<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2turkishfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0"><channel><title>Ahmet Turan Alkan.net</title> <link>http://ahmetturanalkan.net</link> <description>Gayr-i Resmi Ahmet Turan Alkan Sitesi</description> <lastBuildDate>Mon, 08 Feb 2010 00:07:41 +0000</lastBuildDate> <generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator> <language>en</language> <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod> <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency> <atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/ahmetturanalkan" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="ahmetturanalkan" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><feedburner:emailServiceId xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">ahmetturanalkan</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.plusmo.com/add?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://plusmo.com/res/graphics/fbplusmo.gif">Subscribe with Plusmo</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.thefreedictionary.com/_/hp/AddRSS.aspx?http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://img.tfd.com/hp/addToTheFreeDictionary.gif">Subscribe with The Free Dictionary</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.bitty.com/manual/?contenttype=rssfeed&amp;contentvalue=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.bitty.com/img/bittychicklet_91x17.gif">Subscribe with Bitty Browser</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.newsalloy.com/?rss=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.newsalloy.com/subrss3.gif">Subscribe with NewsAlloy</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.live.com/?add=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://tkfiles.storage.msn.com/x1piYkpqHC_35nIp1gLE68-wvzLZO8iXl_JMledmJQXP-XTBOLfmQv4zhj4MhcWEJh_GtoBIiAl1Mjh-ndp9k47If7hTaFno0mxW9_i3p_5qQw">Subscribe with Live.com</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://mix.excite.eu/add?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://image.excite.co.uk/mix/addtomix.gif">Subscribe with Excite MIX</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://download.attensa.com/app/get_attensa.html?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.attensa.com/blogs/attensa/WindowsLiveWriter/BadgeredintoBadges_10C02/attensa_feed_button5.gif">Subscribe with Attensa for Outlook</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.webwag.com/wwgthis.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.webwag.com/images/wwgthis.gif">Subscribe with Webwag</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.podcastready.com/oneclick_bookmark.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.podcastready.com/images/podcastready_button.gif">Subscribe with Podcast Ready</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.flurry.com/pushRssFeed.do?r=fb&amp;url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.flurry.com/images/flurry_rss_logo2.gif">Subscribe with Flurry</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.wikio.com/subscribe?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.wikio.com/shared/img/add2wikio.gif">Subscribe with Wikio</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.dailyrotation.com/index.php?feed=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.dailyrotation.com/rss-dr2.gif">Subscribe with Daily Rotation</feedburner:feedFlare><item><title>Öngörülmüş bir iletişim kazası!</title><link>http://ahmetturanalkan.net/ongorulmus-bir-iletisim-kazasi/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/ongorulmus-bir-iletisim-kazasi/#comments</comments> <pubDate>Mon, 08 Feb 2010 00:07:41 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4308</guid> <description><![CDATA[Zaman zaman konuşmacı olarak davet edildiğim toplantılarda, davet sahiplerinin veya dinleyicilerden bazılarının ses alma cihazıyla, kamerayla konuşulanları kaydettiğini görünce aklıma hep, &#8220;bunlar günün birinde cımbızlama usulüyle yırtma-yapıştırma yapılıp rezalet çıkarsın diye sağda solda yayınlanabilir mi?&#8221; endişesine düştüğüm olur; sonra içinde bulunduğun ortamın samimiyetine güvenmeyi tercih ederim. Bu endişe, anlaşılması gereken bir tedirginliktir, çünkü örnekleri hiç [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Zaman zaman konuşmacı olarak davet edildiğim toplantılarda, davet sahiplerinin veya dinleyicilerden bazılarının ses alma cihazıyla, kamerayla konuşulanları kaydettiğini görünce aklıma hep, &#8220;bunlar günün birinde cımbızlama usulüyle yırtma-yapıştırma yapılıp rezalet çıkarsın diye sağda solda yayınlanabilir mi?&#8221; endişesine düştüğüm olur; sonra içinde bulunduğun ortamın samimiyetine güvenmeyi tercih ederim. Bu endişe, anlaşılması gereken bir tedirginliktir, çünkü örnekleri hiç de az değil doğrusu.<br
/> <span
id="more-4308"></span><br
/> Bir sohbet esnasında, bir ders esnasında, özel bir mecliste konuşulan şeyler kamuoyuna hitaben söylenmiş sözler değildir. O tür konuşmaların en büyük özelliği ve cazibesi, sözün sıcaklığıdır ve o ortam içinde, o an için irticâlen biçimlenmiş bir yüksek sesli düşünce ürünü sayılmasıdır. Bazen sert bir hüküm cümlesinin gerekçesi iki sayfalık bir konuşma metninde izah edilir; konuşmanın akışı içinde siz muğlak yer bırakmadığınıza güvenirsiniz ancak konuşma metin haline getirilip aradan önemli olanlar ayıklanarak yan yana getirildiğinde mânâ farklı görünür.</p><p>Zannederim İlber Ortaylı&#8217;nın başına gelen iletişim kazâsı da mahiyet itibarıyla yukarıda anlattığım süreçle benzeşiyor. Kendisiyle dün öğle saatlerinde telefonla görüştüm: &#8220;Güvenilir bir ders ortamında olduğunuzu farz ederek rahat konuşursunuz, fakat orada gazetecilerin de bulunduğunu öğreniyorsunuz sonradan&#8221; diyor. Kabul etmeliyiz ki bu, sevimsiz bir durum. Bir gazeteci, dinleyici veya haberci sıfatıyla böyle bir derse davet edilmişse elbette hadisenin haber kısmına yoğunlaşacak, kendince çarpıcı, sansasyona yol açıcı unsurları öne çıkararak pek de uzun olmayan bir haber metni koyacak ortaya. Editörler zaten uzun metin düşmanıdır, &#8220;Bizim okuyucu tuğla gibi sıkı dizilmiş, boşluksuz, kunt ve uzun metinler sevmez. Kısaltabileceğiniz kadar kısaltın&#8221; diye dayatırlar. Özellikle genç muhabirlerin en zorlandığı fasıl, bir metni, özünden hiçbir şey kaybettirmeden yarıya, üçte bire kadar kısaltabilmektir. Muhabirlerin genellikle bocaladığı işi oturur haber editörleri yaparlar ve layıkınca özetlenmemiş bir metin, pekâlâ muradını aşmış bir yere yönlenebilir.</p><p>Öyle bir durumla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor!</p><p>-Meselâ Türklerin askerlikten başka sanattan anlamadığı yolundaki sözleri ele alalım, diyor İlber Hoca. &#8220;Evet öyle, ama o sözün evveli ve sonrası, bir zemini var; o zemin şudur: Bizim dünya çapındaki sanatçılarımızın çoğu genellikle askerî sistem içinde yetişerek kabiliyetlerini geliştirip parıldamışlardır. Mimar Sinan, askerî sınıf içinden yetişmiş bir dehâdır ve makam rütbesi bugünün orgeneraline denktir. Bu anlamı destekleyen bir tesbittir o.&#8221;</p><p>Bir bütünlük, lüzumundan fazla kısaltılıp makasa geldiğinde ortaya ya komedi, ya sansasyon çıkıyor; dünyanın en sıkıcı filmini üç kat daha hızlı oynattığınızda anlamı değişiverir. İlber Ortaylı gibi saygı ve itibar gören bir şahsiyetin iki saat boyunca söylediklerini yarım A4 hacminde özetlerken gerekli editörlük hassasiyeti gösterilmeliydi diye düşünüyorum.</p><p>Alın meselâ, &#8220;Ordunun siyasete karışması kaçınılmazdır, bu tarihsel bir gerçekliktir&#8221; cümlesini; biraz sosyal ilim ve hassaten tarih okumuş herkes, bu cümlenin darbeyi ve darbecileri haklı göstermek için değil, Yeniçeri ayaklanmalarından bu yana askerlerin siyasetle nasıl iç içe biçimlendiğini hatırlatmak için söylendiğini anlar; bu cümlenin izahı ise belki on-onbeş dakika süren bir konuşmayla desteklenmiş olsa gerektir; halbuki bir haber metninde sadece kısaltılarak ucu sivriltilmiş hüküm cümlelerini görüyoruz.</p><p>Ne oldu şimdi, İlber Hoca&#8217;yı darbeci mi ilân edeceğiz? Yok daha neler!.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/?page_id=0?</wfw:commentRss> <slash:comments>-11</slash:comments> </item> <item><title>Akıl verme bürosu</title><link>http://ahmetturanalkan.net/akil-verme-burosu/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/akil-verme-burosu/#comments</comments> <pubDate>Sat, 06 Feb 2010 00:23:04 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4306</guid> <description><![CDATA[-Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ilginç bir şey söyledi dün gazetecilere, duydunuz mu? Parti merkezine gelen Arınç&#8217;a meslektaşlarımız, &#8220;GATA ile ilgili Genelkurmay Başkanı&#8217;nın açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?&#8221; diye sormuşlar.
-O ne demiş peki?-Gazete haberlerini çok okumadım doğrusu demiş&#8230;
-Ama yine de konuşmuş olmalı değil mi?
