<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0">

<channel>
	<title>tasavuf islam ve bilim</title>
	
	<link>http://www.tasavvuf.gen.tr</link>
	<description />
	<lastBuildDate>Thu, 09 Feb 2012 12:11:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/TasavvufVeBilim" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="tasavvufvebilim" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:emailServiceId xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">TasavvufVeBilim</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item>
		<title>Bedenli  Bedensizlerin  Suret – Siret  Döngüsünün Ötesini Aramak…</title>
		<link>http://www.tasavvuf.gen.tr/tasavvuf-yazarlari/ozgur-durmaz/bedenli-bedensizlerin-suret-siret-dongusunun-otesini-aramak/</link>
		<comments>http://www.tasavvuf.gen.tr/tasavvuf-yazarlari/ozgur-durmaz/bedenli-bedensizlerin-suret-siret-dongusunun-otesini-aramak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2012 12:10:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Durmaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/?p=2743</guid>
		<description><![CDATA[Aslında konuya beyinle ilgili bitakım şeyleri anlamaya çalışırken okuma fırsatı bulduğum bir ayrıntı ile girmek daha doğru olur diye düşünüyorum.
Beyin denince hep nöronların arasındaki bağlardan ve nöron  ateşlenmelerinin oluşturduklarına kanalize olup tüm “ben” olgusunu bu döngüye bağlamaya çalıştım kendi aklım yettiğince ben .
Hatta Sebastian Seung’un “Connectome”( www.ted.com/talks/sebastian_seung.html) adı verdiği sistemi anlattığı video baş tacım oldu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_1967" class="wp-caption alignleft" style="width: 142px"><img class=" wp-image-1967 " title="Özgür Kurt Durmaz" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2011/07/ozgur-durmaz15-220x300.jpg" alt="Özgür Kurt Durmaz" width="132" height="180" /><p class="wp-caption-text">Özgür Kurt Durmaz</p></div>
<p>Aslında konuya beyinle ilgili bitakım şeyleri anlamaya çalışırken okuma fırsatı bulduğum bir ayrıntı ile girmek daha doğru olur diye düşünüyorum.</p>
<p>Beyin denince hep nöronların arasındaki bağlardan ve nöron  ateşlenmelerinin oluşturduklarına kanalize olup tüm “ben” olgusunu bu döngüye bağlamaya çalıştım kendi aklım yettiğince ben .</p>
<p>Hatta Sebastian Seung’un <strong>“Connectome”</strong>( <a href="http://www.ted.com/talks/sebastian_seung.html">www.ted.com/talks/sebastian_seung.html</a><cite>) </cite>adı verdiği sistemi anlattığı video baş tacım oldu uzunca bir süre&#8230;</p>
<p>Şimdilerde  “Glia Hücreleri” adı verilen hücrelerin daha 1960’larda beyin yapısının yüzde doksana yakın bir kısmını oluşturduğunun bulunduğunu öğrenip ,”Neler oluyor burada şimdi ?” diye soruyorum kendime.</p>
<p>Bu yazıda yapmaya çalıştığım şey bu soruları kendimle tartışma gayretinden başka bir idda da taşımıyor asla.</p>
<p>Peki nedir bu Glia Hücrelerini ilgi çekici yapan ?</p>
<p><strong>Sinirbilim alanındaki en çarpıcı olgulardan biri Albert Einstein’ın beyni üzerinde yapılan çalışma.Beyindeki farklı hücre tipleri analizi sonucunda Albert Einstein’ın beyninde matematiksel işlem ve dilden sorumlu “angular girus” bölgesinde normal beyinlerden çok daha fazla sayıda “glia hücresi “ bulunmuş.Nöron sayısının  ise ortalama bir insanınki kadar olduğu tespit edilmiş.</strong></p>
<p><strong>Glia Hücreleri ile ilgili bir başka araştırma da ayrıca dikkat çekici.</strong></p>
<p><strong>Yapılan araştırma sonucuna göre :</strong></p>
<p><strong>Sülükte her  otuz nörona karşılık bir glia hücresi bulunurken evrim basamaklarının daha üst katmanlarına çıkıldığında “caenorhabditis eleganst” isimli bir solucan türünce glia’nın sinir sisteminin yüzde onaltısı’nı oluşturduğu tespit edilmiş.Meyve sineğinin beynindeki glia oranı ise yüzde yirmi.Fare ve sıçan gibi kemirgenlerde glia yüzde altmışlardayken ,şempanzelerde glia hücreleri sinir sisteminin yüzde seksenini  insanlarda ise yüzde doksanını oluşturmakta.</strong></p>
<p><strong>Bu noktada ilginç olan şey glia hücrelerinin nöronlardan gelen duyusal girdiyi alıp vucuttaki nöronların ateşlenmesini kontrol etme görevini yapması.</strong></p>
<p><strong>Çok yeni olan bir araştırma sonucunda da Glia hücrelerinin kalsiyum iyonu akışı içeren yaygın ağlar aracılığı ile elektrik dalgaları halinde birbiriyle iletişim kurduğu bulunmuş.</strong></p>
<p><strong>Peki tüm bunlarla ne anlatılmak isteniyor?</strong></p>
<p><strong>Glia Hücreleri bilgileri depolayıp işlerken nöronlar  ilgili düşünceleri  üretmek için harekete geçirilmesi gereken diğer glial bölgelere ateş etmeye hazır  statik hücreler konumunda bulunuyorlar.</strong></p>
<p><strong>Örnek vermek gerekirse bilgisayar sözcüğünü düşündüğümüzde aklımıza evdeki pc’mizde kayıtlı fotoğraflar geliyorsa ve sonra geçen yıl çektiğimiz bir foğrafı düşünüp o gün yaşadığımız hisleri tekrar hissedip gülümsüyorsak beyinde glia-nöron ilişkisi açısından şöyle bir akış olmakta:</strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Bilgisayar,resimler,anılar adı altındaki üç farklı glial merkezdeki veriler birbirleri ile aralarındaki nöral ağın ateşlenmesi sonrasi iletişim kurarak düşünceyi oluşturmakta&#8230;.(</span></strong><strong>Bold yazılmış kısım Andrew Koob isimli Amrikalı Nörobilimci’nin Düşüncenin kökeni isimli kitabından alıntılar taşımaktadır.Alfa Bilim-Felsefe yayınlarından çıkmış bir kitap bu.)</strong></p>
<p>Mental Hayvan diye bir tanımı vardı ehlinin.Bu tanım algılayabildiğim kadarıyle  en gelişmiş hayvana işaret ediyordu.Ve ben bunu yine kendimce oldukça karmaşık bir otaban hükmündeki nöron yumağı olarak değerlendirmişitim.</p>
<p>Ancak yine ehlinden gelen bir uyarı , “hayvan-mental hayvan” tanımımı da kapsamlı bir şekilde revize etmem gerektiğini hissettirdi.İşin yalnızca nöron ağı kısmında kalmak ehlinin de işaret ettiği gibi bu bedeni hayvan olarak etiketleyip bu bedeni (sureti) tetikleyen ve bir döngü şeklinde onunla alışverişte bulunan sireti göz ardı etmek demekti ki bu farkettirilmese daha uzun uzun mışıl mışıl uyuyacağım  ve bu konuda bir kör hükmünde geçip gideceğim  gerçeğini yüzüme tokat gibi vurdu kısa bir süre önce.</p>
<p>Ben hep bedenimi gözlemlemeye çalışmışım ,asıl  gizli “ben”e yataklık eden yapının hiç te farkına varamadan.Hep bedenle uğraşmaya çalışmışım.Nasrettin Hocanın eşeğe ters bindiği bir figür vardır ya çocukluktan kalma.Bu figürdeki eşeği beden olarak görmüşüm hep.Ama beşeriyet kelimesinin köklerini iyi tartmak iyi analiz etmek lazım.Eşek hükmündekinin verisi ile onunla kayıt altına asla alınamayacak yapının sübhaniyetini iyi algılamak lazım.</p>
<p>Bu bedenin olamayacağı ortamda hala pek de güzel mental hayvan olarak mevcut olabileceğim inanılmaz bir <strong><span style="text-decoration: underline;">veri benliğim</span></strong> var benim&#8230;</p>
<p>Siret denen bu veri yumağı her an değişen yüzbinlerce girdi ile sürekli  yenilenmekte ve sürekli tetiklemekte  yeni “ben” imi bir başka yeni “ben”e hem beden boyutu hem düşünsel boyutu ile&#8230;Ben’den bana &#8230;</p>
<p>Özüm derken bile çarçabuk düşüveriyorum bu kocaman nöron ağının küçücük kaldığı anlam gökdelenlerinden oluşan veri şehirlerinin cirit attığı data gezegenlerinin  hatta  her ne tür bir sistem varsa onun çekim alanına.Ve kuantum potansiyel ,rahman gibi bazı sözcüklerden dem vurmaya çalışırken kendi glia-nöron evrenimde sıkışıp kalıveriyorum.</p>
<p>Tefekkür ediyorum saatlerce derken bile yalnızca bu kendi vehmi benlerim arasında boyutsal gezintiler yaparak avutuyorum en sevdiği şey avunmak olan, varlığım dediğim veri benliğimi&#8230;</p>
<p>Annesi toprak babası su olan bir ağacın beslendiği gerçeklikten koparılmadan asla kendinden çok çok üst bilinç olan bir insanın önünde o insanın müşahadelerini okuyup yazdığı bir tanık olamayacağı gibi inanılmaz bir hızla gelişen,koordine olan ,kopyalayan ,kopyaladığını oynayan,oynamadığına inanırken aldığı veriyi oynamadığı yönde işleyen kara gecede kara taş üzerinde yürüyen kara karıncadan daha gizli kalan “ben” de öyle gizli ki en derin müşahade sandıklarımda bile&#8230;</p>
<p>Kur’an Oku ‘yan&#8230;Kimdir bu koşullar altında&#8230;</p>
<p>Nübüvvet nedir ?</p>
<p>Kur’an kime neyi açıkça açar da bak der ?</p>
<p>Nebi hangi sistemi  tek tek of bile demeden anlatır?</p>
<p>Rasulun bu sistemle bağı nedir&#8230;?</p>
<p>Bedenli bedensiz  şeklinde bir  tanım ulaştı dünyama&#8230;</p>
<p>Aynalarda bulduklarını dönüştürmeye çalışan ben gibilerin asla değiştiremeyecekleri  ayna görüntülerini silme çabalarının kofluğuna  bir işaretti belki de bu anlatım bir yönüyle.</p>
<p>Nur yüzlü olmak ,bakımlı olmak,derin kavrayış sahibi olmak,ileri görüşlü olmak gibi hedeflerin peşinde beden hayvanına paye vermeye çalışmak.Adem A.S. için Kur’an’da arapça “cealnahu” ifadesi ile “yeryüzünde bir halife meydana getireceğim” ayetini  geçmiş verilerden yığınla beton blok lar taşıyan glia-nöron evreninin  her an alığı yeni verileri yenilenmek sanarak  oluşan bu kaotik düzene  özgür lük atfetmeyi kavradım sanmak&#8230;</p>
<p>Selam olsun O’na ki ne güzel demiş:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Anlatırsınız….</p>
<p><strong>“Anladım” </strong>der, yola çıkar!..</p>
<p><strong>“</strong><em>Anladım<strong>” </strong></em>der, bambaşka bir yola çıkar!!!</p>
<p><strong>“</strong><em>Anladım<strong>” </strong></em>der; ve tamamen ayrı bir yorum ve değerlendirmede bulunur!..</p>
<p><strong>“</strong><em>Anlayamadım<strong>” </strong></em>der, tekrar açıklama ister…</p>
