<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:creativeCommons="http://backend.userland.com/creativeCommonsRssModule" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Kitap Blogu | Aklımızda Kalanlar</title>
	
	<link>http://www.kitapblogu.com</link>
	<description>Kitaplarla yaşayanların blogu...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Apr 2013 18:35:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/aklimizdakalanlar" /><feedburner:info uri="aklimizdakalanlar" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><creativeCommons:license>http://creativecommons.org/licenses/by-nd/2.0/</creativeCommons:license><feedburner:emailServiceId>aklimizdakalanlar</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item>
		<title>Murat Menteş – Ruhi Mücerret</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/aklimizdakalanlar/~3/V7uERtuaxz8/</link>
		<comments>http://www.kitapblogu.com/murat-mentes-ruhi-mucerret/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Apr 2013 18:29:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Metin Ugurlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[afili filintalar]]></category>
		<category><![CDATA[alper canıgüz]]></category>
		<category><![CDATA[APRIL Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[avni vav]]></category>
		<category><![CDATA[civan kazanova]]></category>
		<category><![CDATA[cüneyt arkın]]></category>
		<category><![CDATA[dublörün dilemması]]></category>
		<category><![CDATA[emrah serbes]]></category>
		<category><![CDATA[korkma ben varım]]></category>
		<category><![CDATA[murat menteş]]></category>
		<category><![CDATA[orhan gencebay]]></category>
		<category><![CDATA[ruhi mücerret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapblogu.com/?p=5433</guid>
		<description><![CDATA[Bu kitapta anlatılanların tümü hayal mahsulüdür. Umarım asla gerçekleşmez. [M.M]
“Bendeniz, Ruhi Mücerret. Yaşayan son İstiklal Harbi gazisiyim. Tarihin dikiz aynasındaki canlı tek siluet. Tam 100 yaşındayım. Yani, elinizdeki kitap bitmeden kozalak mahallesine taşınmış olacağım. Ve mezar ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;" data-mce-mark="1"><a href="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/ruhi-mcerret-kapak1.jpg"><img style="background-image: none; margin: 0px 10px 10px 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: inline; float: left; padding-top: 0px; border: 0px;" title="ruhi mücerret kapak" alt="ruhi mcerret kapak thumb Murat Menteş   Ruhi Mücerret ruhi mücerret Roman orhan gencebay murat menteş korkma ben varım emrah serbes dublörün dilemması cüneyt arkın civan kazanova avni vav APRIL Yayıncılık alper canıgüz afili filintalar " src="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/ruhi-mcerret-kapak_thumb.jpg?resize=230%2C343" align="left" border="0" data-recalc-dims="1" /></a></span><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Bu kitapta anlatılanların tümü hayal mahsulüdür. Umarım asla gerçekleşmez. [M.M]</span></p>
<p><em><span style="font-family: Verdana; font-size: small;" data-mce-mark="1">“Bendeniz, Ruhi Mücerret. Yaşayan son İstiklal Harbi gazisiyim. Tarihin dikiz aynasındaki canlı tek siluet. Tam 100 yaşındayım. Yani, elinizdeki kitap bitmeden kozalak mahallesine taşınmış olacağım. Ve mezar taşıma &#8216;Sizi ayakta karşılayamadığım için özür dilerim&#8217; yazdıracağım.”</span></em></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;" data-mce-mark="1">Ruhi Mücerret, Avni Vav, Masum Cici, Timur Tümör, Nazlı Hilal, Civan Kazanova, Serpil Silahlıperi, Figen Negatif, Vecihi Hiciv ve Fujer Fuji… Kahramanlarımızın isimleri bu sefer bu şekilde. Tanıyanlar bilir, absürd, macera dolu, çılgınca şeyler yazar Murat Menteş. O kadar absürd ki; “<em>Ormana çakılan polis helikopterinden sağ kurtulan ve maymunlar tarafından büyütülen bir oyuncak ayının hikayesi”</em> der Avni Vav kitabın bir yerinde. Tam olarak öyle…</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;" data-mce-mark="1">Ana kahramanımız, İstiklal Harbi’nin son gazisi 100 yaşındaki Ruhi Mücerret’tir. Ağabey diyebildiği tek insan olan Zülfikar Zarifoğlu’nun ölürken kendisinden istediği son şeyi gerçekleştirmektir amacı. 100 yaşındaki birine göre hızla gelişmeye başlar olaylar. Olayların yanı sıra yazarın afili cümleleri yine bir yere not edilecek hatta sesli güldürebilecek cinsten. Öyle ki kitapları çiziktirme gibi bir alışkanlığım olmamasına rağmen bu kitabı okurken ayraç olarak kalem kullandım. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;" data-mce-mark="1"><em>“30 sene evvel bana &#8217;3 ay ömrünüz kaldı&#8217; diyen doktorun cenaze merasimindeydim.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;" data-mce-mark="1"><em>“Yapabildiğim tek spor bu: Çay karıştırmak.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;" data-mce-mark="1"><em>“Hayatın en zor kısmı ilk 100 yıldır.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;" data-mce-mark="1"><em>“Karacaahmet Mezarlığı&#8217;nda çok popülerim. Hemen herkes beni tanıyor.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;" data-mce-mark="1"><em>“Yağmurdan sonra mezarlık, ölüler parfüm sürmüş gibi kokuyor.”</em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;" data-mce-mark="1">Kitap; Avni Vav, Ruhi Mücerret, Civan Kazanova ve tekrar Ruhi Mücerret olarak 4 ana bölümden oluşuyor. Her bölüm adını taşıyan kahramanın ağzıdan aktarılmış. Bu ana bölümleri &#8220;Azrail’in penaltıları, 100 yıl süren öpücük, Hafıza nezlesi, Tuzaktan kumanda, Yedinci baharı yaşıyor ömrüm, Pavlov’un Freud’a hediye ettiği köpek, Seks-i memnu, Pinokyo ile burun buruna, Ceset torbanızı güle güle kullanın” gibi ilginç isimler taşıyan çok daha ilginç içeriklere sahip bölümler takip ediyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;" data-mce-mark="1">Roman içinde hikayeler de mevcut. Bir nevi Inception etkisi. Ruhi Mücerret’in 6 Şubat 1920 günü öptüğü ilk kadın, Civan ve Serpil’in hayatları ve Avni Vav’ın anlattığı ilginç yeniçeri hikayesi (çok güzel,<br />
inanılmaz, inanmayın zaten, ama güzel.)</span></p>
<p><img class="aligncenter" style="background-image: none; margin-top: 10px; margin-bottom: 10px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: inline; padding-top: 0px; border: 0px;" title="ruhi mücerret" alt="ruhi mcerret thumb Murat Menteş   Ruhi Mücerret ruhi mücerret Roman orhan gencebay murat menteş korkma ben varım emrah serbes dublörün dilemması cüneyt arkın civan kazanova avni vav APRIL Yayıncılık alper canıgüz afili filintalar " src="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/ruhi-mcerret_thumb.jpg?resize=284%2C284" align="right" border="0" data-recalc-dims="1" /></p>
<p><em style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Bazen kötüler, nadiren de iyiler kazanır. Çoğunlukla herkes kaybeder.”</em></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>“Bir kiralık katili asla satın alamazsın.”</em></span></p>
<p><em style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Şeytanın pisuvarda kıstırdığı bir böcek gibiydim.”</em></p>
<p><em style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Dost, henüz saldırmamış düşman demektir.“</em></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>“Sen çöpten bulduğu külotları giyen bir kaybedensin.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>“Seni yakıp küllerini ananın suratına saçarım.”</em></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Menteş’in önceki kitabı Korkma Ben Varım’da Şebnem Şibumi’ye yazılan aşk dolu onlarca postadan etkilenen çok olmuştu. Yazar kitaplarında fırtınalı aşklar </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">bulundurmayı alışkanlık ediniyor olacak ki Ruhi Mücerret’te de fazlasıyla mevcut. Canımıza minnet. Ne güzel cümleler onlar. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Makyaşını melekler yapmış besbelli. Gözleri, deniz faciasına yol açabilecek mavilikteydi. Ağzı, pırıl pırıl bir öpücük atölyesi. Bu kadın, şişelenmiş yıldırıma benziyordu. Kainat güzeli seçilmediyse, adaylığını koymadığındandır. Cazibe ve masumiyet onun bedeninde mükemmel bir kombinasyon oluşturuyordu. &#8216;Merhaba&#8230; ben Nazlı Hilal, Ozan&#8217;ın annesiyim&#8221; diyerek elini uzattı. Cennette siestaya dalmış, fevkalade bir rüya görüyordum sanki. “</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Nazlı Hilal&#8217;in okyanus büyükleğindeki gözlerinde ağır çekim bir med cezir meydana geliyordu. Mavi sular harelenerek yavaşça yükseliyordu.”</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Uzun koltukta ikimiz de birer arkeolojik buluntu sükunetiyle oturuyoruz: O, Knidoslu Afrodit; bense neandertal fosili.”</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Kafam karışmıştı. Alnındaki kurşun deliği kaşınan bir cesedin şaşkınlığıyla doluydum. Dadısına aşık olan bebek kadar ümitsizdim. Onunlayken, kadınların başrolde olduğu karete filmlerindeki figüranlardan biri gibi hissediyordum.”</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Güzel kadınlar kurnazlıklarını gizleyecek kadar kurnazdırlar. “</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Öyle nurlu ki, bahse girerim avuçlarını ayna olarak kullanıyordur.”</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Ağzımın içine elbise askısı yerleştirilmiş gibi sırıtıyordum.”</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Bu dünyanın kuralları güzel kadınları bağlamaz.”</span></em></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><a href="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/murat-mente-imza.jpg"><img style="background-image: none; margin: 0px 10px 10px 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: inline; float: left; padding-top: 0px; border: 0px;" title="murat menteş imza" alt="murat mente imza thumb Murat Menteş   Ruhi Mücerret ruhi mücerret Roman orhan gencebay murat menteş korkma ben varım emrah serbes dublörün dilemması cüneyt arkın civan kazanova avni vav APRIL Yayıncılık alper canıgüz afili filintalar " src="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/murat-mente-imza_thumb.jpg?resize=262%2C349" align="left" border="0" data-recalc-dims="1" /></a>İnsanları ele geçiren reklamlar, sokak dövüşleri, dirilen ölüler, silahlı çatışmalar… Özetle olaylar olaylar. Okumayan çok şey kaybeder, benden söylemesi. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>“Şişman değilsin ki, maşallah, Fatih&#8217;in İstanbul&#8217;u fethettiği kilodasın.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>“Genç, atletik ve grand tuvalet adamın yanında üçümüz tarih kitabından mancınıkla fırlatılmış gibi görünüyorduk.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>“Birini korkutmak istediğimde &#8216;Gençliğime çok benziyorsun&#8221; diyorum.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>“Annem harpte hamileydi. Bendeniz validemin içindeydim. Savaşa cenin olarak katıldım.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>“Yaşamak yeni günahlar işleyebilecek güçte olmaktır.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>-Nasıl gidiyor?<br />
+Denize uçmuş cenaze arabası gibi.</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>“Otuziki ayağı eksik kırkayak gibi eve yürüyordum. “</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>“Elinde gül buketiyle genelevin bahçesine dikilen köylü gibiyim.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>“Gelinlik giymiş birine sakın güvenme. Özellikle de kadınsa.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>&#8220;Boş gözleri, taş kalbi ve dimdik göğüsleriyle kadınlar beni zıvanadan çıkarıyor!&#8221;</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><em>“Bu bey Avni Vav, kendisi çok değerli bir psikopattır.”</em></span></p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000; font-family: Verdana; font-size: small;">Kitap : Ruhi Mücerret</span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-family: Verdana; font-size: small;">Yazar: Murat Menteş</span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-family: Verdana; font-size: small;">Yayın: April Yayıncılık</span></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/aklimizdakalanlar/~4/V7uERtuaxz8" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapblogu.com/murat-mentes-ruhi-mucerret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/ruhi-mcerret-kapak_thumb.jpg?resize=230%2C343" />
		<media:content url="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/ruhi-mcerret-kapak_thumb.jpg?resize=230%2C343" medium="image">
			<media:title type="html">ruhi mücerret kapak</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/ruhi-mcerret_thumb.jpg?resize=284%2C284" medium="image">
			<media:title type="html">ruhi mücerret</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/murat-mente-imza_thumb.jpg?resize=262%2C349" medium="image">
			<media:title type="html">murat menteş imza</media:title>
		</media:content>
	<feedburner:origLink>http://www.kitapblogu.com/murat-mentes-ruhi-mucerret/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sineklerin Tanrısı</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/aklimizdakalanlar/~3/asy4HL9OvT8/</link>
		<comments>http://www.kitapblogu.com/sineklerin-tanrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Mar 2013 12:02:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serkan kaynak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Mina Urgan]]></category>
		<category><![CDATA[sineklerin tanrısı]]></category>
		<category><![CDATA[William Golding]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapblogu.com/?p=4737</guid>
		<description><![CDATA[+Ne kadar kötüsün?
