rrLbojtPfg8kJHdCl-x71j7cEgSkSOg2qjBTxtvoaheBeKYFATx9tC3rPiAW_Oc45syJA0dDJffN7x88Hphc7yXtX4NN0tq4BDc6UTKmNd1xDFYACnGts8tq5y0Ox5ZXiHNzL5QCVd_Kg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;344&quot; data-original-width=&quot;368&quot; height=&quot;187&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgRX9DlyX6X8qg_PoMVZWMOWWp_toAB65Q4lT24v9Ha1rrLbojtPfg8kJHdCl-x71j7cEgSkSOg2qjBTxtvoaheBeKYFATx9tC3rPiAW_Oc45syJA0dDJffN7x88Hphc7yXtX4NN0tq4BDc6UTKmNd1xDFYACnGts8tq5y0Ox5ZXiHNzL5QCVd_Kg=w200-h187&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Çok
yönlüdür, bilimsel altyapısı da, kariyeri de, akademisyenliği de… Aynı zamanda Genel
Yayın Yönetmenliği de yaptı, bu kadar uğraşısı yanında. Namus ve ahlak abidesi
insanlardan biri olarak “Farklı Gazete” spotu ile çıkarılan “Demokrat Ege” Gazetesinin
yönetimini de üstlendi. “Demokrat Ege” gazetesi Ege Bölgesinde tüm demokrat ve
devrimci kesimlerinde umut ve heyecan uyandırırken, muhalefet ve itiraz
istemeyen hâkim kesimlerde de telaş ve korku yaratmıştı. O günlerde, Hocalığımızdan
Abiliğimize terfi etmiş Agâh Adak, gazetenin beklenti ve hedeflerini benimle
paylaşırken duyduğu heyecanı emin olun bugün yaşıyor gibi hatırlıyorum. Agâh
Abimizin akademisyenlikten gelen bilgi ve görgüye dayalı kararlı görünüşü her
daim olmakla birlikte bu kez bu sektörde de etkili olmuştur. Şu anda aklımda
kaldığı kadarıyla, ben ayakta kalınabilir mi diye sorduğumda, hiç üşenmeden ve
sıkılmadan devir itibariyle bir gazetenin ayakta kalmasının tirajı üzerine geniş
geniş bilgiye dayalı izahat vermiş ve bilahare de söylediği tiraj rakamların
büyük ölçüde yakalandığını büyük bir umut ve şevkle ilave etmişti. Lakin
bilindiği üzere halkımızın kendilerine doğruları söyleyenleri pek sevmediği
iddiası maalesef bu girişimde de tekrarlanmış ve gazete yayınını
sonlandırmıştır. &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Üniversite
sonrası her birimiz devrin gerçekleri mucibince dört bir yana dağıldık, bir
taraftan günlük dertleri çözmeye çalışıyor bir taraftan da eski günlerin
hatırına binaen birbirimiz arayıp soruyorduk. Devrin iletişim şartları bir
öncesine göre biraz daha ehven olsa dahi bugünkü imkânlarla kıyaslandığında
sıfıra yakın kabul edilmelidir. Bir tarafı ile 12 Eylül tenkil politikaları neticesi
insanlar ses çıkaramaz hale getirilmiş, ses çıkaranlara ise, Mamak, Diyarbakır,
Metris, Adana başta olmak üzere mahpushaneler mekân olmuş, diğer tarafı ile bu
furyadan yırtmış olanlar da Yaşar Kemal’in deyimi ile “zilli kurt” haline
düşürülmüş, iş aş peşine koşarak çaresiz umarsız olmanın da yarattığı bir
savrulma yaşanmaktadır. Bu şartlarda tekrardan görüşebilmeler, bir araya
gelebilmeler genellikle yaşanan tesadüflere kalmıştır. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Seneler
sonra namus ve ahlak abidesi dekanımız bilahare abimiz Agâh Adak ile
birbirimizden habersiz İzmir’de yaşamaya başlamışız… Lakin aileler parçalanmış,
aile bireyleri birbirini görebilmek adına, her daim 1000 km git, 1000 km gel,
marşına tabi olmuş, kimin umuruna… Böylesi bir seyahatte, Agâh Hocanın eşi
değerli ve sevgili Suzan Ablamız ve eşim Adana İzmir seyahatinde, otobüste yan
yan otururlar… Kolay değil, konforu görece düşük otobüsler, uzun molalar vs.
derken yaklaşık 13 saat süren bir yolculuk ve birliktelik. Nereye gidiyorsun,
ne kadar kalacaksın muhabbeti, benim inşaat mühendisi olduğum İzmir’de
çalıştığım eşimin de her fırsatta ziyaretime geldiğinin beyanı üzerine, Suzan
Abla da aynı seyahatleri her fırsatta yaptığını, eşinin de Çukurova Üniversitesi
İnşaat Fakültesi eski dekanı olduğunu ve eşini ziyarete geldiğini söyler… Evet,
ortak noktalar bulunmuş, İnşaat Fakültesi, biri öğrenci, diğeri dekan… Bu ortak
noktalar, öğrenci ve dekan isimlerinin söylenmesine evrilince, kendilerini
evlerinde ziyaret etmemden ötürü Suzan Abla beni iyi tanıdığını söyler…
Bilahare mümkün olduğunca İzmir’de görüşmeye başlıyoruz. Agâh Adak, sadece
başarılı bir akademisyen, öğretim üyesi değil aynı zamanda başarılı bir
hukukçudur da, İzmir’de avukatlık yaparak medarı maişet vapurunu sürmektedir. İzmir’de
avukatlık yapmakta, Baro’nun aktif üyesidir, çeşitli komisyonlarda görev alır,
fikir arz eder iken memleket üstüne kaygıları, duyguları ve katkıları olan
insanlar ile bir araya gelinir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Amerika’nın
“bizim çocuklar” diye takdim ve takdir ettiği, tam da bugünlerde lazım olur
diye önemli mevkilere getirilmesinin hazırlıklarının titizlikle yapıldığı artık
yeterince ve aleniyette bilinen, şimdilerde ise yalandan da olsa yargılanan ve
rütbeleri sökülen general taifesi ve yönetici kadrosu, her gün ellerindeki
silaha güvenerek kendilerine muhalif olan herkese hakaretler yağdırıp, olmadı
tutuklatıp, olmadı işkencelerden geçirip susturmaya çalışırlarken susmayanlar
da vardı. Bunların arasında şüphesiz ki Agah Adak Hocamız da vardı. İnsan
Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi Başkanlığı yaptığı dönem, Türkiye’de askeri faşist
darbe sonrası sivil hak arayışlarının, cezaevi açlık grevlerinin ve ağır
sansürün yaşandığı oldukça riskli ve tarihi bir dönemdir. 12 Eylül’ün ne menem
bir illet ve felaket olduğunu bizzat yaşayarak tecrübe eden Hocamız, yaşanan genel
ve yaygın manadaki insan hakları ihlalleri, Buca ve Aydın Cezaevleri gibi
bölgedeki kritik mahpushanelerde tutuklu ve mahkûmların can güvenliği, sağlık
hakları ve ailelerin engellenen görüş hakların için adliye’lerde, baroda ve
cezaevi önlerinde gözlemci ve savunucu olmaktan da geri durmadı. Gerek Baro’da,
gerekse de İHD’de lüzumlu komisyonların oluşturulup, siyasi ya da adli
gerekçelerle gözaltına alınıp hak ihlaline ve işkenceye uğrayan kişilere hukuki
destek ve danışmanlık yapılmasına çok büyük katkılar koydu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Şüphesi
daha çok şey anlatılabilir, bu namus abidesi, devrimci ve demokrat hocamız
için. Hülasa “mağdurun ve sahipsizin” avukatlığını, bir dönem çıkardıkları gazete
ile sözcülüklerini yapan ve ne yazık ki artık aramızda olamayan Agâh Adak’ı bu
vesileyle derin bir saygı ile anarken eşi çok değerli Suzan Ablamıza da
sağlıklı uzun bir ömür diliyorum. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/7784492066774831604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/7784492066774831604' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/7784492066774831604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/7784492066774831604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/09/agah-adak-abide-adam.html' title='AGÂH ADAK, ABİDE ADAM'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgKUMegYY-VMPBR0HsfleszLcxoaUibaZzlC0FyZQHQx6bjqkAKiAsOMQCo5a82pPXzIAQQKPAR4FZlPme_QxZpxkSk6klyAElJTD6na3nBsDNjTqCEHDmgBOXtAAt1n04-74TQcrdarNDCzrk2C_pKgkBIZWzgW9O3TWzyOasksdZK4HNrMCKsUA=s72-w122-h200-c" height="72" width="72"/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-7759136997541103621</id><published>2026-08-28T23:57:38.303-07:00</published><updated>2026-08-29T07:30:20.792-07:00</updated><title type='text'>ÜMİT AYDİL, DEVRİMCİ BİR SUBAY</title><content type='html'>&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjBFdM6cBtrpESDu4GMxqSqRxczCeXjzvtyIkgNqo6_6y7kZ7Wnh0b5XnWM8wi8Ro530UjRm5gvZIp6NeZfEGRt90djUC5rz2ilh_cQplfbprKPUqliDX0tKmwBmbY6OplLgI1zSAv_5bbZrRON1O8ep-Z1JwX9_3TXRFseui-zQ_o9lmwL0Qa4Jw&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;932&quot; data-original-width=&quot;784&quot; height=&quot;240&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjBFdM6cBtrpESDu4GMxqSqRxczCeXjzvtyIkgNqo6_6y7kZ7Wnh0b5XnWM8wi8Ro530UjRm5gvZIp6NeZfEGRt90djUC5rz2ilh_cQplfbprKPUqliDX0tKmwBmbY6OplLgI1zSAv_5bbZrRON1O8ep-Z1JwX9_3TXRFseui-zQ_o9lmwL0Qa4Jw&quot; width=&quot;202&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Adana,
ikinci köyüm üstüne yazmaya başlayıp, o günlere bir “zap yapınca” neler
hatırladım neler. Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer… Müthiş ve inanılmaz
bir tanışma, mecburi ve ziyadesiyle uzun bir ayrılık, tekrardan tesadüfi
kavuşma ve maalesef ebedi kopuşun, kendimce fevkalade hatıralarımın diğer
tarafı sevgili dostum Av. Vacit Ümit Aydil… Vacit’i de maalesef kabrini ziyaret
ettiğimde öğrendim. Evet, uzunca bir süredir aramızda yok ve klasik deyimle bir
eksiğiz…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Onu
tanıdığımda deyim yerinde ise “zımba” gibi, “çakı” gibi bir üsteğmendi, çelik
yay gibi bir vücut ile tam da Kayseri Hava İndirme Tugayı askeri olmayı hak etmiş
görüntüde gibiydi, bakışlar adeta laser gibi delip geçer cinsten olup, aynı
zamanda tevazunun de doruğu ifadesi olmazsa olmazıdır bu kısa tarifin. Bizim
okulun güvenliğinden de sorumlu bir vazifenin ahlaklı, erdemli, haysiyetli,
namuslu ve şerefli bir öncüsüydü… Öncüydü, çünkü yaratılan iç savaş
koşullarında bırakın layığı ile öğrenci kalmayı, namert ve hain güçlerin liste
ve hedefinden can esirgeyebilmek bile her zaman mümkün olamazken, O tüm diğer
vazife arkadaşlarına, alt ve üstüne rağmen, bizleri adeta gözü gibi esirgedi… Bizler
onun nöbetleri dışındaki vazifeşinas ahlaksızların becerdiği ve kotardığı
namussuzlukları da görünce, kendisinin bir adalet timsali oluşuna her daim
büyük bir saygı ve minnet duyduk… &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Canım
Yurdumun, karabasanı ve kahpeliğin doruğu “Kahramanmaraş Olayları” üstüne,
orada vazifeli olmasına istinaden şahitlik ettiği, dinlediği, gözlemlediği
rezil ve ahlaksız katliamlar, insanlık adına kendisini öylesine yaralamış idi,
her anlattığında titreyen sesi, dolan gözleri hislerinin seviyesini göstermekteydi.
21. Yüzyıla hazırlanan Canım Yurdumun karanlık mahfillerinde tezgâhlanan büyük
oyunun günlük hayatımıza yansımasının neticesi her gün yaklaşık 10 – 15 kişinin
aslında faili malum iken faili meçhule yazılması da kendisini de kahrederdi… Her
muhabbetimizde bu huzursuzluğu ve hazımsızlığı tekraren anlatır dururdu.
Yurdunu tıpkı öncülü abileri gibi canından fazla sevdi, bu uğurda doğruları
teşhis ve tespitte gaflete düşmedi, yaşanan ahlaksızlıkların dehşetini yüreği
burkularak gözledi lakin bu kadar büyük oyunda elinden gelen her şeyi yapmasına
rağmen gücü de yetemezdi… Lakin denizyıldızlarını suya atan çocuğun mutluluğunu
her daim yaşadı ve yaşattı…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İşte
böylesine karanlık güçlerin saldırısı, devrimci güçlerin savunusu ahkâmında
tanıştık bir gün okulda… Memleket meseleleri üstüne ziyadesiyle muhabbetler
ettik, meselelerin kendimizce derinine daldık, kâh umutlandık, kâh efkârlandık,
lakin her daim Nazım Hikmet’in “yeter ki solmasın sol memenin altındaki cevahir”
önermesiyle zinde kaldık… 12 Eylül’ün maksadına matuf “mıntıka temizliği”
babından milyonlarca insanın yaşadığına benzer şeyleri hep birlikte yaşadık,
birbirimizden çok uzaklara düştük... Artık cebren ve hileyle Üniversitemiz, her
bir diğer benzeri gibi zapt edilmiş, dekanlıklar dağıtılmış, personel tard
edilmiş vaziyettedir. Peki diğer kurum ve kuruluşlarda vaziyet farklı mıdır? Zinhar…
Bu kapsamda Ümit Aydil de tard edilmiş, bizler “zindanı ahlak müessesesine”
doldurulmuş, mukabil bir avuç şahsi menfaat hedefleyen yerli mümessil “müstevlilerin
siyasi emelleriyle tevhit ettikleri hedefleri” doğrultusunda muktedirler…
Astıkları astık, kestikleri kestik, devir asmasak da beslesek mi devri olmuş,
ağızlarından çıkan her kelam kanun olmuş… &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yıllar
sonra Namus ve ahlak abidesi dekanımız Agâh Adak, Ümit Aydil ve bendeniz
birbirimizden habersiz İzmir’de yaşamaya başlamışız… Lakin aileler parçalanmış,
aile bireyleri birbirini görebilmek adına, her daim 1000 km git, 1000 km gel,
marşına tabi olmuş, kimin umuruna… Böylesi bir seyahatte, Agâh Hocanın eşi
sevgili Suzan Ablamız ve eşim Adana İzmir seyahatinde, yan yan otururlar… Kolay
değil, konforu görece düşük otobüsler, uzun molalar vs derken yaklaşık 13 saat
süren bir yolculuk ve birliktelik. Nereye gidiyorsun, ne kadar kalacaksın
muhabbeti, benim inşaat mühendisi olduğum, Suzan Ablanın da İnşaat Fakültesi
eski dekanının eşi olduğuna gelir… Birden Suzan Abla beni iyi tanıdığını söyler
ve artık mümkün olduğunca İzmir’de görüşmeye başlıyoruz. Agâh Adak, sadece
başarılı bir akademisyen, öğretim üyesi değil aynı zamanda başarılı bir
hukukçudur da, İzmir’de avukatlık yaparak medarı maişet vapurunu sürmektedir. Aynı
dönemde Ümit Aydil de İzmir’de avukatlık yapmaktadır. Memleket üstüne
kaygıları, duyguları ve katkıları olan insanlar birbirlerini buluyorlar
şüphesiz, hele ki geçmişten benzer mekânı ve şartları yaşamış olurlarsa daha
süratle kaynaşılır…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Neticede;
bölgesel bir gazete çıkarılmaya kadar gider bu buluşmalar ve konuşmalar… Evet,
artık “Demokrat Ege” gazetesinin hazırlıkları başlamıştır. “Farklı Gazete” spotu
ile çıkarılan gazete bölgenin demokrat kesimlerinde umut ve heyecan uyandırırken,
muhalefet ve itiraz istemeyen hâkim kesimlerde de telaş ve korku yaratmıştı. O
günlerde, Hocalığımızdan Abiliğimize terfi etmiş Agâh Adak, gazetenin beklenti
ve hedeflerini benimle paylaşırken duyduğu heyecanı emin olun bugün yaşıyor
gibi hatırlıyorum. Agâh Abimizin akademisyenlikten gelen bilgi ve görgüye
dayalı kararlı görünüşü her daim olmakla birlikte bu kez bu sektörde de etkili
olmuştur. İşte o günlerde birden Gazete Yönetim Ofisinde artık sivilleşmiş Ümit
Aydil’i gördüm, hemen görüşemediğimiz günlerin bize dayattıkları üstüne koyu ve
derin bir muhabbete girdik. Ümit memleket sevdasını bir yandan İzmir Barosuna
bağlı bir avukat olarak, toplumu ilgilendiren her konuda öne çıkmış, rol almış
biri olarak İzmir Barosunun çeşitli komisyonlarında kanun ve yönetmeliklerin
daha çağdaş hale gelmesi için yoğun çabalar sarf etmiştir. Bahse konu askeri
vazife devrinde edindiği mesleki, ahlaki ve akli disiplinin hukukçu
kimliğindeki kararlı hak hukuk adalet arayışı, gazeteye katkı sürecinde
memleket sevdası tüm hayatının özeti olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjuKFGm7hdAQ7Qm28sCpdLI1uuu03J0QZckNgrNoegRrLWaZ2m0w2dpLyEhV6g5P13l1Qp_IfnnoYXlKRHi9AX08Tl9rPJjuxuZT0jLf6DHu3dGcHh4Y32jGVdP4HGU8C-1reWrSXhmSciL_5u_feYToqEJhTdblIKhBpfeY66BbgYHIRbkY2BC-g&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;2000&quot; data-original-width=&quot;1126&quot; height=&quot;240&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjuKFGm7hdAQ7Qm28sCpdLI1uuu03J0QZckNgrNoegRrLWaZ2m0w2dpLyEhV6g5P13l1Qp_IfnnoYXlKRHi9AX08Tl9rPJjuxuZT0jLf6DHu3dGcHh4Y32jGVdP4HGU8C-1reWrSXhmSciL_5u_feYToqEJhTdblIKhBpfeY66BbgYHIRbkY2BC-g&quot; width=&quot;135&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Kendisini,
saygı ile yâd ederken, gerek gazete gerekse de hukuk alanında kendisine çok
büyük destekler veren önce Hocam, sonra da Abim olan ve maalesef artık aramızda
olamayan Agâh Adak’ı da bir kez daha minnet ve hürmetle hatırlıyorum. Ve İzmir
Barosunun, Ümit’in vefatının bir seneyi devriyesinde kendisini Tuğrul Tanyol
şiiriyle anmış olmasını hatırlıyorum ve Namus abidesi bu 2 dosta ithafen, o
şiiri ben de tekrarlıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Zaman sesini yükseltiyor
şimdi seyrelmiş otların arasından&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kıyıya yanaşan kayıklardan
iniyor&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kalabalık, gölgesini ardında
bırakıp&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Usulca bir imgeye dönüşüyor&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Irmağın buzları erirken
ötelerde&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Son kez dönüp bak, geride
bıraktığın izleri topluyor çocuklar.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ümit
için, diyebileceğim en son laf da büyük usta Yaşar Kemal’in; “İnsan evrende
gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar” sözü olsun. Derin ve bitimsiz
saygılarımı arz ediyorum, hem ona, hem de namus abidesi hocam ve dekanımız ve
dahi Abimiz Agâh Adak’a. Bir ayrı yazıda da Agâh Adak ile hatıralarımı
paylaşmak istiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/7759136997541103621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/7759136997541103621' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/7759136997541103621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/7759136997541103621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/08/umit-aydil-devrimci-bir-subay.html' title='ÜMİT AYDİL, DEVRİMCİ BİR SUBAY'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjBFdM6cBtrpESDu4GMxqSqRxczCeXjzvtyIkgNqo6_6y7kZ7Wnh0b5XnWM8wi8Ro530UjRm5gvZIp6NeZfEGRt90djUC5rz2ilh_cQplfbprKPUqliDX0tKmwBmbY6OplLgI1zSAv_5bbZrRON1O8ep-Z1JwX9_3TXRFseui-zQ_o9lmwL0Qa4Jw=s72-c" height="72" width="72"/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-1189284281748045655</id><published>2026-08-22T09:06:14.245-07:00</published><updated>2026-08-22T11:21:31.618-07:00</updated><title type='text'>ADANA’DA İLK GÜNLERİMİN MAHALLESİ VE EVİ</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEijz8of4qcMZGBwEmVRaxBgFKq2ZbrUaI8pLQ6fDRgKk5z39E7xCmLU-7ulkO2Sm-lNzvkDzVc7LyyYWsnvWN6k__Y00ZRJ5EgSQH2_IkIK40fu2Nw5iwtXTd0iAqM0c9wG_RhR_QPjz8An8OUUvIcBKgjlfWd_XEt2dmMAHu6CcTGhUEgCM7jARg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;640&quot; data-original-width=&quot;480&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEijz8of4qcMZGBwEmVRaxBgFKq2ZbrUaI8pLQ6fDRgKk5z39E7xCmLU-7ulkO2Sm-lNzvkDzVc7LyyYWsnvWN6k__Y00ZRJ5EgSQH2_IkIK40fu2Nw5iwtXTd0iAqM0c9wG_RhR_QPjz8An8OUUvIcBKgjlfWd_XEt2dmMAHu6CcTGhUEgCM7jARg=w150-h200&quot; width=&quot;150&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Adana’ya
ilk kez gelişim 1976 senesi Eylül ayıdır, İnşaat Mühendisi olma hayali ile
kayıt yaptırmak için… Adana, İzmir ve Ankara’dan sonra gördüğüm, Canım Yurdumun
dördüncü büyük şehri olarak bize öğretilen, aslına bakarsanız da mülki amirler
başta olmak üzere &lt;/span&gt;&lt;b style=&quot;font-size: 14pt; mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“dünyanın en büyük
köyü”&lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt; olarak isimlendirilen, bana göre ise &lt;/span&gt;&lt;b style=&quot;font-size: 14pt; mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“fahiş tezatların, fahiş birlikteliğinin başkenti”&lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;dir. Canım
Yurdumun en zengin insanlarının da, en mühim film yapımcı ve oyuncuların da, en
mühim edebiyatçılarının da, çoğunluktaki en yoksul insanların da, bir arada bulunma
ve yaşama mecburiyeti, feodal dönemde sineye daha kolay çekilir iken kapitalist
dönemde sineye çekilemez oluyordu… Muhteşem bir malikânenin hemen dibinde,
yoksunluğun ve yoksulluğun adeta zirvesi sayılabilecek gecekonduların (esasen
de konduğu dahi telaffuz edilmemeli) bulunması bile bu mecburiyetin en mühim
cüzüdür. Üstüne de “Küçük Amerika” olacağız teraneleriyle esasen de NATO’nun
doğu sınırı koruması üstlenmek uğruna Canım Yurdumun askeri üslerle
doldurulmasından şüphesiz ki “Güzel köyüm Adana’da” nasibini alır. Artık
sokaklarımızda, sadece gece lambaları değil gündüz lambaları da seyr ü
seferdedir. Kâfi miktarda tenakuz var iken bir sosyal ve kültürel hatta
iktisadi tenakuz da sokakları kaplar olmuştur. &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Eskiistasyonun
terk edilip yenisine vasıl olununca, çok sonraları da olsa paralel ihdas ve
inşa edilen Atatürk Caddesi, Ziya Paşa ve Gazipaşa Bulvarları devir itibariyle
prestij ve statü sayılan apartman hücumuna uğrar lakin ticaret ve maişet mekanlarının
mevzii sabit kaldığından mezkur içiçelik kaçınılmazdır. En zengin ile en fakir
bir aradadır, sulh, salah ihdası beklense de polarizasyon kaçınılmaz içten
içten zuhur etmektedir. Kısa vadede karşılıklı duygu ve düşünce birikimi sosyal
huzursuzluklara sebep olmamakla birlikte uzun vadede mezkûr birikimlerin farklı
sonuçları kaçınılmaz olmaktadır. Adana’da modern hayata mütenasip orta sınıf
tercihi evlerin bulunduğu diğer bölge de, Şakirpaşa Havaalanına yakın
konuşlanmış, Güney Sanayi Evleri ile Emek Mahallesi Evleri olarak
bilinmektedir. Şakirpaşa Havaalanından Trafik Şubesi cihetiyle, şimdiki E-5 karayoluna
bağlanan yolun sol tarafı tamamen Havaalanı, sağ taraf ise, yol boyunca adeta
tren katarı tadında dizilmiş, her birisi iki katlı, bahçeli ve devrin
gösterişli ve konforlu, herkesin gıpta ile baktığı, evsizlere hayal kurduran &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Güney Sanayi Evleri”&lt;/b&gt; ve “Sigorta
Evleri” olarak da bilinen &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Emek Evler”&lt;/b&gt;
ki, Güney Sanayi Evleri ile İstiklal Mahallesi arasında konuşlanmıştır. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Baklava dilimi şeklinde planlanmış sokakları,
blokların aralarında nispeten geniş yeşil alanlar ile eğleşme mekânları olması
hasebiyle de nispeten modern hayatı yansıtan bir görüntü vermektedir. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Adana’nın
diğer bölgeleri ise, her bir dalganın çok farklı sebepleri olmakla birlikte yüzyıllardır
dur durak bilmeyen göçlerin nihai hedefidir. Açıkçası Adana tarımsal ve
endüstriyel iş alanlarının oluşturduğu müthiş cazibeye de sahiptir ya, esasen muktedirlerin
ucuz işgücü deposu yaratma azmiyle Adana’yı adeta &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“taşı toprağı altındır”&lt;/b&gt; takdimine matuf müstevlileri lehine muratlarına
ermektedirler. Artık, öncelikleri sadece az da olsa maişete tasvip para
kazanabilmek maksadı olan yığınlar, çalışabilmek uğruna tercih edilmeyi
beklemektedirler… Maksat hâsıl olmuştur, netekim… &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Lakin
yaşam alanları hiç de ilk bölümde verilen fotoğrafı tatbik ve tasdik etmemiştir.
