<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2turkishfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Ahmet Turan Alkan.net</title>
	
	<link>http://ahmetturanalkan.net</link>
	<description>Gayriresmî Ahmet Turan Alkan Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 08:24:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/ahmetturanalkan" /><feedburner:info uri="ahmetturanalkan" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:emailServiceId>ahmetturanalkan</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><feedburner:feedFlare href="http://www.plusmo.com/add?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://plusmo.com/res/graphics/fbplusmo.gif">Subscribe with Plusmo</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.thefreedictionary.com/_/hp/AddRSS.aspx?http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://img.tfd.com/hp/addToTheFreeDictionary.gif">Subscribe with The Free Dictionary</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.bitty.com/manual/?contenttype=rssfeed&amp;contentvalue=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.bitty.com/img/bittychicklet_91x17.gif">Subscribe with Bitty Browser</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.newsalloy.com/?rss=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.newsalloy.com/subrss3.gif">Subscribe with NewsAlloy</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.live.com/?add=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://tkfiles.storage.msn.com/x1piYkpqHC_35nIp1gLE68-wvzLZO8iXl_JMledmJQXP-XTBOLfmQv4zhj4MhcWEJh_GtoBIiAl1Mjh-ndp9k47If7hTaFno0mxW9_i3p_5qQw">Subscribe with Live.com</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://mix.excite.eu/add?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://image.excite.co.uk/mix/addtomix.gif">Subscribe with Excite MIX</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://download.attensa.com/app/get_attensa.html?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.attensa.com/blogs/attensa/WindowsLiveWriter/BadgeredintoBadges_10C02/attensa_feed_button5.gif">Subscribe with Attensa for Outlook</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.webwag.com/wwgthis.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.webwag.com/images/wwgthis.gif">Subscribe with Webwag</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.podcastready.com/oneclick_bookmark.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.podcastready.com/images/podcastready_button.gif">Subscribe with Podcast Ready</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.flurry.com/pushRssFeed.do?r=fb&amp;url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.flurry.com/images/flurry_rss_logo2.gif">Subscribe with Flurry</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.wikio.com/subscribe?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.wikio.com/shared/img/add2wikio.gif">Subscribe with Wikio</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.dailyrotation.com/index.php?feed=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.dailyrotation.com/rss-dr2.gif">Subscribe with Daily Rotation</feedburner:feedFlare><item>
		<title>Gazi, tab’en demokrat mıydı?</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/va21DfuBL-M/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/gazi-taben-demokrat-miydi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 08:24:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5582</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Dindar nesil&#8221; konusu hâlâ tartışılıyor; haftaya unutmuş oluruz. Eğer bilinçli bir gündem belirleme taktiği ise Başbakan&#8217;ın danışmanlarını kutlamak gerekir; iyi işti! Gençliğe Hitâbe meselesinin de sonlarına doğru geliyoruz. &#8220;Aslında kim yazdı?&#8221; tartışması uzun süre gündemde kalmaz. Netice itibariyle metni İsmet Paşa&#8217;nın yazma ihtimâli vâridse bile çok belirleyici ve mânidar değildir; böyle önem atfedilen konuşmaların daima [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Dindar nesil&#8221; konusu hâlâ tartışılıyor; haftaya unutmuş oluruz. Eğer bilinçli bir gündem belirleme taktiği ise Başbakan&#8217;ın danışmanlarını kutlamak gerekir; iyi işti!</p>
<p>Gençliğe Hitâbe meselesinin de sonlarına doğru geliyoruz. &#8220;Aslında kim yazdı?&#8221; tartışması uzun süre gündemde kalmaz. Netice itibariyle metni İsmet Paşa&#8217;nın yazma ihtimâli vâridse bile çok belirleyici ve mânidar değildir; böyle önem atfedilen konuşmaların daima danışman veya edebî zevkine güvenilir eş-dostun düzeltmeleriyle nihai şeklini bulması bildik husustur. &#8220;Nutuk&#8221;un sonunda yer alan hitâbenin mesajına veya gerçek yazarına yönelteceğimiz merakı Nutuk&#8217;un kendisine hasr etsek daha verimli bir zihnî faaliyet olurdu. Gazi, bu uzun metni, 15-20 Ekim 1927 tarihinde (bugünlerde bir veya iki, bazı iddialara göre üç kerre daha toplanacak olan) CHP&#8217;nin II. Kurultayı&#8217;nda tam 36,5 saat müddetince topluluğa hitaben kıraat etmişti. Ben vaktiyle işim icabı bir kere (aslından) okumuştum. Atatürkçülerin döne döne hatim indirmelerinde ne lezzet bulduklarını bilemem; esasen, Milli Mücadele&#8217;nin Gazi&#8217;nin bakışıyla anlatımı ve karşılaşılan engellerin nasıl bertaraf edildiğine dair bir müdafaanamedir (Apology). Nutuk&#8217;ta itham edilen kişiler, o günlerde kendilerini savunmalarına fiilen imkân olmadığı için zaman içinde tarihi edebiyâtımız bünyesinde bir Nutuk&#8217;a reddiye külliyatı teşekkül etmişti ki ayrıntıları hayli uzundur.</p>
<p><span id="more-5582"></span></p>
<p>Herkesin mâlumu olan şeyleri niçin tekrar ediyorum: Dün bazı gazeteler &#8220;Amerikan arşivinden Atatürk&#8217;ün en net ses kaydı&#8221; başlığıyla takriben 15 dakika uzunluğunda bir belgesel video kaydı yayınladılar; bir yerinde Atatürk&#8217;ten &#8220;Powerfull Dictator&#8221; diye bahsedilen belgeselin bana göre en önemli yeri, Gazi&#8217;nin, &#8220;Türk milleti tab&#8217;en demokrattır&#8221; cümlesini söylediği bölümdü. Bazı gazete editörlerinin bu cümleyi &#8220;tab&#8217;en&#8221; yerine &#8220;tabben&#8221; şeklinde tefsir ederek yayınlamaları dil inkılâbının hayli muvaffak olduğu yolundaki şahsi kanaatimi teyid etmiştir fakat meseleye başka yönden bakmamız gerekecek: Cümlenin hükmü doğru mudur; Gazi&#8217;nin, tartışılamayacak bir netlikle telaffuz ettiği o cümle, yani Türk milletinin tab&#8217;en demokrat olması, meselâ okul ve resmî daire duvarlarına asılması gereken vecizeler arasında yerini almalı mıdır? Kanaatim şudur: Atatürk bir olguyu tesbit için değil, temennîsini seslendirmek için, âdeta dua sadedinde böyle konuşuyordu. Evet, ABD elçisinin yanında Türk-Amerikan ilişkilerini değerlendirirken demokrasiden bahsetmesi son derece tabii görünüyor ama bütün siyasî rakiplerini bir şekilde ekarte ederek Türkiye&#8217;de tek parti yönetimini bizzat tesis etmiş bir liderin, halkını &#8220;Tab&#8217;en demokrattır&#8221; diyerek onurlandırmasında ironik bir veche bulmamak da imkânsızdır. &#8220;Bizatihi kendisi demokrat mıydı?&#8221; meselesini, tartışmaktan yılmayan televizyon yorumcusu cemaatinin engin dikkatine sunarken ben kanaatimi tekrar ediyorum: Evet, &#8220;Ne mutlu Türk&#8217;üm diyene&#8221; sözünü de ben hiçbir zaman ırkçı bir çerçevede algılamadım; Gazi, bu sözüyle anayasaya göre Türk ıtlak olunanların günün birinde sosyolojik mânâda gerçek bir millet haline gelmesini temennî ediyordu; kaldı ki -va esefâ- bu temennî, bugün için dahi geçerlidir!</p>
<p>Gazi, tab&#8217;en, yani yaradılışı icabı demokrat, yani yakın çevresindekilere tahakküm etmeyen, tekebbürden kaçınan, onlarla sıcak ve samimi bir alâka muhitinde bulunmak isteyen bir adamdı; halkı için de aynı sıcak temennîyi seslendirmesini de samimi bulurum fakat demokrat bir idareyi hayata geçirmek konusunda hiç de istekli davranmadığı açıktır. Serbest Fırka tecrübesi, demokratik bir endişeden çok, uysal, iyi huylu muhalefet arayışına hamledilmelidir.</p>
