<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786</atom:id><lastBuildDate>Sat, 21 Feb 2009 09:41:59 +0000</lastBuildDate><title>Tatilm | Tatilin adresi</title><description></description><link>http://tatilm.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>62</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-1768674204048111386</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:45:37.025+03:00</atom:updated><title>Yaz bitmeden gezilecek 50 yer!</title><description>&lt;p&gt;Yaz geldi. Bu mevsim, aynı zamanda yıllık izinlerin büyük bir bölümünün kullanıldığı mevsim. İznini beş yıldızlı otel kompleksine kapanmaktan daha faydalı bir faaliyete dönüştürerek, tatili ‘seyahat’e tahvil ederek değerlendirmek isteyenlerin işi sanıldığı kadar zor değil.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img alt="kapadokya" src="http://www.heyholiday.com/images/Cappadocia2.jpg" width="400" height="268" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tatili dayatılmış deniz-deniz-deniz üçgenine abanarak değil, yeni yerleri gezip öğrenmek, kısaca seyahat etmek olarak anlayan kimselerin en çok ihtiyaç duyacağı şeyin kendilerine kılavuzluk edecek bir metin olacağını düşünerek bir seçki hazırladık. ‘Ölmeden önce okunacak yüz kitap’, ‘Ölmeden önce izlenecek bin film’, ‘Ölmeden önce dinlenilmesi gereken 50 parça’ furyasının etkisinde kalmış olduğumuzdan olsa gerek, biz de kalktık ‘Yaz bitmeden önce gezilecek 50 yer’ listesi hazırladık.&lt;/p&gt; &lt;h2&gt;Turizmin gözdesi 50’dir, ellisi de bellidir!&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;Türkiye, bulunduğu konum, doğası ve tarihi itibarıyla önemli zenginlikleri ve güzellikleri barındırıyor. Bu yüzden, yaz kış demeden yılın on iki ayında ziyaretçi akınına uğruyor. Avrupa ülkeleri, Asya, Amerika hatta Uzakdoğu'dan gelen turistler, ülkemizi karış karış gezerek doğal güzelliklerini keşfediyor. Akdeniz, Ege veya Karadeniz'de sahillerin de dışında gezilip görülecek yerler olduğunu neredeyse onlardan öğreniyoruz. İç Anadolu'daki bir bozkırda veya Doğu Anadolu'nun sarp kayalıkları arasında bazen tahmin etmediğimiz ya da ismini daha önce hiç duymadığımız yerlerin bulunduğuna tanıklık ediyoruz. Öyleyse, bu yaz her zaman yaptığımız tatiller ve her zaman gezip gördüklerimizin dışına çıkarak, farklı bir tatil rotası izlemeye ne dersiniz? Biz sizin için gezilip görülebilecek 50 yerin listesini çıkardık. Bunu yaparken de, hem bir klasik haline gelen vazgeçilmez yerleri size hatırlatalım dedik, hem de yeni yerler gezme ve görme fırsatını yakalamanızı istedik. Bu yaz, tatil rotanızı belirlemeden önce sizin için belirlediğimiz haritaya bakmayı ihmal etmeyin.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Dev heykeller mekânı Nemrut&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Adıyaman'ın Kâhta ilçesinde bulunan ve içinde Kommagene Krallığı'nın antik kentini barındıran milli park içerisinde, aslan ve kartal heykellerinin arasında 7 metreye varan dev heykeller bulunuyor. Bölge, tarih meraklılarının ilgi göstereceği yerlerin başında geliyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Doğayla iç içe bir kasaba&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Karadeniz'in şirin kasabalarından olan Amasra, sakin bir tatil isteyenler için ideal bir mekân. Doğal güzelliklerinin yanı sıra, kalesi, müzesi ve Cenova şatosuyla tarihî bir tur da yapabilirsiniz. Çakraz'da yiyeceğiniz balığın tadını ise unutmanız mümkün değil.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Amasya’nın nehir güzelleri&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir İç Anadolu şehrinde de sizi şaşırtacak şeyler olabilir. Şehrin merkezinden geçen Yeşilırmak'ın kenarında sıralanan ve geleneksel Osmanlı evinin bütün özelliklerini bünyesinde taşıyan Amasya evleri ve konakları bu şehri görmek için iyi bir neden.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Tarih ve gizemi birlikte görün&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Likya, Roma ve Bizans uygarlıklarından kalan tarihî yapıları olan Olimpos’ta hem doğal hem gizemli bir tatil geçirebilirsiniz. Çıralı'da 3 bin yıldır yanan ateşi görebilir, dünyanın en güzel kumsallarından birinde denize girer ve Caretta Caretta kaplumbağalarını izleyebilirsiniz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Balıklar ve kuşlarla beraber&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bursa'ya 34 km. uzaklıktaki Uluabat Gölü, yapısı itibarıyla değişik türden yüz binlerce su kuşuna beslenme ve barınma olanağı sağlıyor. Su içinde yaşayan canlılar için de zengin bir yapıya sahip gölde 21 çeşit balık bulunuyor. Doğa ve hayvan meraklılarına duyurulur.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Şirince: Ege'de bir Rum köyü&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İzmir'in Efes harabeleriyle ünlü Selçuk ilçesinin 8 km. doğusunda üzüm bağları, şeftali bahçeleri ve zeytinliklerle çevrili tarihî bir Rum köyü Şirince. Burada yapılan Şirince evleri de 19. yüzyıl Anadolu mimarisini yansıtıyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;İstanbul’a nefes aldıran yerler&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Eğer İstanbul'da yaşıyorsanız, kentten sıkıldığınızda yakın yerlere kaçmak istersiniz. İşte; tarihi Polonezköy, iki akarsu arasında kalan şirin mekân Ağva veya İstanbul Boğazı'nın Anadolu yakası Karadeniz girişinde yer alan Anadolu Feneri önerebileceğimiz mekanlar.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Osmanlı köyü Cumalıkızık&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bursa'ya 2 km. uzaklıktaki Cumalıkızık, Orhangazi'nin Bursa'ya girmeden önce yaptırdığı köylerden biri. Tamamı sit alanı olan ve Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinin verildiği evlerden oluşan köye giderseniz, dar sokaklardan akan sular sizi karşılayacak.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Hem kaplıcası hem yeşili&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tatilde herkes farklı yerleri tercih eder. Eğer kaplıca seçeneğinden yanaysanız, İnegöl'e 27 km. uzaklıktaki Oylat Kaplıcaları'nı tercih edebilirsiniz. Orman içindeki mekân, size hem yeşilin en güzelini hem de şifalı sularını sunuyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Ege'nin ikiz kardeşleri&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kaleköy'de Türkiye'nin en son gün batımını yaşamak, Zeytinli'de dibek kahvesi içmek ve Hristo'nun tatlılarını yemek isterseniz Gökçeada'ya yelken açın. Rum köylerini tek tek gezin. Ama Gökçeada'yı gezerken kardeş Bozcaada'yı da ihmal etmeyin.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Kültürlerin kavşak noktası&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Mardin ve Batman arasında yer alan Hasankeyf, konum itibarıyla kültürlerin kavşak noktasında bulunuyor. Doğu Akdeniz, Mezopotamya, Roma ve Bizans kültürlerinin ortak bir eseri olan Hasankeyf, çok eskiye dayanan tarihine rağmen Ilısu Barajı alanında yer alıyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Erzurum’da bir şelale&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tortum'a 35 km. uzaklıktaki şelale, 48 metrelik yüksekliği ile Asya ve Avrupa'nın en büyük, dünyanın ise üçüncü büyüklükteki şelalesi olarak biliniyor. Akarsular ve doğaya ilgi duyanlar için tercih edilecek mekânlar arasında yer alıyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Dünyanın sörfçüsü burada&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sörf sporu için en uygun ortamı sunan Alaçatı, her milletten sörfçünün akın ettiği yerlerin başında geliyor. Hem rüzgârıyla yılın tüm zamanlarında sörf yapma imkânı tanıyor hem de doğal güzellikleri, mimarisi ve yetiştirilen doğal ürünleriyle sizi bekliyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Köyceğiz, tarih ve doğa...&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir liman kenti olarak tarihi 4 bin yıla dayanan şehrin, tercih edebileceğiniz çok farklı özellikleri bulunuyor. Örneğin, Sultaniye köyünde termal kaplıcalara gidebilir, Yayla köyü ve Gökçeova'da safari yapabilir, Çandır köyünde çamur banyolarından yararlanabilirsiniz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Kalem ustalarının çilehanesi&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Selçuklular döneminde inşa edilen Sinop Cezaevi, 1997 yılına kadar siyasi mahkûmların gönderildiği cezaevi olarak varlığını sürdürdü. Müzeye dönüştürülen hapishanede Refik Halit Karay, Sabahattin Ali ve Necip Fazıl Kısakürek gibi isimler kalmış.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Doğada sessiz bir tatil&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Datça merkeze 25 km. uzaklıktaki Palamutbükü’nde denize girebilir, şeffaf sularında balık avlayabilir ve yakın yerlere tekne turuna çıkabilirsiniz. Sit alanı olarak belirlenen köy, denizi ve doğayı sevenler için iyi bir tatil imkanı sunuyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Denizi de doğası da eşsiz&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Fethiye'ye bağlı Ölüdeniz'de, dünyanın en güzel kumsalında denize girebilir, Kelebekler Vadisi ve Gemiler Adası'nı görebilir, Babadağ'dan yamaç paraşütü yapabilirsiniz. Su altı dalışı ve doğa yürüyüşü de burada yapacağınız aktiviteler arasında yer alıyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Kanyonda sürpriz yolculuk&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Fethiye-Antalya arasındaki 18 km. uzunluğundaki Saklıkent, olağanüstü güzellikler sunan bir vadi olarak karşımıza çıkıyor. Bazı noktalarda gökyüzünü göremeyeceğiniz, bazen de ilerlemek için kayalara tırmanacağınız mekân size farklı bir deneyim sunacak.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Adalarda gezmenin zamanı&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İstanbul'da gezilip görülmesi gerekli yerler listesinin başında mutlaka Adalar olmalı. Özellikle de Büyükada. Yaz, adalara gitmek için en uygun mevsim. Renk renk çiçeklerin açtığı sokaklarda, tarihî köşkler arasında, faytonla yolculuğa çıkabilirsiniz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Sille’yi görmeden gitmeyin&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Konya, tarihi ve kültür mirası ile tam bir açık hava müzesi. Hz. Mevlânâ'nın iklimini hissetmek, onu yaşamak isteyenler yolunu muhakkak bu kente düşürmeli. Çok eski tarihi ve farklı mimari yapısı ile şehir merkezine 8 km. uzaklıktaki Sille de mutlaka gezilmeli.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Uzungöl henüz bozulmadan... &lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Uzungöl, dağların arasına gizlenmiş bir düş bahçesi adeta. Yeşilin bin bir tonu, rengârenk çiçekler, yayla serinliği... Yapılar henüz çoğalmadan yolunuzu Uzungöl'e düşürün. Trabzon'a mesafesi 100 km. Trabzon'a gitmişken Sümela Manastırı'na da uğrayın.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Kapadokya anlatılmaz, yaşanır &lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kapadokya'da balon turu fotoğraflarına bakıp iç geçirenlerden misiniz? Cevabınız evetse bu yaz, tatilinizin bir kısmını peribacalarını görmeye ayırın. Her gidenin kalbini fetheden Kapadokya Nevşehir, Avanos ve Ürgüp üçgeninde yer alıyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Bir masal şehri Harran&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ş.Urfa'nın 45 km. güneydoğusundaki Harran, Mezopotamya ile Akdeniz'i birleştiren önemli bir durak noktası. 5 bin yıllık bir geçmişe sahip. İlk çağlardan beri önemli kültür merkezi. Kubbeli evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ile gezilip görülmeyi hak ediyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Sinan’ın şaheseri Selimiye&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sinan'ın 80 yaşında yaptığı ve "ustalık eserim" dediği Edirne Selimiye Camii, Mimar Sinan'ın başyapıtlarından biri. Aynı zamanda Osmanlı-Türk mimarisinin de doruk noktası. İçeride bulunan çinilerin, hatların, mermerlerin ve işlemelerin hepsi ise ayrı bir sanat eseri.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Ege’nin beyaz incisi&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kaynak sularının kirecinden oluşmuş bir tepe olan Pamukkale, 20 km. uzaklıktan görülebiliyor. Denizli’de bulunan ve Antik Havuz, Antik Tiyatro, Arkeoloji Müzesi'nin de yer aldığı bölgeyi, hem bir doğa harikası hem de tarihî bir mekan olarak gezebilirsiniz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Hem Selçuklu hem Osmanlı &lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Doğubayazıt'ın 5 km. uzağında sarp kayalar üzerine kurulmuş 116 odalı İshakpaşa Sarayı, Türkistan, Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerini birleştiren bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Doğuya yapacağınız seyahatlerde Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesindeki İshakpaşa'ya uğramayı ihmal etmeyin.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Antik güzel Aspendos&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Aspendos, amfi tiyatrosuyla meşhur bir antik kent. Antalya'nın 49 km. batısında yer alıyor. M.S. 2. yy'da Romalılar tarafından inşa edilen tiyatro 15 bin kişi kapasitesi ile en iyi korunmuş eski yapılardan. Sahne süslemeleri ve akustiği ile bir mimari harikası.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Noel Baba’nın makamı&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Demre, Noel Baba olarak bilinen St. Nicolaus'ın yaşadığı bölge olarak tanınıyor. Uluslararası bir üne sahip Demre'de Noel Baba Kilisesi, Myra antik kentinin dağa ustalıkla oyulmuş kaya mezarları görülmeye değer yerler. Kaş'a 40 km. mesafede bulunuyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Ordu’ya Boztepe’den bakın&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Doğanın tüm güzelliklerinin cömertçe sergilendiği bir ilimiz Ordu. Karadeniz'in en temiz kumu ve en uzun sahil şeridine sahip. Yeşil ile mavinin kucaklaştığı şehri, Boztepe'den seyretmenin keyfine doyum olmaz. Boztepe deniz seviyesinden 450 m. yükseklikte.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Söğüt’te tarihî yolculuk&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Söğüt'ün ismini duymak bile insanı heyecanlandırıyor. 700 yıllık Osmanlı Devleti'nin ilk başkenti olan Söğüt, Bilecik'in 29 km. doğusunda. Sögüt'e yolunuzu düşürüp Ertuğrul Gazi, Dursun Fakı ve Şeyh Edebali'nin türbelerini ziyaret edip, dua edebilirsiniz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Kültepe’yi dünya tanıyor&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Pastırması, girişimci işadamları ve Erciyes'iyle meşhur Kayseri aynı zamanda dünyanın en eski şehirlerinden. Anadolu'nun en eski yazılı kaynakları da Kayseri'nin 8 km. doğusundaki Kültepe'de bulundu. Kültepe kazıları bütün dünyanın yakından takip ettiği bir çalışma.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;İznik’e bir gün ayırın&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yolunuz Bursa'ya düştüyse İznik'i mutlaka görmelisiniz. Selçuklu ve Osmanlı eserlerinin kol kola verdiği bu şirin ilçe Bursa'ya bir saatlik mesafede. Çinileri de dünyaca ünlü. İznik'te göl manzarası eşliğinde çayınızı yudumlarken romantik saatler geçirebilirsiniz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Yedi renkli göl Eğirdir&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Eğirdir Gölü, Türkiye'nin dördüncü büyük gölü. Isparta sınırları içindeki Eğirdir Gölü'nün manzarası yılın her mevsimi harika. Genelde camgöbeği renginde olan göl; bazı gün ve saatlerde değişik renklere büründüğü için halk arasında yedi renkli olarak anılıyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Kutsal balıklara yem atın&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hz. İbrahim'in kenti Urfa. Musevi, Hıristiyan ve Müslümanlarca kutsal kabul ediliyor. Balıklıgöl, (Aynzeliha ve Halil-ür Rahman Gölleri ) İbrahim Peygamber'in ateşe atıldığında düştüğü yer olarak biliniyor. Bu iki göl Urfa'nın en çok ziyaretçi çeken yerleri.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Mardin’i görmeden olmaz&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Taşın insan yaşamındaki yerini, insan emeğinin taşı nasıl şekillendirdiğini görmek için dinlerin, mezheplerin harman olduğu Mardin'e yolunuzu düşürün. Çünkü Mardin, mimarisi, sosyal yaşamı ve kültürel dokusuyla her göreni büyüleyen bir şehir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Van Gölü’nde günbatımı&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Van kültürel birikimi ve doğal güzellikleri, yöresel dokusuyla Anadolu'nun motiflerini yaşatabilen bir kent. Türkiye'nin en büyük gölü bu ilimizde. Van Gölü üç de ada barındırıyor: Bu adalardan en meşhuru Akdamar. Adadaki Ermeni Kilisesi restore edilerek turizme açıldı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Doğal serinlik Ayder Yaylası&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Rize'nin Ayder Yaylası yaz sıcağından bunalanlara doğal bir serinlik sunar. Ladin ve kayın ormanlarıyla kaplı yayla Çamlıhemşin ilçesine 16 km. mesafede. Ayder, zengin florasının yanı sıra kaplıcası ile de bölgenin en çok tercih edilen tatil yerlerinden biri.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Ashab-ı Kehf ziyareti&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kur'an-ı Kerim'in Kehf Sûresi'nde geçen "Yedi uyuyanlar mağarası" her yıl ziyaretçi akınına uğruyor. Birçok Kur'an meal ve tefsirinde, Ashab-ı Kehf mağarasının Tarsus'ta olduğu belirtiliyor. Mağara, Tarsus'a 14 km. mesafedeki Dedeler köyünde.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Damlataş astıma iyi gelir&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Alanya için çok rahatlıkla bir mağaralar kenti diyebiliriz. Dünyaca ünlü mağarası Damlataş'tır. Mağara, büyüleyici güzelliğinin yanı sıra astım hastalarına iyi gelen havasıyla da bilinir. Mağaranın havası yaz kış değişmez; sıcaklık 22 santigrat derecedir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Açık hava müzesi Harput&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Elazığ'a 5 km. mesafedeki Harput ilçesi bir açık hava müzesi görünümünde. Müzesi, kalesi, Ulu Cami, Meryem Ana Kilisesi ve Buzluk Mağarasıyla görülmeye değer bir turizm merkezidir. Buzluk mağarası, yazın soğuk, kışın ise sıcak havasıyla insanı şaşırtır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Bolu'nun gerdanında inciler&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Dağların arasındaki vadilerde zamanla oluşan ve yan yana sıralanan göller Yedigöller olarak anılıyor. Doğa meraklıları için ideal bir mekân. 238 adet farklı bitki türünün yetiştiği alan, fotoğrafa merakı olanlar için de en iyi fırsatları sunuyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Gelibolu Yarımadası’nda tarih&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Birinci Dünya Savaşı'nın en kanlı çarpışmalarının yaşandığı Gelibolu Yarımadası, adeta bir savaş müzesi görünümünde. Çanakkale’de bulunan şehitlik, birçok ziyaret mekanı ile hem yerli hem de yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Antik kentte gizemli yolculuk&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İzmir'in Selçuk ilçesi yakınlarındaki 4 bin yıllık Efes Antik Kenti, kiliseleri, çarşıları, mağaraları, çeşmeleri ile en çok ilgi çeken turistik mekânlardan. Hz. Meryem adına inşa edilen ilk mabet olan 'Meryem Kilisesi', Yedi Uyurlar mağarası, antik tiyatro ve tapınaklar öne çıkan yapılar.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;İlk uygarlıklardan bugüne&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Karain mağaraları, Türkiye'nin en büyük ve aynı zamanda içinde insan yaşayan doğal mağaraları arasında yer alıyor. Yapılan kazılarda bulunanların bir kısmı Antalya Müzesi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve mağaranın önündeki küçük müzede sergileniyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Mozaik kent Zeugma&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gaziantep ili, Nizip ilçesinde yer alan antik şehir, Roma döneminden kalan mozaikleri ile tanınıyor. Şehrin villaları ve çarşılarının bulunduğu bölüm Birecik Hidroelektrik Baraj gölü altında bulunuyor. Kazılarda çıkarılan mozaikler Gaziantep Müzesi'nde sergileniyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Doğanın kucağında bir düş&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bolu'nun yanı başında kıvrıla kıvrıla çıkan bir yolla ulaşılan Gölcük, bir minyatür göl olarak karşınıza çıkıyor. Daha büyük bir gölün yer aldığı Abant ise, keyifli bir yürüyüş yapmak, pedal çevirmek, fayton gezintisine çıkmak ve fotoğraf çekmek için ideal bir mekan.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Cami ve kilise bir arada&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kars'ta, farklı uygarlıkları simgeleyen eserlerin bulunduğu Ani Harabeleri, en cazip turizm merkezlerinden biri. Farklı uygarlıklara ait cami, kilise, kervansaray ve manastırın yer aldığı mekânda tarihseverler, Selçuklu mimarisinin örneklerini görebilirler.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Artvin’in her köyü bir yayla&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Doğu Karadeniz denildi mi aklınıza hemen yaylalar ve vadiler gelir. Artvin'in de yüzde 51'ini yaylalar oluşturuyor. Burada, Sahara Yaylası (Şavşat), Bilbilan Yaylası (Ardanuç), Kafkasör Yaylası'nı (Merkez) görebilirsiniz. Vadiler de bunların arkasından gelir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Tarih, oksijen ve trekking!&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Çanakkale ve Balıkesir arasında bulunan Kazdağları, yemyeşil doğası, tarihî kalıntıları, dereleri ve şelaleleriyle görülmeye değer bir belde. 25 kilometrelik bir bölümü Milli Park ilan edilen bölge, trekking yapmak isteyenlerden büyük ilgi görüyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Anadolu'nun bütün güzel evleri&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Karabük'e bağlı bir Karadeniz kasabası olan Safranbolu, klasik Osmanlı kent mimarisini yansıtan evleriyle tanınıyor. Türkiye'de 'Dünya Mirası Listesi'nde yer alan 9 kültürel varlıktan biri olan kasabaya giderseniz, kendinizi tipik bir Anadolu şehrinde hissedeceksiniz.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-1768674204048111386?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/yaz-bitmeden-gezilecek-50-yer.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-4200482261099617445</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:41:48.736+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>alaçatı</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>turkuaz</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>bodrum</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>bitez</category><title>Ağaçlı'dan Bitez'e</title><description>&lt;h1 class="an_baslik"&gt;Ağaçlı'dan Bitez'e&lt;/h1&gt;     &lt;span&gt;&lt;img src="http://www.neredekal.com/res/haber/hb_b_18171659_z-b.jpg" align="left" /&gt;&lt;/span&gt;     &lt;div id="onmetin"&gt;Bitez'in eski ismi "Ağaçlı" imiş, çünkü uzun ve huzur verici gezintilere davet eden, büyük mandalina ağaçları arasında kalmıştır.&lt;/div&gt;     &lt;div id="metin"&gt;Diğer adı Ağaçlı olan Bitez, mavi ve yeşilin buluştuğu ender yerleşim merkezlerinden biri. Bölge, en iyi korunmuş yeşil alanlarına sahip ve gözalabildiğine uzanan mandalina bahçeleri ve zeytinlikler arasında doğayla iç içe yürüyüş parkurlarına sahip. Doğa yürüyüşlerine devam ettiğiniz takdirde, muhteşem güzelliklerle karşılaşacaksınız. Turkuaz renginde küçük koylar,Akdeniz mimarisinin izlerini taşıyan taş evler, zeytin ağaçları…&lt;p&gt; Çocuklar için korkulmaması gereken sığ bir denize sahip Bitez. Dünya surfçüleri için de ideal yerlerden biri konumunda. Koyun ucundaki rüzgar esintisiyle hem serin bir ferahlık verirken hem de surf tutkunları için imkanlar sağlıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; Köyün sahilinden başka içlerine girmek isterseniz orda da fasülye ayıklayan ve örgü ören kadınların toplandığı Kadınlar Kahvesi karşılar sizi. Ve mandalina ağaçları…&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Bitez'in eski ismi "Ağaçlı" imiş, çünkü uzun ve huzur verici gezintilere davet eden, büyük mandalina ağaçları arasında kalmıştır. Köy, yani asıl yerleşim alanı, sahilden biraz içeride. “Bitez Yalısı”, köyün sahili anlamına geliyor. Burada yaşanan hüzünlü bir aşk hikayesi Çökertme türküsüne de konu olmuştur. Birbirlerine yasak aşla bağlı olan iki genç Gülsüm ve Halil, Çökertme’den Aspat’a varmak için yola çıkarlar. Onlara yardım edeceğini düşündükleri arkadaşları aslında yemeklerine uyutucu bir bitki koyar ve iki sevgili gözlerini Bitez’de açar. Yasak aşkları ise onlarla birlikte Bitez topraklarına gömülür.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-4200482261099617445?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/aaldan-biteze.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-2341396770660425819</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:41:08.861+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kayseri</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>avanos</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>adıyaman</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>nevşehir</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>nemrut</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>türkiye</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>tümülüs</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>tarih</category><title>Çanak, Çömlek: Avanos</title><description>&lt;h1 class="an_baslik"&gt;Çanak, Çömlek: Avanos&lt;/h1&gt;     &lt;span&gt;&lt;img src="http://www.neredekal.com/res/haber/hb_b_01160624_s-b.jpg" align="left" /&gt;&lt;/span&gt;     &lt;div id="onmetin"&gt;&lt;a href="http://avanos.neredekal.com/" title="avanos"&gt;Avanos&lt;/a&gt;, çanak-çömlek yapımcılığı ile ünlü. Bölgede, antik çağlardan beri var olan çanak-çömlek yapımcılığı &lt;a href="http://avanos.neredekal.com/" title="avanos"&gt;Avanos&lt;/a&gt; halkına miras olarak kalmış. Bölgede 200'den fazla çanak-çömlek atölyesi bulunuyor. Ayrıca, halı dokumacılığının da en yaygın olduğu yer &lt;a href="http://avanos.neredekal.com/" title="avanos"&gt;Avanos&lt;/a&gt;'tur.&lt;/div&gt;     &lt;div id="metin"&gt;&lt;a href="http://nevsehir.neredekal.com/" title="nevsehir"&gt;Nevşehir&lt;/a&gt;'in 18 km. doğusunda yer alan bu &lt;a href="http://avanos.neredekal.com/" title="avanos"&gt;Avanos&lt;/a&gt;’un hemen yakınındaki 32 m. yüksekliğindeki Çeç tümülüsünün, Gordion, Nemrut Dağı ve Karakuş (Adıyaman) gibi bir kral mezarı olduğu düşünülüyor. Ancak, kazı çalışması yapılamadığı için tümülüs hakkında çok fazla bir bilgiye sahip değiliz. &lt;a href="http://avanos.neredekal.com/" title="avanos"&gt;Avanos&lt;/a&gt;’ta bulunan &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;'nın en eski kiliselerinden olan Yamanlı Kilise birkaç yıl önce &lt;a href="http://avanos.neredekal.com/" title="avanos"&gt;Avanos&lt;/a&gt; Belediyesi'nin aldığı bir kararla Vatikan'dan gelen temsilcilerin de bulunduğu bir törenle ibadete açılarak bölgeye gelen dini grupların hizmetine sunuldu.&lt;p&gt;  &lt;a href="http://avanos.neredekal.com/" title="avanos"&gt;Avanos&lt;/a&gt;, çanak-çömlek yapımcılığı ile ünlü. Bölgede, antik çağlardan beri var olan çanak-çömlek yapımcılığı &lt;a href="http://avanos.neredekal.com/" title="avanos"&gt;Avanos&lt;/a&gt; halkına miras olarak kalmış. Bölgede 200'den fazla çanak-çömlek atölyesi bulunuyor. Ayrıca, halı dokumacılığının da en yaygın olduğu yer &lt;a href="http://avanos.neredekal.com/" title="avanos"&gt;Avanos&lt;/a&gt;'tur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ'ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkan &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; bölgesi, doğa ve tarihin bütünleştiği bir yer olarak dünyanın her yerinden gelen ziyaretçileri ağırlıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Erozyonun oluşturduğu Peri Bacaları ve inanılmaz görüntülerle herkesi şaşırtan vadileri, insanların inanç uğruna oyarak inşa ettikleri ve günümüze kadar canlılığını koruyabilmiş freskleriyle kaya kiliseleri, canlarını kurtarabilmek amacıyla yerin metrelerce altını -kimi zaman sekiz kat- oyarak yeraltı yerleşim yerleri bugünkü Kapadokya'yı meydana getiriyor. İnsan ve doğa el ele vermiş ve dünyanın harikalarından birini ortaya çıkarmış.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;  Roma İmparatorluğu döneminde yaşamış olan Strabon, Geographika adıyla yazmış olduğu kitabında &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;'yı, doğuda Malatya, batıda Aksaray, güneyde Toros Dağları ve kuzeyde Doğu Karadeniz'e kadar uzanan bir bölge olarak sınırlandırıyor. Bugün ise &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; eşittir peribacaları, kaya kiliseleri, yeraltı şehirleri olduğu için bugünkü &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;, bu oluşumların en yoğun olduğu &lt;a href="http://avanos.neredekal.com/" title="avanos"&gt;Avanos&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://urgup.neredekal.com/" title="urgup"&gt;Ürgüp&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://uchisar.neredekal.com/" title="uchisar"&gt;Uçhisar&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://goreme.neredekal.com/" title="goreme"&gt;Göreme&lt;/a&gt;, Ortahisar`, Gülşehir, Derinkuyu ile Aksaray yakınındaki Ihlara vadisi akla geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;  &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; bölgesinin jeolojik oluşumu Erciyes, Hasan, Melendiz, Göllüdağ ile daha birçok küçük volkanik dağların, Üst Miyosen çağda patlamaları ile başlamıştır. Bölgeye yayılan lavlar, göller, akarsular üzerinde 100-150 metreyi bulan değişik sertlikte tüf tabakasından oluşan yüksek bir plato meydana getirmişlerdir. Zamanla bu platonun, erozyonun etkisiyle inanılmaz derecede aşınması sonucu bugünkü vadiler ortaya çıkmış, peri bacası adı verilen üzerinde daha sert ve geniş bir kaya tabakasının bulunduğu konik şekiller oluşmuştur. Dünyanın birkaç bölgesinde de görülen Peri Bacaları, hiçbir yerde &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;'da olduğu kadar yoğun bir şekilde bulunmamaktadır. Tabiatın bu cömertliğinden yararlanan insanoğlu ise, oyulmaya çok elverişli olan bu kalın kaya kütlesini oyarak, günün şartlarına göre evler, manastırlar, kiliseler ve yeraltı sığınakları yapmışlardır. Özellikle Hıristiyanlığın Anadolu'da yayılmaya başlamasıyla birlikte, &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;'nın jeolojik yapısının verdiği bu avantajla manastır ve kilise sayısı binlerle ifade edilen sayıya ulaşmış ve Hıristiyan keşişlerin merkezi durumuna gelmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; M.Ö. 2000'lerden başlayarak Hititler bölgeye yerleşmiş ve yerli halkla kaynaşarak Büyük Hitit İmparatorluğunu kurmuşlardır. Bu dönemde Kayseri yakınlarında bulunan Kültepe (Neşa,Kaniş) Asur Ticaret Kolonilerinin önemli bir ticaret merkezi durumundadır. M.Ö. 1200'lere kadar hüküm süren Hitit İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Geç Hitit Devletleri kurulmuştur. Friglerin, Geç Hitit Devlerine son vermesinden sonra Kimmerlerin, Medlerin ve M.