Teşekkül eden mahalleler sürekli gelenler ile bir taraftan yatayda büyürken, diğer
taraftan mevcut mekânlar ise ihtiyaca binaen bölünerek çoğalmaktadır. Evler
adeta birbiri üstüne yığılmış vaziyettedir, bütün teknik imkânlar da yeterince
uzaktır, mezkûr mahallerden… Evler genellikle 1,5 katlı, birinci buçuk kat
kerpiç, ikinci kat ahşap, önlerinde herkesin müşterek kullanımına haiz,
zeminden ahşap bir merdivenle ulaşılan “hayat” denilen üstü kapalı lakin yanlar
açık bir mekân, zemini kil ağırlıklı ve sıkıştırılmış toprak avlu, avlunun uzak
köşesinde fosseptik üstü “helası” bulunan, sokak ile irtibatı ise yine kerpiç
bir duvarla eğreti vaziyette tesis ve temin edilerek kesilmiştir. 1970’li
senelerin Adana’sındaki ev stoku ağırlıklı bu vaziyettedir. İşte ben de Adana’ya
ilk geldiğim 1976 senesinde, çok kısa bir süre hemen bir ev bulabilme planına
sadık ucuz bir otelde kaldıktan sonra, Hurmalı Mahallesindeki bir ara sokakta mezkûr
evlerin birinin, “birinci buçuk” katında esasen yaşamak için planlanmamış, ihtimal
de plansız inşa edilmiş bu yapının bir yarı depo tadındaki odasına yerleştim. Evet,
artık bir odam vardı, lakin ihtiyaç olan mutfak düzeneği, banyo ve tuvalet
düzeneği maalesef yoktu. Mevcut maddi imkânlarda bundan ötesine mütenasip
değildi. Esasen banyo düzeneği tüm mahalle içinde aynı şartlardaydı. O güne
kadar çok duyduğum lakin ilk kez bu kadar yakından şahit olduğum “hamam
sefaları” ile nihayet tanıştım. Genellikle haftada bir gün gidilen hamamlar vasıtasıyla
insanlar yunuyordu, arınıyordu, anlatılanlara göre… Adana sıcağında haftada bir
gün banyo, inanılır değil lakin gerçek… Gerçi belki insanlar bu kadar terlemiyorlardı,
terleseler dahi anatomileri ve onu destekleyen beslenme düzen ve rejimleri
sayesinde etrafa rahatsız edici koku vermiyorlardı, bilemiyorum gayri… Ben
hamam düzeneğini kendime münasip bulmadığımdan, küçük tüp üstünde tencerede
ısıtılan su ile yeterli büyüklükteki plastik leğen içinde duş alıp, atık suyu
da bahçeye gece saatlerinde çıkıp çaktırmadan serpmek suretiyle def ettiğim bir
usul ihdas ettim. Muhtemelen herkes yapılanı çakıyordu ama bu körpe ve naif
gence ilişmeyelim faslından olacak kimse ses etmemişti, orada kaldığım sürece. Düzensiz
olmakla birlikte sıkılaştırılmış ya da zamanla kendiliğinden sıkışmış kil zemin
artık beton gibidir ve geçirimsizdir, dökülen her bir litre su orada bir vakit
kalmaktadır. Hele yağmurlu havalarda, adeta havuzu andıran bir bahçedir. Tek
bir ağaç yoktur, tek bir çiçek yoktur olsa da kim bakacak, kim ilgilenecek o
ortamda… Hela (tuvalet) bahçenin uzak köşesinde demiştim ya, o fasıl da müthiş
bir fasıldır. Genellikle sabah saatlerinde elinde ibrikleri ile sıranın
kendisine gelmesini bekleyenler, içeride ise dışarıda sıradakileri ve onların
işitme kabiliyetlerini düşündükçe terleyen insan olmanın hiç de tercih
edilmediğini söyleyebilirim. Mesela benim def-i hacet rejimim sabahtan gece
yarısına kaymıştı… Kullanma suyu ise fosseptik yakınında “vurulmuş tulumba”
marifetiyle temin ediliyordu, olsun toprağın sonsuz ve merhametli filtreleme
kabiliyet ve vazifesi vardı ya, mezkûr ibriklerde doldurulurken hafiften bir
sırada orada oluşuyordu… Adeta Yahudilerin “Kortejo evlerinden” mülhem,
Komünizmin “komünal evlerine” ilham… Bu hayata ve şahitliklere ilave edilecek
şüphesiz ki binlerce detay daha var, adeta bir kitap oluşturacak miktarda, lakin
kiyafet-i nakli vaka, diyelim…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Mahallemiz,
Adana’nın tam merkezidir, E5 Karayolu öncesi, Mersin Ceyhan, Antep bağlantısının,
Eskiistasyon önünde uzanan şimdiki adı Kurtuluş Caddesi marifetiyle Kuruköprü’ye,
oradan Özler Caddesi marifetiyle Küçüksaat’e, oradan da Abidinpaşa caddesi ile
Tarihi Taş Köprüye vasıl olup, ziyadesiyle debisi ve genişliği heybetli olan Seyhan
Nehri geçilmek suretiyle temin edildiği bazı kaynaklarda yazılmaktadır. Şüphesiz
ki Hergele Yolunun daha önceleri mezkûr bağlantının ana unsuru olduğunu
unutmayalım. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Şimdiki Kurtuluş Caddesi üzerinde,
Kuruköprü cihetinde sol cenahta kalan Sümerbank’ın teşhir vitrinleri vardı,
akşamları ışıl ışıl parlayan bu vitrinlerin ihtiyaç sahiplerinin ve özenenlerin
durup durup baktıkları önemli bir yer olduğunu hatırlıyorum. Kuruköprü’ye
varırken hemen sağda meşhur şalgamcı &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Ali
Göde’nin” &lt;/b&gt;mekânı vardı ki burası hala faaldir bildiğim. Tezgâh üstünde
çeşit çeşit turşular takdim ve teşhir edilir, buzlar marifetiyle ehven soğutulmuş
şalgamın, tercih edenlerin taneli, acılı ve turşu sulu karışımı ile de satışı yapılırdı
ve harikaydı… Kuruköprü 24 saat hizmet veren çorbacılarında mekânıdır ve ziyadesiyle
de meşhurdur bu çorbacılar,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial, sans-serif; font-size: 14pt; text-align: left;&quot;&gt;en meşhuru da Toros Paça Salonuydu&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;. Lakin bu hizmetlerden kısa bir vakit sonra mahrum
kalmıştık çünkü daha önce aktardığım ekonomik tenakuzların ve farklılıkların
sert ve acımasız siyasi mücadelelere evrilmesi neticesinde devrimcilerin kolay
gidemedikleri bir meydandır orası artık… Gidilemeyen yer, sağa 100 metre, sola 350
metre, yukarı 50 metre gibi ziyadesiyle küçük bir alan olmakla birlikte,
sıkıntılıdır. Bu alan içine maalesef o vakitlerde tek öğrenci yurdu da dâhildir
ve orada kalmak asla bizim planımız içinde olmamıştır. &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/1189284281748045655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/1189284281748045655' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/1189284281748045655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/1189284281748045655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/08/adanada-ilk-gunlerimin-mahallesi-ve-evi.html' title='ADANA’DA İLK GÜNLERİMİN MAHALLESİ VE EVİ'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEijz8of4qcMZGBwEmVRaxBgFKq2ZbrUaI8pLQ6fDRgKk5z39E7xCmLU-7ulkO2Sm-lNzvkDzVc7LyyYWsnvWN6k__Y00ZRJ5EgSQH2_IkIK40fu2Nw5iwtXTd0iAqM0c9wG_RhR_QPjz8An8OUUvIcBKgjlfWd_XEt2dmMAHu6CcTGhUEgCM7jARg=s72-w150-h200-c" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-1465987652420308573</id><published>2026-08-13T10:23:58.346-07:00</published><updated>2026-08-13T10:24:32.103-07:00</updated><title type='text'>HERGELE YOLU ADANA</title><content type='html'>&lt;p style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEg1KQkpHh5d4hR-vQ2suniuftmo5I85wKGYF1rd1W_Be-SzQMOrxntW54noJsWe9JBNZWRzHW4ID9H6BV7a3OeopGkWnYHxeVYk2BRh_ei5oxXUuvMKfk4aseZdB0o4d37ZVECvV0Kdg9lu_wD91nHNv_FXoIt87w3S6OQhwQhA7aRcGVpxRBeSPg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;806&quot; data-original-width=&quot;1080&quot; height=&quot;149&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEg1KQkpHh5d4hR-vQ2suniuftmo5I85wKGYF1rd1W_Be-SzQMOrxntW54noJsWe9JBNZWRzHW4ID9H6BV7a3OeopGkWnYHxeVYk2BRh_ei5oxXUuvMKfk4aseZdB0o4d37ZVECvV0Kdg9lu_wD91nHNv_FXoIt87w3S6OQhwQhA7aRcGVpxRBeSPg=w200-h149&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Duran
Aydın’ın “Hergele Yolu İstiklal Mahallesi’nden tozu alınmış yıllar” adlı
kitabını okudum, bendeki etkisi tek kelime ile müthiş… Adana’ya ilk defa
gittiğimde bir süre ikamet ettiğim, gezdiğim, alışveriş ettiğim yerler tam da
benim ilk defa gördüğüm yıllar itibariyle, neler hatırladım neler… Emin olun
tam da klasik ifadeyle ”hayali cihan değer” babından… Tam da benim meşrebime
yazılmış sanki… Teşekkürler Duran Aydın, sayende o senelere hayalimde seyahat
ettim, çok duygulandım, çok mutlu oldum…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Heyamola
Yayınları; “Kentler Dizisi” adı altında, edebiyatçılar, sinemacılar, şairler,
gazeteciler, tiyatrocular, tarihçiler, şehir plancıları ve arkeologlar
tarafından, birlikte ya da ayrı ayrı olmak üzere yazılmış, mezkûr kentin,
doğup-büyüdükleri semtlerinin, başta ve öncelikle kendi anıları olmak üzere
çocukluk, gençlik ve öğrenim hayatlarını ve semtin sosyal, siyasal, ekonomik,
kültürel, sportif ve demografik hayatı üstüne gözlem, söyleşi, hatıra, beklenti
ve özlemlerini yansıttıkları bir dizi kitap yayınlamışlar. Heyamola Yayınları
amaçlarını şöyle özetliyor: &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Kentlerimiz
hızla fiziksel ve sosyal değişime uğruyor ve yaşanılanlar kaydedilmediği için
hızla unutuluyor. Buradan yola çıkarak o kentlerde ve semtlerde doğan yazarlara
ulaşarak, kendi yaşamlarından yola çıkıp, bir bakıma kendi ve kentinin
özgeçmişini kaleme almalarını talep ediyoruz. Ve sonuçta ortaya çok başarılı
kitaplarla birlikte paha biçilmez bir arşiv oluşuyor.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;
Alkışlarımız bu çalışmalar nedeni ile Heyamola yayınevine…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kitap,
şimdilerde artık maalesef imar rantına kurban, binalar, fabrikalar, yollar,
çarşılar ve buralara hayat veren insanlar ve insani faaliyetler üzerine
duygusal ve nostaljik fonda Adana Kentinin tarihine, kentsel ve toplumsal
değişim ve dönüşümüne, insan tipolojisine ve kültürüne, büyük ölçüde artık
hatırlanmayan değerlerine detaylı ve kocaman bir ayna tutmaktadır, bana göre…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kitaba
adını veren “Hergele Yolu” kitabın dibacesinde şöyle takdim edilmektedir; “&lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Şimdilerde ‘Güney Adana’dan sayılan, o
zamanlar kentin tam da göbeğinde gidip gezmeye bile çekindiğimiz Yüzevler,
Reşatbey Mahallesi, Atatürk, Ziyapaşa, Gazipaşa Bulvarı gibi ‘zengin
semtlerinde’yse kendimize yabancı ve uzak saydığımız para babaları,
pamuk-buğday tüccarları, ağalar, çiftçiler yaşardı.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Tatlı bir mayışmayla birlikte
gözkapaklarımızı ağırlaştırıp öğle sonu uykularının tadını da kaçıran, yapış
yapış terden cımcılık olduğumuz bitmek bilmez yaz aylarında; sanki bir tek
buralarda, ‘bizim mahallelerde’ böylesine yoksulluk içinde yaşanırdı. O
yoksulluk bir de o yakıp kavurucu ‘sıcağı kıran’ yer yer sağlı sollu
okaliptüslerin gölgelediği Hergele Yolu’nda; bilinmez bir ressamın karakalem
tablosunda, yol kenarına teyellenmiş kerpiçten barakalara resmedilmişti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Artık ‘Bakımyurdu Caddesi’
olsa da adı, orası yine ve her zaman bizim için ‘Hergele Yolu’ydu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kuruköprü’den yüz elli, iki
yüz metre kadar güneye yüründüğünde ilk kavşaktan sağa dönüşte başlayan, Adana
Şakirpaşa Havaalanı’na varmadan ucu görünen ‘bizim Hergele Yolu’muz…’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yolun, havaalanı yapılmadan
çok önceki yıllarda, kesintisiz olarak arazinin ortasından Tarsus yönünde
ulaşımı sağladığı, biz yaştakilerin bilemeyeceği, o yılları yaşayanların
anlattıkları arasında.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Hergele
Yolu’nun “Bakımyurdu Caddesine” evrilmesini de yazar şöyle aktarmaktadır; “&lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Hergele Yolu’nun “Bakımyurdu Caddesi”
adıyla kayıtlara geçip bugünlere uzanışının öyküsü; Doğumevi ve Nuri-Zekiye Has
İlkokulu’nun olduğu yerde bulunan “Bakımyurdu”ndan besleniyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Halkın “Darülaceze” diyemeyip “Dellaze”
dediği “Bakımyurdu”, 70’lerde Döşeme Mahallesinde Yazlık Esendam Sineması
yakınlarıydaydı. O yıllarda kısa donlu bir çocukken daha; penceresindeki demir
parmaklığa yüzümü dayar, kadın erkek demeden saçları “sıfıra vurulmuş”, grisi
solup tanımlanmayacak bir renge bürünmüş entarili insanları acınarak izlerdim. Avluda
amaçsız gezinen, koşan, bağıran, belirli bir noktaya gülerek bakan, kendince
karşısındaki “birileriyle” konuşan bu hasta insanlarla dalga geçen, alay
edenler olurdu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Darülaceze, sonralarda “Kuzey
Adana”da, Kurttepe Köyü yakınlarında bir yere konuşlandı, adına da Adana Ruh ve
Sinir Hastalıkları Hastanesi denildi”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kitap,
ayrıca Adana Sinemaları ve Sinemacıları içinde adeta bir yıldızlar geçidi
oluşturuyor. Başta Yılmaz Güney olmak üzere, gerek filmlerde akıllarda kalıcı
rollere imza atmış, gerekse adeta bir yazlık sinema cenneti olan Adana’nın mezkûr
bölgesine düşen sinemaların tek tek zikredilmesi… Müthiş ötesi, göz buğulatan
anılar… Sinema deyince bizim kuşaktan bilinen tüm isimleri bilmeyen yoktur
eminim. Yazlık sinemaların inanılmaz tılsımlı çekiciliği nasıl hatırlanmaz. Sinemalardaki,
sonradan adlandırılmalarına benim de şahitliğim olan, beyaz, sarı ve kara
gazozların, açacak şişeye sürtünürken çıkan seslerin yarattığı cazibeye kapılmayan
yoktur. Kaynatılmış karpuz çekirdeğinin, ayçiçeğinin bu içeceklere ortaklığı ve
oluşan lezzetin hala çaktırmadan dilimizin ilgili bölümünde hissedilir olduğunu
zannediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kitaptan
beni çok eskilere götürüp duygulandıran bölüm, özellikle çizgili pijamaları ile
un taşıyan hamalların benzerini, İzmir Kordon girişindeki mavnalardan çuvallar
içinde kum çakıl taşıyan hamalları hatırlayınca oldu. Niye duygulandıysam
artık, ama öyle… İşte bu paragraflarla sona geliyorum…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Çok öncelerden, hazin bir
kederle anımsanan, toz toprak içindeki daha asfalt katranının bulaşmadığı parke
taşı Hergele Yolumuz… Fayton ve tek atlı araba tekerlek seslerinin, at nalı
tapırtıları ve koşumundan yükselen müziğin, hüzünlü ve uzak resimlerden
kulağımıza çalındığı… Bilinir ki bir duvar oyuğunda, paslı bir çinko damın
oluğunda, bir demircinin örsüne inen çekiç sesinde, sırtına yaslandığı kahvenin
duldasında, içindeki ustasıyla unutulmuş kalaycı barakasında, ne bileyim bir
yerlerde, uzaklardan ağır usul gelen yoksul arabacı türküleri gizlidir… Sisler
arasında üstü başı un içinde pijamalı hamallar, yaşlı bir kamyondan Tanoğlu
Ekmek Fabrikası’na koşaradım un çuvalları indirir… Sekizgen köylü kasketi
kaşlarına yıkık babam, Güney Sineması’nın altında Ülker’in deposundan, o günkü “rızk”ımızı
çıkarmak için teneke teneke bisküviyi at arabamıza yükler… Bakıldığınca görülür
ki o çocukluk yıllarımda bana dünyanın en uzun yolu gibi görünen “Güney Adana’da
bir kıyıdaki Hergele Yolu’nda, şimdilerde esnafının hiç de iyi işler
yapamadığı, eskiyi çok aradığı günler yaşanır”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Hele
mahallenin girişinde bulunan Kemal Matbaası ki Canım Yurdumun en uzun grevine
sahne olmuş bir işyeri olup çalışanı arkadaşımız Esat Çağlayan (Kel Esat) sebebiyle
grev çadırı ziyaretleri kabilinden sık uğradığımız bir yerdir. Adana’da bulunan
Kemal Matbaası’nda 1970’li senelerin sonlarında DİSK’e bağlı Basın-İş Sendikası
marifetiyle gerçekleşen mezkûr grev, Türkiye İşçi Sınıfı tarihinde sınıf
sendikacılığının önemli ve örnek grevlerinden en önemlisidir. İşverenin baskı
ve sömürüsüne karşı toplu iş sözleşmesi hakkı ve sosyal haklar talebiyle
başlatılan grev, işçilerin kararlı tutumuyla ses getirmiş olmasına rağmen 12
Eylül ile işveren lehine neticelenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kitabın
beni ziyadesiyle etkilemiş olmasının muhtemel sebeplerinden birinin de
üniversite yıllarımın başlangıç günlerinin mezkûr bölgede geçmiş olması olmalı,
oradaki hayatı ve yaşadığım evi bir başka yazımda anlatmak istiyorum,
becerebildiğim kadarıyla, bakalım…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/1465987652420308573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/1465987652420308573' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/1465987652420308573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/1465987652420308573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/08/hergele-yolu-adana.html' title='HERGELE YOLU ADANA'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEg1KQkpHh5d4hR-vQ2suniuftmo5I85wKGYF1rd1W_Be-SzQMOrxntW54noJsWe9JBNZWRzHW4ID9H6BV7a3OeopGkWnYHxeVYk2BRh_ei5oxXUuvMKfk4aseZdB0o4d37ZVECvV0Kdg9lu_wD91nHNv_FXoIt87w3S6OQhwQhA7aRcGVpxRBeSPg=s72-w200-h149-c" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-8695136919321997406</id><published>2026-08-06T04:34:21.654-07:00</published><updated>2026-08-06T05:37:11.308-07:00</updated><title type='text'>KAYSERİ ŞEHİR KÜTÜPHANESİ – SURP ASTVADZADZİN KİLİSESİ</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjnzgjP1in0polezsH4Qr0Z6KG1hoXelzlGY1kLWqo415215iTy4AqL_HGq2kPJ3ScIbxsVn7iZZFmfWpYzn6BDBMgWpctbWO8abql0MCq9IyGxS5edFaE1wqD19Fn-TmD30cZGnZaNbOop6TpeGsFlQiLYx9dOKOQhztKGWhYxm0IXdTGZEr2-Pw&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;722&quot; data-original-width=&quot;1134&quot; height=&quot;127&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjnzgjP1in0polezsH4Qr0Z6KG1hoXelzlGY1kLWqo415215iTy4AqL_HGq2kPJ3ScIbxsVn7iZZFmfWpYzn6BDBMgWpctbWO8abql0MCq9IyGxS5edFaE1wqD19Fn-TmD30cZGnZaNbOop6TpeGsFlQiLYx9dOKOQhztKGWhYxm0IXdTGZEr2-Pw=w200-h127&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Canım