<p>Devletin ve Cumhuriyet&#8217;in kurucu lideri ama onun siyaset adamı yönünü hep görmezden geliyoruz; iktidarı daima uhdesinde tutmak, her politikacı gibi onun da en dikkat kesildiği noktaydı. Henüz üst rütbeli bir Osmanlı zabitiyken başlayan siyasi kariyerinde bozgun ve tereddî yoktur; hep kazandı; bu çerçevede Armstrong&#8217;un &#8220;Bozkurt&#8221; nitelemesi hayli isabetlidir.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/va21DfuBL-M" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/gazi-taben-demokrat-miydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/gazi-taben-demokrat-miydi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Yazarlık raconu: Nedir, ne değildir</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/woMlQJ0rGUo/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/yazarlik-raconu-nedir-ne-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 13:28:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon Dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5579</guid>
		<description><![CDATA[Son yıllarda, “yazarlık raconu” diye bir dizi yazılı olmayan kurallar edebiyatı geliştirildi. Buna göre, yönetim yazara katiyen karışmamalı, ona herhangi bir fikir telkin etmemeli ve yazdıklarını olduğu gibi yayımlamalıdır. Aksine davranırsa basın hürriyetini zedelemiş, hatta suç işlemiş olur. Genel çerçevede bu gibi “dilek ve temenni”lerin isabetinden söz edilebilir ama fiilî durum, bu gibi temennileri anlamsız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda, “yazarlık raconu” diye bir dizi yazılı olmayan kurallar edebiyatı geliştirildi. Buna göre, yönetim yazara katiyen karışmamalı, ona herhangi bir fikir telkin etmemeli ve yazdıklarını olduğu gibi yayımlamalıdır.</p>
<p>Aksine davranırsa basın hürriyetini zedelemiş, hatta suç işlemiş olur. Genel çerçevede bu gibi “dilek ve temenni”lerin isabetinden söz edilebilir ama fiilî durum, bu gibi temennileri anlamsız kılıyor. Daha açık konuşalım, yayın organları, bir parlamento gibi söz ve fikir hürriyetinin kanunlarla korunduğu, fikrî idealizmin sonuna kadar savunulduğu yerler değil, her şeyden önce birer ticari işletmedir; yazarlar ise sadece fikir veya emek işçilerine göre biraz daha farklı statüde çalışan sözleşmeli birer emekçi&#8230; Bu hususta köpürtülen edebiyata göre, yazarlar, çalıştıkları yayın organlarına bile bağımsız ve mesafeli duran birer şövalye, birer hürriyet ve adalet savaşçısı gibi tarif ediliyor.</p>
<p><span id="more-5579"></span></p>
<p>Bu varsayım doğru değil. Yazarların diğer çalışanlara göre daha geniş bir hareket serbestisi içinde çalıştığı, yönetimden daha çok anlayış ve saygı gördüğü elbette doğru ama sadece Türkiye’de değil, dünyanın herhangi bir yerinde çalıştığı kurumdan bile bağımsız davranan bir yazar-gazeteci türü yok. Bunun yerine elbette sorumluluk var, duyarlılık var; her kurumda varlığını gayet tabii görmek gereken farklı hudut çizgileri var.</p>
<p>*</p>
<p>Bir yazar arkadaşımız, gazetesinden ayrıldıktan sonra, tam da bu edebiyatı yeniden köpürten şeyler söylemeye başladı. Ona göre, (hükümete yakın gazeteleri kastediyor) hükümeti eleştirmek yasak olduğu gibi aksine her icraatını övmek hatta dalkavukluk derecesinde abartmak mecburiyeti söz konusu. Meselâ, Deniz Feneri soruşturması, Hrant Dink dosyası, Uludere gibi yazılmaması gereken tabular. Pek çok gazetede meslek ilkeleri değil, siyasi prensipler geçerli; gazeteler ise nüfuz ticaretiyle para kazanıyor, siyasi baskıyla ilan toplanıyor ve gerçek tirajlar saklanıyor vs&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Diyelim ki ileri sürülen şikâyet konularının hepsi de doğru; söylenenler, çok kritik bir noktada samimiyet testinin yönelttiği basit bir cevaba dayanamıyor nedense. O soru şudur: “Madem öyleydi, niçin şimdiye kadar sustun ve bekledin?”</p>
<p>Yıllardan beri devam edegelen bir gazete-yazar ilişkisi sona erdikten sonra geriye dönüp kurum eleştirisi yapmak, doğrusu hiç samimi görünmüyor. Kaldı ki o yazar, gazetesinde yıllarca saygı ve itibar gördüğünü, karşılığını fazlasıyla aldığını nedense hatırlamıyor.</p>
<p>*</p>
<p>Yazarlık, diğer iş kollarına göre hayli sıra dışı bir meslek. Bir yayın organında yazmak, sözleşme ile bağlanmak, yazara istediği her şeyi yapabileceği ve yazabileceği anlamına gelmiyor. “Çomak hep benim elimde olsun, davul hep yayın organının boynunda asılı kalsın” şeklinde anlaşılabilecek bir konforu yok yazarın. Ayrıca bu tarz akıl yürütmenin haklı görülecek tarafı da yok. Yazarla çalıştığı yayın arasında anlaşmazlık vuku bulunca problem çok basit ve anlaşılır bir usulle, iş dünyasının yakından bildiği ve uyguladığı bir yolla çözülüyor: Yazar işyerinden ayrılıyor veya yayın organı yazarın sözleşmesini sona erdiriyor. Yazarlık, devlet memuriyeti değil; iş akdi, yazar aleyhine kırılgandır. Sektörde işe başlayan ve çalışan herkes bu basit prensipleri bilir. Hükümeti desteklesin veya muhalif tanınmış olsun, gazetesinde yıllarca devam eden haklı bir kıdem kazanmış şöhretli isimlerin bile günü gelince ceketini alıp gittiğine hemen herkes şâhit olmuştur. Dün böyleydi, yarın da öyle olacak.</p>
<p>*</p>
<p>Bu satırları kaleme almak, aynı statüde çalışan bir başka yazar için elbette hoş değil, üstelik meslekî dayanışmayı içeriden çürütmeye kalkışan bir tarzda anlaşılması da mümkün fakat hakikatte olup biten budur ve ben, bir gazetede yazıyor olmanın, ancak ölümle nihayete erecek bir Katolik evliliği gibi olmasına taraftar değilim. An gelir, beraberliklerin vâdesi dolar ve o an “Ben de bildiklerimi açıklarsam, siz gününüzü görürsünüz” nevinden intikamcı tepkiler gösterip sızlanmak, fikirlerin kendisiyle değil, şahsiyetle ilgili bir şeydir.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/woMlQJ0rGUo" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/yazarlik-raconu-nedir-ne-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/yazarlik-raconu-nedir-ne-degildir/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Auster buraya; yumruk havaya!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/203h7Non-3I/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/auster-buraya-yumruk-havaya/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 07:34:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[paul auster]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5577</guid>
		<description><![CDATA[Artık bu demden sonra hepimiz için yapılacak ilk iş, müşarünileyhin bir kitabını bulup okumaktır. Müşarünileyh dediğim Paul Auster. Bir kısım medyamızda sadece Auster olarak geçiyor, o kadar mâlum bir şahsiyet yani. Biz bir adamı sadece soyadıyla zikretmeye başlamışsak, âmiyâne tabirle o kişi &#8220;Aşığı gümüşletmiş&#8221; demektir ve netekim kitaplarının Türkiye&#8217;deki yayıncısı, üstâdın, &#8220;Orada gazetecileri cezaevine koyuyorlar; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Artık bu demden sonra hepimiz için yapılacak ilk iş, müşarünileyhin bir kitabını bulup okumaktır.</p>
<p>Müşarünileyh dediğim Paul Auster. Bir kısım medyamızda sadece Auster olarak geçiyor, o kadar mâlum bir şahsiyet yani. Biz bir adamı sadece soyadıyla zikretmeye başlamışsak, âmiyâne tabirle o kişi &#8220;Aşığı gümüşletmiş&#8221; demektir ve netekim kitaplarının Türkiye&#8217;deki yayıncısı, üstâdın, &#8220;Orada gazetecileri cezaevine koyuyorlar; ben öyle bir ülkeye gitmem&#8221; şeklindeki sözlerinden sonra neredeyse külliyat halinde neşrettikleri kitaplarının yeni baskılarını yapmak için rotatiflere &#8220;Tam gaz!&#8221; komutu göndermiş olsalar gerektir; zira böyle curnata az ele geçer.</p>
<p><span id="more-5577"></span></p>
<p>Ukalâlığın mânâsı yok; üstâdın nâmını ilk defa &#8220;Ben de Türkiye&#8217;ye gitmem&#8221; tavrından sonra duydum. Söylerken hicaptan yerin dibine giresim geliyor; hiçbir kitabını da okumadım. Bu satırları mahallemizin biricik Karadenizli fırıncısının okumamasını temenni ediyorum zira bu itiraftan sonra ekmek almaya gittiğimde &#8220;ezikleyen&#8221; ve küçümseyen nazarlarla bir müddet yüzüme baktıktan sonra, &#8220;Sana ekmek yok hoca; daha Auster&#8217;den bir kitap bile okumamışsın&#8221; diyeceğinden endişe ediyorum.</p>
