<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0">

<channel>
	<title>Uyuyang</title>
	
	<link>http://www.uyuyang.com</link>
	<description>Don't be sleepy</description>
	<lastBuildDate>Mon, 08 Mar 2010 23:01:52 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/Uyuyang" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="uyuyang" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><item>
		<title>Geliştrend 1 Yaşında</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/gelistrend-1-yasinda/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/gelistrend-1-yasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 19:25:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[Buluştrend]]></category>
		<category><![CDATA[Geliştrend]]></category>
		<category><![CDATA[girişimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=706</guid>
		<description><![CDATA[
Uzun süredir İstanbul&#8217;da bulunamamam nedeniyle, tabiri caizse ağzımın suyunun aktığı bir etkinlik var. Buluştrend! Bu etkinliğin çıkış noktası aslında Gelistrend.com adlı topluluk blogu. Tam 1 yıl önce kurulan bu blog o kadar çok konuk ağırladı ki okumaya başladığınız da eliniz kapatmaya gitmiyor. Özellikle iş dünyası hakkında engin tecrübelerin paylaşıldığı Geliştrend&#8217;in 1. yılını kutlamak üzere, aynı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-707" href="http://www.uyuyang.com/gelistrend-1-yasinda/gelistrend-bulustrend5/"><img class="size-full wp-image-707 aligncenter" title="Gelistrend-bulustrend5" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/03/Gelistrend-bulustrend5.jpg" alt="" width="390" height="296" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Uzun süredir İstanbul&#8217;da bulunamamam nedeniyle, tabiri caizse ağzımın suyunun aktığı bir etkinlik var. Buluştrend! Bu etkinliğin çıkış noktası aslında <a href="http://www.gelistrend.com" target="_blank">Gelistrend.com </a>adlı topluluk blogu. Tam 1 yıl önce kurulan bu blog o kadar çok konuk ağırladı ki okumaya başladığınız da eliniz kapatmaya gitmiyor. Özellikle iş dünyası hakkında engin tecrübelerin paylaşıldığı Geliştrend&#8217;in 1. yılını kutlamak üzere, aynı zamanda 5.si düzenlenecek olan Buluştrend toplantısına katılmak bu sefer bana da kısmet olacak umarım. Geliştrend&#8217;in kurucusu <a href="http://www.omerekinci.com/" target="_blank">Ömer Ekinci </a>ve iş dünyasından diğer girişimcilik ruhuna sahip insanlarla tanışmak benim de ruhuma iyi gelecek şüphesiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Etkinliğe katılım bedeli yok. Ama dönüşte cebinizde beraberinizde götüreceğiniz birikimler neler olacak, bunu kendi aktifliğiniz belirleyecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Günde yaklaşık 1000 girişimciye ışık tutan <a href="http://www.gelistrend.com" target="_blank">Gelistrend.com</a>’un birinci yıldönümü dolayısıyla, Geliştrend okurları ve yazarlarının Geliştrend’in 1. Yaşgünü pastasını birlikte keseceği 5. Buluştrend’e tüm vizyoner Geliştrend insanları davetli. Bu etkinliğe katılmak istiyorsanız yapmanız gereken tek şey 13 Mart 2010 Cumartesi günü saat 15.00-18.00 arası Esentepe, Astoria Caffè Nero&#8217;da olmak.</p>
<p style="text-align: justify;">Geliştrend&#8217;in diğer etkinliklerinden haberdar olmak için <a href="http://www.facebook.com/home.php?ref=logo#!/pages/Gelistrend/325275076656?ref=search&amp;sid=655602611.278520898..1" target="_blank">Facebook </a>grubuna üye olabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte burada da facebook etkinlik sayfası;<br />
<a href="http://www.facebook.com/event.php?eid=348930009131&amp;ref=ts">http://www.facebook.com/event.php?eid=348930009131&amp;ref=ts</a><a href="http://www.facebook.com/event.php?invites&amp;eid=288741504910" target="_blank"><br />
</a>Kaydolmayı unutmayın.</p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/gelistrend-1-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>82.Oscar Ödülleri</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/82-oscar-odulleri/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/82-oscar-odulleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 19:59:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[2010 Oscar kazanan adaylar]]></category>
		<category><![CDATA[82. Oscar ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[Adaylar]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar 2010]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar 2010 ödülleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=662</guid>
		<description><![CDATA[
Bu yıl Oscar ödülleri için sıkı tahminlerim var. Ama yine de Oscar komitesine güven olmaz. Birçok sürprizlerle karşılaştığımız için bu yıl da sürprizlere hazır olmak gerekir.
İlk olarak &#8220;En İyi Film&#8221; ödülünden bahsedelim. Önceki yıllara göre kuvvetli adaylar olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak 2 film diğerlerinden daha fazla öne çıkıyor. Biri &#8220;Avatar&#8221; diğeri ise &#8220;Hurt Locker&#8220;.  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-661" href="http://www.uyuyang.com/82-oscar-odulleri/oscar2010/"><img class="size-full wp-image-661 aligncenter" title="oscar2010" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/03/oscar2010.jpg" alt="" width="500" height="339" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bu yıl Oscar ödülleri için sıkı tahminlerim var. Ama yine de Oscar komitesine güven olmaz. Birçok sürprizlerle karşılaştığımız için bu yıl da sürprizlere hazır olmak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk olarak &#8220;<em>En İyi Film</em>&#8221; ödülünden bahsedelim. Önceki yıllara göre kuvvetli adaylar olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak 2 film diğerlerinden daha fazla öne çıkıyor. Biri &#8220;<strong>Avatar</strong>&#8221; diğeri ise &#8220;<strong>Hurt Locker</strong>&#8220;.  Son hafta okuduğum bir habere göre Hurt Locker ekibinin Oscar komitesine kendilerini seçmeleri için gönderdiği e-posta sanırım durumda fazlasıyla etkili olacak ama hangi yönde? Benim gönlümden geçen <strong>Hurt Locker</strong>. Avatar için ilginç bir tespitte bulunacağım ama ben bile hala şaşırıyorum. Filmde koloninin yaşadığı yerler sanki cennetin tarifi yapılırken anlatılan yerlerin hayalinin perdeye yansıması gibi. O yüzden de yorum yapmakta zorlanıyorum. Neyse bu konuya girmek istemiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>En İyi Yönetmen</em>&#8221; dalında yine bu iki film arasında ilginç bir çekişme var. Çünkü Avatar filminin yönetmeni <strong>James Cameron</strong>,  Hurt Locker&#8217;ın yönetmeni olan <strong>Kathryn Bigelow</strong>&#8216;un eski eşi. Bu da Oscar komitesini ne yönde etkileyecek oldukça merak konusu. Yönetmenlik dalındaki adayıma gelince, James Cameron ağır basıyor. Ama <strong>Kathryn Bigelow</strong> alır<strong>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>En İyi Özgün Senaryo</em>&#8221; dalında favorim <strong>Inglourious Basterds</strong> ile tabii ki <strong>Quentin Tarantino</strong>. Umarım bir sürpriz olmaz. Çünkü Hurt Locker bir çok dalda sürpriz yapması beklenen bir film.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>En İyi Uyarlama Senaryo</em>&#8221; dalında ise &#8220;<strong>Up In The Air&#8221;</strong> filmi ile <strong>Jason Reitman</strong> ve <strong>Sheldon Turner</strong> en kuvvetli adaylar. Benim adaylarımın da bunlar olduğunu söyleyebilirim. Ama burada dikkatinizi &#8220;<strong>The Messenger</strong>&#8221; filmine çekmek istiyorum. Birinde, işi insanların işine son vermek olan bir insanın hikayesi, diğerinde ise yakını askerde ölen birine ilk haberi veren kişi olma görevini üstlenmiş bir insanın hikayesi anlatılıyor. İlginçtir ki her ikisinde de bu kişilerin yanlarına verilen asistanın eğitimi konu edilmiş. Bu kadar benzerlik şaşırtıcı.