Ö. 547'den itibaren ise Perslerin hakimiyetinde kalmıştır. Persler Anadolu'yu Satraplık adı verilen bölgelere ayırarak yönetirler. Bu bölgelerden biri olan bugünkü &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; bölgesine ise Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelen Katpatuka adını verirler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Pers İmparatorluğu'nu yıkan Büyük İskender Katpatuka'da beklemediği bir direnişle karşılaşır. Bunun üzerine, komutanlarından biri olan Sabistas'ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirir. Buna karşı çıkan halk bir Pers asilzadesi olan I. Ariarathes'i (M.Ö. 332-352) kral ilan eder. Büyük İskender ile iyi ilişkiler kuran I. Ariarathes, Kapadokya Krallığının sınırlarını da genişletir. Büyük İskender'in ölümüne kadar barış içinde yaşayan &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; Krallığı, yeniden bir savaş dönemine girer ve Pontus, Galat, Makedonya ve Romalılarla mücadele eder. M.S. 17 yılında Tiberius Roma İmparatorluğuna bağlayarak eyalet haline getirir. Batıya açılan yeni yolların yapılması, eyaletin merkezi durumundaki Kayseri'nin önemini artırmış, ticaretin Asur Ticaret Kolonilerindeki parlak dönemindeki canlılığına kavuşmuştur. Daha sonraki yıllarda İran'dan gelen Sasanilerin akınlarından korunmak için şehrin etrafı surlarla çevrilmiştir. Hıristiyanlığın yayılması sırasında, &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; bölgesi bu bakımdan da önemini artırmış ve Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul edilince Kayseri Başpiskoposluk merkezi haline gelmiştir. IV. Yüzyılda Başpiskopos olan Aziz I. Basilius'un büyük çabalarıyla Hıristiyanlık bölgeye yerleşmiş ve kayalar içinde mistik bir manastır hayatı başlamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Roma İmparatorluğu M.S. 395 yılında ikiye ayrılınca, Kapadokya doğal olarak Doğu Roma İmparatorluğunun sınırları içinde kalır. VII yüzyıl başlarında Bizanslılar’la Sasaniler arasında yoğun savaşlar meydana gelmiş ve Sasaniler 6-7 yıl bölgeyi ellerinde tutmuşlardır. M.S. 651 yılında, Halife Osman Sasani Devletini yıktıktan sonra, Arap-Emevi akınlarına maruz kalır &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; halkı. Bu karışıklık sırasında, bir süredir devam eden Hıristiyan mezhep çatışmaları, özellikle İmparator III. Leon'un ikonaları yasaklamasıyla, doruk noktasına ulaşır ve İkonaklazm (726-843) denilen dönem başlar. İkonaklastik dönemde &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;'ya büyük bir göç yaşanmış, ikona taraftarı olan Hıristiyanlar bölgeye gelip kayalara oyulmuş manastırlarda gizlenerek ibadetlerine ve faaliyetlerine devam etmişlerdir. 1082 yılında Kayseri'nin Selçuklular tarafından fethedilmesinden sonra &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; halkı huzurlu bir döneme girer. Selçuklu hakimiyetindeki Hıristiyanlar serbestçe ibadetlerini yaparlar ve kiliselerini inşa ederler. Ancak, 1308 yılında Moğol kökenli İlhanlılar Kayseri'yi ele geçirip, şehri yakıp yıkarlar. Bu durum çok sürmez ve bunu takip eden Osmanlı zamanlarında bölge sorunsuz bir dönem geçirir. Bölgedeki son Hıristiyanlar 1924-26 yıllarında yapılan mübadeleyle, arkalarında güzel mimari örnekler bırakarak &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;'yı terkederler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ'ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkan &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; bölgesi, doğa ve tarihin bütünleştiği bir yer olarak dünyanın her yerinden gelen ziyaretçileri ağırlıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Erozyonun oluşturduğu Peri Bacaları ve inanılmaz görüntülerle herkesi şaşırtan vadileri, insanların inanç uğruna oyarak inşa ettikleri ve günümüze kadar canlılığını koruyabilmiş freskleriyle kaya kiliseleri, canlarını kurtarabilmek amacıyla yerin metrelerce altını -kimi zaman sekiz kat- oyarak yeraltı yerleşim yerleri bugünkü &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;'yı meydana getiriyor. İnsan ve doğa el ele vermiş ve dünyanın harikalarından birini ortaya çıkarmış.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;  Roma İmparatorluğu döneminde yaşamış olan Strabon, Geographika adıyla yazmış olduğu kitabında &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;'yı, doğuda Malatya, batıda Aksaray, güneyde Toros Dağları ve kuzeyde Doğu Karadeniz'e kadar uzanan bir bölge olarak sınırlandırıyor. Bugün ise &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; eşittir peribacaları, kaya kiliseleri, yeraltı şehirleri olduğu için bugünkü &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;, bu oluşumların en yoğun olduğu &lt;a href="http://avanos.neredekal.com/" title="avanos"&gt;Avanos&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://urgup.neredekal.com/" title="urgup"&gt;Ürgüp&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://uchisar.neredekal.com/" title="uchisar"&gt;Uçhisar&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://goreme.neredekal.com/" title="goreme"&gt;Göreme&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://ortahisar.neredekal.com/" title="ortahisar"&gt;Ortahisar&lt;/a&gt;, Gülşehir, Derinkuyu ile Aksaray yakınındaki Ihlara vadisi akla geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;  &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; bölgesinin jeolojik oluşumu Erciyes, Hasan, Melendiz, Göllüdağ ile daha birçok küçük volkanik dağların, Üst Miyosen çağda patlamaları ile başlamıştır. Bölgeye yayılan lavlar, göller, akarsular üzerinde 100-150 metreyi bulan değişik sertlikte tüf tabakasından oluşan yüksek bir plato meydana getirmişlerdir. Zamanla bu platonun, erozyonun etkisiyle inanılmaz derecede aşınması sonucu bugünkü vadiler ortaya çıkmış, peri bacası adı verilen üzerinde daha sert ve geniş bir kaya tabakasının bulunduğu konik şekiller oluşmuştur. Dünyanın birkaç bölgesinde de görülen Peri Bacaları, hiçbir yerde &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;'da olduğu kadar yoğun bir şekilde bulunmamaktadır. Tabiatın bu cömertliğinden yararlanan insanoğlu ise, oyulmaya çok elverişli olan bu kalın kaya kütlesini oyarak, günün şartlarına göre evler, manastırlar, kiliseler ve yeraltı sığınakları yapmışlardır. Özellikle Hıristiyanlığın Anadolu'da yayılmaya başlamasıyla birlikte, &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;'nın jeolojik yapısının verdiği bu avantajla manastır ve kilise sayısı binlerle ifade edilen sayıya ulaşmış ve Hıristiyan keşişlerin merkezi durumuna gelmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; M.Ö. 2000'lerden başlayarak Hititler bölgeye yerleşmiş ve yerli halkla kaynaşarak Büyük Hitit İmparatorluğunu kurmuşlardır. Bu dönemde Kayseri yakınlarında bulunan Kültepe (Neşa,Kaniş) Asur Ticaret Kolonilerinin önemli bir ticaret merkezi durumundadır. M.Ö. 1200'lere kadar hüküm süren Hitit İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Geç Hitit Devletleri kurulmuştur. Friglerin, Geç Hitit Devlerine son vermesinden sonra Kimmerlerin, Medlerin ve M.Ö. 547'den itibaren ise Perslerin hakimiyetinde kalmıştır. Persler Anadolu'yu Satraplık adı verilen bölgelere ayırarak yönetirler. Bu bölgelerden biri olan bugünkü &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; bölgesine ise Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelen Katpatuka adını verirler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Pers İmparatorluğu'nu yıkan Büyük İskender Katpatuka'da beklemediği bir direnişle karşılaşır. Bunun üzerine, komutanlarından biri olan Sabistas'ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirir. Buna karşı çıkan halk bir Pers asilzadesi olan I. Ariarathes'i (M.Ö. 332-352) kral ilan eder. Büyük İskender ile iyi ilişkiler kuran I. Ariarathes, &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; Krallığının sınırlarını da genişletir. Büyük İskender'in ölümüne kadar barış içinde yaşayan &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; Krallığı, yeniden bir savaş dönemine girer ve Pontus, Galat, Makedonya ve Romalılarla mücadele eder. M.S. 17 yılında Tiberius Roma İmparatorluğuna bağlayarak eyalet haline getirir. Batıya açılan yeni yolların yapılması, eyaletin merkezi durumundaki Kayseri'nin önemini artırmış, ticaretin Asur Ticaret Kolonilerindeki parlak dönemindeki canlılığına kavuşmuştur. Daha sonraki yıllarda İran'dan gelen Sasanilerin akınlarından korunmak için şehrin etrafı surlarla çevrilmiştir. Hıristiyanlığın yayılması sırasında, &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; bölgesi bu bakımdan da önemini artırmış ve Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul edilince Kayseri Başpiskoposluk merkezi haline gelmiştir. IV. Yüzyılda Başpiskopos olan Aziz I. Basilius'un büyük çabalarıyla Hıristiyanlık bölgeye yerleşmiş ve kayalar içinde mistik bir manastır hayatı başlamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Roma İmparatorluğu M.S. 395 yılında ikiye ayrılınca, Kapadokya doğal olarak Doğu Roma İmparatorluğunun sınırları içinde kalır. VII yüzyıl başlarında Bizanslılar’la Sasaniler arasında yoğun savaşlar meydana gelmiş ve Sasaniler 6-7 yıl bölgeyi ellerinde tutmuşlardır. M.S. 651 yılında, Halife Osman Sasani Devletini yıktıktan sonra, Arap-Emevi akınlarına maruz kalır &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; halkı. Bu karışıklık sırasında, bir süredir devam eden Hıristiyan mezhep çatışmaları, özellikle İmparator III. Leon'un ikonaları yasaklamasıyla, doruk noktasına ulaşır ve İkonaklazm (726-843) denilen dönem başlar. İkonaklastik dönemde &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;'ya büyük bir göç yaşanmış, ikona taraftarı olan Hıristiyanlar bölgeye gelip kayalara oyulmuş manastırlarda gizlenerek ibadetlerine ve faaliyetlerine devam etmişlerdir. 1082 yılında Kayseri'nin Selçuklular tarafından fethedilmesinden sonra &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt; halkı huzurlu bir döneme girer. Selçuklu hakimiyetindeki Hıristiyanlar serbestçe ibadetlerini yaparlar ve kiliselerini inşa ederler. Ancak, 1308 yılında Moğol kökenli İlhanlılar Kayseri'yi ele geçirip, şehri yakıp yıkarlar. Bu durum çok sürmez ve bunu takip eden Osmanlı zamanlarında bölge sorunsuz bir dönem geçirir. Bölgedeki son Hıristiyanlar 1924-26 yıllarında yapılan mübadeleyle, arkalarında güzel mimari örnekler bırakarak &lt;a href="http://kapadokya.neredekal.com/" title="kapadokya"&gt;Kapadokya&lt;/a&gt;'yı terkederler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;  &lt;a href="http://avanos.neredekal.com/" title="avanos"&gt;Avanos&lt;/a&gt; &lt;a href="http://nevsehir.neredekal.com/" title="nevsehir"&gt;Nevşehir&lt;/a&gt;'in 18 km. doğusunda yer alıyor.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-2341396770660425819?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/anak-mlek-avanos.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-3531384775419366963</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:40:10.593+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>fethiye</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seyahat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>tatil</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>blogu</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>türkiye</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>gezi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>muğla</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>ölüdeniz</category><title>Deniz, güneş, kum, tarih, adrenalin...Ölüdeniz</title><description>&lt;h1 class="an_baslik"&gt;Deniz, güneş, kum, tarih, adrenalin...Ölüdeniz&lt;/h1&gt;     &lt;span&gt;&lt;img src="http://www.neredekal.com/res/haber/hb_b_07161221_z-b.jpg" align="left" /&gt;&lt;/span&gt;     &lt;div id="onmetin"&gt;Deniz, güneş, kum, tarih, doğa, yeme, içme, eğlence, adrenalin... Tatil anlayışınızın içinde bu kelimelerden hangisi ya da hangileri yer alıyor bilemiyoruz ama, tümünü aynı anda bulabileceğiniz bir yöre biliyoruz: &lt;a href="http://oludeniz.neredekal.com/" title="oludeniz"&gt;Ölüdeniz&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;     &lt;div id="metin"&gt;Deniz, güneş, kum, tarih, doğa, yeme, içme, eğlence, adrenalin... Tatil anlayışınızın içinde bu kelimelerden hangisi ya da hangileri yer alıyor bilemiyoruz ama, tümünü aynı anda bulabileceğiniz bir yöre biliyoruz: &lt;a href="http://oludeniz.neredekal.com/" title="oludeniz"&gt;Ölüdeniz&lt;/a&gt;.&lt;p&gt;  Güney Akdeniz’in özellikle yaz aylarında en çok rağbet gören bölgelerinden olan &lt;a href="http://oludeniz.neredekal.com/" title="oludeniz"&gt;Ölüdeniz&lt;/a&gt;, unutulmaz tatil yaşamak isteyenler için ideal… &lt;a href="http://oludeniz.neredekal.com/" title="oludeniz"&gt;Ölüdeniz&lt;/a&gt;’e karayolu ile &lt;a href="http://antalya.neredekal.com/" title="antalya"&gt;Antalya&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://mugla.neredekal.com/" title="mugla"&gt;Muğla&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://burdur.neredekal.com/" title="burdur"&gt;Burdur&lt;/a&gt; bağlantılı üç ayrı alternatif ile çam ağaçları arasında yapılacak rahat bir yolculukla ulaşılabiliyor. &lt;a href="http://oludeniz.neredekal.com/" title="oludeniz"&gt;Ölüdeniz&lt;/a&gt;, Fethiye’ye 14 km. uzaklıkta bulunuyor. Hava ulaşımını tercih ederseniz en yakın havalimanı 55 km. uzaklıktaki Dalaman Havalimanı. &lt;a href="http://fethiye.neredekal.com/" title="fethiye"&gt;Fethiye&lt;/a&gt; –&lt;a href="http://istanbul.neredekal.com/" title="istanbul"&gt;İstanbul&lt;/a&gt; arası 814 km’dir. &lt;a href="http://ankara.neredekal.com/" title="ankara"&gt;Ankara&lt;/a&gt;’dan 635 km, &lt;a href="http://izmir.neredekal.com/" title="izmir"&gt;İzmir&lt;/a&gt;’den ise 359 km uzaklıkta.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;  &lt;a href="http://oludeniz.neredekal.com/" title="oludeniz"&gt;Ölüdeniz&lt;/a&gt; Türkiye'nin turizm merkezlerinden biri. Hemen belirtelim: &lt;a href="http://oludeniz.neredekal.com/" title="oludeniz"&gt;Ölüdeniz&lt;/a&gt;, geçtiğimiz yıllarda Almanya’nın en yüksek tirajlı gazetesi olan Bild’in internette başlattığı, ‘Dünyanın En Güzel Sahili’ yarışmasında en yüksek oyu alarak birinci oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;  &lt;a href="http://oludeniz.neredekal.com/" title="oludeniz"&gt;Ölüdeniz&lt;/a&gt;’e ait onlarca efsane bulunuyor. Bunlardan birine göre; Denizci baba-oğul derin maviliklerde yol alırken çok güçlü bir fırtına çıkmış. Fırtınadan kurtulacakları sığınabilecekleri sakin bir koy olduğunu söyleyen denizci genç, babasını bir türlü inandıramamış, aralarında müthiş bir kavga çıkmış kavga sırasında yanlışlıkla çarpan kürek darbesiyle genç çocuk denize düşmüş ve ölmüş, daha sonra babası genç denizcinin bahsettiği o sakin koyu görmüş ve oğluna inanmış ancak işten çoktan geçmiş. Diğer bir efsane göre ise; baba-oğul denize açılırlarmış. Genç denizci, Belcekız adlı bir kıza aşık olmuş ve su almak için her fırsatta Belcekız'ı görmeye gitmiş. Bir gün babasıyla denizde ilerlerken fırtınaya tutulmuşlar. Genç denizci babasına sakin bir koydan bahsetmiş ancak, babası oğluna inanmamış, genç oğlunun aşık olduğu kızı görmek için bahane uydurduğunu zannetmiş ve çok sinirlenmiş. Bu sırada o sinirle oğlunu denize itmiş. Genç denizcinin cesedi sahile vurmuş, aşık olduğu gencin cesedini gören kız ise bu acıya dayanamayarak intihar etmiş. Genç Kızın intihar ettiği yere Belcekız, genç denizcinin öldüğü yere de &lt;a href="http://oludeniz.neredekal.com/" title="oludeniz"&gt;Ölüdeniz&lt;/a&gt; denmiş.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;   &lt;a href="http://oludeniz.neredekal.com/" title="oludeniz"&gt;Ölüdeniz&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://fethiye.neredekal.com/" title="fethiye"&gt;Fethiye&lt;/a&gt;’ye 14 km. uzaklıkta bulunuyor. Yol boyunca çamların arasından beliren maviye insanı sarhoş ediyor. &lt;a href="http://oludeniz.neredekal.com/" title="oludeniz"&gt;Ölüdeniz&lt;/a&gt;’de yüzmek ise bambaşka bir keyif. Dünyanın en özel adalarında bile bulunmayan kıpırtısız, pırıl pırıl suyun dibinde tek bir yosun bile yok! Ayrıca &lt;a href="http://fethiye.neredekal.com/" title="fethiye"&gt;Fethiye&lt;/a&gt;’de &lt;a href="http://calis.neredekal.com/" title="calis"&gt;Çalış&lt;/a&gt; ve İztuzu plajları da bulunuyor.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-3531384775419366963?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/deniz-gne-kum-tarih-adrenalinldeniz.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-1793017476991119273</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:39:03.606+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hisarönü</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>datça</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>marmaris</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>ege</category><title>Beni Kuzum Datça'ya Gömün</title><description>&lt;h1 class="an_baslik"&gt;Beni Kuzum Datça'ya Gömün&lt;/h1&gt;     &lt;span&gt;&lt;img src="http://www.neredekal.com/res/haber/hb_b_04181147_a-b.jpg" align="left" /&gt;&lt;/span&gt;     &lt;div id="onmetin"&gt;&lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;'ya vardığınızda kendinizi öyle iyi hissedeceksiniz ki oradan ayrılmak istemeyeceksiniz. Taş evlerin begonvillerle süslendiği sokaklar, güler yüzlü insanlar, mis gibi kekik kokusu sizi sarıp sarmalayacak. &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://mugla.neredekal.com/" title="mugla"&gt;Muğla&lt;/a&gt;'nın güneybatısında; Gökova ve &lt;a href="http://hisaronu.neredekal.com/" title="hisaronu"&gt;Hisarönü&lt;/a&gt; körfezleri arasından Ege Denizi'ne uzanan bir yarımada.&lt;/div&gt;     &lt;div id="metin"&gt;Üstelik bozulmamış, kirletilmemiş bir güzel ilçemiz.  &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; dediniz mi, herkes &lt;a href="http://marmaris.neredekal.com/" title="marmaris"&gt;Marmaris&lt;/a&gt;’ten sonra yolun çok kötü olduğundan bahsedecektir size, aldırmayın. Nefis manzaralı yol virajlı ama hiç de abartıldığı gibi değil. Ayrıca bir kez gördükten sonra ‘ucu &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;’ya varıyorsa her yoldan giderim’ diyeceğinize eminim.&lt;p&gt; &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;’ya vardığınızda kendinizi öyle iyi hissedeceksiniz ki oradan ayrılmak istemeyeceksiniz. Taş evlerin begonvillerle süslendiği sokaklar, güleryüzlü insanlar, mis gibi kekik kokusu sizi sarıp sarmalayacak. Yunan mitolojisinde, "olağanüstü nitelikler taşıyan ülke" denirmiş buraya. Hatta tarihçi Strabon, "Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse, &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; yarımadasına bırakır" demiş.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;  &lt;b&gt;Knidos Antik Kenti’ne uğramadan olmaz&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;’nın tarihi çok eskiye dayanıyor. &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; yarımadasındaki buluntular M.Ö. 2000’lere kadar uzanıyor. Bilinen ilk yerli halk Karyalılar ve en parlak yıllar Dorlar döneminde yaşanıyor. &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; ilçe merkezinin 1.5 km kuzeydoğusundaki Burgaz mevkiinde Dor uygarlığının merkezi olan Knidos’u kurarlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Bugün Antik Knidos kentinde birçok kalıntı bulunuyor. Ünlü matematikçi ve filozof Eudoxus, en iyi yontulmuş Çıplak Afrodit Heykeli’ni yapan Heykeltıraş Praxiteles, Skopas, Bryaxis, Mısır’daki Alexandria Feneri’nin mimarı Sostrates, Knidos yaşamış. Afrodit heykelinin kaidesi, 8.000 kişilik tiyatro, güneş saati, Demeter Mabedi, 80 bin kişinin yaşadığı Knidos Antik Kenti’nde yer alan kalıntılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;  Üzerinde bitkilerin, otların kokuları dolaşan &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; yarımadası, &lt;a href="http://bozburun.neredekal.com/" title="bozburun"&gt;Bozburun&lt;/a&gt; yarımadası ile birlikte, 1999 yılında WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından acil olarak korunması gereken 100 yeryüzü noktasından biri olarak belirlenmiş. Kendine özgü coğrafyası, bozulmamış kıyıları, kumulları, zengin denizaltı yaşamı, bitkileri ve yaban hayatı ile &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; Yarımadası, gerçekten olağanüstü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;  &lt;b&gt;Üç ‘B’: Badem, bal, balık&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; üç ‘B’ ile, badem, bal ve balık ile anılıyor: Bal, balık ve badem.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Türkiye’nin en lezzetli bademini yaratan ağaçlar şubat ayında &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;’yı beyaz çiçekleriyle süslüyor.  &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;’nın kekiği ise mis kokusuyla insanı adeta sarhoş ediyor. Ve tabii kekik balı... Nefis tadıyla şifa dağıtıyor. &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;’da her yerden fışkıran çiçekler, insanın içini yaşama sevinciyle dolduruyor. Papatyalar, gelincikler ve orkideler... Türkiye’deki 154 tür yabani orkidenin bir bölümü &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; yarımadasında yetişiyor. Renkleri ve gösterişli biçimleriyle orkideler, çiçek dünyasının kraliçeleri. &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; topraklarında büyüyen Serapias orientalis ve Serapias bergonii, sahlep ve dondurma yapanların tahribatıyla hızla azalıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;  &lt;b&gt;Dallampa, menengeç, tilki&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; mucize bitkileri, yörenin mutfağında da yerini alıyor. Papatya sapıyla yapılan ‘dallampa’, bir tür ot olan ‘menengeç’, üzeri kekikli kurutulmuş domates, ‘tilki’ diye bilinen yabani kuşkonmaz, peynirden yapılan kopanisti ve deniz börülcesi, kabak çiçeği dolması ve keşkek &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;’ya giderseniz mutlaka tatmanız gereken yemekler. &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;’da çay alışkanlığınızı da değiştireceksiniz. Kaynamış suya hemen bahçeden kopardığınız narpız, adaçayı, garağan, sepsuyu, ısırgan, elmascık otlarından birini daldırın. Sonra alın fincanınızı elinize, &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; manzarasnı seyre dalın. İşte o zaman Can Yücel’in neden &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;’yı bu kadar sevdiğini anlayacaksınız. Belki de aklınızdan şu dizeleri geçecek Can Baba’nın:  “Beni kuzum &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;'ya gömün / Geçin &lt;a href="http://ankara.neredekal.com/" title="ankara"&gt;Ankara&lt;/a&gt;'yı, &lt;a href="http://istanbul.neredekal.com/" title="istanbul"&gt;İstanbul&lt;/a&gt;'u / Oralar ağzına kadar dolu / Alabildiğine de pahalı" &lt;/p&gt;&lt;p&gt;  &lt;b&gt;Nasıl gidilir?&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;a href="http://bodrum.neredekal.com/" title="bodrum"&gt;Bodrum&lt;/a&gt;'a uçak var. Mayıs-ekim arası &lt;a href="http://bodrum.neredekal.com/" title="bodrum"&gt;Bodrum&lt;/a&gt;-&lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; feribot seferleri başlıyor. Deniz yolculuğu 1,5 saat sürüyor. Günde üç sefer yapılıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; Özel araçla gidiyorsanız; &lt;a href="http://izmir.neredekal.com/" title="izmir"&gt;İzmir&lt;/a&gt;'e 350 km. &lt;a href="http://istanbul.neredekal.com/" title="istanbul"&gt;İstanbul&lt;/a&gt;-&lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt; arası ise 960 km. &lt;a href="http://marmaris.neredekal.com/" title="marmaris"&gt;Marmaris&lt;/a&gt; yolundan gidiliyor. &lt;a href="http://marmaris.neredekal.com/" title="marmaris"&gt;Marmaris&lt;/a&gt;’ten &lt;a href="http://datca.neredekal.com/" title="datca"&gt;Datça&lt;/a&gt;’ya minibüsler var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;a href="http://istanbul.neredekal.com/" title="istanbul"&gt;İstanbul&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://ankara.neredekal.com/" title="ankara"&gt;Ankara&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://bursa.neredekal.com/" title="bursa"&gt;Bursa&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://izmir.neredekal.com/" title="izmir"&gt;İzmir&lt;/a&gt;'den direkt otobüs seferleri yapılıyor.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-1793017476991119273?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/beni-kuzum-dataya-gmn.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-4944704099353086574</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:38:09.617+03:00</atom:updated><title>iki dere arasında Ağva</title><description>&lt;h1 class="an_baslik"&gt;iki dere arasında Ağva&lt;/h1&gt;     &lt;span&gt;&lt;img src="http://www.neredekal.com/res/haber/hb_b_04160449_a-b.jpg" align="left" /&gt;&lt;/span&gt;     &lt;div id="onmetin"&gt;&lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt; son yıllarda sıkça adını duyduğunuz bir belde değil mi? &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;'ya özellikle hafta sonlarında şehrin karmaşasından kaçmak isteyenleri ilgi gösteriyor. &lt;a href="http://istanbul.neredekal.com/" title="istanbul"&gt;İstanbul&lt;/a&gt;'a yakınlığı muhteşem doğası, kumsalı, denizi, yürüyüş alanları gelişen otel ve pansiyonculuğuyla &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;, bu ilgiyi hak ediyor.&lt;/div&gt;     &lt;div id="metin"&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;, Hititler, Frigler, Romalılar ve Osmanlılar gibi bir çok uygarlığın geçiş yeri olmuş bir belde. M.Ö. 7. yüzyıl. uzanan tarihin kalıntılarına &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;'ya bağlı civar köylerde rastlamak mümkün. Kalem Köy'de Romalılara ait kilise kalıntıları ve mezar taşları, Hacıllı Köyü’nde, 3.yüzyıl sonu - 4.yüzyıl başlarında bulunan Gürlek Mağarası, Hisar Tepe' de bulunan kale kalıntısı, Sungurlu mahallesindeki dağ değirmeni önemli buluntular. &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;'ya 14. yüzyılın ikinci yarısında &lt;a href="http://konya.neredekal.com/" title="konya"&gt;Konya&lt;/a&gt;, Karaman ve &lt;a href="http://balikesir.neredekal.com/" title="balikesir"&gt;Balıkesir&lt;/a&gt;'den gelen Türkmen boyları yerleşmiş. Bugünkü &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;’lılar da aynı Türkmen boylarının çocukları.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;, Latince "iki dere arasına kurulmuş köy" ve "su" anlamına geliyor. &lt;a href="http://istanbu.neredekal.com/" title="istanbu"&gt;İstanbu&lt;/a&gt;l'un kuzeyinde, Göksu ve Yeşilçay derelerinin ortasında bir sahil kasabası. Göksu ve Yeşilçay dereleri &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;'dan geçip Karadeniz'e dökülüyor. Yeşilçay balıkçı teknelerinin mekanı. Göksu kıyısında ise oteller var. Derelerde kano veya deniz bisikleti ile gezinti yapılabiliyor. Motorlu teknelerle birkaç saatlik gezintiler organize edilebiliyor. &lt;st1:metricconverter productid="12 km" st="on"&gt;12 km&lt;/st1:metricconverter&gt;. uzaktaki Hacıllı köyü, mağara ve şelaleleri ile ünlü. Kilimli ve Kadırga koyları, yürüyüş için çok elverişli.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;'nın nüfusu 3000 kişi civarında. Ama yazın özellikle haftasonları bu rakam 10.000'e çıkıyor. Yazın denizde ya da derede yüzmek için buraya gelenler de var, sadece lezzetli bir yemek için gelen de... &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;'nın balıkları çok taze.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;Balık bol, avcılık mümkün&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;4 mevsimi gidilebilecek bir belde &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;. Yaz aylarında deniz keyfine, 3 kilometrelik güzel plajı eşlik ediyor. Kış aylarında yörenin özel mekanlarında, şömine başında dost sohbetleri bir ömre bedel oluyor. Bahar aylarının güzelliklerini tarif edebilmek biraz zor. Çünkü bahar aylarında doğanın bütün renklerini &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;’da görebilmek mümkün oluyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;, balık tutmak isteyenler için de oldukça bereketli bir yer. İki dere ve deniz balıkçıların oltalarını hiç boş bırakmıyor. Kaplumbağa, ceylan, kurt, çakal, yaban domuzu, tilki, sincap, birçok kuş türü özellikle yalı çapkını barındıran &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt; avlanmaya da çok uygun.Temiz havayı buram buram solumak, romatizmal hastalıklara iyi geldiği söylenen şifalı kumsalında yürümek de &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;’nın farklı güzellikleri.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;Peki &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;’ya nasıl gideceksiniz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://istanbul.neredekal.com/" title="istanbul"&gt;İstanbul&lt;/a&gt;'a &lt;st1:metricconverter productid="97 kilometre" st="on"&gt;97 kilometre&lt;/st1:metricconverter&gt; uzaklıkta olan bu şirin beldeye ulaşmak için öncelikle &lt;a href="http://sile.neredekal.com/" title="sile"&gt;Şile&lt;/a&gt;'ye gitmek gerekiyor. &lt;a href="http://sile.neredekal.com/" title="sile"&gt;Şile&lt;/a&gt;'ye kadar yol otoban kalitesinde. &lt;a href="http://sile.neredekal.com/" title="sile"&gt;Şile&lt;/a&gt;'ye ulaştıktan sonra; iki seçenekle &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;'ya gidilebiliyor: Birincisi, sahil yolu; &lt;a href="http://sile.neredekal.com/" title="sile"&gt;Şile&lt;/a&gt; Çayırbaşı'ndan iki yol ayrılıyor. Sahil yolu, Kabakoz, Akçakese yolunun devamında Şuayipli ile karşılaşıyorsunuz. İsaköy dönüşüne gelinince &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt; tabelaları yardımcı oluyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://sile.neredekal.com/" title="sile"&gt;Şile&lt;/a&gt;'den &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;'ya ikinci yol güzergahı ise; Çayırbaşı'ndan, Teke Köyü’ne giden yolu takip edip Teke, Gökmaslı ve İsaköy istikametinin devamında &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;'ya ulaşmak. Gebze tarafından ulaşım için; Mollafenari istikametine doğru gidip Tem yolunu takip ederek, soldan Teke yoluna sapmak, Teke'ye gelince de sağdan İsaköy yoluna girmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kocaeli.neredekal.com/" title="kocaeli"&gt;Kocaeli&lt;/a&gt; tarafından ulaşım için; Kandıra otobanı ile ilk önce &lt;a href="http://kandira.neredekal.com/" title="kandira"&gt;Kandıra&lt;/a&gt;, Akçaova ve sonra &lt;a href="http://agva.neredekal.com/" title="agva"&gt;Ağva&lt;/a&gt;’ya ulaşılabiliyor.&lt;br /&gt;Karadeniz Bölgesi’nden ulaşım için ise; &lt;a href="http://akcakoca.neredekal.com/" title="akcakoca"&gt;Akçakoca&lt;/a&gt; yolunu takip etmek gerekiyor.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-4944704099353086574?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/iki-dere-arasnda-ava.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-1858113785362306186</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:36:15.216+03:00</atom:updated><title>Zagrep...Yeşillikler Şehri...</title><description>&lt;h1 align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:purple;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;&lt;span style="font-family:Monotype Corsiva;font-size:180%;color:purple;"&gt;&lt;marquee behavior="alternate"&gt;Zagrep...Yeşillikler Şehri...