<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10turkishfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" gd:etag="W/&quot;D04EQHk7eSp7ImA9WxJUFUw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932</id><updated>2009-07-13T23:11:41.701+03:00</updated><title>Aykırı Çağrışım</title><subtitle type="html" /><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://arka-sokak.blogspot.com/" /><link rel="next" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false&amp;v=2" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>143</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><link rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/arkasokak" type="application/atom+xml" /><feedburner:emailServiceId>arkasokak</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><feedburner:feedFlare href="http://add.my.yahoo.com/rss?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Farkasokak" src="http://us.i1.yimg.com/us.yimg.com/i/us/my/addtomyyahoo4.gif">Subscribe with My Yahoo!</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.newsgator.com/ngs/subscriber/subext.aspx?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Farkasokak" src="http://www.newsgator.com/images/ngsub1.gif">Subscribe with NewsGator</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://feeds.my.aol.com/add.jsp?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Farkasokak" src="http://o.aolcdn.com/favorites.my.aol.com/webmaster/ffclient/webroot/locale/en-US/images/myAOLButtonSmall.gif">Subscribe with My AOL</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.bloglines.com/sub/http://feeds.feedburner.com/arkasokak" src="http://www.bloglines.com/images/sub_modern11.gif">Subscribe with Bloglines</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.netvibes.com/subscribe.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Farkasokak" src="http://www.netvibes.com/img/add2netvibes.gif">Subscribe with Netvibes</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://fusion.google.com/add?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Farkasokak" src="http://buttons.googlesyndication.com/fusion/add.gif">Subscribe with Google</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.pageflakes.com/subscribe.aspx?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Farkasokak" src="http://www.pageflakes.com/ImageFile.ashx?instanceId=Static_4&amp;fileName=ATP_blu_91x17.gif">Subscribe with Pageflakes</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.live.com/?add=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Farkasokak" src="http://tkfiles.storage.msn.com/x1piYkpqHC_35nIp1gLE68-wvzLZO8iXl_JMledmJQXP-XTBOLfmQv4zhj4MhcWEJh_GtoBIiAl1Mjh-ndp9k47If7hTaFno0mxW9_i3p_5qQw">Subscribe with Live.com</feedburner:feedFlare><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><entry gd:etag="W/&quot;CE4ESX88eip7ImA9WxJUFE0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-6681251973539868191</id><published>2009-07-12T15:28:00.009+03:00</published><updated>2009-07-12T15:48:28.172+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-07-12T15:48:28.172+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Serbest öykü" /><title>Kayıp Yüz</title><content type="html">Temmuz ayı, &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/"&gt;Kayıprıhtım Aylık Öykü Seçkisi&lt;/a&gt; için yazdığım hikayemdir. &lt;br /&gt;Temmuz ayı temamız "&lt;em&gt;korsan&lt;/em&gt;"dı ve birazdan okuyacağınız bu hikaye de "korsan" teması üzerinedir. Hikayeme gelen yorumları görmek için &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/kayip-yuz-firtinakiran/"&gt;buyrun&lt;/a&gt;.(Ağustos ayı temamız "&lt;em&gt;kule&lt;/em&gt;" üzerine olacaktır.)  &lt;br /&gt;Şimdi buyrun okumaya :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Slna756AHHI/AAAAAAAABSc/4Zy7kJUkuYY/s1600-h/Korsan_Gemisi_Resimleri.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 249px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Slna756AHHI/AAAAAAAABSc/4Zy7kJUkuYY/s400/Korsan_Gemisi_Resimleri.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357553954425150578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yapboz parçaları, günlerdir dağınık olduğu kutudan bir bir alınıp bütünleştirilmişti. Şimdi ise, son üç parça kalmışken, sahibinin heyecanı gözlerinden okunuyordu. Akşamüzeri, batmakta olan güneşin turuncu gökyüzüyle kucaklaştığı bir esnada, siyahlaşan deniz dalgalarıyla yüzen bir gemide, geminin burun kısmında ayakta durmuş bir delikanlı vardı. Yapboz sahibi de, bu 2000 parçalık yapbozu bitirerek denizlerin hırçın delikanlısının yüzünü görecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Oğlum saat kaç oldu, yat artık! Bir şeyi 3 kere tekrarlatma bana!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk sinirle kafasını geriye çevirdi ve bağırdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bitiyor dedim ya anne! Tamam, yatıyorum işte!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Son 1 saattir yatıyorsun zaten! Yatağa, hadi!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun asık suratı, yapboza çevirmesiyle düzeldi. Son üç parçayı da özenle yerine koydu ve tam geriye çekilip eserine gururla baktığında yüzü asıldı. Sevgili korsanının, o gemi burnunda deli cesaretiyle ayakta duran, dalgalara meydan okuyan delikanlının yüzünü oluşturan parça yoktu. Kutuyu evirdi çevirdi, sonra yatağının altına ve odanın her bir noktasını aradı. Parça hiçbir yerde değildi. Yapboz kutusunun kapağına baktı yeniden. Orda korsanın yüzü tam seçilemiyordu, işte o da bu yüzden bitirmek için bu kadar hevesliydi. Sadece rüzgârla uçuşan sarı saçlar görüyordu yap-bozda, ama bir yüzü yoktu.&lt;br /&gt;Yeniden yüzü asılmıştı. Ellerini sinirle saçlarını arasında gezdirdi yatağa yatarken. Sinirinden gözleri dolu dolu olmuş, kayıp parçaya lanet etmişti. O uykuya daldığında, odanın karanlığında bir kıpırtı oldu ve çapkın bir delikanlının hikâyesini anlattı dalgalar…&lt;br /&gt;Resimdeki siyaha dönük dalgalar hareketlendi, gökyüzünün turunculuğu daha bir gerçekçi oldu aniden. Herkes susmuşken, parçaların sahibi uykuya dalmışken, yapboz parçaları bir zamanlar var olanı ve kayıp parçayı anlattı uykudaki herkese.&lt;br /&gt;Aslen bir Viking olan “Sarı Bela” lakaplı Odin, kuzey kıyılarından aşağılara inip de adını ve yaşamını burada sürdürmeye karar verdiğinde herkes onu saygıyla selamladı. Aslına bakarsanız, bunu sadece korsanlar yapmıştı. Boyu 2 metre, kollarındaki kasları kaplan başı kadar, göğüs kasları kendinden önce köşeyi döner vaziyette olan bu İskandinav, dağınık filoları toplayarak kendi ordusunu kurdu ve civar kıyılardaki sakinlerin “belası” oldu. Ayrıca, her bir korsanın sararmış dişleri, denizlerde gezmekten esmerleşmiş tenleri olmasından ötürü; onun düz, rüzgârda haşince ve tıpkı bir pelerin gibi dalgalanan sarı saçları ve güneş altında yandığında esmerleşmek yerine kızaran teni sayesinde “Sarı Bela” denmesi uygun görülmüştü. Ah tabii, başka isimleri de vardı. Acımasızlığından dolayı “Kan Tükürten”, iyi balta savurmasından dolayı “İnsan Biçen” ve çok çok az kişi tarafından bilinen iyi dans edişi yüzünden de “Kıvrak Kalça” gibi. Eh, Kıvrak Kalça lakabını bu kadar az kişi bilmesinin nedeni, hiç şüphesiz öğrenenlerin şimdi okyanusların derinliklerinde balıklarla iskambil oynamasındandır.&lt;br /&gt;Sarı Bela Odin’in adı, o doğduğunda büyük umutlarla konulmuştu. Babası aynı zamanda kabilenin de şefiydi ve ona, dünya üzerindeki her su birikintisinde hâkimiyet kurabilmesi için bu adı vermişti. İsim ona verilip, herkes büyük coşkuyla biraları yuvarlarken, kamburu çıkmış bir cadı kadın oraya varmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Seni gidi kendini bilmez hergele! Oğluna bir tanrı ismi vererek tüm kabileyi nasıl tehlikeye atarsın!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Defol git buradan yaşlı bunak! Sen benim oğlum ve geleceğine nasıl bir hakarette bulunursun!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşma küfürlerle sürüp gitmiş ve en sonunda kabile yaşlı cadıyı haklı bulmuştu.&lt;br /&gt;“Eğer bu laneti sırtlanmaya hazırsan, sen veya bu tanrı isimli velet olmasa da, torunun ya da onların torunları bu bedeli elbet ödeyecek!”deyip çekip giden cadının arkasından olaylar patlak vermişti.  Ne yaptılarsa kabile şefi inadından vazgeçmeyince, birkaç kanlı kavga ve ardından yuvarlanan biralarla yeniden huzur sağlanmıştı. Saldırılan kabile şefi olunca, onu ve adamlarını yere yıkmak imkansız hale gelmişti elbette. Ancak, Odin babasının ona verdiği görevle birlikte kuzeyden ayrılınca lanette onları terk etmişti.&lt;br /&gt;Odin, sıcak sulara indiğinde, gönlünü birçok kadın çaldı. Bunlardan hiçbiriyle uzun bir ilişkisi olmadı. Tıpkı adını aldığı tanrısı gibi, çok eşlilik işine geliyordu. Giderek artan saygı ve her geçen gün ekibine katılan korsanları sayesinde babasının umutlarını boşa çıkarmamıştı. Artık suya bakan herkes, acaba buradan bir yerden çıkar mı diye onu düşünür olmuştu.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlnY8cimWAI/AAAAAAAABSM/4TwBNhBZ8s4/s1600-h/fable_2_art_03.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 130px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlnY8cimWAI/AAAAAAAABSM/4TwBNhBZ8s4/s320/fable_2_art_03.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357551764698978306" /&gt;&lt;/a&gt;Gel gelelim, günlerden bir gün, Notre Dame’da esmer bir çingene Odin’in kalbini çaldı. Esmer teni, kırmızı, dolgun dudakları ve her daim estetik bir hareketle adamı sarmaya hazır kolları sayesinde sarışın korsanın kalbinde taht kurmuştu. O sıralar, Notre Dame Katedrali’nde bir kamburun çanlara asılarak çaldığını anlatan hikâyeler gezmekteydi. Bu hikâye giderek yayıldı ve ağızdan ağza geçerken genişledi. Sonraları bu olay, çanları çalan kamburun, Odin’in kalbini çalan çingeneye aşık olduğu yönünde başlayacak ve aynı çingenenin de şehirde görevli sarışın bir delikanlıya aşık olmasıyla devam edecekti. Hâlbuki bu kadın, ne bir kambur tarafından görülmüş ne de kalbini masum bir aşka bırakmıştı. &lt;br /&gt;Günler ve geceler boyunca Odin, tef çalan diğer Çingenelerle dans etmiş ve kadınla yatağını paylaşmıştı. Gün gelip yeniden denizlere açıldıklarında, kıyılardaki hiçbir kadının bu kadar baştan çıkarıcı olmadığını fark edince, 6 ay sonra Notre Dame’a geri dönüp kadını karısı ilan etmişti. &lt;br /&gt;İşte, yapbozdaki çapkın delikanlı bu ikilinin meyvesiydi. Sarı Bela ve herkesin yüreğini hoplatan esmer dilberin meyvesi, önceleri fazla cılız olduğu için babası tarafından reddedildi. Ayrıca, bir kadın ve bebeğini beraberinde denizlere götürmek büyük uğursuzluktu. Bunun lafını gemide ettiğinde adamları ayaklarına kapanmış, bırakın bir kadının gemiye uğursuzluk getirmesini hele hele o büyücü çingenenin gemi değil, iskeleye ayak basmasının bile hepsini ölüme göndermekten beter olduğunu anlattılar. Odin o gün ilk defa kadının bir cadı olduğunu öğrendi. Babasının umursamadığı, ama onun aklını hep kurcalayan lanet için karısından yardım istedi. Çingene kadın, narin parmaklarıyla ona büyülerini yaptı ve boynuna bir muska takarak bunu asla çıkarmaması gerektiğini tembihledi. Odin öldüğünde, hiçbir lanet ona işlememişti.&lt;br /&gt;Karısı ve cılız oğlunu karada bırakan Odin, hazine, şan ve şöhret avına devam etti. Bu sırada, annesinin tatlı kollarında, dans, şarkılar ve kurnazlıkla büyüdü çocuk. Babası yıllar sonra döndüğünde karşısında annesinin beyaz tenli ve sarı saçlı bir kopyasını buldu. Ona o kadar benziyordu ki, Odin’in deyimiyle kız gibi bir yüzü vardı. Sonraları “Bebek yüzlü Thomas” olarak bilinecek ve babasını gittiği yolda, yani kadınların kalbini çalan yolda, emin adımlarla yürümesine olanak verecekti bu.&lt;br /&gt;Çocuk 16 yaşına geldiğinde, Odin oğlunu yanında denizlere götürdü. Yıllarca süren yolculukları ve soygunları sayesinde oğlu gerçek bir erkek olmuştu. Artık Odin’in içi rahattı. Ölürken içinde oğluna karşı hiçbir şüphe yoktu. Vasiyeti ise bir gün kuzeye, kendi vatanına gidip kabilesini görmesi olmuştu. Tabii ki, cesedinin denizlere atılması ve karısı olacak cadının hiçbir erkeğe bakmaması için annesini gözünün önünde tutması gerektiğini sıkıca tembihledikten sonra.&lt;br /&gt;Bebek yüzlü, annesinin ve her ne kadar babası inkar etse de babasından da biraz aldığı kıvraklığı sayesinde her savaşta düşmanını çıldırtır olmuştu. Başta tayfası ve korsan filosu tarafından sünepe bir çocuk olarak görülse de, yetenekleri sayesinden tayfanın gözünde yükselmişti. Her daim yüzünde duran gülümsemesi ve kimsenin karşı koyamadığı masum yüzü sağolsun, adamları da ona güvendi.&lt;br /&gt;Saldırdıkları gemilere halatlarla altlarkenki esnekliği, ona savrulan kılıçlardan bir iki bel kıvırmasıyla kurtuluşu ve düşman gemilerdeki yolcu kadınların onu görünce bir “ah!” çekmeleri sayesinde işi zor olmuyordu. Servetleri giderek artarken o, kıyılarda onu görünce çıldıran kızlarla gününü gün etmeye devam etti. Büyük şehirlerin soylu hanımefendileri bile, yanlarından bu genç adam geçerken mendillerini yere atıp, almak için yere eğildiklerinde kaza süsü vererek omuz askılarını düşürürlerdi. Asil babalarının arabalarında yoldan geçen genç hanımlar ise, geceleri kaçıp onunla olurlardı.&lt;br /&gt;Hayatına giren kadınlardan birinin, karadul Kanlı Mary olduğu bile söylentiler arasındaydı. Genç ve güzel kalmak için, genç bakire kızların kanıyla yıkanan bu dehşet verici dişi canlının bir süre sevgilisi olarak kaldığı ve kadınla hala temasları olduğu da söylentiler arasındadır.&lt;br /&gt;İstediği her şeyi ama her şeyi vardı. Hayatının en büyük aşkı ise her korsan gibi denizlerdi. Savaş, masum yüzünde bir iz bulmasa da hayatının anlamıydı. Yağmalanacak bir gemi gördüğünde, derinlerde annesinin sinsiliği parlar ve avını kıstıran bir kaplan gibi üzerine atlardı. Bu gence çok lanet edilmişti. Yağmalanan gemilerin ahalisi, evlenme vaadiyle kandırdığı genç kızlar ve borcunu ödemek yerine camdan sıvıştığı barmenler…&lt;br /&gt;Ama hiçbiri bir işe yaramamıştı. Rakip korsan gemileri, sırf kazançları düşsün ve hatta bu bebek yüzlü zibidi geberip gitsin diye ona büyüler yaptırdıysa da sonuç bir hiçti. Çünkü annesi, oğlunu korumak için onu doğduğu günden beri Çingene büyüleriyle koruyordu. &lt;br /&gt;Bir akşamüstü, batmakta olan güneşin ışınları havayı turuncuya boyamışken, giderek kararan gökyüzünün altında dalgaları siyaha dönük bir renkte dalgalanırken yeni bir av gördüler. İyice görebilmek için geminin burnuna koştu ve atletik bir hareketle, tek sıçrayışta kenarda durdu. Şimdi, elini mavi ve buzlu gözlerine siper etmişken, akşam rüzgârı, dağınık sarı saçlarını savuruyor ve bir yandan da gömleğini şişiriyordu. Deli cesareti bu olsa gerek, zira kendisi o anda tam uçta, denizle arasındaki mesafe bir hiç olacak şekilde duruyordu. Ayağı bir kaysa, serin sularda köpekbalıklarına güzel yüzlü bir yemek olacaktı. İşte bu tablo, tamda küçük bir çocuğun yapbozundaki resimdi. Ama o, şu an sadece avını düşlemekteydi. Giderek yaklaşan İngiliz bayraklı gemiye hasretle ve elleri seğiren bir deli gibi baktı uzun bir süre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Beyler! Hedef saat 6 yönünde!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emri alan korsanlar bağırışlar ve denizci jargonu dolu bir yığın talimatlarla gemiyi savaşa hazırladı. İngiliz gemisi hazırlıksız yakalandı. Bir anda gemilerinden delik açan bir topla sarsıldılar. Bir adam güvertedeki direkten aşağı bağırdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Korsanlaaaaaaaaar!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çatışma kısa sürmüştü. İngiliz gemisi basit bir tüccar gemisinden fazlası değildi ne de olsa. Karşıdaki gemiye atılan halatlar ve kıvrık kılıçlarını ağzına alarak, iplerden vahşice atlayan korsanlara teslim olmamak için ne gibi bir nedenleri olabilirdi?&lt;br /&gt;O gün çok ilginç bir şey oldu, gemi direğine bağladıkları tüccar ve gemideki kızı, köpekbalıklarına yürütülmeden önce son kez gemide yağmalamadıkları bir şeyler var mı diye öğrenilmeye çalışılırken, Bebek yüzlü Thomas, kızın yanına gidip ona tatlı sözler söyledi ve isterse onunla kalp ölümden kurtulabileceğini ima etti. Pek çokları kendini onun kollarına bırakmıştı. Çingene annesinin, cazibe tohumlarını oğluna devrettiği bir gerçekti ama bazen insanlar büyü gücünü de verdiğinden şüphelenirdi. İrade kırmakta üstüne yoktu.&lt;br /&gt;Bu gün diğerlerinden farklıydı ya, kız genç adamın suratına okkalı bir biçimde tükürdü. Tüm tayfa ve kendisi şoka uğramıştı. Kızın iplerini kılıcıyla tek vuruşta kesti ve saçların tuttuğu gibi sürükleyerek denizin dibine fırlattı. Kızı yerde sürüklerken aklında hiçbir şey yoktu. Gözleri deliye dönmüş bir biçimde ilk defa tattığı yenilginin acısını taşıyordu sadece.&lt;br /&gt;Gemilerine döndüklerinde kaptanları kamarasına kapandı. Odasında yere göğü yıktığı duyulmayacak gibi değildi hani, ama yanına yaklaşan olmadı. Bir iki kere, kızı denize atarak nasıl harcadığından hayıflansalar da, masum yüzlü kaptanlarının çileden çıkmış haliyle ne kadar da Sarı Bela Odin’e benzediğini fark ettikleri an sustular. O gün bir milat oldu genç korsan kaptana.&lt;br /&gt;Pusuluya eline aldığında, artık iyice hava kararmıştı. Güvertede tek başına durmuş, içip sızmış tayfasını ve yerleri silerken müstehcen bir şarkı mırıldanan adamını izlerken, cebindeki pusulayı çıkardı ve altın kapağını açtı. Bunu geçen ay birinden yürütmüştü ama kim olduğunu hatırlamıyordu. Yıldızlarla dolu gecede, birkaç yıldızın ışığı birleşti ve altın puslanın açık kapağına vurdu. Kapağın ucundan yansıyan cılız bir ışık huzmesi ise, N yazan ve kuzeyi sembolize eden harfin üzerinden hareler oluşturdu. İşte o gece bunu ikinci bir işaret olarak kabul eden Bebek yüzlü, bugün olan yenilgisini atalarına yaptığı bir saygısızlık ve babasının vasiyetine ihanet ettiği olarak saydı. Annesine dair olan vasiyetine gelince, onu yanına almak istemişti ki savaşlarında büyüsüyle onlara yardım etsin diye ama adamları tıpkı babasına verdiği tepkiyi verip ayaklarına kapandı. Kadını görmeye tahammülleri yoktu. Onun etki alanında birer kukla olacaklarından emindiler. O da bundan vazgeçip annesini halkıyla bırakmıştı. &lt;br /&gt;Konuya geri dönecek olursak, Bebek yüzlü Thomas o gece tayfasını uyandırdı ve içip sızmışları tekmeleyerek ayılttı. Rota kuzeye, buzların soğuk nefesinin insanı ürperttiği ve Sarı Bela Odin gibi daha nicesini kan kokusuna hasretle beklediği diyarlara çevrildi.&lt;br /&gt;Aylarca süren yolculuk sonunda kuzeye vardılar. Thomas, tayfasını geri de bırakarak kabilesini bulmaya gitti. Aslında, var olmayanı aramaya gitti, zira kabilesi olan halk çürümüş cesetlerden ibaretti. Cesetlerin ortasında oturan kambur bir kadın vardı. Yaşlı cadının her yerinden uğursuzluk akıyordu. Çocuk etrafına dehşet içinde bakarken kadın aninden kafasını kaldırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Odin oğlu Thomas!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benim!” dedi hiç düşünmeden. Kadını adını nasıl olup da bildiğini sonra düşünebilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Senin büyükbabanın sana kalan mirasına iyice bak bakalım…” dedi kısık bir gülümsemeyle.&lt;br /&gt;Thomas hiçbir şey anlamamıştı. O da büyükbabası gibi lanet kehanetini takmamıştı. Bir tek babası bunu düşünecek kadar duyarlılık göstermişti. O an, gerçekler yüzüne tokat gibi çarpmıştı. Babasını vasiyeti olan halkını ziyaret ona felaketi de mi getirmişti? Yoksa büyükbabasının oğluna verdiği isim, halkına tanrıların hiddetini mi taşımıştı?&lt;br /&gt;Çocuk kendi içinde gelgitler yaşarken, yaşlı cadı yerden kalkıp usulca ona yaklaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sen, baban ve büyükbabanın günahlarından arınmanın tek bir yolu var… Benimle gel de sana gerçeği göstereyim!” dedi ve çocuğu kolundan çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afallamış bir biçimde kadını takip eden Bebek yüzlü Thomas en sonunda bir mağaranın önünde durdu. Kadın mağarayı kapatan sarmaşıkları açtı ve içeriden birine seslendi. Biri, ağır adımlarla kapıda belirdi. Thomas, gözlerine inanamayarak şoka girdi ve gözlerini kapatarak bu görüntüye daha fazla bakmaya devam edemedi. Karşısında, çırılçıplak bir kadın vardı ama bir kadından çok yaratıktı. Yer yer mantarlaşmış cildi ve hiç güneş görmemiş yüzüyle, gözbebeksiz gözleri onu daha da itici yapıyordu. Ellerini çocuğa doğru uzattı ve hiç kesilmemiş, kırık dökük ve sarı tırnakları ortaya çıktı. Çalı gibi saçları yer yer yüzüne düşüyordu. Dudaklarının olması gereken yerde yeşil bir yosun tabakasına benzer, tanımlanamayan bir katman vardı. Bir şeyler söylüyordu ama sesi o kadar derinden ve ürperticiydi ki genç adam daha fazla tahammül edemedi bu görüntüye. Bir bağırış koptu kırmızı dudaklarından. Gerilemeye başlamışken yaşlı cadı onu yakaladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kızımla evlenmeden buradan asla çıkamazsın!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadını kemikli elleri genç adamın beyaz tenine battı. Hala daha gelin adayı tüm ucube varlığıyla ona doğru seğirtiyordu. Korkunç kız kollarını adamın boynuna dolayacakken boynundaki muska patladı. Ucube kız, genç adamın kollarında yandı. Adam dehşete kapılmış halde kıpırdayamadan kalsa da, ateşler ona hiçbir zarar vermedi. Annesinin büyüsü ona zarar vermezdi elbette.&lt;br /&gt;O an, o kıpırdayamadığı ve sonsuz gibi gelen saniyeler içinde baştan çıkarıcı bir ses beyninde yankılandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sana söylediğimi unutma sevgili oğlum. Kadınlar… tehlikeli canlılardır. Erkekler savaşır, ama kadınlar entrikalar çevirir. Bir kadın, asla masum değildir…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey gün gibi açıktı artık. Yanan yığını kendinden itti ve cadı kadın boğazından yakalayarak havaya kaldırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kabilemi sen öldürdün! Bunların hepsi, ama hepsi planlıydı! O çirkin ucubeyle beni evlendirip kızını bana yamayacaktın!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cadı ise tiz bir kahkaha attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O benim kızım değil, başka bir kurbanımdı. Onunla olan birlikteliğin ise, sadece bana yeni bir güç kaynağı olacaktı, Odin oğlu Thomas!” ve tiz kahkahaları doruğa ulaştı. &lt;br /&gt;Bebek yüzlü Thomas, ona zarar veremeyeceğini biliyordu ve yapabileceği en iyi şeyi yaptı: kaçtı. Gemiye binip arkasına bakmadan uzaklaştı. Ertesi sabah ise, lanetiyle yüzleşti. Sabah kalkıp yüzünü yıkadıktan sonra aynaya baktığında, en değerli hazinesinin orda olmadığını gördü. Eğer babası bağrışını duysa, bir kadın gibi çığlık attığı için onu gemi direğinde sallandırırdı, ama o bunu yapmıştı. Bebek yüzlü olarak anılmasına neden olan incisi, yüzü orada değildi. Annesinin Çingene büyüsü onu ucube kızdan korumuştu ama, muskanın işini bitirip yok olmasıyla birlikte savunmasız kalan adamı, yaşlı kuzeyli cadının lanetinden koruyamamıştı…&lt;br /&gt;Rivayetlere göre, Bebek yüzlü Thomas, eski sevgilisi ve temasını hiç bırakmadığı karadul Kanlı Mary’e gitti. Yanında da tüm hazinesini götürmüştü. Bunu yapmak için, ona izin vermeyen tüm adamlarını kesmesi gerekmişti ve Kanlı Mary onu büyük bir zevkle buyur etmişti. Hele o hediyeden sonra…&lt;br /&gt;Sevgilisinin yüzünü geri alması için onu ortağı yaptı. Artık Thomas ona genç bakireler bulurken, o da bunun karşılığında geçici olarak kullanması için, tuzağına düşürdüğü genç adamların yüzlerini veriyordu. Sonrası ise tam bir muammadır.