<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2turkishfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0"><channel><title>Ahmet Turan Alkan.net</title> <link>http://ahmetturanalkan.net</link> <description>Gayr-i Resmi Ahmet Turan Alkan Sitesi</description> <lastBuildDate>Tue, 07 Sep 2010 23:12:22 +0000</lastBuildDate> <language>en</language> <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod> <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency> <generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator> <atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/ahmetturanalkan" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="ahmetturanalkan" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:emailServiceId xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">ahmetturanalkan</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.plusmo.com/add?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://plusmo.com/res/graphics/fbplusmo.gif">Subscribe with Plusmo</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.thefreedictionary.com/_/hp/AddRSS.aspx?http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://img.tfd.com/hp/addToTheFreeDictionary.gif">Subscribe with The Free Dictionary</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.bitty.com/manual/?contenttype=rssfeed&amp;contentvalue=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.bitty.com/img/bittychicklet_91x17.gif">Subscribe with Bitty Browser</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.newsalloy.com/?rss=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.newsalloy.com/subrss3.gif">Subscribe with NewsAlloy</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.live.com/?add=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://tkfiles.storage.msn.com/x1piYkpqHC_35nIp1gLE68-wvzLZO8iXl_JMledmJQXP-XTBOLfmQv4zhj4MhcWEJh_GtoBIiAl1Mjh-ndp9k47If7hTaFno0mxW9_i3p_5qQw">Subscribe with Live.com</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://mix.excite.eu/add?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://image.excite.co.uk/mix/addtomix.gif">Subscribe with Excite MIX</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://download.attensa.com/app/get_attensa.html?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.attensa.com/blogs/attensa/WindowsLiveWriter/BadgeredintoBadges_10C02/attensa_feed_button5.gif">Subscribe with Attensa for Outlook</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.webwag.com/wwgthis.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.webwag.com/images/wwgthis.gif">Subscribe with Webwag</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.podcastready.com/oneclick_bookmark.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.podcastready.com/images/podcastready_button.gif">Subscribe with Podcast Ready</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.flurry.com/pushRssFeed.do?r=fb&amp;url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.flurry.com/images/flurry_rss_logo2.gif">Subscribe with Flurry</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.wikio.com/subscribe?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.wikio.com/shared/img/add2wikio.gif">Subscribe with Wikio</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" href="http://www.dailyrotation.com/index.php?feed=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.dailyrotation.com/rss-dr2.gif">Subscribe with Daily Rotation</feedburner:feedFlare><item><title>CHP’nin ‘sôl’ bacağı</title><link>http://ahmetturanalkan.net/yazi/chpnin-sol-bacagi/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/chpnin-sol-bacagi/#comments</comments> <pubDate>Tue, 07 Sep 2010 23:12:22 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4628</guid> <description><![CDATA[Bizim gazeteler haberi, &#8220;Kendi kalesine penaltıdan gol attı&#8221; diye verdiler. Bir futbolcu kendi kalesine gol atar; isteyerek de atar, istemeyerek de atar fakat bu işi penaltı atışı esnasında yapabilmesi aklımı karıştırdı. Zihnimde canlandıramayınca hızla futbol kültürümü gözden geçirdim: Evet, zannederim 70&#8242;li yıllarda böyle bir hadise olmuştu ve ben bunu yıllar sonra bir takvim yaprağının arkasındaki [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Bizim gazeteler haberi, &#8220;Kendi kalesine penaltıdan gol attı&#8221; diye verdiler. Bir futbolcu kendi kalesine gol atar; isteyerek de atar, istemeyerek de atar fakat bu işi penaltı atışı esnasında yapabilmesi aklımı karıştırdı.</p><p>Zihnimde canlandıramayınca hızla futbol kültürümü gözden geçirdim: Evet, zannederim 70&#8242;li yıllarda böyle bir hadise olmuştu ve ben bunu yıllar sonra bir takvim yaprağının arkasındaki &#8220;Tarihte garip olaylar&#8221; köşesinde okumuştum; hadise şöyleydi: Mamak Maskespor adlı futbol kulübümüz, muhtemelen Ankara amatör liginde maç yaparken penaltı atışı kazanmıştı. Her penaltı atışında muayyen ihtimaller vardır; ya gol olur, ya kaleci tutar veya top auta çıkar. Penaltıyı kullanan oyuncu, penaltı literatürüne yeni bir boyut getirerek topu taca atmaya başarmıştı!<br
/> <span
id="more-4628"></span><br
/> Takdir edersiniz ki penaltı kullanırken topu taca atmak, tersinden de olsa takdir edilmesi gereken bir hünerdir ve bu meçhul futbolcunun şanlı spor tarihimizde ismen yer almamış olması büyük bir eksikliktir. Araştırmacı gazeteci olarak internete baktım; ota-çöpe yorum yazmaya meraklı gençler bu olayı sadece bir kavram olarak algılamışlar; tarihi bir hadise olarak değil; olur mu öyle şey? Buz gibi hakikat ayol! Bu da benim futbol tarihine katkım olsun; yanlışım varsa Mamak Maskespor yöneticileri düzeltsinler diyerek asıl meseleye geçiyorum.</p><p>Efendim Jamie Carragher, Liverpool futbol takımının kıdemli oyuncularından biri. Galiba kendi adını taşıyan hayır derneği adına kendi takımını, Everton ile özel maç yapmaya ikna etmiş. İyi, normal&#8230; Maçı Liverpool 4-1 kazanıyor. Everton&#8217;un tek golünü ise Evertonlu futbolculardan biri değil, yine Carragher atıyor. Şöyle oluyor: Top penaltı noktasına dikilmiş, Liverpoollu oyuncu hangi köşeye atayım diye kaleciye bakmamaya çalışarak kafasından hesap yaparken, ciğerci dükkânının önündeki hırsız kedi gibi oralarda bekleyen Carragher, hakemin düdüğü ile beraber herkesin şaşkın bakışları arasında kendi kalesine güzel bir penaltı çekiyor. Gol!</p><p>Carragher demiş ki maçtan sonra, &#8220;Küçüklüğümden beri tek hayalim Liverpool&#8217;a gol atmaktı.&#8221;</p><p>Vallahi pahalı bir fantezi ama gerçekleşmiş neticede. Carragher spor tarihindeki yerini aldı, artık Guinness kitabına da geçer; kendi kalesine penaltıdan gol atmak azımsanacak başarı değil. Vakıa bunu, bugünlerde CHP teşkilatında görev yapan bazı partililer neredeyse günaşırı, âdeta ritmik bir âhenkle başarmaktalar fakat &#8220;Ev danası öküz olmaz&#8221; derler ya; elin Carragher&#8217;ı kendi kalesine gol atınca kahraman olur, dünya TV&#8217;lerinde gösterilir; bizim CHP&#8217;liler referandumda hayır çıksın diye tutup kendi elcağızlarıyla afiş yapar, fakat neticede kendilerini bacaklarından vurmaktan başka bir iş göremezler.</p><p>İnsanın kendi bacağını vurması sevimsiz bir iş; vaktiyle &#8220;Neredesin Firuze&#8221; diye süper bir film yapmıştı bizimkiler; o filmde kült sahneler vardır. Konumuzla ilgili olanı şöyle: Mafya&#8217;nın tetikçisi infaz yapmak üzere yakalayıp üzerinde çalışacağı elemana diyor ki, &#8220;Seni hangi bacağından vurayım kardeş; sağ mı sol mu?&#8221; Adam müzik yapımcısı galiba, Sol diyemiyor, zâhir kibarlık olsun diye tatlılaştırılmış &#8220;Sôôl&#8221; gibi bir şey çıkıyor ağzından. Haydii çatt&#8230;</p><p>Avcılar teşkilatının ne kabahati var; bu güzide partimizin bilumum elemanları, genel başkanından en genel sekreterine, il başkanından ilçe yöneticisine, oradan müstafi genel başkanına kadar cümlesi, &#8220;Böyle teşkilatım oldukça düşmana ne hâcet&#8221; makamında zekîce eylemlerde bulunup, birbirlerini &#8220;Sôl&#8221; bacaklarından vurmaktan fırsat bulabildikleri anlarda kendi kalelerine penaltıdan gol atıp duruyorlar.