<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" version="2.0"><channel><title>Yansıma ve Yanılsama</title><link>http://burcuca.blogspot.com/</link><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/YansimaVeYanilsama" /><description>...</description><language>en</language><managingEditor>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</managingEditor><lastBuildDate>Thu, 26 Jan 2012 15:56:48 PST</lastBuildDate><generator>Blogger</generator><atom:id xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644</atom:id><openSearch:totalResults xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">176</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/YansimaVeYanilsama" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="yansimaveyanilsama" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Religion &amp; Spirituality/Spirituality</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Arts/Visual Arts</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Health/Alternative Health</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Society &amp; Culture/Personal Journals</media:category><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><itunes:explicit>yes</itunes:explicit><itunes:subtitle>...</itunes:subtitle><itunes:category text="Religion &amp; Spirituality"><itunes:category text="Spirituality" /></itunes:category><itunes:category text="Arts"><itunes:category text="Visual Arts" /></itunes:category><itunes:category text="Health"><itunes:category text="Alternative Health" /></itunes:category><itunes:category text="Society &amp; Culture"><itunes:category text="Personal Journals" /></itunes:category><item><title>"Yeniye YER aç" ritüeli...</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2011/12/yeniye-yer-ac-ritueli.html</link><category>Hayat rituelleri sever...</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Tue, 27 Dec 2011 15:30:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-5521113275913469935</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-hCfGLW5TKqY/TvpXuownbhI/AAAAAAAAVC4/Ej-OhbQKIaA/s1600/tumblr_l1e1pm5GSe1qacxwdo1_500.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 388px; height: 400px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5690957537862970898" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-hCfGLW5TKqY/TvpXuownbhI/AAAAAAAAVC4/Ej-OhbQKIaA/s400/tumblr_l1e1pm5GSe1qacxwdo1_500.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Melissa ve adacayi yapraklarını yanmayacak bir potun içine koydu önce... Bu onun sevdiği bir ritüeldi. Çakmağı aldı, potun içindeki yapraklarin birinin ucunu tutuşturdu. Önce dumanın isli kokusu geldi burnuna, sonra yavaş yavaş adaçayı ve melissa yapraklarının egzotik kokusu yayılmaya başladı. Potu eline aldı ve odanın içersinde bu gizemli tütsüyü dolaştırmaya başladı. Ayin gibi işini ciddiyetle yapıyordu. Evin tüm köşelerinde birikmiş enerjiler yanıp, sanki siyah dumanın içine karşıyordu. O köşelerde ne çok şey birikmişti kimbilir... Bazen ev nefessiz bırakırdı onu, bazen de içerideki huzur hiç bir yerde olmazdı.  Yatağının üzerinde dolaştırdı tütsüyü, uykularından yatağa sinmiş kabuslarla vedalaştı sanki... Koltukların üzerinde gezdirdi, misafirlerin bıraktığı negatif enerjiler dağıldı sonra... Duvarların sivri köşelerinden, eşiklerden, kirişlerden, kapı girişlerinden geçirdi tütsüyü, akmayan enerji boşaldı sanki, iyi enerjinin geçişi ferahladı. İçerisi adaçayının gizemli kokusu, melissanın baş döndürücülüyle dolmaya başlamıştı. Tüm ev tütsülendiğinde potu iki ayağının ortasında yere koydu. Sıra ona gelmişti. Tüm bedeni tütsülenmeye başladığında gözlerini kapadı, iki ayağını iyice yere kökledi ve teslim oldu rituelin gerekliliğine... Bedenin biriktirdikleri, enerji kanalları,  meridyenleri, düşünce tıkanıklıkları, eskiler yanan tütsüyle havalandı üzerinden.... Başı dönüyordu. Biliyordu onu hafiflettiğini, hep aynı baş dönmesiydi yaşadığı... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu ritueli nerden bildiğini hatırlamıyordu ama her defasında işe yaradığını hissediyordu. Şamanik genleri ona bu yıl adaçayının yanına melissa yaprağını koymasını fısıldamıştı sanki... Acaba melissanın gizemi neydi diye düşünmeden, dinlemişti iç sesinin söylediğini... Aktarda eli gitmiş, doldurmuştu melissa yapraklarını da torbaya... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; .&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Rituelin en sonunda camları açtı. Tüm ev, temiz hava ve iyi enerjiyle dolmaya başladı. İçerdeki yoğun koku ve duman dağıldıkça, ev hafifledi. Mayhoş bir koku kaldı geriye, bundan her zaman çok hoşlanırdı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; .&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Potun tam sönmesi için onu balkona bıraktı. Sonra banyoya gitti. Bol deniz tuzlu, karanfil, gül kurusu ve yasemin yağlı karışımı küvetin içine boşalttı. Suyu açtı. Deniz sıfır noktasıydı. Sıfır noktası nötr bir enerji demekti. Deniz suyu o yüzden tüm insanlara iyi gelirdi. Şimdi bu suyun şifasıyla sıfırlanacaktı. Küvetin içine girdi. Suya ve şifaya teslim etti kendini... Gözlerini kapattı, dinledi, sustu, bazen kalbi şıkışıp kuvetten çıkmak istedi, nefesine odaklanıp durmaya gayret etti. On dakika sonra sabun kokulu bornozuna sarınıp, odasına geçti. Yorgundu, ağırlaşmıştı bedeni sanki... Ama bu aslında hafiflediği içindi. Taşıdığı yükler gitmişti, tüm enerjiler dağılmıştı üstünden... Bir esinti vardı üstünde, içinde, yüreğinde.... Kocaman bir bardak suyu sakinlikle içti, yatağına uzandı. O gün sanki uykusunu hiç almamış gibi gözleri ağırlaşmaya başlamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Yeni yıl gelmeden yeniye yer açmak güzeldi. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ne gelecekse hoş gelsindi... O hazırdı...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Gülümseyerek, tertemiz bir uykuya daldı...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-5521113275913469935?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2011-12-28T02:09:40.561+02:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/-hCfGLW5TKqY/TvpXuownbhI/AAAAAAAAVC4/Ej-OhbQKIaA/s72-c/tumblr_l1e1pm5GSe1qacxwdo1_500.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">17</thr:total></item><item><title>Ağaçların Kalpleri vardır...</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2011/12/agaclarn-kalpleri-vardr.html</link><category>Hayatı anlamaya çalışmak</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Thu, 08 Dec 2011 16:13:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-2878000686982848089</guid><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-yUjmm_6v7Qw/TuFk_ad9y5I/AAAAAAAAVCs/1peA15ctBWo/s1600/IMG_2648.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 400px; height: 400px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683935245317819282" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-yUjmm_6v7Qw/TuFk_ad9y5I/AAAAAAAAVCs/1peA15ctBWo/s400/IMG_2648.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İstanbul/ Ağustos 2011 &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-Qkxf_b7zEvM/TuFRP7NIgsI/AAAAAAAAAG4/tCm_YhJoFz4/s1600/tumblr_lhjsty3FTS1qhynkdo1_500.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Uzun zaman yazamadim... Böyle sanki ayva yemişim de, boğazımda takılı kalmış lokmam... (Bu dönemde ayvayı da gerçekten yemiş olabilirim tabii...) Uzun zaman yazamama bahaneler uydurdum; hayat karışıktı,&lt;em&gt; vardır bir nedeni&lt;/em&gt; dedim önce... Sonra &lt;em&gt;artık sözün enerjisi bitiyor, herkes yazıyor, konuşuyor, susmak lazım heralde&lt;/em&gt;,... dedim. &lt;em&gt;Biraz dinlemeliyim&lt;/em&gt; dedim, ama kendi blogumdan tüm bloglara, twitter iletilerine kadar baştan sona okudum da, okudum... Sonra, &lt;em&gt;yeni odam ağaç görmüyor, ayrıca sadece çatıları gören küçük bir camı var, ondan ilham gelmiyor olabilir&lt;/em&gt;, dedim... Çok bahanem vardı. Tüm bunlara rağmen inat edip,  ne zaman word belgesini açıp yazmaya başlasam, bir korku doldu içime, boş beyaz sayfa ürpertisi koydum bunun ismini de...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hepsi geçti... Ruhumla, kalbimle, göz yaşlarıyla şeffaflaşarak bir dua etmiştim bu yılın başlarında... Duamıydı, yakarışmıydı bilmiyorum, belki de kendinden bir vazgeçişti. Sadece şunu dediğimi çok net hatırlıyorum...”&lt;em&gt;Tanrım, çok korkuyorum ve artık bu korkunun içinden geçmek istiyorum, yardım et bana”&lt;/em&gt;.... Bununla beraber, yolum değişmeye başladı. Zordu, zorluydu hala biraz zor ama artık yüreğimi basan o korku kalmadı. Ateşiyle, yürek yangısıyla yürüyen biri gibiydim bir süre... Hayatın beni bağlayan iplikleri bazen boşalıyordu. Kimse farketmiyordu ama, bazen yüreğimden ellerime kadar varıyordu titremelerim... Hiç olmadık şeylere ağlar buluyordum kendimi... Ama her seferinde bir güç, sanki kocaman elleriyle beni sırtımdan tuttuğu gibi silkeliyor, sonra olduğum yere ayakta bırakıyordu. Ben kalbiyle ayakta durabilen biriydim. Kalbimden yıkılırdım önce... Yükselirken kalbimden büyürdüm... Bedenin diğer tüm uzuvları, sadece uzuvdu. Ayaklarıma baktım o an...&lt;em&gt; “Yeryüzünü kavra”&lt;/em&gt; ne zordur yeryüzünden daha minik ayaklar için... Ayağa kalktığım her sefer, ayak tabanımın daha güçlü yere bastığını hissettim. Kalbim bu ortaklığa çok sevindi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; .&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Artık sözlerin hiç bir önemi kalmadi aslında... Cümleler enerjilerini kaybediyor, tüketiliyor her yerde... Tüketelim...Tüketelim ki bitsin... Bir tabaka daha sıyrılırız. Bir tabaka daha atarız üstümüzden, kendimizi anlatarak olmaktan... Göz göze gelişin, birbirine aşkla- dostça sevgiyle dokunmanın, bir gülümsenin cümle olarak tanımsızlığına varırız belki o zaman... Uzaklara telefonsuz varır belki sevgimiz, sadece düşünerek bile...  Cümlelerimizden başlar arınma belki böylece... Hayatın içinde fazla fazlalıklarımızdan da atabiliriz sonra... Çifter çifter aldığımız eşyalar, ağzına kadar dolu buzdolaplarımız, homini homini yediğimiz yemekler... hepsinden azaliriz sonra biraz daha... Korktukça fazlalaştığımızı anlarız... Sözde, eşyada, eylemde....&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; .&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ağaçların dilleri yok... Üzerlerinde kıyafetleri de...  Kökleri var, tutabildiği kadar sarılırlar toprağa... Yağmur yağarsa, güneş açarsa ne mutlu... Ne çoşku gösterirler, ne üzüntü... Dayanırlar, sabrederler ve bence kalpleri de var onların... Yoksa nasıl bu kadar güzelleşebilirler, renk renk, heybetli ve çoşku dolu...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; .&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gerçeklikten koptuğum her an, bir ağaca baktım bu dönemde.... Yürürken, oturduğum kafede, ofisin penceresinde... Zamanın aslında bizim sandığımızdan farklı olarak, bir ağaç ritminde geçtiğini hissettim. Rüzgar esti, yaprak kıpırdadı, dallar dansetti... Ağacın gökyüzüne uzanışını izledim. Gövdesinin yaşamla beraber, kabuk bağlayan izlerini takip ettim. Renklerinde çoşkusunu anlamaya çalıştım. Beni en çok onlar sevdi, onlar iyileştirdi sanki...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; .&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçen gün, bir marketin çiçek bölümünde 2 tane bodur bonzai ile tanıştım. Minik, sevimli ve çok yakışıklıydılar... Şımarık mor menekşeler, koket kırmızı açelyalar hiç umrumda değildi. Bu ikisi orada öylece sus pus duruyorlardı. İkisine de gülümsedim. Konuşmadan, beraber eve geldik, onları en güzel topraklar ve saksılarla şımarttım. &lt;em&gt;“Ne gerek vardı, çok teşekkürler”&lt;/em&gt; dediler de ben duymadım. Suyu yiyince, kendilerinden geçtiler de sustular. Sabahları benden geç uyanıyorlar. Öyle mutlular sanırım. İskender’le de iyi anlaştılar. Minik kaplumbağam, sabah yürüyüşlerinde onların saksılarının içine giriyor. Sanırım sabah meditasyonu için en uygun yeri buldu...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; .&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çatı katındaki odada, minik penceremin önünden onlara bakıyorum her sabah....&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Beraber büyüdüğümüzü, beraber zamanın ritmini yakaladığımızı hissediyorum...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;ve her sabah hatırlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ağaçlar &lt;strong&gt;asla&lt;/strong&gt; korkmazlar....&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; .&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 0);font-size:85%;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 0);font-size:85%;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 0);font-size:85%;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 0);font-size:85%;" &gt;Yazının ve minik Bonzailerin şarkısı.... &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;iframe style="border: 1px solid rgb(170, 170, 170); width: 489px; height: 265px;" height="600" src="http://friendfeed.com/sharemusic/38ef07d2/her-sabah-ruhumu-havanlandiran-parca-shri-ram?embed=1" frameborder="0" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(&lt;strong&gt;Jai Sri Ram&lt;/strong&gt; means "Victory to Lord Rama"./ Religious Hindus consider chanting &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Jai Sri Ram is a way to get rid &lt;strong&gt;of anxieties&lt;/strong&gt;./ Lately it has been used by Hindu nationalists as a slogan in Indian politics.:)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-2878000686982848089?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2011-12-09T03:34:26.180+02:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/-yUjmm_6v7Qw/TuFk_ad9y5I/AAAAAAAAVCs/1peA15ctBWo/s72-c/IMG_2648.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">22</thr:total></item><item><title>Göz Hizası</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2011/06/goz-hizas.html</link><category>Hayatı anlamaya çalışmak</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Thu, 23 Jun 2011 13:13:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-5067108760168289607</guid><description>&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-8SYmtd7FeU8/TgOhva7XN4I/AAAAAAAAVBs/ZmbwijEH17U/s1600/up_by_grevys.jpg"&gt;&lt;font style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;/font&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 400px; height: 400px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621514595942741890" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-8SYmtd7FeU8/TgOhva7XN4I/AAAAAAAAVBs/ZmbwijEH17U/s400/up_by_grevys.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk yogası eğitmenlik derslerinde beni en çok etkileyen öğreti, bir çocukla göz teması kurmak için karşısında eğilmeniz gerektiğiydi. O zamana kadar çocuklarla iyi ilişkiler kurabildiğimi sanırken, bu eğitim ile aslında onları yalapşalap sevdiğimi anlamam da uzun sürmedi. İlk çocuk yogası dersimde, sınıfa girdiğim zaman kendi kendime şunu dediğimi hatırlıyorum “ ne kadar da küçükler”.... Küçük oldukları için tatlıydı eller, ayaklar, etekler,çoraplar... Fakat gözleri hiç küçük değildi. Kocaman, net bakan o gözlerle ilk doğru teması kurduğumda, hepsinin bakışları tek tek içime işledi. O günden sonra bir çocuğu yanaklarından öpmenin, etlerini mıncırmanın, ona çocuk ağzıyla birşey söylemenin sadece insanın kendi büyüklük egosundan başka birşey olmadığını anladım. 2 yıl boyunca çocuklarla yaptığım derslerde dizlerim çürüdü. Ancak bu şekilde onlardan birşeyler öğrenebildim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yeni full time işim, hikaye fotoğrafı çekmek... Bazen yine dizlerimin üzerinde, gördüğüm manzarada göz hizasını yakalamaya çalışırken aynı duyguyu içimde hissediyorum. Hikayede gördüğümü karenin içine sığdırmak olsa amacım, bulunduğum yükseklikten herşey tepeden de olsa görülebilir. Fakat fotoğraf anı yakalayıp, içine girmekse, karşınızdaki gözlerle aynı göz hizasında olmanız gerekiyor. Ancak bu şekilde fotoğraf doğru ve yaşayan bir an’a dönüşebiliyor. Okuldaki fotoğrafçılık hocamızın öğrettiği bambaşka birşey de burada yine ortaya çıkıyor, göze netle... Gözlere bak vizörden... Göz en gerçek, o anın  ve yaşanmış duyguların şahiti çünkü...  Ne kadar net bakabiliyorsa, o kadar gerçek akabiliyor an’ın şahitliği... Bir fotograf karesine bakarken de, ilk önce gözlerden bakmaya başlıyor insan... Biraz yüksekten çekilen bir fotoğraf karesi, kadrajı doğrulamazken aynı zamanda çekenin –çekilene karşı bir büyüklük hissini de ortaya çıkarabiliyor... O yüzden mütevazi kareler, istemsiz güzel kareler olarak çıkıyor ortaya....Göz hizasından- gözhizasına aktarılanlar....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce, ergenliğe yeni giren çocukların yaptığı resimleri inceleyen pedagojik bir kitap okumuştum. Kitapta aile içinde özellikle babaları tarafından korkutulan çocukların babalarını kendi göz hizalarından daha yüksekte çizdiği ortaya çıkmış. Yani hem korku var, hem de bu korku karşısında küçülme... Aynı şekilde sınıfta sevmedikleri – hor gördükleri sınıf arkadaşlarını çizen bir çocukların– resmindeki insan figürünü kendi göz hizasından aşağıda-tepeden veya küçük çizdiği de araştırmaların içinde... Bazen aklınıza gelen birini hangi göz hizasında hatırladığınızı düşünün, bu bile onu algılama biçiminizi söyler size...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz hizamızda hayata bakışımız var bir de... Hangi sorun bizi aşıyorsa, yükseklere kayıyor gözlerimiz... Hangi sorun canımızı acıtıyorsa, yerlere düşüyor bakışlar... Herşey yolundaysa dümdüz geniş bir kadrajdan bakabiliyoruz hayata, ufuk çizgisi hep orada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün gözlerinizi düşürmeyin... Aklınıza her gelen şey de,dümdüz bakmaya zorlayın kendinizi, hayatınıza, zor dediklerinize, kızdıklarınıza.... Boyunuzu, yüksekliğinizi kullanmadan eğilin bazen de görebilmek- göz göze gelebilmek için bir kediyle, bir köpekle, çimlerin arasında gülümseyen minik bir çiçekle... Sevdiklerinize bakın, dondurun o kareleri .... ve göz göze bakışın kendinizle, aynadan, camdan yansıyandan ve gülümseyin sevgiyle...     &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; .&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;yazarken bu şarkıyı dinliyordum . Çingeneleri seviyorum &lt;a href="http://fizy.org/#s/16por0"&gt;TIK&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-5067108760168289607?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2011-06-24T00:29:41.935+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/-8SYmtd7FeU8/TgOhva7XN4I/AAAAAAAAVBs/ZmbwijEH17U/s72-c/up_by_grevys.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">16</thr:total></item><item><title>Doğa Cumhuriyeti</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2011/05/doga-cumhuriyeti.html</link><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Sun, 29 May 2011 14:53:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-7147587224575964526</guid><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 268px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5614121633013162898" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-ryIqRb0hg08/Teld4V2V45I/AAAAAAAAVBM/1q4VsnRGty4/s400/250590_10150319243505200_823700199_9822073_374872_n.jpg" /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Burcu@Abant&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şehir köpekleri nasıl yaşarlar bilmem... Burası dağ, dağ başı.... Geceleri karanlık ve sessizdir burası... Hiç bilmediğiniz bir karanlıktır karanlık, ondan korkarsanız korku çoğalır, huzurluysanız huzur büyür içinizde... Hiç bilemediğiniz bir sessizliktir buradaki, gece şakıyan kuşların-çeşmeden akan suyun sesi gecenin derin siyahına karışır...&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Ben saçları püsküllü, burnu benekli kırma dişi bir çobanım, yani sokak köpeğiyim... 2 erkek köpekle birlikte yaşıyorum. Şurada oturan büyük erkek köpek, kafası ve bedeni hepimizden heybetli, bakışları kayıtsız ve az çok tehlikeli görünen hani... Mesela o, geçenlerde ormandaki keşif yürüyüşümüzde yabani bir domuzla girdiği kavgada, sol bacağını kaybediyordu az kalsın. Eti bacağından sıyrılmıştı. Büyük köpek kavgaya giriştiğinde, biz onun arkasında sadece havlıyorduk. Sesimizin yetebildiği kadar havlıyorduk. Kavgaya bulaşmadık, sakın korktuğumuzu düşünmeyin. Bu; büyük erkeğin kavgasıydı, biz ona havlayarak destek olduk. Çünkü kural böyleydi. Geceyi havlamalarımız doldurdu, domuz yaralandı ve kaçtı. Büyük erkek her zaman olduğu gibi, cesaretiyle grubun lideri olmayı bir kez daha hak kazandı...&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Grubun bir diğer üyesi de, şurada duran, hepimize göre nispeten küçük olan erkek köpek... Köydeki sarı evin yaramaz çocuğunun ona bir isim taktı. Halis! ve aramızda da ismi öyle kaldı. Halis, yaşı küçük olduğu için hepimizden biraz farklı... Bir kere insan canlısı, iyi niyetli ama kavgaya da çabuk karışabilecek kadar cesur... Bir gün köyün diğer ucunda dolaşırken, o muhitin köpekleri onu bir güzel tartaklamış. Kulağını koparıyorlarmış az daha... Şimdi aldığı ilk yaranın kabuk bağlamasını, savaşçı kişiliğinin ilk madalyası olarak taşıyor kulağında...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Ben dişi olan... Dağ başında dişi köpeklerin bile şansı yok. Doğurup durdukları için çiftçiler sahiplenmek istemiyorlar bizi... Ayrıca ne hamile bir köpeği, ne de doğacak çocukları koruyabilecek bir sistem var burada... Bazen bir dişi için sokak sınırlarını aşıp gelen diğer köyün erkek köpekleri, muhitin gerçek sahibi olan çeteyi kızdırıp kavgaya tutuşurlar. Bu sıklıkla olur. Bu hep dişi köpeğin suçu olarak kalır. O yüzden her yerde olduğu gibi, burada bile dişi olmak gerçekten zor... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Ben çok küçüktüm... Henüz ne dişiliğimin, ne de burada dişi olarak yaşamanın zorluklarının farkındaydım. Sarı evin sahibi olan mavi gözlü kadın ve gözlüklü eşi beni arabalarının arka koltuğuna bindirip, Ankara’ya getirdiler. Araba yolculuğum, arka koltukta kusarak, uluyarak geçti. İlk kez şehiri, arabayı, kalabalığı, gürültüyü orada gördüm. Neden orada olduğumu bilmeden, doğamdan, hayatım boyunca tek bildiğim yerden çok uzakta olduğumu hissediyordum sadece... Veterinerdeki ilaç kokusunu hatırlıyorum. Kafesin içinde havlayan şımarık minik köpekler, nazlarından geçilmeyen kedilerle beraber bir hafta geçirdim. Büyük erkeği, Halis’i özledim... Sessizliği, karanlığı, özgürlüğümü özledim. Veteriner beni bir gün üst kattaki başka bir odaya aldı. Korkudan havlayamadım bile, kalbim ata ata ürktüm. Neler oldu hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda yine aynı çiş kokulu kalabalık odada sersem gibiydim. Ne nazlanan ve tıslayarak korku saldığını sanan kedilere, ne de benden ebat olarak hayli küçük süs köpeklerinin benden çok çıkarabildikleri havlayışlarına tahammül edebiliyordum. Bu böyle sürdü. Özgürlüğüme, ormana, arkadaşlarıma hiç kavuşamayacağımı düşünmeye başlamıştım. Gözlerimdeki ürkeklik biraz da o günlerden kalma... Bir gün mavi gözlü kadın ve kocası beni almaya geldi, o zaman yattığım yerden kalkıp umutsuzluğumu biraz olsun silkeleyebildim üstümden... Veterinerden çıkıp, yine o minik arabaya bindirdiler beni... Ben toprağa, otlara, çamura değmeden yol almayı bilmem. Yol uzundu, ben yine huzursuzluk içinde sadece kusuyordum, ta ki bildiğim yol, bildiğim yeşil patikaya sapana kadar... Yattığım koltukta heyecanla dikildim, yol boyunca gözlerim Halis’i ve Koca kafayı aradı. Araba nihayet durduğunda, mavi gözlü kadın kapıyı açtı. O an arabanın arka koltuğundan atlayıp, toprağa değdi patilerim.. Karnımdaki dikiş izinin acısı, içimdeki tüm umutsuzluğu, kendi ormanimda –kendi karanlığımda koşarak, daha çok koşarak arkamda bıraktım. Halis ve Koca kafa yine aynı çeşmenin önünde uzanmış, şekerleme yapıyorlardı. İkisi de beni görünce yerlerinden kalkıp, beni kokladılar. Onlar kokuyordum, hala onlardandım...