&lt;br /&gt;İşte böylelikle bitti yapbozun içinde saklı hikâye. Ama belki de yeni başlıyordur? Neyden emin olabiliriz ki? &lt;br /&gt;Yapboz parçaları, sanki yanmış ya da çürüyor gibi içe doğru kıvrıldı. Resim giderek karardı ve üzerine katran dökülmüş gibi bir hal aldı. Yanmışta, uçları kıvrık kıvrık olmuş gibi bir hal alan parçalar un ufak oldu ve içinden bir karaltı yükseldi. Çocuk uyuyordu. Kara siluet ona doğru eğildi ve yüzüne dokundu. Bir zamanlar sahip olduğu gibi bir masum yüze dokundu. Onun yüzünü ondan almadı, artık hikâye anlatılmış ve bitmişti. Adını anılması bile ona yetmişti. Açık penceren gökyüzüne, uzun yıllardır aradığı huzura yükseldi ruhu ve hikâye bitti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında yapboz parçaları en başından beri tamdı. Yüzü olmayan biri için, oraya bir parça yerleştirmek ne kadar doğru olurdu ki… &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-6681251973539868191?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/GaGDqLIIXOw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/6681251973539868191/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=6681251973539868191&amp;isPopup=true" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/6681251973539868191?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/6681251973539868191?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/GaGDqLIIXOw/kayp-yuz.html" title="Kayıp Yüz" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Slna756AHHI/AAAAAAAABSc/4Zy7kJUkuYY/s72-c/Korsan_Gemisi_Resimleri.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/kayp-yuz.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEUMQnk5cCp7ImA9WxJVGEo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-2120688724497189710</id><published>2009-07-06T13:04:00.016+03:00</published><updated>2009-07-06T13:31:23.728+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-07-06T13:31:23.728+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Haber" /><title>Aylık Öykü Seçkisinde 2.Ay</title><content type="html">&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlHOW13qGzI/AAAAAAAABR8/RvSnXidEvjo/s1600-h/secki-korsan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 160px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlHOW13qGzI/AAAAAAAABR8/RvSnXidEvjo/s400/secki-korsan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355288323733199666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org"&gt;Kayıprıhtım Aylık Öykü Seçkisi&lt;/a&gt;'nde 2.aya başarıyla girmiş bulunmaktayız. Bu ay, geçen aya göre daha verimli geçti ve tam 9 katılımcıyla karşınızda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayki temamız &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;"Korsan"&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;dı ve katılımcılarımız bu temaya göre yazılarını sundular.&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Ben de bu ay,&lt;/strong&gt; &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/kayip-yuz-firtinakiran/"&gt;Kayıp Yüz&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;adlı bir öyküyle katıldım seçkiye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek ayki temamız ise &lt;span style="color:#990000;"&gt;Kule&lt;/span&gt;! Unutmayın, katılımınız her daim kabul görecektir. Çünkü, verilen temaya uygun olduğu sürece gönderilen öyküleri geri çevirmeden yayınlıyoruz. Fantazya türleri altında olan, fantastik, bilim-kurgu, korku ve gotik edebiyat gibi, türlerden birine seçin ve:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yazı tipi: Times New Roman &lt;br /&gt;Yazı tipi boyutu: 12pt&lt;br /&gt;Sayfa sayısı: En fazla 15 sayfa&lt;/em&gt;        &lt;strong&gt;olacak şekilde,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt; &lt;em&gt;"kayiprihtim@gmail.com"&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;       &lt;strong&gt;adresine yollayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayki &lt;em&gt;"Kule"&lt;/em&gt; teması için son katılım tarihi:&lt;span style="color:#990000;"&gt; 26 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kurallar çerçevesinde gönderilen tüm yazılar okur beğenisine sunulacak ve o ayki en beğenilen öykü "Dönem Seçkisi" dediğimiz 6 ayda bir düzenlenecek yarışmadaki, 6 öyküden biri olmaya hak kazanacaktır. Son olarak; "Dönem Seçkisi" diye nitelendirdiğimiz yarışmada birinci seçilen öykümüzün sahibi ise Kayıp Rıhtım'dan süpriz hediyeler kazanacaktır.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-2120688724497189710?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/Q0wV_dnlTeI" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/2120688724497189710/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=2120688724497189710&amp;isPopup=true" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/2120688724497189710?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/2120688724497189710?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/Q0wV_dnlTeI/aylk-oyku-seckisinde-2ay.html" title="Aylık Öykü Seçkisinde 2.Ay" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlHOW13qGzI/AAAAAAAABR8/RvSnXidEvjo/s72-c/secki-korsan.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/aylk-oyku-seckisinde-2ay.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkEMSHo8cSp7ImA9WxJVGEo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-4770906165480349118</id><published>2009-07-06T12:45:00.008+03:00</published><updated>2009-07-06T13:04:49.479+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-07-06T13:04:49.479+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları-FRP Kitap</title><content type="html">İşte biz fantastikseverler için online alışveriş imkanı! Frpnet'e ait olan bu site de, her türlü kitap, FRP kitabı, figür ve daha fazlasını bulabilirsiniz :). İndirimleriyle piyasadaki kitaplardan daha ucuz ve ön sipariş seçenekleriyle erkenden sahip olma avantajı caiz seçenekler arasında.&lt;br /&gt;Buyrun tanıtıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlHLN0Z68dI/AAAAAAAABRs/q9zK3Durj2U/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 121px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlHLN0Z68dI/AAAAAAAABRs/q9zK3Durj2U/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355284870186332626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt;  FrpKitap&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.frpkitap.com/"&gt;www.FrpKitap.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; : 15 Kasım 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt;  Türkiye'de Fantastik Kurgu, Bilimkurgu ve Çizgiroman üzerine uzmanlaşmış ilk ve tek internet satış sitesidir.&lt;br /&gt;Kitapların dışında FRP zarları, Magic kartları ve figürler gibi&lt;br /&gt;fantastik konsepte yakın ürünlerin de tüm Türkiye'ye en güvenli&lt;br /&gt;şekilde satışı yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt;  Türkiye'nin her yerine fantastik, bilimkurgu ve çizgiroman ürünlerinin ulaşmasını sağlamak ve okuyucuların da kitaplara en&lt;br /&gt;uygun fiyatlarla en güvenli ve hızlı şekilde ulaşmasını sağlamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlgili: Kayra Küpçü&lt;/strong&gt;&lt;a href="www.frpkitap.com"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.frpkitap.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-4770906165480349118?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/0mlSQ3attzk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/4770906165480349118/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=4770906165480349118&amp;isPopup=true" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4770906165480349118?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4770906165480349118?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/0mlSQ3attzk/site-tantmlar-frp-kitap.html" title="Site Tanıtımları-FRP Kitap" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlHLN0Z68dI/AAAAAAAABRs/q9zK3Durj2U/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/site-tantmlar-frp-kitap.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkUBQXg4cSp7ImA9WxJVF08.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-4374727859027828263</id><published>2009-07-04T19:50:00.005+03:00</published><updated>2009-07-04T20:24:10.639+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-07-04T20:24:10.639+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Haber" /><title>Son Havabükücü (Film)</title><content type="html">&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sk-P-e5gUYI/AAAAAAAABRk/evkyOhTzkJM/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 381px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sk-P-e5gUYI/AAAAAAAABRk/evkyOhTzkJM/s400/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354656785575727490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nam-ı Diyar, Avatar: Son Havabükücü film oluyor. Çizgi dizisini ilgiyle izlediğim ve ülkemizde yayınlanmayan bölümlerini büyük bir açlıkla internette izleyerek tamamladığım bir seridir kendisi ve ben çok heyecanlıyım!&lt;br /&gt;Aang'i oynayan oyuncunun ne kadar ufak olduğunu görüyoruz ve bu, birçok eleştiriye maruz kalmasına neden oluyor. Ama unutmayalım ki, çizgi dizideki Aang de -yani avatar- oldukça küçüktü.&lt;br /&gt;Bazı söylentilere göre 3leme şeklinde olacakmış film. Avatar dizisinde Su, Toprak ve Ateş olarak üç kitaptan(yani sezondan) oluşan diziye uyarlılığı tam sağlamak için bu şekilde yapılacağı söylense de, kesin bir bilgi bulamadım.&lt;br /&gt;Herkes tarafından anime sanılan(ziraa ben de öyla sanıyordum), ama sonra çizgidizi diye hitap edilmeye başlayan eşsiz bir dizi. İlzmeyen herkese tavsiyemdir! &lt;br /&gt;Filmin adı neden orjinali gibi "Avatar: Son Havabükücü" değil derseniz, James Cameron'un "Avatar" adında, 2015'te vizyona girecek bir film bulunmasındandır. Bu nedenle isim önceden alndığı için geriye "Son Havabükücü" kalmış :).&lt;br /&gt;Filmin, 2010 yazında vizyona girmesi bekleniyor. Yöentmen M. Night Shyamalan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmeyenler için kısaca konuya değinirsek:&lt;br /&gt;Su, toprak, hava ve ateş... 4 element aynı zamanda 4 ulusu da temsil etmektedir. "bükme" adı verilen bir yetenek sayesinde, elementleri kontrol edebilen halklar denge içinde yaşamaktadır. Ama bir gün, Ateş Ulusu dengeyi bozar ve güçlerini artırmanın yolunu bularak kontrolden çıkan hırslarıyla diğer uluslara saldırmaya başlarlar. Denge alt üst olmuştur ve onları kurtaracak avatar ise henüz bir çocuktur. Hava Ulusu tamamen yok olur ve sadece avatar burdan kurtulur. 100 yıl sonra uykusundan uyandırıldığında 9-10 yaşlarında bir çocuktur ve gördüğü yıkım karşısında dehşete düşer. Artık dünyanın kaderi onun ellerindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avatar nedir peki? &lt;br /&gt;4 elemente hükmedebilen tek kişidir.  Avatar çemberi denen bir düzende, yani su-toprak-ateş-hava sırasında bir ulustan diğerine geçerek devam eder. Bir avatar öldüğünde, sıra diğer ulusa geçer ve sırası gelen ulusta bir avatar doğar Avatarların amacı dengeyi korumaktır ve son havabükücü olan Aang, hem dengeyi sağlamak hem de ateş ulusunun giderek dünyaya hakim olan gücünü sonlandırmaktır. Tek sorun, o henüz havabükme de bile tam olarak ustalaşamamıştır. Önce kendi elementinde ve ardından diğer 3 elementte ustalaşarak dünyayı kurtarmak için çok ama çok az bir zamanı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz bir tane trailerı yayınlandı. İzlemek için buyrun :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=9W1dhqc-JBs"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=9W1dhqc-JBs&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-4374727859027828263?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/smKs6EtTcAo" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/4374727859027828263/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=4374727859027828263&amp;isPopup=true" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4374727859027828263?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4374727859027828263?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/smKs6EtTcAo/son-havabukucu-film.html" title="Son Havabükücü (Film)" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sk-P-e5gUYI/AAAAAAAABRk/evkyOhTzkJM/s72-c/untitled.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/son-havabukucu-film.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkMBQH0_fyp7ImA9WxJVFEs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-5043215942209378612</id><published>2009-07-01T18:53:00.007+03:00</published><updated>2009-07-01T19:07:31.347+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-07-01T19:07:31.347+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Geniş Açı" /><title>Puslu Kıtalar Atlası</title><content type="html">&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuIJKogivI/AAAAAAAABQ8/4jLyZkTx3UE/s1600-h/puslu-kitalar-atlasi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 264px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuIJKogivI/AAAAAAAABQ8/4jLyZkTx3UE/s400/puslu-kitalar-atlasi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353522273114426098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bilirsiniz, bu blogda daha önce hiç kitap incelemesi yapmadım. Neden? Çünkü böyle şeyleri her yerde bulabilirsiniz. Ama bu defa farklı. Bu kitabı kendim anlatarak daha çok okuyucuya kavuşmasını can-ı gönülden istiyorum. İşte bu blogun ilk kitap tanıtımı. Yazara ve eserine saygılarımla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Türk’ün, hayal gücünü yoğurup, kelimelere dans ettirmesiyle ortaya çıkan bir eserin tanıtımı bu karşınızdaki. Her yerde ona olan övgüleri duyduğunuz, ama nedense, tıpkı benim, gibi tereddüt ettiğimiz bir kitap bu: Puslu Kıtalar Atlası. &lt;br /&gt;İşte sözün kilitlendiği yere geldik. Neden mi? Çünkü İhsan Oktay Anar öyle bir kitap yazmış ki, okurken sayfalar parmaklarınızdan kayarak aksa da anlatırken dilinize kilit vuruyor. Bu kitabı anlatmak o kadar zor ki :)…&lt;br /&gt;Öncelikle ilginç bir ayrıntıyla başlayalım. Kitabın kapağındaki her bir kahraman kitap içinde geçiyor. Bu çok güzel ve bir o kadar da ilginç bir ayrıntı. Kitabı okudukça dönüp kapağa bakarsanız anlatılan bir karakteri mutlaka orda bulacaksınızdır.&lt;br /&gt;1995 yılında ilk defa yayınlanmış bu kitap ve aynı zamanda yazarın da ilk kitabı. Bendeki 29.baskısı ve 2006’da basılmış. Gerisini siz düşünün ;).&lt;br /&gt;Dili ise eski Türkçe ağırlıklı. Bu size ağı gelebilir ve hatta sıkabilir. Ama pes etmeyin! Sonradan bu dile alışıyorsunuz ve ağır eski Türkçe sözler hafifliyor. Böyle bir anlatım benimsemesi ise, olayların geçtiği zamanı iyi yansıtmak adına hoş bir değişikliktir.&lt;br /&gt;Konuya geleyim uzatmadan.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuJYuAME6I/AAAAAAAABRU/pJN29VrXxNM/s1600-h/ilgili.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuJYuAME6I/AAAAAAAABRU/pJN29VrXxNM/s200/ilgili.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353523639818654626" /&gt;&lt;/a&gt;İhsan Oktay Anar’ın şöyle bir tarzı var, hiç kimse tamamen başkarakter değil. Yan karakterlerini süslemiş ve detaylarla sizi oldukça eğlendirmiş bir yazar. Kullandığı üslubu ve tarzıyla tamamen kendine özgü. &lt;br /&gt;Olaylar, M.S 1681’de İstanbul’da geçmektedir. Ama onun deyişiyle “ Konstantiniye” deyiz. Yazar bunu bile size pat diye söylemiyor. Lafı öyle evirip çeviriyor ki kitabın başında, cümle bitip siz anlamak için yeninden aynı cümleyi okuduğunuzda bu sonuca varıyorsunuz. Cümleleri oldukça uzun, ama hayır sıkmıyor. Aksine, cümle ilerledikçe detaylarda boğulmak yerine her bir kelimeyle daha çok okuma isteğiyle doluyorsunuz. İstanbul’un her bir köşesine gidiyor okuyucu. Galata meyhanelerinde içip, sokaklarda naralar atıyor, saray avlularına şöyle bir uğruyor, Ermeni ve Rum semtlerinde esnafla alışveriş yapıyoruz. Güzelim İstanbul’un her noktasına nüfuz ediyoruz kısaca. &lt;br /&gt;Peki anlatılan olaylar neler derseniz şöyle buyurun:&lt;br /&gt;Arap İhsan isimli amansız bir korsanla başlıyoruz hikâyeye. Galata’ya yanaşan gemiden, kulağından tutuğu Alibaz isminde bir çocukla evine gitmektedir.  İşte burada bile hayal gücünün ürünlerini görmeye başlıyoruz. Alibaz, üç yaşına kadar afyonla uyutulmuş bir çocuktur. Zira çok yaramazdır, bu nedenle de uyusun da kurtulalım mantığıyla afyonla susturulmaya çalışılmıştır. Afyona karşı kazandığı bağışıklık onu uykudan etmiştir. Feci bir biçimde yaramaz olmasıyla birlikte, uyumaması da etrafındakileri çileden çıkarmaktadır. Arap İhsan ise tam bir külhanbeyidir. Tepesinde bir tutam bırakılacak şekilde kesilmiş saçı, sırtında ve geniş göğsündeki savaş ve kırbaç izleriyle süslü iman tahtası( yazar böyle diyor)ile tam bir yiğittir. Ama bir o kadar da belalı. Öyle ki, Venediklilere saldırdıklarında, sırtında dev sandıklarla kaçarken, arkasından kurşun sıkanlarla alay etmeyi adet edinmiş bir korsan o. Nasıl Alibaz uyku nedir bilmiyorsa, Arap İhsan da korku nedir bilmiyor. Evine gittiğinde ise ana karakterler diyebileceğimiz diğer iki kişiyle tanışıyoruz. Bunlardan biri Arap İhsan’ın yeğeni, Uzun İhsan Efendi. Bu karakter hayli ilginç, çünkü hikâyeyi yönetme gücü var. Ayrıca, bu gücünün kaynağı ise yazara çok benzemesidir. İhsan Oktay Anar gibi, uzun boylu ve çekik gözlü. Ayrıca adaşlıkları da ortada. Yazar bunu başka kitaplarında da yapıyor. Diğer kitaplarında da başka Uzun İhsan Efendiler çıkıyor karşımıza.&lt;br /&gt;Devam edecek olursak, Uzun İhsan Efendi’nin oğlu Bünyamin var bir de. Yakışıklı bir genç kendisi ve babasının beyaz teninin aksine, büyük dayısı olan Arap İhsan gibi esmer bir delikanlı.&lt;br /&gt;Arap İhsan, yeğeni olan Uzun İhsan Efendi’ye sövüp sayıyor her defasında. Çünkü Uzun İhsan Efendi bol bol uyuyor. Hem de nerdeyse tüm gün. Bir de dünya haritasını çıkaracağını iddia ediyor. Arap İhsan bilmese de, Uzun İhsan Efendi uyuyarak bunu gerçekten yapıyor. İçtiği yeşil bir sıvıyla, rüyalarında dünyayı gezerek bir atlas oluşturuyor. Bu atlası oğluna verdiğinde ise adını “Puslu Kıtalar Atlası” koyuyor.&lt;br /&gt;Bir gün Bünyamin lağımcılar ocağına katılıyor. Bir kale kuşatmasında, kaleden kaçırılacak casus içim tünel kazmakla görevli bu ekip. İşte hikâye tam da burada, Bünyamin’in hayatının alt üst olduğu noktada başlıyor… &lt;br /&gt;Casusu kaçırırlarken yüzüne inen bir zincir zırh ve soğukla anında yapışıp, ardından düşman tarafından acımasızca çekilmesiyle yüzü akıp gidiyor. Artık o yakışıklı yüzün yerini çirkin bir dilenci alıyor.&lt;br /&gt;Kaçırılan casusu Zülfiyar adında Teşkilat-ı Humayun’un bir üyesi. Bu casusluluk teşkilatının 2 numaralı adamı kendisi. Kaleden aldığı şey ise, kitap sonuna kadar tam bir muamma. &lt;br /&gt;Kara metalden bir para getiriyor yanında. Önemi çok büyük ama bu para gibi şeyin üstünde ne bir turpa var ne başka bir şey. Kaçmaları sırasında onu Bünyamin’e atıyor ve yüzü tanınmaz hale gelen Bünyamin’i, savaşta yaralanmış bir yeniçeri sanınca, Bünyamin’in bu esrarengiz kara parayla kaçtığına kanaat getiriliyor. Artık Zülfiyar’ın teşkilattan gelen yeni görevi, Bünyamin’i yakalamak. &lt;br /&gt;Teşkilat-ı Humayun öyle bir ekip ki, devletin her yerine hükmedebiliyorlar. Yıllarca padişahlara hizmet etmiş ve sadece başa gelen padişahlara kendilerini açıklamışlar. Ama yeni başkanları Ebrehe diğer liderlerin tam tersi. Bu garip adam, bilme arzusunun esiri ve elindeki güçle kendi zevkleri için sahte belgeler, kılık değiştirmeler ve daha fazlasıyla hayatlarını kontrole diyor. Peki Ebrehe tarihte kimdir? Kabe’ye fillerle saldıran Hıristiyan komutandır kendisi. Kur’an da adı geçmektedir. Eh, kitapta da iyi bir insan değil.&lt;br /&gt;Bünyamin’e geri dönecek olursak, kendisini yeniçeri sananlara hafızasını kaybetmiş gibi davranır ve babasının yanına döner. Gittiğinde ise durum vahimdir… Kara parayı aramaya gelen yeniçeriler, Bünyamin’in yerini söylemesi için Uzun İhsan Efendi’ye işkence ederler ve evlerini yakarlar. Uzun İhsan Efendi artık gözleri oyulmuş ve burnu kesilmiş sakat bir adamdır. Ama bu kadar basit midir her şey? Uzun İhsan Efendi’de şaşırtıcı olaylar bitmez. Tıpkı gören ve etrafına yön veren bir güçle kuşanmış gibi hayatına devam eder ve herkese yön veriri. Oğluna ettiği bir laf vardır ki, kitap sonunda ne demek istediğini anlıyoruz.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuIW2ymCeI/AAAAAAAABRE/gKyiD-AmeyE/s1600-h/415220090317095402993.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 204px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuIW2ymCeI/AAAAAAAABRE/gKyiD-AmeyE/s320/415220090317095402993.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353522508306188770" /&gt;&lt;/a&gt;Alibaz’a gelecek olursak, okula başladığında zamanla çocuk çetelerinin başı olur ve Eminönü’nde oyuncakçıları yağmalarken görebiliriz kendisini . Hep kitaplarda okuduğu “Efrasiyab” ünvanını alır. Peki Efrasiyab kimdir? Kendisi Alper Tunga’dan başkası değil. Bu isim ona, İranlılar tarafından verilmiştir. Bir kere daha gördüğünüz gibi İhsan Oktay Anar, tarihsel kişileri alıp farklı rollerde, ama gerçeğe yakın biçimlerde kitabına katmıştır. Efrasiyab yine bir kahramandır ama bir kitap kahramanıdır bu eserde.&lt;br /&gt;Yine bir tanıdık isimle olan bağlantıya bakacak olursak bir yan karakterle birlikte anlatayım bunu size.&lt;br /&gt;Kubelik diye bir Frenkli var mesela. Önceden kâtipmiş. Sonra alkolle giderek artan dostluğu yüzünden alkolik olmuş. Artık alkol almadan elleri tirer olmuş.  Falakaya yatırılarak bu alışkanlığından kurtulamayınca kovulmuştur. Bir gün sarhoş sarhoş sokaklarda gezerken, kafasına atılan bir kerpetenden sonra dişçiliğe başlamıştır . İlerleyen zamanlarda, cesetleri kaçırıp insan anatomisini oluşturan bir kaynak hazırlamıştır. Bilme arzusunu burada bir kere daha görüyoruz. Kubelik’i özel yapan ise, Arap İhsan’ın ona bir kitabı tercüme ettirmesidir. Bir Frenk gemisinden kaçarken, göğsüne sıkılan bir kurşunla ölmesini engelleyen kitaptır bu. Çaldıklarını taşırken göğsüne sokuşturması sayesinden kurşun kitaba saplanmış ve Arap İhsan kurtulmuştur. Kubelik’in yaptığı çeviride önce her şey sokak argosuyla dolu. Bu kitap daha sonra Uzun İhsan Efendi’nin eline geçip de, tam bir çevirisi ortaya çıkınca şunu okuyor Uzun İhsan Efendi: “Düşünüyorum öyleyse varım.”-Renderkar.&lt;br /&gt;Tanıdık geldi mi :D? Bu söz ünlü filozof, René Descartes’e ait. Descartes’in adı “Descart” diye okunduğu için, René Descart diye düşünürsek, “Renderkar” ismi buradan türetilmiştir. Gerçeğe hep bir gönderme mevcut :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlattıklarım beni hiç mi hiç tatmin etmedi. Ben şu an size resmen “hiçbir şey” anlatmadım ve anlatamadım da. Kitap öyle güzel ve öyle sürükleyici ki, okurken yazarın hayal gücüne ve detaylarda oluşturduğu farklı minik hikâyelere hayran kalacaksınız. Ayrıca, kendi ülkemizin ve tarihimizin, içinde barındırdığı farklı etnik dokuları, güzelliklerini ve en önemlisi bizi biz yapan olguları tatmak eşsiz bir duygu. Kitabın türü için “tarihi-fantastik” diyorlar. Doğru da. Kitaba ilk başladığımda “Neresi fantastik bunu?” demiştim, ama okudukça neden “fantastik” sıfatını da kazandığını anlıyoruz.