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>En İyi Kadın Oyuncu</em>&#8221; adayına gelince gönlümden geçen &#8220;<strong>Gabourey Sidibe</strong>&#8220;. Ancak bu ihtimal oldukça zayıf. Diğer yandan sevdiğim bir aktris olan <strong>Sandra Bullock</strong> &#8220;<strong>The Blind Side</strong>&#8221; filmi ile aday ve hatırladığım kadarıyla bu onun ilk Oscar adaylığı. Komite ona bir güzellik yapıp, onu bu ödülden mahrum bırakmayacaktır. Öte yandan <strong>Sandra Bullock&#8217;</strong>un oyunculuğunu çok severim ama açıkçası bu filmde Oscar adayı olunacak türden bir oyunculuk sergilediğini söylemek pek mümkün değil.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>En İyi Erkek Oyuncu</em>&#8221; dalı için adaylar arasından favori gösterilen &#8220;<strong>Jeff Bridges</strong>&#8220;&#8216;in rol aldığı <strong>Crazy Heart</strong> filmini izlemediğim için yorum yapamam ama &#8220;<strong>George Clooney</strong>&#8220;, &#8220;<strong>Up In The Air</strong>&#8221; ile kuvvetli bir rakibi, onu biliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu</em>&#8221; dalında &#8220;<strong>Mo&#8217;Nique</strong>&#8220;, &#8220;<strong>Precious</strong>&#8221; filmi ile favoriler arasında ben de &#8220;muhtemelen alır&#8221; diyorum. <strong>Penelope Cruz</strong>&#8216;a hiç şans vermiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221; <em>En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu</em>&#8221; dalında yine <strong>Quentin Tarantino</strong>&#8216;nun <strong>Inglourious Busterds</strong> filmine ihtimal veriyorum. &#8220;<strong>Christoph Waltz</strong>&#8220;  bu filmde hakikaten oldukça şaşırtıcı bir performans sergilemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>En İyi Görüntü Yönetmeni</em>&#8221; dalında &#8220;<strong>Avatar</strong>&#8220;dan başka alternatif göremiyorum. Ya siz?</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>En İyi Müzik</em>&#8221; dalında ise <strong>Michael Giacchino</strong> &#8220;<strong>Up</strong>&#8221; filmi ile Oscar&#8217;ı kucaklayabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak &#8220;<em>En İyi Yabancı Film</em>&#8221; dalında tamamen avare bir tahminde bulunup &#8220;<strong>The White Ribbon</strong>&#8221; (<strong><em>Almanya</em></strong>) diyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda ismini anmadığım filmleri hiçe saymıyorum tabii. Ancak diğerlerini yanında pek de esamesi okunacak filmler değiller. Bu kategorilerdeki diğer adaylarla birlikte tüm liste için<a href="http://oscar.go.com/" target="_blank"> Oscar</a>&#8216;ın resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Programı bu yıl <strong>Alec Baldwin</strong> ve <strong>Steve Martin</strong> birlikte sunacaklar. Beni sorarsanız çay ve çekirdek eşliğinde bu gece Oscar izliyor olacağım. Kodak tiyatrosundan değil elbette. Evimdeki rahat koltuğumdan. Bu gece sabaha kadar sürecek olan Oscar Ödül Töreni&#8217;ni <a href="http://www.ntv.com.tr/" target="_blank">NTV</a>&#8216;den izlemek mümkün. Gece 1&#8242;den itibaren izleyebilirsiniz.</p>
<p><em>Dipnot</em>: <em>Sabaha doğru bu yazı ödüller belli oldukça güncellenecektir.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Ve sonuçlar;</p>
<p style="text-align: justify;">En İyi Film/Best Picture : <strong>The Hurt Locker</strong> (Kathryn Bigelow)<br />
En İyi Erkek Oyuncu/Actor in a Leading Role : Jeff Bridges (<strong>Crazy Heart</strong>)<br />
En İyi Yardımcı Erkek/Actor in a Supporting Role : Christoph Waltz  (<strong>Inglourious Basterds)</strong><br />
En İyi Kadın Oyuncu/Actress in a Leading Role : Sandra Bullock (<strong>The Blind Side</strong>)<br />
En İyi Yardımcı Kadın/Actress in a Supporting Role : Mo&#8217;Nique, <strong>Precious</strong>: <strong>Based on the Novel &#8216;Push&#8217; by Sapphire</strong><br />
Animasyon/Animated Feature Film : <strong>Up</strong><br />
Sanat Yönetimi/Art Direction : <strong>Avatar (</strong>Rick Carter and Robert Stromberg<strong>)</strong><br />
En İyi Görüntü Yönetmeni/Cinematography : <strong>Avatar (</strong>Mauro Fiore<strong>)</strong><br />
En İyi Kostüm/Costume Design : <strong>The Young Victoria (</strong>Sandy Powell<strong>)</strong><br />
En İyi Yönetmen/Directing : <strong>The Hurt Locker</strong> (Kathryn Bigelow)<br />
En İyi Belgesel/Documentary Feature : <strong>The Cove</strong> (Louie Psihoyos and Fisher Stevens)<br />
En İyi kısa Belgesel/Documentary Short : <strong>Music by Prudence</strong><br />
En İyi Kurgu/Film Editing : <strong>The Hurt Locker</strong> (Bob Murawski and Chris Innis)<br />
En İyi Yabancı Film/Foreign Language Film : <strong>The Secret in Their Eyes</strong> (El Secreto de Sus Ojos)-Argentina<br />
En İyi Makyaj/Makeup : <strong>Star Trek (</strong>Barney Burman, Mindy Hall and Joel Harlow<strong>)</strong><br />
En İyi Müzik/Music (Original Score) : <strong>Up</strong>, Michael Giacchino<br />
En İyi Şarkı/Music (Original Song): The Weary Kind (Theme from <strong>Crazy Heart</strong>) from Crazy Heart, Ryan Bingham and T Bone Burnett<br />
Kısa Animasyon Film/Short Film (Animated) : <strong>Logorama</strong><br />
En İyi Kısa Film/Short Film (Live Action) : <strong>The New Tenants</strong><br />
Ses Montajı/Sound Editing : <strong>The Hurt Locker (</strong>Paul N.J. Ottosson<strong>)</strong><br />
Ses Miksajı/Sound Mixing : <strong>The Hurt Locker (</strong>Paul N.J. Ottosson and Ray Beckett <strong>)<br />
</strong>En İyi Görsel Efekt/Visual Effects : <strong>Avatar</strong> (Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham and Andrew R. Jones)<br />
Writing (Adapted Screenplay): Geoffrey Fletcher, <strong>Precious</strong>:<strong> Based on the Novel &#8216;Push&#8217; by Sapphire</strong><br />
Writing (Original Screenplay) : Mark Boal, <strong>The Hurt Locker</strong> <br />
 </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/82-oscar-odulleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalite Fonksiyon Göçerimi-Quality Function Deployment</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/kalite-fonksiyon-gocerimi-quality-function-deployment/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/kalite-fonksiyon-gocerimi-quality-function-deployment/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 15:19:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalite Sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Bitirme tezi]]></category>
		<category><![CDATA[ege üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[kalite evi]]></category>
		<category><![CDATA[Kalite Fonksiyon Göçerimi]]></category>
		<category><![CDATA[Quality Function Deployment]]></category>
		<category><![CDATA[tez]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=639</guid>
		<description><![CDATA[Ege Üniversitesi, Gıda Mühendisliği Bölümü&#8217;nde tamamlamış olduğum bitirme tezimin konusu &#8220;Kalite Fonksiyon Göçerimi(KFG)&#8221; (Quality Function Deployment-QFD). Bu tezi tamamlarken çok keyif aldığımı itiraf etmeliyim. Kalite kontrol sistemlerine okul hayatım boyunca daha fazla ilgi göstermiş olmamda da sanırım bu konuya duyduğum ilgiyi gösteriyor. Ancak ne yazık ki, KFG uygulaması hakkında sadece ulaşılabilen kaynakları inceleme fırsatım oldu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ege Üniversitesi, Gıda Mühendisliği Bölümü&#8217;nde tamamlamış olduğum bitirme tezimin konusu &#8220;Kalite Fonksiyon Göçerimi(KFG)&#8221; (Quality Function Deployment-QFD). Bu tezi tamamlarken çok keyif aldığımı itiraf etmeliyim. Kalite kontrol sistemlerine okul hayatım boyunca daha fazla ilgi göstermiş olmamda da sanırım bu konuya duyduğum ilgiyi gösteriyor. Ancak ne yazık ki, KFG uygulaması hakkında sadece ulaşılabilen kaynakları inceleme fırsatım oldu. Bu kaynakların sayısı da bir elin parmaklarının sayısı geçemiyor. Bu yüzden yaptığım incelemelerin detaylı olmasına özen gösterdim. Son dönemde sık sık seyahat etmek zorunda kaldığım için detaylı kontrol etme fırsatı bulamadım. Bazı yazım hatalarının farkına vardım. Bu yüzden şimdiden mazur görmenizi umut ediyorum. Tezin  Türkçe ve İngilizce özetlerini aşağıda okumanız mümkün. Tezin tamamı için lütfen <a href="http://www.uyuyang.com/iletisim/" target="_self"><span style="color: #993300;">iletişim </span></a>kısmından irtibata geçiniz.