-Bittabii, gazeteciler, &#8220;Genelkurmay Başkanı &#8216;keşke olmasaydı&#8217; demiş; siz buna ne diyorsunuz?&#8221; diye sorunca Arınç da, [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>-Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ilginç bir şey söyledi dün gazetecilere, duydunuz mu? Parti merkezine gelen Arınç&#8217;a meslektaşlarımız, &#8220;GATA ile ilgili Genelkurmay Başkanı&#8217;nın açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?&#8221; diye sormuşlar.</p><p>-O ne demiş peki?<br
/> <span
id="more-4306"></span><br
/> -Gazete haberlerini çok okumadım doğrusu demiş&#8230;</p><p>-Ama yine de konuşmuş olmalı değil mi?</p><p>-Bittabii, gazeteciler, &#8220;Genelkurmay Başkanı &#8216;keşke olmasaydı&#8217; demiş; siz buna ne diyorsunuz?&#8221; diye sorunca Arınç da, &#8220;Keşke olmasaydı mı? Böyle bir program var televizyonlarda, hangisi o?&#8221; diye cevap vermiş.</p><p>-Ee, bize ne bundan?</p><p>-Olur mu, daha geçenlerde yazdığınız, &#8220;Kendi sesine hayran&#8221; başlıklı yazınızın mürekkebi bile kurumamışken?..</p><p>-Kurumuştur yahu Çekirge, bir ay oluyor neredeyse; kaldı ki sen, Bülent Bey&#8217;in o yazıyı okuyup ne zaman ve nasıl konuşacağına dair kendine bir şahsî hisse çıkardığını varsayıyorsun? Bence bu zayıf bir ihtimâldir, okumuş olsa bile ciddiye almamıştır.</p><p>-Niçin?</p><p>-Çünkü bu hepimizin içinde barınan duygu Çekirge; kendiyle barışık olmanın abartılı hâli. Meselâ eleştiriyle eleştirildiğimizde, &#8220;Ben kesinlikle hata yapmayacağım için beni eleştiren kişi iyi niyetli ise mutlaka meseleyi anlayamamıştır; kötü niyetliyse hasetlik içindedir&#8221; diye düşünüp nefsimi okşamaz mıyız? Vaktiyle ben de öyle düşündüğüm için bu tavrı anlayabiliyorum Çekirge; meselâ üniversiteden mezun olduğum sene bir arkadaşla &#8220;Akıl verme bürosu&#8221; gibi bir işyeri açmayı planlamıştık. İsteyen gelip bizden akıl alacak ve bize para ödeyecekti! Bizde akıl boldu ve taşıyordu; kendimize o kadar güveniyorduk yani. Kaldı ki bu durum Peter Prensibi&#8217;nde şâhâne bir tarzda izah edilmiştir. Şudur Peter Prensibi, &#8220;Kariyer kademeleri arasında her insan mutlaka daha başarısız olacağı bir üst dereceye (liyakatsizlik derecesine) doğru terfi etmek için kendini paralar durur&#8221;; bu biraz âmiyâne bir tarif oldu ama mânâsı yerli yerindedir. Biz daha 25 yaşında iken kendi liyâkatsizlik sınırımızı zorlamaya başlamışız demek ki. Ah, fena bir hâldir bu&#8230;</p><p>-Bu düşünce sizi hâlâ ziyaret eder mi?</p><p>-Eder, ediyor; insân-ı kâmil dediğin zaten biraz da kendi halini bilip nerede duraklayacağını kestiren adamdır; bir üst kata yükselmek için şartlarını zorlarken kemâlatı zedeleyebilirsin. &#8220;Kendini bil&#8221; sözü bu açıdan kâinat kadar derindir.</p><p>-Neydi sizin liyâkat eşiğiniz, mahzur yoksa sorabilir miyim?</p><p>-Sormasan daha iyiydi ama söyleyim: İçimdeki ince marangozluk aşkının, şahsi liyâkatimin zirvesi olabileceğini fark ediyorum bugün; heyhat!</p><p>-Bülent Bey&#8217;e dönelim; ayak üstü espri yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz efendim?</p><p>-Değerlendirdik ya Çekirge! Ârif olan anladı, adı arif olmayanlar için açık edelim: Bülent Arınç, AK Parti mayasının en ilginç bileşenidir: Fevrî hareket etmediği zamanlarda partisi için büyük bir kuvvet; heyecana kapıldığında ise partisinin yumuşak karnı. Onun için durumu yine o sözle nitelemek lâzım: Keşke öyle konuşmasaydı! İktidar mevkiinde bulunanlar, güçlüler, vaktiyle yakındıkları günleri geride bıraktıklarını hissedince, ayak üstü esprilerle rövanşı kazanma hesapları yapmamalılar diye düşünürüm. Unutma, barışı güçlüler yapar!</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/?page_id=0?</wfw:commentRss> <slash:comments>-11</slash:comments> </item> <item><title>‘Tebbet yedâ!’</title><link>http://ahmetturanalkan.net/tebbet-yeda/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/tebbet-yeda/#comments</comments> <pubDate>Wed, 03 Feb 2010 00:14:00 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4301</guid> <description><![CDATA[Ağca, cezasını çekip tamamladı ve tahliye oldu. Bazı yazar ve basın kuruluşları &#8220;serbest bırakıldı, salıverildi&#8221; diyerek mânidar imâlarda bulunup, ardı sıra iri iri entel lâflar yuvarlayarak kahırlanıyorlar.
Merhum İpekçi&#8217;nin ölümünü akşam haberlerinde öğrendiğim gün, &#8220;eyvah&#8221; diyerek oturduğum yere nasıl yığılıp kaldığımı dün gibi hatırlıyorum: O gün, Türkiye&#8217;nin nereye doğru gittiğini galiba hepimiz hissetmiş ve ürkmüştük.1 Şubat [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Ağca, cezasını çekip tamamladı ve tahliye oldu. Bazı yazar ve basın kuruluşları &#8220;serbest bırakıldı, salıverildi&#8221; diyerek mânidar imâlarda bulunup, ardı sıra iri iri entel lâflar yuvarlayarak kahırlanıyorlar.</p><p>Merhum İpekçi&#8217;nin ölümünü akşam haberlerinde öğrendiğim gün, &#8220;eyvah&#8221; diyerek oturduğum yere nasıl yığılıp kaldığımı dün gibi hatırlıyorum: O gün, Türkiye&#8217;nin nereye doğru gittiğini galiba hepimiz hissetmiş ve ürkmüştük.<br
/> <span
id="more-4301"></span><br
/> 1 Şubat 1979 günü Abdi İpekçi&#8217;nin katledilmesi, Türkiye&#8217;nin adetâ ödünü yarmıştı. Terör böyle bir şeydir işte; bu haber hemen herkese, &#8220;Aman ya Rabbi, bundan sonra her şey olabilir, kaosa sürükleniyoruz&#8221; ürküntüsünü bulaştırdı. Nitekim gazeteci İlhan Darendelioğlu 19 Kasım 1979&#8242;da, Ortadoğu Gazetesi yazarı İsmail Gerçeksöz 4 Nisan 1980&#8242;de, Ümit Kaftancıoğlu 11 Nisan 1980&#8242;de, eski Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak 27 Mayıs 1980&#8242;de, 12 Mart döneminin ünlü Başbakanı Nihat Erim 19 Temmuz 1980&#8242;de, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler 22 Temmuz 1980 tarihinde &#8220;bilinen&#8221; veya bilinmeyen kişilerce vurulup öldürüldüler.</p><p>12 Eylül günü mâlum darbe oldu; öyle paniklemişti ki ahali, &#8220;oh&#8221; dediler. O cinayetler, bize &#8220;oh&#8221; dedirtmek için mi işlenmişti? Hiç şüphe yok! Hiç şüphe yok!</p><p>Ağca böyle bir adam; &#8220;iler-tutar yanı&#8221; kalmamış, neticede adım başına Mesihliğini, Mehdiliğini ilân edenlerin kuyruğa girdiği bir hastalıklı mantık ikliminde işi Mesihliğe, İncil yazarlığına vurmuş birisi; ne var ki bu ülkede huzur isteyen, evine her akşam sâlimen aş-ekmek götürmek isteyen herkese vicdânen ve maddeten borçlu bir adam.</p><p>Ama bir dakika! Bu adam durup dururken salıverilmedi, serbest bırakılmadı; bu adam infaz kanunlarına göre cezasını bitirdi, tüketti. Vicdanımız razı gelmese de aynı suça birden fazla ceza veremiyorsunuz. Dört sene önce tahliye edildiğinde, gariptir, infaz memurları, &#8220;yanlış hesap yaptık&#8221; dediler, dört yıl daha yattı. Mâhut 367 meselesinden sonra hukuk tarihimizin nadir kaydettiği vakalarından biridir bu.</p><p>Ağca&#8217;yı sevmiyorum; bu adam bana, vaktiyle serseri mayın gibi yalpalaya yalpalaya gezen o kayıp kuşağın zavallı çocuklarını hatırlatıyor; bu duyguya en son merhum Hrant Dink&#8217;in katli davasının iddianamesini okurken kapıldım; daha doğrusu dehşete kapıldım demeliyim. Neredeyse bando-mızıka refakatinde nâmertçe işlenen, azmettirilen bir cinayet Dink&#8217;in katli. Hrant hariç belki herkesin haberdar olduğu bir cinayet kumpasını fark edince irkiliyorsunuz. Çok basit birkaç tedbirle önlenebilecek cinayet sadece seyredilmiş! İnsanın kanı donuyor okurken&#8230;</p><p>İddianamenin satır aralarında insanın içine kıymık gibi batan delikanlı hikâyeleri var. Saf deseniz değiller, nasıl olup da çocukça bir naifliğin sürüklediği suç makineleri haline gelebilmişler? Kısacık ömürlerinde doğru dürüst bir işe yaramamış, ekmek parası kazanamamış ellerine kimler, hangi büyük lâflar savurarak kan bulaştırmış? Nasıl bir ülkedir burası?