&lt;br /&gt;Her bir karakterin, ister en önemlisi ister yoldan geçen adam, kendine has bir öyküsü var. Ve biz o sokaktakilerden biriyiz. Belki şu köşede nargilesini tüttüren bir adam, belki günü sıcağından terleyen bir esnaf ya da Teşkilat-ı Humayun’un kılık değiştirmiş casuslarından biri. &lt;br /&gt;Yazara neden, bazı kesimlerce “Türkiye’nin Tokien’i” dendiğini ise kitap bitince anlıyoruz. Kendisi yeni ırklar, yeni diller yaratmasa da, var olandan yeni bir anlatım tarzı ve yeni bir hayal gücü düzeni oluşturmuş.&lt;br /&gt;Bu kitaptan sonra yazarın diğer kitaplarına hücum edebilirsiniz, dikkat! 2006 yılında yazdığı “Amat” kitabı 2009’da Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü almıştır ayrıca. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhsan Oktay Anar’ın zekâsına, kurgusuna ve anlatımına hayran olacaksınız. &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-5043215942209378612?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/OsECylx_CSI" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/5043215942209378612/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=5043215942209378612&amp;isPopup=true" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/5043215942209378612?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/5043215942209378612?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/OsECylx_CSI/puslu-ktalar-atlas.html" title="Puslu Kıtalar Atlası" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuIJKogivI/AAAAAAAABQ8/4jLyZkTx3UE/s72-c/puslu-kitalar-atlasi.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/puslu-ktalar-atlas.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DE8NRX06eCp7ImA9WxJVE0k.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-7511132737379287672</id><published>2009-06-30T10:15:00.003+03:00</published><updated>2009-06-30T10:28:14.310+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-30T10:28:14.310+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları-FrpWorld</title><content type="html">Onları zaten tanıyorsunuz. Birçok kişi, internet üzerinde fantastiğe giriş kapısıydı bir zamanlar. Öncülükleri yadsınamaz. Saygı duydume fendim ^^. Ben de bu blogu yeni kurduğum zamanlarda, Melek'in tavsiyesiyle takip ederdim FrpWorld'ü. Güzeldir, kalitelidir ve hele o temasıyla insan garip duygular yaşatır. Bazen, eskidi artık temaları desem de FrpWorld deyince gözümün önüne gelen hallerini sevdiğimi hatırlarım. Ne diyelim, 25.000'i bulmuş üyesiyle hoş ve nostaljik bir site. Buyrun kendilerini tanıtsınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Skm-PH2aPTI/AAAAAAAABQ0/M3ZQmVtwI6E/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 120px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Skm-PH2aPTI/AAAAAAAABQ0/M3ZQmVtwI6E/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353018799121120562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Adı:&lt;/span&gt; FrpWorld&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt;  &lt;a href="http://www.frpworld.com"&gt;http://www.frpworld.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;İletişim:&lt;/span&gt;  efla@frpworld.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt;  2003&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt;  Frpworld, fantastik rol yapma oyunları ya da fantastik kurgu edebiyatı meraklılarının fikirlerini, eserlerini ve yorumlarını paylaşabileceği, forum ortamı üzerinden rol yapma oyunları oynayabileceği bir platformdur. FRP teması üzerine kurulmuş olmasına rağmen bilim kurgudan çizgi romana, animelere hatta klasik edebiyata kadar geniş bir yelpazede kullanıcılarına özgür ve düzeyli bir ortam sağlar. Forumlarda hikaye ve şiir gibi alanlarda amatör edebiyatın örnekleri dikkat çekmektedir. Site kurulduğundan bu yana bir çok yönetici değiştirmiştir. Yönetimde uyguladığı demokratik yaklaşım kullanıcıların siteyi benimsemesini sağlamakla birlikte sitenin bugüne kadar taşınmasını sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt;  FRP ve fantastik edebiyatla ilgilenen her kesimden insana kaliteli bir ortam sağlamak, akıllarındaki fikirlerin internet ortamında gerçekleştirilmesine yardımcı olmak ve başlıca fantastik kurgu alanında olmak üzere amatör edebiyatı desteklemektir. Bunun yanında Frp ve fantastik kurguya karşı oluşmuş anlamsız önyargının ve yanlış anlaşılmaların giderilmesinde hassasiyet gösterir.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-7511132737379287672?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/9rkThg_aIcM" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/7511132737379287672/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=7511132737379287672&amp;isPopup=true" title="4 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7511132737379287672?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7511132737379287672?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/9rkThg_aIcM/site-tantmlar-frpworld.html" title="Site Tanıtımları-FrpWorld" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Skm-PH2aPTI/AAAAAAAABQ0/M3ZQmVtwI6E/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/06/site-tantmlar-frpworld.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkMMSH88eyp7ImA9WxJWEk4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-893648340070190848</id><published>2009-06-17T13:21:00.001+03:00</published><updated>2009-06-17T13:28:09.173+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-17T13:28:09.173+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Drow Fısıltıları" /><title>Sakat Rahibe // 4.Bölüm</title><content type="html">&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjjD6Y33JJI/AAAAAAAABQk/yc21dm06xHI/s1600-h/underdark.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 366px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjjD6Y33JJI/AAAAAAAABQk/yc21dm06xHI/s400/underdark.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348239965379044498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Valerrny Keraunzaa..."&lt;br /&gt;Bir ses uyuyan drow dişisini çağırıyordu. Ama ne için? &lt;br /&gt;Valerrny huzursuzca uykusunda kıpırdandı. Ardından, uyuyan silüeti şiddetli bir kasılmayla iki büklüm oldu.&lt;br /&gt;"Sen!" dedi rüyanın derinliklerine doğru, "Geri döndün!". Onu yeniden gördüğüne inanamıyordu.&lt;br /&gt;Rüyanın karanlığında iki dev, kırmızı göz hain bir sırıtışla olduğu kadar tanıdık bir biçimde kısıldı. Hala daha bir ağız, burun ya da başka bir organ yüzde mevcut değildi. Sadece o kan kırmızı gözler...&lt;br /&gt;"Sana yeniden görüşeceğimizi söylemiştim." dedi iblis rahat bir tavırla. Geçen yıllar içinde hiç değişmemişti anlaşılan.&lt;br /&gt;"Kız güvende." dedi Valerrny ani bir panikle. Kız kardeşini bu denli isteyen iblise karşı, Baenrelerle olacak görüşmeyi ört pas etmeye çalışıyordu. Bu ani paniğinin büyük bir aptallık olduğunu biraz sonra anlayacaktı. İşte bu yüzden İralde ondan bir adım öndeydi hep. Planlı ve soğukkanlı kardeşi...&lt;br /&gt;"Biliyorum, biliyorum." dedi umursamazca iblis, &lt;br /&gt;"Ama yardımıma ihtiyacın olduğunu da biliyorum." dedi yeniden kısılan gözlerle. Anlaşılan yeniden gülüyordu.&lt;br /&gt;"Hangi konuda..." Valerrny'in sesinde zoraki bir umursamazlık vardı.&lt;br /&gt;"Benden saklayabileceğini mi sandın! Seni adi, küçük..!" sözleri birden kesildi. Bir süre sustu ve ardından sakinleşti.&lt;br /&gt;"Bunu bir daha yaparsan seni öldürür, bedeninle senin hayatına ben devam ederim." dedi ani ve bir o kadar ürkütücü bir sakinlikle.&lt;br /&gt;"Eğer başarısız olursan huzurlu bir ölüm bekleme benden. Bir drider kadar lanetli olursun tatlım." dedi. &lt;br /&gt;Valerrny o an fark etmiyordu ama, ibls çok ani bir biçimde sakinleşmişti. Ayrıca, detaycı ve meraklı biri iyice dinelerse, her kelimesini özenle seçtiğini ve sesinde çok derinlerde yatan bir gerginlik olduğunu fark ederdi. İblis az önce birinden azar işitmişti: sakat Elinnya'yı yaratan güçten.&lt;br /&gt;Valerrny bir süre sustu. Aklından ilk geçen, ona boyun eğmeyerek kafa tutmak ve kolay lokma olmadığını kantılamaktı; ardından boğazına kadar batmış olduğunu hatırladı ve bir Baenre'yi atlatmak için büyücüden fazlasına ihtiyacı vardı. İçinde yaşadığı ve belli etmekten kaçındığı korku da cabasıydı. Stratejik düşündü ve sakin, aynı zamanda itaatkar ses tonuyla konuşmaya başladı. İralde'den ilk defa kendi çıkarına yarayacak bir şey öğrendiğini fark etti konuşmaya başladığında.&lt;br /&gt;"Senden saklamam çok büyük bir hataydı. Bu doğru. Ama şunu kabul etmelisin ki, bu durumu sana anlatmam için hiç bir yol yoktu. Bana hep sen ulaştın ben sana ulaşamadım..." sustu, iblisin tepkisini bekledi. İblis hiç ses çıkarmayınca doğru yolda olduğunu anladı ve devam etti.&lt;br /&gt;"Baenreler dışında ilk 10 ev de orda olacak. Bu her şeyi daha da korkunç yapıyor. Nasıl oldu bilmiyorum ama kızın sakat olduğu ortaya çıktı. Kim ya da nasıl olduğuna dair hiçbir iz yok!" Bu noktada durup yumruklarını sıktı. "Bana yardım etmelisin! Sakat kardeşimi saklamak için bana bir yol göster!"&lt;br /&gt;İblis bunları kafasında tarttı ve bir sonuca vardı:&lt;br /&gt;"Ben buraya yardıma geldim. Bu çok açık. Bunu sen bile anlamalıydın! Yazık! Sonuca gelirsek, sana yardım edeceğim ama bunu senin için değil O'nun için yapıyorum! Bunu sakın unutma! Kızı bir avuç drow cadısına kaptıramam! Ne tür bir yardım yapacağımı yarın öğreneceksin. Şimdi gidiyorum ve sende uykuna geri dönüyorsun."&lt;br /&gt;Her şey bu sözlerle sona erdi. Valerrny ter içinde uyanmıştı, ama kazandığı zaferin tadı ağzında nahoş bir tat bırakmış halde geziniyordu. Yüzüne yayılan gülümseme ve zaferin baş döndüren kokusuyla evin matronu olduğu günleri hayal ederek yeniden yatağa uzanırken bileğinde derin bir acıyla bağırmaya başladı. Bir şey sol bileğini deliyor, yakıyor ve parçalıyordu. Görünmeyen saldırganı elleriyle itmeye çalıştı. Lloth rahibelerinin dualarından birini okudu, ama sonuç bir hiçti. En sonunda acı çığlıkları saldırıyla birlikte kesildi. Acı içinde terden yapışmış saçları arasından bileğine baktı ve oraya dağlanmış bir sembol gördü. Bugüne kadar çok uğursuz sembol görmüştü ama bu hiçbirine benzemiyordu. Valerrny kimin olduğunu anlamak da geçikmedi. Ziraa biri karanlığın içinde kıs kıs gülüyordu.&lt;br /&gt;"Benden bir şey saklamamayı öğrenmen için sana bir hediye bırakıyorum. Ve unutmadan, bana bir daha yalancı itaatkarlıklarda bulunmaya kalkma! Bunun için çok akıllıyım drow kızı. Çok!" dedi iblisin gülen sesi ve kayboldu. Valerrny ise, bileğine dağlanan sembolle odasında kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün, ev halkı ölüme yürüyormuş gibi bir havada uyandı. Evin nerdeyse tamamını kaplayan dilsiz hizmetkarlar evin hanımları için koşuşturdular. Dili olan az sayıdakiler ise onlara emirler verdi. Bu konuşma yeteneğinden yoksun bırakılanlar ve bırakılmayanlar arasında yeni bir efendilik yaratmıştı. Aralarında en üst düzey uşak ve hizmetçi olanlar şimdi en altlarının boyunduruğu altındaydı. Artık emir verecek bir dili yoktu hiçbirinin.&lt;br /&gt;Evin zorunlu sessizliği ve ölüme yürüyen drow dişilerinin yas tutan izleriyle yıkandı koridorlar. Ev, onlar gidince artık onlarsız devam edecekleri birkaç saniyelik hayata hazırlamaya başladı kendini. Şurda, onların ölümünden birkaç saniye sonra o da gidecekti. Lloth'un hiddetinden asla kaçamazlardı sonuçta.&lt;br /&gt;Elinnya, dün gece tekmeleyerek mahvettiği büyücü kardeşinin önündeydi şimdi. Evin halkı önden gitmiş, onu da sonra gelmesi için bırakmışlardı. Umutsuzca konuşarak halledebileceklerini düşünüyorlardı. Eğer gerekirse Elinnya çağrılacaktı. Bu basit düşünce karşısında hem Valerrny hem de İralde  küplere binmiş, ama annelerinin zayıflığına karşı gelememişlerdi. İki düşman kardeş, o an sayılı fikir birlikteliklerinden birini yaşıyordu.&lt;br /&gt;Büyücü tüm gece boyunca çalıştığı büyüsünü tamamladığında, Elinnya'nın ayağında bir ilüzyon oluştu. O yürürken arada titreşiyordu ama, hiç yoktan iyiydi. Tek sorun, Elinnya yine de toplallıyordu. Ayağı sağlam görünse de, topallamasına bir türlü engel olamıyordu. Hayalkırıklığı gözlerine hücüm ederken o bir köşede oturdu ve onu hiçbir zaman kabul etmeyece Lloth'a dua etti. Elinnya başka bir tanrı bilmiyordu belki ama, başka bir tanrı onu biliyordu. Uzaktan kızı izliyordu o sırada, ama sadece izliyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gergin bekleyiş sürerken  Keraunzaa ailesinin 3 dişisi Baenrelerin malikanesine giriyordu. İhtişamıyla, kıskançlıkları had saffaya çıkan aile boyunları bükük yollarına devam etti. İralde'nin nefret ve lanetlemeyle parlayan gözlerini, Valerrny ufak söylenmelerle dile getirdi. Bugün çok uyumlulardı. Belkide kıyamet alameti dedikleri bu olmalıydı.&lt;br /&gt;Hizmetkarlar onları toplantı salonuna buyur etti ve çift kanatlı dev kapılar açıldığında zifiri karanlıktaki odada 10 aileyle buldular kendilerini.&lt;br /&gt;Drowlar için sorun yoktu, hepsi çok rahat görüyordu. Lloth'un iradesi de orda olduğu için iyice uğursuz bir hava yaratılmıştı. Keraunzaalar iliklerine kadar ürperdi. İralde kendini dizlerinin üstüne atıp Lloth'a yalvarmak ve suçu ailesine atarak kendini kurtarmamak için zor duruyordu. En ufak fırsatta ailesini satmayı kafasına koymuştu. Durmadan Valerrny'e, bu senin suçun, diyen bakışlar atıyordu. &lt;br /&gt;"Keraunzaalar öne çıkın!" dedi yaşlı ve lanetli bir ses. Baenre matronu korkunç ihtişamıyla odada şimşek gibi çakmıştı. Onun sesiyle birlikte uğursuz yeşil alevler gerilerde parıldadı. Herkes birbirini ve bu lekeyi daha net görsün diye yakılmışlardı.&lt;br /&gt;Keraunzaa kadınları öne çıktı. Valerrny umutsuzca yumruklarını sıkıyor, ama buna rağmen yanındaki aile üyeleri gibi metanetli bir biçimde kıpırtısız duruyordu. Bugün bütün Keraunzaa kadınları İralde'nin soğukkanlılığını bölüşüp gelmişlerdi sanki. İsteyince Valerrny bile böyle kalabilmişti. O sırada gözüne bir hareketlilik çarptı. Göz ucuyla soluna baktığında 9.ev olan Do'Urdenlerin en büyük kızını gördü. Daha doğrusu kemerini... Kemerinde asılı duran Lloth rahibesi kırbacının yılan başlı uçları durmadan hareket ediyor ve birbirlerine dolanıyordu. Arada bir öne uzanıp üzerlerinde şaklayacak ve ısıracak kurbanlar aranıyorlardı. Çok sık kullanıldıkları belliydi. Briza Do'Urdenle gözgöze gelen Valerrny bakışlarını kaçırdı. Bu iri ve kaslı kızla göz göze gelmekten dolayı oldukça rahatsız olmuştu.&lt;br /&gt;Baenre matronu tekrar konuştuğunda Valerrny onun o uğursuz yüzüne tekrar bakmak zorunda kaldı ve sadece bir kere görmüş olmasına rağmen hiçbir detayını unutmamış olduğunu fark etti. &lt;br /&gt;"Evinizde sakat bir kız bulunduğu söyleniyor! Böyle bir utancı nasıl taşırsınız!"&lt;br /&gt;"Yalan söylüyorlar sayın Baenre ve sayın konsey matronları." diye başladı Keraunzaa matronu ve ellerini iki yana açarak devam etti.&lt;br /&gt;"Bu sadece bir iftiradır. 25. ev Teran'kurların çirkin bir iftirası!" ardından nefret dolu gözlerle salonu taradı. Orda bir yerde Teran'kurları arıyordu gözleri.&lt;br /&gt;Bu sözler üzerine aralarında fısıldaştı matronlar. Teran'kular Keraunzaalar tarafından alt edilip 25.ev olmaya gerilemiş ve 23. ev olma hakkı Keraunzaaların olmuştu. Ev tamamen yıkılmamışta olsa büyük kayıplar vermişlerdi. Onlardan intikam almak için böyle bir durum çok muhtemeldi. Ama matron Baenreden başka kimse ihbarı yapanın kim olduğunu bilmiyordu.&lt;br /&gt;Uzun bir sessizlik oldu. Bu sırada herkes gizli gizli Keraunzaaların içini araştırmak için Lloth'un öğretilerini uyguladı. Dudaklar sessizce oynuyor ve sinsi girişimler üzerlerinde geziniyordu. Zihinsel olarak hepsini püskürtmek imkansızdı, ama her nasıldı oluyordu işte. Valerrny bunu iblise borçlu olduğunu, bileğindeki hediyesi(!) bir acı dalgasıyla onu sarstığında anladı. Asıl süprizin bu olmadığını umudediyordu. Kardeşinin topallayarak içeri giren görüntüsü aklından gitmiyordu.&lt;br /&gt;"İhbarı yapanlar onlar değil". Bu söz üzerine gözler aynı anda Keraunzaalara döndü. Sıkıca kenetlenmiş dudaklar bir ismi bekledir.&lt;br /&gt;"İhbarı yapanlar 15. ev, Harrdelinlerdir. Kızı dışarıda dolaşırken görmüşler. Gördüklerinde çok ısrarcıydılar. Sizden çok daha üstte olan bir evin sizi alt etmek için iftira atmayacağına göre..." herkes içinden kıs kıs güldü bu sözlerle. Aşağılama ve aptallıklarıyla alay eden bakışlar gezindi üzerlerinde. Valerrny, İralde'den gözlerini alamıyordu. Birazdan kendini çok güzel bir biçimde sıyıracaktı. Hep sıyrılan o olmuştu, ama bu defa zaferi o kucaklayacaktı. İnanıyordu...&lt;br /&gt;"Sadece onlar değil." dedi birden bire Briza Do'Urden.&lt;br /&gt;"Bu söylentilerin gezindiği zamanlarda, Lloth tarafından yollandığım bir görevde gördüm onu. Yüzeye, o hain kuzenlerimizle yüzleşmeye gidiyorduk. Dedikleri gibi kızı ben de gördüm! Topal ayağıyla pek de güzeldi..." bunu söylerken yüzünü ekşitti "bir fare gibi sürünüp duruyordu! Hem de bir drow kızı! Bu nasıl bir saygısızlıktır! Lloth bunu bağışlamaz!" bunun üzerine herkes onaylayan mırıldanmalarda bulundu. Malice Do'Urden ise yüzünde hoşnut bir gülümsemeyle kızıyla gurur duyan bir ifadeyle Keraunzaalar'a delici bakışlarla bakıyordu.&lt;br /&gt;Seçkin bir drowun verdiği beyandan daha önemlisi olmazdı. Bu durumda kız sakat olmasa bile öyleymiş gibi bir sonuca varacaklardı.&lt;br /&gt;"O zaman karar veril..." ama Baenrenin sözünü biri kesti.&lt;br /&gt;"Bir dakika!" herkes Baenreler'in sözünü kesmeye cüret eden kıza, İralde'ye döndü hışımla.&lt;br /&gt;"Sizlere gerçekleri anlatacağım!" Baenre matronu onu lanetlemek için elini kaldırmış, elinde giderek artan bir lanet birikintisi yükselirken, bu sözler üzerine onu yok etti. Elini öne doğru uzattı;&lt;br /&gt;"Anlat o zaman. Ama çabuk olsun!"&lt;br /&gt;"Elbette Matron Baenre,"dedi İralde herzamanki saygılı ve soğukkanlı haline bürünerek.&lt;br /&gt;"Her şey kız kardeşim" bu lafı iğrenerek söylemişti,"Elinnya doğduğunda gerçekleşti. Evet! O bir sakat! Ama onu yaşatanlar kimler!" Birden elini yanında duran aile üyelerine çevirdi, "İşte bunlar! Sevgili annem ve ablam! Onlara yapmamaları gerektiğini tekrar tekrar anlattıysam da beni dinlemediler. Kızdaki güç aurasına kapılmış aptal ablam onu yaşattı ve dahası ona bir isim verecek kadar ileri gitti!" bu noktada herkes nefesini tutmuştu. Lloth'a bu derece itaatsizlik ederek her dişiye hakaret etmişti olan ablaya, yani Valerrny'e pörtlemiş kırmızı gözlerle yoğunlaştılar.&lt;br /&gt;"Günler ve geceler boyu, bize başka bir kız vermesi için Lloth'a yakardım, ama bize sadece basit erkekler geldi." Bu noktadan Baenre matronu elini havaya kaldırdı ve İralde saygılı bir biçimde sustu. Baenrenin gözleri geriye doğru döndü ve kırmızı göleri korkunç bir biçim aldı. Kadın transa geçmişti. Anlaşılan tanrıçasıyla baş başaydı o an. Transatan çıkması uzun sürmedi. Geriye dönen kırmızı göleri eski haline döndü.&lt;br /&gt;"Kız doğru söylüyor!" dedi hışımla. İralde zafer kazanmış bir edayla ablasına gözlerini dikti. Yüzünde sakin bir gülümseme, gözlerinde ise kin vardı. Valerrny kızkardeşini orda boğmamak için kendini zor tutuyordu.&lt;br /&gt;"İşte hepsi bitti ablacım! Siz gidiyorsunuz, ama ben kalıyorum!" zafer kazanan kahkahası salon duvarlarında yankılandı.&lt;br /&gt;Valerrny yumruklarını o kadar sıktı ki, bileğindeki yanık ona dayanılmaz acılar çektirdi. Bu acı onun aklını başına geitrmişti. Emin olmasa da iblise güvenmek zorunda olduğunu hatırladı.&lt;br /&gt;"Kardeşimin buraya getirilmesini talep ediyorum!" dedi kendi aralarında konuşan matronların sesini bastırmak için. Herkesin suratından pis bir sırıtış oluştu.&lt;br /&gt;"Gerçekler bu kadar açıkken o sakatı aramızamı sokmaya çalışıyorsun!" Baenre'nin hiddetli gözlerine çok fazla bakamadı Valerrny. Buna rağmen, içindeki öfkesi ölümcül boyutlardaydı. O an kalabalığın ve az sonra eviyle onların üzerine püskürecek Lloth'un laneti bile şu anlık bir hiçti. Tek isteği, İralde'nin siyah derilli, narin boynunu yakalamak ve her drowun ruhuna huzur veren o "çatırt!" sesiyle kırmaktı.&lt;br /&gt;Matronlar fısıltıyla da olsa kendi aralarında konuşmaya dalmışken kafasını kaldırıp Briza Do'Urden denilen kıza baktı. Annesinin minyon tipi yanında dev gibiydi. Geniş  omuzları, uzun boyu ve kaslı kollarıyla annesnin özel koruması olmaya adaydı. Malice Do'urden'in yüzündeki hoşnut gülümseme giderek daha çok yayılırken, Valerrny kendi annesine lanet etti.&lt;br /&gt;Valerrny son gücüyle haykırdı, "Yüce Lloth! Kardeşimin buraya getirilmesine izin ver!"&lt;br /&gt;Ona sonsuz gibi gelen  o kısacık anda herkes sustu...Lloth gitmişti. Daha sonuç verilmeden iradesi onlarla ilgilenmeyi bırakmıştı. Her drow dişisi hayret nidalarında bulunurken, Keraunzaalar daha da zor bir durumda kaldı. Lloth'un İralde için olan emrini önceden almış olan Baenre, gerikalanlar ve ev için ne yapması gerektiğini bilemedi. Lloth'a durmadan seslendi. En sonunda 10 evinde matronların güçlerini birleştirip tanrıçalarına yakardı. Duyabildikleri tek şey, şimdilik kendi kararlarını vermeleri gerektiğine dair sıkı bir azar oldu. Tanrısal düzlemde her ne olduysa, Lloth öfkeden köpürüyordu. Lloth'un öfkesini iliklerine kadar hisseden drow dişileri sessizleşti. Hepsinin kafası karışmış olsa da, hiçbiri diğerine bunu yansıtmadı. Yüzlerindeki buz gibi maskeleri bir an bile kıpırdamadı. &lt;br /&gt;Baenre kendini ilk toparlayanlardan oldu. O ilk evin efendisi ve Lloth'un gözbebeğiydi. Kendi başına daha öncede karar vermişti ve yine bunu yapmaktan korkmuyordu. Tam infaz emrini verecekken aklına bir fikir geldi, neden kızın oraya gelmesine izin vermeyecekti ki? Drowlar entrikacı bir ırktı, tıpkı kendisinin de olduğu gibi. Eğer ortada onun haberi olmadan bir şeyler dönüyorsa, bunu açığa çıkarmalıydı.&lt;br /&gt;"Keraunzaa evine haber göderin! Elinnya Keranunzaa buraya gelsin!"&lt;br /&gt;Nefesini tutan dorw kadınları, karara en ufak bir itirazda bulunmadı. Bunun tek nedeni ise, kızı kendilerinin de merak etmeleriydi. Sabırla beklenen bir süre içinde kız karşılarında olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keranunzaaa ailesanini kapısında bir haberci Elinnya'yı arıyordu. Kasları üzerindeki deri askıalrı yırtacak cinsten bir dişi savaşçı, Baenreler'den haber getirmişti. Elinnya'ya haber hızla iletildi ve vaktinin geldiğini anlayan sakat drow başı önünde eşlikçisinin yanında yürümek için aşağı indi.&lt;br /&gt;Birkaç saat sonra, çift kanatlı kapılar açıldı ve içeriyumuşak yüzlü bir drow kızı girdi. Herkes hayretle ona bakıyordu. Ne Briza Do'Urden'in dediği gibi sürüngen gibi sürünen bir ayağı vardı, ne de ablası İralde'nin ifade ettiği gibi herhangi bir sakatlığı. Kusursuz bir şekilde salonda ilerledi kız ve saygıyla önce Lloth büstünün, sonra Baenre ve diğer evlerin önünde eğildi.&lt;br /&gt;"Varlığınıza şahit olmak bir onur yücerahibeler!" dedi yüzü gibi yumuşak bir sesle.&lt;br /&gt;Valerrny yeniden acıyan bileğine baktı. Bileğine dağlanan garip sembol yavaş yavaş yok oluyordu. Beyninde iblisin zafer kazanmış sesini duydu.