</p><p>Kamer Genç diye biri var mesela: CHP, hafta sonuna kadar üç mitingde daha konuştursun bunu, % 75 Evet&#8217;i garanti eder AK Parti, öyle faydalı bir eleman!</p><p>Kale karşı tarafta Kemal Bey, huu; topu oraya atarsanız gol yazıyor amcalar&#8230;</p><p>Hâmiş: Hayırcılar da dahil, herkesin bayramını tebrik ederim.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/chpnin-sol-bacagi/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Eklem çıtırtısı, kemik kütürtüsü…</title><link>http://ahmetturanalkan.net/yazi/eklem-citirtisi-kemik-kuturtusu/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/eklem-citirtisi-kemik-kuturtusu/#comments</comments> <pubDate>Mon, 06 Sep 2010 08:28:34 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4623</guid> <description><![CDATA[CHP&#8217;nin parti grubundan çıkarılabilecek en masif ve pırıltısız Genel Başkan Kılıçdaroğlu&#8217;nu anlıyor hatta acıyorum. Kaset hadisesi ile referandum arasındaki üç-dört aylık zamanda şapkadan &#8220;hooples&#8221; diye tavşan çıkarmasını beklemek haksızlıktı. Neredeyse bir asırlık kireçlenme tutmuş partinin eklem yerlerini. Demokrasi için gerekli fundamental (Yani nedir bunun Türkçesi birader, TDK uyuyor mu? &#8220;Esas, temel, olmazsa olmaz, birincil, köklere [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>CHP&#8217;nin parti grubundan çıkarılabilecek en masif ve pırıltısız Genel Başkan Kılıçdaroğlu&#8217;nu anlıyor hatta acıyorum. Kaset hadisesi ile referandum arasındaki üç-dört aylık zamanda şapkadan &#8220;hooples&#8221; diye tavşan çıkarmasını beklemek haksızlıktı.</p><p>Neredeyse bir asırlık kireçlenme tutmuş partinin eklem yerlerini. Demokrasi için gerekli fundamental (Yani nedir bunun Türkçesi birader, TDK uyuyor mu? &#8220;Esas, temel, olmazsa olmaz, birincil, köklere dair&#8221; diye tarif edince de gazı kaçıyor kavramın!), evet demokrasi için olmazsa olmaz kabilinden fundamental hareketleri yaparken bile eklemlerinden kütür kütür kemik sesleri geliyor partinin; adaleler alışık değil tabii, kesin ve sert dönüşler bünyeye acı veriyor. Her CHP açılımı, parti genel merkezinden gelen &#8220;Vay vay vay, oy oy oy&#8221; nidâlarıyla seslendirilen kas spazmlarına, kemik kütürtülerine yol açıyor; bunu bir süre sonra nefes yetmezliğinin takib etmesi mukadderdir.<br
/> <span
id="more-4623"></span><br
/> Bu genel merkez-karargâh meselesine mim koyuyorum; Başbuğ Paşa&#8217;nın madalyasız emekli edilmesi hadisesinde, iyiniyetine rağmen TSK&#8217;nın itibarını korumakta en başarısız askerî lider durumuna gelmesinde Genelkurmay Karargâhı&#8217;nın büyük vebâli vardı. Bizde öteden beri, &#8220;Adam iyiydi ama çevresi onu bozdu&#8221; diye ifade edilen bir mazur görme tavrı vardır ve bu tavır yanlıştır; çünkü liderler çevresinde bulunan adamları (Şoför, aşçı, çaycı ve korumaları bile) tek tek seçerler. Doğru lider doğru adamları seçer. &#8220;Kendisi iyi ama etrafı yetersiz ve kötü&#8221; bahânesi geçersizdir. Başbuğ Paşa&#8217;yı karargâhı bu hale getirdi; Kılıçdaroğlu ise kendi karargâhı karşısında çaresizdir çünkü o karargâh, -başta da veciz bir şekilde ifâde ettiğim üzre- Kılıçdaroğlu&#8217;nu sıradan, mat ve renksiz bir vekil iken &#8220;Kurbağa ile Prenses&#8221; masalında olduğu üzre bir öpücükte genel başkan yapıvermiştir. Bu durumda Kılıçdaroğlu&#8217;nu Başbuğ Paşa gibi eleştiremiyoruz pek; o sadece elinden geleni yapıyor ve kabiliyetini son zerrelerine kadar kazıyarak partisine hizmet ediyor (Bkz. Alphons Daudet, Altın Beyinli Adam hikâyesi ve devamı).</p><p>E, şimdi öyleyse şu &#8220;Müslüman kadınların rahibe gibi örtünmesi için evet&#8221; afişinin başına açtığı sevimsiz sıkıntılardan ötürü, CHP&#8217;nin zoraki liderini fazla hırpalamamak gerekir; nitekim şahsen ben onun &#8220;Bunu yapanı ortaya çıkarmazsa bunun sorumlusu hükümettir düzenleyen yapan hükümettir.&#8221; cümlesiyle biten açıklamasını, büyük şirketlerin telefon santralindeki otomatik teyp kayıtlarına benzeterek izah edebiliyorum. CHP genel başkanı, dara düştüğü yerde, izahında sıkıntı çektiği konularda, &#8220;Burdan hodri meydan diyorum, gelsin tartışalım, kaçmasın, bende belgeleri var&#8221; veya &#8220;Yapanı bulsunlar, bulamazlarsa kendileri yapmışlardır, biz öyle terbiyesizlik yapmayız; tarihler yazmamıştır&#8221; diye insanda gülmekten çok acımak hissi uyandıran otomatik tepkiler vererek geçiştirmeye çalışıyor.</p><p>Yazıktır, o da bir ana kuzusudur; bir delikanlıya bu kadar gadr edilmez. Ey hayırcı cemaati, referandumu kaybederseniz (Ki öyle görünüyor!) önümüzde genel seçim var, çalışır halka projelerinizi beğendirirsiniz fakat Kılıçdaroğlu bir daha böyle ağır bir yükün altından kalkabilir mi bilmem.</p><p>Desteklemiyorum o ayrı fakat yazık, üzülüyorum; genel başkanına, retorik diye otomatik telefon kaydı repliğini reva gören bir karargâh, onu gözden çıkarıp yenisini çoktan idmana başlatmış olsa gerektir diye düşünüyorum. Olsun, ona da yazık; problem genel başkan değil ki CHP&#8217;de, bünye meselesi! 87 yaşındaki bir bedene delikanlı ciğeri taksanız ne olur? Mafsallar eski, mentalite ise XIX. yüzyılın sonlarına ait. E, metal yorgunluğu da var. Olmuyor işte&#8230;</p><p>&#8220;O pankartı asanı bul; bulmazsan sorumlu sensin&#8221; sözü, sahibiyle birlikte referandum günlerinin en hoş sürprizi olarak tarihteki yerini alacak. Tam da alışıyorduk halbuki.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/eklem-citirtisi-kemik-kuturtusu/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>2</slash:comments> </item> <item><title>Kaçak, ruhsatsız, illegal, yasadışı kütük evimizin başına gelenler</title><link>http://ahmetturanalkan.net/yazi/kacak-ruhsatsiz-illegal-yasadisi-kutuk-evimizin-basina-gelenler/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/kacak-ruhsatsiz-illegal-yasadisi-kutuk-evimizin-basina-gelenler/#comments</comments> <pubDate>Sun, 05 Sep 2010 09:36:05 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Pazar Keyfi]]></category> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4617</guid> <description><![CDATA[Efendim, Kurtdereli Mehmet Pehlivan, geçen hafta tasvir ettiğim üzere tam da Adalı Halil&#8217;i kündeye getirip kemâneye geçmek üzere idi ki, araya lâf girdi, yine mevzudan uzaklaşıp uzaklara gidiverdik&#8230; Birader bir künde dediğin nedir; anlatılması bir hafta süren kemâne, paça sarması, kurt kapanı olur mu, bir elense dediğin iki günde tasvir edilir mi; el insaf, fakat [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Efendim,  Kurtdereli Mehmet Pehlivan, geçen hafta tasvir ettiğim üzere tam da  Adalı Halil&#8217;i kündeye getirip kemâneye geçmek üzere idi ki, araya lâf  girdi, yine mevzudan uzaklaşıp uzaklara gidiverdik&#8230;</p><p>Birader bir künde dediğin nedir; anlatılması bir hafta  süren kemâne, paça sarması, kurt kapanı olur mu, bir elense dediğin iki  günde tasvir edilir mi; el insaf, fakat bundan otuz-kırk sene önce  &#8220;Pehlivan tefrikası&#8221; dediğimiz edebi türün başlıca özelliği, ağır çekim  denilen usulde oynatılan filmlerde olduğu gibi, hareketlerin yavaş  yavaş, âheste-beste tasvir edilmesiydi. Yazar, o günlük yazısını biraz  daha uzatmak isteyince mikrofonu seyircilere doğru yöneltir, güyâ  onların kendi aralarında konuştuğu şeyleri veya ağızlarından dökülen  nidâ seslerini sıralamaya koyulurdu,<br
/> <span
id="more-4617"></span><br