<p>İyi yazarmış, hayli takdir edeni varmış; ahbablardan âriyet bir kitabını bulursam okurum belki; ne var ki okumadan yazmak alışkanlığından mıdır nedir, ne zaman iki satır okumaya azmetsem narkoz yemiş gibi uyku bastırıyor. Benim için çok kötü, insanlık için önemsiz bir ayrıntı; ne yapsak?</p>
<p>Dün bakkala uğrayıp iki kilo gazete aldım. Radikal&#8217;in Pazar ekinde üstâd&#8217;ın tam sayfa fotoğrafını görünce âniden irkildim; &#8220;Yahu kime benziyor, kime benziyor&#8221; diye düşünürken aaa&#8230; &#8220;Ve mavi gözleri çakmak çakmak&#8230; bıraksalar ince uzun bacakları üstünde yaylanarak&#8230;&#8221; Koy başına bir astragan kalpak! Tüü, yahu resmen Atatürk&#8217;e benziyor üstâd. O geniş alın, saçlar geriye doğru taralı, şakaklarda hafif kabartı, o gür kaşlar, nâfiz bakışlar, ince dudak kıvrımları. Hele bir yuvarlak gözlükleriyle alınmış bir başka fotografisi var ki, Atatürk&#8217;ün gözlüklü tek fotoğrafındaki, ufkun ötesini tarayan bakışlarla tıpatıp aynı. Buyrunuz Auster&#8217;e peşinen hayran olmak için sıkı bir gerekçe daha.</p>
<p>Yıllardan beri eli yüzü düzgün bir Atatürk filmi çekmeyi bir türlü beceremeyen sinemacı takımı için bir başka alternatif. Bir ara bizimkiler role Antonio Banderas&#8217;ı yakıştırmışlardı da, Banderas, &#8220;Yoo abi, bana böyle bir teklif gelmedi&#8221; demişti ya&#8230; Auster de kabul etmez ama; onun Türkiye&#8217;ye gelmesi için cezaevlerinin boşalması, hükümetin ise koloni halinde Orion takımyıldızına ışınlanması gerekecektir. E, takdir edersiniz ki uzun hikâye!</p>
<p>Epeydir içinde CHP geçen şeyler yazmamaya karar vermiştim ama, bu güzide fırkamızın üst üste iki kurultay toplayacağı haberini ısrar ve azimle ıskalamama rağmen, Kemâl Bey, &#8220;Türkiye&#8217;yi ziyaretiniz hapisteki çok sayıdaki gazetecinin serbest kalmaları yolundaki mücadelemiz açısından özellikle önemlidir&#8221; cümlesine yer veren bir mektupla Türkiye&#8217;ye davet ederek gündemime sızmayı başardı, kutluyorum. Buna mukabil Auster üstâd cevaben, &#8220;Valla ne yapacağımı bilmiyorum. Daha önce verdiğim sözler nedeniyle bu yıl Türkiye&#8217;ye gidecek vaktim yok. Ama belki ileride bir zaman olur, bakacağız&#8221; diyerek bir mânâda CHP&#8217;yi yüzüstü bırakmış oldu. Gelseydi ne iyi olacaktı hâlbuki, hele bir de basın toplantısı yaparken protesto edilse iki sonuç cepte keklikti: Bir, CHP önümüzdeki seçimleri kazanacak; iki, Auster üstâdımız kesinlikle Nobel&#8217;e aday gösterilip büyük ihtimâl ödülü kapacaktı. Olmadı. Şimdilik tek sonuçtan bahsedebiliriz: Üstâd&#8217;ın Türkiye&#8217;deki kitap satışlarında hatırı sayılır bir artış olacaktır ve bu hiç de yabana atılacak bir ara sonuç değildir.</p>
<p>Sözün burasında &#8220;Başbakan keşke üstâdı hiç muhatap almasaydı&#8221; demek var ama bir dakika; polemiğe bayılıyor Başbakan; kendi hesabına iyi de yönetiyor; nitekim bu patırtının iki galibi var; yayıncı firmayla Başbakan&#8217;ımız.</p>
<p>Kaybedeni mi merak ediyorsunuz: Gülmekten fırsat kalırsa söylerim bir ara&#8230;</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/203h7Non-3I" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/auster-buraya-yumruk-havaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/auster-buraya-yumruk-havaya/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Şu bizim sanayi çarşıları</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/5bk8tSaTSmA/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/su-bizim-sanayi-carsilari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 00:46:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazar Keyfi]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5574</guid>
		<description><![CDATA[Büyük şehirlerde pek fark edilmiyor; orta ve küçük ölçekli her şehrin bir &#8220;Sanayi Çarşısı&#8221; vardır. Sanayi Çarşısı demek, bir şehrin eli âlet tutan, meslek sahibi, eşyâya hükmünü geçiren, belirli bir alanda teknik bilgisi bulunan hünerli ve vasıflı insanlarının bir araya geldiği yer demektir. Vaktiyle &#8220;Zenaat sahipleri bir araya gelsin; ehven fiyatla dükkân tezgâh sahibi olsunlar; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük şehirlerde pek fark edilmiyor; orta ve küçük ölçekli her şehrin bir &#8220;Sanayi Çarşısı&#8221; vardır.</p>
<p>Sanayi Çarşısı demek, bir şehrin eli âlet tutan, meslek sahibi, eşyâya hükmünü geçiren, belirli bir alanda teknik bilgisi bulunan hünerli ve vasıflı insanlarının bir araya geldiği yer demektir. Vaktiyle &#8220;Zenaat sahipleri bir araya gelsin; ehven fiyatla dükkân tezgâh sahibi olsunlar; birbirleriyle dayanışsınlar, icabında el ele verip entegre (yani birbirini takib eden üretim safhaları) imalatta bulunabilsinler&#8221; diye icad edilmiş olsa gerektir.</p>
<p><span id="more-5574"></span></p>
<p>Dünün şehirlerinde adına &#8220;sanayi&#8221; denilebilecek faaliyetler vardır ama çarşısı yoktu; bunun yerine zenaatkârlar loncalar şeklinde teşkilatlanır, çarşının muhtelif yerlerinde &#8220;gedik&#8221; adı verilen dükkânlarda oturur ve genellikle bilek gücüne, el hünerine, meslek tecrübesine dayalı üretim faaliyetlerinde bulunurlardı. Yakın zamanlara kadar Antep, Maraş, Sivas, Erzurum gibi aklıma ilk elde geliveren önemli şehir merkezlerinde eski lonca nizamının 20. yüzyıla kadar eserini sürdürebilmiş nümûneleri görülürdü: Tuzcular, Bezzazlar, Yastıkçılar, Yorgancılar, Takunyacılar, Gümüşçüler, Terziler, Tenekeciler, Yüncüler, Attarlar, Saraçlar, Kavaflar&#8230;</p>
<p>Sanayi çarşıları, çözülen eski lonca nizamının yerine kendi düzenini getirdi; bunun pratik neticelerinden biri, zenaat ehlinin şehirden uzaklaşarak kendi içine kapalı bir yere taşınması oldu. Sanayi Çarşısı ismi böylece bir sembol haline geldi; zenaat sahiplerinin, maddeye biçim verebilenlerin, hammaddeyi işleyerek başka bir şey haline getirebilenlerin dünyasıydı bu.</p>
<p>Ben her iki çarşı dünyâsını, kenarından da olsa görüp yaşamak imkânını bulmuş talihlilerden biriyim. Doğup büyüdüğüm şehirde çarşının Dörtyol&#8217;dan başlayarak Kepçeli&#8217;ye kadar uzanan kısmında, eski lonca hayatından ve düzeninden izler taşıyan o ortaçağ dokusunu, belki yüzlerce seneden beri hiç değişmeden devam edegelen nizamı, gelenekleri ve insanları ile tanıdım; o âlemin daracık sokaklarında gezinirken adım başı değişen sesler, kokular, nidâlar arasında zevkle yürüdüm. Çocukluk günlerimin en renkli, en zevkli hâtıralarını o eski çarşı süsledi; masal gibi bir yerdi.</p>
<p>Gençliğime denk gelen zamanlarda Mısmılırmağın kenarına sıralanan yeni Sanayi Çarşısı&#8217;nda o tad yoktu ama. Üretime elektrik motorunun girmesi çarşının ve ihtiyaçlar listemizin tabiatını değiştirmişti. Sanayi çarşısı artık çok uzaklardan sizi karşılayan biteviye bir motor vınıltısı ile size merhaba diyordu; eski çarşıda ise daha çok el işçiliğini aksettiren çekiç sesleri, muhtelif kuvvette darbelerle kendini hissettirirdi.</p>
<p>Sanayi çarşılarını yine de çok sevdim; hâlâ severim. Sanayi çarşıları birşeyler üretilen yerdir benim için. Gerçi üretimin tabiatı değişmiştir: Marangozluk ve doğramacılık meslekleri artık nitelik değiştiriyor. Mobilyacılık tamamen bitti denilse yeridir. Onların yerini sunta ve medefe tâbir edilen sıkıştırılmış yan ürünlerden mâmul mobilya malzemeleri aldı. Otomobil hariç tutulursa, birşeylerin tâmir edildiği zenaat dalları görünmez oldu. Ustalığın yerini daha ziyade hemen her işi tek başına becerebilen karmaşık tezgâhlar kapladı. Sanayi çarşısı zaman içinde anlam değiştirerek neredeyse otomotiv endüstrisinin uzantısı imiş gibi daha çok motorlu araçlara hitab eden bir hale büründüyse de sokak aralarında bıçakçı, tarakçı, at arabacısı, soğuk demirci, bakırcı, kalaycı gibi eski zamanları hatırlatan meslek erbâbı hâlâ varlığını sürdürebiliyor. Ne zaman hatırları sorulsa artık zenaatlarına rağbetin kalmadığından, mesleği sürdürecek kalfa-çırak bulunmadığından, hammadde pahalılığından, el emeğinin râyiçsizliğinden ve Çin işi malların piyasayı kapladığından yakınıyorlar. Haklılar elbette.</p>
<h3>Kızarmış ekmek, bir fişek çürük zeytin&#8230;</h3>