&lt;/marquee&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:purple;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:purple;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:#000080;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:purple;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:#000080;"&gt;Daha önce hiç bu kadar yeşil bir şehir görmemiştim. Uçakla havaalanına doğru inişe geçerken burası ne kadar yeşil, her yer ormanlık görünüyor demiştim. Gerçekten şehrin içi de öyle. Alandan özel otobüsle (shuttle) otogara geldik. Ordan da tramvayla kalacağımız otele doğru yola çıktık. İnternetten tramvay haritası bulmuştum. Elimizde koymuş gibi bulacaktık oteli ki, aniden bastıran yaz yağmuruna yakalandık, elimizde bavullarla bina altlarında bekledik bir süre. Sonra sırılsıklam bir şekilde otele gidip eşyalarımızı bıraktık. Bir şehir haritası alıp elimize, yollara attık kendimizi. Sadece bir gün kalacağımız için hava kararmadan ne görsek kardır dedik. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;center&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:purple;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:#000080;"&gt;&lt;img src="http://www.geziyazilari.net/zagrep2.jpg" border="1" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/center&gt;  &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:purple;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:#000080;"&gt;Bir şehri keşfetmenin en güzel yolu, elinde harita sokak sokak yürümektir bence. Zagrep’te de öyle yaptık. Görmemiz gereken yerleri önceden araştırıp haritada işaretlemiştik. Glavni Kolodvar yani tren istasyonun karşısındaki yoldan yukarı doğru, sağ tarafımıza yemyeşil üç meydanı alarak yürüdük. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;center&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:purple;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:#000080;"&gt;&lt;img src="http://www.geziyazilari.net/zagrep1.jpg" border="1" /&gt;&lt;img src="http://www.geziyazilari.net/zagrep3.jpg" border="1" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/center&gt;  &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:purple;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:#000080;"&gt;Şehrin kalbi Ban Jelacic Meydanı’na ulaştık. Bu meydandan Kaprol civarına yürürken birçok yerden görülen St.Mark Katedrali karşımıza çıkıyor. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:purple;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:#000080;"&gt;Zagrep, kültür-sanat şehri. Yeşillikler içinde. Şehrin göbeğinde bir botanik park bile var (vaktimiz kalmadığından gezemedik biz), her yer yemyeşil parklar.. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;center&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:purple;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;color:#000080;"&gt;&lt;img src="http://www.geziyazilari.net/zagrep4.jpg" border="1" /&gt;&lt;img src="http://www.geziyazilari.net/zagrep5.jpg" border="1" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/center&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-1858113785362306186?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/zagrepyeillikler-ehri.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-269533336793679653</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T15:39:34.234+03:00</atom:updated><title>Patagonya</title><description>&lt;table style="WIDTH: 704px; BORDER-COLLAPSE: collapse; HEIGHT: 2269px" cellspacing="4" cellpadding="0" width="704" align="center" border="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="center" align="left" colspan="2" height="14"&gt;&lt;h3&gt;Patagonya&lt;/h3&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="left" colspan="2"&gt;&lt;p align="justify"&gt;En güzel doğa fotograflarını çekmek için yeryüzünün dibi, en doğru yer burası !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç bozulmamış, endüstri yok. Hatta hiç bir şey yok. Sadece boşluk ve özgürlük duygusuhissediyorsunuz.. Hava çok temiz. Uçaktan iner inmez çarpıyor. El calafate'deyiz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buenos Airesden uçakla 3 saat yolculuk sonrasında El Calafate'ye geldik. Ama hala Atjantin'deyiz El Calafate'nin anlamı burada doğada bol miktarda bulunan bir çeşit çalı cinsi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burası çok şirin ve çok küçük bir kasaba. Çok az ev var. Şehir merkezinde sadece bir ana cadde ve iki taraflı şık dükkanlar, kafeler, restaurant'lar, barlar hepsi minyatür bir yapıda. Sanki maket şehir gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak ayı ve hava onların yazı olmasına rağmen çok soğuk. El calafate zengin turist çekmek için tasarlanmış dükkanlarla dolu. Burda çok elegant restautrant'lar var tabi ki Arjantin şarapları süper . İki hafta boyunca hem öğlen hem de akşam her gün istisnasız şarap içtik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah otobüsle Parques Nacionales de Los Glaciers'e (UNESCO World Heritage Center) gittik. Dünyada çok az yer fotografçılar açısından bu kadar etkileyici olabilir. Perrito Moreno isimli buzul bizim ilk durağımızdı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün gemi turuyla başka buzullar da gördük.Heryerde farklı şekillerde buzullar var. Bahia Onelli (Onelli Körfezi) ve Onelli gölü masal gibiydi Gerçek olamayacak kadar güzel görüntüler var. Fotograf çekme krizine giriyorsunuz. Her şeyin fotografını defalarca çekmek istiyorsunuz. Onelli körfezinden sonra gemi ile Upsala buzuluna gittik. Buenos Aires'in 3 katı büyüklükteymiş. Patagonyadaki ilk günümüzde Perrito Moreno'da buzul yürüyüşü yaptık. Otobüsten inip küçük botlarla buzulun üstüne çıkılıyor.. Buzula yaklaşırken o sessizlik içinde birden gümbür gümbür sesler duyuyoruz. Buzul iri parçalar halinde kopuyor. Bu hep olan bir şeymiş ancak bizim şansımıza daha sık olarak kopmalar yaşanıyor. Rehberimiz , bu kadar üst üste pek olmaz diyor. Buz yürüşü ilginç bir tecrübeydi. Buzul üstünde yürüyüş yapabilmek için hepimize kramponlar ve eldivenler dağıttılar.. Kramponları trekking ayakkabılarımızın üstüne bağladık.. Buzda yürürken ayakların omuz hizasında açık ve paralel olması lazım. Yoksa kramponlar birbirine takılabilir. Yokuş aşağı inerken vücut dik inmek gerekiyor. Çıkarken ise ayaklar ters kar-sapanı şekinde olacak. Tıpkı kayakla yürür gibi.. Buzulda fotograf çekerken filter kullanmakta yarar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arjantin Patagonyasında bir kaç gün kaldıktan sonra Şili Patagonyasına geçtik. Şili�nin halkı Arjantinden çok farkı. Arjantinde Ispanyol kökenli Avrupalılar çoğunluktayken Şili�de halk yerli kızılderili gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şili Patagonyasına geçince önce bir çiftlik evinde yemek molası verdik.. Evin içi, şöminesi,bahçesi çok güzeldi. Burada koyun nasıl kırpılır belgeselini çektikten sonra Torres del Paine (yerli dilinde Mavi Kuleler demek) milli parkına gittik. Yol boyunca manzaralar nefes kesiyor. Mor dağların eteğinde yeşil çimenlerde otlayan tombul kuzular. Göllerde yüzen ördekler, karşıda çok yüksek kule şeklinde dağlar..&lt;br /&gt;Şimdiye kadar gördüğüm en güzel foto-trekking trail bu milli parkta. Milli parkın haritasını aldık ve önce Glacier Grey'in dibindeki göle, Lago Grey'e gittik.. Müthiş bir rüzgar yürümemizi engelliyor. Yazın Ocak-şubat ayları hep rüzgar olurmuş&lt;br /&gt;İnişli çıkışlı bir trail. Ama her köşe dönüşte inanılmaz bir manzara. Fotoğraf molalarından dolayı yürüyüş uzun sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göl, buzullar, dağlar, kayalar, bitki örtüsü manzaranın parçalarını oluşturuyor.&lt;br /&gt;Fotograf çekmek için gerçekten de tahmininizden fazla zaman ayırmak gerekiyor. . Milli parkta kalacak çok az otel var. Kaldığımız otelin tam karşısında akşam üstü gözüken sıra dağlar, ertesi gün sabah siste hepsi kayboldu. Aynı yerde sabah ve akşam iki ayrı fotograf karesi, birbirinden farklı. Fotomontaj gibi�&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğleden sonra milli parktaki ikinci yürüyüş turumuzu bir şelale kıyısında yapıyoruz.&lt;br /&gt;Rehberimiz sabah gördüğünüz rüzgar hiç bir şey değil, saatde 160km'lik rüzgara ve yağmura hazırlanın diyor. Rüzgar bir anda hızlı esince hemen yere oturup, kapanmak gerekiyor. Yürümek mümkün değil, çünkü insanı sürüklüyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 km'yi 1 saatde tamamladık. Sarı çiçekli kırlar, uçurumlar, dağlar arasından yürüdük. Son geldiğimiz nokta zaten fotograf çekme noktasıydı. Süper bir göl ve dağ manzarası var. Bunu da gördükten sonra hiç bir foto-trekking beni etkileyemez artık diye düşünüyorum. &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="left" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="right" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top" align="middle" colspan="2" height="14"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-269533336793679653?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/patagonya.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-2455266869914891785</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:33:26.516+03:00</atom:updated><title>Akdeniz'in fakir İtalya'nı : Sicilya Adası</title><description>&lt;table width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top"&gt;&lt;h1&gt;Akdeniz'in fakir İtalya'nı : Sicilya Adası&lt;/h1&gt;&lt;/td&gt;    &lt;td align="right" valign="bottom"&gt;     &lt;br /&gt;&lt;/td&gt;   &lt;/tr&gt;  &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;                                  &lt;table width="100%"&gt;             &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;                 &lt;td&gt;&lt;h2&gt;Akdeniz'in fakir İtalya'nı : Sicilya Adası -  (16.8.2008)&lt;/h2&gt;&lt;/td&gt;                              &lt;/tr&gt;         &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;          Akdeniz'in fakir İtalya'nı : Sicilya Adası &lt;br /&gt;Palermo-Agrigento-Caltagirone-Ragusa-Noto-Siracuse-Taormina&lt;br /&gt;9-21 Ağustos, 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer mafyanın ülkesine misafir oluyorum. Daha Palermo şehri girişinde gökyüzüne doğru sivrilen simsiyah demir metal yığınına bakakalıyorum. Geride kalan mafya terörünün anısına dikildiğini anladığımız bu çirkin çubuk demirler hoşgeldiniz mafya topraklarına der gibi duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sicilya'dayım. Bu adaya beni sürükleyen şey kuşkusuz İtalyan ruhu ve bilinmezlik. Adanın, hala İtalya'nın en fakir bölgesi ve resmi olmayan rakkamlara göre %30'larda olduğu tahmin edilen işsizlik oranı ile burası hala Avrupa'nın az gelişmiş tarım bölgelerinden biri. Barok döneminin en ihtişamlı yapıları ile özellikle bu dindar Katolik halkın her küçük meydana kondurduğu katedral ve kiliseler ile ortaçağda sanki dondurulmuş köylerinin birarada olması başımı döndürdü. Sicilya mutfağı ve şarabını, buram buram tarih ve küf kokan sokaklarını, tanrılara adanan Roma tapınaklarını, çok konuşan insanlarını, minnacık arabalarını, tüm huzuru bozan mobiletlerin çıkarttığı o korkunç gürültüyü, limon ve portakal bahçelerini, şarap bağlarını, yaşadıkları bu rahat ve kaliteli hayatı çok sevdim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sicilya, yaptığı tüm tanıtımlara rağmen, hala gerçek anlamda turistik bir yer olmuş değil. Turistik olan yerler nokta şeklinde, Cefalu ve Taormina en populer yerler. Ağırlıklı İtalyanlar çok rağbet ediyor, bu nedenle, İngilizce bilen insan sayısı yok denecek kadar az. Zamanla İtalyanlarla aramızda vücut dili geliştikçe, yerel biri gibi olmaya başlıyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya, deniz ürünleri, makarna, pizza ve dondurma cenneti. Pastane ürünleri parmak ısırtacak cinsten. Hamuru binlerce şekile sokuyorlar. Sofraya gelen ekmek bile pasta gibi. Zeytinyağına bandıra bandıra ekmek yemeden hiçbir masadan kalkamadık. Sicilyalılar gerçekten ağız tadını biliyorlar! Tatil sırasında kilo alıp dönmeyi göze almak lazım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm adayı 10 günde gezmeye kalktık, bavulumuzu hiç açamadan çoğu kez ertesi gün tekrar, kiraladığımız arabaya tıktık geri, oradan oraya konduk, yine de adanın batı tarafı ile kuzeyini ve etrafındaki adaları programa sığdıramadık... Tüm adayı hakkıyla gezebilmek için en az 15 gün gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Palermo'nun labirent sokaklarını keşfetmek&lt;br /&gt;Buranın eskilerden kalan kötü bir imajı var ama kulak asmayın. Son derece güvenli bir başkent... Tarihi bina dolu sokaklarını gezmek için en az 2 gün gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Agrigento : Tapınakların gölgesi altında&lt;br /&gt;Roma tapınakları ve antik şehir, Unesco Dünya mirası listesinde yer alması nedeniyle, mutlaka gezilmesi gereken bir nokta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caltagirone : Seramik cenneti&lt;br /&gt;İşte gerçek ada ruhunun başladığı yer... Araplar sağolsun, burada 1000 yıl önce seramik endüstrisine öncülük etmişler, şehrin her detayı seramik karolarla taçlandırılmış... Hele siesta zamanı kasabadan çıt çıkmayacak kadar huzurlu bir yer... Seramik kaplı merdivenleri ile ünlü... Alınacak hediyelik eşya belli : seramik almadan kasabadan ayrılmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piazza Armerina ve Villa Romana del Casale&lt;br /&gt;2 yy.da av evi olarak kullanıldığı tahmin edilen, Roma döneminin ihtişamlı yer mozaikleriyle bezeli villa, Dünya mirası listesinde yer alıyor. P.Armerina’nın dar sokakları, tepesindeki katedral ile son buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ragusa-Noto : Barok “süslü” kasabalar&lt;br /&gt;Aslında, her 2 kasaba birbirine benziyor, 1693’teki büyük depremle yıkılan şehir itina ile planlanarak, özene bezene yeniden inşa edilmiş. Yaşayan nüfustan daha fazla kilise ve katedral bulunduran Ragusa, seçkin, elegant ve dingin bir yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siracusa : Eski şehir Ortygia, tipik bir Ege/Akdeniz kıyı kenti gibi. Hatta kendimi Bodrum’da hissetmedim desem yalan olur! Adanın en güneydoğu ucu, doğal park statüsünde korunan kumsal plajları ile ünlü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etna Yanardağı ve Taormina :&lt;br /&gt;Aktif Etna yanardağının yanına çıkmak son derece etkileyici. En iyi ve temiz deniz Taormina sahilleri. Ayrıca, burada plajlar “beach club”lar sayesinde daha nezih. Grek tiyatrosu arkasında Etna’nın yüce görüntüsü, adanın en sembolik kartpostal resmi. Avrupa jet sosyetesinin gözde şehri Taormina’da çok iyi ve şık restaurantlar bulunuyor, ayrıca gece hayatı çok iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezgince İpuçları :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek sezon : Ağustos ayına dikkat. Şehirlerde yaşayan İtalyanlar adeta şalterleri indirip tatil bölgelerini istila ediyorlar. Haftasonları plajlara kalabalıktan adım atmak mümkün değil. Kalabalık Sicilya ailelerinin çıkarttığı gürültüyü de dikkate almak lazım... Burası Avrupa’nın arka bahçesi gibi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçak : Gidiş, İtalyan havayolu Alitalia ile Roma aktarmalı Palermo. Dönüş Catania havaalanı üzerinden. Yüksek sezonda 440€. Tatilin ilk ve son günü yolda geçiyor. Alitalia'nın İstanbul-Roma uçağı günde bir kere, o da günün ortasında, bütün günü bloke ediyor malesef. İç hat uçuşu nedeniyle Alitalia ile uçmak daha az stresli oluyor, böylece aktarma uçağını kaçırdım derdi olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konaklama : Özellikle Palermo'da gelişen butik otel anlaşıyışından faydalanmak lazım. Fakir bölgelerden korkmayın, en iyi ve ucuz konaklama alternatifleri bu bölgelerde. Hem Sicilya'yı daha iyi hissediyorsunuz. 60-70€'ya antika ile döşenmiş, saray gibi bir odada kalabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Agrigento'da adeta tapınakların bahçesi konumunda olan 4* Hotel Villa Athena (www.athenahotels.com) çok özel bir mekan ama biraz cüzdan yakıyor (130€), önünde terası olan odaları 1 sene öncesinden rezerve etmek gerekiyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taormina, fiyatların tavan olduğu, adada alışık olduğumuz kalite-fiyat dengesinin en çarpık olduğu yer. Basit bir oda için fiyatlar 120€'lara fırlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç bölgelerde konaklama yine bed&amp;amp;breakfast. Ragusa çok şık bir kasaba olması nedeniyle, burada mutlaka butik bir otelde kalmak lazım (90-100€ normaldir). Noto'da, Sicilya'ya yerleşmiş bir Fransızın kendi meyva sebzelerini yetiştirdiği bahçesinde motorcularla birlikte bir bungalow'da kalmak da değişik bir tecrübe idi (50€)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek : Çok ucuz. Şarap, sudan ucuz! 2 kişi çatlayana kadar yiyip 30€'nun altında hesap geldiği Avrupa'da nerede görülmüştür? Deniz mahsüllerini tüketmek şart. Kılıç balığı ile ünlü. Özellikle Sicilya mutfağı üzerine füzyon yapan restorantlar şık ve pahalı ama mutlaka denenmeli (hesap 90-100€ geliyor). Palermo'daki PALAB, ve Taormina'daki La Capinera bunlardan ikisi. Noto meydanındaki Caffé Sicilia’ya mutlak uğramalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavsiye : Sadece deniz tatili için adaya gelmeyin. Tarih, sanat, din, kültür, arkeoloji ve doğa güzelliklerini de keşfedin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyahat Kaynakçası : Lonely Planet’ın “Sicily” kitabı. Kitap kapağını İzzet Keribar’ın fotoğrafı süslüyor... Ancak kaynak yerel tat ve dokudan yoksun, en iyi kaynak, adada kuracağınız yerel kontaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iskalamayın! (Bunlar benim ilk 5’im...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Ragusa’yı bir İtalyan gibi yaşamak. İtiraf ediyorum, bohçamı topladığım gibi bu küçük sevimli kasabaya hemen yerleşebilirim! Bu gezinin bir numaralı sürprizi kuşkusuz güzeller güzeli Ragusa’yı keşfetmek oldu...&lt;br /&gt;2. Palermo’ya en az 2 gün ayırmak ve labirent sokaklarını yürüyerek keşfetmek. Bu şehri harita ile anlamaya çalışmayın, kaybolunca da birilerinden yardım beklemeyin. Tesadüfe bırakın, çok daha keyifli ve macera dolu...&lt;br /&gt;3. Devasa Etna Yanardağına yaklaşmak. 2.920m yükseklikte, fokurdayan siyah toprağı ayak tabanlarının altında hissetmek... Yanardağ en son 2002 yılında aktif olmuştu!!...&lt;br /&gt;4. Sicilya mutfağı. Boğazına düşkün olanlar için eşsiz bir lezzet yolculuğu. &lt;br /&gt;5. Caltagirone’nin meşhur seramik kaplı merdivenlerinde, 15 Ağustos Meryem Ana'nın doğum günü kutlamasına şahit olmak. Binlerce yağ lambası merdivenleri rengarenk süslüyor ve aydınlatıyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-2455266869914891785?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/akdenizin-fakir-italyan-sicilya-adas.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-2034933467336399648</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:32:51.851+03:00</atom:updated><title>Pontos’un İzinden : Doğu Karadeniz-Gürcistan hattı</title><description>&lt;table width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top"&gt;&lt;h1&gt;Pontos’un İzinden : Doğu Karadeniz-Gürcistan hattı&lt;/h1&gt;&lt;/td&gt;    &lt;td align="right" valign="bottom"&gt;     &lt;br /&gt;&lt;/td&gt;   &lt;/tr&gt;  &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;                                  &lt;table width="100%"&gt;             &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;                 &lt;td&gt;&lt;h2&gt;Pontos’un İzinden : Doğu Karadeniz-Gürcistan hattı -  (16.8.2008)&lt;/h2&gt;&lt;/td&gt;                              &lt;/tr&gt;         &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;          Pontos’un İzinden : Doğu Karadeniz-Gürcistan hattı&lt;br /&gt;Trabzon-Rize-Artvin-Batum-Tiflis&lt;br /&gt;27 Ekim-06 Kasım, 2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fikir bu zamanda nerden esti diye sormayın, esti işte birden bire. Karadeniz’i görmeyeli çok seneler olmuştu, hele sonbaharda bir başka olur heyecanıyla başladık plana. Aslında plan falan da yok, tek plan yola çıkmak.. Bir uçak bileti aldık mı gerisi kolay..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir neden varsa eğer, asıl neden, Lazistan’ı merak ettik, dönem dönem Rus işgali altına girmiş ve göçe zorlanmış bu insanların yeşil fışkıran toprağını merak ettik, unutulmaya yüz tutmuş dilleri ve kültürlerinin izinden gitmek istedik. Bu kültürün derin izleri ülkemizin sınırları içine sığmamış, Gürcistan’a da taşmış, bize de merak edip, izini takip etmek düştü..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem Karadeniz, hem Gürcistan hakkında çok kıt kaynak bulunuyor. Hakikaten, Pontos’u keşfetmek aslında size kalıyor.. Gördükçe, hala nasıl bu kadar bakir kaldığına hayret etmemek mümkün değil. Nasıl oldu da her yeri talan etmişiz de sıra hala buralara gelmemiş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu Karadeniz çok ama çok güzel bir cennet sunuyor. Karşınıza doğanın binbir değişik renk paleti ve gürül gürül beyaz köpüklü suları çıkacak sakın şaşırmayın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadeniz’e gitmeyi sakın ertelemeyin, hemen gidin ve sunduğu büyüleyici dünyayı biran önce keşfedin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 Ekim Perşembe akşamı:Yola çıkış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlas Jet’i seviyorum. Tertemiz yeni Airbus A320 uçakları var. Gayet düzgün, gecikmesiz, problemsiz. O yüzden yine tercihimiz sorgusuz sualsiz Atlas Jet. 18.20 uçağıyla Trabzon’a uçuyoruz. Trabzon uçağında olduğumuz farklı kokusundan belli.. (Bilet fiyatı tek yön 79 YTL.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon havaalanı, minyatür parktaki maketlerden biri gibi, ama vızır vızır, bir uçak iniyor, biri kalkıyor. Kapıdan içeri aprona girer girmez, silah teslim kuyruğu dikkatimizi çekiveriyor hemen. Zar zor yürüyebilen yaşlı ihtiyarlar bile kemerine silah takıyorlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece tek bantlı bagaj bölümünde, 200 küsür kişiyi aşıp bagajı almak kolay olmuyor. Bayram nedeniyle, ailesinin yanına dönenlerin kavuşma noktası bizim bagaj bölümü..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadeniz’de arabasız seyahat zor. Niyetimiz Artvin’e kadar araba kiralamak, sınırı yürüyerek geçtikten sonra, eğer ortam yeterince güvenliyse Batum’da tekrar araç kiralamak. Havaalanında, yanyana dizili araba kiralama şirketlerinden, Cande Rent a Car’ı tercih ediyoruz. Bize Clio fiyatına 2000 model Kia 4X4 Sportage teklif ediyor (sigorta, vs herşey dahil 60YTL/gün). Derya cin gibi bir Karadeniz’li, bizi görür görmez, siz dağ bayır dolaşırsınız, bu yollara başka araba dayanmaz diye atlıyor, tuttuğu altın olsun, hayatımızı kolaylaştırıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otel aramak için fazla oyalanmayacağız, İstanbul’dan rezervasyon yaptırmıştım. Genellikle turların kaldığı temiz, standart, ucuz bir otel. 3 yıldızlı Hotel Omesa, ana caddesi Uzun Sokak üzerindeki PTT’den denize doğru diklemesine kesen bir caddenin üzerinde. 50YTL single, 75YTL double oda fiyatı. Kahvaltıda yok yok.. Maç zamanı otel lobisi nerdeyse tribüne dönebiliyor.. Otopark derdi yok, hemen altındaki otoparka sizin için park ediveriyorlar.. Tel: 462.323 0151. (Önemli bir uyarı : Zorlu Grand Otel, Usta Park Hotel gibi şehir içinde pahalıca otel seçenekleri de var. Ancak, ucuz otel seçerken buradaki Nataşa sektörünü dikkate almak gerekiyor, genellikle sahil hattındaki ucuz oteller Nataşa sektörüne hizmet veriyor..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otele yerleşir yerleşmez kendimizi sokaklara atıyoruz. Garip bir hareket var, sakin ama haraketli. Ramazan olması nedeniyle, iftardan sonra yemek seçeneği sadece meydandaki restaurantlar ve Mc Donalds ile sınırlı. Biz Meydan Restaurant’ı tercih ediyoruz. Malesef hamsili bir yemeği yok. Pilavüstü döner ve çorbalara akıl almaz az bir para ödüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon’da sokakları bellemek çok kolay. Diyebilirim ki, 3 ana caddesi var. Uzun Sokak, Maraş ve Kunduracılar Caddesi. Hızlı bir oryantasyondan sonra Trabzon Spor’luların yeri Bordo Mavi Cafe’ye gidiyoruz. Trabzonspor, eski bir bahçeli evi restore etmiş, alt katın birkısmı TS Club, yani TrabzonSpor ile ilgili ne kadar taraftar ürünü varsa orada satılıyor, bir kısmı alkolsüz şık bir cafe, üst katı ise kulüp müzesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Ekim Cuma: Maçka-Sümela-Zigana Geçidi-Hamsiköy-Vazelon-Akçaabat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşasın hava günlük güneşlik. Yılın 150 günü yağış alan Doğu Karadeniz’de güneş yüzü görmek her zaman nasip olmuyor. Ayrıca, kış seyahatlerinde zaman önemli bir dezavantaj oluyor. Gün ışığından yararlanabileceğimiz önümüzde sadece 8 saatimiz var. Hızlı hareket etmek ve güne erkenden başlamak şart.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk durak Maçka üzerinden, Altındere Vadisi içindeki Sümela Manastır’ı, ya da diğer adıyla Meryem Ana. Sümela’ya iki türlü çıkış alternatifi bulunuyor. Birincisi, Altındere Vadisi’den manastıra yürüyerek çıkılması. Patikanın başlangıcında Hotel Büyük Sümela’nın işletmesini yaptığı restaurant ve hediyelik eşya satan dükkanlar bulunuyor. Buradan itibaren, son derece keyifli ve manzaralı, güz yapraklarla örülmüş düzgün bir patika ile 30 dakikada tepeye ulaşılıyor. İkincisi, 3 km daha araba ile devam edilerek, yürüme mesafesi birkaç yüz metre ile minimuma indirilebiliyor. Manastır vadinin içine baktığı için, yürümek kesinlikle tercih edilmeli. Fotoğraf çekerken garanti ederim kendinizi kaybedeceksiniz, yanınıza yedek pil ve hafıza kartı almanız şart. Sümela, tartışmasız Karadeniz gezisinin en önemli incilerinden biri, burayı tarif etmek kelimelere sığmaz. Nefes kesici. Mutlaka ve mutlaka görülmeli. Sadece manastır değil, içinde bulunduğu vadi, karşısındaki karlı tepeler, ağaçları sarı ile yeşilin tüm renk paletiyle boyanan tonlar Sümela’nın seksi görüntüsünü tamamlıyor. Sümela, ciddi bir restrasyon geçirmiş, önemli bir kısmı ziyarete açılmış, ancak tepedeki kilise, esas duvarlarını dışarıdan gördüğümüz keşiş odaları tarafının restrasyonu bitmemiş. Kuşkusuz en etkileyici noktası 14 yy kaya kilisesi ve içindeki freskler. Manastıra, Yavuz Sultan Selim, Kanuni ve Fatih Sultan Mehmet tarafından bile bağışlarda bulunulmuş. İmtiyazlar tanınmış, tarihte çok önemli bir yere sahip olan Sümela, bu nedenle bölgedeki diğer manastırlara göre sürekli onarım gördüğü için çok daha fazla korunarak bugünlere gelmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gümüşhane ve civarını çok merak ediyoruz, ancak oraya gidip gelecek kadar vaktimiz yok. Zigana Geçidi’ni aşıp Maçka’ya geri döneceğiz. 1795 metredeki Zigana Tüneli, yaklaşık 1800 metre uzunluğunda. Çok etkileyici. Tünel içinde eğer başka bir araç daha geçiyorsa, gürültü feci. Sonraki durak, Hamsiköy’e giden eski yol üzerindeki Zigana Yayla Tatil Köyü (www.ziganatatilkoyu.com ya da www.ziganaholidayvillage.com). Malesef Ramazan nedeniyle mutfağı kapalı, çok metnini duyduğumuz Karadeniz yemeklerini yiyemeyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zigana yolu üzerinde, Hamsiköy, yine bu civarda görülmesi gereken olmazsa olmazlarından. 1245 metrede çok sevimli bir köy. Sütlacı meşhur. Biz adından aldanıp, hamsisi meşhur zannettik baştan, meğer Arapça’da “beş” demekmiş, yani Beşköy.. Bölgeye yapılan Arap akınlarının sonucu olarak bu ismi aldığı tahmin ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamsiköy’den çıktığımızda, hava kararmadan önce gezebileceğimiz tek bir yer seçeneğimiz kalıyor. Onu da Vazelon Manastır’ını gezmek için kullanıyoruz. Yine aynı Zigana-Maçka yolu üzerinde. 300’lü yıllarda kurulmuş ve Sümela’nın kaderi gibi 1923’te Ruslar çekildiğinde bu manastır da terk edilmiş. Ara yol oldukça kötü durumda. Yol ilerde çatallaştığında soldan devam ediliyor, ve dangıl dungul birkaç km gidildikten sonra genişçe yemyeşil bir düzlüğe varılıyor. Burası piknik alanı gibi. Tepelerdeki sis aşağıya inmek üzere, çekinip, bu düzlükte karşımıza çıkan adamlara tarif soruyoruz. Bulamazsınız diyorlar. Zaten yol bozuk, düzlükten sonrası daha da bozuk, aslında zaman olsa arada patika varmış. Mehmet Usta, “madem buralara kadar geldiniz, ben size göstereyim” diye rakı sofrasını bırakıp, bizim arabaya atlıyor. İyiki de gelmiş, hakikaten bulamazmışız. Köylüler defin aramak için tüm manastırın dibini delik deşik etmişler, ayakta zor duran duvarlar da çok harap halde, ama bu tepeden sisler içindeki manzara doyumsuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Usta ile muhabbet ederek tekrar aşağıya indiğimizde, bizi çaya davet ediyor içeriye. Böyle cazip bir teklifi kaçıramayız. Hava çoktan kararmış durumda nasıl olsa. Mehmet Usta’ya enişte dediği bir akrabası ve komunist Kenan ile beraber muhabbet yapıyoruz, çay bahane. Yazın en sadık müşterileri ve buranın keyfini çıkaranlar Yunan’lılar, onları kıskanıyoruz, biz de çadırımızla geleceğiz buralara, ortak olacağız tekrar muhabbetlerine. “Kusura bakmayın, bu da buranın meyvesi” deyip, önlerindeki ceviz ağacının mahsulü 1 torba cevizi hediye edip, yolcu ediyorlar bizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buralara kadar gelmişken, Akçaabat köftesi yemeden dönmek olmaz. Akşam yemeği için adresimiz Akçaabat Liman Mevkii’ndeki meşhur Nihat Usta. Gayet şık bir mekan. Nihat Usta işinin başında. Pek çok ünlü buralara gelip, köftesini yemiş. (www.nihatusta.com) Güveç ve köfte ile beraber koca bir tabak piyaz geliyor önümüze. Koyu kıvam ayranı da tam bana göre.. 3 kişi 39YTL ödüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon’a döndüğümüzde, tekrar bir mini şehir turu atıp, meydanı tepeden dikizleyen Eskala Cafe’ye takılıyoruz. Taksim İş Merkezi Kat:5’te. Dışardan göründüğü kadar çarpıcı değilmiş, gelen insanlardan anladığımız kadarıyla yine de popüler bir yer olmalı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Ekim Cumartesi: Trabzon-Uzungöl&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünü Trabzon’a ayırdık. Sabah otelden ayrılır ayrılmaz, öncelikli olarak eski Trabzon’u gezeceğiz. Bayram öncesi olması nedeniyle özellikle civar köylerden gelenlerin bayram alışverişine tanık olacağız. Daha Kunduracılar Caddesine adım atar atmaz, büyüleniyorum, seneler sonra burada eski dükkan nerdeyse hiç kalmamış, hafızamın hatırladığı kadarıyla, bu sokakta boydan boya altın ve gümüşçüler, kumaş dükkanları vardı. Şimdi geriye bunların pek azı kalmış olsa da, sokak hala çok canlı, güzel ve keyifli. Alışveriş damarım kabardı mı çok fena, mutlaka birşeyler almalıyım! Trabzon işi denilen elde örülen ip gümüşlerden yapılan oksitlendirilmiş bir bilezik görüyorum, o kadar güzel ki, dayanamıyorum. Adres : Kuyumcular Çarşısı’nın bodrum katındaki Ferit Gümüşçülük Alt Çarşı’sındaki Yavuz’un yeri. Kendisi imalatçı, toptan satış yaptığı için pazarlık kabul etmiyor, fiyatlar zaten çok çok makul..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kunduracılar’ın tam karşısındaki sokaktan Özdemir Kumaş’çısından dosdoğru kalabalıkla beraber aşağıya kendinizi bıraktınız mı, o güzelim eski Trabzon evlerinin altında bulunan Mahmutpaşa-vari pazarla burun buruna geliyorsunuz. İlk durak Bedesten. Trabzon’un bilinen en eski ticaret yapısı olduğu kabul ediliyor. 2001 yılında Valilikçe restore edilerek yeniden açılmış. Şu anda oldukça yeni görünümlü, içeriye ziyaretçi pek girmiyor, ama bir zamanların İpek Yolu üzerindeki o görkemli günlerini hayal etmeye çalışarak kendimi tekrar sokaklara atıyorum. Sırada, aynı hizada, Yeni Cami Sokak üzerindeki Çarşı Cami var. İl merkezindeki en büyük cami, 1830 yılında yapılmış, ününe layık dehşet güzel bir giriş kapısı var.. Narin Şekerleme mevlüt şekeri yapan ender yerlerden biri. İçeriye girip, bayram şekeri alışverişi yapanları gözlemlemekle yetiniyorum. Hacı Yahya Cami, bedesten mimarisine çok yakın. 