Yurdumu geziyorum, seviyorum, son derece keyifli hatta o kadar keyifli ki, daha
evvel birkaç kez gittiğim yerlerde bile çok eksik bıraktığım yerler çıkıyor,
oraları ziyaret etmek, eksiğimi tamamlamak keyiflendiriyor. Oysaki geziye
çıkmadan önce ciddi ciddi çalışıyorum, kilometreler, varılacak yerlerde
geçirilecek süreler, hava durumları başta olmak üzere bir sürü detaylara
bakıyorum aklımca, hazırlanıyorum. Lakin her vakit her plan eksik kalıyor, bazen
zaman planlanmasındaki aksaklıklar, bazen hava şartlarının ani değişikliği,
restorasyon çalışmaları, deprem zararlarına bağlı kapalı olma halleri, tatiller
gibi öngörülmeyen sebeplerle çok eksik faaliyet veya gezi gerçekleşiyor. Bu manada
Kayseri’de daha önce eksik kalan “Surp Asdvadzadzin (Meryem Ana) Kilisesi” ziyaretini
bu sefer gerçekleştirdim lakin artık kilise olarak değil “Şehir Kütüphanesi”
olarak hizmet vermekte iken… Evet, Kayseri Büyükşehir Belediyesi, uzun senelerce
kültür merkezi, dil ve müzik kur merkezi, depo, sergi salonu, belediye zabıta
merkezi ve spor salonu olarak kullanılan bu güzel ve nadide mimari eseri
yeniden düzenleyerek kütüphane olarak kullanıma açmış. İçerisini kısa süreli
dahi olsa “bir bakıp çıkacağım” faslından da görmek mümkün değilmiş, mecburi
üye oldum, makul bir süre içerisinde hazırlanan üye kartımı alarak turnikeden okutarak
giriş yaptım. Son derece güzel bir ortam izlenimi veren kütüphane deyim yerinde
ise tıklım tıklım ve genellikle öğrenciler tarafından oldukça yoğun
kullanıldığını anlıyorum, görevlilerden ve gözlemimden. &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Evet,
üye olduktan sonra, Kütüphanenin içine girdim dedim ya, çok hızlı bir şekilde
kitap tercih ve sunumlarına olabildiğince hızlı baktım. Özellikle ilk kattaki
kitap raflarını, zamanın ve gözümün elverdiğince inceledim. Envanter de, benim
daha zengin ve geniş bir arşiv beklememe rağmen yine de azımsanmayacak
vaziyettedir. Gözüme, Nazım Hikmet’ten, Karl Marks’a, oradan Yaşar Kemal’e,
Baskın Oran’a, bir tane olsa bile Mahir Çayan (e kitap) adlı eserler çarptı. Mesela,
Karl Marks’ın Kapital adlı eserinden birkaç adet gördüm, enteresan. Hani,
uyanık kütüphane yöneticileri ya da onların daha üst yöneticileri, kayıtları
içine bu kabil eserleri alırlar lakin “okuyucuda” numarası ile de depoya
kaldırırlar ya, mezkûr eserler için söz konusu olmadığı görünmekte. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgmcd5fgjlTQsKOnSjrZbOt9wGvm3XbCPrhPnfqFKY4s0nWZ8m5pxbmQXtzoTvIiRqaPxsWEWSr2VCmAl9aYhZwhC8XQi-tzoWh-uvb8aH0HXeoyhL5b4Pgt3zJeoAf113KgkOWos_039C7C_FZsbRsMMKXfyQBD_Iqtj0r1Ea7ULqybnUmHwtsKw&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1050&quot; data-original-width=&quot;1400&quot; height=&quot;150&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgmcd5fgjlTQsKOnSjrZbOt9wGvm3XbCPrhPnfqFKY4s0nWZ8m5pxbmQXtzoTvIiRqaPxsWEWSr2VCmAl9aYhZwhC8XQi-tzoWh-uvb8aH0HXeoyhL5b4Pgt3zJeoAf113KgkOWos_039C7C_FZsbRsMMKXfyQBD_Iqtj0r1Ea7ULqybnUmHwtsKw=w200-h150&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Kilise
için yazılan genel tanıtımlarda 1800’lerin ilk yarısında inşa edilmiş denmiş
olsa da, Kütüphanede dağıtılan broşürde 1618 yılında Kayseri’ye gelen Polonyalı
bir seyyahın seyahatnamesinde yer aldığı beyan edilmiştir. Demek ki kilise 1618
senesinden önce inşa edilmiş ve ondan sonra yapılan her şey genişletme,
düzenleme ve tamir onarım faslındandır. Kilise, bazilika (dikdörtgen) plana
haiz olup, merkezde ana nef (ana salon) sağlı sollu 4’er güzel korunmuş ya da
restore edilmiş kolon marifetiyle ayrılmış 2 görece küçük nef’ten ibaret şirin
görünümlü bir yapı. &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Ana nef, merkezinden
oldukça geniş ve ferah pencerelerle kapatılarak üzerine kubbe oturtulmuş olup
yan nefler ise tonozlarda kapatılmış vaziyettedir. Dışarıdan ise yapı klasik
bir kesme taş yapı, yani klasik Ermeni taş işlemeciliği… Özellikle de kubbenin
dışarıdan görünümü taş işçiliğinin en sıcak tatbikatını sergiliyor adeta. Dış
cephedeki son derece karakter uyum ve ahenk arz eden, aynı taşın farklı
tonlarının adeta bir desen oluşturma tadında, yer yer kabartma figürlerin de yerleştirilmesiyle
gözü okşayan, aklı etkileyen, hafızayı güncelleyen bir yapısı var. Dağıtılan
broşüre istinaden anlıyoruz ki, mülkiyetinin Gençlik ve Spor Bakanlığına ait
olduğu ve 2012 senesinde bir protokol ile Kayseri Büyükşehir Belediyesine tahsis
edilmiş. Mezkûr broşürde yayın sayısı çok daha az gösterilmesine rağmen web
sitesinde yer alan bilgiye göre yaklaşık 215.000 basılı kitap, yaklaşık 27.000
e kitap ve süreli yayınlar bulunduğu bildirilmektedir. Anladığım kadarı ile
öğrencilere bilabedel çay, çorba ve su servisi de yapılmaktadır ki bu öğrenci
yoğunluğunu izah etmede işi kolaylaştırıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bana
göre, kentleşme büyük büyük caddeler, meydanlar açmak, beton yığınlarını adeta
göğü delercesine yükseltmek olmamalı, olmaz da. Kentlere kişiliğini,
karakterini ve ruhunu veren geçmişin ve eskinin korunarak, hatırlama ve hatırlatma
değeri yüksek eserlerini korurken esasen de asli faaliyetin aslına münasip
geliştirilmesi ve güzelleştirilmesi olmalıdır. Eski kilise, mektep, cami, kale,
kervansaray gibi yapılara kalıcı mahiyette sergi salonu, müze, kütüphane, otel
benzeri fonksiyonlar yüklenmesi mezkûr yapıların kısırlaşmasına, ruhuna ve karakterine
aykırı atmosfer istihsaline sebep olmaktadır. Kentlerin hafızasına katıksız saygı
gösterilmeli, yenileme, dönüşüm, düzenleme gibi gerçekçi olmayan buram buram
rant kokusu veren nitelendirmelerle örtülerek faaliyet yürütülmemelidir. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Hani, kent için zaman ve mekân kompozisyonuyla
yaratılan insani aidiyet, düşünce ve ruh derinliği ve zenginliği, hatırlama ve
hatırlatma, kültür ve sanatın medeniyete vites arttırması marifetiyle
şekillenen mimari ihtiyaçlar düzenlemesi tanımı yapılır ya, geçmişin geleceğe layıkı
ile taşınması adına, işte tam da o… Karar vericiler asla ve kat’a unutmamalılar
ki; kentler bize emanet ve bizde kentlere misafiriz… Bizden öncekiler olduğu
gibi bizden sonrakiler de olacaktır. Bu manada yetkimizi aldık deyip her şeye
kadir ve muktedir olmak yerine her şeye saygı ve sahiplenme ile ilerleyelim,
derim…&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Evet,
netice itibariyle mezkûr Kilisenin yıkılıp gitmediğine mi sevinsek, kütüphaneye
dönüşmüş olmasına mı üzülsek, bilemedim, hakikatten… Depo yerine kütüphane
olması şüphesiz ki daha manalı gelebilir lakin neden orijinal halini
koruyamayız bu kabil yapıların bilemem… Efendim yeterli cemaat yok bu sebeple “kilise”
olarak hizmet vermesi düşünülemez diye görüş oluşabilir ya da zaten Ermeni Cemaati’nin
rızası vardı, hatta ısrarı vardı denilebilir. Gerçi içeriden bile kilise
özellik ve görünüşü korunarak vazife tahvili yapılmış, kütüphanenin 2 katı için
demonte edilebilir çelik bir yapı oluşturulmuş, bu da önemli bir şey şüphesiz…
Çok eski halini bilemediğim için şu anda duvar ve tavanlarda korunan ikonalar
ve şekillerin ne kadarı korunmuş, ne kadarı yok edilmiş bilemiyorum lakin ciddi
miktarda şekil ve çizimler bulunmaktadır. Şüphesiz böylesine güzel ve tarihi
bir yapının etkileyici atmosferi içerisinde kitap okumak, araştırmak, yazmak
insanda enteresan hisler yaratır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Görevlilerden
aldığım bilgi ise buranın bizatihi Ermeniler tarafından kütüphaneye
dönüştürülmesi önerilmiş, desteklenmiş biçiminde idi. Bilemiyorum, böylesine bir
talep var ise de, ne kadar doğru, ne kadar içten ve samimidir. Hani; ricalin “affedersiniz
çok daha çirkin şeyler söyleyenler oldu, Ermeni diyen oldu” sözü mucibince
oluşan ruh hali tahlil edilince, öyle çok da taammüt içeren bir vaziyet
görülmez, görülemez…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Canım
Yurdumun muhteşem miktarda yaygınlık, çeşitlilik ve tarihsellik dâhilinde emsalsiz
bir üst düzey zenginlik içeren arkeolojik, etnografik, etnolojik yapısını iyi
korumuş, bakmış ve bakıyor ve işletiyor olmamızın mecburiyetimiz olduğu
bilinciyle değerlendirmeler yapılması lazım ve şarttır. Karar vericilerin ve karar
vericileri tayin edenlerin etrafına bu fikir ve zikirle bakıyor olmaları da
ayrı bir mecburiyettir. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/8695136919321997406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/8695136919321997406' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/8695136919321997406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/8695136919321997406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/08/kayseri-sehir-kutuphanesi-surp.html' title='KAYSERİ ŞEHİR KÜTÜPHANESİ – SURP ASTVADZADZİN KİLİSESİ'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjnzgjP1in0polezsH4Qr0Z6KG1hoXelzlGY1kLWqo415215iTy4AqL_HGq2kPJ3ScIbxsVn7iZZFmfWpYzn6BDBMgWpctbWO8abql0MCq9IyGxS5edFaE1wqD19Fn-TmD30cZGnZaNbOop6TpeGsFlQiLYx9dOKOQhztKGWhYxm0IXdTGZEr2-Pw=s72-w200-h127-c" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-8774529765956477299</id><published>2026-07-30T11:33:06.906-07:00</published><updated>2026-07-30T11:36:13.971-07:00</updated><title type='text'>HULUSİ ÖZTİN, BİR DİĞER ÖNEMLİ BELEDİYE BAŞKANI</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgPaYe-djid_SvaFqdD8mE7ZBrYgtEpom898NTclIXIoNa0HzuAz_IcW5dpqMn8JDKsytboE0JRd0cq0e-GkYC__wuGUJLCWEWwML0GvkHavCpKc2dgKZar9HlAsMuH7FZ3Gjz4Go9ai72EpVNDITxr7qnSkzoLtBgyZiwEH9xp-2W1BK7gWUd5hA&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;395&quot; data-original-width=&quot;250&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgPaYe-djid_SvaFqdD8mE7ZBrYgtEpom898NTclIXIoNa0HzuAz_IcW5dpqMn8JDKsytboE0JRd0cq0e-GkYC__wuGUJLCWEWwML0GvkHavCpKc2dgKZar9HlAsMuH7FZ3Gjz4Go9ai72EpVNDITxr7qnSkzoLtBgyZiwEH9xp-2W1BK7gWUd5hA=w127-h200&quot; width=&quot;127&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;Sokağımızın
yakışıklı abisi, bir vade kentimizin Belediye Başkanı olarak görev yaptı.
Saygın ailenin, benim de tanıma şerefine eriştiğim Halide Teyzemizin, temin ve
tesis ettiği tabii şartlar, mahal veya sosyal atmosfere müstenit, mutedil ve muteber
saygın birey olunur, kaçınılmaz olarak. İşte Halide Teyzemizin oğlu Hulusi
Abimiz, bana göre tam da böyle birisidir, her bir akranı gibi. Hulusi Abimiz
bidayette İzmir’de bakkallık yaparak medar-ı maişet motorunu sürmekte iken
Çeşme’nin mezkûr devirdeki siyasi ve ekonomik olarak çok güçlü belediye
başkanının karşısına CHP’nin güçlü bir adayla çıkma arzuna binaen döner gelir,
aday olur… 1963 ve sonrası beş yıl için artık o belediye başkanıdır. Beş yıl
sonra yeniden selefine kaybedip muhalefete geçer 1975-1977 arası tekrar
belediye başkanıdır bilahare Saim Ertürk’e kaybeder. Bunun üzerine siyaset
arenasından çekilir. Lakin tıpkı öncesinde olduğu üzere sonrasında da o bizim
hep Abimizdir, kendisi de bizlere hep bu gözle baktı ve daima bunu hissettirdi,
ne büyüklük taslayarak, ne de herhangi bir nobranlık gösterisi içinde oldu. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Enteresan
icraatları da vardır Hulusi Abimizin… Mesela, Çamlı Pansiyon karşısında, Ovacık
Köy ve Çiftlik Köy yol ayrımı üstünde bir mezarlık vardı, bugünlerde önemli bir
yatırın yüzü suyu hürmetine küçücük bir bakiyesi bulunur ya, işte orası bir
günde yıkıldı ve temizlendi… Temizlendi dediğime bakmayın yıkım sonrası ortaya
çıkan moloz yığınının uzaklaştırılması manasında diyorum elbette… Onun
yıkılması işi maalesef Hulusi abimizin döneminde gerçekleşti… Bir sabah
erkenden bizatihi kendisinin de başında bulunup, yönettiği ve yönlendirdiği
ekipler tarafından yıkım tarihe olamasa dahi hafızalarımızın bir tarafına
nakşedildi. Hatta o kadar özensiz ve düzensiz yapıldı ki bu iş, yıkımdan ortaya
çıkan atıkların önemli bir kısmı dolgu olarak kullanıldıkları yerlerde yapılan
her çalışmada karşımıza çıktı sonradan. Ovacık Köy yoluna sapınca hemen solda
kalan bu mezarlık, &lt;span style=&quot;background: white; color: #222222;&quot;&gt;mezar taşlarının
bugün bile birer mermer işçiliği sanatı olarak hatırladığımız Osmanlı dönemi
mezarlığıdır ki; her biri beyaz mermerden olup mezkûr cüzden mütemmim hakkında
yorum kolaylaşır. Mezarlığın nazar boncuğu kabilinden tutulması mümkün iken
yıkılmasının tercihi kolay anlaşılır değil şüphesiz, lakin bugün karar
verilmesi gerekse ittifakla koruyalım kararı çıkardı diye düşünmekteyim. Sadece
burası değildi elbette hedef, şimdi A Otel olarak çalışan otelin arsası da
komple mezarlık idi, o da ne yazık ki aynı fasıldan yıkıldı gitti. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Mezarlık ile birlikte maalesef bir su deposu
kabilinden “yerüstü mahzeni” diye bilinen bizlerin “akar” diye adlandırdığımız
bir taş yapı da maalesef hakkın rahmetine intikal ettirilmiş oldu. Bu yerüstü
mahzenine akar denmesinin sebebi sürekli bir şekilde bir boru marifetiyle taşan
suyun tahliye edilip yol üstünden yolu aşarak hemen yakındaki denize akıyor
olmasıdır, bu sebeple yolun o bölümünde yol kaplaması devamlı küçük de olsa bir
kanal gibi oyulmuş vaziyette olurdu. Yolu geçer geçmez ise küçük bir kanal
vardı denize bağlantıda. Derenin yanında denize dik yanında evin bahçe duvarına
paralel dar bir yoldan içinde güzel bir dut ağacı olan çayırlık bir alana
girilirdi. Bu çayır alan bizim için bazen futbol, bazen voleybol sahası olurdu
lakin devir itibariyle çok fazla rüzgâr olduğundan fazlaca faydalanamazdık bu
güzel çayır alandan. Mezarlığın yanından Çeşme merkeze giderken hemen mezarlık
ile omuz omuza vermiş çok güzel 2 katlı bir ev vardı, sahibesi Ülker Hanım Teyze
her daim 2. kattaki cumbadan yolu seyreder, bazen tüm tanıdıklara bazen de
tanıdık olsun olmasın herkese seslenir, iletişim kurardı. Şimdi bu güzel Çeşme
Hanımefendisinden geriye kalan genellikle tanıyamadığı kişilere “Allah be
evladım sen kimlerdensin”, hatırlamaya ya da tanımaya yönelik cevaba istinaden de
“Kızım boynundakiler altın mıdır?” tarzı merak giderici replik… Hay Allah,
Ülker Hanım Teyze, nurlarda olasın… Muhtemelen şimdi cennet bahçelerinde, yine
bu tarafta olduğu üzere, sağ elini açık ve gergin vaziyette hemen gözlerinin
üstüne, alnın tam ortasına alına dik gelecek vaziyette yerleştirip aynı
sualleri yöneltiyordur, tüm güzellik ve sevecenliğiyle…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhwlvk7lV8kWvvYkCgssMl__JGUGDftLkUmV4H08uux5QfKzlFJAEZa14Cr5VN7xM-w9h-wdBvSfT5kGv44NtzdMoB0iUqNbbYz8Xj5r_t2HPeZEI07PE3Nh5JglWUy7cwl69c4IKkj9zcLStL1vRirF2q6pX4XdJDg_hYe5rcgEu1lwhI7eofHLQ&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1438&quot; data-original-width=&quot;1703&quot; height=&quot;169&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhwlvk7lV8kWvvYkCgssMl__JGUGDftLkUmV4H08uux5QfKzlFJAEZa14Cr5VN7xM-w9h-wdBvSfT5kGv44NtzdMoB0iUqNbbYz8Xj5r_t2HPeZEI07PE3Nh5JglWUy7cwl69c4IKkj9zcLStL1vRirF2q6pX4XdJDg_hYe5rcgEu1lwhI7eofHLQ=w200-h169&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;background: white; color: #222222; font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;Bilinir, Çeşme Çarşı da, şimdilerde hediyelik
eşyalar satılan dükkânların bulunduğu kısacık sokakta, 2 katlı, üst katına
geniş bir merdiven marifetiyle çıkılan, Haralambos Kilisesine bitişik Belediye
Çarşısı vardı. Yol kotundan biraz yüksek olup, doğru hatırlıyorsam 6 ya da 7
basamak ile zemin kata ulaşılırdı. Hemen solda meşhur ve genellikle yabancı
turistlerin tercih ettiği &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“Hasan Bağcı”
meyhanesi bulunur tam karşısında da bir kasap dükkânı vardı… Üst kat tek başına
bilardo solonu, kahvehane ve langırt oyun salonu gibi çok ve genel maksatlı
olup ihtiyaç halinde düğün salonu olarak da kullanılan bir mekândı. Mezkûr
binanın çatı katı açık teras gibi düzenlenmiş ve dar bir beton merdivenden
ulaşılırdı oraya. Biz gençler de “Halkevi” kurmak için yer aramakta iken
Belediye Başkanı Hulusi Abimizden yardım talebinde bulunmaya karar vermiştik. Hiç
tereddüt etmeden lakin inşaatını kendi imkânlarımızla yapmak kaydıyla bir oda büyüklüğünde
bir alanın tahsisini yapıverdi. Bizler de imece usulü bir düzen içinde kısa
sürede bir oda yapıvermiştik orada, al sana Halkevi… Biz gençlere bu kabil
yardımları, katkıları, yol gösterici davranışı ve devir itibariyle oldukça
çağdaş ve demokratik tutumu sebebiyle kendisini hep minnet ve saygı ile hatırlıyoruz
ve hatırlayacağız.&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Hulusi
Abimizin önemli bir hayali ise, Başkanlığı döneminde ihtiyaç sahiplerine ya da müracaatçılar
arasında kura çekilmek suretiyle de olsa sembolik rakamlarla meskene müsait
arsa tahsisidir, bu işi realize etme fırsatı da bulur. Çeşme Merkez, Otoyol ve
