<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2turkishfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Ahmet Turan Alkan.net</title>
	
	<link>http://ahmetturanalkan.net</link>
	<description>Gayriresmî Ahmet Turan Alkan Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 May 2012 07:33:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/ahmetturanalkan" /><feedburner:info uri="ahmetturanalkan" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:emailServiceId>ahmetturanalkan</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><feedburner:feedFlare href="http://www.plusmo.com/add?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://plusmo.com/res/graphics/fbplusmo.gif">Subscribe with Plusmo</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.thefreedictionary.com/_/hp/AddRSS.aspx?http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://img.tfd.com/hp/addToTheFreeDictionary.gif">Subscribe with The Free Dictionary</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.bitty.com/manual/?contenttype=rssfeed&amp;contentvalue=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.bitty.com/img/bittychicklet_91x17.gif">Subscribe with Bitty Browser</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.newsalloy.com/?rss=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.newsalloy.com/subrss3.gif">Subscribe with NewsAlloy</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.live.com/?add=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://tkfiles.storage.msn.com/x1piYkpqHC_35nIp1gLE68-wvzLZO8iXl_JMledmJQXP-XTBOLfmQv4zhj4MhcWEJh_GtoBIiAl1Mjh-ndp9k47If7hTaFno0mxW9_i3p_5qQw">Subscribe with Live.com</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://mix.excite.eu/add?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://image.excite.co.uk/mix/addtomix.gif">Subscribe with Excite MIX</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://download.attensa.com/app/get_attensa.html?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.attensa.com/blogs/attensa/WindowsLiveWriter/BadgeredintoBadges_10C02/attensa_feed_button5.gif">Subscribe with Attensa for Outlook</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.webwag.com/wwgthis.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.webwag.com/images/wwgthis.gif">Subscribe with Webwag</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.podcastready.com/oneclick_bookmark.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.podcastready.com/images/podcastready_button.gif">Subscribe with Podcast Ready</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.flurry.com/pushRssFeed.do?r=fb&amp;url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.flurry.com/images/flurry_rss_logo2.gif">Subscribe with Flurry</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.wikio.com/subscribe?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.wikio.com/shared/img/add2wikio.gif">Subscribe with Wikio</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.dailyrotation.com/index.php?feed=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Fahmetturanalkan" src="http://www.dailyrotation.com/rss-dr2.gif">Subscribe with Daily Rotation</feedburner:feedFlare><item>
		<title>Soru: Ezik miyiz? Cevap: Bittabii!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/C1RK7-glNU8/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/soru-ezik-miyiz-cevap-bittabii/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 08:32:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5739</guid>
		<description><![CDATA[Bir futbol camiasını büyük yapan şey nedir; açıp içine bakalım; büyüklük neyle ve nasıl oluyor, nedir yani? Bizdeki karşılığı belli: Şampiyonluk sayısı, taraftar bolluğu, müzedeki kupaların çokluğu, bütçe genişliği, satın alınan futbolculara büyük paralar ödenmesi vesaire. Ha, ara sıra etik değerlerimiz, kulüp kültürümüz, geleneğimiz gibi lâflar da edilmiyor değil. Tamamen göstermelik ve içi boşaltılmış lâflar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir futbol camiasını büyük yapan şey nedir; açıp içine bakalım; büyüklük neyle ve nasıl oluyor, nedir yani?</p>
<p>Bizdeki karşılığı belli: Şampiyonluk sayısı, taraftar bolluğu, müzedeki kupaların çokluğu, bütçe genişliği, satın alınan futbolculara büyük paralar ödenmesi vesaire. Ha, ara sıra etik değerlerimiz, kulüp kültürümüz, geleneğimiz gibi lâflar da edilmiyor değil. Tamamen göstermelik ve içi boşaltılmış lâflar bunlar. Kulüpleri birbirinden ayıran şey, renkleri; değerleri değil. İçlerinde büyüklük sıfatını lâyıkıyla hak etmiş kimse yok.</p>
<p><span id="more-5739"></span></p>
<p>Kulüpler taraftara yaltaklanıyor; taraftarlar da kulüplerine ilân-ı aşk ediyorlar; arada kanarya, boğa, aslan, kartal, timsah, arma, forma gibi bağlantı elemanları olduğu için ilişkinin kofluğu ve sahteliği görünmüyor.</p>
<p>Hatırlıyorsunuz, şikeyle suçlanan kulüpleri en çok küplere bindiren şey, &#8220;Bize nasıl şike ithamında bulunursunuz?&#8221; değil, dikkat edin, &#8220;Herkesin bulaşmış olduğu bir çamur banyosunda niçin sadece biz pis çocuk muamelesi görüyoruz?&#8221; isyanı!</p>
<p>Basit bir hatırlama yapalım: Spor kavramının aslı, eski tâbirle beden idmanıdır. Sporu, müsabaka şekline sokarsanız, beden idmanına ahlâkî bir doğrultu vermeniz gerekir. Biri kazanıp öteki kaybedince kazananı sevindirik olmaktan, kaybedeni depresyondan alıkoyan espri, ahlâkî bir kabuldür: Kazanan rakibini gururlandıracak, kaybeden ise diğer müsabıkı içtenlikle kutlayacaktır. İşin bir de &#8220;kazanmayı ve kaybetmeyi öğrenme&#8221; faslı var ki, bizim futbol kültürü seviyemize ağır gelir, anlayamayız. Bizde yenmek, rakibi fethetmek, perişanlatmak, aşağılamak, utanç içinde bırakmak anlamına gelir ve o yüzden kazanmak, delicesine bir hayat-memat problemi gibi görünüyor.</p>
<p>Spor &#8220;sefer&#8221; halidir halbuki, zafer değil. Bu kadar basit. Spor kültürü insanlara seferde bulunmayı ve sefer ahlâkını kazandırırsa bir mânâ taşır; aksi halde sıradan, ucuz ve bayağı bir taraftarlık oluveriyor. Bizim spor kültürümüz son yirmi seneden beri çok kötü ve üslûpsuz tarzda ticarileştirildiği için sefere değil zafere hasret bir ihtirasa dönüştü. Zafere hasretiz çünkü genlerimizde eziklik var. Öyle olmasa, milli maçlarda bile şike şaibelerine bulaşmazdık vaktiyle, İsviçre maçı bitince deli danalar gibi sahaya dalıp rakibi sille-tokat dövmeye kalkışmazdık; demek ki bu bizde millî bir refleks haline gelmiştir ve o esnada biz, belki lüzumsuz derecede millî galeyâna bulaştığımızdan bu inceliği fark etmemişiz.</p>
<p>Hepimizi aynı yağmur ıslattı, aynı rüzgâr kuruttu; meziyetlerimiz de, utanılacak tarafımız da aynı ortak kökten geliyor. Ezikliğimiz de kolektif bir mahiyet taşıyor. Düşkün yanımızı zaferle tez yoldan uyuşturmayı biz seçtik, oysaki &#8220;sefer&#8221;le, uzun ve meşakkatli yolu tercih etmeliydik. Yapamadık, taraftarlığı yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Kadın seyircilere bile erkek ağzıyla sinkaflı küfürler ettiren, çocuklarımıza daha sabî ve mâsum çağlarında taraftarlık dayatan bir nefret kültürü oluşturduk. Bu yanlışa ben de iştirak ettim vaktiyle.</p>
<p>Şimdi ortalığa bakınca ümitsizliğe kapılıyorum. Kimse üzerine hata kondurmuyor; karşıdan bakınca âkil adam zannedilen saçı sakalı ağarmış bazı köşe yazarları bile taraftarına üçlük çektirecek berbat savunma yazıları kaleme alıyorlar. İçlerinde ihâleyi &#8220;Cemaat&#8221;e yıkanlar bile eksik değil. Al bu senenin İsmail Dümbüllü ödülü&#8217;nü (ki ödül kavuktur mâlum) geçirsin kafasına.</p>
<p>İyi değiliz, hastayız, hem enikonu hastayız; titreme nöbetleri, yüksek ateşler, sayıklama, abuk-sabuk konuşmalar, halüsinasyonlar, adalelerde şiddetli kasılmalar. Zamanla geçecek ama çabuk şifa bulmak için perhiz etmek lâzım. Kapatın federasyonu filan, maçlara bir sene ara; halı saha maçlarına bile. Bu arada kulüp yöneticilerini Evropalara tahsile, stajlara gönderelim; yöneticilik, meşrû yollardan kulüp finansmanı, kulüp kültürü öğrensinler; felsefe kurlarına da devam etsinler hariçten. Yetmezse Balkanlar&#8217;da bazı tekkeler hâlâ açık; biraz tevâzu tâlim etsinler&#8230;</p>