-Ölçmedim ki!

Ahhh eğilimliyiz şiddete&#8230;. ahh eğilimliyiz kana revana. Kabul etmemiz gereken bir şey varsa hepimiz kötüyüz. Evet. Hadi başlıyoruz. Şimdi elleri gökyüzüne uzatıyoruz ve tekrarlıyoruz: &#8220;Ben kötüyüm. Erdem kimin adı!?&#8221;&#8230;
Vahşiyiz, hem de doğanın en ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>+Ne kadar kötüsün?</strong></p>
<p><em><strong>-Ölçmedim ki!</strong></em></p>
<p><img class="alignleft  wp-image-5227" alt="sineklerin tanrısı 196x300 Sineklerin Tanrısı William Golding sineklerin tanrısı Mina Urgan " src="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/sineklerin-tanrısı.jpg?resize=176%2C270" title="Sineklerin Tanrısı" data-recalc-dims="1" /></p>
<p>Ahhh eğilimliyiz şiddete&#8230;. ahh eğilimliyiz kana revana. Kabul etmemiz gereken bir şey varsa hepimiz kötüyüz. Evet. Hadi başlıyoruz. Şimdi elleri gökyüzüne uzatıyoruz ve tekrarlıyoruz: <strong>&#8220;Ben kötüyüm. Erdem kimin adı!?&#8221;&#8230;</strong></p>
<p>Vahşiyiz, hem de doğanın en vahşisi&#8230; Vahşi olarak nitelendirdiğimiz yaratıklardan tek farkımız biz biraz daha ağdalıyız!</p>
<p><em>W</em>illiam Golding &#8211; Sineklerin Tanrısı bu yolculukta deniz, kum, güneş ve çocukluğunuza seyreden bir yol çizmiyor size. Bu merasim iyilik topraklarında da geçmiyor. Dört tarafı simgesel bir üslupla çevrilen bu toprağa hüküm süren Sineklerin Tanrı&#8217;sının kuralları o kadar çetrefilli de değil ama kusursuz. Kusursuz ve net. Sineklerin Tanrısı&#8217; nın kutsal kitabından bi ayetle bu kusursuz kuralı hakka yürütelim: &#8221;dost kazanmak, lider olmak için erdemli olmaya gerek yok. &#8216;<em>Gebert! Gırtlağını kes! Kanını dök!&#8217;&#8221; W</em>illiam Golding &#8211; Sineklerin Tanrısı</p>
<div><span id="more-4737"></span></div>
<div></div>
<div>İlk vahşi insanı düşünelim sürüngen beyin ve iç güdülerle hayatta yol tutan. Beyninin her bir hücresi sadece hayatta kalmaya programlı ve yaşam denen bu sigaradan bi fırt daha fazla çekebilmek için zekası bütün kuvvetini, içinde bulunduğu anda sarf ediyor. Bu oldukça doğal ve haklı bir davranış. Bir zamanlar bir düşün abimizin bizi onaylar ve özet geçer nitelikte savurduğu aforizma gibi;</div>
<div>&#8221; İnsanların büyük çoğunluğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez.&#8221;</div>
<div>Bu vahşi hala bizimle, modern insanın günlük yaşantısında mantığın servis dışı olduğu anlar vardır ve orada devreye sürüngen beyin girer. Sürüngen beyin insanoğlunun en eski suretlerden biridir.</div>
<div></div>
<div>İnsanoğlu günümüze gelene kadar nasıl başkalaştıysa aynı oranda şiddet de bu evrim teorisinden payına düşeni almıştır.</div>
<div><em>“çağdaş uygarlıklarda şiddetin anlamı paradır.”</em></div>
<p><a href="http://www.kitapblogu.com/sineklerin-tanrisi/golding/" rel="attachment wp-att-5369"><img class="alignleft size-full wp-image-5369" alt="golding Sineklerin Tanrısı William Golding sineklerin tanrısı Mina Urgan " src="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/golding.jpg?resize=220%2C296" title="Sineklerin Tanrısı" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<div><em>W</em>illiam Golding &#8211; Sinekler Tanrısı şiddetin, kötülüğün insanın yaratılışında doğuştan var olduğu görüşünü sorgulamaktadır. İyilik ve kötülük, dark side ve light side, yin ve yang her ne derseniz. İnsani boyutta çok kambur kavramlar bunlar, somutlaştırmak gerekirse bir deli-deha abimizin dediği gibi;</div>
<div></div>
<div><em>insanlık, sosyalleştiğinden beri, iyilikten, hayali bir mıknatıs yaratıp, tarafından çekilmeyi beklemiş, ancak çekim gücü, insanlığı bir araya getirmeye yetmemişti. Çünkü gerçek değildi. Çünkü insan hayatı, iyilik topraklarında geçmiyordu. Gerçek olan kötülüktü. Beş duyudan beş kez geçip, duygu ve düşünce doğurtacak olan, kötülüktü. Ve amaç sınırı geçmekse, bu sadece kötülüğün itme gücünün kullanılmasıyla olanaklı hale gelecekti. İnsanlığın iyiliğe yönelmesinin tek yolu, kötülükten kaçması olacaktı. &#8211; Asil Yaşayan</em></div>
<div></div>
<div>Karşıt kutuplar, çekme ve itmeyi tetikler. Sonuç <em>“itme gücü, çekim gücünden şiddetlidir.”</em>  <em>W</em>illiam Golding &#8211; Sineklerin Tanrısı insanların hiç bir yaş döneminde iyilik sınırını geçmediğine ikna edici bir üslup kullanarak, kötülüğün itme gücünün etkisiyle bizi iyilik sınırını geçmeye sevk ediyor.</div>
<div></div>
<div></div>
<div><em>oh, gabriel, let me blow your horn&#8230;. hey sen domuzcuk israfilin borusunu al da eflake ilan et… “çağdaş uygarlıklarda şiddetin anlamı paradır.”  Vacibtaala</em></div>
<div></div>
<div>
<blockquote>
<div>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;"><em>Yazar : W</em>illiam Golding</span></p></blockquote>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Kitap : Sinekler Tanrısı</span></p></blockquote>
</div>
<div>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Yayın : Türkiye İş Bankası Yayınları</span></p></blockquote>
</div>
<div>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Çeviren :  Mina Urgan</span></p></blockquote>
</div>
</blockquote>
</div>
<div></div>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/aklimizdakalanlar/~4/asy4HL9OvT8" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapblogu.com/sineklerin-tanrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/sineklerin-tanrısı.jpg?resize=150%2C150" />
		<media:content url="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/sineklerin-tanrısı.jpg?resize=300%2C457" medium="image">
			<media:title type="html">sineklerin-tanrısı</media:title>
			<media:thumbnail url="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/sineklerin-tanrısı.jpg?resize=150%2C150" />
		</media:content>
		<media:content url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/golding.jpg?resize=220%2C296" medium="image">
			<media:title type="html">golding</media:title>
			<media:thumbnail url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/golding.jpg?resize=150%2C150" />
		</media:content>
	<feedburner:origLink>http://www.kitapblogu.com/sineklerin-tanrisi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Albert Camus – Yabancı</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/aklimizdakalanlar/~3/tG-0Zm0CHz8/</link>
		<comments>http://www.kitapblogu.com/albert-camus-yabanci/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Feb 2013 12:50:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Metin Ugurlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[albert camus]]></category>
		<category><![CDATA[aylak adam]]></category>
		<category><![CDATA[Can Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[killing an arab]]></category>
		<category><![CDATA[l'étranger]]></category>
		<category><![CDATA[le monde]]></category>
		<category><![CDATA[nihilizm]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı]]></category>
		<category><![CDATA[yazgı]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf atılgan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapblogu.com/?p=5349</guid>
		<description><![CDATA[Yabancı, Mösyö Meursault’ın kendisine, topluma ve zamana olan yabancılaşmasını büyük bir keskinlik ve insan hayatının en önemli kararlarından birini alırken söylenmiş bir “fark etmez” kadar soğuklukla anlatıyor.
Nobel Edebiyat Ödüllü Camus tarafından yazılmış eser, 1967 yapımı ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><a href="http://www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/yabanc.jpg"><span style="font-family: Verdana;"><img style="background-image: none; margin: 0px 10px 5px 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: inline; float: left; padding-top: 0px; border-width: 0px;" title="yabancı" alt="yabanc thumb Albert Camus   Yabancı yusuf atılgan yazgı yabancı varoluşçuluk Roman nobel nihilizm le monde létranger killing an arab Can Yayınları aylak adam albert camus " src="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/yabanc_thumb.jpg?resize=194%2C311" align="left" border="0" data-recalc-dims="1" /></span></a><span style="font-family: Verdana;">Yabancı, Mösyö Meursault’ın kendisine, topluma ve zamana olan yabancılaşmasını büyük bir keskinlik ve insan hayatının en önemli kararlarından birini alırken söylenmiş bir “fark etmez” kadar soğuklukla anlatıyor.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Nobel Edebiyat Ödüllü Camus tarafından yazılmış eser, 1967 yapımı Lo Straniero’ya, 2001’de Zeki Demirkubuz’un çektiği Yazgı’ya ve The Cure grubunun Killing An Arab şarkısına esin kaynağı olmuştur. Ayrıca 200 kitap arasından “Hangi kitap hafızanızda kalıcı bir etki bıraktı” sorusuyla 17 bin fransız tarafından seçilen “Le Monde&#8217;un Yüzyılın 100 Kitabı listesi” sırasında birinci sıradadır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Yabancı, arka kapak yazısı size “derin bir kitap” olduğu yönünde göz kırpsa da içine girdiğinizde bunun etkilerini daha iyi hissediyorsunuz. Meursault’ın annesinin ölümüyle, aslında annesinin ölümüne verdiği/vermediği tepkilerle başlıyor kitap. Ölümüyle mi ölümünün getirdiği hislerle mi diye bir ayrım yapmak aslında kitabın genelini bir çırpıda anlatıvermek oluyor.<span id="more-5349"></span> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Meursault yine bir anti kahraman ve bir yabancı. Bulunduğu topluma, insanlara, sisteme, varoluşa, kendisine yabancı. Tepkisiz, soğuk ve umursamaz. Öyle ki kendisini bile uzaktan izliyormuş gibi hayatında olan hiçbir şeye müdahale etmiyor. “Anam ölmüş bugün. Belki de dün, bilmiyorum.” Böyle bir hayat size de tanıdık gelmiyor mu? Aslında her gün bu tarz insanlarla birlikte yaşıyoruz. Kim bilir belki de biz de bir yabancıyız? Bir işte dikiş tutturamayanlar, okulu terk edenler, boşlukta hissedenler, kendilerini boşluklara itenler, bir intihar mektubuyla gidenler ya da içinde bunlara dair herhangi bir eğilim hissedenler. Yabancı aslında sisteme uymayanları ya da uyamayanları da anlatıyor. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Bir çok kişi tarafından toplum dışı ve öteki düşünceleriyle Aylak Adam’ın C.’sine benzetilmiş Meursault. Ben böyle düşünmediğimi belirtmek istiyorum. Meursault, diğer insanlara / normal insanlara göre belki bir “kaybeden” belki de bir “tutunamayan”dır. Ancak kesinlikle C. gibi bir “arayan” değildir. Aylak Adam’da iki kişilik ideal dünyasını kurmak için O’nu orayan eğlenceli bir C.’yi okurken burada tamamen soğuk ve hissiz biriyle karşı karşıyayız. Kim bilir, bizi çeken o hissizliktir belki yine de. Bilemiyoruz. Okuyoruz. Tavsiye ediyoruz. </span></p>
<p><a href="http://www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/Albert-Camus.jpg"><span style="font-family: Verdana;"><img style="background-image: none; margin: 0px auto; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: block; float: none; padding-top: 0px; border-width: 0px;" title="Albert-Camus" alt="Albert Camus thumb Albert Camus   Yabancı yusuf atılgan yazgı yabancı varoluşçuluk Roman nobel nihilizm le monde létranger killing an arab Can Yayınları aylak adam albert camus " src="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/Albert-Camus_thumb.jpg?resize=416%2C287" border="0" data-recalc-dims="1" /></span></a></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana;">&#8220;Suçluydum çünkü annemin cenazesinde sütlü kahve içmiştim.&#8221;</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana;">“Bütün normal insanlar aşağı yukarı, sevdikleri kimselerin ölümünü az çok istemişlerdir.&#8221;</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana;">&#8220;&#8230;o zaman sık sık düşünüyor ve içimden; beni kuru bir ağaç kovuğunda yaşamaya zorlasalardı da gökyüzüne bakmaktan başka bir işim olmasaydı, yavaş yavaş buna da alışır giderdim, diyordum.&#8221;</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana;">&#8220;Akşam, marie beni görmeye geldi, kendisiyle evlenmek isteyip istemediğimi sordu. ‘Bence fark etmez, ama istersen evleniriz’ dedim. O zaman, kendisini sevip sevmediğimi öğrenmek istedi. Bir başka sefer de söylediğim gibi: ‘Bunun bir anlamı yok ama, her halde sevmiyorumdur’ diye cevap verdim. Bunun hiçbir önemi olmadığını, isterse evlenebileceğimizi söyledim. Zaten isteyen kendisiydi, ben sadece evet demekle yetiniyordum. O zaman, marie ‘evlilik ciddi bir şeydir’ dedi. Ben de ‘değildir’ diye cevap verdim. Bir an sustu, bana sessiz sessiz baktı. Sonra yine konuştu: ‘Aynı şekilde bağlı olduğun bir başka kadın sana aynı teklifi yapsa kabul eder miydin, onu öğrenmek istiyordum’ dedi. ‘Elbette ederdim’ dedim. O zaman ‘ben seni seviyor muyum acaba’ diye sordu. Ben de ‘bu hususta hiçbir fikrim yok’ diye cevap verdim. Yine sustuktan sonra, ne kadar tuhaf bir adam olduğumu, beni muhakkak ki bunun için sevdiğini, ama belki günün birinde yine aynı sebeplerden benden nefret edebileceğini mırıldandı. Bunlara ekleyeceğim bir sözüm olmadığı için susuyordum. Gülümseyerek kolumu tuttu, ‘seninle evlenmek istiyorum’ dedi. Ben de ‘ne zaman istersen evleniriz’ diye cevap verdim.”</span></em></p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000; font-family: Verdana;">Kitap         : Yabancı</span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-family: Verdana;">Orjinal Adı : L&#8217;étranger</span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-family: Verdana;">Yazar        : Albert Camus</span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-family: Verdana;">Çeviri        : Samih Tiryakioğlu</span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-family: Verdana;">Yayın        : Can Yayınları</span></p></blockquote>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/aklimizdakalanlar/~4/tG-0Zm0CHz8" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapblogu.com/albert-camus-yabanci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/yabanc_thumb.jpg?resize=194%2C311" />