<p>Tekrar açıklarsınız, gene <strong>“</strong><em>anlamadığını<strong>” </strong></em>görürsünüz…</p>
<p>Sonra tekrar…</p>
<p><strong>“</strong><em>Haaaaa anladım<strong>” </strong></em>der sonunda; bakarsınız, kendi <strong>kafasındakini anlattığınıza etiketlemiş!.. </strong></p>
<p>Ve <strong>anlarsınız ki, dağdaki kulübeye çekilmeniz gerekli!.. </strong>Yollara düşersiniz!..</p>
<p>Evrensel Sırlar kitabına ek mahiyetinde yayınlanan kısmında üstad, evvel ki Kur’an okuyanların da Kur’an’a verilen geçmiş anlamları  öğrenip  öğrendikleri kadarı ile çözmeye çalışmalarını “oku”mak diye kendilerine sattıklarından bahsediyordu.</p>
<p>Kafirlerin rasulleri ya da nebileri ve onlarda açığa çıkan ilmi “evvelkilerin masalları” diye etiketlemeleri de aslında tam da böyle değil miydi?</p>
<p>Glia-nöron  yumağını değerlendirilmiş veriler ezberi haline getirmek nankörlüğün dik alası değil miydi?</p>
<p>Kendime sorduğum bu sorulara cevaplarım ne peki?</p>
<p>Ne yapmalıyım?</p>
<p>Anne karnında 120. Günden bu yana devam eden veri akışını ve şekillenenleri ne yapmalıyım?</p>
<p>Bu soruya içimden gelebilen yanıt şu:</p>
<p>Nasıl ki Hac’dan dönenler annesinden doğduğu gibi tertemiz olabiliyorsa , nasıl ki <strong>Rasûlullah</strong><strong> </strong>(aleyhisselâm)’ın açıklamasına göre; <strong>&#8220;</strong><strong>Acaba benim günahlarım af oldu mu?&#8221; diye şüpheye düşerse, yeryüzündeki en büyük günahkâr olur ise yapmam gereken Hac halini yaşamımda  ortaya koyabilmek&#8230;</strong></p>
<p><strong>Sanırım bu uyarı glia-nöron yumağını kodlandığı algı aralığından temizlemek için çok çok önemli.</strong></p>
<p><strong>Üstad Ahmed Hulusi’nin  “Hacc’a gelince “isimli yazısından bir bölüm  detaylar konusunda oldukça açık ifadeler ortaya koymaktadır.</strong></p>
<p><strong>Hac’cın bâtın niyeti ALLÂH’a</strong> ulaşmaktır! &#8230;</p>
<p>Niyet nöron-glia yapının kaydını silmek yada dönüştürmek&#8230;</p>
<p><strong>Kendi hissiyatıma göre beynin şöyle bir özelliği var,Kuantum potansiyel durumundaki bilgiyi algılayıp kendinde ortaya çıkarabilecek beyinler bu mekanizmayı çalıştırdıklarında potansiyel bir oluş ile algı sahasına giriyor o beynin işlev gördüğü&#8230;</strong></p>
<p><strong>Bu sebeple rasulallah’ın gözlerinden bakmak gerekli gelen her türlü veriye&#8230;</strong></p>
<p><strong>Bu da Hac adı altındaki çalışma da işaret edildiği gibi niyetinde Allah olması ile başlıyor.</strong></p>
<p>Bir şeye niyetlendiğinde insan  bir  veri yapılandırma sürecine giriyor.Yeni gelen her tür veriyi niyeti istikametinde bir  etikete bürüyor.Allah ismi ile işaret edilen söz konusu olduğunda Sübhanallahil Ekber gerçeğine göre bir atama yapmak istiyor işletim sistemi&#8230;Yani Allah ismi işareti Ekber tanımı Sübhan tanımı bu bilgilerin olduğu gliyal yapılar arasında bir nöral aktivite oluyor.Kişi bu kelimelerin suretsizliğini kavrayamamış ise suretliyor hemen geçmiş verileri ile&#8230;</p>
<p>Ve ne çare ki her an yeni gelen veri de o suretler cinsinden kayda giriyor.</p>
<p>İşte mental hayvan bu noktada tekrar hortluyor&#8230;</p>
<p>Ve bir gölge gibi hep yeni gelen girdiyi yönlendiriyor ilgili kayda&#8230;</p>
<p>İşin ilginç kısmı kanımca “Sübhan” ve “Ekber” kelimeleri  Allah ismi ile işaret edilenin glia-nöron ağında tam olarak  ne olarak kayıt altına alınmaması gerektiğini anlatıyor&#8230;</p>
<p>Sübhan’dır kayıt altına alınmaz &#8230;</p>
<p>Ekber’dir  kavranılmazlığının hayreti haşyeti getirir&#8230;</p>
<p>Ekber enteresan bir sözcük aslında.Benim gibi sıralı işleyen beyinlere anlatılması hem çok kolay hem çok zor&#8230;</p>
<p>En ilkel hali ile belki şöyle denebilir , kafanızda bir sayaç hayal edin ve bu sayaç saniyede on’ar on’ar artsın&#8230;Ve siz isminiz her ne ise mesela özgür ise ,özgür adı ile kodlanan glia-nöron yapınızla sessizce takip etmeye çalışın bu sayacı her saniye gündelik yaşamınızda işlerinizi yaparken&#8230;</p>
<p>Çok kısa bir süre sonra rakamlar öyle kaotik bir hal alacak ki sıralı olarak takip etmek olanaksız gelecek sizin kendinizi kayıtladığınız verilerin yetisine göre&#8230;Bunu kendinizden sonsuz tane kopyalayarak akip etmeye çalışsanızda yine çuvallayacaksınız çünkü sonsuz bir oluşu işaret eder ancak ekberiyet aklım yetebildiğince oluşla kayıt altında olmayan bir gerçeklik içerir&#8230;</p>
<p>Bu takip çabası ben denen sinir sisteminizi öyle saf dışı bırakacak ki var olmak yada olmamak çok anlamsızlaşacak&#8230;</p>
<p>İşte belki bu nokta Hac’ca niyetin ilk adımı olabilir.</p>
<p>Kendini bu nokta da bulan veri değerlendirme çabasının ne denli komik olduğunu görecektir.</p>
<p>Veri değerlendirmeyi terk eden glia-nöron yapısının kayıtlarını kazımaya başlar.Çünkü bir sistemle çalışan ağa giren her veri anlamlandırılmayan bir serbest radikal hükmünde sistemi sabote etmeye başlayacaktır.Ölüm kaçınılmazdır daha en başta&#8230;Görmek isteyene..</p>
<p>Bakın üstadın nakli ile işaret edilenlere:</p>
<p><strong>Devrinin &#8220;İnsan-ı Kâmil&#8221;i Abdülkerîm El-Geylânî’nin Hac’cın</strong> bâtın mânâlarıyla ilgili bazı değerlendirmelerini size nakletmek istiyorum&#8230; Kendisinden büyük feyz aldığım bu son derece değerli <strong>Zât</strong>’ı böylece saygıyla anıyorum&#8230;</p>
<p><strong>Hac niyeti: Allâh</strong> talebi yolunda devamdır&#8230;</p>
<p><strong>İhram:</strong> Yaradılmışları görmeyi terktir!</p>
<p><strong>Başı traş:</strong> Beşer içinde önder olma düşüncesinden arınmaktır!</p>
<p><strong>Tırnak kesmeyi terk:</strong> Kendinden oluşan fiillerin hakiki fâilinin ALLÂH olduğunu fark etmektir!</p>
<p><strong>Güzel koku sürmeyi terk:</strong> ZÂT hakikatini hissedince, Esmâ özellikleriyle kayıtlanmaktan kurtulmaktır!</p>
<p><strong>Cinsi münasebeti terk:</strong> Bedende tasarrufu bırakmaktır.</p>
<p><strong>Sürme çekmeyi terk:</strong> <strong>KEŞF arzusundan</strong> kurtularak <strong>ZÂT hüviyetinde </strong>yok olmaktır!</p>
<p><strong>Mikat:</strong> Kalpten ibarettir&#8230;</p>
<p><strong>Kâbe:</strong> ZÂT’tan ibarettir!</p>
<p><strong>Haceri Esved:</strong> İnsanî lâtifeden ibarettir.</p>
<p><strong>Haceri Esved’in siyah oluşu:</strong> Tabiat özelliğinin kalbi renklendirmesi&#8230;</p>
<p><strong>Tavaf:</strong> <strong>Allâh</strong>’a yakışır şekilde, insanın hüviyeti, aslı, menşei, müşahede yerinin idrak olunmasıdır.</p>
<p><strong>Tavafın 7 olması:</strong> <strong>ALLÂH</strong>’ın yedi sıfatından ibarettir&#8230; Onlar, <strong>Hayat, İlim, İrade, Kudret, Semî, Basar, Kelâm&#8230; </strong></p>
<p><strong>Tavaftan sonra mutlak namaz:</strong> Anlatılan vazifeleri yapan için <strong>Ahadiyyet</strong>’in zuhûru ile ona ait hükmün yaşamıdır.</p>
<p><strong>Bu namazın İbrahim makamında kılınması:</strong> Hullet makamına işarettir.</p>
<p><strong>Zemzem:</strong> Hakikat ilimlerine işaret eder&#8230;</p>
<p><strong>Zemzemi içmek</strong>: Hakikat ilimlerinde dallanmaktır.</p>
<p><strong>Safa:</strong> Halka nisbet edilen sıfatlardan soyunmaktır.</p>
<p><strong>Merve: </strong>İlâhî isim ve sıfat kadehlerinden doya doya içmektir.</p>
<p><strong>Traş: </strong>İlâhî riyasetle tahakkuka işarettir.</p>
<p><strong>Bıyıkları kısaltmak:</strong> <strong>Kurbet</strong> ehlinin makamı olan tahakkuk derecesinden inmektir.</p>
<p><strong>İhramdan çıkış:</strong> Halka açılmak; <strong>sıddık</strong> derecesinde halk arasına inmektir&#8230;</p>
<p><strong>Arafat: Maarifi Billah</strong> makamıdır&#8230; Arafat’ta iki bayrak dikilmesi, <strong>Celâl</strong> ve <strong>Cemâl</strong> sıfatlarına işarettir; ki Allâh’a marifet yolu onlara göredir.</p>
<p><strong>Müzdelife:</strong> Makamın şuyuu ve yükselmesinden ibarettir.</p>
<p><strong>Meş’ari haram:</strong> Şerr’i emirlerde durup, Allâh’ın haramlarına saygıdan ibarettir.</p>
<p><strong>Mina:</strong> Kudret makamı; ehli zevat için murada nail olmaktır.</p>
<p><strong>Üç şeytanı taşlamak:</strong> Benlik, tabiat ve âdettir.</p>
<p><strong>Yedi taş atmak:</strong> Yedi ilâhî sıfatla bunu başarmaktır.</p>
<p><strong>İfaza tavafı:</strong> Allâh feyzinin devamında sürekli terakki etmektir.</p>
<p><strong>Veda tavafı:</strong> Allâh sırrını hak edene emanettir.</p>
<p>Doğrusunu Allah(rasulu(ehli))) hakkıyla bilir !!</p>
<p style="text-align: right;"><em><strong> Özgür Kurt Durmaz</strong></em></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>Yeşilköy</strong></em></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>08.02.12</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasavvuf.gen.tr/tasavvuf-yazarlari/ozgur-durmaz/bedenli-bedensizlerin-suret-siret-dongusunun-otesini-aramak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suyun Hafızası Var!</title>
		<link>http://www.tasavvuf.gen.tr/medya/belgeseller/suyun-hafizasi-var/</link>
		<comments>http://www.tasavvuf.gen.tr/medya/belgeseller/suyun-hafizasi-var/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 15:26:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/?p=2738</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