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Sen saçları topuzlu kadın, bu haftasonu sarı eve misafir geldiğinde, önce bizi bildiğin şehir köpekleriyle karıştırdın. Mavi gözlü kadın seni Koca kafanın vahşiliği konusunda uyardı. Halis ise bir parça ekmek için, cüssesinin korkutuculuğuna aldırmadan bahçede sizin yakınınızda durandı. Ben ise o sırada bahçe duvarından sizi izliyordum. Bir parça ekmek verseniz, yanınıza gelebilirdim ama kendimi sevdirmeye hiç niyetli değildim. Halis melül bakışlarıyla mangal keyfinden önce senden bir parça ekmek aldığında, ben daha hareket edip yanınıza gelmeden sen yavaşça yanıma geldin. Sana yüz vermeye niyetli değildim, hayır naz yapmıyordum. Siz insanları sevmiyor da değildim. Evet veterinerde yaşadığım kötü günlerin etkileri vardı üzerimde... Ama biz vahşiydik ve burası Doğa Cumhuriyetiydi, sizin cumhuriyetiniz değildi... Bir parça ekmek, iki okşayışla gönülümüzü aldığınızı sanarak bizi ehlileştirdiniz sanabilirdiniz ama karanlığın-ormanın- tehlikenin içinde ehli kalamazdık. Ekmeği bana çok yaklaşmadan, önüme atıp gülümsedin, birşey demeden ayrıldın. Şaşırdım ama şaşkınlığım ekmeği yememe engel değildi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Gecenin artık iyice çöktüğü, dallarda şakayıkların günün saatini karıştırarak öttüğü bir anda iki kişi evden dışarıya çıktınız. Olduğum yerde doğruldum. Sen ve arkadaşın, doğaya yabancıydınız, ne ile karşılaşabileceğinizi bilemezdiniz ve bulunduğunuz alan bize aitti, siz de bu yüzden bize aittiniz... Karanlık patikada yürümeye başladığınızda sizi bir kaç adım gerinizden izlemeye başladım. Siz durdunuz, ben durdum. Karanlık ürkütmüyordu seni, aksine daha çok yürümek, daha çok korkuyla yüzleşmek istiyordun, hissediyordum. Fakat karşınıza yabani bir domuz, vahşi bir ayı çıkabilirdi. Bu patikanın diğer ucunda bizim bile anlaşamadığımız iki köpekten haberdar değildiniz, zaten gelişinizi hissetmiş olacaklar ki, daha şimdiden ulumaya da başlamışlardı. Geri dönmeye karar verdiniğinizde, benim arkanızda olduğumu gördünüz. Sizi koruyor gibi görünmemek için, ağaçların arasında oyalanır gibi yaptım. Çünkü şehirdeki köpekler bir şekilde size onlar tarafından korunduğunuzu hissettirmiş ve bu sizi onun sahibi yapmıştı. Ben sahipsizdim. Doğaya aittim. Beni gördüğünde, teşekkür ederek yanıma yaklaştığında bir adım geriye kaçmam da o yüzdendi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Karanlık patikadan eve dönüp, elektrikli battaniyelerinizin içinde sıcacık yatağınızda derin uykulara daldığınızda da, biz yine bahçedeydik, Evin içindeyken sizi daha iyi koruyabilirdik. Orası önce bizim bahçemizdi. Bahçe ve içindekiler, toprak, ağaçlar, duvar köşeleri, merdivenler, çiçekler ve yataklarında uyuyan siz, o bahçe önce bizimdi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-XniAUZiJNJE/TelcpvV4izI/AAAAAAAAVA8/2CJKgXzHayU/s1600/011.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-XniAUZiJNJE/TelcpvV4izI/AAAAAAAAVA8/2CJKgXzHayU/s1600/011.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 266px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5614120282646678322" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-XniAUZiJNJE/TelcpvV4izI/AAAAAAAAVA8/2CJKgXzHayU/s400/011.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Karanlık gecenin pusu kalktığında, gün ışığıyla tehlike uykuya daldığında ben merdivenlerde yatıyordum. Sen, erken uyanmış, yürüyüşe çıkmaya karar vermiş olmalısın. Dışarıya çıktığında merdivenlerde uyuyan beni farkettin. Sonra da usulca yattığım yerin bir alt basamağındaki merdivene oturmuş oldun. Kalkmak ile durmak arasında kaldım. Sana baktım. Biliyordum gözlerim korku salmıyordu, ürkek bakıyordum. Gözlerini kaçırmadan baktın bana... Elini başıma uzattığında bir an, sadece bir an tereddüt ettin. Çünkü korkmuyordun. Ama benim senden korkmamı istemiyordun. Ellerin başımda gezinmeye başladığı anda, yattığım yerde ellerine teslim oldun. Bizim cumhuriyetimizde, bizden üstünmüşsün gibi değil, bize emanetmiş gibi sevdin başımı... Göz göze geldiğimizde bana teşekkür ettiğini hissettim. Sonra benim gözlerimden karanlıkta geçen ıssız geceleri, orman keşiflerini, tehlikeyi, doğada dişi olmanın zorluğunu, kusa kusa gittiğim şehir maceramı dinledin... Ellerinle dinledin. Yumuşak ve şefkatle, kimin kime ait olduğunu düşünmedi ellerin... Tam beni daha çok sevip, böylesine bir doğada insana alışarak- daha büyük tehlikeye girmemi istemediğini düşündüğün bir anda, elini başımdan çektin. Durduk bir süre... Kısa bir süre... Her misafirin bu saatlerde şehire geri dönüşünün yaklaştığını bilerek, sen gitmeden doymak istedim sevilmeye... Elimi uzattım avucunun içine, sevmeye devam et beni diye... Bir barış imzalamışız gibi, anlamıştık birbirimizi... İkimizde kendi vahşi karanlığımızda savaşlar vermiş, sahiplenmiş, sahiplenilmeye çalışılmış, yabancılaşmış, o hisle bir sürü kusmuş ama sonunda ait olduğumuz yerde hissettiğimiz özgürlüğün ehlileştirilmeyeceğini anlamıştık. Bunu bilerek, el ele doğayı ve onun bize fısıldadıklarını dinledik.&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Brajeshwari.dd / 30 mayıs 2011/ Abant&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;şu sıra sık sık bunu dinliyorum... &lt;a href="http://fizy.org/#s/1civ0q"&gt;tık&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-7147587224575964526?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2011-06-04T10:39:27.548+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/-ryIqRb0hg08/Teld4V2V45I/AAAAAAAAVBM/1q4VsnRGty4/s72-c/250590_10150319243505200_823700199_9822073_374872_n.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">5</thr:total></item><item><title>Doğadaki Son Çocuk</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2011/05/dogadaki-son-cocuk.html</link><category>Büyüyen Çocuklara</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Wed, 18 May 2011 13:06:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-5606094695293567644</guid><description>&lt;div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-Nmb4-yPieCU/TdQwJmvj1GI/AAAAAAAAVAw/kB2Gz3z8WgQ/s1600/26_04_2010mantar.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 400px; height: 224px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5608160377560093794" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-Nmb4-yPieCU/TdQwJmvj1GI/AAAAAAAAVAw/kB2Gz3z8WgQ/s400/26_04_2010mantar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İki aydır, Çocuk Yogası eğitmenlik sertifikamı International Yoga Federation (IYF) onaylı  yapmak için tezimi yazmakla meşgulum.  Bu tezde, çocuklar için ve derslerimizde yoga ile beraber kullanmak adına okumuş olduğumuz bir kitabın değerlendirmesini de yazmamızı istediler. Ben de bu amaçla "&lt;a href="http://www.tubitak.gov.tr/sid/528/cid/18457/index.htm;jsessionid=39F3BD6D48AACD6F06D15674A3F0215C"&gt;Doğadaki Son Çocuk (Richard Louv)" &lt;/a&gt;kitabını okudum ve yazdım. Blogumda da sizlerle kitap hakkında yazdıklarımı paylaşmak istiyorum. Kitabı, sadece konuya ilgi duyabilecek annelerin değil,  herkesin okumasını şiddetle tavsiye ederim. Kitabı okuduktan sonra doğa yürüyüşleriniz artarken, onu algılayış biçiminiz gerçekten değişiyor.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;......&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu kitabı kitapçıda ilk gördüğümde, &lt;em&gt;“beni al”&lt;/em&gt; diye çağırmıştı. Çocuklarla beraber oynadığımız yoga oyunları içinde bir kez doğa konsepti işlemiştim. Oyunda arının aslında korkutucu olmayan, aksine doğaya yararlı bir hayvan olması işlenirken, arının kanatlarına yapışan polenlerin uçuşarak toprağa yeni tohumlar ektiğinden bahsetmiş, dersin sonunda da biriktirdiğim elma çekirdeklerini çocuklarla beraber saksıya ekmiştik. Çocukların elma çekirdeklerinin büyüyüp, elma ağacı olacağını öğrendiklerindeki hayretleri hala gözümün önünden gitmiyor. Sanırım Doğadaki Son Çocuk kitabı bu yüzden benim ilgimi çeken bir kitap oldu. Kitap bir yandan beni  çocukluğumda doğada geçirdiğim o naif zamanlara götürürken, bir yandan da büyüme süreçlerimde doğadan kopmanın kişiliğimde - ruh halimde - hayatı algışayışımda  verdiği etkileri anlamamı sağladı. Artık Çocuk yogası derslerimde doğa konusunu daha fazla işliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğa sakinleştirici, öğretici ve bilgedir. Bizler büyüyen, medenileşen(!), sanayisi gelişen toplumlar bu gerçeği unutmaya başladık. Yazar Richard Louv &lt;em&gt;“Çocukların sağlığı ile yeryüzünün sağlığı, birbirine sıkı sıkıya bağlıdır”&lt;/em&gt; derken, çok önemli bir gerçekten bahsediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların doğa ile kopuşu, onların sağlıklı bireyler oluşunu etkiliyor. Çünkü zamane çocukları sağlıksız yiyecekler ile obezitenin eşiğinde, teknolojik bağımlılıklarla, evlerinde, arkadaşsız, hareketsiz bir şekilde hayat sürmektedir. Çocukların doğa ile zedelenmiş bir bağı var. Halbuki doğa hem enerjisiyle, hem bir çocuğa sunabileceği bilgiler, onun gözlem yeteneğini geliştirebileceği örneklerle gerçek bir öğretmen... Kitap bu konuda çok güzel örnekler ve bilgiler sunuyor. Doğada oynamanın suç haline gelişinden, doğanın yaratıcılığı nasıl beslediğine, bahçelerin ve ev hayvanlarının sağaltıcı gücünden, şehirlerin nasıl doğallaşacağına ilişkin birçok konu ayrıntılarıyla ele alınıyor. Çocukların doğa deneyimlerinden yoksun kalmasının getirdiği fiziksel, zihinsel, ruhsal ve kültürel sorunları anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı bir araştırmacı, bir çocuk kuşağının yalnızca iç mekanlarda yetiştirilmenin de ötesinde, küçük yerlere kapatıldığını öne sürüyor. Maryland Üniversitesi'nde hareketbilim profesörü Jane Clark'ın deyimiyle bu 'kutulanmış çocuklar' giderek daha fazla araba oturaklarında, mama sandalyelerinde ve hatta tv izlemek için yapılmış bebek oturaklarında zaman geçiriyor. Dışarı çıktıklarında genellikle,yine bir çeşit kutu olan pusetlere konuyor ve yürüyen ya da koşu yapan anne babalar tarafından itilerek hareket ettiriliyor. Çocuk kutulama işlemi büyük ölçüde güvenlik amacıyla yapılıyor olsa da çocukların uzun vadedeki sağlıkları riske atılıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın arkasında 'yapabileceğiniz 100 şey' adlı bölümde güzel öneriler bulunuyor. Bu öneriler doğada yapabileceğiniz şeylerin harika bir listesi... Yazar yol gösterici olduğu gibi, sonuç odakli önerileriyle kitabın sadece okunmasını istemeyip, öğrenilenlerin uygulanması için bir harita sunuyor adeta önümüze...  Bir cümleyi de burada paylaşmak isterim.:&lt;em&gt;''Kötü hava yoktur, yalnızca yanlış kıyafet vardır.''&lt;/em&gt; Genelleme yapacak olursak havaya çok bağımlı yaşayan bir toplumuz. Hava koşulları bizim  gündelik hayatımızı etkileyen bir etken.... Fakat  başka milletlerde havanın nasıl olduğu insanların gündelik hayatını bu kadar etkiliyor mudur? Sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, 20-30 yıl önce yetişkin hastalıkları olarak bilinen obezite, kalp-damar hastalıkları, yüksek kan basıncı gibi sorunlar artık çocuklarımızda da görülebiliyor! Nedeni açık değil mi? Kapalı mekanlardaki etkinliklere kıyasla çocuklar doğada, açık havada fiziksel olarak çok daha aktiftir. Sınıflarında, ders çalışırken, televizyon ve bilgisayar karşısında yalnızca zihinleri çalışan çocuklarımızın bedenlerini de çalıştırmaya ihtiyaçları var! Spor etkinlikleri bu ihtiyaca ancak bir ölçüde cevap verebiliyor. Norveç’te ve İsveç’te yapılan çalışmalar, doğal alanlarda oynayan okul öncesi çocukların, düz zeminli çocuk bahçelerinde oynayanlara göre denge ve çeviklik testlerinde daha başarılı olduklarını ortaya koyuyor! (Louv 2008).&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çünkü doğa çocuklarımızın duyularını güçlendirir!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Zamanlarının önemli bir kısmını televizyon ve bilgisayar başında geçiren çocuk ve gençlerin duyusal gelişimleri nasıl etkileniyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elektronik ortamlar yalnızca görme ve işitme duyularına (genellikle de fazla şiddetli bir tarzda) seslenir. Oysa doğada olağanüstü manzaraları, çiçekleri, yaban hayvanlarını görmekle, kuşların ve böceklerin uyumlu seslerini, rüzgarın uğultusunu duymakla kalmaz; her adım başı farklı bir çiçeği, bir otu koklar, doğal varlıkları dokunarak hisseder, doğanın nimetlerini tadar, bunların ötesinde bir de sezgilerimizi harekete geçiririz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Çünkü doğanın birçok zihinsel ve ruhsal rahatsızlığı iyileştirme gücü vardır&lt;/em&gt;!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğayla temasın, başta dikkat eksikliği-hiperaktivite sendromu olmak üzere, çeşitli zihinsel ve ruhsal rahatsızlıklara karşı olumlu etki gösterdiğine yönelik bilimsel kanıtlar giderek artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi bunu hareketli çocuklara sahip ana-babalar kendi deneyimlerinden zaten biliyordu; doğru ya da yanlış bir tanıyla &lt;em&gt;“hiperaktif”&lt;/em&gt; denilen çocuklarının doğada ya da parklarda gönlünce koşuşturma imkanı bulduğu zamanlarda daha uyumlu, daha sakin olduğunu görüyolardı. Ancak bu gözlemlerin bilimsel araştırmalarca doğrulanması (örneğin Kaplan ve Kaplan 1989, Grahn ve arkadaşları 1997, Wells 2000, Taylor, Kuo ve Sullivan 2001) &lt;em&gt;“doğa terapisi”&lt;/em&gt;ni giderek daha güçlü bir psikolojik sağaltım seçeneği haline getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel araştırmalar, doğanın çocukların yaşadığı travmatik olaylara karşı psikolojik koruma sağladığını, onları avuttuğunu da ortaya koyuyor (Wells 2000).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğayla temas halinde olan çocuklarda yalnız hiperaktivite değil, kaygı bozuklukları, depresyon ve uyum sorunları da daha az görülüyor. Bu tür rahatsızlıklarla doğada yapılan aktivitelerin azlığı arasındaki ilişki o kadar açık ki, bu belirtileri doğa yoksunluğu sendromu olarak tanımlayanlar var! (Louv 2008).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çünkü doğada olmak çocukların özgüvenini artırır!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarımız artık ağaca çıkmıyor! Önüne gelen bir doğal bir engeli; geçişini zorlaştıran bir çalıyı, dik bir kayayı, yolunu kesen bir dereyi aşmak için çaba göstermiyor. Yaşamı boyunca bunları hiç yapmamış bir çocuk ya da bir genç bir kez olsun yaptığında iç dünyasında büyük bir değişiklik olur; kendine ve yaşama güveni artar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çünkü doğa çocukların okuldaki başarısını ve uyumunu destekler!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;American Institutes for Research’ün 2005’te yaptığı bir araştırma, doğa eğitimi programlarına katılan ilkokul öğrencilerinin fen kavramlarını algılamalarının, şiddetsiz iletişim becerilerinin, problem çözme yeteneklerinin, öğrenme isteklerinin önemli oranda arttığını ortaya koydu. Hotchkiss İlkokulu’nda başlatılan deneyime-dayalı çevre eğitimi programı sonucunda, disiplin olayları iki yılda yüzde 90 oranında azaldı! (Louv 2008).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çünkü doğa çocuklarımızın yaratıcılığını geliştirir!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, televizyon ve bilgisayar gibi elektronik ortamların tersine, doğadaki etkinliklerin ve serbest oyunların çocukların yaratıcılıklarını geliştirdiğini gösteriyor (Chawla 2002).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık çocuğumuzun hayallere dalmasına bile izin vermiyoruz! Eskiden anlatılan masallarla bizler mitolojiyi, fantastik hikayeleri kendi beynimizde, hayallerimizde, gönlümüzce yaşardık. Yeri gelir kahraman olur, yeri gelir doğaüstü güçlere sahip olarak hayatlar kurtarırdık. Peki ya şimdi…! Şimdi Harry Potter tarzı fantastik kurgu filmler çıktı ve hayal kurmamıza gerek kalmadı; artık hayallerimizin filmlerini yapıyorlar. Oysa bizler batı ve doğu mitolojilerinin doğduğu anavatanda yaşıyoruz ama ne bunun farkındayız, ne de bir nebze bile olsa bunları çocuklarımıza yaşatabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Çünkü doğanın da çocuklara ihtiyacı var!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğa koruma konusunda öncü görevler üstlenen kişilerin çocukluk yıllarında doğayla yakın temas içinde olduğu ortaya çıkmıştır (Wells ve Lekies 2006). Demek ki gezegenin doğal mirasını koruyabilmemiz için çocuklarımızın doğayla ilişkisini onarmamız şarttır! Daha basit ifade edelim: Şimdi çocuklarımıza doğa sevgisini kazandıramazsak, yarın doğayı kim koruyacak?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kitaptan alıntılar..&lt;/span&gt;.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;”Doğa; yüce, hırçın ve güzel doğa, sokağın, güvenlikli sitelerin ya da bilgisayar oyunlarının sağlayamayacağı bir şey sunar. Doğa çocuklara kendilerinden çok daha büyük olan bir şey; sonsuzluğu ve sonrasızlığı kolayca tasavvur edebilecekleri bir çevre verir. Bir çocuk, az bulunur açık bir Brooklyn gecesinde bir çatının üstünden yıldızları görerek sonsuzluğu algılayabilir. Doğal bir çevre bir çocuğun üzerinde hem etki  gösterir, onu doğrudan  ve çabucak insanın evriminin yapıtaşlarına götürür: toprak, su, hava, büyüklü küçüklü diğer akraba formları. Bu deneyimden yoksun kalırsak ‘’yaşamlarımızın bağlı olduğu büyük örgüyü unuturuz’’ &lt;/em&gt;diyor Chawla..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;‘‘Dikkatin kendiliğinden harekete geçtiği bir ortam bulunabilirse yönetilen dikkatin dinlenmesine olanak sağlanır. Bu da cazibesi güçlü olan bir ortam demektir.’’&lt;/em&gt;Doğadaki cazibe etkeni sağaltıcı bir etkiye sahiptir ve yönetilen dikkat yorgunluğunun giderilmesine yardımcı olur. Kaplan’lara göre doğa, bu tür sağaltıcı yöntemler arasında en etkili olanı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;”Doğayı ve doğal oyunu çocuktan esirgemek ondan oksijeni esirgemek gibidir.”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;”&lt;em&gt;Çocuklarımız artık ne kendi dolaysız deneyimlerinden Doğa’nın Büyük Kitabı’nı okumayı, ne de gezegenin mevsimsel dönüşümleriyle yaratıcı şekilde etkileşime girmeyi öğrenirler. Kullandıkları suyun nereden geldiğini ve nereye gittiğini pek azı biliyor. İnsani kutlamalarımız göklerin büyük ayiniyle uyumlu değil artık.” &lt;/em&gt;WENDELL BERRY&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;“Carlos geçen haftalarda bitki ve hayvanları yakından incelemişti, şimdide bunları defterine çiziyordu. Diğer öğrencilerle birlikte bir doru vaşağın avını sessizce izleyip avlanmasını görmüş,rahatsız edilen bir çıngıraklı yılanın yuvasından gelen ani vınlama sesini duymuş ve daha yüksek bir müziğin ritmini hissetmişlerdi.’’ Buraya geldiğinde nefes alabiliyorum’’ diyor Carlos.’’ Burada varlıkları duyabiliyorsun. Şehirde her şey apaçık. Burada ne kadar yakından bakarsan o kadar çok şey görüyorsun.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğanın sessiz bilgeliği, şehir görüntüleri gibi her yerdeki ilan tabelaları ve reklamlarla sizi aldatmaya çalışmaz. Sizi herhangi bir örneğe uymak zorundaymışsınız gibi hissettirmez. Sadece oradadır ve herkesi kabul eder..! ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;”Biz bir U dönüşü ile şu ikisi arasındaki dengeyi yeniden bulan kuşak olabiliriz: sanal gerçeklik ve bütün yaşamı destekleyen şey, yani Doğa.”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;___________&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;bu iletiye ancak bu şarkı yakışırdı.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;DOĞA için çalıyorlar...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe height="349" src="http://www.youtube.com/embed/UIGjFLxtWf8" frameborder="0" width="560" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-5606094695293567644?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2011-05-24T00:18:59.933+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/-Nmb4-yPieCU/TdQwJmvj1GI/AAAAAAAAVAw/kB2Gz3z8WgQ/s72-c/26_04_2010mantar.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">10</thr:total></item><item><title>Hayatla DaNS</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2011/05/hayatla-dans.html</link><category>Hayatı anlamaya çalışmak</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Fri, 13 May 2011 13:15:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-2310799222014050464</guid><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8hn3E5QQI7o/Tc2Uvi5Mi6I/AAAAAAAAVAo/UcnR3SeH0UY/s1600/tumblr_l1rc39tuZM1qbvmzyo1_500.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 395px; height: 400px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606300655687601058" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-8hn3E5QQI7o/Tc2Uvi5Mi6I/AAAAAAAAVAo/UcnR3SeH0UY/s400/tumblr_l1rc39tuZM1qbvmzyo1_500.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Günlerdir bazen boş sayfalara bakıp, bazen de yarım kalmış sözcüklerimi zamanı değilmiş diyerek tamamlamadan uykuya yatırıyorum.  İstanbul serüvenim, Ankaraya geri dönerek sürüyor.  Hiçbir şey bitmiyor. Herşey birbirine bağlı... Şehirler, hayatlar, yaşamlar, dostluklar, ayrılıklar.... Gitmek, ayrılmak, kaybetmek, sonlandırmak kelimelerinin anlamı dışında- onlara yüklenen enerjilerden kurtulmak lazım... Bazen “nokta” diye tanımladığımız her nokta, büyük bir harfle başlayacak yeni bir cümleyi doğuruyor içinde... Her gün noktalar koyuyoruz cümlelerimize... Hikayemiz sürüyor... Biz istesekte istemesekte...sürer gider... Sürdürmeye bile gayret etmemeyi öğreniyorum. Arkama baktığımda büyümelerimi, önüme baktığımda yolculuğun sonsuz olasılıklarını görüyorum şimdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbulda son katıldığım nefes workshopında, çocuk yogasi derslerimde çocuklarla beraber dans ederken yaşadığım özgürlük duygusunu hissettim. O gün, bu duygunun hep içimde varolmasını diledim. Öylesine ki, bedenlerimiz zihnimizden, yaşamlarımızdan yansıyan tıkanıklıkların izlerini taşıyor. Dans eden insanların kendinden geçtiği anın içinde hiç birşey düşünmediğini görebilirsiniz. Ne zaman ezbere hareket ve tempo tutuşlar başlıyor, işte o zaman dışarıdan iyi görünme kaygısı başlıyor. Ne zaman düşünce akıla takılıyor, dans duraklıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dans ederken kollarınızı mı kaldıramıyorsunuz, daha çok sarılmalı sevdiklerinize... veya kollarınızı siz açmalısınız öncelikle... Ayaklarınız mı hareket etme konusunda tutuk, o zaman daha akışa bırakmalınız hayatı- her adım risk değildir. Kalçalarınız- beliniz kütük, çalkalanmıyor mu? Cinsel kimliğinizle barış imzalamalı- hayata varlığınızla güven duymalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunları nasıl yapacağız... Sadece ritme bırakarak.... Ritm- vucudun hangi şekle-forma-harekete girmesi gerektiğidir sadece... Bir formülü yoktur. Dinlediğiniz tempoyu kalpten hissettiğiniz ve  o tempoya hizalanarak kendinizi bırakabildiğiniz zaman dans edersiniz. Kim ne diyor, kim nasıl dansediyor, hangi figürü attıyor umrunuzda olmaz... Hayat gerçekten böyle bir şey... Akışa bırakmak  kendini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık sizin dışınızda dansedenlere, kendi bedeninizin yaptığı figürlere bakmayıp, kendinizden geçerek, temponun içinde akmaya başladığınızda gözlerinizi kapatmak isteyip, gökyüzüne çevirdiğinizde yüzünüzü bir varoluş ipliğine bağlanır sanki ruh.... özgürlük akar içinize...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile yogası dersimde çocuklarla sırayla dansediyorduk. Grubunun önüne geçen kendi figürleriyle duvara kadar yürüyor, geride kalanlarda onu taklit ediyordu. Çocukların hiçbiri taklit edilemedi. Sırası gelen anne-babalar ördek gibi yürüdü, dansöz gibi kıvırdı. Onları taklit ettik. Sonra çocukları öykündük. Onlar gibi, çocuk olduk, kendimizi ve bedenlerimizi yuvarladık ritmin içine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bol bol dansedin. Hayatla dansınız kolaylaşır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bol bol kendinizden geçin...&lt;br /&gt;Kendinizden, &lt;i&gt;kendim &lt;/i&gt;dediginizden vazgeçin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bir iplik kalır geriye...&lt;br /&gt;Kendiniz koparken, gerçek bağlanır yüreğinize...&lt;br /&gt;Özgürlük, mutluluk, çoşku dolar...&lt;br /&gt;Beden-kalple bağlanır ritmin kendisine...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;i&gt;Şimdi muziği açın ve salınarak gözlerinizi kapatıp, kendinizi hayata bırakın.....&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;Brajeshwari &lt;/b&gt;/ 12.5.2011 / Ankara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="100%" height="81"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F4691786"&gt; &lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt; &lt;embed height="81" type="application/x-shockwave-flash" width="100%" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F4691786" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;  &lt;span&gt;&lt;a href="http://soundcloud.com/user6364568/zaz-je-veux"&gt;ZAZ - Je veux&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Şarkının türkçe çevirisiyle sözleri&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ritz'de bir suit oda versen bana, istemem&lt;br /&gt;chanel'den mücevher, istemem&lt;br /&gt;bir limuzin versen bana, ne yaparım onunla ki?&lt;br /&gt;uşaklar teklif etsen bana, ne yaparım onlarla?