		<media:content url="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/yabanc_thumb.jpg?resize=194%2C311" medium="image">
			<media:title type="html">yabancı</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/Albert-Camus_thumb.jpg?resize=416%2C287" medium="image">
			<media:title type="html">Albert-Camus</media:title>
		</media:content>
	<feedburner:origLink>http://www.kitapblogu.com/albert-camus-yabanci/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Kurt Vonnegut-Kedi Beşiği</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/aklimizdakalanlar/~3/nY5i_eT7CCo/</link>
		<comments>http://www.kitapblogu.com/kurt-vonnegut-kedi-besigi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Feb 2013 16:09:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eylemkilinc</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Bokonon]]></category>
		<category><![CDATA[buzdokuz]]></category>
		<category><![CDATA[Felix Hoeniker]]></category>
		<category><![CDATA[Kedi Beşiği]]></category>
		<category><![CDATA[Kurt Vonnegut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapblogu.com/?p=5302</guid>
		<description><![CDATA[&#8221;Dinleyin: Ben daha genç bir adamken;iki karı önce, 250.000 sigara önce , 3000 litre içki önce&#8230;
Çok daha genç bir adamken, adına Dünyanın Sona Erdiği Gün denecek kitap için malzeme toplamaya başlamıştım.&#8221;
Bunu bildirerek başlar kahramanımız Jonah ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kitapblogu.com/kurt-vonnegut-kedi-besigi/attachment/390134/" rel="attachment wp-att-5328"><img class="alignleft size-medium wp-image-5328" alt="390134 212x300 Kurt Vonnegut Kedi Beşiği Kurt Vonnegut Kedi Beşiği Felix Hoeniker buzdokuz Bokonon " src="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/390134.jpg?resize=212%2C300" title="Kurt Vonnegut Kedi Beşiği" data-recalc-dims="1" /></a>&#8221;Dinleyin: Ben daha genç bir adamken;iki karı önce, 250.000 sigara önce , 3000 litre içki önce&#8230;</p>
<p>Çok daha genç bir adamken, adına Dünyanın Sona Erdiği Gün denecek kitap için malzeme toplamaya başlamıştım.&#8221;</p>
<p>Bunu bildirerek başlar kahramanımız Jonah hikayesine.  Japonya&#8217;ya Hiroşima atıldığı gün, bombanın yaratıcısının ne yaptığını merak eder ve bombanın mimarı Felix Hoeniker&#8217;in çocuklarına ulaşır. Sonrasında olaylar öyle bir gelişir ki, Jonah &#8221;Dünya&#8217;nın Sona Erdiği Gün&#8221; kitabını tamamlar ama, iki kentin katili olan Felix Hoeniker&#8217;in pervasızca geride bıraktığı  buzdokuz yüzünden gerçekten dünyanın sonu geldiği için kitabı okuyacak kimse kalmaz.</p>
<p>Kurt Vonnegut bu kitabında parodi dinlerden olan Bokononizm&#8217;i yaratmış. Bunun yanı sıra kitapta; 2. Dünya savaşının sıkıntılarını ve hüznünü görebilirsiniz. Vonnegut&#8217;un çeşitli yazılarında rastladığımız  savasi, dinleri, cahilligi, amerikan rüyasını kara bir mizahla eleştirmesine bu kitapta da rastlıyoruz.<span id="more-5302"></span></p>
<p>Kurt Vonnegut&#8217;un Kedi Beşiği&#8217;nde Bokononizm&#8217;i de kullanarak yarattığı evrenlerden biri ve sanırım en etkileyici olanı;</p>
<p>Bokonon&#8217;a göre evrenin yaradılışı;</p>
<p>&#8221;Güneş(Borasisi) , Ay&#8217;ı(Pabu) kollarına alır ve kendisine ateşten bir çocuk vermesini diler.<br />
Fakat zavallı Pabu soğuk çocuklar doğurur, alev alev yanmıyordur hiçbiri. Borasisi de tiksinerek onları fırlatır atar. İşte bunlar gezegenlerdir ve öfkeli babalarının çevresinde , güvenli bir mesafeyi koruyarak döner dururlar. Sonra zavallı Pabu&#8217;nun kendisi de sepetlenir ve en sevdiği çocuğu olan Dünya ile yaşamaya gider. Dünya onun en sevdiği çocuğudur, çünkü üstünde insanlar yaşar; insanlar başlarını kaldırıp onu seyreder, onu sever , ona anlayış gösterir.&#8221;</p>
<p>Kitap &#8221;Jonah&#8217;ın Bokonon&#8217;u buz-dokuz tabakasına kaplanmış bir şekilde, bir kayanın üstüne oturuken görür.</p>
<p>&#8221;Bokonon?&#8221;</p>
<p>&#8221;Evet?&#8221;</p>
<p>&#8221;Ne düşündüğünü sorabilir miyim?&#8221;</p>
<p>&#8221;Bokonon&#8217;un Kitapları&#8217;nın son cümlesini düşünüyorum genç adam. Son cümleyi yazmanın vakti geldi.&#8221;</p>
<p>&#8221;Bir şey bulabildin mi bari.&#8221;</p>
<p>Omuz silkti ve kağıdı bana uzattı. Kağıtta şöyle yazıyordu:</p>
<p>&#8221;Daha genç bir adam olsaydım, insanın aptallığının tarihini yazardım; McGabe Dağı&#8217;nın zirvesine tırmanır, tarihçemi yastık yapıp sırtüstü uzanırdım; sonra da insanları heykele çeviren mavi-beyaz zehirden bir parça alırdım yerden; yüzünde korkunç bir sırıtmayla sırtüstü uzanmış bir heykele çevirirdim kendimi, yukarıya doğru nanik yaparken, İsmi Lazım Değil&#8217;e.&#8221; şeklinde son buluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Kitap:Kedi Beşiği</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yazar:Kurt Vonnegut</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Çeviri:Serkan Göktaş</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yayın:April Yayıncılık</span></p></blockquote>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/aklimizdakalanlar/~4/nY5i_eT7CCo" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapblogu.com/kurt-vonnegut-kedi-besigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/390134.jpg?resize=150%2C150" />
		<media:content url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/390134.jpg?resize=270%2C381" medium="image">
			<media:title type="html">390134</media:title>
			<media:thumbnail url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/390134.jpg?resize=150%2C150" />
		</media:content>
	<feedburner:origLink>http://www.kitapblogu.com/kurt-vonnegut-kedi-besigi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Mehmet Rauf-Eylül</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/aklimizdakalanlar/~3/U1kyO9s8wR0/</link>
		<comments>http://www.kitapblogu.com/mehmet-rauf-eylul/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jan 2013 16:15:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nurveliogullari</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapblogu.com/?p=5283</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Güneşin kavurucu ateşinin yürekleri yaktığı, o ilk sıcaklığın,zamanla karşı konulmaz bir tutkuya dönüştüğü yaz&#8230; Ayrılık rüzgarlarının etrafta sinsice kol gezdiği sonbahar&#8230; Kâh güneşli sevdaları, kâh fırtınalı pişmanlıkları tarif edilemez bir acıyla içinde saklayan sonbaharın o ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.kitapblogu.com/mehmet-rauf-eylul/mehmet-rauf-eylul-2/" rel="attachment wp-att-5290"><img class="alignleft size-medium wp-image-5290" alt="Mehmet Rauf Eylül1 201x300 Mehmet Rauf Eylül psikoloji aşk " src="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/Mehmet-Rauf-Eylül1.jpg?resize=201%2C300" title="Mehmet Rauf Eylül" data-recalc-dims="1" /></a>&#8220;Güneşin kavurucu ateşinin yürekleri yaktığı, o ilk sıcaklığın,zamanla karşı konulmaz bir tutkuya dönüştüğü yaz&#8230; Ayrılık rüzgarlarının etrafta sinsice kol gezdiği sonbahar&#8230; Kâh güneşli sevdaları, kâh fırtınalı pişmanlıkları tarif edilemez bir acıyla içinde saklayan sonbaharın o en yalnız Eylül&#8217;ü&#8230;&#8221;<br />
</em><br />
<em>   </em>Mehmet Rauf&#8217;un kaleme aldığı Eylül isimli roman Türk Edebiyatının ilk psikolojik romanı olarak kabul ediliyor. Bu romanda Suad,Süreyya ve Necip arasındaki ilişki anlatılmakta ve yazar okuyucuları, kahramanların iç dünyalarında bir yolcuğa çıkarmakta&#8230;</p>
<p>Bir bağda ailesi ile yaşayan Süreyya ve karısı Suad birbirlerine gönülden bağlılar. Süreyya&#8217;nın Boğaziçi&#8217;ne duyduğu sevgiyi bilen karısı Suad süpriz yapma amacıyla uzaktan akrabaları Necip ile işbirliği yaparak Boğaziçi&#8217;nden bir yalı satın alır. Bunu duyan Süreyya çok sevinir ve hemen taşınma kararı  alırlar.Boğaziçi&#8217;ne taşındıktan sonra evliliğin daha bir güzel olacağının hayallerini kuran Suad hayal kırıklığına uğrar.<span id="more-5283"></span> Süreyya burada kendi zevklerine kapılıp karısını ihmal etmeye başlar. Bu arada Necib ile yakınlaşan Suad aslında evliliğinin o kadarda güçlü ve sevgi dolu olmadığını fark eder. Necib&#8217;in Suad&#8217;a olan sonsuz sevgi ve tutkusu Suad&#8217;ı da etkisi altına alır. Suad ise hiç tatmadığı o tutku ve heyecanı Necib&#8217;e olan duygularında tadar. Aynı zamanda her iki karakterde Süreyya&#8217;ya karşı vicdan azabı çekmektedir.<br />
Fiziksel hiç bir yakınlaşma olmadan aşkları iç dünyada sürdürmeyi, aşka bir kere yakalanıldı mı yârdan ne kadar uzak kalırsan kal  fayda etmeyeceğini anlatan bir roman..</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Kitabın Adı:Eylül</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yazar:Mehmet Rauf</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yayınevi:İnkılap</span></p></blockquote>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/aklimizdakalanlar/~4/U1kyO9s8wR0" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapblogu.com/mehmet-rauf-eylul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/Mehmet-Rauf-Eylül1.jpg?resize=150%2C150" />
		<media:content url="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/Mehmet-Rauf-Eylül1.jpg?resize=270%2C402" medium="image">
			<media:title type="html">Mehmet-Rauf-Eylül</media:title>
			<media:thumbnail url="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/Mehmet-Rauf-Eylül1.jpg?resize=150%2C150" />
		</media:content>
	<feedburner:origLink>http://www.kitapblogu.com/mehmet-rauf-eylul/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Postane – “İki seçenekten birini seçmek zorundaydım: Posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek.”</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/aklimizdakalanlar/~3/FIKRvcFxGag/</link>
		<comments>http://www.kitapblogu.com/postane-iki-secenekten-birini-secmek-zorundaydim-posta-ofisinde-kalip-delirmek-ya-da-yazmaya-oynayip-acliktan-olmek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Dec 2012 23:33:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Metin Ugurlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografik / Otobiyografik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeraltı Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[avi pardo]]></category>
		<category><![CDATA[Bukowski]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Bukowski]]></category>
		<category><![CDATA[factotum]]></category>
		<category><![CDATA[hank]]></category>
		<category><![CDATA[henry chinaski]]></category>
		<category><![CDATA[parantez]]></category>
		<category><![CDATA[postane]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapblogu.com/?p=5198</guid>
		<description><![CDATA[“Bütün bu postacıların yaptığı, mektuplarını kutulara atmak ve düzmekti. Bu tam bana göre bir işti, ah evet evet evet.”