Su, ne ölçüde bilgi toplama kapasitesine sahiptir? Ne algılar ve zaman uzadıkça onu nasıl hatırlar? Stuttgart&#8217;taki Aerospace Enstitüsü bir damla suyun yapısını gözle görülebilir yapmanın oldukça basit bir yöntemini keşfetti. Araştırmacıların çabaları çok güzel bir dünyayı anlamayla ödüllendirildi. Her bir damla açık ve kendine özgü bir biçime sahiptir. Bireysel damlalar neden birbirlerinden bu kadar farklıdırlar? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Su, ne ölçüde bilgi toplama kapasitesine sahiptir? Ne algılar ve zaman uzadıkça onu nasıl hatırlar? Stuttgart&#8217;taki Aerospace Enstitüsü bir damla suyun yapısını gözle görülebilir yapmanın oldukça basit bir yöntemini keşfetti. Araştırmacıların çabaları çok güzel bir dünyayı anlamayla ödüllendirildi. Her bir damla açık ve kendine özgü bir biçime sahiptir. Bireysel damlalar neden birbirlerinden bu kadar farklıdırlar? Buradaki Enstitü &#8216;deki amfiye pek çok insan geldi, aynı suyu hepsine verdik, tamamen aynı anda damlalar yaptılar, tüm damlaları topladık ve her bir bireyin aynı sudan farklı imajlar meydana getirdiğini keşfettik ve burada sonuçlarını görebilirsiniz. Burada sağda bireysel öğrencilerin imajlarının farklı olduğunu görebilirsiniz. Fakat bilinen öğrenci tarafından yapılanlar birbirine tamamen benzerdi: Bu ilk deneycinin çalışması, buradaki ikinciden, buradaki üçüncüden ve bu da dördüncüden. Ayrı ayrı gayet kolaylıkla yeniden oluşturulabilirler, fakat hepsinin aynı sudan olduklarını asla düşünmezdiniz. Çünkü farklı insanlardan olan imajları karşılaştırdığınız zaman bazı büyük farklılıklar görüyorsunuz. Daha sonra, suyun içine bir şey koyduğumuz zaman durumun değişip değişmediğini öğrenmek için deneylere başladık. Suya gerçek bir çiçek konulmuştu. Kısa bir süre sonra bir damla suyu aldık ve burada resimlerden bir tanesini görebilirsiniz. Buradaki resimde görebilirsiniz: Çiçeği suyun içine koyduğunuz zaman elde ettiğiniz tipik imaj. Tabii ki, bu bardaktaki her bir damlada çiçeği hatırlayabilirdiniz. O, yeniden oluşturulabilir ve bir öneme sahiptir. Buraya eğer farklı bir çiçek koysaydınız, örneğin Tatlı William çiçeğini koysaydınız, o zaman bu suyun tüm damlaları Tatlı William gibi görünecekti. Suyun bir hafızaya sahip olduğu damgası tabii ki dünyaya olan tüm bakış şeklimizi neredeyse değiştirir. Ren nehrini trigonometrik mantıkla dolaşalım. Su, her gittiği yerden bilgi toplayarak Ren&#8217;den aşağı doğru akıyor. Öyleyse su, Ren&#8217;in denize veya göle döküldüğü yerde kaynaktakinden daha fazla bilgiye sahiptir ve denize veya göle dökülen yerde yaşayan ördekler o suyu içtikleri zaman tüm o bilgiyi de içerler. Böylelikle dünya okyanusları artık bizleri ayıran bir şey olmayacaklar, bunun yerine bilginin dev bir haznesi olacaklar ve belki de yağmur, dünyaya bilgi taşıyan veri ortamı olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasavvuf.gen.tr/medya/belgeseller/suyun-hafizasi-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hiçlik Sahnesinde Varlık Oyunları</title>
		<link>http://www.tasavvuf.gen.tr/guncel/hiclik-sahnesinde-varlik-oyunlari/</link>
		<comments>http://www.tasavvuf.gen.tr/guncel/hiclik-sahnesinde-varlik-oyunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 16:09:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Sonsuzluk Yolcusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/?p=2729</guid>
		<description><![CDATA[İnsan insan derler idi, insan nedir, şimdi bildim,
Can can deyu söylerlerdi ben can nedir, şimdi bildim.
Muhittin der; Hak zahir, görünür her şeyden ahir,
Ayan nedir, pinhan nedir, nişan nedir, şimdi bildim.
(Muhiddin Abdal)
İnsan uzun bir yolculuktan sonra Varlık sahnesine çıkmış, Sanal Ben ile Hiçlik oyunlarını oynamıştı&#8230; Her oyunun bir sonu olduğundan -HİÇ olduğunu- anlamış İDİ. Peki olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2660" class="wp-caption alignleft" style="width: 244px"><img class=" wp-image-2660 " title="Sonsuzluk Yolcusu" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2012/01/Sonsuzluk-Yolcusu-293x300.jpg" alt="Sonsuzluk Yolcusu" width="234" height="240" /><p class="wp-caption-text">Sonsuzluk Yolcusu</p></div>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #000080;"><em>İnsan insan derler idi, insan nedir, şimdi bildim,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Can can deyu söylerlerdi ben can nedir, şimdi bildim.</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Muhittin der; Hak zahir, görünür her şeyden ahir,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Ayan nedir, pinhan nedir, nişan nedir, şimdi bildim.</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>(Muhiddin Abdal)</em></span></p>
<p>İnsan uzun bir yolculuktan sonra Varlık sahnesine çıkmış, Sanal Ben ile Hiçlik oyunlarını oynamıştı&#8230; Her oyunun bir sonu olduğundan -HİÇ olduğunu- anlamış İDİ. Peki olan biten neydi?</p>
<p>Kendi yaratımı olan çeşit çeşit EVlerini, sahnelerini yıktığında; Gerçekten EVİM diyebileceği VAROLUŞU ile baş başa kaldı. Ki o ezelden beri burada idi.</p>
<p>İnsan ;Big-bang teorisindeki gibi bir ışık patlaması ile Sonsuzluk yolculuğuna başlamış, patlamanın sonucunda açığa çıkan Madde ve Antimadde parçacıklarının mücadelesinden Madde galip çıkarak VARLIK oyunları başlamıştır diyor, bilim insanları, insan nedir, sorusuna.</p>
<p>Işık hızında ve belki de daha hızlı yol alan gözle görülmez foton tanecikleri minik gezegenimizin içinden de geçip gidiyor sanki HİÇ yokmuşçasına ama başka başka alemlerde varlık oyunları sergilemek üzere.</p>
<p>Işığın görünebilir olması için bir Yansıtıcıya gereksinimi var. Yine ışıktan oluşmuş olan bir cam ama ışığı tutup yansıtmıyor, ışık geçip gidiyor. Bazı maddeler ışık tayfındaki bazı parçacıkları soğurduklarından değişik RENKlerle karşımıza çıkıyor. Camın arkasını gümüş ile kapladığımızda ise ışık camdan geçip gitmiyor aksine sizi size gösteren bir ayna oluyor.<br />
Işık kendini seyrediyor&#8230;</p>
<p>Bence ayna, insanoğlunun en büyük buluşlarından biridir.</p>
<p>Aynaya bakar ve kendinin neye benzediğini görür; kaşını, gözünü, ağzını, burnunu oynatır.<br />
Güler, somurtur derken pandomim olarak başlayan oyun giderek 3 perdelik büyük tragedyalar veya komedyalara dönüşür. Oyun içindeki oyunlarla öylesine özdeşleşir ki kendinden geçer. Çeşit çeşit oyunlar içinde; Maddeciler ve Antimaddeciler Temel 2 karakteri CANlandırmışlardır varoluşları gereği. (big-bangdeki gibi)</p>
<p>Varlık oyunlarının başlaması için İKİCİL bir bakış açısı gerekir. TEK likle oyun oynanamayacağı için!&#8230;</p>
<p>Bu yüzden hep başrolde 2 temel karakter yer alır; Tanrı-Şeytan, Karanlık-Aydınlık, İyi-Kötü, Güzel-Çirkin, Kral ile Dilenci.. lerden, komedi ve dramlar üretilir&#8230;.</p>
<p>Varoluşa çıkan, zahir olan her şey 2 kutupludur.<br />
Doğduğunuz ANda Ölmeye başlamışsınızdır, süre çalışır konuma girmiş olur.</p>
<p>İnsan Bilinci de Varlığın önce Madde boyutunu algılayıp sonra antimaddeye varır.Görünenin ardındaki görünmeyene. Görünmeyenin sayesinde görünenin oyunlarını Seyrettiğini Fark eder. (Buna bir örnek, çocukken babası tarafından reddedilip evin bodrumunda tutulan bir çocuk 12 yaşında bulunduğunda, konuşamaz &#8211; yürüyemez- düşünce üretemez<br />
konumdadır) Farkındalık CANlı ve gelişen bir ŞEY olduğundan, sürekli uyarılması ve beslenmesi gerekir.</p>
<p>Varlık oyunları muhteşemdir,eğer seyretmeyi becerebilirsen… Ama kendini unutur da oyuna dahil olursan başın büyük derttedir. De yine de güzeldir&#8230;</p>
<p>Biz bugün geçen günkü yazıdan örnekle yola çıkar isek; Ateist (maddeciler),Teist (Antimaddeciler) diye uyduralım&#8230; Nasıl olsa senarist biziz ya.. Dilediğimizce yazar-çizeriz.</p>
<p>Yazı kurulu -ŞİRK batağını besleyen 2 dere diye başlık atmış nasılsa&#8230; Varlık oyunlarının sergilenebilmesi için ŞİRK ŞART! Olmazsa olmazı işin. (hem bataklığın içinden yetişmiyor mu, o güzeller güzeli LOTUS ! En güzel GÜLLER en iyi gübrelerden oluşmuyor mu?<br />
Ateist olarak algılarını geliştiren BEYİN eninde sonunda pik noktasından sonra Teistlere merak salacaktır. (Örn;Newton kendi zamanının en bilimsel beynidir, kalkıp gizli gizli simyacılığa merak salmış, dinsel metinleri inceleyip yorumlar yapmıştır.)</p>
<p>Şimdi bazı arkadaşlar sen ateistlikle agnostikliği birbirine karıştırıyorsun diyebilirler. Bu sahne benim olduğundan derin felsefi oyunlar oynamak istemiyorum. Ha bilinemezcilik ha maddecilik sonuçta ikisi de genel kabulle yola çıkan İNANÇ sisteminin dışında kalanlardır.</p>
<p>Neyse konumuza döner isek;Teist düşünce ve inanç sistemleriyle algılarını geliştirenler de belli bir doyma noktasından sonra, eninde sonunda yolları ateistliğe düşer.</p>
<p>-B -hakikati ile dini yalanlamak gibi.</p>
<p>Varlık oyunlarının yasasıdır sanki bir UÇtan diğer UCa varmadan DENGEye gelemezsin!..<br />
Onun için derler ya TEK kanatla uçulmaz.<br />
Cahil insan tam karanlıktadır, kendi içinde Bütündür, bölünme de yoktur,gelişme de..<br />
Aydınlanmış insan da bütündür, bölünme yoktur, şirkten kurtulmuştur, ama cahilliği de bilir, aydınlığı da&#8230;Öyleyse 2 kanadı da tatmıştır.</p>
<p>Maddeyi ve antimaddeyi anladıktan sonra ancak -OYUNU- çözümleyebilir İnsan..Varlık oyunlarındaki Dilencinin aslında Kral olduğunu, Kralın ise Dilenci &#8230;</p>
<p>Sonrasında ise; ister oynarsın Dilenciyi veya Kralı; ister seyredersin krallığını ve dilenciliğini… Ağız dolusu gülersin belki de haline..</p>
<p>Eh CANın isterse oturur Senaryoyu da yazarsın GÖNLÜNCE..</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Sonsuzluk Yolcusu</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasavvuf.gen.tr/guncel/hiclik-sahnesinde-varlik-oyunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğumdan önce neler öğreniyoruz?</title>
		<link>http://www.tasavvuf.gen.tr/medya/belgeseller/dogumdan-once-neler-ogreniyoruz/</link>
		<comments>http://www.tasavvuf.gen.tr/medya/belgeseller/dogumdan-once-neler-ogreniyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 13:51:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/?p=2722</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
Doğumdan önce neler öğreniyoruz?