Çiftlik Köy yani şimdiki Marina kavşağından Çiftlik Köy istikametine giderken
son ev Ali Subay’ın evidir yani şimdiki Maskot Turizm acentesinin olduğu yer ve
yol şimdiki olduğu yerde değildir, deniz doldurulmamıştır. Liman
özelleştirilmesinin ne olduğu bile bilinmez, bilenler de utançlarından telaffuz
etmezlerdi. İşte, şimdiki sıralanmış evler ile Karadağ arasında kalan dar yol
var ya, oradan Çiftlik Köye gidilirdi, ana yol orasıydı. Yol Çeşme Körfez
manzaralı idi, işte o manzaranın katli maalesef o tarihte şimdiki sıralanmış
evlerin arsalarının tahsisi ile başlamıştır. Hulusi Abimiz CHP’li olmasından
ötürü AP’lilerin bugün bile eleştirileri fasılasız devam eder. Lakin bu
eleştirilerin sebebi asla yapılaşmanın önü açıldı, deniz doldurulmasının önü
açıldı değildir, yandaşlara tahsisi yapıldı eleştirisidir. Oysa bugün bile
alenen bilinir ki tahsislerin büyük çoğunluğu AP taraftarlarınadır. Babam Tito
Yaşar’ın deyişi ile “laf olsun, torba dolsun” kabilinden…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhTxYDXNyr02z5FKC_MjFhDS3BObGUolM0-yMQ_oTIs3udmWA37MDHI6gAWh1WCbQ37YZxwDBd82xCvi-0cFlzvXYfvmzrbKfKP1EVOdwJcXOWB4ziNIbCnTendrYPEG8RJtrkVc9WJi3cjQqyg6_FFLSBFg8S_sBN-JCzbKnVdsGE5Oh8s8mzjbg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1362&quot; data-original-width=&quot;1040&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhTxYDXNyr02z5FKC_MjFhDS3BObGUolM0-yMQ_oTIs3udmWA37MDHI6gAWh1WCbQ37YZxwDBd82xCvi-0cFlzvXYfvmzrbKfKP1EVOdwJcXOWB4ziNIbCnTendrYPEG8RJtrkVc9WJi3cjQqyg6_FFLSBFg8S_sBN-JCzbKnVdsGE5Oh8s8mzjbg=w153-h200&quot; width=&quot;153&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Hulusi
Abimizin, bizim bilmediğimiz devirlerde İzmir’de öğrenciliği sırasında hızlı ve
başarılı bir basketbolcu olduğu da söylenir. Fazlası ile eksiği ile bizim “Bağarasından”
bir abimizi daha saygıyla hatırlıyoruz ve hatırlayacağız. Bu vesile ile de diğer
tüm kayıplarımızı saygı ile yad ederim. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/8774529765956477299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/8774529765956477299' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/8774529765956477299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/8774529765956477299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/07/hulusi-oztin-bir-diger-onemli-belediye.html' title='HULUSİ ÖZTİN, BİR DİĞER ÖNEMLİ BELEDİYE BAŞKANI'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEgPaYe-djid_SvaFqdD8mE7ZBrYgtEpom898NTclIXIoNa0HzuAz_IcW5dpqMn8JDKsytboE0JRd0cq0e-GkYC__wuGUJLCWEWwML0GvkHavCpKc2dgKZar9HlAsMuH7FZ3Gjz4Go9ai72EpVNDITxr7qnSkzoLtBgyZiwEH9xp-2W1BK7gWUd5hA=s72-w127-h200-c" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-2579971798190381363</id><published>2026-07-21T12:52:27.336-07:00</published><updated>2026-07-21T12:52:54.262-07:00</updated><title type='text'>PESTALOZZİ, BİR ÖRNEK EĞİTİMCİ</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjTk2Ea6rsos8ur4phBrEWrW57wn_yoJIduQtZT9ijpGv-3RBLbRbQlTn-hzu-C_rgheWGtJCYKubGnEbiFUZOBLggK4FU8NQDDYTvAmdVswMSIlkxwvR0MT_YVUCEWWbqkBytLaEty9ajR8XIDSWu-ogJwC23Nju59rbX12-MBGOP0KQPZqLidlg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;720&quot; data-original-width=&quot;960&quot; height=&quot;150&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjTk2Ea6rsos8ur4phBrEWrW57wn_yoJIduQtZT9ijpGv-3RBLbRbQlTn-hzu-C_rgheWGtJCYKubGnEbiFUZOBLggK4FU8NQDDYTvAmdVswMSIlkxwvR0MT_YVUCEWWbqkBytLaEty9ajR8XIDSWu-ogJwC23Nju59rbX12-MBGOP0KQPZqLidlg=w200-h150&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;Toplumu eğitmek bazen yöneticilerin işine
gelmez. Fikirleri ve algıları yönlendirilebilir kitlelere sahip olmayı tercih
ederler. Bu nedenle de toplumu eğitmekten kaçınırlar. Ne yazık ki sırf bu
nedenden ötürü toplumsal gelişme hep yavaş ve sancılı olmuştur.”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt; veciz
sözünün sahibidir, İsviçreli eğitimci, filozof ve politikacı, Johann Heinrich
Pestalozzi. Alfred Rufer tarafından kaleme alınmış, &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Pestalozzi Fransız devrimi ve Helvetik”&lt;/b&gt; adlı kitabı birkaç sene
önce okudum. Şiddetle tavsiye olunur bir yapıt, 14 Haziran 1928 tarihli bir
önsöz ile yazılmıştır, tüm yüksek dikkatlerin, tarihe ve bilahare de fikir ve
zikirlere teksif edilmesini bilhassa rica ediyorum.&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Pestalozzi
“Fransız Devrimini” yerinde takip etmiş biri olarak, devrimin hürriyet ve
eşitlik ideal ve iddialarından ziyadesiyle etkilenmiştir.&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Halk eğitimi, adalet ve yoksul geniş
kitlelerin haklı taleplerinin karşılanması hedefinin, kendi hedefleri ve
idealleri ile benzeşmesine, örtüşmesine istinaden devrime kendince katkılar
yapmış ve bu sebeple de “Fransa yurttaşlığına” layık görülmüştür. Fransız
devriminin, adalet temin ve tesis etmenin, yokluğu ve yoksulluğu bertaraf
etmenin yegâne aracı eğitim olduğu tespiti mucibince kendisi de devrimden
mülhem eşitlikçi ve özgürlükçü pedagojik tespit ve taleplerini
şekillendirmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ezbere
dayalı eğitim yerine gözlem, deneyim ve uygulamaya önem vermiş olan bu
unutulmaz eğitimci, bir vade Canım Yurdumun da öğretim ve özellikle eğitiminde
yepyeni bir çığır açmış &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Köy Enstitülerinin”
&lt;/b&gt;tasarlayıcısı ve tatbikatçısı İsmail Hakkı Tonguç’un da dikkatlice ve
titizlikle takibindeymiş, öyle anlıyoruz okumalarımızdan… Yine anladığım
kadarıyla, köy hayatına yönelik radikal değişiklikler hedefleyen fikir ve
çalışmaları da söz konusudur ünlü eğitimcinin ve bu yönü ile Köy Enstitülerine
ilham vermiş görünmektedir. Mezkûr kitabın yazarı kitabın takdiminde; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“elinizdeki bu çalışma, doğuşunu,
Pestalozzi’nin ölümünün 100. yılı dolayısıyla Bern Devlet Öğretmen Okulu
Mezunları Birliğinde verdiğim bir konferansa borçlu&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;diyerek çalışmanın nasıl detaylı
ve titizlikle yapıldığının girizgâhını yapıyor. Ünlü eğitimcinin hayatının
üstüne yapılan çalışmanın da eksiksiz olmadığını belirterek, ünlü eğitimciyi
yeni insanlık peygamberi olarak tanımlayarak da değer tespitine vites attırıyor.
Hayatından detayları okudukça, öğrendikçe bu tanımlamanın isabetli bir yaklaşım
olduğunu anlıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yazar,
Pestalozzi’nin Avrupa ve ABD üzerine yaptığı bir analizinden bahsediyor, sanki
bugünleri yaşamış bilahare geriye ışınlanmış gibisinden; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“ Pestalozzi burada iki ülkenin ticaret
serbestliğini ve ekonomik çıkar ortaklığını savunursa da, çok geçmeden bu
dayanışmayı bütün Avrupa halklarının birliği biçiminde genişletir. Lienhard ve
Gertrud’un ikinci baskısında (1792), insanın ve devletlerin mutluluğunun ekonomik
standartların iyiliğine bağlı olduğunu söyler ve bir uyarıda bulunur. Avrupa
ülkeleri böyle standartlara ulaşamadıkları, birbirlerine el uzatmadıkları
takdirde dünyanın bu kıtasının zenginliği Amerika’ya geçecektir, çünkü Amerika
ihtimal Avrupa’nın bütün bilgeliğini örnek alacak, ama budalalıklarını
almayacaktır. Gerçekten peygamberce bir söz! Ama bunun ne kadar gerçek olduğunu
ancak günümüzde anlaşılabiliyor. Böylece Pestalozzi, gümrük sınırlamaları,
ithal yasağı ve tekel politikalarını mahkûm eder, ama savaşı da. Ve Avrupa’nın
mahvolmaktan ancak barış ve işbirliğiyle kurtarılabileceğini belirtir. Bu
düşüncenin ucunda, bu işbirliğini ve barışı düzenleyip güvenceye alacak bir
halklar birliği ideali yok mu? Bu düşünce Pestalozzi’nin kendisinde açıkça dile
gelmez ama, kılavuzları olan fizyokratlarca gerçekten formüle edilmiştir.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İşte
iyi bir eğitimcinin, filozofun ve politikacının gerçekçi, akılcı, isabetli
analiz ve tespitleri…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Pestalozzi;
insanın toplumsal her merhalede kaderiyle uzlaşmaya ve rıza göstermeye
mahkumdur görüşüne şiddetle karşı çıkar ve; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“insan,
gerçeği ve hakkı hiç umursamadığı için haktan yoksun ve perişandır. Ama eğer
ararsa gerçeği bulabilir. Eğer isterse bir hakkı olabilir. İnsanı koşullar
yaratır; ama ben şunu da gördüm; koşulları insan yaratıyor; bir güç var insanın
içinde, o bu güçle aynı şeyi isteğine göre çeşitli yerlere yöneltebilir. İnsan kendi
isteğiyle görür, ama yine kendi isteğiyle kördür. Kendi isteğiyle özgür, kendi
isteğiyle köledir. Kendi isteğiyle namuslu kendi isteğiyle alçaktır.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;diyerek
de taaa 18. yüzyılda özgür iradenin ve volontarizmin gereği üstüne basa basa
tespitler yapar…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Diğer
taraftan yazar Pestalozzi’ye atfen başka bir detay analiz aktarıyor; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“bütün bunların yanında bozulmanın başka
nedenleri de vardı. Halklar genelinde kötü yönetiliyordu. En zorunlu
ihtiyaçları bile karşılanmıyordu. Vergi yükleri hakça dağıtılmamıştı; dahası
harçların yüklü bir bölümü toplayanların cebine giriyordu. Birçok yerde devlet
maliyeleri tam iflas durumundaydı. Saraylar savurganlık ve sefahat yerleriydi.
Üst sınıflar çoğu zaman, bencillik, kibirlilik, katılıkla, ikiyüzlü dindarlık
ve sahte namuslulukla beliriyorlardı. Küçük memurlar çoğunlukla canları
istediği gibi, keyfi iş görüyor, halkın haklarını hiçe sayıyorlardı. Aşağı
tabaka insanı çok sık olarak insanlık onurunun yaralandığını hissediyordu.
Dullara, yetimlere ve yoksullara layıkıyla bakıldığı pek enderdi. Halkın
eğitimi neredeyse tümüyle bir yana bırakılmıştı, adalet hizmeti hiçbir yerde
üst yönetimden ayrılmış değildi. Tarafsız bir hukukun hiçbir garantisi yoktu. Kimi
yerde yargıçlar halkın suç işlemesinden maddi yarar sağlıyorlardı; suç sayısı
ne kadar çok olursa devlet adamlarının cüzdanı da o kadar doluyordu. Sonuçta
adalet de barbarca cezalandırmadan, sanık ve tutuklulara insanlıkdışı
davranıştan, her durumda şiddet kullanarak suçu kabul etmeye zorlamaktan başka
bir şey değildi. Pestalozzi bu kadarla kalmadı. Suçu bireysel ve toplumsal bir
hastalık belirtisi olarak gördü. Haklı olarak, bir dizi suçun, özellikle de
çocuk öldürmelerin sorumluluğunun tamamen toplum düzeninde ve toplum ahlakında
olduğuna dikkat çekti.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Hay Allah… Peki; bunlar ne zaman kaleme
alınıyordu, 1928 senesinde, peki hangi senelerden geliyordu bu analiz ve
tespitler, 1870’li senelerden… Peki; bu analiz ve tespitleri yaptığı ülkede devlet
kendisine ne yapıyor, yetki veriyor, “haydi gel düzelt” diyor… O vakitler bizim
topraklarda neler oluyordu, bir kıyaslayın…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Alfred
Rufer’in mezkûr eseri 1962 yılında Canım Yurdumda İmece Yayınları tarafından,
İsmail Hakkı Tonguç, Fuat Gündüzalp ve M. Rauf İnan çevirisiyle yayınlanır. Bu
yayına İsmail Hakkı Tonguç kapsamlı ve detaylı bir önsöz kaleme alır. Önsözde,
Tonguç Pestalozzi’den naklen, &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“halkın
eğitimi, halkın ihtiyaçlarına sıkı sıkıya bağlı olmalıdır, eğitim öğrenciyi
gerçek hayata bağlamalı; onu kendi yaşayışına uyarak tabii şekilde yoğurmaya ve
insan olarak eğitmeye hizmet etmelidir. Bunun manası, hayat eğitim demektir”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt; kelamının
altını çizerek, eğitim konusunda benzeşmelerine dikkat çekmektedir. Bir başka
yerde ise; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“O, insanda şu üç esas
kuvveti görüyordu: düşünmek, hissetmek, yapmak. Kafanın, kalbin ve elin
kuvvetleri. İnsan eğitiminin amaçları bu üç noktada toparlanıyordu. Zihnin,
kalbin ve elin eğitilmesi eğitimin esasını teşkil ediyordu. Onun şu sözlerinden
eğitime verdiği mana ve değeri, buna nasıl candan bağlandığını, insanlığa ne
kadar geniş bir ufuk açtığını öğrenmek mümkündür.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;tespiti
marifetiyle kendisini ne kadar detaylı ve dikkatli takip ettiğini de tebarüz
ettirmektedir. Her detayda fikirlerini kamuoyuna aktaran Pestolozzi için Tonguç
anlatmaya devam ediyor; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Pestalozzi
bu fikirlerini açıkladığı zaman dünya okulları, ortaçağın gelenek ve görenekleriyle
dinsel vasıflarının etkisine tabi olarak çocukları inletmekte idiler. Bu
okullarda her şey anlamadan ezberleniliyor, ezberlenen şeylere de bilgi deniliyordu;
öğrencilerin çoğu gaddar öğretmenlerin bilinçsiz idaresinde kişiliklerini
kaybederek onlara köle ve kul oluyorlardı. Korku, okulun her tarafına kol
salıyordu. Bu okullarda serbest çalışma, düşünme, hareket etme, tartışma, yakın
çevreyi inceleme, yaratıcı işe girişme yasaktı.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Pestalozzi’nin fikirleri ile ziyadesiyle
alakalı ve hemhal Amerikalı ünlü eğitimci John Dewey’in Türkiye Cumhuriyetinin
ilk döneminde Milli Eğitime yönelik görüş ve önerileri alındı. Tonguç, bu
gelişmeleri mezkûr önsözde şöyle açıklıyor; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“1936
yılından itibaren Türkiye’de ilköğretim alanında kuvvetli bir hamle yapıldı; on
binlerce köyü okula kavuşturmak amacıyla eğitmen kursları ve köy enstitüleri
açıldı. Pestalozzi, J Dewey ve Kerchensteiner gibi eğitmenlerin eğitim ve
öğretim ilkeleri bu kurumlarda, buralardan mezun genç eğitmen ve öğretmenlerin
çalıştıkları köy okullarında geniş ölçüde uygulanmaya başlandı. Onun için Türk
Eğitken ve öğretmenlerinden bu işlere katılanlar bu kitabın yazarının dediği
gibi ‘Pestalozzi’nin muakkipleri’dirler.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Yazımı
yine Pestalozzi’nin, şahsen tüm kalbimle katıldığım bir veciz sözü ile
nihayetlendirmek istiyorum; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Temelinde
sorgulama olmayan dogmatik bilgi yığınlarının aktarılması işlemine eğitim demek
eğitimin özüne saygısızlıktan başka bir şey değildir.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/2579971798190381363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/2579971798190381363' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/2579971798190381363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/2579971798190381363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/07/pestalozzi-bir-ornek-egitimci.html' title='PESTALOZZİ, BİR ÖRNEK EĞİTİMCİ'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjTk2Ea6rsos8ur4phBrEWrW57wn_yoJIduQtZT9ijpGv-3RBLbRbQlTn-hzu-C_rgheWGtJCYKubGnEbiFUZOBLggK4FU8NQDDYTvAmdVswMSIlkxwvR0MT_YVUCEWWbqkBytLaEty9ajR8XIDSWu-ogJwC23Nju59rbX12-MBGOP0KQPZqLidlg=s72-w200-h150-c" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-6600770185202391297</id><published>2026-07-15T10:26:29.484-07:00</published><updated>2026-07-17T02:30:21.433-07:00</updated><title type='text'>İNSANIN BİR POLİTİK DURUŞU OLMALI MI?</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjAR0-8mgYWHWVvWmkPCKv08Jrz3kYqacNQcnE17p4A6W7SYAzSjbyz3-cWzPQXttRfkOXbvsyJ05ydnHurnluXImaJV8bNRpLDVmntlMFJBN6yDkR3bvBGXdSYj5GCXUQcyKs-pi400l6nMeCi-4ykwHHg5NeiQKTkr9eObfGj3cJc4qZOOEll7g&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;985&quot; data-original-width=&quot;1320&quot; height=&quot;149&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjAR0-8mgYWHWVvWmkPCKv08Jrz3kYqacNQcnE17p4A6W7SYAzSjbyz3-cWzPQXttRfkOXbvsyJ05ydnHurnluXImaJV8bNRpLDVmntlMFJBN6yDkR3bvBGXdSYj5GCXUQcyKs-pi400l6nMeCi-4ykwHHg5NeiQKTkr9eObfGj3cJc4qZOOEll7g=w200-h149&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Hiç
duraksamadan cevap vereyim, kocaman bir “evet”… İnşaat Mühendisleri Odası İzmir
Şubesi yöneticileri lütfedip Çeşme’de ikamet eden, çalışan ya da yaşayan inşaat
mühendislerini bir toplantı için davet ettiler, ben de davetlilerdendim. Yönetim
Kurulu üyesi ve oda görevlisi “genç arkadaşlar” son derece iyi niyetleriyle
meslektaşlarının sorun ve sorularını dinleyip cevaplamaya çabalayıp durdular. Herkes
kendi meşrebince, kendine münasip tarz-ı telakki, tarz-ı nazar ile takdim etti
hallerini. Gayet kâmil ve kemal bir muhabbet ilerledi durdu… İştirak edenlerden
birisi, biraz da uzun konuşmasında defalarca inşaat mühendisleri odasının
politikadan ari bir vaziyette olmasının lüzumunun altını çizdi durdu… Toplantının
bu konudan acilen uzaklaşması lazım geldiği kanaatiyle bu başlıkta bir söz
almak istemedim. Peki; söz alsa idim neler diyecektim. Özetle, bu memlekette
herkes politik duruş sergiliyor özellikle de mühendislere karşı, yerelde ya da
genelde siyasi otoritenin yer yer hasmane tutum sergilemesi de cabası, mühendislere
sıra gelince hangi sebepledir bilinmez, hatta bilen de bilmeyen de fetva sahibi
edasıyla, zinhar onlar yapmasın, Allah Allah, sebep… Politik duruş ve davranıştan