1776 yılı tarihli. Yol en aşağıda sahilde, Trabzon ekmeği satan fırıncıların olduğu bir alanda bitiyor. Aynı meydanda 1998 yılında belediyeni düzenlediği sebze-meyve pazarı bu yörenin sunduğu zenginliğinin ayrı bir göstergesi. Pestil, bizim cevizli sucuk dediğimiz Köme, Akçaabat telli peyniri, Kuymaklık peynir sadece birkaçı. Hala el yapımı kundura sektörünün bu kadar büyük olması hayret verici. Yanyana kunduracılar dizili, yine eski sokakların birinde. Tabakhane, yine mutlaka gezilmesi gereken semtlerden biri, köprü altındaki sokaklar ayrı güzel.. Kale ve civarı, köprüler, görkemli Valilik binası, Ortahisar Mahallesi mutlaka görülmesi gereken noktalardan diğerleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğle yemeği molası Uzun Cadde üzerindeki Piramit Fast Food’da. Trabzon’un Bambi’si gibi diyelim, gençler arasında o kadar popülerler. Zira, Ramazan süresince gündüz vakti yemek alternatifi sunan bir avuç yerlerden biri ve sadece içerdeki kısıtlı oturma alanında oturma izni var, dışarıdaki taburelerde asker ve çocuk olmadıkça oturmak kesinlikle yasak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahilde mini bir tur sırası. Mevsim, ramazan ve rüzgar nedeniyle, çay bahçeleri bomboş, çay bile demlenmiyor, sadece bir kaç sevgili istila etmiş. Zigetvar anısına, Macaristan’da 1994 yılında Kanuni Sultan Süleyman anısına dikilmiş heykelin aynısı bir sene sonra buraya, Trabzon sahiline tüm ihtişamıyla dikilmiş, 10 sene sonra da bize görmek kısmet oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırada, tüm Trabzon’luların gururu Atatürk Köşkü’nü gezmek var. Trabzon’un yüksek apartmanlı tepelerine tırmanılarak ulaşılıyor, şehrin her kavşağında mutlaka yön tabelası bulunuyor. Şehirden 8 km uzaklıkta, Soğuksu tepesinde yer alıyor. Atatürk, köşkü ilk kez 1924’te ziyaret etmiş, 1930 yılında konak Atatürk’e hediye edilmiş ve 1937 yılında Atatürk 3. kez geldiğinde de Doğu isyanını bastırmak için tüm doğu illerindeki yöneticileri buraya toplayıp , 2 gece konaklayarak strateji toplantıları yapmış bu 19.yy konağında. Trabzon Belediyesi, 1943’te Atatürk’ün kardeşinden konağı satın alıp müzeye dönüştürmüş. Giriş katındaki yer taşları, bilardo masası, yataklı-küvetli pek ehli keyif banyosu, içinde tasla su ısıtmak için dolap bulunan kalorifer petekleri, Atatürk’ün bizzat eliyle işaretlediği haritalar görülmeli. Yazın, arka bahçesindeki çay bahçesi çok keyifli oluyordur.. Etraf, çam ağaçlarına benzeyen ama Karadeniz’de sıklıkla rastlayacağımız yüksek Doğu Ladin ağaçlarıyla örülü..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayasofya Müzesi’ne ulaşım yine merkezi kavşaklarda bulunan tabelaların yardımıyla çok kolay, şehirden 3 km uzaklıkta. Geç Bizans kiliselerinin ilk örneklerinden. Bina dışındaki kabartmalar Adem ile Havva’nın yaratılışı, içerdeki duvarlar ise konuları İncil’den alınmış fresklerle süslü. İsa’nın 12 havarileri, İsa’nın doğumu, vaftizi, son yemek, çarmıha gerilişi, kıyamet gününe ait sahnelerin tasviri hala günümüze kadar ulaşmış. Fatih Sultan Mehmet zamanında camiye dönüştürülen kilise, depo va hastane olarak kullanımından sonra, 1964’ten beri müze olarak hizmet veriyor. Deniz kenarında çok hoş bir yer, yazın çimler üzerindeki çay bahçesi pek keyifli oluyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aspava Pazarı, eski adıyla Rus Pazarı, sahildeki yeni barakalarında. Gürcü ve Rus kadınlar akla gelebilecek her çeşit ürünü bu pazarda satıyorlarmış. Bildiğimiz pazarın çağdaş hali. Biz gittiğimizde ağırlıklı olarak Türklere denk geldik..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş batmadan Kızlar Manastırı’nı da gezmek istiyoruz. Ancak kilitli kapısından öteye geçemiyoruz. Açılış-kapanış saatleri 11:00-18:00 yazıyor yazmasına, ancak herhalde bu yaz tarifesi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar çıkmışken, Trabzon’u tepeden dikizlemek için Boztepe’sine tırmanıyoruz. Şehrin her tarafından görünen, Hollywood misali Trabzon tabelasının olduğu tepe burası. Ramazan nedeniyle, buradaki restaurantlar yine kapalı. Gün batımında fotoğraf çekmek için mükemmel bir nokta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 gündür Trabzon’lu bir arkadaşımızın şiddetle tavsiye ettiği Uzun Sokak’taki Çardak Pideci’sine gitmeye çalışıyoruz. Hep kapalı. Şimdi tekrar deneyeceğiz. Buralarda yemek yiyebilmenin tek koşulu, iftarda masaya oturmak.. Sonunda meşhur pidesini mideye indirmeyi başarıyoruz!!.. Hala tadına bakılamamış Hamsiköy sütlacı olayımız var. Benim gibi bir sütlaç delisi yemeden rahat duramaz.. Nerede bulabiliriz diye Hamsiköy’lü garsonumuza danışıyoruz. Meydandaki Üstad Lokantası’nı tavsiye ediyor.. Güveçte hakkıyla yapılmış, taze mi taze 2 adet sütlacı affetmeden tüketiyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar karbonhidrat tüketiminden sonra, yürümek şart! Şehir, zaten iftardan sonra yeniden canlanmış, esnaf mağazalarını tekrar açmış durumda..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon’la ilgili notlarımın arasında değinmem gereken aşağıdaki noktalar var :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Beton Helva : Adına aldanmayın. Ben ki helva sevmem, aman allahım, sadece 2 çeşit Koska helvası yapıyor, yiyin de parmaklarınızı da yiyin. Uzun Sokak No.21 Tel.321-2550.&lt;br /&gt;2. Trabzonspor : Bir şehir bu kadar futbol takımına aşık olur mu? Hayatın içinde mutlaka bordo-mavi renkleri var. Binalar, balkonlar, otobüs durakları, büfeler, poşetler hep bordo-maviye boyalı. Restaurant masalarının üzerindeki süsler, garson önlükleri bile bordo-mavi. Arabaların bile bordo rengi makbul. Maç sırasında Trabzon’da hayat duruyor. Trabzon’luların damarından kesinlikle bordo-mavi kan akıyor. Avni Eker’de oynanan bir maç varsa mutlaka gidilmeli. Biz dönüşte Gençlerbirliği maçına denk geldik, stada son 10 dakika da olsa girmeyi başardık..&lt;br /&gt;3. Ford minibüs : Yine Karadeniz’lilerin hayatında çok önemli bir yeri var. Otobüsten çok minibüs çalışıyor buralarda, genellikle dere tepe gidebilen Ford makbul buralarda..&lt;br /&gt;4. Trafik : İstanbul’dan oldukça antremanlı olduğumuz bir durum, ancak Trabzon’da karşılaşınca pek tolere edemedik. Siz bilin ki, ana caddelerde bir trafik var ki İstanbul’u aratmıyor!! En iyisi mi tabana kuvvet!&lt;br /&gt;5. Dersaneler : Aman allahım, bu şehirde 10 kişiye bir dersane düşüyor galiba! Bütün gençler okuyor.. Zira, kitapçı dükkanı sayısı 2 ya da 3.&lt;br /&gt;6. Müzik : Bir Karadeniz gezisinde yanınızda mutlaka olması gereken olmazsa olmaz Kazım Koyuncu ve Fuat Saka albümleri. Bize bu gezide 3 albüm eşlik etti : F.Saka-Lazutlar-Livera, K.Koyuncu-Hayde ve Viya! O kadar çok favorilerim var ki arasında, burada yazmayayım, siz gidip alın ve kendiniz bu zengin Karadeniz müziğini bizzat dinleyin..&lt;br /&gt;7. Karadeniz fıkraları : Neden bu kadar Temel “uşağının” üzerine fıkralar üretilmiş “daaaa”, kesinlikle anladık. Karadeniz insanı o saf haliyle çok enteresan tepkiler verebiliyor, ağzından çıkanlar ise genelikle alışık olmadığımız ama bize yaratıcı gelen yaklaşımlar.. Biz çok eğlendik.. Temel’ler, iyi ki varsınız!!&lt;br /&gt;8. Trabzon çok kosmopolit bir şehir. Moderni, tutucusu, öğrencisi, askeri, nataşası, Gürcü göçmenleriyle çok renkli bir şehir. Karadeniz’in tartışmasız başkenti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Ekim Pazar: Uzungöl-Sürmene-Rize&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam karanlıkta, sel yağmur altında Uzungöl’e ulaşmış idik. Akıllıca bir iş mi yaptık, hala emin değilim. Gün kaybetmemek için böyle bir tercihte bulunduk, ancak aldığımız bu karar Karadeniz Bölgesi için oldukça cesurcaydı, kabul ediyorum. Ancak, Samsun-Sarp (hatta Artvin-Erzurum’a kadar uzanan) bol şeritli Karadeniz otobanına güvendik. İnşaat yer yer devam ettiğinden, tabelalara çok dikkat etmek gerekiyor.. Karadeniz otobanına sonra tekrar değineceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca, Uzungöl için Sürmene’yi geçtikten sonra Çaykara yoluna giriliyor. Çaykara’dan sonra 20km. Yol boyunca kıvrıla kıvrıla akan dere sizi hiç yanlız bırakmıyor, gürül gürül akıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzungöl, son senelerde yaratılan “çirkinleşiyor” imajını silmeye çalışıyor. Uzungöl’lüler göllerine ve muhteşem doğasına sahip çıkmışlar, betonlaşmaya son vermişler, turist daha kolay gelebilsin diye 2007 yılında bitecek yol ve altyapı (kanalizasyon) inşasına girişmişler. Siz bizi esas 2007’den sonra görün diyorlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine kış sezonunun bir sonucu olarak, turistsiz bir dönemde burada bulunduğumuz için, göl kenarında yegane açık gördüğümüz Aygün Motel’in ahşap bangalovlarından birinde kaldık. (www.aygunmotel.com Tel : (462) 656-6042.) Önünde leb-i derya yemyeşil bir göl, arkasında şelale akan bir ortam. Suyun köpüğe karışması, yağan yağmurun yaprak ve toprağa değmesi dışında çıkan başka bir ses yok.. İnanılmaz. Akşam elektrikli sobalarımızın karşısında salonda uyuyakaldığımızda, yeni günde nasıl bir manzara ile karşılaşacağımızı feci merak ediyorduk..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah gözlerimizi açar açmaz, perdeyi araladığımızda, küçük bir çığlık attık! Dışarıda tipi yağıyordu! Aman allahım, belki milyon kere Uzungöl’e gelsem bu kadar seksi bir manzaraya bir daha şahit olmak kısmet olur mu bilinmez, o kadar özel bir an.. Tarif etmeye çalışayım : göl etrafının sıkı yemyeşil bitki örtüsü sanki noel ağacı misali pamuklarla taçlandırılmış gibi, sürekli yer değiştiren sis bulutları ve karın şiddetine göre griden yeşil rengine dönen bir göl.. Sabah kahvaltısından önce bu manzarayı kaçırmayıp, göl etrafında tur atmalıyız. Kaç adet fotoğraf çektiğimi bilmiyorum, kendimi kaybettim gerçekten, makinanın hazıfasını doldurduğumda pilim de bitmişti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüz vakti, Uzungöl köyünün esas yerleşiminin tepelerde olduğunu görüyoruz. Göl kenarında, anlamsız kocaman bir cami ve imam kursu binası, genellikle pansiyon, motel ya da restaurant olan betonarme binalar, yine anlam veremediğim çok çirkin barakalar bulunuyor. Bunları görmezlikten gelirseniz, kalan doğa muhteşem..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göl çok büyük değil, balık avlamak yasak. Motelin önüne yeni açılan yoldan ilerisi yaylaya çıkıyor, hatta buradan Bayburt’a gidilebilinir, ancak karda bu yol kapanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son derece keyifli bir yürüyüşten sonra şömine karşısında kahvaltıya gömüldük! Isınırken, izlediğimiz televizyondan Karadeniz TV’nin varlığını keşfettik. Test yayınında olmasından dolayı sürekli yerel mekanlarda çekilen klip ve generikler müthiş! Karadeniz’de daha çok yer görmemiz lazım!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun uzadıya giden kahvaltıdan kıpırdamak istemiyoruz, ama yola düşmeliyiz tekrar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yola çıkar çıkmaz, gördüğümüz manzara karşısında ancak milim ilerleyebiliyoruz! Dur, in, fotoğraf çek, bir daha çek, sonra bin, tekrar bir viraj sonra dur. 20 km yol deyip geçmeyin, gerçekten bir doğa harikası. İyiki akşam görmeden geçmişiz bu güzelliği, yoksa biz Uzungöl’e hiç varamazmışız!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda tek giden araç biziz. Bizim motor gürültümüz ve yanıbaşımızda akan derenin dışında doğadan yine ses çıkmıyor. Giderken, tam yolun ortasında yırtıcı bir kuşun durup bize baktığını görünce içimizin yağları eriyor. Kanatlarını bir güzel açıp tepemizde usulca uçuyor. Bıldırcın avı için eğitilmiş buraların meşhur atmacalarından belli ki.. Bakalım doğa daha bize hangi güzellikleri sunacak. Sürekli bizi şaşırtmaya devam ediyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol boyunca ara ara dizilen sel tahribatı ve heyelan bölgesi uyarı tabelalarını ciddiye almak lazım, zira akşam buradan geçtiğimizde yol ortasına düşen bu taş parçaları yoktu.. Doğa çok acımasız olabiliyor, azgın su; köprü, yol ve direkleri yıkıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bu 20 kmlik yol üzerinde dizili 2 tane köprü var. İlk karşımıza çıkan Hapsiyaş, yani Kiremitli köprü. 1935 yılında yapılan ve yörede başka bir örneği bulunmayan bu köprünün özelliği, adı gibi kiremitli bir çatısı olması. Of-Kiraz Asma Köprüsü ise, yeni yapılan ama tipik bir asma köprü. Karadeniz’i bilenler, bütün köprülerin üzerinden yürümek lazım der, aynen katılıyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemyeşil çay taraçaları manzarası eşliğinde, Çay Fabrikaları karşımızda bitiveriyor birden. Ofçay fabrikası bunlardan biri mesela..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köylerden çıkıp, şehirlere yaklaştıkça apartmanlaşmaya yenik düşmüş doğa. Boyanmamış, tuğla binalar dere içi yatakları dahil, mümkün olan her karış toprağa dikilmiş, gökyüzüne doğru yükseliyor. 1-2 katlı değil, 9-10 katlı binalar çoğunlukta. Buralarda toprağın rengi hiç görünmüyor, ya tuğla dikilmiş ya da çay fışkırıyor.. Evlerin bahçesinde bile çay var..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürmene – Konaklar Diyarı. Sürmene’nin meşhur eski evlerini çok merak ettik. Fotoğraf karelerine mutlaka girmesi şart. Aralarında -Sürmene çıkışındaki Kastel Köprüsü yanındaki- Kastel Konağı en meşhuru. Derebeyi Yakupoğlu ailesinin konağı olan Kastel Konağı’nın hemen yanında bazı aile üyelerinin yattığı bakımsız bir mezarlık da bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahsen, Kastel’in karşısındaki konağın ihtişamına daha bir vuruldum. Sahildeki, altı kayıkhane olan ahşap evler de pek sevimli. Hepsi tarihe inat, dimdik ayakta duruyorlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca burası bıçağın anavatanı olarak görülüyor. Pazar günü olduğu için dükkanlar kapalıydı, ama sonrasında Rize’de Sürmene bıçağı almayı başardık.. Doğrusu, biz Sürmene’de bıçakçıdan daha çok kunduracı gördük! Şehrin içinde, olmazsa olmaz, elbette bir de Çaykur Fabrikası bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salı günleri kadınların kurduğu pazarı da çok meşhur, ancak okuduklarımızla yetinmek zorundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık çay memleketinde olduğumuz o kadar bariz ki, dere tepe, dağ taş, yer gök, her karış toprak, her yer ama her yer çay ekili. Bütün Rize yolu üzeri çay fabrikalarıyla dolu. Çayda özelleştirme buralara dinamizm getirmiş belli ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derepazarı çıkışında, 4 yıldızlı Dedeman Oteli sahil kenarında bulunuyor. Single 80/Double 125YTL. fiyat veriyorlar. (www.dedeman.com Tel. (464) 223-4444) Biz Rize içindeki Hotel Asnur’da kalacağız. (3 yıldızlı, single 40, double 80YTL, Cumhuriyet Caddesi üzerinde, Tel. (464) 214-1751. Rize’nin en turistik otellerinden biri, ama yine de evlilik cüzdanı soruyorlar!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rize, Ertüm’ün memleketi olması sebebiyle ayrı heyecanlıyız. Istanbul doğumlu ve 30 yıllık hayatında bugüne kadar sadece buralara 1 kez gelmesine rağmen, her “memleketin neresi?” sorusuna omuzları dimdik ve gururla “Rize-Fındıklı” der..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, Rize’ye giriş anından itibaren gördüğümüz korkunç manzara – çirkinlik abidesi 12-20 katlı koca apartmanlar ve Karadeniz otobanının şehire giriş yoncası Rize’yi abartısız çirkinleştirmiş. Otobanın altı da hal gibi sebze-meyve pazarı olmuş, her yer çer çöp.. Rize limanı -Riport yine hemen şehrin içinde kalmış. Benim 17 sene önce gördüğüm Rize nerede? Hani annemin bana zorla sahildeki çay bahçesinde çay içirmek istediği yerler nerede? Bugünlerde Rize denize küsmüs desem yalan olmaz. Sırtını dönmüş, sahili adeta görmek istemiyorlar. Şehir planlamasız büyümüş besbelli. Çirkin, ama çok çirkin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hayal kırıklığını aştıktan sonra, otele yerleşip şehire iniyoruz. Rize çok tutucu bir şehir. Halkın kıyafeti ilk gösterge. Biz “dindar cumhuriyetçiyiz” diyorlar açık açık. Ramazan burada son derece ciddiye alınıyor. Odamızın tavanında kible yönünü gösteren bir ok var ki; Kuveyt, Bahreyn dahil diğer müslüman ülkelerinde bile görmediğim bir uygulama!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İftardan önce ya da sonra yemek yeme ihtimalini aklınıza bile getirmeyin.. Cumhuriyet Caddesi üzerindeki, meydana çok yakın, Bekiroğlu Lokantası’nı Rize’li bir arkadaşımız tavsiye etmişti. İftardan 20 dakika önce gidiyoruz, bizi aile salonuna oturtuyorlar. 5 dakika içinde nerdeyse tüm masalar doluyor, alt kattaki damsız erkeklerin bulunduğu salon da doluyor, yukarlardaki aile salonlarında boş yerler hala var, ama lokantacılar erkeklerin aile salonuna çıkmalarına izin vermiyor! Mümkün değil yanlız bir erkek aile salonunda otursun!! Küçük çapta kültür şokuna adapte olmaya çalışıyoruz. Top patlayınca, Allah kabul etsin deyip, kurufasulye pilavımı kaşıklıyorum! Üstüne de sütlaç! Ohh, feci lezzetli.. Buraların milli yemeği kurufasulye, koca etli taneli fasulyeler, koyu kıvamlı pastırmalı domates sosu içinde servis ediliyor. 2 kişi sadece 24 YTL ödüyoruz. Bedava! Bekiroğlu’ndan yarım saat sonra ayrıldığımızda, nerdeyse müşteri olarak tek biz kalmıştık, garsonlar bile yemeğini yemiş, ocak üzerindeki yemek tepsileri kaldırılmış, dükkanı kapatmaya hazırlanıyorlardı!! Dışarı çıktığımızda, diğer restaurantlar kapanmıştı bile! Rize’de iftar zamanı sadece yarım saat açık kalan, sonra tekrar kapanan restaurantlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çay içecek yer bulmak da kolay olmadı. En sonunda meydandaki bakkala danıştık, bize han içinde bir çaycı gösterdi de, allah razı olsun ayak üstü bir bardak içebildik..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 6’dan sonra ise Rize’de gece hayatı noktalandı. Otele dönmekten başka yapacak birşey yok!! Otel lobisinde kesintisiz çay servisi varmış meğer, boşuna çay içeceğiz diye acı çekmişiz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buralarda çay süzgeci kullanılmıyor, içinde çöpü ile servis yapılıyor.. Karadeniz usülü böyleymiş meğer!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31 Ekim Pazartesi: Rize-Fırtına Vadisi-Ayder Yaylası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otelimizin üst katındaki “apartman manzaralı” kahvaltı salonunda bol bol resim çekip çok eğlendik. Nasılsa tepeler hala yeşillik kalmış..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hedef Rize’nin tepesine hakim konumundaki Çaykur’un Ziraat Çay ve Botanik Bahçesi. Meydandaki Atatürk heykelinin karşı sokağından, yine apartmanlar arasındaki asfalt yoldan tırmanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çaykur’un bahçesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ziraat mühendislerinden Zihni Derin’in bir büstü var. Zihni Derin, Karadeniz iklimine uygun bulduğu için çayı Türkiye’ye ilk getiren kişi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarısı, Rize’ye inat yemyeşil. Seralar çay araştırmasına ayrılmış. Çay, çalı gibi görünüyor yakından bakınca. 2 farkla, yaprakları geniş ve kenarları tırtıklı. Yemyeşil yaprakları, bembeyaz çiçeği güzelleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırada, Rize kalesi var. Riport’un üstünde yükseliyor gibi. Cenevizlerden-Osmanlılara kadar sınırları genişletilerek eklemelerle kullanılmış. Surlar eskiden denize kadar iniyormuş. Kale, 2003 yılında çok büyük onarım görmüş, şimdi çok az yeri gerçekten eski görünüyor! Kalenin üzerinden, kenti tepeden son kez izliyoruz. “Serender”li çok güzel bir çay bahçesi de yapmışlar kale içine, ancak bugünlerde yine Ramazan dolayısıyla, ocağında çay demlenmiyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel sarı bir konağı Atatürk Evi’ne dönüştürmüşler. Bir tek Gülbahar Cami ile İkizdere üzerindeki camileri gezmeyi atlıyoruz. Bir dahaki sefere diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafayı taktık, şehir meydanındaki Tourism information’ı yeniden deneyeceğiz. Ancak yine kapalı, alternatifi Valilik imiş! Aklınızda olsun, Rize, gelişen Kaçkar Turizmi sayesinde çok şık broşürler bastırmış. Valilik Binasının en üst katından broşür ve bilgi alınabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine hemen meydanda, Valilik’in karşısında, yöresel kırmızı keşanların satıldığı bir mağaza var. Buradan Rize bezleri hediyelik eşya işini çözebilirsiniz. Çaykur Rize Spor ile ilgili flama dışında taraftar ürünü satılmıyor, boşuna aramayın! Sadece maç günleri stad etrafında satılırmış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kale yolu üzerindeki “Kale market” en iyi marketlerinden biri. İçinde yok yok. Yola çıkmadan market alışverişimizi yapmayı unutmuyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolumuz uzun. Çayeli-Pazar-Ardeşen üzerinden Çamlıhemşin, oradan da Ayder Yaylasına çıkacağız. Ayder Yaylası, SİT alanı ilan edilen Fırtına Vadisi’nin içinde yer alıyor, ve Trans-Kaçkar parkurunun başlangıç ya da bitiş noktası olma özelliğinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündoğdu girişinde konaklar devam ediyor. Çayeli’nde 3 yıldızlı şık bir Grand Çavuşoğlu Hotel bulunuyor (Tel: (464) 532-5348). Konaklama için kesinlikle alternatif olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buralar Mesut Yılmaz’ın memleketi. Her yerde, pırıl pırıl 32 dişini gösterdiği gülümseyen resmi karşımıza çıkıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar’da pazara denk gelmek çok esprili oldu.. Elimizdeki kamerayla, herhalde tüm pazarın maskotu olmuşuzdur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazık ki, çok yakın zamana kadar deniz içinde yüzen güzelim Pazar Kızkulesi, şimdilerde otoban yüzünden yol kenarında kalmış, çekiciliğini tamamen yitirmiş.. Karadeniz otobanı kurbanı olan enkaz yerlerden biri haline dönüşmüş. Neyseki, yer yer açılan yerel davalar nedeniyle, mesela Fındıklı’da otoban çalışması başlayamamış. Ana projeye göre, Sarp’a kadar sahil doldurulup, otoban inşa ediliyor. Dere yataklarından taşlar toplanıyor, kayalar dinamitlenip parçalanıyor, birkaç şeritli yol uğruna bütün sahil dolduruluyor.. Adeta Karadeniz’in GAP projesi gibi olmuş. Daha fazla ticaret uğruna kimbilir hangi değerlerimizi kaybediyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazım Koyuncu’nun Viya! albümü içine döktürdüğü metni okurken, kendisini bir kez daha rahmetle anıyorum :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEREYE????&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Artvin ve Bergama’da siyanürle altın arama belası, Akkuyu’da nükleer santral, Gökova’da termik santral, Fırtına Vadisi’nde hidrolik santral.. derken şimdi de –ki aslında çok zaman önce başlayan- Samsun-Sarp Sahil Yolu Projesi. Bu proje kapsamında yok edilen ve durdurulamazsa tümüyle yok edilecek olan sahillerimiz ve çocukluğumuz ve geleceğimiz ve tarihimiz ve.... YAŞAM!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan hayatının hiçe sayıldığı, kendinden olmayanın değersiz görüldüğü, barışın ve kardeş- liğin önemsiz sözcükler, insanın en değersiz şey olduğu ülkede yok olan sen, yok olan ben, yok olan sevgi, yok olan zaman, yok olan insan, yok olan... YAŞAM!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardeşen kocaman bir şehir olmuş. Rize’de bile bu kadar trafik lambası yoktu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayder Yaylası yolu Ardeşen’den içeriye. Fırtına Deresi bir sağda, bir solda yanımızdan hiç ayrılmıyor Ayder’e kadar. Çamlıhemşin’den yol ikiye ayrılacak, soldan Ayder 17km, sağdan da Zilkale 13 km, Çatköy 28km. Baştan söyleyeyim, Fırtına Vadisi ve Kaçkarlar başlı başına ayrı bir 10 günlük program, Ayder Yolu dışında kalan tüm noktaları daha sonra Kaçkarlar’a geldiğimizde keşfedeceğiz.. Sırf Fırtına Deresi üstündeki köprülerinin hakkını vermek bile ciddi bir zaman gerektiriyor! Bu bölgenin sunduğu güzellikler öyle çok ki, 10 kmlik mesafeyi bile yarım günde alabilirsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepeleri sis bulutları içinde kalan Fırtına Vadisini çevreleyen orman nefesimizi kesiyor. Doğada görebileceğimiz her renk birarada önümüzde inanılmaz bir görsel şölen sunuyor. Fırtına Deresi, sanki dere gibi değil, Çoruh nehri gibi deli ve vahşi akıyor.. Azgın su beraberinde taş toprak, ne varsa götürüyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşımıza ilk çıkan taş köprü Timisvat Osmanlı Taşkemer Köprüsü. Osmanlı Alabalık hemen yanında. Mola vermek için ideal bir yer. Bütün masaları dere ve köprü manzaralı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köprüköy’deki Osman Tatoğlu Doğa Sporları Kamp Eğitim Merkezi dikkatimizi çekiyor. Bundan sonra rafting, dağ sporları, yayla turizmi gözümüze çok aşina olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağraft, Türkü Turizm Outdoor Sports (www.turkutar.com) , Dastavi Turun (Memo 533.341-6270) unimog arabaları yolda gördüğümüz izlerden bazıları..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asma köprüleri de es geçmek mümkün değil. Çoğunun tahtaları eksilmiş, sanki ağzında dişi olmayan ihtiyar ve yorgun insan gibi salınıyorlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çamlıhemşin’den sonra Mikron Köprüsü, Kavak Köprüsü, Kale (Hala) Köprüsü yörenin diğer önemli 18-19 yy. köprülerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayder’e varmadan önce Milli Park girişi bulunuyor. Gişe kapalı. Zaten bizim dışımızda da kimsecikler yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemyeşil yaylaya vardığımızda, önce yılın 12 ayı açık olan Haşimoğlu Hotel’e yerleşiyoruz. Kişi başı 35YTL, kahvaltı ve akşam yemeği dahil fiyat veriyorlar! Haşimoğlu buraların ağası gibi her yeri ele geçirmiş, Ayder kaplıcalarını, ve koca bir restaurant daha işletiyor ayrıca. Otel, yolun altında, sağ tarafta kalıyor, dikkat şelale gürültüsü rahatsız edebilir! O kadar doğanın içinde bir yer! (www.ayderhasimogluotel.com, Tel: (464) 657-2037)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava iyice kararana, ve sis çökene kadar yaylada dolaşıyoruz. Akşam, şömine önünde yine kurufasulye pilav.. Plazma TV’de de bayram eğlenceleri..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle bir yerde, tanrıya yakın olduğumu hissettiğim bir noktada, bu dağ başında, ana haberleri izlemenin ne kadar gereksiz olduğunu o akşam anladım! İstanbul’daki yol çalışmaları ve trafik sorunu, İstanbul’daki bayram alışverişleri, araba satışlarının patlaması, benzine gelen zam.. vs. vs. Burada bunların hiçbirinin önemi yok..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksijen zehirlenmesine uğruyoruz herhalde, gözkapaklarımızın dayanılmaz ağırlığına erken saatlerde yenik düşüyoruz.. Yazın olsaydı, Nazlı Çiçek’teki “Horon”lu Ayder gece hayatına akardık belki, kimbilir.. Yine yazın geldiğimizde, bir gece o sevimli Çağlayan Otel’de kalacağız, defterime yıldızlı not düştüm. (Emin Sarı, Tel : 657-2073)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trans-Kaçkar Turları için Ogzala bu işin kesinlikle 1 numarası.. Artvin Yusufeli’nden başlayan 1 haftalık program Ayder’de son buluyor.. (Detaylar için www.ogzala.com)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Kasım Salı: Fındıklı-Artvin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şömine karşısında kapsamlı bir kahvaltıdan sonra, Ardeşen’e aynı yoldan gerisin geriye dönüyoruz.. Yine manzara enfes, Fırtına Deresi gürül gürül akıyor. Yemyeşil çay teraçalarının tepesine boyama kalemi ile kondurulmuş gibi duran beyaz dağınık yerleşimli evler, göğe yükselen beyaz minareler, taş ve asma köprüler, metrelerce uzayıp giden çay teleferikleri, şelaleler, mısır koçanı kurutulan “serender”ler etrafımızı çevreleyen silüetin sadece birkaç detayı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fındıklı- Ertüm 16 sene önce geldiğinde gördüğü, kısa bir yaz tatilinde yaşadığı Fındıklı’ya ait pek az şeyin izini bulabildi.. Bol fotoğraf çekildi, anılar yad edildi, ve yola devam edildi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fındıklı, Lazca’nın gündelik hayat içinde ağırlıklı aktığı bir yer. Burdan ötesi artık Laz. Çoğu dükkan tabelaları Lazca mesela.. Rize’nin tutucu görüntüsünden sonra, içinde disko ve birahanelerin bulunduğu oldukça modern bir yer! Fındıklı’nın bir özelliği daha var, otobanı kabul etmedikleri için, girişinde yol yapımı bitiyor. Anlayacağınız, Karadeniz sahili boyunca yegane sahil kenarında oturulup, deniz keyfi yaşanabilen biryer olarak kalmış Fındıklı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolumuz daha Artvin’e kadar çok uzun. Hava kararmadan Artvin’de olmalıyız.. Yola devam..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arhavi-Hopa arası 3 şeritli gidiş-gelişli dümdüz bir yol. Çok rahat. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hopa, Gürcü ticareti nedeniyle, inanılmaz gelişmiş. Oteller, okullar, restaurantlar.. Sokaklar kalabalık.. Garaja uğrayıp, ertesi gün Sarp Sınır Kapısına nasıl gidebileceğimizi öğrenmemiz lazım. Neyse, çok kolaymış. Arada sıkça işleyen dolmuşlar var..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borçka yolu, bildiğimiz gibi hala bol virajlı, bol manzaralı. Gürcistan sınırı içinde kalan karlı Kafkaslar tepeleri bir yandan, öte tarafta Hopa sahili ayaklarımızın altında..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;690 metredeki Cankurtaran Geçidi, yine fotoğraf çekmek için tüyler ürpertici bir nokta..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borçka’ya kadar 2 tane taş köprü geçiyoruz. Vanet Mevki’ndeki asma köprü yine çok sevimli.. Yine yollar tipik bir Karadeniz afetine yenik düşmüş, yer yer heyelan ve sellerin yıprattığı çökmüş yollara şahit oluyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borçka’ya vardığımızda artık Çoruh nehri altımızdan akmaya başlıyor. Zaten şehir de Çoruh etrafında dizili. Hayret, nehir o kadar azgın değil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borçka’dan Artvin’e 28 km. Neyseki zamanında geldik, hava kararmadan Artvin’de olacağımızı zannediyoruz!! Korkunç yanılıyoruz!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borçka Barajı’nı hiç hesaplamamıştık! Çoruh nehri üzerinde yükselen devasa hidroelektrik santrallerinden biri. “Siz buranın fotoğrafını çekesiniz diye yaptık” diyecek karar gurur duyuyorlar projeyle. Bittiğinde, yol Erzurum’a kadar gideceği için İç Anadolu’nun önemli bir kapısı olacak. 6 senedir yapılıyor, 1 sene sonra faaliyet girecek. Baraj inşaatı bitmiş, ancak barajla birlikte eski yol sular altında kalacağı için üstten giden yeni yol güzergahı yapılıyor! Ama ne yol! Tam 26 km boyunca, yer yer yeni dinamitlenip açılan yollardan, yer yer baraj gölü içinde kurulmuş geçici toprak yollardan geçiyor yol. Yolda dinamitleme çalışmaları devam ettiği için, Artvin yolu ara ara trafiğe kapatılıyor. “Bir an önce gidin, yol çok kötü” diye uyarıyor, barajın şantiyesinde konuştuğumuz yöneticiler.. Yine bir Karadeniz cilvesi, Karadeniz’de her çeşit sürprize açık olmak lazım, ne zaman nerde karşımıza ne çıkacağı hiç belli olmuyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artvin’le ilgili buraya bir parantez açmam lazım. Artvin ve civarını hakkıyla gezmek için en az 1 haftalık program gerekiyor. Yine çok seneler önce buralara geldiğimde, Artvin’deki Fransız turistlerin Kaçkar programına hayranlıkla bakakalmıştık, Türkiye’de bulunmayan haritalar ellerinde vardı ve planları motorla Erzurum’a geçmekti.. O zaman ellerindeki dokümanlardan etrafın sunduğu zenginlikleri, Gürcü köy ve kiliselerinin varlığından onlar sayesinde haberimiz olmuştu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün gelinen nokta, Artvin, artık Karadeniz dendiğinde akla gelen en önemli noktalardan biri. Kaçkar turları ve rafting üssü Yusufeli, İsviçre Alpleri’ni anımsatan Şavşat, Gürcistan sınırındaki cennet Macahel, tüyler ürpertici kanyonuyla ünlü Ardanuç. Berhal, Dörtler, İşhan, Hamamlı, Yeni Kabat, Tibeti, İbrika kiliseleri, Porta Manastırı, yüzlerce yaylalar ve göller, farklı zorluk derecelerinde doğa sporları yapma imkanı veren; bölgenin sunduğu zenginliklerden bunlar sadece birkaç ipucu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağırlıklı, Temmuz 2. haftasonundan başlayıp, Ağustos 3. haftasonuna kadar her hafta farklı bir yerde festival bulunuyor. Meşhur boğa güreşlerini festivallerde izlemek mümkün..