benim günlerim http://www.benimgunlerim.com Fri, 10 Feb 2012 08:09:29 +0000 en hourly 1 Pinterest nedir? Nasıl Kullanılır? http://www.benimgunlerim.com/pinterest-nedir-nasil-kullanilir.html http://www.benimgunlerim.com/pinterest-nedir-nasil-kullanilir.html#comments Wed, 08 Feb 2012 09:57:28 +0000 BMA http://www.benimgunlerim.com/?p=4493 Davetiye yöntemi ile girebildiğiniz ya da “ön rezervasyon” ile de kayıt olmak için başvurabildiğiniz Pinterest, görsellerinizi panolara yerleştirip sergileyebildiğiniz bir paylaşım platformu. Aslında sadece görsel demek haksızlık olacak. Video ekleyebiliyorsunuz ve hatta Pinterest’i kullanarak ürün satışı da yapabiliyorsunuz.

Facebook Timeline (Zaman Tüneli) eklentilerinden biri de olan Pinterest’te beğenip paylaştığınız görselleri/videoları Twitter’da, Facebook’da paylaşıp, istediğiniz kişiye mail atabilir, videoları benim aşağıda yaptığım gibi sitenize embed edebilirsiniz.

Pinterest’te dolaştığınızda yaptıklarınız Facebook zaman tünelinde şu şekilde görünüyor:

“Ne işime yarayacak bu Pinterest? Neden bunları başkaları ile paylaşayım?” derseniz eğer, Pinterest’i ne amaçla kullandığımı şöyle açıklayayım:

Pinterest’te sevdiğim kategorilerden biri yemek tariflerini “reçete” olarak size sunabilmesi. Bu konuda çok yaratıcı çalışmalar mevcut. Ayrıca harika ve iştah açıcı sunumlarla çeşitli yemek ve içecek fotoğraflarına da ulaşmak mümkün. Örneğin sizin kolayca yemek yapmanızı sağlayacak reçeteler beni benden aldı. Şurayı tıklarsanız bir örneğini görebilirsiniz. Oldukça uzun bir görsel olduğu için ekleyemedim.  Reçetesini sundukları görselleri sitelerinde paylaşıp bunu da Pinterest’e pin’leyen yemek bloggerlarının kendi tariflerini geniş kitlelere yayması için oldukça kullanışlı bir ağ olduğunu düşünüyorum. Sadece fotoğraf da değil video’da yükleyebilirsiniz. Örneğin bu aşağıdaki pin’de nasıl yemek hazırlayabileceğinizi anlatan bir youtube linki bulunuyor. Ben de bunu Pinterest üzerinden izledim ve bu yazıya ekledim.

Source: youtube.com via Isaac on Pinterest

 

 

Şu dönemde her yerde bir infografik çılgınlığı var. Verileri renkli görseller içine gömüp sunmak, eski sistem analiz yapmaktan çok daha eğlenceli. Bu infografikleri takip ettiğim web sitelerinden bulup kendi panoma pin ‘liyorum. Burada biriktirip istediğim zaman iPhone uygulaması ile ya da pinterest.com hesabımın üzerinden görüntüleyebiliyorum. Paylaşılan görselinin üzerine tıkladığımda görselin asıl olduğu siteye gitmek de olası. Benim infografiklerimi pin’lediğim bir panom var, ve başkalarının “İnfografik” paylaşımı yaptığı panolarını da takip edebiliyorum.

Ben Pinterest’i  DIY/ Crafts ürünleri takip etmek için de kullanıyorum.  Kullanım alanlarını inceleyip ufkunuzun açılması için bu bölümü görmelisiniz. Ayrıca yeni siteler keşfetmek için oldukça da güzel bir bölüm. Geçen gün kendimi ev yapımı mumların daha nasıl çeşitli imal edilebileceğini araştırırken buldum. El emeği ile yapılmış ürünleriniz var ise satışını yapmak için de Pinterest’i kullanabilirsiniz. Bunların satışını yaptığınız bir siteniz var ise, bir an önce Pinterest’in bu gücünden yararlanmak için ürünlerinizin linklerini Pinterest’e yüklemenizi tavsiye ederim.

 

Pinterest kendi çektiğim fotoğrafları yayınlamak için de oldukça güzel bir uygulama. Kendi fotoğraflarımı belli panolarda sergileyebiliyorum. Örneğin İstanbul fotoğraflarım bir başka panoda, portre fotoğraflarım bir başka panoda. Fotoğraf ile uğraşanlar hem çeşitli karelere göz atıp yeni kompozisyonlar hakkında fikir edinebilirler hem de bloglarındaki /portfolyolarındaki çalışmalarını kendi panolarına “pin’leyerek” daha çok kitleye ulaşabilirler. Benim oluşturduğum panolar aşağıda yer alıyor.

Eğer beni sırf “infografik” paylaştığım için takip etmek isterseniz diğer panolarda paylaştığım görsellerime katlanmak zorunda değilsiniz :) Sadece infografik panomu takip edebilirsiniz. Zamanla arkadaş çevreniz aynı görselleri paylaşacak ve siz sürekli aynı görsele maruz kalacaksınız. O yüzden her beğendiğiniz görseli like yaparken board’a da pin’lemeyin :) Ben ilk başlarda bu yanlışa düştüm. Abone, takipçi olmak için kişiyi takip etmenize gerek yok. Sadece pano takibi ile de istediğiniz içeriğin önünüze gelmesini sağlayabilirsiniz. Ben takip edeceğim kişileri takibe aldıktan sonra paylaşımlarına göre panoları eleyebiliyorum. Uzun vadede hoşlanmayacağım içerik paylaşımı yapan kişilerin panolarını da bu vesile ile takip etmemiş oluyorum.