&lt;br /&gt;"İyi iş değil mi?" dedi iblisin kendiyle övünen sesi.&lt;br /&gt;Valerrny hoşnutça gülümsedi.&lt;br /&gt;"İyi olduğu kadar, temiz de bir iş." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Elinnya Keraunzaa, hakkında sakat bir kız olduğuna dair söylentiler geziniyor. Bunu bize kanıtlamalısın. Eğer yapamazsan sen ve ailen Lloth'un hiddetiyle titreyecek." Baenre bu sözleri herzamanki buyurgan sözüyle söylemişti ama, kendisinin de kafası çok karışmıştı. Eğer bu bir ilüzyonsa hepsini birden nasıl kandırmayı başarmıştı?&lt;br /&gt;Elinnya anladığını belirten bir şekilde kafasını salladı. Ardından belindeki kuşağı çekip saçlarını topladı ki boynu ve yüzü açıkça görülsün diye. Kuşağın çıkmasıyla serbest kalan ve dökümlü bir hala elbisesini çıkardı acele etmeden. Çırılçıplak kalana kadar soyundu ve drow dişilerinin gözleri önünde hiçbir sakatlığı omayan genç bir beden kaldı. Erkek kardeşinin büyüsü acizdi, bunun farkıdnaydı. Neden bilmiyordu ama, o an, onca düşman gözün önünde kendini güvende hissediyordu. İçinden bir şükranda bulunmak geldi ama bu kesinlikle Lloth'a değildi. Orda, çıplak bir beden içinde özügürce yükselen ruhu, Lloth'a kendini kabul ettirmek yerine o an başlayan bir nefretle haykırmak istiyordu. Artık Lloth yoktu. Hayır... Artık o bilmediği bir koruyucusunun hizmetkarı olacaktı.&lt;br /&gt;Kafalar allak bullak olmuştu. Az önce kızıyla gurur duyan Malice Do'Urden, şimdi sinirden kızarmış, siyah bir deri üzerinde bordoya çalan bir biçimde, yüzle duruyordu. Artık karar ne olacaktı? Kızın hiçbir kusuru yoktu. Ama Lloth diğer şikayetçileri olmasa da İralde'yi onaylamıştı. Bir süre boyunca bunu tartıştılar ve Lloth'un geri dönmeyen iradesinden dolayı, karar ertelendi. Keraunzaalar yollandığında ise başbaşa kalan 10 ev, onları izlemeleri için birilerini seçmeye karar verdi. Artık Keraunzaalar gece gündüz izlenecekti. Madem Lloth kararı onlara bırakmıştı, onlarda değerlerini kanıtlamalıydı. Kanıt olamdan bir yıkım belki bir erkek için sorunsuzdu ama bir drow evi için bela getirebilirdi.&lt;br /&gt;Valerrny zaferle yürürken, kusurusuz bir biçimde yürümeye devam eden kızkardeşini koltuğunu altına aldı ve onunla ne akdar gururu duyduğunu anlattı. Annesi ve hain kızkardeşini geride bırakarak evin yolunu tuttu. Elinnya garip bir biçimde düzelmişliğinin kısalığının farkındaydı. Eve döndüklerinde her şey biticek ve o yeninden topallayan bir utanç olacaktı. Ama o kısa an için bile ablası tarafından övülmek her şeye değerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Anne, seninle biraz konuşabilir miyiz?" İralde'nin tek düze sesi matron Keraunzaa'yı durdurdu.&lt;br /&gt;"Sen ailemiz için bir numaralı utançsın! Aileni nasıl ele verirsin! Dua et de Valerrny bizi her nasıl olduysa kurtardı! Yoksa hepimiz senin yüzünden yıkıma uğrayacaktık! Bundan sonra senin gibi kıızm yok benim!" dedi belindeki kırbacı düşünmeden çekekerken. İralde'nin yüzünde iğrenç bir gülümseme oluştu.&lt;br /&gt;"Ben de bunu istiyorum zaten!" dedi, annesi kırbacını  ileri savururken uzun kollu tuniğinin altından kayarak çıkan bir hançeri annesinin kalbine saplarken. Yılanbaşlı kırbacın dişeri İralde'nin omzunu sıyırdıysa da acı duyucak halde değildi.&lt;br /&gt;"Senin gibi zayıf bir kadın annem olduğu için utanıyorum!" dedi ve ardına bakamdan cesedi orda bırakarak gitti. Nasıl olsa birkaç hizmetkarı temizlemesi için yollayacaktı.&lt;br /&gt;"Sıra sizde..." dedi hırsla kısılan sesiyle fısıldayarak. Keraunzaa evi için matronluk mücadelesi resmen başlamıştı.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-893648340070190848?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/kx0rIn-m_Bw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/893648340070190848/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=893648340070190848&amp;isPopup=true" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/893648340070190848?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/893648340070190848?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/kx0rIn-m_Bw/sakat-rahibe-4bolum.html" title="Sakat Rahibe // 4.Bölüm" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjjD6Y33JJI/AAAAAAAABQk/yc21dm06xHI/s72-c/underdark.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/sakat-rahibe-4bolum.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0MFQ306fSp7ImA9WxJWEUo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-7435634655934650279</id><published>2009-06-16T19:35:00.004+03:00</published><updated>2009-06-16T19:56:52.315+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-16T19:56:52.315+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları-ÇROP(Çizgi Roman Okurları Platformu)</title><content type="html">İşte benim gibi bir blog var bu defa tanıtımımızda :). Üretken, yorulmak nedir bilmeyen, ama bir o kadar da gülümseten bir blog. Ümit abi'nin güzel blogu ÇROP. Çizgiroman okumanın çocukalra özgü bir şey olmadığını herkese duyuyrurken, küçükler için öğretici etkinlikler de bulunan(trt'ye çıkmışalrdı), aynı zamanda üniversitelere gidip panel düzenleyen bir grup bu blog. Şiddetle tavsiye edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjfOIjYS-cI/AAAAAAAABQc/QedwvkT-JL4/s1600-h/Yeni+Resim+(1).bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 116px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjfOIjYS-cI/AAAAAAAABQc/QedwvkT-JL4/s200/Yeni+Resim+(1).bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347969728857176514" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt; Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com"&gt;http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;İletişim:&lt;/span&gt; croplatform@gmail.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; 23 Nisan 2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanımı:&lt;/span&gt; ÇROP Blog, iki nedenden ötürü kurulmuştur. Bunlardan ilki çizgi roman alanında gerçekleştirdiğimiz projeleri duyurmak, ikincisi de okurlarımızı genel çizgi roman aleminden haberdar etmek, bilgilendirmek, farklı bakış açıları sunarak çizgi romanın bir sanat dalı olarak sadece kuru macera kurgusundan değil içerik olarak da yoğun mesajlardan oluştuğunu algılatmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt; ÇROP’un kuruluşu bir etkinlikle başladı: “Yayınevlerimize çizgi roman bastıkları için teşekkür kartpostalı atmak”. Başta okurlara gülünç gelen bu etkinlik zamanla katlanarak artan ve büyüyen projelere dönüştü. Elbette “ben çizgi roman okuruyum” diyerek ÇROP’a destek verenler de arttı. Blogumuzun yukarıda, Site tanıtımında geçen amaçlarına ek olarak çok ciddi bir amacı belirginleşti: Çizgi roman okurunun “sanatına sahip çıkması” için özgüvenini arttırmak. Okurların bir çoğunun, özellikle de 30 yaş üzerinin, çizgi roman okuru olduğunu söylemekten korktuğu bir gerçekken şimdilerde her yaştan okur Blog’a yazıyor, facebook üyemiz oluyor en azından çevresine “çizgi roman okuruyum” diyebiliyor, önerilerde bulunuyor okunması için. Bununla birlikte ÇROP’un tür, ekol, hedef kitleler arasında köprü olmak gibi bir misyonu da bulunmaktadır. Karikatür, mizah çizgi romanları, çizgi roman, çocuk çizgi romanları, fumetti, comics, manga, frankofon…&lt;br /&gt;ÇROP Blog tümüne sayfasında yer vererek tüm çizgi roman okurlarının ortak bir sanatın parçası olduğunu hatırlatmaya çabalıyor.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-7435634655934650279?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/E8k_VqgOFn0" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/7435634655934650279/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=7435634655934650279&amp;isPopup=true" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7435634655934650279?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7435634655934650279?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/E8k_VqgOFn0/site-tantmlar-cropcizgi-roman-okurlar.html" title="Site Tanıtımları-ÇROP(Çizgi Roman Okurları Platformu)" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjfOIjYS-cI/AAAAAAAABQc/QedwvkT-JL4/s72-c/Yeni+Resim+(1).bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/06/site-tantmlar-cropcizgi-roman-okurlar.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkEFQnkyeCp7ImA9WxJWEUo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-2618932710087478687</id><published>2009-06-16T19:34:00.002+03:00</published><updated>2009-06-16T19:43:33.790+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-16T19:43:33.790+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları-Akvadi</title><content type="html">&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjfLn7Uw8LI/AAAAAAAABQU/1KspbOim5mM/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 120px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjfLn7Uw8LI/AAAAAAAABQU/1KspbOim5mM/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347966969325875378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt; Akvadi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt;  &lt;a href="http://www.akvadi.net"&gt;http://www.akvadi.net&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt;  01.09.2004&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Tanımı:&lt;/span&gt;  Akvadi, her yaştan ve her kesimden insana hitap edebilen, kendi fantastik dünyasına, dünyasına özel frp sistemine, özgün hikayesine ve forum üstünden yıllardır oynanan Akvadi Dünyası oyunuyla büyük bir oyuncu kitlesine sahip olan, Türkçe rol oyunlarını destekleyen ve kurulduğu günden beri yükselişini sürdüren bir kültür&amp;sanat ve rol yapma oyunları sitesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt;  Akvadi’nin amacı, fantastik dünyayla henüz tanışmamış, ilgili oyuncuları dünyaya dahil ederek oyuncuların frp kültürünü ve bilgisini arttırmak, kendi hikayesi ve sistemiyle internet üstünden sürekli devam eden aktif bir rol yapma oyunu yaratmak, Türkçe rol oyunlarının gelişimini sağlamak, üyelerine Akvadi’nin sadece bir internet sitesi değil, hepimizin hayal gücüyle yaratılmış fantastik bir diyar olduğunu hissettirmek ve şu ana kadar başarıyla yerine getirdiğimiz bu amaçları önümüzdeki yıllarda da geliştirerek sürdürmektir.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-2618932710087478687?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/PW-AEEn7fDw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/2618932710087478687/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=2618932710087478687&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/2618932710087478687?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/2618932710087478687?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/PW-AEEn7fDw/site-tantmlar-akvadi.html" title="Site Tanıtımları-Akvadi" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjfLn7Uw8LI/AAAAAAAABQU/1KspbOim5mM/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/06/site-tantmlar-akvadi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Dk8DQnY6eCp7ImA9WxJXGUw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-5232800059893316521</id><published>2009-06-13T18:27:00.004+03:00</published><updated>2009-06-13T20:41:13.810+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-13T20:41:13.810+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Serbest öykü" /><title>Tutkunun Çağrısı</title><content type="html">Birazdan okuyacağınız hikaye ilk olarak Kayıprıhtım'ın "aylık öykü seçkisi"nde yayınlamıştır. Bu ayki tema "göl"dü ve bu hikaye göl teması üzerine yazılmıştır. Eğer, öykü seçkisine gitmek istiyorsanız &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/"&gt;tıklayın&lt;/a&gt;. İyi okumalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjPHCbwYI5I/AAAAAAAABQM/hmtq3uLt18A/s1600-h/trubv%2520%252840%2529.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 256px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjPHCbwYI5I/AAAAAAAABQM/hmtq3uLt18A/s320/trubv%2520%252840%2529.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346836027243242386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Orda, uzakta bir yerde, var olanla olmayanın kesiştiği noktaya, “kesişen nokta” demişti oranın sakinleri. İşte o göl de tam olarak bu kesişme noktasındaydı. Sadece o ve onunla yüzyıllardır yaşayan halkın ona verdiği kutsal varlığı vardı… ve en büyük korkusu. Saygıyla karışık bir korkuydu bu. Gölün kutsallığına duyulan saygından türemiş bir cevaptı sanki. Ya da, gölün koyduğu kurallara katıksız itaat…&lt;br /&gt;Gölün kutsal varlığı, canlılığından geliyordu o zamanlar. Yaşayan bir ruhun parçası, konuşan, isteklerini sıralayan ve çoğu zaman susan bir varlıktı o. Onun halktan tek bir isteği vardı, o da kimsenin onun sularına girmemesiydi. Ama ne garipti ki, her gece halktan biri onu çağıran gölü rüyalarında görür, ama korkuya yenik düşer ve yakınına gittikten sonra arkasına bakmadan kaçardı. Yine de, gölün çağırdıkları özel kişilerin olduğu bilinse de bu asla ve asla sözlerle ifade edilmezdi. Göl kutsaldı ve kutsal şeylere dokunulmazdı. Sadece aralarından bazıları bu şerefe nail olurlardı; onlar da bu yaşayan varlığın ödülleriyle başka bir boyuta geçerdi. &lt;br /&gt;Derme çatma bir kulübenin içinde yaşayan yalnız bir kız vardı o halk arasında. Sahip olduklarını çok zaman önce kaybetmişti ve genç bir kızın yalnızlığına ağlardı yıkık dökük kulübe duvarları. Onun hüznüyle içerlenir ve onun dayanıksızlığıyla esen her rüzgârla etrafa dağılırdı. Soğuk kış geceleri, çıplak ayaklarına vuran soğukla daha da çökermiş kalan bir avuç iradesi. Var olanla olmayanın sınırında, ait olmadığını hissettiği bir yerin insanıydı o ve içindeki arayışa çok geçmeden cevap bulacağını bilemeden uyudu gece boyu.&lt;br /&gt;Huzursuz geceler teker teker her kapıyı çalmaya devam ettiği bir gece, sıra ona gelecekti. Göl onun varlığından haberdardı, ama heyhat kız da öyle miydi acaba? Herkesi tek tek, her bir ruh kırıntısına kadar işleyerek taradı göl. Kutsal varlığıyla onlara tatlı sözler fısıldadı ve kendine çağırdı. “Bana gel.” Dedi hoş bir erkeğin cezbeden sesiyle insanlara,”Gel ki, seninle bir olalım ve ben seni kesişen noktadan alıp, gerçek varlığa taşıyayım.” &lt;br /&gt;Huzursuzca kıpırdandı gölün kıyısındaki halk. Rüyaların uğradıkları çekici sesin teklifleriyle mutlu oldu, ama sonra halkın yaşlılarının uyarılarını hatırladı ve rüya iyice huzursuz bir hale geldi. Ter içinde uyanan birçok insan, yarın bu olaydan kesinlikle bahsetmeyecek ve çağrılan tek kişinin kendileri olduklarını düşünmeye devam edeceklerdi. Bu hep böyle değil miydi zaten?&lt;br /&gt;Yaşayan göl mutluydu bugün. Onun vereceği hediyeyi hak edecek birini bulmuştu sonunda. Ruhani uzantılarını kızın göğsüne soktu ve ruhunu karıştırmaya başladı. Umursamazca her özel noktasına nüfus ediyor, hayatına dair olanları araştırıyordu. Kızın rahatsız uykusunu katlanılmaz kılıyor, ama ona vereceği hediyeyle teselli ediyordu. Kız ter içinde uyandığında, tıpkı diğerleri gibi, halkının yaşlılarının uyarılarını hatırladı.&lt;br /&gt;“Gölün yakınına gitmek tehlikelidir. Yakınında olmak yasak olmasa bile, onunu güzelliğine kapılıp sularına girersen seni var olmayana fırlatır! Seni kimse kurtaramaz çocuğum… Gölle anlaşmamız budur. Hiç kimse ama hiç kimse sularında yüzmemelidir!” &lt;br /&gt;Herkesin takıldığı nokta da buydu aslında. Göl kimseyi sularında istememesine rağmen, vereceği hediyeyi herkesin rüyalarına sokmaktan geri durmazdı. Nadiren de olsa, birilerini gerçekten hoş görüyle kabul ettiği zamanlarda da onları var olana taşırdı. Hüzünlü ve yalnız kız işte tam bunları tartıyordu kafasında. Gölün onun acılarına temas ederek onu anladığını düşündü ve ona karşı hissettiği çekime her geçen dakika yenik düşmeye başladı. &lt;br /&gt;Sabaha kadar gözüne uyku girmemişti ve şimdi çıplak ayaklarla ona doğru koşuyordu. Elleri uzun zamandır dokunmadığı bir yaşayanın varlığına duyulan özlemi taşırken, gökteki solgun ay yüzündeki huzur arayışını etrafta olmayanlara anlatıyordu. “Bakın,” dedi Ay, yanındaki yıldızlara dönerek, &lt;br /&gt;“işte biri daha ona doğru gidiyor. Bu döngü hiç bitmeyecek!”&lt;br /&gt; Ardından yıldızlar başlarını çevirdiler. Kızı onaylamayan bakışlarıyla gözlerini kırptılar ve yok oldular. Sıra artık Güneş’indi; ışığıyla umut veren, sarıp sarmalayan ve yargılayan Güneş’in. Güneş doğdu böylece. Onun yeni doğan ışınları altında çıplak ayaklarını yere her vurduğunda şıp şıp diye ses çıkaran bir kızı izlemeye koyuldu. “Ona gidiyor.”dedi uzaklarda dinlenen Ay’a dönerek ve Ay onaylamadığını belirtmek için tamamen ortadan kayboldu.&lt;br /&gt;Koşmaktan bitap düşen dizlerine yenik düştüğünde artık gölün kenarına varmıştı. Dizlerinin üzerine yığıldı ve o an gölün kutsal sınırlarında olduğunu gördü. Dizlerinin üzerinden kalkmadı, zira varlığına olan saygısını tüm anlamıyla ifade etmek istiyordu. Bir süre diz çökmüş biçimde bekledi ama hiçbir kıpırtı olmadı. Sonra oturur pozisyona geçti ve yine bir şey olmadı. Göl onu deniyor muydu? Ama o, varlığa ve mutluluğa o kadar açtı ki, beklemekten dert etmedi. Sabretti ve karşılığını da aldı. Ona sonsuz, göl için ise kısa bir an kadar bekledi ve sonra sularda kıpırtılar olmaya başladı. Günün yarısı onun konuşmasını bekleyerek geçmişti ve korkudan tek kelime bile edememişti o.&lt;br /&gt;Sular dalgalandı aheste aheste. Sanki birinin esnemesi gibi gerindi ve yükseldi. Sonra yükselen sular kızın korkuyla dolu bakışları altında çöktü ve yüzeyde belirli bir şekil oluştu: bir yaşayanın ince dudakları. Yükselen sulardan bir kısmı yüzeyde kalmış ve çökenlerle birlikte bu şekli oluşturmuştu. Kim bilir, belki gölün kutsal varlığı onun anlayamayacağı bir biçimde olduğu için, onla iletişime geçmek için onun basit beyninin anlayacağı bir seviyeye inmişti. &lt;br /&gt;Önce derin bir nefes almak için açıldı ağız ve suları çekilen havayla titreşti. Ardından, ilk kelimeler döküldü sulardan oluşmuş dudaklardan, &lt;br /&gt;“Bana gelecek kadar cesurmuşsun. Seni takdir ettim.” &lt;br /&gt;Kız yaşadığı şoku, hayatının hiçbir karesinde yaşamamıştı; yaşayamazdı da. Rüyasında konuşan çekici erkeğin sesi, şimdi gölün sularla dalgalanan dudaklarından dökülüyordu. Her nefes alışında inip çıkan bir göğüs gibi sular inip kalkıyor, kelimelere can verdiği sesiyle onu kendine esir ediyordu. &lt;br /&gt;“Sizin varlığınızla onurlandım…” dedi yeniden dizlerinin üzerine çökerek. Göl bir süre sustu. Ona bir şey demeye gerek görmemişti; belki de yaptığı hareketin keyfini sürüyordu.&lt;br /&gt;“En üzücü, en yalnız ve en karanlık anılarına dokundum. Seni tanıdım, seni hissettim ve seni buraya çağırmaya layık gördüm.” Yaptığı özel hayata bir müdahaleydi, ancak gölün özür dilemeye hiç niyeti yoktu. O, yaşayan, kutsal bir varlıktı ve o af dilemek gibi bir nezaket gösterisinde bulunmayacak kadar önemliydi.&lt;br /&gt;“Beni buraya çağırmaya layık gördüğünüz için size minnetimi sunmaktan başka verecek bir şeyim yok.” dedi kız gölün varlığı altında ezilerek. “Beni bağışlayın ve lütfen kovmayın…”&lt;br /&gt;“Seni kovmak mı?”dedi göl. “Seni kovacak olsam buraya hiç çağırmazdım. Kararlarımı uzun sürelere yayarak veririm ve seni ben seçtim, başkası değil. Bu durumda senden bir beklentim yok. Tek amacım sohbet etmek. Sen de yalnızsın ben de… Bu yüzden anılarında gezindim ve seni buldum.” &lt;br /&gt;Kız bu sözlerle yıkılmıştı. Gölün onu diğer boyuta geçireceğini ve kesişen noktadan alıp gerçek varlığa götüreceğini sanmıştı.&lt;br /&gt;“Ama efendim, ben sanmıştım ki…” bu noktada göl kızın sözünü hiddetle kesti.” Ne sanmıştın! Yoksa seni temiz sularıma alacağımı ve diğer boyuta taşıyacağımı mı? Git buradan seni nankör! Git ki Güneş’i seni kavurmak için çağırmayayım; git ki Ay’ı geceleri seni karanlıkta bırakması için görevlendirmeyeyim!”&lt;br /&gt;Gölün ani hiddetiyle afallayan kız, arkasına bakmadan gözünde yaşlarla kaçtı. Ne yapmıştı? Nasıl bir pot kırmıştı? Eline geçen tek şansı mahvetmişti ve işte yine yalnız ve hüzünlü gecelerine dönüyordu. Ağlamaktan bitap düştüğünde uyuyabildi ancak. Kulübe duvarları yine onun hüznü paylaştı ve kapıyı çalan rüzgâra karşı koyacak direnci kendilerinde bulamadılar. Ama rüzgâr onlara gölün sesini getirmişti. “Seni affettim… Ben çabuk hiddetlendiğim kadar çabuk da affederim. Şimdi kalk ve bana gel. Beni fazla bekletme ki, sohbetimizden en ufak bir parça bile zamana yenik düşmesin.” &lt;br /&gt;Mucizevî bir biçimde oldukça dinç bir şekilde uyanan kız apar topar göle koştu. Yine dizleri isyan edene kadar koştu ve yine dizlerinin üzerine düştüğünde oradaydı. Bu defa dudaklar çoktan şekillerini bürünmüş, hazır bekliyordu.&lt;br /&gt;“Sonunda geldin.” Dedi cazibeli erkeksi sesiyle. &lt;br /&gt;“Geldim… Beni affettiniz!” dedi kız neşeyle.&lt;br /&gt;“Sizli bizli konuşmaları bir kenara bırak. Ben buraya sohbet edeceğim birini çağırdım, bir köleyi değil.” Dedi göl umursamazca. Ama sözlerindeki samimiyet yadsınamazdı. Kızın beyninde gölden duyduğu ilk sözler yankılandı “Sen de yalnızsın ben de…” Başını minnettarlıkla eğdi. Orda olmaktan memnundu. Sadece o ve kendisi vardı. Yıldızlar küskün duruşunu sürdürse de, o bunu göremeyecek kadar kördü.&lt;br /&gt;Böylece başladı sohbetleri. Saatlerini, bazense günlerini harcadı gölün kıyısında. Onun güzelliği ve ihtişamıyla büyülendi. Her konuştuğunda kelimelerine can veren muhteşem sesiyle başı döndü. Ve en sonunda ona âşık oldu…&lt;br /&gt;Önce her gece evine dönüyordu, ama zamanla göl onu yollasa da o gitmemeye başladı. Halkı onu aramaya çıktı bir zaman sonra. Onun umutsuz ve kendini koy vermiş görüntüsü, dingin sokakların arasında hüznü saçarak gezmediğini fark etmek zaman almamıştı. Bir yerde bir eksiklikleri vardı. Mutsuzlukları eksikti ve mutsuzluk olmadan insan mutluluğun değerini bilemezdi. Kademe kademe aralarından silinen, önce gezinişleri nadirleşen ve sonra tamamen yok olan mutsuzluklarına karşı özlem duymaya başladılar. Böylece onu aramaya çıktılar. Kimsenin aklına göle bakmak gelmemişti. Kız yalnız ve mutsuz olabilirdi, ama gölün kutsal varlığını rahatsız etmek gibi bir terbiyesizliği yapacak cinsten de değildi. Günlerce onu aradılar. Mutlu değerlerinin kıymetini bilmek için, mutsuzluklarına koştular. Ama sonuç bir hiçti.&lt;br /&gt;Kız her gece gölün kıyısında uyuduğunda, göl onu sularıyla örtmeye başlamıştı. Ancak bunu her yaptığında, ruhani varlığı yine onun ıssız, karanlık ve iç parçalayan anılarında geziniyordu. Sırf, birinin varlığını hissetmek için katlandı buna ve mutlu olduğunu düşündü. Tek yaptığı ise kendini kandırmaktı. İçinde duyduğu aşk dalga dalga yükselirken, o buna yenik düştü. İçinde bir gün bir tufan koptu ve aşkı su yüzeyine çıktı.&lt;br /&gt;“Seni seviyorum!”dedi bir an bile tereddüt etmeden. “Seni bu hayattaki her şeyden bile çok seviyorum! Hatta dayanılmazca ve bencilce istediğim var olmaktan bile çok!”&lt;br /&gt;Göl yine bir süre sessizleşti… Ardından kıza umut veren sözler döküldü suya kazılı dudaklarından.&lt;br /&gt;” Ben eskiden senin gibi kesişen noktada bir insandım. Sonra var olma tutkusuyla yanıp tutuşurken, var olmanın bedeli olarak bu göle dönüştüm. Şimdi seni sularıma alacağım ve sana gerçek görüntümü göstereceğim. Böylece sen ve ben bir olacağız! Çünkü ben de seni seviyorum!”