&lt;br /&gt;neufchatel'de bir malikane, bana göre değil&lt;br /&gt;eiffel kulesini teklif etsen, ne yaparım onunla?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk isterim, eğlence, iyi huy&lt;br /&gt;beni mutlu edecek olan paran değildir&lt;br /&gt;ölürken kalbimde bir el olsun istiyorum&lt;br /&gt;haydi birleşelim, özgürlüğü keşfedelim&lt;br /&gt;tüm önyargını unut&lt;br /&gt;buyur benim gerçekliğime&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi görgünden sıkıldım, bana çok fazla&lt;br /&gt;ben ellerimle yerim, ben böyleyim&lt;br /&gt;yüksek sesle konuşurum, dolaysızım&lt;br /&gt;ikiyüzlülüğe son verelim, ben kurtuldum&lt;br /&gt;çifte konuşmalardan yoruldum&lt;br /&gt;bana bir bak, sana kızgın bile değilim, sadece ben böyleyim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk isterim, eğlence, iyi huy&lt;br /&gt;beni mutlu edecek olan paran değildir&lt;br /&gt;ölürken kalbimde bir el olsun istiyorum&lt;br /&gt;haydi birleşelim, özgürlüğü keşfedelim&lt;br /&gt;tüm önyargını unut&lt;br /&gt;buyur benim gerçekliğime&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-2310799222014050464?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2011-05-14T10:23:56.963+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/-8hn3E5QQI7o/Tc2Uvi5Mi6I/AAAAAAAAVAo/UcnR3SeH0UY/s72-c/tumblr_l1rc39tuZM1qbvmzyo1_500.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">13</thr:total></item><item><title>Bir yerde KorKu varsa....</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2011/03/bir-yerde-korku-varsa.html</link><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Thu, 24 Mar 2011 17:42:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-5419105085428658595</guid><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-V-7IXh-zqPw/TYvq0x2o3lI/AAAAAAAAVAg/IT0JgMvRi_Y/s1600/tumblr_lbkseyscvE1qd7jtco1_500.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587817955139837522" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-V-7IXh-zqPw/TYvq0x2o3lI/AAAAAAAAVAg/IT0JgMvRi_Y/s400/tumblr_lbkseyscvE1qd7jtco1_500.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Doğayı, ağaçları, yolculukları, denizi, kemiklerinizi ısıtan güneşi ve içinizde çiçeklenecek baharı özlüyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Hayat bir garip değil mi şu sıralar? Bir sürü bilinmez ve kaosun içinde çalkalanıyoruz. Kıyılara vuran dev tsunami dalgaları, yer kürenin şiddetle sarsılması, nükleer sızıntı tehlikesi, olasılıklar, korkular, yasaklar... yazma yasağı, okuma yasağı.... ülkelerin anlaşmazlıkları, savaşlar, koltuk hırsları, sayısız töre ve kadın cinayetleri, haksızlıklar, hastalıklar, kayıplar, kaybedişler... Bir yandan kaosun içindeyiz, diğer taraftan baharı bekliyor griye çalınmış yüreklerimiz... İçimizde dışımızdan farklı değil sanki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanı linear bir doğru gibi kurgulayıp durduk. Başlangıç vardı, bitişe varana kadar yapılacaklar vardı. Hep ileriye doğru gitmekti hedefimiz... ’Sonra bakarız’ dedik çoğu şeye, avuttuk bazen kendimizi... Oysa zaman bir yanılsama... Zaman, yuvarlak bir sarmal aslında... O yüzden belki de belli aralıklarla aynı dönemleri yaşayışımız... Sarıp sarıp aynı noktaya varışımız, aynı noktalarda tıkanışımız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Neler yaşıyorsunuz?&lt;/em&gt; Derin bir karmaşa, belirsizlikler, eskiyen enerjileri bırakamamanın verdiği tutkun korkular, cevapları bir ileri tarihte verilecek anlık sorular, sıkıntı belki, hayatın tek-düzeliği mi yoksa yalnızlık mı daha çok dipsizleşti, karar verememek mi sorun, beklemek mi neyi beklediğini bilmeden?&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Nasıl duygular içindesiniz?&lt;/em&gt; Hüzün mü, Öfke mi, Soru işaretleri mi? Yoksa tanımsız ve sürekli değişken mi günlük ruh haliniz? Başkalarına duygularınızı dillendiriyor gibi görünseniz de, gerçek anlamda dinliyor musunuz kendinizi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık hayatımızda belirli aralıklarla sürekli tekrar eden aynı kördüğümden sıkılıp, bazı şeyleri bırakabilmek, bazı duygulardan kurtulabilmek, &lt;strong&gt;DEĞİŞMEK &lt;/strong&gt;veya yaşadığınızı &lt;strong&gt;DEĞİŞTİRMEK &lt;/strong&gt;gerekliliğini hissediyor, ama korkuyor musunuz?&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aslında ürkütücü bir kelime &lt;em&gt;“Değişim”...&lt;/em&gt; Huzursuz eder insanı... Neyin değişeceği ürkütür, yeni geleni bilememek ürkütür. Bu noktaya her gelişimizde, bilmediğimiz cenneti yaşamaktansa, bildiğimiz cehennemi seçer, vazgeçeriz...&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;VAZGEÇERDİK!&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Aynı çıkmazın içindeyseniz, aynı hüzünleri yaşıyorsanız, aynı öfkeyi yıllardır taşıyorsanız, &lt;strong&gt;değişmenin zamanı&lt;/strong&gt; gelmiştir. Bir yerde kendini sürekli tekrar eden bir duygu varsa, orada sizden ilgi bekleyen –kabul edilmek isteyen birşey vardır. Onunla savaşmamaya, örtbas edip başkalaştırmamaya ve ona bağımlı olmamaya dair öğretiler barındırır içinde aynı zamanda... Yaşadığımız süreç, bağımlı olduğumuz tüm eski enerjileri bırakmamızı söylüyor bize, her belirsizliğin kötülük getirmeyeceğini fısıldıyor. Duymazdan geldiğimiz o fısıltı! duyduğumuz ise bağıran- hayatı yoran çok korkan egomuz.... Korkan, korktuğu için hırçınlaşan bir çocuk düşünün. Öyle ki, siz tam onu uyuttuğunuzu sanırken- ‘uyuyamadım’ diye yanınıza kıvrılan, siz tam onu oyalayacak birşey buldunuz diye düşünüp işinize bakarken- bir anda yanınızda belirip gününüzü sabote eden, konuşmanız arasında eteğinizi çekiştiren bir çocuk o aslında.... O sizsiniz... korktukça, onunla beraber korkan da sizsiniz aslında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Çocuklar değişimi sevmezler, ama ilk onlar uyum sağlar değişime...&lt;br /&gt;Konuşun onunla, sizinde korktuğunuzu ve onu çok iyi anladığınızı bilsin...&lt;br /&gt;Hatırlatın ona; çok sevildiğini, herşeyin yolunda olduğunu...&lt;br /&gt;Sarılın ona, kendinize sarılır gibi.....&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;belki biraz ağlar, ama sonra mutlaka sakinleşir, tutar elinizi.... &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir yerde korku varsa, orada büyümek için bir neden vardır.&lt;/strong&gt; Kalbinizde henüz açılmamış bir kapı düşünün. Önünü yığınla duyguyla doldurmuşsunuzdur. O kapının varlığını bilmektir korku... kapıyı açamamak değildir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;... el ele yürüyün kapıya doğru...&lt;br /&gt;Kapının önüne yığılı onca ağır duygu, &lt;/em&gt;&lt;em&gt;artık korkuyla beslenmediği için siz adım attıkça yok olup gider... &lt;/em&gt;&lt;em&gt;Kapı açılır...&lt;br /&gt;Ve bir de bakarsınız, çocukluğunuz sizden önce koşa oynaya kapıdan geçer.. &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;.&lt;br /&gt;mutludur artık, &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;gülümseyerek " gel hadi! burası çok güzel" der...&lt;br /&gt;. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;Her mevsim biraz daha büyür çocuklar&lt;br /&gt;ve en güzel onlar çıkarır baharın tadını....&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Brajeshwari/ 19 Mart 2011/ Ankara&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="100%" height="81"&gt;&lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F2032358&amp;amp;show_comments=true&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;color=ff7700"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F2032358&amp;amp;show_comments=true&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;color=ff7700" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;TOM PETTY- Learning to fly &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-5419105085428658595?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2011-03-25T03:21:31.294+02:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/-V-7IXh-zqPw/TYvq0x2o3lI/AAAAAAAAVAg/IT0JgMvRi_Y/s72-c/tumblr_lbkseyscvE1qd7jtco1_500.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">16</thr:total></item><item><title>İstedim ki, bir tapınakta iki sütun gibi olalım....</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2011/03/istedim-ki-bir-tapnakta-iki-sutun-gibi.html</link><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Mon, 28 Feb 2011 15:05:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-6390473414590400091</guid><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-xP9XYGUg6kk/TWwyXtUYy3I/AAAAAAAAU_w/dZxgD1jG1HI/s1600/leaves.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 300px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578889421288688498" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-xP9XYGUg6kk/TWwyXtUYy3I/AAAAAAAAU_w/dZxgD1jG1HI/s400/leaves.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küflü, islenmiş sütunlarının arasından içeride hep bir ağızdan söylenen duaların sesi duyuluyordu sadece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alalade bir tapınak burası aslında... Ne heybetli dağların, ne de ormanları görürdü manzarası... Sokağın sonununda, artık yolun bir yere çıkmayacağına inananları şaşırtırdı. Sıra sıra dökük evlerle dizili yolda, büyük bir bahçe ve yüzyıllık ağaçların arasında gizlenir, parlardı adeta.... Şehirde yolunu kaybeden yada yolunu kaybetmek isteyen turistlerin karşısına çıkardı apansız... Tapınağa giren turistler artık turist olmaktan çıkar, bir kez içeri giren oraya ait olurdu yürekten... Bahçenin sokağa bakan alanında mahallenin kara yüzlü, elleri kirli, ayakları çıplak çocukları mutlulukla oyunlar oynar, çamurlu yolu köşede manava çıkardı. Bahçesi dışardan bakınca düzenlenmeyi beklerdi. Boş, kırık saksılar bir yanda, toprak yığınları bir köşede, el arabası başka bir taraftaydı. Fakat bahçe, içeri girip, yola doğru baktığınızda yüzyıllık ağaçların, muson yağmurlarının beslediği yabani çiçeklerin fısıltılarıyla güzelleşirdi birden bire... Süsüne, görkemine, kırığına, yıkılmışlığına özen gösterilmemiş, yenilenmemişti hiç bir köşesi... İstenmişti ki görüntüde olmasın hiç birşey, bir çatısı-damı olsun inananların, yürekleri doldursun içeriyi, öyle anlam bulsun.... Öyle de olmuştu. Binlerce tapınağından biriydi sarı ülkenin... Herşey sanki sarıydı burada... Kırmızı bile biraz sarıya çalardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçeden geçen minik patika yolu buyur ederdi sizi tahta verandaya... Sandal ağacı tütsülerinin ve köri ile tatlandırılmış patates yemeğinin birbirine karışan kokusu çalınırdı hemen burunlara... İçeride hep bir ağızdan söylenen şarkının, zillerin, davulun büyülü ritmi sizi adım adım yaklaştırırdı kendine... Verandaya adım atınca kapısı olmayan tapınağın, iki büyük sütunu karşılardı sizi... Ayakkabılar burada çıkarılırdı. İçeriye girdiğinizde, sütunlarla çevrilmiş büyük bir avlu, avlunun merkezinde renk renk çiçeklerle donatılmış altın rengi bir sunak göze çarpardı. İç avluya dört bir yandan bakan üst balkon kat, mavi kapılarla odalara açılırdı. İçeride seslerin yürekten gelen ritmini, sessizliği, kalbinizin atışını, hayatın çoşkusunu hisseder, kendinizi binlerce duygunun arasında bulurdunuz. Diğer insanlar gibi kilim minderlerin birine oturup, onlardan biri olurdunuz bir anda... Sizin gibi ama görüntüde sizden farklı ten renginde, farklı göz biçiminde, farklı kıyafetten, farklı kokan insanlarla bir olur, duanın içinde tanışıklığınızı onaylardınız aynı ses ağzınızdan çıkıp tek sese, duaya dönüştüğü anda kalbinizde... Tapınağın çatısı bir ağızdan söylenen dualarla dolar, gökyüzüne ulaşır, sonra içinize akardı adeta... İçerideki baharat kokusu yoğunlaşır, tütsülerin kokusu büyülü esintiyle burnunuza çalar, renkler değişir, şeffaflaşır, işte o an kalbiniz kocaman bir gülümseyle açılır, hiç olmadığı kadar sevgiyle dolardı. Başka bir katmanda, sadeliğin, şeffaflığın, niyetin, birliğin, bağlılığın ve sevginin içinde bulurdunuz kendinizi... Derisiz, kemiksiz, kimliksiz, cinsiyetsiz, hafif, uçuşan bir hale gelirdi kendinizi hissettiğiniz... O an en çok siz, en çok biz, daha da fazlası herşeyle bir olurdunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dua tüm ritmiyle havaya, bulutlara, yüreklere ulaşırken ziller çalar, davul ritme eşlik ederken, tapınağın verandasındaki heybetli iki sutun bu birliğin yükünü hafifleyerek taşırdı adeta... Tahta veranda her zaman bahçedeki ağaçların sarı yapraklarıyla dolu olurdu. İki adam, ellerinde uzun sopalı süpürgelerle o yaprakları ibadet edercesine süpürürdü... Sessizlik içinde, duanın içinde, ağaçların döktüğü yapraklara, işin niteliğine söylenmeden, düşünmeden, dua eder gibi süpürürlerdi... Dışarıda esen rüzgarın sesine saygı duyarak hareket eder, çocukların kahkahalarıyla eş bir ritimle, parmak uçlarında danseder gibi süpürürlerdi o yaprakları.... Üstlerinde sarıya çalan kavuniçi kıyafetleri vardı, sarı yaprakları toplarken sararmıştı belki de kıyafetleri... Yapraklar büyük bir özenle verandanın aşağı köşesinde süpürülerek, toplanır, sonra rüzgar estiğinde verandaya tekrar dolardı, ama onlar, yine dünyanın en önemli işini, büyük bir incelikle, ilk kez yaparcasına süpürmeye devam ederlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutfakta elleri krem görmemiş kadınlar, bacaklarını altlarına almış, baharat kokuları arasında patates soyardı. Sessizce, birbirleriyle konuşmadan, sadece patatesi ellerine alıp, gözleri bıçağın hareketlerini izleyerek, patates soyarlardı. Kaç patates kaldığını bilmeden, kaç tane soyduklarını saymadan soyarlardı. Yemek hazırlanırken, içine dua da karışırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Biz bu tapınağın girişindeki iki sutun gibiydik işte... Görünüşte kapısız bir tapınağa açılan, kapı görevi gören iki mermer parçasıydık alt tarafı... Ama ne ben, ne sen olmasan orası bir giriş olmazdı, buyur etmezdi içeri böylesine.... &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;.... Yaşanmışlıklar birer yaprak gibi solup, hayatımızın üstüne düştüğünde onları süpürmekten yerinmeyelim istedim. Yaşamın katmanları bir bir soyulurken, kaç katman var daha, kaç deri attı yüreğimiz diye sormayalım istedim. Hayat akarken, biz acele etmeyelim, onun ritmine saygı gösterip, hatırlayalım istedim büyürken içimizde bıraktığımız çocuk kahkahalarını... Yüzümüz birbirimize bakmasa da aynı manzaraya bakarken sessizce anlaşabilelim istedim sadece... Kalbimize koyduğumuz her duyguyu, iyi-kötü-farklı diye ayırt etmeksizin buyur edelim, sunduğumuz sevgiyle onu beraber dönüştürelim istedim. Yediğimiz paylaştıkça kutsal olsun, duamız gökyüzüne ulaşıp bize aksın, önce kalbimize dolup, sonra çevremizdeki kalplere ulaşsın, gülümsetsin, birleştirsin istedim. Biz oluşumuzda, aslında bir oluşumuzu hissedelim istedim...&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Duanın içinde ellerimi birleştirdim kalbimin üstünde... Oturduğum yerden tapınağın girişinde duran o iki sütuna baktım uzun uzun... Seslerin, çoşkunun, kalbimin atışları ve baktığımın içinde, seni hep seveceğimi bilerek teşekkür ettim varlığına... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;O an sarı bir yaprak daha düştü verandaya... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Süpüren olmadı....&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Brajeshwari.dd ( Şubat 2011 )&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;not: &lt;em&gt;kimseye değil... kendime yazdım...&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;object width="100%" height="81"&gt;&lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F5534434"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;br /&gt;   &lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F5534434" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;a href="http://soundcloud.com/get_max/deva-premal-jai-radha-madhav"&gt;Deva Premal – Jai Radha Madhav&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/get_max"&gt;get_max&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-6390473414590400091?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2011-03-04T23:48:30.716+02:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/-xP9XYGUg6kk/TWwyXtUYy3I/AAAAAAAAU_w/dZxgD1jG1HI/s72-c/leaves.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total></item><item><title>Sevmek üzerine... 14 Şubat üzerine değil!</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2011/02/sevmek-uzerine-14-subat-uzerine-degil.html</link><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Sun, 13 Feb 2011 16:22:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-1015468131309240949</guid><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-RRX4Px18-sU/TVh6046m0BI/AAAAAAAAU_k/H4UjJBTuDYs/s1600/___by_mrs_pinkeyes.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 266px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573339587920973842" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-RRX4Px18-sU/TVh6046m0BI/AAAAAAAAU_k/H4UjJBTuDYs/s400/___by_mrs_pinkeyes.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;14 şubata dair guzel birsey yazmak niyetinde değilim. Sevgililer günü hakkındaki görüşüm, ticari bir kaygı oluşundan öteye gidemiyor malasef... Bu günün anlamı yılın her gününe yayılmalı, her gün en az 5 dakika sevgililer günü kutlanmalı... İçten bir öpücük, kocaman kalpten bir sarılma, belki en samimi duygularla &lt;em&gt;“ iyi ki varsın, çok değerlisin”&lt;/em&gt; diyebilmek birine-birilerine, ve göz göze gelebilmek sevgiyle... Hayatımızda en çok eksik olan şey bu belki de... Sevdiklerimizi-varlıklarını onurlandırabilmek... Bunu karşılayacak veya temsil edebilecek bir hediye var mı? Bir yüzük, bir demet çiçek ne kadar yerine geçer birini onurlandırmanın... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bize verilen hayat ve onu yaşarken içini doldurduğumuz öncelliklerimizi düşünüyorum. Önceliklerimiz hep sağlık, huzur, sevgi, barış ile başlarken, tüm bunların yanına-dibine-ötesine ilişen binbir şeyin peşinden koşuyoruz. Koşturmamız arasında asıl önceliklerimiz unutulmuş, ulaşılmamış, sahip olunmamış şeyler olarak kalıyor. Öyle ki huzuru karmaşada, sağlığı sadece sporda, sevgiyi başarıda arıyoruz ve kayboluyoruz. Bunu destekleyen binlerce algı bozucu şey hayatımızın içinde... Televizyon, medya, haberler, twitter, facebook, trafik, kalabalık, reklamlar,.... Geçenlerde tam yemek saati televizyonu açmış bulundum. Bir trafik kazası haberinin karşısında yemek yiyordum. Sonra bir anda durdum. İzlediğim bir film sahnesi değil, gerçekti! “Kaza olmuş, yazık” diyerek geçiştirmek, yabancılaşmak, insanlığımdan uzaklaşmak olası bir uyuşma haliydi... Televizyonu kapattım, yemeğimi de bitiremedim. Sosyal medya kanallarında insanların yazdıklarını okuyorum sık sık... Birisi nezle olmuş, diğerinin doğum günü kutlaması var, birisi birşeye kızmış... Yorum yazanlardan biriyim bende bunlara.. Sakın ben yapmıyorum sanmayın... İki klayve tuşuyla birinin kuru kuru dogum gününü kutlayıp, digerine geçmiş olsun ve öbürüne &lt;em&gt;“kızma bu kadar”&lt;/em&gt; diyerek sanal sosyalleşmenin tutuk, tatsız, insani olmayan bir yanını hissediyorum her gün... Daha az yazıyorum o yüzden... Herkes bir marka, bir iletişim mecrası olma yolunda... Videolar, özlü sözler, tatilde çekilmiş fotoğraflar paylaşarak &lt;em&gt;“burdayım”&lt;/em&gt; diyor. İnsanları tanımanın, neleri sevdiğini anlamanın ve paylaşımların yerini alan bu sanal paylaşımlar bir süre sonra hissizleştiriyor insanı... Bakmaz, ilgilenmez, görmez oluyorsunuz. Herkesin ne çok diyeceği var. Ne çok haber vermek istiyor ne yediğini, nerde olduğunu, ne düşündüğünü... Tüm bunların sonucunda kişi-kişiler hakkında ne öğrenmiş ve neyi paylaşmış oluyoruz.. Ruhunu bilip, bedenen yanyana olup, gerçek paylaşımlarda bulunup-göz göze gelişler yaşadığımız insanlar gittikçe sanal bir karaktere dönmeye başlıyor. Tüm bunların nimetleri olduğuna itiraz edemem ama bizi nasıl içi kof yaptığını da görüyorum.&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İçi boşalan herşey anlamını kaybediyor. Sadeleşmek, azalmak yolunda kalabalıklaşıyor, yoruluyor, işin içinden çıkamıyoruz. İçimizde ne yaşıyorsak, dışımıza da o yansıyor. Aynı şekilde dışımızda ne yaşıyorsak içimizde de aynıları yer alıyor. Hissizleşiyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Herkes konuşuyor. Sözcükler çok gerçek enerjiler taşıyor. Bu çağın en değerli anahtarı ses- yani seslendirdiklerimiz... Politikacıların, siyasetçilerin bunca konuşması, tartışma programlarının bu kadar çoğalması bu yüzden... Şarkıcıların çok ünlenmesi bu yüzden... Sosyal medyanın insanları her alanda konuşacak-seslenebilecek ortamlar yaratması bu yüzden... Hepimizin cep telefonu olması bu yüzden.... Blogların çoğalması bu yüzden.... Yazılı t-shirtlerin olması bu yüzden.... Sokaklarda dikkatimizi çeken reklamların-panoların-tabelaların çoğalması bu yüzden.... Herkesin bu sihirli, değerli, enerjisi bol- taşıyıcı sesi- bir mesaja-bin mesaja çevirerek tüketmesi bu yüzden... Doğayı, bilgiyi, erdemi... tükettik, sözcüklerimizi tüketiyoruz şimdilerde... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Seslerimiz, söylediklerimiz bizim hakkımızda kişisel bilgiler verirken, hayatımızdaki olumlu-olumsuz enerjileri de taşır. Mutsuz ve öfke dolu sözcükler tüketen bir insanın tüm gün çevresinde gri bulutlar dolaşır. Güzel ve pozitif sözcüklerle gününü süsleyenin güneşi üstünde parlar. Böyledir sesin-sözcüğe dönüştüğü enerji... İnsanı çevreler, etkiler.&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bugün hangi sözcüklerin enerjileriyle donatıldığınızı veya hangi enerjiyi söze dönüştürerek onun enerjisiyle dolaştığınızı bilmiyorum. Ama madem bugün sevgililer günü... Sevgi hakkında birşeyler hatırlayalım... Sözcükleri usul yerini bulsun diye tüketmeden, içini boşaltmadan kalbimizin sesini.... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şu an kimi–neyi düşündüğümüzde sevgiyle doluyor yüreğimiz... Sessiz, sözsüz, yazısız, mimiksiz... sadece düşünüp, hissedelim, dolalım o sevgiyle ve gülümseyelim belki... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;İyi ki var diyebilelim gönülden... Teşekkür edebilelim varlığına, varlıklarına... ve bu duyguyu bize yaşatan her tür nedene, olaya, paylaşılana... Yüzleri, siluetleri, hayatımızdaki konumlarının ötesinde yüreğimize dokunuşlarını hissedelim... Sevgiye, bir oluşumuza varalım sonra.... İçi tekrar dolsun “&lt;em&gt;sevgi”&lt;/em&gt; sözcüğünün ve sevmelerin... Mümkünse böyle kalsın, hiç boşalmasın, sadece Şubat ayına denk gelen bir güne sığdırılmasın sonrasında... 365 gün/ günde 25 saat hissedebilelim sevgiyi, sevildiğimizi.....&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sevmek, çok değerli ve güçlü bir titreşime sahiptir. Önce sevmelerimiz bizi sarıp sarmalar, sesli olarak söze dönüşmese bile, hisseder o an bunu sevilen her zaman....&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;... İyi ki var’sın...&lt;br /&gt;iyi ki var’lar.... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Brajeshwari / 14.02.2010&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-1015468131309240949?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2011-02-14T04:06:25.437+02:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/-RRX4Px18-sU/TVh6046m0BI/AAAAAAAAU_k/H4UjJBTuDYs/s72-c/___by_mrs_pinkeyes.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">9</thr:total></item><item><title>Hayatın KATMANLARI</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2011/01/hayatn-katmanlari.html</link><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Wed, 19 Jan 2011 14:29:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-2542686708778835677</guid><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TTdyTIeP0iI/AAAAAAAAU-w/MaBBu1Sitbo/s1600/tumblr_lahkq6m58n1qz4d4bo1_500.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 300px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5564041537656967714" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TTdyTIeP0iI/AAAAAAAAU-w/MaBBu1Sitbo/s400/tumblr_lahkq6m58n1qz4d4bo1_500.jpg" /&gt; &lt;div align="center"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yaşadığı çamura rağmen saf ve kirlenmeden açar lotus çiçekleri, ışıkla temizlenir yaprakları, aynı yaşamın bizi temizlediği gibi....&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen ay Body Worlds sergisinde, tüm vucut derisi titizlikle çıkarıldıktan sonra koluna bir kıyafet gibi asılmış &lt;a href="http://www.blogger.com/(http://www.life.com/image/51033804"&gt;modelin&lt;/a&gt; önünde yarım saat zaman geçirdim. Modelin kolundan sarkan derisinin üzerinde, &lt;em&gt;ona&lt;/em&gt;- yaşanmışlığına dair izler aradım. Yer yer parçalanmış ayak tabanları, bacak kısmının üzerinde duran minik sarı tüyler, diz bölgesindeki derinin deformasyonu, bir eldiven gibi sarkan ellerin avuç içlerindeki çizgiler,.. büyüleyiciydi. Koca bir katmandı deri... Altında yer alan kasları, sinir sistemini, damar ağlarını, organları, kemikleri saran, koruyan, bir arada tutan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bedenin katmanları var. Algının katmanları var mı? ... Peki hayat kaç katmanlı?