<p>Kimse çıkıp, &#8220;Bizde de faaliyet gösteren tekkeler var&#8221; demesin bana; ne mâlum taraftar defterine yazılmadıkları?</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/C1RK7-glNU8" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/soru-ezik-miyiz-cevap-bittabii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/soru-ezik-miyiz-cevap-bittabii/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Çakma din!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/PeBLmFOKBvE/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/cakma-din/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 08:33:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5742</guid>
		<description><![CDATA[T24 Sitesi&#8217;ndeki haberi, diğer haber kanallarında göremedim: Üç büyük (?) İstanbul takımından birinin taraftarları, &#8220;Bu mıntıkada sadece bizim takımın şampiyonluğunu kutlarız&#8221; gerekçesiyle semtin kalabalık güzergâhlarında nöbet tutmuşlar; kendilerine &#8220;Dağılsanız iyi olur, niçin toplandınız?&#8221; diye sual eden güvenlik görevlilerine de, &#8220;Size ne yahu, biz kendi takımımızın kazandığı dördüncülüğü kutluyoruz&#8221; diye mizah yükü yüksek bir cevap vermişler. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>T24 Sitesi&#8217;ndeki haberi, diğer haber kanallarında göremedim:</p>
<p>Üç büyük (?) İstanbul takımından birinin taraftarları, &#8220;Bu mıntıkada sadece bizim takımın şampiyonluğunu kutlarız&#8221; gerekçesiyle semtin kalabalık güzergâhlarında nöbet tutmuşlar; kendilerine &#8220;Dağılsanız iyi olur, niçin toplandınız?&#8221; diye sual eden güvenlik görevlilerine de, &#8220;Size ne yahu, biz kendi takımımızın kazandığı dördüncülüğü kutluyoruz&#8221; diye mizah yükü yüksek bir cevap vermişler. Haberin fotoğrafı da var. Polis hadiseye dikkat kesilip tedbir almış, buna rağmen tatsızlıklar çıkmış.</p>
<p><span id="more-5742"></span></p>
<p>Faydası olmayacağını bile bile haberi mümkün olduğu kadar tarafsız bir dille özetlemeye çalışıyorum; öyle yapmaya mecburum çünkü taraftar davranışları ve psikolojisi ülkemizde artık ciddiyetle gözlemlenmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken endişe verici, hatta tehlikeli bir seviyeyi işaret ediyor. Sair zamanlarda mâkul, soğukkanlı, insaflı, hatta tarafsız görünen nice insan, takım meselesi araya girince asabîleşiyor, umulmadık tepkiler gösteriyor; kırıcı, saldırgan olabiliyor. Yazar arkadaşım Mehmet Kamış&#8217;ın geçen Cumartesi bu sayfada kaleme aldığı, &#8220;Futbol bir din ya da kimlik midir?&#8221; başlıklı yazısındaki, &#8220;Çok eskilerden beri tanıdığımız, dindar bir kimliğe sahip insanlar olarak bildiğimiz dostların bile ağza alınmayacak tepkiler göstermesini anlamak hakikaten çok zor.&#8221; satırlarının aslında ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum. Biraz da bu yüzden futbol benim için bütün cazibesini kaybetti, bir nefret, bir ürperiş nesnesi olmaya başladı.</p>
<p>Futbol iyi insanları değiştiriyor, bozuyor, kendine yabancılaştırıyor; kötülerin niteliklerini sivriltiyor. Ünlü Şeytan (Exorcist, 1973) filmindeki kız çocuğuna (Linda Blair) musallat olan kötülüğün bu masum yavrucağı dönüştürmesine benzeyen menfî bir tesir yapıyor. Artık kesinlikle bir eğlence, bir spor, bir dostluk ve kardeşlik vesilesi olmaktan çıktı, insanları bölük bölük ayırıyor, renklerine boyuyor, davranışlarını bozuyor ve en önemlisi hakikat duygusunu baskı altına alıyor.</p>
<p>Cumartesi günü maçtan saatler önce bir ulaştırma görevlisiyle sohbet ettim; öfke yüklüydü ve olup biteni kendi mantığı içinde çok inandırıcı bir şekilde savunuyor ve çok ilginçtir doğrudan hükümeti suçluyordu. Büyük bir inanç ve heyecanla dile getirdiği görüşlerini şöyle bir finalle noktaladığında ürperdim desem yeridir;</p>
<p>-Artık kendi partimizi kurmaktan başka çare kalmadı; herkes bize düşman; o zaman görürler dünyanın kaç bucak olduğunu!</p>
<p>Futbol düne kadar sporla ilgili bir kavramdı; sosyolojik boyutları vardı, bugün ise ancak &#8220;Din psikolojisi&#8221;nin temel kavramlarıyla ölçülebilir bir fenomen haline gelmiştir Türkiye&#8217;de. Herkes aynaya bakıp taraftarlık derecesini sorgulasın, &#8220;Takımımın renkleri, doğruları algılamamı engelleyebilir mi?&#8221; sualini sorsun, kendini sigaya çeksin. Psikologlar, taraftar davranışının niçin çok garip bir surette &#8220;kesin inançlı&#8221; çizgisine doğru kaymakta olduğunu dert edinmeliler. Bunlar sağlık alâmeti değil, resmen maraz! Hüsran ve sevincin algılanmasında niçin bu ölçüde yaygın hazımsızlık yaşandığının sebeplerine inelim. &#8220;Birkaç kendini bilmezin edepsizliği, büyük ve şerefli camialara mal edilemez&#8221; safsatasına artık güvenmeyelim. Birkaç edepsizin yaptığı, o câmianın sessiz ve mâkul çoğunluğu tarafından bir şekilde onaylanıyor, hatta gizli bir keyiflenme hissine yol açıyorsa -ki öyle oluyor- meseleyi ciddiye almanın zamanı gelmiş demektir.</p>
<p>Öyle bir iklim ki, herkes bir şekilde mağdur edildiğine, hakkının yenildiğine, aleyhinde komplo düzenlendiğine inandırılmış; güven uyandırıcı ara kurumlar imha edilip itibarsızlaştırılmış. Her camia, her kulüp kendi doğrularına secde ediyor; herkes suçluyu (yani münkiri) biliyor ve kendini en sâlih amel ve doğru yol üzre görüyor. Böyle kavramlar üzerinde titizlik gösteren bazı okuyucularım alınmasınlar; olguyu izah edebilecek başkaca bir terimler sözlüğü yok. Özellikle hassasiyetlerin tavana vurduğu şu günlerde nevri dönmüş tepkilere muhatap olmamak için tâze örnekler vermiyorum; ümid ederim ki, söylediklerimi doğru anlayabilecek olanlar Cumartesi gecesi yaşanan olayların vehâmetini takdir ediyorlardır.</p>
<p>Yani inşallah! </p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/PeBLmFOKBvE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/cakma-din/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/cakma-din/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sol geçmişiyle hesaplaşıyor, ya sağ?</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/ipN0tCYe4ic/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/sol-gecmisiyle-hesaplasiyor-ya-sag/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 07:22:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon Dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5744</guid>
		<description><![CDATA[“Sol cenah”ın Türkiye’de, hadi Frenkçe tabiriyle söyleyelim, büyük bir kredibilitesi var. Bilim ve sanat denilince; medya, entelektüalizm denilince sol fikriyatı benimsemiş insanların kendiliğinden ehil ve söz sahibi oldukları varsayımını kimse reddedemez. Bu tesbit hoşuma gitmese de aynı fikirdeyim ve küçük bir örnekle tezimi tartışmaya açacağım. Eğer Taraf gazetesi, sağ tandanslı bir şirket ve yazar-çizer takımı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Sol cenah”ın Türkiye’de, hadi Frenkçe tabiriyle söyleyelim, büyük bir kredibilitesi var. Bilim ve sanat denilince; medya, entelektüalizm denilince sol fikriyatı benimsemiş insanların kendiliğinden ehil ve söz sahibi oldukları varsayımını kimse reddedemez.</p>
<p>Bu tesbit hoşuma gitmese de aynı fikirdeyim ve küçük bir örnekle tezimi tartışmaya açacağım. Eğer Taraf gazetesi, sağ tandanslı bir şirket ve yazar-çizer takımı tarafından yayımlanmış olsaydı, yine aynı yayınları yapsa bile aynı tesiri yapamayacaktı diye düşünüyorum. Sağcı mahfillerde sol menşe’li veya soldan dönüş yapmış kişilerin bu kadar itibar sahibi olmasının sebebi de aynıdır. Bu tesbitim bir yerinme değil, fikir dünyamızın yazılı olmayan gerçeklerinden biridir.</p>
<p><span id="more-5744"></span></p>
<p>Türkiye’de sol, bu krediyi doğru kullanmış olsaydı ülkenin çehresi değişebilirdi; şimdi tartışmaya gerek görmediğim sebepler yüzünden sol, kendini ideolojik ıskalanın ucuna yerleştirdi, yıllarca Sovyet tipi komünizmi fikir namına savundu ve bu esnada sol fikriyatın daha ehven tezahürlerinin (sosyalizm, sosyal demokrasi gibi) önünü kapadı. Türk siyasetinin sol kefesinde ciddi bir ağırlığın olmaması, siyasetimiz için kazanç değil kayıptır.</p>