uzaklaşınca yapı ve konut güvencesinden de uzaklaşıldığının farkına varamıyor
mu acaba bu muhteremler… Zahir, politik duruşun bir siyasi partiye yaslanma ve dayanma
meselesi olarak görülmesi söz konusu… Kastımız bu olamaz ve olmamalı da zaten… &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Meslek
gruplarının bir kısmı teşkilatlandıkları odalarında politik duruş arz
ederlerken, inşaat mühendisleri hangi zaruretle politik duruş arz etmesinler,
Şoförler Odası yapacak, İş adamları yapacak, sanayiciler yapacak lakin
mühendislere sıra gelince zinhar yapmayacak. 2 oda daha yapmayacak, baro ve
tabip odaları, sebep, onlar genelde ve temelde muhalif… Yahu kardeşim, hukuk
politikaları ve genel sağlık politikaları meselesi söz konusu ise tercih ve
taraf olup, politik duruş sergilemek neden mahsurlu. Bunu anlamak ve kabul
etmek imkânsız. Ekonomipolitik, ekopolitik, jeopolitik, sosyopolitik diye deve
dişi disiplinler olacak lakin bunların her birinden ziyadesiyle nasiplenmiş, bilgi
sahibi, mesleği itibariyle ilgi sahibi mühendislerin politik duruşu olmayacak, tam
tamına kocaman bir münasebetsiz tanımlama… Hemen akla geliyor; “mühendisler siz
işinize bakın, köprü ve yol yapmak bizim işimiz” diye hazırlattığı dövizleri
Ankara minibüslerine metazori astıran “İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi
Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksekokulu” mezunu muhterem…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Mesela;
“Merkez Bankası Para Politikaları Kurulu” adlı bir kurulumuz var, bunu nasıl
değerlendireceğiz. Kurul para politikası kurgular ve yönetirken bir siyasi
partinin politikasını mı kurguluyor teorik olarak, şüphesiz hayır, pratikte
bakmayın siz bu kadar göbekten bağımlılığa… Merak edenler mezkûr kurulun
kuruluşunu ve faaliyetlerini düzenleyen kanunda “temel görev ve yetkiler”
başlıklı bölüme bakarlar. Konu külliyen mali, iktisadi ve büyüme, istihdam vb
konularda “tekniktir”, ta baştan sona… Yani bir duruş ve yön tayin ve
tercihidir “politik” ifadesinin manası… Yani özetle siz neyi, neden ve nasıl
tercih edeceğinize bu adı veriyorsunuz…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Politik
duruş sahibi olmanın, güncel ve popüler siyasetin aracıları partilerin üyesi
veya taraftarı olmak ile uzaktan yakından bir alakası yoktur, olamaz da… Bir
konuda filan partiyi kendine yakın hisseden diğer bir konuda falan partiyi
kendine yakın hissedebilir lakin kendi konumlanmasını, genel manada da kendi
tarafını, sahip olduğu dünya görüşü ile tarif ve tahkim eder… Politik duruşun
esası olarak sayılabilecek ilkeler ise; hak ve özgürlükler, eşitlik, bilimsellik
ve rasyonalite, adalet ve liyakat, hesap sorulabilirlik ve verilebilirlik,
şeffaflık, açıklık ve mütevazılık, sürdürülebilirlik, erişilebilirlik, kurallı
hayat olup, poligonlarının birleşiminden mürekkep bir mefhumdur. Bütün bu
ilkelerin tanımladığı alanın fiziki durumu, büyüklüğü, kimlerin yan ve yararına
olduğuna bakarak bizde davranış belirleriz. Mezkûr ilkelerin geniş yurttaş
kitlesi lehine katıksız ve ödünsüz uygulanması bizim taraf olmamız lazım gelen
yandır… Politik duruş; kişilerin, organizasyonların toplumsal gelişmelere,
mevzulara, vakalara, adalet ve hukuka, ekonomiye, güvenliğe yani toptan devlet
yönetimine bağlı ve karşı sahip oldukları ideolojik tavrı ve aldıkları vaziyeti
ifade eder. Bu vaziyet, belirli bir siyasi partiye “itaat et, rahat et” usul ve
erkânı ile değil, dünyayı anlama ve yorumlama şeklini ve temel değer ilke ve yargılarını
tatbikatlara yansıtma şeklidir. Bu şekil, geniş yurttaş kitlesi ya da küçük
mutlu azınlıklardan yana tutum ve davranış gösterme tercihine bağlı olup, konum
ve konuşlanma tezahürüdür. İşte bu sizin politik duruşunuzdur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Şimdi
gelelim İMO’nun politik tutumu olmalı mı sorusuna yeniden, şüphesiz ki, evet… Tartışılması
bile abes kabul edilmelidir. Politik duruşumuz daima geniş yurttaş kitlesi
adına, disiplinler arası etkin ve yoğun işbirliğiyle, güvenli yaşanabilir
meskenler tasarlanması, yapılması ve işletilmesi, bu kentlerin elektrik ve su
teminin kararlı, güvenli, kesintisiz ve yenilebilir kaynaklardan karşılanması, ulaşım
altyapısının tabiat ve çevre uyumluluğu ile tesisi ve işletilmesi, endüstriyel
alanların planlanması, katı atık ve suların güvenli ve düzenli uzaklaştırılması
ve arıtılması, hayata yeniden kazandırılması, yeraltı ve yerüstü yurt
kaynaklarının toplum faydasına kullanılmasının temini konuları başta olmak
üzere neredeyse hayatın tüm detaylarını bilimsel ilkelerin, yaratıcı, problem
çözücü, tecrübelerin analizi dâhilinde yenilikçi, kolaylaştırıcı, verimli olmak
durumundadır. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bir
de “politik duruş ve davranışın” sulandırılmış hali söz konusudur, o da girdiği
kabın şekline bürünme hali diyebileceğim bir sululuk olup, belli bir felsefe ve
ideolojiye bağlı olmadan, prensip harici, durumun kendi çıkarlarına münasip tefsirine
müstenit, anlık faydacı, omurgasızlık hülasa nabza göre şerbet verme ve alma
vaziyetidir… Mezkur vaziyetin bir de vecize haline gelmiş yanı vardır Canım
Yurdumda ve milyonlarca cansiperane müdafileri ile; “dün dündür, bugün
bugündür” cemiyetidir. Neyseki şimdilerde artık süre gün değil saatlerle
ölçülmektedir… Çok şükür gelişiyoruz…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Buluşma
sonrası toplu fotoğraf çekimi sonrasında ilgili ve görevli arkadaşlara naçizane
söylediğim sözü bir kez daha burada tekrarlamak istiyorum. Mutlaka bir “politik
duruşunuz olsun”, olmalıdır da… Bizim gibi artık inşaat mühendisliğinden
kaldırım mühendisliğine terfi etmişlerden gelen bu sözlerin kendilerini mutlu
ettiğini görünce, ben de çok mutlu oldum. Peki; göstermiş olduğum bu yaklaşımın
hilafına davranan, pozisyon almalar kendi kişisel menfaatlerini heybesine
dolduran mühendisler yok mu, şüphesiz var ve kaçınılmaz olarak olacaktır da…
Peki diğer meslek gruplarında mezkûr davranış ve duruş sergileyen erbap
şahsiyetler yok mu, olmaz mı? Onlara hangi gözle bakıyorsak, içimizdekilere de
o gözle bakıyoruz ve bakmaya devam edeceğiz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Netice
olarak; İnşaat Mühendisleri Odasının; sürekli olarak yayınladığı Mühendisin
Yeminini yazarak yazımı nihayetlendiriyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Bana verilen Mühendislik
unvanına daima layık olmaya; onun bana sağladığı yetki ve yüklediği sorumluluğu
bilerek, hangi şartlar altında olursa olsun, onları ancak iyiye kullanmaya;
yurduma ve insanlığa yararlı olmaya, kendim ve mesleğimi maddi ve manevi
alanlarda yükseltmeye çalışacağıma namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/6600770185202391297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/6600770185202391297' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/6600770185202391297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/6600770185202391297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/07/insanin-bir-politik-durusu-olmali-mi.html' title='İNSANIN BİR POLİTİK DURUŞU OLMALI MI?'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjAR0-8mgYWHWVvWmkPCKv08Jrz3kYqacNQcnE17p4A6W7SYAzSjbyz3-cWzPQXttRfkOXbvsyJ05ydnHurnluXImaJV8bNRpLDVmntlMFJBN6yDkR3bvBGXdSYj5GCXUQcyKs-pi400l6nMeCi-4ykwHHg5NeiQKTkr9eObfGj3cJc4qZOOEll7g=s72-w200-h149-c" height="72" width="72"/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-6528792989487155854</id><published>2026-07-09T12:56:15.566-07:00</published><updated>2026-07-10T00:58:32.267-07:00</updated><title type='text'>TOKMAK HASAN (ÇELEBİ)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEiLa8ZVr2rPfqsWmPmTWOgYgVNJwS0z_C8i8GHci6fas44V6ZcfQyCllNXFRFNTNBM4EIZ8ngfJTeKYDVUHTH9b_MY4FLctmWhCN_p9mjSMx8gj0XCVxEd2ru2I9XaOtT2A6ajci1ONqUvCY1B29bkFsQNHEV8MuEFYcq1HcgbO5mGaKaKsbLvIEA&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1440&quot; data-original-width=&quot;800&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEiLa8ZVr2rPfqsWmPmTWOgYgVNJwS0z_C8i8GHci6fas44V6ZcfQyCllNXFRFNTNBM4EIZ8ngfJTeKYDVUHTH9b_MY4FLctmWhCN_p9mjSMx8gj0XCVxEd2ru2I9XaOtT2A6ajci1ONqUvCY1B29bkFsQNHEV8MuEFYcq1HcgbO5mGaKaKsbLvIEA=w111-h200&quot; width=&quot;111&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;H&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;asan
Abi; tanıdığım devir itibariyle benim gözümde Çeşme’nin yakışıklı, dinamik,
çalışkan Manavıdır. Onu, 1970’li senelerin yaz aylarında her gün Çeşme
Müstahsil Toptancı Halinde görürdüm, sayısı bidayette mahdut bilahare nahudut olan
manav esnafına dâhil olduğu günden beri. Manav Salih başta olmak üzere Mantolu
Davut ve Mehmet Ege bildiğim en eskileridir, efsane Çeşme Gazozları imalatından
manavlığa hızlı geçiş yapan Somalı Mehmet ve Tokmak Hasan ise en yenileri… Horasan
Ahmet Abimizde, seyyarlık ve kalıcılığa mezkûr meslek erbabı olarak katılmıştır
bir vade sonra akıp giden kervana… Özellikle Horasan Ahmet büyüğümüz büyük
çapta sebze üretimi faaliyeti yürütürdü hatta bu faaliyet çocukları ve
torunları tarafından son günlere kadar devam ettirildi. Lakin turizm ve
neticesi imar onları aştı maalesef… Yani anlaşılacağı üzere Çeşme’de manavlık
kendi ürettiği sebze ve meyveyi satma saikleri ile başlamıştır, muhtemelen
Canım Yurdumun birçok yerinde de böyle gelişmiştir. 1960’lı ve 1970’li seneler
Çeşme’nin kendine yettiği seneler olarak yerini almıştır hatıralarımızda… Sonraları
bugün Levent Balık sahibi Ahmet Gören Abimiz ve kardeşleri de Dalyan Köy eski
yol köşesindeki yerde manavlık işine bir hayli büyük çaplı girmişlerdi ve büyük
ölçüde Çeşme dışı kaynaklardan temin edilen mahsullerle. Diğer taraftan Ilıca
ciddi manada yazlıkçıların bulunduğu bir mahaldir ve oranın unutulmaz manavı da
Dursun Şantürk Abimizdir, manav Yavuz diye bir abinin de varlığını Mustafa
Ertemiz’den dinlemiştim. Bu arada “mobil manavları” da unutmayalım, özellikle
Ilıca Plaj Evlerinde eşeklerin iki yanına bağlanmış özel imalat büyük kasalar
içerisinde her türlü sebze ve meyve tüketime arz olunurdu. Bir de muhtemelen
“sanat güneşi” Zeki Müren’in devrin ses getiren “Bahçevan” filminden mülhem at
arabalı manavlar da zuhur etmişlerdi. Görüldüğü üzere devrin önemli ve prestij mesleğidir.
İşte bu ahvalde Tokmak Hasan Abimiz de bu uğraşı içinde ilerlemektedir.
Özellikle yaz ayları, okul tatilleri döneminde babamın da ana faaliyeti gereği
her gün Çeşme Müstahsil Toptancı Haline gider, satılan mahsullerin daralarını
satın alan manavlardan geri toplamak için kesilen hesap fişlerini/faturalarını
alır, bedellerini tahsil eder bilahare de daraları toplamaya başlardım. Bu
sebeple neredeyse her gün Tokmak Hasan Abimizin de manavına yolum düşerdi. Kendisi
devrin her Çeşmelisi gibi son derece ağırbaşlı, mütevazı, sakin ve etrafına
güven veren, etrafını koruyup kollama vazifesi almışçasına dikkatli ve
özenlidir. Belli ki dönemin sporculuğunun da kattığı sportmenlik ve
centilmenlik de ziyadesiyle söz konusudur. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: medium; line-height: 107%;&quot;&gt;Tokmak
Hasan Abimiz; daha önceki yazılarımın birinde yazmaya çalıştığım Rasim Çelebi büyüğümüzün abisinin oğludur. Çelebi Sülalesi hem geniş bir sülaledir hem de
neredeyse tüm tanıdıklarım soyadlarından mülhem birer “Çelebidirler”. Her
birinde ziyadesiyle ağırbaşlılık ve mütevazılık mevcuttur. Hasan Abi katran
karası, muhtemelen devamlı takviyeler kullanılarak ve bazı Çeşmelilerin deyimiyle
“güvercin kanadı taranmış saçlarıyla”, ittihatçı bıyıklarıyla, daimi güler
yüzüyle ve her daim bakımlı ve itinalı şık giyimli birisi olarak tanınır.
Kendisinin bu özenini mesleğine istinat edenler olsa da herkesin ittifakla bahsettiği
vaziyet ise her daim aynıyla vaki halleridir. Manav iken de aynıdır, lokantacı
olarak da aynıdır, hep aynı kalmayı başaranlardan birisidir, hülasa… &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEiovyaBB0-kV_LrC13RINhI2n4VpDbPf7h7whz2D_N3cdmMrnWNFq--pB3cqw51NBgMLhjLiytgfS4DtWCDtXJO5tbmKRpj_QU8UE5mWnmF_dUGdhzx-zBRKKwxoigllyokKNKatPK62IG3UosXQ_eyGP6_MjDqpNQ4GRJKh5QqPLNKkx4_pzaJGQ&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;720&quot; data-original-width=&quot;960&quot; height=&quot;150&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEiovyaBB0-kV_LrC13RINhI2n4VpDbPf7h7whz2D_N3cdmMrnWNFq--pB3cqw51NBgMLhjLiytgfS4DtWCDtXJO5tbmKRpj_QU8UE5mWnmF_dUGdhzx-zBRKKwxoigllyokKNKatPK62IG3UosXQ_eyGP6_MjDqpNQ4GRJKh5QqPLNKkx4_pzaJGQ=w200-h150&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: medium; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;line-height: 107%;&quot;&gt;Hasan
Abi; iyi de futbolcudur, devrin futbol oynama şartları ve “Tokmak” lakabı hangi
sebeple kendisine verilir, kendi ağzından; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;line-height: 107%;&quot;&gt;“15
yaşında top oynamaya Çeşme Gençlikspor’da başladım. O zamanlar siboplu toplar
vardı. Şişirir, sibobunu içine sokardık. Tam yuvarlak olmadığından top hâkimiyeti
zordu. Birde yağmurda ıslandı mı gülle gibi olurdu. Futbol ayakkabılarımızda
çiviliydi. Çiviler bir müddet sonra ayağımıza batmaya başlar, topa vuramazdık.
Maç dediğin doksan dakika, şimdiki oyuncu değiştirme diye bir şeyde yok,
sesimizi çıkarmaz canla başla mücadele ederdik. Çok iyi çıkardım toplara, ‘bak
topa tokmak gibi vuruyor’ derlerdi. Orta sahada oynamama rağmen penaltıları hep
bana çektirirlerdi. ‘Tokmak Hasan’ lakabı oradan gelmedir.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;line-height: 107%;&quot;&gt;Evet,
Hasan Abi forvet arkası oynar ve topa vurduğu zaman mahkemedeki hakimlerin
tokmak vuruşunda çıkan benzer sese istinaden kazanılmış lakabı ile “Tokmak
Hasan”, başta takım arkadaşları Fuat Albayrak, Arap Ekrem, Nuri Ertan, Boşnak
Mustafa, Berber Mustafa, Baytar Süleyman, Kunduracı Nejat, Palaçaki İsmet,
Yanık Hüseyin ve Atılay Derici olmak üzere çok sayıda Çeşmeli yıldız ile top
koşturur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: medium; line-height: 107%;&quot;&gt;Mezkûr
devirde, futbol takımımız adı “Çeşme Gençlikspor”dur ve bu ad inanılmaz şekilde
dillere pelesenk, zihinlere de derin iz olmuştur. Lakin Canım Yurdumda, 12
Eylül askeri darbesi yaşanıp, Turgut Özal iktidarından sonra, tek mühim detay
para olunca ve bu kere de dillere bu pelesenk olmuştur, “kaynak” ve “kaynak
nerede” gibi abuk subuk iddia ve sualler öne geçmiştir. Oysaki Çeşme
Gençlikspor kendi yağı ve kaynakları ile sporun asli ve ulvi unsuru yaygın spor
yapılması ile yerel kaynakların etkili değerlendirilmesi ilkesi uyarınca
ilerlemektedir. “Kaynak, kaynak” diye devamlı terennüm arz eden, bilip,
bilmediği de pek bilinmeyen bir grup zuhur etmiştir artık Canım Yurdumda… Velhasılı,
Çeşme Gençlikspor, Çeşme Belediyespor’a tahvil olunmuş, kaynak ve siyaset kulübe
transfer edilmiştir. Muktedirler pekâlâ biliyorlardı ki biat etmenin ya da
ettirmenin yegâne yolu mali bağımlılık ve ulufe dağıtımının usul tayin
edilmesidir. Şüphesiz bu malum stratejiye matuf kanunlar da yapıldı, mali
yükümlülüklerin paylaşılmasına ya da yandaşınkileri külliyen karşılamaya,
asgari ücretten bile mütekamilen vergi alınırken sporcunun muaf tutulması, spor
malzeme ve sahalarının tesis ve tanzimine, sözde amatör sporun takviye ve
tahkimine vs vs… Bugün gelinen nokta da maalesef yerel hiçbir sporcumuz takımda
yer bulamamaktadır. Şüphesiz bu neticede sadece bu sayılanlar mıdır müessir
amil diye baktığımızda, çok daha mühim amillerin varlığı görülmektedir… Öyle ya
da böyle, netice de artık ne Çeşme Gençlikspor var, ne de Çeşmeli topçular… “Paramız
var” futbolcu ithal ediyoruz ya daha ne olsun…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjE6vaXWW-hR8T2KXtJ47HgXbPd0uq_3AM_Ugc41UWtD30KFuevMFH7-yKJdeYSFMejk2qG7ty8LI-0ahqFoFHhrh_8I3iIfuvo5-Myn2SqaFl8rEw9wCB2WgNY74g6gwiOpmv6Tbjwxj2b18HUwcIOQHonlQ6vdQCQ1MJAiFIejG0nrXRSeLQMkA&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1468&quot; data-original-width=&quot;2835&quot; height=&quot;104&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjE6vaXWW-hR8T2KXtJ47HgXbPd0uq_3AM_Ugc41UWtD30KFuevMFH7-yKJdeYSFMejk2qG7ty8LI-0ahqFoFHhrh_8I3iIfuvo5-Myn2SqaFl8rEw9wCB2WgNY74g6gwiOpmv6Tbjwxj2b18HUwcIOQHonlQ6vdQCQ1MJAiFIejG0nrXRSeLQMkA=w200-h104&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: medium; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;“Tokmak
Hasan” vefatını müteakip artık adı “Çeşme Belediyespor” olan takımımız
tarafından unutulmamış, bir maç öncesi seremoniye “’Tokmak Hasan’ seni
unutmayacağız” pankartı ile çıkarak taçlandırılmıştır.&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: medium;&quot;&gt;1984’ten
beri&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Tokmak Hasan” adı ile maruf
lokanta Hasan Abinin vefatından sonra çocukları Kamil ve Mustafa tarafından
artan kalite, çeşitlilik ve servis süresiyle hizmete devam etmektedir.
