<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:creativeCommons="http://backend.userland.com/creativeCommonsRssModule" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Tarihi Hikayeler</title>
	
	<link>http://www.tarihikayeler.com</link>
	<description>Tarihten yaşanmış hikayeler</description>
	<lastBuildDate>Wed, 16 Jun 2010 21:06:37 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/TarihiHikayeler" /><feedburner:info uri="tarihihikayeler" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">News &amp; Politics</media:category><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Tarihten yaşanmış hikayeler</itunes:subtitle><itunes:category text="News &amp; Politics" /><creativeCommons:license>http://creativecommons.org/licenses/by/3.0/</creativeCommons:license><image><link>http://creativecommons.org/licenses/by/3.0/</link><url>http://creativecommons.org/images/public/somerights20.gif</url><title>Some Rights Reserved</title></image><feedburner:emailServiceId>TarihiHikayeler</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item>
		<title>Türk genleri 2000 yıldır degismedi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/TarihiHikayeler/~3/rRh422z0BiI/</link>
		<comments>http://www.tarihikayeler.com/?p=637#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 21:05:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihikayeler.com/?p=637</guid>
		<description><![CDATA[Mogolistan&#8217;daki 2000 yaşındaki mezarlıktan alınan DNA, Merkezi Asya&#8217;da yerleşen Xiongnu isimli kabileye ait çok önemli bilgiler ortaya koydu. Fransalı araştırmacılar, 62 iskeletten alınan DNA örneklerini kullanarak, bu unutulmuş kavmin tarihi ve sosyal organizasyonunu ortaya koymak için çalıştılar.
Araştırmacılar, Avrupalılar ile Asyalılar arasındaki etkileşimin zannedilenden daha önce oluştuğunu buldular. Ayrıca, günümüzdeki Türklerle banzer DNA dizilişleri bularak, Türk<a href="http://www.tarihikayeler.com/?p=637">&#160;&#160;[ Daha Fazlası ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mogolistan&#8217;daki 2000 yaşındaki mezarlıktan alınan DNA, Merkezi Asya&#8217;da yerleşen Xiongnu isimli kabileye ait çok önemli bilgiler ortaya koydu. Fransalı araştırmacılar, 62 iskeletten alınan DNA örneklerini kullanarak, bu unutulmuş kavmin tarihi ve sosyal organizasyonunu ortaya koymak için çalıştılar.</p>
<p>Araştırmacılar, Avrupalılar ile Asyalılar arasındaki etkileşimin zannedilenden daha önce oluştuğunu buldular. Ayrıca, günümüzdeki Türklerle banzer DNA dizilişleri bularak, Türk milletinin Moğolistan&#8217;da ortaya çıktığı konusunda güçlü bir kanıt buldular.</p>
<p>Araştırmalar, ayrıca Xionghu Kültürü hakkında detaylar da sağladı. Toplumun seçkin üyelerinin kutsal hayvanlar ve insanlarla beraber gömüldüğü de ortaya çıktı. Ayrıca, akrabalar birbirine yakın olarak gömülüyordu.</p>
<p>&#8220;Bu, kalıtım teknikleri kullanılarak sosyal örgütlenmesi hakkında gelişmiş bilgiler bulabildiğimiz ilk eski uygarlık diyen, Strasbourg Adli Tıp Enstitüsü&#8217;nden Christine Keyser-Tracqui, bu araştırmayla 2000 yıl önceki Asyalı-Avrupalı etkileşimlerini de anlamamızın da kolaylaştığını ekledi.</p>
<p>Mezar yeri, 1943 yılında Moğol-Rus araştırma ekibi tarafından, Moğolistan&#8217;ın Egyin Gol Vadisi&#8217;nde bulundu. Kuru ve soğuk hava, iskeletlerin bozulmasını önlemişti. Araştırmacılar, bu alanın M.Ö. III. Yüzyıldan M.S. II Yüzyıla kadar kullanıldığınıtahmin ediyor.</p>
<p>Araştırmacılar, sadece anneden gelen mitokondri DNA&#8217;sı, sadece babadan gelen Y-kromozomu DNA&#8217;sı ve vücut DNA&#8217;sı da denilen, eşey kromozomları dışında kalan tüm kromozomları kapsayan DNA örnekleri kullanarak çeşitli iskeletler arasındaki akrabalıkları ortaya koymaya çalıştı.</p>
<p>Çoğu bilimadamı, Asyalı ve Avrupalı etkileşiminin XIII. Yüzyıldan sonra, Cengiz Kağan&#8217;ın Asya&#8217;yı ve Pers İmparatorluğu&#8217;nu fethetmesinden sonra, ortaya çıktığını sanıyordu. Ancak, Keyser-Tracqui ve çalışma arkadaşları Xiongnu iskeletlerinde Avrupalılar&#8217;a ait DNA dizilimleri buldu.</p>
<p>Keyser-Tracqui, &#8220;Bu durum bize, Avrupalı-Asyalı karşılaşmasının bu bölgede Xiongnu Kültürü&#8217;nden daha eski olduğunu gösterdi.&#8221; dedi.</p>
<p>Mezar alanındaki en eski kazılar birçok çift mezarı içeriyordu. Bu da, ölülerle beraber cariyelerinin, atlarının ve bazı hayvanların da da kurban edilmesi ile ilgili eski gelenekle alakalı olabilir. Bu adet, ayrıcalıklı kişilere uygulanıyordu ve -daha sonraki kazılarda çift mezarlara rastlanmamasının da gösterdiği gibi- bu adetten daha sonraları vazgeçildi.</p>
<p>Mezarlığın en yeni bölümü ise sadece birbirine akraba erkeklerin cesetlerini içeriyor. Bu tür bir gömme tarzına daha önce hiç rastlanmamış.</p>
<p>En son cesetlerdeki DNA dizilişleri günümüz Türkiye insanlarıyla benzeşmektedir. Bu da Türk boylarının Xiongnu Kültürünün son döneminde Moğolistan&#8217;ın bir yerinden çıktığını desteklemektedir.</p>
<p>Alıntıdır!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihikayeler.com/?feed=rss2&amp;p=637</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.tarihikayeler.com/?p=637</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Can Yücel Siirleri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/TarihiHikayeler/~3/MFp0am5Ch8o/</link>
		<comments>http://www.tarihikayeler.com/?p=633#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 21:07:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihikayeler.com/?p=633</guid>
		<description><![CDATA[Herşey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç&#8230;
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana<a href="http://www.tarihikayeler.com/?p=633">&#160;&#160;[ Daha Fazlası ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Herşey Sende Gizli</strong></p>
<p>Yerin seni çektiği kadar ağırsın<br />
Kanatların çırpındığı kadar hafif..<br />
Kalbinin attığı kadar canlısın<br />
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç&#8230;<br />
Sevdiklerin kadar iyisin<br />
Nefret ettiklerin kadar kötü..<br />
Ne renk olursa olsun kaşın gözün<br />
Karşındakinin gördüğüdür rengin..<br />
Yaşadıklarını kar sayma:<br />
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;</p>
<p>Ne kadar yaşarsan yaşa,<br />
Sevdiğin kadardır ömrün..<br />
Gülebildiğin kadar mutlusun<br />
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin<br />
Sakın bitti sanma her şeyi,</p>
<p>Sevdiğin kadar sevileceksin.<br />
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer<br />
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın<br />
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer<br />
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.<br />
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret<br />
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın<br />
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın<br />
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.<br />
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın<br />
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.<br />
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..</p>
<p>İşte budur hayat!<br />
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın<br />
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün<br />
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun<br />
Çiçek sulandığı kadar güzeldir<br />
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli<br />
Bebek ağladığı kadar bebektir<br />
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,<br />
Sevdiğin kadar sevilirsin&#8230;</p>
<p><strong>Hayal Oyunu</strong></p>
<p>Ellerindi ellerimden tutan<br />
Ellerimdi ellerinden tutan&#8230;<br />
Bıraktığı anda ellerimiz ellerimizi<br />
Gökyüzüne vuracaktı gölgeleri ellerimizin<br />