İşte böyle başlıyor bu kitabın hikayesi. Ancak kitabın hikayesine geçmeden önce biraz Bukowski’den bahsetmek istiyorum. Bukowski evden ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana;">“Bütün bu postacıların yaptığı, mektuplarını kutulara atmak ve düzmekti. Bu tam bana göre bir işti, ah evet evet evet.”</span></em></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;"><a href="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/postane.jpg"><img style="background-image: none; margin: 0px 10px 5px 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: inline; padding-top: 0px; border: 0px;" title="postane" alt="postane thumb Postane – “İki seçenekten birini seçmek zorundaydım: Posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek.” Yeraltı Edebiyatı Roman postane parantez henry chinaski hank factotum Charles Bukowski Bukowski avi pardo " src="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/postane_thumb.jpg?resize=213%2C341" align="left" border="0" data-recalc-dims="1" /></a>İşte böyle başlıyor bu kitabın hikayesi. Ancak kitabın hikayesine geçmeden önce biraz Bukowski’den bahsetmek istiyorum. Bukowski evden ayrılıp Amerika’nın farklı eyaletlerinde ikinci sınıf işlerde çalışıp ucuz pansiyonlarda kalmaya başladığında 22 yaşındaydı. Bu dönemleri Factotum isimli kitabında anlatmış ben de </span><a href="http://www.kitapblogu.com/factotum-samimiyetle-soyluyorum-yasam-beni-dehsete-dusuruyordu/" target="_blank"><span style="font-family: Verdana;">burada</span></a><span style="font-family: Verdana;"> o kitaptan bahsetmiştim. Factotum kitabında bir pansiyon görevlisine, roman yazmaya henüz hazır olmadığından bahsetmişti genç Bukowski. Öykü yazıyor ama ne yazık ki öykülerinin hemen hepsi gönderdiği dergilerden geri geliyordu. Bu durum onu küstürmüş ve 1955 yılında alkol komasından hastaneye kaldırılana kadar yazmaya ara vermiştir. Hastaneden çıktığında bir daktilo alıp şiir yazmaya başladı Bukowski ve daha önce iki yıl çalıştığı postaneye geri döndü.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Postane, Hank’ın alkol, kadınlar ve hipodrom üçgeninde geçen yaşantısını anlatıyor her zamanki gibi. Fakat bu sefer kitaba adını da verdiği gibi Postane’de geçen zamanları daha baskın görüyoruz. Müdürleri, iş arkadaşları, postane kuralları ve hep aynı işi yapıyor olma durumu adamı delirtiyor adeta. <em>“O taburede biraz daha oturursam o teneke sandıklardan birinin üzerine sıçrayıp arka deliğimden Dixie’yi, ön deliğimden de Analarının Kuzuları Bayılırlar Çöreğe şarkılarını öttürebilirim” </em>dediğinde 11 yıllık postane memuriyetinin sonuna yaklaştığını anlıyoruz.<span id="more-5198"></span> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">1969 yılına geldiğinde Black Sparrow Yayınevi’nden ömür boyu 100 dolar maaş teklifini aldığında postanedeki işini bırakıp kendisini tamamen yazmaya verir Bukowski. Bu kararını da şöyle anlatır; <em>&#8220;İki seçenekten birini seçmek zorundaydım: Posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek. Ben aç kalmayı seçtim.&#8221; </em>Postaneden ayrıldıktan 1 ay sonra ilk romanı olan Postane’yi yazar. Kitap Amerika’da “çığır açan bir eser” olarak nitelendirilmiştir. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Kişisel görüşümü de ifade etmek istiyorum ki buraya bir şeyler karalama amacımız zaten bu. Yazarın ilk romanı, acemiliği falan diye düşünmememe rağmen ben diğer kitapları kadar sevimli bulmadım açıkçası. Bunu da belki de en çok sıkıntı çektiği, en çok sıkıldığı dönemleri anlatmasına bağlayabiliriz. “İlk defa Bukowski okuyacağım, hangisi?” sorusunun cevabı kesinlikle Postane değil. Ancak Bukowski’yi anlamak, tanımak ve kitaplığını Bukowski ile doldurmak isteyenler okusunlar. Hoşnutsuzluğum kitabın kötü olmasından çok diğer kitaplarının mükemmel olmasından kaynaklanıyor. Sizleri kitaptan bir kaç alıntı ve okurken sesli güldüğüm bir olayla başbaşa bırakıyorum.</span></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana;">&#8220;Kaçık ve donuk insanlardan geçilmiyordu sokaklar. Çoğu güzel evlerde yaşıyor ve çalışmıyorlardı, bunu nasıl başardıklarını anlamakta güçlük çekiyordu insan. Mektuplarını posta kutusuna koymana izin vermeyen bir tip vardı mesela. Kapının önüne dikilip üç blok öteden gelişini izler, yanında vardığında elini uzatırdı. Aynı güzergahta çalışan birkaç kişiye sordum. </span><span style="font-family: Verdana;">&#8216;Kapının önünde durup elini uzatan adamın sorunu nedir?&#8217; </span><span style="font-family: Verdana;">&#8216;Hangi kapının önünde durup elini uzatan adam?&#8217; </span><span style="font-family: Verdana;">Hepsinin sesi de aynıydı. Bir keresinde o güzergahta mektup dağıtırken elini uzatan adamı gördüm, evinden yarım blok ötede durmuş komşusuyla konuşuyordu. Bir blok ötede beni görünce evine yürüyüp beni karşılayacak kadar zamanı olduğuna karar verdi. Arkasını dönünce koşmaya başladım. Ömrümde bu kadar hızlı mektup dağıttığımı hatırlamıyorum, müthiş bir depara kalkmıştım, hiç düşürmedim tempomu, öldürecektim onu. Mektubu posta kutusunun aralığına sokmak üzereyken döndü ve beni gördü. &#8216;HAYIR HAYIR HAYIR!&#8217; diye bağırdı. &#8216;KUTUYA KOYMA!&#8217; Bana doğru koşmaya başladı. Bulanık ayaklarını gördüm sadece. Yüz metreyi 9.2&#8242;de koşmuş olmalıydı. Mektubu eline bıraktım. Zarfı açtı, verandayı katetti, kapıyı açtı ve içeri girdi. Ne anlama geldiğini bana birinin anlatması gerekiyordu.&#8221;</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana;">“Saçımı taradım. Keşke şu suratımı da tarayabilsem, diye düşündüm.”</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana;">…</span></em></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana;">“Sabah uyandığımda sabahtı ve hala hayattaydım.<br />
Belki bir roman yazarım diye geçirdim içimden.<br />
Sonra da yazdım.”<br />
</span></em></p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Kitap : Postane</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yazar: Charles Bukowski</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Çeviri: Avi Pardo</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yayın: Parantez</span></p></blockquote>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/aklimizdakalanlar/~4/FIKRvcFxGag" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapblogu.com/postane-iki-secenekten-birini-secmek-zorundaydim-posta-ofisinde-kalip-delirmek-ya-da-yazmaya-oynayip-acliktan-olmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/postane_thumb.jpg?resize=213%2C341" />
		<media:content url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/postane_thumb.jpg?resize=213%2C341" medium="image">
			<media:title type="html">postane</media:title>
		</media:content>
	<feedburner:origLink>http://www.kitapblogu.com/postane-iki-secenekten-birini-secmek-zorundaydim-posta-ofisinde-kalip-delirmek-ya-da-yazmaya-oynayip-acliktan-olmek/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Beş Yapraklı Yonca</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/aklimizdakalanlar/~3/-IqxTXp6yeo/</link>
		<comments>http://www.kitapblogu.com/bes-yaprakli-yonca/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Dec 2012 14:20:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>protestkitap</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Albina]]></category>
		<category><![CDATA[Arkın Çalapala]]></category>
		<category><![CDATA[beş yapraklı yonca]]></category>
		<category><![CDATA[Mistik Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Romanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapblogu.com/?p=5102</guid>
		<description><![CDATA[Genç romancılardan oldukça iddialı duruşu ile dikkatimi çeken Arkın Çalapala gerçekten de bir çılgın diye düşünüyorum. Dünyanın en güzel masalını arıyorum diye yola çıkıyor ve 5 cilt 1800 sayfalık bir roman yazıyor. Beş Yapraklı Yonca ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kitapblogu.com/bes-yaprakli-yonca/albina-bes-yaprakli-yonca20121129010419/" rel="attachment wp-att-5179"><img class="alignleft size-medium wp-image-5179" alt="albina bes yaprakli yonca20121129010419 186x300 Beş Yapraklı Yonca Türk Romanları Mistik Roman beş yapraklı yonca Arkın Çalapala Albina " src="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/albina-bes-yaprakli-yonca20121129010419.jpg?resize=186%2C300" title="Beş Yapraklı Yonca" data-recalc-dims="1" /></a>Genç romancılardan oldukça iddialı duruşu ile dikkatimi çeken Arkın Çalapala gerçekten de bir çılgın diye düşünüyorum. Dünyanın en güzel masalını arıyorum diye yola çıkıyor ve 5 cilt 1800 sayfalık bir roman yazıyor. Beş Yapraklı Yonca romanın adı. Albina bunların ilki. Kitap olarak Albina ve Ayna kağıda basılmış. Serinin diğer 3 kitabını D&amp;R&#8217;dan e-kitap olarak alabiliyoruz.</p>
<p>Roman bazı noktalarda Tutunamayanlar, bazı noktalarda da James Joyce&#8217;un ünlü baş yapıtı Ulysess&#8217;le ilişiyor. Arkın Çalapala derdinin metinler arası ilişkiler olduğunu belirtiyor ama tuhaf bilgileri paylaşmak bence asıl isteği. Okurken kafanız karışıyor, bazen eğleniyorsunuz fakat bir an geliyor hüzünleniyor ve melankoliye girebiliyorsunuz. Yine de Beş Yapraklı Yonca, Soru Satan Adam kitabıyla çıkışını yapan Arkın Çalapala&#8217;nın baş yapıtı bence. 5 cilt boyunca bu enerjiyi korumuş yazar. Özellikle romanın dördüncü cildi çok iddialı. Arkın Çalapala bu cildin tamamını şiir teorisine ayırmış desem yanlış olmaz. Bir tuhaf olayların hayallerin peşinden koşturuyor ama bir yandan da verilerini koruyor, düzenliyor, not alıyor sürekli. En sonuna geldiğinizde ise&#8230; Orasını anlatmayalım.</p>
<p>Kitabın arka kapağında bahsedilen 299 konusu da şöyle: İçerideki metinlerde şarkılarla oyun çeviren başlıklar var ve bu başlıklarda Allah&#8217;ın isimleri kullanılmış. Amaç 99 ismi bir şekilde paylaşmak gibi duruyor. Çok da üzerine gidilmemiş.</p>
<p>Aşağıya ilk iki ciltten hoşuma giden bazı bölümleri alıntılamak istiyorum ki yazarın kişisel sitesinde bunlardan bolca bulabilirsiniz.<span id="more-5102"></span></p>
<p>ALBİNA&#8217;dan alıntılar:</p>
<p>“Lemon Jelly! Nervous Tension. Ben âşık olduğum zaman, her şey bir gökkuşağına dönüşüyor. Âşıksam kuşlar benim için ötüyor, yollar benim için dönüyor. Çalan her müzik benim, tüm resimler benim, yazı benim oluyor âşıksam, boş defterler hemen doluveriyor, ne şaşkınım. Aşk benim için çok tehlikeli. Âşıksam ve âşık olduğum adam yanımda değilse hemen delirebiliyorum. Aşk işte; pis, tehlikeli, zevkli, lezzetli, eğlenceli. Masalara ve|ya masallara sığamıyorum, dar geliyor her yer. Bakamıyorum, körüm çünkü, fakat asla nankör değil. Çayım buz gibi oluyor. Ellerim nedense feci ağrıyor. Ayağım delice acıyor, her zaman. Geçmişle gelecek arasında yok öl’düğümü sanıyorum. Beklemiyorum kimseden bir şey&#8230; Sadece aşkımdan bekliyorum. Ümitle bekliyorum, sevgiyle, tutkuyla, köpek gibi. Evet ya, ben âşık olduğum an köpeklik yapabiliyorum. Neyim varsa hemen feda edebiliyorum ama sevdiğim adam için bu bile bana yetmiyor. Ana vatanını merak ediyorum aşkın.  Ruhların bile ondan sonra&#8230; Hemen soyunmak, sokulmak, kahkahalar atmak için döşeniyorum. Yorulunca çokça üşeniyorum ama çabuk ayılıyorum sarhoşsam. Çay ile şarap içen âşıklar varmış, bak onları tanımıyorum. Ha ha ha! Aşk kime nasıl anlatılabilir ki! Temize çekilen yazı, yazı değildir ki asla! Bilmiyorum. No, no, noo! Evet, bunu bildim, âşıksam, hiçbir şey bilmiyorum. Bekliyorum. Belki de ölmüş oluyorum çünkü zaman duruyor. Bilmiyorum. Kafam karışıyor galiba âşıksam&#8230;”</p>