Muhtemelen Hasan Abimiz de bulunduğu yerden buradaki artan başarıyı büyük bir
mutluluk ile görüp, yaratılan eserle gurur duymaktadır. Bu vesile ile artık
aramızda olmayanları saygıyla yâd eder, yaşayanlara da sağlık ve mutluluk dolu
daha nice seneler dilemekteyim. &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/6528792989487155854/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/6528792989487155854' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/6528792989487155854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/6528792989487155854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/07/tokmak-hasan-celebi.html' title='TOKMAK HASAN (ÇELEBİ)'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEiLa8ZVr2rPfqsWmPmTWOgYgVNJwS0z_C8i8GHci6fas44V6ZcfQyCllNXFRFNTNBM4EIZ8ngfJTeKYDVUHTH9b_MY4FLctmWhCN_p9mjSMx8gj0XCVxEd2ru2I9XaOtT2A6ajci1ONqUvCY1B29bkFsQNHEV8MuEFYcq1HcgbO5mGaKaKsbLvIEA=s72-w111-h200-c" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-689138518486678448</id><published>2026-07-03T11:54:07.521-07:00</published><updated>2026-07-04T12:23:16.331-07:00</updated><title type='text'>İBRAHİM GÜRSOY NAM-I DİĞER SANLI</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhIAY_CMbfN3HtJNejzA2VJ8omSOBUWSPnmwh8ik82IeIrQgNb-w9185j1sxDsKzUd19fegcxUKOR73QgSS2BkpWtJHIQzgC95J9pe2AAj9WDudUqBQ6l9PAIJEbICMrr-QjiIYWS9sVvL6isBI_dQVe6dpg-UEFhRwM_2KVisAp4CVunjQkBL55w&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1585&quot; data-original-width=&quot;1235&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhIAY_CMbfN3HtJNejzA2VJ8omSOBUWSPnmwh8ik82IeIrQgNb-w9185j1sxDsKzUd19fegcxUKOR73QgSS2BkpWtJHIQzgC95J9pe2AAj9WDudUqBQ6l9PAIJEbICMrr-QjiIYWS9sVvL6isBI_dQVe6dpg-UEFhRwM_2KVisAp4CVunjQkBL55w=w156-h200&quot; width=&quot;156&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Maalesef,
İbrahim Gürsoy’u da kaybettik… Artık Çeşme &lt;/span&gt;&lt;b style=&quot;font-size: 14pt; mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Sanlı’sı”&lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;
olmaksızın devam edecek yoluna maalesef bizlerde teker teker eksiliyoruz. Her
kayıpta hele böyle benzer yaşlarda olunan kayıplarda, diğer insanları bilemem
lakin ben de etkisi çok çok fazla oluyor. İbrahim, Baba Sahil Sıhhiye görevlisi
Mustafa Abimiz, Anne Hidayet Ablamızın 3. evladı olarak, büyükleri İsmail ve
Ali, küçüğü Serdar ile aynı sokakta büyüdüğümüz kocaman bir yaşam boyu
birbirimize hep saygı ve sevgi ile baktığımız birisi olarak “hatıralarımızda
hayatına devam” edecektir. Baba Mustafa Abimiz, bizim sokağın 2. üniformalı
kişisi olup, lacivert takım elbisesi, kravatı ve ceketinin sağ göğsündeki
kokartı ile fevkalade bir görüntü verir, verdiği görüntünün kendisinde
yarattığı gururu da dışarıdan herkese hissettirirdi. Bizim sokağın en muhteşem
evlerinden birinde oturmaktaydılar, iki katlı taş bina, güzel ve hatırda kalır
pencere söveleri ve panjurları ile güzel ve geniş bir bahçe içerisindeydi. Şüphesiz
ki şimdilerde yerinde yeller esiyor o güzelim evin, o da tıpkı diğer benzerleri
gibi günün ekonomik koşullarının dayatması ve yaratılan imar rantına kaybetti,
hatıralardaki yerini aldı… Mezkûr ev; “Bağarası’nın” nam-ı diğer Ovacık
Yolunun, bahçe sahiplerinin ekonomik durumunu yansıtır 4 evinden biri olarak,
yeni ihtiyaçlara binaen inşa edilmiş diğer evler arasında ayrıcalıklı durumunu
hep korudu, korumacılığın “tukaka” edildiği Turgut Özal Türkiye’si artık bu eski
yapılara katlanamazdı, katlanamadı netekim, tekmili birden yenilerine yer verdiler…
&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Mustafa
Abinin erken vefatı üstüne sıkıntı ve üzüntü yaşanmasın diye “Sahil Sıhhiye’de”
eşi Hidayet Ablamıza bir vazife bulundu, nasıl bir vazife idi şimdi
hatırlamıyorum… Hidayet Abla, inanılmaz çalışkan birisi olarak, idarede verilen
görevi yerine getirip, tamamlayınca asıl vazife başına geçip 4 tane her biri
ayrı havada çocuk yetiştirdi, evlendirdi, mürüvvet gördü… Hidayet Abla, iyi ve
merhametli insan tarifinin hayat bulmuş halidir benim hatıralarımda. Bu
yaşadıklarından ötürü, hayata serzeniş etmedi, küsmedi, yılmadı ve çok başarılı
ve dengeli bir hayat sürdü. Yedirdi, giydirdi, ak pak gezdirdi, gecesini gündüzüne
kattı Hidayet Abla… Tüm yaşananların tanığı oldu herkes Çeşme’de… Öğretim için
her bir çocuğunu büyük bir özveri ile destekledi lakin günün genel ve yerel
şartları bu arzunun gerçekleşmesine engel oldu maalesef… Akranımız sayıldığı
için en yakından bildiğim İbrahim de çok başarılı olamasa bile çok çabaladı,
çok didindi ve direndi günün manalı mezuniyetlerine ulaşmak için… O devirde
okullu olmak, okula gitmek, orada kalmak, kalabilmek, oradan ilerlemek bugünkü
kadar basit ve kolay değildi şüphesiz, ilkokul bitirme imtihanları, ortaokul
bitirme imtihanları gibi bugün hiç hatırlanmayan bariyerler bulunmaktaydı… Peki;
sadece sistem mi iyi ve kâmil insan yetiştirmek için münasip değildi, şüphesiz
hayır, asıl sistemi yürüten işine gönül vermiş öğretmenler çoğunluk olmakla
birlikte azınlıkta da çaresizlikten tercih edilen uğraş diye öğretmen kopyaları
mevcuttur. Bunlar, “şimdi bunlara bulaşmayalım” edasındaki çoğunluğu etkisi
altına almışlar görüntüsünü hep verirlerdi, asla ve kat’a öyle olmamakla
beraber… İbrahim zaten son derece müşkül şartlarda deyim yerindeyse pamuk
ipliğine bağlı şekilde okula devam ederken, yerli yersiz savunma
yapamayacaklarını bildikleri öğrencileri deyim yerinde ise “eşek sudan gelene
kadar dövme” konusunda mahir 3 kişiden biri olan “çapik” lakaplısına denk gelince
pamuk ipliği koptu… İbrahim Okulu bıraktı… &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Hepimizin
bir büyüğümüzden bakiye elbiseler de okula gittiğimiz devirde, İbrahim bu
klasik görüntünün dışında değildi lakin hepimizden ziyadesiyle farklı olan
yegâne detay kravatındaydı… Genellikle gevşek, tam sıkılmamış, boyu da
olabildiğince kısa lakin bir o kadar da geniş kravat bağlardı. Herkesin normal
uzunlukla ve sıkılıkta kravat bağlamasına rağmen onun tercihi buydu, artık
rahat mı ederdi, kendine bir tarz mı oluşturmaktaydı, yoksa bir şeyleri
protesto amacı mı ile yapardı, bilinmez?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kendisi
çoğu Çeşmeli gibi yanlış hatırlamıyorsam Beşiktaşlı idi, lakabı da her ne
sebeple hatırlamıyorum Beşiktaş’ın efsanevi futbolcusu “Sanlı” ya çıkmıştı
lakin Beşiktaşlı Sanlı santrafor iken bizim Sanlı’mız kaleci oynardı. Çeşme
Eski Hükümet Binasının arkasında top oynadığımız yaygın bilinen adı ile de Ali
sami Yen’in olan taşlı topraklı zemininde kaleciliğini konuştururdu. Lakabı
“Sanlı” olan İbrahim Gürsoy’un efsaneleştiği yerdi mezkur alan. Ali Sami Yen’in
yan tarafındaki yüksek alan ve yıkıntılar ise seyirciler için adeta bir tribün vazifesi
görürdü, inanın ki şimdiki statları hiç aratmayacak kalite ve tempoda
tezahüratlar da yapılırdı bu maçlarda. Hele hele gençleri izlemeye gelen, izlediklerine
eleştiri ve düzeltme girişiminde bulunan, zaman zaman da nasihat bağırışlarıyla
Çeşmespor’da artık son dönem görevlerini yapan ya da futbol zevki için seyirci
olan, aklımda kaldığı kadarı ile başta Çoşkun Kalkan, Nuri Ertan, Ekrem Çimen,
Nuri Tarhan, Mehmet Korkmaz, Atalay Derici, Nejat Albayrak, Yıldıray Derici,
İsmet Gökseloğlu başta olmak üzere büyüklerimizi hatırlamadan geçmeyeyim. Ve bu
vesile ile artık aramızda olmayanları saygıyla anıp, hayatta olanlara da
sağlıkla mutlulukla dolu nice seneler dileyeyim. Bu büyüklerimizin alkışlarının
ve tezahüratlarının kıymeti isimlerinin önemi ile muadildir, emin olun. Bu
maçlarda hatırladığım kadarıyla kendisini hiç sakınmadan gelen şutlara karşı
cansiperane, o taşlı toprak sahada yerden yere atıp müthiş kurtarışlar
gerçekleştiren İbrahim, en fazla alkış alan kişiydi… Yine hatırladığım bu
beceri ve kabiliyet ve feda düzeyinde futbola vakfı önemli takımlara terfi
etmesine yetmedi, yetemedi… Bir de elden tutan olmayınca…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Biraz
tercih ettiği hayat tarzına münasip ve özensiz davranışların çok etkili olduğu
kabul edilen yaşadığı talihsiz sağlık problemleri sebebiyle hayatının son
dönemini tekerlekli arabaya bağlı bir vaziyette geçirmişti. Bu hali kendisini
hiçbir şekilde hayattan koparamamıştır. Sürekli tekerlekli araba ile dolaştı
durdu, insanlarla muhabbetler etti, hayata karşı hep dirençli davrandı…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Arkadaşım,
komşum ve gayet düzeyli muhabbetim olan “nevi şahsına münhasır” hayat sürmüş birini
kaybetmiş olmanın maalesef derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Mustafa Abi ve Hidayet
Ablamız ile dört evladından üçü artık aramızda değil, bu vesileyle başta aile
büyüklerini ve kaybedilen evlatları saygıyla yâd eder geride kalan Serdar
kardeşimize de sağlıklı uzun bir hayat diliyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/689138518486678448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/689138518486678448' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/689138518486678448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/689138518486678448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/07/ibrahim-gursoy-nam-i-diger-sanli.html' title='İBRAHİM GÜRSOY NAM-I DİĞER SANLI'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhIAY_CMbfN3HtJNejzA2VJ8omSOBUWSPnmwh8ik82IeIrQgNb-w9185j1sxDsKzUd19fegcxUKOR73QgSS2BkpWtJHIQzgC95J9pe2AAj9WDudUqBQ6l9PAIJEbICMrr-QjiIYWS9sVvL6isBI_dQVe6dpg-UEFhRwM_2KVisAp4CVunjQkBL55w=s72-w156-h200-c" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-7398872086309734763</id><published>2026-06-25T00:55:04.562-07:00</published><updated>2026-06-25T00:55:19.799-07:00</updated><title type='text'>TURAN TÜTÜNCÜOĞLU</title><content type='html'>&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEh4WfMmS8yLcC4tkQOnAcLjnggufGetK99FVdCExPSp-tbFIiA27n4WG3Qhj9vfAnAMlOMdYXzooWSdlFENgaufta3DwSNAn45KL4dlBAhS_1s_NIxEnzvm7hk15jQxNrGuUTt-g0lEspk4hdd0ismZVBYLPaJhDXpv5TX0lxc7C-cKYlL45PxHMg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1202&quot; data-original-width=&quot;946&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEh4WfMmS8yLcC4tkQOnAcLjnggufGetK99FVdCExPSp-tbFIiA27n4WG3Qhj9vfAnAMlOMdYXzooWSdlFENgaufta3DwSNAn45KL4dlBAhS_1s_NIxEnzvm7hk15jQxNrGuUTt-g0lEspk4hdd0ismZVBYLPaJhDXpv5TX0lxc7C-cKYlL45PxHMg=w158-h200&quot; width=&quot;158&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Fırıncı
Turan abimiz bizim mahallenin gösterişli ve karizmatik abilerinden bir
diğeridir. Gösterişlidir, her daim pırıl pırıl boyalı siyah iskarpinleri ile
kravatsız takım elbiselidir… Kravat takar mı idi ara sıra vallahi onu
hatırlayamadım. Bazı vakitler o güzelim iskarpinlerin “fortuna” basardı onu
hatırlıyorum… İddialı ve iddiacı bir abimizdi… Turan Abi, fazlaca farkına varılmaz
olmakla birlikte inanılmaz çalışkan birisidir. Fırın, bahçe işleri ki bunlar
günün neredeyse tamamını dolduracak ve zor faaliyetlerdir…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Fırın;
sabah erkenden hazırlanacak ekmekler için akşamdan hazırlık yapılması gerekir,
hamurlar hazırlanacak, mayalanmaya bırakılacak… Öyle canının istediği saat
yapılacak işler değildir bunlar, hasta oldum, bugün canım çalışmak istemiyor
tarzı bahane ve mazeret üretilemeyecek faaliyetlerin merkezidir fırıncılık…
Sabah ekmek hazır değilse kısa sürede müşteri külliyen kaybedilir, sermaye
kediye yüklenir maazallah. Şimdi kısaca, benim hatırladığım halleri ile işin
yönetimsel zorluk ve meşakkatleri üstüne birkaç kelam etmek istiyorum. Sosyal
hayatınızın bozulmasına ciddi sebep olan gece yarısını henüz geçmiş iken
fırıncının mesaiye hamur hazırlamakla başlaması, uykusuzluk, üstüne her şeyin
elle halledilmesine bağlı aşırı yorgunluk, başta ağır un çuvallarının taşınması
ve hamur karılması gibi kas ve iskelet üstüne aşırı yük, nihayetinde de fırının
yakılması, ısıtılması ve bu derece ziyadesiyle sıcak bir ortamda çalışılması ve
hepsinden öte bu faaliyetin fasılasız ve tatilsiz ifa edilmesi… Ve de en kötüsü,
genel manada fırınların küçük birer işletme olması ve özellikle devir
itibariyle Çeşme’deki faaliyetin boyut ve kapsamı itibariyle tek kişilik bir iş
olması, kolay üstesinden gelinir olmasa gerek… Sadece bir vade sonra
gündüzleri, kısmen satış yapmak, kısmen fırının açık kalmasını temin ya da
mahallelinin yemeklerinin fırında pişirilmesine nezaret etmek adına çocukluk
arkadaşımız Latif Çelebi uzunca bir süre Turan Abinin fırınında bahse konu
kapsamda çalışmıştı. Latif döneminde komşuların pişirilmek üzere fırına
getirilen yemeklerinden küçük parçalar yürütmemiz bir başka hoş hatıra olarak
hafızalarımızdadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Hayatımda
ilk kez hamur makinesini Turan Abinin fırınında görmüştüm, şaşırmak kaçınılmaz
idi şüphesiz. Ondan önce kocaman ahşaptan yapılmış dar uzun, bir uzun kenarı
dik, diğer uzun kenarı yaklaşık 45 derece eğik bir hamur teknesi vardı. Hamur
karanlar eğik kenardan yaparlardı işlerini. İlaveten annelerimizden hamur açma
ve hazırlama faaliyetlerini görmüş olarak öyle hayretle izlemiştik ilk günler…
Bir elektrik motoru marifetiyle, yatayda yerleşik hareketli bir dişli üzerinde
kendi etrafında dönen görece büyük bir kazan içine uzanmış metal mamul
parabolik kesitli bir kolun orta hızda ve kesintisiz kendi etrafında ve dikeyde
pozisyon değiştirerek dönmesiyle hamuru karan bir basit lakin devrine göre
bizim için tılsımlı bir düzenek… Hamur karmayı bazen hayranlıkla birkaç arkadaş
birlikte izlediğimiz de olurdu… İzlerdik de ne olurdu, işte bu soruya cevabım
yok…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Dönem
peksimet üretimi dönemidir ayrıca satılamayan ekmek olursa behemehâl peksimet
kesilir, israf nerdeyse sıfır… Bilindiği üzere, Peksimet, kuruyup bayatlayan
ekmeğin düşen nem oranı ile doğru düzgün dilimlenerek ve dilimlerin en az iki
kez fırınlanması marifetiyle elde edilen, aylar boyunca hatta yıllar boyunca
bozulmadan saklanabilme ve yenebilme tazelik ve kalitesini koruyabilen
dayanıklı bir kuru ekmek çeşididir. İmalat, ulaşım ve saklanabilme ekonomik ve
teknik imkânlarının neredeyse olmadığı dönemlerin en önemli ve şatafatlı
ekmeğidir. Gerçi bizim Çeşme’de peksimetin başkenti Bekir Abinin (Erte)
fırınıdır lakin bayatlayan ekmeğin ekonomik değerinin devamı adına neredeyse
tüm fırıncıların başvurduğu bir imalat çeşididir. Turan Abimiz de bu usule çok
sık olmasa bile başvururdu… Biz de taze fırınlanmış peksimetlerden aşırtıp
yemeyi çok severdik… Turan Abi görür de görmezden mi gelirdi, hakikaten görmez
miydi, bilemedim… Görüp de ses çıkarmamış ise zaten bağışlamış manasında alırım
da görmemiş ise de kendisi ile cennet te karşılaştığımda bağışlanmamı
isteyeceğim… Turan Abi muhakkak cennettedir, aksi düşünülemez, bu kadar çalış,
imalat ve yetiştirmenin duayeni ol, cennete gidememe şıkkı olamaz herhalde,
benim ise muhakkak ki yerim orası… Uzunca bir vadedir, peksimetin yeni
çeşitleri dükkânlarımızın vitrinlerini süslemektedir, susamlısı, fıstıklısı,
tuzlusu, tuzsuzu, diyete münasip olanı, diye diye gayet uzun bir listede
modernize halleri ile yerlerini almışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Turan
Abi aynı zamanda sert mizaçlı birisidir, Çeşme’de yeni yeni zuhur eden
siyasetin çoklu ve standart dışı davranış ve gayri hukuki pozisyon almalarda da
taraf olmaktadır. Bu baptan ciddi “efelikler” de söz konusudur. Lakin bunları
bu kadarıyla hatırlayarak geçmek evladır… Sadece sert hayatın kendisini ne
derece sert hale getirdiğini hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Adeta gözünü
budaktan esirgemeyen abimiz, çifte su verilmiş çelik gibidir, gözü karadır,
korkusuzdur… Haksızlık söz konusu ise, nasıl bir otoriteye karşı olduğunun bir
ehemmiyeti yoktur, siyasi ve ekonomik büyüklük onu yıldıramamıştır…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ekmeklerin
daha bakkallar marifetiyle satıldığı sistem icat edilmemiştir, herkes ekmeğini
fırınlardan almaktaydı… Her ailenin tercih ettiği bir fırın vardı lakin benim
hatırladığım babam çok dengeli davranırdı, farklı fırınlardan ekmek satın
alırdı, bazen Sakıp Abi, bazen Seydiahmet, bazen Bekir Erte. Ben, satın alma
görevi bana verilmiş ise her daim Turan Abinin fırınını tercih ederdim. Turan
Abinin fırından taze ekmek çıkışı anında, bazen yarım, bazen çeyrek ekmek
kestirir, içine de hemen yakındaki bakkallardan bütçemize münasip ne ise gayri
az helva ya da az peynir yerleştirilir, maç arası ya da oyun arası yerdik,
nasıl bir keyif idi o şimdi anlatamam… Anlatsam da şimdi keyif alınan şeyler
çok farklı olduğu için bunun tam tadı çıkmaz hülasa layığı ile anlaşılmaz…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bahçe
işleri başta enginar olmak üzere tüm sebzeleri kapsardı sonraları büyükbaş
hayvan yetiştiriciliğine de başladı, koca bir hayatı tüm diğer akranları gibi
durmadan çalışarak geçirdi. Bu işler sadece bilenler tarafından bilinir, ne menem
meşakkatli işlerdir, üretimi zordur pazarlaması zordur…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Evet;
bizim o devirde Hamam Sokağı dediğimiz sokağın ana yola cepheli bir köşesinde
Turan Abinin, diğer köşesinde Seydiahmet Abinin fırını bulunmasına ve genellikle
insanların evlerinde kendi imkânlarıyla ekmek ve börek işlerini kotarması münasebetiyle
piyasadaki müşteri azlığı sebebiyle aralarında niza, kıskançlık ve fuzuli
rekabet izine rast gelinmemiştir. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bu
vesileyle, artık aramızda bulunmayan başta Turan Tütüncüoğlu abimiz olmak üzere
tüm diğer büyüklerimizi saygıyla yâd ediyorum, hayatta olanlara da sağlık ve
mutluluk diliyorum… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;span face=&quot;Arial, sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; text-align: justify;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/7398872086309734763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/7398872086309734763' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/7398872086309734763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/7398872086309734763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/06/turan-tutuncuoglu.html' title='TURAN TÜTÜNCÜOĞLU'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEh4WfMmS8yLcC4tkQOnAcLjnggufGetK99FVdCExPSp-tbFIiA27n4WG3Qhj9vfAnAMlOMdYXzooWSdlFENgaufta3DwSNAn45KL4dlBAhS_1s_NIxEnzvm7hk15jQxNrGuUTt-g0lEspk4hdd0ismZVBYLPaJhDXpv5TX0lxc7C-cKYlL45PxHMg=s72-w158-h200-c" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-2989075790546380799</id><published>2026-06-17T10:59:12.521-07:00</published><updated>2026-06-17T12:48:04.468-07:00</updated><title type='text'>100. YIL CUMHURİYET ALFABESİ VE HAYDAR ERGÜLEN</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhGiZ7HeSlRYUa1F5_xiAI7bs3TtSUvP0MBAH7O0FKVT_zFtvAh22tlxSDqD52UhqssmAJ2LD5FViHZGGpKn3agEe9D3RAx_mNccig1Qz9PDIOO9LG_FIeRFky1ZtNu1TWVkzoH6QocFAb3NfotCdga1ZJr5plFwylZmPhRGHohjBTmkqi2DdMRyQ&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;960&quot; data-original-width=&quot;1280&quot; height=&quot;150&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhGiZ7HeSlRYUa1F5_xiAI7bs3TtSUvP0MBAH7O0FKVT_zFtvAh22tlxSDqD52UhqssmAJ2LD5FViHZGGpKn3agEe9D3RAx_mNccig1Qz9PDIOO9LG_FIeRFky1ZtNu1TWVkzoH6QocFAb3NfotCdga1ZJr5plFwylZmPhRGHohjBTmkqi2DdMRyQ=w200-h150&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Başlıktaki
kitabı okudum, süper bir dil ve tespitler özellikle de vakalar arası tesis
edilen illiyet ve diyalektik takdire şayan benim açımdan. Yazar Haydar Ergülen,
ilk defa kitabını okuyorum, sürekli okuduğum gazetede genellikle hafta sonları
olmak kaydıyla uzunca bir süredir köşe yazıları da yazmış olmakla birlikte, kitaplarına