Kimbilir kaç martılar halinde</p>
<p>Bir masada karşı karşıya<br />
Seyrederken dudaklarını senin<br />
Dile gelmiş ilk Türkçeydik<br />
Henüz başlamış kül rengi bahar<br />
Ne savaş, ne barıştık biz&#8230;</p>
<p>Bu dünyaya yeni gelmiş bir diyar<br />
Manolyaya gece konmuş kumrular&#8230;</p>
<p><strong>Eğer </strong></p>
<p>O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,<br />
arkalarında doldurulması<br />
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.</p>
<p>Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,<br />
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.</p>
<p>Utanılacak bir şey değildir ağlamak,<br />
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer</p>
<p>Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,<br />
çalınan birinin kalbiyse eğer.</p>
<p>Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,<br />
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.</p>
<p>O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,<br />
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.</p>
<p>Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,<br />
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.</p>
<p>Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,<br />
öylesine delice bakmasalardı eğer.</p>
<p>Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de<br />
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.</p>
<p>Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,<br />
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.</p>
<p>Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,<br />
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.</p>
<p>Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,<br />
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.</p>
<p>Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,<br />
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.</p>
<p>O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,<br />
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.</p>
<p>O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,<br />
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.</p>
<p>Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,<br />
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.</p>
<p>Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,<br />
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.</p>
<p>Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,<br />
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.</p>
<p>Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,<br />
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.</p>
<p>Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,<br />
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.</p>
<p>Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,<br />
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.</p>
<p>İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,<br />
kartvizitinde &#8216;onca ayrılığın birinci dereceden failidir&#8217; denmeseydi eğer.</p>
<p>Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,<br />
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.</p>
<p>Issızlığa teslim olmazdı sahiller,<br />
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.</p>
<p>Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.<br />
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,<br />
ya canım ellerini tutmak isterse&#8230;</p>
<p>Evet Sevgili,<br />
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,<br />
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,<br />
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihikayeler.com/?feed=rss2&amp;p=633</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.tarihikayeler.com/?p=633</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Behçet Necatigil Siirleri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/TarihiHikayeler/~3/xYEQQrKEg8E/</link>
		<comments>http://www.tarihikayeler.com/?p=629#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 20:40:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihikayeler.com/?p=629</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ü Duymak
Ulu rüzgarlar esmedikçe
Yaşamak uyumak gibi.
Kişi ne zaman dinç
Dalgalanırsa bayrak bayrak gibi.
Ne var şu dünyada ekmekten daha aziz?
Sürdüğün tarlalara sevginle serpildik,
Ekmek olmak icin önce
Buğday olmak gibi.
Silinir sözlüklerden sen hatıra geldikçe
Cılız sözler: usanmak, yorulmak, durmak gibi.
Kuvvettir yaptıkların her yeni yetişene,
Bir ışık-kaynak gibi.
En yakınlar zamanla fersahlarca uzak gibi;
Bir sen varsın kalacak, bir sen ölümsüz
Daha da yakınsın, daha<a href="http://www.tarihikayeler.com/?p=629">&#160;&#160;[ Daha Fazlası ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Atatürk&#8217;ü Duymak</strong></p>
<p>Ulu rüzgarlar esmedikçe<br />
Yaşamak uyumak gibi.<br />
Kişi ne zaman dinç<br />
Dalgalanırsa bayrak bayrak gibi.</p>
<p>Ne var şu dünyada ekmekten daha aziz?<br />
Sürdüğün tarlalara sevginle serpildik,<br />
Ekmek olmak icin önce<br />
Buğday olmak gibi.</p>
<p>Silinir sözlüklerden sen hatıra geldikçe<br />
Cılız sözler: usanmak, yorulmak, durmak gibi.<br />
Kuvvettir yaptıkların her yeni yetişene,<br />
Bir ışık-kaynak gibi.</p>
<p>En yakınlar zamanla fersahlarca uzak gibi;<br />
Bir sen varsın kalacak, bir sen ölümsüz<br />
Daha da yakınsın, daha da sıcak.<br />
Bıraktığın toprak gibi.</p>
<p>Kaç Türk var şu dünyada, bir o kadar susuz:<br />
Hepsinin gönlünde sen, bir pınar bulmak gibi.<br />
Ancak senin havanda sağlıklar, esenlikler;<br />
Olmaya devlet cihanda Atatürk&#8217;ü duymak gibi.</p>
<p><strong>Balbal</strong></p>
<p>Kaç yaş yaşadı umutlar<br />
Uçup gittiğinde<br />
Girdiğim yas törenleri<br />
Sahiden girdim mi?</p>
<p>Yüzdeye vurunca<br />
Kaçta kaç sevinç<br />
Acılar içinde<br />
Sahiden sevdim mi?</p>
<p>Görür gözüm görmezden<br />
Bilir usum bilmez gibi<br />
Aldanıp al kumaşları<br />
Sahiden giydim mi?</p>
<p>Mızrak batımı kar<br />
Mutsuzluk ovalarında<br />
Aradım, savaştım<br />
Sahiden buldum mu?</p>
<p>Yere dikili gözler<br />
Baktım bir yerde yukarı<br />
Yukarda &#8211; -<br />
Sahiden gördüm mü?</p>
<p><strong>Gizli Sevda </strong></p>
<p>Hani bir sevgilin vardı<br />
Yedi sekiz sene önce,<br />
Dün yolda rastladım<br />
Sevindi beni görünce.</p>
<p>Sokakta ayaküstü<br />
Konuştuk ordan burdan,<br />
Evlenmiş, çocukları olmuş<br />
Bir kız, bir oğlan.</p>
<p>Seni sordu<br />
Hiç değişmedi, dedim,<br />
Bildiğin gibi&#8230;<br />
Anlıyordu.</p>
<p>Mesutmuş, kocasını seviyormuş,<br />
Kendilerininmiş evleri..<br />
Bir suçlu gibi ezik,<br />
Sana selâm söyledi</p>
<p><strong>Sevgilerde </strong></p>
<p>Sevgileri yarınlara bıraktınız<br />
Çekingen, tutuk, saygılı.<br />
Bütün yakınlarınız<br />
Sizi yanlış tanıdı.</p>
<p>Bitmeyen işler yüzünden<br />
(Siz böyle olsun istemezdiniz)<br />
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi<br />
Kalbinizi dolduran duygular<br />
Kalbinizde kaldı<br />
Siz geniş zamanlar umuyordunuz<br />
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.<br />
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk<br />
Geçeceği aklınıza gelmezdi.</p>
<p>Gizli bahçenizde<br />
Açan çiçekler vardı,<br />
Gecelerde ve yalnız.<br />
Vermeye az buldunuz<br />
Yahut vakit olmadı</p>
<p><strong>Aşk Gelmiş Cihana</strong></p>
<p><strong></strong>Kız kaptırdı gönlünü<br />
Sevdiği oğlan kalpsizin biri<br />
Alay etti güldü&#8230;<br />
Hiç aşka gülünür mü?</p>
<p>Ne çare, cahil aklı<br />
Kız hastalandı, yattı<br />
Mumda yandı pervane&#8230; öldü.</p>
<p>Oğlan sormakta haklı<br />