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Dersin ilk dakikalarında yoga matımda ayakta durduğum an sadece kütle olduğumu düşünürüm. Bedenen ağırlığım, ayakta duruşum, yüksekliğim, kapladığım alan vardır önce sadece... Sonra hareketlerin içinde erimeye başlar bu katman... Kollarımın, bacaklarımın, bedenimin içindeki tüm kasların varlığına, birbirleriyle uyumuna, esnemelerine, daralıp, açılmalarına şahit olurum. Ayak parmak köklerim yeri kavrar, en zor duruşlarda tüm bedenim sağlam dururken sol elimin işaret parmağı titrerken gözüme takılır, boynum uzarken, bakarım sırtımda ona nazikçe eşlik ederek hizalanır peşi sıra.... Bir katman daha açılır, beden somut var oluşundan farklı bir gerçeğe açılır. Göğüs kafesim her nefesle açılır, nefesi bırakışta arınır bir katman daha... Nefes içe doğru yolculuğun büyülü anahtarıdır, onu izlerken yolculuk devam eder. Bir katman daha bırakır kendini o anda... Başka bir katmanda duyguların, yaşanmışlıkların, dokunuşların izlerine takılır bazen zihin, ama tüm dünyevi duyguların senin gerçekliğin olmadığını, sanal bir koruma katmanı olduğunu anlarsın bir aşama sonra... Sonu yoktur bu bırakışın, eriyerek çoğalmanın, sadeleşmenin, azalmanın, katman katman lotus çiçeği gibi açılmanın... Olası bir noktaya varıldığında, bedenin insanı sınırlayan tüm duvarları yıkılır tek tek... Geriye saf, şeffaf, hafif, uçuçu her defasında değişen bir hediye kalır... Öylesine gerçektir ki geriye kalan, elle tutulamaz, tarif edilemez sadece yaşanır. Bazen önemli sandığımız tüm sıkıntının uçuşudur, hafifletir... Bazen hiçliğin, boşluğun içinde salınımıdır, özgürleştirir... Bazen tüm dünyayla, gökyüzüyle, toprakla, insanlarla bütünleştiğini hissedersin, güven duygusuyla dolar yüreğin... Bazen seslenir özlemle sevdiklerin... Bazen de aşk çıkar ortaya, aşka bulanır her zerre baştan aşağıya, içten dışarıya...&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Doğayı algılayışında katmanları vardır. Bir ağaça bakarken varoluşun tüm izlerini sürebilirsiniz yada onu sadece &lt;em&gt;yeşil-ağaç-odun&lt;/em&gt; olarak görebilirsiniz. Algınız ne kadar derin ise, doğaya saygınız artar. Çünkü doğada göz ile görülen gerçeğin gerisinde, başka gerçeklikler vardır. Toprağın bilgeliği, tohumun bilgisi ve tüm bunların ışığında bize söylediği...&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Müziğinde katmanları vardır. Anlamanın katmanları vardır. Konuşmanın katmanları vardır. Onları boyutsuz algılamak, sığlaştırır bizi...&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Yaratım sürecinin- yazmanın katmanları vardır. Yaratmak; kendini unuturak, teslim ederek o ulvi güce... Bazen de yaratmış olmak için öylesine...&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Dokunmanın katmanları vardır. Elini değdirmek vardır bir omuza veya hissederek akar içinden duygu ellerinle dokunduğun adama....&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Bakmanın katmanları vardır. Sadece bakar olduğunun içinde kör noktalar vardır.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Yaşamın içinde katmanlar vardır. Doğmak, yaşamak –ölmek değildir sadece yaşam... Kabuk kabuk soyar bazen bizi, katman katman ayırır... Hissettirir, acı çektirir bazen... Dirençlerimiz bir katmandır, bilinçaltımızın izleri başka bir katman, korkularımız yoğun katmanlar... Yaşamın derinliğinde katmanlar vardır. Her katman bedenin, yaşamın, görünenin ötesinde başka bir gerçekliğe soyunur.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;En çok birine-birşeye aşıkken katmanlarımızı azaltırız. Çünkü dışarıdan bize yansıyan aşk, içeride tüm katmanların yok olduğu yerde–yaşamın gerçeğiyle aynıdır, benzer... Ona ulaşmak, sahip olmak, bütün olmaktır tek tutkumuz...&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;İyi bir işin, mutlu bir hayatın, sağlığın, huzurun, dostluğun da aşkla ilgisi vardır. Tüm bunları sağladığımız-sahip olduğumuz anlarda zamansız, bedensiz ve özgür hissederiz çünkü kendimizi... Aynı, aşk’ın içine düştüğümüz anlardaki gibi.... Ama hep daha fazlasını isteriz... Doy&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(a)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;mayız aşk'a...&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Gökyüzünün katmanları vardır.&lt;br /&gt;Yeryüzünün katmanları vardır.&lt;br /&gt;Gece bile katmanlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk ise hep orada...&lt;br /&gt;Tüm katmanlardan sıyrılıp&lt;br /&gt;varmamızı bekliyor O’na....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Brajeshwari / 19.01.2010 &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;.&lt;br /&gt;Yazarken bu şarkıyı dinledim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed height="200" type="application/x-shockwave-flash" width="300" src="http://www.4shared.com/embed/485605853/33e2266" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Dove Coloured Fools / Oil&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;canvas&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;indirmek için &lt;a href="http://www.4shared.com/audio/dn-v-yMi/05_Dove_Coloured_Fools.html"&gt;tık&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Yorumlara göre, şarkıları indirenlerin sayısı bazen göz kamaştırıcı...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Olsun sizi de seviyorum, keyfinize bakın... :)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-2542686708778835677?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2011-01-20T01:48:24.536+02:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TTdyTIeP0iI/AAAAAAAAU-w/MaBBu1Sitbo/s72-c/tumblr_lahkq6m58n1qz4d4bo1_500.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">9</thr:total></item><item><title>Yuvarlak Sorular ve Albinolar</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2011/01/yuvarlak-sorular-ve-albinolar.html</link><category>Son Zamanlarda</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Sun, 16 Jan 2011 10:12:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-9192457930367725245</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bende biraz havadan sudan bahsedeyim istiyorum blogumda... Yazma tarzımı da biraz değiştirmek istiyorum. Bu yazı light bir geçiş olur yeni olana... Hem sadece yazmak değil, paylaşacağım şeyler de var aslında... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Son zamanlarda neler yapıyorum?&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; İşaret dilini öğrenme çabalarım hızlı bir şekilde devam ediyor. Murat ile yaptığımız özel dersler dışında, gün içinde konuşmalarımda da ellerimi kullanarak- onları etkin kılmaya çalışıyorum. Çünkü ileride ellerim konuşacak, şimdiden antreman yapmam gerekiyor. Konuştuğunuz –anlattığınız ne ise ellerinizle konuyu desteklemeye çalışın, ne kadar acemi olduklarını göreceksiniz, eğer &lt;em&gt;bu söylediğimi işaret dilinde nasıl anlatabilirim&lt;/em&gt; diye merak ederseniz, o zaman hemen benim yaptığım gibi işaret dili sözlüğünü &lt;a href="http://www.cmpe.boun.edu.tr/pilab/tidsozlugu/"&gt;indirip&lt;/a&gt;, bakabilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bazen internette o kadar çok yazı okuyorum ki, okuduğum yazılarda yeni ingilizce kelimeler öğrenip bunların türkçe karşılıklarını düşünüyorum. Mesela &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Solipsizm"&gt;&lt;em&gt;Solipsist:&lt;/em&gt;&lt;/a&gt; kendisinin gerçekten varolan tek şey olduğuna inanmak anlamı... Başka bir açıklamayla; diğer insanlar ve evren, herşey sadece hayal gücünde vardır, onları hayal etmeyi bırakırsan, var olmayı keserler düşüncesine sahip olmakmış. Bu biraz kendini fazlasıyla önemsemek gibi görünse de, &lt;em&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;her insan biraz solipsist değil midir?&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; Bunun üzerine çok yazılar, öyküler yazılabilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Öğrendiğim yeni kelimelere başka örnekler: &lt;em&gt;&lt;a href="http://www.omg-facts.com/view/Facts/750"&gt;Dysania:&lt;/a&gt;&lt;/em&gt; sabah yataktan kalkma zorluğu, &lt;em&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Petrichor"&gt;Petrichor:&lt;/a&gt;&lt;/em&gt; yağmurdan sonraki toprak kokusu, &lt;em&gt;&lt;a href="http://philophobia.info/"&gt;Philophobia;&lt;/a&gt;&lt;/em&gt; aşık olma korkusu, &lt;a href="http://www.urbandictionary.com/define.php?term=Hypophrenia"&gt;&lt;em&gt;Hypophrenia:&lt;/em&gt;&lt;/a&gt; nedensiz üzüntü hali demekmiş. (&lt;span style="color:#333333;"&gt;&lt;em&gt;Bunların türkçe tam karşılıkları var mıdır? Konu hakkında bilgisi ve fikri olan varsa yazar mı? Sizinde bunlar gibi örnekleyeceğiniz kelimeler varsa benimle paylaşır mısınız&lt;/em&gt;?) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;Beni şaşırtıp, farklı olan şeyler ilgimi çekiyor. Bunlardan biri de albinolar... Çok güzel geliyorlar bana... Ama hikayeleri ne kadar az, sanki beyazlıkları gibi görünmez her biri... &lt;em&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Albinolar saçlarını boyuyabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; neden aklıma düşüyorsa böyle şeyler, merak ediyorum. Bunu araştırırken &lt;a href="http://www.albinosquirrel.com/"&gt;albino sincapları koruma derneği&lt;/a&gt;, albino &lt;a href="http://www.discip.crdp.ac-caen.fr/svt/cgaulsvt/travaux/travmich/albinism/albinos.jpg"&gt;afrikalılara&lt;/a&gt;, albino &lt;a href="http://krasabear.files.wordpress.com/2009/03/albino-peacock.jpg"&gt;tavuskularına&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://news.bbc.co.uk/cbbcnews/hi/pictures/galleries/newsid_1633000/1633954.stm"&gt;orangutanlara&lt;/a&gt;, Tanzanyadaki Albino &lt;a href="http://tanzproject.org/blog/Albino_United_Soccer_Team.html"&gt;futbol takımına&lt;/a&gt; kadar bir sürü fotoğrafla karşılaştım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu meraklarım dışında, çocuk ve gençlik yogası eğitmenlik sertifikamı International Yoga Federation imzalı tekrar almam için bir takım ödevler yazıyorum. Aklım hep çocuklar için çalışıyor. Yazma, hikaye kurma, oyun oluşturma kısmı harika geçiyor fakat yarım saatlik 8-15 yaş arası gençlik yogası dersimi videoya kaydetmem gerekiyor. &lt;span style="color:#333333;"&gt;&lt;em&gt;8-15 yaş arası çocuğu olan İstanbullu bloggerlardan, çocuklarını yoga yaptırmak için ödünç alabilir miyim?&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; Eğer &lt;em&gt;“olur”&lt;/em&gt; derseniz, bana bir mail atabilir misiniz? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Evvelden beri zumbaracıymışım da haberim yokmuş&lt;/em&gt;? Hayatımı yıllardır yoga, masaj, reiki, fotoğraf çekmek gibi hobilerimle sürdürebilmek isterim. Para kazanma gerçekliği bir yana, sevdiğiniz şeyleri yapmaktan keyif almak diğer bir yana... Zumbara kısaca” &lt;em&gt;para yerine zamanın kullanıldığı bir paylaşım sitesi&lt;/em&gt;”... Mesala yoga dersi mi almak istiyorsunuz, siteye üye olup yoga dersi verdiğini ilan eden birinden yoga dersi alabiliyorsunuz. Aynı şekilde sizde mesela çok iyi photoshop mı biliyorsunuz? Bunu hizmet olarak ilan edebilirsiniz. Daha açıklayıcı bilgi için lütfen &lt;a href="http://www.blogger.com/www.zumbara.com"&gt;Zumbara&lt;/a&gt; adresini ziyaret edin veya &lt;a href="http://televidyon.com/p/2629/"&gt;şu&lt;/a&gt; videoyu izleyin, ilginizi çekiyorsa beni zumbarayla tanıştıran &lt;a href="http://zumbara.wordpress.com/2011/01/03/ezelden-zumbaraciymisim-haberim-yokmus/"&gt;şu&lt;/a&gt; yazıyı da okuyun derim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu aralar sık sık internette kendimi kaybederek fotoğraf tarıyorum. Sevdiğim, beni düşündüren, gülümseten fotoğrafların olduğu kocaman bir arşivim var. Onları burada paylaşarak sizinde düşüncelerinizi almak isterim. (&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Malasef fotoğrafın kime ait olduğunu yazmadığım için kaynak gösteremiyorum.)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 266px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5562856224705383074" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TTM8Q1oiiqI/AAAAAAAAU7c/pBqWeiwWMDM/s400/back_to_future__with_love_by_ZNZtazmanijus.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;Bu fotoğrafı her gördüğümde gülümsüyorum. Bunun bir kurgu olduğunu düşünmeksizin, ne konuştukları hakkında binbir şey düşünüyor, işin içinden çıkamıyor, karar veremiyor ama fotoğraftan sızan dostluktan her seferinde çok etkileniyorum. &lt;span style="color:#666666;"&gt;Siz neler hissettiniz?&lt;/span&gt; &lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yıllarca yazılarımı paylaşırken çok keyif alarak yorumlarınızı okudum. Artık hayatın bana öğrettiklerini yazmanın dışında, bu tür şeyleri de sizlerle paylaşarak hayatımın içinde olmanızı istiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Güzel bir hafta geçirelim... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sevgilerimle...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;.&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Brajeshwari / 15.01.2010&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Crowded House / Four seasons in one day...&lt;/em&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;indirmek için &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.4shared.com/audio/DKGX8uai/Crowded_House_-_Four_Seasons_I.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;tık!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed height="200" type="application/x-shockwave-flash" width="300" src="http://www.4shared.com/embed/482470168/bd812005" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-9192457930367725245?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2011-01-16T21:49:42.529+02:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TTM8Q1oiiqI/AAAAAAAAU7c/pBqWeiwWMDM/s72-c/back_to_future__with_love_by_ZNZtazmanijus.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">11</thr:total></item><item><title>Konuşan ELLER...</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2011/01/konusan-eller.html</link><category>Hayatı anlamaya çalışmak</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Sun, 09 Jan 2011 14:40:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-7867238361742767102</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TSpF-hq7TWI/AAAAAAAAU7E/6k6Iewmp_pE/s1600/tumblr_l3zwuixn421qa4th6o1_400.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560333630434921826" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TSpF-hq7TWI/AAAAAAAAU7E/6k6Iewmp_pE/s400/tumblr_l3zwuixn421qa4th6o1_400.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ellerinize baktığınızda ne görürsünüz? Onlar nasıl hizmet ederler bizlere? Ellerin bir hafızası olsa, anlatsa nasıl bir hikaye çıkar acaba? Onlar bazen sadece araç hayatın içinde, bazen gerçekten aktarıcı gönülden geçenleri iletmeye,.. yaratarak, yazarak, dokunarak..... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hamur yoğuran bir kadının elleri, kadının marifetinin dışında, hamura neler katar kimbilir... Karnı ağrıyan bir çocuğun annesinin dokunuşu ilaç kadar etkili değil midir? &lt;/div&gt;.&lt;br /&gt;El'in ne çok anlamı var, ne çok atasözü ve deyim üretilmiştir el ile ilgili... Aristo el için &lt;em&gt;“araçların aracı”&lt;/em&gt; demiş. Yaşamın tanığı, en sadık hizmetkarlar, beynin en önemli uzuvları ve en yalansız olanı... Elini uzatırsın ilk tanıştığın insana, el sallarsın senden ayrılana, bi elini savurursun bazen boşver manasında, elini koyacak yer bulamaz bazen insan heyecanlanınca... Görmeyenin gözleridir, duymayanın sesi-dilidir eller...&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Şehrin en gürültü saatinde, bir cafeye oturuyorum. Yoga dersinden yeni çıkmışım ve ders sonrası hissettiğim huzuru sindirmek için bir çay alıp, görünmez oluyorum düşüncelerimin içinde... Ellerime bakıyorum. Tüm ders, parmaklarımın kocaman açılıp, matı kavrayışı, yere köklenmesi ve hareketin içinde beni dengede tutuşlarının sızısını hissediyorum avuç içlerimde... Sanki bu ders fazlasıyla ellerime yaramış gibi... Enerjileri temizlenmiş, nötrlenmiş, hafiflemiş, esnemiş, gerinmiş nefes alıyor yepyeni adeta ellerim... O an telefonuma bir mesaj düşüyor. Sanki her şey doğru kurgusuyla ilerliyor, tam ben bugün ellerimin bunca farkındayken... &lt;em&gt;“Bugün buluşalım mı?”&lt;/em&gt; diyor mesaj... &lt;em&gt;“olur,saat 5.30 uygun”&lt;/em&gt; yazıyorum parmaklarımla tuşlayarak... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hikayenin başı aslında şöyle başlıyor. Aylar önce Ankaradan İstanbula dönüş yolundayım. Otobüs koltuğunda ellerime bakarken, kalbime düşüyor bu istek önce... Zihin habersiz... Bilirsiniz, kalbe düşünce ateş, o artık evrene teslim edilmiştir... Kalpte ateş büyür, evren sizin için çalışmaya başlar... &lt;/div&gt;.&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Güzel arkadaşım Pöti ile buluştuğumuz başka bir akşam, sohbetin içinde nedensiz sese dönüşüyor içimdeki ateş... &lt;em&gt;“Ben işaret dili öğrenmek istiyorum”&lt;/em&gt; demiş oluyorum sadece paylaşmak adına... Öyledir ya işte, evrenin sizin için çalıştığının tebessümü... &lt;em&gt;“ Bizim şirkette Murat var, işitme engelli, ders veriyor, senin için sorayım mı?” B&lt;/em&gt;en soru sormadan cevap veriyor Pöti’min aracılığıyla evren bana... İçimdeki isteğin, heyecanın, mutluluğun arasında gülümsüyorum yollarımın açılışına... &lt;em&gt;”Tamam”&lt;/em&gt; diyorum mutlulukla... İşte hikaye böyle başlıyor...&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kocaman sesli harfler, gürültünün arasında, sessizliğin minik elleri geliyor aklıma... İşitme engelli çocukları düşünüyorum. Onların ses olan ellerini... Dünyayı tanımak, kendilerini anlatabilmek, dokunmak adına işaretler ile elleriyle ördükleri kelimeleri... Seslilerin dünyasında kendi sessizliklerindeki aydınlık yüzlerini... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Sessizlikte durabilmek cesaret ister. O cesur çocuklara anlatacak çok hikayem, oyunlarım var benim... Onlarla yoga yapmak istiyorum aynı şimdi çocuklarla beraber yaptığım gibi... Arının hikayesini, korsanların maceralarını, korkak kaplumbağanın cesaretini anlatmak istiyorum onlara da... Oyunlar oynamak, duyamadıkları kendi kahkahalarını kulaklarımla değil, kalbimde duymak istiyorum aslında... 35 yaşıma kadar öğrendiğim tüm kelime ve sesleri bırakıp, onların dilini öğrenmek için Murat’ı beklerken oturduğum bankta bu istekle yanmaya devam ediyor kalbim...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Murat beni eliyle koymuş gibi buluyor. Dedim ya, evren yine yardımcı oluyor. Yan yana yürüyerek, oturacağımız mekana doğru ilerliyoruz. Murat dudaklarımı okuduğu için, yan yana yürüyüşlerimizde yüzüme bakıyor devamlı... Ne kadar unutulan birşey, yüzüne bakarak, gözlerinden anlamak, dudaklarından dökülen sözcüklerde izlemek bir insanı... Oturduğumuz gibi sohbet etmeye başlıyoruz. Murat; kendiyle barışık, öz güvenli harika biri, tanıdığım, bildiğim biri gibi... Zekasına, rahatlığına, samimiyetine, cesaretine hayran kalıyorum. Konuşurken yavaş ve vurgulu konuşmaya çalışıyorum. Söylediklerim dudaklarimdan dökülürken, ses ve vurgular beynimde yankılanıyor. Sesimi düşürüyorum en alçağına, Murat beni yine anlıyor. Sanki konuşmasam, yine anlayacak gibi gülümsüyor her defasında... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sohbetimiz bittiğinde, dersimize başlıyoruz. Ben çoktan bana maille yolladığı alfabeyi çözmüş olduğum için, üzerinden geçiyoruz harflerin... Sonra sayıları, zaman tanımlarını öğreniyor, minik cümleler kuruyoruz beraber... Ben küçük bir çocuk bilinciyle, daha çok daha çok öğrenmek istiyorum. Bir an önce seslerimizi unutup, ellerimle anlatmak istiyorum herşeyi... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aralarda sohbetimiz devam ediyor. O kadar çok şey yapmak istediğini anlatıyor ki, o hayallerini anlattıkça bende çoşkuyla doluyorum. &lt;em&gt;“Yok böyle bir Dans” programının tüm geliri, işitme engelliler için yapılacak bir okula gidecek. Ama niye işitme engellilerde dans etmiyor o programda”&lt;/em&gt; diyor ve ekliyor &lt;em&gt;”Ben Tango, salsa biliyorum”&lt;/em&gt;... Hak verirken, hayranlıkla dinliyorum onu... &lt;em&gt;“İşitme engellilerin oluşturduğu korolar kurmak istiyorum, tiyatro oyunları hazırlamak..” &lt;/em&gt;diye devam ediyor. Tanrı bana, benim gibi hayalleri olan bir aracı yollamış diyor içim bunları dinlerken... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“peki bana bir şarkı söylesene”&lt;/em&gt; diyorum hayallerinden biri olan şarkı söylemeyi duyunca... &lt;em&gt;“ Son bir sigara içelim, yavaş iç, öyle git gideceksen...”&lt;/em&gt; diye şarkıyı sessizce mırıldanıyor. Sözler tamam, beste az çok yerini tutuyor. Ama aklımda sadece, şarkının sözlerinde geçen &lt;em&gt;“ yavaş iç”&lt;/em&gt; kısmı kalıyor, onun şefkatle elinin üstüne dokunarak yavaş kelimesini işaret diliyle gösterişi kalbime dokunuyor. &lt;em&gt;“Nasıl dinliyorsun”&lt;/em&gt; bunları diyorum. Kulağında bir kulaklık var Murat'ın... Sesleri algılamasına yardımcı olan bir kulaklık... Müziği sonuna kadar açıp, sözleri de internetten bakıp şarkıcının dudaklarını okuyarak dinlediğini anlatıyor. Dinlediğim, sözlerini ezberlediğim tüm şarkıların kolaylığı aklıma geliyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dersimiz bittiğinde bir kırtasiyeye gidip, bana bir defter alıyoruz. Defterime ders notlarını yazmak ve bu defteri de onunla seçmek istediğimi söylüyorum. Bu sefer yine yan yana ama kol kola yürüyoruz. Yoldan geçen bir motoru farkedip, beni geri doğru çekip &lt;em&gt;“Dikkat” &lt;/em&gt;diyor. &lt;em&gt;“Motorun sesini mi duydun”&lt;/em&gt; diyorum. Hem önümüzdeki arabanın aynasından gördüğünü, hemde duyduğunu söylüyor. &lt;em&gt;“Nasıl bir ses duydun”&lt;/em&gt; peki diye soruyorum. Sorum, onun kulaklığı yardımıyla ne kadar duyduğunu anlayabilmek adına... Bana şöyle cevap veriyor&lt;em&gt;..” Gerçek anlamda duymak nasıl birşey bilmediğim için, sana tam cevap veremem. Bir ses hissettim sadece"&lt;/em&gt; diyor... Bunun üzerine başka soru soramıyorum. Gerçekten duymanın ne demek olduğu üzerine onun kadar sessizliğe bürünüyor içim çünkü... Koluna daha sıkıca tutuyorum.&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İsteğim üzerine, Murat yeni defterimin ilk sayfasına tanışmamıza, bugüne dair bir not yazıyor. Defterimi kapatıp, sonra dolmuş durağına geçiriyor beni... İşaret diliyle &lt;em&gt;“Çok güzel bir gündü, teşekkür ederim”&lt;/em&gt; diyor. Ben önce ellerimin acemisi, sesli olarak söylediği şeyi tekrar edip, sonra işaret diliyle ilk tam cümlemi kuruyorum. Sarılıp, ayrılıyoruz. Dolmuş hareket ettiğinde defterimi açıp, yazdığı notu okumaya başlıyorum. Yüzümde kocaman bir gülümse, kalbim sıcacık oluyor... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gece yatağıma yattığımda yiğenim Defne'nin uyumadan önce ellerini kullanarak, o sıralarda öğrendiği herşeyi bilinçsizce peşpeşe yapışı aklma geliyor. Tel sarar Defne derken ellerini çevirmesi, kaç yaşındasın dediğimizde bir işaretini parmağıyla gösterişi , gel diyişi... Bende uyumadan önce öğrendiğim herşeyi aynı Defne gibi hatırlayıp yapıyorum, en sonunda evrene, mucizelere, aracı olana, gönlüme ateşi düşüren ve yardım eden O’na işaret diliyle teşekkür ediyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ellerim kalbimin üstünde uykuya dalıyorum.... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Brajeshwari/ 8.01.2010&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;iframe height="265" src="http://player.vimeo.com/video/10876120" frameborder="0" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/10876120"&gt;Imagine Glee&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user3579664"&gt;Daniel Reigada&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-7867238361742767102?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2011-01-10T02:25:36.976+02:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TSpF-hq7TWI/AAAAAAAAU7E/6k6Iewmp_pE/s72-c/tumblr_l3zwuixn421qa4th6o1_400.