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölge ile ilgili bilgi almak için Artvin’deki Otel Karahan’ın sahibi Yavuz Karahan’a başvurulabilinir! Kendisi çok meraklı, sormasanız bile anlatacaktır.. www.iskenderoglu.net ; Artvin üzerine yazılmış çok detaylı bir kitabı bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artvin, Çoruh nehrinden 500 metre yüksekliğe kurulmuş miniminacık bir şehir. Hiç düzlüğü yok. Tüm şehir bir tepenin yamacına kurulmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava karardıktan çok sonra varabiliyoruz Artvin’e. Otel Karahan (İnönü Caddesinde. Tel: (466) 212-1800, single 40/double 50 YTL), küçük tadilatlara rağmen, artık çok yaşlanmış, ama mutfağı formundan hiçbirşey yitirmemiş! Leziz bir alabalığı resmen yutarcasına yiyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artvin’de herkes okuyor, okuma oranı en yüksek ilimizden biri. Okuyan sonra büyük şehirlere göç ediyor. Bu mini şehirde bile 2 tane yüksek öğrenim okulu bulunması dikkatimizi çekti.. Her evde mutlaka bir uydu anteni bulunuyor. Otel Karahan’da bile 600 kanal çekiyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam küçük bir şehir turundan sonra, FB-Milan maçı lobide izleniyor, bir yandan da Gürcistan’la ilgili internetten bilgi toplamaya çalışıyoruz. Ancak, yazılanların çoğu eski, hala ne kadarı güncel emin değiliz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Kasım Çarşamba: Sarp-Batum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabaha doğru, bizim için Artvin’e gelen şöföre arabamızı teslim ediyoruz. Artık bundan sonra yayanız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10:30 Hopa-Arhavi minibüsüyle, Petrol Ofisi’nin dibindeki terminalden hareket ediyoruz. Arabaya binmeden önce yine turist damarımız tuttu, karşı tepeleri, Artvin kalesini ve sokaklarını fotoğraflamayı unutmadık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26 km’lik kocaman şantiyeyi tekrar gerisin geri gidiyoruz, ama bu sefer bu yolu gide gele uzman olmuş bir şöförle. Ford minibüsümüz, bu kadar çukur dolu yolda tek bir çukura bile isabet etmeden saatte 60km hız ile gidiyor.. Virajlara dayanamayıp, kusanlara poşet servisi bile temin ediyor.. Servis müthiş!! Yol uzun, şöförle muhabbet başlıyor, kardeşinin Çapa Tıp okuduğunu, memleketine hizmet için Şavşat’a dönüp doktorluk yaptığını hayretlerle dinliyoruz.. Sarı şeritli asfalt yola çıktığımızda, Borçka’yı çoktan geride bırakmış oluyoruz.. İsim yerine numaralandırılmış köprüleri bir bir geçiyoruz. Doğu Ladin ve gürgen ormanlarının arasında müthiş keyifli bir yolda başımız adeta dönüyor.. Nerdeyse göz açıp kapayıncaya kadar Hopa’ya varıyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artvin’e giden 3 otobüs firması var : Lüks Artvin, Yeşil Artvin Express ve Prenskale. Hopa’dan sonra da Ulusoy her noktada var. Zaten Ulusoy, buraların dolmuşu gibi çalışıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hopa’dan Arhavi’ye devam etmesi gereken minibüsümüzün kalan yolcuları Mustafakemalpaşa ve Sarp olduğu için, sınır kapısına kadar aynı araçla devam edeceğiz. Hopa Termik Santralı, plajlar, yola akan şelaleleri, askeriyeyi geçiyoruz. M.Kemalpaşa içindeki taş köprü ve pazarın içinden geçiyoruz. Bayram alışverişi tüm hızıyla devam ediyor. Ne kadar erkek varsa hepsi sokaklarda sanki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarp Sınır Kapısına birkaç km kala, uzun uzadıya giden TIR ve Mercedes kanvoyunu görünce şoke oluyoruz. Açıkçası sınır trafiğinin bu kadar yoğun olmasını beklemiyorduk!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artvin-Sarp arası yolculuğa pazarlıkla 3 kişi toplam 35 YTL ödüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürüyerek Sınır Geçmek – Tarifsiz bir duygu! Kuyrukta işlem sırası bekleyen tüm araçları sollayıp, elimizi kolumuzu sallayarak gümrük binasına dalıyoruz. Damgalarımızı tamamladıktan sonra ver elini Gürcistan! 15 adım sonrası artık Gürcistan’dayız!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vize, sınırda alınabiliyor, ücreti 15 USD. Gürcistan’ın kendi para birimleri Lari (GEL), GEL’in 100’de birine Tetri deniyor. Merkez bankası kurlarına göre; 1 GEL= 1.34 YTL ya da 1 GEL = 1.834 USD. Şehir içinde USD bozdurabileceğiniz döviz bürosu işlevi gören yerler sıklıkla karşınıza çıkacak, ancak kur 1 GEL = 1.78 USD. USD en az GEL kadar kabul görüyor, o yüzden yanınıza bozuk USD almak çok faydalı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatler, normalde 1 saat ileri. Ancak, yaz saati uygulaması yapmıyorlar, bu nedenle Türkiye arasındaki saat farkı 2’ye çıkmıştı biz gittiğimizde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 milyonluk nüfusun %65’i Gürcü Ortodoks, %10’u Rus Ortodoks, %8’i Ermeni ve %11’i Müslüman. Lazca, Gürcü dilleri topluluğundan geliyor. Bu nedenle Lazlarla Gürcüler aralarında çok iyi anlaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınırın öbür tarafında Sarp’in ikiz kardeşi Sarpi köyü bulunuyor. 1921’de köy ikiye bölünüyor. Türkiye tarafının aksine, hemen sınır kapısının ötesinde, çay bahçeleri, futbol sahasında oynayan çocuklar, okul, dükkanlar bulunuyor. Hayat gayet normal akışında devam ediyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarpi-Batum arası 15 km. Sınırdan Tiflis’e kadar Ford minibüsler dolmuş yapıyor. Gürcülerin turist görmeye alışık olmadığı her halden belli. Çat pat Türkçe konuşan dolmuş şöförümüzün G.O.R.A şapkası pek sevimli! Başka dolmuş yok, dolana kadar bekleyeceğiz, şöförle pazarlık yapıyoruz, kazıklandığımızı biliyoruz, ancak 3 kişi 5$’a kadar iniyor, daha da fazla inmiyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk izlenimler :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• E plakalı Mercedes’ler. Türkiye üzerinden Gürcistan’a bu kadar yoğun Mercedes girişine zaten anlam veremedik, hem de hepsinde E plaka olunca acaba nedir olduk. E plaka ile geçici plaka alarak, sınırdan geçiriyorlar, ve bu yoğun kaçakçılık ticaret ağının sadece bir parçası...&lt;br /&gt;• Ticaret – Karadeniz’liler Gürcüleri besliyor! Şaka değil, çuvallar dolusu un (un hayatlarında çok önemli- neden daha sonra anlatacağım), giyim, aklınıza gelebilecek herşey Türkiye’den gidiyor! Dolmuşlar servise Trabzon’da giriyor mesela, taksilerde bizim “Taksi” yazan plakalar kullanılıyor.. Kendinizi evinizde gibi hissedin!&lt;br /&gt;• Türkiye’den Gürcistan’a geçen turist yok! Turist görmeye alışık olmayan millet, hep nerelisiniz diye sorar. Aldıkları cevabı duyunca daha da şaşırıyorlar! “Burdan herkes İstanbul’a gitmek istiyor, siz neden buralara geldiniz ki??!!” sorularına sıkça muhattap oluyoruz..&lt;br /&gt;• Türkçe konuşulmuyor!! Doğu Karadeniz boyunca gidip gelen Gürcü nüfusundan ümitlenip, bu taraftaki insanların en azından basit Türkçe kelimeleri anlamasını bekliyorduk.. Nerde! İngilizce de yok. O zaman vücut dilinize güveneceksiniz!&lt;br /&gt;• Pazarlık yapmaya alışın. Düzgün yerler hariç, hep sözle fiyat aldığımız yerlerde pazarlık yaptık. 2-3 Tetri cebimizde kaldıysa ne ala!&lt;br /&gt;• Futbol buralarda da önemli.. Sınırdan itibaren çim futbol sahalarına imrenerek baktık.. Halı saha diye birşey yok, hep doğal çim sahalar.. Çocuklar futbol hastası..&lt;br /&gt;• Geride bıraktığımız Karadeniz’e inat Batum’a kadar tüm sahil plajlar ve düzlük.. Meğer bizim Çoruh nehri Batum’da döküldüğü için, alivünyon bırakmış buralara. Kafkaslar, hemen sahilin dibinden başlamıyor. Karadeniz’de bu kadar düzlük alan görmek şaşırtıcı..&lt;br /&gt;• Hayatın içinde kumar – kısa yoldan zengin olma dürtüsü. ATM makinaları gibi ayak üstü kumar oynanan makinalar sokaklarda.. Ayrıca, internet cafeler gibi bilgisayarla oynanan kumar odaları da bulunuyor. Futbol bahisleri de çok önemli. Batum’da gördüğümüz aşağı yukarı tüm genç erkekler bu salonları dolduruyorlardı..&lt;br /&gt;• Ahh kadınlar olmasa naparlar?! Çalışan kesim sadece kadın. Bahçesindeki meyveleri bile şehre getirip satan kadın, restaurantlarda sadece kadın çalışıyor, çalışamasa bile mutlaka sokakta satacak birşey buluyor. Muz, çekirdek (küçük siyah çekirdekleri var, bardak ölçüsüyle satıyorlar), börek-çörek, Türkiye’den giden herhangi bir ürün, kısaca ne buluyorlarsa satıyorlar..&lt;br /&gt;• İçki. Gürcü şarabı meşhur, ama biz halkın hiç içtiğini görmedik. Hep vodka, hep vodka.. Erkek erkeğe kurulan vodka masalarında derin muhabbetler dönüyor..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-2034933467336399648?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/pontosun-izinden-dou-karadeniz-grcistan.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-6272295118160977640</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:32:13.897+03:00</atom:updated><title>Adriyatik kıyılarında : Yunanistan, İyonya Adaları</title><description>&lt;table width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top"&gt;&lt;h1&gt;Adriyatik kıyılarında : Yunanistan, İyonya Adaları&lt;/h1&gt;&lt;/td&gt;    &lt;td align="right" valign="bottom"&gt;     &lt;br /&gt;&lt;/td&gt;   &lt;/tr&gt;  &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;                                  &lt;table width="100%"&gt;             &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;                 &lt;td&gt;&lt;h2&gt;Adriyatik kıyılarında : Yunanistan, İyonya Adaları -  (16.8.2008)&lt;/h2&gt;&lt;/td&gt;                              &lt;/tr&gt;         &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;          Adriyatik kıyılarında : Yunanistan, İyonya Adaları&lt;br /&gt;Kerkyra (Korfu) -Paxi (Paxos) -Andipaxi (Antipaxos)&lt;br /&gt;17-28 Temmuz, 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırt çantamı bu sefer yaz tatili için topluyorum. Şort, bikini, flip flop terlik ve güneş kremi varsa, tamamdır. Yunan topraklarına geri gidiyorum, kalbim her seferinde pır pır atar, sanki memleketime geri kavuşuyorum gibi gelir her gidişimde. Bana o kadar yakındır ki bu tembel Yunan ruhu. Severim; doğaldır, gevşektir, rahattır, keyiflidir, bol muhabbetlidir, sanki bizim Ege'li ruhumuzun bir uzantısıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin bir hayat hikayesi vardır. Anlatacakları hep çok şeyleri vardır. Bazen aralarında nefes almadan saatlerce konuşurlar, hep merak ederim bu kadar konuşacak bol neleri olabilir diye... Buralarda hayat o kadar yavaştır ki, nerdeyse hiç akmaz, sakin ve kaliteli bir hayat vardır. Para kazanma hırsı göremezsiniz. Olsa da olur, olmasa da prensibiyle yaşarlar. İnançlıdırlar, din çok önemlidir, nerdeyse her köşe başında bir kilisesi vardır, boyunlarında haç hiç eksik olmaz. Kaygı yok, stres yok, telaş yoktur bu taraflarda... Bu topraklara adım attığınızda, şehirde alıştığımız telaşlı hayatı da beraberimizde getiririz, geri bırakmak başta zor gelir, ama bir kere teslim oldunuz mu, bu tembellik ve uyuşukluk size de yapışır kalır....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan'ın Adriyatik tarafında, Akdeniz'in en iyi plajlarının bulunduğu İyonya (Yanya) adaları bulunuyor. Bunlar kuzeyden güneye doğru, sırasıyla : Corfu, Paxi, Andipaxi, Kefallonia, Lefkada, Ithaca ve Zakynthos. Bu taraflar hala bozulmamıştır, 'paketlenmiş' turizm belli bölgelerdedir, doğa o kadar bakirdir ki, buralardaki kum sahiller karetta karetta'ların en önemli üreme noktasıdır. Yelkenli teknelerin en sevdiği parkurlardır biridir bu denizler. Mavi bayraklı sahillerdir buralar, denizin mavi tonu Karayipler'i andırır. Kefallonia adası, “Captain Corelli's Mandolin”e film seti olmuştur. Zakynthos'un meşhur 'batık gemi' koyu, nerdeyse tüm diğer Yunan Adalarının turizm elçisi olmuş, poster ve broşürlerde mutlaka en baş köşede yerini alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de buralarda şaşırtıcı derecede İtalyan'lık vardır. Çok enteresandır ki, tarihe kanlı bir şekilde geçen barbar Osmanlılar imajımızı bu taraflarda da parlatmaktan geri kalmamışız. Barbaros Hayrettin, bölgede daha önce uğradığı yenilgi karşısında intikam yemini ile 1537'de tekrar buralara gelip kuşatmaya çalışmış. Ancak Corfu'yu ele geçirememiş. Yerine, hırsla Paxi'ye gelmiş, her yeri yakıp yıkmış, keza adada nerdeyse yaşayan bir nüfus kalmamış. Bu nedenle, bu bölgede izini bıraktığımız bir Osmanlı kültürü yok. Venedikliler'in 411 yıl sınırı içinde bulunan bu bölgede ciddi bir Venedik DNA'sı var. Hala bozulmamış. Venedikliler, Bizans yapılarının üzerine, daha bir ihtişam kondurmuşlar. Bu nedenle bu bölge, Ege ve Akdeniz'deki diğer Yunan adaları arasından kendini sıyırıyor. Bildiğimiz mavi/beyaza boyalı Yunan topraklarında değiliz sanki. Yüksek tavanlı, çok katlı evler; sarı badanalı ve yeşil pancurlu. Hayatımızda yediğimiz en güzel makarnayı, en iyi şarabı, en güzel pizzayı buralarda yedik-içtik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buralara adım atmadan önceki hedefimiz en az 3-4 adam akıllı adaya gitmekti. Ege'de yaptığımız gibi hoplaya zıplaya bir adadan öbürüne konacaktık. Keza, buralara vardıktan sonra, plan tamamen değişiverdi. Corfu o kadar büyük bir ada ki, 4 günde bitiremeyince, ehh bari Kefallonia'ya kadar gidelim diye planımızı gözden geçirdik. Paxi ve Andipaxi'ye mutlaka gidecektik. Turkuaz plajlar buralarda. Ayrıca, tüm Yunan adaları içinde en gözde adalardan biri olarak ünlenmiş durumda. Paxi'den Kefallonia'ya tek ulaşım ise ana kara (Igoumenitsa) üzerinden, dip dibe 2 ada arası ulaşım nerdeyse 12 saat alıyor. Bir de dönüşü var! Kısacası, adalar arası ulaşım o kadar kolay değil... Çok zaman ve para gerekiyor... Bu durumda biz de hoplamadan zıplamadan, sakin Yunan hayatına ayak uydurduk, masmavi sularda balık gibi yüzdük, zeytin ağaçları arasında konakladık, cırcır böceklerini dinledik, küçük balıkçı köylerinindeki samimiyeti, yemyeşilliği ve bozulmamışlığı doya doya yaşadık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-6272295118160977640?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/adriyatik-kylarnda-yunanistan-iyonya.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-5340477720461833540</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:30:22.057+03:00</atom:updated><title>Pennsylvania</title><description>&lt;p&gt;Amerika’nın doğu eyaletlerine gelen pek cok kimseden hemen hemen aynı yakınmayı işitirsiniz. Bu ülkede hiç dağ, tepe yok mu, her yer hep böyle düzlük mü? Hakikaten, New Jersey, Maryland, Virginia ve New York dolaylarında ne bir yükselti ne de bir tepe görmeniz imkansızdır. O yüzden dağ yürüyüşü vb. hobileriniz varsa yasayacağınız eyaleti seçerken bunları göz önünde bulundurmalısınız.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bizim gibi, memleketin dört bir yanı sıradağlarla çevrili bir ülkenin insanı şöyle etrafına baktığında karlarla kaplı yüce dağlar görmek istiyor zaman zaman. Hatta, Baltimore’da bir Koreli arkadaşım bu ülkede en cok dağda kamp kurmayı özlediğini söyler dururdu.&lt;br /&gt;Peki durum bu kadar çaresiz mi? Elbette hayır. Az önce sıraladığım eyaletlerde her ne kadar herhangi bir yükselti bulamasanız da Pennsylvania eyaleti’nde bu hasretinizi giderebileceğiniz pek cok seçenek mevcut. Sırayla bu doğa güzelliklerinden söz etmek istiyorum.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a href="http://compir.seyahatblog.com/files/2008/03/amerikacompir.jpg" title="amerikacompir.jpg"&gt;&lt;img src="http://compir.seyahatblog.com/files/2008/03/amerikacompir.jpg" alt="amerikacompir.jpg" width="500" height="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Güney-doğu Pennsylvania’da yasayanlar ya da bu bölgeye yakin olanlar için ilk alternatif Pocono dağları. Yaklaşık olarak Penssylvania’nın merkezinde bulunan bu bölge, kisin kayak turizmi için yazın da kamp yapmak için oldukça tercih edilen bir ilgi merkezi. Bu bölge hakkında bilgi almak, gezip görülecek yerleri yakından tanımak ve kalınacak yerlerin listesini almak için Pocono Mountains web sayfasını ziyaret edebilirsiniz.&lt;br /&gt;Pennsylvania, doğa güzellikleriyle özellikle de birbirinden güzel golleriyle adeta bir Türkiye’nin göller yöresini çağrıştırdı bende. Özellikle, Pocono bölgesini geçip biraz daha kuzeye gittiğinizde, yamaç üzerine kurulmuş bir şehir görüntüsünde olan Scranton ve civarındaki irili ufaklı göller, yol kenarından akan dereler, Amerika’da ender rastlayacağınız köyler (village) insana bambaşka duygular yaşatabiliyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Örneğin, Amerika’nın köylerinin bile kendine has bir yerleşim düzeni olduğunu, çiftliklerin ve tarlaların arasında yükselen evlerin kalite ve estetik yönünden büyük şehirleri aratmadığını, benzin istasyonlarından tutun da WalMart’a kadar her turlu imkanın 5-10 mile kadar yakınlarda olması bu sözünü ettiğim farklılıkları gözler önüne seriyor.&lt;br /&gt;Scranton yakınlarında Lake Winola isminde bir köyden geçme fırsatım oldu. Golden ismini alan bu yerleşim yeri etrafı tamamen gole nazir evlerle çevrili sessiz sakin bir kasaba görünümünde. Öyle ki, gölün sadece dörtte biri kenarına arabanızı çekip güzelim manzarayı izlemenize olanak tanıyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://img125.imageshack.us/img125/4166/2005125049726339340rsan2.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" border="0" width="500" height="300" /&gt;&lt;/p&gt; Pennsylvania’dan söz açılmışken herhalde Penn’s Cave adındaki mağara ve hayvanat bahçesinin bulunduğu tabiat parkından bahsetmeden olmaz diye düşünüyorum. Eyaletin bana göre oldukça batısında kalan bu doğa harikası bana yine bizim Göller Yöresi’ndeki mağaraları hatırlattı. Eğer fırsatınız olursa bu taraflara yolunuz düşerse bu güzellikleri temasa etmekten geri durmayın derim.&lt;br /&gt;Pensylvania hakkında elbette daha bahsedilecek cok şey var, ama şimdilik ben yalnızca gördüklerimle yetineyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-5340477720461833540?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/pennsylvania.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-6562243209684414742</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:28:52.615+03:00</atom:updated><title>Çini Diyarına Yolculuk.....</title><description>&lt;p class="MsoBodyText" align="left"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;Çini Diyarına Yolculuk.....&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt; &lt;/span&gt; &lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoBodyText" align="left"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:78%;"&gt;Bu sene Uludağ’a mevsimin ilk karı erken düştü...Kışın soğunu biraz daha erken hissettik geçtiğimiz senelere göre ve yağmurlu bir haftayı geride bıraktık. Ve yağmurlu bir Cumartesi gününü, öyle ki Pazar günü gitmeyi planladığımız Kütahya gezimiz bile tehlikeye girmişti. Çini Diyarına yapacağımız yolculuğumuz sabahtan akşama kadar aralıksız süren yağmur sonunda yapılamama tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştı ta ki akşamüstü Bufsad üyelerimizle Ressam Şefik Bursalı resim galerisinde Tuğrul Çakar’ın dia gösterisi için biraraya gelmemize kadar. Gösteri sonunda herkes Kütahya gezisine gitmeye hazırdı, soğuğa ve yağmura aldıran yoktu. Herkeste ertesi günün güzel bir gün olacağı inancı vardı. Ve biz geziyi gerçekleştirmeye karar verdik. Sabah uyandığımızda gunumuzun aydınlık ve ışık dolu geçeceğine dair ipuçları vardı. Heyecanla buluşma noktasına vardık. Yola koyulduğumuzda günün ilk ışıkları yolumuzu aydınlatmaya başlamıştı bile. Güneş doğduğunda bizlerde Mezitler boğazında kahvaltımızı yapıyorduk. Mezitler boğazındaki doğa ve renk değiştirmeye başlamış örtüsü artık sonbaharın iyiden iyiye kendini hissettirmeye başladığının en önemli göstergesiydi... Bundan sonraki durağımız Çavdarhisar ve oradaki Aizonai Antik Kentiydi. Kütahya ya yaklaşırken porsuk nehrinin oluşturduğu baraj gölü kenarında Kütahyanın meşhur çini ustalarından Sıtkı Olçar’ın Seramik Evi adını verdiği&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;doyumsuz göl manzaralı yerde bir mola verdik. Çini diyarı yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlamıştı.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:78%;"&gt;Bize Anadolu topraklarında olduğumuzu hissettiren yol manzaraları ile vaktin nasıl geçtiğini anlayamadan Çavdarhisar’a varmıştık. Aizonai Antik kenti bizi görkemli ve aynı zamanda Anadolunun en iyi korunmuş tapınağı olan Zeus tapınağı ile karşıladı. Aizonai Antik Frigya uygarlığına bağlı olarak yaşayan Aizanitislerin ana yerleşme bölgesi olarak biliniyor. Gençliğinden beri Çavdarhisar’ın tek müze sorumlusu ve bekçisi olan Nazım amca bizim geldiğimizi görünce koşarak yanımıza geldi ve bize Aizonai hakkında bildiklerini bir bir anlatmaya başladı. Antik kentin geniş bir alana yayılmış olması ve vaktimizin darlığı sebebiyle, kentin sadece önemli bölümlerini gezme şansı bulduk. Nazım amcanın bizi heyecanla götürüp gösterdiği Hamam kalıntıları ve yer mozaiklerinden sonra Kütahya’ya doğru hareket etmenin zamanı gelmişti. Zira Kütahya’da da bizi bekleyen birçok yer vardı. &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:78%;"&gt;Kütahya’ya vardığımızda güneş şehri iyiden iyiye ısıtmaya başlamıştı. Öğle yemeğimizi yedikten sonra Kütahya sokaklarını arşınlamaya başladık. Eski bir mevlevihane olan ve sonradan camiye çevrilen Dönenler cami çok görkemliydi. Kütahyada padişah “Yıldırım Bayezıd” adına yapılmış tek cami olan Ulucami’de Bursamızın Ulucamisi ile boy ölçüşürcesine bizi bekliyordu. Kütahya kalesinin bulunduğu tepenin eteklerine doğru yürüyüşe geçtiğimizde hedefimiz Macar özgürlük savaşının önderlerinden Lajos Kossuth’un 1850-1851 yılları arasında Kütahya da konuk edildiği ve şu anda da müze haline getirilmiş evi ziyaret etmekti. Macar evi olarak ta bilinen müze Kütahya evlerinin tipik mimari özelliklerini taşıyan içinde Kossuth ‘ a ait eşyalar ile klasik Türk evine ait etnografik eserler teşhir edilen bir müze ev. Macar evinde&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;karşılaştığımız Kütahya Müze Müdürü Metin Türktüzün bize ev hakkında ve daha sonrada Çini müzesine kadar eşlik ederek eskiden imaret olan bina hakkında bilgiler verdi ve Kütahya şehri adına güzel bir misafirperverlik örneği gösterdi. Arkeoloji müzesi ve Çini Müzesi ise Kütahya ya gidildiğinde “görülmezse olmaz” yerlerden bence...&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:78%;"&gt;Kütahya şehrindeki turumuz Kütahya sokaklarında yaptığımız yürüyüş ile sona erdi. Kütahyanın eski çarşısından açık hava müzesi konumundaki geleneksel Kütahya evlerinin bulunduğu Germiyan sokağına doğru yaptığımız yürüyüş oldukça keyifli geçti. Hafızalarımıza ve fotoğraf makinalarımıza doldurduğumuz güzel anılarımızla Kütahya şehrinden ayrılma vakti artık gelmişti ama Kütahya ya gelmişken bir Çini atölyesini gezmemek olmazdı. Kütahya’dan ayrılmadan son durağımız Genç ortaklar çini atölyesiydi. Çininin ve seramiğin yolculuğunu izledik burada...&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:78%;"&gt;Hava kararmıstı ve Bursaya doğru yola koyulma vakti çoktan gelmişti.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style=""&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:78%;"&gt;Dolu dolu bir günden geriye kalanlar eminim ki bir gün karşımıza cıkacak fotoğraf karelerine yansıyacaktır...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-6562243209684414742?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/ini-diyarna-yolculuk.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-6399123817329235560</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:28:27.287+03:00</atom:updated><title>Bangkok</title><description>&lt;p&gt;21 Haziran 2005. En uzun gündüz, en kısa gece. Chau Phya ırmağının ikiye ayırdığı Bangkok kentinde, ırmağın öbür tarafında, Thonburi’de, bir odada geçiriyorum bu anlamlı günü. Mutfağı olmayan, ufak buzdolabı Lom Yai meyveleri ve 750 ml. standart plastik su şişeleri ile dolu bir stüdyo dairede. Tayland’da yemek ihtiyacının sokakta giderildiği ve Tay gençlerinin özgürlük olarak niteleyip tercih ettiği klasikleşmiş bir yaşam biçimi. Güney Doğu Asya’nın bu sıcak ülkesinde gün sokakta başlayıp sokakta bitiyor. İnsanlar sokakta, eşyalar sokakta, pazarlıklar ve sohbetler sokakta. Halkın yarısı sokakta yemek yapıyor, öbür yarısı da yiyor ve Siyamlılar dünyaca ünlü zengin Tay mutfağını sanki reddedermişçesine bu döngüyü komik fiyata ve kısa zamanda gerçekleştiriyor. İşte hayat tüm canlılığı ile yaşanırken sokaklarda, aşkı kokluyorum ben de odada; sürgülü balkon kapısı sıkı sıkıya kapatılmış ve en üst seviyeye getirilmiş klimanın buz gibi havası bu kokuyu dağıtmak istermiş gibi eserken. Ama bu koku, özellikle Pattaya’daki ucuz, kısa süreli ve geçim derdi kokan aşklardan çok daha farklı, çok daha eski.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://aycu13.webshots.com/image/49332/2003925621643627082_rs.jpg" alt="Free Image Hosting at allyoucanupload.com" border="0" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ufak odadaki büyük kültürel değişimin farkındayım. Sanki buraları ilk defa ben keşfediyorum, kayboldum, nerede olduğumu bilmiyorlar, geri dönemiyorum, dönmek istemiyorum. Halbuki daha bir gün önce Pattaya’da bir turisttim. Bangkok’un iki saat güneyinde Chon Buri’ye bağlı bu yerleşim yerinde tüm sesler birbirine karışıyordu; ta ki sahil boyunca yayılmış yüzlerce bahtsızdan biri kolunuzdan çekerek bunun bir rüya olmadığını göstermek için sizi dürterek uyandırana kadar. O an ne go-go barlardan tüm davetkarlığı ile çıkan çığlıklar, ne de turiste 10 bath, yerliye 5 bath ring seferi yapan taksilerin motor sesleri kalıyor etrafta. Sadece tüm gerçekliği ile Pattaya. Vietnam savaşında burada konuşlanan ABD denizcilerini eğlendirmek için kuzey Tayland’dan gelen çarpıcı, açık tenli Tay kızlarının başlattığı bir gelenek. Kuzey bahtsızlığının sonu ama güney bahtsızlığının başlangıcı. İstanbul’a dönmek için çıkıyorum odadan, bir sene sonra tekrar kapısını çaldığımda, kapıyı kimsenin açmayacağını bilmeden.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-6399123817329235560?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/bangkok.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-1019937003805174576</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:27:19.796+03:00</atom:updated><title>Krakov</title><description>&lt;p&gt;Krakov, Varşova’nın güneyinde, merkezî nüfusu 780 000 olan, yılda 7 milyon gibi önemli sayıda turiste konukluk eden, Polonya’nın hem en büyük şehirlerinden biri, hem de bir yandan 1596′ya dek Polonya Krallığının Başkenti olmasının izleri ve birikiminin , bir yandan çok genç bir nüfusa ev sahipliği yapmasının da etkisiyle ülkenin kültür, sanat ve bilim merkezi olarak adlandırabilinecek bir konuma sahip.&lt;br /&gt;Çok düzenli ve şık bir kent olan Krakov; Pazar Meydanı (Market Square) adlı ana meydana açılan sokak ve caddelerden oluşan büyük merkezindeki ulaşımın tramvayla sağlandığı, şaşırtıcı derecede az arabaya rastlandığı için insanın içini ferahlatan, ve yürüyerek hemen her yere ulaşılabilinen modern ve akıllıca kurulmuş bir Büyükşehir görüntüsü sergiliyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://aycu13.webshots.com/image/47692/2000334481180436784_rs.jpg" alt="Free Image Hosting at allyoucanupload.com" border="0" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Pazar Meydanı (Sukiennce)Opera Binası&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Pazar Meydanı; ortasında Sukiennce adlı ve bugün bir çeşit turistik kapalı çarşıya dönüştürülmüş ama içersinde işe yarar malzemelerden ziyade incik, boncuk, heykelcikler ve hediyelik eşyalar bulunan büyük ve eski sarayını, şehrin en eski kilisesi olan taştan, soğuk görüntülü Wojciecha’yı ve şehrin en görkemli yapılarından biri olan, ünlü ressam Vit Stuon’un eserlerini barındıran St. Marie kilisesini birleştiren, çok geniş bir alana yayılmış görkemli bir meydan. Özellikle geceleri, göz alıcı aydınlatmasıyla cezbedici bir manzara sunuyor. Turistlerin uğrak noktası olduğu kadar genç Polonyalıların da buluşma noktası olan bu meydan, neredeyse günün 24 saati boş kalmayan kafeleri, lokantaları, barları ve kulüpleri ile her daim hareketli denirse, abartılmış sayılmaz.&lt;br /&gt;Gündüzleri, Pazar Meydanı’nda ve Pazar meydanına açılan sokaklarda çok hoş restoranlar ve kafeler keşfedilebilir. Özellikle, ayak üstü yemek kültüründen hoşlanmayanlar ve yerel tatları tercih edenleri etkileyecek, eski çağ hanlarındanmış izlenimini veren ilginç dekorlara sahip restoranlar gibi özel ve şık restoranlara bu sokaklarda rastlanılabiliyor. Çok fazla aramak istemeyenler için hemen iki tanesini önerebilirim : Chtopskie Jadto ve Babcia Malina. Yine meydana açılan sokaklarda, kimi zaman hoş bahçeleri olan ve lezzetli sandviçleri poşet çaylarla yiyebileceğiniz birçok mekan keşfedilmeyi bekliyor. Gerçi bu bahçeler yılın çok önemli bir bölümünde kullanılamaz durumda, çünkü şehrin karasal soğuğu çok sert. Varşova’daki nispeten ılıman havayı bilenler, iklim açısından bir hayli düş kırıklığına uğrayabilirler. Ocak ayının başına denk gelen benim ziyaretimde soğuk o kadar içe işleyiciydi ki, hiçbir yağış olmamasına rağmen herhangi bir sıcak mekana sığınmadan yarım saat dışarıda kalmak bir hayli güçtü. Gündüz ya da akşamüzeri ziyaret edilmeden geri dönülmemesi gereken yerlerden biri şehrin güneyinde kurulmuş, hoş bahçeli avlusu ve Wista nehrine bakan güzel manzarasıyla Wavel kalesi, bir diğeri de ardı sıra “pub”ları ile farklı bir yermiş izlenimini veren Yahudi mahallesi.