</p><p>Meseleyi ano nimleştirerek sorumluları savunmak veya perdelemek gibi bir niyetim yok. Sokaklarımızda hâlâ sayısı bilinmez Ağca&#8217;lar dolaşıyor; oradalar işte, görüyorum. Kulaklarına büyük lâflar üflenip, ellerine Lâz yapısı çakaralmazlar tutuşturulunca tek başına memleketi kurtaracağına inandırılan pek çok acınacak çocuk. Biz onları ancak &#8220;kaatil&#8221; sıfatına büründükten sonra nefretle işaretleyerek kinimizi kusuyoruz. Bâ&#8217;de harab&#8217;ül Basra!</p><p>Bulup bir yerden okuyun şu iddianameyi, neyi kastettiğimi belki daha iyi anlarsınız.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/?page_id=0?</wfw:commentRss> <slash:comments>-11</slash:comments> </item> <item><title>Teoman’ın annesi de ikna olabilmeli</title><link>http://ahmetturanalkan.net/teomanin-annesi-de-ikna-olabilmeli/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/teomanin-annesi-de-ikna-olabilmeli/#comments</comments> <pubDate>Mon, 01 Feb 2010 00:35:30 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4299</guid> <description><![CDATA[Şarkıcı Teoman demiş ki: &#8220;Annem ve teyzem darbeci, ben değilim meselâ. Ben böyle konuşmak istiyorum. Darbecilerle de annemle konuştuğum gibi konuşursak ne darbe olur ne bir şey olur. Herkes birbiriyle konuşsun.&#8221;
Aklıma hemen, yıllar önce duyduğum mânidar atasözü geldi: &#8220;Türk konuşmaya utanır, dövüşmeye utanmaz!&#8221; Öyle miyiz gerçekten? Dövüşmek, konuşmaktan kolayımıza mı geliyor?Aynen öyle; konuşurken veya tartışırken [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Şarkıcı Teoman demiş ki: &#8220;Annem ve teyzem darbeci, ben değilim meselâ. Ben böyle konuşmak istiyorum. Darbecilerle de annemle konuştuğum gibi konuşursak ne darbe olur ne bir şey olur. Herkes birbiriyle konuşsun.&#8221;</p><p>Aklıma hemen, yıllar önce duyduğum mânidar atasözü geldi: &#8220;Türk konuşmaya utanır, dövüşmeye utanmaz!&#8221; Öyle miyiz gerçekten? Dövüşmek, konuşmaktan kolayımıza mı geliyor?<br
/> <span
id="more-4299"></span><br
/> Aynen öyle; konuşurken veya tartışırken herhalde genetiğimize sinmiş bir &#8220;baskın çıkmak&#8221; dürtüsünün kontrolüne geçiyor ve konuşmayı, haklılığımızın isbatı sürecine dönüştürüyoruz. Konuşmak, anlamak ve anlatmak esası üzerine kurulmalı halbuki. Teoman, yalın kelimelerle o gerçeği işaret ediyor işte. Gerilmeden, haklılık endişesine kapılmadan, birbirimize güvenerek konuşmak; anneyle, teyzeyle konuşur gibi&#8230;</p><p>Daha &#8220;Darbe nedir; kimlere darbeci denilebilir?&#8221; gibi basit bir anlamda bile ittifakımız yoktur. Hakikatte öyle olduğunu zannetmem fakat Teoman&#8217;ın annesinde temsil olunan kısmımız, ortada darbe filan olmadığını, hükümetin darbe söylentisi çıkarıp masum insanları hapse atarak sivil dikta kurmak istediğini düşünüyor ve biz onlarla meselenin lugât faslında bir türlü uzlaşamıyoruz. 27 Mayıs&#8217;ı darbeden saymayan bir insanla &#8220;darbe&#8221; üzerinde nasıl uzlaşabilirsiniz; lugâttaki darbe karşılığı mânâsız, boş ve uçuk derecede soyut kalır. Anlamak, kanaatlerimizi değiştirmeye hazır olmak demektir biraz da; oysaki kanaatlerimizi nâmusumuz derecesinde titizlenerek konuşmanın mânâsı yok: Kanaatlerimiz nâmus fasîlesinden değildir.</p><p>Teoman&#8217;ın annesi gibi düşünenlerin psikolojisini anlamak lâzım; onlar fecî bir hukuksuzluk ve keyfilik döneminden geçtiğimize inanıyorlar. Kötü kaleme alınmış, demokratik hukuka sığmayan kanun ve yönetmeliklere yaslanarak darbecilerin aslında vatanî görevlerini yerine getirdiklerini söylüyorlar. İşte Veli Paşa; &#8220;Ben görevim esnasında kanunların gereğini yerine getirdim&#8221; diye savunuyor kendini. Balyoz planının bile bu mantıkta savunulabilir vecheleri var. Orduya, doğru dürüst tarif edilmemiş ve sınırlandırılmamış bir &#8220;koruma ve kollama görevi&#8221; vermiş kanun ve hâlâ geçerli. Asker kişi elbette anladığı ve kavradığı gibi yorumlar o maddeyi. Devran değişince, eski çamlar bardak olunca önceden suç sayılmayan, darbe kapsamında görülmeyen eylemlerin suç kapsamına girmesi büyük şaşkınlık ve hazımsızlık yaratıyor.</p><p>Şu halimiz, bana 19. yüzyıl başlarında Amerika&#8217;nın vahşi batısında hukuk düzeninin nasıl tesis edildiğini hatırlatıyor: &#8220;Ne yani, katili elimizle asmayacak mıyız; mahkemeye ne gerek var?&#8221; diye homurdanan çiftlik sahipleri, sığır çobanları gibiyiz. Hukuk, suçları ve cezaları tesbit eder. Biz henüz neyin suç olduğu üzerinde Sherrif&#8217;in bürosu önünde tartışan öfkeli kalabalıkları andırıyoruz.</p><p>&#8220;Darbecilerle annemle konuştuğumuz gibi konuşursak ne darbe ne bir şey olur&#8221; sözünü kaale alalım, çünkü &#8220;hukuk devleti&#8221; denilen şeyi henüz oluşturma sürecindeyiz; üst normlar hâlâ kesinleşmedi çünkü; şöyle misâl verebilirim: Aynı darbecileri, aynı iddianame ile yargılayan iki farklı mahkemeden biri beraate hükmederken, diğeri sanıkları ağır cezalara çarptırabilir; bu tezat, mahkeme heyetinin kanunları hangi açıdan yorumlayacağına bağlı bir şey. Bir sanık yakınını, &#8220;12 ve 14. mahkeme bizden, 13&#8242;üncüsü onlardanmış&#8221; diye konuşturan olgu budur. Asıl mücadele hukuk cephesinde olup bitiyor ve en âcil ihtiyacımız, darbecileri caydırmak olduğu kadar, darbeci takımına cesaret veren hatalı hukuk kurallarını, evrensel ölçülere göre bir güzel tahkim etmektir.</p><p>Teoman&#8217;ın annesini de ikna etmeyen çözümü çözümden saymamalıyız.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/?page_id=0?</wfw:commentRss> <slash:comments>-11</slash:comments> </item> <item><title>Muhalefet kalitesi ve CHP</title><link>http://ahmetturanalkan.net/muhalefet-kalitesi-ve-chp/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/muhalefet-kalitesi-ve-chp/#comments</comments> <pubDate>Sun, 31 Jan 2010 23:32:31 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Aksiyon Dergisi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4303</guid> <description><![CDATA[Şu hâliyle, son on yıldaki performansı ile CHP’nin devletin dümenine geçmesini arzu etmem; bu benim şahsi fikrimdir; meselâ  hissî ve indî bir sebep göstereyim: CHP, kendisini bütün toplumu kucaklayacak ve herkese eşit mesafede tutacak ‘insani sıcaklık ve duyarlık’ hissini telkin edemiyor. Kavgadan haz duyan, gerginlikle dirilen, çatışmayla varlığını hatırlatan bir vücut diline sahip, vesaire [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Şu hâliyle, son on yıldaki performansı ile CHP’nin devletin dümenine geçmesini arzu etmem; bu benim şahsi fikrimdir; meselâ  hissî ve indî bir sebep göstereyim: CHP, kendisini bütün toplumu kucaklayacak ve herkese eşit mesafede tutacak ‘insani sıcaklık ve duyarlık’ hissini telkin edemiyor. Kavgadan haz duyan, gerginlikle dirilen, çatışmayla varlığını hatırlatan bir vücut diline sahip, vesaire vesaire; fakat bir genel seçim akşamının ilk saatlerinde CHP’nin veya anamuhalefet durumundaki bir başka partinin yeniden baraj altında kaldığını öğrenirsem bu da beni mutlu etmez. Siyasi veya toplumsal muhalefet, demokrasinin diyalektik kaçınılmazlığıdır; çünkü muhalefet, varlığıyla iktidar odağını tehdid eder ve onu keyfî davranıştan caydırır, kurallara, hukuka bağlı kalmasını sağlar, farklılıkların hayatiyetini sürdürmesine yardımcı olur.<br