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">8</thr:total></item><item><title>İyi bir YIL</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/12/iyi-bir-yil.html</link><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Fri, 24 Dec 2010 13:27:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-1286273737127998678</guid><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TRUTErsZNAI/AAAAAAAAU6Y/hA_OE6bi-YA/s1600/tumblr_ldtiuwQo991qzb7gjo1_1280.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 268px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5554366686600705026" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TRUTErsZNAI/AAAAAAAAU6Y/hA_OE6bi-YA/s400/tumblr_ldtiuwQo991qzb7gjo1_1280.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yeni yıl yaklaşıyor. Zamanı bölmenin saçma olduğunu düşünsemde, kendime bile çaktırmadan benim de içim kıpır, kıpır aslında... Bu birazda dalga dalga hissettiğim umutların etkileşimi belki de... Hep böyle olsa diyor insan... Herkes bugün umut dolu olduğu gibi, hep sevgi dolu olsa, kimse sevgisiz kalamasa tüm o sevginin ortasında... Yeni yılı kutlamayanın, o gece 12 de yatıp uyuyacak olanın, şarhoş olacak olanın, yalnızın, kimsesizin de bir umudu var. Yeniye, yeni gelecek olana ve yenilenecek bir yıla... Bu yılı güzel karşılayarak, hoşgeldin demeye hazırlanıyoruz. Güzel karşılayarak, güzellikler umarak... Dönüp geçmiş yılın içsel hesapları yapanlar, Aralık ayını sessiz geçirerek düşünenler, dilek listelerini ortaya serenler.. hepsine sevgiyle gülümseyerek bakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009’un son günü, beş arkadaş işten çıkarılmıştık. Hiç sarhoş olmayı beceremeyen ben, günün kırgınlığını ve akıttığım gözyaşlarını üzerimden atmak için eve geldiğim gibi içki içmeye başlamıştım. Sarhoş olmak sık sık yaptığım ve becerebildiğim birşey değildi ama becermiştim. O gün alt-üst olsamda, artık ağlamıyor, üzülmüyor, çeteresini tuttuğum yılın içsel hesaplarını gözet(e)miyordum. Geceye başlamadan bloğuma “&lt;em&gt;en iyi intikam, &lt;strong&gt;iyi bir yaşamdır&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;.” diye yazmış, sonra sarhoş kendimi çok sevdiğim arkadaşlarımla sokağa çıkarmıştım. Parkta o halde kaydıraktan kaymış, sokaktaki hiç tanımadığım bir grup genç ile halay çekmiş, dönerci ustasına &lt;em&gt;“bereketli bir yıl dilerim&lt;/em&gt;” diyerek biramı kaldırmış, yanımdan geçen iki bekar gence, yeni yıl için '&lt;em&gt;aşk'&lt;/em&gt; dilemiştim ve saatin kaç olduğunu bilmeden gittiğimiz yerde kendimi unutarak dans etmiştim. Şimdi o anları hatırladığımda, gülüyorum kendime...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye dönüp baktığımda, geçmiş günlerin bana neler katıp, neler götürdüğünü, neler öğrendiğimi, nelerle yüzleşip, hayatın karşıma neler çıkardığını düşünmek yerine olduğum kendime bakıyorum. &lt;em&gt;İyi yaşadım mı?&lt;/em&gt; Peki &lt;em&gt;‘İntikamı mı aldım mı?’&lt;/em&gt;... Elimi kana bulamadım, kötü olmadım, karşıma gelen ne ise sorgulamadan onunla akmaya çalıştım ve gerçekten de iyi yaşadım. Bu yıl benim için duygusal anların yaşandığı çok özel bir yıldı. 35 yıldır yaşadığım şehirden ayrılmanın zorluğunu yaşarken, yeniden başlamanın gücünü bulduğum, beni tanımlı kılan herşeyden uzakta kendimi tanımaya çalıştığım bir yıldı bu yıl... İnişleri, çıkışlarıyla hepsi birer ödüldü benim için... Zaman zaman diplerde süründüm, zaman zaman yükseklerde kanat çırptım. Bazen kanadım kırıldı sandım, uçmayı bıraktım. Sonra kendimi inançla kaldırıp, yeniden denedim. Her seferinde hayata teşekkür ettim. Her seferinde bilmediğim bir kendimle tanıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın değişimi, hızı, karmaşası karşında en iyi cevap iyi yaşamaktır. İyi yaşamak, yasında, mutluluğunda hakkını vererek yaşamaktır. Değişime, olana, olduğun hale, senden gidene, yeniye, yeni gelene kaygıyla değil, sevgiyle bakarak iyi yaşanır. Çünkü herşey olması gerektiği gibidir. Onun içinde bizim irademiz, ancak iyi yaşayarak gerçekleşir. Seçimlerimizi severek, yolculuğu severek, değişimde bile aslında iyi birşeyler olduğunu görerek....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının bir bilinci var. Kelimeler düştüğü anda çalışmaya başlıyorlar hayatta... Nasıl korku filmi izlemek kabus yaratıyorsa, yazdığımız- okuduğumuz- söylediğimiz herşeyde bir enerjiyle donanıyor üstümüze... Ben kendimden yazarken, cümlelerimi olur da okuyan olursa, onlar içinde iyi şeyler yazmalıyım diyorum her seferinde... Biz iyi şeyler dilersek, büyür iyiliklerde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelen yeni yıl dolu dolu gelsin. İyiliğiyle, bereketiyle, öğretisiyle... Umudumuzun hiç bitmediği, yere düşsek bile inancımızı bulup ayağa kalkabildiğimiz, seçtiklerimizin arkasında durabildiğimiz, kalbimizi korkmadan şeffafça açabildiğimiz... Bakarken aslında gerçeği görüp, üzüntümüzü de, karmaşamızı da, gözyaşımızı da kabul edip, her zaman sevildiğimizi –korunduğumuzu yüreğimizden hissedebildiğimiz... Büyürken, olgunlaşırken içimizdeki çocuğu da sevmeye devam ettiğimiz.... Sevginin; şifa, huzur,..ve aslında tek gerçek olduğunu unutmayıp, dokunduğumuz, söylediğimiz, yaptığımız herşeye Tanrı’nın sevgisinden katabildiğimiz... aşk’la, sağlıkla, herşeye rağmen gülümseyebileceğimiz bir yıl geçirmemizi diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En güzel yıl iyi yaşanandır...&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu yıl da öyle yapalım...&lt;br /&gt;Çok güzel yaşayalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Brajeshwari.dd / 24.12.2010&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;yeni yıl hediyesi /eğlenelim....&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;That Man- Caro Emerald&lt;/strong&gt; / indirmek için &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.4shared.com/audio/o8lQmvsm/1-_Caro_Emerald-_That_Man.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;tık&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;embed height="100" type="application/x-shockwave-flash" width="300" src="http://www.4shared.com/embed/461606633/ac8a3125" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-1286273737127998678?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-12-25T00:14:36.768+02:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TRUTErsZNAI/AAAAAAAAU6Y/hA_OE6bi-YA/s72-c/tumblr_ldtiuwQo991qzb7gjo1_1280.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">21</thr:total></item><item><title>MoR, SaRı ve küçük nokta KıRMıZı...</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/11/mor-sar-ve-kucuk-nokta-krmz.html</link><category>Büyüyen Çocuklara</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Mon, 29 Nov 2010 17:52:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-734812013223893574</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TPRcMNeTJvI/AAAAAAAAU5Q/r7bIIyBPR_c/s1600/__devwatch__by_menoevil.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5545158406044854002" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TPRcMNeTJvI/AAAAAAAAU5Q/r7bIIyBPR_c/s400/__devwatch__by_menoevil.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;-“Heyecanlı mısın?”&lt;/em&gt; diye soruyor...&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-“Hayır değilim, ama hafiften korkuyorum... “&lt;/em&gt; diyorum.. &lt;em&gt;“Ve bu korku öyle ‘ne yapacağım ben, hazır değilim’ korkusu değil... Aksine hazırım, çocuklar için birşeyler yapmaya hep hazırım... Sadece nasıl olacağını, yüzlerini, oynayacağımız oyunları, kahkahaları düşündükçe meraklanıp korkuyorum...”&lt;/em&gt; diye ekliyorum.&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Cevap veriyor...&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-“Bu korku değil zaten... Bu kalbindeki O’nun sesi... Bunu yapmanı istiyor,...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Bu konuşmadan sonra sürekli şimdi ne hissediyor diye kalbimi dinliyorum... Bazen karanlık düşüncelerime takılıyor aklım, bazen hiçbir şey hissetmiyorum kalbimden... Bazen kalbim sevgiyle doluyor, akacak yer bulamıyorum. Bazen ben hiç birşey yapmıyorum, kalbim bana konuşuyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz seçimlerle hayata yön verdiğimizi düşüne duralım, ben hiç böyle düşünmüyorum. Yıllar önce ekonomik kriz sonrası, gazetede işsiz bırakılan arkadaşlarına ithafen yazdığı bir yazıda Perihan Mağden &lt;em&gt;“ Onlar ne kadar üzülse de, yukarıda Tanrı’nın onlar için yeni planlar yaptığına inandığını”&lt;/em&gt; yazmıştı. Çok sevmiştim ben bu yazıyı... Hayatı çok kontrol etmeye çalıştığım zamanlarda, bu söz aklıma geliyor ve gülümsüyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Bedeni bir fırça gibi kullanıp, ortaya hayali bir resim yapalım dediğimde, çocuklara bakıyorum.&lt;/em&gt; Benim fırçamın sahibi aklım oluyor genelde... Halbuki beden aynı bir fırça gibi... Çizdiğin resimde belki bazı anlar insiyatifin var ama hem fırça olup, hem de fırçayı tutup resmeden olamazsın. O yüzden teslim olmak gerekir, resme, resmedilecek olana.... Tutup tutup fırçayı akılla dürtmek, bir dışavurumdan çok, mücadele sonucu bir amaç uğruna resmedilen bir tabloya dönüştürüyor resmimizi... En iyi ressamlar o yüzden fırçayı dinleyenler, izin verenler akacak olana...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbimi dinliyorum. Kırgın olduğu zamanı, sevgiyle dolduğu zamanı, çaresiz hissettiği, bazen çoşkuyla taştığı anı dinliyorum. Bana kalsa kırgın olduğunda sert, derin, karanlık çizgilerin arasında minicik kırmızı bir nokta umut çizer tablosuna... Kırgınlığından çok umudu görülsün diye umut eder durur sonra... Çaresiz kaldığında boşluklar bırakır, zayıf çizgilerin arasında... Boşlukların ne dediğini anlasınlar ister karşıdan bakıldığında... Çoşkuda alacalı bulacalı çingene düğünü olur o tablo... Bakan çoşkuyla katılsın ister çoşkuya... Sevgi dolu olduğunda bir ağaca sarılır mutlaka renkler tablomda... Ama ağacı görüp, ona zarar vermesinler de ister bir yandan da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ben bunları hissederken, hiç bir şey çizmiyorum tabloma... Sanki kocaman boş bir tuvalin önünde oturmuş, fırçayı ne zaman elime alsam kalbim gülümseyerek&lt;em&gt; "Dur”&lt;/em&gt; diyor bana... &lt;em&gt;“Neden diye soruyor aklım?”&lt;/em&gt; Kalbim cevap veriyor. &lt;em&gt;“Fırçaya izin vermedin”&lt;/em&gt;... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;“&lt;em&gt;Peki neyi bekliyoruz”&lt;/em&gt; diye sorduğumda, cevap veriyor &lt;em&gt;“ Bunu başladığın zaman anlayacaksın.” &lt;/em&gt;Başlayacak mıyım ondan bile emin olamıyorum diye geçiyor içimden, o an yakalanıyorum kalbime &lt;em&gt;“zamanı geldiğinde &lt;strong&gt;dur&lt;/strong&gt; desemde duramayacaksın”&lt;/em&gt; diyor kocaman gülümseyerek... Aklım olsa savaş açardım, ama kalbime kızamıyorum.. O hep böyle dolambaçsız, sade, uysal cevaplar veriyor... Tamam diyorum öyle olsun, tablonun karşında oturup resim yapmak için resim yapma hazırlığını bırakıyorum (!)... Fırçalar, tuval ve ben o anın gelmesi için duruyor ve bakışıyoruz sadece birbirimizle... Hepimiz resmedilecek için aracıyız. Fırça, tuval ve ben... Zamanı gelince fırça konuşup, renklerle anlaşacak, ben onlara aracı olacağım, tuval tüm güzelliğiyle olanı gösterecek olan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o an kalbim yine aynı şekilde hızla atmaya başlıyor. Bir şey var, heyecan değil onun adı, korku da değil tam... Boş tabloya baktığımda onun güzel bir resme dönüşeceğini, daha başlamadan harika olacağını biliyor oluşumun heyecanı bu... Kaybedilen zaman yok, yaşadığım anın hisleri benden uzağa düşmüyor, kırmızı nokta umut, boşluklar, çingene renkler ve aşk hala canlı içimde... Şu an fırçanın beni götüreceği tablonun içindeyim aslında... Renklerin, çizgilerin, yoğun sarıların, kırmızı umudun içindeyim, ağacın gölgesinde aşkla kaynaşmış renklerden biriyim. Tüm bunlara tuval kadar, fırça kadar aracıyım. Gülümsediğim zaman bile aracıyım O’na... Şimdi de yazıya aracıyım aslında... Sizden geleni de ondan bilirim, işte bu yüzden de hep &lt;em&gt;gülümseyin&lt;/em&gt; isterim...&lt;/div&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;_____&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derste fırçalar dansederek hayali resimlerimiz bitiriyoruz. &lt;em&gt;“Haydi bakalım ne resmettik”&lt;/em&gt; diye soruyorum tek tek... Spiderman, Pembe Elbiseli Barbie, Bmw, Hulk, Sarı Saçlı Prenses çizenler var aramızda... Benimkisi öyle hayali bir fırça salınmasıydı, onların yüzlerine bakarken ne çiziyorlar diye düşünüyordum, bir yandan da pembe elbiseli prensesin eteğinin fırfırını, SpiderMan’in kırmızı taytını boyamıştım belki de öğretmen olarak çocuklara yardım olsun diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralarından biri müziğin ve hayali fırça oluşunun çoşkusunu yitirmeden aramızda hala döne döne dansediyordu. &lt;em&gt;“Sen ne resim yaptın”&lt;/em&gt; diye sordum, bir yandan da fırça oyunu bitti demekti sorumdaki niyet... Hiç bozmadı dansını, &lt;strong&gt;Dur&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;a&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;madı&lt;/strong&gt;!... &lt;em&gt;“Bak ben hala fırçayım”&lt;/em&gt; diye cevap verdi soruma, sonra da çevremde parmak uçlarıyla dans ederek dolandı, belki de beni mavilerle, kırmızılara boyadı... 5 yaşındaki kreş arkadaşları ve 5&lt;strong&gt;x&lt;/strong&gt;7 yaşındaki öğretmeni, hepimiz sessizce, onun büyülü resmini bitirmesini bekledik resmettiğine, dansına, aracılığına saygıyla.... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Teşekkürler çocuk! &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;imza: &lt;/em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;uçuşkan mor, yoğun bir sarı ve canlı küçük nokta Kırmızı /&lt;/em&gt; 20.11.2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed style="WIDTH: 420px; HEIGHT: 129px" height="129" type="application/x-shockwave-flash" width="420" src="http://www.4shared.com/embed/59606123/d54d2c0c" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;dans edenlere eşlik etsin diye.....&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-734812013223893574?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-11-30T04:57:47.309+02:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TPRcMNeTJvI/AAAAAAAAU5Q/r7bIIyBPR_c/s72-c/__devwatch__by_menoevil.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">8</thr:total></item><item><title>HaFiF!</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/11/hafif.html</link><category>yoga hayattır</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Tue, 09 Nov 2010 16:47:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-5160034444533953108</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TNnsX3PbFJI/AAAAAAAAU4o/hPUHGGxZpmI/s1600/580928_32800282.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 267px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537717111538521234" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TNnsX3PbFJI/AAAAAAAAU4o/hPUHGGxZpmI/s400/580928_32800282.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;strong&gt;"Stretching your hamstrings is only the beginning. Can you stretch your bones? Your mind? Your dreams? Your soul?" &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#666666;"&gt;&lt;strong&gt;Judith Hanson Lasater&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Derse bir saat kala yola koyuluyorum. Bazı günler insan kendi kendine ağır geliyor. O günlerde o kadar zor ki, hazırlanmak, evden çıkmak, yürümek, insan arasına karışmak... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yürürken ayaklarımı attığımın farkındayım, ayakkabının ağırlığının farkındayım, çantamın yükünün, içinde taşıdıklarımın, aklımdan geçenlerin.... Elimde tuttuğum anahtarın yorgunluğu var kollarımda sanki... Merdivenleri inerken dizlerimi kırmak yoruyor. En çok beni yoran da, yol boyunca oturduğum koltukta karşıma bakarken, aslında başka şeyler görmek kendi hafızamda... Ara ara gözlerim karşımda oturanların boyunlarının duruşuna, sağ ve sol dengelerine, kalplerinin açıklığına bakıyor, konuşurken mimiklerini yakalıyorum. Onları izlediğimi sanırken, kendi bedenimi izlerken buluyorum sonra kendimi... Neyseki duruşum genelde dengeli.. Sadece bugün sağa kayıyor boynum sıklıkla... Bu demek ki o an beynimin sol tarafı çalışıyor, düşünceliyim ve sağ ayağıma ağırlığımı da verdiğimde aslında içimde duygusal bir anın görüntüsü geçiyor. Kendi dış tahlilim, içimdekileri okuyor adeta... Ayaklarımı dengeliyor, sırtımın duruşunu yokluyorum , düzeltiyorum hemen kendimi...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Matın üzerindeyim, geldiğim yol bitmiş kafamda... İçimdekiler mi ? onların hepsi yerli yerinde ağır...&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;O gün sınıfta hepimizin vucuduyla ilgili aksadığı noktalar var. Bazımızın dizi, bazımızın kulağıyla ilgili denge sorunu, bazımızın sağ bacağı çekiyor. Ama olsun! Matın üstü, mükemmelliğe ulaşmak adına savaş vereceğimiz bir alan değil. Sınırlarımızı keşfedeceğimiz, bırakacağımız, kendimizi dinleyip, anlayışı öğreneceğimiz bir alan burası... Bunu bilerek derse başlıyoruz.&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İlk ısınma serisini yaptığımızda ellerimden başlıyor terleme... Mata avuçlarımı, parmaklarımı köklesem bile ellerim tutmuyor beni ve kütlemi... Avuçlarımın terlemesini izliyorum. Geriye doğru açılmalarda kalbi açmaya -yükseltmeye çalıştığımızda, beni engelleyenin gögüs kafesimin esnekliği olmadığını biliyorum. Kalbim içinde tuttuklarıyla açılamıyor, kasılıyor sanki... Nefes çalışması yaparken sağ ve sol burun deliklerimin eşit nefes almadığını farkediyorum, bakıyorum ki o an kafam yine sağa düşmüş. Tek ayak üstündeki denge duruşlarına geçtiğimizde, yerdeki ayağım köklenmek yerine, kasılarak bacağıma güç vermekte zorlanıp, dengemi bozuyor. Dengemin bozuluşunu izliyorum sakinlikle....&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Terlemenin sadece bedensel olarak ısınma olmadığını biliyorum. Atıyorum sanki biriktirdiğim düşünceleri... Beden ısınmaya ve anlaşılmaya başladıkça, denge de yerine oturmaya başlıyor. Zihin aradan çıkınca, bedenin mükemmelliği ve bu mükemmellikten doğan doğal gücün ortaya çıktığını deneyimliyorum tekrar... Bunun için sadece teslim oluyorum hissettiğime, olan bitene ve içimde bulunduğum duruşu izlemeye koyuluyorum..&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ayaklardan başlıyor değişim. Beyine en uzak organlar ayaklar, o yüzden dürüstler... Dengesiz salınımlar, tutarlı- yeri kavrayan duruşlara bırakıyor önce kendini... Ayaklarımla beraber dizlerim sağlam durmaya, öne esnemelerde rahat bırakmaya başlıyor kendilerini... Ayaklar karar merkezleri, dizler o kararları harekete geçiren noktalar aslında... Tüm bunlar olurken, ayaklarım kararsızlıklarını, dizlerim harekete geçmekten korkuşlarını salıveriyor sanki... Ayaklarım sağlamlaştıkça, bedenimin daha güvenle uzadığını hissediyorum. Bastığım yere güven duyarken, bedenim yükselirken umutlarım gökyüzüne sürgün veriyor. Aklımı korumak için kapanmıyor boynum içeri... Boynum uzadıkça, aklımdan geçenler hafifliyor. Böylece sırtım omurga omurga nefes alıyor sanki... Omzumdan geriye bakışlarda, sadece boynum değil, sanki bakış açım da esniyor. Kör noktalarımla karşılaşıyorum orada... Nefesimi hissediyorum artık. İçime dolan, her bir zerremi mutlulukla dolduran... Kalbi yükseltip, açmaya çalıştığımızda artık omuzlarım rahatlıkla geriye açılıyor. İçimden geçen tüm duygular özgürleşmeye başlıyor o an.... Kalbimin orta yerinde hissediyorum,.. ne olduğumu, gerçeğimi, yaşadığımı... Nefesim onaylıyor tüm bunları....&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ter, uçuşan düşünceler, bedensel yorgunluk birbirine karışmış bitiyor ders... Ama tertemiz ve sadeyim. Sıyrılmış sanki taşıdığım tüm düşünsel yükler üstümden, nefesim eşitlenmiş, kollarım ayaklarım hissedilemez bir boşlukta salınmaya başlamış sanki. Var olduğunu sandığım ağırlıklar, varoluşun gerçek hafifliğine bırakmış beni...&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yenilenmiş olarak çıkıyorum &lt;a href="http://www.blogger.com/www.yogatime.com.tr"&gt;stüdyodan....&lt;/a&gt; Yol boyunca adımlarımı izliyorum sadece... Söz yok, içimde konuşan-hatırlatan kimse de... Zihin ve oyunları başrolden çıkalı çok olmuş... Uçuşuyorum. Kırgınlık ne hatırlamıyorum, yargılar, sıfatlar, olaylar yok olmuş, yarın ne olacak umrumda değil... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sevginin içine sadece sevgi katılıyor,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;özlemenin içi sadece daha çok özlemle doluyor... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gögüs kafesim nefesimle dolarken, kendime bakıyorum, &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İçimde tarif edilemez bir minnet duygusu, &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;kalbim açık, savunmasız, sevgi dolu...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Boynumsa sağ tarafa düşmüyor artık.... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed height="150" type="application/x-shockwave-flash" width="300" src="http://www.4shared.com/embed/423374120/72e6dda0" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Deva Premal - Om Namo Vasudevaya&lt;/em&gt; &lt;a href="http://www.4shared.com/audio/iRa32dA3/Mantra-Deva_Premal_-_Om_Mamo_B.html"&gt;Tık&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-5160034444533953108?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-11-10T03:31:19.363+02:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TNnsX3PbFJI/AAAAAAAAU4o/hPUHGGxZpmI/s72-c/580928_32800282.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">9</thr:total></item><item><title>OLSAM...</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/11/olsam.html</link><category>Sevmek üzerine</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Wed, 03 Nov 2010 04:40:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-3441022629569723241</guid><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TNFPrU5o2rI/AAAAAAAAU4g/C5GunXTdDNo/s1600/me-and-you-and-everyone-we-know.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 225px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5535293022778481330" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TNFPrU5o2rI/AAAAAAAAU4g/C5GunXTdDNo/s400/me-and-you-and-everyone-we-know.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;" me and you and everyone we know"&lt;/em&gt; filminden bir kare... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bir kitabın ayracı olsam...&lt;/em&gt; Kitabın cümleleri uçuşurken uykunun arasında, ben o sayfaya takılsam, kitabın hikayesini düşlesesem karanlıkta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bir bezelye tanesi olsam...&lt;/em&gt; Önce tencerenin içinde teslim olsam sıcağa, suyun kaynama noktasına... Bıraksam diri olan kendimi, çeperimi, içimi, içimden geçenleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Koltuğun pütürlü motifi olsam...&lt;/em&gt; Elin ne zaman farkında olmadan o motifin üzerinde dolansa, anlasam o an aklından geçenleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kahve bardağın olsam...&lt;/em&gt; Bardağın dibindeki kahve lekesini süngerle çıkarmaya çalışırken sen, sabundan hoşlanmasam, püskürtsem köpükleri bir o yana bir bu yana... Sonra durulanınca rahatlasam, banyo yapmış yaramaz bir çocuk gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Saatin olsam...&lt;/em&gt; Her sabah bağlasan beni bileğine.... Zamanı gösterirken sana, aslında ben kalp atışlarını dinlesem dakikalarca... Kalbin attıkça zaman yavaşlasa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman oturduğun kafenin masa örtüsündeki bir &lt;em&gt;pöti kare olsam&lt;/em&gt;... Karşında sohbet edecek biri yoksa, bana anlatsan gününü, içinden geçenleri.... Sussam, konuşmasam ama anlattıklarınla doldursam dört köşemi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Montunun düğmelerinden biri olsam&lt;/em&gt;... Soğuğa karşı iliklesen beni bir yanına ve sıcağa geçtiğimizde merhaba der gibi ayrılsak iki tarafa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şans eseri ayakabının altına takılan bir &lt;em&gt;çakıl taşı olsam...&lt;/em&gt; Yollarını öğrensem, adımlarını izlesem, seninle dursam, seninle yürüsem, sonrada beni bırakman gereken yerde tabanından sökülsem... Deniz kenarında, geçtiğin parkın birinde, Taksim’in orta yerinde... Kalakalıp özlesem seni öyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masanın yanında duran &lt;em&gt;pencerenin üstten 8. Jaluzisi olsam...&lt;/em&gt; Sen dışarı bakıp gökyüzünü içine doldururken, ben sana bakıp okusam hayallerini....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzümlü kekin içindeki &lt;em&gt;bir tane üzüm olsam...