<p>Birkaç ay evvel Hollanda&#8217;da yer değirmenleriyle ün salan bir köyü ziyaret ederken, artık bütün dünyanın tanıyıp bildiği tahta ayakkabıların (Ben Sabo diye biliyorum ama mahallî dilde &#8220;Klompen&#8221; deniliyormuş) imâl edildiği bir gösteri atelyesi gördüm. Turistler için gösteri amaçlı tahta ayakkabı imâl edilen o büyülü atmosferde, ayakkabıların o bizim bildiğimiz sıradan ve değersiz söğüt ağacından yapıldığını fark edince şaşırdım. Anadolu&#8217;da söğüt, ince dallarından nâdiren sepet örülen, biraz daha kalın dallarından değnek kesilen ama kerestesi sobalıktan başka bir işe yaramayan değersiz bir ağaçtır. Su bulduğu yerde arsızca ve zahmetsizce büyüdüğü için hâlâ sağda solda görürüz ama, onun bir sanata konu teşkil edebileceğini doğrusu düşünemezdim. Mahallî ustalar orada bütün dünya turistlerine söğüt kütüğünden biçtikleri tahtalardan Klompen yapıp satıyorlar; lâlesiyle birlikte Klompen dünya çapında bilinen marka üründür.</p>
<p>Bizim çarşılarımızdan, sanayi tesislerimizden bütün dünyada tanınmış bir Klompen çıkaramadık; hemen akla geliveren tahta kaşıklarımızdan ne kadar da kolay vazgeçiverdik. Şimdi hanımların modern ve sağlıklı bir mutfak gereci olarak itibar ettiği düz yapılı karıştırma ve kazıma kaşıkları bile bize çok uzak ülkelerde imâl edilerek evlerimize giriyor.</p>
<p>Sanayi çarşılarının tamamen erkeklere mahsus bir dünyâ olduğunu hatırlatmak gerekir mi bilmiyorum; bu çarşılar, sadece şehrin en becerikli ve üretken kesimine mekân olmakla kalmaz, şehrin en lezzetli yemeklerinin ve kebaplarının yeri de bu çarşılarıdır. Sert şartlarda zaman tanımaksızın çalışanlar, eh, biraz damak zevklerine de düşkün olurlar. Son günlerde moda haline gelen &#8220;Lezzetçi&#8221; arayışlara düşkün olanlar, eğer yiyip-içtikleri lokantanın üçüncü sınıf ayarında yerler olmasını fazla dert edinmezlerse, biraz kıytırık ve derme-çatma görünüşlü sanayi lokantalarında umulmadık şölenlerin misafiri olabilirler.</p>
<p>Şehirler artık fazla gürültü çıkaran, kirli görünen, azbuçuk çevre güzelliğinin fiyakasını çizen iş kollarını biraz uzaklara doğru kaydırmakla iyi mi yapıyor bilmiyorum. Dünün arasta nizamında işleyen eski çarşıları kadar bugünün sanayi çarşıları da, fazlaca ihtimam gösterdiğimiz çocuklarımız ve gençlerimiz için üretim pratiğini bizzat müşahede edebilecekleri yerlerdir halbuki. Dünün dünyasında okul çağındaki çocuklar yaz tatillerinde bir ustanın yanına çırak verilir, dört başı mâmur tarzda meslek öğrenmeseler bile çarşı âdâbını tanımak, çekiç keser tutmasını öğrenmek ve bu arada tamamen emekleriyle kazanılmış üç-beş kuruş harçlığın değerini hakkıyla anlamak gibi meziyetler edinirlerdi. Yaz tatillerinde &#8220;tatile gitmek&#8221; modası henüz herkes için erişilebilir bir imkân değildir ama bugünün anneleri, tatile gidecek imkânları olmasa bile çocuklarını bir yere çırak yazdırmak konusunda gönülsüz davranıyorlar. Yeni kuşak, evin dört duvarı arasında veya kurs-ev parkurunda geçip giden bir çocuklukla yetinmek zorunda.</p>
<p>Sanayi çarşısındaki ahbablarımı, çoğu kere kızarmış pide, bir fişek çürük zeytin veya bir yumruk peynir refakatinde geçiştirilen yemek öğünlerini, elleriyle çalışıp üreten adamların duygu ve düşünce dünyasına yakın olmayı özlüyorum. Sizler de sanayi çarşılarında teklifsizce çayını içebileceğiniz dostunuz varsa kıymetini bilmelisiniz.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/5bk8tSaTSmA" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/su-bizim-sanayi-carsilari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/su-bizim-sanayi-carsilari/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Çocuğa ebeveyn dayatması ne olacak peki?</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/mKOfTpg-bNo/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/cocuga-ebeveyn-dayatmasi-ne-olacak-peki/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 08:23:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5572</guid>
		<description><![CDATA[Milliyet yazarı Hasan Cemal&#8217;in &#8220;dindar gençlik&#8221; tartışması çerçevesinde Başbakan&#8217;ı eleştirirken tepkisini ifade için kurduğu şu cümleler, aslında sıkıntının ne kadar derin felsefî açmazları olduğunu işaretliyor. &#8220;Erdoğan, Kılıçdaroğlu&#8217;nu eleştirirken, hedeflerinin dindar ve muhafazakâr bir gençlik yetiştirmek olduğunu söylüyor. Öyle mi? Atatürkçü gençlikten sonra sıra dindar, muhafazakâr gençlikte mi? Devlet şimdi bunu mu iş edinecek? O zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Milliyet yazarı Hasan Cemal&#8217;in &#8220;dindar gençlik&#8221; tartışması çerçevesinde Başbakan&#8217;ı eleştirirken tepkisini ifade için kurduğu şu cümleler, aslında sıkıntının ne kadar derin felsefî açmazları olduğunu işaretliyor.</p>
<p>&#8220;Erdoğan, Kılıçdaroğlu&#8217;nu eleştirirken, hedeflerinin dindar ve muhafazakâr bir gençlik yetiştirmek olduğunu söylüyor. Öyle mi? Atatürkçü gençlikten sonra sıra dindar, muhafazakâr gençlikte mi? Devlet şimdi bunu mu iş edinecek? O zaman demokrasi bunun neresinde olacak? Gerçek laiklik neresinde olacak? Soruyorum Sayın Başbakan&#8217;a: Ben çocuğumun dindar ve muhafazakâr yetişmesini istemiyorsam ne yapacağım?&#8221;<br />
<span id="more-5572"></span><br />
Aynı sıkıntıyı Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu da başka şekilde gündeme getiriyor: &#8220;Bu ülkede yaşayan, vergisini veren, askerliğini yapan [farklı din ve mezhep mensupları], inanca sizin gibi bakmayan Müslümanlar&#8230; Onların gençleri kim tarafından nasıl yetiştirilecek? Ayrıca ateistlik suç mu?&#8221;</p>
<p>Son cümleye kadar Sayın Cemal&#8217;le ve Kenanoğlu ile birlikteyim; son cümlelere ise meselenin hiç aklımıza gelmeyen bir boyutunu fark ettirdiği için itirazlarım var: Devletin, eğitim çağındaki çocukları dinî veya siyasî çerçevede şartlandırmasını (eğitimin bir yüzü de şartlandırmadır!) eleştirirken rahatız; peki, ailenin kendi çocuğuna zihnî ve mânevî donanımını telkin hakkı var mı? Hasan Cemal&#8217;in o cümleyi, bir çelişkiyi vurgulamak için kurduğunu tahmin ediyorum ama diyelim ki hakikaten bir ebeveyn, çocuğunun dindar ve muhafazakâr yetişmesini istemiyor, hatta baskı yapıyor. Ebeveynin evlât üzerindeki haklarını anladık, çocuğun kendi zihni üzerinde tercih hakkı yok mu?</p>
<p>Şu cevabı duyar gibiyim: &#8220;Çocuk mu? Yahu adı üstünde çocuk zaten; ne hakkı olacak; ona rüşd çağına kadar ebeveyni velilik eder. Cevap basit, bir de çocuk hakları diye ortalığı karıştırmayalım lütfen!&#8221; İslâmî bir rejim olsaydı cevap kolaydı: Nass, çocukların İslâm fıtratı üzre doğduklarını ve öyle yetiştirilmelerini söylüyor; İslâm&#8217;ı tercih etmeyenlerin zorla İslâmî eğitimden geçirilmelerini de istemiyor. Laik rejim, devleti, inanç ve her nevi siyasî kanaate karşı eşit derecede uzak ve ilgisiz bırakıyor ve din eğitimini doğrudan üstlenmemekle birlikte sivil toplumun inisiyatifine terk ediyor. Bizimki iki arada bir derede, tuhaf bir rejim olduğu için, çelişkilerimizi kolay fark edemiyoruz.</p>
<p>Çelişkinin buğulandığı yer, &#8220;devletin eğitim hakkı&#8221; kavramında. Yedi yaşından itibaren reşid olana kadar devletin, çocuklarımızı &#8220;eğitmesi&#8221;ni dünyanın en tabii şeyi kabul ediyoruz. Okuma-yazma, lisan, matematik, tarih, fen derslerinde problem yok pek, din dersine gelince, &#8220;Bir dakika çocuğumu ne hakla dindar yetiştiriyorsun; bakalım ben istiyor muyum?&#8221; veya, &#8220;Çocuğumun ateist olma hakkını nasıl elinden alırsınız?&#8221; diye dikleşmenin liberal demokratik doktrinde yeri var, peki çocuğun irâdesi, çocuğun hakları, onun seçme hakkına saygı nerede? Bütün meseleye ebeveynin çocuk üzerindeki tartışılmaz hükümranlığı üzerinden bakmak ne kadar doğru?</p>
<p>Daha doğrusu, çocukları eğitimin yan tesirlerine karşı kim ikaz edecek? Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi bile (5. Md) çocuğu &#8220;çocuğa yol gösterme ve yönlendirme&#8221; konusunda önce ebeveyne, sonra uzak aile mensuplarına veya kanunî vâsilerine görev veriyor. Çocuğu adamdan sayan yok yani! Çocuk adam mıdır; küçük yaşta sorumluluk kullanmaya ehil midir? Elbette değildir; ne yapmalı öyleyse? Resmî eğitim süreçlerindeki endoktrinasyonu eleştirdik; evdeki dayatmalar ne olacak?</p>