/> <span
id="more-4303"></span><br
/> CHP’lilerden çok CHP’yi düşünecek hâlim yok ama bazı tesbitlerim var ki, ancak CHP üzerinden örnek gösterildiğinde anlam kazanabiliyor. Birincisi şudur: CHP, anakronik, ait olduğu zamanın içinde bir yanlışlık eseriyle duruyormuş gibi görünen bir parti. 1946 seçimleri neyse fakat, sağduyu ve basiret, 1950 seçimlerinde CHP’nin olağanüstü bir kongre ile kendini feshederek bir başka partiye dönüşmesini gerektirirdi. Sebebi açıktır ve her CHP’li bu sebebi açıklamaktan özel bir zevk duyuyor: CHP’liler, devleti kuran parti olduklarını söylüyorlar. Bu iddia gerçeklik payı taşıyor. Kurulduğu gündeki ismiyle ‘Halk Fırkası’, Milli Mücadeleye omuz veren Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetleri’nin Meclis’te, M. Kemal Paşa liderliğinde bir araya gelmesiyle vücut buldu. Halk Fırkası, halkın tek ve en yeterli örgütü olduğuna kendini o kadar inandırmıştı ki, başkaca siyasi partilerin kurulmasını gereksiz sayıyor ve tek partili sistemi Türkiye için en ideal politik sistem olarak görüyordu. Halk Fırkası, -ki 1925 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) adını alacaktır- toplumda monoliter, tekelci bir siyasi bütünlüğü savunmaktan ziyade, toplumdaki bütün eğilimlerin ve çıkarların CHF çatısı altında temsil edilebileceğini iddia ediyordu. Bu izah biçimi, CHF’yi ve onun devam CHP’yi, tek partili model içinde anlamlı ve fonksiyoner kılabilir fakat Türkiye 1946 yılında çok partili hayata geçti. 1950 yılında, CHP dışında -fakat CHP’nin siyasi kadrolarından yetişmiş- farklı bir siyasi parti, tek parti modelinin ebediyyen sürüp gideceği varsayımına göre tasarlanmış anayasal çerçeve içinde iktidara gelerek CHP’nin iskemlesine oturdu. O noktadan daha önce CHP’nin kendini dönüştürmesi, artık tek başına bütün toplumu temsil edemeyeceği âşikâr olduğuna göre kendine yeni bir misyon tarif etmesi gerekiyordu. Yani yeni bir parti, yeni bir siyaset felsefesi, yeni duruma ve beklentilere uygun bir siyasi yapılanma&#8230;</p><p>CHP bunu yapmadı; kolay yolu seçti. CHP’den başka bir partinin Türkiye’yi iyi yönetemeyeceği, ülkeye ve rejime zarar vereceği varsayımına tutundu; varlığını ideolojik bir düzlemde tarif etti ve bu andan itibaren otomatikman devletçi ve merkeziyetçi bürokratların organik sözcüsü oldu. Varlık sebebi kaybolur gibi oldukça, Menemenleri, 31 Martları, Dersim İsyanlarını, Derviş Vahdetileri hatırlatarak iktidar eksenine yakınlaşmaya çabaladı. Cumhuriyet’in ezeli ve ebedi bir tarzda daimi tehdit altında bulunduğu endişesini derinleştirecek bir üslûp geliştirdi; bu edâ, bir şeyi yapmaya değil, yapılan şeylere burun bükme, küçümseme ve yok sayma, ezcümle bu gidişatın ülkeyi batıracağı anlayışı üzerine dayanıyordu. CHP’lilere göre partinin, diğer partiler gibi bir şey yapması, anlamlı bir program geliştirmesi, halkın hayat standartlarını nasıl yükselteceğine dair kafa yorması gerekmiyordu. CHP, halkdan daha değerli bir varlığın, yani devletin ve rejimin bekçisi idi ve başkaca misyon gerektirmezdi.</p><p>CHP kendini dönüştürmeyi gereksiz saydığı için girdiği bütün seçimlerde sağ iktidarların nal tozlarını yutmak zorunda kaldı. 1968’de açıklanan ‘Ortanın Solu’ siyaseti, CHP açısından en iyiniyetli bir yaklaşımdı fakat başarıya ulaşması imkânsızdı: CHP devletin ve merkez bürokrasinin partisiydi; gerçek mânâda solcu olması mümkün değildi. Solcu olması için kendini feshetmesi, başka bir parti olması lâzımdı. Bunun üzerine CHP, solculuk iddiasından vazgeçmeden rejimin bekçiliği görevini sürdürmeye ve statükoyu savunmaya devam etti.</p><p>12 Eylül Darbesi’nin -izâfi olarak- en hayırhah gelişmelerinden birisi, bütün siyasi partilere eşit mesafede durarak hepsini birden kapatmasıydı. 90’lı yılların başında antidemokratik yasakları tavsamaya başlayınca Adalet Partililer, AP’yi yeniden ihyâ etmek yerine DYP’yi kurdular; sol takım ise birkaç başarısız teşebbüsten sonra CHP’yi dirilterek altı oklu amblemin tarihî marka değerini parlatmak yolunu seçtiler. CHP, elbette bildiği ve alıştığı üzre siyaset yapacaktı ve öyle yaptı; yine solcu olduklarını ileri sürerek resmî ideolojinin ve laikçi dünya görüşünün müdafaasına geçtiler ve tabiidir ki yeni CHP, aynen eskisi gibi girdiği hiçbir seçimi kazanamadı.</p><p>CHP’nin günün birinde sahici solcu bir parti olması eşyanın tabiatına aykırıdır fakat CHP’nin solculuğu, daha sahici ve büyüme istidadı gösterebilecek solcu siyasetin geleceğini berhava etti çünkü artık herkes solculuğu ‘CHP’lilik gibi bir şey’ zannediyordu.</p><p>Türkiye’de sahici sol kitlelere sesini duyuramıyor; solcu olmasına imkân olmayan CHP ise iktidar olamıyor; bu karşılıklı blokaj demokrasimizin zararına tecelli ediyor zira iktidar alternatifleri, sağ partilerin varyasyonlarından ibaret kalıyor; bu esnada CHP, resmî ideolojiye sıkıca tutunduğu için değişen ve kalkınan Türkiye’nin siyasi hürriyetler bakımından gelişmesine ve genişlemesine engel oluyor. Anayasa Mahkemesi ve yüksek yargı içindeki geleneksel CHP sempatizanları aracılığı ile statükoyu devam ettirmeye çalışırken ordu içindeki sempatizanları ile sağ iktidarların ve onlara oy veren kitlelerin nasıl durdurulabileceğine dair komplocu darbe planlarına dolaylı destek veriyor. ‘Gericiler şeriatı getirecek, hayat tarzımıza müdahale edecekler’ korkusunu yayıp Türkiye’de erkenden burjuvalaşmış bürokrat kökenli ailelerin sözcülüğünü üstlenerek kendine sahici bir toplum tabanı inşâsına çalışıyor.</p><p>Beyhûde gayrettir ve CHP için yakınlarda deniz bitecek gibi görünüyor; hayır bu bir kelime oyunu değil; CHP’nin, nice zamandan beri sürdürdüğü ‘zâhiri parti’ görüntüsü etkisini kaybediyor; şu esnada darbecilerden yana esirgeyici bir tutum takınması, CHP’nin bitmek tükenmek bilmeyen ‘tarihî yanılgı’larından birisidir.</p><p>CHP, darbecilerin mutlaka tasfiye edileceğini görmüyor, bu hengâmede sivil iradenin, parlamentonun ve temel hakların yanında yer tutması gerekirken yine statükodan yana tavır takınıyor. Kaybedeceği kesindir fakat geçici bir dönem için de olsa, Türkiye’yi muhalefet boşluğuna düşürmesi muhtemeldir.</p><p>Bu aynı zamanda Türk demokrasisinin temel problemlerinden birisi; iktidarı kime teslim etmek gerektiği noktasında seçmenin tereddüdü olmuyor pek; muhalefet konusunda kafalar karışık. Demokrasiye asıl katkı yapacak olan muhalefettir. Demokrasinin kalitesi ise, genellikle muhalefetin kalitesine bakarak ölçülür çünkü.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/?page_id=0?</wfw:commentRss> <slash:comments>-11</slash:comments> </item> <item><title>Liste</title><link>http://ahmetturanalkan.net/liste/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/liste/#comments</comments> <pubDate>Sun, 31 Jan 2010 00:11:04 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Pazar Keyfi]]></category> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4297</guid> <description><![CDATA[Fırından çıkarken nerdeyse göğüs göğüse çarpışmamıza ramak kaldı, &#8220;Oo üstad&#8221; diye gülümsedi, &#8220;Görüşemiyoruz epeydir&#8221;.
Merhabalaşıp hal-hatır sorduktan sonra savuşup gitmek üzereydim ki ardımdan seslendi, &#8220;Yahu&#8221; dedi, &#8220;Listeye baktım; yoksun.&#8221;
-Ne listesi; neden bahsediyorsun?