 

Örneğin aşağıdaki fotoğraflarım dünyanın öbür ucunda yaşayan beş kişinin beğenisini aldı bile. Belki İstanbul’u gezme fikri de akıllarına yerleşmiştir, kim bilir? Ben de fotoğraflarını beğendiğim kişilerin web sayfalarını da bu şekilde keşfedebiliyorum.

 

Pinterest’i sıkça kullanma nedenlerimden biri de “Ah o gemide ben de olsaydım” diyebileceğim fotoğrafların paylaşıldığı bir platform olması. İster bir kitap okuma köşesi olsun, ister çok beğendiğiniz bir bahçe olsun, ya da harika bir gün doğumu tüm bu görsellere Pinterest’den ulaşmanız mümkün.

 

Benim Pinterest ile aram iyi eminim siz de bir göz atarsanız pek seveceksiniz.

Bu arada hala Pinterest’e girişte davetiye sistemi mevcut olduğu için bu yazının altına bıraktığınız yorumlara mail adresinizi yazarsanız davetiye istiyorum derseniz, (mail adresiniz yorumlarda görünmeyecektir) sizlere bir davetiye gönderebilirim. Pinterest davetiye isteyen kişilerin Twitter/ Facebook hesabı olmasına dikkat ediyor. Umarım bu belirttiğim ağlardan birinde kaydınız vardır.

Beni takip etmek isterseniz. Pinterest’te bana http://pinterest.com/bernam/ adresinden ulaşabilirsiniz. İsterseniz benim tüm paylaşımlarımı isterseniz de sadece ilginizi çeken panoları takip edebilirsiniz.

Onların da dediği gibi şimdiden “Happy Pinning!”

]]>
http://www.benimgunlerim.com/pinterest-nedir-nasil-kullanilir.html/feed 25
Yazamıyorum ama bir sor, neden yazamıyorum http://www.benimgunlerim.com/yazamiyorum-ama-bir-sor-neden-yazamiyorum.html http://www.benimgunlerim.com/yazamiyorum-ama-bir-sor-neden-yazamiyorum.html#comments Sat, 04 Feb 2012 16:12:42 +0000 BMA http://www.benimgunlerim.com/?p=4487

Sevgili okuyucu Ocak ayı tüm şiddetiyle esip üstümden geçti gitti. Buralara tam bir aydır uğramıyorum. Ne desen haklısın. Mailler atmışsın. Yazdıklarına da boynumu büktüm. “Haklısın” dedim zaten.  Ama hep sitem etme bir sor, neden yazamıyorum.

Uzun zamandır neredeyse bir 10 aydır evden çalışıyordum. İstediğim zaman mutfakta yemek yapıp, istediğim zaman blogumu yazıyordum. Sabah uykusundan fedakarlık yapıp fotoğraf çekmeye gidiyor, gece 4′lere kadar oturup sabah erkenden uyanma derdi olmadan blog yazılarımı yazıyordum. “Eee ne değişti?” diyeceksin. İş değişti sayın okuyucu. Sabah erkenden kalkmalar artık rutin haline geldi. Rutin 6:00′da uyanmayla başlayıp 9′da iş başı yapmayla devam etti. Akşam eve geliş 8′i 9′u buldu. Mutfağın yolunu zor bulur, sinemaya gitmek için 22:00 matinesini seçemez oldum. Çünkü saat 23:00 oldu mu uykum geliyor, sızıyorum.

Hafta sonları amatör ev kadını moduna geçip evimle ilgilenmeye çalışıyorum lakin yetiştiremiyorum. Hafta içi ise bir yandan sürekli bilgisayar başındayım ama bir yandan da seninle pek ilgilenemiyordum. Durum bundan ibaret. Şimdi sana bu satırlarda “Benim Günlerim’i” anlatsam muhtemelen halime acırsın.  Bak anlatayım:

Günlük rutin 4 ayrı ulaşım aracı değiştirerek işe varmakla başlıyor. Hızlıca bir kahvaltı ardından projeler, rutin işler. Koştur koştur yenen öğle yemeği arkasından toplantılar, arkasından projeler vs. akşam eve geri dönüş. Pestil Berna, 6 katı çıktığı için ufak baş dönmeleri ve kalp çarpıntıları içinde ilk gördüğü koltuğa yatar. Sonra ayılır. Mutfağa gider. Salata, makarna ya da ızgara yemeklerden biri yapılır. Yemeği yerken o esnada biraz sohbet eder, ardından dergilere ve kitaplara bakarım bir de  tv’de zap yaparım düşünceleri kafasındayken hoop en sevdiği koltukta sızar.

Ama az kaldı. “Güzel günler göreceğiz ümitli günler” diyerek kendimi eyliyorum.

Ev hayatına alışmış olmanın verdiği şu saçmalama dönemini tam atlatacağım derken bir de taşınma telaşı saracak bu bir iki ay içinde beni. Hepten vakitsiz kalacağım diye korkuyorum. O kısmı da atlattık mı işe giderken bunca oyalanmayacağım. Bu esnada sana ve bana daha fazla vakit ayırırım diye düşünüyorum.

Günlerimi eskisi gibi renklendirebilmek, buraya biraz daha vakit ayırmak için çaba sarfedeceğim. Blogger sözü bak.

Gözlerinden öperim sayın okuyucu.