rast gelmemişim demek ki ya da benim aklımda kalmamış. Ne yapacaksınız yaşlılık
diyelim de durumumu kurtarmaya çalışayım… Sevgili dostum Bürçin Karagemicioğlu,
benim adıma imzalatarak almış, bu keyifle okunan kitabı bana hediye etmek
üzere… Yazarın, biyografisinden aynı “kuşağın yolcuları” olduğumuzu anlıyorum,
ODTÜ’nün ODTÜ olduğu dönemde talebelik eylemiş… Evet, o devirde henüz sınav
sorularını çalan “mezkûr acar ve çalar grup” ODTÜ’yü sulandıramamış idi, hatta
hedeflerinde bile değildi. Ne vakit ki, emperyalizm ve yerli mümessilleri,
hedef olarak “ılımlısı” olsun, yeter ki bizim mamalar düzgün ve dolgun olsun
dediler, tüm diğer benzerleri gibi ODTÜ’de bilim yerine şimdi yazmaya gerek
olmayan arayışlar öne geçti… Geçmiş olsun. &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt; mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Neyse,
maksada marş… Değerli yazar, Cumhuriyetin 100 yılının alfabesi deyip, harf
sırasıyla A’dan Z’ye öğrendiği, gördüğü, düşlediği cumhuriyeti tariflemek adına,
yazmayı tercih ettiği başlıklar ile ziyadesiyle güzel bir kısmi ansiklopedik eser
çıkarmış ortaya. Dil süper, teşhis ve tespitler süper, diyalektik süper, ifade
tarz ve üslubu süper, hele deneme konularının tercihi tam isabet, adeta tercih
edilen konular marifetiyle cumhuriyetin poligonları mütekâmilen atılmış, poligon
birleşim marifetiyle de tekmili birden bizatihi kendisi…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“A”
deyince şüphesiz Ankara ile başlıyor, isimleri ve kaynaklarını anlatıyor kendi
meşrebince, bir tanesi de geçen sene Sibirya’da gördüğüm membaı Baykal Gölü
Angara Nehri’nden mülhem… Mustafa Kemal Atatürk’ün de ziyadesiyle önemsediği
bir içtihat… &lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;“Tanpınar’ın izinde beş
şehir”&lt;/b&gt; adlı kitabın yazarı Alberto Manguel’den aktarıyor; “&lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ankara, birbirine rengârenk ipliklerin
karmaşık sonsuzluğu ile bağlanmış olan, bir çağlar ve tarzlar düğümü. Aynı
zamanda bilmecelerle dolu…&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;” Alıntı tam yazarın nevi şahsına münhasır…
&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;“&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Ankara’da
Devlet Mahallesi var. Kemalizm’le sosyalizm arasında yaşanan bir “sol
çocukluğun” sonra bir zamanda karşımıza ilk cümle olarak çıkacak özlemi var;
‘devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi.’ Bu ‘ihtimal’ Ankara’da bir
‘olasılık’ olarak hep var oldu ve Komünist başkentlerin bürokratik hüznü
Ankara’nın yüzüne vurdu. Doğrusu Komünist bir başkent olmak da Ankara’da iyi
dururdu, Ankara da Orta Avrupa’da iyi dururdu.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;diye
tanımlama ve tarifleme ile devam eden yazar çok değişik temsiliyete haiz yazar
ve şairlerden alıntılarla hoş bir potpori oluşturmuş başkent Ankara adına.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“B”
de; İstanbul Ansiklopedi’sinde olmayıp da Rakı Ansiklopedi’sinde olan İstanbul
Semti hangisidir diye sorarak başlıyor, el cevap “Bomonti”… “&lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Bomonti halk bahçesi. Halkevleri’nin de
bahçesi sayılır, işletmecileri farklı da olsa. Asmalımescit, nasıl ‘Cumhuriyet
bohemi’nin yeriyse, Bomonti de Cumhuriyet’in birinci derece anlamlarından
‘asri’nin yeridir, ‘asri mekan’dır.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;diye fevkalade özetlediği
başlığın muhtevasını kitabın sonuna eklediği, kitabın adeta “kırmızı kurdeleli
cümleler” faslından, &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“Cunhuriyet’in 100
yılına 100 sevinçli cümle” bölümüne ise; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Cumhuriyet
bir zamanlar Bomonti bahçelerine ailece bira içmenin sevincidir.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt; diyerek
taçlandırmaktadır. Ve dama; maksada külliyen matuf cümle; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Cumhuriyet’in bayramlarının da kutlandığı
Bomonti, bir bira fabrikası, rakı ve bira markası, bira bahçesi olmanın
ötesinde bir anlam taşıdığı için, tıpkı Balıkpazarı’nda adı Cumhuriyet olan
meyhane gibi, başka bir anlamla çarpışacaktır yıllar yıllar sonra; Eylül
2019’da Bomonti Bişra Fabrikaları külliye yapılması için Diyanet’e
devredilecektir. Cumhuriyet’in kurumlarının yine Cumhuriyet’in kurduğu Diyanet
eliyle onun yıkımında kullanılmasına kim ironi diyebilir? Danıştay’ın şimdilik
durdurduğu bu ‘yıkım’la ‘iki ayyaş’ın kurduğu Cumhuriyet’de şimdilik yıkımdan
kurtulmuş olur.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“N”de;
“&lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;hiç düşünmeden Nazım (Hikmet)
deyişim, yalnızca onu evrensel ve yüzyıllarca kalacak bir şair diye düşündüğümden,
aynı dünya görüşünü, düşleri ve sosyalist bir toplum tasavvurunu paylaştığımdan
değil; onun Cumhuriyet içindeki aykırılığıyla Cumhuriyet’in ilk yüzyılını
temsil eden şair olması arasındaki unutulmaz mı demeli, can dayanmaz mı yoksa
inanılmaz mı, her neyse, işte o ironi de geçerli bunda.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;
takdimi ile Nazım Hikmet yer alıyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“R”de
ise, şüphesiz ki mühim bir “poligon atılıyor” Rakı… Ne diyor üstad; &lt;/span&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;“Rakıyı bir cumhuriyet icadı gibi görmek
göstermek de doğru değil! Bunu özellikle vurguluyorum, Osmanlıların nerdeyse
bir şeriat imparatorluğu gibi sunulmasına karşın, rakının membaı cumhuriyet
değil imparatorluktur! Üzgünüm!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Üzgün filan değilim tabii,
niye olayım?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;İslamcılar ve neo-Osmanlıcılar
üzülsün üzülecekse! Çok uzaklara gitmeye gerek yok, Ahmet Mithat Efendi’yle onu
ustası olarak bilen Ahmet Rasim’e bile bakmak yeter bu hususta! Osmanlı’da
izinli çalışan gedikli meyhanelerin yanı sıra, ruhsatsız çalışan koltuk
meyhanelerinin varlığı da bilinir. Sokak aralarında ayaküstü yudumluk içki
satan ayaklı meyhaneler de bir bakıma “tek-tekçi” sayılır.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt; Daha
önceleri okuduğum Reşad Ekrem Koçu’nun yazdığı “Eski İstanbul’da meyhaneler ve
meyhane köçekleri” adlı kitapta, mezkûr meyhanelerin fevkalade tafsilatları ile
anlatılmış olduğunu da hemen hatırlatayım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Peki,
poligonlar bunlardan mı ibaret, şüphesiz değil… Bu seçimler benim tercihim…
Lakin değerli şair ve yazar Haydar Ergülen, Ankara ve İstanbul diye önemli
şehirleri, Ulus ve Taksim diye meydanları, İslam ve Gavur diye dini
karşılıkları ve karşıtlıkları, öz ve üvey diye sahiplikleri, Şef ve Parya,
Ortadirek diye siyasi ve sosyal sınıf ve mevzileri ve daha da yaklaşık 90 adet
poligonu atıp, poligonları birleştirerek, aklındaki, fikrindeki ve nihayetinde
zikrindeki Cumhuriyet tespitini bize aktarmaktadır. Poligon atışları sadece tek
düzlemde de değil elbette tarihsel derinlik de söz konusudur, geçen yüzyıl da
var, bu yüzyıl da, hatta evveli ve ahiri de, akli, ilmi, edebi, harsi, hukuki,
örfi, fikri, zikri ve ahlaki teferruatları da…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Kitabı
okuduktan sonra; “bu cumhuriyet size ne yaptı be, sağından, solundan, altından,
üstünden fütursuzca çekiştirip duruyorsunuz” diyesim geldi lakin mefhumu
muhalifinden de bakınca “yahu burası da, şurası da, çok eksikmiş be” demekten
de kendimi alamıyorum.&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Evet,
A’dan Z’ye bir Cumhuriyet turu atmak isteyenler beklemeden mezkûr esere
başvurabilirler. Öğrenme, bilgilenme, güncellenme ve tazelenme kefaletim var ve
tamdır. Birkaç cümlede kitabın sonundaki”100 sevinçli cümleden” gelsin diyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;2. cümle;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt; “Birinci yüz yılında Cumhuriyetin varlığı
bizi çok sevindirdi, üzdüğü de oldu, ama üzdüğünden çok sevindirdi. Şimdi
ikinci yüz yılında sıra bizde, ne sırası mı, Cumhuriyet’i sevindirme sırası
elbette!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;37. cümle;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt; “Cumhuriyet, Cumhuriyet’in yanlışlarını,
eksiklerini özgürce tartışma sevincidir.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;b style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;39. cümle;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt; “Cumhuriyet, kızlı-oğlanlı köy
çocuklarının onlara hem bilgi hem beceri kazandıran Köy Enstitülerinde
yetişmesinin sevincidir.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Evet,
tafsilatlı fazlası kitapta deyip değerli şair ve yazara da “aklına ve emeğine sağlık,
kalemine kudret” diyelim… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/2989075790546380799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/2989075790546380799' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/2989075790546380799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/2989075790546380799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/06/100-yil-cumhuriyet-alfabesi-ve-haydar.html' title='100. YIL CUMHURİYET ALFABESİ VE HAYDAR ERGÜLEN'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhGiZ7HeSlRYUa1F5_xiAI7bs3TtSUvP0MBAH7O0FKVT_zFtvAh22tlxSDqD52UhqssmAJ2LD5FViHZGGpKn3agEe9D3RAx_mNccig1Qz9PDIOO9LG_FIeRFky1ZtNu1TWVkzoH6QocFAb3NfotCdga1ZJr5plFwylZmPhRGHohjBTmkqi2DdMRyQ=s72-w200-h150-c" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-8234151495103875098</id><published>2026-06-10T04:03:11.809-07:00</published><updated>2026-06-11T03:01:56.844-07:00</updated><title type='text'>ESKİ ÇEŞME VE ÇEŞMELİLER, KÜSKÜN ÇİÇEK</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhboTB6Ze1BCmATSNU9ezAxqErtHk0wKFlUGtTSXm57LcQB05CWtrsjm2YF-KryGoqZFZG25bncMOq4ol_etyJn_k9mXI93nKlHZSy7TUqYGRAAKBJBXm0ntHbCFLq04C1oKxgAavM_jDJEWo0_e1lqM6sSYtn3bj5a0eKQQU2PGpqH1aRsWre7aQ&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1308&quot; data-original-width=&quot;1600&quot; height=&quot;150&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhboTB6Ze1BCmATSNU9ezAxqErtHk0wKFlUGtTSXm57LcQB05CWtrsjm2YF-KryGoqZFZG25bncMOq4ol_etyJn_k9mXI93nKlHZSy7TUqYGRAAKBJBXm0ntHbCFLq04C1oKxgAavM_jDJEWo0_e1lqM6sSYtn3bj5a0eKQQU2PGpqH1aRsWre7aQ&quot; width=&quot;183&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;Ekim
1979 senesinde dönemin meşhur ve mühim sinema oyuncuları Türkan Şoray ve Cüneyt
Arkın’ın başrollerini paylaştıkları bir film çekilir. Film, şöyledir, böyledir
diyebilecek durumda değilim, film üzerine maalesef benim söyleyeceğim fazlaca
bir şey yok, olamaz da… O günlerin film konuları, mekânları ve beğeni
seviyesine çok münasip bir görüntüsü var sanki… Sevgi ikrar ve takdimleri de
tam da o günlere münasip, nefret 5 dakikada büyük aşka dönüşüyor,
dönüşebiliyor, “git buradan” repliği “gitme gel” haline ne kadar hızlı ve kolay
dönüşebiliyor. Demek ki aşk böyle algılanıyormuş vatandaş nezdinde devir
itibariyle… Şüphesiz ki bu yazı bir film tanıtım ya da reklamı değil,
eleştirisi hiç olamaz zaten, böylesi bir şey benim ne bilgi, ne de ilgi alanıma
girer lakin mekân ve sosyolojisi hariç… Filmin, benim için yegâne ilgi çekici
tarafı Çeşme’de çevrilmiş olması, farklı noktalarda o devirde Çeşme nasılmış,
Çeşmelilerin o devirdeki halleri nasılmış… Filme dâhil olan Çeşmelilerin filme
katkıları ile rollerini nasıl yaptıklarıdır ilginç olan sadece.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Filmin
ana mekânı arkadaşım Güngör Yamaner’in Tekke Mahallesindeki (eskiden böyle
söylenirdi) evidir, müthiş Çeşme ve Limanı manzarası 1979 model olarak kayıt altına
alınmıştır netekim. Bahçedeki zemini beton kaplı, 2 farklı seviyede yani iki
kademeli taraça, oradaki masa ve orada çay kahve içtiğimiz günler hala dün gibi
aklımda… Çoğunluğu teneke olan saksılardaki değişik değişik çiçekler… Güngör’ün
evinin mutfağı da filmde müstesna yerini alıyor… Evin ve hayatın sade ve basit
hali ne kadar da nostaljik olmuş. Lakin film çekimi bittikten sonra yani evin
tahliyesinden sonra Güngör’ün serzeniş ve şikâyetleri çoktur, tazmin konusunda
ve telafi konusunda söz verenler de artık ortalarda yoktur. Hülasa Güngör
şikâyetleri ve serzenişleri ile baş başadır. Olsun, o şikâyetlere devam etsin,
bizler açısından film nihayetinde, seti itibariyle, arkadaki fonu itibariyle 2.
derece bir Çeşme belgeselidir adeta… Yıllar geçti bizler filmi neredeyse
unutmaya başlamış idik ki, bir başka Çeşmesever sevgili Sabri Usta hatırlattı
filmi, bilahare Ahmet Erküçük’ün Türkan Şoray ile olan fotoğrafını iletmesi
vesilesiyle bir kez daha hatırladım, tekrar seyrettim, hatırlayamadıklarım
tekrar bugüne geldi… Müthiş bir zamanda seyahat manasında…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Cüneyt
Arkın’a, hasta olduğunu söyleyen doktor, bizim Ender Gönüllü abimiz, hani
Çeşme’deki ilk eczane sahibi, sonradan o güzel abimizin ANAP’tan, kimlerin ikna
etmesi ile güncel siyasetin içine çekilmesi, sonra siyaseten unutulması, vs
başlıkları ile kendisini yazmaya çalıştığım abimiz. Cüneyt Arkın kadar
yakışıklı hali perdeye yansıyor Ender Abimizin, görünen o ki eczacılıktaki
başarısını güncel siyasette olduğu gibi, mezkûr film için rol yapmakta da aynı
maharette kullanamıyor. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Cüneyt
Arkın, Çeşme Seyahat ile Çeşme’ye geliyor, Çeşme Ertan Otel’e geçiyor, çocukluk
arkadaşlarımdan, Çeşme Gençlik Kulübü önemli oyuncularından Ömer Tütüncüoğlu
ile resepsiyonda diyalogları yansıyor, hay Allah Ömer’in o yıllarını görüyor,
“hani benim gençliğim” demekten kendimi alamıyorum. Çeşme Ertan Otel’in o
resepsiyonunu çok iyi bilirim, çünkü ben de orada çalışmaya başladım ve 2 saat
sonra anlamıştım ki bu iş ve bu mekân bana göre değil, derhal kimseye haber
vermeden ayrılmıştım. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Lakin sonraları farklı
maksatlarla çok kez ziyaret ettiğim bir yer idi, sonraları orada çalışan bir
başka arkadaşım sebebiyle…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Film,
ağırlıklı olarak o devirde Çeşme’nin mühim turistik mekânı, şimdiki İş Bankası
dinlenme tesisleri, TURTES’in restoran ve lokalinde geçiyor, başrol
oyuncularının diyaloglarında, kamere bir birinin arkasında kalan Kalem Burnu’nu
(Altın Yunus), bir diğerinin arkasında kalan Ayayorgi tarafını fon yapıyor. Kiremitsiz
ve betonsuz Kalem Burnu… Sadece Altın Yunus Oteli bembeyaz silueti ile rol
kapıyor. Esasen hatırladığım kadarı ile de o vakitler Kalem Burnu komple
“tarihi sit alanı”… Lakin işte orasından çekiştir, burasından çekiştir,
yasaların, yönetmeliklerin, gelinen nokta, beton yığını alanlar, sonra da
şikâyet et… Bu mevzuda söylenecek çok laf var da, vakti ve mekânı değil…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Film,
Çeşme’nin neredeyse her bölümünü, yeterli detayda “film seti” yapıyor, Çeşme
Emniyet Müdürlüğü, o vakitteki haliyle Gümrük Müdürlüğü ile paylaştığı bina,
oranın önü şimdiki “seyir terası”, oranın tertemiz görüntüsü, ticaretin ve para
kazanmanın arkasına sığınmamış bozulmamış vaziyet, oradan Çeşme Sahilinin
sakinliği ve sadeliği, Çeşme Kalesinin görüntüsü, Kale Yokuşunun ve hemen
arkasında bugün restore edilmiş olan eski Çeşme Evleri… Şimdiki, Jandarma ve
Askerlik Şubesi arasında çocukluk arkadaşlarıma ait kahvehane, bir diğer
arkadaşımız Berber Kenan Kadayıfçı, Çeşmeli otobüs şoförlerinden Muyni lakaplı
Mustafa Karabulut, bir başka doktor rolünde Sıhhiyeci İbrahim sırasıyla rol ve
sahne alıyorlar… Ziyadesiyle keyifli…&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Çeşme’nin
Meydanı bir ara Çeşme Seyahat ve otobüslerinin kalkış ve varış noktası olarak
filmde dolayısıyla arşivdeki yerini alıyor. Otobüs Acentasının eski
yazıhanelerinden biri olan, şimdi büyük bir reklam panosu ile kapatılmış
yerdeki, 3 ya da 4 basamak merdiven ile çıkılan mekânı da tekrar hatırlıyoruz. Kalenin
önünde yönünü denize çevirmiş vaziyette park edip, yolcularını aldıktan sonra
halen orada duran ağacının etrafından dönerek Çarşı içine yönelen otobüsleri
görüyoruz… Hele de 2 yönlü taşıt trafiğinin olduğu Çarşı hatırlatması ise unutulmaz
ve muhteşemdir. Çeşme Meydanı ortasındaki Aydın Korkmaz’ların çalıştırdığı çay
bahçesi, şimdi yerinde ve unvanında yeller esen Tütüncüler Bankası, o
vakitlerin Akdeniz Oteli şimdi boş olan tarihi bina, Çarşının şimdikine göre
daha geniş duran ya da görünen hali, hele hele de girişin tam solunda sıra sıra
dizilmiş ayakkabı boyacılarının olduğu köşe klasik görüntüyü vermeye en azından
filmde devam etmektedir. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 14pt; line-height: 107%;&quot;&gt;Doktor
rolündeki Türkan Şoray’ın vatandaşlarla Çiftlik Köyünde Tarihi Gümrük Binası önünde
muhabbetine, yansıyan Çiftlik Köyünden tanıdıklarım sahne alıyor bir ara… Zafer
Aktaş’ı görüyorum, Bekçi Recep’in oğlu Sabit Bozkurt’u, Bekâr Ahmet’i
görüyorum… Gözden kaçırdığım dost ve tanıdıklarım beni affetsin. Her biri
bundan yaklaşık 47 yıl önceki halleri ile bugüne geliyorlar, hafızamızı
tazeliyoruz, içten içten mutlu oluyoruz bundan ve bu içten gelişi dışa vurup
paylaşıyoruz… Binanın önündeki meydanın adını şimdi “Şehit Mehmet Meydanı” gibi
hatırlıyorum, değilse de behemehâl böyle bir ad verilmelidir. Orada aynı adla
mermerden yapılmış bir de anıt bulunmaktadır, hazır nasıl olsa. Bu adlandırmaya
kimsenin de itiraz edeceğini zannetmiyorum…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/8234151495103875098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/8234151495103875098' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/8234151495103875098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/8234151495103875098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/06/eski-cesme-ve-cesmeliler-kuskun-cicek.html' title='ESKİ ÇEŞME VE ÇEŞMELİLER, KÜSKÜN ÇİÇEK'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhboTB6Ze1BCmATSNU9ezAxqErtHk0wKFlUGtTSXm57LcQB05CWtrsjm2YF-KryGoqZFZG25bncMOq4ol_etyJn_k9mXI93nKlHZSy7TUqYGRAAKBJBXm0ntHbCFLq04C1oKxgAavM_jDJEWo0_e1lqM6sSYtn3bj5a0eKQQU2PGpqH1aRsWre7aQ=s72-c" height="72" width="72"/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-8972766051358310593</id><published>2026-06-04T00:32:25.961-07:00</published><updated>2026-06-06T12:21:17.942-07:00</updated><title type='text'>AHMET ERKÜÇÜK, ÇEŞME’NİN BİR BAŞKA DEĞERLİ VE RENKLİ SİMASI</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: 12pt; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEicgq393ySjcw1cbSinGZtgQilrZ8RZoNAnAk_TtE8zcITyUiYUWV2v9rfUda2sFc_LdYbQpmnUztY-Y99pTNu6pnI76OE7YV62_0tQXtD9wqt2lp8edYByvPrdF82M54-zF7bmBz3HPuEQ1qG80X3tcG1L6GhWlVr9fUSkjg9L_8sWhD-BQ_IvvA&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1131&quot; data-original-width=&quot;493&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEicgq393ySjcw1cbSinGZtgQilrZ8RZoNAnAk_TtE8zcITyUiYUWV2v9rfUda2sFc_LdYbQpmnUztY-Y99pTNu6pnI76OE7YV62_0tQXtD9wqt2lp8edYByvPrdF82M54-zF7bmBz3HPuEQ1qG80X3tcG1L6GhWlVr9fUSkjg9L_8sWhD-BQ_IvvA=w88-h200&quot; width=&quot;88&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;“Değerli arkadaşım,
rahmetlileri yazıyorsunuz yaşayanları’da yazar mısınız? Teşekkürler Sevgiler,
son söz sizin…”&lt;/i&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;line-height: 107%;&quot;&gt; diye yazılmış bir notla karşılaştım, Ahmet Erküçük
Abimizin verdiği zarfı açınca… Düşündüm, doğru lakin benim de mazeretim var… Eskiden
tanıdığım ve Çeşme’ye karakter kazandırdığına inandığım büyüklerimin bir