</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-640    aligncenter" title="kalite evi" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/03/kalite-evi.jpg" alt="" width="500" height="413" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ÖZET</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> “Kalite Fonksiyon Göçerimi” bir ürün veya hizmetin ortaya çıkmasında, müşterinin sesinin, üretimin her aşamasında teknik bilgilere dönüştürülerek, müşteriyi tatmin eden kalitenin yeterli ölçüde temin edilebildiği bir ürün geliştirme metodu olarak tanımlanabilir. Çalışmada öncelikle ‘kalite’ hakkında ön bilgi verilmiş, hemen ardından günümüze kadar işletmelerde kullanılan Kalite Yönetim sistemlerine değinilmiş, daha sonra da ‘Kalite Fonksiyon Göçerimi’ ve tarihsel gelişimi hakkında bilgi verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yukarıda tanımı yapılan ‘Kalite Fonksiyon Göçerimi’nin bunun gibi birçok farklı tanımı vardır. Kişi veya kurumlara göre hedef odaklı olarak tanımları değişebilmektedir. Kalite Fonksiyon Göçerimi için yapılan bu tanımlar çalışmanın bundan sonraki kısmında sıralanmıştır. Hemen ardından  Kalite Fonksiyon Göçerimi metodolojisinde kullanılan kalite evi, kolaylaştırıcı müşterinin sesi ve gemba analizinin açıklamalarına yer verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Kalite Fonksiyon Göçerimi, müşteri ile şirketin aynı dili konuşmasını sağlayan bir araç olarak kabul edilmesi başta olmak üzere bir çok faydası sayılabilmektedir. Müşteri odaklılık, uygulama zamanını kısaltması, takım çalışmasını teşvik etmesi, belgelemeyi sağlaması, müşteri memnuniyetini arttırması, üretimde kontrol sağlanması gibi başlıklar altında toplanarak faydaları anlatılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"> Kalite Fonksiyon Göçerimi’nin doğru uygulanabilmesi için öncelikle iyi bir planlama gerekir. Planlamadan sonra müşteri ihtiyaçlarının belirlenmesi ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda kalite evinin oluşturulması gerekir. Kalite evini doğru yorumlamak ve doğru sonuçlara ulaşmak için müşterinin sesinin kalite evinde teknik dile çevirirken dikkatli olunmalıdır. Kalite Fonksiyon Göçeriminin uygulama aşamaları ayrıntılı olarak açıklanmaya çalışılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"> Kalite Fonksiyon Göçerimini endüstriyel olarak uygulayan, bazı şirketlerin çalışmaları detaylı olarak incelenmiştir. Ancak Kalite Fonksiyon Göçerimi uygulamaları çoğu şirket tarafından gizli tutulmakta olduğundan bu incelemeler bir aşamaya kadar gelebilmiş, daha sonrasından ancak kendi yorumumuzu katarak değerlendirilebilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Kalite Fonksiyon Göçerimi uygulamasının gıda endüstrisinde uygulanması hammadde kaybını aza indirgemekte, böylelikle maddi açıdan şirketin rahatlamasına yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda müşterinin sesinin teknik olarak doğru çevrildiği takdirde müşteri memnuniyetini üst düzeye çıkarmada etken rol oynamaktadır. Son olarak bazı gıdalar üzerinde denenen Kalite Fonksiyon Göçerimi uygulamaları da incelenerek çalışma kapsamına dâhil edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ABSTRACT</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> “Quality Function Deployment” can be defined as a method to ensure that adequate quality to satisfy the customer, which converts the customers&#8217; voice to the technical language in each stage of the production. Firstly advance information about the quality is given in the study, immediately Quality Management Systems which are used until today are described. And then Quality Function Deployment and its historical development are investigated.</p>
<p style="text-align: justify;"> There many different definitions about the Quality Function Deployment which defined above. Definition of the Quality Function Deployment can be change according to the person or organizations. Definitions of Quality Function Deployment are listed after this part of study. After then the keywords which are used in methodology of Quality Function Deployment defined briefly. These keywords are &#8220;quality house, facilitator, customer&#8217;s voice, Gemba analysis&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;"> It can be told the main benefits of Quality Function Deployment are being a tool which provides to speak the same language the customer and company. The many other benefits are listed in the study which is focusing the customer; abbreviated the time of application, encourage teamwork, documenting, to increase customer satisfaction, controlling production.</p>
<p style="text-align: justify;"> First you need a good planning to implementation of Quality function Deployment correctly. After the planning, identification of customers&#8217; needs must be displayed in quality house accordance these needs. When it is translating the customers&#8217; voice to the technical language must be carefully that&#8217;s why interpreting the data generated in quality house and achieve the correct result. Stages of application of Quality Function Deployment are tried to be explained in details.</p>
<p style="text-align: justify;"> Some projects about Quality Function Deployment that applied by companies are investigated in this study. But Quality Function Deployment documents kept secret by many companies. So this review able to come to a stage, after then the results is written by our own comments.</p>
<p style="text-align: justify;">In the food industry, by applying through Quality Function Deployment raw material losses are reduced and thus help to relax the company financially.  At the same time it has an agent role to maximize customer satisfaction if translating the customers&#8217; voice to technical language correctly. Finally, some studies about Quality Function Deployment in the food industry are investigated in this review.</p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/kalite-fonksiyon-gocerimi-quality-function-deployment/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Kendime Aferinimdir</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/bu-kendime-aferinimdir/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/bu-kendime-aferinimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 20:37:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[gıda mühendisi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap okuma etkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[mezuniyet]]></category>
		<category><![CDATA[uyuyang 2 yaşında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=627</guid>
		<description><![CDATA[Yıllar sonra büyük bir işi başarmış olmanın haklı gururunu yaşıyorum. Artık üniversite mezunu bir gıda mühendisiyim. Bunun benim için öneminin ne kadar büyük olduğunu burada yazacağım herhangi bir cümle ile size ifade edebilmem mümkün değil. Aslında bu haberi alalı yaklaşık iki hafta oldu. Ama sevincimin gazıyla size megaloman gözükmek istemedim. Yoksa minik Zehra’nın “yabbdım yabbdım” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-628" href="http://www.uyuyang.com/bu-kendime-aferinimdir/kep-2/"><img class="size-full wp-image-628 alignleft" title="kep" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/02/kep.png" alt="" width="250" height="250" /></a>Yıllar sonra büyük bir işi başarmış olmanın haklı gururunu yaşıyorum. Artık üniversite mezunu bir gıda mühendisiyim. Bunun benim için öneminin ne kadar büyük olduğunu burada yazacağım herhangi bir cümle ile size ifade edebilmem mümkün değil. Aslında bu haberi alalı yaklaşık iki hafta oldu. Ama sevincimin gazıyla size megaloman gözükmek istemedim. Yoksa minik Zehra’nın “<a href="http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/18290/zehra-cocukla-yapmaya-ramak-kala-" target="_blank">yabbdım yabbdım</a>” nidalarıyla süslü bir yazı olmaktan öteye geçemeyecekti. Ama şimdi başarıyı sindirdim ve bu mutlu haberi sizinle paylaşmak istedim.</p>
<p>Daha önce yazdığım çeşitli yazılarda okul hayatımın gelişmesini sizlere aktarmıştım. Yeniden okumak isteyenler veya buraya yolu ilk defa düşenler, o yazılara, <a href="http://www.uyuyang.com/universiteden-neden-atildim/" target="_blank">buraya </a>ve <a href="http://www.uyuyang.com/son-donemec/" target="_blank">şuraya </a>tıklayarak ulaşabilirsiniz.<span id="more-627"></span></p>