<p>Taraf gazetesinde bir süreden beri dikkate değer şeyler oluyor. Tarihçi Halil Berktay’ın 1 Mayıs 1977’de Taksim’de yaşanan faciayla ilgili olarak bazı sol grupların kabahatli olabileceğini ileri süren yazısı yüzünden gazetenin beş yazarı, protesto mahiyetinde gazeteden ayrıldılar. Tartışma hâlâ sürüyor ve biz bu tartışma esnasında önemli şeyler öğreniyoruz.</p>
<p>Kabul edelim ki, Halil Berktay’ın ileri sürdüğü tezler, ilk defa seslendiriliyor değildir; o günleri yaşayanlar ve basını takib edenler, sol fraksiyonlar arasında çok sert, hatta kanlı çatışmaların 1 Mayıs mitingine aksettirildiğini hatırlayacaklardır. Bilinmiyor değildi, çünkü evveliyatı da vardı; kardeş kavgasıyla göz gözü görmeyen bir boğazlaşmaya dönüşen kanlı vuruşma ortamında bazı sol gruplar da birbirlerini düşman, hatta “Sosyal Faşist” ilan ediyor, kurdukları halk mahkemelerinde yargılamaya kalkışıyorlardı. Esasen Halil Berktay, birkaç aydan beri bu konuda önemli yazılar kaleme alıyor ve solun “Devrimci şiddet”i kutsamasını acı bir dille eleştiriyor.</p>
<p>Solun, sağ cenaha karşı faikiyeti budur; bir raddeden sonra olup biteni sorgulamak, araştırmak, hataların altını çizmek ve tartışmak daha ziyade solun temsil ettiği bir gelenektir. Sağ cenahta böyle eleştiri ve özeleştirilere pek şahit olmayız. Sağ cenahta lidere, kutsala, örgüte, kısaca “Dâvâ”ya zarar verebileceği düşünülen fikirler nadiren kamuoyu önünde tartışılırken daha ziyade kapalı kapılar ardında dedikodu seviyesinde seslendirilir; “Bunları yazsan ne güzel olur” teklifiyle karşılaştıklarında bizim cenahın mensupları, “Vakit erken, fitneyi uyandırmayalım, karşı tarafın eline koz vermeyelim” neviinden bahaneler üreterek meseleyi kapatırlar. Tâbir caizse, bu da bir muhafazakâr gelenektir; doğrusu “Muhafazakâr” kavramının muhtevâsına uygun bir gelenek!</p>
<p>70’li yıllar, keskin ideolojik taraftarlığın cinnet baskısı altında geçtiği için kayıp on sene olarak nitelenmeli. Kendini anadan doğma mâsum ve tamamen haklı, karşı düşünceyi ise bütün kötülüklerin kaynağı ve mel’un bir şey olarak görmek, her cenahın taraftarlarına doktriner bir imanla ezberlettiği ve sığındığı bir yalandı. İdeolojik körlüğün en fena yönü, hemen ve daima insanda hakikat duygusunu tembelleştirmesi ve ekseninden uzaklaştırması olmuştur. Kavga yatıştıktan sonra aradan geçen zaman, akkor hâline gelen çeliğin soğuyarak asıl karakterini kazanması gibi insanlar üzerinde hakikat duygusunun yeniden yükselmesi tesirini uyandırıyor. Şimdilerde böyle bir zaman kesiti içinde yaşıyoruz. Düne göre daha soğukkanlı, daha sâkin ve nisbî olarak baskıdan uzak bir ortam var, düne göre daha şanslı ve avantajlıyız.</p>
<p>Bugün, karşı tarafın suçluluğunu isbat etmek için olayları çarpıtmak yerine sadece suçlunun kim olduğu noktasında yoğun bir azim göze çarpıyor. Basın dünyamızın alternatif ve çok sesli bir yapıya bürünmesinin faydasını da görmezden gelemeyiz. Kanaat diktatörlüğü, -neyse ki- karşı seslerin de kendini duyurabildiği bir çok sesliliğe doğru çözülüyor ve dağılıyor.</p>
<p>Ümit edilir ki sadece sol fraksiyonlar değil hemen herkes, sadece hakikate duyduğu saygı icabı kamuoyu önünde kendi özeleştirisini yapsın ve hatalarıyla yüzleşmek cesaretini göstersin. Bu cinsten bir vicdânî ve ahlâki arınmaya hepimizin çok ihtiyacı var.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/ipN0tCYe4ic" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/sol-gecmisiyle-hesaplasiyor-ya-sag/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/sol-gecmisiyle-hesaplasiyor-ya-sag/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Cami locaları, tabure cemaati!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/WpTfyP5A-3s/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/cami-localari-tabure-cemaati/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 06:16:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazar Keyfi]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5736</guid>
		<description><![CDATA[On gün kadar önce Sinan Korkmaz ismindeki okuyucum, ekinde küçük bir fotoğraf bulunan bir mektup gönderdi. Mektubunda, en az on seneden beri kimselere anlatamadığı bir şikayetini dile getiriyor; özetle şöyle: İstanbul Büyük Şehir Belediyesi vaktiyle -herhalde bir şirkete- hani o ağır demirden döktürülen kanalizasyon kapakları yaptırmış. Okuyucum diyor ki, &#8220;Kapağın üstünde görünür şekilde, eski yazıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>On gün kadar önce Sinan Korkmaz ismindeki okuyucum, ekinde küçük bir fotoğraf bulunan bir mektup gönderdi.</p>
<p>Mektubunda, en az on seneden beri kimselere anlatamadığı bir şikayetini dile getiriyor; özetle şöyle: İstanbul Büyük Şehir Belediyesi vaktiyle -herhalde bir şirkete- hani o ağır demirden döktürülen kanalizasyon kapakları yaptırmış. Okuyucum diyor ki, &#8220;Kapağın üstünde görünür şekilde, eski yazıyla Lâfz-ı Celâl yazıyor.&#8221;</p>
<p><span id="more-5736"></span></p>
<p>Yahu, olacak iş değil; hiçbir belediye yöneticisi, durup dururken değil Müslümanları, hiçbir kimseyi incitecek şeyleri ayak altına yazdırmaz! Fotoğrafa baktım, bir şey göremedim. Cevaben, &#8220;Alınganlık gösteriyorsunuz. Ben bir şey göremedim&#8221; diye yazdım; bu defa daha büyük ve ayrıntılı bir fotoğraf geldi ve gördüm ki, evet baştaki elifi eksik olsa da &#8220;Lâm-lâm ve güzel he&#8221; harfleri açıkça görünüyor bir kenarda. Hani, karşılaştığı her şeyde gizli harfler, gizli anlamlar arayan ve bulan sırlı işlere meraklı takımı vardır; evvela Sinan Bey&#8217;i onlardan sandım ama gördüm ki hassasiyeti sebepsiz değil. Cevaben, &#8220;Bu kapaklar hâlâ kullanılıyor mu, hangi semtlerde?&#8221; diye sordum. &#8220;Eminönü&#8217;nde hayli var&#8221; cevabı geldi.</p>
<p>Ben henüz kendi gözümle bizzat görmüş değilim ve usûl gereği en az bir örneğini görmüş olmam gerekirdi fakat fotoğraf yeterince açık; en azından vaktiyle böyle bir kapağın varlığı tartışılamaz.</p>
<p>Eğer varsa kaldırılmalı ve Elifsiz de olsa böyle bir ayıba göz yumanlar uyarılmalı.</p>
<p>*</p>
<p>Gelelim öteki meseleye.</p>
<p>Camiye sıkça yolu düşenler biliyor; arka duvarda saf şeklinde sıralanmış kimisi plastik kimi tahtadan imal edilmiş oturaklar, portatif iskemle veya sıralar var. Herhangi bir sebeple oturma, eğilme veya diz kırma problemi yaşayanlar bu oturaklar üzerinde namaz borçlarını edâ ediyorlar. Bir ara geçici bir sıkıntı sebebiyle benim de başıma geldi.</p>
<p>Câmi ahalisinden bazıları bu uygulamaya karşı. &#8220;Yeni bir bidat ihdas ediliyor&#8221; diye feveran halindeler. Bir başka okuyucum, duyduğu rahatsızlığı güzel bir üslupla özetlemiş. Diyor ki, &#8220;Uzun uzun araştırıp soruşturdum, son saftaki tabure cemaatinin şu durumunun kesinlikle caiz olmadığı kanaatine vardıktan sonra size yazmaya karar verdim. Bazıları plastik tabureleri evlerinden getiriyor, bazıları devamlı camide tutuyor. En arka safı zaptetmişler. Hatta yakın zamanda gezmek için gitmiş olduğum İznik&#8217;te çinileriyle ünlü Yeşil Cami&#8217;de ikindi namazını kılmak için girdiğimde gözlerime inanamadım. En arka safa ahşaptan, parklardaki bank benzeri sabit uzun oturma yerleri yapılmış, tam da -hâşâ- kiliselerdeki oturma yerlerinin benzeri. Görünce gerçekten içim acıdı. Bazı cami imamlarının tabureleri camiden attırdığını, bazılarının ise cemaate bu konuda telkinde bulunduğunu da işittim hepsi de duyarsız değil tabii elbette ama Yeşil Cami&#8217;deki olay tam da taburelerin bir sonraki seviyesi; bir sonraki safha, herhalde ikinci oturma sırasının imalatı olur. Her şeyi hallettik de bunlar mı kaldı diye düşünülebilir fakat dinî ve içtimaî hayatımızdaki iyileşmelere bu kısımları da dahil etmekte bir beis olmadığını düşünüyorum.&#8221;</p>
<p>Eh, belki yine biraz başım ağrıyacak ama hareketleri engelli vatandaşlar için arka sıralarda bir sıra oturma yeri bulundurulması, bana hakikaten yeni bir bidat, dinin özünü bozucu bir şey gibi görünmüyor. İlerdeki saf nizamını bozmamak kaydıyla (çünkü ön safa plastik tabure koyanları bile gördüm) engellilere anlayışla bakmak gerektiğini düşünüyorum ama herhalde nihai söz bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;na düşecektir. Onların açıklaması ve düzenlemesi ile bu küçük pürüz ortadan kaldırılabilir.</p>