/> -Bak bak bak, nasıl da kurtu verdi tırpandan?..</p><p>-A be aşk olsun Adalı Alil Peelvan&#8217;a; nasıl da dayandı o sert elenseye&#8230;</p><p>-Ellerin dert görmesin Kurtdereli anana-babana rahmet!</p><p>-Maaşallah, kem gözlerden ırak olsunlar; dalyan gibi peelvanlar&#8230;</p><p>Pehlivan tefrikası deyip geçmemeliyiz; vaktiyle sırf bu yazı  dizilerini okumak için gazete alanları tanıdım ben; bir de &#8220;hemen  bitmesin&#8221; diye ağır ağır okuyanları. Bu arada tefrika yazarına mektup  gönderip, güreşin henüz anlatılmamış kısımlarını tez elden-kestirmeden  öğrenmek isteyen meraklılar da olurmuş diye duyardık&#8230;</p><p>Tamam teslim oluyorum; araya lâf karıştırmadan size kendi  başımdan geçen mütayitlik hikâyesini anlatacağıma söz vermiştim ya;  oradan başlıyoruz şimdi&#8230;</p><p>Bundan dört sene önceydi.</p><p>Dayımın oğlunun şehre 15 km mesafede bir dönüm kadar arsası var;  bir tarafına ağaç dikmiş, bir de kameriye kondurmuş, suyu elektriği de  var. Görünce kafamda şimşekler çaktı. Dedim ki, &#8220;Parselin en uç kısmına  şöyle otuz metrekarelik bir kütük ev yapsak ne güzel olur.&#8221;</p><p>&#8220;Yapalım abi&#8221; dedi dayımın oğlu, &#8220;Pek de iyi olur; hafta sonları  çay içmeye geldiğimizde yağmur yağarsa, damın altına sığınır,  ıslanmaktan kurtuluruz!&#8221;</p><p>Baktım, o da konuya sıcak bakıyor; neticede kütük evin maliyetini  yarı yarıya bölüşmeye karar verdik. Ben ara sıra kulübeyi kullanacağım  fakat zaman geçip gönlüm geçerse kulübenin mülkiyeti onda olacak.</p><p>Olur mu olur! Üstelik o havalinin ilk kütük evi olacak bu. Gören  hayran kalacak. Bir moda başlatacağız falan filan da benim aklım fikrim,  bir an evvel şu inşaat işinin fiilen başında bulunmakta. İnşaat  heyecanı bütün bedenimi sarmış, elimden gelse taze mütayitler gibi pür  heves gidip inşaatta geceleyeceğim.</p><p>Evvela uzuun planlar, çizimler, krokiler, maketler yaptım;  modellerden model beğendim; ölçülendirdim, çizdim, hesapladım. Kaç metre  kütük gidecek, hangisi neresinden kesilecek, ağırlığı ne olacak?  Maliyetinden tutun da, yoldan görüntüsüne kadar her şeyini inceden  inceye ayarladım. Sonra efendim ver elini sanayi sitesinde keresteciler  çarşısı. Posta idaresinin kullanım dışı bıraktığı telefon-telgraf  direklerini ihâleye girip satın alan ve isteyene satan keresteciler var  orada. Oturduk pazarlığa; geçmiş gün, unutmuş olabilirim, şöyle böyle  sekiz-on ton civarında kütük kereste söz konusu. Depoya gidip tek tek  beğendim, ayırttım. Üst üste konulunca dengeli olsun diye her kütüğü iki  yanağından biçtirdim. Kamyona yükleyip arsaya yıktırdım.</p><p>Dünya kadar iş&#8230;</p><p><div
class="imagecaptioneasy imagecaptioneasy_ne size-full wp-image-4619" style="width:440px;"><img
src="http://ahmetturanalkan.net/wp-content/uploads/alkan011.jpg" alt="İŞTE KAÇAK İNŞAATIM: Görüldüğü gibi su basmanı çıkmış durumda;  önden ilk kat, ardında üç kat atılmış bile. Uyanık belediye imar dehâsı  olmasa, vatandaş dikecek gökdeleni. Ön planda nal gibi kapatma mührü  açıkça görülüyor zaten... (Haftaya, hikâyenin sonu, söz!)" title="Kaçak İnşaat" width="440" height="210" class="alignnone size-full wp-image-4619" /><br
style="clear:both" /><span>İŞTE KAÇAK İNŞAATIM: Görüldüğü gibi su basmanı çıkmış durumda;  önden ilk kat, ardında üç kat atılmış bile. Uyanık belediye imar dehâsı  olmasa, vatandaş dikecek gökdeleni. Ön planda nal gibi kapatma mührü  açıkça görülüyor zaten... (Haftaya, hikâyenin sonu, söz!)</span></div></p><p>Bitti mi? Ne gezer; bu esnada bir taraftan da temel atma  hesaplarıyla meşgulüm. Temel dediğim şöyle bir şey: Yere bir metre  çapında ve derinliğinde bir çukur kazıyoruz. İçine 50-60 litrelik boş ve  plastik bir kimyevi madde bidonu koyuyoruz; bidonun içine şâkulüne  15-20 cm eninde demir boru dikip boca ediyoruz betonu. Beton donduktan  sonra su terazisi ile bidonları hizaya getireceğiz ve bir nevi kazık  temeller üzerinde kütük evimiz yükselmeye başlayacak.</p><p>Kütükler ağır; her birini en az kırk-elli kilo; bazıları yüz kilo  bile çekiyor. Dışardan iki adam tuttum. Başlarında duruyor, işi tarif  ediyorum. Evvela temeli yola koyuyor, ardından ilk kütük sırasını  çepeçevre dizdikten sonra şöminenin bulunduğu yere betondan temel  atıyoruz.</p><p>Her işi tamamladık da, kütük evin şöminesi eksik kaldı çünkü.  Bitirince içine girip şöminede patlıcan közlemesi yapıp yanında çay  içeceğiz ya&#8230;</p><p>Şöyle böyle iki hafta kadar sürdü bu faaliyet. Kütükler dahil,  çivisi, çimentosu, işçiliği şunu bunu hepsi içinde, beşbin lira  civarında para harcamışız. Sıkı sıkı defter tutuyorum çünkü veballi iş,  öteki ucunda ortağım var.</p><p>Derken efendim, bir gün öğle üzeri yine çalışmaktayız; hava  sıcak, acıkmışız. Semaverde çay kaynatıyoruz. Karpuz, üzüm, ekmek&#8230;  Kütük ev yapmanın fazileti şurada; birbirine geçecek kütük başlarını  yontarken pek çok odun ufağı ve yonga çıkıyor, semaver yakmaya bire bir.  Ustalarımdan biri yola bakıp, &#8220;misafirin var&#8221; diyor; dönüp, &#8220;Kim bu  davetsiz otlakçı?&#8221; diye bakıyorum ama tanıdık biri değil. Arabadan iki  kişi iniyor. Selam veriyorlar, buyur ediyoruz,</p><p>-Ee?..</p><p>-İnşaatınız ruhsatsız, mühürlemeye geldik; biz belediyeciyiz!</p><p>-İyi de güzel abim; inşaat nerede, bizimki nerede? Biz burada  geçici maksatla kütük baraka inşa ediyoruz. Sökülüp takılabilir bir şey.  Bak, görüyorsun zaten!</p><p>-Olmaz mühürleyeceğiz; mevzuata aykırı, zorluk çıkarmayın!</p><p>-Eh, peki öyleyle buyur mühürle!</p><p>Fotoğrafta açık seçik görülüyor zaten; üç kütüğü üst üste koymamışız bile; üstüne bir yorgan ipliği geçirip basıyor mühürü.</p><p>Harç bitiyor-yapı paydos.</p><p>Sonradan duyuyorum; birisi şikâyet mi etmiş nedir? Farzedelim  şikâyet yok, şehre onbeş km mesafede bir köyün iki km dışında bir  arazide üst üste konulan iki kütükten haberdar olarak o&#8217;ssaat alıcı kuş  gibi oraya hışım ekibi yetiştiren belediyecilik anlayışına ben hayran  olmaz mıyım hiç?</p><p>Ağzım açık kalıyor&#8230;</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/kacak-ruhsatsiz-illegal-yasadisi-kutuk-evimizin-basina-gelenler/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>1</slash:comments> </item> <item><title>Gülümse celladına…</title><link>http://ahmetturanalkan.net/yazi/gulumse-celladina/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/gulumse-celladina/#comments</comments> <pubDate>Fri, 03 Sep 2010 23:11:00 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4615</guid> <description><![CDATA[Sahur vakti &#8220;geçgeç&#8221; keyfi yaparken, Kadıköy iskelesinde ayaküstü röportajla referandum anketi yapan bir TV kanalına rastladım; durum 27&#8242;ye 4 hayırcıların lehineydi ve fark giderek açılıyordu!.. Vay canınaydı! Gülümsedim&#8230; Gece yarısı mezarlıktan geçmek zorunda kalanlar da buna benzer bir şey yaparak korkularını uzaklaştırmak için ıslıkla &#8220;Bu fasuliye ikibuçuk lira&#8221; türküsünü çalmazlar mıydı? Bir insanın cellâdına âşık [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Sahur vakti &#8220;geçgeç&#8221; keyfi yaparken, Kadıköy iskelesinde ayaküstü röportajla referandum anketi yapan bir TV kanalına rastladım; durum 27&#8242;ye 4 hayırcıların lehineydi ve fark giderek açılıyordu!.. Vay canınaydı! Gülümsedim&#8230;</p><p>Gece yarısı mezarlıktan geçmek zorunda kalanlar da buna benzer bir şey yaparak korkularını uzaklaştırmak için ıslıkla &#8220;Bu fasuliye ikibuçuk lira&#8221; türküsünü çalmazlar mıydı?<br
/> <span
id="more-4615"></span><br