&lt;/em&gt; Tam sen&lt;em&gt; “Üzümlü keki çok seviyorum” &lt;/em&gt;diye düşündüğün o an, ben bunu tüm üzümler adına üstüme alınsam, desem ki &lt;em&gt;o da seviyor beni&lt;/em&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gümüş rengi anahtarlığın olsam...&lt;/em&gt; Cebinde tutup beni, kaybetmesen hiç bir yerde ve her baktığında hatırlatsam evini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gömleğinin sol yakası olsam...&lt;/em&gt; Hani düşünceye daldığında oynadığın köşeşi... Parmakların değince sakinleştirsem seni...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Dinlediğin şarkıdaki minik bir es'ten sonra başlayan çoşkulu bir yalvarış olsam...&lt;/em&gt; o an aklına düşsem, baştan alsan tekrar müziği....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yastığın olsam....&lt;/em&gt; Seninle aynı rüyaya beraber dalsam... Sabah uyandığımızda en az senin kadar darmadağınık ama mutlu uyansam... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;__&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da ben, ben olsam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen de sen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben seni özlediğimi söyle&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(yebil)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;sem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sende &lt;em&gt;“bende”&lt;/em&gt; desen... &lt;em&gt;“Bende özledim seni..”&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Sonra sarılsak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen ben olsan, ben de sen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarılsak...sarılmış olsak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve öylece kalsak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir daha hiç özlemesek birbirimizi...,.. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Brajeshwari.dd / 2.11.2010&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;NOT: &lt;/span&gt;&lt;em&gt;bu yazıyı yazarken şarkı dinlemedim :) sessizdi ortalık&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;.. ama bu yazıyı başlatan şarkıyı söyleyebilirim belki... &lt;a href="http://fizy.com/s/1267ri"&gt;TIK&lt;/a&gt; / &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu yazı ona, onlara, karşı yakadaki güzel bir dosta,.. özlediklerime yazılmıştır...&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-3441022629569723241?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-11-03T19:14:05.315+02:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TNFPrU5o2rI/AAAAAAAAU4g/C5GunXTdDNo/s72-c/me-and-you-and-everyone-we-know.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">21</thr:total></item><item><title>AŞK yeter !</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/10/ask-yeter.html</link><category>Hayatı anlamaya çalışmak</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Fri, 29 Oct 2010 15:28:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-4445752864590144822</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TMtOoArYZ3I/AAAAAAAAU34/DHIG0aK5VLU/s1600/IMG_0271.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5533603016438474610" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TMtOoArYZ3I/AAAAAAAAU34/DHIG0aK5VLU/s400/IMG_0271.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yazamıyorsan bir sebebi vardır... Sakın kelimeler küstü sanma sana... Dura'kalıyorsa cümle orta yerinde... Tamam o zaman yazma sende... !&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada olmanın bir sebebi vardır. Şimdi - şu anda... Sorma veya yargılama, sadece &lt;strong&gt;yaşa&lt;/strong&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevrendeki güzel insanların yanında oluşlarının bir nedeni vardır mutlaka... Bol bol söylediğin &lt;em&gt;'iyi kilerin'&lt;/em&gt; arasında saklıdır o güzel neden aslında.... Bilirler, bilirsin... Sözsü&lt;strong&gt;z&lt;/strong&gt;dür gerçek nedenler....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözyaşlarının da nedeni vardır. Ne kadar ağlarsan o kadar temizlersin kendini ve insan olursun daha fazla... Utanma, saklama.... Ağlayabildiğin için çok şanslısın aslında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaybolmanın bir nedeni vardır. Yollar seni bambaşka bir yere çıkarır, aslında orda olman gerektiğini ve orayı sadece kaybolarak bulabileceğini anlarsın zamanla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok özlemenin bir nedeni vardır. Katmerlenerek kabarır içindeki sevgi... Özlemeyi sevmeyi öğrenirsin sonra...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulak ağrılarının, ondan dolaylı baş dönmelerinin bir nedeni vardır mutlaka... Yer ayaklarının altından kayarsa, sende ayakların yerine olmadı(!) başının üstünde durabilirsin sonuçta... Yapamıyorum, başım dönüyor dediğin o yoga duruşuna girersin korkusuzca... O zaman öğrenirsin kulaklarındaki sorun döndürmez yeri, ayaklarındır hızla iteleyerek döndüren evreni...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu koşturmacanın içinde olmanın bir nedeni vardır. Koştuğun/Koşmadığın için belki de hız almıyor sanabilirsin kendini... Varmak diye birşey yoktu ya, hız neden olsun bu durumda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafanda sorular olmasının bir nedeni vardır. Soru varsa, cevapta vardır ve elbet açılacaktır yolları yakında... Belki güzel uyandığın bir günün sabahında, belki cevap hayata baktığın başka bir açıda, belki de alacaksın cevabı öylesine bir an’da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine öğrenci olmanın bir nedeni vardır. Biter mi hiç bilgi... Kim bu hayattan gerçekten herşeyi öğrenip gitti ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklemenin bir nedeni vardır. Kıvransan da, zamanı ileri almak, başkalarının aklına girip düşüncelerini öğrenmek istesende boşuna... Beklemediğin zaman varmış olacaksın –olacak olana...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesajların bir nedeni vardır. Bazen bir konuşmanın içinde, bazen aslında sana direkt söylenmemiş bir sözde, bazen bir blogun cümlelerinde,... Sanki sadece sana yazılmış gibi, merhem olur sızlayan köşene...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmelerin nedeni vardır. Sadece görevdir biten... Biribirimize bağlı olduğumuz bu yaşamda, veda da yoktur aslında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü şeylerin bir nedeni vardır... Aslında, görülmeye layık bir&lt;em&gt; 'iyi'&lt;/em&gt; saklanır onunda ucunda, bucağında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmurun nedeni vardır... Güneşin de nedeni vardır elbet...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---- &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Susmamın bir nedeni vardır. İçimdeki ben, duyurur kendini bana... Herkes konuşur, o söyler en ben olanı, bana... Susar, dinlerim, gülümsemem karışır mutluluktan akan gözyaşlarıma, o anda ellerim kavuşur kalbimin tam ortasına....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçin için aşkla yanmamın bir nedeni vardır.... Dolar, büyür, çoşar, sarsalar, sarar, yorar, yakar, büyütür, azaltır bazen... ama Aşktır. Vardır,... Herşeyi kabul edersin, seni yaksa da –çoğaltsa da... şükredersin sonuçta..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyin bir nedeni var. &lt;strong&gt;O&lt;/strong&gt; bilir. Biz bilemeyiz.&lt;br /&gt;Bende bıraktım kendimi, sözcüklerimi, nedenlerin içindekileri.....&lt;br /&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yazamamın nedeni var...&lt;br /&gt;ve sözcüklerin yetersizliğinde&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;şu kadarcık yazabilmiş olmam da nedenli........ (?)&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;She left Home ( Jane Birkin) -instrumental &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed height="100" type="application/x-shockwave-flash" width="300" src="http://www.4shared.com/embed/415246992/baa567d8" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Şarkıyı indirmek için &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://www.4shared.com/audio/OfjM_H9z/10_She_Left_Home__Instrumental.html"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;TIK!&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-4445752864590144822?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-10-30T02:26:33.223+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TMtOoArYZ3I/AAAAAAAAU34/DHIG0aK5VLU/s72-c/IMG_0271.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">9</thr:total></item><item><title>Tam bir BİR, “daha çoktan” değerlidir.</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/10/tam-bir-bir-daha-coktan-degerlidir.html</link><category>Hayatı anlamaya çalışmak</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Wed, 06 Oct 2010 05:55:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-9149992856618066334</guid><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TKx0x4Zdq1I/AAAAAAAAU2w/WlQOFn6KLfI/s1600/08.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 399px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524919243178355538" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TKx0x4Zdq1I/AAAAAAAAU2w/WlQOFn6KLfI/s400/08.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir Ekim sabahına uyandım. Her sabah üşüyerek uyanmaya başlamıştım. Uyanınca önce rüyanın hatrına yatakta bir süre hiç birşey yapmadan oturuyor, uyku ve uyanıklık arasındaki evremi pencereden dışarıdaki ormana bakarak geçiriyordum. Yeniden öğrenmişcesine ayağa kalkıyor, dengemi kontrol edip, ayaklarıma bakıyor, adımlayarak, yürümeyi unutmadığımın farkına varıyordum. Banyoya vardığımda aynada kendimle karşılaşıyordum tekrar... Suya dokunuyordu ellerim, temizliyordum uykunun izlerini severek suyla kendimi... Buzdolabını açtığımda, kendime supriz yapacakmış gibi kahvaltı hazırlıyordum her gün... Kahvaltı bittikten sonra, kahvemi alıp balkona çıkıyordum, benden- dışarıdan içime bakmaya... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dışarıda hayat başlamıştı. Okul servisleri, sabahın topuklu kadınları, park yerinden çıkan arabalar ve ses birbirine karişiyordu. Güneş tam doğmamıştı ama uyanmıştı İstanbul yine... Gün içinde koşmaya başlayacaktı. &lt;em&gt;Sağa sola akacak, varacak, yürüyecek, soluklanacak, konuşacak, yazacak, okuyacak, alacak, verecek, cevap verecek, yiyecek, içecek, duracak, çoğalacak, azalacak&lt;/em&gt; sonra yine sessizce çekilecekti geceye... Hız tüketecekti günü yine... Yetişmek, halletmek, öğrenmek, öğretmek, ödemek, kazanmak, anlatmak, ulaşmak üzerine hızlanacaktı herşey kendi devinimin içinde ve sonlanmadan bir diğerine eklenecekti. &lt;em&gt;Daha çok, daha fazla, daha cesur, daha dayanıklı, daha bilgili- daha bilen, daha dayanıklı, daha yetkin ve daha hızlı&lt;/em&gt; olmaya zorlayacaktı belki gün yine... Her gün tekrarlanacaktı bu eylem... Üst üste fazlalaşacaktı sanki herşey... Bir gün sonra, dünün yeterliliği yetmez olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İçleri boş kalacaktı çoğunun... Olması gerektiği gibi olacaktı sadece... Mesela yürürken gökyüzüne bakılmayacaktı. Öğrenilen, öğrenilmesi gerektiği için bilinecekti. Yenilen, sadece karnın doyması için olacaktı. Konuşulan, konuşmuş olmak için.... Yere basarken toprağa hissetmeyecekti çoğu insan... ve yüz yüze gelindiğinde göz-göze bakılacak, görünmeyecekti perdenin arkasinda görünmek istenen...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bilgi bilinecek, yemek yenilecek, yol yürünecek, saatler böyle geçecekti. Ezbere, daha iyiye ezberlenen başka bir güne eklenecekti. Gün geçecek, ay geçecek, mevsim değişecek daha nefessiz, daha stresli, daha huzursuz ve daha doyumsuz olacaktık belki de... Sonunda minik bir mola- tatil ihtiyacı duyduğumuzu söylesekte, en kötüsü tatilsiz değil, hayalsiz kaldığımızı itiraf edemeyecektik kendimize.... Tatili de tekrar hız kazanmak adına güç depolamak diye değerlendirip, döner dönmez koşmaya kaldığımız yerden devam edip, yorulacaktık fazlasıyla... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Daha çok tüketiyoruz, &lt;em&gt;neye sahibiz&lt;/em&gt;. Daha çok okuyoruz, &lt;em&gt;ne biliyoruz.&lt;/em&gt; Daha fazla öğreniyoruz, &lt;em&gt;neyi uyguluyoruz.&lt;/em&gt; Daha çok çalışıyoruz, &lt;em&gt;ne kazanıyoruz.&lt;/em&gt; Daha çok konuşuyoruz, &lt;em&gt;ne diyoruz.&lt;/em&gt; Sadece hızın içinde hız kazandiğimizi sanıyoruz... Yanılsıyoruz..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aşkın içinde aşksız bırakıyoruz kendimizi... onu da hızlandırıyoruz. Almadan- vermiyoruz. Veriyor karşılığını istiyoruz. Sadakat istiyoruz, şefkat bekliyoruz, kendimizi bile doğru düzgün sevmeden bizi başkası sevsin istiyor, sahip olmaktan öteye gidip özgürleştiremiyoruz sevgiyi... &lt;em&gt;"Çok sevdik diyoruz&lt;/em&gt; "sonra, &lt;em&gt;"sevgimin değerini bilmedi"...&lt;/em&gt; :)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bunların hepsini biliyoruz aslında... Gökyüzünü görmeyen de, yere basarken toprağı hissetmeyen de, koşarak varmaya çalışan da, nefes alıp nefessizim diyen de, bunu yazan da biliyor aslında tüm bu gerçekleri...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Daha çok- daha çoğu, daha hızlı -çok daha da hızlıyı ister. Biz kendi sınırlarımız ölçüsünde ya her gün daha da çok koşup, her gün daha hızlanarak varacağız bitiş çizgisine ve sonunda daha da hızlanacakken öğreneceğiz nasıl duracağımızı belki de...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dünyanın tüm maddi kaynaklarına sahip olduğunuzu düşünün bugün,... Başarmak istediğiniz şeyin sizin olduğunu hissedin,... Çok genç, sağlıklı ve güzel olduğunuzu aynada görün bugün, içinizdeki gücü ve bilgeyi bilin, ona gülümseyin,... Bir yemeği yerken, onu yaratanın, hazırlayanın enerjisini de tadın damaklarınızda... Yürüyebildiğiniz için şükredin... Ellerinize bakın, onlarla neler yaratabileceğinizi düşünün, deneyin... Dünyanın tüm güzelliklerini görebileceğinizi bilin, kapatın gözlerinizi sadece... Gökyüzünü dinleyin... Toprağı hissedin... Görün, bakmaktan öteye... Durun ve kendinizi çok sevin, o’nun sizi çok sevdiğini hissedin öncelikle...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Güzel söz söyleyelim, konuşmuş olmaktan &lt;em&gt;daha çok&lt;/em&gt;... Güzel bakalım, bakmış olmaktan &lt;em&gt;daha çok&lt;/em&gt;... anlayalım, “bende” diye söze başlamaktan &lt;em&gt;daha çok&lt;/em&gt;... Yaratalım, fazla yapmış olmaktan &lt;em&gt;daha çok&lt;/em&gt;... Bir şeyi iyi bilip- uygular olalım, çok şey bilen olmaktan &lt;em&gt;daha çok...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tam bir BİR, “&lt;em&gt;daha çoktan&lt;/em&gt;” değerlidir.&lt;br /&gt;Sadece duruyor olmak, &lt;em&gt;hız&lt;/em&gt;lanmaktan daha zordur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Kendini sevmek, hatırlamaktır..&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ancak o zaman BİR, fazlasıyla çoğalır...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Brajeshwari.dd / 4.10.2010&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Balkondan bakarken bu şarkı çalıyordu.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Dedektivbryan - E 18&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;embed height="100" type="application/x-shockwave-flash" width="320" src="http://www.4shared.com/embed/398575831/46c246e5" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;indirmek için &lt;a href="http://www.4shared.com/audio/86GPDvUr/Detektivbyrn-E18.html"&gt;tık!&lt;/a&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-9149992856618066334?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-10-06T20:48:22.439+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TKx0x4Zdq1I/AAAAAAAAU2w/WlQOFn6KLfI/s72-c/08.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">12</thr:total></item><item><title>Göz Göze ...</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/09/goz-goze.html</link><category>Büyüyen Çocuklara</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Thu, 23 Sep 2010 04:10:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-7396704715837659840</guid><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TKlmOmyRUnI/AAAAAAAAU2g/B32Vtpl_6mU/s1600/can__t_you_see__by_thais_fb.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524058819062223474" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TKlmOmyRUnI/AAAAAAAAU2g/B32Vtpl_6mU/s400/can__t_you_see__by_thais_fb.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;&lt;a href="http://localhost:51108/0bf63f730131aef404a5755737d74b06/image/1ab58294b4025bf3.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;“&lt;em&gt;Çocuklarrr”&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;&lt;em&gt;diye bağıran bir yetişkin, kendiyle yaşıt diğer çocukları rahatsız edebilir. Diğer çocuklar büyüdüklerini sanırlar, çünkü artık çocuk değillerdir kendilerince... Oysa yanılırlar, hepimiz hala çocuğuz ve büyüdükçe bir bok olmuyoruz...&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;2. Çocuk yogası eğitimimi geçen haftasonu 3 günlük bir eğitim ile tamamlamış oldum. Rainbow Kids yoga eğitimi, benim daha önce Ankara’da aldığım eğitimin 3 güne sıkıştırılmış bir haliydi. Fakat bu eğitim ile beraber yeni oyunlar öğrendim ve yepyeni insanlarla tanışmış oldum. Yoga sayesinde kurulan her dostluk benim için çok değerli... Yogayla sosyalleşmek beni hep mutlu ediyor ve bir sürü çocukla tanışmak, bunun nasıl bir duygu olduğunu anlatamam...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Toplam 30 kişiydik. Eğitime katılanların hepsi uzaktan yakından çocukların içindeydi. Bazımızın çocuğu vardı, bazımız bir şekilde çocuklara eğitim veriyorduk ama hangimiz kendimiz için oradaydık, henüz bilmiyorduk. 3 günlük eğitim, günde dolu dolu 7 saat süren hoş anılarla dolu..... Eğitimin ilk dakikalarında, herkes kendini tanıttı. &lt;em&gt;“İsmin ne, ne iş yaparsın?”&lt;/em&gt; Eğitmenimiz Caye, başka bir soru daha ekledi tanıtım konuşmamıza &lt;em&gt;“ büyüyünce ne olacaksın? ”...&lt;/em&gt; Kimse böyle bir soru beklemiyordu, sistem bir anda durakladı. Büyüyünce olmuş olduğumuz şeyi, olmuşmuyduk peki?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çocuklara öğreteceğimiz her tür oyun, yoga duruşunu öğrenmeye koyulmuştuk. Notlar aldık, yoga duruşlarını deneyimledik, oyunların içinde yer aldık. Ne kadar kolaydır halbuki yerde yuvarlanmak, nedensiz kahkaha atmak, hoplamak-zıplamak... İlk gün tutukluğumuz, büyümenin verdiği tutukluktu. Öğrenmek için ordaydık, ama oyunu, çoşkuyu yaşamak için hatırlamamız gerekti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dolu dolu geçen iki günün ardından son gün yan yana, kol kola, ayaklarımızı tutarak, sırtlarımıza masaj yaparak bir sürü oyun oynamıştık. O gün kim olduğumuz daha da önemsizleşmeye başlamıştı. Düşmemek için yanımızdakine sarılmıştık sık sık, denizde dalga olmak için yan yana dizilerek yerde yuvarlanmıştık bir sürü... Dokunmak adına bir sürü yol almıştık. Maskeleri, kimlikleri bırakıp çocukluğumuzu yaşadığımız bir noktaya varmıştı artık samimiyetimiz...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İşte o gün eğitmenimiz Caye hepimizi el ele tutuşturdu. Bir grup içerde, diğer grup dışarda çember yaparak göz göze mandala çalışmasına başladık. Fonda hafif bir müzik... Göz göze geçen dakikalar... Her 2 dakikada bir çember dönüyor, karşında başka bir çift göz....&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Normalde o kadar uzun bakmıyoruz hiç kimsenin gözlerimizin içine... Hatta normal şartlarda gözlerimizi kaçırıyoruz sık sık... Çemberin içinde ilk bakışlar kaçtı bazen, bazen kıkırdayarak gülümsedik. Hem yanımdaki iki kişinin elini tutuyorum, hem karşımdakinin gözlerinin içine bakıyorum. Nasıl bir akış var. Elllerimden, gözlerimden yüreğime... Baktığım yerde cümleler geçiyor içimden... Sessiz, göz göze konuşmalar... O kadar çok konuşuyorki ki içim ? &lt;em&gt;“Merhaba, tanışmıyoruz ama... “ “ Şimdi sen ne görüyorsun acaba?” “Niye gözlerin doldu şimdi?”&lt;/em&gt; Soruları bırakmaya karar veriyorum. Güzel şeyler söylemek istiyorum gördüğüme, görünene, benden –ona, ondan ben’e.... &lt;em&gt;“Çok güzel bir çocuksun... Sevgiyle görüyorum seni... “&lt;/em&gt; Çember 3. Kez hareket ettiğinde afacan bir kız çocuğu düşüyor karşıma... Birbirimize mimiklerle neler anlatiyoruz kimbilir. Gülümsüyoruz, kıkırdamamak için kendimizi zor tutuyoruz, sonra şefkatle yumuşayıp sanki birbirimizin saçlarını okşuyoruz. O noktada gözlerim dolmaya başlıyor. Gözlerimi hareket ettirmediğim için lensim gözümü sulandırıyor diye düşünüyorum. Halbuki biliyorum, içime işliyor bakışlar... Kaçamıyoruz, görünmeye başlıyoruz, baktıça şeffaflaşıyoruz. Göz ne çok şey anlatıyor. Neler gördük, nasıl baktık, kimbilir ne anlattık ? Çember bir kez daha dönüyor. Masmavi bir çocuk... Gözlerini kaçırmak istiyor ama kaçırmaması gerekiyor... Öylesine kasmış ki kendini, yanakları kırmızı kırmızı... Gözleri dolunca, tutuyor kendini, onun yerine benim gözlerim yaşarıyor. Büyümüş bir erkek çocuk görüyorum karşımda, büyüdüğü için bırakamayan kendini.... Dakika yine atıyor, gözlerimizle teşekkür edip eş değiştiriyoruz yine.. “Merhaba”.. bakıyoruz içimize, yüreğimize... Uzun uzun, gülümseyerek şefkatle... İçimden &lt;em&gt;“çok seviliyorsun, merak etme”&lt;/em&gt; diye geçiyor, gözleri doluyor, sonra benimde artık yaşlar süzülüyor yanaklarımdan... Dakika dolduğunda, yüreğim sevilmekle dolu dolu teşekkür ediyorum ve yine eşimi değiştiriyorum. Hepimiz çemberin içinde, yüreklerimizle bakıyoruz birbirimize... Bu sefer çok ağlamış biri geliyor karşıma... Gülümsüyorum. Beraber gülümsüyerek temizliyoruz içimizdekileri... Güzel şeyler fısıldıyor yüreğim, küçük bir kız çocuğunun fısıldaması gibi... &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“&lt;/strong&gt;Biz”&lt;/em&gt; diyorum cümlelerimde artık, gördüğüm benden çünkü... Benim gördüğümü o da görüyor... Aslında aynı çemberin içinde hepimiz görmekteyiz bir’liğimizi... Kapılar yıkılıyor, duvarlar çöküyor, süzülmesi gerekenler boşalıyor içimizden, gülücükler atılıyor, ruhumuz fısıldıyor gözlerden yüreklere... Çemberin içinde kaç çocuk gördüğümü sayamam. Renk renk, cıvıl cıvıl, saf, güzel, pırıl pırıl... Kaç çocuk gördüm içimde sayamam. Kaç kapı açıldı içime, kaç duvar yıkıldı, süzüldü içimden gitmesi gerekenler ve kendimde kaç tanesiyle karşılaştım, saymadım. Çember tamamlandığında bir tur atılıyor hızlıca ve durduğunuz noktada karşınıza düşen kişiye sarılın diyor eğitmen... Sarılmak değil bunun adı, herkes birbiriyle kucaklaşıyor gözleri kapalı.... Kalp kalbe kucaklaşıyor, hatta yetmiyor daha da sarıyor kollarını.... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yerlerimize geçtiğimizde sessizlik hakim... Herkes artık daha iyi tanıyor birbirini... Herkes daha arkadaş, daha kendi.... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Gözler aklımdan gitmiyor öğle molasında... Tüm katılımcılar birşeyler duymuş göz göze geldiğinde... ve ne güzel bir duygu ki, çoğu cümle eşleşiyor o an karşılıklı içimizden geçenlere... ve tanıdık, özlediğimiz sevgiye....&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Göz göze gelindiğinde insanın içinden en çok &lt;em&gt;“ Sevilip sevilmediği korkusu”&lt;/em&gt; geçermiş... Çocukken başkalarının sizi sevmesi için kodlanmışsanız, büyüyünce de aynı korkuyla yaşarsınız. O yüzden, çocuklara kendilerini başkalarına sevdirmek için kodlanması yerine, önce kendilerini sevmeyi öğretilmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçen haftasonu benim gibi bir sürü çocukla tanıştım... Şimdi ne zaman aynada kendimle göz göze gelsem, &lt;em&gt;“seni çok seviyorum çocuk”&lt;/em&gt; diyorum kendime. Ve kendi gözlerime bakarken, aslında herkese sevgiyle baktığımı biliyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Brajeshwari.dd / 20.09.2010&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;. Itsumo Nando / indirmek için &lt;a href="http://www.4shared.com/audio/UjtMwAUL/Spirited_Away_OST_-_21_-_Itsum.htm"&gt;tık&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed style="WIDTH: 420px; HEIGHT: 110px" height="110" type="application/x-shockwave-flash" width="420" src="http://www.4shared.com/embed/11771016/dcc696e6" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Şarkı şöyle der :&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;it's calling, somewhere deep in my heart.&lt;br /&gt;i want to have an exciting dream always.&lt;br /&gt;there are countless sorrows,&lt;br /&gt;but i will surely see you beyond them.&lt;br /&gt;every time one makes a mistake,&lt;br /&gt;one just knows the blue of the blue sky.&lt;br /&gt;it looks that the path continues to no end,&lt;br /&gt;but these arms can hold the light.