<p>Ne var ki okuyucumun takıldığı bir husus daha var ki, ona bütünüyle iştirak ediyorum.</p>
<p>Camilerdeki localar!</p>
<p>Tâbir bana değil, okuyucuya ait ama tam yerinde. Diyor ki okuyucu: &#8220;Bazı camilerde normal vakitlerde sadece 3-4 saf oluştuğu halde müezzin efendi ve yanındaki bazı iştirakçileri vakit namazlarında lutfedip cemaatin içine, saflara dahil olmadan özel localarında (yani müezzin mahfilinde) namazlarını kılmaktalar. Mikrofon kullanmanın buna bahane olacağını da zannetmiyorum çünkü normal vakit namazlarında zaten 3-4 saf ancak toplanmakta, kısık sesle dahi okusa okuyacaklarını tüm cemaatin duymamasına bir engel yok diye düşünüyorum.&#8221;</p>
<p>Eskiden müezzinler kaamet getirdikten sonra normal safa girer, görevlerini orada yerine getirirlerdi. Tabure konusunda ısrarlı değilim fakat müezzin mahfillerinin bir nevi, &#8220;müezzinin ahbabları locası&#8221; haline getirilmesi benim de dikkatimi çekiyor. Safa katılmak dururken âdeta uzay gemisi Atılgan&#8217;ın kumanda odası haline getirilmiş ve çok gerekliymiş gibi saf hizasından yüksek tutulmuş bir yerde ayrıca yârenleri bir araya getirerek yeni bir gelenek ihdâsına lüzum yoktur. Namazın ve saf nizamının ruhuna aykırı bir uygulama.</p>
<p>Ha, teravih kılınırken, bayram namazlarında hep bir ağızdan salât&#8217;ü selam getirileceği durumlar müstesnâ tabii.</p>
<p>*</p>
<p>Bilirsiniz, Kurban Bayramı&#8217;nın namazı kılındıktan sonra bütün cemaat Itrî&#8217;nin (Bazıları Itrî&#8217;ye ait olmadığını ileri sürüyorlar ama&#8230;) en meşhur ve güzel bestesi sayılmak lazım gelen Tekbir&#8217;i getirirler. Bunca yıldır gözlemim şu olmuştur: Tekbir&#8217;in bestelendiği şekline yakın bir güzellikte ve âhenk ile icra edildiğine hiç şahit olmadım. Müzik kulağımızın olmadığından mıdır bilemem. Cemaat tekbir getirirken birbirinden farklı kakofonik tonlar halinde yükselen seslerden hangisine uyacağınızı şaşırırsınız.</p>
<p>Cemaate müzik eğitimi verip mükemmel bir koral icraatla ahenkli tekbir getirmelerini sağlamak, kabul ederim ki zor iştir ama daha kolay üstesinden gelinebilecek aksaklıklar konusunda da muzdaribiz. Bunların başında, camiye girerken ayakkabıları eşikte bırakmak geliyor.</p>
<p>Eskisi gibi değil halbuki, her camide ayakkabı dolapları, raflar, hatta etrafı kirletmesin diye poşetler var ama bu raflar boş da olsa bir kısım cemaat eğilmeye bile lüzum görmeden ayakkabısını eşik dibine bırakıp dalıyor içeriye. Çıkışta ayakkabınızı giymek için ayak basacak yer bulamıyor, sinir oluyor, homurdanıp duruyorsunuz.</p>
<p>Basit meseledir. İmamlarımız on gün ısrarla bu meselede ikazda bulunsalar iş hallolur; tabii bir şartla: Onbirinci gün yapılacak iş, onca ikaza rağmen hâlâ ayakkabısını eşik düzlüğünde bırakanların ayakkabılarını -onlar namazda iken- bir çuvala doldurup en yakın çöp kutusuna tıkıştırıvermektir.</p>
<p>*</p>
<p>Her renge boyandık da fıstîkî yeşil mi kaldı demeyelim; ayrıntıları fark etme ve düzenleme kabiliyetimizi köreltmeyelim. Her yerin bir âdâbı olduğu gibi mâbedlerin de âdâbı vardır ve bu âdâbın ilk ve son maddesi, içten gelen samimi bir nezâketle başkalarının haklarına saygı göstermektir. </p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/WpTfyP5A-3s" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/cami-localari-tabure-cemaati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/cami-localari-tabure-cemaati/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Piyanör</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/QhL197uqKzU/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/piyanor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 May 2012 08:31:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[fazıl say]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5734</guid>
		<description><![CDATA[Türk matbuatı olaraktan yine aslî vazifelerimizden birini ihmâl ettiğimiz anlaşılıyor; bu vazife, herhangi bir vesile ittihaz ederek, Ortadoğu ve Balkanlar muhitinin en büyük piyanisti, değerli sanatçı Fazıl Say&#8217;dan bahsetmektir. Fazıl Bey, büyük bir sanatçıdır, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır ve onun hâlâ aramızda yaşıyor olması bizim için büyük bir lütûftur. Kadrini bilelim. Biz maraba takımı, sanattan ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk matbuatı olaraktan yine aslî vazifelerimizden birini ihmâl ettiğimiz anlaşılıyor; bu vazife, herhangi bir vesile ittihaz ederek, Ortadoğu ve Balkanlar muhitinin en büyük piyanisti, değerli sanatçı Fazıl Say&#8217;dan bahsetmektir.</p>
<p>Fazıl Bey, büyük bir sanatçıdır, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır ve onun hâlâ aramızda yaşıyor olması bizim için büyük bir lütûftur. Kadrini bilelim.</p>
<p><span id="more-5734"></span></p>
<p>Biz maraba takımı, sanattan ve hasseten klasik batı musikisinden ve ayrıca piyanodan hazetmediğimiz için çoğu defa sanatçı duyarlığından bîhaber, affedersiniz ot gibi yaşayıp gidiyoruz. Bilmiyoruz ki dünya tarihinin ender şahsiyetlerini teşkil eden büyük sanatçıları, şu anda benim yapmakta bulunduğum gibi kâğıt üzerinde takdir etmek, alkışlamak, övmek yetmez; hattâ ve hattâ işi gücü bırakıp her piyano resitalinde sâmîin sıfatıyla hazır ve nazır bulunmak içün önceden program çıkartıp buzdolabının kapağına yapıştırarak azm ü cezm ü kasd ile bir konser salonundan ötekine, bu uğurda deplasmanlara çıkmak da yetmez&#8230;</p>
<p>Evet, konserlerine gidip onu canlı canlı, tabii ortamında ve doğrudan dinlemek zevki, doğrusu cihâne değiştirilecek bir zevk değildir ve böyle insanlara ne kadar gıbta etsek azdır; onlar ki, bizim bizzat hazır bulunamadığımız her piyano konserine giderek bir nevi farz-ı ayın vazifesi icra ettikleri için, bizim gibi hamal-cemal takımının üstündeki ağır mes&#8217;uliyeti bir nebze olsun hafifletiyor ve ağır sanat mükellefiyetimizi farz-ı kifâye mesâbesine getiriyorlar. Onlara müteşekkiriz.</p>
<p>Fazıl Bey, yıllardan beri durup dururken, &#8220;Ben sizden sıkıldım, gidiciim; tutmayın, bırakın, bunalayorum!&#8221; gibi tepkiler göstererek aslında, &#8220;Başka yerlere bakmayın; dikkatinizi dağıtmayın; bana bakın, benimle ilgilenin, beni konuşun, beni yazın; adım her gün gazetelere geçsin; ekranlarda sabahlara kadar benimle ilgili tartışmalar yapılsın, insanlar benden bahsetsin&#8221; demek istiyor ama biz hâşâ huzurdan ırgat takımından olduğumuz için anlamıyoruz.</p>
<p>Efendim, büyük sanatçılarda böyle haller olur; hatta olmaması ârızadır; dolayısıyla Fazıl Bey&#8217;in geçenlerde temelli olarak Japonya&#8217;ya gideceğini açıklaması üzerine, Kültür Bakanının hâlâ, &#8220;On milyonlarca insan Türkiye&#8217;ye koşarak gelirken benim ülkemden insanların yaşayacak başka yer aramasını büyük üzüntü ile karşılarım. Doğdukları topraklardan kopuş sevdasına kapılanların bir an evvel bu sevdadan ve öfkeden vazgeçecekleri bir ortamı hissetmelerini ve bundan vazgeçmelerini temenni ederim&#8221; şeklinde konuşabilmesi, Bakanın büyük sanatçı rûhundan anlamadığını gösteriyor. Bunlar sanatçı kaprisidir Sayın Bakan; Fazıl Bey&#8217;in bu mealdeki sözlerini iyi anlamak lâzım. Nitekim Bakanın bu güzel temennisine Fazıl Bey, &#8220;Kültür Bakanı, kes zırvalamayı!&#8221; şeklinde bir mukabelede bulunarak bakanın sanatçı rûhundan habersiz yaşadığını nâzikâne ifade etmiştir ve dört kelime ile muhteşem bir belagat nümûnesi sergilemiştir. E, ne de olsa büyük sanatçıdır ve büyük insanlardan küçük şey sâdır olmaz.</p>
<p>Şahsen ben kendim olarak Fazıl Bey&#8217;in ne zaman heyheyleri gelse, ondan bahseden birkaç şey yazarak evrensel sanata katkımı yapmışımdır; bu defa geciktik ve volkan indifâ etti, Bakan Bey de küllerinin altında kaldı. Kabahat ne Fazıl Bey&#8217;de ne bakandadır, doğrudan biz basın mensuplarınındır; utanalım, ben şahsen çok utandım, hâlâ da utanıyorum.</p>