/> Bir insanın cellâdına âşık olması, kendi urganını kemâl-i zevk ü şevkle yağlaması nasıl bir şeydir arkadaşlar? Osmanlılarda &#8220;Siyaseten katl&#8221; cezasına uğrayanlar, idam fermanlarını getiren cellattan &#8220;İki rekat namaz için izin var mı?&#8221; diye müsaade isterler hani, içlerinde &#8220;Elini çabuk tutasın&#8221; diye ricacı olan, hatta bahşiş verenler de olmuştur. İngiliz kralı I. Charles da başını kesecek cellat&#8217;a muğber (kin duymadığını) olmadığını ve onu affettiğini söylemişti. &#8220;Bunlar eski zaman adamlarıdır ve zâhir cellâtlarını dahi affetmek gibi âlicenap bir terbiye ile büyütülmüşlerdi&#8221; deyip geçebiliriz fakat eksik kalır. Celladına âşık olmak, ipini çekene muhabbet beslemek, kanını döken kılıcı öpmek aynı zamanda modern bir davranıştır. Biz bunu rahatlıkla, 1982 Anayasası&#8217;nı alıp güzeelce ciltledikten sonra sayfa kenarlarına kenarsüsü yapan, arasında gül, hatmi, karanfil yaprağı kurutan, beğendiği kelime ve cümlelerin etrafını çiçek desenleriyle bezeyen bir kısım hayırcı vatandaşımızın gösterdiği orijinal semptomlarla yan yana koyabiliriz. &#8220;Anayasama dokundurtmam, çünkü o benim nâmusumdan da öte aziz vatanın bölünmez bir parçasıdır&#8221; şeklinde müdafaa doktrini geliştiren bir fikir erbabına söylenebilecek fazlaca şey yoktur. Ben bunu rahmetli Sadri Maksudi Arsal&#8217;ın &#8220;Milliyet duygusunun sosyolojik esasları&#8221; isimli eserinin ismini tezekkür ederken fark etmiş ve şöyle demiştim:</p><p>-A, milliyet dediğimiz şey, eninde sonunda bir duygu muymuş ayol?</p><p>Evet, duygu imiş; &#8220;Hisli duygular&#8221; cinsinden tamamen enfüsî (subjektif) bir hisleniş&#8230; Hâlâ öyledir galiba (Tıptaki yeni gelişmelerden haberdar değilim pek!). Bilim, hüccet, soyağacı, nesil kütüğü filan hak getire yani!.. Celladına âşık olmak, urganını yağlamak da öyledir zâhir.</p><p>Neticede bakınız, oruç keyfiyle sizleri temin ederim ki, aşağıya derc ettiğim fıkranın, 12 Eylül günü, 12 Eylül Anayasası&#8217;nı kısmen değiştiren pakete hayır oyu vermeyi düşünenlerle hiçbir alakası yoktur.</p><p>Vaktiyle Anadolu vilayetlerinden birine zâlim, belâlı mı belâlı bir vali tayin olunuyor. Valilerle öteden beri bir şekilde yüzgöz olup da buncacık samimiyetten ötürü hemşehrilerine tafra satan memleket büyüklerinden bir ağa, uşağını çağırıyor yanına, diyor ki:</p><p>-Evladım, biliyorsun; bu yeni vali ile ahbab olmak istiyorum fakat adam barut; yanına yaklaştırmıyor. Şimdi biliyorsun ki falan zâtın katili de aylardan beri yakalanamıyor, hükümet arıyor bulamıyor.</p><p>-Ee, ne olacak ağam?</p><p>-İşte oğlum, seni sanki o kaatil sen imişsin gibi yakandan tutup valiye götüreceğim; sonra, &#8216;A yanlışlık olmuş&#8217; deyip elinden kurtaracağım; bu esnada vali ile ahbab olurum. Öteden beri yaptığımız bir şeydir bu, korkma sana bir şey olmaz!</p><p>-İyi ya, sen bilirsin ağam!</p><p>Ağa dediğini yapıyor; uşağı tutup valiye götürüyor, fakat vali ters adam, dakikada, &#8220;Asın şu teresi&#8221; diye uşağı cellâda teslim etmez mi? Zavallı uşak, izbandut gibi muhafızlar arasında yaka paça idama sürüklenirken korkuyla efendisine imdad bakışları yollayınca Ağa, uşağın yanına gidip kulağına eğiliyor:</p><p>-Sık dişini be evladım, beş dakikalık bir zahmet için beni burada mahcub mu edeceksin yani?</p><p>Ben hayırcıların yerinde olsam, bir daha değerlendirirdim bu kararımı yani!..</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/gulumse-celladina/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>2</slash:comments> </item> <item><title>Haatun kişiye yardım, haatun kişiye yardım!</title><link>http://ahmetturanalkan.net/yazi/haatun-kisiye-yardim-haatun-kisiye-yardim/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/haatun-kisiye-yardim-haatun-kisiye-yardim/#comments</comments> <pubDate>Wed, 01 Sep 2010 10:49:56 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category> <category><![CDATA[Pelin Batu]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4613</guid> <description><![CDATA[&#8220;Pratik anlamda&#8221; buyuruyor bu haatun kişi, &#8220;Pratik anlamda değişik dinler, yazılan bazı kurallar günümüze uygulandığı zaman çoğu kere pratik olmayabiliyor!&#8221; Bu basit ama sersemletici gerçeği şimdiye kadar niçin akıl edemediğimiz evrensel bir muammadır. Bu zekâ katına yükselebilmek için öncelikle &#8220;pratik&#8221; kavramının ne kadar &#8220;pratik bir kavram&#8221; olduğunu özümsememiz gerekli. Bir problem çözücü olarak pratik kavramı, [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Pratik anlamda&#8221; buyuruyor bu haatun kişi, &#8220;Pratik anlamda değişik dinler, yazılan bazı kurallar günümüze uygulandığı zaman çoğu kere pratik olmayabiliyor!&#8221;</p><p>Bu basit ama sersemletici gerçeği şimdiye kadar niçin akıl edemediğimiz evrensel bir muammadır. Bu zekâ katına yükselebilmek için öncelikle &#8220;pratik&#8221; kavramının ne kadar &#8220;pratik bir kavram&#8221; olduğunu özümsememiz gerekli. Bir problem çözücü olarak pratik kavramı, ne alırsan bir lira mağazalarında satılan çok ağızlı penseler kadar kullanışlıdır.<br
/> <span
id="more-4613"></span><br
/> &#8220;Meselâ d&#8230;z eti olayı. D&#8230;z eti yenilmesi önemli ya da önemsiz değildir. Benim umrumda değil. İsteyen yer, isteyen yemez.&#8221; diyor bu haatun kişi ve biz bu hoşgörü gösterisinin engin boyutlarında kendimizi kaybederek, kendimizi arkaik inançlarımızın zifiri karanlığında buluveriyoruz. Zifiri karanlıkta olmamızın teselli verici yanı, cehâletimizden neş&#8217;et eden hacâletimizin görülmüyor oluşudur. Karanlıkta göz kırpmak, kulakları duymayan dinleyici topluluğuna piyano resitali vermek gibi bir şey&#8230; Bu müthiş tahlil gücü, bu muazzam ferâset gösterisi karşısında mebhût, sâmit ve ebkem kalıyoruz.</p><p>İnsanlık tarihinin binlerce sene yerinde saydıktan sonra ani ve öngörülemeyen bir zekâ sıçraması ile faz değiştirerek çağların üstünden atlayıp müstesnâ bir beyin aracılığı ile beşeriyeti tenvir fişeği gibi aydınlattığı bir ânâ şahit olmanın gurur ve sürûru içinde heyecanla tir tir titremekteyiz&#8230; Ne ulvî bir an, ne mübeccel bir insaniyet serlevhası!</p><p>Ve bu haatun kişi, dinler tarihine bir cümlede kısa devre yaptırmış olmanın tefâhur ve gurûruyla kahhar darbeyi şöyle indiriyor, &#8220;zebbahlere gadder seyredilesi&#8221; Teve programında: &#8220;Sonuç itibariyle neden yazılmış, belli ki o zamanlar bu hayvan hijyenik değildi. fakat günümüz şartlarında bu hayvan gayet güzel, gayet temiz bir şekilde yapılabiliyor; bıdı bıdı bıdı bıdı&#8230;&#8221;</p><p>Hayvan dediği, -hâşâ huzurunuzdan hınzır, nâm-ı diyger d&#8230;z!</p><p>İnsanlık gelişiyor efendim; haatun haklı. Bilim, tıp, füze ve otomotiv sanayi aldı başını gidiyor; on paralık DVD&#8217;ye dünyanın gelmiş geçmiş bilumum klasiklerinin yazılabildiği bir teknoloji devrinde hijyenik şartlar dediğiniz nedir ki? Bu kutsal kitapları &#8220;yazanlar&#8221; eğer ilerde bu kadar harika deterjanlar, beyazlatıcı ve yumuşatıcı ilaçlar, antiseptik karışımlar, fennî tesisler icad edileceğini bilselerdi, hiç &#8220;Şunu yemeyin; bundan uzak durun&#8221; diye biz zavallı insanlara eziyet çektirirler miydi?</p><p>Şimdi bu haatun kişi sadece ileriyi değil, -bakınız hayrettir- dünü ve bugünü de görebiliyor; böyle bir müstesnâ ile aynı çağı, aynı zamanı ve ülkeyi paylaştığımız için ne kadar böbürlensek az. Bu haatun mutlaka uzaysal uzamdan bizim boyutlarımıza ışınlanmış bir uyarıcıdır da biz farkında değilizdir!</p><p>Pratik! İşte yeni zamanların âmentüsü. Yeni insanlık dininin mottosu. Al herhangi bir kavramı, vur pratiğe; kırılıp dökülmüyorsa idare eder, kullanılabilir fakat pratik değilse kaldır at!</p><p>Pop Art akımının öncülerinden Andy Warhol bundan nice seneler evvel, &#8220;Bir gün herkes onbeş dakikalığına meşhur olacak&#8221; dediğinde kimi kasdetmiş olduğunu işte şimdi, görkemli bir &#8220;Porkk!&#8221; böğürtüsü efekti eşliğinde anlıyoruz. Bir pazarlama taktiği olarak, &#8220;Benden bahsetsinler de ne derlerse desinler&#8221; yaklaşımı, her gün en azından saatte dört kere kısa ömürlü kelebekler çıkarıyor piyasaya.</p><p>Haydi gönlün olsun be güzelim; onbeş dakikalığına işte bahsettik senden. Bahsettik ve hemen unuttuk. Şâd ol fakat biz yine &#8220;Halal meat&#8221;e, olmadı darülharb yerlerinde Kosher ürünlerine yazılıyoruz; böylesi daha &#8220;pıratik&#8221; oluyor&#8230;</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/haatun-kisiye-yardim-haatun-kisiye-yardim/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Bölünerek azalmak-budanarak çoğalmak</title><link>http://ahmetturanalkan.net/yazi/bolunerek-azalmak-budanarak-cogalmak/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/bolunerek-azalmak-budanarak-cogalmak/#comments</comments> <pubDate>Mon, 30 Aug 2010 19:17:17 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Aksiyon Dergisi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4626</guid> <description><![CDATA[Bugünlerde Saadet Partisi çatısında artık görünür hale gelen parti içi iktidar mücadelesinin, ilk anda akla pek gelmeyen bir anlamı daha var: Muhafazakâr kanat ve kanaatteki ayrışma, ufala-bölüne artık tarz ve şahsiyet ölçeğine kadar uzanmış bulunuyor. Bu cümleyi açmak lâzım. SAĞ SİYASET NEHRİNİN ÜÇ KOLU Demokrat Parti’nin tek başına iktidar olduğu 50’li yıllar, bu yazıda kısaca [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Bugünlerde Saadet Partisi çatısında artık görünür hale gelen parti içi iktidar mücadelesinin, ilk anda akla pek gelmeyen bir anlamı daha var: Muhafazakâr kanat ve kanaatteki ayrışma, ufala-bölüne artık tarz ve şahsiyet ölçeğine kadar uzanmış bulunuyor.</p><p>Bu cümleyi açmak lâzım.<br