<p>“Filmin başında denizden çıkan beş adamcık izleriz. Bunları sahilde sevgilileri beklemektedir. Hepsi tütün sarsınlar çıkar çıkmaz. Filmin sonunda ise aynı sahil civarında demirlemiş bir gemiden, beş adamın atladığını görelim. Bir filmin başı ve sonu iyiyse gerisi pek de önemli değildir zaten. Devir artık eseri iyi çakma, lafı yerinde ve zamanında sokma devri. Sence de öyle değil mi? Ne düşünüyorsun bu konuda?”</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Günlerden bir gün, biz diyelim, bir çarşamba günü, siz deyin, cuma olsun cuma, hem cuma daha hayırlı gündür, neyse canım, sizi kıran sizin gibilere uçsun, kuran yakalar zaten, bir cuma günü köşkün kapısı çalınmış ve kapıyı aç tıklarında bir de bakmışlar ki ülkenin prens es’i muhafız alayıyla birlikte köşkün kapısına dayanmış, yürüyün bakalım gidiyoruz, demiş. Nereye kardeşim, nereye gidiyoruz, diyememiş tabii kine hiç kimse, mecburi olarak re fakat etmişler prensese ve sessizce takip etmişler. Ama prenses aslında bunları tutuklamaya veya bunlara işkence etmeye gelmemiş. Onun derdi sizi bizi hatta cevizi bile aşacak cinstenmiş. Zaten derdini söylemeyenin der man’ını bulamayacağını gayet iyi bilen prenses, ki dünyalar güzeliymiş kendileri, of ya, of, yine dünyalar güzeli olan Su’ya, ara basında pıt sorular sormaya başlamış. Yani iki güzel bir arabada gidiyorlar. Bir tanesi ruhani bir lider olma yolunda ilerliyor, öteki de ülkenin sahibinin kızı.</p>
<p>Öyle bir şey! Söyle bir şey!</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Beyaz Kelebek kavramı, kafası şöyleydi: Canımız ne yapmak isterse yapıyor, nereye gitmek isterse gidiyor, ne yemek isterse yiyor ve ne içmek isterse içiyorduk. Sabit bir kuralımız ve kralımız, alışkanlığımız ve prensibimiz yoktu ki zaten olamıyordu. Her şeyi veya herkesi çok çabuk seviyorduk ve bize uygun olmayanlarını çok çabuk terk ediyor, unutuyorduk. Bu da tükenmemizi engelliyor ve bizi yeniden yeniden, diyebilirim ki yeni baştan üretiyordu. Kız tavlamayı beceremiyorduk. Bazen bunun gibi bazı şeyler veya durumlar bizi kızdırıyordu fakat o zaman da iyi plan yapıp sert “beyaz kelebek intikamı”mızı en acımasız olacak şekilde alıyorduk. Bu konu hatırladığım kadarıyla çok kar’ışık.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Böyle dediğim zamanlarda hep yaptığım gibi etrafta şeytan aramaya başladım ve gülümsedim. Etrafta peri varsa o perileri korumak için melekler olur. Melekler varsa da o melekleri gıcık etmek için şeytanlar bulunur. İşte bir şeytan Albina’nın gözyaşında saçma sapan dağıttığı eşyalarının arasındaki yavruağzı sutyenin kirli askısının üzerindeydi. Diğer bir şeytanı kütüphaneye sarma karışık atılmış kitapların içinde gördüm. O şeytanla ilgili etraflıca bilgi verebilirim. İlk önce Dahiler ve Aşkları, sonra Kediler ve Kargalar, ardından da sırasıyla Ve Kadınlar, Ruh Üşümesi, Doğu Batı Divanı, Kar (Çıktığında babama gitmiş, “Her yerde kar var.” demiştim. “A salak!” deyip beni anlamamıştı.), Kara Kitap, Cehenneme Övgü, 28 Numaralı Oda isimli çılgınlıklara kondu.</p>
<p>Şimdi, şeytanlar, melekler, periler ve apaçiler arasında, etrafındaki renklerle hiç alakası olmayan çok pembe bir “el” bezi gördüm. Bir, en fazla iki yaşındaydı. Eğleniyor muyuz? Tırtıllar! Hazır mıyız? Yihhuu!</p>
<p>Bir tane bardağı elime aldım. İki nur gülü vazoda gördüm. Dürdane isminin durtane’den çıktığını düşünüyordum ki şu “dürt anne” ünlemi aklıma geldi. Düşündüm, düşündüm ve “tane” kelimesini de “zaten” kategorisine soktum. Çok gereksizdi. Albina hâlâ tuvaletteydi.</p>
<p>AYNA&#8217;dan alıntılar:</p>
<p>Unutmadan son bir ayrıntı vereyim. Tanrı dua eden kulunun sesini beğenirse duanın kabul edilmesi gecikir. Geçtim. Bütün bu yaratılışın aslında irade ve emir ile “tanrı”, oluşla da “mahluk” vardır. Böylelikle yaratılış üç esasa bağlanmıştır. Her şeyi bilmek gereklidir. Öz, şeylerin istenir olan yanıdır ve de ancak her işin özünü bilenler düşünürler, konuşmazlar, susarlar ve h’içmezler. Bunlar her şeydeki sebep sonuç ilişkisini anlayıp ona göre hükümler verdikleri için hata yapamazlar. Diğer yandan yine bunlar varlıkların mazeretlerini takdir eder, hatta beyan edilmemiş özürleri bile anlarlar. Bu biraz tuhaftır, evet, ben de okuduğumda çok şaşırdım. Dik’katinin tam olarak arı’a takıldığı nokta arı noktasıdır. Arı noktasını arıya bakıp bu noktayı oluşturan göz yok edemez. Yani sonradan olan sürekli olanla birleşince sonradan olan biter. Boş ver. Kalp gerçeği sahteden, sahteyi ise gerçekten ayırır ve perdelenirse doğru çalışmaz. Perdelenmemesi için dikkatli bakıp çok dikkatli okumak ve de sürekli ağlamak gerekir. Her gözyaşı kesin isim verir. İsim, başka isimlerin sıfatlarla kullanılmasını önlemek için ürer. Öyle deme! Kıyamet hariç, her şeye her an yalnızca kendi inandığı şey görünür ama kalp sahibi ile akıl sahibi farklı şeylerdir. Çünkü akıl bir bağdır, her şeyi bir gerçeğe bağlamak ister. İşin özünde ise bu durum imkânsızdır. O yüzden tanrının işine akıl sır ermez. Oysa kalbi kıyak olan doğruyu yanlışı kolaylıkla ayırt eder çünkü her şey yok olur veya tükenir. Bunun başka yolu yok! Yalnız şu da var, formunda karar kılan şeyler daha geç yok olurlar. Öyleyse kararını veren bu kararında emin olmalıdır. Yine de yaprakların düşüşlerinin içinde bile izler vardır. Ne anlatıyorum ki? Fikir ve felsefe yolu asla marifet vermez çünkü bir işi kendi yolundan başka yollarda arayanlar da sonunda onun gerçeğini elde edemezler. Öyle değil mi? Pekâlâ, o zaman merak ettiğin şeyler anlatayım. Altın oran koldadır, yapraktadır, sestedir, ricadadır. Her an yeni bir yaradılıştır ve ölüp ölüp dirilmek elbette çok münkündür. Bu gerçeğe bağlı kalındığında form seçmek ve sonsuza kadar yaşamak isteği küfür, cahillik ve ahmaklıktır. Öyle ki o, tanrı her gün bir ş’en’de olduğundan ve tekrar asla olmadığından, her yaratılışta az öncekinin aynı değil misli gelir. Mislini yaratmak ise sadelikte tanrının yaratma konusundaki sonsuz ilmini ispatlar. Yaratılışın kötüsü eski yaratılışın sonuyken iyisi yeni yaratılışın başı olduğundan ve bu ikisi yani son ve baş bir noktada birleşip tekleştiğinden, her problem il’kaslı itibarıyle fırsata dönüşebilir veya dönüştürülebilir. Sen şimdi bu son cümleyi anlamadın, biliyorum fakat ne yapayım ki onu buraya bıraktım. Belki bir zaman gelir ve anlarsın. Süleyman’ın vezirini incele! Dikkatli ol ha!</p>
<p>&#8230;</p>
<p>“Aşk = Zaman ≥ Müzik ve Ölüm = Hayat .” Sonsuzluk hayal etmekte saklıdır. Hiçkimse kendi halinden habersiz değildir ve kendi halinin cahili değildir. Bunun yanında herkesin hali kendi zevkine göredir. Ayrıca suyun rengi kabının rengi gibidir. İdam etmeyi (yok etmeyi) de icad etmeyi (var etmeyi) de bilen kişiler zamanı durdurabilir, aslına bakılırsa durdurmaz da kendisi çok hızlanabilir. Araz olmayı bilen ancak istediği zaman yok olup “var” olabilir. Bunu yapmanın bir diğer yolu da kuş dilidir. Dikkat! Şiddetli, kötü, korkutan kalbi yumuşatmak için yine şiddet, korku, kötülük kullanılır. Taş kalpliyle taş kalpli ol! Demir oka demir kalkanla cevap ver! Kısas yanlış anlaşılmaktadır ve bu sebepten insanlık çoğu şeyden faydalanamamaktadır.</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Kitabın Adı: Beş Yapraklı Yonca</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Kitabın Yazarı: Arkın Çalapala</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yayınevi: YANAN KARAVAN</span></p></blockquote>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/aklimizdakalanlar/~4/-IqxTXp6yeo" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapblogu.com/bes-yaprakli-yonca/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/albina-bes-yaprakli-yonca20121129010419.jpg?resize=150%2C150" />
		<media:content url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/albina-bes-yaprakli-yonca20121129010419.jpg?resize=240%2C387" medium="image">
			<media:title type="html">albina-bes-yaprakli-yonca20121129010419</media:title>
			<media:thumbnail url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/albina-bes-yaprakli-yonca20121129010419.jpg?resize=150%2C150" />
		</media:content>
	<feedburner:origLink>http://www.kitapblogu.com/bes-yaprakli-yonca/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Yeraltı Edebiyatı – …çünkü ancak kendimi mahvederek ruhumun gerçek gücünü keşfedebilirim.</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/aklimizdakalanlar/~3/RabHzLIUIJo/</link>
		<comments>http://www.kitapblogu.com/yeralti-edebiyati-nk-ancak-kendimi-mahvederek-ruhumun-gerek-gcn-kesfedebilirim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Dec 2012 20:28:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>semih beşik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yeraltı Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Bukowski]]></category>
		<category><![CDATA[chuck palahnuik]]></category>
		<category><![CDATA[fighr club]]></category>
		<category><![CDATA[hakan günday]]></category>
		<category><![CDATA[Marquis de Sade]]></category>
		<category><![CDATA[oğuz atay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapblogu.com/?p=5151</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak.&#8221;

Yeraltı edebiyatını popüler edebiyatın mahremiyeti olarak tanımlayabiliriz. Cinsel ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><em>&#8220;Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak.&#8221;</em></p>
<p align="justify"><a href="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/de_sade11.jpg"><img style="padding-left: 0px; padding-right: 0px; float: left; padding-top: 0px; border-width: 0px;" title="de_sade1" alt="de sade1 thumb Yeraltı Edebiyatı   ...&ccedil;&uuml;nk&uuml; ancak kendimi mahvederek ruhumun ger&ccedil;ek g&uuml;c&uuml;n&uuml; keşfedebilirim. oğuz atay Marquis de Sade hakan günday fighr club chuck palahnuik Charles Bukowski " src="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/de_sade1_thumb.jpg?resize=213%2C244" align="left" border="0" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p align="justify">Yeraltı edebiyatını popüler edebiyatın mahremiyeti olarak tanımlayabiliriz. Cinsel hayatını, dilindeki küfrü, alkol tutkusunu, kafasındaki binlerce karanlık odanın kapılarını açmasıdır, bunları anlatmasıdır, özgürüm ben demesidir bütün edebiyat kalıplarını hiçe sayarak. Bu akımın tarihine baktığımızda ise 18. yüzyılda sadizm’in üstadı olan Marquis de Sade (1740-1814) ile karşılaşıyoruz. 74 yıllık hayatının 29 yılını hapishanede 13 yılını ise akıl hastanesinde geçiren Marquis de Sade (sadizm isminden türemiştir) en önemli eseri olan Sodom’un 120 günü’nü de hapishanede yazmıştır. Yazılarında aşırı özgürlüğü savunan Marquis de Sade yasaları, dini, ahlakı hiçe sayarak aşırı özgürlüğü ve zevki savunuyordu. 2000 yılında Marquis de Sade’in bu sıradışı hayat hikayesiyle ilgili Quills (düşlerin efendisi) adında film çekildi. Yazdıkları bir çok yazara ilham kaynağı olmuştur. Bukowski, Albert CAMUS, İrvine WELSH, Slyvia PLATH, Hikmet Temel AKARSU, Metin ÜSTÜNDAĞ, Hakan GÜNDAY, Küçük İskender, Oğuz ATAY, John FANTE, Etgar KERET, Leonard COHEN, Chuck PALAHNİUK &#8230; gibi bir çok yazar bu akımda önemli eserler vermiştir. Ayrıntı Yayınları , yeraltı edebiyatı ile ilgili kitap yayınlayan yayın evlerinin başında gelir.</p>