Hiç aşktan ölünür mü?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihikayeler.com/?feed=rss2&amp;p=629</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.tarihikayeler.com/?p=629</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Atilla İlhan Siirleri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/TarihiHikayeler/~3/8ts66pXfdAo/</link>
		<comments>http://www.tarihikayeler.com/?p=622#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 19:58:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihikayeler.com/?p=622</guid>
		<description><![CDATA[Adımla Nasıl Berabersem
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
koşar gibi yürüyüşün
karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın
karanlık boşluklarında akıp giderken zaman
adımla nasıl berabersem öylece beraberiz
seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat
koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz
ve sonra her zaman<a href="http://www.tarihikayeler.com/?p=622">&#160;&#160;[ Daha Fazlası ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Adımla Nasıl Berabersem</strong></p>
<p>hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların<br />
bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan<br />
koşar gibi yürüyüşün<br />
karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün</p>
<p>hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların<br />
uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın<br />
karanlık boşluklarında akıp giderken zaman</p>
<p>adımla nasıl berabersem öylece beraberiz<br />
seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye<br />
gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat<br />
koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz<br />
ve sonra her zaman her ölümlüye<br />
aynı şartlar altında kısmet olmıyan<br />
gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda</p>
<p>hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların<br />
sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın</p>
<p><strong>Mustafa Kemal </strong></p>
<p>dağ başını efkâr almış<br />
gümüş dere durmaz ağlar<br />
gözyaşından kana kesmiş gözlerim<br />
ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar<br />
ağlar ağlar cihan ağlar<br />
mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür<br />
altmış üç ilimiz altmış üç yetim<br />
yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer<br />
her geçen seni bizden parça parça götürür<br />
mustafa&#8217;m mustafa kemal&#8217;im</p>
<p>diz dövdüm şavkı aktı sakarya&#8217;nın suyuna<br />
sakarya&#8217;nın suları nâmın söyleşir<br />
hemşehrim sakarya öksüz sakarya<br />
ankara&#8217;dan uçan kuşlar<br />
kemal&#8217;im der günler günü çağrışır<br />
kahrolur bulutlara karışır<br />
gök bulut yaşmak bulut<br />
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar<br />
divan durmuş bekleşir<br />
mustafa&#8217;m mustafa kemal&#8217;im</p>
<p>nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin<br />
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin<br />
sol yüzünde güneş südü sıcaklık<br />
ellerinden öperim mustafa kemal<br />
senin dalın yaprağın biz senin fidanların<br />
biz bunları yapmadık<br />
sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal<br />
elsiz ayaksız bir yeşil yılan<br />
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal<br />
hani bir vakitler kubilay&#8217;i kestiler<br />
çün buyurdun kesenleri astılar<br />
sen uyudun asılanlar dirildi<br />
mustafa&#8217;m mustafa kemal&#8217;im</p>
<p><strong> Ağustos Çıkmazı</strong></p>
<p>Beni koyup koyup gitme, n&#8217;olursun<br />
Durduğun yerde dur<br />
Kendini martılarla bir tutma<br />
Senin kanatların yok<br />
Düşersin yorulursun<br />
Beni koyup koyup gitme, n&#8217;olursun</p>
<p>Bir deniz kıyısında otur<br />
Gemiler sensiz gitsin bırak<br />
Herkes gibi yaşasana sen<br />
İşine gücüne baksana<br />
Evlenirsin, çocuğun olur<br />
Beni koyup koyup gitme, n&#8217;olursun</p>
<p><strong>Şeyh Bedrettin-i Simaviye Gazel</strong></p>
<p><strong></strong><br />
varsa devran içinde devran<br />
bu devranın devranıyız biz<br />
o canlar ki cananından taşra düşmüştür<br />
cananıyız biz</p>
<p>gönül mahzun<br />
ay karanlık<br />
yıldızlar gözden nihan olsa da<br />
arşı ferşi ışıktan titretecek<br />
bir aydınlık imkanıyız biz</p>
<p>ince bir yağmura gerçi asılmıştır<br />
-serez&#8217;in esnaf çarşısı&#8217;nda-<br />
uzadıkça uzar gölgesi darağacından<br />
o asırdan bu asıra<br />
şeyh bedrettin-i simavi&#8217;nin<br />
elhak/devamıyız biz</p>
<p>geçer mermi ıslıklarıyla/tek tek<br />
vurduğunu dağıtan<br />
sunturlu mısralar<br />
rediflerin gümbürtüsü akla ziyan<br />
tantanalı bir kavganın demek<br />
gazelhanıyız biz</p>
<p>tohum ağaç ve orman<br />
ölümün içerdiği hayat<br />
buhara inkilap eden su<br />
-iriş dede sultanım iriş-<br />
gün bu gün saat bu saat<br />
diyalektiğin fermanıyız biz</p>
<p><strong>Yalnızlık Şiiri </strong></p>
<p>Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır<br />
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım<br />
Bu gece dağ başları kadar yalnızım</p>
<p>Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından<br />
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü<br />
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim<br />
Gözlerim gözlerini arıyor durmadan<br />
Nerdesin?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihikayeler.com/?feed=rss2&amp;p=622</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.tarihikayeler.com/?p=622</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>2. Dünya Savasinin görülmemis anları</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/TarihiHikayeler/~3/hD_aPzUif30/</link>
		<comments>http://www.tarihikayeler.com/?p=623#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 19:28:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[2.Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihikayeler.com/?p=623</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıdaki videoda 2. dünya savaşı ile alakalı 6 dklık kısa bir video izleyeceksiniz.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşağıdaki videoda 2. dünya savaşı ile alakalı 6 dklık kısa bir video izleyeceksiniz.</p>
<p><embed src='http://video.mynet.com/kaldesem/2-Dunya-Savasi-nin-gorulmemis-anlari/390559.swf'	type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' allowfullscreen='true'width='400' height='334'></embed></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihikayeler.com/?feed=rss2&amp;p=623</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<enclosure url="http://video.mynet.com/kaldesem/2-Dunya-Savasi-nin-gorulmemis-anlari/390559.swf" length="163323" type="application/x-shockwave-flash" /><media:content url="http://video.mynet.com/kaldesem/2-Dunya-Savasi-nin-gorulmemis-anlari/390559.swf" fileSize="163323" type="application/x-shockwave-flash" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Aşağıdaki videoda 2. dünya savaşı ile alakalı 6 dklık kısa bir video izleyeceksiniz. </itunes:subtitle><itunes:summary>Aşağıdaki videoda 2. dünya savaşı ile alakalı 6 dklık kısa bir video izleyeceksiniz. </itunes:summary><itunes:keywords>2.Dünya Savaşı, Belgesel, Savaşlar</itunes:keywords><feedburner:origLink>http://www.tarihikayeler.com/?p=623</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Orhan Veli Kanik Siirleri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/TarihiHikayeler/~3/XmMsseptIt4/</link>
		<comments>http://www.tarihikayeler.com/?p=596#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 19:22:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihikayeler.com/?p=596</guid>
		<description><![CDATA[Ölüme Yakın
Akşamüstüne doğru, kış vakti;
Bir hasta odasının penceresinde;
Yalnız bende değil yalnızlık hali;
Deniz de karanlık, gökyüzü de;
Bir acaip, kuşların hali.