/> <span
id="more-4626"></span><br
/> SAĞ SİYASET NEHRİNİN ÜÇ KOLU</p><p>Demokrat Parti’nin tek başına iktidar olduğu 50’li yıllar, bu yazıda kısaca “sağcılar” diyebileceğimiz o geniş ve henüz biçimsiz (amorf) kitlenin tek başına örgütlenme arayışında olduğu zamanlardır. DP, nadir istisnâlar dışında sağcılara karşı çekingen ve soğuk durmaktadır. Önce Türk Milliyetçiler Derneği, ardından sadece Milliyetçiler Derneği adını taşıyan kuruluşlar iktidar tarafından kapatılır. DP o yıllarda, kendi dışında ideolojik vurgusu güçlü sağ kuruluşların desteğine ihtiyaç duymaz.</p><p>Bugün farklı isim ve meşreplerde bulunan o günün gençleri, heves ve ümitle ışık ve gelecek gördükleri her isme, aynı beklentiyle yönelmektedirler. Sağ siyaset görünür hale gelmek için fiziki unsurlara muhtaçtır ve arayış döneminde, “bütün sağı” toparlayabilecek isimler bulmak ihtiyacı vardır. Necmeddin Erbakan, işte o günlerde parlak akademik geçmişi ve gelecek vadeden mühendislik zekâsı ile dikkat çekince, Süleyman Demirel’de aradığını bulamayan sağ çevrelerin yöneldiği başlıca isim oluverir.</p><p>Potansiyel büyüktür; lider ihtiyacı hızla tedarik edilir; önce rekabet, ardından gerginlik başlar ve sağcılar üç ana yol üzerinde toparlanarak birbirlerinden ayrışırlar:</p><p>-Kalkınmacılığı ve ilerlemeciliği doktriner hazırlığın önünde gören ve doğrudan iktidarı kullanmaya başlayan Adalet Partisi’nde temsil edilen statükoyla barışık sağ, Süleyman Demirel tarafından temsil edilir.</p><p>-Müslüman kimliğini idrak etmiş herkesin potansiyel bir seçmen olduğu fikrini keşfeden İslâmcı sağ, Necmeddin Erbakan’la temsil edilir. Dünya Müslümanları ile siyasi ve ekonomik entegrasyonu sağlamak başlıca hedefleridir ve her seçimden önce “Aslında Müslüman sayımı yapılacak” sloganı ile kendi dışındaki sağ seçmeni dinî ve vicdani bir baskı altında tutarlar.</p><p>-Milliyetçi sağ: Başlarda İslamcı sağla aralarında mesafe bulundurmaya itina gösterirler ve tabii varlık sebeplerini Türk olmakta, dolayısıyla Türklük dünyasıyla entegrasyon siyasetinde ararlar. 27 Mayıs darbesine katılan ancak komite üyeliğinden tasfiye edilenler arasında bulunan emekli Albay Alparslan Türkeş, milliyetçi sağın tabii lideri durumuna gelir.</p><p>Sağ böylece üç ana kol halinde, aynı seçmen kitlesine seslenmeye başlar; Zihnî ve doktriner mânâda mükemmel bir yol tedariki görmek, “Kervan yolda düzelir” anlayışıyla hep ertelenir ve bunun yerine özellikle genç taraftar kitlesine alelacele fikrî ve ilmî ciddiyetten inandırıcılıktan uzak, basit programlar tutuşturulur.</p><p>BİR BÖLÜNME ANALİZİ</p><p>Bu esnada AP’nin temsil ettiği büyük sağcı kitle, doktriner bir çekiciliği olmamakla birlikte pratiğe yatkınlığı ve inandırıcılığı sebebiyle sağın en büyük partisi durumundadır. Bu parti, 1965’te yüzde 53 oy alır, daha sonra MHP’ye dönüşecek CKMP’nin oy yüzdesi 2,24’tür. 1969’da AP yüzde 47’ye gerilerken hâlâ tek başına iktidardır. MHP oylarını yüzde 3’e yükseltir. 1973 seçimlerinde durum değişecektir. Necmeddin Erbakan’ın önderliğindeki MSP, yüzde 12 civarında oy toplarken; AP, yüzde 30’a geriler, MHP ise yüzde 3,5’lara yaklaşır ve CHP, çok partili hayatta ilk defa bir serbest seçimden birinci parti olarak aradan sıyrılır.</p><p>Sağdaki bölünme bundan ibaret değildir; AP’den ayrılan vekillerce kurulan Demokratik Parti 73’te yüzde 12 oy toplar; aşağı yukarı aynı seçmen tabanına hitap eden CGP ise 5,5 civarındaki oy oranı ile 73 seçimlerinin genel anlamını tamamlar. Sağ, 73 seçimlerine 5 parti halinde girer ve toplam oyların takriben yüzde 62’sini alır.</p><p>Sağ bölünme, Türk siyasi hayatının karakteristiği haline gelir; Milliyetçi Cephe hükümetleri, varlığını bu tabloya borçludur. 12 Eylül darbesine giden yolda da bu tablo vardır.</p><p>BÖLÜNME Mİ, BUDANMA MI?</p><p>12 Eylül’den sonra yapılan ilk genel seçimde (1983) Özal’ın liderliğindeki ANAP, AP’nin yerini tek başına doldururken; öteki partilerin henüz yasaklı olmasının meyvelerini derlemişti. Ne var ki 1987’de siyasi yasaklar kalktıktan sonra siyasette yeniden hızlı bir kamplaşma yaşandı. AP, MHP ve MSP çizgisinde yeni partiler kuruldu (DYP, MÇP ve RP) ve ANAP’a kaptırılan tabanlarını geri çağırdılar. DYP, 91 seçimlerinde ANAP’ı geride bırakmayı başardı ve Türkiye’de koalisyonlar dönemi açıldı. Refah Partisi, özellikle belediye seçimlerinde ve yönetimlerinde başarılı olarak çok dikkate değer bir çıkış gerçekleştirdi. MHP ise 1993 başlarında kendi içinde mühim bir bölünmeye uğradı. Muhsin Yazıcıoğlu, MHP’den ayrılırken; “Ülkücü” adıyla özdeşleşmiş saffet ve idealizmi de götürmüştü sanki. Bu ayrılış MHP’nin kimyasını etkiledi ve hareketi geriletti. MHP daha sonraları Türkeş’in ölümünden sonra Bahçeli liderliğinde tarihinin en büyük seçim başarısını kazanmış olsa da içine düştüğü eksen ve anafikir savrulması hâlâ devam ediyor.</p><p>NASREDDİN HOCA’NIN KEDİ VE CİĞER FIKRASI GİBİ</p><p>2001 yılı, yakın tarihin en önemli bölünmesine şahit oldu. Belediyecilikte gösterdiği parlak başarı ile göz dolduran RP-Fazilet çizgisi, 2001’de kendi içinde ikiye bölündü. Parti içindeki “Aksakal” diye bilinen geleneksel liderlik modeline ve siyasetine karşı çıkan gençler kendi partilerini kurdular ve ertesi yıl, siyasi tarihin en önemli başarılarından birini göstererek tek başlarına iktidara geldiler.</p><p>Bölünme MHP’ye yaramamış fakat RP-Fazilet çizgisi içinden bir iktidar partisi çıkarmıştı. Hesap basittir. 1999 seçimlerinde Fazilet Partisi yüzde 15,5 oy toplayabilmişti. 2002 seçimlerinde ise FP’nin uzantısı Saadet yüzde 2,5, buna mukabil FP’den ayrılmış AK Parti yüzde 34,3 rakamını bulmuştu ki bu tespit, sağın ayrıldığı üç kol içinde İslamcı damarın, Türk halkına hitap etmekte daha başarılı olduğunu gösteriyor. Nitekim 28 Şubat döneminden sonra Türk siyasetinde milliyetçilik fikri bir blok kaymasına uğrayarak geleneksel sağdan resmî ideoloji çizgisine doğru yön değiştirdi. Buna bağlı olarak MHP ve BBP’nin milliyetçi programları daha az tasvip gördü. Türkiye’de temel çatışma ise Laikçilik- Muhafazakârlık ekseni üzerinden yürüdü.</p><p>BİR BUDAMA ANALİZİ</p><p>Şimdi yeniden başa dönebiliriz: Saadet Partisi içindeki yeni iktidar mücadelesi, kabaca İslamcı siyaset adını verdiğimiz sağ damarın ne kadar gümrah olduğunu bir kere daha hatırlatıyor; gümrahtır çünkü halkın tabii dinamikleriyle bu siyaset dili daha çok örtüşmektedir. SP içindeki çatışmanın yeni bir bölünmeye yol açma ihtimali sürpriz sonuçlar vadedebilir. Biatçı ve gelenekçi siyasetin çekirdeğini temsil eden aksakallılar topluluğu, tek başına seçim kazanacak atılımı başaramıyor; fakat zaman zaman saygısızlık, ahde vefasızlıkla suçladığı partili genç kuşak mensupları aksakallılardan daha çok başarılı oluyorlar ki bu çatışmada SP, eskiler ve gençler diye bölünecek olursa, yeni denklemin şimdiki SP’den daha fazla heyecan husule getireceğini söyleyebiliriz. Bu noktada Erbakan liderliğindeki aksakallılar önemli bir vazife ifa ediyorlar; kendi içinden çıkardığı genç politikacıları kamuoyu önünde azarlayıp “bizden değilsin, döneksin; nereye istersen git” diyerek bir anlamda gençlerin önünü açmış oluyor, bir başka ifadeyle onlara tramplen hizmeti vermiş oluyorlar.