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Doğumdan önce neler öğreniyoruz?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasavvuf.gen.tr/medya/belgeseller/dogumdan-once-neler-ogreniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şirk Bataklığını Besleyen İki Dere</title>
		<link>http://www.tasavvuf.gen.tr/guncel/2716/</link>
		<comments>http://www.tasavvuf.gen.tr/guncel/2716/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 12:13:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Sonsuzluk Yolcusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/?p=2716</guid>
		<description><![CDATA[Evrensel titreşim veya beyindeki sonsuz sınırsız algılama ve algılananların işlenebilmesinin önündeki engeller nelerdir?
Uzunca bir süredir Ateist(tanrı tanımaz) ve Teist(tanrı tanır) olguları karşıt fenomenler olarak çarpıştırılıyor beyinlerimizde.
Bütünsel bir bakışa sahip olabilenler bunun yapay bir ayrım olduğunun farkındalar sanırım.
Taraf olarak kendi kendini Sınırlamış beyinler ise ister Ateist, isterse Teist olsun en başından gerçekliğini kaybetmiş  durumda..
Teistler açısından BAKAR [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2660" class="wp-caption alignleft" style="width: 215px"><img class=" wp-image-2660 " title="Sonsuzluk Yolcusu" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2012/01/Sonsuzluk-Yolcusu-293x300.jpg" alt="Sonsuzluk Yolcusu" width="205" height="210" /><p class="wp-caption-text">Sonsuzluk Yolcusu</p></div>
<p>Evrensel titreşim veya beyindeki sonsuz sınırsız algılama ve algılananların işlenebilmesinin önündeki engeller nelerdir?</p>
<p>Uzunca bir süredir Ateist(tanrı tanımaz) ve Teist(tanrı tanır) olguları karşıt fenomenler olarak çarpıştırılıyor beyinlerimizde.</p>
<p>Bütünsel bir bakışa sahip olabilenler bunun yapay bir ayrım olduğunun farkındalar sanırım.</p>
<p>Taraf olarak kendi kendini Sınırlamış beyinler ise ister Ateist, isterse Teist olsun en başından gerçekliğini kaybetmiş  durumda..</p>
<p>Teistler açısından BAKAR isek;</p>
<p>Her şeyi yaratan bir tanrı kavramı var kabulü ile yola çıkarlar; Tüm düşünce sistemlerini de bu tezlerini kanıtlamak  üzere kurarlar.</p>
<p>Yarattıkları bu SKALAYA ters düşen her şey YANLIŞ, uygun düşenler ise DOĞRU kabul edilir.</p>
<p>Dolayısı ile bu uygunluklar beslenmeye ve üretilmeye, çoğaltılmaya çalışılır.</p>
<p>Beyinler sistemler yaratır ki üretilenler DAİM yaşayabilsin.</p>
<p>Ateistler açısından BAKAR isek;</p>
<p>Her şeyi yaratan, her şeyin kaderini belirleyen, sürekli ne yapıp edildiğini yazan-çizen ve hesaba çeken bir tanrı Yoktur.</p>
<p>Sürekli devinen, dönüşen, gelişen bir yaşam vardır. İnsan bu gelişimin ürünüdür daha da nereye gideceği bilinemeyendir.</p>
<p>Bu nedenle Tanrı kavramını çocukça bulur, hatta bunu insanları uyutmak üzere ,Dini bir üst yönetim kurumu olarak kabul eder.</p>
<p>Ateist düşüncede doğa yasaları vardır, Toplumsal yasalarda Ekonomik çıkar esasına göre belirlenmektedir.</p>
<p>Bu temeldeki iki düşünce sistemi de sonuçta beynin çıktısıdır. Kolektif aklın ürünüdür. Doğaüstü bir şey yok sonuçta.</p>
<p>Daha doğrusu doğa altı veya doğa üstü denebilecek bir şey yok..</p>
<p>Ya da tanrı ve evlatları, melekleri, şeytanları diye kavramlar da yok ki bütünsel bakışta&#8230;.</p>
<p>Peki bu karmaşa nasıl yaratılıyor beynimizde?</p>
<p>Ateist -dindar makalesindeki bir konu dikkatimi çekti; Beynin salgıladığı Dopamin bir nörotransmitter yani her bir sinir hücresi arasında iletişimin kurulmasını sağlıyor.</p>
<p>Bunun sağlıklı olabilmesi için de hipofiz ön lobundan salgılanan Prolaktin hormonunu baskılıyor. Prolaktin hormonu süt bezlerini aktive eden -besleyici-hormon.</p>
<p>Şimdi bir düşünce sistemi kurduğunuzda onu beslemek zorundasınız. Prolaktin salgısı artar. Bu artış dopaminin etkisini azaltır. Dolayısı ile diğer her şeyle iletişim Azalır, kurgulanan düşünce beslenmek zorundadır. Bu bir şeye kilitlenmek demektir. Böylece binalar, sistemler kurulur, handikabı ise kurulan binada hapis kalmaktır.</p>
<p>Buna günümüzde EGO diye isim verdik.</p>
<p>Yaşadığımız düzende EGOLAR SAVAŞINA(YILDIZ SAVAŞLARI GİBİ) döndü.</p>
<p>Kimse kimseyi dinlemiyor.</p>
<p>İletişim kurulamıyor.</p>
<p>Kurulmuş gibi görünse de herkes önce kendi sisteminin doğrultusunda diğerini anlamaya çalıştığından -karşıdakini objektif olarak değil, YANLI olarak algıladığından-Yanlış algılıyor.</p>
<p>Beynin yapısı nöronlardan oluşan bir jangl gibi. Bilinç dediğimiz şey bu ormanda kendine yol açmaktır olsa olsa..</p>
<p>Açılan her yol kayıt altında ve özenle saklanıyor. Gelecek nesle iletilmek üzere..</p>
<p>Tümel bakış açısından bakar isek her yol insan olmayı güçlendirip bir üst aşamaya taşımış ama bu kadar değil&#8230;DAHA da DAHASI varı görüp yolculuğu sürdürebilmek bütün mesele..</p>
<p>Bu nedenle eski söylemleri ataların dinini veya dinsizliğini bırakıp her daim YENİ ye yönlendirmek zorundayız beynimizi..</p>
<p>Eski deyimler çağrışımlarla da çalışan beyni otomatik pilota devrediyor, bizi yeni söylenen bir ŞEYi algılamaktan alıkoyuyor.</p>
<p>Uyanmak demek beynin her an hazır konumda olması demek ki bundan daha büyük HUZUR VEREN bir şey yok.</p>
<p>SONSUZLUKTA SEYRETMEK GİBİ&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>Sonsuzluk Yolcusu</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasavvuf.gen.tr/guncel/2716/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmtihan Depremi ve Bensel Dönüşüm</title>
		<link>http://www.tasavvuf.gen.tr/guncel/imtihan-depremi-ve-bensel-donusum/</link>
		<comments>http://www.tasavvuf.gen.tr/guncel/imtihan-depremi-ve-bensel-donusum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2012 11:11:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Emre Ümit Tuncel]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/?p=2714</guid>
		<description><![CDATA[Yok, yok, büyük şehirlerde önümüzdeki yıllarda vuku bulacağı, ve çok can ve mal kaybına yol açacağı iddia edilen 7-8-9 şiddetinde olacak depremden bahsetmiyorum.
Keşf-i Şakk ile, bilincimizi sallayacak o müthiş depremden bahsediyorum.
Aslında aralarında çok fazla bir fark yok. Okumadan, araştırmadan, ilmini elde etmeden, babadan, dededen kalma usullerle &#8221;Bennn&#8221; yaparım, gayet de güzel olur deyip, şehirde de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2570" class="wp-caption alignleft" style="width: 130px"><img class="size-full wp-image-2570" title="Emre Ümit Tuncel" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2011/12/Emre-Ümit-TUNCEL1.jpg" alt="Emre Ümit Tuncel" width="120" height="160" /><p class="wp-caption-text">Emre Ümit Tuncel</p></div>
<p>Yok, yok, büyük şehirlerde önümüzdeki yıllarda vuku bulacağı, ve çok can ve mal kaybına yol açacağı iddia edilen 7-8-9 şiddetinde olacak depremden bahsetmiyorum.</p>
<p>Keşf-i Şakk ile, bilincimizi sallayacak o müthiş depremden bahsediyorum.</p>
<p>Aslında aralarında çok fazla bir fark yok. Okumadan, araştırmadan, ilmini elde etmeden, babadan, dededen kalma usullerle &#8221;Bennn&#8221; yaparım, gayet de güzel olur deyip, şehirde de köyümüzde yaptığımız gibi ilimsiz, bilimsiz, derme çatma binalar yaparsak, elbette er veya geç gelecek şiddetli bir azap gününü beklememiz gerekir.</p>
<p>Bu arada, konu ile ilgili ilim sahipleri &#8221;ehil&#8221; kişiler, devamlı uyarıyorlarmış tehlike hakkında, olsun, onlar beni değil, başkalarını uyarıyorlar&#8230;</p>
<p>Bilincimiz de, aynı şekilde, 120. gün startı ile yükselmeye başlayan bir bina aslında.120. Günde aldığımız boş temel üzerine önce bilinç binamızın bitmiş ağırlığını taşıyabilecek sağlam temel ayakları inşa etmemiz, ve bunun için de, doğru bilgi ve malzeme kullanmamız gerekiyor.Ama, sistemin gereği olarak aldığımız ilk bilgiler, aile, yakın çevre, mahalle, okul, ve medya kaynaklı.Bu kaynaklardan gelen bilgiler o savunmasız zamanımızda veri tabanımıza güvenilir bilgi olduğu var sayılarak  şartlanma, değer yargıları ve ön yargılar şeklinde sürekli işleniyor.Maalesef bilincimiz, gelen bilgileri araştırıp değerlendirme ve doğrulama yetisine sahip değil bu küçüklük çağımızda.</p>
<p>Yani, ister istemez binamızın temel ayaklarını, etrafımızdaki güvendiklerimize ısmarlıyoruz. Bilincimiz, onların kurduğu temel ayaklarının üzerinde doğrulmaya başlıyor.Hatta çok katlı bir bina ise, bir kaç kat o arada çıkıveriyorlar bizim adımıza.Artık onlarda inşaat işini köylerinden kasabalarından, büyüklerinden ne kadar biliyorlarsa o kadar işte&#8230;</p>
<p>Sonra, aklımız yavaş yavaş birşeylere ermeye başlıyor. Üst katlarda, kendi edindiğimiz bilgi ve deneyimleri de çevremizden aldığımız bilgilerle beraber bilinç inşaatımızda kullanıyoruz.</p>
<p>Binamızın katları yükseldikçe yükseliyor, keyifleniyoruz, bina ile beraber biz de &#8221;Hava&#8221;lanıyoruz.</p>
<p>Şöyle, en üst kattan, engin manzaraları &#8221;seyr&#8221; edelim derken, birdenbire bir uyarıcı geliyor, ve sesleniyor :</p>
<p>-        Hey, sen !  Binan çürük, her &#8221;An&#8221; üstüne yıkılabilir, tehlikedesin !!!</p>
<p>Derhal burayı terket, ve yıkıp, kendine yeni bir bina inşa et !!!</p>
<p>-        Ama &#8221;Ben&#8221;, bu binaya çok emek ve zaman harcadım şimdiye kadar ? Nasıl kıyarım bütün bu emeklerime ? Hem, &#8221;Ben&#8221; gayet güzel bir bina yaptım, tam &#8221;Ben&#8221;im istediğim gibi,</p>