<p>&#8220;Evdeki dayatmalar&#8221; alışık olmadığımız bir kavram, şaşırtabilir; iyi anlaşılması için soruyorum: Bir baba, çocuğunu, dine karşı lâkayt veya düpedüz ateist yetiştirmek istiyorsa çocuğu bu dayatma karşısında himâye edecek bir mercî var mıdır? Yoktur!</p>
<p>Nâçiz aklıma göre en sâde çözüm şudur: Devletin din eğitimi tekelinden vazgeçerek, bunu sivil toplum inisiyatiflerine terk etmesi, resmî eğitim kurumlarında ise çocuklara, günün birinde kendi tercihlerini yapabilecek şekilde etraflı altyapı donanımı kazandırmayı amaçlaması lâzım. Şerrin ehveni bence bu; daha iyi teklifleri duymak isterim.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/mKOfTpg-bNo" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/cocuga-ebeveyn-dayatmasi-ne-olacak-peki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/cocuga-ebeveyn-dayatmasi-ne-olacak-peki/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sadeleştirme hakkında düşündüklerim: Lem’alar</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/7w8sUIBwZGw/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/sadelestirme-hakkinda-dusunduklerim-lemalar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 08:03:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[risale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5570</guid>
		<description><![CDATA[Bilenler farkında fakat büyük çoğunluk, şu esnada çok önemli ve ateşli bir edebî tartışmanın yaşandığından habersiz. &#8220;Derin Türkiye&#8221; Bediüzzaman&#8217;ın Risale-i Nur Külliyatı&#8217;ndan Lem&#8217;alar&#8217;ın sadeleştirilmiş baskısını konuşuyor. Münakaşanın can alıcı noktası, &#8220;Risâleler sadeleştirilemez; olduğu gibi muhafaza edilmeli&#8221; görüşüdür. Baştan söyleyim: Bendeniz evvelâ edebî metinlerin sadeleştirilmesine öteden beri muhalifim. İki- Aslında, &#8220;İçerden&#8221; konuşma salahiyetim de yok, çünkü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilenler farkında fakat büyük çoğunluk, şu esnada çok önemli ve ateşli bir edebî tartışmanın yaşandığından habersiz.</p>
<p>&#8220;Derin Türkiye&#8221; Bediüzzaman&#8217;ın Risale-i Nur Külliyatı&#8217;ndan Lem&#8217;alar&#8217;ın sadeleştirilmiş baskısını konuşuyor. Münakaşanın can alıcı noktası, &#8220;Risâleler sadeleştirilemez; olduğu gibi muhafaza edilmeli&#8221; görüşüdür.</p>
<p>Baştan söyleyim: Bendeniz evvelâ edebî metinlerin sadeleştirilmesine öteden beri muhalifim. İki- Aslında, &#8220;İçerden&#8221; konuşma salahiyetim de yok, çünkü Nur talebesi değilim. Öyleyse söyleyeceklerimi birinci şık üzerine binâ edeceğim, siz de öyle değerlendiriniz lütfen&#8230;<br />
<span id="more-5570"></span><br />
Evet, sadeleştirmeye karşıyım. Hiçbir sadeleştirme (veya tercüme) aslını ikâme edemez ve mânâdan bir şeyler eksiltir; çünkü böylelikle, eserin aslına ve rûhuna temasın fiilen ortadan kalkacağını düşünüyorum. Edebiyat ve tarih yayıncılığımızdaki sadeleştirmeler, genellikle aslının dolaşımdan çekilmesi, buna mukabil suyunun revaç görmesi neticesini doğuruyordu. Son yıllarda asıl metne birebir sâdık tarzda yayınlar çoğaldı; doğrusu da budur zaten.</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi risâlelerinin yüklüklerin, musandıraların en kuytu yerlerinde saklandığı, onlardan ancak imâ ile bahsolunabildiği günleri gördüm; Nurcu tevkifatlarına defalarca şahit oldum. Hamdolsun o günler geride kaldı. Bediüzzaman&#8217;ın te&#8217;lifatı aslına sadâkatle defalarca yayınlandı; Nur talebeleri bu hususta muazzam emekler ve fedakârlık gösterdiler. Risâleler semeredâr oldu; insanlar, çok dar ve kötü zamanlarda imânı omuzlayan bu eserleri dün olduğu gibi bugün de başlarının üstünde taşıyorlar. Yani Risâleler&#8217;in aslı itibariyle görünmez hale getirilmesi, piyasadan çekilmesi gibi bir tehlike yok; buna rağmen talebeleri ve sevenleri, sadeleştirilmiş Lem&#8217;alar&#8217;ı anlaşılabilir bir mantıkla eleştiriyorlar. Son derece tabiidir ve saygıyla karşılanması gerekir ve esasen onları cerh etmek gibi bir niyetim de yok.</p>
<p>Lâkin mevzû ateşteki kestanedir ve Üstâd&#8217;ın hâtırasına duydukları fart-ı muhabbetle yazacaklarımı yanlış anlamaya meyyâl bir kitlenin infiâlini celb etmek gibi sevimsiz bir ihtimâli de görüyorum. Ne var ki, ben de bu meselede -ucundan da olsa- tarafım. Şöyle: Gündelik gailelerine rağmen sadeleştirmeye birkaç seneden beri muazzam emek sarf eden Adnan Kayıhan ve M. İlhan Atılgan&#8217;ı yakından tanıyorum; bu gençler Türkçe bilgilerine, zevklerine ve en mühimi Risâle aşklarına kefil olabileceğim pırıl pırıl insanlardır. Yayınından önce metnin bir kısmını taslak halinde görüp incelemek fırsatım da oldu; bu esnada bazı ibârelere verilen karşılıklarda tereddüd ettim, &#8220;Şöyle olsaydı daha mı iyi olurdu?&#8221; türünden fikir yürütürken gördüm ki sadeleştirme netâmeli bir uğraştır ve dört dörtlük bir sadeleştirme, sadece teorik bir hülyâdır. Böyle düşünmeme rağmen şu hakikati de görüyorum: Eğer günün birinde Risâleler&#8217;in sadeleştirmesi gerekirse -ki bence böyle bir ihtiyaç vardır-, bu iki genç adamın Türkçedeki hassasiyet ve ehliyetleri liyâkat derecesindedir.</p>
<p>Nitekim sadeleştirilmiş Lem&#8217;alar&#8217;ın taze baskısı elime değdiğinde, &#8220;Bakalım metin nasıl akıyor, aslı ile sadeleştirilmiş hâli arasında kalite ve anlam kaybı var mı?&#8221; merakıyla, özel bir dikkatle okudum. Çok hoşuma gitti, beğendim, &#8220;Aferin gençler, Allah emeğinizin mükâfatını versin&#8221; diye gıyablarında hüsn-i temennîde bulundum. Velev ki, Bediüzzaman&#8217;ın eserleri, Osmanlıcası&#8217;ndan ilk defa Latin harfleriyle çevrilseydi sadeleştirmeye öfkelenen zevât arasında ben de bulunurdum ama &#8220;El insafu nısf&#8217;id-Dîn&#8221;; Bediüzzaman sadece talebelerine ve muhiblerine mi hitâb etsin? Ona zihnen ve fikren çok uzakta duran insanların bilgi ve kanaat sahibi olmak hakları yok mudur? Gençlerin, yurtdışındaki vatandaşlarımızın, Bediüzzaman&#8217;ın adını çok duymuş olmakla beraber onun eserlerine temas imkânı bulamamışların böyle &#8220;Sehil&#8221; bir metinden yola çıkmalarında nasıl bir beis olabilir?</p>
<p>Aslı hemen yanı başınızda duruyor; hatta dileyenler için İslâm harfleriyle tertib edilmiş baskılar bile mevcut. Binaenaleyh, yeni bir okuyucu kitlesine ulaşmak için verilen bu emeği hoş görmeseniz bile anlayış ve sabırla telakki etmeniz gerekmez mi efendim? Orijinaliteye sadâkat talebi ne kadar mâkul ve anlaşılır ise, yeni okuyuculara hitab imkânına sabır ve hoşgörü gösterilmesini beklemek, Nur talebelerine çok daha yakışan bir tutum olur diye düşünüyorum nâçizâne. </p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/7w8sUIBwZGw" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/sadelestirme-hakkinda-dusunduklerim-lemalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/sadelestirme-hakkinda-dusunduklerim-lemalar/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Devrimciliğin âlemi yok!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/p_bXuvvFB-M/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/devrimciligin-alemi-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 01:05:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5565</guid>
		<description><![CDATA[-Andımız, gençliğe hitâbe desem?.. -Hmm, nazik mesele Çekirge! -Neresi nâzik hocam; kaldıralım gitsin, hazır fırsat&#8230; -Kaldıralım demek kolay fakat benim içime sinmeyen bir şey var, edâsı beni huzursuz ediyor. Bu taleplerin intikamcı bir histeriye dönüşmesinden endişe ediyorum. Buna gerek yok; günün en mühim ihtiyacı andımızı, gençliğe hitabeyi kaldırıp atmak değil. Ne var ki biz ifratlardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>-Andımız, gençliğe hitâbe desem?..</p>
<p>-Hmm, nazik mesele Çekirge!</p>
<p>-Neresi nâzik hocam; kaldıralım gitsin, hazır fırsat&#8230;</p>