</p><p>Gövdesi kuru fakat dalları ve meyvesi bereketli bir ağaca benziyor SP. Bakalım ayine-i devran ne suret gösterecek Numan Kurtulmuş ve arkadaşlarına?</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/bolunerek-azalmak-budanarak-cogalmak/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Bir yoğurt teorisi</title><link>http://ahmetturanalkan.net/yazi/bir-yogurt-teorisi/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/bir-yogurt-teorisi/#comments</comments> <pubDate>Sun, 29 Aug 2010 23:26:12 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Pazar Keyfi]]></category> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4611</guid> <description><![CDATA[Aklımdan geçenleri Mümtaz&#8217;er Türköne yazmış zaten; ben de MHP adına birilerinin günaşırı çıkıp, &#8220;Kimse Ülkücüler adına konuşmasın!&#8221; diye caka satmasına sinir oluyorum, çünkü bu mantık, çünkü bu edâ, Ülkücülerin ancak MHP çatısı altında bulunabileceklerini, Ülkücülüğün MHP ile iç içe geçmiş bulunduğu varsayımından kaynaklanıyor. Oysaki ne münâsebet? Kendi namıma, &#8220;Haydiniz oradan&#8221; diyorum ve ilave ediyorum, -Ne [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Aklımdan geçenleri Mümtaz&#8217;er Türköne yazmış zaten; ben de MHP adına birilerinin günaşırı çıkıp, &#8220;Kimse Ülkücüler adına konuşmasın!&#8221; diye caka satmasına sinir oluyorum, çünkü bu mantık, çünkü bu edâ, Ülkücülerin ancak MHP çatısı altında bulunabileceklerini, Ülkücülüğün MHP ile iç içe geçmiş bulunduğu varsayımından kaynaklanıyor. Oysaki ne münâsebet?</p><p>Kendi namıma, &#8220;Haydiniz oradan&#8221; diyorum ve ilave ediyorum,</p><p>-Ne haddinize?<br
/> <span
id="more-4611"></span><br
/> Olabilir, kendini MHP çatısı altında rahat hisseden Ülkücüler de vardır, saygıyla karşılanır ve herkesin kendi bileceği iştir. Ne var ki, &#8220;Bazı eski Ülkücüler&#8230;&#8221; diye başlayıp sonu azarla, teşkilat fırçasıyla, hatta yer yer densiz tehditlerle biten cümleler kurmak çokça ayıp ama daha ziyade gülünç oluyor.</p><p>Kapınıza gelip sizden bir şey istemişse bir eski Ülkücü, &#8220;Haydi oradan, Allah versin; başka kapıya!&#8221; diye terslenme hakkınız var ama eyvallah etmemişse size, durduğunuz yerden bu adamları, ekşimiş, nefretten dökülen bir suratla azarlama hakkınız yok. Adam ömrü boyunca partisinden, teşkilatından kahır, çile, acı haricinde nimet, şefkat, muhabbet görmemiş; yine de kan kusup kızılcık şerbeti içtim diye açık etmemiş. Adamın elindeki ve zihnindeki tek canlı ve tatlı hâtıra, sararmış bir fotoğraf gibi kalbinde gezdirdiği &#8220;Eski Ülkücü&#8221; sıfatı. Çoğu yerde geçersiz, hatta baş ağrıtıcı bir kimlik ve siz bu kimliği, buruşup sararmış o hâtırayı hâlâ kalbinde aziz tutuyor diye zamanın savurduğu bu gazel yapraklarına uzaktan mürebbîlik etmeye, canınızı sıkanları buruşuk bir suratla tahkir etmeye kalkışıyorsunuz.</p><p>Nasıl bir şeysiniz siz, kimden öğrendiniz bu kötü mahalle çocuğu ağızlarını, böyle bir bakışla kemik kıran tek kollu kahraman Wang Yu polümlerini?</p><p>&#8220;Ne haddinize?&#8221; nidâsı işte buraya tam oturuyor. Ne sizin ne başkasının haddine değil. Öyle kendi kendinize Alamut kartalı Hasan Sabbah gibi, fedai Haşhaşin takımına endoktriner paylamalar yağdırmanız pek komik oluyor. Ne o köprü var şimdi ne de o sular&#8230; Recâ ederim.</p><p>&#8220;Ne demek bağımsız takılan Eski Ülkücü; eski köye yeni âdet mi getiriyorsunuz&#8221; diye köpürmece yok! Evet, az da olsa böyleleri de var; bunlar, gönlü ya bir yere sığmamış ya bir yerde barınamamış yorgun adamlar. Gençliği, alçağa dökülen sular gibi kendiliğinden ülkücü hareketin içinde ve gölgeliğinde geçmiş garibanlar. Az gitmiş, uz gitmiş; bir de dönüp bakmış ki alabildiği bir arpa boyu yol. Âşık Veysel&#8217;in bu gibi haller için yaktığı bir uzun hava var, diyor ki: &#8220;Acı boyraz gibi deli esmedim/ Kaderime küstüm sana küsmedim/ Ben o yardan umudumu kesmedim/ Beni böyle yakar kor gider misin?&#8221;</p><p>Adamın derdi kendiyle, bir de vaktiyle &#8220;Ülkü&#8221; adını verdiği muhayyel, müteâl bir şeyle (Yanlış anlamayınız sizinle ilgisi yok; hâşâ!); Bir Ülkü&#8217;ye bakıyor, bir size bakıyor; yüzü turşu suyu içmiş gibi buruşuveriyor. Kendince kahırlanıyor, içerliyor ve siz bu adamlara tutup, &#8220;Kendini Eski Ülkücü adı veren falankesler&#8221; diye saydırıyorsunuz&#8230;</p><p>Hakkınız yok, bırakınız kendilerini nasıl ifade ederlerse etsinler. Zaten kaç kişiler ki; hariçten parti kurup ekmeğinizi bölüşecek de değiller. Aloo, rızkı Allah veriyor&#8230; Allah kapınıza düşürmesin, niçin gocunur, niçin celâllenirsiniz?</p><p>Yoksa, nerede yanlış yaptığınızı hatırlattığı için mi kızıyorsunuz onlara? Zannetmem; bu kadar çok boyutlu tahlil sizde tahdiş-i ezhânı mûcib olup, asabi semptomlara yol açabilir&#8230; Yoksa, siz.. sahiden çok boyutlu tahlil filan?.. Aman!</p><p>Fıkrası da vardır; bir gün anlatırım bilmeyenlere; siz dahi kendinizce nasibiniz olan yoğurdunuzu yiyiniz efendim. Mesela bu eski ülkücü takımı sizin gibilere &#8220;Hâlâ ülkücülüğü sahipleniyorlar; buna ne hakları var&#8221; diye celâlleniyor mudur? Yoo&#8230;</p><p>Bir teorim var: Yoğurt iyidir; uzak cedlerimizin onu İç Asya&#8217;dan getirdiği rivayet olunur. Sıcak havalarda pek şâfîdir; zihne fer, batna cilâ verir, iftardan sonra bir kâse&#8230;</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/bir-yogurt-teorisi/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>1</slash:comments> </item> <item><title>Devamı haftaya</title><link>http://ahmetturanalkan.net/yazi/devami-haftaya/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/devami-haftaya/#comments</comments> <pubDate>Sat, 28 Aug 2010 23:06:55 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Pazar Keyfi]]></category> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4609</guid> <description><![CDATA[Sevan Nişanyan&#8217;ın &#8220;mütayitlik hevesi&#8221;, hatta inadı yüzünden mahkemelere düştüğünden, hapis cezası aldığından ama bir türlü uslanmadığından bahsediyorduk da söz yarıda kalmıştı. Batı dillerinde &#8220;Dilettante&#8221; diye bir kavram var; Türkçede nasıl karşılanır bilmiyorum (aslında biliyorum ama hava atmak, düşünür gibi görünmek hoşuma gidiyor); dilettante&#8230; nasıl derler azizim, sırf eğlence olsun diye belirgin bir mevzuu ile ilgilenen [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Sevan Nişanyan&#8217;ın &#8220;mütayitlik hevesi&#8221;, hatta inadı yüzünden mahkemelere düştüğünden, hapis cezası aldığından ama bir türlü uslanmadığından bahsediyorduk da söz yarıda kalmıştı.</p><p>Batı dillerinde &#8220;Dilettante&#8221; diye bir kavram var; Türkçede nasıl karşılanır bilmiyorum (aslında biliyorum ama hava atmak, düşünür gibi görünmek hoşuma gidiyor); dilettante&#8230; nasıl derler azizim, sırf eğlence olsun diye belirgin bir mevzuu ile ilgilenen kimseye deniliyor; hevesli, meraklı, amatör derecede ilgili ama amatörden biraz fazla gibi sanki (Hani bizde on-onbeş sene buz gibi doktorluk yapıp da sonradan yakayı ele veren sahteciler vardır ya, onlar gibi bir şey); fakat bunca anlama bir şey daha ilâve edilmezse mânâ eksik kalıyor; efendim dilettante, çok meraklı ve ilgili olmasına rağmen ustalıkta satıhta kalan ve bu yüzden kendine ve etrafa karşı potansiyel tehlike arzeden bir amatör oluyor.<br
/> <span
id="more-4609"></span><br