Bakma fakirmişim, kimsesizmişim;
-Akşamüstüne doğru, kış vakti -
Benim de sevdalar geçti başımdan.
Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;
Zamanla anlıyor insan dünyayı.
Ölürüz diye mi üzülüyoruz?
Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
Kötülükten gayri?
Ölünce kirlerimizden temizlenir,
Ölünce biz de iyi adam oluruz;
Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,
Hepsini<a href="http://www.tarihikayeler.com/?p=596">&#160;&#160;[ Daha Fazlası ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ölüme Yakın</strong></p>
<p>Akşamüstüne doğru, kış vakti;<br />
Bir hasta odasının penceresinde;<br />
Yalnız bende değil yalnızlık hali;<br />
Deniz de karanlık, gökyüzü de;<br />
Bir acaip, kuşların hali.</p>
<p>Bakma fakirmişim, kimsesizmişim;<br />
-Akşamüstüne doğru, kış vakti -<br />
Benim de sevdalar geçti başımdan.<br />
Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;<br />
Zamanla anlıyor insan dünyayı.</p>
<p>Ölürüz diye mi üzülüyoruz?<br />
Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada<br />
Kötülükten gayri?</p>
<p>Ölünce kirlerimizden temizlenir,<br />
Ölünce biz de iyi adam oluruz;<br />
Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,<br />
Hepsini unuturuz.<br />
<strong> Kapalıcarşı</strong></p>
<p>Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin,<br />
Sandık odalarında;<br />
Senin de dükkanın öyle kokar işte.<br />
Ablamı tanımazsın,<br />
Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı;<br />
Bu teller onun telleri,<br />
Bu duvak onun duvağı işte.<br />
Ya bu camekandaki kadınlar?<br />
Bu mavi mavi,<br />
Bu yeşil yeşil fistanlı&#8230;<br />
Geceleri de ayakta mı dururlar böyle?<br />
Ya bu pembezar gömlek?<br />
Onun da bir hikayesi yok mu?<br />
Kapalıçarşı deyip geçme;<br />
Kapalıçarşı,<br />
Kapalı kutu.<strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Baharın İlk Sabahları</strong></p>
<p>Tüyden hafif olurum böyle sabahlar<br />
Karşı damda bir güneş parçası,<br />
İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar;<br />
Bağıra çağıra düşerim yollara;<br />
Döner döner durur başım havalarda.</p>
<p>Sanırım ki günler hep güzel gidecek;<br />
Her sabah böyle bahar;<br />
Ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum.<br />
Derim ki: &#8216;Sıkıntılar duradursun!&#8217;<br />
Şairliğimle yetinir,<br />
Avunurum.<strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Tereyağı</strong></p>
<p>Hitler amca!<br />
Bir gün bize de buyur.<br />
Kakülünle bıyıklarını<br />
Anneme göstereyim.<br />
Karşılık olarak ben de sana<br />
Mutfaktaki dolaptan aşırıp<br />
Tereyağı veririm.<br />
Askerlerine yedirirsin.<strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Rüya</strong></p>
<p>Annemi ölmüş gördüm rüyamda.<br />
Ağlayarak uyanışım<br />
Hatırlattı bana, bir bayram sabahı<br />
Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp<br />
Ağlayışımı.<strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihikayeler.com/?feed=rss2&amp;p=596</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.tarihikayeler.com/?p=596</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Bir Medeniyetin Ibretli Sonu : Babil</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/TarihiHikayeler/~3/CvlBg3-5hg4/</link>
		<comments>http://www.tarihikayeler.com/?p=615#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 19:15:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[babil]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[tarih öncesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihikayeler.com/?p=615</guid>
		<description><![CDATA[Tarihî bir sehir olarak Tevrat, Incil ve Kur&#8217;an&#8217;da da gecen Bâbil sehrinin,
ismi kadar hakkinda anlatilanlar da yuzyillardir insanlari mesgul ediyor.
Gunahkarligin, refahin en ust seviyede oldugu sehir olarak adlandirilan,
Bâbil&#8217;in asma bahceleri veya Bâbil kulesi, tarihe gecen kavramlar olarak
biliniyor.
Bir zamanlar en ihtisamli donemini yasayan sehir, su ikazla gelisme
cizgisini kaybediyordu: &#8220;Bâbilde bundan sonra col hayvanlari ve yabanî
kopekler iskan<a href="http://www.tarihikayeler.com/?p=615">&#160;&#160;[ Daha Fazlası ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihî bir sehir olarak Tevrat, Incil ve Kur&#8217;an&#8217;da da gecen Bâbil sehrinin,<br />
ismi kadar hakkinda anlatilanlar da yuzyillardir insanlari mesgul ediyor.<br />
Gunahkarligin, refahin en ust seviyede oldugu sehir olarak adlandirilan,<br />
Bâbil&#8217;in asma bahceleri veya Bâbil kulesi, tarihe gecen kavramlar olarak<br />
biliniyor.</p>
<p>Bir zamanlar en ihtisamli donemini yasayan sehir, su ikazla gelisme<br />
cizgisini kaybediyordu: &#8220;Bâbilde bundan sonra col hayvanlari ve yabanî<br />
kopekler iskan edecek, sokaklarinda ve sehirde artik hic kimse<br />
oturamayacak.&#8221;</p>
<p>Gercekten de bu durum, aynen gerceklesiyor ve tarihin karanliklarina gomulen<br />
sehir. Ilk defa arkeolog Robert Koldevey tarafindan bulununca kazilmaya<br />
baslaniyor. Sehir, kazildigi doneme kadar toprak altinda kaybolmus haldeydi.<br />
Bâbil&#8217;in yakininda, bu sehrin kalintilariyla insâ edilmis birkac yerlesim<br />
yeri bulunurken, Bâbil sehri ciplak gozle gorulemedigi gibi, yerin yirmi<br />
metre altindaydi. Arkeologlarca da merak edilen, bir zamanlar bir milyon<br />
kisinin yasadigi rivayet edilen boyle bir merkezin nasil yok olduguydu.<br />
Sehrin gelisiminde esas rol oynayan âmil, o donemde &#8220;Puratta&#8221; denilen<br />
bugunku Firat ve Firat&#8217;a paralel akan Dicle nehirleri bu bolgede insanligin<br />
ilk medeniyetleri kurmasina sebep olmustu. Cok bereketli ve verimli olan bu<br />
topraklar &#8220;Mezopotamya&#8221; yani iki nehir arasinda manasina geliyordu. Ancak<br />
Firat nehri o donemde, bugunku gibi, Ren ve Tuna nehirleriyle kiyaslanacak<br />
durumda degildi. Firat, bazi bolgelerde, bugunku nehirlerden farkli olarak,<br />
cesitli kollara ayriliyor, daha sonra tekrar ayni kollar, nehrin akis yonu<br />
boyunca birlesiyordu. Iste Firat&#8217;in bu kollarinin bulundugu noktalarda ilk<br />
kavimler yerlesmeye basladi. Bunlarin arasinda Sumerler ve daha sonraki Sami<br />
topluluklari en taninmislaridir. Bâbil sehrinin adi ilk defa, Bâbila olarak<br />