şekilde ailesi ve yakınları dışında az hatırlandığını ya da unutulmaya yüz
tuttuğunu görüyordum, maksat unutulmasınlar diye başlayıp, hatıralarım olanları
günümüze dilim döndüğünce, aklım yettiğince getireyim dedim, ilaveten benim
gözümden Çeşme’nin ve Çeşmelilerin o günü ve bugünü kıyaslaması olsun istedim
lakin daha da mühimi kaydedilen mesafenin kaç arpa boyu olduğu kıyaslaması
ortaya çıksın istedim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Ahmet
Erküçük Abimizin zarfında neler neler vardı. Kendi el yazısıyla hayatını
özetlemiş, benim açımdan bilinmeyenler az olmakla birlikte detaylarda hiç
bilmediğim şeyler de var. Kendisi eskilerde gerçekleştirilmiş “Çeşme Müzik
Festivali” haberlerinin verildiği gazete kupürleri, Çeşmeliler başta olmak
üzere bazı ziyadesiyle meşhur ve sevilen sinema oyuncuları ile çekilmiş
fotoğraflar, aile fotoğrafları, benim şahsen hiç bilmediğim yönü ise yazmış
olduğu şiirleri, meşhur ve mühim muhteremlere yazdığı şiirlere gelen yazılı
cevaplar, çeşit çeşit…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjmK9W1AwLpOW6_A_VvnDJM4Rabp7TRstXlUMSqmDKUjpMdKjFOyNjJBkiN18q146qPr3Oz00GDWs_zZYiltejMK8r8KQWw534PDY3bmb9LWJAhsZLHAX3_BgMWBe9Y-cxHE4nV9uBFlbpMqg7V1b9UQoY_guNXrkmpu06wm6ek2oest53evgcDNg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;2150&quot; data-original-width=&quot;1621&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjmK9W1AwLpOW6_A_VvnDJM4Rabp7TRstXlUMSqmDKUjpMdKjFOyNjJBkiN18q146qPr3Oz00GDWs_zZYiltejMK8r8KQWw534PDY3bmb9LWJAhsZLHAX3_BgMWBe9Y-cxHE4nV9uBFlbpMqg7V1b9UQoY_guNXrkmpu06wm6ek2oest53evgcDNg=w151-h200&quot; width=&quot;151&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Yazdığı
şiirlerden birisini daha öne aldım, şiirin edebi değeri nedir ben bilemem,
uzmanlık alanıma girmez, siyaseten yapılan tariflere de fazlaca katılamam
siyasi değerlendirmelerime münasip düşmez, lakin yazıldığı kişi ve ıslak imzalı
cevabı görünce ister istemez öne geçiyor. Şiirin adanarak yazıldığı kişi Bülent
Ecevit olunca… Ahmet Abinin bana verdiği dokümanlardan, çok muhtemelen bir
takdim tehir hatası ile şiirin altında Ekim 1984 tarihi yazılmaktadır, oysa
Bülent Ecevit’in kendisine yazdığı teşekkür mektubunda Haziran 1975
yazmaktadır. Şiirin tarihinin Ekim 1974 olması çok muhtemeldir, eğer şiiri
sonradan temize çekerken ya da elle çoğaltırken bir yazım hatası olmamış ise… Şüphesiz
ki Bülent Ecevit’ten beklentilerin zirve yaptığı dönemde yazılmış bir şiir,
umutlar büyük lakin unutulan taraf ise Bülent Beyin hiç oralı olmayacağına dair
rahle-i tedrisatı yani fikri ve zikri… Dolayısıyla kendisinin, küçük azınlık
dışında kimsenin beklentisini yerine getirmeden görevini tamamladığı da tüm
Canım yurdum tarafından ittifakla kabul edilmiştir. Mezkûr şiirin yazılması da
muhtemelen Bülent Ecevit’in Çeşme ziyareti sırasında sergilediği “Halkçı
Ecevit” profiline matuf olsa gerek… Mavi gömleği sırtında, ayakkabılar elinde
Ilıca Plajında sıradan bir insan gibi yürüdüğü vakit verdiği izlenim çizilen profile
ve yurttaşın beklentilerine de ziyadesiyle mütenasiptir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Şiirin
başlığı “Umudumuz Ecevit”, şiirden ilk kıta;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Umudumuz Ecevit Gençliğin sevgilisisin,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Geç milletin başına derdimiz
dile gelsin,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Bu ortamda sadece sende bize
güvensin,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;i style=&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Başbakan dediğimiz inan ki yine
sensin,&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Diye
başlayıp ilerleyen bir şiir, içerisinde bulunulan umutsuzluğun içinde yaratılan
umut olmanın tekrarından ibaret… Lakin Bülent Ecevit gerçekten kendisinden
umulan şeyleri gerçekleştirebildi mi? Maalesef. Bence daha da kötüsü oldu,
umutlanamaz hale gelen bir yurttaş kitlesi yaratıldı. Evet, fazlaca güncel
politikaya girmek istemiyorum lakin kaçınılmaz oluyor dokunmak inceden…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Şiirler
bu kadar mı? Değil şüphesiz… Gazeteci yazar diğer büyüğümüz Yaşar Aksoy, mühim
muhtarımız Rasim Özgül ve tabiidir ki eşi hanımefendiye de yazılmış şiirler var…
Anlıyorum ki yazmaya da devam ediyor Ahmet Abimiz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjDH4YJO6amNU0pw7H9EYH8s-A2w8Q6zIaemZHiWjMo1Y0OoXHg2zP3RD95jge-Yg984Z67n7vLSBxIv2ZqRJUqcxid8emyQBD9c22Typ7VRFAnqbohS2ZN-nZXFZiHh896aVUCrFSbdOKwLLr8eW9K-nmP17l1DAi1ffwhIMOvH58wKy32FBF5Mg&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1212&quot; data-original-width=&quot;1146&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjDH4YJO6amNU0pw7H9EYH8s-A2w8Q6zIaemZHiWjMo1Y0OoXHg2zP3RD95jge-Yg984Z67n7vLSBxIv2ZqRJUqcxid8emyQBD9c22Typ7VRFAnqbohS2ZN-nZXFZiHh896aVUCrFSbdOKwLLr8eW9K-nmP17l1DAi1ffwhIMOvH58wKy32FBF5Mg=w189-h200&quot; width=&quot;189&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;1979
senesinde Çeşme’de “Küskün Çiçek” adında bir film çekilir, bu filmi izledim,
neredeyse bütün detayları da hatırlıyorum. Ertan Otel ve resepsiyonda bir başka
arkadaşım Ömer Tütüncüoğlu, bir diğer arkadaşım Berber Kenan Kadayıfçı, Doktor
rolünde Ender Gönüllü Abimizin, bir başka doktor rolünde Sıhhıyeci İbrahim
Abimizin de rol aldığı film için Türkan Şoray ve Cüneyt Arkın Çeşme’ye
gelirler. Ahmet Abi durur mu, her ikisine de birer şiir yazar, gönderir. Onlar
da Ahmet Abinin bu nazik davranışının karşılığında o vakitler Çeşme’de önemli
turistik tesis olan TURTES’de misafir ederler ve günün hatırına buluşma
fotoğrafla ölümsüz kılınır.&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Ahmet
Abi, Çeşme Gençlik Kulübünün 1970’li yıllarda önemli golcülerinden Mehmet
Erküçük’ün abisidir, “Rensenbrink” lakabını kendisine helal ettiğimiz Hasan
Erküçük’ün de abisidir. Hem Mehmet hem de Hasan iyi arkadaşlarımdır. Ne yazık
ki Mehmet geçtiğimiz yıllarda kaybettik. Hasan ise zaman zaman ayaküstü dahi
olsa mutlaka muhabbet ettiğimiz birisidir. Lakabı ise “snakeman lakaplı Rensenbrink’ten”
aynı dönemde ve benzer mevkide top oynayan Johan Cruyff’lu müthiş Hollanda
Milli Takımının meşhur ve müthiş sol kanat oyuncusundan gelmektedir, o da uzun saçları
ile özellikle dripling anlarında aslan yelesi gibi saçlarını sallamasından
mütevellit bir benzetmeydi. Hasan, sakatlıklar ve fizik sıkıntılar sebebiyle
sürekliliği olamayan futbolcularımızdandı maalesef. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhXJ8j-PdPj11Fv4Pk37CJu2J7tqt-oQtYgC5Xpa3EEFg86z8qHShFy4b0ApdDXws_YGQRDNgXvaORNvBjqUSzke0T8YrUicO0a7vAcfNCqn1vZkAil416zyLnazNNi57TITU38xL29YO6FoWMzkz0g0x7WX9YIISYZiXeShGo9Ob7SOjTk1pcCcw&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1078&quot; data-original-width=&quot;1585&quot; height=&quot;136&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEhXJ8j-PdPj11Fv4Pk37CJu2J7tqt-oQtYgC5Xpa3EEFg86z8qHShFy4b0ApdDXws_YGQRDNgXvaORNvBjqUSzke0T8YrUicO0a7vAcfNCqn1vZkAil416zyLnazNNi57TITU38xL29YO6FoWMzkz0g0x7WX9YIISYZiXeShGo9Ob7SOjTk1pcCcw=w200-h136&quot; width=&quot;200&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Ahmet
Abi; Çeşme Futbolunun duayen isimlerinden “Terzi Emin” büyüğümüzün yanında
terzi çıraklığı ile başlar iş hayatına, sonraları kendi dükkanını da açar,
bilahare de devlet memurluğunu tercih eder Sağlık Bakanlığı bünyesine katılır. Terzilik
dönemini iyi hatırlıyorum, hatta şimdi bulamadığım bir fotoğraf hatırlıyorum,
farklı farklı dükkânlarda çalışan terzi çırak ya da kalfalarının bir dikiş
yarışması fotoğrafa yansımış idi, o fotoğrafta da Ahmet Abi yerini almıştır.
Sağlık Bakanlığına geçmiş olduğunu da Üniversiteden arkadaşım Tıp Doktoru Gani
Demircioğlu’nun Çeşme Sağlık Ocağına geçici görevle geldiği bir dönemde ekip
olarak çekilen fotoğrafından öğrendim… Terzi Emin Çeşme’de Beşiktaşlılığı ile
tanınan birisidir, muhtemelen o sebeple Ahmet Abi’de Beşiktaşlıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/8972766051358310593/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/8972766051358310593' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/8972766051358310593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/8972766051358310593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/06/ahmet-erkucuk-cesmenin-bir-baska.html' title='AHMET ERKÜÇÜK, ÇEŞME’NİN BİR BAŞKA DEĞERLİ VE RENKLİ SİMASI'/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEicgq393ySjcw1cbSinGZtgQilrZ8RZoNAnAk_TtE8zcITyUiYUWV2v9rfUda2sFc_LdYbQpmnUztY-Y99pTNu6pnI76OE7YV62_0tQXtD9wqt2lp8edYByvPrdF82M54-zF7bmBz3HPuEQ1qG80X3tcG1L6GhWlVr9fUSkjg9L_8sWhD-BQ_IvvA=s72-w88-h200-c" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38384184.post-1152896204400707134</id><published>2026-05-27T04:47:28.896-07:00</published><updated>2026-05-27T04:51:40.237-07:00</updated><title type='text'>GÜNGÖR TAYLAN, DAİMA ÜRETİMİN İÇİNDE </title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEimuCdrsD_qes9gxvywtDpYib-MJ7oz-p3cWWK0D0ZC5P7RUo4R3TxH6f5MJ3_FHKGZsTYOAI4CVZb4QE6Dxoi84fZYiqcHgrRpl_-VfKhYqhxidMrMGm6MulBV-RC81TArQsYCPV_3NgpqPg3pLNrPSbJG5COa4pQExcm7pLjDftUSE_UuXeIKWg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1126&quot; data-original-width=&quot;841&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEimuCdrsD_qes9gxvywtDpYib-MJ7oz-p3cWWK0D0ZC5P7RUo4R3TxH6f5MJ3_FHKGZsTYOAI4CVZb4QE6Dxoi84fZYiqcHgrRpl_-VfKhYqhxidMrMGm6MulBV-RC81TArQsYCPV_3NgpqPg3pLNrPSbJG5COa4pQExcm7pLjDftUSE_UuXeIKWg=w149-h200&quot; width=&quot;149&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;Mütevazılığın,
mülayimliğin, muhteremliğin ve bir eski futbolcu olarak da sportmenliğin bu
kadar toptan ve kolay yakışabileceği bir insandır, Güngör Abi… Güngör abimiz
tarımsal üretimin her daim ne kadar çok mühim olduğunun altını çizdi. Bu mühim
addetme kendisini tarımsal faaliyetlerin ve üretmenin daima merkezine
yerleştirmiştir. Fırıncılık, enginar üreticiliğinden tavuk yetiştiriciliğine
uzanan bir geniş yelpazede sonuna kadar gitti… Hiçbir zaman yeter demedi, gücü
ve imkânları çerçevesinde hep üretimin içinde kaldı… Bundan 35 – 40 yıl
önceleri başlamış idi, böyle giderse “gıda krizi” gelir demeye...&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Mustafa,
Hulki, Güngör ve Levent Abiler Çeşmespor formasını terletmiş futbolcu
kardeşlerdir. Güngör Abi santrhaf oynamış ve inanılmaz başarılı olmuş birisi
olarak hep hatırlanmaktadır ve hatırlanacaktır. Ben ancak Levent Abinin
oyunculuğuna denk gelebildim. Futboldaki sportmenliklerini her birisi sosyal
hayatlarına, sindirilmiş olarak aktarmışlardır. Güngör Abi ile birlikte oynamış
eski belediye başkanlarından Nuri Ertan abimize sorduk futbolculuk dönemini ve
başarılarını, müthiş başarılı idi diye sitayişle bahsetti ilaveten diğer
kardeşlerinin de çok başarılı olduğunu teyit etti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Güngör
Abi Çeşme’nin en eski fırıncılarındandır aynı zamanda, babası da fırıncı imiş, ben
kesin hatırlamamakla beraber şu andaki 2008 sokak girişinde hemen sağdan ikinci
dükkân olduğu bilgisi var bende, bir şekilde nasılını bilmeden… Yine de ne
yaparsam yapayım başka detaylar şekillenmiyor şu anda hafızamda… Yine bir başka
büyüğümüz “Kürt Mehmet” Lakaplı Mehmet Kumbasar’dan aktaran Mustafa Ertemiz’den
dinlediğim bir hikâye var fırıncılığına yönelik, bir akşam arkadaşları ile “felekten
bir gece çalarlar”, sihirli su fazla kaçar anlaşılan, ertesi gün için ekmek
hamuru hazırlanamaz, henüz hamur makineleri yaygınlaşmamış, Çeşme’ye ise hiç gelmemiş,
hamur elle hazırlanıyor tabiatıyla yetişmez ekmek hazırlığı, uzun yıllar
takılma mevzuu olduğunu da biliyoruz… &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Yine
saygıyla analım, Hafız Ahmet’in Cemal Abimiz, herkese babaannelerinin adıyla
seslenirdi, Çeşme küçük, herkes birbirini deyim yerindeyse yedi sülalesinden
biliyor… Aktarılan o ki, Cemal Abi Güngör Abiye de “Ziynet” diye seslenirmiş. Hay
Cemal Abi, bu yanı ile çok keyif alıyorum bunları hatırlamaktan…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEg7bV2T9Qlk85TfourCQC8QKWYPqw2SfOlpOSQTPeAVP7e6ATtdrFrhj6RQi7db3_m6z75LYZEqIkKn-Ag5Z-9PhIvW70QY3hkGLSoIU-Iaw6CmDlbK5ICEkpDWxqAFkB7kLo9r8IIP_uamTEOckNznlgOT_SIKfo-XqE1adiKMtaSM_yu3-8Jn8A&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1565&quot; data-original-width=&quot;900&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEg7bV2T9Qlk85TfourCQC8QKWYPqw2SfOlpOSQTPeAVP7e6ATtdrFrhj6RQi7db3_m6z75LYZEqIkKn-Ag5Z-9PhIvW70QY3hkGLSoIU-Iaw6CmDlbK5ICEkpDWxqAFkB7kLo9r8IIP_uamTEOckNznlgOT_SIKfo-XqE1adiKMtaSM_yu3-8Jn8A=w115-h200&quot; width=&quot;115&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;Güngör
Abi için en net hatıralar, bize komşu gelip, enginar tarımı ve tavukçuluk yaptığı
günlere denk düşer… Güngör Abi benim ziyadesiyle detaylı bildiğim, Üretici Hali
Yöneticisi Mustafa Ertemiz’in de teyit ettiği biçimiyle hep üretimin içinde
sabır, uğraşı ve sevgi ile kalmıştır. Müthiş çalışkandır, zannedilmesin ki bu
çalışkanlık sadece ihtiyaca binaendir, onun için aslolan tüm bunları inanç ve
sevgi dolu vaziyette yapabilmektir. İşte tekmili birden tüm bu sıfatları
layıkıyla kurum ve kurallarıyla hak edendir, Güngör Abi… Zorunlu haller
haricinde hep çalıştı, çok çalıştı hem de yılmadan, küsmeden, pişman olmadan
büyük bir inançla, sevgiyle ve fedakârlıkla. Önceliği inanç ve fikirlerinin
tahakkuku bilahare de medar-ı maişet şüphesiz… Sevgi ve inanç görüntüsünün altını
çiziyorum ziyadesiyle çünkü Çeşme’de bulunduğum her vakit kendisiyle her
görüştüğümde yüzündeki memnuniyet, kanaat ve hazzetme hislerinden anladığım bu
idi…&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEh8wP1_79infdEJL8N5cUUAICMfevr-n-5t8PD2-Rp9EBFBtMPngkfL3gcwLRaaGUCeTxaEj4hFopjyQzReu3_uc3KRYOcfi7OFK5xQlFAoAzhiCAxGbQbXyvcfAkjWxlBTx6TzYulIU0vJT2J2dT5Mcbpt-hsmZ6zAD1naOqqr_c-8yJPRm_xP7Q&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; data-original-height=&quot;1282&quot; data-original-width=&quot;900&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEh8wP1_79infdEJL8N5cUUAICMfevr-n-5t8PD2-Rp9EBFBtMPngkfL3gcwLRaaGUCeTxaEj4hFopjyQzReu3_uc3KRYOcfi7OFK5xQlFAoAzhiCAxGbQbXyvcfAkjWxlBTx6TzYulIU0vJT2J2dT5Mcbpt-hsmZ6zAD1naOqqr_c-8yJPRm_xP7Q=w140-h200&quot; width=&quot;140&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Güngör
Abi, hatırlamadığım bir tarihte şu anda halen mülkiyetlerinde olan tarlayı
satın alır ve artık komşumuzdur. Şu anda, Musalla Mahallesinde imar
tatbikatları neticesi oluşturulan park, spor sahası bölgesindeki alanın tam
merkezine gelecek arazide enginar tarımı yapmaya başlar. Mezkûr tarla o
vakitlerde çok miktarda ve sık yağan yağmurlarla hep su altındadır, bazı
senelerde taa haziran ortalarına kadar kurbağa seslerinin işitildiği bir kısmi
sulak alandır. &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;İşte bu şartlarda Güngör
Abi orada iddialı olacak şekilde enginar tarımı yaptı. O vakitlerde sahip
olduğu yeşil renkli volkwagen marka panelvan minibüsü uzun seneler boyunca
tarımsal faaliyetleri maksadına matuf kullandı. Mezkûr araç adeta kendisi ile
özdeşleşti. Maksat daha hızlı ve daha uzağa da servis yapılabilir hale
gelmekti, onu da başardı. Yumurta taşıdı, enginar taşıdı, yerel tüketim
noktalarına ve İzmir’e hale ya da büyük manavlara… Bir vade sonra tavukçuluk da
yapmaya karar verir yaklaşık 5.000 tavukluk kümesler ve besi yerleri inşa eder.
Dedim ya, onun kitabında durmak yok, üretmek üretmek lakin en mühim ve kutsal
üretimin tarımsal üretim olması inancıyla… Vefatından yaklaşık 10 yıl önce, bir
önceki fikrini revize ederek “bu dünya ve özelde ülkemiz maalesef gıda kıtlığına
artık çok yakın” diye bir tespit tayini ile ne kadar fazla tarım yatırımı
yapmamız lazım geldiğinin altını ziyadesiyle çizdi durdu anlayacağınız. Bugünkü
gıda üretimi, dağıtımı ve fiyatlandırılmalarına bakarak Güngör Abimizin ne
kadar isabetli faaliyetler içinde olduğunu daha iyi anlayabiliyoruz. Düşünsenize,
Rusya’nın buğday sevkiyatını durdurması halinde Avrupa’nın yüz yüze kaldığı
meseleleri… Makarnasever İtalyanların yaşadığı ve yansıttığı krizi hatırlayalım…
Bu manada günler ağırlaştıkça Güngör Abinin bu kelamının mana ve ehemmiyeti
daha da sık kullanılır hale gelecektir lakin hayatımıza faydası ne kadar
olacaktır, onu da hep beraber yaşayarak göreceğiz… &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Ve
sonra olanlar oldu, çok önemli mikroklima şartlarına haiz Çeşme Çevre Yolu
içindeki verimli, az lakin kadim toprakları imar tarumar etti. Çeşme artık
geleceğini turizme bağlamış ve adamıştır. Varsa yoksa turizm, o da sadece
vatandaşın cebindeki parasının yer ya da el değiştirmesine matuf, aaa vatandaş
da başka bir şey bekliyor mu? Zinhar, biliyor mu? Zinhar…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;font-size: large; line-height: 107%;&quot;&gt;Güngör
Abi, üretecek tabii ki, hemen çevre yolu dışına ricat… Yeni bahçede daha şümullüdür
faaliyet… Artık, 20.000 m2 ye dikilmiş, limon ağacı bahçesi vardır, hem de her
biri eşsiz Çeşme limonudur. Çeşme limonu bazıları burun kıvırsa da kalın
kabuğundan ötürü, aroması ve lezzeti açısından benzerlerine tur bindirir. Tamamı
deyim yerindeyse sıfırdan dikilmiş, yetiştirilmiştir. Eşi Şenay Ablanın tüm
talep ve baskısına rağmen 5.000 adet yerine, 20.000 adetlik tavuk kümesleri
inşa edilir… Esasen gelinen nokta itibariyle böylesi bir yatırıma da şahsi
ihtiyacı yoktur, lakin inancı odur ki memleketin gıda güvenliği açısından
ihtiyacı çoktur… Gerçi gelinen nokta itibariyle de Çevre yolu içinde imar
tatbikatından kaç, bu kadar yatırım yap, sonra imar tatbikatı “Akarca İmar Planı”
diye diye seni orada da yakalasın… Demek ki Çeşme’de imardan kaçış yok, sen
kaçıyorsun lakin o seni kovalıyor ve tabii ki yakalıyor… Dedik ya, Çeşme Turizm
Turizm diye diye Çeşme ikinci ev stoku olacak, inanmayanlara sabırla izlemesi tavsiye
olunur… Arsa ve inşaat faaliyetlerinden aracılar ve yapıcılar ekonomik kazancı
sırtlayıp gidecekler, biz yerliler de öylesine kalıp duracağız… &lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;mso-spacerun: yes;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span face=&quot;&amp;quot;Arial&amp;quot;,sans-serif&quot; style=&quot;line-height: 107%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: large;&quot;&gt;Son
nefesine kadar ayakta kaldı ve üretimin içinde oldu, üretmek uğruna ailesini
bile aksattığı konusunda Şenay Ablanın tatlı serzenişlerine muhatap oldu lakin
yılmadı, Güngör Abi. Bu vesile adı geçen aramızda olmayan büyüklerimizi
saygıyla yad ediyorum, Şenay Abla ve çocukları Ali ve Tevfik’e de sağlıkla
mutlulukla nice uzun seneler diliyorum.&lt;/span&gt;&lt;o:p style=&quot;font-size: 14pt;&quot;&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/feeds/1152896204400707134/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/38384184/1152896204400707134' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/1152896204400707134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38384184/posts/default/1152896204400707134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosyalyasamdaalternatif.blogspot.com/2026/05/gungor-taylan-daima-uretimin-icinde.html' title='GÜNGÖR TAYLAN, DAİMA ÜRETİMİN İÇİNDE '/><author><name>ruhi mehmet çilek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09118393637961350261</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEimuCdrsD_qes9gxvywtDpYib-MJ7oz-p3cWWK0D0ZC5P7RUo4R3TxH6f5MJ3_FHKGZsTYOAI4CVZb4QE6Dxoi84fZYiqcHgrRpl_-VfKhYqhxidMrMGm6MulBV-RC81TArQsYCPV_3NgpqPg3pLNrPSbJG5COa4pQExcm7pLjDftUSE_UuXeIKWg=s72-w149-h200-c" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>