/> Tam da Sevan Nişanyan&#8217;ın mütayitliği gibi&#8230; diyecektim ama diyemiyorum; çünkü Nişanyan&#8217;ın tabii malzeme ile dağbaşındaki köylerden birine nasıl eski görünümlü evler yaptırdığı hakkında en ufak bir bilgim yok. Görmedim; sadece duyduklarıma istinaden konuşuyorum. Dolayısıyla şimdi ben bu Sevan Nişanyan&#8217;a dönüp, &#8220;Kardeşim, mütayitlikten, dülgerlikten, taş duvar işçiliğinden, inşaatçılıktan başka amatör meşgale bulamadın mı, senin gibi okumuş yazmış bir adama yakışıyor mu?&#8221; demek istiyorum ama bilmem nedendir lâf boğazımda dokuz düğüm oluyor, kendimi ne kadar zorlasam da, müzik hayatının ilk saatlerini idrak eden acemi horozların çıkardığı sesleri andıran &#8220;kem-küm&#8221; notaları çıkarabiliyorum ancak.</p><p>Diyemiyorum çünkü, bizim oralarda bir lâf vardır bu gibi durumlarda kullanılan: &#8220;Birbirinden yüzü kara yavrularım&#8221; denir ve genellikle aynı hatayı paylaşan, aynı tip hatada buluşan suç ortaklarını imâ için kullanılır.</p><p>Evet, diyemiyorum çünkü ben de bir dilettante kıvamında bir amatör mütayit heveskârıyım; inşaat işlerine, daha doğrusu bilumum imalât süreçlerine &#8220;meclûbiyet&#8221; derecede zaafım vardır, ustaları zenaat icra ederken seyretmeye ve tam da bu esnada ustaya, &#8220;Sanki bu işi senden daha iyi yaparmışım gibi bir his var içimde&#8221; demeye bayılırım; söz buraya gelmişken bu hissin hiç de aslı astarı olmayan bir duygu sağanağı olmadığını hatırlatmak isterim. Elim işe yatkındır fakat mesai arkadaşlarım biraz fazlaca kirli çalıştığımı söylüyorlar ve elbette ki çekemedikleri için böyle konuşuyorlar. Sanat dilinde bu halimin tercümesi şöyledir: &#8220;Adamın sanatkârlığı iyi fakat zenaatkârlık tarafı zayıf&#8221; derler; tam beni tarif etmiş oluyorlar böylece. Yüksek kompozisyon gücü bakımından bir dehâ, insanlık tarihinde az rastlanan bir harikuladeyi düşünün; fakat bu mucizevi şahsiyet diyelim ki resim yaparken duvarı da berbad ediyor, halıyı da kirletiyor.</p><p>&#8220;Yüksek bir sanat eseri yanında sözü mü olur halının, duvarın yahu&#8221; dersiniz elbette ama aile ortamı içinde öyle olmuyor pek; dramatik sonuçlar ortaya çıkıyor, sanatın aleyhine oluyor; ilham perileri inciniyor&#8230;</p><p>E, neticede sanatçılar nâzik ruhlu, coşkun yaradılışlı insanlardır, gücenirler; yahni yaparken soğanı sarmısağı hesaplamayı da sevmezler pek&#8230;</p><p>*</p><p>Konudan uzaklaşmayalım lütfen; teşekkür ediyorum! Evet, ben de bir amatör mütayit sayılırım diyordum ve geçen hafta size bu konuda bir hikâye anlatacağıma söz vermiştim, fakat ne görüyorum, şu an itibarıyla 3500 vuruşa gelmiş durumdayım; oysa ki, hafta sonu eklerinin engizitör yöneticisi Abdullah Kılıç, yazılarda behemahal 5 bin vuruşu geçmemem konusunda bana sebebini tam olarak anlayamadığım bir baskı uyguluyor ve zaten şu anda 4 bine doğru yaklaşıyor, başka bir ifadeyle konuştukça batıyorum. Abdullah Kılıç bunu niçin yapıyor bilmiyorum; ben serbest çağrışımla çalışan bir yazarım ve çoğu kere konuya yaklaşmak için sekiz-on bin vuruş civarında ön gevezelik temrini yapmam gerekebiliyor&#8230;</p><p>*</p><p>Nitekim o da ne? Aa; konuyla ilgili bir gazete haberi görüyorum şu anda.</p><p>İstanbul Cihangir&#8217;de bir apartman inşaatına başlanırken mütayit sevimsiz bir ayrıntı ile karşılaşıyor: Arsanın ortasında Osmanlılardan kalma bir hamam ve su sarnıcı var. Nasıl oluyorsa inşaatın etrafı tahta levhalarla çevrildikten bir süre sonra hamamdan geriye kalanların yanlışlıkla yıkıldığı anlaşılıyor. Vah vah&#8230; Su sarnıcı kalıntısı ise çelik çemberlerle emniyete alınarak dört katlı bodrum katlarının üç katından aşağıdan yukarıya uzanan bir asansör boşluğu veya merdiven aralığı gibi uzanıyor. Taraf gazetesinden Fuat Alkaç&#8217;ın haberine göre hakkında defalarca suç duyurusunda bulunulan inşaat bitmek üzeredir ve bölge 17 seneden beri sit alanıdır. Haberin fotoğrafı da var; ortasındaki zurna gibi kuyu sarnıcıyla yeldeğirmeni gibi bir şeye benzemiş bina&#8230;</p><p>*</p><p>Konuya şöyle bir ilgisi var efendim. Dilettante mütayit Sevan Nişanyan&#8217;ın da sit alanı içinde inşaat yapmak gibi bir durumu var yanlış hatırlamıyorsam. Sit kelimesi Türkçede teknik açıdan ne anlama geliyor, bunun tarifi uzun fakat pratikte &#8220;belâ&#8221; anlamına geliyor ve &#8220;sit&#8221; kavramına bir kere olsun dokunmuş olanlarımız bunu gayet iyi biliyor ve yaşıyorlar. Geçenlerde ben de bir nümûnesiyle karşılaştım çünkü.</p><p>Sekizinci sınıf, hiç tarihî özelliği olmayan beton-çöplük karışımı şahsiyetsiz dümdüz bir bina; üstelik vaziyet planı zurnayı andıran bir yer. Satılıkmış, &#8220;Ne kadar&#8221; dedik? &#8220;300 bin&#8221; dediler; &#8220;Niye ucuzküne?&#8221;&#8216;diye saf saf sorduk çünkü Boğaz&#8217;a 150 metre civarda ara sokakta bir yer burası&#8230; Sorduğumuz adam güldü, dedi ki, &#8220;300 bin bir şey değil; asıl iş aldıktan sonra başlayacak, tadilat projesi yaptıracaksın, buralar sit alanı, kurullardan geçecek proje; çok işi var, hayli zaman alır; bu esnada paraya acımayacaksın, normal bir vadede işi bitirmek istersen rüşvet vermeye de hazırlanman lazım ayrıca&#8230;&#8221;</p><p>*</p><p>Sâkin olunuz; binayı değil almak, müşteri bile olmadım, dolayısıyla okumuş-yazmış entel teknik adam ve kurul üyelerinin rüşvet alıp almadıkları konusunu tamamen bühtan ve iftira olarak kabul ediyor ve asıl meseleye geliyorum efendim&#8230;</p><p>Aa, 6000 vuruş dolmuş bile.</p><p>Anladınız; asıl hikâye yine haftaya kaldı&#8230;</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/devami-haftaya/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>İş inada bindi; bu inşaatı yapacağız</title><link>http://ahmetturanalkan.net/yazi/is-inada-bindi-bu-insaati-yapacagiz/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/is-inada-bindi-bu-insaati-yapacagiz/#comments</comments> <pubDate>Fri, 27 Aug 2010 23:24:39 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4607</guid> <description><![CDATA[Anketlerdeki bâriz üstünlüğe bakıp hayırcı cepheyi küçümsememek lazım. Şimdiye kadar tezim, sadece değişiklik paketindeki maddelerin sağlamlığına dayanan bir iyimserlikti; &#8220;Böyle makul ve demokratikleştirici değişim hamlesinin kabul görmesi, suyun alçağa akmasını andırır tabii bir şeydir&#8221; diye düşünüyordum. Anketler de aynı eğilimi teyid edince &#8220;tamam&#8221; dedim içimden, &#8220;Oylama tarihine kadar evetler daha da artar, hayırlar daha azalır.&#8221; [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Anketlerdeki bâriz üstünlüğe bakıp hayırcı cepheyi küçümsememek lazım.</p><p>Şimdiye kadar tezim, sadece değişiklik paketindeki maddelerin sağlamlığına dayanan bir iyimserlikti; &#8220;Böyle makul ve demokratikleştirici değişim hamlesinin kabul görmesi, suyun alçağa akmasını andırır tabii bir şeydir&#8221; diye düşünüyordum. Anketler de aynı eğilimi teyid edince &#8220;tamam&#8221; dedim içimden, &#8220;Oylama tarihine kadar evetler daha da artar, hayırlar daha azalır.&#8221;<br
/> <span
id="more-4607"></span><br