bir Sumer yazili belgesinde ortaya cikarken, sehrin pek de buyuk olmadigi<br />
biliniyor. Mesela M.O 6000&#8242;1i yillara dayanan Ninova sehri, veya bugun<br />
dunyanin en eski sehri olarak bilinen Yeriho, M.O on binli yillara<br />
tarihleniyor. Bâbil bu sehirlerle kiyaslanirsa orta buyuklukteki bir<br />
yerlesim merkezi olarak tarif edilebilir. Ancak Bâbil&#8217;in neden bu kadar<br />
meshur oldugu sorusu sahip oldugu bazi ozelliklerle aciklanabilir. Bâbil ilk<br />
defa Amurri krali Sumusbum tarafindan alinarak, tarihî uykusundan<br />
uyandiriliyor ve baskent haline getiriliyordu. Amurriler, tarihte daha sonra<br />
Germenler&#8217;in Roma Imparatorlugu&#8217;nda yaptiklari gibi, yagmaci gocebe bir<br />
kavimdi. Sonraki yillarda Bâbil Amurrilerin idaresinde daha buyuk onem<br />
kazanmaya basladi. Tâ ki M.O 1894-1830 sirasinda Hammurabi adinda biri,<br />
tahta cikip birbirine rakip kabîleleri, birlestirinceye kadar. 38 yillik<br />
saltanati suresince Bâbil, Hammurabi&#8217;nin guney Mezopotamya&#8217;ya hâkim<br />
olmasiyla tapinaklar, resmî binalar, tahkim edilmis sokaklar, suslu<br />
tackapilar ve kalin sehir surlariyla cevriliyordu.</p>
<p>Sehir, askerî gucu yaninda cografî olarak, Firat ve Dicle&#8217;nin birlestigi su<br />
yollariyla onemli bir ticaret noktasinda bulunuyordu. Ortadogu&#8217;nun en onemli<br />
ticaret yollari da Bâbil&#8217;in yakininda kesisiyordu. Ancak tarihin bir cilvesi<br />
olarak, Hammurabi kendi adiyla anilan kanunnameleriyle taninirken,<br />
Mezopotamya&#8217;da bircok yerde kazi yapan arkeologlar, mahkeme kayitlarini da<br />
ihtiva eden civi yazisi tabletleri bulduklari halde, Hammurabi kanunlarindan<br />
hic bahsetmemekteler. Bâbil sehrinden ve Hammurabi doneminden, Firat<br />
nehrinin yataklarini devamli degistirmesi sebebiyle, pek bir kalinti<br />
kalmadi. O tarihteki cagdas kralliklarda oldugu gibi, Hammurabi&#8217;nin<br />
hanedanligi ortalama ucyuzyil surdu. Daha sonra sirasiyla Hititler,<br />
Kasitler, Elamiler ve Bâbil&#8217;de yasayanlarla akraba olan Asurlular bolgeye<br />
hakem oldular. Butun bu istilalar suresince, Bâbil kusatilip, tahrip<br />
ediliyor, tekrar îmar edildikten sonra bir baska istilaci kavim tarafindan<br />
yerle bir ediliyordu.</p>
<p>Bâbil sehrinde, Istar, Ereskigal, Marduk (Baal) Nabu, Hadad ve Tammuz gibi<br />
putlara da tapiliyordu. Sehir M.O 16. yuzyildan itibaren bin yillik bir sure<br />
icinde cokus donemine girmisti. M.O 6. yuzyila dogru, tarihin unlu asma<br />
bahcelerinin ve Bâbil kulesinin ortaya ciktigi saniliyor. Antik donemde 612<br />
tarihinde, adi Nabukadnezar olan bir Kaldeli kral, Ninova adli sehri bir<br />
daha yeniden kurulmayacak sekilde tahrip ediyordu. Ninova ile birlikte butun<br />
Asur devleti tarihten siliniyordu. Kendisinden sonra tahta gecen ve 43 yil<br />
devletin basinda kalan 2. Nabukadnezar, M.O 587 yilinda, Kudus&#8217;u yiktirdigi<br />
gibi, Yahudileri surgune gonderdi.</p>
<p>Ancak Nabukadnezar bu icraati yaninda, Bâbil&#8217;i yeniden îmar ettirmesiyle de<br />
meshur. Unlu tarihci Herodot, bu tarihten yuzyil kadar sonra Bâbil icin,<br />
&#8220;yeryuzundeki en guzel sehir&#8221; ifadesini kullaniyordu. Dunyanin o donemde en<br />
onemli merkezlerini gezen birisi olan Herodot&#8217;un bu ifadesi sehrin onemini<br />
daha da arttiriyor. Nabukadnezar&#8217;in Bâbil sehri, arkeologlarin bilgilerine<br />
gore, 8,5 km karelik bir alani kaplarken, kesin olmasa da yine tarihcilere<br />
gore, sehirde yarim milyon insanin yasadigi aktariliyor. Her yukselisin bir<br />
zevali olur kaidesine bagli olarak, diger unlu sehir merkezleri gibi, &#8220;dunya<br />
fâhiselerinin ve igrencliklerinin anasi&#8221; olarak isimlendirilen Bâbil&#8217;in ve<br />
Allah&#8217;in insanlara bildirdigi yolun disina cikanlarin fecî sonu bu sehirde<br />
de ibret sahnesi halinde yasandi. Roma Pompei, Lut golu civari, Sodom,<br />
Gomore ve Bâbil en ileri derecede iskân edilirken, putperestligin her cesidi<br />
de tevhîdin yerini almaya calisiyordu. Bu duruma en iyi ornek bir zamanlarin<br />
Mekke&#8217;sindeki 360 put gibi, Bâbil&#8217;de de cesitli hayali ilah adina 53 ayri<br />
tapinak bulunuyordu. Bu tapinaklarin disinda Marduk adina kurulmus 55 kurban<br />
yeri mevcutken, diger cesitli putlar adina 1300 sunak vardi. Kur&#8217;ân-i<br />
Kerim&#8217;de aciklanan &#8220;Biz hicbir kavme bir uyarici (Peygamber) gondermedikce<br />
onlara azap etmeyiz&#8221; âyeti burada da tahakkuk ediyordu. Bâbil&#8217;in en<br />
gelistigi donemde dort ayri kalin duvarla dusmanlara karsi korundugu sehir<br />
surlari icinde de 24 ayri sokagin varligi biliniyor. Firat&#8217;in iki kiyisinda<br />
kurulan Bâbil, antik donemin ilk tas koprusune sahip sehir olma vasfini da<br />
kazaniyordu.</p>
<p>Kendilerine gonderilen peygamberleri alaya alan, onceki vahsi ve insanlik<br />
disi hayatlarini surdurmekte israrli olan diger kavimler gibi Bâbil halki da<br />
Tevrat, Incil ve en son ilahî kaynak Kur&#8217;ân-i Kerim&#8217;de anlatilan putperest<br />
kavimler gibi, yerle bir olup tarihin karanliklarinda yok oluyorlardi.</p>
<p>Arkeologlar acisindan enteresan olan nokta, antik donemin bu sehrinin butun<br />
ayrintilarinin fazlasiyla bilinmesiydi. Kazilardan cikarilan civi yazili kil<br />
tabletler, sehir hakkinda o kadar detayli bilgiler veriyordu ki arkeologlar,<br />
bu sehrin planini dahi cikarabildiler. Sehre kuzey istikametinden gelen<br />
ziyaretcilere Bâbil, butun mimarisiyle tesir ediyordu. Ziyaretcilerin bir<br />
kismini olusturan tuccar ve tapinak mudavimlerinin gozune ilk carpan bina,<br />
surlarin icinden yukselen Istar kapisiydi. Saddam&#8217;in ayni buyuklukte bir<br />
benzerini yaptirdigi Istar kapisi sehrin sekiz ana giris kapisindan birini<br />
teskil ediyordu. Sehrin sozde koruyucu ilahlari adina 575 adet boga ve<br />
ejderha tasvirleri, kapiyi boydan boya susluyordu. Alman arkeolog Robert<br />
Koldevey harabe halindeki Bâbil&#8217;in kalintilari icinde bozulmamis haldeki<br />
Istar kapisini ilk bulan kisiydi. Irak hukumeti bu kapinin kendilerine ait<br />
oldugunu aciklasa da, dunyanin diger tarihi merkezlerinden kacirilan antik<br />