&lt;br /&gt;Kız için bundan daha büyük bir mutluluk olamazdı. Kendini avuttuğu, gölün ona olan acı verici dokunuşlarıyla geçen yalancı mutluluğu bile parçalanmış ve gerçeğe dönüşmüştü. Şimdi göl onu gerçekliğe kavuşturacak ve dahası, ona gerçek bir erkek olacaktı.&lt;br /&gt;Yavaş yavaş suya girmeye başladı. Dudaklar su yüzeyinden kayboldu. Beyninde bir ses yankılandı. “Gel!” dedi göl coşkuyla, “Bana gel! Ve benim ol!” Kız kendini serin ve parlak sulara bıraktı ve bir an sonra suyun dibine doğru sürüklenmeye başladı. Derine indikçe yüzeydeki ışık azaldı. En dibe geldiğinde ise, nefesi nerdeyse tükenme noktasındaydı. Dipte bir erkek, onu cazibeli sesiyle baştan çıkaran çekici bir erkek görmeyi bekledi, ama tek bulduğu uğursuz, mat bir ışıkla aydınlanan kurumuş cesetler oldu. Dehşet içinde bağırmaya çalıştıysa da, bu sadece kalan son nefesini dikkatsizce sarf etmek oldu.&lt;br /&gt;“Ne de güzel bana itaat ettin!” dedi göl delice bir kahkahayla kızın beyninin içinde.&lt;br /&gt;“Bana yalan söyledin!” diye haykırdı kız ona zihninden seslenen göle aynı yolla.&lt;br /&gt;“Sana hiç yalan söylemedim aptal kız! Sana, seninle bir olacağımı söyledim ve işte şimdi senin özünü alacağım ki, ben yaşamaya devam edeyim! Hımm, tabii sevgi konusunda bazı ufak detayları abartmış olabilirim, ama ben her kurbanımı severim!” dedi aynı rahatsız edici kahkahayla.&lt;br /&gt;Kız nefesini yeniden kazanmak için yüzeye doğru var gücüyle çıkarken gölün son sözlerini duydu. &lt;br /&gt;“O kadar acele etme! Burası benim yaşama alanım ve burada hâkimiyet de, güç de benim! Şu an sesini kullandığım aptal ve ondan öncekiler de bunu çok denedi. Ama kazanan hep ben oldum!” dedi ve ardından şeytani ruhunun uzantılarıyla kızı sardı. Onu mengene gibi görünmez dokunaçlarıyla sıktı ve çığlık atmak için açılan ağzına girdi. Kız en ufak bir ses bile çıkaramadan öncelikle ondan sesini aldı. Ardından, sesi kendi özüne yedirirken, kalan son şeyi, yaşam enerjisini de ondan aldı. Kızın etleri içine göçtü, derisi kemiklerine yapıştı ve kurumuş bir ölü olarak dipte yatanlara katıldı.&lt;br /&gt;Halk kızı bulamayınca Güneş’e danıştılar. Güneş’in cevabı ise, oldukça netti.&lt;br /&gt;“Göle gidin bakın! Hani şu kutsallaştırdığınız göle! Onu orda bulacaksınız ya da bulamayacaksınız! Ey kayıp insanlar, kesişen noktayı unutun ve yaşamaya devam edin!” &lt;br /&gt;Güneş’in önünde saygıyla eğildi halk ve göle koştular. Göle kızı sorduklarında cevap saatler sonra geldi. Merakla ve ona muhtaç olarak bekleyişlerini seviyordu.&lt;br /&gt;“Onu ben aldım!” dedi giderek çatlayan ve ihtişamını kaybeden bir erkeğin sesiyle. Konuştuğunda herkes bu çatlak sesle titredi.&lt;br /&gt;“Kız çok yalnızdı ve bende ona gerçeği bahşettim! Artık diğer boyutta. Var olanın yanında…” bunu üzerine sustu ve halk neşe içinde dağıldı. Mutsuzlukları artık yoktu ama en azından bir kayıp daha tutkusuna ulaşmış ve var olana geçmişti.&lt;br /&gt;Akşamüstüne doğru Ay, Güneş’in yanına indi.&lt;br /&gt;“Baksana bilge Güneş,”dedi Ay endişeyle,”Bu masum halk ne zamana kadar daha böyle sömürülecek?”&lt;br /&gt;Güneş öfkeyle yüzünü öyle bir çevirdi ki, gece saatlere yayılmak yerine bir anda yeryüzüne indi.&lt;br /&gt;“Ne zamanki kesişen nokta diye bir şey olmadığını ve aslında en başından beri var olduklarını anlarlar işte o zaman sömürü biter! Ama o zamana kadar, gölün şeytani yalanlarının ve onları avucundan tutmak için uydurduğu gerçekten var olma saçmalığının esiri olmaya devam edecekler.” Bu sözlerle birlikte Güneş gitti.&lt;br /&gt;Ay, başını eğdi ve onu neşelendirmek için yıldızlar yanına indi. Onlara dönüp bakmak için arkasını döndü.&lt;br /&gt;“Onlar gerçekten varlar. Ama bunu anlayana kadar kayıplar ölüme yürümeye devam edecek.”dedi ve yıldızlar onunla ağladı. &lt;br /&gt;                                              ***&lt;br /&gt;Mutsuz bir genç, yatağında huzursuzca dönüyordu. Onun en karanlık ve en mutsuz anılarına dokunuyordu göl o sırada.&lt;br /&gt;“Gel.” dedi hüzünlü bir kızın sesiyle. “Bana gel…”&lt;br /&gt;Ve genç yatağından kalkıp, delice bir hızla göle doğru koştu. Onu baştan çıkaran hüzünlü bir kızın sesine doğru koştu…&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-5232800059893316521?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/sf8SG1X3a-M" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/5232800059893316521/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=5232800059893316521&amp;isPopup=true" title="6 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/5232800059893316521?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/5232800059893316521?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/sf8SG1X3a-M/tutkunun-cagrs.html" title="Tutkunun Çağrısı" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjPHCbwYI5I/AAAAAAAABQM/hmtq3uLt18A/s72-c/trubv%2520%252840%2529.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/06/tutkunun-cagrs.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEIBQ3k8cSp7ImA9WxJQGEs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-1769165809613912796</id><published>2009-06-01T16:53:00.011+03:00</published><updated>2009-06-01T17:29:12.779+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-01T17:29:12.779+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları- Kayıp Rıhtım</title><content type="html">Özellikle beklediğim, kardeş siteme geldi sıra sonunda ^^. &lt;em&gt;Türk Fantazya Birliği&lt;/em&gt;'nin belirlenen sırada giden tanıtımlarına devam ediyoruz ve bu haftaki tanıtım durmadan adı geçen Kayıprıhtım'a ait. Yaklaşık 6 ay önce tanıştırıldığım bir site. Ziraa magicalbronze'un blogum için yazdığı &lt;a href="http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/kayprhtmdan-mektup.html"&gt;yazıda&lt;/a&gt; tanışmamız yazıyor. İşte zamanla forumlarında yaza yaza birkaç hafta önce b sitenin forumunda &lt;em&gt;Genel Editör &lt;/em&gt;oldum. Bu yüzden bugün tanıtılacak site benim de sayılır :). Dostane, sıcak ve kültür deposu olduğu kadar fantastiğin her köşeye çöreklendiği ve yeni açılan "korku &amp; gerilim" kısmıyla ufkunu açan bir site burası. Forumunu şiddetle tavsiye ediyorum herkese. Beni de orda &lt;em&gt;"Fırtınakıran"&lt;/em&gt; kullanıcı adıyla bulabilirsiniz ^^. Şimdi site admini magicalbronze(Hakan) sizlere site(mizi)sini tanıtsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SiPihnLpMaI/AAAAAAAABP0/AOUS_JSDpyg/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 124px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SiPihnLpMaI/AAAAAAAABP0/AOUS_JSDpyg/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342362650072920482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt; Kayıp Rıhtım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org"&gt;www.KayipRihtim.org&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; 01.01.2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt; Fantastik Kurgu ve Edebiyatı hakkında türlü türlü bilgilere, kitap tanıtımlarına, röportajlara, incelemelere ve fantastik dünyada yaşanan son gelişmelere kadar, her gün güncellenmekte olan içeriğe erişebilmenin yanı sıra; site içerisindeki tartışmalara katılabilme, konular hakkında fikirlerinizi belirtebilmenize olanak sağlayan, bir yandan da FRP, Bilim Kurgu gibi yakın türlere değinmekte olan samimi ve aktif platform.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt; Doksanların sonlarından günümüze kadar hala emekleme dönemini atlatamamış bu tür için yani fantastik edebiyat için, edebiyat alanında gerçek anlamda bir yer kazandırmaya çalışmaktır. Bilim Kurgu ve FRP’nin yanı sıra “fantastik edebiyat” ve “fantastik kurgu” alanında daha aktif çalışmalar yapmaktır. Türün sadece yazgısal bölümünü değil basımına kadar işleyen süreçleri irdelemektir. Yalnızca yazarı ve kitabı değil aynı zamanda editörü, çevirmeni, yayınevi, çizeri gibi önemli rol oynayan çevreleri de tanıtmaktır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eklemek istediklerim;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Forumda, "&lt;a href="http://arka-sokak.blogspot.com/search/label/Drow%20F%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%C4%B1"&gt;Sakat Rahibe&lt;/a&gt;" isimli hikayemi de eş zamanlı olarak yayınladığımı söylüyorum her yeni bölümde zaten. Bu nedenle ben bu tanıtıma ekstra olarak forumlarını da kısaca ben tanıtmak istiyorum. İçinde Ejderhamızrağı, Unutulmuş Diyarlar, Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Kara Kule(Stephen King), Ravenloft, Talihisiz Serüvenler, Miras Döngüsü ve Narnina Günlükleri dışında, blümü-kurgu ve korku edebiyatını da içeren bir forum. Bunların yanı sıra tartışma platformalrı, genelk kültür, mitoloji vs. gibi farklı tatlarda seçeneklerde sunuyor size.&lt;br /&gt;Foruma gitmek için &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/forum/index.php"&gt;TIKLAYIN&lt;/a&gt;!.&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SiPjvVcGLyI/AAAAAAAABP8/iDubyZYXTOM/s1600-h/Yeni+Resim+(1).bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 195px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SiPjvVcGLyI/AAAAAAAABP8/iDubyZYXTOM/s320/Yeni+Resim+(1).bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342363985339887394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/kayprhtmdan-mektup.html"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-1769165809613912796?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/PTiyQwMf7iY" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/1769165809613912796/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=1769165809613912796&amp;isPopup=true" title="6 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1769165809613912796?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1769165809613912796?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/PTiyQwMf7iY/site-tantmlar-kayprhtm.html" title="Site Tanıtımları- Kayıp Rıhtım" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SiPihnLpMaI/AAAAAAAABP0/AOUS_JSDpyg/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/06/site-tantmlar-kayprhtm.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEMHRX88fyp7ImA9WxJQGEs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-8844592681911245196</id><published>2009-05-29T11:10:00.007+03:00</published><updated>2009-06-01T17:27:14.177+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-01T17:27:14.177+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Okuyuculara notlar" /><title>Kayıprıhtımdan Mektup</title><content type="html">Az sonra aşağıda okuyacağınız yazı magicalbronze(Hakan) tarafından bloguma dair düşüncelerini içermektedir. Nasıl buldu bi blogu, sonra olaylar nasıl ilerledi bunları kendi ağzından anlatacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sh-aIoDIsfI/AAAAAAAABPs/FfMbSjzX8xI/s1600-h/Yeni+Resim+(1).bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 47px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sh-aIoDIsfI/AAAAAAAABPs/FfMbSjzX8xI/s400/Yeni+Resim+(1).bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5341157156064899570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eveet, sonunda çok ama çok uzun bir süre önce verdiğim fakat -her zamanki gibi- bir türlü yerine getiremediğim sözümün arkasında durmak ve Hazal'ın blogu olan Aykırı Çağrışım hakkında ki fikirlerim ile düşüncelerimi bu yazıya dökmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak ne zaman girdim bu bloga, nasıl oldu, nereden buldum, Hazal ile nasıl tanıştım vs. kısaca anlatayım sizlere ki şu anki duruma nasıl gelindiği hakkında ön bilgi vermiş olayım. Tam olarak hatırlayamasam da Kasım 2008'in son günlerine yakın yine fantastik edebiyat ile ilgili araştırmalarıma devam ediyor, google amcamızdan son olarak nelerin geldiğini görüntülüyordum. Fakat bazı zamanlarda google'a girişim; ansiklopedi karıştırmak gibi olur benim için. Aradığınız bilgiye gelene kadar önceden görmüş olduğunuz kelimelere ait bilgilere dalıp kendinizi kaptırırsınızya, o şekil. Kelimeden kelimeye atlıyor, çıkan sonuçlara bakınıyor, fantazya ile yakından uzaktan her türlü bilgi kırıntısına göz gezdiriyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yine böyle bir günde -şu anda ne aradığımı hatırlayamadığım bir konuda- Aykırı Çağrışım adlı bu bloga rastladım. Hiç unutmayacağım, ilk olarak "&lt;a href="http://arka-sokak.blogspot.com/2008/12/cennetin-kl-tutan-elityrael.html"&gt;Cennetin kılıç tutan eli: Tyrael&lt;/a&gt;" adlı yazıyı okumuştum. Ki öyle kolay kolay inceleme beğenmeyen birisi olarak ilk tepkim "Kim yazmış bunu acaba?" oldu. Yazara baktım: Hazal, önceden hiç duymadığım bir isimdi. Biraz karıştırmaya başladım, fanastik anlamda sağlam yazıları gördüm ve boş bir zamanda siteyi boylu boyuna incelemeye almayı aklımın bir kenarına not ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii hayatımdaki en büyük hatalarımdan birisi böyle olaylar için bir kenara not etmek yerine aklıma not etmem olmuştu. Unutmuşum girdiğimi, daha doğrusu girdiğim yerin ismini. Adres satırında arka sokak kelimelerinin geçtiğini biliyor fakat tam olarak nasıl erişebildiğimi hatırlamıyordum. Tyrael incelemesinden, google'dan tekrar tekrar ulaşmaya çalıştım fakat bulamadım. Bir süre sonra pes edip 'Neyse artık talihsizlik, belki tekrar karşılaşırım.' diyerek bıraktım peşini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat ofis arkadaşım sayesinde çağrışım kelimesini anımsadım ve 'arka sokak çağrışım' kelimeleri ile tekrar giriş yapabildim. (Bu sefer kesin çözüm olarak sık kullanılanlara ekledim.) Yavaş yavaş kısa olan hikayeleri okuyor, ondan da öte inceleme ve haberlere önem veriyordum. Bugüne dek bir kaç fantastik temalı blog ile karşılaşmıştım fakat bu şekilde detaylı ve aktif olarak devam eden -istediğim şekilde- bir blog ilkti. Bunların yapıcısı olan Hazal ile işte o an tanışmaya karar verdim. 'Bu kişi ile tanışmalıyım!' dedim kendi kendime. Böyle yazıları olan birisinin fantastik muhabbeti muhteşem olur dedim ama maalesef ki blogda kendisine ulaşabileceğim bir mail adresi yoktu. (Sonradan eklendi tabii.) Mesaj panosu vardı ve aslında hiç yapmayacağım bir şeyi yaparak orada kendisiyle tanışmak istediğimi belirttim, ki sadece normal tanışma için değil blog hakkında önerilerle gelerek. İşte tanışmamız ve olayların bugüne gelmesi o gün başlamış oldu. Tabii çok fazla şey oldu bu arada ama bunlar farklı bir konu. Ben asıl konuya dönüp blog hakkındaki düşüncelerimi ve analizlerimi dile getirmek istiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, Aykırı Çağrışım bloguna girdiğiniz zaman neler mi bulabilirsiniz? Ben buraya girdiğimde öncelikli olarak samimiyeti, yazarın hiç bir şeyden kaçınmayarak okurlarıyla içli dışlı olduğunu, bildiği zaman paylaşan fakat kurallardan da ödün vermeyen bir yazar görüyorum. Kişisel egolardan arınmış sadece sevdiği işi hakkıyla yapabilme arzusu ile daha ilk yazısında bile neden 'Aykırı Çağrışım' denildiğini anlıyorum. Yeni gelen arkadaşlara ilk yazıları da okumalarını tavsiye ederim hatta be hatta blogun bu kadar süre devam etmesine sebep olan o giriş yazısını da okumalarını öneririm. Kendi açımdan özellikle yapılan incelemelerden ayrı bir tat alıyorum. Okuduğum mimli hikayeler ise cabası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun metrajlı olan hikaye, bir açıdan blogun temellerini oluşturmakla birlikte gittikçe kendine özgün dünyası ile size tam bir kaçış edebiyatı olanağı sunuyor. Her geçen gün daha da gelişmekle birlikte arşiv niteliğindeki yazılar ise düşüncelerinize ilham kaynağı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyattan tutunda kurguya, hikayelerden tutunda incelemelere, müzikten tutunda şiirlere, kısaca fantastik anlamda farklı tarzları bir araya getiriyor sizlere. Üstelik hayal dünyasını bizlere açan yazarımız hiçbir kar amacı gütmeden, sadece kendi düşüncelerini, kendi bakış açısını yansıtıyor. Bu işi çok iyi yaptığını da belirtmeden geçemeyeceğim, hoş okuyucusu olan arkadaşların çoğu eminim ki benimle aynı fikirdedir bu konuda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer 'Kim yahu bu herif, ne diyor böyle?' diyip, okumayı yarıda bırakmadıysanız ve buraya kadar geldiyseniz diyebileceğim tek yer doğru yerdesiniz. Başta Hazal'a daha sonra okuyucularına olmak üzere blogun buraya kadar gelmesine vesile olan herkese ama özellikle çabalarından dolayı tekrar tekrar Hazal'a teşekkür etmek istiyorum. İnanıyorum ki daha nice yıllar bu adresten gelen fantastik içerikli her türlü yazıyı okumaya devam edeceğiz.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-8844592681911245196?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/1bmQaXNKSls" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/8844592681911245196/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=8844592681911245196&amp;isPopup=true" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/8844592681911245196?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/8844592681911245196?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/1bmQaXNKSls/kayprhtmdan-mektup.html" title="Kayıprıhtımdan Mektup" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sh-aIoDIsfI/AAAAAAAABPs/FfMbSjzX8xI/s72-c/Yeni+Resim+(1).bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/kayprhtmdan-mektup.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Ak8MRnw9cCp7ImA9WxJQFEk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-7496235322190996269</id><published>2009-05-27T21:00:00.004+03:00</published><updated>2009-05-27T21:28:07.268+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-27T21:28:07.268+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları-Kaleidoskop</title><content type="html">&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sh2FukykvbI/AAAAAAAABPc/bbakM5Eom_4/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 122px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sh2FukykvbI/AAAAAAAABPc/bbakM5Eom_4/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340571768327552434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt; Kaleidoskop&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://kldskp.com"&gt;http://kldskp.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; 3 Mart 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;İletişim:&lt;/span&gt; iletisim@kldskp.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt; Kaleidoskop, 2008 Martında rol yapma oyunları endüstrisinden haberler vermek için bir haber portalı olarak kurulmuştur. O günden beri bu misyonunu sürdürmektedir. Bugün sektör, ürünler veya organizasyonlarla ilgili Türkçe haber almak isteyenlerin başvurabileceği yegane kaynaklardan biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanı sıra rol yapma oyunları oynayanlar için kaynak üretmek amacıyla 13 Ekim 2008 itibariyle Kaleidoskop Çevrimiçi Dergi‘yi haftalık olarak yayınlamaya başlamıştır. Ayrıca 2008 yılı sonunda, Türkiye’deki en büyük problemlerden biri olan veri eksikliğini gidermek için Kaleidoskop - 2008 RYO Eğilimleri Anketi‘ni hazırlamıştır. Bunun dışında 1 Mayıs 2009′da Kaleidoskop Podcast‘in ilk bölümü yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Amacı:&lt;/span&gt; Kaleidoskop temel bir görev üstlenmiştir: Türkiye’deki rol yapma oyunları endüstrisini geliştirmek ve güçlendirmek. Bunun için olabilecek her mecrada çalışmalar yapmaktadır. Bu çerçevede yayınladığı haftalık çevrimiçi dergi ve podcastin yanı sıra, yakın gelecekte yayınlanması planlanan çeşitli kitapçık projelerine de sahiptir. Kaleidoskop, etkisinin yalnızca çevrimiçi düzeyde kalmaması için mümkün mertebe tüm RYO zirvelerine (convention) en güncel sayının basılı halini ücretsiz olarak dağıtılmak üzere göndermektedir.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-7496235322190996269?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/4Xxaivien2o" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/7496235322190996269/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=7496235322190996269&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7496235322190996269?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7496235322190996269?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/4Xxaivien2o/site-tantmlar-kaleidoskop.html" title="Site Tanıtımları-Kaleidoskop" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sh2FukykvbI/AAAAAAAABPc/bbakM5Eom_4/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/site-tantmlar-kaleidoskop.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkYCQn8_fSp7ImA9WxJRFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-874150991671206454</id><published>2009-05-18T18:04:00.004+03:00</published><updated>2009-05-18T18:22:43.145+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-18T18:22:43.145+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları-Antaryon</title><content type="html">Evet, yine tanıdığım bir site. Oğuzhan'ın oyun sitesi oluyor kendisi. PRG(Türkçesi ile RYO) tarzında olan Ejderler Diyarı Antaryon'da maceralar bizi bekliyor :). Sİte içinde ayrıca forumları da mecvut. Orda ister oyun ister başka şeyler hakkında istediğiniz kadar konuşabilirsiniz. Kapıları herkese açık(ben öyle duydum :P).&lt;br /&gt;Oyun içeriğiyle bugüne kadar tanıttıklarımdan farklı bir site . Şimdi yine söz onlarda. Kendi siteleri için acaba neler demişler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/ShF8QBvixGI/AAAAAAAABPU/xU1-HIRK6sk/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 120px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/ShF8QBvixGI/AAAAAAAABPU/xU1-HIRK6sk/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337183648198345826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt; Ejderler Diyarı Antaryon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.antaryon.com"&gt;http://www.antaryon.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Online Destek (MSN):&lt;/span&gt; destek@lingorya.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; LingOyn adı altında -&gt; 2004&lt;br /&gt;                                     Lingorya adı altında -&gt; 2007&lt;br /&gt;                                     Antaryon adıyla ayrılıp -&gt; 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt; Fantastik Rol Sahiplenme "FRS" tarzında karakter geliştirme ve o karakterin rolüne bürünerek forumlarda yazışmalarla zevk kazanan web tabanlı bir oyun sitesidir. Şimdiye kadar bir çok oyun ve FRP severin bir dönem uğradığı oyunumuzda farklı amaçları olan loncaların birbirleri ile savaşlarını ve bu ölüm kokan topraklarda sıkışıp kalmışların içinden çıkan kahramanlar yada diğer özel güçlü varlıkların yaşadıkları konu alınmıştır. Başlangıçta basit gibi görünen ama bir çok sistemi içinde barındırarak aslında karmaşık bir yapısı olan ve bu yüzden ayrıntıyı seven kişilerce daha çok tercih edilendir. FRP'den farklılıklar göstermesinden ötürü de fantastik dünyanın kimi sahiplenenleri tarafından oluşumu kösteklenip; yeni açılımları önleme amaçlı kuralcı kişilerin göz ardı ettiği bir oyun olmuştur. Karışık, görsel olarak yetersiz ve dışlanmış olsa da bu güne kadar sevenleri ve bağımlıları sayesinde yaşamına devam etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt; “Oluşturulan alternatif gerçeklikte arzu edilen bir rolü seçerek, onu sahiplenip, verdiği sınırlıklara uyarak gitmesi gerektiği yolda rehberliğini üstlenmek” olarak tanımladığımız rol sahiplenmeyi tanıtıp, sevdirmektir. Oyunumuzu bu yönde geliştirmek ve pek de geniş olmayan kitlelere ulaştırmaktır. Zabkaf (henüz basılamayan...) adlı romanımız ile senaryosunu kaleme aldığımız diyarı daha çok eserle tanıtımını yapmak için çabalamaktayız.