<p>-        Projen yanlış ! Binanı yanlış ölçülendirilmiş zayıf temel ayakları üzerinde, eksik demir ve çimonto, ve deniz kumu kullanarak yükseltmişsin. Tehlikedesin ! Her an başına göçebilir !!!</p>
<p>-        Hmmm, peki ben bi düşüneyim bakalım, karar vermek için,</p>
<p>-        Peki, sen bilirsin,benden uyarması.Hadi bana eyvallah !</p>
<p>Uyarıcı tehlikeyi bildirdi, ve gitti.Kaldık vicdanımızla başbaşa&#8230; Soruyorum vicdanıma :</p>
<p>-        Sen ne diyorsun bu işe ?</p>
<p>-        Sen uyarıcıyı anlamadın galiba. Uyarıcı doğru söyledi.Bilmeyenlerin lafına uydun.Binanın projesi, temelleri yanlış.Sen de ucuza mal olsun diye hatalı ve eksik malzeme kullandın.Dikkate almazsan bir gün binan çökecek, altında kalacaksın ! İyisi mi o yıkılmadan gel kendin yık, yeni baştan yap !</p>
<p>-        Ama çok zaman ve para harcadım ben, nasıl yıkarım ?</p>
<p>-        Hala anlamıyorsun,O emeklerin boşa gitti, zararın neresinden dönersen kardır !</p>
<p>-        Hmmm, neyse şimdilik bi dursun bakalım, biraz daha düşünelim.</p>
<p>(Ya &#8221;Hu&#8221;, &#8221;Ben&#8221; im binama bir şey olmaz.Bu kadar emek boşa mı gitsin ? Zaten mavi nazarlık boncuğu ile &#8221;Maşaallah&#8221; tabelasını da asmışım binamın alnına, artık &#8221;Tanrım&#8221; a emanet binam, o korur onu nasılsa&#8230;Ben en iyisi, binayı yıkmayayım.Üzerine biraz sıva, boya, makyaj yaparım, dışarıdan bakanlar anlamaz bile&#8230;)</p>
<p>Ama, derler ya, tarih tekerrürden ibarettir diye, çünki ibret alınmaz geçmiş tecrübelerden.Neticede uyarıcının uyardığı o gün geliverir bir gün.Bakarsın çürük binalar paramparça, dümdüz olmuş.Yeryüzü o gün bambaşka bir yeryüzü oluvermiş&#8230;</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline; color: #ff0000;">Zuhruf 043</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">23-) İşte böyle&#8230; Senden önce hangi topluma bir uyarıcı irsâl ettiysek, oranın zengin ileri gelenleri şöyle dediler: &#8220;Biz atalarımızı bu din anlayışı üzere bulduk ve biz onların eserlerine (şartlanmaları, genleri) uyanlarız.&#8221;</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">24-) (Hz.Rasûlullâh) dedi ki: &#8220;Eğer size, atalarınızı üzerinde bulduğunuzdan daha doğruyu getirmişsem de mi?&#8221; Dediler ki: &#8220;İrsâl olunduğun bilgiyi reddederiz!&#8221;</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">25-) Bunun üzerine onlardan intikam aldık&#8230; Yalanlayanların sonu nasıl oldu bir bak!</span></strong></p>
<p>Sonra, üzüntü, pişmanlık, azap&#8230;</p>
<p>-        Keşke uyarıcıyı dinleseydim, başıma bunlar gelmeyecekti.</p>
<p>-        Ama, artık iş işten geçti, olan oldu. Geri dönüş yok !!!</p>
<p>Tefekkürümde Kur&#8217;an, Hadisler,ve Ehlinin çok kıymetli açıklamalarından faydalanmaya çalıştım.</p>
<p>Doğrular &#8221;Bi&#8221; Hakikatimden, hatalar kulluğumdan kaynaklanıyor.</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Selam ve hürmetlerimle,</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>ÜMİT TUNCEL &#8211; ANKARA</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasavvuf.gen.tr/guncel/imtihan-depremi-ve-bensel-donusum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir ateistin beyni ile dindar bir kişinin beyni arasında bir fark var mıdır?</title>
		<link>http://www.tasavvuf.gen.tr/bilimsel/bir-ateistin-beyni-ile-dindar-bir-kisinin-beyni-arasinda-bir-fark-var-midir/</link>
		<comments>http://www.tasavvuf.gen.tr/bilimsel/bir-ateistin-beyni-ile-dindar-bir-kisinin-beyni-arasinda-bir-fark-var-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 23:57:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/?p=2706</guid>
		<description><![CDATA[Araştırmacılar inaçlı insanların beyni ile inançlı olmayanların beyni arasındaki farklılıkları
belirleseler de bu konudaki nöral resim henüz tamamlanmamıştır.
Pek çok araştırma neticesinde, yıllarca dua eden ve meditasyon yapan insanların dua etmeyen ya da mediatsyon yapmayanlara göre beyinlerinde artan bir aktiviteye sahip oldukları ve dikkat ve ödül ile ilgili
beyin bölgelerinde, frontal loblarında daha fazla beyin dokularına sahip olduklarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2708" title="ateist_dindar" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2012/01/ateist_dindar.jpg" alt="" width="210" height="278" />Araştırmacılar inaçlı insanların beyni ile inançlı olmayanların beyni arasındaki farklılıkları<br />
belirleseler de bu konudaki nöral resim henüz tamamlanmamıştır.</p>
<p>Pek çok araştırma neticesinde, yıllarca dua eden ve meditasyon yapan insanların dua etmeyen ya da mediatsyon yapmayanlara göre beyinlerinde artan bir aktiviteye sahip oldukları ve dikkat ve ödül ile ilgili<br />
beyin bölgelerinde, frontal loblarında daha fazla beyin dokularına sahip olduklarını ortaya  çıkmıştır.</p>
<p>Çok yeni bir araştırma da, ateistlere göre “<strong>yeniden doğuş</strong>” tecrübeleri yaşamış olan insanların, beyinde duygular ve anılarla ilgili olan hipokampuslarının daha küçük olduğu tespit edilmiştir.</p>
<p>Ancak bu tespit edilenleri yorumlamak oldukça zordur.Çünkü brikişinin daha küçük bir hipokampusa sahip olması ya da daha geniş bir forntal loba sahip olmasının o kişinin daha fazla inançlı olmasına ya da dini bütün bir kişi olmanın beyindeki bu bölgelerdeki değişiklikleri tetikleyip sebep olup olmadığını çok netleştirmemektedir.</p>
<p>Çeşitli deneylerle, Tanrıya inanmanın da herhangi birşeye inanmakta olduğu gibi beyinde benzer<br />
değişikliğe neden olup olmadığını açıklığa kavuşturmaya çalışılıyor.</p>
<p>Şu ana kadar ki ulaşılan sonuçlar, bir uçağı ya da bir arkadaşı ya da bir sokaklambasını düşündüğünüzdeki<br />
gibi Tanrıyı düşünmek de beyinin aynı bölgelerini aktive edebilmekte olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Örneğin bir araştırma göstermektedir ki; dindar bir kişi Tanrıya dua ettiği zaman da tıpkı sıradan herhangi bir insanla konuştuğunda olduğu gibi beyininde aynı bölgeleri kullanmaktadır. Bir başka deyişle, inançlı<br />
bir insanın beyninde “<strong>Tanrı</strong>”, bir nesne ya da bir kişi kadar “<strong>gerçek</strong>”tir.</p>
<p>Araştırma ayrıca göstermektedir ki; artan dikkat ve motivasyonla alakalı olan dopamin adlı hormonun,<br />
inançlı bir beyinde yüksek seviyede seyir etmektedir.</p>
<p>Bir çalışma da şunu göstermektedir ki; inançlı kişiler, şüpheci kişilere göre kelimeleri ya da yüzleri bir ekranda mevcut olmadığı bir durumda büyük bir olasılıkla görürken, şüpheci kişiler, kelimeler ve yüzler<br />
gerçekten de ortada, meydandayken bile onları sıklıkla görmezler.</p>
<p>Ancak, şüpheci kişilere beyindeki dofamin miktarını artıran bir ilaç olan L-dopa adlı bir ilaç verildiğinde,<br />
tıpkı aynen inançlı kişilerin yaptığı gibi karmaşık şekilleri-kalıpları, kelimeler ya da kişiler olarak yorumlayabilirler.</p>
<p>O zaman bu araştırma bizlere ne demek istiyor? Şuanda,  tüm noktaları birleştirecek net bir yola-düşünceye sahip değiliz. Şimdilik şunu söyleyebiliriz ki; inançlı kişiler ile ateistlerin beyinleri farklılık göstermektedir. Ancak,bu farklılıklara neden ne olabilir, işte bu bilinmiyor.</p>
<p style="text-align: right;">Çeviren : <em><strong>AylinER</strong></em><a href="http://www.scientificamerican.com/article.cfm?id=is-there-a-difference-between-the-brain"><br />
Kaynak : http://www.scientificamerican.com/article.cfm?id=is-there-a-difference-between-the-brain</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasavvuf.gen.tr/bilimsel/bir-ateistin-beyni-ile-dindar-bir-kisinin-beyni-arasinda-bir-fark-var-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sarımsak</title>
		<link>http://www.tasavvuf.gen.tr/tasavvuf-yazarlari/gencay-gulfidan/sarimsak/</link>
		<comments>http://www.tasavvuf.gen.tr/tasavvuf-yazarlari/gencay-gulfidan/sarimsak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 10:14:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gencay Gülfidan]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/?p=2700</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
http://www.okyanusum.com/sarimsak_.html
sanırım linkteki bu yazı üzerine şöyle bir soru geldi bir dosttan :
http://arsiv.yeniasir.com.tr/ya2007/08/07/index.php3?kat=sarma&#38;sayfa=sar6&#38;bolum=guide
&#8221;böyle bir bilgi de vardı&#8230; şimdi hangisi diye sormak isterim&#8221;
Cevaben konuştuğumuz, şu şekilde ki düşündürdüklerini paylaşmak istedim :
…
Evet yazıyı okudum. Benim bu konuda teknik bilgim yok ama hissettiğimi söyleyebilirim. Düşüncem odur ki; alkolün bazı şeylere iyi gelmesi fakat Beyinde hasar oluşturması gibi düşündürdü beni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_1369" class="wp-caption alignleft" style="width: 185px"><img class="size-full wp-image-1369" title="Gencay-Gulfidan" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2011/07/Gencay-Guelfidan-78ce0ed1.jpg" alt="Gencay Gülfidan" width="175" height="234" /><p class="wp-caption-text">Gencay Gülfidan</p></div>
<p><a href="http://www.okyanusum.com/sarimsak_.html">http://www.okyanusum.com/sarimsak_.html</a></p>
<p>sanırım linkteki bu yazı üzerine şöyle bir soru geldi bir dosttan :</p>
<p><a href="http://arsiv.yeniasir.com.tr/ya2007/08/07/index.php3?kat=sarma&amp;sayfa=sar6&amp;bolum=guide">http://arsiv.yeniasir.com.tr/ya2007/08/07/index.php3?kat=sarma&amp;sayfa=sar6&amp;bolum=guide</a></p>