<p align="justify"><strong>Charles BUKOWSKİ (1920-1994)<a href="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/CharlesBukowski1-1351797845.jpg"><img style="padding-left: 0px; padding-right: 0px; float: right; padding-top: 0px; border-width: 0px;" title="CharlesBukowski1-1351797845" alt="CharlesBukowski1 1351797845 thumb Yeraltı Edebiyatı   ...&ccedil;&uuml;nk&uuml; ancak kendimi mahvederek ruhumun ger&ccedil;ek g&uuml;c&uuml;n&uuml; keşfedebilirim. oğuz atay Marquis de Sade hakan günday fighr club chuck palahnuik Charles Bukowski " src="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/CharlesBukowski1-1351797845_thumb.jpg?resize=244%2C144" align="right" border="0" data-recalc-dims="1" /></a></strong></p>
<p align="justify">Öğretmenine yazdığı bir ödev de “sevişelim” yazması bukowski’yi anlatmada yeterli diye düşünüyorum. Üniversite hayatı sadece 1 yıl süren ve 24 yaşına kadar çeşitli dergilere yazılarını göndermesine rağmen herhangi bir başarı sağlayamayan bukowski uzunca yıllar amerikayı gezmiş, bu sürede yazdığı eserlerle serseri olmayı başarmıştır.</p>
<p align="justify">&#8220;Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam.&#8221; <strong>Ölüler Böyle Sever<span id="more-5151"></span></strong></p>
<p align="justify">Hiç yalnız hissetmedim kendimi. Bir odada tek başıma kaldım, intiharın eşiğinde. Kendimi çok kötü hissettiğim oldu, ama hiçbir zaman birinin odaya girip kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacağını düşünmedim. ya da birkaç kişinin. Başka bir deyişle, yalnızlık beni hiçbir zaman rahatsız etmemiştir, çünkü yalnız kalmaya doyamam. Ben kendimi insan dolu bir odada ya da tezahürat yapan seyircilerle dolu bir tribünde en yalnız hissederim. Ibsen&#8217;den bir alıntı yapacağım: &#8220;En güçlü insanlar genellikle yalnızdır.&#8221; Hiçbir zaman içimden, &#8220;şuh bir sarışın içeri girip beni düzecek, taşaklarımı ovacak ve kendimi daha iyi hissedeceğim,&#8221; diye geçirmedim. Hayır, onun hiçbir yararı olmaz. İnsanları bilirsin, &#8220;Hey, Cuma akşamı, ne yapacağız? Burda kös kös oturacak mıyız?&#8221; Evet, kesinlikle. Çünkü yok dışarıda bir şey. Aptallık sadece. Aptal insanlarla fingirdeyen aptal insanlar. Geceye koşa-koşa çıkmak gibi bir ihtiyaç içinde olmadım hiçbir zaman. Barlarda gizlendim, çünkü fabrikalarda gizlenmek istemiyordum. Hepsi bu. Milyonlarca insan adına özür dilerim, ama ben kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Kendimden hoşnudum. Bildiğim en iyi eğlence kendimim. Biraz daha şarap içelim!</p>
<p align="justify"><a href="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/fight-club-romania1.jpg"><img style="padding-left: 0px; padding-right: 0px; float: left; padding-top: 0px; border-width: 0px;" title="fight-club-romania1" alt="fight club romania1 thumb Yeraltı Edebiyatı   ...&ccedil;&uuml;nk&uuml; ancak kendimi mahvederek ruhumun ger&ccedil;ek g&uuml;c&uuml;n&uuml; keşfedebilirim. oğuz atay Marquis de Sade hakan günday fighr club chuck palahnuik Charles Bukowski " src="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/fight-club-romania1_thumb.jpg?resize=144%2C244" align="left" border="0" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p align="justify"><strong>Chuck PALAHNİUK (1962 – …)</strong></p>
<p align="justify">Aslında bir otomobil tamircisi olan Chuck Palahniuk 1996 yılında arkadaşlarıyla devam ettiği bir edebiyat grubunda Project Mayhem (Kargaşa Projesi) adlı kısa bir hikayeyi yazdı. 30 lu yaşlarda kaleme aldığı ilk romanı olan Görünmez Canavarlar hiçbir yayınevinden ilgi görmeyen Chuck Palahniuk büyük bir hırsla Kargaşa Projesini çok kısa sürede Figt Club’a çevirdi.</p>
<p align="justify">“Hayatta hiçbir zaman sahip olamayacağım yağmur ormanlarını yakmak istiyordun. Uzaya klorofluorokarbon gazları pompalayıp ozon tabakasında koca koca delikler açmak istiyordum. Dev tankerlerin boşaltma vanalarını açmak, açık denizlerdeki petrol kuyularının kapaklarını kaldırmak istiyordum. Yemeye paramın yetmediği bütün balıkları öldürmek, asla göremeyeceğim Fransız kumsallarını kirletmek istiyordum. Bütün dünyanın dibe vurmasını istiyordum. O çocuğu yumruklarken aslında yapmak istediğim, sikişmeyerek türünü tehlikeye mahkûm eden her pandanın ve pes edip kendini karaya atan her balinanın, her yunusun alnının ortasına bir kurşun sıkmaktı. Bunu türlerin yıllarca yok oluşu görmeyin. Eleman azatlımı gibi görün. Binlerce yıldır insanoğlu bu gezegendeki her şeyin içine etmiş, her şeyi boka çevirmişti ve şimdi tarih benden herkesin pisliğini temizlememi bekliyordu. Boş konserve kutularını suyla çalkalamalı ve yassıltmalıydım. Kullandığım her benzin damlasının hesabını vermeliydim. Ayrıca, nükleer atıkların, gömülmüş mazot tanklarının ve ben doğmadan bir kuşak önce atılmış çöplerin oluşturduğu zehirli yığınların faturasını üstlenmek zorundaydım…<br />
…Ciğerlerime duman kokusu çekmek istiyordum. Kuşlar geyikler gereksiz lükslerdir ve bütün balıklar su yüzüne vurmalıdır.<br />
Louvre Müzesi&#8217;ni yakmak istiyordum. Elgin Mermerleri&#8217;ni balyozla parçalamak, Mona Lisa&#8217;yla silmek istiyordum. Bu benim dünyam artık.<br />
Bu benim dünyam, bu benim dünyam. O eski insanlar öldüler.” <strong>Figt Club</strong></p>
<p align="justify"><a href="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/hakan-gnday.jpg"><img style="padding-left: 0px; padding-right: 0px; float: right; padding-top: 0px; border-width: 0px;" title="hakan-günday" alt="hakan gnday thumb Yeraltı Edebiyatı   ...&ccedil;&uuml;nk&uuml; ancak kendimi mahvederek ruhumun ger&ccedil;ek g&uuml;c&uuml;n&uuml; keşfedebilirim. oğuz atay Marquis de Sade hakan günday fighr club chuck palahnuik Charles Bukowski " src="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/hakan-gnday_thumb.jpg?resize=164%2C244" align="right" border="0" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p align="justify"><strong>Hakan GÜNDAY (1976 – …)</strong></p>
<p align="justify">Şahsi fikrim Türkiye’nin en iyi yazarlardan biri. 23 yaşında yazdığı Kinyas ve Kayra ile kendi kitlesini oluşturan Hakan Günday sırasıyla Kinyas ve Kayra(2000), Zargana(2002), Piç(2003), Malafa(2005), Azil(2007), Ziyan(2009) ve  Az(2011) olmak üzere 7 romana sahip olmak la beraber ayrıca İstanbul Dot&#8217;da tiyatro oyun yazarı olarak görev yapmaktadır.</p>
<p align="justify">“Düşünce, insanın ölümsüz olan tek organıdır. sonsuza kadar, yeryüzünün sırtında zıplayan tenis topları gibi, bir kafatasından diğerine çarpar. Çarpma anında, kişi aklına bir düşünce geldiğini sanır ancak kafatası tenis topunun içeri girmesine izin vermezse zıplama devam eder. Geçirken bir kafatası bulana kadar düşünceler seker ve zıplar. Ta ki beyinlerine süzülecekleri insanları bulup, onlar tarafından uygulamaya geçirilene kadar. Ancak o zaman düşünce davranışa dönüşür. “ <strong>Malafa</strong></p>
<p align="justify">“İnsan doğar. On-on beş yıl sonra dünyanın nasıl bir tezgah olduğunu ve doğumla ölüm arasına nasıl hapsedildiğini fark eder. Bu aslında bir histir, bilgi değil. Ve ilk tepkisini verir. Avazı çıktığı kadar bağırarak. Bu çığlık, bir kalabalığın içinde cüzdanını çaldırdığını fark eden kişinin çaresiz haykırışına benzer. Önce, aşağılayan ve umursamaz bakışlar atan kalabalık, sonra da aşırı gürültüye dayanamayıp, içlerinden birini, bağırıp çağıranla konuşmaya gönderir. O da gidip: &#8220;biz de çaldırdık cüzdanı, ne var? Senin gibi kıçımızı yırtıyor muyuz?&#8221; der. Böylesi bilimsel bir müdahale için, genelde diplomalı olanlar tercih edilir. Kalabalığın kayıtsızlığı karşısında yavaş yavaş sesi kesilen yaygaracı, gerçeği kabullenir ve çevresini insanlarla doldurur. Buna, büyüme denir. Yetişkin olma. Tam olarak yetişkin uysallığı. Yapay bir haldir. Tasarlanmıştır. İşlevselliği üzerine hesaplar yapılıp öyle biçimlendirilmiştir. Yetişkin uysallığının temeli, toplumun varlığının sürdürülebilmesi için toplumdaki her bireyin bir boka yaraması gerektiği inancında yatar. Ve en önemlisi, yetişkin uysallığı, tamamen ölçüsüz bir dünyada milimetrik biçimde ölçülüdür. Yaş ağacın eğilip kendi köküne oral seks yapmasından ibarettir. Oysa on dört yaşındaki bir çocuğun, ergen öfkesi olarak nitelenerek küçük görülen aşırı davranışları, doğal olandır. Gözlerindeki doğum çapakları dökülmüş ve dünya üzerinde dönen bütün dolapların sırtına yüklenmiş olduğunu anlamıştır. Kendini odasına kilitleyip dışarıyı dışarıya hapsetmeye çalışır. Ya da bütün kapıları ve duvarları avazı çıktığı kadar bağırarak yıkmaya. Tepkileri insanın ateş saçan bir ejderhayla karşılaşınca vereceği türdendir. Dolayısıyla bu tepkinin, hayatta kalındığı sürece, yani ejderha yok olup gitmediği sürece devam etmesi gerekir. Ancak tabii ki, böylesi bir hayat boyu ergenler güruhu toplum yapısını sikip atacağından, yetişkin uysallığına geçiş, insanlığın bir gereği olarak algılanır. Toplumsal bir farz. Ama bazılarının kafası kalındır ve onlar son nefeslerine kadar bağırmaya devam eder. Çünkü hayat aşırı bir süreçtir. Çünkü dünya aşırı bir yerdir ve ikisinin de hak ettiği, suratlarının ortasına inen aşırı şiddetli yumruklardır. Bu yüzden, ergen isyanı, bir insanı öldürme için onu altmış kez bıçaklamaktır. Çünkü gözlerini dünyaya ancak on dört yaşlarında açabilen biri, her insanın ağzı tüten en az altmış ejderha tarafından kuşatılmış olduğunu anlayandır. Sonuç olarak, insanlığın ergenlik hali, bütün aptallığına rağmen, hayatı boyunca özgür bir yaratığa en çok benzediği dönemdir.” <strong>AZ</strong></p>
<p align="justify">“İnsanın karşı çıkışına anlam veren tek şey,her şeyin yaratıcısı,dolaysıyla herşeyden sorumlu olan kişisel tanrı kavramıdır.böylece çelişkiye düşülmeden başkaldırının tarihinin batı dünyasında,hristiyanlık tarihinden ayrılamayacagı söylenebilir.gerçektande başkaldırının geçiş düşünürlerinden,hepsinden daha derin bir biçimdede Epikuros ile Lukretius&#8217;ta dile gelmeye başladıgını görmek için ilk çag düşüncesinin son anlarını beklemek gerekir.”<strong> Albert CAMUS – Başkaldıran İnsan</strong></p>
<p align="justify"><b>Cesare PAVESE &#8211; </b><b>Uyuyan Dost</b></p>
<p align="justify">Uyuyan dosta ne diyeceğiz bu gece?<br />
O tüyler ürpertici acının en dirençsiz<br />
sözcüğü geliyor dudaklarımıza.<br />
Uysalca konuşacağız onun sözetmeyen<br />
yararsız dudaklarına bakıp</p>
<p align="justify">Her akşam aldırışsız ve capcanlı beliren<br />
o eski ağrının yüzü olacak gece.<br />
Acı çekecek bir can gibi, karanlıkta suskun<br />
o eski sessizlik. Uysalca soluyan<br />
geceye konuşacağız.</p>