<p>&#8220;Gitme Fazıl Bey, sana piyanoların en kralını alalım, her konserini Başbakan&#8217;ın &#8216;İcraatın İçinden&#8217; programı gibi bütün kanallar canlı yayınlasın&#8221; desek bile artık ok yaydan çıkmıştır. Üstad, 2012 konserlerini büyük bir muvaffakiyetle tamamladıktan sonra Caponya&#8217;ya muhaceret edecek ve biz Karabudun ahalisine şahane bir ders verecektir. Bu, şimdilik kaçınılmaz gibi görünüyor ama henüz 7 ay avansımız var; bu süreyi iyi çalışarak üstadı ikna için değerlendirmeliyiz bence.</p>
<p>Ben şahsen, klavye ile romantik şarkılar çalan tavernacı &#8220;Piyanör&#8221;leri (Piyanist+Şantör= Piyanör) artık dinlemeyeceğime söz veriyor ve her yazımın sonuna, Fazıl Bey&#8217;e saygı ve muhabbetimin ne kadar nâmütenahi olduğunu gösteren bir kutu koymayı düşünüyorum bundan sonra. Hepimizin bu konuda yapması gereken şeyler var. Elimizi taşın altına koyalım, icab ederse Cumhuriyet mitingleri yapalım. Kemal Bey, Devlet Bey, siz de bir şeyler söylesenize, bakınız adam gidiyor! </p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/QhL197uqKzU" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/piyanor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/piyanor/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Yedi köyün Zeynebi devlete karşı!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/u-CSRObP5Zk/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/yedi-koyun-zeynebi-devlete-karsi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 06:58:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5729</guid>
		<description><![CDATA[Bir arkadaşım mektup yazmış, diyor ki, &#8220;Himâye görmeyen sanat yaşayamaz, sanatın tarihine bakıldığında belli kesimlerin sanatı desteklediğini görürüz. Devletin bu konuda görevi vardır.&#8221; Yazan da dahil, cümleyi okurken ister istemez tiyatro, bale, opera gibi sahne sanatlarının kastedildiğini düşünüyoruz; aklımıza kesinlikle sinema, edebiyat, grafik, mimarlık veya musiki gelmiyor. Niçin böyledir, çünkü tiyatro, bale, opera gibi sahne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir arkadaşım mektup yazmış, diyor ki, &#8220;Himâye görmeyen sanat yaşayamaz, sanatın tarihine bakıldığında belli kesimlerin sanatı desteklediğini görürüz. Devletin bu konuda görevi vardır.&#8221;</p>
<p>Yazan da dahil, cümleyi okurken ister istemez tiyatro, bale, opera gibi sahne sanatlarının kastedildiğini düşünüyoruz; aklımıza kesinlikle sinema, edebiyat, grafik, mimarlık veya musiki gelmiyor. Niçin böyledir, çünkü tiyatro, bale, opera gibi sahne sanatları, çok kişinin katkısıyla ayağa kalkan pahalı prodüksiyonlardır ve ayrıca doğrudan halk eğitimi ile ilgili oldukları varsayılır. Tanzimat&#8217;tan müdevver, &#8220;Tiyatro mekteb-i edebdir&#8221; yâvesi, tiyatro seyrettirilerek ahalinin adam edileceği hesabını güttüğü için Jakoben bir karakter taşır.</p>
<p><span id="more-5729"></span></p>
<p>Sanat, himâye görmeden yaşayamaz varsayımı arızalarla dolu; en evvel, &#8220;Devlet sanatı desteklesin ama nasıl sanat yapılacağına karışmasın; sanatçı hür bırakılsın&#8221; yaklaşımı bir aldatmacadan ibaret; devletin desteklediği sanat, istenilmese bile devletin güdümüne girer ve resmi ideolojiye bir yerde paralel durur. Rönesans asırlarında bazı sanatçıları açıktan destekleyen Mesen&#8217;lerin de sanatçılardan beklentileri vardı, &#8220;sipariş&#8221; verirlerdi. Parayı verenin siparişte bulunması ise tabiidir, sanatta bile.</p>
<p>Daha anlaşılır olmak için Yeşilçam sineması örneğini dikkatinize sunuyorum: Yeşilçam, tahminen yirmibeş altın yılı boyunca devletten kuruş tahsisat almadan kendi sanatını yaptı, ahali de &#8220;kendi&#8221; sinemasını finanse etti; işte bu sebeple Yeşilçam sineması bir halk sinemasıdır, düpedüz bir halk sanatıdır. Halkımız, Türk opera tarihinin en önemli eseri Çeşmebaşı opereti yerine, &#8220;Yedi Köyün Zeynebi&#8221; filmini sevip seyretti ve bu yüzden başına gelmeyen kalmadı; halbuki câhil halk, gişeye ödediği &#8220;Duhûliye&#8221; biletiyle filmin bütün yapım masraflarını karşıladığı gibi bu esnada devlete tıkır tıkır vergi bile ödüyordu. Yeşilçam sineması, entel sinemacı takımının dalga geçtiği, sanattan saymadığı bir halk sanatıdır ama sanatın nasıl finanse edileceğine dair çok öğretici bir örnektir.</p>
<p>Bitmedi, sırada halkın pek sevdiği sanatlar ve sanatçılar var: Orhan Gencebay ve onun janrından gelen Arabeskçilere -bu tabir tuttuğu için tercih ettim- yine sanattan anlamayan câhil halkımız ciğerini dağlaya dağlaya sponsor olmuştur. Orhan abimiz yıllarca sahneye bile çıkmadan, sırf kaset ve film geliriyle -ve alnının teri, bileğinin gücüyle- paşalar gibi yaşadı; helâl olsun. Bitmedi, halkımız sevdiği, tuttuğu sanatçılarını, Rock, Türk musikisi, Rock&#8217;n Roll, Popüler müzikçi, Türkücü demeden konserlerini hıncahınç doldurarak taltif etti; &#8220;Düğüncü&#8221; müzisyenleri unutmadım elbette; onlar ayrıca bahsedilmesi lâzım gelen özellikli sanat erbabı olarak taltifi hak ediyorlar.</p>
<p>Özel tiyatroları zikretmeden geçecek miyiz; halkın zevkine hitab etmeyi başarabilenler kapalı gişe oynayabiliyorsa, aranan modelin ucu biraz çıtlamış demektir!</p>
<p>Televizyonlara harıl harıl dizi çekiliyor; aralarında yüzlerce tiyatrocunun da olduğu sanatçılar, set ekibi ekmeğini taştan çıkarıyor; kimsenin devlet desteği diye sızlandığı filan da yok. Demek ki, şu beğenmeyip burun kıvırdığımız &#8220;Piyasa&#8221; şartlarında sanat pekâlâ yaşayabiliyor, yeter ki halkı biraz ciddiye alabilsin sanatçılarımız!</p>
<p>&#8220;Sen sanat denilince bunları mı anlıyorsun?&#8221; diyenler çıkabilir; vallahi benim görüşüm böyle. Bu insanlar, &#8220;Devlet bizi maaşa bağlasın ama ne yaptığımıza karışmasın&#8221; demeden ekmek paralarını kazandılar, kendi sanatlarını icra ettiler, takdir ediyorum, helâl olsun hepsine.</p>
<p>Tiyatro, opera, bale&#8230; Tamam; dünyanın her yerinde bu gibi sanat dalları, dışardan ayrıca desteklenmedikçe kendi yağlarıyla kavrulamıyorlar ve bir şekilde yaşatılmaları lâzım; anladık, repertuvarlarına yine sanat erbabı karar versin, hatta bizzat sanatçılar yönetsin ve bu faaliyetlerin ille de devlet bütçesinden karşılanmasının &#8220;Evrensel sanata karşı bir vecîbe&#8221; olduğu edebiyatı da artık uzatılmasın. Sıkmaya başladı zirâ. </p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/u-CSRObP5Zk" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/yedi-koyun-zeynebi-devlete-karsi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/yedi-koyun-zeynebi-devlete-karsi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Yavuz Sultan Selim’in CHP değerlendirmesi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/KUs9Ru3viOg/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/yavuz-sultan-selimin-chp-degerlendirmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2012 07:17:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5727</guid>
		<description><![CDATA[CHP hakkında yazdıklarım rahatlıkla kitap hacmini bulmuştur; bunlardan CHP aleyhtarı nitelik taşıyanlar ise yazdıklarımın % 95&#8242;ini bulur.Bu yazı % 5&#8242;e giriyor; aleyhte değil ama eleştiri. CHP, dedelerimizin partisi (Ana tarafımdan dedem, vesikalık aldırmayı reddedecek derecede mutaassıp, baba-dedemin particiliğini bilmiyorum; fiilen amcam tutarmış CHP&#8217;yi; babam DP&#8217;li ama). Başka parti seçmek imkânı bulsalardı durum değişir miydi bilinmez. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>CHP hakkında yazdıklarım rahatlıkla kitap hacmini bulmuştur; bunlardan CHP aleyhtarı nitelik taşıyanlar ise yazdıklarımın % 95&#8242;ini bulur.Bu yazı % 5&#8242;e giriyor; aleyhte değil ama eleştiri.</p>
<p>CHP, dedelerimizin partisi (Ana tarafımdan dedem, vesikalık aldırmayı reddedecek derecede mutaassıp, baba-dedemin particiliğini bilmiyorum; fiilen amcam tutarmış CHP&#8217;yi; babam DP&#8217;li ama). Başka parti seçmek imkânı bulsalardı durum değişir miydi bilinmez. Tek parti devrinin CHP&#8217;si Türkiye&#8217;nin kaderi, fiili durumudur, &#8220;De Facto&#8221; bir şey. Bu fikirle ve bu fikrin geçmişiyle hesaplaşıp, ölülerimizi usûlüne uygun şekilde defnetmemiz lazım.</p>
<p><span id="more-5727"></span></p>