eserler gibi, Istar kapisi da tas tas sokulerek, Berlin muzesine kacirildi.<br />
Bu kapi bugun gecmisin putperestlik karanligini hatirlatan sessiz<br />
sahitlerden biri olarak, Berlin muzesinde ziyaretcileri hayrete dusuruyor.<br />
Sehrin ikinci dikkat ceken binasi ise tarihte cok bilinen meshur Bâbil<br />
kulesiydi. Kule 91 m. yukseklikte oldugu gibi, Herodot&#8217;un anlattigina gore,<br />
sekiz katliydi. Aslinda bugunku arkeolojik bilgilere gore, kulenin yedi<br />
katli oldugu tesbit edilmistir. 1875&#8242;de bulunan bir civi yazisi tabletine<br />
gore. &#8220;Ziggurat&#8221; adi verilen bu kulenin butun olculeri biliniyor. Kulenin<br />
temel kismi 90&#215;90 m boyutlarindaydi. Sehrin îmarinda kullanilan agac<br />
malzemenin Lubnan&#8217;dan getirilen sedir olmasi ayri bir ozellik. Binalarda<br />
kullanilan guneste pisirilmis tuglalarin, daha sonra cevredeki yerlesim<br />
merkezlerinde kullanildigi tesbit edilmis. Bâbil terkedildikten sonra<br />
milyonlarca kerpic civarda oturanlar tarafindan yeni kurulan evler ve<br />
binalar icin tasinmis. Bugun Bagdat sehrinde bile bu kerpiclerden bazilari<br />
tesbit edilmistir. Bir ara Persler&#8217;in hakimiyetine gecen Bâbil, daha sonra<br />
Buyuk Iskender&#8217;in Persleri nihai yenilgiye ugratmasiyla ikinci defa el<br />
degistiriyordu. Bâbil halki Iskender&#8217;i II. Nabukadnezar ilan ederken, sehrin<br />
yeni hakimi, o gune kadar dunyanin neredeyse yarisini ele gecirmis oldugu<br />
halde, Bâbil&#8217;de yakalandigi sitma hastaligindan oluyordu. Bu olaydan sonra<br />
sehrin gunleri sayiliydi. Halkin cogu diger sehirlere nakledilirken, Marduk<br />
kultu (Put) onemini kaybediyordu. Yunan cografyaci Strabon&#8217;a gore, Bâbil<br />
birinci asrin sonunda artik hic kimsenin yasamadigi terkedilmis bir sehirdi.<br />
Icinde yasayanlarin binbir turlu gunahi irtikap ettikleri Bâbil boylece<br />
tarihin karanliklarina gomulurken, Kur&#8217;ân-i Kerim&#8217;deki su âyetler tarihin bu<br />
karanlik cephesine yeni bir isik getiriyor: &#8220;Yeryuzunu gezin ve Allah&#8217;i<br />
inkar eden kâfirlerin âkibetinin ne oldugunu gorun, o sehirlerden geriye<br />
kalanlari, sizin gectiginiz yollar uzerindedir.&#8221; Aslinda keske, her<br />
harabeye, yikilan her sehre bu gozle bakabilsek, gecmiste yasananlardan<br />
ibret alabilsek, bugun ayni hatalar belki de hic yasanmazdi. Oysa asrimizda<br />
oylesine bir hayat surdurenler var ki Bâbil veya Roma halki onlari gorse<br />
utanirlardi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihikayeler.com/?feed=rss2&amp;p=615</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.tarihikayeler.com/?p=615</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da Mahalle</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/TarihiHikayeler/~3/YnrJK6EFWSA/</link>
		<comments>http://www.tarihikayeler.com/?p=612#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 19:14:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihikayeler.com/?p=612</guid>
		<description><![CDATA[Gunumuzde buyuksehirlerde yasayan gencler icin, mahalle, pek bir sey ifade
etmemeye baslamis, bunun yerine semt, site, banliyo, uydu kent gibi tabirler
anlamli hâle gelmistir. Kucuk sehir, kasaba ve koylerde ise, az cok
mahallenin ne oldugu hâlâ bilinmektedir. Fakat orta yas uzerindekiler icin
mahalle kelimesi, cok sey ifade etmektedir. Bu neslin sikca kullandigi,
mahalle mektebi, &#8230;bekcisi, &#8230;bakkali, &#8230;imami, arkadasi, &#8230;komsusu,
&#8230;fakiri, …zengini<a href="http://www.tarihikayeler.com/?p=612">&#160;&#160;[ Daha Fazlası ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Gunumuzde buyuksehirlerde yasayan gencler icin, mahalle, pek bir sey ifade<br />
etmemeye baslamis, bunun yerine semt, site, banliyo, uydu kent gibi tabirler<br />
anlamli hâle gelmistir. Kucuk sehir, kasaba ve koylerde ise, az cok<br />
mahallenin ne oldugu hâlâ bilinmektedir. Fakat orta yas uzerindekiler icin<br />
mahalle kelimesi, cok sey ifade etmektedir. Bu neslin sikca kullandigi,<br />
mahalle mektebi, &#8230;bekcisi, &#8230;bakkali, &#8230;imami, arkadasi, &#8230;komsusu,<br />
&#8230;fakiri, …zengini gibi musahhas ifadeler ile; mahallenin namusu,<br />
&#8230;serefi, &#8230;asayisi, &#8230;huzuru gibi mucerret ifadeler, Osmanli&#8217;nin derin<br />
tarihine, zengin kulturune ve engin medeniyet anlayisina yaslanmaktadir.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanli&#8217;da mahalle; birbirini taniyan, birbirlerinin davranislarindan mesul<br />
ve birbiriyle dayanisma icindeki kisilerin yasadigi yerdir. Mahalleler;<br />
sinirlari genellikle cadde veya sokaklarla belirlenmis, merkezinde cami veya<br />
mescid bulunan yerlesim yerleridir. Genelde cami, sehrin merkezini olusturan<br />
bir veya birkac mahallede bulunur; diger mahallelerdeki insanlar da cuma<br />
namazi icin buraya gelir. Cami cevresinde ayrica alis-veris merkezleri<br />
bulunur, pazarlar genellikle buralara kurulur. Boylece haftanin bir gunu<br />
sehirdeki insanlar buralarda toplanir, birbirleriyle gorusur ve haftalik<br />
ihtiyaclarini temin eder. Diger mahallelerde ise, sadece mescid bulunur ve<br />
bunun hemen yaninda okul oncesi ve ilkogretim seviyesinde egitim veren bir<br />
muallimhane vardir. Ayrica buralardaki bakkal, kasap, terzi, ayakkabici vs<br />
kucuk esnafa ait dukkân ve isyerleri, mahallenin gunluk ihtiyaclarina cevap<br />
verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mahalle idarî olarak, Osmanli&#8217;nin en kucuk yonetim birimidir. Bilindigi gibi<br />
Osmanli, baslarinda valilerin bulundugu eyaletlerden olusur. Eyaletler ise,<br />
sancaklardan olusur ve buralar sancakbeyi tarafindan yonetilirdi. Sancaklar,<br />
kadi tarafindan idare edilen kazalara bolunmustur. Kazalar ise, mahalle ve<br />
koylerden olusur. Bu en kucuk yonetim biriminin basi, daha dogrusu<br />
temsilcisi muhtarlik sistemine gecilinceye, yani 2.Mahmud donemine kadar<br />
imamdir. Imam, camideki vazifesinin yaninda, mahallenin asayisini saglamakla<br />
ve ihtiyaclarini karsilamakla gorevlidir. Koylerde de, mahallelere benzer<br />
bir yonetim tarzi vardir.</p>
<p style="text-align: justify;">Imam, asayisle ilgili olarak mahallede olup bitenden birinci derecede<br />