&lt;br /&gt;my silent heart in the time of farewell,&lt;br /&gt;the body that becomes zero listens carefully.&lt;br /&gt;the mystery of being alive, the mystery of going to die,&lt;br /&gt;it's the same with flowers, winds, and towns.&lt;br /&gt;it's calling, somewhere deep in my heart,&lt;br /&gt;let's make a dream, always and time after time.&lt;br /&gt;rather than count the number of sorrows,&lt;br /&gt;let's sing softly with the same lips.&lt;br /&gt;in the closing memories,&lt;br /&gt;i always hear the whisper that i do not want to forget.&lt;br /&gt;even on a shattered mirror,&lt;br /&gt;a new landscape can be reflected.&lt;br /&gt;the morning of the beginning, the quiet window.&lt;br /&gt;fill up the body that becomes zero.&lt;br /&gt;i no longer look for it over the sea.&lt;br /&gt;the shining thing has been here always,&lt;br /&gt;i have found it in myself.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-7396704715837659840?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-10-04T08:30:03.188+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TKlmOmyRUnI/AAAAAAAAU2g/B32Vtpl_6mU/s72-c/can__t_you_see__by_thais_fb.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total></item><item><title>Burada !</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/09/burada.html</link><category>Hayatı anlamaya çalışmak</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Sun, 19 Sep 2010 13:58:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-8687774673736705287</guid><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TKlnHGGcbtI/AAAAAAAAU2o/fqKolz1aSww/s1600/Beach_by_idrawnaked.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524059789541011154" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TKlnHGGcbtI/AAAAAAAAU2o/fqKolz1aSww/s400/Beach_by_idrawnaked.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px" align="justify"&gt;&lt;a href="http://localhost:54324/bbbea6fc7bb05eff2b033fc460526a85/image/f7f1ec6c3bc1c8a7.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bayram tatili, tatilsiz geçen 2 yıl sonunda yüzümüzü güneşe çevirip, ayaklarımızı denize değdirip, bedenlerimizi şezlonglarda umarsızca bırakıp, unutmak, zihnimizi sıfırlamak için beklenen bir zaman dilimi olmuştu bizim için... Öncesinde geçirilen taşınma, şehre alışma telaşı yerini geri sayılan günlere bırakmıştı. 4 gün sonra, 3 gün, 2 gün, ve Bodrum’a ayak basışımız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir yıldır, iş değiştirmiş, hayatın bize, düzenimize verdiği yeni yönlere söylenmeden girmeyi başarmıştık. Ürküyorduk ama iyi yürekliydik, tek gücümüzde buydu. Dostlarımızı, ailemizi, evimizi bırakıp, şehir değiştirmiş, yepyeni bir evde, yepyeni bir hayata adım atarken yürekli olmaya çalışmadan kendimiz olmaya karar vermiştik. &lt;em&gt;“Evinize, İstanbul’a alıştınız mı? “&lt;/em&gt; diye soranlar olmuş, tüm yerleşme, alışma, korkuyla yüzleşme safhalarını bir kenara bırakıp, yorgunluğumuzu da çok fazla dillendirmeden “insan burda da insan, yol burda da yol, burda da nefes alıyoruz” diyerek alıştığımızı söylesekte, alışmanın tam anlamını sorgulamamış, yaşama bakmaya seçmiştik. Sadece çok özlemek vardı içimizde... Özlemekle başetmek zormuş gerçekten... Yıllar önceki bir sohbette en başedilmez duygunun ‘&lt;em&gt;pişman olmak’&lt;/em&gt; olduğunu emin bir şekilde söylemiştim. Ama özlemenin ne demek olduğunu bilmediğimi şimdi anlamıştım. Ankara’da ailemle yaşayan kedimin fotoğrafını öperken, son dersimde taktığım küpelerin öğrencilerimden bana şans getireceğini düşünürken, babamın aradığını görüp duygusallaşmamak için kendimi frenlerken tam kalbimde hissetmiştim özlemenin başedilmezliğini. Arkadaşlarımızla, ailemizle aramıza mesafeler girmiş, ilişkinin mesafelere takılan sürüdürülemezliğini öğrenmiş, ama onları sevmenin ömür boyu süreceğini yaşayarak tecrübe etmiştik. Bunu öğrendikten sonra &lt;em&gt;‘özlemek’&lt;/em&gt; kelimesi çok fazla dillenmeden, ötelenen hatta hayatın içinde ızdırap verici bir yük haline getirilmeden kapı dışarı edilen bir duygu halini almıştı. &lt;em&gt;Özlemek,&lt;/em&gt; yalnız kaldığında, kendini kötü hissettiğinde, yabancılaştığında yasaklı kelime olarak ilan edilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bodrum’un Eylül günündeydik. Sürekli derin nefesler alıp, &lt;em&gt;“ben burda yaşarım”&lt;/em&gt; diyordum. Artık yaşadığım, kök saldığım şehirden koptuktan sonra her yerde yaşayabileceğime inanıyordum. Çoğu zaman yersiz, yurtsuz hissediyordum kendimi ama artık çok fazla kendi ülkemdeydim. Kendimleydim. Şezlongun üzerinde sağa sola dönerek kitabımı okurken, bazen kıyıya vuran dalgalanın sesine, bazen ufuktaki yelkenlilere dalmışken bu düşüncelerin içimden akışını izliyordum. Aynı zamanda gölgesine kurulduğum ılgın ağacının, narin ama iğneli yapraklarına hiç bir zaman bakmadığım kadar dikkatle bakıyor, onu anlamaya çalışıyordum. Gözlerim kapanıp, güneşin ve gölgenin birbiriyle çekişmesine aldırmadan, çocuk ve dalga sesleri arasında, ılık rüzgarın ninnisiyle mutlu uykulara dalıyordum. Elimdeki kitap yanıbaşıma düşerken, hikayenin kahramanı Azra’nın bir sonraki sayfada anlatacağı şeyleri düşlerken, kendi rüyalarıma doğru yolculuğa çıkıyordum. Sanki yattığım şezlong ığıl ığıl denize doğru kayıyor, ben sahilde minik dalgalar eşliğinde rüyamdaki yolculuğa çıkıyordum. Zihnim uçuşuyor, bedenim hafifliyor, ben hiçbirşey yaparak düşüncelerimin, yüklendiklerimin ve kalbinden geçenlerin seyrini sürüyordum. Ne zaman deniz kokusuyla, tarçınlı güneş kremi kokusu burnuma çalınıyor, o zaman kendimi cennette hissediyordum. Rüya adeta uyandığımda da devam ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sürü ten, vucüt, ayak, kol, göbek görüyordum sahilde... Bazıları güneşe taparcasına bronzlaşmaya çalışırken gözüme takılıyordu. Bazısı yağlı, yuvarlak, sarkmıştı bedenlerin... Eskimişti çoğu... Bazısı genç, diri ve beyazdı. Oturduğum yerden yılın en az dokuz ayı saklanmış bedenlerin, deniz kenarında özgürleşmelerini, oldukları gibi ortaya çıkmalarını izliyordum. Hangi kıvrım, hangi vucut güzel kalabiliyordu? Deri eskiyor, şekiller deforme oluyor, buna rağmen içimizde yenilenen, şekillenen duyguların, öğretilerin gerçekliğine varıyordum her seferinde... Büyüyen, çoğalan, sadeleşen ve farkına varıldıkça güzelleşen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denize baktığım zaman, uçsuz bucaksızlığında öğreticiliğini hissediyordum. Uzaklara bakmak, insanın en yakınındaki detaylarda boğulmasını önlüyordu. Geceleri deniz korkutucu gelebilirdi bazılarına... Ama ben denizin kendi karanlıklarıyla barıştığını düşünüyordum geceleri... Herkesin sırları vardır, onun neden olmasın ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç karnım doymamış, şimdiye kadar hiç tad almamışım gibi güzel sofralara oturuyorduk... Şeftali başka suluydu, balık başka bir leziz, suyun tadı daha serin, karpuz sanki daha kırmızıydı burada. Yediğimiz yemekler, keyifli sohbetlerle birleşince sağlıklı oluşumuza, hayata, karnımızın tokluğuna tekrar tekrar şükrederken buluyordum kendimi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat gece yarısını geçtiğinde geceyi biraz daha fazla yaşamak için uykuyu öteliyor, sonra bir sonraki günün varlığını hatırlayıp beyaz yataklarımızın içinde, uykunun beyazlığına bırakıyorduk bedenlerimizi... Günlerden hangi güne uyandığımızı, saatin kaç olduğunu bilmeden yeni güne başlarken, her gün biraz daha bronzlaşmış tenlerimize rağmen, her sabah uykunun beyazlığı bulanıyor, şeffaflaşıyordu ruhlarımız sanki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün yine böyle duygularla uyanmıştım. Ama unutmuştum doğum günü çocuğu olduğumu... Sabahın ilk öpücükleri yanaklarıma konarken, yüreğimden bolca gülümsüyordum. Telefonda yanımda olanların sesini duymakla mutluluğum artıyor, kutlama mesajlarına bakarken kalpten teşekkür ediyordum yüreğime dokunanlara... Büyümüştüm. Bugün ne rüzgar benim için esiyor, ne de deniz benim şerefime dalgalanıyordu. Eskiden sahibi olduğumu sandığım gün şimdi herkesin olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltı masasında her zaman oturduğum sandalyede yerimi almıştım. Bahçedeki taş sedirin hemen arkasındaki tepede kök salmış palamut ağacına dalmıştı gözlerim... Bahçenin en güzel yerinde, denize ve tüm manzaraya hakim bu ağaçtan gözümü alamıyordum her sabah olduğu gibi... Kahvaltı başladığında uykunun mahmurluğundan gözlerimin daldığını sanıp, ister istemez doğum günü çocuğunun ne düşündüğünü sormuş oldular...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünüyordum. Bu ağaç sonbaharda nasıl görünüyordu acaba? Bizler büyük şehirlerde –kışın şartlarına uyum sağlarken, o bu sırada manzarada ne görüyordu? Kışın tenhalığında yalnızmıydı? Göz gözü görmeyen Bodrum yağmurlarında seviniyormuydu toprağının kana kana suya doymasına ? Peki ben niye bu ağaca dalıp düşüncelere dalıyordum her sabah?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece ağzımdan &lt;em&gt;“Ben burada yaşarım”&lt;/em&gt; diye bir cümle çıkmıştı sorulan sorunun bir kaç dakika sonrasında... Gülümsemişti masada yanımda oturan sevdiklerim.... Belki burada yaşama isteğim ciddiye alınmamıştı, belki doğum günü çocuğu olduğum için her söylediğime gülümseyeceklerdi, bilemiyordum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatıma kışlar geliyor, güneş açıyor, manzara devamlı değişiyor, bazen tenha, bazen kalabalıklaşıyordu ortalık fazlasıyla... Tüm bu değişimlere rağmen, artık biliyordum; sayılar büyüyordu sadece, içimde başka bir matematik çalışıyordu büyümek adına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben zaten gördüğüm ve hissettiğim yerde, “burada” yaşıyordum. Sayılarla yolun yarısındaydım ama yolun kalanında yaşayacağım şeyleri düşünmeden, yeni şeyler dilemeden öylece duruldum. Sanki büyümek adına işleyen çark bir milim daha hareket etti o an içimde... Hafiflemiştim. Palamut ağacı bana bakıyordu şimdi.... Gözlerimi kaçırmadan ona gülümsedim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Brajeshwari /13.09.2010 / Bodrum-Gümüşlük&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;... Kendime doğum günü hediye şarkısı ..Dans etmek serbest...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;embed style="WIDTH: 420px; HEIGHT: 84px" height="84" type="application/x-shockwave-flash" width="420" src="http://www.4shared.com/embed/68656852/2c232f5" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.4shared.com/audio/jdnd2uVm/Mr_Hudson__The_Library_-_Too_L.html"&gt;Mr. Hudson &amp;amp; The Library - Too Late, Too Late&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-8687774673736705287?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-10-04T08:33:28.759+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TKlnHGGcbtI/AAAAAAAAU2o/fqKolz1aSww/s72-c/Beach_by_idrawnaked.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">10</thr:total></item><item><title>Yol YoGa...</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/08/yol-yoga.html</link><category>yoga hayattır</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Thu, 05 Aug 2010 17:31:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-5893188434489610670</guid><description>&lt;a href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=6537519899374468644&amp;amp;postID=5893188434489610670"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 271px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5502098046222671042" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TFthBYx5HMI/AAAAAAAAU0o/d6jHurg8pzU/s400/istanbul__by_bcharles.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kadının gerçek meditasyon alanıdır mutfak... Yemeğin içine katılan sevgi, bir arada tutar aile bireylerini.... Ondandır belki de anne yemeğinin tadının unutulmayışı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerdir yemek yapıyorum. Mutfağa alışma turları denebilir belki, belki de meditasyon hali... O gün düşünceliysem mutfağa giriyorum hemen... Bir sütü mayalarken düşüncenin enerjisi de mayalanıyor aslında... O yüzden yemek yaparken kuruntularımı, endişeyi, korkuyu bırakıyorum. Ne düşünüyorsam, öyle bir enerjiyle oluşuyor yemek ve o yemeği ne kadar meditatif yaparsam, o kadar lezzetli oluyor her defasında... Bana göre evi ev yapan yemektir. Mutfaktan gelen koku, beraber aynı lezzeti almak, doymak, paylaşmak bunların hepsi bütünleşir yemeğin enerjisiyle.... İltifatlarım karşında &lt;em&gt;“aman ne var bunu yapmakta”&lt;/em&gt; diyen, ama yemeğe tarifi dışında kendinden &lt;strong&gt;&lt;em&gt;güzellikler&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; katan kadınlara hayranım... ( &lt;a href="http://www.ilahitatlar.blogspot.com/"&gt;ilahi tatlar&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://bestebonnard.blogspot.com/"&gt;beste bonnard&lt;/a&gt; ) (Erkeklere daha da hayranım.... &lt;a href="http://babiseyemekler.blogspot.com/2010/07/nuh-deyip-peygamber-dememek.html"&gt;babiş'e yemekler&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutfaktaki yemek çalışmalarım bir hafta kadar sürdü. Yeni mutfağın tüm kısa yolları öğrenildi, yoğurt mayalandı, mürdüm erikleri temizlenip derin dondurucuya konuldu, peynir marine edildi, zeytinyağlılara biraz şeker katıldı, tatlı denemeleri gerçekleşti. Bu meditasyonun ardından, akıl temizlendi, yaşamın akışına mudahale edilmedi ve ev yemeğin varlığıyla eve benzedi. Ve bitti mutfak meditasyonu... İkinci aşamaya geldiğimde &lt;em&gt;“Şimdi ne yapayım”&lt;/em&gt; diye sordum kendime... Soruma cevap verdim sonra &lt;em&gt;“Artık sokağa çıkmalıyım. Keşfetmekten korkmadan, yeni yolculuğa başlamalı... “ &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sıra daha da önemli soruya geldi.&lt;em&gt;&lt;strong&gt; “Peki ama nereden başlamalı?”. &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;Düşündüm bir iki gün, itiraf ediyorum, korktum belki de adım atmaktan... Sonra cevap bir telefon ile geldi, &lt;a href="http://www.pembepatik.com/pemmasal/kulkedisi.jpg"&gt;sıcacık&lt;/a&gt; bir sesti içimi okuyan, sorumu cevaplayan.... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;....&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir gün sonra eşyalarımı topluyorum. Bir tayt –bir tshirt. Şanslı yoga matım bugun kalabilir evde... Yola çıkıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yol uzun geliyor önce... Ama yoldan geri dönüşümü düşündükçe, yol kısalıyor. Hiç söylenmiyorum sıcağa, değiştirdiğim vesaite, yola, kalabalığa.... İçimdeki heyecan hepsini süpürüp götürüyor. Sevgilime kavuşacağım sanki... Araba duraklasa, inip koşabilirim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sonunda varıyorum İstanbulda ilk yogamı yapacağım &lt;a href="http://www.gurudwaraashram.com/"&gt;studyoya&lt;/a&gt;.... Yoganın sindiği her studyo aynı aslında... İçeri davet ediyor, çekiyor beni... Aynı aydınlık yüzler, gülümsemeler ve paylaştığımızın evrenselliğini hissediyorum... Aramızdaki uzaklıklara rağmen, farklı mekanlarda, farklı saatlerde yaptığımız yogada buluşuyoruz aslında biz... O yüzden tanışıklığımız, o yüzden karşılamadaki samimiyet... O yüzden sormayışımız, &lt;em&gt;nerden geldin, kimsin?&lt;/em&gt; diye...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Mata bastığım an, çocuklar gibi mutluyum. Matın üstünde herşey, hayat, özlediğim, varmak istediğim... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Selamla başlıyor ders... Selam veriyorum bende, yaşama, yogaya ve gözlerimin ardında, yüreğimden açılanlara.... &lt;em&gt;Hoşgeldin&lt;/em&gt; diyor, hoşgeldin yine... Gözlerimi açmak istemiyorum, nefesime sarılıp derinleşiyorum, fakat nasıl ilerliyor ders diye bakmam gerekiyor bir yandan... Sonra iç sesim sesleniyor, &lt;em&gt;“bırak bana kendini”...&lt;/em&gt; Bırakıyorum bende...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nasıl özlemişim yogayı... Esnerken nefesimi duyuyorum. Şükürler olsun. Duruşta kaslarımın açılışını, kolumun uzanışını izliyorum. Ben yapmıyorum, kendiliğinden oluyor ben izliyorum adeta... &lt;a href="http://www.nazmigur.com/"&gt;Nazmi Hoca,&lt;/a&gt; kolumdan tutup sırtımı esnettiğinde, teşekkür ediyor tüm bedenim ve esniyor esneyebildiğince... Ayaklarıma bakıyorum. Daha sağlam yere basmaya başlıyorlar, işte şimdi aynı bir ağaç gibi hissediyorum yeryüzünü... Köklerimden tüm bedenime güven duygusu yayılıyor. Güveniyorum yeryüzüne, ayakta sağlam duran bedenime, uyum sağlayan nefesime, başımın üstündeki gök kubbeye, ama en çok içimde bana seslenene... Kollarımı uzatırken gökyüzüne, orada benim için duran enerjiyi çekiyorum ellerimle... Gözlerim kapalı, içime bakıyorum. Korku yok, endişe yok, herşey olması gerektiği gibi yerli yerinde... Nefes alıyorum güçleniyorum, nefes verirken bedeni esneterek, uzuyorum tüm sınırların ötesine... İşte şimdi en çok istediğim yerdeyim, kendimleyim, kendimin ötesinde nedenimleyim... Ders boyunca kaç kez teşekkür ediyorum bilmiyorum. Kaç kez tebessüm ettim say(a)mıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yıllarca yogayı paylaştığım arkadaşlarım yan matımda değillerdi bu derste- ama komşu matlarda yeni &lt;a href="http://www.blogger.com/www.ejderhalaryalansoylemez.blogspot.com"&gt;Güzel&lt;/a&gt; arkadaşlarım vardı, sesini bile özlediğim çok sevdiğim hocalarım değildi bu dersi veren ama çok seveceğimi bildiğim bilge bir hocaydı bugün beni yogaya gönülden buyur eden, birbirinden güzel –melek öğrencilerimde yoktu karşımda... Bunlar aklımdan gelip geçerken, özlemin içinde buldum kendimi... Durdu içim bir an. Tüm arkadaşlarımı, hocalarımı, öğrencilerimi, geride bıraktıklarımı da kattığımı hissettim bu paylaşıma... Onlarla tekrar buluştum her nefes alışımda.... Ayrı kalmak yoktu – hiç ayrı düşmedik, yeni tanışır olmakta yoktu, eskiden biliyorduk birbirimizi aslında... kucakladım hepsini, sevdim tek tek, bütünledim kendimi, kendimden ayrı düşürdüklerim ve hayata yeni kattığımı sandığımla... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dersin sonuna geldiğimizde, tüm yaşam yükü uçup gitmiş üzerimden... Tüm dertler yanılsamada kalmış. Ve tek gerçek var. Kalbimle hissediyordum. Dinlenme pozuna yattığımızda, uçuşuyor içim. Sevgiyle sarmalanıyorum. Korunuyorum. Güvendeyim. Özgürüm. O'na Aitim. Hatırlıyorumm.. Kalbimle gülümsüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ders bitince &lt;em&gt;“ nasıl geçti diye soruyor”&lt;/em&gt; arkadaşlarım... Hangi yoga seansı kötü geçer ki... Bildiğim gibiydi, her seferinde olduğu gibi, güzeldi kelimesi yetersiz kalıyor içimde hissettiğim güzelliğin tarifine... Sadece gülümsüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;br /&gt;Geri dönüş yolunda dolmuştan dışarıya bakıyorum....&lt;br /&gt;Kalabalık insanları, ışıklı tabelaları, köprüyü, sesleri, sessizliği, karanlığı geçiyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bedenen nerede olduğum önemsizleşiyor artık, &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İstanbulda yada Ankaradayım farketmiyor..&lt;br /&gt;Bir Mucizenin içindeyim, hatırlıyorum...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;bu yetiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Brajeshwari.dd /3.08.2010&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="335" height="28"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjExNjMzNzI0O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTE2MzM3MjQtZTcxIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aTo4ODM3ODY7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEyODEwNjEyMjc7fQ==&amp;amp;autoplay=default"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed wmode="transparent" height="28" width="335" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjExNjMzNzI0O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTE2MzM3MjQtZTcxIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aTo4ODM3ODY7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEyODEwNjEyMjc7fQ==&amp;autoplay=default"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-5893188434489610670?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-08-06T14:21:19.484+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TFthBYx5HMI/AAAAAAAAU0o/d6jHurg8pzU/s72-c/istanbul__by_bcharles.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">11</thr:total></item><item><title>YoĞurt</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/08/yogurt.html</link><category>Hayatı anlamaya çalışmak</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Sun, 01 Aug 2010 16:44:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-210877581176468565</guid><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TFYLA5vhkXI/AAAAAAAAU0g/LT_ecrrzavI/s1600/IMG00258-20100718-1758.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 300px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500596105007698290" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TFYLA5vhkXI/AAAAAAAAU0g/LT_ecrrzavI/s400/IMG00258-20100718-1758.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Markete gitmek için, kot eteğimi giyip, ayağıma terlik arıyorum kutularla dolu odadan... Hiç giymediğim bir parmak arası terliği bulduğum gibi kalabalığın arasından çıkarıyorum. Demek buraya kısmetmiş bunu giymek... Anahtarımı ve cüzdanımı alıp evden çıkıyorum. Evin köşesindeki parkın içinden hiç geçmedim, belki de ilk kez geçiyorum bundan sonra geçeceklerimden önce... Algım hep açık, herşeyin yeni ve ilk oluşundan belki de... Markete girip, biraz meyve, biraz kahvaltılık ve &lt;strong&gt;günlük süt&lt;/strong&gt; alıp, yüzüme bile bakmayan kasiyerin bandından geçiriyorum aldıklarımı... Çok yakın bir zaman sonra bu marketteki çalışanlarla tanışır olacağımı biliyor da olsam, hiç ele vermiyorum bu bilgiyi onlara... İlk adımı da atmıyorum henüz daha...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve varmam 5 dakika sürüyor. Buzdolabını açıp, aldıklarımı yerleştiriyorum raflara... Evimdeyim. Yeni evimde... Etraftaki yeni taşınmışlığımızın izlerini bir kenara bırakırsak fena görünmüyor ev... Sütleri alıp, bir tencerenin içine boşaltıyorum. &lt;strong&gt;Islak olmayan tahta bir kaşık&lt;/strong&gt; buluyorum kaşıklıktan... Tenceredeki sütün &lt;strong&gt;dörtte birinin&lt;/strong&gt; ne kadar ettiğini hesaplıyorum kaşığı diklemesine daldırıp sütün içine... &lt;strong&gt;İşaretliyorum&lt;/strong&gt; o çizgiyi gözlerimle... &lt;strong&gt;Ağır ağır&lt;/strong&gt; pişiriyorum sütü... Sabrederek karıştırıyorum. Sabretmeyi daha çok öğrendim nasıl olsa burada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt dolu bir tencerenin içine dalarak, döndürüyorum düşüncelerimi... Aslında düşünce de yok. Neredeyim, nasıl geldim, bundan önce neredeydim hepsi uçmuş gitmiş gibi... Hiç bir yere ait olmama hissi böyle birşey sanırım. Hiç birşeye sahip olmamakta... Hangi kıyafetlerim vazgeçilmezdi, hangi kitaplarım olmazsa olmazlarımdı, o çok severek aldığım abajur gelirken yolda kırılmış mı? hiçbir önemi kalmamış artık... Her kırılan eşyaya, eskimişti, gitmesi gerekiyormuş diyerek yolculadık nasıl olsa... Kutularca kitap, hala montajını bekleyen dolabı bekliyor. Kıyafetler seyahat yorgunu hala bavullarda... Dolapçılar montaja geldiginde, tüm eşyalar yeni yerlerinde hatırlanacaklar tekrar... ve ne komik ki, yerinden tüm eşyayı çıkarsanız, yine aynı şekilde dolduramıyorsunuz aynı çekmeceleri... Neden acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt direnmiyor, usul usul ısınmaya başlıyor ve hala bembeyaz... Bu beyazlık düşüncelerimi izlememi sağlıyor. Taşınma sırasında attığım fazla gelen bardağı, köşesi kırılmış çanağı, kıyafetleri düşünüyorum. Onların ömürlerinin bizden fazla oluşunu... Şimdi başka evlerde değerleniyorlar yeniden, yeniymişcesine....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sütü karıştırırken, İskender dolaşıyor evin içinde... Patileri tahta zemine vurdukça gülümsüyorum. Bu eve taşındığımızdan beri daha hareketlendi. Eşyaların yerlerini, saklanabileceği yeni dar alanları keşfediyor ve hiç akvaryumuna girmek istemiyor. Kaplumbağalar sanırım terlemiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölçü almak için süte diklemesine daldırıyorum tahta kaşığı... Henüz &lt;strong&gt;sütün dörtte biri&lt;/strong&gt; uçmamış. Devam ediyorum karıştırmaya... Eksilmekten, değişmekten korkuyor ya insan, bunları sütü karıştırırken düşünüyorum... Süt daha da eksilecek biraz sonra ve dönüşecek yoğurda....