En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere…

]]>
http://www.benimgunlerim.com/yazamiyorum-ama-bir-sor-neden-yazamiyorum.html/feed 0
Sevgiliye özel fotoğraf albümü http://www.benimgunlerim.com/sevgiliye-ozel-fotograf-albumu-lukapu.html http://www.benimgunlerim.com/sevgiliye-ozel-fotograf-albumu-lukapu.html#comments Fri, 03 Feb 2012 15:47:12 +0000 BMA http://www.benimgunlerim.com/?p=4480 Hayatımızı anlamlı kılan güzel anılardır ve bunun vazgeçilmezi tabii ki de sevdiklerimize vereceğimiz hediyelerdir. Yaklaşan sevgililer günü öncesi de Lukapu.com tam bu noktada hayat kurtarıyor. Lukapu size 3 adımda sevgilinize verebileceğiniz en anlamlı hediyeyi sunuyor! Lukapu ile hiçbir tasarım bilgisine ya da teknik detaya ihtiyaç duymadan sevgiliniz için profesyonel kalitede fotoğraf kitapları hazırlayabilirsiniz! Lukapu’yu kullanırken yaşayabileceğiniz tek zorluk; fotoğraflarınıza ve en mutlu anlarınıza karar vermek olacak. Bu özel günde sevginizi ölümsüz kılan bir fotoğraf albüm kitabı oluşturmak için sadece üç adıma ihtiyacınız var; Programı İndir – Kitabını Yarat – Siparişi Ver.


En güzel anlarınızı Facebook hesabınızın ya da harddiskinizin derinliklerinde gittikçe daha az ziyaret edilir hale getirip onları tüketmeyin. Hemen Lukapu.com adresine tıklayın ve aşkınızın en güzel anlarını ölümsüzleştirin!
Evinizden veya iş yerinizden siparişinizi verin, size özel albümünüz 7 gün içinde elinizde olsun. Sevgililer Günü’ne özel siparişinizi vermek için ise son gün 07 Şubat 2012. Sevdiğinizi mutlu edecek hediyenin farklı ve ölümsüz olmasını istiyorsanız www.lukapu.com sizi bekliyor.
www.lukapu.com adresini tıklamanın yanı sıra, 0212 279 50 60 numaralı çağrı merkezini de arayabilir ve detaylı bilgi alabilirsiniz.

*Basın bülteni olarak yayınlanmıştır.

]]>
http://www.benimgunlerim.com/sevgiliye-ozel-fotograf-albumu-lukapu.html/feed 0
2011 çabuk git, yerine bana senden daha güzel bir sene gönder http://www.benimgunlerim.com/2011-cabuk-git-yerine-bana-senden-daha-guzel-bir-sene-gonder.html http://www.benimgunlerim.com/2011-cabuk-git-yerine-bana-senden-daha-guzel-bir-sene-gonder.html#comments Wed, 28 Dec 2011 17:24:37 +0000 BMA http://www.benimgunlerim.com/?p=4459 “Kahkahaya teslim saatleri, hesapsızca profiterol yemeyi, ışık saçan bir bebeği sevmeyi, hayalleri olan biri ile konuşmayı, ‘boşvermişim dünyaya’ şarkısını söylemeyi, açlıktan sızmış bir kediyi doyurmayı, maceralı bir yola çıkmayı, gecenin bir saati bir üst geçitten ışıklı İstanbul’u seyretmeyi, çocukla çocuk olmayı, sokağı hayatı özlemişim…” diyerek başlamıştım 2011′e.

Kocaman bir sene hızlıca geçti.

Her sene biterken hesabını kitabını yapıp bir kenara koyarım. Bu sene bana ne kattı benden ne aldı diyerek. Şimdi geriye bakınca 2010′da vakit bulamadığım, vakit yaratamadığım, öncelik veremediğim mevzulara 2011′de bol bol vakit ayırdığımı görüyorum.

2011’de daha çok çocuk sevdim. Çocuk sevmek için 500 kilometre yol gittim. O ‘Beyna’ deyip ismimi doğru söylemeye çalıştıkça ben mutlu oldum. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımıza kahvaltıya gitmek için yola koyulduk Lüleburgaz’ın soğuğu ile tanıştık. 1 hafta hasta yattım. Ama yine de o sıcak aile sofrasında bulunmak için değerdi.

Türkiye’de son defa yapılan F1 yarışlarını seyretme şansı buldum. Bir sürü fotoğraf çektim. Hızla giden yarış arabalarını seyrettim. Anları ölümsüzleştirdim. Fotoğrafların büyük hallerini kaydettiğim harici disk bozulunca 3 gün yüzüm asık dolaştım.

Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarım ile görüştüm, hayatlarının nasıl değiştiğini ve daha neler yapmayı hayal ettiklerini dinledim. Ben de boş durmadım tabii bol bol hayal kurdum. Üstelik sadece hayal kurmakla da kalmadım, planladım ve bir kısmını da yoluna soktum.

Hastanelerden güzel haberler aldım. Ağlamakla gülmek arası bir yerlerde oldu ruhum. Sağlık problemleri başta olmak üzere bol bol problem çözdüm. 5 senedir düzelmeyen hastalıkların bitişini kutlamakla uzun süre meşgul oldum. Ailecek yüreğimizi atlatan durumlar oluştu ama koca bir senenin sonunda tahliller nihayet temiz çıktı mutlu oldum, hayat bayram oldu.