<p>Tam yeridir; sağlığında pek iyi şöhret bırakmayan bir adam ruhunu teslim etmiş. Cenazeyi yıkamış, camiye götürmüşler ki namazı kılınsın. Cenaze namazı farz-ı kifâyedir mâlum; yakınları komşuları musalla taşının önüne dizilmiş, &#8220;Görevdir&#8221; diye cenaze namazını da kılmışlar fakat imam âdet olduğu, &#8220;Merhumu nasıl bilirdiniz?&#8221; diye nidâ edince ahaliden çıt çıkmadığı gibi öyle kimsenin &#8220;İyi bilirdik, ehl-i sünnet ve&#8217;l-cemaat idi&#8221; diye gürlediği de yok, bilakis cemaat homurdanıp durmakta&#8230; İşin kötüye gittiğini gören yakın akrabalardan biri imamın kulağına eğilip demiş ki, &#8220;Uzatma hoca, ölü bizim Allah rahmet eylesin. Hemen Fatiha çek, sen de kurtul biz de!&#8221;</p>
<p>Bizim millet, ölenlerine karşı sistematik gayz beslemez; ölümle mevtânın dünyaya dair işlerinin kapatıldığı kabul edilir, tabii usulüne uygun kapatılmış ise.</p>
<p>Tek parti devrinin CHP&#8217;sini usûlüne uygun defnedemedik, çünkü ölü bir türlü ölmedi; ne CHP&#8217;liler bu mânâda toplumdan helâllik istedi, ne de kimsenin gönlünden böyle bir şey geçti. Tek parti devrinin, 27 Mayıs&#8217;ın CHP&#8217;si, sanki matah bir şeymiş gibi &#8220;tarihi birikim ve zenginliğinden&#8221; dem vurarak modern zamanlarda karşımıza gelip oy istiyor. Vermiyoruz başka ama sevenleri, hâlâ tutanları var. Ne iflâh oluyor CHP, ne de doğru dürüst can verip tarih galerisindeki yerini alabiliyor. Yavuz Selim Hân&#8217;ın Farisi beytindeki gibi: &#8220;Ne zinde em ez hicr-i tu ey şûh ne mürde / Feryâd ez în nev vücûdî-i adem âlûd&#8221;, yani, &#8220;Hasretinden ne diriyim ey şuh ne ölü / Bu yokluğa bulaşık varlıktan feryâd ediyorum!&#8221;</p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu CHP&#8217;nin başına gayrıtabii bir sebeple ama meşrû yolla geldi. Eski CHP&#8217;yi usûlüyle defnettikten sonra yenisine, yeni bir varlık mânâsıyla vücud verebilecek karatta göründü gözümüze; zaman zaman bu noktaya yaklaştığı demler de oldu ama yapamadı. Yaptırmadılar değil, eli varmadı, cesaret edemedi. CHP&#8217;yi küllerinden bir Simurg (Phoenix, Anka) gibi yeniden doğuracak adımı atamadı. Tek partili CHP hayaletini, genel merkez binasından ve bürokrasinin derin koridorlarından ebediyyen kovacak hamleye cür&#8217;et bulamadı. Dileseydi başarır, hatta CHP&#8217;yi iktidar alternatifi haline getirebilirdi; ne yazık ki genel başkanlığının son demlerinde partisi, Başbakan&#8217;ın makara malzemesi mevkiindedir.</p>
<p>Şunu söyleyecekti, basitti ve üstelik doğru olan da buydu:</p>
<p>&#8220;CHP, devletin kuruluşundan itibaren iyi niyetle de olsa bugün onaylamadığımız siyasetler izlemiştir. Parti büyüklerimize saygılıyız ama yanlışlıklarını savunmak gereğini duymuyoruz. Biz artık tek parti devri CHP&#8217;sinin devamı bir parti değiliz. Yeni CHP&#8217;yiz. Devletten değil toplumdan yanayız; toplumun mutluluğu ve refahı yeni CHP&#8217;nin öncelikli hedefidir. Artık kimse bize, parti geçmişimiz üzerinden vurmaya, tarih polemikleri icad ederek vebalini sırtımıza yüklemeye çalışmasın. Biz, bundan sonra geçmişimizle değil geleceğe yönelik fikirlerimizle değerlendirilmeyi hak ediyoruz.&#8221;</p>
<p>Durum şöyle şimdi; mevtâ yarı beline kadar gömülü, kefenin bir tarafı açılmış, tek gözüyle etrafı seyrediyor. Yazıktır, vallahi merhametim galebe ediyor; şu &#8220;Yıkılan, satılan camiler&#8221; polemiğinde CHP&#8217;nin savunmaya geçmesinin doğrusu hiç anlamı yoktu. Öyle olunca Başbakan, &#8220;Hayhaaay&#8221; diye tartışmaya girdi ve bence haksız bir üstünlük kazandı. Haksız, çünkü bu CHP&#8217;yi &#8220;Tarihsel sâbıkalarının&#8221; kötü şöhretinden ötürü pataklamak için bırakınız tarihi, boks bilmek bile gerekmiyor.</p>
<p>Tarihe geçebilirdiniz Kemal bey, olmadı; şimdilik sadece CHP tarihine geçeceksiniz. </p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/KUs9Ru3viOg" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/yavuz-sultan-selimin-chp-degerlendirmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/yavuz-sultan-selimin-chp-degerlendirmesi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Futbol artık çok sevimsiz</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/WtLhNffEy2o/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/futbol-artik-cok-sevimsiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 May 2012 22:53:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5731</guid>
		<description><![CDATA[Kumarbazlar hîle yapabilirler ama kendilerine hîle yapılmasına kesinlikle hoşgörüyle bakmaz, öfke duyarlar; bu tesbit, bütün kumarbazların hilekâr olduğu anlamına gelmiyor, sadece “oyun ahlâkı”nın gerekliliğini vurgulamak amacında. Her neviden oyunu çekilir ve câzip kılan oyun ahlâkıdır, yani oyunun kuralları; oyun ahlâkının vazgeçilmez kurallarından biri şudur meselâ; “Oyun esnasında kural değiştirilmez, böyle şeyler oyun sonrasına ertelenir. Bazı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kumarbazlar hîle yapabilirler ama kendilerine hîle yapılmasına kesinlikle hoşgörüyle bakmaz, öfke duyarlar; bu tesbit, bütün kumarbazların hilekâr olduğu anlamına gelmiyor, sadece “oyun ahlâkı”nın gerekliliğini vurgulamak amacında.</p>
<p>Her neviden oyunu çekilir ve câzip kılan oyun ahlâkıdır, yani oyunun kuralları; oyun ahlâkının vazgeçilmez kurallarından biri şudur meselâ; “Oyun esnasında kural değiştirilmez, böyle şeyler oyun sonrasına ertelenir.</p>
<p><span id="more-5731"></span></p>
<p>Bazı insanlar futbolu sevmez, hatta aşağılayıp küçümserler; dinî açıdan da matah bir şey sayılmaz ama futbol bile, kendi oyun ahlâkı ve kuralları çerçevesinde “bir şey” olmak mertebesine yükselebilir; oyunu kuralına göre oynamak şartıyla ama.</p>
<p>Takriben on aydan beridir, futbolla biraz ilgisi olan hemen herkesi ister istemez ilgilendiren bir şike soruşturması süreci yaşıyoruz; bu soruşturma, sanki turnusol kâğıdı imiş gibi futbolla ilgilenenlerin oyun ahlâkı ile ilişkisini açığa çıkardı, peçeleri indirdi.</p>
<p>Sonunda şöyle bir manzara çıktı ortaya:</p>
<p>-Bazılarımıza göre gerçeğin tek başına saygı duyulacak bir özelliği yoktur; gerçek, bizi desteklediği noktaya kadar anlamlıdır ve eğer aleyhimizde ise onun reddinde, yok sayılmasında mahzur yoktur!</p>
<p>-Spor veya daha ince çizgilerle futbol sevgisi, Türkler için anlamsızdır; biz futbolu değil kulüp taraftarlığını seviyoruz. Varlığımızdaki bütün eksiklikleri, kulübün teşkil ve temsil ettiği sembollerle özdeşleşerek telâfi yoluna gidiyoruz. Bu çare, sorumluluk bilinci mânâsında ferdiyet teşkilini engeller, hatta geriletir. Bu bakımdan şike meselesi etrafındaki taraf alışlar, sadece sportif bir kümelenme değildir, mesele vahim derecede ahlâkidir.</p>
<p>-Millî irâdeyi temsil eden Meclis, gelişmelere karşı kayıtsızdır; önce talep üzerine hayli sert bir “oyun ahlâkı” kanunu çıkarmış, aradan birkaç ay geçtikten sonra aynı kanunu yine talep üzerine hafifletmekte beis görmemiştir. Partiler, “Futbolda oyun ahlâkı” konusuna “ne kadar taraftar desteği kazanır veya kaybedebilirim?” hesabıyla yaklaşmaktadırlar. Hükümet de aynı zihnî tutum içinde kararsız, hatta biraz mahcup görünüyor. Radikal bir tarzda meseleye yaklaşmanın büyük destek kaybına yol açabileceğinin farkında; ateşe bir kere el uzatmış ve pişman olmuş bir heyet olarak gelişmeleri onlar da seyirci tribününden seyretmeyi tercih ediyorlar.</p>
<p>-Futbolu yönettiği varsayılan özerk kuruluş, varoluş sebebini ipe çektiğini bile fark etmeden şike krizini, kulüplerin en az zarar göreceği bir şekilde yatıştırıp unutturmaktan başka emeli kalmamış bir heyet görüntüsü veriyor. Şöyle özetleyebiliriz: Eğer, soruşturma TFF’nin disiplin uzvuna kalmış olsaydı bütün sanıklar beraat edecek, zanlılar aklanacak ve şike bir cürüm olmaktan fiilen çıkacaktı.</p>
<p>-Futbolun marka değeri kavramı, hakikatin değerine hiç göz kırpılmaksızın galebe ettirilmiştir. Oysaki futbolun, oyun ahlâkının dışında ve üstünde bir marka değeri geliştirmesi düşünülemez; o yüzden Avrupa’da ve dünyanın hemen her yerinde oyun ahlâkı üzerine düşen en küçük bir tereddüt gölgesi bile çok ağır ve ciddi şekilde soruşturulmaktadır. Sebebi açık, hile uygulandığı bilinen bir kumarhaneye, en evvel kumarbazlar iltifat etmez.</p>