<p>Yaklaşık 2 haftadır kendime tatil verdim. Kaygısızca zaman geçirdim. Dinlendim. Yorgun bedenimden gelen sesleri dinledim. Geceleri saati kurmadan uyudum. Sabahları da  herhangi bir etken tarafından dürtülmeden uyandım.  Etrafımdan gelen tebrikleri kabul ettim. Sevincimi sevdiklerimle paylaştım. Mezuniyet pastası yaptım. Afiyetle yedim. <img src='http://www.uyuyang.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Bu zaman zarfında es geçtiğim bir şey oldu. Biraz bilerek biraz isteyerek…  Uyuyang 2 yaşında başlıklı yazıyı yazmayı es geçtim. Yan başlık açmış olayım.  Bu vesile ile duyurmuş olmayı istemezdim ama bazı şeyler diğerlerinin önüne geçebiliyormuş. Yani mezuniyetim bir süre daha birçok şeyin önünde olacak gibi.</p>
<p>Son dönemde uzun süredir eksikliğini hissettiğim bir faaliyeti hayatıma yeniden soktum. Düzenli kitap okumayı. Son altı aydır düzenli olarak kitap okuyorum. Bundan sonra okuduğum kitaplardan bazılarını blogumda sizlere tanıtmaya kara verdim. Daha önce <a href="http://www.uyuyang.com/babilde-olum-istanbulda-ask/" target="_blank">Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk </a>ve <a href="http://www.uyuyang.com/kayip-sembollost-symbol-dan-brown/" target="_blank">Kayıp Sembol </a>ile aslında başlangıcı yapmıştım. Bundan sonra ki kitabın da yine bir İskender Pala romanı olacağı tüyosunu vereyim.</p>
<p>Kitap demişken geçtiğimiz hafta bir etkinliğe katıldım. <a href="http://www.dusuntasin.net/ver2/" target="_blank">Düşün Taşın Derneği </a>tarafından organize edilen kitap okuma etkinliğiydi bu. Yaklaşık 1500 kişi hep birlikte kitap okuduk. O anki sessizliği bir kütüphane de bulmak pek mümkün değildi. Bu etkinliklerin tabiî ki bir amacı var. Ön planda  yirmibin kişi ile  Guiness Rekorlar kitabına girmek olsa da asıl amaç topluma kitap okumanın önemine dair bir mesaj iletebilmek. Her ne kadar blog okuyor olsak da kitapların öğrenmedeki yeri tartışılamaz. Bu konu hakkında daha fazla bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz. Ben de heyecanla 13 Haziran’da gerçekleşecek olan 20000 kişilik rekor denemesini bekliyorum. Kısmetse ben de orada olacağım.</p>
<p>Anlayacağınız yaşadığım son 1 yıl için kendime kocaman bir AFERİM verdim gitti!!!</p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/bu-kendime-aferinimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eskiden saç boyası vardı, şimdi INOA var</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/eskiden-sac-boyasi-vardi-simdi-inoa-var/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/eskiden-sac-boyasi-vardi-simdi-inoa-var/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 16:39:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[inoa]]></category>
		<category><![CDATA[L'oreal]]></category>
		<category><![CDATA[saç boyası]]></category>
		<category><![CDATA[saç boyasında devrim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=608</guid>
		<description><![CDATA[Yine uzun bir aradan sonra merhaba. Son zamanlarda yoğun bir dönemden geçtiğim için blogum için ayıracak çok vaktim olmadı. Bu yüzden aklımda bir sürü yazı olmasına rağmen maalesef hiçbirini sizlere aktaramadım.
Son zamanlarda bloglar ile markaların etkileşimine şahit oluyoruz. Zaman zaman içinde oluyoruz zaman zaman da izlemekle yetiniyoruz. Bloglar ile etkileşime geçen markalardan biri de L’oreal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-610" href="http://www.uyuyang.com/eskiden-sac-boyasi-vardi-simdi-inoa-var/inoa/"><img class="size-full wp-image-610 alignleft" title="inoa" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/02/inoa.png" alt="" width="250" height="217" /></a>Yine uzun bir aradan sonra merhaba. Son zamanlarda yoğun bir dönemden geçtiğim için blogum için ayıracak çok vaktim olmadı. Bu yüzden aklımda bir sürü yazı olmasına rağmen maalesef hiçbirini sizlere aktaramadım.</p>
<p style="text-align: justify;">Son zamanlarda bloglar ile markaların etkileşimine şahit oluyoruz. Zaman zaman içinde oluyoruz zaman zaman da izlemekle yetiniyoruz. Bloglar ile etkileşime geçen markalardan biri de L’oreal oldu. Yeni bir ürün tanıtmak için fevkalade bir organizasyon yapmışlardı. Ancak talihsiz bir saat ve gün seçtikleri için katılımın çok sayıda olduğunu söylemek zor. Bu onlar için de bir ilk olduğu için bu organizasyonun az katılımla gerçekleşmiş olması onlar adına bir eksi olsa da oldukça samimi olduklarından, biz bloggerlar sorularımıza kolaylıkla yanıt alabildiğimiz için bize faydası bile oldu diyebilirim.</p>
<p><span id="more-608"></span><br />
Peki lansman yapmalarına değecek ürün neydi? Evet açıklıyorum bu ürün tüm bayanların özellikle de saçlarını renkten renge sokmaktan keyif alanların ilgisini çekecek bir ürün. Aslında yaklaşık bir yıldır anlaşmalı kuaförlerde denenmeye başlamış. Kuaförler adına bizlere bu açıdan bilgi veren Ediz Bey, bugüne kadar yaklaşık 70 müşterisine bu hizmeti vermiş. İNOA saç boyamada yeni bir teknoloji. “Eskiden Saç boyası var şimdi İNOA var” sloganıyla yola çıkan L’oreal bu yeni teknoloji ile bir çok ürünün önüne geçeceğe benziyor. Bu ürün aslında yeni bir saç boyasında ziyade yeni bir karışım. Daha önce amonyak(NH3) –ki oldukça rahatsızlık verici bir kokuya sahip olan kimyasal madde- kullanılan karışımda yağ ve minerallerce zenginleştirilmiş bir çözelti kullanılması bu yeniliğe sebep oluyor.</p>
<p>Amonyağın zararlı etkileri de böylece ortadan kalmış oluyor. Açıkçası birçok bayan sadece bu koku yüzünden saç boyatmaktan vazgeçmiştir. Bunun yanında saçları besleyen bir karışım olduğu için saçların doğal parlaklığı ve yumuşaklığı da korunmuş oluyor. Yani korkmayın artık saçınızı boyatınca saçınız sertleşmeyecek.</p>
<p>Fiyat konusunu merak ediyorsunuz tabi. Merak etmeyin diğer boya fiyatları ile karşılaştırdığınız da arada %10-15 lik bir fark ortaya çıkıyor. Bu teknoloji için değer mi ona siz karar vereceksiniz.</p>
<p>Henüz bütün kuaförlerde bu ürünü bulacağınızı söylemek mümkün değil. Ancak <a href="http://www.inoa.com.tr">www.inoa.com.tr</a> adresinde yakın zamanda bu hizmeti alabileceğiniz kuaförlerin listesini bulabileceğiniz müjdesini de vereyim.</p>
<p>Ayrıca yazının başında bahsettiğim Ediz Bey’in kısa bir süre önce başlayan bir blog macerası var. İNOA hakkında daha fazla detaylı bilgi edinebileceğiniz bir yetkili uzman olarak sizi oraya yönlendireyim. Adres: modasactasarimi.blogspot.com</p>
<p>Bizlere bu konuda güzel bir sunum eşliğinde bilgiler veren L’oreal  Pazarlama Müdürü Neslihan Üner ve L’oreal Ürün Sorumlusu Hande Aydın’a da ayrıca teşekkürler.</p>
<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-609" href="http://www.uyuyang.com/eskiden-sac-boyasi-vardi-simdi-inoa-var/inoa2/"><img class="size-medium wp-image-609   aligncenter" title="inoa2" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/02/inoa2-300x253.jpg" alt="" width="300" height="253" /></a><br />
Amma da uzun boyluymuşum yahu!!!</p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/eskiden-sac-boyasi-vardi-simdi-inoa-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıp Sembol(Lost Symbol)-Dan Brown</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/kayip-sembollost-symbol-dan-brown/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/kayip-sembollost-symbol-dan-brown/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 17:51:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Angels And Demons]]></category>
		<category><![CDATA[Da Vinci Code]]></category>
		<category><![CDATA[Da Vinci Şifresi]]></category>
		<category><![CDATA[Dan Brown]]></category>
		<category><![CDATA[Kayıp Sembol]]></category>
		<category><![CDATA[Lost Symbol]]></category>
		<category><![CDATA[Melekler Ve Şeytanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=598</guid>
		<description><![CDATA[Bir süre önce okumaya başladığım Lost Symbol(Kayıp Sembol)’u dün nihayet bitirdim. Ancak hemen söylemeliyim ki okumak için hevesi olanlar yazıyı biraz dikkatli okusunlar. Sonra Uyuyang benim keyfimi niye kaçırdın demeyin!