<p><span style="color: #ff0000;">&#8221;böyle bir bilgi de vardı&#8230; şimdi hangisi diye sormak isterim&#8221;</span></p>
<p>Cevaben konuştuğumuz, şu şekilde ki düşündürdüklerini paylaşmak istedim :</p>
<p>…</p>
<p>Evet yazıyı okudum. Benim bu konuda teknik bilgim yok ama hissettiğimi söyleyebilirim. Düşüncem odur ki; alkolün bazı şeylere iyi gelmesi fakat Beyinde hasar oluşturması gibi düşündürdü beni bu yazı&#8230; Sarımsakta bir çok hastalığa iyi geliyormuş fakat beyne olan zararından bahsediliyor diğer yazıda.. ve dikkatimi çeken birşey daha bahsedilenler genelde Mısır, Roma vb yerlerde&#8230; Sağlık anlayışını da düşündüm birdaha&#8230; Sağlık dediğimiz şey soğuk algınlığına tutulmamak mı yoksa BEYİN sağlığı mı&#8230; Sanıyorum sarımsak mikrobik bazı hastalıkları engellese bile Beyin üzerinde tahribat oluşturuyor (diğer yazıya göre)&#8230;</p>
<p>Yani soğuk algınlığını tercih ederim.. Hastalıkta zaten yeni açılımlara gebe. Ve hadiste geçtiği üzere günahları götürüyor.</p>
<p>Yani düşüncem, iki yazınında doğruluk payı var fakat, Rasulullah&#8217;ın şu hadisi de dikkat çekici:</p>
<p>“Bazen Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a içerisinde yeşil sebzeler bulunan tencere getirilirdi de onda koku bulur ve (ne olduğunu) sorardı. Kendisine sebze nevinden ne olduğu bildirilince, tencereyi, beraberindeki arkadaşlarından birini göstererek ona vermelerini söylerdi. Aleyhissalatu vesselam, onun yemekten çekindiğini görünce: “Sen bana bakma, ye! Zira ben senin gibi değilim, senin konuşmadığın (meleklerle) konuşuyorum” derdi.”</p>
<p>Hani Firavunun başı dahi ağrımamıştır diye bir söylenti vardır. Başı dahi ağrımazdı fakat Allah&#8217;ı tanımadan (İsmi Allah olan&#8217;ı / İsmi Beyin olan&#8217;ı) baş ağrısını kesenlerdendi. Sarımsak yiyerek yaptığını varsayalım. Başı ağrımadı ama hala Firavun !..</p>
<p>Hz Mevlana&#8217;nın reçetesi hakkında ise; şeye benzettim bunu bazı zatların küçük abdest! ile tedevisi&#8230;</p>
<p>Ama burada, o zaman ne yapalım demekte şeye benzer, Efendimiz (s.a.v) çok kadın ile evlenmiş, bizde evlenelim, demek gibi&#8230; Bunu demek bence hadsizlik olur çünkü O&#8217;nun kadın algısı ile bizim kadın algımız arasında ki fark malumunuz&#8230;</p>
<p>İki yazı arasında belirgin fark; birinde sarımsağın VÜCUDA faydaları anlatılırken, diğerinde BEYNE olan zararlarından bahsediliyor&#8230;</p>
<p>(Hastalıkla ilgili olan hadis: “Mü’min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık bir üzüntü hatta bir ufak tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle mü’minin günahından bir kısmını mağfiret buyurur.”)</p>
<p>Mü&#8217;min olmanın HALİNİ YAŞAMAK için ise BEYNİN olabildiğince sağlıklı çalışması gerekir diye düşünüyorum. Ki hadiste &#8221;Mü&#8217;min kişiye&#8221; diye söylenmiş !&#8230;</p>
<p>Ben bunları yakalayabildim şimdilik sorunuz üzre..</p>
<p>Kısaca sorunuzun bana düşündürdükleri bunlar oldu&#8230;</p>
<p>Teşekkür ederim&#8230; Selamlar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasavvuf.gen.tr/tasavvuf-yazarlari/gencay-gulfidan/sarimsak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Varlık Perdesinde Hiçlik Piyesi</title>
		<link>http://www.tasavvuf.gen.tr/guncel/varlik-perdesinde-hiclik-piyesi/</link>
		<comments>http://www.tasavvuf.gen.tr/guncel/varlik-perdesinde-hiclik-piyesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 12:06:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Sonsuzluk Yolcusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/?p=2659</guid>
		<description><![CDATA[İnsan çok uzun bir yolculuktan sonra bilince çıkan bir varlık olmuş.
Bu uzun geçmişi nedeniyle de hakikatini unutmuş&#8230;
Işıktan madene, bitkiye, hayvana oradan insan denilen; Beyin yapısı ile diğerlerinden farklı bir OLuşa gelmiş oturmuş.
Bu bilindik öyküyü pek severim, hem evrimsel süreci hem de Tek algısını çok güzel anlatır.
İNSAN; diğer adı “UNUTAN” imiş.
İNSAN; JANUS yüzlü demiş bir diğeri.
İNSAN; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2660" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img class="size-thumbnail wp-image-2660" title="Sonsuzluk Yolcusu" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2012/01/Sonsuzluk-Yolcusu-150x150.jpg" alt="Sonsuzluk Yolcusu" width="150" height="150" /><p class="wp-caption-text">Sonsuzluk Yolcusu</p></div>
<p>İnsan çok uzun bir yolculuktan sonra bilince çıkan bir varlık olmuş.<br />
Bu uzun geçmişi nedeniyle de hakikatini unutmuş&#8230;<br />
Işıktan madene, bitkiye, hayvana oradan insan denilen; Beyin yapısı ile diğerlerinden farklı bir OLuşa gelmiş oturmuş.</p>
<p>Bu bilindik öyküyü pek severim, hem evrimsel süreci hem de Tek algısını çok güzel anlatır.</p>
<p>İNSAN; diğer adı “UNUTAN” imiş.<br />
İNSAN; JANUS yüzlü demiş bir diğeri.<br />
İNSAN; düşünen hayvandır demiş başka biri..<br />
İNSAN; MELEKtir demiş Ahmet Hulusi.<br />
Melek nedir ki diye bakmış Emine; O halde İNSAN IŞIK tır demiş.</p>
<p>Yansıtılan bilgi notlarını okuduktan sonra düşünmemek ve yazmamak Nankörlük olacağından düşündürdüklerimi yazıya dökmek farz oldu.</p>
<p>Bakara (Bu surenin adını ilk öğrendiğimde çok gülmüştüm, sığır suresi)<br />
Sonra hayat insanın önünden akıp gidiyor ama insan BAKAR a gibi bakıp dalıyor&#8230; Trene bakar gibi. Yani düşünenliğini kaldırdığında hayvanlığı kalıyor doğal olarak. Ve içgüdüleri neye programladıysa onu öyle yaşıyor.. (İnsan tanımının birini açtık sanırım, daha fazlaya gerek yok, hepimiz hayvani yönümüzü gayet iyi biliyoruz)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">BAKARA 150 ila 156. ayetler; 7 basamaklı nefs yolculuğunu anlatıyor gibi.</span></p>
<p><strong>150-) Nereden</strong><strong> </strong>(hangi düşünceden)<strong> </strong><strong>çıkarsan çık, vechini</strong><strong> </strong>(yüzünü &#8211; müşahedeni)<strong> </strong><strong>Mescid-i Haram&#8217;a</strong><strong> </strong>(çokluğun gerçekte yokluğunun yaşandığı secde edilen mahale)<strong> </strong><strong>döndür! Nerede olursanız olun, vechlerinizi o tarafa döndürün ki, insanların sizin aleyhinize bir delili olmasın. Ancak onlardan bilfiil zulüm edenler aleyhinize olur. O hâlde, onlardan korkup çekinmeyin benden çekinin ki üzerinize olan nimetimi tamamlayayım&#8230; Ki böylece umulur ki hidâyete ulaşırsınız.</strong><strong></strong></p>
<p>1- İnsan çok yönlü, çok zamanlı ve çok mekanlı yolculuğundan sonra; Her döneminin oluşturduğu verilerle, ÇOKLUK algısını kodlamış olarak varoluşa çıkıyor yeni bir bedensel yapı olarak. Farklılıkları da “Bazısı bazı yerde fazlaca eyleşmiş” diye anlatıyor Bilenler…</p>
<p>Hani kimisi IŞIĞA, kimisi TAŞLARA (altın, elmas, incik, boncuk),kimisi botanikçi AĞAÇLARA, çiçeklere; kimisi HAYVANLARA (zoologlar); kimisi İNSANLARA (unutanlar grubu olarak birbirlerine hatırlatıcılık hizmeti veriyorlar), kimisi de JANUS YÜZLÜ (Antik Yunanda bir yüzü ağlayan, diğer yüzü gülen insan) lerle kâh arabesk bir yaşam sürüp kadehleri tokuşturuyor,<br />
kâh eller havaya deyip roman havası çalıp söylüyor. Kimileri de BİLGİ SEVERLER grubu olarak tüm bu verileri toplayıp inceleyip FELSEFELER ve DİNLER üretiyor.</p>
<p>Peki hangisi doğru diyor? HEPSİ. Hangisi yanlış veya eksik diyor? HEPSİ.</p>
<p>Ayete döner isek; Nereden geliyor olursanız olun, kendinizi ne ile tanımlıyor olursanız olun, Mescidi Haramda yani SECDE HALİNDE bunların hiçbiri veya hepsi olduğunuzu<br />
algıladığınızda ÇÖZÜLÜRSÜNÜZ. Yani SINIRLI- SORUMLU EGO algısı çöker, EV yıkılır.</p>
<p><strong>151-) Nitekim, içinizden</strong><strong> </strong>(hakikati dillendirmek üzere)<strong> </strong><strong>Rasûl irsâl ettik</strong><strong> </strong>(açığa çıkardık)<strong>; âyetlerimizi</strong><strong> </strong>(varlığın hakikati oluşumuza dair işaretleri)<strong> </strong><strong>size tilavet ediyor</strong><strong> </strong>(okuyup anlatıyor)<strong>, sizi arındırıyor ve Kitabı</strong><strong> </strong>(hakikat ve Sünnetullâh bilgisini)<strong>, Hikmeti</strong><strong> </strong>(varlığın oluş sistem ve düzenini, oluş mekanizmasını)<strong> </strong><strong>ve bilmediklerinizi öğretiyor.</strong></p>
<p>2- Ev yıkıldığında ne olur? Çokluk algısı biter, gökyüzünün altında her şeyin bir ve tek olduğu algısı doğar, “Rasül irsal oldu”dan bunu anlıyorum.</p>
<p>Çokluk görüntüsünün Tekten projekte olduğunu, kendi geçirdiği evrelerin bilincine vardığında yani Kitabını okuduğunda; kendini sevdiği ve sevmediği şeylerle SINIRlamaktan, TANIMLAmaktan ARINIP; Varlığın OLuş sistemini, nedensellik yasalarını, Tetikleme mekanizmasını ve dahi bilemediklerini ÖĞRENMEYE başlıyor. Yani Sınırlamalar bitince Her şeye AÇIK BİR KONUMA geliyor. Potansiyelin Farkında! Her şey olma olasılığı var&#8230;</p>
<p><strong>152-) O hâlde beni zikredin</strong><strong> </strong>(anın &#8211; düşünün)<strong> </strong><strong>ki sizi zikredeyim. Şükredin bana</strong><strong> </strong>(değerlendirin beni),<strong> </strong><strong>sakın küfretmeyin</strong><strong> </strong>(hakikatiniz ve varlığın hakikati olduğumu inkâr etmeyin)<strong>.</strong></p>
<p>3- Potansiyelini HATIRLAdıkça; yani “Bu kadar değil, daha da dahası var, açığa çıkanlar çıkmayanların siyah inekteki beyaz noktacıklar kadar” dedikçe göremediklerini görüp değerlendirebildikçe ŞÜKREDİYOR.</p>