<p>-Gelişmelerin, izafi olarak olumlu tek yönü, bir kısım sâkin ve mâkul taraftar kitlesi üzerinde yapacağı aydınlatıcı tesirdir. Soruşturma, futbol dünyasının karnını yarıp iç organlarını görünür hâle getirdi ve görüntünün bir miktar bilinçli taraftar kaybına sebep olması beklenebilir. Konunun olumsuz yanı, kulüplerin daha çok fanatik taraftar kontrolüne ve yörüngesine girmesi olacaktır.</p>
<p>Bu gelişmelerin Türkiye’de futbolu kaç yıl geriletebileceği, doğrusu hiç umurumda değil fakat hakikat duygusunun kolektif bir şekilde, bir blok hâlinde zedelenmesi, “Benim takımım şike yapmış olamaz” inancının, müthiş bir tersine imân ateşiyle benimsenmesinden çok endişeliyim. Futbolun oyun ahlâkına sirayet eden “hakikate karşı duyarsızlık”, futbolla sınırlı kalmıyor çünkü; hayatın bütün şubelerine yayılıyor.</p>
<p>Taraftarlık gayretiyle hakikat duygusuna kıymayalım. Korkum ve endişem budur.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/WtLhNffEy2o" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/futbol-artik-cok-sevimsiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/futbol-artik-cok-sevimsiz/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>İstanbul’un lâle mevsimi Kur’an kültürü ve Bünyân-ı mersûs</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/FBsx4MhMqjQ/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/istanbulun-lale-mevsimi-kuran-kulturu-ve-bunyan-i-mersus/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 May 2012 03:14:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazar Keyfi]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5725</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Şu dağların yükseğine erseler/Lâle sümbül, mor menevşe derseler&#8221; türküsündeki çiçek isimleri, çoğumuz için adı mâlum, kendisi meçhul şeylerdi. Lâleyi ismen bilirdik, daha çok Lâle Devri&#8217;nden ve coğrafya kitaplarımızda yer alan Hollanda düzlüklerindeki lâle tarlalarından. Evet menekşeyi bilmeyenimiz yoktur. Nerede belediye parkı varsa, orada ille menekşe de olur ama gerçek lâleyi ilk defa ne zaman gördüğümü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Şu dağların yükseğine erseler/Lâle sümbül, mor menevşe derseler&#8221; türküsündeki çiçek isimleri, çoğumuz için adı mâlum, kendisi meçhul şeylerdi.</p>
<p>Lâleyi ismen bilirdik, daha çok Lâle Devri&#8217;nden ve coğrafya kitaplarımızda yer alan Hollanda düzlüklerindeki lâle tarlalarından. Evet menekşeyi bilmeyenimiz yoktur. Nerede belediye parkı varsa, orada ille menekşe de olur ama gerçek lâleyi ilk defa ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum ama çok eski bir tarih olmasa gerektir. Sıradışı meraklarıyla (meselâ karınca çiftliği kurup davranışlarını incelemek gibi!) hepimizi şaşıran Alper yeğenim azmetmiş, bir yerlerden lâle soğanı bulmuş, anneannesinin küçücük bahçesinde lâle yetiştirip birkaç soğan da bize hediye etmişti de &#8220;Aa lâle&#8221; demiştik!</p>
<p><span id="more-5725"></span></p>
<p>Lâleye gözümüz İstanbul&#8217;da doydu sayılır; rol arkadaşı sümbül&#8217;e de. Her yıl bu zamanlarda parkları, yol kenarlarındaki çiçek tarhlarını süsleyen rengârenk lâle ve sümbül öbeklerini her görüşte belediyelerin sair icraatlarını bir tarafa bırakıp çiçek diken elleri alkışlayasım geldi hep. Yıllardır adı türkü ve şarkılarda kalmış ve Türkiye&#8217;yi tanıtımında kullanıldığı için neredeyse milli çiçek mertebesine yükselmiş lâle, benim için birden bire kavram olmaktan çıkıp sahici bir güzelliğe dönüştü.</p>
<p>İstanbul&#8217;da lâle mevsiminin göz açıp kapayana kadar geçmesini, &#8220;Zâhir lâlenin ömrü kısa demek ki&#8221; sebebine yormuştum; değilmiş. Bu konuda güzel- dikkat çekici bir mektup yolladı okuyucularımdan biri. Adı bende saklı, çünkü devlet memuru olduğu için ismi kapalı tutmayı tercih ettik. Bakalım neler söylüyor İstanbul&#8217;un lâle mevsimi hakkında?</p>
<h3>Lale, birliği temsil eder</h3>
<p>&#8220;Kalem feryat eder ağlar mürekkeb/Beni cahil eline düşürme Ya Rab!&#8221; Yukarıdaki özlü sözü lâleyi yol ortalarına hapsedenler için söylemek gerek ama nafile, lâle bu hale -cahil eline- düşmüş maalesef.</p>
<p>Efendim; 20 yıl kadar önce meslektaşlarla birlikte 1 yıl konakladığımız bir Avrupa ülkesinden dönerken, bendeniz 1 çuval lâle soğanı, diğer arkadaşlar da bilgisayar, video oynatıcı vs. gibi daha kârlı çağdaş şeyler ithal etmişti.</p>
<p>Devletin tahsis ettiği lojmanlarda, bir nevi Alkatraz Kuşçusu gibi bu işe heves saldım. Tecrübe ile bir şeylerin farkına vardım. 3 yıl sonunda kendimi ülkenin lâle işlerinden sorumlu bir mevkiine hazır hale gelmiş gördüm. Evvela; gülün aksine lâle koku vermez. Koku lâlenin sırrıdır, bu âlemde tadamazsınız.</p>
<p>Saniyen; lâle rengini, diğer çiçeklerin aksine güneşten almaz; rengi özünden gelir, güneşle iyi geçinemez. Güneşle rekabet de edemez. Lâlenin, güneşten nasibini almamış Hollanda&#8217;yı çok sevmesinin başlıca tabii sebebi budur.</p>
<p>Sâlisen; lâlenin yüzünü Sultanahmet Meydanı dahil, ağaçsız ve sütresiz hiçbir meydan güldüremez. Ömrü azalır, güneşe mağlup olur, normal ömrü takriben 6 hafta iken, güneş lâleyi kanser eder, bir haftada işini bitirir.</p>
<p>Rabian; lâleyi İstanbullular saksıya diksinler, evde gözleri gönülleri açılsın demek, lâleye kasdetmektir. Sabâ rüzgârını tadmadan lâle boy vermez.</p>
<p>Hâmisen; &#8220;Bu yıl 100 milyon lâle soğanı diktik, halkımız lâle özlemini giderdi gibi tezler, belediyeye gelen Sayıştay denetçisinin kimyasını karıştırabilir. Ne malum 100 milyon olduğu? &#8220;Müşahitlerden mürekkeb hazırûn listesi ve imzalı dağılım cetveli isterim&#8221;, demesi ile &#8220;Bugün çok yoruldum, gidip Boğaz&#8217;da bir çay içsem açılırım, memleketi ben mi kurtaracağım&#8221;, demesi arasında üj-bej dakka zaman farkı olur.</p>
<p>Sâdisen; bu millet iyi niyetli icraatlarla sevinir, içinde başka niyet olan işlerin bu millete faydası olmaz, aksi ve yandan başağrısı, mide bulantısı yapar.</p>
<p>Sondan bir önce: &#8220;&#8230; Güneş batıdan doğacak!&#8221; özlü sözünün değişik bir versiyonu için 15 Nisan-15 Mayıs arası Hollanda http://www.keukenhof.nl/ gezintisi yapılabilir; diğer değerler gibi lâlenin de nasıl el değiştirdiğini bizzat görmek için.</p>
<p>Son: Lâle Birliği temsil eder, ama bencil değildir. Tek başına noktadır, birlikte kelimedir, cümledir. Okumak için, lâlelerin, kendilerini sütreleyen ağaç dalları gölgesinde &#8220;Bünyân-ı mersûs&#8221; hallerine bakmak icab eder. Yol ortalarına, açık meydanlara Lâle dikmek bizim kültürümüzden bir parça değildir.</p>
<p>*</p>
<p>Lâle meselesine yine geliriz ama mektubun son kısmındaki &#8220;Bünyân-ı mersûs&#8221; teşbihinde bir lâhza duralım.</p>
<p>Kur&#8217;an kültürü diye bir kavramdan söz etmeliyiz. Nasib olursa bu güzel konunun üzerinde, tek başına ve hasseten bir başka yazıda uzun uzadıya durmamız kaçınılmaz görünüyor. Kur&#8217;an kültürü, Kur&#8217;an&#8217;ın lâfzına ve mânâsına hâkimiyet (yani âgâh olmak) halinin fikre, lisana ve davranışlara aksetmesidir. Eski metinlerde çok rastlarız; yazar, teşbihte bulunacağı veya bir fikri desteklemek için mesned aradığında o duruma münasip bir âyeti veya âyetteki bir kavramı zikreder; meselâ Bünyân-ı mersûs gibi veya &#8220;Sırat-ı müstakim&#8221; veya &#8220;Kütübin kayyıme&#8221; veya &#8220;Şarâben tahûra&#8221; gibi. Kur&#8217;an, bu kültüre hâkim kuşakların dimağında sadece Allah&#8217;ın vahyi değil, hayatı ziynetlendiren ve yorumlayan bir lugât gibi değer bulmuştu. Özellikle dua ihtiva eden ve çok bilinip tekrarlanan âyetler, gündelik lisânda Türkçenin tabii uzantısı halini almıştı.</p>
<h3>Zarif bir kur&#8217;an teşbihi</h3>