Bundan önce yazarın tüm romanlarını okuduğumu da söylemeliyim. Da Vinci Code(Da Vinci Şifresi) ve Angels And Demons (Melekler ve Şeytanlar) adlı romanlarında baş kahraman olarak okuduğumuz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-599" href="http://www.uyuyang.com/kayip-sembollost-symbol-dan-brown/kayip-sembol/"><img class="size-full wp-image-599 alignleft" title="kayip-sembol" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/01/kayip-sembol.jpg" alt="" width="150" height="227" /></a>Bir süre önce okumaya başladığım Lost Symbol(Kayıp Sembol)’u dün nihayet bitirdim. Ancak hemen söylemeliyim ki okumak için hevesi olanlar yazıyı biraz dikkatli okusunlar. Sonra Uyuyang benim keyfimi niye kaçırdın demeyin!<br />
Bundan önce yazarın tüm romanlarını okuduğumu da söylemeliyim. Da Vinci Code(Da Vinci Şifresi) ve Angels And Demons (Melekler ve Şeytanlar) adlı romanlarında baş kahraman olarak okuduğumuz bir simge bilim profesörü Robert Langdon, Kayıp Sembol’de de yine başrolde. Olmazsa olmaz bir  bayanla birlikte tabi ki. Bu bayan bu defa bir fizik akademisyeni. Noetik adlı bilim ile uğraşan,hatta bu bilimin öncüsü sayılan, insan beyninin kullanılamayan kısmı ile alakalı deneyler yapan, gözle görülemeyen gizemli varlıkların da bir maddesel kütlesi olduğunu ispatlamaya çalışan bir profesyonel. Ağabeyi Peter ise Mason Kardeşliğinde en üst düzeyde bulunan bir Mason. Aynı zamanda Robert Langdon’ın yakın bir arkadaşı.</p>
<p>Olayın kurgusu yine ustalıkla tasarlanmış. Ancak Dan Brown’un atladığı bir şey var. Sanıyorum artık insanların değişimi arzuladıklarını ve aynı döngülerin tekrarlarından çabuk sıkıldıklarını unutmuş. Özellikle bilginin herkesin ulaşabileceği kadar açık olduğu bir dünyada yaşıyorken bilgi bombardımanı yapmaya çalışmak bazen sıkıcı olabiliyor. Bir de her Amerikalı’nın hayali olan Amerika’yı kurtarma düşüncesi onu da esir almış anlaşılan. Her kitabında bir tehlikedir gidiyor. Global bir dünyada yaşıyorken, Hereos ve Lost gibi dünyanın en çok izlenen ve sevilen dizilerinde bile karakterlerin dünyanın her yerinden her ırkından seçilmiş olması Dan Brown tarafında pek bir değişime yol açmıyor anlaşılan. Olaylara Amerika eksenli bakmaktan öte gidemiyor. Bu kadar anlattığıma bakmayın. Bu konuda biraz eleştirel yaklaşsam da kitabı bir çırpıda okuduğumu itiraf etmeliyim.</p>
<p>Sonra fark ettim ki Robert Langdon aslında bildiğimiz bir hikayenin baş kahramanı ile çok benziyor. Bazı nüanslar dışında nerdeyse  kitap ile aynı senaryoya sahip bir film izledim diyeceğim ama sonra hevesiniz daha da kaçacak. Bu filmi de bir sonraki yazıya bırakıyorum.</p>
<p>Kitabın genel olarak konusu Mason’luk ve Mason Kardeşlerinin sırları ile gizli. Mason’lar Amerika’nın kurulmasında büyük rol oynamışlar ve sakladıkları gizli sırları bu zaman kadar büyük bir gizlilikle korumuşlardır. Halen Dolar’ın üstündeki simgelerden gizli şifreler çıkarıldığı iddia edilen e-postalar posta kutumuza ara sıra uğruyor. E biraz da Mason propagandası yapıyor diyebilirim. Kitapta Mason Kardeşlerinin aslında kutsal bir görevi üstlenerek sırları taşıdıklarından dem vuruyor.</p>
<p>Kitabı okurken üzüldüğüm bir nokta var ki o da İstanbul Kartal Cezaevi’nin adının kötü bir hadise ile anılıyor olması. Maalesef ki Türk’leri barbar ve paragöz olarak göstermek için ufak bir kalem oynatmanın ne kadar kolay olduğu bize gösteriyor Dan Brown.  Bu kitabın dünyanın çok satan yazarlarından birinin kitabı olduğu söylemeye gerek yok sanıyorum.</p>
<p>Vel hasılı bu kitabı da “Da Vinci Şifresi” ve “Melekler Ve Şeytanlar” filmi gibi beyaz perdeye yakın zamanda taşınıp büyük bir hasılat elde etmek üzere misyonunu tamamlayacak. Biz de kendi çapımızda dünyanın en çok satanlar listesindeki kitabı okumakla boş gurur yapacağız. Anladım ki o kadar hayranı olunacak bir tarafı yokmuş. Hele de İskender Pala’yı okuduktan sonra…..</p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/kayip-sembollost-symbol-dan-brown/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dalgıç Giysisi ve Kelebek</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/dalgic-giysisi-ve-kelebek/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/dalgic-giysisi-ve-kelebek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2010 15:37:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Dalgıç Giysisi ve Kelebek]]></category>
		<category><![CDATA[Elle dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Jean-Dominique Bauby]]></category>
		<category><![CDATA[The Diving Bell And The Butterfly]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=573</guid>
		<description><![CDATA[Her hafta düzenli olarak yolculuk yapmak zorundaysanız bunu kendiniz için bir eğlence haline getirmeyi öğrenmelisiniz. Aksi takdirde sizin için işkence olmaktan alıkoyamazsınız. İşte bu sebeple uygun fiyata uçak bileti bulamadığım uzun otobüs yolculuklarında Pamukkale Turizm’i tercih ettim. Bunun birinci sebebi Pamukkart sahibi olmam, ikinci sebebi ise dilediğim kadar film izleyebileceğim şahsi ekranımın olduğu tek başıma  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-577" href="http://www.uyuyang.com/dalgic-giysisi-ve-kelebek/divingbell_butterfly_2/"><img class="size-medium wp-image-577 alignleft" title="divingbell_butterfly_2" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/01/divingbell_butterfly_2-192x300.jpg" alt="" width="192" height="300" /></a>Her hafta düzenli olarak yolculuk yapmak zorundaysanız bunu kendiniz için bir eğlence haline getirmeyi öğrenmelisiniz. Aksi takdirde sizin için işkence olmaktan alıkoyamazsınız. İşte bu sebeple uygun fiyata uçak bileti bulamadığım uzun otobüs yolculuklarında Pamukkale Turizm’i tercih ettim. Bunun birinci sebebi Pamukkart sahibi olmam, ikinci sebebi ise dilediğim kadar film izleyebileceğim şahsi ekranımın olduğu tek başıma  oturabildiğim bir koltuk sunabiliyor olmaları. “Pamukyol” olarak yan şirket ayrılmış. Ve sadece bu otobüs bu hizmetleri verebiliyor. Eh tabi bir 5 TL farkıyla..<span id="more-573"></span><br />