&lt;br /&gt;Wavel Kalesi&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://aycu29.webshots.com/image/47668/2005490667325190011_rs.jpg" alt="Free Image Hosting at allyoucanupload.com" border="0" /&gt;Tüm bunların yanı sıra, Krakov şehrinden söz edip de gece yaşantısını atlamak, İstanbul’u anlatırken Boğazdan bahsetmemekle eşdeğer olsa gerek. Şehrin ana karakteristiklerinden birinin capcanlı ve çeşitli bir gece eğlencesi olmasının en büyük nedeni şehrin nüfusunun önemli bir kısmının yalnız yaşayan özgür ruhlu öğrencilerden oluşuyor olması. Mekanlar her zaman, herkese açık. “Damsız girilmez” ilkelliği ile karşılaşılmadığı gibi, erkek erkeğe kahvehane tipinde kulüplere de rastlanmıyor, Slav ırkından aşağı kalmayan güzellikleriyle ve buna rağmen içlerindeki alçakgönüllülük ve yabancılara karşı hiç beklenmedik sıcaklıklarıyla Polonyalı kızlar, tüm gün yediğiniz soğuğu birkaç saatte unutturuyorlar. &lt;img src="http://aycu31.webshots.com/image/48150/2001321062346848989_rs.jpg" alt="Free Image Hosting at allyoucanupload.com" border="0" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Polonyada büyülü bir güzelliğe rastlama ihtimaliniz 1/3…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gece hayatına talep böylesine çok olunca, arz da ondan geri kalmıyor, öyle ki her sokakta, her caddede çeşit çeşit gece kulüplerine, hatta han şeklinde ve her bir katı farklı konseptlerde mekanlarla dolu ilginç eğlence merkezlerine rastlanıyor. İyi bira ve sıcak bir ortam bulunabilecek bu mekanlarda kötü yan olarak pek de iç açmayan ulusal pop müziklerinin sıklıkla çalınıyor olması gösterilebilir. Bu kadar çeşitlilik içinde gidebildiğim yerleri saymaktansa, gece caddelerde gözünüze kestirdiğiniz güzel Polonyalılara danışmanızı öneriyorum, böylece hem insanlarla kaynaşmış olunuyor, hem de çok yüksek ihtimal iyi tavsiyeler ediniliyor. Ama illa “tavsiye” diyenlere, “Gece Eğlencesi Hanı” şeklinde tasarlanmış ve bir katı da lezbiyenlere yönelik olan ilginç ve kışkırtıcı Tubu-Dubu Bar’ı fısıldayabilirim. Perşembe ve Cuma geceleri doruk yapan gece hayatı, hafta sonu, öğrencilerin bir kısmının ailelerinin yaşadığı şehirlere dönmeleriyle bir miktar duruluyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Pazar günleri ise Katoliklik inançlarına bağlılıklarıyla bilinen her yaştan Polonyalılar, kiliseleri dolduruyorlar. Büyük St Marie kilisesinin en üst katından yapılan akşam müziklerine birçoğunun ellerinde mumlarla büyük meydanı doldurarak eşlik etmeleri görülmesi gereken ilginç bir manzara oluşturuyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şehrin Kültür Turizminde önemini arttıran bir diğer unsur, Nazi’lerin gerçekleştirdiği Yahudi Soykırımı’nın 2. Dünya Savaşı sırasında merkezi konumuna gelmiş, 1945′te Ruslar tarafından kurtarılana kadar 3 ila 4 Milyon arasında Yahudi’nin öldürüldüğü, birçoğunun da işkencelere maruz kaldığı ya da canlı tıbbi kobay olarak kullanıldığı, birçok filme ve kitaba konu olmuş ünlü Auschwitz ve Birkenau Toplama Kampları’nın, şehre 60 km yakınlıkta bulunuyor olmasıdır. Bugün bu kamp müzeleştirilmiş ve ziyarete açılmıştır. Etkileyici ve yürek burkan bu ziyaret sırasında, tutsakların çalışma (kazı ve inşaat) alanları, yattıkları yerler, toplu tuvaletleri koşullarının ne derece insanlıktan uzak olduğunu gösterirken; kurbanların çok az bir kısmının hala saklanan ve dağ gibi bir yığın oluşturan saçları, ve yine yığınlar halindeki ayrıştırılmış kişisel eşyaları soykırıma tanıklık etmenizi sağlıyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a href="http://allyoucanupload.webshots.com/v/2002424098130246631"&gt;&lt;img src="http://aycu29.webshots.com/image/47628/2002424098130246631_rs.jpg" alt="Free Image Hosting at allyoucanupload.com" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Toplama Kampının Ünlü Giriş Kapısı.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-1019937003805174576?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/krakov.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-7620486700132379710</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:25:55.668+03:00</atom:updated><title>Split2</title><description>&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;font-size:85%;color:#00cccc;"&gt;&lt;strong&gt;Split’te (Hırvatistan'ın en önemli şehirlerinden biri) bir meydanda, güzel bir binanın önünde orkestra hazırlıkları vardı, biz de merak ettik, konser falan mı var diye. Akşam olunca gittik. Kalabalığın içine yanaştık iyice. Baktık ki, şık giyimli insanlar toplanmışlar, biz yazlık kıyafetlerimizle biraz komik olduk ama aldırmadık, ön saflarda yerimizi aldık. Üstelik garsonlar şampanya servisi yapıyorlardı. Bardaklarımızı da aldık. Önce konseri dinledik, sonra isim anons ettiler, politikacı tipli birisi çıktı, konuştu uzun uzun. Sonra başkaları da konuştu. Tek kelime anlamasak da konuşmalar bitince alkışladık tabi. Bu arada bol bol izleyenlerin fotoğraflarını da çekti gazeteciler. Sonunda anladık ki bir fotoğraf sergisinin açılışı var&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Split1.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;font-size:85%;color:#00cccc;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/Split1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;font-size:85%;color:#00cccc;"&gt;&lt;strong&gt;mış. Çok eğlenmiştik ama ertesi gün erkenden yola çıktığımız için gazetelerde resimlerimizi göremedik. Demem o ki, Split bir kültür-sanat şehri. Özellikle yaz ayları bir çok etkinlik yapılıyor. Açılış, konser, tiyatro vb. mutlaka denk gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Split, aynı zamanda Dünya Kültür Miras listesindeki tarihi kalıntıları (Diocletian Sarayı), denizi, marinasıyla çok turistik bir şehir. Avrupalı turistler sokaklarda dolaşıyorlar her dilden konuşarak. Saray duvarlarının içinde bir katedral ve dışında kafeler, hediyelik eşya satan dükkanlar var. Riva denilen sahil şeridinde upuzun bir cadde boyunca çok güzel kafeler sıra sıra palmiye ağaçlarının gölgesinde&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt; duruyor. Bu kafelerde denize karşı oturup soğuk bir Karlovacko ya da Ozujsko içmek (Hırvat birası) veya dondurma yemek çok iyi geliyor. Türk Lirası, Hırvat Kuna’sından yaklaşık 3,5 kat daha değerli ama bu değeri hissedemedik biz, fiyatlar yüksek. (Hırvatların kendi üretimi bir içki –Trivarica-, başka bir ülkede -Bosna’da- daha ucuza satılıyor mesela)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Split2.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;font-size:85%;color:#00cccc;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/Split2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Riva’dan yukarı doğru çıkınca daracık sokakları olan, kesme taştan yapılmış çok güzel evler çıkıyor karşımıza. Ara sokaklarda dolaşıp şehri tepeden gören bir yerde tekrar Ozujsko molası vererek gün batımını izliyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-7620486700132379710?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/split2.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-962045225106543612</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:25:18.655+03:00</atom:updated><title>Split</title><description>&lt;div&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;font-size:85%;color:#339999;"&gt;&lt;strong&gt;Hırvatistan Hava Yolları’yla Zagreb’ten Split’e uçtuk. Minibüste yolculuk yaptık sandık, hostesler su ve gazlı su servisi yaptılar ve sallana sallana yarım saatte vardık Split’e. Havaalanından şehre giden otobüse binerek şehir merkezinde indik. İçlerinde yaşlı kadınların da olduğu bir grup insan otobüsün etrafını sardı. Ellerinde çeşitli dillerde “oda”&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;font-size:85%;color:#339999;"&gt;&lt;strong&gt; anlamına gelen kartlar tutuyorlardı. Pansiyonlarına müşteri bulmaya çalışıyorlar. Biz internetten reservasyon yaptırmıştık, pansiyonun nerede olduğu öğrendik, otobüsle gittik. Hostelin sahibi orta yaşlı bir kadındı. Çat pat İngilizce’siyle anlaştık, odamıza yerleştik. Mutfağı, buzdolabını v&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;e banyoyu istediğimiz zaman kullanabileceğimizi söyledi. “No washing problem, no cooking problem” Eşyalar eski olsa da, temiz bir pansiyondu (Villa Nevenka). Şehir merkezine yürüyerek 20-30 dakika kadar uzaklıkta.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Split.0.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;font-size:85%;color:#339999;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/Split.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Saatler sonra merkeze döndüğümüzde yaşlı kadınların hala ellerinde “oda” yazan kartlarla beklediklerini gördük. Burada para kazanmak zor olsa gerek. Biz de olsa bu yaşta kadınlar çalışmazlar, hayattan ellerini, ayaklarını çekip emekli maaşlarıyla ya da varsa çocuklarının yardımıyla yaşarlar bir anlamda artık ölümü beklerler. Oysa Split’te kadınlar çalışıyorlar güneşin altında. Nasıl bir yaşamları var bilmiyorum ama bazı yaşlı kadınlar da çöplerden pet şişeleri topluyorlar bütün gün. Hatta elindeki şişeye bile göz koyuyorlar, “iç de ver şisesini” der gibi bakıyorlar. Split’te ilk dikkatimizi çeken oda satmaya çalışan ve pansiyon işleten kadınlar olmuştu. Şehirle ilgili yazmaya devam edeceğim.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-962045225106543612?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/split.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-7888710765595673645</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:24:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T12:24:29.290+03:00</atom:updated><title>Nihayet Bursa Zamanı...</title><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;Uzun zamandır görmek istediğimiz Bursa’ya gitmek için bir Pazar sabahı İstanbul’dan 07.00’deki otobüse bindik, 3 saatlik bir yolculukla Bursa terminaline vardık. Otobüs terminali, aynı zamanda pek çok markanın ve renk renk tabelaların olduğu kestane şekeri satış yeri diyebileceğimiz bir yer. Terminal çıkışında belediye otobüsleri kalkıyor şehir merkezine. Bunlardan birine binip Ulu Cami merkeze gittik. Hedefimiz öncelikle Uludağ eteklerine kurulan Cumalıkızık’a gidip kahvaltı yapmak ve köyü gezmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda adını köyde çekilen dizileriyle daha çok duymaya başladığımız aslında 700 yıllık bir Osmanlı köyü Cumalıkızık. Kızık köyleri içinde en çok tanınanı, yerli-yabancı en çok turist çekeni. Bursa şehir merkezinden 90 dakikada bir kalkan 22A otobüsüyle ulaşılabiliyor. Cumalıkızık’ta otobüsten inilen son durak, köyün de başlangıcı. Köyün başında köy ürünlerinin satıldığı tezgahlar sıralanıyor. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTMmlzaI/AAAAAAAAAes/bLbYB1yKiDk/s1600-h/cumalikizik1.JPG"&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://bp1.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTMmlzaI/AAAAAAAAAes/bLbYB1yKiDk/s320/cumalikizik1.JPG" style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219216000597478818" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt; Arkalarında ise yine köylülerin bahçelerine masalar atarak köy kahvaltısı sundukları evleri uzanıyor. Boş masası olan bir tanesine gidip oturuyoruz hemen. Hemen hemen bir çok köyde olduğu gibi yerel halkın işletmeciliğe soyunduğu yerlerde doğallık arıyorsanız buluyorsunuz ama konfor ve hız arıyorsanız pek bulamıyorsunuz. Bize sıranın gelmesini beklerken zamanımız kısıtlı olduğundan bu süre uzadıkça biraz canım sıkılsa da keyifli bir kahvaltının da gezinin bir parçası olduğuna ikna ettim kendi kendimi. Nihayet, evde yapılmış köy ürünleri, tereyağında yumurta ve çok güzel haşhaşlı-cevizli ekmekle (dışarıda satılıyor, dönerken mutlaka almalıyım!) güzel bir kahvaltı sonrası köyde yürüyüşe çıktık.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTfx9n8I/AAAAAAAAAe0/Vg2WDt22l3A/s1600-h/cumalikizik2.JPG"&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://bp2.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTfx9n8I/AAAAAAAAAe0/Vg2WDt22l3A/s320/cumalikizik2.JPG" style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219216005745450946" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;Parke taşlı daracık yollarda iki-üç katlı sarı, beyaz, mavi, mor boyalı cumbalı evleri izleyerek köyün tepelerine doğru çıktık. Evlerin bazıları restorasyon görmüş ve kurtarılmış, bazılarıysa oldukça kötü durumda. Girişteki yerler dışında köyün üstlerinde de bahçe içinde oturulabilecek yerler var hepsi de tıklım tıklım dolu.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTfMOi9I/AAAAAAAAAe8/QUtwfXpln-c/s1600-h/cumalikizik5.JPG"&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://bp3.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTfMOi9I/AAAAAAAAAe8/QUtwfXpln-c/s320/cumalikizik5.JPG" style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219216005587176402" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;Bütün ara sokaklara gire çıka köyü gezip farklı yoldan tekrar meydana geldiğimizde otobüsün kalkmak üzerine olduğunu görünce aceleyle iki ekmek alıp kendimizi otobüse attık. Otobüs diğer kızık köylerinden hemen yandaki Hamamlıkızık içinde bir tur atıp tekrar şehir yoluna girdi. Gördüğüm kadarıyla diğer kızık köyleri geleneksel evlere fazlaca sahip değil. Sanırım bundan dolayı da içlerinde en ünlüsü Cumalıkızık. Köy dönüşü otobüsten yine Ulu Cami civarında inince şehri gezmeye başlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balibey Hanı: Eski bir yapının restorasyon görmesinden sonra kültür merkezi olarak açılmış. Kubbeli küçük küçük odaların her birinde hat, ebru, çini, rölyef, tezhip, resim gibi eski el sanatlarından biriyle ilgili eserler sergileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balibey Hanı’ndan çıkıp Atatürk Caddesi boyunca yürürken Ulu Cami onun yanında Koza Han, eski belediye binası ve aynı caddeden heykele doğru yürüyünce Bursa Kent Müzesi’ne gidiliyor. İpekböcekçiliğinin merkezi Bursa’da Koza Han’da yan yana sıralı dükkanlarda ipekli ürünler vitrinleri süslüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamanlara kadar koza pazarlarının kurulduğu han, günümüzde ipekçilikle uğraşan esnafın yer aldığı bir han olarak kullanılmakta. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTld6xII/AAAAAAAAAfE/UIL9kmGYiGU/s1600-h/kozahan2.JPG"&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://bp0.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTld6xII/AAAAAAAAAfE/UIL9kmGYiGU/s320/kozahan2.JPG" style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219216007271990402" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;İpek alışveriş mekanı olmakla birlikte kocaman çınarların altında çay-kahve içerek tarihi dokunun da tadına varılabilecek bir yer. Koza Han’dan çıkıp eski belediye binasının yanında bir ağaç altında hem serinleyip hem dinlenirken binayı inceliyoruz.Tarihi Belediye Binası, Atatürk’ün vefatından önce Bursa’da katıldığı son baloda valsi yarıda kesip orkestraya “sarı zeybek” dediği ve o muhteşem zeybek oyunu oynadığı yer…&lt;br /&gt;Hatta yakın zamanda Sümer Ezgü’nün Atatürk’ü canlandırdığı ve manevi kızı Ülkü Adatepe’nin de yer aldığı bir mini belgesel çekilmiş bu binada.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hT0O9htI/AAAAAAAAAfM/dkWrgj75sGI/s1600-h/belediye1.JPG"&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://bp0.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hT0O9htI/AAAAAAAAAfM/dkWrgj75sGI/s320/belediye1.JPG" style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219216011235788498" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;Belediye Binası bugün, Bursa’da “kentlilik bilinci” projesini hayata geçiren gönüllü vatandaşların oluşturduğu birimlerle çalışmalarını sürdüren Yerel Gündem 21 Evi olarak kullanılıyor. O ağacın altında otururken bundan haberimiz olmadığından içini dolaşmadığımız için sonradan pişman olduğum yer. Belki bir dahaki sefere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caddeden yürüyerek Kent Müzesi’ne gittik. Atatürk heykelinin arkasındaki meydanda yer alan bu müze, çok fazla emek verilmiş, harika bir müze. Açıkçası içeri girerken böyle güzel bir müze olacağını düşünmemiştim. Aklınızda “müze gezmek sıkıcıdır” gibi bir önyargı varsa bunu tamamen yıkacak güzellikte bir müze. 3 katlı müzenin giriş katında (Uygarlıklar Kenti Bursa) geçmişten günümüze Bursa’nın tarihi canlandırmalarla anlatılıyor. Bursa’da ilk ayak izlerinden başlayıp Osmanlı padişahlarının balmumu heykelleriyle o dönemi canlandırıp Kurtuluş Savaşı’nın bitmesine kadarki tarihsel olaylar yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından Çağdaş Bursa bölümünde Cumhuriyet döneminden başlayarak gelişen çağdaş bir kente dönüşen Bursa’nın hikayesi günümüze kadar uzanıyor. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5jjhCEGMI/AAAAAAAAAfU/vodRxQ_Gmlc/s1600-h/kentmuzesi3.JPG"&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://bp2.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5jjhCEGMI/AAAAAAAAAfU/vodRxQ_Gmlc/s320/kentmuzesi3.JPG" style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219218479982581954" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;Üst katta, Yaşam ve Kültürüyle Bursa bölümünde Bursa’da doğmak, büyümek, yaşamakla (kız isteme, evlilik hazırlıkları vb konular) ilgili bilgiler görsellerle zenginleştirilmiş. Ayrıca Bursa’da yemek ve eğlence kültürü, sağlık, hamamlar, medreseden okula, kültürel mekanlar, Karagöz-Hacivat, geleneksel sporlar ve turizm gibi konularda yer almakta. En alt katta, Üreten Bursa bölümünde Bursa’da el sanatları çarşısı oda oda yapılan canlandırmalarla tanıtılıyor. Arabacı, nalbant, semerci, yemenici, bakırcı, kalaycı, tenekeci, marangoz, sepetçi, çinici, bıçakçı, şekerci, kebapçı gibi birçok mesleğin kullandıkları aletleriyle birlikte canlandırmaları yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu müze, European Museum Forum’un Mayıs 2006’da Lizbon’da düzenlediği ödül töreninde, Avrupa’nın ödüllü müzeleri arasına girmiş. Gerçekten Bursa’yı yakından tanımak için, gezmesi çok keyifli bir müze olmuş, çok beğendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzeden çıkınca şehri tepeden görmek için teleferiğe gitmeye karar veriyoruz. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5jj1rvdgI/AAAAAAAAAfc/6n6ags27q2M/s1600-h/bursateleferik1.JPG"&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://bp2.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5jj1rvdgI/AAAAAAAAAfc/6n6ags27q2M/s320/bursateleferik1.JPG" style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219218485526099458" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 14px;font-family:trebuchet ms,geneva;font-size:180%;color:#339999;"   &gt;&lt;strong&gt;Yarım saat kadar kuyrukta bekleyip 25-30 kişinin sıkışık tepişik bindiği vagon tipi teleferikle yaklaşık 1800 metre yukarı çıkıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-6 dakika süren teleferik yolculuğu çok zevkli. Ama o kadar sırada bekleyince dönerken de beklemeyi göze alamayınca tepede oyalanmadan aynı vagonla döndük. Oradan da setbaşına gidip Yeşil Türbe’ye gittik ancak tadilatta idi. Civardaki kafelerde bir yorgunluk kahvesi içip terminale gitmek üzere tekrar merkeze döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalık, keyifli, tarihi aynı zamanda modern Bursa, gezilmesi gereken çok güzel bir şehrimiz.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-7888710765595673645?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/nihayet-bursa-zaman.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTMmlzaI/AAAAAAAAAes/bLbYB1yKiDk/s72-c/cumalikizik1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-2358092609690663127</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 08:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T11:06:07.164+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>liman</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yunan</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seyahat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Samos</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>egeport</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>gezi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>adalar</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kuşadası</category><title>Samos</title><description>&lt;span style="font-size: 12pt; color: rgb(51, 51, 51); font-family: 'Trebuchet MS','sans-serif';"&gt;Samos on iki yunan adasının en büyüklerinden biri… Ayrıca mesafe olarak da Türkiye’ye en yakın olanı. Buraya bir grup arkadaşımız ile gitmeye karar verdik. En rahat gidiş şekli İstanbul da yaşayanlar için -&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;İzmir’e uçup 45 dakika da Kuşadası’na gelmek ve oradan feribot ile Samos’a gitmek. Samos’a feribot her gün saat 9.00 da kalkmakta ama saat en geç 8.00 de orada bulunup acenteler aracılığı ile pasaport işlemlerinin yerine getirilmesi lazım. Herhangi bir paniğe kapılmamak için bir gün önceden Kuşadası’na gelip keyifli ve eğlenceli bir gece geçirdikten sonra limanın hemen karşısındaki Kervansaray otelinde konakladık. Bence en doğru seçim bu, çünkü elde çatanlar ile yalnızca 100 adım yürüyüp gemiye/feribota giriş yapılabilmekte. Gerçekten de ertesi sabah saat 8.00 de limanda pasaport işlemlerini yaptırıp gümrük bölümüne geçtik. Kısaca Kuşadası liman ve gümrüğü hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Kuşadası limanı &lt;strong&gt;Egeport&lt;/strong&gt; yeni düzenlenmiş geniş, büyük, şık ve çok yolcuya hizmet veren bir liman haline dönüşmüş. Gazetelerden izliyorduk büyük gemiler yanaşıyor falan deniliyordu gözlerimizle gördük. Akdeniz veya Karayipler’de dolaşan yolcu gemilerini, hem de birçoğunu burada da görüyorsunuz. Akın akın insanlar iniyor gemilerden. Biz giderken çok kalabalık bir İspanyol grubu devasa gemiden boşalıyordu, “viva turchia” diye bağırarak... Tabi ki tüm bunların buralara bir zararı olmuş ve 10 yıl önce gördüğüm sempatik kıyı kasabası Kuşadası çarpık, kötü betonlaşmasıyla ülkemizin yeni şehirlerinden biri olmaya aday hale gelmiş. Hala çok sempatik bir çarşısı olmasına rağmen dükkanların sayısı 10 yılda 3 misli artmış. Neyse Kuşadası gümrüğünde pasaport kontrolünden çıkarken buranın modernliğine şaşırmakla birlikte bizim pasaport polislerinin vizeler konusundaki bilgisizliği konusunda da ağzım açık kalarak ama tabi ki saygıda kusur etmeden ve bir şey demeden çıkıp feribota bindik. Feribot dedikleri şey bizde Boğaz turları yapan orta boy Lüfer teknesi benzeri küçük vapurlar. Saat tam 9.00 da kalkıyor; bizimkisi Azim tura bağlı olan Sultan 100 kişi civarında alıyor, diğeri Meander turizm hemen hemen bizim tekne büyüklüğünde. Gidiş dönüş fiyatları her ikisinde de 50.- €… &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; color: rgb(51, 51, 51); font-family: 'Trebuchet MS','sans-serif';"&gt;Neyse üstte güvertede (&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; color: rgb(51, 51, 51); font-family: Wingdings;"&gt;&lt;span&gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; color: rgb(51, 51, 51); font-family: 'Trebuchet MS','sans-serif';"&gt;) kendimize yer bulduk ve püfür püfür bir şekilde 1 saat 25 dakikalık yolculuğumuza başladık. &lt;/span&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; color: rgb(51, 51, 51); font-family: 'Trebuchet MS','sans-serif';"&gt;Kısaca Samos hakkında bilgi vermek gerekirse burası ülkemize en yakın yunan adası, ayrıca Osmanlı’dan bağımsızlığını ilk kazanan ada. Samos büyük bir ada ve başşehri Vathi. Vathi aynı zamanda İkaria ve Fourni adalarının da başşehri. Samos’un nüfusu elli bin kişi civarında ve en büyük turistik özelliği de ünlü matematikçi Pisagorun doğduğu yer olması. Ki bizim kalacağımız bölge de bu ünlü matematikçinin adını taşıyan &lt;strong&gt;Pitagorio &lt;/strong&gt;bölgesi. Tekne Vathi ye yanaştığında buranın gerçekten diğer Yunan adalarından daha büyük ve daha yeşil olduğunu görüyorsunuz. Gezdiğimiz yunan adalarının hemen hepsinde aynı biçimde bir yapılaşma var. Büyük bir koy, bu koyda bir liman ve giriş kapısı, koydan itibaren yay şeklinde uzanan bir yapılaşma, evler, dükkanlar, oteller vs. Aynı şey burada da var ama büyük ve fazla olarak. Pasaport kontrolünden rahatça geçtikten sonra (ki sadece 1 memur vardı) önceden ayırttığımız arabalarımız için limanın karşısındaki Pegasus araba kiralama şirketine gidip bir adet Kia bir de Hyundai Atos aracımızı alıyoruz. Görevli bayan ile biraz tartışıyoruz ama sonradan işler tatlıya bağlanıyor. Araçlara doluşup otelimize gitmek için yola çıkıyoruz. Yollar geniş otoban değilse bile yan yana gayet rahat çift yönlü trafik akmakta. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; color: rgb(51, 51, 51); font-family: 'Trebuchet MS','sans-serif';"&gt;Pitagorio Vathiye 15 km uzaklıkta olan başka bir merkez. Burada yollar daralıyor; bizim otelimiz de daracık tek yönlü bir yolun üzerinde. Otelimiz &lt;strong&gt;Labito Pitagorio’dan&lt;/strong&gt; fazla bir beklentimiz yok, zira çok ucuz. Günlük 2 kişi 40 € para veriyoruz kahvaltı dahil. Otelin dış görünümü sevimli ama odalar falan kötü. Neyse şikayet edecek durumuz yok. Ama otelin yeri tek kelime ile süper. Otelden çıktıktan 15 adım sonra plajdasınız, 20 adım sonra eğlencenin ortasındasınız. (Bu adımlar gerçek, abartı yok ) Biz de öyle yaptık zaten bavulları otele atıp 15 dakikada hemen otelin yanındaki plajda &lt;strong&gt;Notis&lt;/strong&gt; isimli cafe bara eşyalarımızı bırakıp frappelerimizi ve biralarımızı söyledik. Aslında hiç önemli bir içecek olmamasına rağmen nedense frappe&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;(soğuk ve buzlu köpüklü kahve) bende hep Yunanistan’da kesinlikle içilmesi gereken içecek intibaını bırakmış… Notis de bize servis yapan genç gayet sempatik biri yaklaşık 1,5 saat denize girdikten ve bir şeyler atıştırdıktan sonra kalkıp taa Türkiye’den bize önerilen &lt;strong&gt;Mykali Beach &lt;/strong&gt;e ve orada &lt;strong&gt;Maria’nın &lt;/strong&gt;yerine gidiyoruz (Mıkalı –Dine by the sea). Burası geniş bir plaj, kum değil ama rahat yürünen çakıl taşları var ve deniz de çakıl taşlı. Aynen bizim otelin oradaki Pytagorio beach gibi… Arkadaşlarımızın kanına girip saat 16.00 da yemek organizasyonu yapıyoruz. Şaraplar, biralar, Greek salad, ahtapot, kalamar, mücver, patlıcan salata ile tıka basa yemek yiyoruz. Ödenen tüm hesap oldukça ucuz sadece 96.-€. Tabi bu Yunan yemek düzeni bizim düzenimize oldukça ters. Öğlen yemeği saat beşte yeniyor, akşam yemeği ise en erken 23.00 de. Son kez denize girdikten sonra Mikali plajına veda edip duşumuzu alıp üstümüzü değişmek için otele dönüyor, yarım saat sonra da Pytagorio da piyasaya çıkıyoruz. Pytagorio sempatik bir yer fakat oldukça turistik… Yan yana bir sürü cafe restoran, birahane bar var. Hepsi canlı renkler ile dekore edilmiş. Restoranlar arasında yunan yemeği verenler nerdeyse azınlıkta kalmış. Burada da bir koy var ve bir mendirek yapılmış, yine tüm binalar yay şeklinde yerleşmiş. Koy ve mendireğin arası teknelerin yanaştığı marina. (Uzun yıllar önceki Bodrum marinaya benziyor).Bu piyasa caddesine dik gelen bir sokak ise Pytagorio nun çarşısı. Çok sempatik küçük dükkanlar var ve her şey gerçek anlamda ucuz fakat kaliteli. Biraz ıvır zıvır ve hediyeliklerden aldıktan ve gezindikten sonra tekrar acıkmaya başlayınca biz de saat 23.00 e doğru yemek yiyecek yer aramaya başladık. Bahsettiğim gibi sahilde birçok alternatif olmasına rağmen bunlar fazlasıyla turistik geldiği için daha fazla yürüdük ve hepimizin hoşuna giden &lt;strong&gt;Elia’yı&lt;/strong&gt; bulduk. Buranın bir kısmı bar – ki orası hoşumuza gitti – diğer kısmı yalnızca restoran. Bar bölümünde boş masa olmadığı için garsonların yönlendirmesiyle bayanlarımızı bir masaya oturtup bizler de bara geçip uzolarımızı söyledik. Barmen tatlı biri biraz sohbet ettik, İstanbul’dan olduğumuzu anlayınca başladı İstanbul’un ne kadar güzel olduğunu, İstanbul’u ne kadar sevdiğini anlatmaya. Aslında genel olarak Samos’da yaşayan Yunanlılar Türkleri seviyorlar veya en azından turist olduğumuz için öyle görünüyorlar. Hepsinin de bizler ilgili bir anısı veya en azından ülkemize gelmişliği var. Adada bize aksi olarak görünen 2 kişi çıktı karşımıza ki ikisi de garsondu. Onlara “Türk kahvesi” dediğimizde bizi 2 kez düzelttiler “greek coffee” diye bizde ağzımızın tadı bozulmasın diye pek üstelemedik… Evet, Elia ya dönersek barda Ouzo larımız bittikten sonra eşlerimizin yanına geçtik ve yine klasik yunan mezelerimizi söyledik. Çok aç olmadığımız için biz ouzo içenler ortaya menü de bulunan “variety for ouzo” sipariş ettik ki bizdeki karışık soğuk balık ve deniz mahsulleri tabağı gibi bir şeydi ve çok lezzetliydi. Özellikle jumbo karidesler çok iyiydi. Yine greek salad, tzatziki (cacık) ve kabak kızartması çok lezizdi. Bir sürü şey yiyip içtikten ve yaklaşık 2 saat zaman geçirdikten sonra yine yedi kişi 100 € hesap ödeyerek çıktık Elia’dan ve yürüyerek otelimize geri geldik. Bir Samos günü herhalde ancak bu kadar uzun yaşanabilirdi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; color: rgb(51, 51, 51); font-family: 'Trebuchet MS','sans-serif';"&gt;Ertesi gün oteldeki kötü kahvaltıdan sonra hemen kendimizi arabalara attık ve plajlara gitmek için yola koyulduk. Aslında kahvaltı değil de sunum kötüydü, yani kaşık bıçaklar pek temiz değildi, açık büfe denilebilecek yer biraz kırık döküktü, yiyecekler etrafa saçılmıştı. Ama domates salatalık ve zeytin boldu. Ayrıca burada bir de yeni lezzet keşfettik ve galiba bu Yunan adalarına özgü bir şey. &lt;strong&gt;Yoğurdun üzerine bolca bal koyuluyor&lt;/strong&gt;. Gerçekten de bir hafta sonra Mikonos’da da bu vardı, başka bir adaya giden arkadaşımız da yoğurt ve bal ile kahvaltı yaptığından bahsetti. Güzel bir tat en azından denemek lazım. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; color: rgb(51, 51, 51); font-family: 'Trebuchet MS','sans-serif';"&gt;Neyse plajlara giderken önce &lt;strong&gt;Kerveli plajına&lt;/strong&gt; geldik. Bir evvelki gün gittiğimiz Mikali de dahil olmak üzere en keyifli plajlar, en durgun temiz sular adanın doğu yani ülkemize bakan tarafında. Kerveli doğal bir plaj, tek bir restoran var çok güzel balıklar yakalamışlar onları teşhir etmekteler, deniz suyu pırıl pırıl hava da çok sıcak hemen dalıp başka bir plaja gitmeye karar vererek kendimizi akvaryum benzeri sulara bırakıyoruz. Etrafta çok insan var ama organize bir plaj değil. Yani şezlong bank falan pek yok. Serinledikten ve üzerimize kuru mayolarımızı giydikten sonra bize önerilen &lt;strong&gt;Posidonio plajına&lt;/strong&gt; gidiyoruz. Burası da çok bakir, sessiz sakin pırıl pırıl bir su var, yine çok iyi olduğu söylenen bir restoran görüyoruz ama plaj olarak beğenmiyoruz, restorana başka bir akşam gelmeye karar verip ayrılıp denize girmek için &lt;strong&gt;Klima beach&lt;/strong&gt; de karar kılıyoruz. Su hakkında yine ilave bir şey söylemiyorum şahaneydi, burada denize girip yiyip içip duruyoruz, kağıt oynuyor sohbet ediyoruz ve akşam saat 19.00 a kadar burada zaman geçirdikten sonra otele geri dönerek akşam kaldığımız yere bayağı uzak olan &lt;strong&gt;Agios Nikolaus&lt;/strong&gt; daki balıkçıya gitmeye karar veriyoruz. Buranın ismini bize araçları kiraladığımız biraz atıştığımız yunan bayan verdi. Bu balıkçının özelliği, genelde turistlerin değil de yerli Yunanlıların gittiği bir balıkçı olması, ki bu da bizim aradığımız bir şeydi. Uzun uğraşlar sonucunda, kaybolarak, yolu uzatarak geç bir saatte buluyoruz burayı. Sanki özellikle saklamışlar burayı. Deniz kıyısında ama önünde kayalar var. Saat 10.30 da bulduğumuz restoran daha boş. Bir aile işletmesi, kişiler çok sempatik. Masanıza gelip yanınıza oturup öyle sipariş alıyorlar. Biz de balıkları görmek için mutfağa giriyoruz. Mutfakta işletme sahibinin akrabaları olan bayanlar var. Jumbo karides ve sardalya için pazarlık yapıyoruz. Yavaş yavaş insanlar gelmeye başlıyorlar ve yarım saat içinde tüm mekanda tek bir boş sandalye kalmıyor. Siparişlerimiz geliyor, ızgara sardalyalar çok lezzetliydi. Yine gayet uygun bir hesap ödeyip kalkıyoruz. Buralara kadar gelmişken adanın bizim kaldığımız yere göre en uzak olan noktası &lt;strong&gt;Karlovassi’ye &lt;/strong&gt;de gitmeye karar veriyoruz.