-Öpülecek gazeteciler listesinden bahsediyorum canım; Taraf gazetesi yayınladı ya geçenlerde&#8230; o liste!Biraz canım sıkıldıysa da pişkinliğe vurup belli etmedim; o da &#8220;Rastlamışken şunun canını sıkayım&#8221; [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Fırından çıkarken nerdeyse göğüs göğüse çarpışmamıza ramak kaldı, &#8220;Oo üstad&#8221; diye gülümsedi, &#8220;Görüşemiyoruz epeydir&#8221;.</p><p>Merhabalaşıp hal-hatır sorduktan sonra savuşup gitmek üzereydim ki ardımdan seslendi, &#8220;Yahu&#8221; dedi, &#8220;Listeye baktım; yoksun.&#8221;</p><p>-Ne listesi; neden bahsediyorsun?</p><p>-Öpülecek gazeteciler listesinden bahsediyorum canım; Taraf gazetesi yayınladı ya geçenlerde&#8230; o liste!<br
/> <span
id="more-4297"></span><br
/> Biraz canım sıkıldıysa da pişkinliğe vurup belli etmedim; o da &#8220;Rastlamışken şunun canını sıkayım&#8221; diye söylemiyordu zaten, öyle lâf olsun, bir şakalaşma mevzuu olsun diye hatırlatıyor.</p><p>Bu gibi durumlarda dekora ve mizansene uygun tarzda konuşmak esastır,</p><p>-Hakikaten öyle yahu dedim, &#8220;Bir üzüldüm, bir üzüldüm; sorma!&#8221;</p><p>Dalga geçtiğimi anladı, gülmeye başladı, &#8220;İyi ama öteki listede de yoksun; Ârâf&#8217;ta kaldın resmen.&#8221;</p><p>-Yapılacak bir şey yok diye somurttum, &#8220;Sen de beni artık gazeteciden saymazsın olur biter.&#8221;</p><p>Şaka mı yapıyorum yoksa sitem mi ediyorum bir an anlayamadı, gözlerini kırpıştırdı, &#8220;Estağfurullah yahu, onu demek istememiştim.&#8221;</p><p>-Anlıyorum canım, sen bana takıldın ben de sana takıldım, boşver diye omuzuna dostça vurdum, gülüşerek ayrıldık.</p><p>*</p><p>Efendim, benim gibilerin, lâfın gelişi &#8220;gaze-teci&#8221;den sayılması galât-ı meşhurdur. Gazeteci dediğin her gün gazeteye gider; fikir işçisi bordrosundan maaş alır, prim ve vergisi o fasıldan yatırılır. Yaptığı iş esas itibariyle haberciliktir. Biz köşe yazarları, bu mânâda gazeteci sayılmayız çünkü çoğumuzun asıl mesleği gazetecilik, habercilik, editörlük değildir.</p><p>Kader bir şekilde ağlarını örmüş, bizleri &#8220;köşe yazarı&#8221; denilen kategoriden gazeteci imiş gibi göstermiştir. Çoğu okuyucu öteden beri gazetecilik yaptığımızı zannediyor ama durum öyle değil.</p><p>*</p><p>İtiraf ediyorum; ben &#8220;gazeteci&#8221; değilim fakat gazeteciliği severim.</p><p>Vaktiyle Kenan Evren Paşamız, -zannediyorum bir postane binasının açılış töreninde olabilir- törene katılan PTT mensuplarının gönlünü almak ve onların ne kadar önemli bir iş yaptıklarını vurgulamak bâbından şöyle konuşmuştu:</p><p>-Asker olmasaydım postacı olurdum!</p><p>Eskiler böyle lâflara rüşvet-i kelâm derlerdi, lâkin günahını almayalım, belki de Kenan Paşamız&#8217;ın en büyük hayali, hakikaten vaktiyle gri üniforması, sabun köselesinden mâmul sağlam meşin çantası ve fiyakalı kasketiyle filinta gibi bir posta müvezzi (yani dağıtıcı) olmaktı. Şimdi eğer köşe yazarı ve öğretim üyesi olmazdan evvel elimde fırsat olsa hangi mesleği seçerdim diye düşünüyorum da, aklıma gazetecilikten daha parlak bir fikir gelmiyor, çünkü şimdilerde lağvedilmiş durumdaki SSK&#8217;nın kayıtlarında hâlâ olması gerekir, benim vaktiyle bir sene kadar, hatta belki iki yıl civarında &#8220;fikir işçisi&#8221; kadrosunda çalışmışlığım, bilfiil gazetecilikle uğraşmışlığım var.</p><p>Şimdi sorsalar &#8220;Ne olmak isterdin?&#8221; diye cevabım değişir, o başka mesele! (Marangozluk, marangozluk!)</p><p>Eski zaman tabiblerinden biri, (yani Doktor) şöyle demiş vaktiyle:</p><p>&#8220;İhtiyârımla aceb ben hiç olur muydum tabib;</p><p>Ger bileydim âlemin bunca devâsız derdini&#8221;</p><p>O hesap.</p><p>*</p><p>Balyoz planlarından çıkan gazeteci listeleri, gazeteciler ve gazeteci-yazarlar arasında orta çapta bir fırtınaya sebep oldu. Bazıları, &#8220;İçime sindiremiyorum; bu yapılan şey kalleşliktir; keşke yayınlamasalardı. Her aklına esenin yaptığı listeyi yayınlamaya mecburlar mıydı?&#8221; diye sitemler ettiler.</p><p>Tabii karşılamak lazım; basın sektörü ne de olsa gazetecilerin elinde işleyen bir sistem ve o sistemin köşetaşlarında duranlar, kendileriyle ilgili haberleri abartmakta bir miktar mâzur görülmeliler.</p><p>Doğrudur, o listelerde bazı yanlışlıklar, hatta saçmalıklar var ama eski tâbirle söylersek &#8220;heyet-i umûmiyesi itibariyle&#8221; listelerde genel bir isabetlilikten de söz edilebilir.</p><p>Söz edilebilir de, bu varsayım üzerine hüküm binâ edilemez, çünkü bu listeler, her ne kadar kamuoyunda, &#8220;Vaay, ben zaten filancadan şüphe ediyordum; o da darbecilere hoş görünen takımındanmış&#8221; diye bıdıbıdılara yol açacaktır. Elin ağzı torba değildir ve gazeteci de olsanız böyle torbaların ağzını büzmeye gücünüz yetmez.</p><p>Olabilir, fakat aklıbaşında hiç kimse bu listelere bakarak hüküm çıkarmaya kalkışmaz. Bu listeler sadece, bu listeleri hazırlayanların bakış açısını, görgülerini, bilgi seviyelerini ve hayal ufkunun sınırlarını ortaya koymaktan başka bir işe yaramaz. O yüzden Hazreti Yunus&#8217;un dediği gibi,</p><p>&#8220;Ne varlığa sevinirim / Ne yokluğa sevinirim/ Aşkın ile avunurum/ Bana seni gerek seni&#8221; diyerek şu tatsız meseleyi kapatmaktan başka çare yoktur.</p><p>Ümid olunur ki bundan sonra ülkemizde darbe heveslileri hiç olmaz ve her aklı evvel masaya bir kalem kâğıt çekerek kendi zuumunca listeler yapıp vatandaşı fişlemeye kalkışmaz.</p><p>*</p><p>Gelelim garp cephesine; efendim ben Hazreti Yunusçu takımındanım. Şahsi arşivimde, &#8220;Bir vesile çıksa da TSK&#8217;nın boş böğrüne bir dirsek çaksak&#8221; diye heveslenen takıma karşı &#8220;Hoop, her toplumun bir tane ordusu olur; eleştiri yapacaksanız edebinizi takınınız; nefretinizi bulaştırmaya kalkışmayınız&#8221; tarzında kaleme alınmış nice yazı duruyor; bununla beraber yine terbiye ve usûl dairesinde yazılmış nice tenkid yazısı da var.</p><p>Fırın çıkışında rastlaştığım arkadaş olsa, &#8220;Haydi yine iyisin; iki tarafı da idare etmişsin&#8221; der miydi bu duruma? Bilmem, öyle şeylere aldırış etmiyorum pek&#8230;</p><p>*</p><p>Bunca patırtıdan sonra akılda kalması lâzım gelen nükte şudur: Kendi halkını düşman yerine koyarak &#8220;şöyle vururuz, böyle belini bükeriz&#8221; kafasındaki bazı adamların yaptığı listelerde yer almak veya almamak hiç önemli değildir efendim; önemli olan &#8220;Defteri sağından verilecekler&#8221; listesine dahil olmaktır.</p><p>Bu listeye giren aşığı gümüşledi; giremeyenlerin veyl hâline!</p><p>Vesselâââm&#8230;</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/?page_id=0?</wfw:commentRss> <slash:comments>-11</slash:comments> </item> <item><title>Çok mu fesadım?</title><link>http://ahmetturanalkan.net/cok-mu-fesadim/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/cok-mu-fesadim/#comments</comments> <pubDate>Sat, 30 Jan 2010 00:29:33 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4295</guid> <description><![CDATA[Kaç Avrupa Birliği vatandaşının şahsi bilgisayarında, ülkesinin genelkurmay başkanlığına ait resmi site, &#8220;her gün göz atılacak siteler&#8221; listesinde işaretlenip bookmark edilmiştir bilinmez; bizim genelkurmay sitesi, böyle günlerde tıklanma ölçümlerinde başa güreşiyor.
Eski adı tsk.mil.tr idi, şimdi mil uzantısı kaldırılmış (İngilizce military&#8217;nin kısaltması idi), şimdi sadece tsk.tr.Güzel bir dikkattir; &#8220;site&#8221; ile uğraşan webmaster&#8217;ları tebrik ederim.