Senenin ilk karı gece 12′de şehrimin sokaklarına düştüğü zaman çocuklar gibi gökten yağan taneleri tutmaya çalıştım. Sabahın erken saatlerine kadar camdan kar yağmasını seyrettim yetmedi günün ilk ışıklarıyla kar yağmış İstanbul sahillerini dolaştım. Fotoğraflar çektim

Kış bitip yaz gelince “Bir hafta içerisinde bu ülkenin tüm denizlerinde keyif yapıyor olacağım” dedim kendi kendime. 3700 kilometre yol yaptık. Hepsinde yüzdüm bir hafta içinde ve evime geldim, elimde her sahilden ayrı ayrı toplanmış taşlara. Antalya‘dan Kastamonu‘ya dolaştım durdum. Bu sırada Ege‘ye aşık oldum. Gün doğumuna ve gece ışıklarına beni sarhoş etsinler diye teslim oldum. Sokaklarda bağıra bağıra şarkılar söyledim. Onlar rakıdan balıkdan İzmir’den sebep sarhoş sandılar beni, ama ben mutluluktan çakır keyf oldum.

Bu senenin son günlerine doğru koskoca bir 10 seneyi devirdik sevdiğimle. Geç saatlerde İstiklal’de topuklu ayakkabı seslerine kahkahaların eşlik ettiği mutlu bir çift olduk yanımızda en sevdiğimiz arkadaşlarımızla.Kutlamalar yaptık bir sürü soğuktan çok üşüsek de ellerimizi değsin birbirine diye o kasım akşamında eldivenlerimizi çıkardık.

Hayat bayram olmadı her zaman bazen kutlama yapacak durumlar olmadı. İçimiz daraldı, karanlık çöktü üstümüze. “Ama olsun, bu da geçecek hem de her şey çok daha güzel olacak” dedik kendi kendimize. İnandık. Geçti de, iyi ki çok aldırış etmemişiz.

Fotoğraf ile çokça ilgilenebildim bu sene. Dört doğumda telaşlı, heyecanlı annelerin yanında oldum. Hayata “Merhaba” diyen bir meleği ilk görenlerden biri ben oldum. İçim ısındı elimi sıkı sıkı tuttuğu zaman. Bol bol havalara uçtum. Çamurmuş, fırtınaymış dinlemedim. Dünyanın en güzel gün batımına şahit oldum. Dingin bir su, ‘burası cennet mi?’ dedirten bir gün batımı ve öldürücü bir soğuk. Varsın hoplayıp zıplarken ayaklarım ıslansın, hasta olayım ne olacak.  Bir keresinde de beni bile uçuracak kuvvetli rüzgarlar ile karşılaştım  biraz korku hakim oldu bünyeye ama adrenalin zaten iyi bir şey :)

Dondurmaya doydum bu sene. Kahramanmaraş dondurmasından başka dondurma bilmeyen bir çocukluk geçiren ben, bu sene yeni dondurmalar keşfettim. Her seferinde “Bu dondurmaysa peki daha önce yediklerim neymiş?” dedim. Sürekli bu cümleyi söylediğimi fark edip bolca güldüm.

Mutfakla aram yine çok iyiydi. Yine bir çok workshop‘a katıldım. Usta aşçılardan yeni yemekler yapmayı öğrendim. Yeni blogger arkadaşlarım oldu, blog açmaya heveslendirdiklerim oldu. Sadece onları heveslendirmedim yeni bir blog açtım ben de. Zayiflamahikayesi.com doğdu. İnsanlar zayıflama ve zayıflayamama hikayelerini anlattılar pek güzel oldu.

Daha çok zirveye katıldım bu sene. Sektörün dinamiklerini anlamak istedim. Can kulağı ile dinledim kürsüde konuşma yapan uzmanları. Hediyeler kazandım, sırf duyduklarımı beni takip edenler ile paylaştım diye.

İnternet’te var olan haklarımızı savunmak için yollara düştük. Ben diyeyim 40000- 50000 kişi onlar desin 100-200 kişi hepimiz İstiklal Caddesini doldurduk. Yine en önde fotoğraf çekmekle meşguldüm. Ne coşkulu bir gündü. Eylemlerin de copsuz, gazsız olabileceğini kanıtladık. Bir çok arkadaşımla beraber Mayıs ayında Sansür istemiyoruz diyerek haykırdık.

Yağmurda ıslandım, karda üşüdüm, güneşte yandım daha çok doğaya karıştım bu sene.

 

Geçen senenin acısını çıkardım dünyanın kitabını okudum. Bol bol sinemaya gittim. Yeni diziler keşfettim. Evde dizi keyfi yaptım uzun saatlerim gülerek geçirdim. iPhone’landım. Başıma türlü hadiseler geldi bu süreçte ama hayatımı kolaylaştıran bir cihaza sahip olduğum andan beri hayat daha eğlenceli oldu.

Yeni işlere giriştim. Yeni patronlarım oldu. Kimisi patron’dan çok arkadaş oldu, akıl hocası oldu. Her zaman hattın diğer ucunda oldular. Sağolsunlar.

Benim için beni bir yaş büyütecek bir sene oldu. Diğer yıllar gibi değildi. Geldi izini bıraktı ve şimdi öylece gidiyor. İlk defa büyüdüğümü hissettim. Saçımdaki beyazları keşfettim. Sorumluluklarım değişti. Acil ve doğru kararlar vermem gerekti. Anlaşmalar ve anlaşamamazlıklar ile dolu ama sonunda sükut bulan bir yıl oldu. 2012’den hak ettiklerimi alacağım kahkaha atmak için sebepler yaratmayacağım sebepleriyle beraber gelen bir yıl olmasını bekliyorum.
Hep güzel haberler veren beni endişelere sevk etmeyen bir yıl olsun. En önemlisi sevdiklerim ve onların sağlıkları hep yerinde olsun. Herkese 2012’de beklentilerini umursayan bir yıl ile karşılaşmalarını diliyorum.