(sadece 6 km daha gitmemiz gerkiyor) Neticede buraya bir daha gelmeceğiz, çünkü buranın kaldığımız yere uzaklığı 50 km. Adanın büyüklüğünü anlatabilmek için Samos Üniversitesi ve katedral büyüklüğünde bir kilisenin olduğundan bahsetmeliyim.Gece olduğu için detayları çok net göremiyoruz ama üniversite bahçesi öyle küçük bir yer falan değildi. Liman kısmına giderken karadaki dağlar ve kayaların çok güzel ve gizemli şekilde aydınlatılmış olduğunu görüyoruz. Deniz kıyısında küçük barlar restoranlar kafeler var. Saat 1.00 olmasına rağmen çok hareketli, biz de küçük ama sempatik bir dondurmacıya oturarak sipariş veriyoruz. Dondurma seçenekleri arasında kaimak da vardı. (Nedense bizim kaymaklı dondurmaya burada kaimak demişler) Bitirdikten sonra fazla oyalanmadan dönüş yolumuz uzun olduğu için dönüşe geçiyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; color: rgb(51, 51, 51); font-family: 'Trebuchet MS','sans-serif';"&gt;Sabah kalkınca oteldeki kötü kahvaltıya kalmamak için Pytagorio’da ki kafelerin birinde kahvaltı ediyoruz, her şey çok güzel ama kahvaltı öğünü burada gereksiz pahallı. Buralarda öğlen ve akşam yemekleri komik para ama kahvaltıda bir yumurta yediğinde nerdeyse bir ahtapot parası ödüyorsun. Kahvaltıdan sonra atlayıp arabalara geniş bir kumsalı olan ve &lt;strong&gt;adanın tek kum plajına Psili Amos&lt;/strong&gt; a gidiyoruz. Psili Amos mesafe olarak ülkemize çok yakın. Karşısında Dilek yarımadası var. Dilek yarım adası ile Psili Amosu un arası 1 km ya var ya yok. Yani İstanbul Boğazı kadar bir aralık var yunan adası Samos ile Türkiye arasında. Hatta dikkatli bakıldığında veya dürbün ile seyredildiğinde karşı taraf net olarak görülebilmekte. Deniz yine her zamanki gibi çok güzel... Burada denizin zemini kum ve uzun müddet sığ kalıyor. Zaten hiçbir plajda ve sahilde hayal kırıklığına uğramadık. Güneşte biraz ısındıktan sonra sevimsiz bir garsonun – artık garson muydu yoksa sahibimi bilemiyorum- servis yaptığı Dolfin Cafede frappe’lerimizi içip bahşiş vermeden tekrar kumsala dönüyoruz. Kah ağaç gölgesinde yatıp kah güneşe çıkarak kah denize girerek saati 14.00 yapıp yemek için daha salaş görünen ama doğrudan kumsalda bulunan lokantaya giriyoruz. Kapısında kurutulmak için asılmış olan düğmeli ahtapotlardan çok sayıda vardı. Klasik yemeğimize ek olarak bir de ızgara sardalya daha söyledik ve yine tıka basa doyarak kişi başına 16-17.- € ya çıktık. Biraz daha oyalandıktan ve denize girdikten sonra, adadan erken ayrılacak bir arkadaşı Vathi’ye limana bırakmak için yola çıktım. Grubun gerisi deniz, kum ve güneş faslına devam etti. Gayet rahat şekilde kısa bir yoldan arkadaşımı feribota bindirip plaja geri döndüm.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Vathi’den Psili Amos a dönerken yolu uzatarak tepelere çıktım ve oradan Samos’un panoramik resimlerini çektim. Manzara çok güzeldi ama özellikle de tepelere çıkıldıkça güzelden öteye gitmeye başladı. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Biraz resim çektikten sonra grubun geri kalanları ile buluşabilmek için tekrar plaja döndüm. Geç saatlerde toparlanırken bir gün önceki plaj turumuzu yaparken gözümüze kestirdiğimiz &lt;strong&gt;Taverva Posidonio’ya&lt;/strong&gt; gitmeye karar veriyoruz. Aslında bir gece evvel yemek yemek için çok yol yapmıştık bugün de aynı şeyi yaşamayalım diye düşünmüştük ama Posidonio’da ki canlı canlı balıklar bizleri bayağı cezbetmişti, dolayısıyla yarım saatlik yolu göze alarak motorları çalıştırdık.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Tek kaygımız Pazar gecesi olduğu için kapalı olmasıydı ama neyse ki oraya varınca oldukça kalabalık ama sanki bizim için ayrılmış gibi duran tam deniz kenarında 6 kişilik bir masanın bulunması yüreğimize su serpti. Buranın patronu ve çalışanları sempatik tipler ve bizim Türk olduğumuzu duyunca bayağı ilgi gösterip İstanbul ile Türkiye ile ilgili sorular sorup yorumlarda bulundular. Yunan mezelerinin yanı sıra küçük bir ızgara sinariti ortaya söyleyerek Samos taki akşam yemeklerimize son noktayı koyduk. Bu restoran da tüm beklentilerimizi hem fiyat hem kalite hem de en önemlisi lezzet olarak karşılamıştı.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; color: rgb(51, 51, 51); font-family: 'Trebuchet MS','sans-serif';"&gt;Buradaki son günümüzde sabah erkenden uyandıktan sonra valizleri de arabalara yükleyerek otelden çıkış yaptık… Planımız önce bir türlü gidemediğimiz &lt;strong&gt;Kokkari’&lt;/strong&gt; ye gidip burada gezinmek sonra da yakındaki bir plaja gidip yemek yemek ve denize girmek sekinde özetlenebilirdi. Arabaları Kokkarinin girişinde park edip yürüyerek bu sempatik yerin kalbine girdik. Çok güzel düzenlenmiş ve Mikonosun Little Venice’ine çok benzeyen bir merkez. Yine burada da birçok kişi Türk dostu bize çok sempatik yaklaşıyorlar. Pisagor un kupalarından – Pisagorun tasarladığı bir şarap kadehi, öyle tasarlanmış ki her seferinde aynı miktarda şarabı içiyorsun biraz ayarını kaçırdığın vakit kadehin altından şarap boşalmakta – alıyoruz. Tam deniz kıyısındaki bir cafeye oturarak birer serinletici meyve kokteyli içip buranın sahibi ile konuşuyoruz. Bardaki Yeni rakı şişesini göstererek ve çat pat Türkçe konuşarak bizlere Türkiye ile ilgili pozitif yaklaşımını hissettirmeye çalışıyor. Buradan kalkarak sahile doğru yürüyoruz. Dükkanlar ve cafeler hepsinin birer tarzı var. Bir daha buralar gelinirse kalmak için kesinlikle Pitagorio dan daha çok önerilecek bir yer… Saat 12.30 a gelirken burası ile vedalaşıp &lt;strong&gt;Lemonakia plajına&lt;/strong&gt; gidip Samos’un plajları ile de vedalaşmaya gidiyoruz. Lemonakia nın limon ile falan bir ilgisi yok ama sempatik ve Kokkari deki gibi deli bir rüzgar ve büyük dalgalar almıyor, korunmuş bir plaj. Kokkari ye yaklaşık 5 km uzaklıkta. Buradaki sempatik restoranın ingilizce adı&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;“Andreas Place”&lt;/strong&gt; . Samos’ta ki son öğle yemeğimizi de gayret keyifli şekilde yiyerek ve yine her zamanki gibi gayet cüzi bir hesap vererek Samos taki tatilimize, pırıl pırıl sulara ve yunan mutfağına veda ederek feribota binerek Kuşadasın’a geri dönüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-2358092609690663127?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/samos.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-272502816786208380</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 08:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T11:04:12.386+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>çin</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yunnan</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>tatil</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>buda</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>teyze</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sichuan</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Kutsal Dağlar</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>gezi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>emei shan</category><title>Kutsal Dağlar</title><description>Artik tatilin son gunleri, bir yandan bu guzel ulkeyi karis karis gorememenin uzuntusu, bir yandan istanbul'a geri sayimin sevincini yasiyorum. 5 haftadir buradayiz ama 2-3 ay daha buralrada takilmak hic de fena olmazdi. Simdi en son kaldigim yerden devam edeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yesillikler diyari Yunnan bolgesinden otobus ve trenle Sichuan bolgesine gectik.Burasi biz gelmeden once deprem olan bolge.Ama depremin oldugu sehir sichuan'in kuzeyinde kaliyor. Deprem bolgesine maximum yakinligimiz 100 kilometre idi. Cin hukumeti bolgeye tekrar turizmin baslamasi icin ciddi reklam yapiyor. Biz de bu reklamlarin cazibesine kapilip solugu Emei Shan'da aldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emei Shan, Emei dagi uzerinde gizlenmis bir tapinaklar kompleksi. Bi cesit haci yolu. Tum haci yollari gibi cileli. Zavalli yasli teyze ve amcalar sonu gelmeye merdivenleri tirmanip Buda'ya ciceklerini sunuyorlar. Ilk gun Baoguo koyunde bir otele esyalari birakip biraz dinlendikten sonra 6-7 saatlik tirmanisimiza basladik.Aslinda tirmanis degil merdiven cikma. Cik cik cik, tapinaklari gor, cik cik seklinde devam eden 6 saat. Bu arada bu bolgede bir yigin manyak maymun oldugunu ve bazilarinin cantalara saldirdigii okuduk, bu yuzden bir-bir bucuk metrelik bambu cubuklardan edinerek yol boyunca hayya huyya diye egzersiz yaparak tapinaklara tirmandik.  Ama ne yazikki hic maymun gormedik. Cubuklarimizla beraber otele geri donduk. Bu arada bu daglari ziyaret eden tek turist bizmiydik bilmiyorum ama, herkes bize gulumseyerek selam veriyor, fotografimizi cekiyor ve video kameralarina kaydediyordu. Hatta mola verdigimiz yerde bizi ille de aksam yemegine davet ettiler ama yorgunluktan hicbisey yapacak halimiz kalmamisti, kibarca reddettik ve otelimize donduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gun otobusle 2000 metreye ulasip, 3077 m'deki Golden Summit Temple'a tirmandik. Tepede bizi sisler icinde karsilayan altindan anit, tum yorgunlugumuzu unutturdu. Maymunlaaaarrrr, nihayet manyak maymunlari gorduk. coook tatlilar, bazilari muthis yabani. Elinizde yiyecek bisey varsa yaniniza gelip elinizden kapiveriyorlar.Bi tanesi garip sesler cikarip saldiracak gibi tavirlar sergiledi, ben de ''piyyykkkk'' gibi sesler cikardim ve konuyu tatliya bagladik :) Bu arada maymunlari gorur gormez sopalari kenara firlatip fotograflarini cekmeye basladigimizi tahmin edersiniz.  Donuste Baoguo'nun tek buyuk lokantasina gittik, hadi bi deneyelim seklinde. Aman tanrim, ismarladigimiz hersey muthis lezzetli idi. Sichuan sosunda izgara balik, zeytinyagli bambu agaci (immm nefis, hala yutkunuyorum) ve daha bir yigin acaip sebze, noodle filan. Ufff dusundukce fena oluyorum yavvv.&lt;br /&gt;Neyse aksamin en guzel kapanisini  5 yildizli bir otelin inanilmaz buyuk sicak kaplica havuzlarinda yaptik. Sauna, yuzme havuzu ve acik havada birbirinden guzel sicak su havuzlariyla bizi zevkten oldurduler. Bu guzel hizmetin bedeli sadece 10 euro.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gun 40 km. uzaktaki Leishan'i ziyaret ettik. Burda Dev Buda var. Gormeden olmaz tabi. Oldukca guzide bir eser. Korunmus olmasina cok sevindim sahsen. Biliyosunuz kominist hukumet ateist. Halka da herhangi bir dine inanmasini yasakladiklari icin bir yigin sorun cikmis, bir yigin rahip oldurulmus, tapinaklar kapatilmis vs. Dalay Lama'nin basina gelenleri herkes biliyor. Mao oldukten sonra hukumet halka tekrar ibadet ozgurlugu vermis. Simdi tapinaklar acik ve isteyen istedigine inanabiliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-272502816786208380?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/kutsal-dalar.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-1075563883054171136</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 08:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T11:02:56.023+03:00</atom:updated><title>MONACO</title><description>MONACO&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;               Yazın tatil yapılması gereken yerlerin başında gelmiyor belki ama , ölmeden önce görülmesi gereken yerlerden biriymiş Monaco! Temmuz ayının ikinci haftası çıktığımız yolculuğun duraklarından biriydi bu güzel krallık ve görünce dönüp size bir şeyler anlatmak için yüreğimi kelebek kanadına dönüştürdü adeta.Buyurun efendim , detaylarıyla ve görsel şöleniyle Monaco Krallığı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;               Nice’den bindiğimiz SNCF hızlı trenleriyle yaptığımız yaklaşık 15 dakikalık bir yolculuğun ardından  Monaco tren istasyonuna vardık.Bu krallığın asaleti ve zenginliği tren istasyonundan itibaren sizi etkiliyor.İstasyonun bulunduğu koca tepenin içinden asansörle limana inebiliyorsunuz.Gördüğünüz manzara sizi adeta büyülüyor.İstasyondan çıktığınızda ise sol tarafınızda Monte Carlo kumarhaneler cenneti , sağ tarafınızda ise Monaco Kralı’nın Sarayı bulunuyor.Saraya gitmek için aşağıya indiğinizde hemen önünüzde bulunan duraktan otobüse binip son durakta iniyorsunuz.Kişi başı 1 € vermeniz yeterli.Bu arada Nice’den Monaco’ya geliş ücreti ise sadece 2.80€!Bu sebeple turların düzenlemiş olduğu extra adı altında bulunan 50-60€’luk turlar soygundan başka bir şey değil.Ama tabi ki tercih meselesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;               Monaco Krallığı’nın Kalesi tam olarak Monaco’yu tepeden seyretmektedir.Bu kalenin içine ayrı bir kasaba kurulmuştur ve kraliyet ailesinin tüm akrabaları orada yaşamaktadır.Adeta küçük bir mahalleyi andıran bu mütevazi yerleşim beni çok etkiledi.Tepeye ulaşmak için otobüsten inince önünüzde başlayan merdivenlerden tırmanmaya başlıyorsunuz.Ama bu hiç de yorucu bir tırmanış olmuyor çünkü karşınızda Monaco tüm güzellikleriyle size doğru açılmaya başlıyor.Hayatımda gördüğüm en güzel manzaralardan biriyle karşı karşıyaydım.Her bir basamağı tırmandığınızda görüntü biraz daha büyüyor , biraz daha güzelleşiyor ve siz bir önceki fotoğraf karenizi beğenmemeye başlıyorsunuz.Tepeye çıktığınızda ise bu güzelliği , bu asaleti oturup saatlerce seyretmek istiyorsunuz…Tepenin üç tarafı da denizle kaplı olduğu için aşağıdaki marinalar ve inci gibi dizilmiş süper lüks yatlar resmen iştahınızı kabartıyor.Biz kaleye çıktığımızda Prens’in akşama daveti vardı ve bu davet halka açık bir davetti.Akşama doğru konuklar gelmeye başladı.Sıra sıra limuzinler , etrafta koşturan kahyalar ve güvenlik görevlileri kendimi doğal bir film setinde hissetmeme sebep oldu J Ama beni manzaranın dışında etkileyen en önemli unsur tabi ki Prenses Grace idi.Prenses Grace Kelly’nin dillere destan güzelliği , yakışıklı Prensi öylesine etkilemiş ki onunla bir ömür geçirmek istemiş.Peri masallarını andıran , dilden dile dolaşan bu aşk öyküsü Monaco Krallığı’nda hala yaşamakta…Her adımda her sokakta Prenses’in o sokakta yürürken çekilmiş,siyah beyaz fotoğraflarını görüyorsunuz.Bu dipsiz acıyı saraya çıktığınızda daha iyi anlıyorsunuz.Henüz genç yaşında kızının kullandığı arabada trafik kazası geçirerek hayata gözlerini yuman Prenses Grace , tüm dünyanın sevgisini çok kısa sürede kazanmıştı.Günümüzde de ona olan saygı hala devam etmekte.Ben de onun  bir hayranı olarak onun yürüdüğü sokaklardan geçerken ayrı bir duyguya büründüm.Prens ve Prensesin evlendiği büyük kilise de yine bu tepede bulunuyor.Zaten kilisenin önünde yine Prensesin evlilik fotoğrafı bulunuyor.Kilisenin önünden devam ettikçe evler , parklar , müzeler birbiri ardına geliyor.Yürürken aslında ne kadar büyük bir alan olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.Etraftaki pembe begonviller mavi manzarayı adeta tamamlıyor.Akşam üstü vaktimiz sınırlı olduğu için aşağı inmek zorunda kaldık.Aşağı inerken Monaco Grand Prix turnuvası sembolü kırmızı Ferrariler gözümüze çarptı.Kurulan stantta bulunan görevlilerden öğrendiğimize göre eğer 45€ verirseniz yanınıza bir şoför veriliyor ve turnuvanın yapıldığı sokaklarda yardımcı pilot oluyorsunuz , eğer 90 € verirseniz şoför siz oluyorsunuz! , eğer 300 € verirseniz bu iç gıcıklayan kırmızı şeytan tüm gün sizde kalıyor!!!Hazırlıklı gelmek lazımmış diye üzülerek oradan ayrılıp limanın önünde dizilmiş binlerce çocuk parkının arasındaki fast-food büfelerine daldık.Her büfede kesin bir döner vardı.Avrupa’da döner çılgınlığı gün geçtikçe artıyor.Onun dışında , Monaco’nun pan-cake’ini gitmeden önce önermişlerdi bana , ancak pan-cake isteyince Belçika usulü waffle geliyor , sakın şaşırmayın! J&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;               Karnımızı doyurup havayı da kararttıktan sonra artık kumarhanelere doğru yol alma vakti gelmişti.Şehrin ışıklarının büyüsüyle Monte Carlo tepesine tırmanmaya başladık.Yoldan geçen her 3 arabadan 1’inin Ferrari olması sinirlerimizi bozsa da bu asil ve ihtişamlı ülkeye bunun yakıştığında hemfikir olduk.Monte Carlo’ya yaklaştıkça geçtiğimiz sokaklarda dünyaca ünlü tasarımcıların dükkanları da boy göstermeye başladı ; Chanel , LV , Prada , …vs. Bu tasarımcıların vitrinlerinin ülkeden ülkeye inanılmaz farklı temalara büründüğünü rahatlıkla söyleyebilirim.Gözünüz doya doya binlerce ışık huzmesinin arasından Monte Carlo kumarhaneler meydanına varıyorsunuz.Ortada kocaman çeşmeler ve parklar etrafında ise inanılmaz ihtişamlarıyla boy gösteren kumarhaneler…Meydana vardığımızda ilk dikkatimizi çeken arkamızdaki çeşmede fotoğraf çekimi olan gelin ve damat oldu.Monaco’da evlenmek…Monte Carlo’da düğün fotoğrafları…Peri masalının kendisine az da olsa tanıklık ettik.Gelin yanımızdan ayrılınca biz de biraz şansımızı deneyelim dedik.Girişi ücretsiz olan soldaki kumarhaneye gittik.Girişte cep telefonları , kamera ve benzeri eşyalarınızı kasaya teslim ediyorsunuz.İçerisi çok çok büyük ve kafa karıştırıcıydı.Renkler,ışıklar ve müzik başımızı döndürdü.1 jeton 2 € idi.Diğer ülkelere kıyasla oldukça pahalıydı yani.Gecenin sonunda kazandıklarımızı da vererek kumarhaneden ayrıldık J Tren saatini kaçırmamak için acele ettik.Monaco bize çok güzel bir yaşattı ; tarihi,eğlencesi , insanları ve saray asaleti gerçekten görülmesi gereken bir rüya idi.Umarım hepiniz bu rüyayı bir gün görürsünüz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;               Bir sonraki gezimizde görüşmek üzere...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-1075563883054171136?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/monaco.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-6263073780288602270</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 08:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T11:02:35.673+03:00</atom:updated><title>Chengdu</title><description>Leishan'dan sonra otobuse atlayip 2 saat icinde Chengdu'ye geldik.&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Burasi deprem bolgesine en yakin oldugumuz nokta idi. Sehirde en ufak bir problem yasanmamis. Bu sehrin onemi Panda kardeslerimizi barindirmasindan ileri gelmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alllaaaaammmm ne seker yaratiklar bunlar boyle, hepsini minciklamak istedim, eve de bi tane kucuk panda almak istedim ama olmadi iste.&lt;br /&gt;Sim's Cosy House'da kaldik ve ertesi sabah ilk is Pandalari Sim'in duzenledigi turla gormeye gittik. 4 tane yeni bebecik vardi, el kadar pembe biseyler.&lt;br /&gt;diger ufakliklar sabah erken saatte oyun oynamak icin disari cikiyorlar, muthis bir gosteri. Saat 8'den 11'e kadar Panda besleme merkezinde pandalari, kirmizi pandalari gorup, kisa bir belgesel filmizledikten sonra otelimize donduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chengdu, face changing denilen maske degistirme gosterisi ile unlu. Daha dogrusu bu unlu gosteri Sichuan Operasi'nin bir parcasi. Oldukca etkileyici gorsel bir ziyafet, saniyeler icinde maskelerini degistiren adamlar, arka fonda cinnnng connggg seklindeki muzik. Muthiis.Biz bu gosterilerin bagimlisi olum Shangay'da tiyatroya'da gittik. Kostumler, makyaj ve muzik insani buyuluyor gercekten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chengdu'de ''Hot Pot'' denilen ''sicak tencere'' diyebilecegimiz yemek kulturu oldukca yaygin. Masalarin ortasinda buyuk bir cukur var. Bu cukura buyukce bir tencereyi icine de kucuk bir tencereyi oturtuyorlar. Dis bolumde aci ve baharatli sos, icerde aci olmayan sos kaynar hale geliyor. cukurlarin altinda ocak var tabii. Ismarladiginiz urunler cig olarak masaya geliyor. Herseyi belli bir sure kaynayan suda hasliyorsunuz. Susam yagi, sarimsak ve kisnis yapraklarindan olusan sosa haslanan malzemeleri atip afiyetle yiyorsunuz. Bu seremoni yaklasik 1 saat suruyor. Daha sonra ne zaman aciksam aklima bu yemek geldi. Chengdu'de nerde yemek yerseniz yiyin sonuc enfes. Size herhangi bir lokanta'da yedigimiz baligin resmini yollayacagim. Gercekten Sichuan mutfagi Cin'deki en lezzetli mutfak olmali. Ya da bizim damak zevkimize en yakini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sehirde yapilmasi gerekenlerden biri Tibetliler pazarini gormek. (Tibete giris yapmak isteyenler icin hic sorun yok, biz cok yaklastigimiz halde gidemedik, seneye umarim) Bir de antikacilar pazari oldukca hos. Peter burdan kocaman kavanozlar aldi. Hee bi de cok esya olunca postayla gondermek cok mantikli ve ucuz bir yontem. Aklinizda olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chengdu'de salinmamiz bittikten sonra Xi'an'a Terracotta Ordu'sunu gormeye gittik. Trenle 15 saat suren uzun bir yolculugun ardindan 7 Sages otele vardik. Burda calisanlar ingilizce biliyor ve bicok konuda cok yardimcilar. Sehirde unlu bir musluman mahallesi var. Burdaki muslumanlar 7.yy'dan beri musluman olduklarini iddia ediyorlar. Neredeyse ilk takipcilerdenler yani (Allah tamamina erdirsin). Gorulmesi gereken eserlerden "Buyuk Cami" oldukca sevimli bir yapi. Burdaki tapinak mantiginda yapilmis rengarenk ve gercekten buyuk bir camii. Musluman mahallesinde tabiiki Kebap ve hamur isleri on planda. Kebap olayi muslumanlara ait bisey mi acaba? Caminin etrafinda birbirinden renkli sokaklarda hediyelik esya satiyorlar.  Sehrin diger kismi cok daha modern, buyuk mall'lar filan. Itina ile uzak durulmasi gereken alanlar.:))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terracotta askerlerine gitmek icin Tren istasyonundan 306 no'lu halk otobusune binmek gerekiyor.Oldukca konforlu. 1 saat sonra giris kapisina variyorsunuz. Alanda 3 buyuk bolum var.  Once kucukleri, sonra buyuk bolumu gormek ilk etkiyi arttiriyor sanirim. M.O 210 tarihli ordu ve atlar Cin'in Ilk Hukumdari Qin Shi Huang Di'ye ait.Varligi 1974 'te Xi'an yakinlarindaki ciftliklerde su yolu acmaya calisan ciftciler tarafindan kesfedilmis. Ordu neredeyse 8000 askerden olusuyor. Boylari ve kiyafetleri ordudaki gorevlerine gore degisen askerleden herbiri baska bir ifadeye ve yuz hattina sahip.Inanilmaz. Belki de gercek ordunun aynisinin heykellerini yaptilar. Iclerinde cok genc, cesur bakisli ve yakisikli bir savasci dikkatimi cekti. Simdi olsa film yildizi olurdu muhtemelen :) Ordunun amaci oldukten sonra Hukumdara yardimci olmak. Bu yuzden Hukumdar ile birlikte gomuluyorlar.  Ordu ile ilgili bir efsane ordunun gercek oldugunu ve kralla diri diri gomuldugunu soyluyor. Yok canim artik.  Cikista terracotta askerleri satan duzinelerce adam dukkanlara sizi sokabilmek icin ellerinden geleni yapiyor. Yanlislikla iceri girerseniz en az bi asker almak zorundasiniz. Gercek savas ortami. Ben bi tane asker aldim sonunda. Generallerden biriymis. Ama o kadar cok yolculuk yaptik ki zavalli Generalimin kafasi kopuvermis.:((&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet yolculugun sonlarina geliyoruz, ne kaldi anlatacak , rengarenk Shanghay.&lt;/div&gt;       &lt;!--  com_content_images.html  --&gt; &lt;div class="jr_imagegallery"&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4908_DSC1073_1218708094.JPG" rel="lightbox[group]" title=" (Ekleyen: ozden)"&gt;   &lt;img alt=" (Ekleyen: ozden)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4908_DSC1073_1218708094.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4908_DSC1110_1218708319.JPG" rel="lightbox[group]" title=" (Ekleyen: ozden)"&gt;   &lt;img alt=" (Ekleyen: ozden)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4908_DSC1110_1218708319.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4908_DSC1157_1218708319.JPG" rel="lightbox[group]" title=" (Ekleyen: ozden)"&gt;   &lt;img alt=" (Ekleyen: ozden)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4908_DSC1157_1218708319.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4908_DSC1176_1218708359.JPG" rel="lightbox[group]" title=" (Ekleyen: ozden)"&gt;   &lt;img alt=" (Ekleyen: ozden)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4908_DSC1176_1218708359.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4908_DSC1209_1218708360.JPG" rel="lightbox[group]" title=" (Ekleyen: ozden)"&gt;   &lt;img alt=" (Ekleyen: ozden)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4908_DSC1209_1218708360.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4908_DSC1222_1218708401.JPG" rel="lightbox[group]" title=" (Ekleyen: ozden)"&gt;   &lt;img alt=" (Ekleyen: ozden)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4908_DSC1222_1218708401.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4908_DSC1366_1218708401.JPG" rel="lightbox[group]" title=" (Ekleyen: ozden)"&gt;   &lt;img alt=" (Ekleyen: ozden)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4908_DSC1366_1218708401.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4908_DSC1382_1218708462.JPG" rel="lightbox[group]" title=" (Ekleyen: ozden)"&gt;   &lt;img alt=" (Ekleyen: ozden)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4908_DSC1382_1218708462.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4908_DSC1392_1218708462.JPG" rel="lightbox[group]" title=" (Ekleyen: ozden)"&gt;   &lt;img alt=" (Ekleyen: ozden)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4908_DSC1392_1218708462.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4908_DSC1392_1218708462.JPG" rel="lightbox[group]" title=" (Ekleyen: ozden)"&gt;  &lt;/a&gt;   &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-6263073780288602270?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/chengdu.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-4898292429577794243</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 08:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T11:01:47.499+03:00</atom:updated><title>Grand Canyon</title><description>&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;“Amerikalilar olmasa Amerika cok guzel bir yer!” diye modasi gecmis bir soz vardir. Amerikali arkadaslarimizi gucendirmemek icin bu sozun ilk yarisini atlayip ikinci yarisiyla devam edelim. Gercekten de Amerika’da gezilip gorulmesi gereken o kadar cok yer var ki insan nereden baslayacagini bilemiyor. Tabi ki dogal guzelliklerden bahsediyorum, yoksa Amerikalilarin kimi yerde yoktan yarattigi o yapay eglence yerlerinden degil!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ornegin, Grand Canyon... Amerika’da bulunan pek cok ulusal parkin belki de en gorkemlisi. Turkce’ye cevirmek icin gezi arkadaslarimdan birinin buldugu terimi kullanayim: Ulu Kanyon!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;ABD’nin guney batisinda, Arizona eyaletindeki bu bolge; Colorado nehrinin, gectigi kanali milyonlarca yilda eritmesiyle olusan, olusturdugu bu kesiklerde dunyanin 2 milyar yillik tarihini gorebileceginiz, rengarenk goruntulere sahip olaganustu bir doga harikasi. Uzunlugu neredeyse Istanbul’dan Ankara’ya kadar, genisligi de yer yer 2.5 kilometreye ulasan bir bolge burasi. Asil onemlisi derinlik: 1.5 kilometreden fazla!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Gitmek icin en iyi rota once Las Vegas’a ucmak, sonra da araba kiralayip doguya surmek. O bolgeye giderseniz Sedona’yi gormeden gelmeyin demislerdi bize. Biz de bir tasla bir kac kus vurmak icin Las Vegas – Grand Canyon – Sedona – Phoenix yaptik. Iyi ki de oyle yapmisiz, Sedona da gercekten harika bir yermis. Ozellikle gun batiminda, kirmizinin her tonuyla bezenen Red Rocks kayaliklarinin bulundugu yerdeki bu sevimli kasabayi cocuklugunuzdaki kovboy ve kizilderili filimlerinden hatirlayacaksiniz. O filmlerin hemen hepsi bu bolgede cekilmis. Hele Texas-Tommiks okumuslugunuz varsa tek tek gozunuzun onune gelecek kareler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Gezi arkadaslarimizla, bulusma yerimiz Las Vegas’ta bulustuk, orada bir gece konakladik. Konakladik dediysem, cantalarimizi otel odasinda birakip ertesi sabah almaya gittik, yataklarimizi bozmadan otelimizden ayrildik. Butun gece sehri gezip azicik(!) da kumar oynadik. Herkesin malumudur, Las Vegas denen yer, Amerikalilarin kumar ihtiyaclarini karsilamak uzere colun ortasinda insa etmis olduklari yapay bir eglence merkezi. Denirdi de inazmazdim, adiminizi attiginiz yerden gidene kadar her yaninizda kumar makinesi var. Utanmasalar tuvaletlere bile koyacaklarmis! Belki de vardir, bilmiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh6.ggpht.com/ozanay.US/SKZqyJxTBxI/AAAAAAAAAEk/o-g3rtbUNKU/A.%20Las%20Vegas.JPG?imgmax=512" alt=" " width="512" height="384" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Caddeler, binalar, her taraf rengarenk isiklarla suslu. Ozellikle gece, her biri degisik bir konseptin urunu olan otellerle dolu caddeler gunduz gibi aydinlatiliyor. Bunlardan Venedik’e benzetilmis olaninda gondollarla bile gezmek mumkun. Kapali bir alani Venedik’e benzetmekle kalmayip bir de geceyi gunduze benzetmisler! Nasil bir aydinlatma teknigi kullanmislarsa burada, gercekten gunduz vakti geziyormus gibi hissediyorsunuz kendinizi. Dunyanin en unlu giyim, kusam, mucevher markalarinin magazalari burada, fiyatlar inanilmaz! Bir de cok gosterisli show’lar var. Buraya bir kac gunlugune gelen herkes onceden bilet alip bu show’lara gidiyor mutlaka. Cok guzel, cok eglenceli, nefes kesici olduklari soyleniyor. Mesela Cirque du Soleil’in degisik konulari isleyen degisik gosterilerinden ates ve su temali “O” gosterisinin en heyacan verici olanlardan biri oldugu soyleniyor. Tabi ki her seyin basi kumar. Casino’larda yuzlerce masada, binlerce makinede kumar oynuyor insanlar. Adrenalin duzeyini artirmak icin ne lazimsa yapilmis. Su gibi para akiyor...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Las Vegas’i tanimlayan, belki de kumar kadar onemli olan bir sey daha var: Seks! Fuhus demek daha dogru olur sanirim. Caddelerdeki reklam panolarinin yarisi kumar icin ise diger yarisi da fahiseler icin. Sec, begen, al! Isterseniz kendi yerinde, isterseniz evlere servis. Yoldan gecen her on arabadan birinin uzerinde kocaman bir reklam panosu; uzerinde boy boy, renk renk hatunlar. Casino’larda kazanmanizi bekleyen, en luks otellerin barlarinda davetkarca ickisini yudumlayan yosmalar... Buraya kadar tamam da, insan hemen her kose basinda, sira sira dizilmis, genellikle Meksikali veya yerlilerden olusmus bir suru insanin; gelen gecene ellerindeki reklam kartvizitlerini, hatta bazen de kataloglari dagittigini gorunce gercekten afalliyor. Hadi diyelim ki casino ve bar gibi yerler kapali alan, isteyen istedigini yapsin; ama caddeler, sokaklar acik alan, yalnizca yetiskinler yok ki! Ana-babasinin elinden tutmus gezerken, yerlere firlatilmis yuzlerce yari ciplak kadin fotografina basip gecen kucuk cocuklarin ne dusunduklerini, yanlarindaki buyuklerine ne sorduklarini cok merak ettim. Fakat en cok da, televizyon kanallarinda bale gosterisi yapan kucuk kizlarin veya guzellik yarismasina katilmis kopegin apis arasina mozaik koyan (TV’de kendi gozlerimle gordum) sozum ona muhafazakar, ahlak bekcisi Amerikalinin butun bunlara izin vermesine sastim! Iki yuzlulukten baska bir sey degil tabi...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Sabah Las Vegas’tan cikip Grand Canyon’a dogru yola koyulduk. Hemen Las Vegas cikisindaki Hoover barajina gelince, Las Vegas’ta yanan o isiklarin kaynaginin ne oldugunu, degirmenin suyunun nereden geldini anladik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh6.ggpht.com/ozanay.US/SKZqzVsefwI/AAAAAAAAAEs/xlN8sfUNQHo/B.%20Hoover%20Dam.JPG?imgmax=512" alt=" " width="512" height="384" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Yolu kisaltmak ve iki yakayi birlestirmek icin muaazam bir kopru yapiliyor buraya.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh3.ggpht.com/ozanay.US/SKZrGmOyDxI/AAAAAAAAAGs/T-gwkSaCy9s/C.%20Baraj%20Koprusu%20Insaati.jpg?imgmax=512" alt=" " width="512" height="426" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Buradan Grand Canyon’a giderken gectigimiz yollardaki manzaralar da cok guzeldi. Ozellikle Route 66 yolu harikaydi. Bu yol son derece sevimli, daha cok motorcularin gidip geldigi ve onlarin tercih ettikleri cafe-bar’larin siralandigi cok otantik bir guzergah. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;img src="http://lh3.ggpht.com/ozanay.US/SKZq0trSC_I/AAAAAAAAAE0/elK9ZOGmkpY/S.