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;T.F.B’ye bize bu fırsatı verdiği için teşekkür ederiz..&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-874150991671206454?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/yuxrPxDbiQo" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/874150991671206454/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=874150991671206454&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/874150991671206454?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/874150991671206454?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/yuxrPxDbiQo/site-tantmlar-antaryon.html" title="Site Tanıtımları-Antaryon" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/ShF8QBvixGI/AAAAAAAABPU/xU1-HIRK6sk/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/site-tantmlar-antaryon.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0EGR3k7eCp7ImA9WxJREEs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-4194548703473581219</id><published>2009-05-11T20:52:00.003+03:00</published><updated>2009-05-11T21:13:46.700+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-11T21:13:46.700+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları-Kan Güncesi</title><content type="html">Bu tanıtım benim için daha özel sanırım. Ziraa tanıdığım bir kişini sitesi geldi karşıma. Galip'in tasarımlarını takdir eden biri olarak söyleyeyim, sitenin(ve site bünyesindeki derginin) tasarımları ona aitve oldukça başarılı. Siteye girdiğinizde çok ilginç bir mesajla karşılaşıyorsunuz. Verilen şartlar bana göre değil şıkkını bir tıklayın lütfen, sizi nereye yönlendirdiklerini görün xD. &lt;br /&gt;Sürekli adım adım seçenekelr sunarak sizi siteye alıyorlar. ASlında şöyle, dergiyemi siteyi mi diye ayrılıyor. Bu da beklentiyi arttırıyor. Emek vermiş bir ekibin kan kokan sitesi :). O kadar da korkunç değil yahu :P. &lt;br /&gt;Msn sohbetlerimizde kafasını şişirdiğim birinin sitesi burası.&lt;br /&gt;Buyrun onlar tanıtsın da okuyalım neler demişler siteleri için;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SghqMBu3HlI/AAAAAAAABPE/_4B7E9GOrK0/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 122px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SghqMBu3HlI/AAAAAAAABPE/_4B7E9GOrK0/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334630513476312658" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt; Kan Güncesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.kanguncesi.com"&gt;http://www.kanguncesi.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site İlgili:&lt;/span&gt; Galip Dursun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;İletişim:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;"galipdursun@gmail.com"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; 3 Aralık 2004&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt; Site, “Gölge” ve “Kan Güncesi” adlı iki bölümden oluşmaktadır. “Gölge”, Kan Güncesi bünyesinden gelen yazarların her sayı değişen konseptlerle yazdığı alt-kültür ve gerilim öykülerinin okuyucularla paylaşıldığı bölümdür. “Kan Güncesi” ise, alt-kültüre dair her şeyin paylaşıldığı, makalelerin ve tanıtımların yer aldığı portal kısmıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenın Amacı:&lt;/span&gt; Dünyevi devinimin son nefesi ve binlerce yıllık medeniyetin buruşturup bir kenara atmaya gücünün yetmediği garip bir zamanın, TV karşısında, aklında sorularla oturan bir grubun oluşturduğu Kan Güncesi, adının sertliğine sahip; ama kesinlikle düşünebilen bir alt kültür öbeğidir.&lt;br /&gt;Çağının ve çağının yoğunluğunun farkına varabilenleri, içine konulan ‘şey’in şeklini alarak saran bu yarı-canlı, yarı-insansı ortamda herkes rahatlıkla bulunabilir.&lt;br /&gt;Teması travmatik, dili ağırdır, zor anlaşılır. Gözleri ucuz ve derin bakar. Alternatif, Adi Kurmaca, Korku ve Gerilim edebiyatlarına hizmet ve ürün vermek öncelikle derdidir.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-4194548703473581219?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/CpJopaJDr7I" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/4194548703473581219/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=4194548703473581219&amp;isPopup=true" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4194548703473581219?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4194548703473581219?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/CpJopaJDr7I/site-tantmlar-kan-guncesi.html" title="Site Tanıtımları-Kan Güncesi" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SghqMBu3HlI/AAAAAAAABPE/_4B7E9GOrK0/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/site-tantmlar-kan-guncesi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DE4HR38yeip7ImA9WxJSFk4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-4909108027411797371</id><published>2009-05-06T21:15:00.014+03:00</published><updated>2009-05-06T22:08:56.192+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-06T22:08:56.192+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Geniş Açı" /><title>Terabithia Köprüsü</title><content type="html">&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SgHZO2_O4TI/AAAAAAAABOU/3nVRWXvShV0/s1600-h/BRIDGE-TO-TERABITHIA.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SgHZO2_O4TI/AAAAAAAABOU/3nVRWXvShV0/s320/BRIDGE-TO-TERABITHIA.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332782283085504818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Önce dışlanırsınız, hayata küsersiniz. Elinizde bir kaleminiz vardır çizim yapmak için. Dört tane de kız kardeşi olan bir erkeksiniz siz. Okulda hor görülen ve dalga geçilen… Bu yüzden hırçınlaşmış ve içine kapanık...&lt;br /&gt;Bir gün garip bir kız gelir okulunuza. Annesiyle babası yazarmış kendi dediğine göre, ama kimin umurunda? Taa ki, o kız sizle konuşmak da ısrarcı olana kadar.&lt;br /&gt;Sıcak bir dostun eli kavrar soğuk ellerinizi ve kalbinizi ısıtan bir film başlar ekranda ya da beyaz perdede...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostluğun sıcak bir yüzü Terabithia köprüsü. Yalnız ve ailesi tarafında yeterince ilgi görmediğini düşünen Jess ve garip bir kız olan Leslie'nin sıcak ve fantastik hikayesi bu.&lt;br /&gt;Yukarı da anlattığım gibi Jess, 4 tane kız kardeşe sahip. Kendisi 3.kardeş ve en iyi anlaştığı kardeşi ondan bir küçük olan ve oldukça tatlı bir küçük kız olan May Belle'dir. Bu küçük kızın etkisini ise, tam olarak film sonunda görüyoruz.&lt;br /&gt;Jess'in güçlü bir çizim yeteneği vardır ama bununla ilgilenen pek yoktur. Ah, bir de müzik öğretmenlerine aşıktır :).&lt;br /&gt;Fakir bir ailenin çocuğu olmasının da etkisiyle, okulda ezilen biridir. Ama bir gün sınıfına ve birkaç gün sonrada hayatına Leslie girer. Jess en başta onu görmemezlikten gelse de kızın çabaları ve dahası yan komşuları olarak taşınmaları karşısında durumdan daha fazla kaçamaz. Böylece, güzel bir dostluk başlar.&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SgHc_7n78RI/AAAAAAAABOk/ptHeP9C8Lio/s1600-h/583bcd50.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SgHc_7n78RI/AAAAAAAABOk/ptHeP9C8Lio/s200/583bcd50.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332786424678445330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Boş ve yeşil arazilerle çevrili evlerinin arkalarına doğru gezerlerken bir hendek ve ağaca bağlanmış bir halat görürüler. Jess'in uyarılarını dinlemeyen Leslie halata atlar ve sallanmaya başlar. Aynı şeyi Jess'e de tavsiye eder ve o halat sonradan onlara bir geçit olur. Leslie'nin sallanmaktan sıkılıp karşı yakaya atlamasıyla birlikte, Terabithia'ya da girmiş oluyoruz. Orda tamamen boş bir ormana geçmiş olurlar.&lt;br /&gt;Buldukları yıkık bir ağaç evi kendilerine üs seçerler ve Leslie onların, burayı karanlık lorddan kurtarmak için gelen seçilmişler olduğunu iddia eder :).&lt;br /&gt;İşte her şey bu noktada başlıyor. Önce gerçek mi değil mi diyorsunuz, ama sonradan anlıyoruz ki Terabithia tamamen Leslie ve Jess'in hayal ürünü bir ülke. Ama öyle bir ülke ki yaşadıkları her günün bir yansıması o büyülü yerde bir şekilde can buluyor.&lt;br /&gt;Hayal etmeye dayanan bir film Terabithia ve neden Terabihtia değil de bir de köprüsü dendiğini filmin sonunda anlıyoruz.Ancak, sizi uyarmalıyım sonu oldukça hüzünlü... Jess ve Leslie ile koşturup, ağaç evi tamire ve yarattıkları Terabithia'da(bu ismi Leslie koyuyor :)) maceralara atılırlarken, bir anda sonunda yaşana bir olay sizi tam kalbinizden vuruyor.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SgHfYi72lHI/AAAAAAAABO8/naRtYPiRPg0/s1600-h/Bridge-to-Terabithia_l.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SgHfYi72lHI/AAAAAAAABO8/naRtYPiRPg0/s400/Bridge-to-Terabithia_l.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332789046571078770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu dostluk ve Terabithia'daki cesur günler öyle bir hal alıyor ki, iki dost ezik birer kişilik olmak yerine birbirlerini cesaretlendirerek, onları ezmeye çalışanlara kafa tutuyor. Terabithia da yaptık, burda neden yapamayalım ki!, oluyor sloganları ve birlikleri gücü doğuruyor. Aynı zamanda, yalnız bi kalbe dokunan sıcak eller, sonunu hüzünlü gözyaşlarına bırakıyor...&lt;br /&gt;Kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Aynı isimli kitabından uyarlanmış bir filmdir kendisi, ancak maalesef ülkemizde kitabı Türkçe'ye çevrilmedi. Film, 2007 yapımıdır aynı zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlardaki değişimi, çevrelerindeki insanlar gibi siz de göreceksiniz. Terabithia Köprüsü izleyiciyi de alıp hayalgücüyle birleşen yüreklere doğru uzun bir yolculuğa çıkarıyor.&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SgHcmZG98SI/AAAAAAAABOc/secQJwegzIE/s1600-h/576bcd50.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SgHcmZG98SI/AAAAAAAABOc/secQJwegzIE/s400/576bcd50.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332785985916629282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-4909108027411797371?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/VCJgUBgU-CA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/4909108027411797371/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=4909108027411797371&amp;isPopup=true" title="7 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4909108027411797371?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4909108027411797371?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/VCJgUBgU-CA/terabithia-koprusu.html" title="Terabithia Köprüsü" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SgHZO2_O4TI/AAAAAAAABOU/3nVRWXvShV0/s72-c/BRIDGE-TO-TERABITHIA.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">7</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/terabithia-koprusu.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkQCRnc_fyp7ImA9WxJSE0s.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-3524574305041851400</id><published>2009-05-03T17:08:00.005+03:00</published><updated>2009-05-03T17:19:27.947+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-03T17:19:27.947+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları- Laika Yayıncılık</title><content type="html">Burdan Laika'ya seslenmek istiyorum! Benim de kitabımı basın! Şaka bir yana, editörleri ve aynı zamanda TFB'nin kurucusu olan Kayra Küpçü'ye burdan selamlar. Ofislerine de gideceğiz inşallah.(okuldan fırsat bulabilirsem :/ )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sf2nkGZm7cI/AAAAAAAABNs/3LJw0IjXGqI/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 122px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sf2nkGZm7cI/AAAAAAAABNs/3LJw0IjXGqI/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331601772511686082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt; Laika Yayıncılık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.laika.com.tr"&gt;www.Laika.com.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; 1 Kasım 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt; Laika Yayıncılık, Türkiye'de Fantastik Kurgu -Bilimkurgu ve Çizgi roman ile ilgilenen okurların bu türlerin en&lt;br /&gt;iyilerine en güzel şekilde kendi dilimizde ulaşmaları için çaba göstermektedir. Dünyanın önde gelen Fantastik Kurgu yayıncısı olan Wizards of the Coast'un haklarını alan ve dünyanın en çok okunan çizgi romanlarından biri olan Sandman'in de haklarını alarak bu serilerin devamlılığını sağlayan Laika, şu anda Türkiye'de FK - BK ve Çizgi Roman yayıncılığı konusunda uzmanlaşmış tek yayınevidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt; Türkiye'de fantastik, bilimkurgu ve çizgi roman okur sayısını arttırarak bu türlerin Türkçemizde kalıcı bir yer bulmasını sağlayarak daha çok eserin en iyi şekilde Türkçemize kazandırılmasını&lt;br /&gt;sağlamak.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hazal'ın notu: Laika, uzaya gönderilen ilk canlı olan bir köpeğin ismiymiş. Zaten, sembollerinde de ayda oturan ve gökyüzüne bakan bir köpek mevcut.&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-3524574305041851400?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/1R3xvcrPkzk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/3524574305041851400/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=3524574305041851400&amp;isPopup=true" title="5 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/3524574305041851400?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/3524574305041851400?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/1R3xvcrPkzk/site-tantmlar-laika-yaynclk.html" title="Site Tanıtımları- Laika Yayıncılık" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sf2nkGZm7cI/AAAAAAAABNs/3LJw0IjXGqI/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">5</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/site-tantmlar-laika-yaynclk.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkQAQ3c7fSp7ImA9WxJTGEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-2089885942111753887</id><published>2009-04-27T19:12:00.005+03:00</published><updated>2009-04-27T19:39:02.905+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-27T19:39:02.905+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları-Kule Sakinleri</title><content type="html">Bu tanıtımımızdaki arkaşalar da İzmir'in sıcak esinitisini ve tatil havasını fanteziyle birleştiriyor. Aslında bakarsanız, bir önceki tanıtımdaki İzmirCON ile bağlantılılar ^^.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SfXdJeotAlI/AAAAAAAABNc/nFMSwmmuaB8/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 121px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SfXdJeotAlI/AAAAAAAABNc/nFMSwmmuaB8/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329408888975196754" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt; Kule Sakinleri Rol Yapma ve Strateji Oyunları Topluluğu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.kulesakinleri.org"&gt;http://www.kulesakinleri.org&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; 01.06.2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt; Kule Sakinleri, İzmir'de kurulmuş bir rol yapma oyunları topluluğudur. Bu topluluk rol yapma oyunlarının yanısıra Warhammer, Magic the Gathering ve benzeri hobilere sahip oyuncuları da bünyesinde barındıran, ticari amaç gütmeyen bir oluşumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topluluğumuzun Bornova'daki mekanında tek oturumluk veya uzun süreli rol yapma oyunları oynuyor, rol yapma oyunları tanıtım günleri, canlandırmalı rol yapma oyunları organizasyonları (LARP), Warhammer ve Magic The Gathering turnuvaları gibi aktiviteler düzenliyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topluluğumuzla ilgili daha fazla bilgiyi SSS sayfamızda ve forumumuzda bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer siz de bu topluluğun bir parçası olmak istiyorsanız lütfen &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;"hermes@kulesakinleri.org"&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;adresinden bize ulaşın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt; İzmir'de benzer ilgi alanlarına sahip kişilerle tanışarak hobimizi birarada ve daha kaliteli bir şekilde devam ettirmek. Ayrıca, sahip olduğumuz üye potansiyelini yaratım ve üretime teşvik ederek, Türkçe fantastik ve bilim kurgu alanında ürünler ortaya çıkarmak.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-2089885942111753887?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/Ou_wFJovWzo" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/2089885942111753887/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=2089885942111753887&amp;isPopup=true" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/2089885942111753887?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/2089885942111753887?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/Ou_wFJovWzo/site-tantmlar-kule-sakinleri.html" title="Site Tanıtımları-Kule Sakinleri" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SfXdJeotAlI/AAAAAAAABNc/nFMSwmmuaB8/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/04/site-tantmlar-kule-sakinleri.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Ck8GSXsyfCp7ImA9WxJTFU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-8512068923085380168</id><published>2009-04-23T18:11:00.010+03:00</published><updated>2009-04-23T18:33:48.594+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-23T18:33:48.594+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="HiKaYe" /><title>Evlat: EjderKanlı</title><content type="html">&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SfCIyWSA2kI/AAAAAAAABM8/N-aI4281Flk/s1600-h/0451B4AE752F-8.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SfCIyWSA2kI/AAAAAAAABM8/N-aI4281Flk/s400/0451B4AE752F-8.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5327908757735266882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Not: Bu bölüm "İnfaz" adlı bölümün devamıdır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yanık kokusu her yeri kaplamışken, bir şövalye cesetler arasında geziyordu. Ölümün sonsuz sessizliği ebediyen getirdiği bu alanda, ilginç bir şekilde bir ses arıyordu kulakları.&lt;br /&gt;"Hadi Marryn, gitmeliyiz." İnsanı içine alıp, derin bir rahatlama veren ses endişeliydi.&lt;br /&gt;"Bekle..."dedi Marryn sadece. Onu adam gibi dinlememişti bile.&lt;br /&gt;"Bölüğe geri dönmeliyiz. Cesetlerle dolu, üzerinden bir savaş geçmiş meydanlar böyle sessizleştiğinde asıl tehlike o zaman gelir."dedi Gümüşfırtına uyararak.&lt;br /&gt;"Necromancerlar umrumda bile değil!" Marryn hışımla arkasına döndü. "O pislikler kemikleri birleştiremeden onları alt ederiz." Kendine çok güveniyordu. Güveninin yüzde ellisi ise Gümüşfırtına'dan kaynaklıydı.&lt;br /&gt;Ejderha derin bir iç çekti, "Necromancerlardan bahseden kim..."&lt;br /&gt;Bir süre daha yürüdüler. Ölüm sessizliğine kulak kesilmiş bir kız, ne kadar da savunmasız duruyordu o an. Gümüşfırtına giderek tedirginleşmeye başlamıştı, ama Marryn gibi başına buyruk birini bırakıp gitmek onu ölüme terk etmek olurdu.&lt;br /&gt;"Gidelm artık!" dedi sabrı taşarcasına.&lt;br /&gt;"Biraz daha..."&lt;br /&gt;Tam o anda bir ağlama sesi duyuldu.&lt;br /&gt;"İşte onu bulduk!"&lt;br /&gt;Marryn var gücüyle sese doğru koşuyordu. Duyduklarında yanılmadığına emindi ve şimdi ses ilk defa bu kadar netken ona doğru var gücüyle koşuyordu. Gümüşfırtına havalndı ve ağır tempoda Marryn'ın arkasında uçmaya başladı. Kızın karkasında kalmaya özen gösteriyordu. Hem arkadan gelebilecek saldırıları engellemek için, hem de bunun bir aldatmaca olduğundan feci şekilde şüphelendiği için. Bir kadını vurmanın en iyi yoluydu ağlayan bir bebek sesi. Bu sesi çıkaran şeyi giderek merak ederken, Marryn'la arasına fazla mesafe koymamaya özen gösteriyordu.&lt;br /&gt;Marryn aniden durdu. Yerde yatan bir kadın cesedine bakıyordu. Bir öğürme sesiyle başını anir bir hareketle yana çevirdi. Kusmasına ramak kalmıştı. Yanık et ve o dağlanmış görüntüye tahammül etmek nerdeyse imkansızdı.&lt;br /&gt;Ölü kadının kolunun altında ağlayan şekilde pek sağlam sayılmazdı.&lt;br /&gt;"Al onu..."dedi Marryn bebekle birlikte ağlayarak. Bebeğin yüzüne bakamıyordu. Canı yanan her canlı gibi gece göğünü delen haykırışalarına çağre bulmak için gelmişti Marryn. Ama şimdi, tek yapabildiği ağlamaktı. Yüzüne bakacak gücü kendinde bulamıyordu.&lt;br /&gt;Ejderha kendine söyleneni yaptı. Olacakları iyi biliyor gibiydi, ama insan iradesine müdahele etmek bir ejderhanın doğasına aykırıydı. Bebeği nereydese dev tırnaklarının ucuyla annesi olduğunu tahmin ettiği kadının kollunun altından aldı. Muhtemelen kadın, bebeğini korumak için kendini siper etmişti. Kendi ölürken, talihsiz bir biçimde bebeğinde yüzü ve vücudunun bir kısmı alevlere mağruz kalmıştı. &lt;br /&gt;Bebeğin durumu ağardı. Sesi düzenli bir ağlama değil, ara sıra çığlıklarla dolu bir inlemeydi.&lt;br /&gt;"Bir şifacı bulmalıyız! Çocuk ölecek!" hala daha ona bakmaktan çekiniyordu.&lt;br /&gt;"Bulamayız...Çoktan yaralıları alıp gittiler..."&lt;br /&gt;"Çocuğu burda bıraktılar!"&lt;br /&gt;"Bir hata olmuş olmalı..." Gümüşfırtına gelcek olan sözlere kendini hazırlamıştı, ama hala daha tek kelime etmiyordu.&lt;br /&gt;"Buldum!" Marryn'In gözleri gecenin yıldızlarından daha parlaktı."Sen bir ejderhası! Neden onu sen iyileştirmiyorsun! Kendini her zaman sen iyileştirirsin." Umudun ışığı düz saçları arasından tüm bedenini sarıyordu şimdi.&lt;br /&gt;Gümüşfırtına sadece baktı. Artık düzensiz soluklar arasında çırpınan bir bebek vardı pençesinni içinde.&lt;br /&gt;"Ona bak Marryn!" sesi sertleşmişti.&lt;br /&gt;Marryn bunu yapmak istemese dei ejderhasına hiçbir zaman karşı gelememişti. Söyleneni yaptı.&lt;br /&gt;"Yeter!" dedi daha fazla bakamayarak. Yanmış vücudu ve ölmekte olan küçük şekilde, gözlerini sıkıca yummasına rağmen hala beyninde canlıydı.&lt;br /&gt;"Lanet olası Siyahlar! Hepsinin derisini yüzmek istiyorum!" Hıçkırıklarını boğazında zor tutuyordu."Neden aptal bir çatışmaya ejderhalar gönderilirki! Neden!"&lt;br /&gt;"Olaylar bizim sandığımız gibi olmaya..."sözleri yarıda kesildi.&lt;br /&gt;"Hayır!Onlar burda olmasa biz de olmayacaktık!"&lt;br /&gt;Gümüşfırtına sustu. Karşısında duran, hırsla burnundan soluyan binicisi doğru söylüyordu. Ama yine de bilmediği şeyler vardı. Henüz bunlarn için çok gençti. Ama Marryn durumun farkındaydı. Bu basit bir çatışma değildi hiçte. Bu onlara yapılan açık bir tehditti. Bedelini her zaman masumların ödediği...&lt;br /&gt;Bebeğin soluğu kesilme derecesindeydi. Marryn telaşla ona baktı. Yanık yüzüne bakmak gözlerinden sessiz yaşların boşlamasına neden olsa da, ölecek diye içi gidiyordu. &lt;br /&gt;"İyileştir onu!" dedi geceyi yaran bir haykırışla. Bu bağırışla cılız bir ağlama koptu bebekten. &lt;br /&gt;"Hayır!" ejderhanın tavrı kesindi. Marryn afallamıştı. Gümüşfırtına'dan bu kadar açık bir tepki beklemiyordu.