 

]]>
http://www.benimgunlerim.com/2011-cabuk-git-yerine-bana-senden-daha-guzel-bir-sene-gonder.html/feed 0
Kaşarlı tavuk krepte http://www.benimgunlerim.com/kasarli-tavuk-krepte.html http://www.benimgunlerim.com/kasarli-tavuk-krepte.html#comments Mon, 26 Dec 2011 10:31:54 +0000 BMA http://www.benimgunlerim.com/?p=4453 Bugün sizler ile paylaşmak istediğim tarif aslında bir tavuk yemeği ama siz de benim gibi yılbaşında hindi yemeyi sevmeyenlerdenseniz yılbaşı menünüz için bu menüyü kolayca yapabilirsiniz.

Soğuk, sıcak, ballı muzlu, çikolatalı her türlü tüketmeyi sevdiğim için evimde mutlaka süt bulunur. Zaman zaman bazı süt markalarına kafayı taktığım oluyor. Atatürk Orman Çiftliğinin sütleri baş sırada. Geçenlerde şurada bahsetmiştim. Bir diğer merak ettiğim marka da Moova sütleriydi. Bu sıralar reklamları sıkça tv’de dönmeye başladı. Daha önce peynirini deneyip çok beğendiğim için bu sefer krep içinde süt olarak bu markayı kullanayım istedim. Krep içine kaşar peyniri rendesini bolca ekleyeceğim için sütte içinde 0,15 yağ olan Moova’nın diyet sütünü tercih ettim. Moova diyet, tam yağlı ve %50 diyet olarak 3 ayrı süt üretiyormuş.

Ben krep yaparken süt, yumurta, baharat ve un kullanıyorum. Kıvamının boza kıvamında olması gerekiyor. İnce kreplerden ziyade içine koyacağım malzemeyi tartması için ise kalın bile yaptığımı söyleyebiliriz. Kısık ateşte ve yağsız olarak pişiriyorum. Bu da biraz zaman alıyor. O yüzden bu tarif diğerleri gibi çabucak hazırlanan yemeklerden olmayacak, şimdiden uyarması. Eğer siz de aynı anda bir kaç ocakta yemek pişirmeyi seviyorsanız işe aşağıdaki malzemeleri hazırlayarak işe başlayabilirsiniz.

Öncelikle 1 adet tavuk göğüs eti gerekmekte. Bu göğüs etini 30 dakika kadar haşlayıp daha sonra küp küp kesiyorsunuz. Etiniz kenarda soğurken siz de krep yapmaya başlayabilirsiniz. Derin bir kabın içine önceden bir kenarda kırdığınız  2 adet yumurtayı, 2 bardak  yağsız sütü, 2 çay kaşığı kadar tuzu ve yarım çay kaşığı karabiberi ve 1,5 bardak unu ekleyip içinde topak kalmayacak kadar mikser ile çırpmanız gerekiyor. Tavanızı bir kere bir çay kaşığı kadar tereyağı ile yağlamanız yeterli. Teflon tava kullanıyorsanız tekrar tekrar yağlamanıza gerek yok. Arkası önü eşit şekilde kızaracak şekilde kısık ateşte krepleri pişiriyor ve yine soğuması için bir kenara ayırıyorsunuz. Her şey soğuyunca tarifin ikinci faslı başlıyor. Akşam yemeğine yarım saat kala hazırlamaya başlasanız yemeğe bu krepleri yetiştirirsiniz. Küp küp kestiğiniz tavuk etlerinin içine nane gibi artık canınız hangi baharatı kullanmak isterse ekleyin. Kreplerinizin büyüklüğü 23-27 cm kadar ise içine yaklaşık iki kaşık kadar karışımdan eklemek yetecektir. Ben bir kaşık kadar da eski kaşar peyniri rendesi koymayı tercih ediyorum. Katlarken ise önce üst ve alt köşelerini ortada buluşturup sonra sağ ve sol köşelerini alt tarafa gelecek şekilde katlayıp yağlı kağıt serilmiş fırın tepsinize yerleştirebilirsiniz. Fırında 20 dakika kadar ısıttıktan sonra bıçak ile ortasını yarıp içine kırmızı biber turşusu eklemek istedim.Siz isterseniz eklemeden de servis edebilirsiniz. Yanına da sumaklı bir parça yoğurt ekledik mi tamamdır.

]]>
http://www.benimgunlerim.com/kasarli-tavuk-krepte.html/feed 0
Sherlock Holmes Gölge oyunları http://www.benimgunlerim.com/sherlock-holmes-golge-oyunlari.html http://www.benimgunlerim.com/sherlock-holmes-golge-oyunlari.html#comments Sat, 24 Dec 2011 22:08:31 +0000 BMA http://www.benimgunlerim.com/?p=4393 Uzun zamandır Sherlock dizisine takılmış durumdayız. Diziyi çok sevdik sevmesine de dizinin devamı yokmuş. Araştırdık, sorduk soruşturduk dizinin devamı çekilmiş fakat ne zaman yayınlanacağı henüz belli olmamış. Sherlock Holmes Gölge Oyunları vizyona gireceği haberini alınca işte bu yüzden biraz fazla sevindim.

Film ile söyleyebileceğim en temel şey şu: Robert Downey Jr ve Jude Law var oyunculukları yeter diyerek gittim ve filmin yönetmenine hayran olup geri döndüm.

Filmin devamı çekilecek gibi görünüyor. Serinin ilk bölümünü seyrettiğim zaman Guy Ritchie’nin filme harika bir atmosfer kattığını görmüştüm. İkinci filmde bunu bulup bulmayacağımdan senaryonun kısır kalacağından ya da oyuncuların bekleneni veremeyeceğinden korkuyorum. Bazı filmlerde keşke ikincisini çekmeselermiş deriz ya, Sherlock ilk filmin güzelliği ile aklımda kalsın istiyordum. Sherlock’da merak ettiğim bir konu ise, insanı sadece geçmiş zaman Londra görüntüleri ile doyurup doyurmayacağı idi. O Londra görüntüleri üzerine Fransa görüntüleri cila olmuş. Onun üzerine falsosuz bir senaryo ve Jude Law ile Robert Downey Jr.’ın performansı hayli doyurucu.