<p align="justify">Varlıkları ölü sessizliğe karşı belirleyerek<br />
apansız gelen tan ağırtısının tedirginliğinde<br />
ve varlıkların ötesinde karanlıta<br />
anların ardınca damladığını duyacağız.<br />
Yararsız ışık ortaya çıkaracak günün<br />
sancılanan yüzünü. Susacak anlar ve<br />
varlıklar konuşacak uysalca</p>
<p align="justify">“Hiç yalnız hissetmedim kendimi. Bir odada tek başıma kaldım, intiharın eşiğinde. Kendimi çok kötü hissettiğim oldu, ama hiçbir zaman birinin odaya girip kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacağını düşünmedim. ya da birkaç kişinin. Başka bir deyişle, yalnızlık beni hiçbir zaman rahatsız etmemiştir, çünkü yalnız kalmaya doyamam. Ben kendimi insan dolu bir odada ya da tezahürat yapan seyircilerle dolu bir tribünde en yalnız hissederim. Ibsen&#8217;den bir alıntı yapacağım: &#8220;En güçlü insanlar genellikle yalnızdır.&#8221; Hiçbir zaman içimden, &#8220;şuh bir sarışın içeri girip beni düzecek, taşaklarımı ovacak ve kendimi daha iyi hissedeceğim,&#8221; diye geçirmedim. Hayır, onun hiçbir yararı olmaz. İnsanları bilirsin, &#8220;Hey, Cuma akşamı, ne yapacağız? Burda kös kös oturacak mıyız?&#8221; Evet, kesinlikle. Çünkü yok dışarıda bir şey. Aptallık sadece. Aptal insanlarla fingirdeyen aptal insanlar. Geceye koşa-koşa çıkmak gibi bir ihtiyaç içinde olmadım hiçbir zaman. Barlarda gizlendim, çünkü fabrikalarda gizlenmek istemiyordum. Hepsi bu. Milyonlarca insan adına özür dilerim, ama ben kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Kendimden hoşnudum. Bildiğim en iyi eğlence kendimim. Biraz daha şarap içelim!” <strong>Charles Bukowski</strong></p>
<p align="justify">“Bizim kuşağımız büyük bir savaş görmedi, büyük bir buhran yaşamadı, ama bizim de bir savaşımız var. Büyük bir ruhani savaş bu. Kültüre karşı büyük bir devrim hazırlıyoruz. Büyük bir buhran bizim hayatlarımız. Biz ruhani bir buhran geçiriyoruz.” <strong>Chuck Palahniuk &#8211; <strong>Figt Club</strong></strong></p>
<p align="justify">“Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi. Ayaklarımın ucuna basarak yürürüm yataktan kalkınca. Tahtalar gıcırdar. Hayır, zamanla öğrenirim hangi tahtaların ses vermediğini. Sonra ne yaparım? Uyanmadı, çayın hazırlandığından haberi yok diye sevinirim. Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum.</p>
<p align="justify">…</p>
<p align="justify">Hayalimdeki günleri bile böyle küçük hesaplarla geçirdim işte albayım. Aklımın içini örümcek ağları sardı; kafamın sandalyelerinde elbiseler, gömlekler, çoraplar birikmeye başladı; kurduğum hayaller, bir bekar odasının dağınıklığına boğuldu. Düşüncemin duvarlarına resimler asmak istediğim halde bir türlü olmadı. Belirli noktalara biriken eşya, odanın çıplaklığını daha çok ortaya çıkardı.” <strong>Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar</strong></p>
<p align="justify"><strong>Bir kaç öneri&#8230;</strong></p>
<p align="justify">Dövüş Kulübü &#8211; Chuck Palahniuk<br />
Tekinsiz &#8211; Chuck Palahniuk<br />
Gösteri Peygamberi &#8211; Chuck Palahniuk<br />
Son Sürgün &#8211; Dragan Babic<br />
Acemi Pezevenk &#8211; Ola Bauer<br />
Beyaz Zenciler &#8211; Ingvar Ambjörnsen<br />
Pulp &#8211; Charles Bukowski</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/aklimizdakalanlar/~4/RabHzLIUIJo" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapblogu.com/yeralti-edebiyati-nk-ancak-kendimi-mahvederek-ruhumun-gerek-gcn-kesfedebilirim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/de_sade1_thumb.jpg?resize=213%2C244" />
		<media:content url="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/de_sade1_thumb.jpg?resize=213%2C244" medium="image">
			<media:title type="html">de_sade1</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/CharlesBukowski1-1351797845_thumb.jpg?resize=244%2C144" medium="image">
			<media:title type="html">CharlesBukowski1-1351797845</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/fight-club-romania1_thumb.jpg?resize=144%2C244" medium="image">
			<media:title type="html">fight-club-romania1</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://i1.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/hakan-gnday_thumb.jpg?resize=164%2C244" medium="image">
			<media:title type="html">hakan-günday</media:title>
		</media:content>
	<feedburner:origLink>http://www.kitapblogu.com/yeralti-edebiyati-nk-ancak-kendimi-mahvederek-ruhumun-gerek-gcn-kesfedebilirim/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Okay Tiryakioğlu – Abdülhamid / Son Hükümdar</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/aklimizdakalanlar/~3/OVqpKQmHehs/</link>
		<comments>http://www.kitapblogu.com/okay-tiryakioglu-abdulhamid-son-hukumdar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Dec 2012 20:50:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Metin Ugurlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih - Politika]]></category>
		<category><![CDATA[31 mart olayı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[balkan savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Edvard Jorris]]></category>
		<category><![CDATA[filistin meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[ittihat ve terakki]]></category>
		<category><![CDATA[kiliseler meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[meclisi mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[meşrutiyet]]></category>
		<category><![CDATA[okay tiryakioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[oniki adalar]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi roman]]></category>
		<category><![CDATA[timaş yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız istihbarat teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız suikasti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapblogu.com/?p=5122</guid>
		<description><![CDATA[Doğu Anadolu&#8217;da bağımsız bir Ermeni Devleti kurulmasını isteyen Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnak) ile Filistin üzerindeki toprak taleplerine karşılık bulamayan Yahudiler… Yüzyılın en büyük sorunlarını teşkil edecek olayların başlangıcı… Ve tüm bunlara karşı tek başına, yalnız ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;"><a href="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/abdulhamid-son-hukumdar.jpg"><img style="background-image: none; margin: 0px 10px 5px 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: inline; float: left; padding-top: 0px; border: 0px;" title="abdulhamid-son-hukumdar" alt="abdulhamid son hukumdar thumb Okay Tiryakioğlu – Abdülhamid / Son Hükümdar yıldız suikasti yıldız istihbarat teşkilatı timaş yayınları tarihi roman Roman oniki adalar okay tiryakioğlu meşrutiyet meclisi mebusan kiliseler meselesi ittihat ve terakki II. Abdülhamid I. Dünya Savaşı filistin meselesi Edvard Jorris balkan savaşları Abdülhamid 31 mart olayı " src="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/abdulhamid-son-hukumdar_thumb.jpg?resize=209%2C330" align="left" border="0" data-recalc-dims="1" /></a>Doğu Anadolu&#8217;da bağımsız bir Ermeni Devleti kurulmasını isteyen Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnak) ile Filistin üzerindeki toprak taleplerine karşılık bulamayan Yahudiler… Yüzyılın en büyük sorunlarını teşkil edecek olayların başlangıcı… Ve tüm bunlara karşı tek başına, yalnız bir adam. Sultan II. Abdülhamid Han…</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Kitap, Abdülhamid Han’ın bu gruplara karşı engelleyici politikasını sona erdirmek için yapılan suikast hazırlıklarıyla başlıyor. Tarihe “Yıldız Suikasti” adıyla geçmiş bu suikast denemesi akabinde Galata Köprüsü, Tünel, Babıâli, Osmanlı Bankası, Cercle d’Orient ve bazı yabancı elçiliklerin de bombalanmasıyla cehennemi bir ortam meydana getirilecek ve yabancı ülkelerin Devlet-i Aliyye’ye müdahalesine zemin hazırlayacaktı. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Yapılan planlara göre Yıldız Hamidiye Camii önüne cuma selamlığı ardından patlayacak 120 kg ağırlığında bomba zaman ayarlı düzenekle yerleştirilir. Öyle ki padişahın camiden arabasına yürüyüş süresi bile (1 dakika 42 saniye) hesaplanmıştır. Neyse ki Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’nin bir soru sormak niyetiyle Padişah’ı geciktirmesi tüm planları bozacak; bombanın patlamasıyla Padişah, olayın dehşetiyle panikle etrafa kaçışan insanlara rağmen soğukkanlı bir şekilde durup manzarayı izleyecek, ardından da arabasına binip kamçıları eline alıp son hızla Yıldız Sarayı’na doğru gidecekti.<span id="more-5122"></span> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Bu olayın üzerine Tevfik Fikret bir kısmı kitapta da geçen Bir Lahza-i Teahhur (Bir Anlık Gecikme) isimli talihsiz bir şiir yazmış ve şiirde 26 kişinin ölümüne ve 58 kişinin yaralanmasına neden olan ve padişahın canına kast eden suikastçılara “ey şanlı avcı” Sultan’a ise “alçak” şeklinde seslenmiştir. Yıldız Suikasti dendiğinde ilk akla gelenlerden biri de bu şiirdir. <a href="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/yldz-suikasti.jpg"><img style="background-image: none; margin: 10px auto 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: block; float: none; padding-top: 0px; border-width: 0px;" title="yıldız suikasti" alt="yldz suikasti thumb Okay Tiryakioğlu – Abdülhamid / Son Hükümdar yıldız suikasti yıldız istihbarat teşkilatı timaş yayınları tarihi roman Roman oniki adalar okay tiryakioğlu meşrutiyet meclisi mebusan kiliseler meselesi ittihat ve terakki II. Abdülhamid I. Dünya Savaşı filistin meselesi Edvard Jorris balkan savaşları Abdülhamid 31 mart olayı " src="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/yldz-suikasti_thumb.jpg?resize=560%2C361" border="0" data-recalc-dims="1" /></a></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;"><em>&#8230;<br />
Dursaydı bir dakikacık (bu hep) geçen zaman,<br />
Ya da o durmasaydı o tâlihsiz taç,<br />
Kanlarla bir cinâyete pek benzeyen bu iş<br />
Bir iyilik olurdu, benzeri yüzyıllarca geçmemiş.</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;"><em>Ancak, rastlantı&#8230; âh o güçlülerin dostu,<br />
Güçsüzlerin, zavallıların değişmez düşmanı,<br />
Birden yetişti etkisiz kılmaya, bu yakıcı planı,<br />
Söndürdü bir nefeste bu parlak umudu;<br />