<p>-Kaldıralım demek kolay fakat benim içime sinmeyen bir şey var, edâsı beni huzursuz ediyor. Bu taleplerin intikamcı bir histeriye dönüşmesinden endişe ediyorum. Buna gerek yok; günün en mühim ihtiyacı andımızı, gençliğe hitabeyi kaldırıp atmak değil. Ne var ki biz ifratlardan tefritlere savrulmadan, aşırılıkları dibine kadar yaşamadan mâkul olanda karar kılamıyoruz. Her sabah 7&#8242;sinden 17&#8242;sine kadar bütün çocuklara huşû içinde andımızı hep bir ağızdan yüksek sesle tekrarlatmak, rejimin çocukları adam yerine koymadığının nişânı idi. Milli eğitim süreçlerinin her safhasında çocukları doktrine ederek iyi insan, iyi vatandaş imâl etmeye çalıştık yıllardan beri. Çok ucuz, çok mâliyetsiz, insana &#8220;Acaba?&#8221; dedirtecek derecede basit bir doktrin telkiniydi bu; emeksizdi, kaliteden mahrumdu&#8230;</p>
<p><span id="more-5565"></span></p>
<p>-Kalite derken?</p>
<p>-Biliyorsun, dört yıllık lisans eğitiminde bile gençlere İnkılap Tarihi, Türk Dili dersleri almayı mecburi kıldık; hâlâ geçerlidir. Tek yönlü, tek anlatımlı, kötü yazılmış kitaplardan okuttuk bu dersleri. Fakülte eğitimini bitirmiş kaç öğrenci, mezun oluncaya kadar şöyle aklı başında, ilmî usulle kaleme alınmış, muteber birkaç Atatürk biyografisi okuma şansı bulmuştur; kaçı yakın tarihin farklı anlatımlarını ihtiva eden kitaplarla tanışabilmiştir? Varsa yoksa İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders kitapları. O kitapların ilmî kalitesine bakarak rejimin meseleyi ne kadar hafife aldığını, buna mukabil gençlerini ne kadar değersiz gördüğünü kestirebilirsin. Her okulun, her kampüsün kapısına hayatta en hakiki mürşidin ilim olduğunu hatırlatan vecizeler kazıttık; orada bir ayrıntı var, hatırlatmadan edemeyeceğim: Bu duvar vecizelerinin anlamından geçtik, kaligrafik kaliteleri bile yerlerde sürünür durur. Pirinçten mâmul majiskül harfler arasındaki espas mesafelerini tayinden bile âciz, kaba-saba bir doktrin yüklemesi. Gelelim ilme, fenne: Resmi ideoloji, bizatihi kendisini ilmi metodların denetimine kapattı, itirazları, farklı kaynakları müşriklik, Râfızîlik kabul etti. Dünyanın en kötü heykel ve büstlerini, çok kötü yazılmış kitaplarını, berbat bir inkılap edebiyatını çocuklara iğneyle zerketmek ucuz yoldu Çekirge. Estetiğini oluşturamamış bir cereyan, edebî temsili çok zayıf ve en kötüsü, farklı fikir ve anlatımlara kapalı&#8230;</p>
<p>-İyi ya hocam, bu tutum cezalandırılmış oluyor böylece&#8230;</p>
<p>-Ceza iyi bir kelime değil, intikamcılık da bize en çok lâzım olan şey değil. Mustafa Kemal Paşa, Atatürkçü geçinen zevâtın kâffesinden iyi Türkçe bilen, konuşan yazan bir adamdı. Siyaset ve devlet adamlığı, hakkındaki suizanla abartı arasında buharlaşıp gitmiştir. Atatürk&#8217;ü, bir milli mücadele önderi, tarihî bir hâtıra, her kesim arasında müşterek kabullere adres gösteren bir şahsiyet olarak tutamadık; imajı, ifratla tefrit arasında savrulurken bulanıklaştı. Mutedil noktayı bulmak zor değil ama itidalin müşterisi yok; itidal zor anlaşılan bir şeydir Çekirge&#8230;</p>
<p>-Karşı mısınız yani andımızın, gençliğe hitabenin kaldırılmasına?</p>
<p>-Değilim elbette, sadece &#8220;Kaldıralım&#8221; heyecanının bu defa zıt yönde bir tahrip histerisine dönüşmesini doğru bulmuyorum. Andımızı mecburi kılan talimat kadar kaldıran bakanlık emri de masrafsız, zahmetsiz kararlardır. Mâliyetsizliği aldatmamalı. Görüyorsun ki askerî ve bürokratik vesâyetle geçirdiğimiz uzun yıllar bayağı tahribat yapmış zihinlerde. Ben devrimciliği sevmem, tedirgin olurum; onun yerine değişimin tabii âhengini yakalamanın daha değerli ve kestirme yol olduğuna, tekâmüle inanırım. İnkılapçı tabiatların aceleciliği, huşûneti, toptancılığı bize çok şey, meselâ insaf, hakkaniyet, âdil tartı gibi değerleri kaybettirdi. Bana göre doğru usûl, böyle küçük ve kolay zaferlerin tadını çıkarmayı, büyük anayasa değişikliğinin ertesi gününe kadar bekletmektir.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/p_bXuvvFB-M" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/devrimciligin-alemi-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/devrimciligin-alemi-yok/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Tefsir-i lu’b u lehv</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/EN1W3YQ0NGo/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/tefsir-i-lub-u-lehv/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 08:20:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5563</guid>
		<description><![CDATA[-Hocam futbol&#8230; -Anladım; futbol bir oyundur Çekirge. Ara sıra spordan sayıldığı da oluyor ama sonuçta bir oyun. Oyun deyip geçmemeli ama, çok ciddi bir şeydir oyun. Kur&#8217;an&#8217;da bile yeri var. &#8220;Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir&#8221; buyruluyor 47. sûrenin 36. âyetinde. Bu, önemli bir anlam tabakası; diğer tabaka A&#8217;râf ve En&#8217;âm sûrelerinde farkediliyor; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>-Hocam futbol&#8230;</p>
<p>-Anladım; futbol bir oyundur Çekirge. Ara sıra spordan sayıldığı da oluyor ama sonuçta bir oyun. Oyun deyip geçmemeli ama, çok ciddi bir şeydir oyun. Kur&#8217;an&#8217;da bile yeri var. &#8220;Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir&#8221; buyruluyor 47. sûrenin 36. âyetinde. Bu, önemli bir anlam tabakası; diğer tabaka A&#8217;râf ve En&#8217;âm sûrelerinde farkediliyor; orada, insanların &#8220;Dinlerini oyun ve eğlence edinmeleri&#8221; anlatılıyor. Dikkat isterim, her üç sûrede de oyun ve eğlence kavramları şu iki kelime ile karşılanıyor: Lu&#8217;b ve Lehv.<br />
<span id="more-5563"></span><br />
-Aman hocam, daha leb demeden tefsir dersine intikal ediverdiniz&#8230;</p>
<p>-Hâşâ; ne haddime? Sadece merak; vâkıa tefsir, meraklı amatörler için tehlikeli bir vâdidir; bundan içtinâb ederim, lâkin yanlışsa zaten ulemâmız değneği sırtımda kırarlar diyerek devam ediyorum. Lu&#8217;b, düpedüz oyun demek, yani çocukların &#8220;Elimsende&#8221;si gibi, futbol gibi, hatta tavla gibi vesaire. Lehv ise insanı oyalayıp dikkatini dağıtan ve asıl mevzudan uzaklaştıran, meşgul edici vesileler, hani &#8220;oyuna dalmışım, eve gecikmişim&#8221; der ya çocuklar bazen, işte o.</p>
<p>-Mevzûa gelirsek&#8230;</p>
<p>-Mevzû üzerindeyim zaten Çekirge, haddini tecâvüz etme, yoksa seni &#8220;Oyun&#8221;dan atıveririm. Mevzû üzerindeyim ve diyorum ki Cenâb-ı Hak bize bu âyetlerde çok önemli bir ayrıntıyı hatırlatıyor: Tamam, dünya hayatı size oyalayıcı ve asıl meseleden uzaklaştırıcı bir sûrette bir oyun gibi tasarlanarak verildi ama aman dikkat, oyunu ciddiye alın. Oyunu ciddiye alırsanız, oyun olmayana vâsıl olabilirsiniz. Oyun kavramını kategorik olarak küçümseme, önemse ki oyun olanla olmayanı ayırabilesiniz.</p>
<p>-Anlamıyorum galiba, affedin&#8230;</p>
<p>-Şu: Tavlada bile, seni oyun olanla olmayan arasında esaslı bir şuur ayrımına götürecek bir nükte gizli; onu fark ettikten sonra tavlanın zevki gider, ibreti kalır. Oyunu, sadece kazanmak için takib ediyorsan ve senin için en yüksek değer buysa, zarları atmadan yenildin; hilekârsan kaybettin, kazanmayı çok ciddiye alıp zevkten tavana zıplıyorsan kaybettin. Tavla seni yendi, sınavda çaktın. Futbolu çoğumuz küçümser, daha baştan burun kıvırır; anlaşılabilir bir tepki fakat dikkat, bütün dünyâ hayatı böyledir diye buyruluyor bize. Nedir; meselâ meslek, kazanç, aile hayatı, fikir hayatı, politika, kariyer dediğimiz o kaygan süreçler. Bunların her biri, futbol veya tavla gibi oyalayıcı, unutturucu birer oyun. Oyunu küçümseme, süreci önemse. Oyunu ciddiye al, oyun olduğunu hiç unutma, oyundan asıl varılması gereken yerin adresini kestirmeye çalış.</p>
<p>-Futbola gelirsek&#8230;</p>
<p>-Gelelim: İki vechesi var, ilki spor; sporla öyle âhım-şâhım ilgili değiliz, ikincisi eğlence, yani ecnebîlerin &#8220;Entertainment&#8221; diye kavramlaştırdıkları şey; spor boyutunu geçtik, eğlence faslını da elimize-yüzümüze bulaştırdık, hîle yaptık; şimdi hîleyi örtmeye uğraşırken farkettik ki, oyunu ciddiye almazsan eğlendirici bile olamıyor, kendine ziyan veriyorsun. Geçelim siyâsete: Siyâseti, iktidarı kazanmak ve elde tutmak diye anlıyorsan bir adım sonra şeytan sana &#8220;Her şeye rağmen ve ne pahasına olursa olsun&#8221; şartını da fısıldar. Oysaki sadece oyun olarak algılarsan, kazanma ihtimâlin var. Ölçümüz nedir, &#8220;Üst değerler&#8221;dir; üst değerleri eğip büken her oyun, şirâzesinden çıkmış demektir, başka bir vâdide alır başını gider ve ayağı üzengiye takılı kalmış süvari gibi helâk oluverirsin. Al sana eğitim meselâ, o da bir oyun. Bütün dünyanın bilgisini edinmek seni kurtarmaz, bilginin istikaametini sezdin ise eyvallah; bilgiyle mağrur isen eyvâh. Al sana aile hayatı. Sevdiklerine hâşâ taabbüd derecesinde muhabbet, oyunu anlamamaktır, kestirmeden şirke gidersin&#8230; Al sana meselâ sanat, meselâ din&#8230;</p>