Bu ara sıklıkla dizi izliyorum. Fringe serisini 2 ay içinde bitirdiğimden bahsetmiştim. Şimdi onun bölümlerini de hasretle beklediğimi söyleyebilirim. Filmde Fringe oyuncularından birini Jared Harris‘i görmek beni daha da sevindirdi.  Jared Harris Profesör Moriarty rolünde oynuyor. Bu filmde bir diğer Holmes ile de tanışmış oluyoruz. Yine spoiler olacak gibi sanki ama filmin içinde Sherlock bir ara kadın makyajı ile dolaşıyordu makyaj biraz dağılınca ise aynı Joker’e benziyordu. Bir ara aynı kişi mi oynamıştı acaba düşünmedim değil.

Filmin beni en etkileyen yerleri ise slow motion çekilen o güzelim sahneler. Aksiyon sahneleri ve 19. YY görüntüleri ile insanı 2 saatliğine de olsa başka bir dünyaya götüren bu filme bayıldım. Koleksiyonuma katmak istediğim yine yeniden aynı heyecan ile seyredebileceğim bir film olmuş.

Kullanılan İngiliz aksanı ve müzikleri ile de fazlasıyla keyif verici. Hele bir kaç sahnesi var ki hala gözümün önünden gitmiyor. Sadece satranç sahnesi ve ormandaki kovalamaca sahnesi ile bile mutlaka izlenilmesi gereken bir film. Hala vizyondan kalkmadan görmeniz gerek. Kalksa da mutlaka bir şekilde arşivinize katın. Şu an dışarıda az da olsa kar yağıyor filmdeki atmosfer yine gözümün önüne geliyor neyse çok spoiler vermemeliyim.

Kısaca konusuna gelelim;

“ Dünyanın en ünlü ve zeki dedektiflerinden Sherlock Holmes (Robert Downey Jr.) ve ‘ortağı’ Dr. Watson (Jude Law) bu sefer Londra’nın dışına çıkarak Fransa, Almanya ve İsviçre’ye yol alacakları yeni ve tehlikeli bir maceraya sürükleniyorlar. Onlardan hep bir adım önde olan kurnaz ve vicdansız Profesör Moriarty (Jared Harris) ise -ki Holmes en zeki olma unvanını ona kaptırmak üzere- büyük bir laneti değiştirecek planların peşindedir. Kahramanlarımız ise ne olursa olsun Moriarty durdurmaya kararlı… ”

diyerek özet geçmiş beyazperde.com.

Ayrıca Murat Tolga’nın eleştirisi de film hakkında iyi bir fikir edinmenizi sağlayacaktır. Mutlaka göz atın derim.

Filmin fragmanı ise işte burada:

Şimdiden iyi seyirlerdiliyorum…

 

 

 

]]>
http://www.benimgunlerim.com/sherlock-holmes-golge-oyunlari.html/feed 1
Lamborghini test ettik. http://www.benimgunlerim.com/lamborghini-test-ettik.html http://www.benimgunlerim.com/lamborghini-test-ettik.html#comments Sat, 24 Dec 2011 17:16:07 +0000 BMA http://www.benimgunlerim.com/?p=4384 Ehliyetsiz bir kadın olarak sürekli yan koltuktan süremeyiş izlenimleri yazarken “direksiyonda ben nasıl olsa yokum, o güç benim ayağımın altında değil” diye düşünür, çokça heyecan yapmam. Ama ne zaman ki Lamborghini Gallardo F1 Edition’ı test etme şansımız oldu. İşte  deli bir heyecan yaşadım geçen gün.

Yol kısa, hava yağmurluydu ve direksiyonda ben yoktum. Yan koltuktan bir yandan Çağdaş Bey’in anlattıklarını dinliyor, bir yandan da “uçağa mı bindik, neye bindik biz böyle?” diye içimden söyleniyordum. Nasıl bir gürültü. Gümbür gümbür bir makinenin içindeyim. Uzay üssü gibi mübarek. Ben ise dünyayı kurtaracak gibi bir motivasyon içindeyim. Sanki Batmobile içindeymişim, kötülerin peşinde koşacakmışım :) ya da sanki Delorean’mış bu otomobil meğerse beni geçmişe gönderecek bir zaman makinesiymiş.

Tam da “Sürüş konforlu olursa benim için o zaman keyif olur” derken araba saniyeler içinde 100 km’ye ulaştı. O sırada boynumda bir çıtlama sesi duydum sanki. Bayağı bir incittim boynumu. Kafam aniden arkaya doğru gidince. Sonra koltuğun neden o kadar insanı saracak derecede rahat olduğunu, neden iki kişilik bir araç olduğunu ve neden direksiyon başında olmak istediğimi anladım. Ehliyetim olsaydı da o parkurun canına ben de okusaydım.