<p>Değerlendirdiklerinle sınırlayıp “Bu budur” dediğinde ise KÜFREDİYOR hakikatine&#8230; Takılıp kalıyor. Aynı yerde ve aynı teraneyi çalıp söylüyor… Her şey hak lak, lak, lak gibi&#8230;<strong></strong></p>
<p><strong>153-) Ey iman edenler, hakikatinizin açığa çıkartacağı sabır</strong><strong> </strong>(dayanma kuvvesi)<strong> </strong><strong>ve salât</strong><strong> </strong>(hakikatiniz olan Esmâ mertebesine yönelişin getirisi olan müşahede) <strong>ile yardım isteyin. Muhakkak ki Allâh sabredenlerledir</strong><strong> </strong>(Es Sabûr Esmâ&#8217;sıyla &#8211; mâiyet sırrı)<strong>.</strong></p>
<p>4- Şükredip yanılgılarını da değerlendirebilirsen, Takılmalar tökezlemeler en aza iniyor.<br />
Varlığın Tekilliğini ve senin de O tekin Yansıması olduğunu kanıtlayamasan da bilip hissediyorsun….</p>
<p>Artık varoluştan KOPUK ayrı bir varlığının olmadığını bilmenin verdiği Huzur ve Güven duygusu seni gerçek YUVADA olduğun hissine götürüyor. Bu his veya bilinç HALi diyelim Dayanıklılığını arttırıyor. Sabrı kuşanıyor. Egosal telaş ve hararet yerini; Her şeyin bir OLUŞ halinde olduğunu, AKIŞI SEYRETMENİN, Evrensel HAREKETin o muhteşem devinimini gözlemlemenin keyfini yaşatıyor.</p>
<p>Sadece Sabırla açığa çıkışları beklemek gibi&#8230; Burada Egonun YAPIP EDEBİLECEĞİ bir şey yok.<br />
Zende buna “Çabasız çaba” diyorlar.</p>
<p>Yani Yöneldiğin seni sen yapan özelliklerin, sana seni anlatıyor. Her şeye TANIK oluyorsun gibi. Sistemi, oluşu anladığından ötürü Sabır ile açığa çıkan taşların yerine oturmasını da bekleyebiliyorsun, “Eylemsiz eylem” gibi paradoksal bir şey.<strong></strong></p>
<p><strong>154-) Allâh için</strong><strong> </strong>(iman ehli olduğu ve iman mücadelesi verdiği için)<strong> </strong><strong>öldürülenlere &#8220;ölüler&#8221; demeyin. Bilakis onlar diridirler, ancak siz bunu idrak edecek kapasiteye sahip değilsiniz.</strong></p>
<p>5- Böylece her şeyin bir Sistem dâhilinde açığa çıkıp, açığa çıkanın da diğer bir şeyi tetiklemesi ile OLUŞumlar yeniden, yeniye deviniyor. Enerji doğası gereği HAREKET halinde olduğundan; denizdeki DALGALANMAlar gibi ve bir dalganın diğerini itmesi veya çekmesi gibi yani bir özelliğin açığa çıkışı diğerinin kaybolması gibi  sürekli bir devinimdir ki sen bunun hangisiyle tanımlayıp sınırlayabilirsin bildiklerini?!&#8230;</p>
<p>Burada BEN diyebileceğin bir şey kalır mı? Bu EGONUN ÖLÜMÜdür ki gerçek anlamda ise DİRİLİŞ ÖYKÜSÜ&#8217;dür.</p>
<p>Birimsel algın ölmüş “O” doğmuştur. Bu bedende yaşayan “O” olduğundan “O” halden hale , şekilden şekle, renkten renge girebilendir!….</p>
<p>TUTARSIZ gibi gelir davranışların ötelerden bakanlara. “Bir dediği bir dediğine uymaz” nasıl uysun “O” her AN yeni bir ŞE&#8217;Nde… “O” diri… Ancak ölüler hareket edemez!..<strong></strong></p>
<p><strong>155-) Sizi, korkacağınız bir şeyle, açlıkla, malınızı, canlarınızı</strong><strong> </strong>(canınız gibi sevdiklerinizi)<strong>, çalışmalarınızın mahsulü olan şeyleri eksiltmekle sınarız. Bu olaylara karşı sabredenleri</strong><strong> </strong>(tepki koymayıp olayın nasıl sonuçlanacağını bekleyenleri)<strong> </strong><strong>müjdele!</strong></p>
<p><strong>156-) Onlar, kendilerine hoşlanmadıkları bir olay isâbet ettiğinde, &#8220;Biz Allâh</strong><strong> </strong>(Esmâ&#8217;sının açığa çıkması)<strong> </strong><strong>içiniz ve O&#8217;na dönücüyüz</strong>(sonuçta bu gerçeği yaşayacağız)<strong>&#8221; derler.</strong></p>
<p>6- Sizi bu hale getirmek için, PEK ÇOK ŞEKİLDE SINAR&#8230; Açlık, sevdiklerin, can kattığın her şey, kariyerin vb. <strong>“BENİM” dediğin her şeyi alır ki “BEN” dediği kalsın.</strong> Edindiğin bu güven ve yeterlilik duygusu Sabretmeni kolaylaştırır. Yoksa birlik duygusunu hissedememiş KİŞİLERDE bunlara dayanmak korkunç ACILAR çekmek, acının içinde yanmak ve ERİMEK demektir.<br />
Bu da yine “O”nun oyunlarındandır ya &#8230;. “Sonunda her şey bana dönücüdür” dememiş boşuna… Sanki “O”ndan gayrısı varmış gibi&#8230;</p>
<p><strong>157-) İşte bunlar üzerinedir Rablerinin salâvatı</strong><strong> </strong>(hakikatlerini fark ettirmek üzere tecellisi) <strong>ve rahmeti</strong><strong> </strong>(Esmâ&#8217;sının açığa çıkış seyri güzellikleri)<strong>&#8230; İşte bunlardır hidâyet bulanların ta kendileri&#8230;</strong></p>
<p>7- Rablerinin Salavatı; bu sınav ve acılar Hakikatte sen ve senin diye bir şeyciklerinin olmadığı, olan bitenin kendinden kendine SEYREDEN olduğu!&#8230;  Ne olduğu hakkında asla fikir  dahi yürütemeyeceğin sonsuz &#8211; sınırsız bir yapı olduğunu sana hatırlatmak, fark ettirmek içindir.</p>
<p>Böylece Rabbin de kendi gerçekliğini yaşar konumdadır artık… Hidayete ermek bu olsa gerek… Seni sen yapan özellikler de sürekli devinimde olduğundan potansiyel enerji her fırsatta yeni bir şekil alarak açığa çıkabilmektedir.</p>
<p>“Bana ne kaldı?” diye soracak olursa EGO, o zaman ne olur?!..</p>
<p>Ne cevap verir, YENİLENMİŞ BİLİNÇ ?!..</p>
<p>Şayet bu süreci yaşayanda hala ego namına bir şeylerin kırıntısı kaldı ise eğer, cevap çok kısa ve nettir:</p>
<p>- KOCA BİR HİİİİİİÇ.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;"> <strong>Sonsuzluk Yolcusu</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasavvuf.gen.tr/guncel/varlik-perdesinde-hiclik-piyesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendini Kendine Mahkum Etme Becerisi</title>
		<link>http://www.tasavvuf.gen.tr/tasavvuf-yazarlari/ozgur-durmaz/kendini-kendine-mahkum-etme-becerisi/</link>
		<comments>http://www.tasavvuf.gen.tr/tasavvuf-yazarlari/ozgur-durmaz/kendini-kendine-mahkum-etme-becerisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 12:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Durmaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/?p=2656</guid>
		<description><![CDATA[EY !!! ,Mesafeyi yaratan ve uzun uzadıya yürüdüğünü sanırken bir mobius şeridi hükmünde hamster misali dönüp dururken kendini beyin sanan connectome !!!
Nankör&#8230; Pek çok farklı tanım yapılabilir bu sözcüğe dair tanımlayananın durduğu noktanın önünde uzanan manzaraya göre&#8230; Bu sebeple önce tanımlayanın bulunduğu noktanın olabilecek en kapsamlı görüntüye erişebilir bir nokta olması gerekliliğini vurgulamalıyız. İşte tam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_1967" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img class="size-thumbnail wp-image-1967" title="Özgür Kurt Durmaz" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2011/07/ozgur-durmaz15-150x150.jpg" alt="Özgür Kurt Durmaz" width="150" height="150" /><p class="wp-caption-text">Özgür Kurt Durmaz</p></div>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>EY !!! ,Mesafeyi yaratan ve uzun uzadıya yürüdüğünü sanırken bir mobius şeridi hükmünde hamster misali dönüp dururken kendini beyin sanan connectome !!!</strong></span></p>
<p><strong>Nankör&#8230; </strong>Pek çok farklı tanım yapılabilir bu sözcüğe dair tanımlayananın durduğu noktanın önünde uzanan manzaraya göre&#8230; Bu sebeple önce tanımlayanın bulunduğu noktanın olabilecek en kapsamlı görüntüye erişebilir bir nokta olması gerekliliğini vurgulamalıyız. İşte tam burada çok önemli bir gerçekliğe işaret eden bir kelime girer devreye&#8230;</p>
<p>“<strong>EL  ALİY</strong> “&#8230; “EL ALİY “ kavramını , “Varlıkları hakikat noktasından seyreden” diye tanımlıyor Ehli&#8230; “Varlıkları hakikat noktasından seyreden “ tanımı söz konusu olduğunda nankörlük nasıl bir boyut kazanır peki? Bunu cevaplamamız gerekir  ancak  öncesinde, varlıkları hakikat noktasından seyreden El Aliy nasıl bir haldir bir de bunu açmak lazım sanırım&#8230;</p>
<p><em>Belki şöyle diyebiliriz, algı adı altında açığa çıkan şeylerin algıya dönüşmeden önceki ve <span style="text-decoration: underline;">her türlü algı şekli ile algılanabilir olabilecek potansiyeldeki durumu</span>&#8230; Ehli bu duruma işaret etmek için “Kuantum Potansiyel “ anlatımını kullanıyor. “Kuantum Potansiyel “ işareti bir yönü ile vücudumuzdaki “Kök Hücre”lerle oldukça benzeşir. Aşağıdaki paragraf bu benzeşmeyi oldukça güzel özetlemektedir.</em></p>
<p><em>Erkeğin spermi ile kadının yumurtası birleştiğinde, yani döllenme sonrası oluşan hücre (zigot) tek başına tüm organizmayı meydana getirebilecek genetik bilgiye ve güce sahiptir. <span style="text-decoration: underline;">Vücuttaki tüm hücrelere dönüşebilecek potansiyele sahip olan bu ilk embriyonel hücre</span>ye &#8220;Totipotent&#8221; her şeyi yapabilen anlamında hücre denilmektedir. </em></p>
<p><em> Döllenmeyi izleyen ilk dört ile beş gün içerisinde tek hücreden meydana gelen tüm hücreler aynı güce sahiptir, yani döllenme sonrası ilk dört gün içerisinde oluşan hücreler rahim içerisine yerleştirildiğinde her biri tek başına bir organizma, yani insan oluşturabilecek güçtedirler. Anne karnında ilk dört gün içerisinde eğer herhangi bir nedenle bu hücreler birbirinden ayrılırsa, ayrılan her hücre kendi başına büyüyebilir ve ayrı bir insan meydana gelebilir.</em></p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.msxlabs.org/forum/biyoloji/14104-kok-hucre-nedir-kok-hucre-teknolojileri-hakkinda.html#ixzz1j9XAREjz" target="_blank">http://www.msxlabs.org/forum/biyoloji/14104-kok-hucre-nedir-kok-hucre-teknolojileri-hakkinda.html#ixzz1j9XAREjz</a></p>