<p>İşte okuyucum, lâleyi tek başına değil de, diğer hemcinsleriyle grup halinde, müştereken görmek lâzımdır fikrini, fevkalade zarif Kur&#8217;ânî bir teşbihle anlatıyor. Cehaletimden mahcûbum fakat daha önce bilmiyordum, öğrendim: &#8220;Bünyân-ı mersûs&#8221; terkibi, Saff Sûresi&#8217;nin 4. âyetinde geçiyor, meâli şöyle: &#8220;Şübhesiz Allah, kendi yolunda sanki birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.&#8221; Âyetteki &#8220;birbirine kenetlenmiş bina&#8221; ifadesinin aslı &#8220;Bünyân-ı mersûs&#8221;tur. İbn Abbas bu kavramı şöyle izah etmiş: &#8220;Taş, taşın üzerine konur, sonra da bu taşlar, küçük taşlar vasıtasıyla birbirine bağlanır, derken bunun üzerine hâre dökülür ki, işte Mekkeliler bu tür yapıya, mersûs, yani birbirine temellenmiş, kenetlenmiş yapı adını verirler.&#8221;</p>
<p>Lisân, böyle ayrıntıların dünyâsıdır; o büyüleyici iklime girmek için biraz emek, çokca da saygı ve muhabbet lâzım.</p>
<p>Hülâsâ edelim, benim gibi lâleyi canlı hâliyle âhir ömründe görmüş taşralı takımı için belediyelerin park ve bahçeleri, bulvar kaldırımlarını lâle sümbül mor menevşe ile süslemesi nîmettir, ikramdır, çok hoş, çok güzel bir jesttir lâkin okuyucu diyor ki, lâle böyle sunulmaz, yeri değil, yanlış yapılıyor; bu bizim kültürümüzün bir parçası değil!</p>
<p>Doğrusu bu rahatça ahkâm kesebileceğim bir mesele değil. Lâle projesini İstanbul çapında yürütenlerin bu itiraza karşı cevapları varsa elbette bilmek, sizlere de duyurmak isterim. Şahsen bir hafta-on günlüğüne de olsa, uzaktan gözle sevdiğim bu güzellikten hoşnudum; herhalde çoğu İstanbullu da böyle düşünüyor olmalıdır lâkin işin ucunda &#8220;Lâle görgüsüzü&#8221; gibi davranıyor olmak da var; milyonlarca lâlenin mâlî hesabına ise hiç girmiyorum.</p>
<p>Kanaatimi sona sakladım; lâle iyidir, güzeldir, hoşdur fakat bu fakirin gönlü kokulu karanfildedir; İlle de kokulu olacak!</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/FBsx4MhMqjQ" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/istanbulun-lale-mevsimi-kuran-kulturu-ve-bunyan-i-mersus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/istanbulun-lale-mevsimi-kuran-kulturu-ve-bunyan-i-mersus/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Taraftarlık ‘din’ olmasın!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/ahmetturanalkan/~3/cYfQga1yRWI/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/yazi/taraftarlik-din-olmasin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 08:18:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[çekirge yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=5723</guid>
		<description><![CDATA[- Hocam, nereye gidiyor bu şike hadiseleri? - Bilmem farkında mısın Çekirge, şikeden daha kötü bir şeydir başımızdaki. Daha dürüstçesi, bütün dünyada spor ahlakının en karanlık kavramını teşkil eden şikeyi bile baştan çıkardık, eski tabirle iğfal ettik, kötü yola düşürdük. Bütün renkleri hızla kirleterek şikeye bulaşanla aklından bile geçirmeyeni aynı kirli çamaşır sepetine tıkıştırdık. Bunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>- Hocam, nereye gidiyor bu şike hadiseleri?</p>
<p>- Bilmem farkında mısın Çekirge, şikeden daha kötü bir şeydir başımızdaki. Daha dürüstçesi, bütün dünyada spor ahlakının en karanlık kavramını teşkil eden şikeyi bile baştan çıkardık, eski tabirle iğfal ettik, kötü yola düşürdük. Bütün renkleri hızla kirleterek şikeye bulaşanla aklından bile geçirmeyeni aynı kirli çamaşır sepetine tıkıştırdık. Bunu biz yaptık, biz başardık.</p>
<p><span id="more-5723"></span></p>
<p>- Oysa ki Atatürk, &#8220;Ben sporcunun zeki, çevik ve&#8230;&#8221;</p>
<p>- İşte bu yüzden sporcularımız, temenni edilenin aksine zeki değil kurnazdır; yöneticilerimiz basiretli değil budala; en azından bazıları&#8230;</p>
<p>- Nedir sizi en çok rahatsız eden şey bu hadisede. Takım tutmayı bile bıraktınız zannederim?</p>
<p>- Sevgili Çekirge, birilerinin çete kurup organize işler çevirmesi değil asıl vah&#8217;lanmak gereken şey: Şikeyle mücadele edebilirsiniz, ilelebet engelleyemeseniz bile kavramı cinayet gibi, hırsızlık gibi, hakaret gibi ayıplı şeyler raflarında tuttuğunuz sürece birilerinin arada sırada şikeye kalkışması mümkündür ama &#8220;Bizim bu yaptığımız şike değil. Şike öyle olmaz, hani bunun isbatı, deliller nerede?&#8221; diye kötü bir şeyi kötü olmaktan çıkarıp buharlaştırmak, organize karanlık işler çevirmekten daha kötü bir şey. Biz bunu el birliğiyle başarıyoruz. Şöyle bir şey; ecnebiler dışarıdan bakınca bizim hakkımızda pekâlâ, &#8220;Türklerde iyiyle kötüyü birbirinden ayıracak temyiz melekesi gelişmemiş&#8221; yargısına varabilirler. Durum iyice absürd bir yere doğru gidiyor yani&#8230;</p>
<p>- Federasyonun son kararı sizi de ümitsizliğe sürükledi anlaşılan&#8230;</p>
<p>- Zannederim ki, Milli Mücadele&#8217;den bu yana açılan en büyük, &#8220;Kalkın ey ehl-i vatan!&#8221; kampanyası budur: Ey taraftar, kalk ve haklarımızı korumak için arslanlar gibi çarpış! TFF, güya futbol endüstrisini kurtaracağım bahanesiyle suç kavramını buharlaştırmaya kalkıştı. Çekirge, tehlikenin farkında değil bunlar: Taraftarlık, din gibi, etnisite gibi yeni bir kimlik tarifi haline getirilerek etrafında dudak uçuklatacak derecede ısrarlı ve kesin imanlı bir &#8220;Bize iftira ediliyor&#8221; paranoyası geliştirildi. Artık Bizans&#8217;ın çivisini çıkaran Maviler-Yeşiller ayrışmasının nasıl bir şey olduğunu tahayyül edebiliyoruz, şüphesiz böyle bir şeydi&#8230;</p>
<p>- Ne yapmak lazım sizce, ne yapılabilir:</p>
<p>- Taraftarlığın bu boyutuna herkesin dikkat kesilmesi lazım; tabii en önce hükümetin ve Sayın Başbakan&#8217;ın. Taraftarlık artık bir eğlence, bir boş zaman meşgalesi, &#8220;Her insanın bir kusuru olur; bununki de futbol takımı tutmak&#8221; türünden hoş görülebilir bir aidiyet olmaktan çıktı, bir menfaat dayanışmasına dönüştü. Dikkat ediyor musun, siyasi partiler meselenin fersah fersah uzağında duruyor, aman çamuru benim eteğime sıçramasın diye işi görmezden geliyorlar. Futbol takımlarına şirin görüneceğiz, bedavadan sempati toplayacağız diye bir Frankenstein yaratığı icad ettiler. Hangi takım ne istiyorsa gülücüklerle bahşettiler, olmayacak dualara âmin dendi. Kulüplerin devlet sırtından büyük variyet ve cirolar yapmasına, güç kazanmasına göz yumuldu. Frankenstein, şimdi kendisini icat eden mucidin boğazını sıkmak üzere. Şuraya yazıyorum Çekirge; şike meselesinin üstü küllenirse, futbol sektörü basın gibi, silahlı kuvvetler gibi gizli bir iktidar ortağı haline gelir.</p>
<p>- Geldi bile&#8230;</p>
<p>- Hayır, henüz o noktada değiliz ama bir adım sonrası budur; bu badireyi atlatabilirlerse devlet içinde devlet olmaları işten değildir. Köklü, temelli adımlar atılmalı. Bir kere siyasi partiler ve başta hükümet, futbol takımlarına karşı çok serin; hatta buz gibi soğuk durmalı. Taraftar dalkavukluğuna son verilmeli. Kulüplerin hiç hak etmedikleri halde karşılıksız güç, ekonomik kaynak ve gayrimenkul edinmelerine müsaade etmemek gerek.</p>
<p>- Ya federasyon?</p>
<p>- Görüyorsun Çekirge, özerkliği hazmedecek seviyeye henüz gelememişiz. Özerk zannettiğimiz federasyon seçimlerinde kulüpler alenen &#8220;bir senden bir benden&#8221; hesabı yapıyorlar. Şikeyle karşılaşınca da kimse görmesin diye çöpü halının altına süpürüyorlar. Özerklik kalksın diyeceğim ama atanmış federasyon da bundan farklı olmaz. En iyisi, UEFA&#8217;dan kayyumlar heyeti getirtmek. Bir süreliğine futbolu onlar yönetsin. Para trafiğine çekidüzen versinler. Hatta bir kayyum heyeti de spor basınına lazım diyeceğim ama&#8230; Basınımızın futbol yazan kısmının vebali büyük Çekirge. Gazete satacağız diye taraftar dalkavukluğu yapmayı onlar başlattı, politikacılara oradan sirayet etti.</p>
<p>- Son soru; günün birinde yeniden takım taraftarı olacak mısınız?</p>
<p>- Hayır Çekirge, aksine, gençlerdeki taraftarlık ateşini soğutmak için çalışacağım artık! </p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/ahmetturanalkan/~4/cYfQga1yRWI" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/yazi/taraftarlik-din-olmasin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://ahmetturanalkan.net/yazi/taraftarlik-din-olmasin/</feedburner:origLink></item>
	</channel>
</rss><!-- Dynamic page generated in 1.955 seconds. --><!-- Cached page generated by WP-Super-Cache on 2012-05-18 10:33:51 --><!-- Compression = gzip -->