Webmaster&#8217;lar diyorum çünkü [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Kaç Avrupa Birliği vatandaşının şahsi bilgisayarında, ülkesinin genelkurmay başkanlığına ait resmi site, &#8220;her gün göz atılacak siteler&#8221; listesinde işaretlenip bookmark edilmiştir bilinmez; bizim genelkurmay sitesi, böyle günlerde tıklanma ölçümlerinde başa güreşiyor.</p><p>Eski adı tsk.mil.tr idi, şimdi mil uzantısı kaldırılmış (İngilizce military&#8217;nin kısaltması idi), şimdi sadece tsk.tr.<br
/> <span
id="more-4295"></span><br
/> Güzel bir dikkattir; &#8220;site&#8221; ile uğraşan webmaster&#8217;ları tebrik ederim.</p><p>Webmaster&#8217;lar diyorum çünkü bu siteye kimin hangi bildiriyi koyduğu bazen derin tartışmalara konu olmuştu; mesela 27 Nisan bildirisi böyleydi. Hayli zaman sahipsiz kaldı; netice dönemin genelkurmay başkanı Org. Büyükanıt altı ay kadar önce, &#8220;ben yazdım&#8221; demişti de hani, herkes inanır gibi yapmıştı. Üslup pek andırmıyordu ama yine de inanır gibi yapmıştık.</p><p>Nerden hatırladım; Genelkurmay dün yine bir açıklama yayınladı. Diyor ki önceki gün Erzincan&#8217;da bir askerî intikal yapıldı ve bu bazı dedikodulara sebep oldu; bundan mânâ çıkarmayın; 3. Ordu&#8217;nun bazı birlikleri kış tatbikatına hazırlanıyor.</p><p>Tam böyle demiyor aslında resmî bildiri, &#8220;&#8230;kış tatbikatına hazırlık eğitimi kapsamında yapılan rutin bir faaliyetidir&#8221; diyor. &#8220;Rutin bir faaliyetidir&#8221; ibaresi yanlış, daha doğrusu bozuk; &#8220;rutin bir faaliyettir&#8221; denilse vaziyeti kurtaracaktı. Olmamış, sanki aradan bir kelime düşmüş gibi duruyor; meselâ, &#8220;rutin bir (tatbikat) faaliyetidir&#8221; veya &#8220;rutin bir (hükümeti tehdit) faaliyetidir&#8221; veya &#8220;rutin bir (demokrasiye balans ayarı) faaliyetidir&#8221;. Belki asıl metin böyle bir şeydi; emir-komuta zinciri içinde bildiriyi inceleyen âmir o ibâreyi çıkarmak lüzumu hissetti fakat faaliyetidir kelimesini &#8220;faaliyettir&#8221; şeklinde düzeltmeyi unuttu!</p><p>Çok mu fesadım? Haklısınız, basit ve mâsum bir unutkanlıktan bu kadar mânâ çıkarmak gerekmez, fakat hak veriniz, bir askerî birliğin bu kadar nemateli bir günde sokağa dökülüp cumhur-cemaat silahlı araçlarıyla yürüyüş eylemesi tabii değildi. Hatta bazı gazeteler, 3. Ordu Komutanı&#8217;nın aynı gün &#8220;İrtica ile Mücadele Eylem Planı&#8221; dolayısıyla mahkemeye ifade vermeye davet edilmiş olmasını pek mânidar bir tesadüf olarak yorumladılar; olacak iş değil yani&#8230;</p><p>Bir başka tesadüf ise 3. Ordu karargâhının Erzincan&#8217;da bulunması.</p><p>Neyse ki, aklımıza gelen o &#8220;bedhâh ihtimâl&#8221;in bir vesveseden ibaret olduğu, aslında &#8220;rutin bir faaliyetidir&#8221;den başka türlü anlaşılmaması gerektiğini en yetkili mercî ve web sitesinden öğrenmiş bulunuyoruz.</p><p>Aksi takdirde şöyle düşünecektik: Diyecektik ki, &#8220;Ne oluyor arkadaş, &#8216;rutin bir faaliyetidir&#8217; diye çıkardığınız araçlar halkın vergileriyle satın alınmış araçlar; o araçların üstündeki silahlar, donanımlar milletin parasıyla alınıp askere emânet edilmiş silah ve donanımlar. Araçlara bindirdiğiniz subay, erbaş ve erler milletin evladı. Siz kimin aracı, silahı, evladı ile soruşturma geçen komutanınıza destek çıkmak için yollara dökülüyorsunuz! Bu hakkı nereden alıyorsunuz? Milletin parası ve imkânı ile Erzincanlılar üzerinden milleti tehdide kalkışan sorumlu hakkında ne gibi bir işlem yapmayı düşünüyorsunuz?..&#8221;</p><p>Diyecektik&#8230; fakat böyle bir şeyi aklımızdan geçirmiyoruz. Genelkurmay&#8217;ın meşhur sitesinden yapılan iki satırlık açıklama ile vaziyet tavazzuh etmiş bulunuyor.</p><p>İknâ olduk mu? Pek sayılmaz, fakat bu da bir şeydir&#8230;</p><p>İknâ olmadık çünkü, çünkü hayliden beri orduya mensup birtakım kişilerin karıştığı hadiseler, düzenlediği evraklar, aleyhlerindeki suç isnadları mânidar bir yoğunluk göstermeye başlamıştır. Eskiler böyle durumlara &#8220;Şüyû&#8217;u vukû&#8217;undan beter&#8221; derlerdi; mânâsı şöyle; &#8220;Dedikodusu, gerçekte olup bitmesinden daha kötü!&#8221;</p><p>Bugünlerde Cenâb-ı Hak, İlker Paşa&#8217;ya yardım etsin!</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/?page_id=0?</wfw:commentRss> <slash:comments>-11</slash:comments> </item> <item><title>Sarsılmazsınız, sarsılmazsınız!</title><link>http://ahmetturanalkan.net/sarsilmazsiniz-sarsilmazsiniz/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/sarsilmazsiniz-sarsilmazsiniz/#comments</comments> <pubDate>Wed, 27 Jan 2010 02:52:29 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4291</guid> <description><![CDATA[&#8220;Bunlar gerçek olursa benim dünyam çok sarsılır. Çok derin bir üzüntüye girerim, çok derin bir sorgulama yaparım. Bunu benim mantığım kabul etmez. Ben böyle yetiştirilmedim.
Benim doğrularım, gerçeklerim, inançlarım, kimliğim, hepsi sarsılır böyle bir şey karşısında.&#8221; diyor Deniz Baykal.
1938 doğumlu; 72 yaşında. Türkiye&#8217;nin yakın tarihini, coğrafyasını, siyasi geleneklerini, kurumlarını şüphesiz benden iyi bilir. Baykal bu sözleri, [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Bunlar gerçek olursa benim dünyam çok sarsılır. Çok derin bir üzüntüye girerim, çok derin bir sorgulama yaparım. Bunu benim mantığım kabul etmez. Ben böyle yetiştirilmedim.</p><p>Benim doğrularım, gerçeklerim, inançlarım, kimliğim, hepsi sarsılır böyle bir şey karşısında.&#8221; diyor Deniz Baykal.</p><p>1938 doğumlu; 72 yaşında. Türkiye&#8217;nin yakın tarihini, coğrafyasını, siyasi geleneklerini, kurumlarını şüphesiz benden iyi bilir. Baykal bu sözleri, &#8220;Balyoz&#8221;un uydurma olduğu yolundaki inancına ve önsezilerine güvenerek söylerken neredeyse bütün siyasi kariyeriyle restleşen bir mevzie girdi, &#8220;Adım gibi eminim ki böyle bir şey yoktur&#8221; inancının altını çizmek için kendini bu sözlerle bağladı. Dramatik bir beyan ve an!<br
/> <span
id="more-4291"></span><br
/> Bu sözler, eski tâbirle müeyyide doğuracak bir serbest irâde beyanıdır. Bugün itibariyle hâlâ aynı kanaatte olup olmadığı bilinmez fakat şurası önemli; Baykal gibi düşünenlerin sayısı az değil, o sözlerin bir temsil değeri var. &#8220;Kendimden şüphe ederim, askerden şüphe etmem&#8221; diyenlerin zihni karışıklığını yüksek sesle dillendirdi Deniz Baykal.</p><p>Onlar kim? Onlar ki, kötü, duygusuz, yaban, örümcek kafalı, beceriksiz, ahlâksız bir zümrenin Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni içerden ele geçirip geriletmek, çökertmek, düşmana satmak, bölmek, hâsılı berbad etmek için ilk günden beri hınzırca planlar yaptıklarını, buna mukabil ilerici aydınların, güvenilir hukukçuların, yurtsever askerlerin ülkeyi bu kötü insanların koruduğunu düşünüyorlar.</p><p>Bu, insafsız derecede basitleştirilmiş, çocukça bir iyi-kötü hikâyesidir. Düşman bellediği insanları merak etme zahmetine bile katlanmayan bir fikri tembelliğin eseri; böyle düşünenleri aşağılamaya niyetim yok ama tam da böyle olduğuna dair ne kadar çok delille, olayla, görgüyle kuşatılmışız. Şu basit zıtlığın bir iftira, benim hayâlimden çıkmış zırvalar olduğunu kim iddia edebilir? Kendisinden farklı düşünenleri neredeyse insan cinsinden bile saymayan bu bağnazlıkla ne kadar yüzyüze gelmişiz, yüzlerce, onbinlerce örneği vardır bunun&#8230;</p><p>&#8220;Bunlar gerçek olursa&#8221;sı yok Sayın Baykal; bu ülkenin zencilerine, bu ülkenin beyazları neredeyse yüz seneden beri, üstelik artan yoğunlukla işte tam da böyle davranıyorlar; Olayların içinde yaşadınız, hatırlamıyor musunuz? Gözümüzün bebeği ordumuz, 27 Mayıs&#8217;ta kendi halkına ve hükümetine karşı darbe yapıp, &#8220;düşükleri, kuyrukları&#8221; derdest ederken 22 yaşındaydınız, aynı zihniyet 1980&#8242;de yine darbe yaparken artık 42 olmuştunuz. Bunlar gerçekse ne demek? Bunlar gerçek, biz bunları yaşadık, gördük, biliyoruz; siz nasıl bilmezsiniz? Üzücü ama gerçek, -ister ordumuz diyelim, ister &#8220;bir kısım subaylar&#8221; diyelim- darbe yaparlar ve yaptılar ve fırsat olsa yine yapacaklardı.