<p>Nankör’ü tanımlamak için “Oluş”un derininde veya “Özünde” diye tabir edilebilecek biçimde “Her türlü oluş bilgisinin” gerçekliğin her boyutunda saklı olduğunu iyi idrak etmek gerekmektedir. Buna Esma’ül Hüsna’da “SAMED” ismi ile işaret edilir fikrimce. Ehli’nin tanımı açıktır:</p>
<p><strong>ES SAMED</strong>&#8230; Som, salt TEK! Çokluk kavramından münezzeh! Çok özelliğin birleşmesinden oluşmamış! Ve dahi sınır kavramından berî olan TEK&#8217;lik sahibi. Hiçbir şeye muhtaciyeti söz konusu olmayan TEK&#8217;illik. <strong>Hadîs-î şerîf</strong>&#8216;te şöyle tanımlanmıştır: <strong>&#8220;Es Samedülleziy lâ cevfe fiyhi</strong> = <strong>Samed odur ki, onda boşluk yoktur (SOM, SALT)!&#8221;</strong></p>
<p><strong>Kavramları taradığımızda “Samediyyet Tecellisi = ADN Cenneti yaşamı “ olarak bahsedilir.</strong> <strong>Ve ADN Cenneti ise, ”</strong> Adn” cenneti yaşamı, ilâhi sıfatların birimden zuhûru ile yaşanan hâl demektir .”</p>
<p>Yani “Kök Hücre” anlatımındaki her hücre olabilme potansiyelini iradesi ile oluşa dönüştürebilenin evrenidir ADN Cenneti.</p>
<p>Zuhruf Suresi 15. Ayet işte “Kendi”m işareti ile bu gerçeği örten yapıya nankör der.</p>
<p>Zuhruf <strong>15-)</strong> Ve ce&#8217;alu leHU min ıbadiHİ cüz&#8217;a* innel İnsane lekefurun mubiyn; <strong>O&#8217;na, O&#8217;nun kullarından bir cüz kıldılar</strong> (Ahad üs Samed oluşunu inkâr ile onu cüzlerden oluşmuş kabul ederek çocuğu olduğunu ileri sürdüler)<strong>&#8230; Muhakkak ki insan apaçık bir nankördür!</strong></p>
<p>Nankör hitabına muhatap olan aslında Kuran’ın başka pek çok yerinde eşyanın hakikatini göremeyerek onu reddeden baş aktör “Şeytan” olmuştur.</p>
<p>Peki nedir “Şeytan”?&#8230;</p>
<p>Yine ehlinin muhteşem işaretleri ile&#8230;</p>
<p>-     Vehim</p>
<p>-     Bilinç</p>
<p>-     Bedensellik kabulü</p>
<p>-     İnatçı</p>
<p>-     Rabbinin nimetine nankörlük eden !</p>
<p>-     Mudil isminin mazharı&#8230;</p>
<p><strong>Hiç de uzağımızda olmayan şeytan, kafatasımız içerisindeki muhteşem potansiyelin zaman algısı içerisinde üzerine yapıştırılan nöron ağları hallerinin her türlü nöron ağına dönüşebilme halinin “Gündelik Yaşantımız” vehmine yenildiği her durumdur.</strong></p>
<p>Burada devreye aslında pek de yeni olmayan ve uzunca bir süre önce <a href="http://www.okyanusum.com%27da/" target="_blank">www.okyanusum.com</a> da yayınlanan bir TED konferansı videosunda epeyce açılan “ Connectome” kelimesi girer.</p>
<p><strong>Connectome</strong> ile ilgili Video :</p>
<p><a href="http://www.ted.com/talks/lang/tur/sebastian_seung.html" target="_blank">http://www.ted.com/talks/lang/tur/sebastian_seung.html</a></p>
<p>Şu an emekleme aşamasında olan “Connectome” kavramı, beyindeki nöronların arasındaki bağlantılara odaklanıp, bunun haritasını çıkarıp mantığını çözmeye çalışan yepyeni bir modeldir.</p>
<p>“Beynimizdeki toplam nöron(sinir) hücresi 100 milyar civarıdır” der kaynaklar. Ve her bir hücre ortalama 10.000 – 16.000 civarı bağ yapar. İşte “Connectome” bu birbirleri ile bağ yapan nöronların kolektif durumuna işaret eder.</p>
<p>Yani gündelik yaşam içerisinde kararlar veren sübje hükmündeki “Ben” ismi ile işaret edilen bu nöron ağı’dır der bir nevi “Connectome” algısı ile bakan bilim adamları.</p>
<p>İş asıl bu noktada çok çok hem de pek çok derecede ilginç bir hal alır.</p>
<p>Bir başka yeni bilimsel çalışma alanı bu “Connectome”’un koşullara göre sürekli değişebildiğini deneylerle ispatlar.</p>
<p>Bu yeni alanın adı “Nöroplastisite”dir. Gerçi Sharon Begley isimli bilim yazarının 2002 ve 2007 yılında yayınlamış olduğu kitaplarda bu kavram enine boyuna epeyce açılmışsa da bizler için hala çok yani sayılır.</p>
<p><strong>“Nöroplastisite” beynin tecrübe ettiklerine cevap olarak yapısını değiştirebilme yeteneğini ifade eder.</strong> “Kortikal yeniden haritalandırma”,“Sinir sisteminin çevresel değişikliklere ve hasarlanmaya karşı nörofiziksel ve nörokimyasal uyum geliştirme yetisi&#8230;” gibi  tanımları da mevcuttur.</p>
<p>Sharon Begley’in kitaplarından yapılan aşağıdaki alıntılar çok  daha geniş bir perspektif sunacaktır.</p>
<p><em>Deneyimler temel alınarak, bu nöron ağları bağlantılarını ve aslında fonksiyonlarını değiştirebilir ve böylece beyin kendini değiştirir. Bu çoğunlukla beynin tekrar “örgülenmesi”  olarak bilinir. Daha belirgin bir biçimde, atrofi(Atrofi: Normal büyüklükteki bir vücudun, organın, dokunun ya da hücrenin sonradan küçülmesidir.)kavramı söz konusu olunca, beyin vücudun diğer parçalarından çok da farklı değildir. Kullanılmayan kaslar atrofiye eğilim gösterir. Tersine, oldukça sık kullanılan kaslar güçlenir ve hatta genişler. <strong>Son araştırmalara göre, sinyaller beyne gönderildiğinde, beyin bu sinyallerin ve meydana getirecekleri hareket ya da davranışın düzenlenmesiyle ilgili alanı genişletir</strong>(Begley, Sharon (2007). “How the Brain Rewires Itself”.). Böylelikle, kullanılmayan bu bağlantılar elenirken, sinyal verilen alanlar sıklıkla nöronlar arasında güçlü bağlantılar geliştirir. Bir araştırmacının açıkladığı gibi, “beynimizin asıl yapısı- farklı bölgelerin görece boyutu, aralarındaki bağlantının gücü, hatta fonksiyonları- sürdüğümüz yaşamı yansıtır. Kumsaldaki kumlar gibi, aldığımız kararların, öğrendiğimiz becerilerin, bulunduğumuz eylemlerin…  ayak izlerini taşır.” (Begley, 2010,9).</em></p>
<p>Sonuç olarak Nankörlük, kendi potansiyelini, EKBERİYET’ini müşahede edemeyenin beyninin SAMEDİYET nuruna işaret eden gerçekliğinden bi haber oluşu ile nimetten yoksun kalması halidir. Her an yeni bir şen’de olduğundan bihaberin kendini kendine mahkûm etme becerisidir nankörlük. Ne güzel işaret eder İsra 27. Ayet bu hale..</p>
<p>İsra <strong>27-)</strong> İnnel mübezziriyne kânu ıhvaneşşeyatıyn* ve kâneş şeytanu liRabbihi kefura;<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Değer bilmedikleri için boş yere saçıp savuranlar</span></strong><strong>, şeytanların kardeşleridir! Şeytan ise Rabbinin nimetine nankörlük edenlerden oldu!</strong></p>
<p><strong>Nasıl boşa saçıp savuruyoruz değerlendirilmesi gerekeni?</strong></p>
<p><strong>Beyin ve Evren bilgi ve bilginin işlenişi anlamında kocaman bir tekillik aslında. Bunu için dışı dışın içi kapsayarak birbirlerini tetiklemesi şeklinde bir anlatımla dile getirebiliriz kanımca.</strong></p>
<p><strong>Bu anlatımı en güzel örnek KLEİN ŞİŞESİ’dir&#8230;’ adet MOBİOUS ŞERİDİ’nin birleşmesinden oluşan bu geometrik yapıyı iyi anlamak gerekir.</strong></p>
<div id="attachment_2666" class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2012/01/kleinsisesi.jpg"><img class="size-medium wp-image-2666 " title="Klein Şişesi" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2012/01/kleinsisesi-300x235.jpg" alt="Klein Şişesi" width="300" height="235" /></a><p class="wp-caption-text">Klein ŞişesiMobius Şeridi</p></div>
</dd>
</dl>
</div>
<p><strong>İlk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünen iç ve dış aslında tek bir yüzeydir bu geometrik yapıda.</strong></p>
<p><strong>Beyin ve evren aynı samed’in parçalara bölerek algılayan (göz 4000 – 7000 angström) algılama araçlarınca deforme olmuş, tek kanatlı, tamamlanmaya mahkum anlatımlardır eğer birbirlerinden ayrı düşünülürlerse.</strong></p>
<p><strong>Nimetleri boşa savurmanın en harika anlatımı HZ. ALİ (Varlıkları hakikat noktasından seyreden) tarafından yapılmıştır.</strong></p>
<p><strong>“İnandıkları gibi yaşayamayanlar yaşadıklarına inanmaya başlarlar !”</strong></p>
<p><strong>Yukarıdaki anlatımımla şöyle tercüme edebiliyorum ben bu cümlesini Hz. Ali’nin kendime..</strong></p>
<p><strong>Her an yeni bir oluşta olan ve Connectome işareti ile bu oluşlardan yalnızca birinin resmi ile kayıtlanarak yahut herhangi bir sayıdaki resimle “Kendim” adı altında kayıtlanarak yalnızca bir yönü ile günümüz tıbbında Nöroplastisite adı ile anlatılmaya çalışan </strong> <strong>Ekberiyetini örtenler kendi vehmi benliklerinin yani ölüm anındaki “connectome” hallerinin esiri olurlar&#8230;</strong></p>
<p><strong>Peki ben ya da connectome ekberiyeti ya da rahmaniyeti ya da kuantum potansiyeli deneyimleyebilir mi?</strong></p>
<p><strong>Cevap &#8211; kanımca- asla!..</strong></p>
<p><strong>Tevhid belki de mutlak potansiyel ile connectome’dan ibaret yapının birbirlerini tetiklemesine şahit olunan durumdur.</strong></p>
<p><strong>Allah ise Subhan’dır&#8230;Ekber’dir&#8230;</strong></p>
<p><strong>SUBHANALLAHİLEKBER&#8230;</strong></p>
<p><strong>Tebarekallahu rabbil melaiketihi ver ruhu ve rabbül arşül aziym ve bi hamdihi&#8230;</strong></p>
<p><strong>Lekel hamdü kema yenbagiy li celali vechike ve li azimi sultanik.</strong></p>
<p><strong>La uhsiy senaen aleyke ente kema esneyte ala nefsik&#8230;</strong></p>
<p><strong>Estağfirullahil aziym.</strong></p>
<p><strong>La ilmiy illa ma allemteniy&#8230;</strong></p>
<p><strong>Doğrusunu Allah (RASULU (EHLİ)) hakkıyla bilir&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: right;"><em>Özgür Kurt Durmaz</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>11.01.12</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Yeşilköy-İstanbul</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasavvuf.gen.tr/tasavvuf-yazarlari/ozgur-durmaz/kendini-kendine-mahkum-etme-becerisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