Sayın okuyucu beni şimdi sakın potansiyel trafik canavarı olarak görme. Bu araç ile hızlı gitmek istemedim. Zaten 70 km’de giderken bile kendini uçuyormuşsun gibi hissediyorsun. Parkur virajlı, boş, yanından geçtiğin zaman araçlar durup seni izlemeye başlıyorlar. Trafikte yavaşlama olması kaçınılmaz :) Bu tasarım harikasını sevdiğim şekilde fotoğraflamak isterdim ama yağmur o kadar güzel yapıyordu ki. Ajan gibi peşine takılıp yol üzerinde aracın sileceklerinin el verdiği şekilde bir kaç kare yakaladım işte o anlarda bile kendimi henüz üretimi başlamamış araçların fotoğraflarını çeken paparazziler gibi hissettim. Her yerde bir Lamborghini Gallardo F1 Edition görmek olası değil hele içine binip gezmek hiç olası değil. Şu ahir ömrümde kenara koyduğum güzel anılardan birisi oldu.

Bu fırsata sen de sahip olmak istersen şu an halen Şehir fırsatında yayında. Linkten detaylı bilgiye ulaşabilirsin. Bundan çok güzel de yılbaşı hediyesi olur söylemeden geçmeyeyim :)

]]>
http://www.benimgunlerim.com/lamborghini-test-ettik.html/feed 0
Portakallı ve vişneli fondan http://www.benimgunlerim.com/portakalli-ve-visneli-fondan.html http://www.benimgunlerim.com/portakalli-ve-visneli-fondan.html#comments Wed, 21 Dec 2011 15:25:02 +0000 BMA http://www.benimgunlerim.com/?p=4375 Carte D’or tatlıları denenmeye devam ediyor. Sanırım en sevdiğim tatlısı çikolatalı sufle ve fondan oldu. Benim için lezzetli olması kadar çabuk pişirilmesi de önemli. O yüzden sanırım fondan yerine sufle bir adım önde.

Fondan kutu üzerinde yazılan gibi belirtilen dakikada benim fırından çıkmadı. Zaten “12 dakikada pişer ama fırınınıza göre değişecektir” diyorlar. Sonuç olarak 25 dakika kadar vakit geçti ama umulandan fazla ıslak bir görüntü ortaya çıktı. Ben de nasıl olsa dondurma ile servis yaparım diye düşünerek biraz daha fazla beklettim. Bunu içine kattığım vişne /portakalın karışım dengesini bozmasına bağlıyorum. Bir sonraki sefere bir de meyvesiz denemeli. Pişmesi uzun sürse de 40 dakikada pişen tatlıyı biz çok sevdik. Yılbaşı için yapmayı düşünebilirsiniz. Hem hafif hem de fındık, fıstık, bademe bulayıp pişirdiğiniz de enfes görünecektir.

Portakallı ve vişneli fondanları ayrı ayrı borcamlarda pişirdim. Toplam da 6 porsiyon çıktı. Tariflerin video’lu yapım aşamasını izlemek isterseniz Carte D’or Türkiye’nin facebook sayfasına bir göz atmalısınız. Video’lu anlatımlar ile kolayca tatlı yapabiliyor insan.

Ben tarifi biraz değiştirdiğimi söylemiştim. Yağ ile aramız pek yok. Eskiler “Ne kadar yağ koyarsan o kadar lezzetli olur.” derler ama yağlı yemekleri pek sevmiyorum. Hele hele tatlıları hiç sevmiyorum. Keklere yağ koyacağıma krema ya da dondurma eklemeyi tercih ediyorum. Hatta çok fındık fıstık ve çikolata kakao koyduysam “Aman zaten kattık içine yağ bir dünya boşver kremayı” diyorum yalan değil :)

Gelgelelim benim tarifin nasıl hazırlandığına,

Tarif için 4 yumurta ve 150 gram oda sıcaklığında margarin kullanmanız gerekiyor. Ben margarin yerine eşit gramajda  ılık su ve süt kullanıyorum bir kaşık ise tereyağı ekliyorum. Mikser ile karıştırma süresi sadece 2 dakika olduğu için yapımı çok kolay.  3 kase için yarım portakalı küçük parçalara bölüp fırına vermeden evvel eklemek, diğer 3 kase için de her bir kaseye 3-4 tane vişne eklemek yeterli.

Hepsini karıştırıp cam kaselere ekleyip 200 derecede fırına verip beklemek kalıyor. Pişmesi 12 dakika ama fırından fırına değişiyor. Benim fırında 40 dakika da istediğim kıvama geldi. Ama oldukça kuru oldu. Normal şartlarda ıslak olması gerek. Lezzeti için ise 10 puan veriyorum bu tatlıya.

Cam fırın kabı kullanmak pişerken izlediğin için oldukça eğlenceli oluyor. Şimdiden afiyet olsun.

]]>
http://www.benimgunlerim.com/portakalli-ve-visneli-fondan.html/feed 0
Tavuk salatası http://www.benimgunlerim.com/tavuk-salatasi.html http://www.benimgunlerim.com/tavuk-salatasi.html#comments Mon, 19 Dec 2011 15:14:19 +0000 BMA http://www.benimgunlerim.com/?p=4366 Nasıl oluyor da tavuğun en lezzetsiz yeri en sağlıklı yeri oluyor? Göğüs eti kısmından bahsediyorum. Yemeyi pek sevmem. Eve sıkça tavuk girmesine rağmen göğüs eti girdiği zamanlar çok nadirdir. Kanat ve but kısmı dururken göğüs etini kim yemek ister ki?

Geçenlerde belki içine sevdiğim bir kaç lezzeti katarsam daha yemekten hoşlanacağım bir lezzete dönüşür diye düşündüm. O zaman da ortaya bu tarif çıktı. Hazırlanışı oldukça basit.