İşte bu gidişlerimde hemen hemen bütün filmleri (yaklaşık 50 tane) izledim. Kendi aralarında bir önem sırasına koyarak izlediğim ancak aralarından bir tanesine haksızlık ettiğimi düşündüğüm bir filmi en geri bırakmıştım. Bu hatamı telafi etmek için izlediklerimden sadece bu film hakkında bir yazı yazmayı düşündüm.<br />
Görünmez kazalar, gizli hastalıklar insanların gelecekte başlarına ne iş açacaklarını bilmedikleri sırları gibiler. Ve hemen hepimizin başına gelebilecek talihsizlikler bunlar. Jean-Dominique Bauby(<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Jean-Dominique_Bauby" target="_blank"><span style="color: #ff9900;">vikipedia-eng</span></a><span style="color: #ff9900;">, </span><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kelebek_ve_Dalg%C4%B1%C3%A7_Giysisi" target="_blank"><span style="color: #ff9900;">vikipedia-tr</span></a>), Elle dergisinin baş editörlüğü yaptığı sırada bu talihsizliklerden birini yaşıyor. Unutmadan belirtmeliyim ki filmde adı geçen tüm isimler gerçek. Yani “True Story” adı verilen yaşanmış bir öykü.  Dünyada az görülen bir vaka olan kılcal damar tıkanıklığı yüzünden sol gözü hariç tüm vücudu felç olan Bauby, hayatının bundan sonrasını bu şekilde geçireceğini öğrendiğinde bunun için ağlayamıyordu bile. Çünkü felç olmuştu. Ancak felç olmadan önce bir yayımcı ile anlaşmıştı. Bir kitap yazacaktı. Bu kitabı yazmak için son derece sabırlı birine ihtiyaç vardı. Çünkü Bauby iletişim kurabilmek için sadece sol gözünü kullanabiliyordu. Karşısındakinin de onu anlayabilmesi için sadece bir harf için tüm alfabeyi yeniden okuması <a rel="attachment wp-att-575" href="http://www.uyuyang.com/dalgic-giysisi-ve-kelebek/jean-dominique_bauby_and_sons/"><img class="size-full wp-image-575  alignright" title="Jean-Dominique_Bauby_and_sons" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/01/Jean-Dominique_Bauby_and_sons.jpg" alt="" width="200" height="138" /></a>gerekiyordu.Bauby&#8217;nin, bu kitap için yaklaşık 200000 kez göz kırptığını düşünülüyormuş. Felçli bünyesinde kendini bir dalgıç gibi hisseden Bauby, o sabır abidesi editörünü de kelebek olarak görüyordu. Kitaba ismi böylelikle vermiş oldu. Dalgıç Giysisi ve Kelebek &#8230; Bu kitap belki de onun hayatındaki en önemli şey olmayacaktı. Ta ki felç olduğunda yapabileceği işler oldukça sınırlı olana dek. Oysa şimdi yazdığı kitap film oldu. Ancak kendisi izleyemedi. Çünkü 1997 yılında hayata gözlerini yumdu. Ancak bundan önce, hayata son golünü atıp gitti.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-576" href="http://www.uyuyang.com/dalgic-giysisi-ve-kelebek/divingbell_butterfly/"><img class="size-full wp-image-576 alignleft" title="divingbell_butterfly" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/01/divingbell_butterfly.jpg" alt="" width="200" height="109" /></a>Filmde en etkileyici sahne sağ gözünün ödem olmaması için dikildiği sahneydi. Aynen içerden bir görünüşle yani Bauby&#8217;nin gözünden görebileceğimiz şekilde çekim yapılmış. Oldukça etkileyiciydi.</p>
<p>Filmin yönetmenliğini Julian Schnabel yapmış, senaryosunu ise Ronald Harwood elden geçirmiş. Jean-Dominique Bauby rolünde Mathieu Amalric&#8217;i görüyoruz. Hakkını vermiş diyebilirim. Onun hayata tutunmasını sağlayan ve Fransa&#8217;nın en sık kullanılan harflerini başa gelecek şekilde sıraladığı bir alfabe oluşturan, konuşma terapistini Marie-Josée Croze canlandırmış. Ve kitabın yazılmasında büyük emeği geçen aynı zamanda ismine ilham kaynağı olan editör Claude rolünde ise Anne Consigny var.</p>
<p>Filmin acıklı olması bir yana Jean-Dominique Bauby’nin sol gözünden çekiliyor <a rel="attachment wp-att-574" href="http://www.uyuyang.com/dalgic-giysisi-ve-kelebek/jean-dominique_bauby/"><img class="size-full wp-image-574   alignright" title="Jean-Dominique_Bauby" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/01/Jean-Dominique_Bauby.jpg" alt="" width="200" height="138" /></a>olması ve kendisinin düşüncelerini seslendiriliyor olması filme bir neşe katmış. Hayata felçli de olsa sıkı sıkya başlanmanın önemini bu kadar iyi vurgulayan bir yapıt olan Dalgıç ve Kelebek (The Diving Bell and the Butterfly)adlı bu filmi mutlaka ve mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum. Hepimiz zaman zaman sıkıntı yaşabiliyoruz ama ne olursa olsun hayat yaşamaya değer.<br />
Jean-Dominique Bauby bu ismi her zaman aklımda tutmaya çalışacağım. Ve ne kadar zorlu günlerden de geçsem üstesinden gelinmeyecek şey yoktur diyerek kendimi teselli edeceğim.</p>
<p><a href="http://www.imdb.com/title/tt0401383/" target="_blank">imdb puanı</a></p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/dalgic-giysisi-ve-kelebek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/babilde-olum-istanbulda-ask/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/babilde-olum-istanbulda-ask/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 00:42:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Fuzuli]]></category>
		<category><![CDATA[Gazel]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=567</guid>
		<description><![CDATA[“Ger ben ben isem nesin sen ey yar
Ver sen sen isen neyim ben-i zâr”  (Fuzuli)
İşte dünyanın anlamını açıklayan iki dize. Yok daha ötesi. Üstad Fuzuli bu dizleri yazarken, Mecnun’un yaşadıklarını mı yoksa kendi  hissettiklerini mi dillendirdi bilinmez ama ben her okuyuşumda kendimden geçerim.