<p>-Hocam, yerimiz bitiyor, bağlasak?</p>
<p>-Olmadı Çekirge, yine tam anlatamadım, yarım kaldı; bu yaştan sonra tefsir mi yazsam nedir, üff! </p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/EN1W3YQ0NGo" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/tefsir-i-lub-u-lehv/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/tefsir-i-lub-u-lehv/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Muktedir bir Türkiye, Batı’yı korkutuyor</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/2bTfE4AZGeI/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/muktedir-bir-turkiye-batiyi-korkutuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 00:26:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon Dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5567</guid>
		<description><![CDATA[The Independent gazetesinde yayımlanan ‘Türkiye’nin ekonomik mucizesi artık zeval mi buluyor?’ başlıklı yorum yazısı, tahmin edileceği üzere Türk basınında anında yankı buldu. Bazı Türk yorumcular, çok daha atik davranarak gazetenin web sitesinde yayımlanan makalenin altında, artık aşinası olduğumuz polemiklere girişmekte dakika sektirmediler. Bunlardan biri çok manidardı: “Bunlar İmam-Hatiplerin, Fethullah’ın, Tayyiplerin mârifetleri; başka ne bekliyordunuz ki?” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>The Independent gazetesinde yayımlanan ‘Türkiye’nin ekonomik mucizesi artık zeval mi buluyor?’ başlıklı yorum yazısı, tahmin edileceği üzere Türk basınında anında yankı buldu. Bazı Türk yorumcular, çok daha atik davranarak gazetenin web sitesinde yayımlanan makalenin altında, artık aşinası olduğumuz polemiklere girişmekte dakika sektirmediler. Bunlardan biri çok manidardı: “Bunlar İmam-Hatiplerin, Fethullah’ın, Tayyiplerin mârifetleri; başka ne bekliyordunuz ki?”</p>
<p><span id="more-5567"></span></p>
<p>‘Cimbom’ takma adını kullanan Türk yorumcu, meâlen şöyle devam ediyordu: “Son on yılda alınan milyarlarca dolar borç ekonomik bir başarı gibi görünebilir ama demokratik değerler gitgide aşınıyor. Radikal İslamcı hükümet bağımsız ve tarafsız yargıyı ortadan kaldırdı; değil adil yargılama, duruşma bile yapmadan masum muhalifler İslâmi faşist rejim tarafından hapse atılıyor. Türkiye demokratik değerler açısından bir utanç kaynağıdır. Türkiye, modern toplumda yeri olmayan İslami değerlerin teşvik edildiği bir merkez haline geldi.”</p>
<p>Ne kadar tanıdık, ne kadar mâlum cümleler; biz her gün, bir kısım gazetelerin web sitelerinde buna benzer yorumlardan düzinelercesi ile karşılaşıyoruz!</p>
<p>Sadede gelelim: Patrick Cockburn imzalı makalenin iki boyutu dikkati çekiyor; bunlardan ilki, Türkiye’nin kendisine duyduğu aşırı güven yüzünden kendi eliyle şişirdiği ekonomik bir balonu gerçek bir ekonomik başarı zannedebileceğidir. Yazar İrlanda ve Yunanistan’ın bu akıbete uğradığını hatırlattıktan sonra yabancı sermaye akışının kısa sürede tersine dönebileceğini ileri sürüyor.</p>
<p>İkinci olarak Cockburne, -bana göre ağzındaki asıl baklayı çıkararak- Türkiye’nin, ekonomik metanetiyle doğrudan ilgisi bulunmayan aşırı güven hissiyle bölge lideri gibi davranmaya başlamasına dikkat çekiyor. Komşularıyla hızla kötüleşen ikili ilişkilerin bir ikaz işareti olduğunu belirten yazar, AB sürecinin sekteye uğramasıyla Kürt meselesi ve Kıbrıs’ta çıkmaza girdiğini hatırlatıyor.</p>
<p>Satır aralarından çıkan anlam, Türkiye’nin bir bölge gücü, ‘büyük devlet’ edasıyla davranmaya başlamasının, Batı çevrelerinde uyandırdığı ciddi rahatsızlık, hatta endişedir.</p>
<p>Türkiye, dış güçler tarafından rahatlıkla kontrol (hattâ manipulation) edilebildiği dönemlerde, çok vahim bir borç sarmalı içinde bulunuyor, kamu kaynaklarını ciddi surette israf ederken yatırımlardan çok borçlarını çevirmekle uğraşıyordu. O dönemlerde Türkiye’de rejimin niteliği, AB ile ilişkiler, demokratik standart ve değerler, insan hakları ihlâlleri gibi arızalar üzerinde durulduğuna şahit olmuyorduk. Bu süre zarfında Türkiye’nin askerî vesayet altında sürekli darbelere muhatap olması ve darbe baskısı altında yaşaması, insan hakları ihlâlleri, iç bünyede yaşadığı mezhep çatışmaları ve ucu kanlı cinayetlere kadar uzanan ideolojik kavgalar da pek dikkat çekmiyordu. Ancak siyasi istikrarı yakalamaya başladığı, kaynaklarını daha itinalı kullandığı ve ekonomik durumunu iyileştirmeye başladığı bir periyotta, Batılı çevrelerden bu tür ikaz kılığına bürünmüş homurtuların yükselmesi anlamlıdır.</p>
<p>Bu değerlendirmeyi yaparken, sistemin demokratikleşmesinde Batılı standartların verdiği ilhamı gözden uzak tutmuyorum.</p>
<p>Batılı çevreler için ideal Türkiye kompozisyonu, iç sıkıntılarından fırsat bulup bölgesinde ve dünyada sözü geçer ve etkili bir devlet olmaya fırsat bulamamış, Batı karşısında her daim mâdun bir ülkedir. IMF kaynaklarından daima kredi kullanarak gündelik işleri yürütebilen, bütün enerjisini iç barışı tehdit eden çatışmalara yoğunlaştırmış bir Türkiye, Batılı çevrelere ‘mûnis’ görünüyor olmalı. Komşularıyla iyi geçinen, karşılıklı dengeye dayalı ilişkiler geliştiren, hatta onlara kriz günlerinde yardımcı olabilecek derecede kendinden emin ve güçlü bir Türkiye, Batılı çevrelerin huzursuzluk kaynağı oluyor.</p>
<p>Patrick Cockburne’nin makalesi, işte bu mâhiyette anlaşılması gereken, “Bölgede etkili olmaya kalkışmayın, Batı’nın nüfuz alanlarına sızmaya kalkışmayın” anlamında bir niyeti ifade ediyor. Doğu komşumuz İran üzerinde yoğunlaşan ABD-AB baskısı Suriye’ye müdahale yolunda isteklendirilirken Arap Ligi üzerinde ağabeylik taslamaya yeltenmememiz istikametindeki baskıları böyle okumak gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>‘Yapabilen’ Türkiye, Batılıları endişelendiriyor; bizim tek endişemiz ise bütün enerjimizi ‘doğru olanı yapabilmek’ etrafında yoğunlaştırabilmek olmalı.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/2bTfE4AZGeI" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/muktedir-bir-turkiye-batiyi-korkutuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/muktedir-bir-turkiye-batiyi-korkutuyor/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>TOKİ yönetiminin açıklaması</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/OUqe2SIX-Aw/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/toki-yonetiminin-aciklamasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 04:29:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazar Keyfi]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5561</guid>
		<description><![CDATA[Gazetenizin 15 Ocak 2012 tarihli Pazar ekinde yayınlanan, &#8220;TOKİ&#8217;nin ufku var mı, ufku?&#8221; başlıklı yazınızdaki görüşleriniz üzerine aşağıdaki hususları bilginize sunarak değerlendirmelerinize katkıda bulunacağımız düşüncesindeyiz. İdaremiz, 58, 59, 60 ve 61. hükümetlerimizin acil eylem planı ve hükümet programlarında yer verilen hedefler çerçevesinde, gecekondu dönüşüm/kentsel yenileme projeleriyle, belediyelerle işbirliği içinde çağdaş şehirler üretilmesini ve şehirlerin günün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gazetenizin 15 Ocak 2012 tarihli Pazar ekinde yayınlanan, &#8220;TOKİ&#8217;nin ufku var mı, ufku?&#8221; başlıklı yazınızdaki görüşleriniz üzerine aşağıdaki hususları bilginize sunarak değerlendirmelerinize katkıda bulunacağımız düşüncesindeyiz.</p>
<p>İdaremiz, 58, 59, 60 ve 61. hükümetlerimizin acil eylem planı ve hükümet programlarında yer verilen hedefler çerçevesinde, gecekondu dönüşüm/kentsel yenileme projeleriyle, belediyelerle işbirliği içinde çağdaş şehirler üretilmesini ve şehirlerin günün değişen koşullarına daha iyi yanıt verebilecek duruma getirilmesini hedeflemektedir. Bunun yanı sıra kentlerimizdeki gecekondulaşmanın önlenmesi, mevcut gecekondu alanlarının dönüştürülmesi ve dar gelirlilerin kira öder gibi kısa sürede ev sahibi olmaları da amaçlanmaktadır.<br />