</p><p>O yıllarda Ankara&#8217;da kapalı kapılar ardında fısır fısır neler konuşulduğunu bilmezlikten gelebilir misiniz; ordu üst yönetiminde bir takım klikleşmelerden, bir genelkurmay başkanına atışlı tatbikat esnasında kimlerin suikast yapmış olabileceğinden filan söz ediliyordu hani; hatta bu söylentiler CHP içinde aday adayı profillerine kadar da yansımış mıydı ne?</p><p>Bir bavul dolusu Balyoz evrakının hukuki niteliğinden bahsetmiyorum bakın; ki siz onların gerçekliğine ikna olursanız sarsılacağınızdan bahsediyorsunuz. 1960&#8242;ta, 1971&#8242;de, 1980&#8242;de, 1997&#8242;de hiç sarsılmış mıydınız efendim; yoo!</p><p>Benim şöyle bir teorim var; sorumluları açık açık suçu kabullenseler bile siz asla ikna olmayacaksınız; 40 yıllık siyasi hayatınızda göremediklerinizi, size hangi nevzuhur beyyine gösterecekmiş şaşarım doğrusu..</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/?page_id=0?</wfw:commentRss> <slash:comments>-11</slash:comments> </item> <item><title>Eğreti gelinliğin âlemi yok!</title><link>http://ahmetturanalkan.net/egreti-gelinligin-alemi-yok/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/egreti-gelinligin-alemi-yok/#comments</comments> <pubDate>Mon, 25 Jan 2010 00:15:48 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4289</guid> <description><![CDATA[- Hocam merak ediyorum; çuvallar dolusu darbe evraklarının tanziminde, çocukça bir öngörüsüzlük var; hiç tedbir almamış darbeciler, evraklarını doğru dürüst gizleme gereği bile hissetmemişler; bu kadarı da olur mu diyesim geliyor&#8230;
- Evet, ilginç bir hâl bu; izahı olsa olsa şöyle yapılabilir: Darbeciler, giriştikleri teşebbüsün başarıya ulaşıp ulaşmayacağı ihtimâlini iç düşünmemişler bile; kesinlikle başarılı olacaklarını varsaymışlar. [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>- Hocam merak ediyorum; çuvallar dolusu darbe evraklarının tanziminde, çocukça bir öngörüsüzlük var; hiç tedbir almamış darbeciler, evraklarını doğru dürüst gizleme gereği bile hissetmemişler; bu kadarı da olur mu diyesim geliyor&#8230;</p><p>- Evet, ilginç bir hâl bu; izahı olsa olsa şöyle yapılabilir: Darbeciler, giriştikleri teşebbüsün başarıya ulaşıp ulaşmayacağı ihtimâlini iç düşünmemişler bile; kesinlikle başarılı olacaklarını varsaymışlar. Tedbirsizlikleri bu yüzden. Birbirlerini çok kolayca ikna etmişler ve gözlerini karartıp hedefe doğru yürümüşler. &#8220;Ertesi gün iktidarız nasıl olsa&#8221; iyimserliği&#8230;<br
/> <span
id="more-4289"></span><br
/> - Kimseden çekinmiyorlar yani?</p><p>- Darbeci kimden çekinir? Yargı, basın, ordu, asker?.. Darbe planlarında bunlar &#8220;dost kuvvetler&#8221; rengiyle işaretli; ayrıntılarıyla listelenmiş, yıldızlar konulmuş; &#8220;bizdendir-değildir&#8221; değerlendirmeleri yapılmış. Polise karşı tedirgin bir duruşları var ama şu dört kuvvet yürümeye başladıktan, Emasya protokolü çerçevesinde Emniyet mensupları sıkıyönetim komutanlıklarının emrine alındığı zaman korkulacak bir güç olmaktan çıkıyor polis. Zaten 28 Şubat ertesinde Polis&#8217;in elindeki ağır silahları ordu envanterlerine geçirilmiş, hatta bu vehim, özel üniforma giydirilmiş korumaların teşkil ettiği &#8220;tehdid&#8221;i hesaplamaya kadar vardırılmış. Artık şüphe götürmüyor; 2003 yılında Ankara&#8217;da yapılan Cumhuriyet mitinginde açılan &#8220;Ordu Göreve&#8221; pankartının ardında, &#8220;Önümüz açık arkadaşlar&#8221; iyimserliği varmış meğerse. Görünen iktidar, hukuk filan gerektirmez hesabı&#8230;</p><p>- Peki, hükümetin hâlâ, &#8220;Kim itti bizi bu havuza?&#8221; sıkıntısı içinde gibi görünmesine ne dersiniz; garip değil mi?</p><p>- Halbuki tam hükûmet edilecek zaman&#8230; Türkiye&#8217;de hukuk devletini kurumlarıyla rayına oturtacak insanları bu toplum sırtında taşır. Hükûmet, bu defa hakikaten muktedir olma, sivil irâdeyi hakikaten işletme sorumluluğu ile yüz yüze. &#8220;Eğreti gelin&#8221; gibi işi ağırdan almanın yeri değil. Harekete geçecek, inisiyatif üstlenecek, riske girecek ve rejim üzerindeki askerî vesâyeti &#8220;hâlâ&#8221; sürdüren bütün idari ve kanuni düzenlemelere bir an evvel teşebbüs edecek. 2007 seçimlerinde bu ışığı gördüğü için insanlar hükümete kredi açtı. İktidarın halka borcudur; bu tarihî görevi ıskalamaya kalkışırlarsa, bedelini sandık günü görürler&#8230;</p><p>- Muhalefetin durumu çok ilginç; bir ses çıkmadı?</p><p>- Evet, şaşırtıcı bir şey bu. Beş günden beri neredeyse çıtları çıkmadı ama sorumlulukları bir yandan giderek büyüyor; hesab etmeliler ki ölesiye nefret ettikleri AK Partiyi demokratik yollarla safdışı bırakmanın tek yolu, şu netâmeli geçitte, &#8220;Millî irâdeyi âmil&#8221; kılacak reformlara vargücüyle destek çıkmaktır, aksi takdirde yarın, &#8220;Siz o zor demde kimlerin safındaydınız?&#8221; sualine cevap bulabileceklerinden şüphe ederim. AK Parti kadar muhalefet partileri de risk altında bana göre, fakat takdir kendilerinindir tabii&#8230;</p><p>- Yani&#8230;</p><p>- Şudur: Muhalefet için şu günler altın gibi değerli; değişimin önderliğini yapabilseler, hükümete, &#8220;Ne duruyorsun; işte destek, normalleştirelim şu ülkeyi&#8221; diyebilseler ilk seçimde AK Parti&#8217;ye alternatif olacaklar. Oysaki 2007&#8242;de bu filmi onlar da gördüler; esas oğlan, Erol Taş&#8217;ın elinden kızı kurtardı ve muradına erdi. 2010&#8242;daki de aynı film, sonunu beklemeye gerek yok: Milletin hukukunu savunan yine kızı kapıp götürecek!</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/?page_id=0?</wfw:commentRss> <slash:comments>-11</slash:comments> </item> <item><title>Alin Taşçıyan bizleri nasıl utandırdı?</title><link>http://ahmetturanalkan.net/alin-tasciyan-bizleri-nasil-utandirdi/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/alin-tasciyan-bizleri-nasil-utandirdi/#comments</comments> <pubDate>Sun, 24 Jan 2010 21:40:38 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Aksiyon Dergisi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4293</guid> <description><![CDATA[Ege Bölgesi’nde zeytin üre ticiliği ve ticareti ile uğraşan bir ahbapla sohbet ediyorduk. Bu işi dedelerinin tâ Meşrutiyet zamanlarından beri bir aile mesleği olarak devam ettirdiklerini, hatta 1911’den önce Selânik’te şirketin bir şubesinin bile bulunduğunu anlatan dostum, eski imâlathanelerinden bahsederken, söz arasında, işletmenin eski yazılı tabelâsını da kullanılmayan eşyalar arasında ele geçirdiklerini, kendisinin bu tabelâyı [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Ege Bölgesi’nde zeytin üre ticiliği ve ticareti ile uğraşan bir ahbapla sohbet ediyorduk. Bu işi dedelerinin tâ Meşrutiyet zamanlarından beri bir aile mesleği olarak devam ettirdiklerini, hatta 1911’den önce Selânik’te şirketin bir şubesinin bile bulunduğunu anlatan dostum, eski imâlathanelerinden bahsederken, söz arasında, işletmenin eski yazılı tabelâsını da kullanılmayan eşyalar arasında ele geçirdiklerini, kendisinin bu tabelâyı temizletip cam çerçeve içinde koruma altına alarak şirketin görünür bir yerine astırdığını iftiharla anlattı ve şöyle devam etti:<br
/> <span