&lt;br /&gt;"Neden!"dedi hayretler içinde. " O küçücük bir bebek! Merhametin bu mu!" Her zamanki gibi kontrolünü kaybediyordu. İnsanların kimi zaman aşık olduğundan şüphe ettiği ejderhasını çok ağır bir biçimde suçluyordu şimdi.&lt;br /&gt;"Bunun için geçerli nedenlerim var insan!"dedi ejderha, arka ayakları üzerinde dikleşerek.&lt;br /&gt;O ani çok korkunç görünüyordu ejderha. Daha önce böyle bir tepki görmeyen Marryn, olduğu yerde kaldı. Bir şeyler diyecek gibi oldu ama, sadece sustu.&lt;br /&gt;Dışardan bakan biri olsa, korkudan sustuğunu düşünürdü, ama hayır, Marryn saygısından susmuştu. Ejderha ona ilk defa böyle bir çıkışta bulunuyorsa, mutlaka bir nedeni vardı.&lt;br /&gt;"İyileştirme gücümüz, sadece kendi türümüz için geçerlidir." dedi ejderha tüm ciddiyetiyle. "Bu bizim yaradılış kuralımız. Bunu kısa yaşamlılarla paylaşmamız, onlar için ölümcül sonuçlar doğurabilir...genç dostum." dedi yeniden gözlerinde aynı bağlılık duygusu yeşererek. &lt;br /&gt;"Beni anladığını umuyorum Marryn. "dedi, bakışlarını yere devirmiş insan kadına bir cevap bekleyerek bakarak. Marryn sessizce yaşamla bağını kaybetmesine ramak kalan ve artık hiç sesi çıkmayan bebeği ejderhanın pençesinden aldı. Sonra, hiç kimsenin ondan beklemeyeceği bir şeyi yaptı: diz çöktü.&lt;br /&gt;"Bu bebeği güçlerinle iyileştir yüce ejderha. İyileştir ki, büyüsün ve yetişsin. İyiletir ki, bir gün bu dünyaya bir katkısı olsun. Yaşamak... onun da hakkı!" dedi bakışlarını sertçe ejderhya doğru kaldırarak.&lt;br /&gt;Gümüşfırtına bu beklenmeyen gelişme karşısında şok olmuştu. "Ayağa kalk!" dedi duyduklarıyla oldukça rahatsız olarak. Marryn şu an tam da ona öğrettiği gibi konuşmutşu. Bir ejderhayla nasıl konuşup, nasıl ikna edeceğini öğretmişti onu ilk eşleştirildiklerinde. Şimdi, onun kendisiyle bu şekilde konuşmasından oldukça rahatsız olmuştu. Marryn durumda oldukça kararlıydı ve bazı şeylerin farkındaydı. Bu da iyi bir işaret değildi.&lt;br /&gt;"Cevabımı en başta söyledim. Bu benim elimde olan bir şey değil. Beni merhametsizlikle suçlasan da, bu böyle değil genç dostum. Ayağa kalk Marryn, ben senin ortağınım herhangi bir ejderha değil." Bir an durdu ve derin bir iç geçirdi. Marryn hala daha dizlerini üzerindeydi. Bakışları da, tıpkı fikirleri gibi sabitti.&lt;br /&gt;"Bir insan yavrusunun ellerimizden kayıp gidişini izlmeyi ben de istemiyorum. Ama sana diyorum ya, benim elimde değil bu! Yaradılış bunu gerektiriyor."&lt;br /&gt;"Bir yolu var..."&lt;br /&gt;İşte Gümüşfırtına'nın korktuğu başına gelmişti. Marryn o yolu,her zamanki gibi, kendi kendine bulmuştu. Onun bu durduğu yerde olayları kendi kendine çözüşünü her zaman sevmişti, ama şimdi değil.&lt;br /&gt;Ejderha sustukça, Marryn aklındakileri söyleyecek cesareti buldu.&lt;br /&gt;"Ben gerçeği biliyorum Gümüşfırtına...Bunu uzun zaman önce öğrendim. Ama ne sana ne de Solindas'a bunu bildiğimi itiraf etmedim. Hadi gel gerçekçi olalım! Sence ben, sadece 21 yaşındayken senin kadar tecrübeli ve uyumlu bir ejderhayla eşleşebilecek güçte miydim! Binicilik eğitimini yeni tamamlamış bir yeni yetme, nasıl olurda senin gibi adını duyurmuş binicilerle savaşlara uçmuş, çok şey görmüş ve çok şey paylaşmış biriyle eşleşir! Neydimki? basit bir genç binici! Beni ben yapan hiçbir özelliğim yoktu daha! Bu eşleşmeyi Solindas sağladı! Evet, bunu öğrendim! Siz gururum kırılır diye bunu benden sakladınız ama bunu sağlyanın o olduğunu anlamk hiç de zor değildi!"&lt;br /&gt;Ejderha sadece sustu. Kızın sözlerini tamamlamsını bekledi.&lt;br /&gt;"Solindas bunu nasıl yaptı peki? Tabii ki de bir şeyler feda ederek! Bu hep böyle olmadı mı! Ne zaman benimli ilgili bir duurm olsai Solindas kendinden bir şeylr feda edip, benim için bir şeyler yapmadı mı!Ama beni, senin kadar güçlü bir ejerhayla eşleştirebilecek kadar büyük bir şeye kalkışacağını hiç düşünmemiştim! Şimdi bunları neden anlattım peki? Ben Solindas'a borcumu ödeyemedim, ama şimdi ben bir şeyler feda ederek başka birine yardım etmek istiyorum!"&lt;br /&gt;O kadar hararetle konuşmutu ki, nefes nefese kalmıştı. Soluklarını düzenlemeye çalışırken, acaba karşısına feda etmesi için ne geleek bunu düşünüyordu.&lt;br /&gt;"Bunları ne zaman ya da nasıl öğrendiğini sana hiç sormayacağım; ve hatta iknar dahi etmeyeceğim. Sadece sana şunu düşün, sen hiç tökezlemedin. Seni belki Solindas ittirdi benimle takım olabilmen için ama, sende hiç yetersizlik görmedim. Şunu da unutma Marryn, sen hiç değildin ve bu hep böyleydi. Özelsin...Özel olduğunu vakti geldiğinde bütün dünya seninle aynı anda görecek..." Durup kızın üstünde yarattığı etkiye baktı. Marryn duyduklarıyla şok olmuştu. Kesin bir reddetme bekliyordu halbuki.&lt;br /&gt;"Madem öyle, madem bu senin borcun olarak kalmış içinde, o zaman hazır ol. Sadece bir uyarım var sana. Ben onu iyileştirdiğimde karşımıza sıradan bir insan çıkmayacak. Artık o senin ve benim sorumluluğumda olacak. Zaman içinde buna Solindas da eklenecek.Şimdi, bu çocuğu kurtarman için, feda etmen gereken..." &lt;br /&gt;                                                        &lt;br /&gt;                                    ***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marryn kafasını yağmurlu gökyüzüne kaldırdı. Daha az önce parıldayan güneş yüzünü, şimda kara bulutlara bırakmıştı. Yağmur yağmıyordu da, sanki gökyüzü ağlıyordu. İşte Marryn, kalbine oturmuş acıyla zar zor nefes almaya çalışırken, gökyüzü içine aktı ve biriken gözyaşlarını toprağa saçtı. &lt;br /&gt;Solindas içise durum daha da beterdi. Marryn en azından neden bu kadar kötü hissetiğini bilmiyordu, ama Solindas cevaba çok yaklaşmıştı. Şövalye merak içini kemiriken rahatsızdı belki, ama gerçek onu bundan daha beter hale sokacaktı.&lt;br /&gt;Solindas susuyordu. Marryn susuyordu. İki dostun içinde dağlanan acı, bilinmezlik ve farkındalık arasında sendeleyip duruyordu.&lt;br /&gt;Solindas'ın beynin bir şimşek çakmıştı sanki. Ne olup bittiğine  bakmak istemedi. Gözünün önüne dev bir yanan çanağa düşen ölü bedenler geldi. Düştüler...ve düştüler... Ardı arkası gelmez gibi sayısızı ölü vücut düştü alevlere. Hiçliğe doğru yutuldular. Solindas oturduğu eyrde sıçradı. Sıçrayışı mor ejderhanın dönüp ona bakmasına neden olmuştu. Dik dik büyücüye baka ejderha, kendi kendine söylenerek başını çevirdi. Ne olduğunu sormayı aklından bile geçirmemişti. &lt;br /&gt;Solindas kıpırtısızlaştı. Arkasında oturan Regın'ın omzunzan bir ürperti geçti. Soğuk hava dalgası omzuna çarpmış gibi hisseden Regın durumu hemen anladı. Kürek kemiğindeki rünler kendinden olanı hissetmişti: yani büyüyü. Solindas şu an bir büyü yapıyordu ve Regın'ın rünleri ona, büyüyü haber vermiş-bir anlığına parlyıp sönmüş- ve bu yapılanın ona karşı bir tehdit olmadığını da hissettirmişlerdi de.&lt;br /&gt;Kadının boynu önüne doğru düştü. Bu yakılanların kim olduğunu bilmiyordu ama kalbinde onlar için derin bir hüzün vardı. Kafasını kaldırıp onlarla aynı hizada uçmak için çaba harcayan yeşil ejderha üzerindeki Marryn'a baktı ve dostununda o an ona doğru bakmak için kafasını kaldırdığını gördüğünde hiç şaşırmadı. Uğursuz bir hava vardı şu an. Birileri, başklarını korumak için dehşet verici bir şekilde yoke dilmişti.&lt;br /&gt;Maximillian'ın durumu pek parlak değildi. Tecrübesiz yeşil ejderha üzerinde semersiz uçmak onda hafif bir paniğe yol açmıştı. Marryn'ın sıkı tavsiyeleri üzerine eyre bakmamak için elinden geleni yapıyordu. Yeşilok'la zaten bir kere uçmuş ve bunun bir daha yapmamaya yemin etmiş olan adam, mecbur kaldığı bu durum karşısında yol boyu haline içinden küfür etmişti.&lt;br /&gt;Marryn Yeşilok'a telkin edici sözler söyleyip onu yönlendirirken Maximillian'ın varlığını tamamen unutmuştu. Arkasında yaşan ufak çaplı bir denge kaybını hissetmesiyle dalgın gözleri birden canlandı. Ani bir hareketle arkasına döndü ve adamı kolundan yakaladı. Bu nafile bir atılmaydı aslında. Maximillian düşse Marryn onu hayatta tutamazdı. Sadece bir içgüdüydü bu ve adam dengesini geri kazanana kadar tetikte ona bakmaya devam etti. Maximillian söylene söylene ejderhada sarsılmaz bir konum ararken, Marryn kıs kıs gülüyordu. Onun bu hali kafasındaki kötü düşünceleri bir anlık uzağa götürmüştü. Maximillian'I iğnelememk için kendini zor tutuyordu. Ayrıca, adamın onun güldüğünü fark etmemsi içinde elinden geldiğinde kahkahalarını bastırıyordu. Daha fazl kendini tutumayacağını fark ederek önüne döndü. Arkası dönük bir şekilde konuştu:&lt;br /&gt;"İsterseniz bana tutnabilirsiniz." dedi sırıtmasına engel olamayarak. Cevabı biliyordu, ama yarım teklif etmemek de ayıp olurdu.&lt;br /&gt;"Yoo, hayır ben böyle iyiyim." Maximillian da teklifi kabul etmenin yanlış olduğu kanısındaydı. Saçma gururları yoktu, sadece karşısındaki bayana tutunamk, ona direk sarılmak olduğu için kendi içinde bunu doğru bulmamıştı. Marryn ısrar edecekti ki, yanlarındaki morun yavaşladığını hissetti. Acilen kafasını o yöne evirdi ve birden yeşilin hızı yüzünden arayı .ok açtıklarını gördü. Morun onları uyarmayacağını biliyordu, bu yüzden bunu fark ettiği için yukarıya bir şükür savurduktan sonra Yeşilok'a açık bir komut verdi.&lt;br /&gt;"Yeşilok! Yavaşla!Kuzeyde bir engel var!" Karşılarında bir engel olduğunu ise, kollarını deli gibi sallayan Solindas'ı gördüğünde anlamıştı. Yeşilok birden panik oldu, tam ani bir frenle durucakken Marryn'ın kontrolden çıkan bağrışıyla daha da hızlanmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;"Sakın aniden durmaaaa!" Yeşilok'un aniden durması, Marryn ve Maximillian korkunç bir hızla yere savrulması demekti. Hele de onları ejderhaya bağlayan, bağcıklı semerlerden yokken. Yeşilok şimdi daha hızlı gidiyordu. Yular tarzı bir şey de bulunmadığı için Marryn kontrolü tamamen kaybetmişti.&lt;br /&gt;Yavaşla! Yavaşlamalısın yoksa çarpacağız!"&lt;br /&gt;"Ama nasıl!" Yavru korkuyordu açıkça. Marryn yavrunun yeşil pullarını okşamaya başladı.&lt;br /&gt;"Bunu yapabilirsin! Sen Maximillian'la büyük bir çatışmadan canlı çıkmışsın bunu mu yapamayacaksın! Hadi...Korkacak bri şey yok. Bize bir şey oalcağından da korkma. Unutma bir büyücümüz var ve o bizi kurtarır." &lt;br /&gt;Yavru sakinleşti. Derin bir nefes verdi ve rahatlamayla birlikte farkında olmadan yavaşlı. Giderek yavaşladılar ve en sonunda havada tembel tembel uçan bir ejderha ve üzerindeki iki nokta haline geldiler. Yeşilok tam arkasına bakmak ve başarısı için takdir beklemek için dönüyorduki kafasını hafifiçe bir engele vurdu.&lt;br /&gt;"Ahhh!" dedi pençelerinden birini vurduğu yere götürerek. "Ejder kalkanı." diye dudak büktü.&lt;br /&gt;Marryn şimdi durumun tehlikesini daha iyi anlamıştı. Solindas büyüyü fark etmiş ve onları uyarmıştı, yoksa şimdi yerde yatan ezilmiş parçalar olacaklardı. Aslında Marryn yalan söylemişti. Solindas o kadar yüksekten ikisini aynı anda kurtaramazdı. Ya Marryn ya da Maximillian'ı düşse kurtarabilirdi. Yeşilok'u sakinleştirmek için söylediği yalan işe yaramıştı. Zaten o iyi bir yalancıydı.&lt;br /&gt;Olayın etkisini hafifletmek ve bu engeli aşıp nasıl içeri gireceklerini bulmak için yere indiler. Yeşilok yere indiğinde mor ve üzerinedeki Regınla Solindas'ın çoktan yere inmiş onları izlediğini gördüler. Marryn yere atladı. Öfkesi o kadar büyüktü ki, elinde olsa yer öfkesiyle sallanırdı.&lt;br /&gt;"Hain!!!" diye gürledi Marryn. Sinirden titreyen ellerini zor zapt ediyordu ve öfkesiyle haykırırken sesi tizleşmişti.&lt;br /&gt;"Ama bilmeliydim bizi satacağını!" bu sözleri peşi sıra söylerken, bir yandan da koşar adım morun üzerine yürüyordu. Solindas hemena raya girdi ve vücuduyla Marryn arasına bir engel koydu.&lt;br /&gt;"Tamam Mary, çok haklısın. Ama yapma, buna değmez!" Solindas elinedn geldiğince Marryn'ı uzak tutumaya çalışıyor, ama Marryn'ın yerinde durmaması nedeniyle bunu yapmakta çok zorlanıyordu. Kadını en sonunda bütün gücüyle kollarıyla sardı ve geri itmeye başladı. Bu sırada Marryn'ın bağırmaları ve delirmiş gözleriyle öfke saçması hiç durmamıştı.&lt;br /&gt;Solindas durmadan,&lt;br /&gt;"Haklısın kardeşim. Çok haklısın hem de. Ama lütfen yapma bak! Değmez diuyorum!" diyerek durdurma çabasındaydı. Marryn'ın bağırışlarını bastırmak için şimdi o da bağırıyordu.&lt;br /&gt;"Tahmin etmiştim bunu yapacağını, ama bu kadar da çabuk değil! Hani binicinin intikamı! Nerde yarım teklifin! Berilyan'dan gelen birinden daha ne bekleyecektimki!" Marryn'ın son sözleri, o ana kadar onu zerre kadar dinlememiş olan mor ejderhanın gururuna dokunmuştu. Şimdi o da sinirlenmiş ve Marrynla yüzleşmek için oturduğu yerden kalkmıştı.&lt;br /&gt;Regın tüm bu olan biten konusunda Marryn'ı haklı buluyordu. Ejderha iki insanın hayatıyla oynamıştı. Belki onların ölmesine izin vermezdi, bu noktada Marryn'dan farklı düşünüyordu, ancak yaptığı affedilir bir şey değildi. Solindas'ın Marryn'ı zapt etmesini izlerken hiçbir şey yapmamıştı. Kendisi de çok sinirliydi. Ejderhaya dönmüş ve delici bakışlarıyla onu lime lime ediyordu. &lt;br /&gt;"Ne bakıyorsun elf!" diye patladı en sonun mor ejderha, elfin bakışlarına daha fazla dayanamayarak.&lt;br /&gt;"İnsan kadın haklı." dedi Regın yoğun Nihelyan aksanlı elfçesiyle.&lt;br /&gt;"Sen onları az daha öldürüyordun. Senin gibi bir canlıyla yolculuk ettiğim için, nasıl bir günah işlediğimi merak ediyorum!" dedi soğuk sözleri kadar, soğuk bakışlarıyla lafını tamamlayarak.&lt;br /&gt;"Defol!" diye gürledi Marryn son olarak. "Defol ve bir daha sakın gelme!"&lt;br /&gt;Artık ejderhaya ulşamk için çaba harcamıyordu. Solindas'ın fısıldadığı bir şeyin mantıklılığının farkına varmıştı. O bir insandı, karşısındaki ise bir ejderha... Marryn ona tek bir çizik bile açamazdı.&lt;br /&gt;"Hakaretlerini dinleyecek değilim insan müsveddesi! Sizinle yola çıkmak benim en büyük hatamdı! Sizin gibi değersizlere yardım teklif etmek bir suç başlı başına! Hem ben o engeli görmedim bile!"&lt;br /&gt;"Ama varlığını hepimizden iyi biliyordun!" bu defa patlama sırası Solindas'taydı. &lt;br /&gt;Aslında Solindas, onlar gökyüzünde ölümle burun buruna geldiği ilk andan beri mor ejderhaya saymadığını bırakmamıştı. Bu süre zarfında Regın sadece Solindas'ı onaylamak için konuşmuş,onun dışında sessiz kalarak büyücünün haklılığına sessiz bir destekte bulunmuştu. &lt;br /&gt;Yeşiiok'un yanındaki Maximillia'dan hiç ses çıkmamış, tartışmayı büyük bir hararetle izlemişti. O ana kadar.&lt;br /&gt;"Bu kim!" dedi birden ve uçmaya hazırlanan mor ejderha bile olduğu yerde kalakaldı. Bir ağacın dibine oturmuş, siyah cübbeli bir adam onları izliyordu. Herkes onun varlığını nasıl olupta fark edemedikleri konusunda şok içinde ona doğru bakarken, siyah cübbeli adam sonunda farkedildiğini anlayarak kıpırdandı.&lt;br /&gt;Solindas,Regın ve mor ejderha diğerlerinden daha da şok olmuştu aslında. Ondan yayılan büyü dalgalarını nasıl olupta fark edememişlerdi? Ne Regın'ın rünleri onu uyarmış, ne Solindas'ın içine bir üreperme gelmiş ne de mor edjerha orda oturan kısa ömürlüden yayılan kokuyu hissetmişti. Regın siyah yolculuk cübbesine-şimdi fark etmişti ki bu bir yolculuk cübbesiydi- rağmen karşısındakinin kötü biri olamdığına, yoksa rünelrinin alev alev omzunda yanmaya başlayacağını düşünerek rahatladı. Ancak, yine de hiçbir şey kesin değildi.&lt;br /&gt;Adam kafasını kaldırdı ve herkes,hele ki Marryn ve Solindas, bir kere daha şaşkınlıkla ağızları açık bakaladı. Adamın yüzü 5 yaşındaki bir çocuğun yüzüyla aynıydı.&lt;br /&gt;Birden boyu küçüldü ve üzerindeki cübbe ona çok büyük geldi. Büyük bir cebelleşme sonucunda cübbeden kurtuldu ve koşarak yan yana duran iki kadına doğru koştu.&lt;br /&gt;"Anne!"&lt;br /&gt;"Annemi!" Maximillian hayretler içinde aynı anda iki kadına da sarılmaya çalışan çocuğa baktı. Daha az önce bir yetişkindi, dahası şimdi anne diye hangisine sesleniyordu.&lt;br /&gt;Aynı soruyu tam Regın soruyordu ki Maximillian sormuştu. Anne hangisiydi? Çocuk nerde çıkmıştı?&lt;br /&gt;Solindas şimdi her şeyi anlamıştı. Bu karşısında duran, 5 senedir alıştığı auraydı ve ona o kadar alışmıştı ki, ondan yayılan enerjiye tepki vermiyordu duyuları. Son kafa karışıklığı yeşil ve mor ejderhadaydı. Mor, nasıl olupta bir insan tarafından aldatıla bildiğini düşünürken, yeşil sadece olaya anlam vermekle uğraşıyordu.&lt;br /&gt;"Senin ne işin var burda!" iki kadın çıldırmış gibi bir sesle aynı anda bağırmışlardı. Çocuk bir hata yaptığını biliyordu, ama suçlu bir gülümsemeyle annelerine şımarıyordu. &lt;br /&gt;"Ama... ama çok özledim!" dedi küçük dudağını bükerek. Solindas birden herkese bir açıklama borçlu olduklarını fark etti. Zira çevrelerindeki herkes şaşkınca onlara bakıyordu.&lt;br /&gt;"Şey... bu bizim oğlumuz. Aslında, Marryn onu 5 sene önce bir savaşta buldu. Onu biz yetiştirdik." canı sıkılmıştı. Onun burda olmaması gerekirdi. Kendi gibi küçük sesiyle durmadan bir şeyler anlatan ve niye onu bıraktıklarını sorgulayan evlatlaarı Marryn'ın kucağında  annelerine hesap soruyordu.&lt;br /&gt;"Ben bir daha oraya gitmem!" dedi ve sözlerini bitirdi.&lt;br /&gt;"Çocuk buraya nasıl geldi..?" herkesin kafasındakini Regın sordu. Cevap verip vermem konusunda birbirinlerine soran gözlerle baakn iki kadın sustular. Bu suskunluktan yararlanan çocuk ileri atıldı.&lt;br /&gt;"Bu çok basit." dedi kusursuz bir Nihelyan aksanlı elfçesiyle.&lt;br /&gt;"Ben bir ejderkanlıyım. Ve Baba Gümüşfırtına'nın güçlerinin ufak,minicik,"bunu derken küçük parmakalrını kıstırıp küçük bir şekil gösteriyordu,"bana geçti. Onun için çoook küçük, ama bir insan için çoook büyük."dedi ve kıkırdadı.&lt;br /&gt;Mor ejderha her şeyi şimdi anlamıştı. Onu hissetmemsini nedeni, onun da kanında biraz da olsa ejderhalığın gezmesiydi.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-8512068923085380168?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/6dVE33_2iPo" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/8512068923085380168/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=8512068923085380168&amp;isPopup=true" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/8512068923085380168?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/8512068923085380168?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/6dVE33_2iPo/evlat-ejderkanl.html" title="Evlat: EjderKanlı" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SfCIyWSA2kI/AAAAAAAABM8/N-aI4281Flk/s72-c/0451B4AE752F-8.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/04/evlat-ejderkanl.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0QFRHk9eSp7ImA9WxJTE08.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-716035219995829561</id><published>2009-04-21T15:27:00.011+03:00</published><updated>2009-04-21T16:41:55.761+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-21T16:41:55.761+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Haber" /><title>The Hunt for Gollum</title><content type="html">&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Se3FU_jtuqI/AAAAAAAABLs/O7ZqRRdHn-A/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 309px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Se3FU_jtuqI/AAAAAAAABLs/O7ZqRRdHn-A/s400/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5327130898698451618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnanamıyorum... &lt;br /&gt;Orta Dünya için yeni bir film! Ve bu öyle bir film ki, fragmanını izlediğinizde az sonra dediklerime inanamayacaksınız...&lt;br /&gt;Öncelikle ilginizi hafifletecek ve hatta boşvermenize neden olacak(ama izlemezseniz feci pişman edecek) bir özelliğiyle başlayalım: film bir fan yapımı. &lt;br /&gt;Pek bir beklentim olmadan açtım (gözleri yerinden çıkmış yorumlara rağmen) ve izlemeye başladım. &lt;br /&gt;İlk andan itibaren:&lt;br /&gt;"Yalan bee! Hollywood yapmış bunu!" dedim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taa ki, fragmanın sonunda yazan o yazı ekranda çıkana kadar...:"A Film Made By Fans For Fans",yani "Hayranlar tarafından, hayranlar için yapılmış bir film".&lt;br /&gt;İşte kanıtı da tam olarak bu oldu. 40 dakikalık bir film bu. Yapımcıları olan hayran kitlesi, hiçbir kar amacı gütmüyor. &lt;em&gt;3 Mayıs 2009'da&lt;/em&gt;(evet! çok az bi zaman kaldı!) online olarak yayına sokulacak film ve hiçbir para ödemeyeceksiniz. Bu derece de cömertler.&lt;br /&gt;"Hayranlar için" lafıyla ne kadar samimi olduklarını da bu şekilde pekiştirmiş oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Se3LrNXx6zI/AAAAAAAABMU/WdB7KnyFoso/s1600-h/9.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 158px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Se3LrNXx6zI/AAAAAAAABMU/WdB7KnyFoso/s320/9.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5327137877433379634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Peki ya konu?:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye, en büyük avcı ve Orta Dünya'nın gezgini olan İsildur'un Varisi'nin (Heir of İsildur) Gollum'u bulmak için çıktığı macerayı takip ediyor. Bu yaratık yüzükle ilgili gerçeği ortaya çıkarmak için ortaya çıkarılmalı ve tabii, yüzüğün gelecekti koruyucusunu belirlemek için de.&lt;br /&gt;Sitede bulabileceğiniz o kadar çok şey varki! Hikaye, soundtrackler(kesilnlikle ayrıca dinlenmeli!),ziyaretçi defteri, kamera arkası görüntüleri...&lt;br /&gt;İşte buyrun adresi: &lt;a href="http://www.thehuntforgollum.com/updates.htm"&gt;http://www.thehuntforgollum.com/updates.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sitede 2 adet fragman(trailer) bulunuyor. İkisini de izlemenizi şiddetle tavsiye ederim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Çıkış Tarihi:&lt;/span&gt; 3 Mayıs 2009&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Süre:&lt;/span&gt; 40 dakika&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Yayın:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;Online olarak hiçbir para ödenmeden izlenecektir.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Se3NBn-15pI/AAAAAAAABMs/qNllJt8SU2Q/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 179px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Se3NBn-15pI/AAAAAAAABMs/qNllJt8SU2Q/s320/3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5327139362045290130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-716035219995829561?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/wjy6JERZRhk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/716035219995829561/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=716035219995829561&amp;isPopup=true" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/716035219995829561?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/716035219995829561?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/wjy6JERZRhk/hunt-for-gollum.html" title="The Hunt for Gollum" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Se3FU_jtuqI/AAAAAAAABLs/O7ZqRRdHn-A/s72-c/untitled.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/04/hunt-for-gollum.