Bir başka üstad daha var ki o da, Leyla ile Mecnun’un hikayesini Fuzuli’nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-569" href="http://www.uyuyang.com/babilde-olum-istanbulda-ask/babilde-olum-istanbulda-ask/"><img class="size-medium wp-image-569 alignleft" title="Babilde olum istanbulda ask" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/01/Babilde-olum-istanbulda-ask-194x300.jpg" alt="" width="194" height="300" /></a>“<em>Ger ben ben isem nesin sen ey yar<br />
Ver sen sen isen neyim ben-i zâr</em>”  (Fuzuli)<br />
İşte dünyanın anlamını açıklayan iki dize. Yok daha ötesi. Üstad Fuzuli bu dizleri yazarken, Mecnun’un yaşadıklarını mı yoksa kendi  hissettiklerini mi dillendirdi bilinmez ama ben her okuyuşumda kendimden geçerim.<br />
Bir başka üstad daha var ki o da, Leyla ile Mecnun’un hikayesini Fuzuli’nin gazellerinden yola çıkarak bir roman haline getirip bizlere bu müthiş duygu fırtınasını yaşatan İskender Pala. “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk”  adlı, 2003 yılında ilk basımını gerçekleştirmiş olduğu halde ancak 2009’un son ayında okuma fırsatı bulduğum bu kitabın, size benimle ilgili olan kısmını anlatayım önce. <span id="more-567"></span><br />
Henüz eşimin de öğrenci olduğu dönemlerde, ev arkadaşımın ve onun da şimdiki eşinin edebiyat fakültesinde okuyor olmasından ötürü gazellere ve dahi zaman zaman çekimser kalarak sohbetlerini dinlediğim İskender Pala’ya bir hayranlığım vardı. Evimizde bir çok eseri olduğu halde, o dönem henüz bir roman yazmadığı için kendisi okuma fırsatı bulamamıştım. Ancak her ne kadar diğer eserlerini okumamış olsam da sık sık adı anıldığı için kendisi hakkında fazlasıyla malumatım vardı. 2003 yılında ilk romanı çıktığında, sözüm ola edebiyatçılardan daha fazla heyecanlandım nedendir bilinmez. Ancak kendi kitaplarımın pahada da yükte de ağır olmasından dolayı bir türlü fırsat bulup da alamadığım o ilk romanı, geçtiğimiz aylarda açılmış bir tezgâhta yarı fiyatına satılan kitaplar arasında görünce dayanamayıp ilk ve son romanlarından alıverdim. Aldım almasına ama heyecandan kitaba başlayamadım. Benim için oldukça değerli olan bu kitabın sayfasının dahi kıvrılmasından korktuğum için her yerde okuyamadım.<br />
Kitaba başladıktan sonra ise bitmesin diye her gün biraz biraz okudum. Şimdiye kadar okuduğum hiçbir kitaba benzemiyor. Bir masal alemine daldım ve uzun süre çıkmak istemedim. Kitabın konusu ‘AŞK’. Aşkın getirdiği elem. Kitapta elem yazılış itibariyle L&amp;M şeklinde yazılmış. Hem LEYLA ve MECNUN, hem  elem anlamıyla kullanılmış. Aşkın anlamını yitiren mecnun aslında aşkı bulmuş. Ama Leyla ile değil. Aşkın içinde kaybolarak. Bu konuda üstad kadar efsunlu sözlerim yok ama duygularım var.<br />
Kitabın konusuna gelince; aslında çok da fazla anlatılmaması gereken, insanın kedisinin okuyup yorumunu da kendi iç dünyasında yapması gereken bir kitap bu. Ama yine de ufak ufak değinirsek, Akeldan adlı bilgenin sırlarını Fuzuli’ye aktarıp kendini zehirlemesiyle başlıyor. Bu sırlar öyle sırlar ki hem bilimin yolunu aydınlatıyor, hem de dünyanın en geniş hazinelerini kapısını açıyor. Fuzuli’de bu sırları şaheserine gizliyor. Roman bu sırların elde edilmeye çalışılmasını konu alıyor. Bu süreç içinde sırların saklandığı eser ise bize yaşadıklarını kendi dilinden anlatıyor. Gezdiği, tanıştığı ne kadar değerli ve değersiz insan varsa tarihte,  kimine haddini bildiriyor, kimine ise saygıda kusur etmiyor. Ama bütün bunları sadece bizimle paylaşıyor. Bütün sırlarını bize açıyor. Mecnun yerine, bu kitap, bize aşkın elemini anlatıyor, aşkın acılarını kitap çekiyor.<br />
Konusu hakkında daha fazla şey yazmak istemiyorum. Lakin sizlere sonunu anlatırım diye korkuyorum. Meselenin aslına gelelim. Bu kadar bilgiyi taşıyor olması İskender Pala’yı biraz daha yüceltiyor. O okuduğu tarih kitaplarını o kadar güzel bir kurguyla romanında birleştirmiş ki oturup bütün tarih kitaplarını bir çırpıda okumak geçti içimden. Diğer yandan Osmanlı tarihinde yaşayan insanların bir insan olduğunu bize ağdalı diliyle-sade diyemiyorum dersem hakaret olur diye çekiniyorum- gayet açık bir şekilde göstermiş.  Her zaman, geçmişte yaşamış ve tarihe adını yazdırmış olan insanların bir süre sonra insan olduklarını unutup onları kusursuz hale getirmek ya da yerin dibine sokmak insanoğlu adeti olmuş bir kere.<br />
<a rel="attachment wp-att-568" href="http://www.uyuyang.com/babilde-olum-istanbulda-ask/iskender-pala/"><img class="size-full wp-image-568 alignleft" title="iskender pala" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/01/iskender-pala.jpg" alt="" width="150" height="154" /></a>Dan Brown sevdiğim bir yazardır. Şimdiye kadar çıkarmış olduğu bütün romanlarını okudum. Hatta şu an son romanı Kayıp Sembol’ü okuyorum. Bir yandan neden bizde böyle yazarlar çıkmaz ki diye hayıflanırken meğer biz okumazmışız. Kitabı okurken bir film olmasını ve kitap okumayı sevmeyen yeni nesillerin de bu hikayeyi öğrenmelerini istedim. Hem İskender Pala’nın varlığından haberleri olsun hem de Fuzuli gibi bir şairimiz olduğunu ve okunmaya değer sayfalarca gazeller olduğunu bilmeliler. Bilmeli ve okumalılar.<br />
Sevgili L&amp;M sana olan borcumu ödemek için bu yazıyı yazdım.<br />
“<em>Bu şehr-i Sitanbul ki bî-misl U behâdır<br />
Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedadır</em>”  (Nedim)</p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/babilde-olum-istanbulda-ask/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzmir yolcuları dikkat!</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/izmir-yolculari-dikkat/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/izmir-yolculari-dikkat/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 22:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[3-5 bilet]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kentkart]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir içi bilet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=508</guid>