id="more-4293"></span><br
/> -Lakin tedirgin olmadım da değil; haddinden fazla işgüzar birinin çıkıp “Nedir bu gerici tabelâ! İnkılap kanunlarına karşı mı geliyorsunuz?” diye densizlik etmesi doğrusu aklıma geldi ama aldırış etmedim&#8230;</p><p>ESKİ YAZI ÜRKÜNTÜSÜ</p><p>Eski yazımıza karşı ilk alelâde tepkimiz “endişe” mi olmalıydı? Ne yazık ki biraz öyledir çünkü biz, 20. yüzyılda yazısını değiştirmiş nâdir ülkelerden biriyiz. Alfabemizi değiştirirken, “Yenisi kolayca benimsensin, toplumsal bir itiraz ve direnişle karşılaşmasın” diye eski alfabemize ve yazımıza karşı düşmanca kampanyalar açmayı da ihmâl etmedik nedense. Eski alfabemizin yazısı, eski ve köhne kültürün, irticânın sembolü gibi görüldü ve gösterildi; bu büyük bir haksızlıktı, haksızlığın da ötesinde büyük bir yanlıştı. İki sebebi var:</p><p>1- Eski yazımız, aynı zamanda bütün devlet kayıtlarının, eğitim hayatının, sanat ve edebiyatın, haberleşmenin de yazısıydı. Alfabe değiştirirken bilinçli bir şekilde âdeta hâfızamızı silerek eskiye dair hâtıra kalmasını istemeyen bir acelecilik gösterdik; büyük zarar gördük.</p><p>2- Eski yazımız, bir alfabe olmanın ötesinde, sanat dünyasında pek az alfabeye nasib olacak derecede yüksek bir sanat faaliyetine konu teşkil etmişti: İslâm hat sanatı. Eski yazının kaldırılması ve yeni yazısının yaygınlaştırılması çabaları esnasında eski yazıya husûmet gösterirken bu yüksek sanatın dallarına, çiçeklerine, gövdesine ve hatta köküne büyük zarar verdik.</p><p>Yeri gelmişken belirtelim; Latin alfabesine geçerken eski yazıyı karalamak, kötülemek, gericiliğin işâreti gibi göstermek gerekmiyordu. Daha temkinli, daha ağırbaşlı bir geçiş dönemi bize büyük fayda sağlayabilirdi. Ne yazık ki alelacele uygulamaya konulan alfabe inkılabından sonra hemen ardısıra yetiştiren Dil Devrimi ile Türkçe büyük zarara uğratıldı; acılarını hâlâ görüyor ve çekiyoruz.</p><p>GÜZEL VE YALNIZ SANAT</p><p>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 2009 Yılının Kültür Sanat Büyük ödüllerinden birini Prof. Dr. Uğur Derman’a verdi; bu tevcih her iki bakımdan büyük isabet taşımaktaydı: Hat sanatının, -yanılmıyorsam- ilk defa devlet başkanlığı katında ödüllendirilmesi isabetliydi; bu ödülün Sayın Uğur Derman isminde tecessüm eden bir şahsiyete yönelmesi ise aynı derece zarif ve hakşinas bir davranıştır.</p><p>Takib edebildiğim kadarıyla bu tevcihi köşe yazısında değerlendiren tek isim, Star Gazetesi yazarı Alin Taşçıyan oldu. Alin Hanım, sinema yazılarından ve programlarından âşinâ olduğumuz bir isim. Hat ile ilgilendiğini bilmiyordum; kendisi, “Hat: Güzel ve Yalnız Sanat” başlıklı yazısında İslâm Hat sanatına nisbetini şöyle anlatıyor:</p><p>“Hat sanatı çoktandır geniş kitleler tarafından unutulmuş bir dal. Bırakın uygulamasını, kısıtlı bir çevre dışında bu sanatı tanıyan dahi yok! Bir hat eserine bakınca ne olduğunu dahi teşhis edemiyoruz. Hattın türlerini ve tarzlarını bilmemek bir yana Arap alfabesini bilmediğimiz için anlamını da kavrayamıyoruz. Bu yüzden Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri’nden birinin Prof. Dr. Uğur Derman’a verilmesi ‘hayati’ önem taşıyor. Kültür sanat dünyasının ‘içinden’ biri olarak SSM ve NBC’ye dair son haberleri bir çırpıda sayabilirim. Oysa şu günlerde hat sanatına dair ne gibi gelişmeler olduğundan ne yazık ki habersizim. SSM’de sergilenen yapıtların -şahane hat koleksiyonu dışında kalanların- birçoğunu teşhis edebilir; NBC filmlerinin eleştirilerini hemen şimdi yazıya dökebilirim&#8230; Hat konusuna gelince cehaletimden başım önüme eğilir (…) Kültür dünyamızın ‘yalnız ve güzel sanat’ı da hat olsa gerek! Geleneksel sanatlardan ebru bile çok daha popüler. En azından bir ebru eserine bakılınca üzerindeki motifin karanfil mi lale mi olduğunu ayırt etmekte zorluk çekmez kimse! Oysa hattın sülüs mü yoksa nesih mi olduğunu bile kavrayamayız!”</p><p>Alin Taşçıyan samimi ve açıkyürekli bir değerlendirme yapıyor; eğer Cumhurbaşkanlığı ödülleri Uğur Derman’ın yanında, Sakıp Sabancı Müzesi’ne ve Sinema yönetmeni Nuri Bilge Ceylan’a lâyık görülmemiş olsaydı, büyük ihtimâlle hat sanatı hakkında bir değerlendirme yapmak aklına gelmeyecekti. Olsun, Alin Hanım’ın yukarıda iktibas ettiğim satırları, kültür dünyamızın hat sanatına karşı aldığı mesafeyi göstermesi bakımından çok öğreticidir; nitekim İslâm sanatları, geleneksel sanatlarımız denilince mangalda kül bırakmayan nice muhafazakâr, milliyetçi, İslâmi hassasiyetleri yüksek yayın organında İslâm Hat sanatına yönelen bu takdirkâr teveccüh, lâyıkıyla yankı bulmadı. Zaman Gazetesi ise geçen hafta Pazartesi günü Kültür sayfasında Musa İğrek’in Prof. Dr. Uğur Derman’la yaptığı güzel bir sohbeti yayınlayarak bir mânâda özür dilemiş oldu.</p><p>Alin Taşçıyan bakınız ne kadar açık ve samimi bir dille itiraf ediyor, “&#8230; kısıtlı bir çevre dışında bu sanatı tanıyan bile yok” diyor ve daha acısını ekliyor, “Bir hat eserine bakınca ne olduğunu dahi teşhis edemiyoruz. Hattın türlerini ve tarzlarını bilmemek bir yana Arap alfabesini bilmediğimiz için anlamını da kavrayamıyoruz.” ve sonunda samimi, sevimli bir itiraf,</p><p>-Hat konusuna gelince cehaletimden başım önüme eğilir!</p><p>Bizim başımız da Alin hanımın dolaylı olarak bizlere hatırlattığı gafletten ötürü eğik dursa gerektir.</p><p>HAT SANATI EVRENSEL BİR DEĞERDİR</p><p>Ne kadar tatlı, ne kadar sevimli bir cehâlet itirafıdır o. Evet, herkesin hat sanatı hakkında uzman olması beklenmez fakat memleketin okur-yazar takımının -uzmanlık değilse bile ilgi derecesinde- bir mecburiyeti vardır; çünkü İslâm hat sanatı, evrensel kalite taşıyan bir sanat dalı mevkiinde; grafik sanatlarının zirvesi. Latin yazısı hâlâ, İslâm yazısının yüksek estetik seviyesine ve kıvâmına erişemedi ve asla erişemeyecektir, çünkü Latin harfleri güzel yazmaya ve yüksek terkipler kurmaya elverişli değil. Latin afabesini küçümsüyor değilim fakat İslâm alfabesini -bu mânâda evet-, yüceltiyor, tebcil ediyorum; bu sanat, yeryüzünün bu güne kadar gördüğü en yüksek grafik kompozisyonlarını ihtiva ediyor ve bu sanatın en büyük ustaları bu topraklardan yetişmiş kişilerdi.</p><p>İşte Prof. Dr. Uğur Derman’a verilen ödülün böyle bir anlamı daha var. Uğur Derman, bir hattat olduğu için bu ödüle layık görülmedi, tabir yerindeyse Hatt’ın hâmisi, duayeni, esirgeyeni, kollayanı, muhafızı, uzmanı, mütehassısı olduğu için, yıllarını bu yüksek sanata vakfedip büyük emek ve zaman harcadığı için bu onura erişti. Kendisinin zarafetle kaydettiği üzre aldığı ödül, Devlet Başkanlığı katında bütün klasik sanatlarımıza yöneldiği için mânâsı görünenden daha fazla ve etraflıdır. Alin Taşçıyan hanımefendi’yi bu zarif ama çok sevimli tesbit ve itirafından ötürü kutlamak geliyor içimden; sağolsun, eksik olmasın. Uğur Derman Hocamıza ise gıyabında güzel ellerinden öperek daha nice zaman hayırlı hizmetlerinin devamına dua ederim. Cumhurbaşkanımız ise, şu ödül kompozisyonu ile sadece milletin değil, tarihî sürekliliğin itibarını da sahiplenmiş oldu. Devletimizin ömrü müzdâd olsun.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/?page_id=0?</wfw:commentRss> <slash:comments>-11</slash:comments> </item> </channel> </rss><!-- This site's performance optimized by W3 Total Cache. Dramatically improve the speed and reliability of your blog!

Learn more about our WordPress Plugins: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Minified using disk
Page Caching using disk
Database Caching 29/44 queries in 0.119 seconds using disk

Served from: server.telve.net @ 2010-02-08 00:08:04 -->