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkMCQnwzfCp7ImA9WxJTGEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-6677374900188870840</id><published>2009-04-20T10:15:00.009+03:00</published><updated>2009-04-27T19:41:03.284+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-27T19:41:03.284+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları-İzmirCON</title><content type="html">İzmir'in güneşli günlerinde, deniz esintisiyle solunan kardeşlik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SeyQ4K5kUDI/AAAAAAAABLk/hAoUPe9djQg/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 122px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SeyQ4K5kUDI/AAAAAAAABLk/hAoUPe9djQg/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326791753945337906" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Adı:&lt;/span&gt; İzmirCon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.izmircon.org"&gt;http://www.izmircon.org&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; 15.01.2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanımı:&lt;/span&gt; İzmirCon, 2003 senesinden beri düzenlenmekte olan, İzmir'in tek conventionudur. Odaklandığı konular rol yapma ve başta Warhammer olmak üzere, masaüstü savaş oyunlarıdır. İzmirCon ile ilgili her türlü sorunuz için &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;"hermes@izmircon.org"&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;adresinden iletişime geçebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt; Etkinliğimiz, başta İzmir olmak üzere, ülkemizdeki tüm rol yapma oyunları, fantastik ve bilim kurgu tutkunlarını buluşturmayı amaçlamaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-6677374900188870840?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/LVTCeKrCzHw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/6677374900188870840/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=6677374900188870840&amp;isPopup=true" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/6677374900188870840?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/6677374900188870840?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/LVTCeKrCzHw/site-tantmlar-izmircon.html" title="Site Tanıtımları-İzmirCON" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SeyQ4K5kUDI/AAAAAAAABLk/hAoUPe9djQg/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/04/site-tantmlar-izmircon.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C04ER3gzfSp7ImA9WxVaGE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-6879505915940392340</id><published>2009-04-15T16:52:00.011+03:00</published><updated>2009-04-15T21:58:26.685+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-15T21:58:26.685+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Drow Fısıltıları" /><title>Sakat Rahibe // 3.Bölüm</title><content type="html">&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SeSiBvVTzbI/AAAAAAAABLU/To5QmuYGctM/s1600-h/drow-head-portrait.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 311px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SeSiBvVTzbI/AAAAAAAABLU/To5QmuYGctM/s400/drow-head-portrait.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324558810228182450" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ayağını sürüyerek koridorlarda gezen bir drow kızının utancı kol geziyordu sokaklarda. Dedikodular Lloth'un ağları gibi her yerdeydi. İçeriden biri, bu utancı ve lekeyi dışarı sızdırmış olmalıydı. Keraunzaa ailesinin gergin günleri de böyle başlamıştı. &lt;br /&gt;İralde her fırsatta kızı doğduğu gün öldürmeleri gerektiğini, ablasını ima ederek ortaya atıyordu. Bu durum, Valerrny'in aile içindeki otoritesine ve konumuna her gün bir darbe daha vuruyordu. Yüce Anne böyle giderse büyük kızını Lloth'a teslim edecekti. Ki, Lloth'a teslim edilen hatalı rahibeler, bir dridera çevrilmekten bile daha ağır cezalandırılırlardı.&lt;br /&gt;Valerrny ise hainin peşindeydi. İçeriden bu bilgiyi sızdıran ve onu ailesi önünde küçük düşüren, büyük kardeş imajını sarsanı bir bulsa hiçbir tanrısal güç onu durduramazdı. Ama hain her kimse, sanki tuzla buz olmuştu. Bütün ev, baştan aşağı taranmış hizmetkarlar ve evi savunan askerler işkenceden geçirlimişti. Soınuç sıfırdı... Hatta, ailenin kadınları-yani yönetim kısmı- önlem için şüpheli gördükleri hizmetkarlarını dilsiz bırakmışlardı.&lt;br /&gt;Valerrny ve İralde'nin tek ortak yönü vardı: bu utancı temizlemek. Bir sakat, her ailenin gözden düşmesi için kesin nedendi. Dahası, büyük bir cezayla da karşı karşıyaydılar. Ya bu kız ölecekti ya da aile ceza olarak tümüyle silinecekti. Bu işi yapanalrda 1.aile olan Baenreler'in olması da durumu iyice korkunç bir hale sokuyordu. Lloth her zaman onlarlaydı...&lt;br /&gt;Bu iki kız kardeşlerin tek farkları ise, ikisinin utancı temizleme yöntemleri birbirinin tam tersiydi. Valerrny, Elinnya'nın İralde tarafından bir suikaste gideceğini adı gibi biliyordu. Kendi matronluğu ve kız kardeşinden alacağı güç için, onu korumayı amaç ednimişti geçen yıllarda. Ama, İralde karanlıklarda saklandı sadece. Bir açık yakalamak için, sinsi planlarıyla birlikte ve her zamanki Valerrny'i delirten,o sinir bozucu sabrı ve sankinliğiyle karanlıklarda bekledi...ve bekledi...&lt;br /&gt;Şimdi ise, Baenre evine çağrılıyolardı. İlk 10daki tüm evler orda olacak ve Keraunzaa ailesi, yaptıkları için yargılanacaktı. Artık ya aile isimleriyle birlikte, Menzobarrenzan'ın örümcek ağlı tarhi sayfalrına gömülecekler ya da yine o sayfalara gömülüp, ibretlik bir halde sonsuzlukta işkence göreceklerdi. &lt;br /&gt;Elinnya şimdi, topal ayağını ve ailesinin utancını sürüye sürüye koridorlarda gezerken bunları tartıyordu kafasında. Neden diğer drowlar onları rahat bırakmıyordu? Lloth'u bile bu durumu kabullenmesi için -kısa süreli de olsa-ikna yöntemleri vardı. Elinnya'dan sonra annesinin başka çocukları da olmuştu. Yüce Anne, çocuk doğurma konusunda çok verimliydi. Ama ne yazık ki hepsi de erkekti. Valerrny bu gerçeği önceden öğrendiği için çok rahattı ve bu nedenle her doğanın yüzüne bile doğru düzgün bakmadan, tepkisizce "Erkek..." diyerek tören bıçağını masum bedenlerine gömmüş ve Lloth'a kurban etmişti. İralde için ise durum çok farklıydı. Annesinin her hamile kalışında, aylarca Lloth'a yakarmış, ayinler ve kurbanlar sunmuştu. Tek istediği başka bir güçlü kız kardeşti.&lt;br /&gt;Her doğumdan büyük bir umutla, sakat kardeşinden kurutlmak için beklemiş, ama her doğan erkekle de bir o kadar yıkılmıştı. Valerrny bıçağı umursamadan saplarken, o da içinden bunu yaptığı için öfke dolu bir minnet duyuyordu. Erkekler... Bu sakatı ellerinden alacak bir kız yerine Lloth onlara hep değersiz bir erkek vermişti?&lt;br /&gt;Elinnya artık dolaşmaktan bıkmıştı. Bir kapıyı daha çaldı, bunun son olmasını dileyerek:&lt;br /&gt;"Valerrny? Orda mısın?" &lt;br /&gt;Hiçbir ses gelmedi önce. Ardından, kapı yavaşça açıldı.&lt;br /&gt;"İçeri gel..." dedi nefret dolu bir sesle ablası.&lt;br /&gt;Elinnya hiç üstüne alınmadı. Ablasının ona olan düşkünlüğünün farkındaydı. Daha küçük bir kızken ayağı takılıp düştü diye, bütün hizmetkarları kırbaçlamıştı. Elinnya bunları izlemekten zevk duyardı. Çünkü, birgün o da ablası gibi güçlü olacaktı. Ama, ne gariptir ki, Elinnya zaten güçlüydü. Hem de çok! İki ablasını ikiye katlayacak güce sahipti. Ama, sakatlığından dolayı hep hor görülmeyle bakmıştı ona evin diğer kadını: annesi ve İralde. O da kendini zayıf sanmaya başlamıştı böylece. Halbuki, gün geldiğinde... Ama bilmiyordu bunları henüz.&lt;br /&gt;Elinnya, ne zaman ablası tarafından yılan başlı kırbaçlarla öldüresiye dövülen kendinibilmezleri görse(o öyle tanımlıyordu)böyle anlarda aldığı zevk ona çok pahalıya patlardı. Tam bir drow gibi davrandığı her an, topal sol ayağına dayanılmaz ağrılar girerdi. Acı içinde saatlerce can çekiştiği olurdu. Bilmediği bir güç onu yola getirmeye çalışırdı hep. Vicdan ve merhamet denilen ve bu topraklarda gün yüzü görmemiş iki erdem, sert bir tokat gibi inerdi yüzüne.&lt;br /&gt;Ablasının yanında içeri geçtiğinde neden bu ses tonuyla konuştuğunu anlaması uzun sürmedi. Sağ kalan tek erkek kardeşleri, yerde kanlar içine yatıyordu. Elinnya ona tepkisizce baktı. Kim bilir Valerrny'e ne gibi bir saygısızlıkta bulunmuştu. Ama sonra, durumun böyle olmadığını düşünmeye başladı. Ortada garip bir hava vardı. Hem Valernny hem de yerde yatan kardeşinin gözleri onun üstündeydi.&lt;br /&gt;"Yarın sen de bizimle geliyorsun." dedi tüm ciddiyetiyle Valerrny. &lt;br /&gt;Elinnya o an ölmek istedi. Bütün o drow ailelerini temsil eden matronlar ve kızlarının önüne nasıl olurduda o ve topal ayağı çıkardı! Ablası ne zamandır beri ona karşı bu kadar zalimleşmişti!&lt;br /&gt;"Ama..!" diye başlayacak oldu fakat, gözyaşları sözlerini boğdu. Valerrny hiç düşünmeden tokadı kız kardeşinin suratına indirdi. &lt;br /&gt;"Ağlama! Ağlamak zayıflara mahsustur!O yüzey pisliği kuzenlerimiz gibi duygu gösterisi yapma bana!" &lt;br /&gt;Elinnya ablalarına benzerdi, ama nedeni belirsiz duygusallıkları da vardı içinde. Çalkantılı analrda, duygu selleri dışarı taşar ve tıpkı yüzeydeki kuzenleri gibi gözyaşları yüzünden akardu. Geriye tuzlu bir tat ve ondan daha da tiksinen gözler kalırdı.&lt;br /&gt;Yerde yatan ve ona pis pis sırıtan erkek kardeşinin yüzünü gördü bir an Elinnya. Ve işte o an,  içindeki bütün duygular eriyen mum gibi yoğun bir şekilde aktı ve yerini bir katran gibi nefretle intikam kapladı. Valerrny'in sorgulayan bakışlarını görünce durumu hemen toplardı. Erkek kardeşi ona kalmalıydı, sadece ona...&lt;br /&gt;"Bu gerekli!" dedi hala daha kızkardeşine gösterdiği zayıflıktan ötürü iğrenerek bakarken. " Adımıza sürülen bu lekeyi temizlemini tek yolu var! O da seni dışarı çıkarmak..." sözlerini yarıda kesip, yerden kalkmak için yavaş yavaş doğrulan erkek kardeşine baktı. "...ve bize yardım edecek kişi de hazır." dedi dudağını kenarında oluşan hoşnutsuz bir sırıtışla.&lt;br /&gt;"Anlat bana!" dedi Elinnya kendini tamamıyla toplayarak. Nasıl olsa hepsi yok olacaktı. Birkaç dalaverenin kime ne zararı olurdu bu saatten sonra? Hem, bunu her gün yapmıyorlar mıydı zaten?&lt;br /&gt;"Arnkra bir büyü hazırlayacak ayağındaki sorunu gizlemek için." Elinnya içinde gülümsedi. Ablası böyleydi işte, ayağından sakatlık değil ufak bir sorunmuş gibi bahsederdi. Onu seviyor olmalıydı, evet... Ablası onu seviyordu.&lt;br /&gt;"Ama, o bir erkek abla. Orda ilk 10 ailenin matronları ve kızları olacak. Onları basit bir büyüyle nasıl kandırırız? Hele ki, Lloth ve Baenreler de ordayken..."&lt;br /&gt;Valerrny 1.ailenin adını duyunca ürperdi. Baenre evinin Yüca Annesi'nin yaşlı domuz suratı canlandı aklınad bir an. Onu sadece ama sadece bir kere görmüştü, ama yüz o bir kerede bile zihnine kazınmaya yetmişti.&lt;br /&gt;"Başka şasımız var mı!" dedi sabırsızca büyük kız kardeş.&lt;br /&gt;"Haklısın." dedi Elinnya dudak bükerek.&lt;br /&gt;Bu sırada bir hizmetkar kapıyı tıklattı.&lt;br /&gt;"Yüca Anne sizi çağırıyor efendim." dedi saygıyla eğilerek. Görünüşe göre dilsizleştirilemyen sayılı hizmetkarlardan biriydi bu gelen.&lt;br /&gt;"Tamam geliyordum hemen." dedi Valerrny ve arkasını dönüp erke ve kız akrdeşine baktı.&lt;br /&gt;"Onla ilgilen Arnkra. Bakalım neler yapabileceksin."&lt;br /&gt;"Elbette Valerrny." dedi saygıyla Arnkra. Valerrny'e bir kere karşı gelmişti ve şu anda hala daha kan sızan kırbaç izleri ve parçalanmış gömleğindeki yaralar ona bu saygıyı zoraki kılıyordu.&lt;br /&gt;Valerrny gittiğinde, Arnkra yüzünde alaycı bir srıtışla Elinnya'nın önüne oturdu.&lt;br /&gt;"Bakalım neler yapabiliriz" dedi kızı topla ayağını kaldırmak için yere uzanırken. Ama Elinnya da bunu bekliyordu. Onu tıpkı diğerleri gibi aşağılmaya kalkışan ve bunu yıllardır yapan, evin büyücüsü abisinden intikamını işte tam bu anda aldı.&lt;br /&gt;"Dur yakından bak. Sana yardım edeyim!" dedi ve yere eğilmiş abisinin suratının ortasına okkalı bir tekme geçirdi. Elinnya bir Lloth rahibesi değildi ve asla olamayacaktı. Şimdi karşısındaki erkeği yerden yere vururken aslında yılanbaşlı bir kırbaca ihtiyacı olmadığının hiç de farkıdna değildi.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;"Yüce Anne Malice, yarın bir toplantıya mı gidiyoruz?" &lt;br /&gt;"Evet, aynen öyle. Ve sen de benimle geleceksin."&lt;br /&gt;"Elbette Yüce Anne. Duyduğuma göre sefil 23 Keraunzaalar evlerinde sakat bir kız saklıyormuş" dedi Briza alayla.&lt;br /&gt;"Bakalım dertleri neymiş..." dedi Malice arkasını dönüp çıkmadan önce.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Not:&lt;/span&gt;  Adı geçen "&lt;strong&gt;Baenre&lt;/strong&gt;" ailesi, &lt;strong&gt;R.A Salvatore&lt;/strong&gt;'un yazdığı "&lt;strong&gt;Unutulmuş Diyarlar&lt;/strong&gt;"da gerçekten 1.ailedir. Ayrıca, son kısımda yine adları geçen "&lt;strong&gt;Malice&lt;/strong&gt;" ve "&lt;strong&gt;Briza&lt;/strong&gt;" karakterleri de "&lt;strong&gt;Unutulmuş Diyarlar&lt;/strong&gt;" karakterleridir. Ana karakter &lt;strong&gt;Drizzt Do'urden&lt;/strong&gt;'in annesi(Malice,aynı zamanda evin matronu) ve en büyük ablasının(Briza,psikopatın teki) isimleridir. Bu onlara birer göndermedir :).&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki forumdakiler bu bölüme &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/forum/sakat-rahibeunutulmus-diyarlar3bolum-t5172.0.html;msg54955#msg54955"&gt;&lt;strong&gt;ne demiş&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-6879505915940392340?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/NHXz_oVi6no" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/6879505915940392340/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=6879505915940392340&amp;isPopup=true" title="5 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/6879505915940392340?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/6879505915940392340?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/NHXz_oVi6no/sakat-rahibe-3bolum.html" title="Sakat Rahibe // 3.Bölüm" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SeSiBvVTzbI/AAAAAAAABLU/To5QmuYGctM/s72-c/drow-head-portrait.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">5</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/04/sakat-rahibe-3bolum.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0QNRX8zfSp7ImA9WxVaF08.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-7604076276573092107</id><published>2009-04-14T18:56:00.004+03:00</published><updated>2009-04-14T19:09:54.185+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-14T19:09:54.185+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları-RPCraft</title><content type="html">Ve Türk Fantazya Birliği tanıtımları dur durak bilmiyor sayın seyirciler!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SeS1E-hss5I/AAAAAAAABLc/lNNGoILDRIU/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 122px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SeS1E-hss5I/AAAAAAAABLc/lNNGoILDRIU/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324579756567212946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Adı:&lt;/span&gt; RPCraft &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.rpcraft.com "&gt;http://www.rpcraft.com &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; 2006 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt; Özellikle DND başta olmak üzere, Türkçe kaynak ve yeni materyal bulmak isteyenlere hizmet etmek, &lt;br /&gt;merak edilen yada öğrenilmek istenen her konuyu cevaplamak sitemizin amacıdır. &lt;br /&gt;Bu amaçla yeni materyal ve FRP kütüphanesi çalışmalarına devam edilmektedir. &lt;br /&gt;Unutmayın, burada hiç bir soru cevapsız kalmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt; RPCraft'e başlarken yapmak istediğimiz sürekli olarak üretmek, üretmek ve yine üretmekti. DND 3. editionla ilgili pek çok materyal ürettikten sonra yakın zamanda 4. editionla ilgili de materyaller üretmeye başlamış bulunuyoruz. İlk zamanlarda foruma ağırlık verilmesine rağmen 2009 yılı itibarı ile RPCraft forum işlevini azaltıp daha çok bilgi ve yeni materyal içerikli bir ortama dönüşmektedir. Önceden çıkardığımız ork ve goblinimsileri içeren Vahşi Irklar, bir iblisin tehlikeli evlatlarını anlatan Damina'nın Veletleri gibi kitapçıklar bu sene DM'lere yönelik Türklider'in Tarif Kitabı, hem oyuncu hem dmler için kullanışlı olacak olan boyutlarası Varlıközü Savaşları ve oyunlarınızda kullanılabilecek yepyeni mekanlar içeren Diyar Kitabeleri (hazırlanmakta) kitapçıkları ile devam ediyoruz. Ayrıca yakın zamanda çok sevilen çizgi dizi Avatar : The Last Airbender'in 4. edition oyun materyalleri ile sınıflar, güçler, ırklar, maceralar) ilgili çalışmalara da en kısa zamanda &lt;br /&gt;başlanacaktır.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-7604076276573092107?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/9sKmoZiBsTk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/7604076276573092107/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=7604076276573092107&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7604076276573092107?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7604076276573092107?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/9sKmoZiBsTk/site-tantmlar-rpcraft.html" title="Site Tanıtımları-RPCraft" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SeS1E-hss5I/AAAAAAAABLc/lNNGoILDRIU/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/04/site-tantmlar-rpcraft.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0UGQXg6eSp7ImA9WxVaEU8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-3682949455694503153</id><published>2009-04-06T11:24:00.007+03:00</published><updated>2009-04-07T19:20:20.611+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-07T19:20:20.611+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları-Lost Gods</title><content type="html">&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sdt9GnZzU5I/AAAAAAAABLM/81_czO2JDHY/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 122px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sdt9GnZzU5I/AAAAAAAABLM/81_czO2JDHY/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321984937278264210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt; “Lost Gods” (Yitik Tanrılar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.lostgods.net"&gt;http://www.lostgods.net&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;İletişim:&lt;/span&gt; admin@lostgods.net&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; 2006&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt; Başta, İskandinav, Yunan, Anadolu mitolojisi olmak üzere, çeşitli mitler, okült, ezoterik ve mistik konularda yazıları, konuları ve olguları inceliyoruz bunları topluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt; Lost Gods’ ın amacı insanlığın tarihi boyunca yaşamış oldukları ve günümüzde dahi halen yaşadığı mitolojik olayları, efsaneleri bugün için “Yitik” kavramlar olmaktan çıkarmak. Çeşitli ezoterik, mistik ve felsefi görüşlerin nasılda mitlerin temeli olduğunu insanlara anlatabilmek. Bu maksatla bulabildiğimiz tüm yazıları Lost Gods’ ta yayınlamak ve yakın bir tarihte bunları makalelerle incelmektir. Aslında “Lost Gods” 2009 yılına kadar kişisel bir hobiden başka bir şey değildi. Ancak siteyi canlandırmak ve bilgi konusunda güzel bir kaynak olabileceğini söyleyen birkaç kişinin isteği ile tekrardan yapılandı. 2009’ un Şubat ayında yeni bir ara yüzle tekrardan ve eklenen FRP, RPG bölümleri ile aktif hale getirildi. Mart ayı sonu itibari ile aktif bir şekilde, Mitoloji, Efsane ve Hikâyelerin eklenmesi ile tam anlamı ile bu konularda bilgi kaynağı olma, amacını güdecek bir sitedir&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-3682949455694503153?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/JdkbPkDDM50" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/3682949455694503153/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=3682949455694503153&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/3682949455694503153?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/3682949455694503153?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/JdkbPkDDM50/site-tantmlar-lost-gods.html" title="Site Tanıtımları-Lost Gods" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sdt9GnZzU5I/AAAAAAAABLM/81_czO2JDHY/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/04/site-tantmlar-lost-gods.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkABRXk9cCp7ImA9WxVbFUw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-1692870173711812644</id><published>2009-03-31T18:30:00.005+03:00</published><updated>2009-03-31T18:52:34.768+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-03-31T18:52:34.768+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="T.F.B-Site Tanıtımları" /><title>Site Tanıtımları- Kitap Kokusu</title><content type="html">Adından belli içeriği bu sitenin. Ne de olsa her kitap kendi gibi o kadar. Bir dost eli gibi sıcak dalgalar halinde yayılır ve ilkbaharın çiçekleri gibi hoş anlar yaşatır burun deliklerinizden süzülürken... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden bu kadar :D. Şimdi site sahibi tanıtsın sitesini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SdI8DzbaqYI/AAAAAAAABKs/qqzJUTav_k0/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 123px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SdI8DzbaqYI/AAAAAAAABKs/qqzJUTav_k0/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319380145920452994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Adı:&lt;/span&gt; Kitap Kokusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://kitapkokusu.com/"&gt;http://kitapkokusu.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; 26 Nisan 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt; Kitapkokusu kitapseverlerin anasayfadan edebiyat haberlerini alabildiği, forum alanında ise her türde kitap hakkında görüşlerini paylaştığı, yeni çıkan ve çıkacak kitaplar hakkında bilgi alabildiği, amatör yazarların her türde yazılarını paylaşıp eleştiri alabildiği ve ödüllü öykü/şiir yarışmalarının yapılageldiği samimi bir sitedir. Kitapkokusu Forum’da aynı zamanda güncel olaylar, sinema, tiyatro, resim ve müzik gibi güzel sanatlar ile ilgili içerik de bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt; Kitapkokusu öncelikle forum olarak kuruldu. Kitap dostlarının dünyaya tek pencereden bakmadığını, her fikirde, her anlayışta insanın “kitap” paydasında buluşup düzeyli sohbetler yapabileceğini göstermekti amacımız ve buna muvaffak olduğumuza inanıyoruz.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-1692870173711812644?l=arka-sokak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/arkasokak/~4/FqDT6sQ2zX8" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/1692870173711812644/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=1692870173711812644&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1692870173711812644?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1692870173711812644?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/arkasokak/~3/FqDT6sQ2zX8/site-tantmlar-kitap-kokusu.html" title="Site Tanıtımları- Kitap Kokusu" /><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="10660412539281888282" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SdI8DzbaqYI/AAAAAAAABKs/qqzJUTav_k0/s72-c/Yeni+Resim.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://arka-sokak.blogspot.com/2009/03/site-tantmlar-kitap-kokusu.html</feedburner:origLink></entry></feed>