&#8230;</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">İşte bu suikast kitapta yaklaşık 100. sayfalarda meydana geliyor. Bir devri anlatan 352 sayfalık bir kitapta bir olayın hazırlık aşamasının 100 sayfa olması şahsen benim çok hoşuma gitmedi ve bir kaç kere bırakmayı düşündüm diyebilirim. Fakat suikast ve ardından süratle cereyan eden olaylar kitabın adeta elime yapışmasına neden olduğunu söyleyebilirim. Özellikle dönemin hafiyeleri ve Abdülhamid’in en büyük başarılarından biri olan Yıldız İstihbarat Teşkilatı her zaman ilgimi çekmiştir.</span></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana;">“Yabancı devletler kendi emellerine hizmet edecek kimseleri vezir ve sadrazam mertebesine kadar çıkarabilmişlerse, devlet emniyet içinde olamazdı. Doğrudan doğruya şahsıma bağlı bir İstihbarat Teşkilâtı kurmaya, bu düşünce ile karar verdim. İşte düşmanlarımın Jurnalcilik dedikleri teşkilât budur.“</span></em></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Bir devri anlatıyor dememin sebebi kitapta geçen konular arasında Yıldız Suikasti, 93 harbi,<a href="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/abdulhamid.jpg"><img style="background-image: none; margin: 0px 0px 0px 10px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: inline; float: right; padding-top: 0px; border: 0px;" title="abdulhamid" alt="abdulhamid thumb Okay Tiryakioğlu – Abdülhamid / Son Hükümdar yıldız suikasti yıldız istihbarat teşkilatı timaş yayınları tarihi roman Roman oniki adalar okay tiryakioğlu meşrutiyet meclisi mebusan kiliseler meselesi ittihat ve terakki II. Abdülhamid I. Dünya Savaşı filistin meselesi Edvard Jorris balkan savaşları Abdülhamid 31 mart olayı " src="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/abdulhamid_thumb.jpg?resize=217%2C326" align="right" border="0" data-recalc-dims="1" /></a> Filistin Meselesi, Meclis-i Mebusan’ın lağv edilmesi (aslında Sultan’ın da dediği gibi tatile girmesi) İkinci Meşrutiyet’in ilanı, 31 Mart olayı, İttihat ve Terakki Cemiyeti, II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilerek sürgüne gönderilmesi ve ölümü var. Bu müthiş devrin roman yöntemiyle anlatılması ve konunun genelde Padişah’ın etrafında geçmesi de beni ziyadesiyle müteessir etti. Bu arada yazı içerisinde Okay Tiryakioğlu’nun dönemin diline yakın bir anlatım seçmesinden etkilenmiş olduğumun işaretlerini görebilirsiniz. : )</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Tahttan indirilmesiyle birlikte Yahudilerin Filistin’e yerleşmeye başlaması, İstanbul’da bulunan Şerif Hüseyin’in Arabistana gönderilmesiyle başlayan Arap İsyanı, Osmanlı’nın aleyhine çözülen ve Balkan Savaşlarına neden olan kiliseler meselesi, Trablusgarp’ın ve Oniki Adalar’ın kaybedilmesi ve I. Dünya Savaşı gibi devletin sonunu getiren pek çok hata yapılmış ve bu hatalar Abdülhamid’in baskıcı ve anti demokratik diye eleştirilen siyasetinin devleti yıllarca ne büyük felaketlerden uzaklaştırdığını göstermiştir. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">II. Abdülhamid dönemini merak edenler ve ilgi duyanlar için hem de olayları kendi açınızdan yorumlayıp değerlendirmek için yeterli bilgiye sahip olabileceğiniz güzel bir kaynak. Abdülhamid, Son Hükümdar. Okay Tiryakioğlu’nun eline sağlık.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Son İmparator, Son Hükümdar, Ulu Hakan, Gök Sultan; Huzur içinde yat II. Abdülhamid Han.</span></p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000; font-family: Verdana;">Kitap : Abdülhamid, Son Hükümdar</span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-family: Verdana;">Yazar: Okay Tiryakioğlu</span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-family: Verdana;">Yayın: Timaş</span></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/aklimizdakalanlar/~4/OVqpKQmHehs" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapblogu.com/okay-tiryakioglu-abdulhamid-son-hukumdar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/abdulhamid-son-hukumdar_thumb.jpg?resize=209%2C330" />
		<media:content url="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/abdulhamid-son-hukumdar_thumb.jpg?resize=209%2C330" medium="image">
			<media:title type="html">abdulhamid-son-hukumdar</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/yldz-suikasti_thumb.jpg?resize=560%2C361" medium="image">
			<media:title type="html">yıldız suikasti</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/abdulhamid_thumb.jpg?resize=217%2C326" medium="image">
			<media:title type="html">abdulhamid</media:title>
		</media:content>
	<feedburner:origLink>http://www.kitapblogu.com/okay-tiryakioglu-abdulhamid-son-hukumdar/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Pulp – “Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza.”</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/aklimizdakalanlar/~3/7Y6tsAsagw4/</link>
		<comments>http://www.kitapblogu.com/pulp-ya-tum-hayatinizin-ya-da-yalnizca-o-gununuzun-icine-edecek-birileri-mutlaka-cikar-karsiniza/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Nov 2012 14:09:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Metin Ugurlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Polisiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yeraltı Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Bukowski]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Bukowski]]></category>
		<category><![CDATA[hank]]></category>
		<category><![CDATA[henry chinaski]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[melik katıkol]]></category>
		<category><![CDATA[nick belane]]></category>
		<category><![CDATA[parantez]]></category>
		<category><![CDATA[pulp]]></category>
		<category><![CDATA[pulp fiction]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[yeraltı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitapblogu.com/?p=5087</guid>
		<description><![CDATA[
“Yeteneksin yazarlara adanmıştır.” 
Pulp, Bukowski’nin ölmeden kısa süre önce tamamladığı son romanı. Hastalığı sırasında özellikle hastanede kaldığı zamanlarda bile inatla yazmaya devam etmiş ki bu “ölüm” hali kitapta da kendine epey yer bulmuş. Altı çizilen ...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><a href="http://www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/pulp.jpg"><span style="font-family: Verdana;"><img style="background-image: none; margin: 0px 10px 5px 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: inline; float: left; padding-top: 0px; border: 0px;" title="pulp" alt="pulp thumb Pulp – “Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza.” Yeraltı Edebiyatı yeraltı Roman pulp fiction pulp parantez nick belane melik katıkol kitap henry chinaski hank Charles Bukowski Bukowski " src="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/pulp_thumb.jpg?resize=211%2C304" align="left" border="0" data-recalc-dims="1" /></span></a></p>
<p align="justify"><em><span style="font-family: Verdana;">“Yeteneksin yazarlara adanmıştır.” </span></em></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Pulp, Bukowski’nin ölmeden kısa süre önce tamamladığı son romanı. Hastalığı sırasında özellikle hastanede kaldığı zamanlarda bile inatla yazmaya devam etmiş ki bu “ölüm” hali kitapta da kendine epey yer bulmuş. Altı çizilen / çizilecek o güzel cümleler genelde -her zamanki gibi- hayata sitem haliyle yazılmış; ölümle ilgili, sistemi eleştiren, adeta fuck the sistem diye bağıran cümleler.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Sevgili pis moruğumuz Bukowski bu kitapta öncekilerin aksine  otobiyografik anlatımdan bir nebze uzaklaşmış, Henry Chinaski’yi ucuz bir bar köşesinde bırakıp Los Angeles’ın en iyi dedektifi Nick Belane’ı anlatmıştır. Bir nebze diyorum çünkü Belane makul biri değildir. Sigara, puro ve içki içmekte ve at yarışı oynamaktadır. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">Belane kitap boyunca birbirinden ilginç soruşturmalara bakar; Kırmızı Kırlangıç, Celine,<a href="http://i2.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/pulp2.jpg"><img style="background-image: none; margin: 5px 0px 5px 10px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; display: inline; float: right; padding-top: 0px; border-width: 0px;" title="pulp2" alt="pulp2 thumb Pulp – “Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza.” Yeraltı Edebiyatı yeraltı Roman pulp fiction pulp parantez nick belane melik katıkol kitap henry chinaski hank Charles Bukowski Bukowski " src="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/pulp2_thumb.jpg?resize=216%2C327" align="right" border="0" data-recalc-dims="1" /></a> Bayan Ölüm ve uzaylı afet Jeannie Nitro. Şunu belirtmek istiyorum ki bu ilginç olayların bir Agatha Christie bir Grange tarzında çözüleceğini ve dedektif kitaplarının olağan klişelerini barındıracağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Belane işi alacak, önce bir bara gidip biraz demlenecek ve içinden geldiği gibi davranacak!<span id="more-5087"></span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;"><em>“Dünyanın canı cehenneme diye geçirdim içimden. Votkamı çıkarıp bir yudum içtim. Genellikle yaşamın en güzel bölümleri hemen hiçbir şey yapmadığımız anlardır vaktinizi tümüyle ense yaparak geçirirsiniz. Her şeyin anlamsız olduğunu fark ettiğiniz zaman, bunun ayrımına varmış olmanız yaşamınızı anlamsız olmaktan kurtarır aslında. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Benimkisi iyimser bir kötümserlik aslında.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">“Hayat ne kadar boktandı. Ayakta durabilmek için bile korkunç bir mücadele vermen gerekiyordu. İnsanlar mücadele etmek ve ölmek için doğuyorlardı. “</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;"><em>“Ölmek için doğmak. Hayatından bezmiş zavallı bir kemirgen gibi yaşamak kaderimdi sanki. Yaşadığın andan çılgınca zevk almak bana hiç nasip olmayacak mıydı? Neden kendi cenaze törenimi izliyormuş gibi hissediyordum?”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">“Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza.”</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;"><em>“Dünyadaki herkes boku yemiş durumdaydı aslında. Yaptığı işten karlı çıkan kimse yoktu. Yalnızca kazanç yanılsamaları vardı insanların elinde. Hiçbirşey elde edemeyeceğimizi bile bile bi yerlere koşturup duruyorduk. Günden güne hayatta kalmayı başarmak biricik amaç haline geliyordu.”</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana;">“Anlaşılan, şanslı günümde değildim. Şanslı bir hafta geçirdiğim de söylenemezdi. Ne de şanslı bir ay. Ne de şanslı bir yıl. Ne de şanslı bir hayat. Allah kahretsin. “</span></p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Kitap : Pulp</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yazar: Charles Bukowski</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Çeviri: Melih Katıkol</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yayın: Parantez</span></p></blockquote>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/aklimizdakalanlar/~4/7Y6tsAsagw4" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitapblogu.com/pulp-ya-tum-hayatinizin-ya-da-yalnizca-o-gununuzun-icine-edecek-birileri-mutlaka-cikar-karsiniza/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/pulp_thumb.jpg?resize=211%2C304" />
		<media:content url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/pulp_thumb.jpg?resize=211%2C304" medium="image">
			<media:title type="html">pulp</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://i0.wp.com/www.kitapblogu.com/wp-content/uploads/pulp2_thumb.jpg?resize=216%2C327" medium="image">
			<media:title type="html">pulp2</media:title>
		</media:content>
	<feedburner:origLink>http://www.kitapblogu.com/pulp-ya-tum-hayatinizin-ya-da-yalnizca-o-gununuzun-icine-edecek-birileri-mutlaka-cikar-karsiniza/</feedburner:origLink></item>
	</channel>
</rss>