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt kaynamaya başlıyor. &lt;strong&gt;5 dakika&lt;/strong&gt; kaynaması gerekiyor. Ölçü aldığım tahta kaşık sütün dörte biri olan suyun buharlaştığını gösteriyor. Herşeyin bir kaynama noktası, olma hali var işte... Süt ile su birbirinden ayrışmıyor, süt su ile tam kaynaşıyor böylece belki de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 dakika dolduğunda, ocağın altını söndürüp, yeni ev şerefine aldığım yoğurt kabına döküyorum sütü... Biraz &lt;strong&gt;ılıklaşması&lt;/strong&gt; için beklemem gerekiyor. Mutfaktaki düzeni sağladıktan sonra, sütün ılınmış olduğunu farkedip, &lt;strong&gt;bir kaşık yoğurt&lt;/strong&gt; katıyorum içine, maya niyetine... Herşeyin bir &lt;strong&gt;sırrı &lt;/strong&gt;olduğu gibi, &lt;strong&gt;bir damla limon&lt;/strong&gt; damlatıyorum mayalanmış yoğurdun içine... Yoğurdu koyu yapsın diye... Sonra &lt;strong&gt;sarıp&lt;/strong&gt;, sarmalıyorum, &lt;strong&gt;4 saat&lt;/strong&gt; sonra buzdolabına gitmeden önce....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orman manzaralı balkonuma oturuyorum. Ağaçlar bana hep iyi geliyor. İçime kattığım tüm duygular, anılar, geleceğin suprizleri buluşuyor bu manzarada... Yeni evimde yaptığım ilk yoğurtta mayalanıyor bu arada... Yeni evin ilk yoğurdu bile olsa, ondan sonrakiler içinde maya tutuyor. Bu süreklilik mutlu ediyor beni...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşüncelerimiz, anılarımız, yaşamın kendisi ve sürekliliği gibi mayalanıyoruz tekrar tekrar.... Katıp kendimizi, değişerek, dönüşerek... Maya, yaradılış demek değil mi zaten... Her seferinde yeniden yaratıyoruz... Ve Hinduizmde aldanış başka bir anlamı da... Aldanıyoruz bir yandan da... Yoğurdun içinde süt hep var aslında...&lt;br /&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Brajeswari / 26.7.2010&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yoğurt mutlu mayalansın diyerek dinledim...&lt;br /&gt;&lt;object width="335" height="28"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjEyMTYwMzAyO3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTIxNjAzMDItMjIyIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aTo4ODM3ODY7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEyODA3MDg5MDg7fQ==&amp;amp;autoplay=default"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed wmode="transparent" height="28" width="335" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjEyMTYwMzAyO3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTIxNjAzMDItMjIyIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aTo4ODM3ODY7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEyODA3MDg5MDg7fQ==&amp;autoplay=default"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;Dave Barnes / Little Lies / şarkıyı indirmek için &lt;a href="http://www.4shared.com/audio/5wa5kOU9/Dave_Barnes_Little_Lies.html"&gt;tık! &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Küçük not:&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; Y&lt;em&gt;azının yoğurt ile ilgili önemli kısımlarını bold yaptım. &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-210877581176468565?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-08-02T04:13:01.459+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TFYLA5vhkXI/AAAAAAAAU0g/LT_ecrrzavI/s72-c/IMG00258-20100718-1758.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">9</thr:total></item><item><title>YaĞMuR / Yola hazırlıkta yaşananlar 04</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/07/yagmur-yola-hazrlkta-yasananlar-04.html</link><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Sun, 04 Jul 2010 18:48:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-2252111619681346804</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TDE8CiQnibI/AAAAAAAAU0Q/mxdn68V6NMU/s1600/Go_away__rain__by_Tangens_HR.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 296px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5490235434995255730" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TDE8CiQnibI/AAAAAAAAU0Q/mxdn68V6NMU/s400/Go_away__rain__by_Tangens_HR.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Uykularım düzensiz... Yaklaşık bir aydır yaşanmayan bir evde, toparlanmaya çalışıyorum. Sürece göre hızlı toparlanıyorum hatta... Bir an önce bu düzensizlikten çıkmak tek dileğim... Evde kutular tam bir koridor boyu duruyor. Attıklarımı söylemiyorum bile... Dokunduğum herşeyi elime alıyorum, yerleştirirken soruyorum. Neler buluyorum bir bilseniz... Hiç o dolaplara girmeyecek şeyler var, kaybettiğimi sandığım bazı şeylerle karşılaşıyorum bazen... ve ben bunları yaparken, içimde hayatımda da nerelere dokunuyorum kimbilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşama alanlarımız kendi auralarımızın içinde... Yatak başı, diğer odadaki kütüphane ile sırt sırta dayanmaması gerekliydi. Böylece uyku daha derin olur diye öğrenmiştim. Ama yatağı başka şekilde konumlandıramamıştık. Tüm uykularımda uçtuğumu gördüm sıklıkla... Kütüphanemde yogayla, metafizikle ilgili kitaplar vardı diye belki de... Mutfağım hep yaşanır ve düzenliydi. Orası yemeğin yapıldığı yer... Bereketin, aile birliğinin bir tutulduğu özel bir alan... Ne garip, herşeyi topluyorum şimdi... İçimdeki anlamlarını kaybediyor dağınık oda, mutfak ve ben garip bir şekilde yaşayamıyorum evin içinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek yemem lazım... Ama saat çok erken... Biraz daha dayanayım, dışarı çıkar yerim diyip, atıştırmak için minik birşeyler bulmaya mutfağa gidiyorum. Mutfakta ilgimi bir torba dolusu açılmamış haribo paketi çekiyor. Güya kendimi ödüllendiriyorum. Aç karnına haribo yemeyin sakın, şeker komasıydı yaşadığım sanki, ter basıyor beni, koltukta uyuya kalıyorum. Kalktığımda yemek için geç kaldığımı fark edince, kızıyorum kendime... Haribonun etkilerini azaltmak için duşa giriyorum. Çıktığımda deli gibi yağmur yağıyor. Saçlarım ıslak ( yağmurda ıslanmış gibi görünür düşüncesiyle) öyle kurutmadan sokağa atıyorum kendimi... Yağmur o kadar güzel yağıyor ki... Yürümeye karar veriyorum. Sitenin içersinde ağaçların arasında yürüyüş yollarında kaybediyorum kendimi... Doğa nasılda sakinleştiriyor beni... İçimdeki düzensizliğin hepsi yok oluyor. O an yağmurun altında, evde, kutuların arasında olmaktan daha huzurlu olduğumu hissediyorum. Hem sitenin bahçesine de veda etmiş olurum diyorum. Yol boyunca kimse karşıma çıkmıyor. Evlerin içine takılıyor gözlerim... Bibloları yerli yerinde, köşe ışıkları evdeki huzuru hissettiriyor. Büyük ihtimalle yemekte yemişlerdir diye, kıskanıyorum onların yemek rituelini... Evimde huzurlu düzenimi özlediğimi hissediyorum. Herşeyin çok güzel olacağını bilsemde, söylenmek için susturulmadan söyleniyorum işte... Bu çünkü yaşadığım... kendime konuşuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sitenin köşesindeki Starbuckstan kahve almaya karar veriyorum. Tabi genç nufusun hepsi kolsuz tshirtler, açık ayakkabılarla oturmuş, dışarıdaki yağmuru izliyor. Ben puantiyeli plastik çizmelerim, yağmurluğum ve kedi kulaklı şemsiyem ile içeri girdiğim gibi uzaylı bakışlara maruz kalıyorum. İçimden “ne bakıyorsunuz, dışarıda yağmur yağıyor” demek geliyor. Kahvemi alıp, yabancı bakışlardan uzakta olmak istiyorum. Ben yaz mevsimini hissetmiyorum, eskisi gibi o mekanın sahibi gibi de hissedemiyorum kendimi artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvemi aldığım gibi, evin yakınlarında, ağaçların arasındaki bir çardağa doğru yürüyorum. Bank ıslak, ben ıslak, şemsiyeyi omzuma dayıyorum. Oturup gözlerimi kapatarak dinliyorum. 2 haftadır koşturmacadan yoga yapamadım, bu an kaçmaz diyip gözlerimi kapatıyorum. Yağmurun sesiyle meditasyon kendi kendine başlıyor. Onun için dışardayım sanki... Doğayla eşleştirmek için bozulan enerjimi... ipodumdan yağmura uygun bir muzik seçiyorum. Yağmur sesini duyduğum anlar geliyor aklıma... Yoga merkezinde bir kutlama var ve dans ediyoruz bu şarkıyla, dışarıda yağmur yağıyor... Başka bir an geliyor sonra aklıma, tam derste dinlenmeye geçtiğimizde müziği kapatıp, pencereleri açıyorum, çünkü dışarıda yağmur yağıyor... Arabayla işten dönüyorum, yağmur yağarken sesli sesli bu şarkıyı söylüyorum.... Evdeyim, özene bezene yemek hazırlayacağım, bu şarkının olduğu cd’i takıyorum... Hatırlıyorum. Gözlerimden yaşlar süzülüyor. Hocamın dediği gibi ‘Duygumu yaşıyorum’, baskılamıyorum kendimi... Sonra üzerimde derin bir gevşeme hissediyorum yağmurla beraber... Gülümsüyorum... İşte o an gökyüzünde çakan bir şimşek, kapalı göz kapaklarımın arkasından ışık olarak ürpertiyor beni... Bana mı işaret bu ışık, dediğim oluyor. Neye duygulanırsam duygulanayım biliyorum herşeyin iyi olacağını... Doğru mesaj içimden geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyor ki okuduğum metinde, önünüze çıkan herşey sizsiniz. Sizin başka yüzleriniz... Onları affettiniz mi, barıştınız mı... Bunu görmek için gelirler tekrar karşınıza... Bitirdiniz mi öfkenizi, sevgiyle kabul ettiniz mi o yüzlerinizi... Ne garip, önüme çıkmış olanları özleyeceğimi düşündüğüm için duygusallaşıyorum ben... ve aslında neyi kucaklayacağımı bilmediğimden belki de boşaltıyorum dolaplarımı, yırtıyorum günlüklerimi, böyle hazırlıyorum kendimi... Boşlukta ferah ferah buluşalım diye... ve tüm yaşadığım duygusallığın bir yanılsama olduğunu da o kadar iyi biliyorum ki... Bunu yaşamazsam, izin vermezsem temizlenmeyeceğimi de biliyorum... İzin veriyorum, boşalttığım dolaplar gibi, içimde de temizlenmek istiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir saat yağmurun altında zaman geçiriyorum. Sessiz, sakin ama huzurlu... Hazır hissettiğimde evin yolunu tutuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıyı açıp, içeri girdiğimde artık kendimi daha iyi hissediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yağmur hala yağıyor... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Brajeshwari /05.07.2010&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yağmurla beraber bu şarkıyı dinledim. &lt;a href="http://fizy.com/#s/1igrq0"&gt;Tık !&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Krishna Das / Baba Hanuman&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-2252111619681346804?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-07-05T10:34:43.687+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TDE8CiQnibI/AAAAAAAAU0Q/mxdn68V6NMU/s72-c/Go_away__rain__by_Tangens_HR.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">8</thr:total></item><item><title>Azalarak, çoğalmak.../  yola hazırlık yazısı 03</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/07/azalarak-cogalmak.html</link><category>Hayatı anlamaya çalışmak</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Fri, 02 Jul 2010 15:59:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-3261381760657601194</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://thymian.deviantart.com/art/memories-56479605?q=boost%3Apopular+memories&amp;amp;qo=9"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 388px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5489450188297431682" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TC5x3KWraoI/AAAAAAAAUzo/J2AcL4LX73E/s400/memories_by_thymian.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Okulda ödevimiz bir sketchbook hazırlamaktı. O zamanlar ağaçları çizmeyi ve yazılar yazmayı seviyordum yine... Her gün bir ağacın çevresinde olan şeyleri çizip, yazılar yazıyordum sayfanın bir köşesine... Ağacın yaprakları bazen yeşil, bazen sarıydı, bazen tek renk tükenmez kalemle çizilmişti. Elimde renkli renkli kalemlerim, başka başka derslerde, serviste, yatmadan önce devamlı sketchbook ile uğraşıyordum. Son gün geldiğinde, okulun kantininde oturmuş son sayfayı bitirirken, elim defterin yanında duran kahveye vurdu ve tüm sketchbook kahve içinde kaldı. Kurtaramadım onu ıslanmaktan... Defteri aldığım gibi tuvaletteki el kurutucunun altında kurutmaya çalıştım, bir yandan da telaşla selpaklarla kahvesini sildim... Dalgalı bir sketchbook oldu benimkisi, öyle de teslim etmek zorunda kaldım. Teslimden sonraki hafta, hocamız tek tek ödevlerimizi eline alıyor, sayfaları gösteriyor, görüşünü bildiriyor fakat bir türlü sıra benimkine gelmiyordu. Ben huzursuzlanıyor, utanıyor, sıram gelince söylenebileceklerden endişe ediyordum. En sona kalan defterimi, kıvrılmış haliyle tanıyabildiğimden, korkum git gide daha da artıyordu. Hocamız &lt;em&gt;“Ve en sona kalan ödeve geldik”&lt;/em&gt; dediğinde kendimi yerin dibine girmek için hazırlamıştım. Hocamız &lt;em&gt;“İşte bu”&lt;/em&gt; dediğinde, dalga geçiyor sandım. &lt;em&gt;“İşte bu yaşayan bir sketchbook...” &lt;/em&gt;gözlerim kocaman olmuştu. “&lt;em&gt;Boyaları akmış, okunur okunmaz yazılarda yaşanmışlık hissediliyor, kahve nedeniyle zeminin bazı kısımlarında doku oluşmuş ve sayfalar çok güzel güzel kokuyor, başka bir boyutta da duyu organlarına da hitap ediyor böylece, koklayabiliyorsunuz”&lt;/em&gt;... Şoktaydım ! Günlerce lanet ettiğim o dökülen kahve, bir mucize olmuştu şimdi gözümde...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşınmanın en önemli detayıymış kutular... Kutuların arasından yazıyorum bu yazıyı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah çöp poşetlerim, kutulardan daha hızlı doluyor. Atıyorum bir yandan.... Bu hızla giderse, bir sırt çantasıyla tatile çıkabilecek biri olabilirim (!) Bir düzine günlük, bir torbanın içinde... Bakışıyoruz yılların hikayeleriyle.... Atmaya karar veriyorum hepsini... Sayfaları okumaya başladıkça, bu kararımın çok yerinde olduğunu hissediyorum. Niye saklar insan günlüklerini ? Bilmiyorum. Şimdiki ben bunu bilmiyor. Şimdiki ben geride, kendinden böyle şeyler bırakmak istemiyor. Durdukça bana yük bunlar... Kelimelerin enerjileri güçlüdür. Hikayeler zaten yaşar, yazarak saklamak niye... Yırtmaya başlıyorum sayfaları... Sayfadaki o zamanki sevgilimin &lt;span style="color:#333333;"&gt;ismi&lt;/span&gt; ortadan ikiye bölünüyor... &lt;span style="color:#333333;"&gt;&lt;em&gt;”Kızgınım....”&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; diye yazdığım başka bir sayfadaki cümlenin kalan kısmı yırtılınca, sahip olduğu kızgınlıktan kurtuluyor böylece, &lt;span style="color:#333333;"&gt;&lt;em&gt;“Bugün....”&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; diye yazdığım başka bir cümle, dün olmuş çoktan... Yırtıyorum. İyi –kötü demeden... Yırttıkça, bugüne yaklaşıyorum sanki... Hepsi 4 battal boy çöp torbasının içinde parça parça... Hafifliyorum. O sırada masada bu özel ritüel için doldurduğum bir kadeh şarap evdeki dağınıklıktan kolumun çarpmasıyla dökülüyor, tam da çöp torbasının üstüne, parçalanmış kağıtların üstüne... Gülümsüyorum.... Şimdi daha anlamlı oluyor yaşanmış sayfalar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektuplara geçiyorum. Ne kadar çoklar. Soru yine aynı, niye sakladım bunları? Hatırlamıyorum bile bazılarının yazarlarını... En yakın arkadaşımın yazdığından, hayatını kaybeden eski sevgilimin yazdıklarını ayırt etmeden yırtıyorum. Hırçın değilim yırtarken, aksine yırttıkça sahip çıkıyorum bende kalanlara... Yırttıkça hepsini özgür bırakıyorum kelimelerin... ve bir kadeh şarapta onların üstüne döküyorum. Tüm yaşananların, paylaşılanların şerefine.... Uçak biletleri, kartpostallar, otel broşürleri, saklanmış şampanya mantarları da keyifleniyor sanki şarabın tadıyla... Kırmızı kırmızı lekeli şimdi çoğu, hepsi hala canlı ve en önemlisi gerçekten onların hepsi yaşandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gecelik toplama, kutulama işim bitince koltuğa oturuyorum. Elimde boşalmış bir şişe şaraptan, benim hakkıma düşen bir kadeh şarap... Nelerle vedalaşırım salonda diye etrafıma bakıyorum... Gitmesi gerekenler konuşuyor adeta... Tamam diyorum, yarın sizinle de vedalaşırız. Görevleriniz bittiyse, sizi tutmanın veya size tutunmanın bir gereği yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünü saklayıp dünü biriktirerek değil, bugünü yaşayarak tüketmeli şimdi... Bir hafta boyunca atma, kutulama işim devam edecek. Boşluklar yaratıp, nefes alacağım derin derin... Bende kalanların varlığını bilerek havalandıracağım anıları ve yaşamı... Hepsi zaten benimleyken, saklı kutularından özgürlüklerine yolculayacağım... Daha çok seveceğim şimdi sahip olduklarımı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bende kalan tüm an(ı)lara,&lt;br /&gt;bugün vedalaştığım herşeye,&lt;br /&gt;yeni gelecek olanlara&lt;br /&gt;azalarak çoğalmaya &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;kaldırıyorum elimdeki bardağı...&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Brajeshwari &lt;/strong&gt;/ &lt;em&gt;03.06.2010&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;____________________&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bu şarkı şaraba eşlik eder.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;"naci en al amo(r)&lt;br /&gt;naci en al amo(r),&lt;br /&gt;no tengo lugar&lt;br /&gt;no tengo paisaje&lt;br /&gt;no tengo patria..."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Aşktan doğdum / Aşka doğdum&lt;br /&gt;Hiçlikten geliyorum&lt;br /&gt;Ne bir yerim var&lt;br /&gt;Ne de vatanım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;embed height="100" type="application/x-shockwave-flash" width="320" src="http://www.4shared.com/embed/331826837/cd32898b" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;“Naci en Alamo” Yasmin Levy&lt;em&gt; yorumuyla&lt;/em&gt; / indirmek için &lt;a href="http://www.4shared.com/audio/G8SuCUyI/Yasmin_Levy_-_Nac_en_Alamo.html"&gt;tık!&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-3261381760657601194?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-07-05T10:48:58.391+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TC5x3KWraoI/AAAAAAAAUzo/J2AcL4LX73E/s72-c/memories_by_thymian.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">10</thr:total></item><item><title>Aramak ve Bulmak üzerine.../ yolda olma yazısı 02</title><link>http://burcuca.blogspot.com/2010/06/aramak-ve-bulmak-uzerine.html</link><category>Hayatı anlamaya çalışmak</category><author>noreply@blogger.com (Brajeshwari)</author><pubDate>Thu, 24 Jun 2010 01:09:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6537519899374468644.post-632455593251326161</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TCMYkD8UNtI/AAAAAAAAUzg/hutJP9_8FPk/s1600/isko.bmp"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 266px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486255778880042706" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TCMYkD8UNtI/AAAAAAAAUzg/hutJP9_8FPk/s400/isko.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;İskender ile İstanbul’a geldik...&lt;br /&gt;Yolculuğumuzun bir sonu olmadığını bilerek...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev aramak ile başladım işe... Hala aynı eylemin içindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gün sokaklar arasında dolaştım. Kafamda kocaman bir şapka, güneş gözlüklerim... Nitekim güneş alerjim var, her ne kadar bu şekilde Malezyalı dadı gibi görünsemde, güneş yüzümü yakmasa da omzumda güneşten olmuş bir askı izi ve kırmızı yanıklarla eve geldim. Denemeydi bu, olmadı. Evlerin hiç biri benim evim olmak için çağrıda bulunmadı. Yarın var diyerek uyudum o gün...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci gün yağmur yağdı. Bize mi şaka yapıyorsun İstanbul dedim, yılmadım. Fakat oyun bu ya, gittiğimiz lokasyondaki tüm evler ya kiralanmış yada emlakçılar bugün değil, yarin gelin dediler. Peki dedim ama gitmedim aynı yere bir gün sonra...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü gün, dar sokakların arasında şehrin içinde başka bir lokasyondaydı ev aramalarım.... İstediğim evleri yine göremedim. Çünkü İstanbulda hiç bir zaman sadece bir alternatif yoktu, ev sahipleri iki emlakçıyla çalışınca biri evi kiralayıp, diğeri bundan sonradan haberdar olmuştu. Ben evin kiralandığını sonradan öğrenenleri aramışım hep.... Bunun üzerine kendimi aldığım gibi, yokuş aşağı arnavut kaldırımdan ilerleyerek bir cafeye attım. Durdum. Dur dedim kendime.... ve defterimi kalemimi çıkardım konuşmak için kendimle....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Bir yerde yanlış var... Arayışta, arama da, arayan da... Bu yerde karmaşa var... Yolda, insanlarda, hayatın düzeninde... 'İşte bu' diyeceğim ev, duruyor ve bekliyor bizi, ama şu anda bulamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç sesimi mi dinlemeliyim? Ayaklarımın beni götürdüğü yere mi gitmeliyim? Yoksa sabırsızmıyım? Nerdesin? Ne zamansın? Bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılmadım, yanlış olmasın. &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yoruldum sadece... Şimdi biraz mola... &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Eşleştirmek için aradığımı, arayanı beni bekleyeni bana !!....”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir çay daha istedim garsondan... Daha sakinleşmiştim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Defterimde yeni bir sayfa daha açtım kendime... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şimdi dedim sorularını bırak ve sana ne yazdırdığını oku...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Dün yağmur yağdı. Bügün de yağmur yağıyor. İyi bir oyun ! İyi bir kurgu ! &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İçimde 'dur oraya gitme, orada değil' sinyalini hissediyorum... Ne zaman yağmur yağıyor. Böyle doluyor içim. Oyunun içinde buluyorum kendimi... Aynı çocuklarla oynadığımız sıcak ve soğuk oyunu gibi... Yağ yağmur, izin veriyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Öğrendin mi? Uyguluyor musun? Büyümek mi istiyorsun? Özgürleşmek mi? Tamam işte oyunun içindesin. Oyna...! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Seni en şehvetli kadının kollarına attım. Bazen çirkin görünebilir sana, kurnazdır, bir yandan gülümserken en iyi oyunu da o oynar. Sonra bir an gelir, yorgunluktan düşürürsen süngülerini, yine o en şefkatli davranacaktır sana... Rüzgarıyla sakinleştirir bir anda seni, böyle bir kahve molası esnasında... unutursun neye kızdığını, ne için yorulduğunu, aradığını buldun mu –bulamadın mı-....&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sersemlemiş olabilirsin, Çok yoruldun ve şımarık bir kız çocuğu gibisin şu anda... Onu da biliyorum... Ama yılmayacağını da, düşsende kalkacağını da biliyorum... Devam et çocuk ! Gülümsüyorum ben sana...” &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugun yeni bir gün... yeni bir oyun...&lt;br /&gt;İskender geçici evinde çok mutlu olsa da merak ediyor bundan sonra olacakları... &lt;div align="justify"&gt;ama izliyor ve sadece olanı bekliyor, olmasını....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesi biraz sonra yola çıkacak yine...&lt;br /&gt;Yaşayacakları evi bulmaya gidecek.&lt;br /&gt;AramaMayı öğrenecek bugün,&lt;br /&gt;bulmayı öğrenecek...&lt;br /&gt;İzleyerek olanı... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Brajeshwari/ 24.06.2010&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Fotograftaki yakışıklı İskender'dir..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object id="divplaylist" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="335" height="28"&gt;&lt;param name="_cx" value="8863"&gt;&lt;param name="_cy" value="740"&gt;&lt;param name="FlashVars" value=""&gt;&lt;param name="Movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11798806-576"&gt;&lt;param name="Src" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11798806-576"&gt;&lt;param name="WMode" value="Window"&gt;&lt;param name="Play" value="-1"&gt;&lt;param name="Loop" value="-1"&gt;&lt;param name="Quality" value="High"&gt;&lt;param name="SAlign" value=""&gt;&lt;param name="Menu" value="-1"&gt;&lt;param name="Base" value=""&gt;&lt;param name="AllowScriptAccess" value=""&gt;&lt;param name="Scale" value="ShowAll"&gt;&lt;param name="DeviceFont" value="0"&gt;&lt;param name="EmbedMovie" value="0"&gt;&lt;param name="BGColor" value=""&gt;&lt;param name="SWRemote" value=""&gt;&lt;param name="MovieData" value=""&gt;&lt;param name="SeamlessTabbing" value="1"&gt;&lt;param name="Profile" value="0"&gt;&lt;param name="ProfileAddress" value=""&gt;&lt;param name="ProfilePort" value="0"&gt;&lt;param name="AllowNetworking" value="all"&gt;&lt;param name="AllowFullScreen" value="false"&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11798806-576" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;şarkıyı indirmek için &lt;a href="http://www.4shared.com/audio/0TrDHZHZ/Marie_Laforet_-_Toi_mon_amour_.html"&gt;toi mon amour, mon ami &lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6537519899374468644-632455593251326161?l=burcuca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2010-07-05T04:48:10.366+03:00</atom:updated><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_f7fhmowvUDI/TCMYkD8UNtI/AAAAAAAAUzg/hutJP9_8FPk/s72-c/isko.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">11</thr:total></item><media:rating>adult</media:rating></channel></rss>