mesuldur. Burada cereyan eden oldurme, yaralama, hirsizlik gibi inzibatî<br />
olaylarin yaninda, zina, fuhus, taciz, sarkintilik gibi gayr-i ahlâkîligi de<br />
takip edip guvenlik kuvvetlerine bildirir. Mahalleyle ilgili butun islerde<br />
devletle muhatap olur ve mahalleyi temsil eder. Sehrin idarecisi olan kadi,<br />
bagli oldugu kurumun en ust duzey yetkilisi tarafindan atanirken, imam<br />
bizzat padisah tarafindan bir beratla tayin edilirdi. Bu da onun devlet ve<br />
halk nazarinda ne derece buyuk bir oneme sahip oldugunu gosterir. Padisah<br />
tarafindan gonderilen emir ve fermanlar, imam tarafindan halka duyurulur ve<br />
takibi yapilir. Bu sekilde imam; devlete karsi haklar ve odevler konusunda<br />
mahalleliyi temsil ederken, mahallede de padisahi temsil ederdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanli mahallesi, hem asayis bakimindan, hem de sosyal hayat acisindan<br />
kolektif bir anlayisa dayanir. Mahalleli, muteselsil (zincirleme) olarak<br />
birbirine kefildi. Burada meydana gelen oldurme, yaralama gibi olaylarda,<br />
olayin faili bulunamadigi takdirde, butun mahalleli mesul tutulur ve magdur<br />
tarafa odenmesi gereken diyet (kan parasi) sakinlere paylastirilir. Hattâ<br />
Yavuz Sultan Selim zamaninda cikan kanunnameye gore, meydana gelen hirsizlik<br />
olaylarindan ve zararin odettirilmesinden mahalle halki mesuldur. Mahallede<br />
bir asayissizlik olmamasi icin herkesin dikkat ve gayret gostermesi temin<br />
edilerek oto-kontrol saglanmistir. Boylelikle fail-i mechul olaylarda halkin<br />
sucluyu saklamasinin ve sucu ortbas etmesinin onune gecilmistir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayni mesuliyet ve oto-kontrol, ahlâkî hususlarda da soz konusudur. Mahallede<br />
meydana gelen veya suphelenilen gayr-i mesru olaylarda imam, suclu veya<br />
zanlilari guvenlik gorevlilerine bildirir, mahallelinin bu yoldaki<br />
sikâyetlerinden ilgilileri haberdâr ederdi. Imam ve mahalle ileri<br />
gelenlerinin, bu tur evlere baskin duzenleme yetkileri vardi. Gayr-i ahlâkî<br />
davranislari oldugu bilinen kimseler mahalleli tarafindan istenmeyen kisi<br />
ilân edilir ve gorevlilerce baska yere surulmesi istenirdi. Ancak imam ve<br />
mahalleli, suclu veya zanlilara bizzat ceza verme yetkisine sahip degildi,<br />
sadece onlari adalete teslim edebilir veya mahalleden dislamak suretiyle<br />
cezalandirabilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kotulugu onleme kolektif suuruyla devlet, baskentten kilometrelerce uzaktaki<br />
yerlere kolaylikla hakim olabiliyordu. Nasil ki, her sokak supuruldugunde<br />
butun sehir temiz olursa; bu uygulama sayesinde de butun ulkede huzur ve<br />
asayis surup gidiyor, suc orani azaliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayirli islerde mahalleli yine ayni kolektif suurla hareket ediyordu. Bu tur<br />
isler icin her mahallede bir &#8220;Avariz Vakfi&#8221; kurulmustur. Mahalle<br />
sakinlerince olusturulan yonetim kurulu tarafindan idare edilen bu vakifin<br />
gelir kaynagi, yine mahallelinin aynî-nakdî bagis veya hibeleridir. Kira<br />
getiren ev, dukkân gibi mallar da buraya vakfedilebilmektedir. Mahallede<br />
ihtiyaci olanlara borc veya kredi de verilmesi acisindan bu vakif, bir nevi<br />
sosyal yardimlasma sandigi gibiydi. Avariz vakfinin gelirleri; mahalledeki<br />
hastalara, fakir olanlara ve evlenmek isteyip de ekonomik durumu musait<br />
olmayanlara yardimda kullanilirdi. Buradan fakirlerin cenazelerinin<br />
kaldirilmasi, su yollari, cami, mescit, mektep gibi yerlerin onarimi yapilir<br />
ve isinma, aydinlatma gibi sair giderler karsilanirdi. Imam, muezzin,<br />
muallim gibi mahalle gorevlilerinin maaslari odenirdi. Mahalleye yeni<br />
gelenlerin yerlesme veya memleketine gidecek olanlarin yol masraflari<br />
karsilanirdi. Vergisini odeyemeyenlerin vergileri de bu fondan odenirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Mahalledeki bu resmi dayanismanin yaninda, ayrica mahallenin zenginleri,<br />
mahallelerindeki fakirleri gorup gozetirlerdi. Zekât, sadaka, fitre gibi<br />
yardimlar yapilirken, mahalleli tercih edilirdi. Mahalledeki komsuluk<br />
iliskilerinin ne derecede oldugu, su atasozunden de anlasilmaktadir: ˜Iyi<br />
bir komsuya sahip olmak, bir eve sahip olmaktan onemlidir. Cunku komsu<br />
komsunun kulune muhtactir.&#8217; Mahalledeki maddî-manevî yardimlasmanin<br />
temelinde; ˜Komsusu acken tok yatan bizden degildir.&#8217; suuru yatmaktadir.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanli sehirlerinin bazilarinda, Musluman olmayan nufus bir mahallede<br />
toplandigi gibi, Musluman mahallelere de dagilmistir. Musluman ve gayr-i<br />
Muslimler arasinda, bugun bile ovguyle anilan bir hosgoru ve komsuluk<br />
munasebeti mevcuttu. Musluman nufus hakim unsur olmasina ragmen, komsularina<br />
karsi hosgorulu davranmis; din, orf-âdet, kilik-kiyafet gibi temel hak ve<br />
ozgurluklerine karsi toleransli olmustur. Buna karsilik Yahudi ve<br />
Hiristiyanlar da, Ramazan&#8217;da Muslumanlarin inanclarina saygi gostermis,<br />
aciktan bir sey yiyip icmemislerdir. Ayni mahallede hem mescit, hem kilise,<br />
hem de havra olabilmistir.</p>
<p style="text-align: justify;">Idarî acidan mukemmeliyetin yaninda, kotuluklerin onlenmesine, iyiliklerin<br />
tesvik edilmesine ve bizzat bunun pratige tasinmasina bakildiginda, Osmanli<br />
mahallesinde, bir mahalle medeniyetinin olustugu gorulmektedir. Bu da,<br />
Osmanli&#8217;nin uzun ve bereketli omrunun mukemmel bir suurdan beslendigini<br />
gostermektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihikayeler.com/?feed=rss2&amp;p=612</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.tarihikayeler.com/?p=612</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Atatürk’ün Bombasırtı olayı ile ilgili söyledikleri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/TarihiHikayeler/~3/8UL7yNLA8Mw/</link>
		<comments>http://www.tarihikayeler.com/?p=609#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 19:12:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihikayeler.com/?p=609</guid>
		<description><![CDATA[Çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir
hadisedir.
Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak.
Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulmamacasına hepsi düşüyor.
İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor.
Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz?
Bomba şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor&#8230;
Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor&#8230;
Ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor.
Sarsılma<a href="http://www.tarihikayeler.com/?p=609">&#160;&#160;[ Daha Fazlası ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir<br />
hadisedir.</p>
<p>Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak.</p>
<p>Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulmamacasına hepsi düşüyor.</p>
<p>İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor.</p>
<p>Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz?</p>
<p>Bomba şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor&#8230;</p>
<p>Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor&#8230;</p>
<p>Ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor.</p>
<p>Sarsılma yok.</p>
<p>Okumak bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve Cennet&#8217;e gitmeye hazırlanıyor.</p>
<p>Bilmeyenler ise;</p>
<p>Kelime-i Şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar.</p>
<p>Sıcak cehennem gibi kaynıyor.</p>
<p>20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor.</p>
<p>Ölüyor, öldürüyor.</p>
<p>İşte bu Türk askerinde ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde<br />
bulunmayan tebrike değer bir örnektir.</p>
<p>Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.</p>
<p>Mustafa Kemal ATATÜRK</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihikayeler.com/?feed=rss2&amp;p=609</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.tarihikayeler.com/?p=609</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Fatih Sultan Mehmed’in Fermani</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/TarihiHikayeler/~3/JoAmywq4EVM/</link>
		<comments>http://www.tarihikayeler.com/?p=606#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 19:11:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmed]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihikayeler.com/?p=606</guid>
		<description><![CDATA[Bosna Hersek&#8217;in her karisinda ecdadin izine rastlayabiliyorsunuz. Burasi bir
Manastir bile olsa. Osmanli buyuklugunu her dilden, her irktan, her dilden
insana gosterdigi gibi, Hiristiyanlara da gostermis ve onlar da bunu seve
seve kabullenmis. Fonitsa Baskent Saraybosna&#8217;dan 50 km uzaklikta. Fatih
Sultan Mehmed&#8217;in fermaninin saklandigi manastir bir dagin yamacinda yer
aliyor.
Manastirda yer alan Fatih Sultan Mehmed&#8217;in Hiristiyanlara verdigi ferman
gunumuze kadar muhafaza<a href="http://www.tarihikayeler.com/?p=606">&#160;&#160;[ Daha Fazlası ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bosna Hersek&#8217;in her karisinda ecdadin izine rastlayabiliyorsunuz. Burasi bir<br />
Manastir bile olsa. Osmanli buyuklugunu her dilden, her irktan, her dilden<br />
insana gosterdigi gibi, Hiristiyanlara da gostermis ve onlar da bunu seve<br />
seve kabullenmis. Fonitsa Baskent Saraybosna&#8217;dan 50 km uzaklikta. Fatih<br />
Sultan Mehmed&#8217;in fermaninin saklandigi manastir bir dagin yamacinda yer<br />
aliyor.</p>
<p>Manastirda yer alan Fatih Sultan Mehmed&#8217;in Hiristiyanlara verdigi ferman<br />
gunumuze kadar muhafaza edilerek gelmis. Bu fermana ahitname diyor<br />
Bosnaklar. Bosna Hersek 1463 yilinda Fatih Sultan Mehmet Han tarafindan<br />
fethedilmisti. Sanli Padisah Bosna&#8217;yi fethettigi zaman Osmanli devlet<br />
politikasinin geregi olarak bolge halkina dini serbestlik tanimis, mal ve<br />
can guvenligi saglanmisti. Bu Insan Haklari Evrensel Beyannamesinden cok<br />
daha once dunyaya insan haklarinin anlatilmasiydi ve ornek olunmasiydi.<br />
Fatih Sultan Mehmed Latin papazlarina gonderdigi fermanda soyle der:</p>
<p>&#8220;Ben ki Sultân Mehmed Hanim. Cumle avâm ve havâssa ma&#8217;lûm ola ki, isbu<br />
dârendegân-i fermân-i humâyûn Bosna ruhbânlarina mezîd-i inâyetim zuhûra<br />
gelip buyurdum ki, mezbûrlara ve kiliselerine kimse mâni&#8217; ve muzâhim olmayip<br />
ihtiyâtsiz memleketimde duralar. Ve kacup gidenler dahi emn u emânda olalar.</p>
<p>Gelup bizim hâssa memleketimizde havfsiz sâkin olup kiliselerine mutemekkin<br />
olalar. Ve yuce hazretimden ve vezîrlerimden ve kullarimdan ve reâyalarimdan<br />
ve cemî&#8217;-i memleketim halkindan kimse mezbûrelere dahl ve ta&#8217;arruz edip<br />
incitmeyeler, kendulere ve cânlarina ve mâllarina ve kiliselerine ve dahi<br />
yabandan hâssa memleketimize âdem gelirler ise yemîn-i mugallaza ederim ki<br />
yeri, gogu yaratan Perverdigâr hakkicun ve Mushaf hakkicun ve Ulu<br />
Peygamberimiz hakkicun ve yuz yirmi dort bin peygamberler hakkicun ve<br />
kusandigim kilic hakkicun bu yazilanlara hicbir ferd muhâlefet etmeye. Mâdâm<br />
ki bunlar benim emrime mutî ve munkâd olalar. Soyle bilesiz.&#8221;</p>
<p>Bu ferman suretinde de goruldugu uzere, buralarda yasayan bolge halkina mal,<br />
can guvenligi verilmis, dini serbesti taninmis, onlarin genis bir hurriyet<br />
ortaminda hayatlarini surdurmeleri saglanmisti.</p>
<p>Bu ahitname Hiristiyanlarin buralarda yasayabilecegi anlamina geliyordu.<br />
Boylece Sultan, Katoliklerin kendi papazlariyla buralarda yasamasina,<br />
faaliyetlerini devam ettirmelerine ve kendi dinlerini muhafaza etmelerine<br />
izin veriyordu.</p>
<p>Ecdat insan haklari konusunda dunyaya ornek olmustu. 1463&#8242;ten 1878&#8242;e kadar<br />
415 yil Bosna Osmanli topragi olarak Osmanli adaletinin guvencesinde ve<br />
huzur icinde yasamis. Kim olursa olsun, insana insanca muamele ecdadin cok<br />
onem verdigi konulardandi ve itinayla vazifelerini yerine getirmislerdi. O<br />
yuzdendir ki Avrupa&#8217;nin gobeginde ortaligi kan golune ceviren Bosna savasi<br />
sirasinda Manastir ahalisi ile Bosnaklar hic carpismaya bile girmemisti…<br />
Cunku onlara Ahitnameyi Fatih Sultan Mehmed vermis ve asla o gunu<br />
unutmamislardi. Osmanli Devleti&#8217;nden sonra bolgeyi isgal eden<br />
Avusturya-Macaristan Imparatorlugu ise burada sadece 40 yil hukum<br />
surebilmis.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihikayeler.com/?feed=rss2&amp;p=606</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.tarihikayeler.com/?p=606</feedburner:origLink></item>
	<media:rating>nonadult</media:rating></channel>
</rss>