		<description><![CDATA[Dikkat! diyorum çünkü eğer dikkat etmezseniz şehir için yolculuk ederken gereğinden fazla para harcamak zorunda kalabilirsiniz. Genel olarak her şehrin düzeltiyorum her büyük şehrin kendi şehir içi taşımacılığı için kullandığı bir biletleme sistemi vardır. İstanbul’da Akbil adını verdiğimiz küçük metal yuvarlak, İzmir’de kredi kartı büyüklüğünde ve kalınlığından Kentkart, &#8211; artık Çanakkale ve Bursa’da da kullanılıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dikkat! diyorum çünkü eğer dikkat etmezseniz şehir için yolculuk ederken gereğinden fazla para harcamak zorunda kalabilirsiniz. Genel olarak her şehrin düzeltiyorum her büyük şehrin kendi şehir içi taşımacılığı için kullandığı bir biletleme sistemi vardır. İstanbul’da Akbil adını verdiğimiz küçük metal yuvarlak, İzmir’de kredi kartı büyüklüğünde ve kalınlığından Kentkart, &#8211; artık Çanakkale ve Bursa’da da kullanılıyor sanıyorum-, ve Ankara’da Ego kullanılıyor. Bunları kullanmanız halinde daha avantajlı yolculuk yapabiliyorsunuz. Peki bunlar yoksa? E tabi küçük bir fark ödeyerek ya bilet alıyorsunuz ya da şoför sizin için kendisine ait kartı ya da Akbil’i okutuyor.  Geçtiğimiz zamana kadar İzmir’de bu şekildeydi. Ancak ne olduysa Belediye bu konuda biraz paragöz davranmaya başladı. Özellikle havaalanına gitmek için ucuz yolu tercih edenler diğer alternatiflere göre ucuz ama aslında içten içe kazık yedikleri halde yolculuk ediyorlar. Bunun sebebi yeni çıkan ve adına 3-5 bilet (35 İzmir’in plakasıya o hesap!!!) denilen acımasız bilet. Acımasız çünkü daha sonra  sahibine faydası dokunamayacak olan bir kart. Fiyatı 5,75 TL. İçinde 3 gidişlik bilet var. Normal kentkart ile yolculuk yaptığınızda 1,35 TL para ödüyordunuz en son bildiğim kadarıyla. 3-5 bilet ile bu fiyat yaklaşık 2 TL çıkıyor. Yaklaşık 60 KRŞ zarardasınız. Bundan ne olur? Evet bence de ne olur? Ama iş bununla kalmıyor. Aldığınız 3-5 bileti alma zorunluluğunuz doğuyor. Siz sadece bir gidiş ödemek yerine 3 gidişlik bilet almak durumunda kalıyorsunuz. Bir daha İzmir’e yolunuz düşse de düşmese de…<span id="more-508"></span><br />
En çok havaalanı otobüsünde bu dramı görüyorum. Herkes biletini ödeyip koltuğuna geçerken, o kişi kazık yemiş olmanın verdiği acıyla pek de rahat olmayan koltuğuna geçiyor. Neyse ki havaalanı otobüsleri çift bilet kesiyor da yenilen kazık biraz azalıyor! Ve bu otobüslerde bana söylenen en sık söz  “İşinize yarayacaksa kartı size vereyim bari”.  O ‘bari’ sözünü o kadar acıklı söylüyorlar ki 3-5 biletler için o an çıkıp eylem yapasım geliyor. Aslında kartları alsam şimdiye köşe olmuştum. <img src='http://www.uyuyang.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /><br />
Velhasılı sevgili İzmir’e yolu bir defalığına düşecek olanlar!  Siz de o kazığı yemeden önce kendinize bir Kentkart  alın. Ve bu kazığı yemeyin. Bu Kentkart her bayiden bulunabilecek bir karttır. Size  3-5 bilet teklif ederlerse kanmayın. Unutmayın Kentkart her zaman sizinle kalacak ve istediğiniz zaman içine bineceğiniz miktar kadar para dolumu yaptırabileceksiniz. Fiyatı da 9 TL civarındaydı. Size daha pahalı görünmesin 3-5 biletten yediğiniz kazığı sindirmeniz bu kadarkolay olmuyor. Gözlemlerim sonucu size ancak bu kadarını söyleyebilirim. Ha bir de Kentkart ile otobüse bindiğiniz zaman 1,5 saat içinde yapacağınız diğer yolculuklar “ücretsiz”dir.</p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/izmir-yolculari-dikkat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurban Bayramı ve GDO</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/kurban-bayrami-ve-gdo/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/kurban-bayrami-ve-gdo/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 20:35:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[GDO]]></category>
		<category><![CDATA[GDO'lu ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayram'ı]]></category>
		<category><![CDATA[peynir]]></category>
		<category><![CDATA[peynir mayası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=501</guid>
		<description><![CDATA[
“Ne alakası var?” dediğinizi duyar gibiyim. Biraz sabır deyip sizleri yazının devamını okumaya davet edeyim.
Öncelikle, Hz. İsmail’in koşulsuz olarak kabul ettiği Allah’a kurban olma isteğini, gökten bir koyun indirerek reddeden sevgili Rabbimiz geniş merhameti ve bereketiyle, hepimizin Kurban Bayramı’nı sevdiklerimizle mutlu bir şekilde geçirmeyi nasip etsin.
Kurban bayramı deyince ortalıkta kol gezen bir takım hayvan hakları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-502  alignleft" title="buzagi" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2009/11/buzagi.jpg" alt="buzagi" width="205" height="158" /></p>
<p style="text-align: justify;">“Ne alakası var?” dediğinizi duyar gibiyim. Biraz sabır deyip sizleri yazının devamını okumaya davet edeyim.<br />
Öncelikle, Hz. İsmail’in koşulsuz olarak kabul ettiği Allah’a kurban olma isteğini, gökten bir koyun indirerek reddeden sevgili Rabbimiz geniş merhameti ve bereketiyle, hepimizin Kurban Bayramı’nı sevdiklerimizle mutlu bir şekilde geçirmeyi nasip etsin.<br />
Kurban bayramı deyince ortalıkta kol gezen bir takım hayvan hakları koruyucuları seslerini yükseltmeye başlıyorlar. Ne var ki hayvanın hakkının gerçek anlamda verilebileceği tek eylemin onun insan vücudunda bir hücre olabilmek olduğunun farkında değiller. İslam dinine göre kurban edilen hayvanlar en büyük hazzı Kurban Bayramı’nda kesildikleri gün tadıyorlar.<br />
Peki bunun GDO ile ne ilgisi var? Son zamanlarda biliyorsunuz ki bu konu üzerinde bilen bilmeyen herkes konuşup,bir fikir öne atar oldu. Bu, aynı kalp krizi geçiren bir hastanın etrafında, şoföründen mahalle bakkalında kadar herkesin ahkam kesemeyeceği kadar uzmanlık alanı olan bir konu. Her ne kadar uzman olmasam da mesleğimin getirisi olarak bu konuda da bir takım bilgiler edindim. Size ilk olarak vermek istediğim örnek şudur:<br />
Peynir mayası olmadan peynir olmaz. Peki bu peynir mayası nedir? Neyden yapılır? Bunu bilen çok az vatandaşımız vardır. Genellikle yoğurt gibi, bir önceki üründen yapıldığı düşünülebilir. Ancak peynir mayası, ağız sütünden yeni kesilmiş ve henüz midesi bile yeterince gelişmemiş buzağının kesilerek midesinin içinde var olan “şirden” kısmından elde edilmektedir.  Bunun anlamı da peynir yemek için buzağıların henüz gelişim evrelerini tamamlamadan kesilmelerine göz yummaktır.<span id="more-501"></span> Bu yüzden Kurban Bayramı’nda hayvanların kesilmesine karşı gelip, kahvaltıda envai çeşit peyniri götürmek pek de akla uygun değildir. Neyse ki  biyoteknolojinin ilerlemesiyle, GDO tekniği sayesinde laboratuar ortamında şirdenin içindeki mikroorganizmaların üretilmesi mümkün kılınmıştır. Kısacası GDO teknolojisi ile yeni hayvanların büyümesi ve sağlıklı bir şekilde neslini sürdürmesi sağlanmaktadır. Türkiye sınırları içinde büyükbaş hayvan üretiminin oldukça alt seviyelere düşmüş olması bir nebze engellenmiş olmaktadır.<br />
Bunun yanı sıra GDO teknolojisi sayesinde, verimli topraklardan maksimum verimi elde etmek için GDO’lu tohumlar kullanılmakta ve daha az yerden daha fazla ürün elde edilebilmektedir. Bunun da kısacı anlamı şudur: Afrika’da bir çok insanın açlıktan ölmesini ve onların beslenmelerini daha insancıl seviyelere çıkarmak mümkündür. GDO’ya karşı çıkmak, bilime karşı çıkmakla aynı anlamı taşıyor.<br />
Henüz bu yazıyı derinlemesine hazırlayamadım sınavlar dolayısıyla tabii. Ancak en kısa sürede buraya yapacağım ek bilgilerle sizleri bu konuda biraz daha aydınlatmayı umut ediyorum. Bu konuda üniversite hocalarımdan aldığım görüşleri de  burada yayınlamayı düşünüyorum.  Meraklılarına duyurulur.<br />
Herkese mutlu bayramlar.</p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/kurban-bayrami-ve-gdo/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