/> Bu tehlikeli bir iyimserlik, bir nevi yanlış hesap; zira bu hesap, hayırcıların, aslında mâkul, demokrat, memleketçi adamlar olduğu varsayımına dayanıyor; şüphesiz büyük kitlesi öyle fakat hayırcı cepheyi yönlendirenler öyle düşünmüyorlar.</p><p>Onlar 12 Eylül&#8217;ü, &#8220;böyle gelmiş böyle gider&#8221; sisteminin müdafaası olarak görüyorlar. Statükonun devamına can bağlamışlar âdeta. HSYK Başkan vekilinin dünkü açıklamasını okuyunca, nasıl canhıraş, nasıl gözü kara bir hamle ile &#8220;Hayır&#8221;a asıldıklarını farkedip ürktüm. Bu referandum hayırcılar için demokratik bir oylama değil ölüm-kalım meselesi olmuş; öyle algılıyor, öyle görüyorlar. Hayır oylarının galebe ettiği an, bütün cephelerde kesin bir zafer kazanmış olmanın sevinciyle delirecekler adetâ. Bütün variyetini masada taksit taksit kaybeden iflâhsız bir kumarbazın, rakibini &#8220;son bir el&#8221;e razı etmesini andırıyor bu durum.</p><p>-Son bir el daha; ben kazanırsam kaybettiklerimi geri alırım; sen kazanırsan herşeye sahip olacaksın!</p><p>Referandumun artık dramatik bir anlamı var ve hayırcı cephe zannedilenden daha güçlü, çünkü görünürdeki hayırcı siyasi parti ve STK&#8217;lara ilaveten neredeyse sistemden beslenen bütün devlet cihazı hayırcı; ordu üst yönetimi hayırcı, yüksek yargı hayırcı, yüksek bürokrasi hayırcı. On beş bin küsür yargısız infazın karar vericisi, uygulayıcısı, savunucusu da hayırcı olmak zorunda. Darbeciler, darbe severler, darbeden söz edildiğinde yüzümüze garip garip bakarak &#8220;Ne darbe mi; Türkiye&#8217;de hiç darbe oldu mu kuzum, neden bahsediyorsunuz siz?&#8221; diye saf rolüne soyunanlar hayırcı olmak zorunda; Bitmedi, TKP, BDP, PKK, aynı mekânda CHP, MHP, Cindoruk, Demirel, hatta Alevilerin oyunu cebinde zanneden Balkız ve emsâlinin de bulunduğuna aldırış etmeden nedense pek &#8220;hayırhâh&#8221; bir çizgide yan yana geliverdiler. Çok net ve açık bir tablo bu ama nedense, &#8220;Bu tren nereye gider arkadaş&#8221; diye sormak kimsenin aklına gelmiyor!</p><p>Ortak yanları yokmuş gibi görünüyor ama var; değişimden, şeffaflıktan, denetimden, çoğulculuk ve çok renklilikten nefret ediyorlar. Onlar statüden besleniyorlar; avantajları şu: Hiçbir şey yapmak zorunda değiller, hayırlar sayıca bir fazla çıkınca solukları feraha erişecek. Sadece hayır diyerek ve dedirterek statükoyu korumuş olacaklar. Geride olduklarını bilmek hırçınlaştırıyor hayırcı takımını, bu haftanın şapkadan çıkan tavşanı bir polis müdürünün ifşaatıydı, önümüzdeki hafta daha esaslı bir numara bekleniyor.</p><p>Sıradan, saf ve etrafında ne olup bittiğini farketmeden sırf &#8220;Tayyip&#8221;e duyduğu nefret ve hükümete karşı hissettiği &#8220;gıcıklık&#8221; sebebiyle hayır demeye hazırlanan yurttaşların yüreğini ferahlatacak bir şey söyleyeyim: Evetler kazanırsa, -ki kazanacak-, hayırcılar önemli bir şey kaybetmiş olmayacaklar çünkü, evetçiler attıkları temelin üstüne inşaat yapmak, kat çıkmak, tesisat döşemek, imar ruhsatı almak, kısaca yine çalışmak bir şey üretmek zorundalar. Hayırcılar ise, tek hayırla bütün inşaat sürecini sabote edebilecekleri için avantajlılar; çünkü insanın tabiatındaki aksiliğe sesleniyor onlar, &#8220;İstemezükçülük&#8221;ün dayanılmaz hafifliğine, artık milli huyumuz haline gelen, &#8220;Ben var ya ben; seni burdan geçirmem&#8221; dayılanmasının gururu yelpazeleyici kısmına hitab ediyorlar.</p><p>Lakin yağma yok; iş inada bindi şimdi. Biz bu inşaatı yapacağız; sistem rantçılarına galebe edeceğiz inşallah. Elimiz taşın altındadır ve taşı taşın üstüne koyacağız. Türkiye kazanacak!</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/is-inada-bindi-bu-insaati-yapacagiz/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Bugün o gündür işte…</title><link>http://ahmetturanalkan.net/yazi/bugun-o-gundur-iste/</link> <comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/bugun-o-gundur-iste/#comments</comments> <pubDate>Wed, 25 Aug 2010 19:35:13 +0000</pubDate> <dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator> <category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category><guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=4605</guid> <description><![CDATA[Bu köşede 20 Aralık 2006 günü yayımlanan yazının sonu şöyleydi: &#8220;Sözün geride kalan kısmını, vakti gelince tamamlarız artık!&#8221; Dört yıl geçti, vakti geldi; bugün o gündür işte&#8230; Yazının başlığı, &#8220;Nuri Demirağ Havaalanı meselesi&#8221;ydi ve genişletilerek uluslararası nitelik kazandırılan Sivas Havaalanı&#8217;nın isimlendirilmesiyle ilgiliydi. Yeni pistin tamamlanması sebebiyle düzenlenen törene Ulaştırma ve Tarım bakanlarıyla o tarihte Başbakan [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Bu köşede 20 Aralık 2006 günü yayımlanan yazının sonu şöyleydi: &#8220;Sözün geride kalan kısmını, vakti gelince tamamlarız artık!&#8221; Dört yıl geçti, vakti geldi; bugün o gündür işte&#8230;</p><p>Yazının başlığı, &#8220;Nuri Demirağ Havaalanı meselesi&#8221;ydi ve genişletilerek uluslararası nitelik kazandırılan Sivas Havaalanı&#8217;nın isimlendirilmesiyle ilgiliydi. Yeni pistin tamamlanması sebebiyle düzenlenen törene Ulaştırma ve Tarım bakanlarıyla o tarihte Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener de katılmıştı. Herkes o törende, ev sahibi sıfatıyla Şener&#8217;in açıklama yapmasını bekliyordu fakat sızan haberler bir garipti. Abdüllatif Şener, bu isimlendirmeye soğuk yaklaşmış, ilgilenmemişti bile.<br
/> <span
id="more-4605"></span><br
/> Aradan dört sene geçti; köprülerin altından çok sular aktı. Talihin rüzgârı nice harmanlar savurdu ve neticede iki gün önce Bakanlar Kurulu, &#8220;Nuri Demirağ&#8221; tabelasını Sivas Havaalanı&#8217;na çaktı. İyi oldu, hak yerini buldu. Bu memlekette hiçbir kurum ismi, Nuri Demirağ Sivas Havaalanı kadar, &#8220;mehel&#8221;, münasip ve hak edilmiş değildir. Hükümete ve hassaten Ulaştırma Bakanı&#8217;na bu vefadar ve nazik davranışından ötürü teşekkür ediyorum; bu jest, elini taşın altına koymaktan, risk üstlenmekten çekinmeyen hakiki Türk sanayicisinin ve işadamının boynuna takılmış bir gurur çelengidir.</p><p>Yeri gelmişken söyleyelim: Nuri Demirağ, vaktiyle devlet ihaleleriyle zenginleşmiş bir işadamıydı. Kazandığını yatırıma dönüştürdü; Türkiye&#8217;de sadece sivil havacılığın değil, havacılık sanayiinin de temellerini attı ama vaktiyle zenginleşmesine izin veren devlet, uluslararası havacılık lobisinin de tesiriyle, Demirağ&#8217;ın vizyonunu resmen engelledi. Demirağ, bunun üzerine, şu günlerde hayli örneğini gördüğümüz &#8220;iyi gün dostu&#8221; işadamı ve işveren kuruluşu üyelerinin yaptığı gibi, darda kalınca mütebasbıs ve müdâhin, soluğu genişe çıkınca &#8220;kuul&#8221;, aristokrat ve gerekirse küstah rol modellerinden birini tercih etmedi.</p><p>Gitti kendi partisini kurdu. Adı Milli Kalkınma Partisi, sene 1945.</p><p>Nuri Demirağ, havacılıktan, uçak motorundan, işletmecilikten, sanayiden, geleceğe yatırım yapmaktan anlıyordu fakat kötü bir politikacıydı. Partisi başarılı olamadı, kendisi bir dönem DP milletvekilliği yaptıysa da siyasette iz bırakmadı fakat havacılıkta, o günlerin Türkiye&#8217;sine birkaç numara büyük gelecek derecede çığır açıcı bir öncü oldu. Nu D adını verdiği model, ilk Türk yolcu uçağıdır ve inanmayacaksınız, Demirağ bunlardan, kendi fabrikasında düzinelerle imal etmişti.</p><p>Hikâye uzun, ayrıntı isteyenler, Fatih Dervişoğlu&#8217;nun kaleme aldığı, &#8220;Nuri Demirağ, Türkiye&#8217;nin Havacılık Efsanesi&#8221; (Ötüken Yay.) isimli araştırmayı okuyabilirler. Demirağ&#8217;ın hatırasını kendi memleketinin havaalanında yaşatmak kadirbilirliliktir fakat bu adam sıradan bir taşralı değildi, memleket çapındaydı ve imkân bulsa kesinlikle ilk uluslararası markamız olacaktı. Düşünmeli ki, 1935 yıllarında Türkiye&#8217;nin en zengin adamıydı ve o yıllarda Vehbi Koç henüz Ankara&#8217;da bakkaliye ile uğraşıyor, Hacı Ömer Sabancı ise muhtemelen Adana&#8217;da kendi çapında pamuk ticaretiyle meşgul bulunuyordu. Demirağ vizyonunun duvara çarpmasıyla, sonrakilerin &#8220;alıp başını gitmesi&#8221; tarihin ince nüktelerindendir. Söylemiştik, rahmetli kötü politikacıydı ama iyi adamdı.</p><p>Bugün bazı zengin işadamları yüz binlerce dolar ödeyerek satın aldıkları uçaklara kendi isimlerini veriyorlar ama onlardan hiçbiri kendi fabrikalarında, kendi teknisyenleriyle, kendi sermayeleri ile sıfırdan imal ettirdikleri bir uçağa kendi adlarını yazdıramadılar.</p><p>Bir kişi hariç: Nuri Demirağ.</p><p>Ee, boşuna söylememişler: Adam ölür eseri kalır&#8230;</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/bugun-o-gundur-iste/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> </channel> </rss><!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Minified using apc
Page Caching using apc
Database Caching using apc

Served from: ahmetturanalkan.net @ 2010-09-07 23:12:27 -->