<span id="more-5561"></span><br />
Türkiye&#8217;deki gecekondu ve kaçak yapılaşma alanları sadece bireyin ve grupların bilgi eksikliğinden ya da yanlış davranışlarından kaynaklanmadığı gibi, çözümü de bireylere ve gruplara bırakılmayacak kadar önemlidir. İdaremizce ciddiyetle ele anılan dönüşüm projeleri aynı zamanda sosyal devletin yükümlülüğü olarak görülmektedir. Sorunların çok yönlü olması bireyin ve grupların bu sorunların üstesinden yalnız başlarına gelmelerini engellemektedir.</p>
<p>Kentsel yenileme projeleri bire bir halk ile muhataplığından dolayı gerçekten zor projelerdir. Bu projelerde, kamu menfaatini düşünürken karşınızdaki halkı da mağdur etmeden sonuca ulaşmak ve bunun yanı sıra kentin köhnemiş bölgelerini de rehabilite etmek ana hedeftir. Bu kapsamda gecekondu dönüşüm projelerinin en zor tarafı halkı proje konusunda ikna etmek, mevcut yaşam standartlarına uygun yeni yaşam alanları oluşturmak ve yeni hayata adaptasyon konusunda sosyal içerikli projeler geliştirmektir. Hak sahiplerini yeni hayatlarına adapte ederken sosyal kriterleri de gözeterek mümkün olduğunca kişilerin eski yaşam standartlarına en uygun projelerin seçilmesi yönünde çaba sarf edilmektedir. İdaremiz bu anlamda Stratejik İletişim Konsepti oluşturma yönünde çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<p>İdaremiz tarafından gerçekleştirilen sosyal konut uygulamalarında gelinen seviye itibariyle konut üretimi esnasında kullanılan mimari projelerle ilgili yapılan eleştirel tespitlere ilişkin olarak gerekli çalışmalar yapılarak elde edilen projeler doğrultusunda ihaleler gerçekleştirilmektedir.</p>
<p>Bahse konu çalışmalar kapsamında; 2009 yılında İdaremizce &#8220;İstanbul Kayabaşı Bölgesi İçin Mimari Proje Fikir Yarışması&#8221; açılmış, yarışmada eşdeğer ödül alan mimari fikir projelerinden birisi ile uygulamaya yönelik proje çalışmalarına başlanılmıştır. Tünel kalıp sisteminin elverdiği oranda farklı türdeki plan şemalarına sahip konut tipleri üzerinden yöresel ve bölgesel özellikleri de yansıtacak tarzda siluetler elde edilmeye azami gayret gösterilmiştir. Elde edilen projelerle 822 adet konut uygulamasına ilişkin olarak gerekli ihale işlemleri tamamlanmış olup, projenin uygulanmasına yönelik olarak mahallinde imalatlara başlanılmıştır. Ayrıca Kayabaşı bölgesinde, eşdeğer ödül alan yarışmacılarla, farklı konut tipleri üzerinden yapılan proje çalışmalarına da halen devam edilmektedir. Bununla birlikte İdaremize ait Ankara Beypazarı, Bolu Göynük, Trabzon Arsin, Rize Çamlıhemşin ve Erzincan Kemaliye toplu konut uygulamalarında da Kayabaşı örneğinde olduğu gibi tünel kalıp sisteminin elverdiği oranda İdaremize ait konut tipleri üzerinden yöresel ve bölgesel özellikleri de yansıtacak tarzda siluetler elde edilmiştir. Kuzey Ankara kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında kullanılan konut tipleri de tünel kalıp sistemi esas alınarak bölgede yaşayan ancak dönüşüm kapsamında evleri yıkılan hak sahiplerinin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde projelendirilmiş olup, hak sahiplerinin sosyal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla da sosyal donatı binaları inşa edilmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte İdaremizce hızlı konut üretimi çalışmalarında kolaylık olması amacıyla tercih edilen tünel kalıp sistemi yanında konvansiyonel sistemde de konut üretimine yönelik proje çalışmaları yapılmaktadır. Şöyle ki; halen uygulama imalatları devam eden İstanbul Fatih Sulukule kentsel dönüşüm çalışmalarında yöresel, bölgesel ve de özellikle orada yaşayan Roman vatandaşlarımızın kültürel özelliklerini de yansıtan konvansiyonel kalıp sistemin sağladığı kolaylıklar sayesinde yakın komşuluk ilkesi içerecek şekilde az katlı, iç bahçeli ve yerleşik sokak kültürünü tamamlar nitelikte konutlar projelendirilmiştir.</p>
<p>Ayrıca Ilısu Barajı ve HES Projesi Yeniden Yerleşim faaliyetlerinin yürütülmesine yönelik olarak, İdaremiz, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve Afet İşleri Genel Müdürlüğü koordinasyonunda &#8220;Ilısu ve Yusufeli Barajları Göl Sahasında Kalan; Batman-Hasankeyf İlçesi 3 Belde ve 105 Köyde Kentsel Yeni Yerleşim Alanı ile Artvin-Yusufeli İlçesi ve 20 Köyde Kentsel Yeni Yerleşim Alanına Ait İnşaat Öncesi, İnşaat Aşaması ve İnşaat Sonrası Danışmanlık Hizmetleri İşi&#8221; kapsamında halen inşası devam eden 48 adet afet konutu ve inşa edilecek olan diğer konut ve sosyal donatı ile kamu binalarında da konvansiyonel sistemde, Sulukule örneğinde de olduğu gibi yöresel, bölgesel ve de özellikle orada yaşayan vatandaşlarımızın kültürel özelliklerini de yansıtacak şekilde projelendirme çalışmaları yapılmıştır. Kuzey Ankara kentsel dönüşüm alanı içerisinde kentsel dönüşüm çalışmaları dışında olmak üzere konvansiyonel sisteme uygun olarak geleneksel Osmanlı ve Selçuklu mimari özelliklerimiz esas alınmak suretiyle ve bir mahalle ortamı oluşturulacak şekilde 300 adet konut ve 41 adet villadan oluşan toplam 341 adet konut projelendirilmiş olup inşaat imalatlarına başlanılmıştır.</p>
<p>İdaremizce hızlı konut üretimi amacıyla halen kullanılmakta olan tünel kalıp sisteminin mimari olarak getirdiği kısıtlamalar bilinmekle birlikte tünel kalıp sistemin elverdiği oranda değişik ve farklı tarzda proje çalışmaları yapılmakta, aynı zamanda yine İdare&#8217;ye ait diğer işlerde de konvansiyonel kalıp sistemiyle yöresel, bölgesel ve kültürel özelliklere uygun projelendirme çalışmaları yapılmaktadır.</p>
<p>TOKİ, hükümetin planlı kentleşme ve konut üretim seferberliği çevresinde 2003-2011 yılları arasındaki 8 yıllık dönemde, daha önce hayali bile kurulamazken 500 bin konut rakamını aşmış bir kuruluştur. İnşa edilen konutlarımızın birçoğu yoksul ve alt gelir grubuna ait yurttaşlarımıza verilmiş olup bu kişiler kira öder gibi konut taksitlerini ödemektedirler. Başını sokacak bir ev arayışında olan bu insanlarımızın nitelikli, sağlıklı ve yaşanabilir sosyal çevreleri ile bir bütün konutlarında mutlu bir hayat sürdürmeleri hedefimizdir.</p>
<p>Gecekondu tarzı yapılar hiçbir yasa ve yönetmelik hükümleri gözetilmeksizin elde edilen arazi parçaları üzerine yapılan, plansız, programsız ve herhangi bir altyapısı olmadan inşa edilmişlerdir. Görsel anlamda ilk bakışta göze hoş görünmekle birlikte bu tür yapıların ülkemizde yaşayan tüm bireylerin hakları çiğnenerek yapıldığı ve maalesef halen de yapılmaya devam edildiği unutulmamalıdır. Bu tür alanlarda yaşamadan sadece görsel anlamda konuyu değerlendirmenin, olayı bütüncül değerlendirmeden uzak kısır bir yaklaşım olduğu açıktır. Oysaki İdaremiz çeşitli araştırma kuruluşlarına kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri memnuniyet anketi hazırlatmış ve ortalama % 85 hak sahibi memnuniyetinin olduğu ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Öte yandan bahsi geçen yazınızda yer verilen fotoğraftaki bloklar, kentsel dönüşüm projesi için yapılan konutlar değildir. İdaremizce 2008 yılında ihale edilen ve boş mülkiyet üzerinde inşa edilen Ankara Mamak&#8217;taki 510 konut inşaatı işine aittir.</p>
<p>İdaremiz mimari projelerle ilgili yapılan eleştirel tespitlere ilişkin olarak gerekli çalışmaları sürekli yapmakta, kendini sürekli yenilemekte ve bu çalışmalar sonucunda elde edilen projeler doğrultusunda ihaleleri gerçekleştirmektedir. Hal böyleyken; bir fotoğraftan yola çıkarak, genel bir değerlendirme yapmadan &#8220;TOKİ&#8217;yi ufuksuzlukla&#8221; itham etmek özveri ile görev yapan TOKİ çalışanları için büyük bir haksızlıktır. Konuyu bu bilgiler dahilinde tekrar değerlendirmenizi diler saygılar sunarız. </p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/OUqe2SIX-Aw" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/toki-yonetiminin-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/toki-yonetiminin-aciklamasi/</feedburner:origLink></item>
	</channel>
</rss><!-- Dynamic page generated in 1.830 seconds. --><!-- Cached page generated by WP-Super-Cache on 2012-02-08 11:36:02 --><!-- Compression = gzip -->