%20Route%2066.JPG?imgmax=512" alt=" " width="512" height="372" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Grand Canyon’a vardigimizda ilk gordugum manzaralari hayatim boyunca unutamayacagim. O buyukluk, o ucsuz bucaksiz goz alabildigine derinlik insani gercekten cok etkiliyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh6.ggpht.com/ozanay.US/SKZqqDIbVII/AAAAAAAAAD0/BJbmXWs8vW0/E.%20Genel%20Manzara.jpg?imgmax=576" alt=" " width="576" height="378" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;Yamaclardaki renkler, bulutlarin yarattigi golge oyunlari enfes! &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh5.ggpht.com/ozanay.US/SKZqwhUQf-I/AAAAAAAAAEU/V7E4tEeBNH4/F.%20Golge%20Oyunlari.jpg?imgmax=576" alt=" " width="576" height="385" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh4.ggpht.com/ozanay.US/SKZq1aaEL_I/AAAAAAAAAE8/74vQfLrdS18/G.%20Yamaclar.JPG?imgmax=512" alt=" " width="512" height="384" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Buradaki en onemli aktivite hiking. Grand Canyon’un diplerine kadar uzanan farkli isimlerde ve farkli zorluklarda patikalar var. Ya bu patikalardan en dibe dogru inise geciyor ve vardiginizda orada bir gece konakliyorsunuz (cunku ayni gun icinde hem inip hem de cikmak oldukca zor ve ozellikle yaz gunlerinde diplerde sicaklik arttigi icin cok riskli) ya da orta yerlerdeki konaklama yerlerine kadar inip orada soluklandiktan sonra geriye cikiyorsunuz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;img src="http://lh6.ggpht.com/ozanay.US/SKZqpnRJ5KI/AAAAAAAAADs/c2Kp9QE0VC4/J.%20Canyon%27un%20Dibi.JPG?imgmax=576" alt=" " width="576" height="385" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Biz daha onceden dipteki otellerde yer bulamadigimiz icin ikinci yolu sectik ve hemen, brosurlerde en kolay olani diye yazan patikadan asagiya inmeye basladik. Kolaylik denen sey izafi tabi! Her seyden once yol cok dar, iki kisi ancak geciyor. Bastiginiz yer sabit degil, yer yer kayalar yerinden oynuyor ve tabi soylemeye gerek yok, bir yaniniz ucurum. Bazen iki yaniniz... Oyle boyle degil, 1 kilometre ucurum! Bende yukseklik korkusu da oldugu icin ilk metrelerde cok panige kapildim, geri donmeyi falan dusundum ama ilerledikce, her yol kivriminin ardinda baska bir olaganustu manzarayla karsilastikca her seyi unuttum, dogayla butunlestim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh3.ggpht.com/ozanay.US/SKZqtdFjSQI/AAAAAAAAAEE/pM_eJa67jsA/H.%20Patika.jpg?imgmax=576" alt=" " width="576" height="386" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh5.ggpht.com/ozanay.US/SKZqvc0tWjI/AAAAAAAAAEM/icBF0nfE3uc/I.%20Rim%20Trial.jpg?imgmax=576" alt=" " width="576" height="386" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Geceyi koydeki otellerden birinde gecirdik. Genelde Amerikan Yerlisi el islerinin satildigi yerde alisveris ettik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;img src="http://lh3.ggpht.com/ozanay.US/SKZqsCxgLHI/AAAAAAAAAD8/3VLoYyMC2Fc/K.%20Hopi%20House.JPG?imgmax=576" alt=" " width="576" height="385" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh3.ggpht.com/ozanay.US/SKZqoG1IkuI/AAAAAAAAADg/6Dmlt-mdM1U/L.%20Village%20View.JPG?imgmax=576" alt=" " width="576" height="385" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ertesi gun bir baska patikayi denedik. Ben ilk yuz metrenin sonunda, yalnizca adimlarimizi koyabilecegimiz darliktaki noktalara geldigimizde yamaca yapisip kaldim! Arkam dipsiz ucurum, ne ilerleyebiliyorum, ne geri gidebiliyorum. Yukseklik korkusu olanlar bilir, kendimi ucurumdan asagi atasim geliyor. Neyse ki arkadaslar yureklendirdi, onlari birakip geri dondum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;img src="http://lh3.ggpht.com/ozanay.US/SKZq-wkFc_I/AAAAAAAAAF0/54_1rBrHcFA/M.%20Bright%20Angel%20View.JPG?imgmax=512" alt=" " width="512" height="384" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh3.ggpht.com/ozanay.US/SKZrAUy_E1I/AAAAAAAAAF8/3O9EIG7ZKWM/O.%20Cesaret.JPG?imgmax=512" alt=" " width="512" height="384" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh5.ggpht.com/ozanay.US/SKZq9sEY1BI/AAAAAAAAAFs/elWXOzd42gE/P.%20Meditasyon.JPG?imgmax=512" alt=" " width="512" height="384" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh6.ggpht.com/ozanay.US/SKZrBcxKdEI/AAAAAAAAAGE/ot5J9-Qk3fA/Q.%20Colerado%20River.JPG?imgmax=512" alt=" " width="512" height="384" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Yukarda arkadaslarimi beklerken cok ilginc bir olaya tanik oldum. Ucurumun kenarindaki sette (kenar dediysem iki metre uzaginda) oturuyordum. Arabalarla bir suru genc geldi. Yaklasik 20-30 kisi falan varlar. Yaridan fazlasinin gozlerini esarplarla, bandanalarla kapatmislar, hic bir sey gormuyorlar; digerleri de onlari siraya dizmis, kollarina girmis, ucurumun kenarina dogru getiriyorlar. Geldiler, gozu kapali olan arkadaslarini yan yana ucurumun kenarindaki sete dizdiler. Bir sey gormedikleri icin nerede olduklarinin farkinda degiller, serbestce hareket ediyorlar. Iki adim ileri atsalar ucurumun dibini boylayacaklar. Neyse, boyle bir bes dakika bekledikten sonra ayni anda, hep birlikte gozlerini actilar. Gozu acilan once karsisinda Ulu Kanyon’un muazzam manzarasini goruyor, sonra asagi bakinca da dipsiz ucurumu farkediyor, az once orada yapmis olduklarinin hatirlayip dehsete dusuyor. Bir cesit oyunmus; ciglik cigliga bagirdilar, gulduler, eglendiler...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh3.ggpht.com/ozanay.US/SKZq8AOQ4vI/AAAAAAAAAFk/DkfbwDB3ans/N.%20Essek%20Sakasi.JPG?imgmax=512" alt=" " width="512" height="391" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Aksama dogru gunes batisinin izlendigi bolgeye gittik. Gunes batmadan once, batarken, battiktan sonra olaganustu goruntuler verdi. Tarifsiz duygulara kapildik, kah seyrettik, kah fotograf cektik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh6.ggpht.com/ozanay.US/SKZqxOafouI/AAAAAAAAAEc/HYL-GLJjo5E/R.%20Grand%20Canyon%20Sunset.JPG?imgmax=576" alt=" " width="576" height="385" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ertesi gun guneye, Sedona’ya dogru yola ciktik. Ana otoyolu degil de kucuk yolu secip daglar, ormanlar arasindan gectik. Yol boyunca doganin ustunlugunden, teknolojiye esir olusumuzdan soz ettik. Dere kenarlarinda mola verip mouse ve klavye kokan ellerimizi temizledik, ruhlarimizi dinlendirdik. Gorduklerimizi ulkemizin manzaralariyla karsilastirip yurek kabarttik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh3.ggpht.com/ozanay.US/SKZq4FJIO0I/AAAAAAAAAFE/EAlftgoL4Mc/T.%20Red%20Rocks.JPG?imgmax=576" alt=" " width="576" height="385" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Sedona’ya gelenler genellikle safari turu alip rehber esliginde doga gezilerine cikiyorlarmis. Bize onceden, bu turlarin buyuk bir kisminin yolda gectigi soylendigi icin kendi programimizi kendimiz yaptik. Oak Creek bolgesinde Cathedral Rock, Bell Rock alanlarini gezdik. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh3.ggpht.com/ozanay.US/SKZrCCpY-TI/AAAAAAAAAGM/C9fJyyUCkwE/U.%20Sedona.JPG?imgmax=512" alt=" " width="512" height="384" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh4.ggpht.com/ozanay.US/SKZrDC4lwsI/AAAAAAAAAGU/G7aQymG3hms/V.%20Bell%20Rocks.JPG?imgmax=576" alt=" " width="576" height="412" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Sedona’yi cok cekici kilan diger onemli ozelliklerden biri de sahip oldugu vortex noktalari. Vortex, bildiginiz gibi, bir merkez etrafinda burgu seklinde donerek olusan su veya hava girdaplarina deniyor. Sedona’daki vortex’ler ise enerji anaforlari. Bu noktalara gelip bir sure ayakta duran insanlar (buna meditasyon da diyebilirsiniz) yerkurenin tum enerjisini bedenlerinde hissediyor, aldiklari bu enerjiyle mutluluktan ucuyor, bir takim noktalara ulasiyorlar –mis.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh6.ggpht.com/ozanay.US/SKZrE5lYyUI/AAAAAAAAAGc/w8VEGT2fRkw/W.%20Vortex%20Cairns.JPG?imgmax=576" alt=" " width="576" height="406" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bu vortex meselesi tabi bana biraz metafizik geldi. Buyu, fal, afsun, vs. meraklilarini cekmek icin (ki ABD’de bunlardan mebzul miktarda var) gelistirilmis ticari bir gelenek oldugunu dusundum. (Sonradan Sedona’nin “New Age” akiminin onemli merkezlerinden biri oldugunu ogrendim.) Ancak, itiraf etmeliyim ki, bunda hic bir sakinca gormedim cunku enerji falan olaylarini bir tarafa birakirsak, bu noktalardaki doga gorunumleri o kadar guzel ki, “buyulenmemek” elde degil. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Buyulu goruntuleri geride birakip vortex bolgesinden ayrilirken cok ilginc bir sey oldu! Doga bize mukemmel bir enstantane daha sundu! Kalabalik bir grubun ilgi ve dehsetle bir sey izledigini gorunce biz de merakla o tarafa gittik ve bir cingirakli yilan ile sincabin kavgasina tanik olduk. Hemen herkes bu mucadelenin yilanin zaferiyle sonuclanacagini saniyor, yilanin bogazindan gecen sincap goruntusunu yakalamak icin fotograf makinelerini ayarliyordu. Ancak zaman gectikce saldiranin yilan degil sincap oldugunu anladik. Yilanin etrafinda dort donen sincap hirsla kuyrugunu salliyor, korkusuzca yilana saldiriyor; yilan da saldirilari bosa cikarmak icin ani hareketlerle hamleler yapiyor ve her seferinde sincabi isiriyordu. Her taraflari kan icersinde kalmisti. Yarim saat kadar suren kavgadan sonra sincap yilani puskurttu, zaferini ilan etti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;(Bir kac dakika sonra ellerinde sapkalariyla yanimiza gelip bu ilginc gosteri icin para toplayacaklarini dusunmedim desem yalan olur.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;img src="http://lh6.ggpht.com/ozanay.US/SKZq41AQsfI/AAAAAAAAAFM/_mMX6smMXTE/X.%20Kobra%20ve%20Sincap.jpg" alt=" " width="647" height="396" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Olayin aslini evlere donunce ogrendik. Vortex, mortex gibi palavralara inanmayan doga bu olayi da bilimsel olarak bize acikliyordu. Yilan sincabin bolgesine girmisti, sincabin yavrularinda gozu vardi. Sincap da yilani bolgesinden uzaklastirmak icin kavgayi goze aliyordu. Sincap sansliydi, cunku kendi soyu evrim gecirmis, kanlarinda bulunan bir protein yardimiyla yilan zehirine karsi bagisiklik kazanmisti. Doga onlara bir sey daha ogretmisti: Yilanlar isiya karsi cok duyarliydilar ve saldirilarinin yonunu hasminin isisina gore ayarliyorlardi. Sincaplar da o koca kuyruklarini sallayip sicakliklarini artiriyorlar, saga sola sallayip hedef sasirtiyorlar, yilani serseme ceviriyorlardi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Aksama dogru, bu kez gun batimi goruntuleriyle unlu Airport Vortex’ine gittik. Ziyaretciler akin akin orada bulustular, manzaraya karsi yerlerini aldilar, husu icinde gun batimini izlediler, yuzlerce fotograf cektiler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img src="http://lh3.ggpht.com/ozanay.US/SKZrFnbKE0I/AAAAAAAAAGk/dAlYKVsVPME/Y.%20Sedona%20View.JPG?imgmax=576" alt=" " width="576" height="398" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0in 0in 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Grand Canyon gezimizi bu harika goruntulerle sonlandirip Phoenix’e dogru yola koyulduk, oradan da evlerimize dagildik...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0in 0in 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0in 0in 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;img src="http://lh6.ggpht.com/ozanay.US/SKZq5S0eSpI/AAAAAAAAAFU/ItzJgpAPM2s/Z.%20Sedona%20Sunset.jpg?imgmax=576" alt=" " width="576" height="386" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;       &lt;!--  com_content_images.html  --&gt; &lt;div class="jr_imagegallery"&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_A.LasVegas_1218862666.JPG" rel="lightbox[group]" title="Las Vegas (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Las Vegas (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_A.LasVegas_1218862666.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_B.HooverDam_1218862730.JPG" rel="lightbox[group]" title="Hoover Dam (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Hoover Dam (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_B.HooverDam_1218862730.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_C.BarajKoprusuInsaati_1218862731.jpg" rel="lightbox[group]" title="Baraj Koprusu Insaati (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Baraj Koprusu Insaati (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_C.BarajKoprusuInsaati_1218862731.jpg" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_F.GolgeOyunlari_1218862811.jpg" rel="lightbox[group]" title="Golge Oyunlari (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Golge Oyunlari (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_F.GolgeOyunlari_1218862811.jpg" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_G.Yamaclar_1218862811.JPG" rel="lightbox[group]" title="Yamaclar (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Yamaclar (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_G.Yamaclar_1218862811.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_H.Patika_1218862871.jpg" rel="lightbox[group]" title="Patika (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Patika (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_H.Patika_1218862871.jpg" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_I.RimTrial_1218862871.jpg" rel="lightbox[group]" title="Rim Trial (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Rim Trial (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_I.RimTrial_1218862871.jpg" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_J.CanyonunDibi_1218862979.JPG" rel="lightbox[group]" title="Canyon Dibi (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Canyon Dibi (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_J.CanyonunDibi_1218862979.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_K.HopiHouse_1218862980.JPG" rel="lightbox[group]" title="Hopi House (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Hopi House (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_K.HopiHouse_1218862980.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_L.VillageView_1218863241.JPG" rel="lightbox[group]" title="Village View (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Village View (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_L.VillageView_1218863241.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_M.BrightAngelView_1218863241.JPG" rel="lightbox[group]" title="Bright Angel View (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Bright Angel View (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_M.BrightAngelView_1218863241.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_N.EssekSakasi_1218863283.JPG" rel="lightbox[group]" title="Essek Sakasi (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Essek Sakasi (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_N.EssekSakasi_1218863283.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_O.Cesaret_1218863283.JPG" rel="lightbox[group]" title="Cesaret (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Cesaret (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_O.Cesaret_1218863283.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_P.Meditasyon_1218863330.JPG" rel="lightbox[group]" title="Meditasyon (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Meditasyon (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_P.Meditasyon_1218863330.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_Q.ColeradoRiver_1218863331.JPG" rel="lightbox[group]" title="Colorado River (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Colorado River (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_Q.ColeradoRiver_1218863331.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_R.GrandCanyonSunset_1218863387.JPG" rel="lightbox[group]" title="Grand Canyon Sunset (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Grand Canyon Sunset (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_R.GrandCanyonSunset_1218863387.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_S.Route66_1218863388.JPG" rel="lightbox[group]" title="Route 66 (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Route 66 (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_S.Route66_1218863388.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_T.RedRocks_1218863434.JPG" rel="lightbox[group]" title="Red Rocks (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Red Rocks (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_T.RedRocks_1218863434.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_U.Sedona_1218863435.JPG" rel="lightbox[group]" title="Sedona (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Sedona (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_U.Sedona_1218863435.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_V.BellRocks_1218863486.JPG" rel="lightbox[group]" title="Bell Rocks (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Bell Rocks (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_V.BellRocks_1218863486.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_W.VortexCairns_1218863487.JPG" rel="lightbox[group]" title="Vortex Cairns (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Vortex Cairns (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_W.VortexCairns_1218863487.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_X.KobraveSincap_1218863531.jpg" rel="lightbox[group]" title="Yilan ve Sincap (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Yilan ve Sincap (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_X.KobraveSincap_1218863531.jpg" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_Y.SedonaView_1218863531.JPG" rel="lightbox[group]" title="Sedona View (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Sedona View (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_Y.SedonaView_1218863531.JPG" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_Z.SedonaSunset_1218863578.jpg" rel="lightbox[group]" title="Sedona Sunset (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Sedona Sunset (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_Z.SedonaSunset_1218863578.jpg" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;    &lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_D.GrandCanyon_1218863579.JPG" rel="lightbox[group]" title="Grand Canyon (Ekleyen: Ozan)"&gt;   &lt;img alt="Grand Canyon (Ekleyen: Ozan)" src="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/tn/tn_4909_D.GrandCanyon_1218863579.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.geziyorumlari.com/images/stories/jreviews/4909_D.GrandCanyon_1218863579.JPG" rel="lightbox[group]" title="Grand Canyon (Ekleyen: Ozan)"&gt;  &lt;/a&gt;   &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-4898292429577794243?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/grand-canyon.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-4026780229437813241</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 07:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T11:00:57.366+03:00</atom:updated><title>MAVİNİN KOYNUNDA UYUYAN GÜZEL, ESKİ FOÇA</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;MAVİNİN KOYNUNDA UYUYAN GÜZEL, ESKİ FOÇA&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt;Masmavi bir deniz ülkesinin son kalesi gibidir Eski Foça. Antik mitolojilerden kalma deniz tanrılarının son sığınağı, son saklanma yeridir sanki… Beyaz köpüklü dalgaların hakimi, denizlerin sahibi kudretli Poseidon’un ülkesi, sanki eski Foça’da su yüzüne çıkmış; kıyılara, sahillere yerleşmiş gibidir. Denizler altındaki masalsı yaşamdan, Eski Foça’nın parlak göğüne uzanan yolculuk sabahın erken saatlerinde, daha tan yeri sökmeden balıkçıların umut dolu rasgeleleriyle başlar. Tekneler birbiri ardına Ege’nin bin bir söylenceli denizine doğru yol alırken, tan yerinin mor ve kızılla renklendirdiği masmavi Foça denizi yeni bir güne hazırdır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt;Eski Foça, güzelliğini kimilerine göre turkuvazı, mavisi ve laciverti ile ün salmış denizine, kimilerine göre tarihi taş evlerine, kimilerine göreyse coğrafyasının O’na sunduğu benzersiz ayrıcalığa borçludur. Sebebi ne olursa olsun Eski Foça, sakin bir balıkçı kasabası olmasının çok ötesinde farklı ve özel bir tatil seçeneği olarak ziyaretçilerini selamlıyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoBodyText"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt;Eski Foça’dan söz açıldığında ilk duyduklarınız arasında foklar, turkuaz koylar ve eski evler ilk sıralarda yer alır. Antik adı Phokaia olan Foça’ya adını veren Akdeniz fokları, ülkemizde birkaç yerde ve özellikle Foça’da yaşıyorlar. Şanslı gezginler, Ege Denizi’nin tüm cömertliğiyle şımarttığı Foça’nın kristal berraklığındaki sularında, hiç beklenmedik bir anda bir çift sevimli ve ürkek göz ile karşılaşabiliyorlar. Sakin koylarındaki doğal ortam, Foça’nın foklar tarafından olduğu kadar, yerli ve yabancı turistlerce de tercih edilmesinin en önemli nedeni.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoBodyText"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt;Küçükdeniz olarak bilinen ilk liman, Eski Foça’nın kalbini attığı yer. Yan yana sıralanmış lokantaların arasındaki küçük kafeler, romantik bir seranadın akıp giden notaları arasındaki es işaretleri gibi, küçük ve keyifli molaları anımsatıyorlar. Çoğunluğu eski olan iki katlı binaların ve daracık, Arnavut kaldırımlı sokakların oluşturduğu çarşı, küçük bir kasabaya ait tüm özellikleri taşıyor. Çarşının üstünü boydan boya kaplayan asma ve sarmaşıklar, yarattıkları koyu gölgenin yanı sıra, eski zamanların açık hava çarşılarına ait özellikleri yansıtıyorlar. Yaz güneşinin yakıcılığından korunarak, serin bir ortamda Eski Foça çarşısının tadını çıkartırken bu gölgelik, insana tazelenmişlik hissi veriyor. Küçük bir koy etrafındaki asırlık taş evlerle ve balık restoranlarıyla süslü bu Küçükdeniz koyu, Foça’nın gerçek bir Egeli olduğunu kanıtlıyor. Eski Foça’nın sahilinde, İzmir Kordonu’nun ilk hallerini akla getiriyor ister istemez. Eski taş evler, onlara yıllardır eşlik eden palmiyeler ve sahil… Bu karşı konulmaz üçlü eski Foça’da da, benzer Ege kıyı yerleşimlerinde olduğu gibi insanı büyülüyor. Kıyıya bağlı rengârenk kayıkların, teknelerin her biri Ege’nin başka başka mavilerine yol açıyormuş gibi huzurlu ve sakinler. Balıkçı teknelerinde ağdan balık toplama telaşının en önemli seyircileri kuşkusuz Eski Foçalı kediler. Ağdan fırlayacak ya da balıkçının gönlünden kopacak günlük rızkının peşinde kıyıda bekleşen kediler de tıpkı mavi deniz, taş evler ve palmiyeler gibi tipik Egeli karakterlerden. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt;Eski Foça’nın taş evleri, taş işçiliğindeki özen, kapı tokmakları ve sanat eseri niteliğindeki kapı süslemeleri ilgi çekiyor. Taş evlerden sarkan teneke saksılı, rengârenk sardunyalara eşlik eden yaseminler ve begonviller, Eski Foça panoramasına tüm canlılıklarıyla renk katıyorlar. Foça’nın neredeyse bütün şirin ve küçük otelleri, pansiyonları Küçükdeniz sahiline dizilmişler. Otelden ya da pansiyondan çıktıktan sonra, denizle aranızdaki yolu iki adımda geçip insanın kendisini, Ege’nin mavi sularına bırakabiliyor olması Eski Foça’yı özel kılan ayrıcalıklardan bir başkası.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Yüzerek denizde açıldıktan sonra, Eski Foça’nın güzelliği bir kez daha gözler önüne seriliyor. Sahilde palmiyelerin gölgesinde yürüyüş yapanlar, asırlık zarafetleriyle göz okşayan taş evler ve zeytin ağaçlarının süslediği dağlar, kusursuz bir bulmacanın parçaları gibi Eski Foça’nın güzelliğini tamamlıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt;Büyükdeniz ve Küçükdeniz adıyla anılan iki koy, Eski Foça’nın yerleşiminde önemli yer tutuyor. Bu görüntüye bir de masmavi deniz eklenince Foça’nın seyrine doyum olmuyor. Büyükdeniz denilen koy, Küçükdeniz’den daha büyük ve daha sessiz. Marina işlevi gören bu koy, yerli yabancı yatların demirlediği doğal korunaklı bir koy. Bu koyun etrafındaki geniş bahçeli görkemli taş evler ise görenleri büyülüyor. Sık çam ağaçlarıyla süslü bahçeler, anıtsal kapılar ve gizemli sokaklarıyla burası, aynı zamanda Küçükdeniz’den başlayan yürüyüş yolunun da devamı. Foça’nın bir ucundan, diğer ucuna yürürken yolda; Osmanlı Kalesi’nin kayıkhane bölümü olan Beşkapılar, Osmanlı Surları ve Kibele açık hava tapınağı ziyaret edilebiliyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt;Manzara ve fotoğraf tutkunların Eski Foça’da mutlaka uğradıkları yerlerin başında gelen Yeldeğirmeni Tepesi, adını eskiden sayıları daha çok olan ne yazık ki bugün sadece ikisinin kalıntısı görülebilen yeldeğirmenlerinden alıyor. Tepe, tüm adaları, limanları ve Eski Foça’ya dair ne varsa herşeyi gözler önüne seriyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt;Antik tiyatrodan ve beyaz badanalı Ege evlerinden sonra Eski Foça, kendi mitolojisinin en özel yerine çağırır ziyaretçileri. Söylenceye göre kuş bedenli ve kadın başlı yaratıklar olan Sirenler, gemicileri söyledikleri büyülü şarkılarla baştan çıkartarak, gemilerinin kayalara çarparak batmasına neden olurlarmış. Mitolojik bir kahraman olan Odysseius da bu kayalıklardan geçmek zorunda kalmış. Kulaklarını balmumu ile tıkayarak ve kendisini gemisinin direğine bağlayarak şarkıların etkisinden kurtulmuş. Bu efsanenin geçtiği yer olarak kabul edilen Siren Kayalıkları, Foça açıklarındaki Orak Adası’nda bulunuyor. Volkanik oluşumlarla meydana gelen bu kayalıklar, değişik ve özel görüntüler oluşturuyorlar. Siren Kayalıkları’nın diğer bir önemi de Akdeniz Fokları’nın yaşadıkları yer olması. Siren Kayalıkları’na gitmek için Küçükdeniz’deki kiralık teknelere danışmak yeterli. Günübirlik düzenlenen tekne turlarında, Orak Adası dahil olmak üzere irili ufaklı adalarda demir atılarak yüzme molası veriliyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt;Eski Foça’da gece yaşamı için en iyi başlangıç Küçükdeniz’deki balık restoranlarında yenecek bir akşam yemeğiyle olur. Ege’nin Foça’ya sunduğu çeşit çeşit balık arasında kuşkusuz en çok çupra ilgi görüyor. Ayrıca her zaman taze ahtapot, karides, midye ve kalamarla dost sohbetleri eşsiz lezzet şölenlerine dönüşüyor. Foça, çeşitli deniz ürünlerinin yanı sıra, ot yemekleriyle de beğeni topluyor. Yerel otlar arasında şevketi bostan, radika, turp otu ve ısırgan otu damak zevkine düşkün olanlara hitap ediyor. Deniz börülcesi salatası ise Foça akşamlarının vazgeçilmez mezesi olarak karşımıza çıkıyor. Eski Foça ayrıca, yoğurdu ve zeytinyağlarıyla da ünlü. Zeytinyağı konusunda en önemli uğrak yeri ise Phokaia Zeytinhome adlı dükkân. Çeşitli zeytin ve zeytinyağı seçenekleri ile Eski Foça için özel bir mekân olan bu dükkânda, zeytinyağı, karanfil ve defneden yapılmış halis sabunlar da satılıyor. Ayrıca zeytin ve zeytinyağı kullanımı için özel üretilmiş seramik eşyalar hem hatıra eşya olarak hem de kullanım eşyası olarak büyük ilgi görüyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoBodyText"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt;Bu kadar çok ilgi çekici özelliği olan Eski Foça, elbette hak ettiği ilgiyi görüyor yerli-yabancı ziyaretçilerden. Çok sayıdaki küçük otel ve pansiyon, er yeni günle birlikte Eski Foça ziyaretçilerine kapılarını açıyorlar. Tüm bu konaklama seçeneklerinin arasında Foçantique Oteli paha biçilmez bir tek taş gibi diğerlerinden ayrılıyor haklı bir gururla. 1890 yılında yapılmış olan bir taş evden, özenli ve sabırlı bir çalışma sonucunda çok özel bir otele dönüştürülen yapı, aynı zamanda Eski Foça’nın ilk ve tek butik oteli unvanına sahip. Otelin sahipleri olan Alemdaroğlu çifti, uzun yıllar sürdürdükleri profesyonel rehberlik deneyimlerini de kullanarak oteli kısa sürede yurtiçinde ve yurtdışında tanınan bir yer haline getirmeyi başarmışlar. Anadolu’dan tek tek toplanan otantik eşyalarla döşenmiş olan otelin her odasının başka bir adı var; balayı çiftlerinin tercihi olan Aspasia odası, orijinal bir Türk hamamına sahip olan Hamamlı Oda ve mavinin dinginliğini ispatlayan Akdeniz odası gibi. Bahçedeki hamaklar, terastaki eşsiz manzara, Güler Hanım’ın portakallı ve lorlu kurabiyeleri, otel çalışanlarının güleryüzü ve Eski Foça’nın en iyi kahvaltısı, Foçantique’i&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;yaşanması gereken bir Eski Foça klasiği haline getiriyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoBodyText"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt;Eski Foça’da yapılan gezinin sonunda günün son renklerini geceye uğurlarken, eski bir Ege ezgisi taş evleri, sahili ve taş döşeli sokakları dolaşır usul usul. Eski söylenceler bir bir kuytulara çekilir ve gün, lacivert sularda noktalanır ama ertesi gün Eski Foça tekrar canlanır, güzelleşir yeni bir umut ve heyecanla…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-4026780229437813241?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/mavinin-koynunda-uyuyan-gzel-eski-foa.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-2693017303979142786.post-6207203393206914906</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 07:56:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T10:57:35.738+03:00</atom:updated><title>Mil kullanırken…</title><description>&lt;p&gt;Mil kullanırken…&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.gezi.in/tag/havayollari" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with havayolları"&gt;Havayolları&lt;/a&gt;nın avantajlı seyahatleri beraberinde getiren millerini kullanırken dikkat edilmesi gerekenler…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;• İngilizce kökenli mesafe ölçüm birimi mil sisteminden yola çıkılarak başlayan mil sisteminde, uzaklık ve yolcunun tercih ettiği sınıf, kazanılan mil sayısını artırıyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;• Miller için, üyelere önceden belirtilen bir son kullanım tarihi bulunuyor. Bu dönemi geçirmeden milleri harcamak gerekiyor. Yoksa miller hesabınızdan siliniyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;• Her ay mil ekstrenizi e-posta veya mektup yolu ile alıp ekstrede yer alan bilgileri kontrol etmenizde fayda var.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;• Üyelik kartınızda biriken millerin üyelik seviyenizi değiştirecek sayıya ulaştığı durumlarda, &lt;a href="http://www.gezi.in/tag/havayolu" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with havayolu"&gt;havayolu&lt;/a&gt; şirketi ile bağlantıya geçmek olası aksaklıkları önlüyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;• Birikmiş milleriniz ile aldığınız uçak biletlerinizde &lt;a target="_blank" href="http://www.hotelsfethiye.net/rezervasyon/" title="Rezervasyon"&gt;rezervasyon&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.gezi.in/tag/destinasyon" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with destinasyon"&gt;destinasyon&lt;/a&gt; değişikliği yapma hakkınız olup olmadığını önceden kontrol edin.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='//blogger.googleusercontent.com/tracker/2693017303979142786-6207203393206914906?l=tatilm.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://tatilm.blogspot.com/2008/08/mil-kullanrken.html</link><author>noreply@blogger.com (kartalizmaster)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item></channel></rss>