6′lı ya da 8′li satılan küçük bagetlerden satın alıyorsunuz. Göğüs eti için ise 2 parça almanız yeterli. Yaklaşık 2 litre suda  45 dakika pişirmek gerekiyor. Tavuk suyunu daha sonra kullanmak için 45 dakika kadar pişirip (Pişirirken defne yaprağı ve kereviz sapı ekleyerek tavuk suyuna biraz aroma katabilirsiniz) soğuması için bir kenara ayırıyorum. Ardından tavuk bagetlerini etlerinden ayırmak için bir miktar uğraşmak gerekiyor. Ama salatanız çok lezzetli olacak azıcık uğraşmaya değer. Göğüs eti ise hemen kesilebiliyor uğraşmaya çok da gerek yok. Minik parçalar halinde kestiğiniz tavuk parçalarını soğuduktan sonra küçük parçalara ayırdığınız kırmızı biber turşusu ve konserve mısır ile karıştırdığınızda biraz nar ekşisi ile tatlandırmanız lezzetini arttıracaktır. Zeytinyağı tuz ve biberini ekledikten sonra nar ekşisinin üzerine biraz da sirke ile taçlandırıyorum.

Salata demek illa yeşillik demek değil ki. Besin değeri oldukça yüksek bu salatayı makarna ile de karıştırabilirsiniz. Kabak gratene eşlik etsin diyerek yaptığımız bu salatayı başka lezzetlerin yanında da denemek mümkün. Hepinize afiyet olsun.

]]>
http://www.benimgunlerim.com/tavuk-salatasi.html/feed 2
Sirke için güzellemeler http://www.benimgunlerim.com/sirke-icin-guzellemeler.html http://www.benimgunlerim.com/sirke-icin-guzellemeler.html#comments Wed, 14 Dec 2011 14:54:02 +0000 BMA http://www.benimgunlerim.com/?p=4345 Yüzünüzü buruşturmayın. Sevenler de var onu. Son senelerde “Elma sirkesi zayıflatıyor” konulu diyet listeleri çıkmadan çok önce başlıyor sirke ile aramızdaki münasebet. Kardeşim, “Abla yapma şunu, nasıl yiyeceksin o pilavı” derdi yemek yediğimiz zamanlarda. Sen ağzının tadını bilmiyorsun diye terslerdim. Pirince sirke çok yakışır.

Daha önce çeşitli yiyeceklere yaptığım güzellemeleri okumadıysanız, yazının burası biraz eksik kalacak. Sizi önce şuraya bir alalım. Peynir, zeytinyağı ve çay hakkında takıntılı olduğum bir gerçek. Sirke de onlar gibi benzer sebepler ile her çeşidini merak edip satın aldığım bir lezzet.

O kadar seviyorum ki sirkeyi her şeye katabilirim. Bal ile karıştırıp bir iki kaşık yediğim de oluyor zaman zaman. Sızma zeytinyağı ile beraber küçük kaselere koyduğunuzda ana yemekten önce kekikli zeytinli ekmekleri banıp yerseniz size ana yemeği beklediğinizi unutturabilir bile. Ya da salataya katıp o tatsız tuzsuz otları lezzetlendirmek içinde kullanabilirsiniz. İsterseniz çorbalara pişerken lezzet vermek için katabilir ya da zeytin kavanozunuzun içine bir kaç çorba kaşığı ekleyip kahvaltıya güzel bir aroma vermesini sağlayabilirsiniz.

Sirke deyip geçmek devri kapanmıştır. Artık raflarda üzüm sirkesinden başka çeşitli sirkeler de mevcut. Dün görünce pek keyiflendim. Çeşnili olan da var, ballı elma sirkesi de, kırmızı şarap sirkesi, 7 baharatlı sirke de var. Rakamlar uçuk değil. Tabi sirke kullanım alışkanlığınıza göre çabuk bitirip bitiremeyeceğinizi hesap ederek almalısınız. Ben ev yapımı elma sirkesinin yanına kırmızı şarap sirkesi, ballı elma sirkesi ve balzamik sirke aldım. Evde sirke çeşidi sayımız arttıkça artıyor. Lakin çokça tüketmek midemi çok zorluyor. Gayet temkinli olmak zorundayım.

Sadece lezzet değil diğer faydalarını da saymak lazım,

“Sebze ve meyveler, mikroplarından temizlemek için, sirkeli su ile yıkanır. Boğaz ağrılarında, sirkeyle gargara yapılır. Yorgunluk ve uykusuzluk için yatmadan önce sirkeli su içilir. Su ile kaynatılıp buharına durulursa baş ağrısı, astım ve cilt lekelerine faydalıdır. Kaşıntılara ve cilt çatlaklarına sirke sürülür. Sirkeli bez, mide üzerine konursa, bulantı ve kusmayı önler. Sirkeli bez varislere de faydalıdır. Sirke orta dereceli yanıklarda da kullanılır. Nasırların ve sertliklerin üzerine sirkeyle ıslatılmış ekmek konulur. Güneş yanığına sürülürse faydalıdır. Kepekli ve mat saçlar için durulama suyuna sirke ilave edilir. Cildi yumuşatmak, parlatmak için banyo suyuna bir miktar sirke katılır. Siğillere, sirke döküp üzerine kabartma tozu serpilir ve 15 dakika sonra toz silkelenir. Bal karıştırılmış sirkeli su her gün içilirse, düzenli kilo verilebilir. Sirke, ateş düşürücü, vücuda sakinlik ve ferahlık verici en zararsız maddedir. Ferahlatıcı kokusu sayesinde, baygınlıklarda hastayı uyandırıcı tesire sahiptir. Kanı sulandırır. Safrayı keserek, safra akıntısını düzenler. Kanamaları kısa zamanda kestiği bazı kaynaklarda belirtilmektedir. Hıçkırıkların giderilmesine yardım eder. (Sirke suyuna batırılmış bir parça şeker, yavaş yavaş emilir.) Sirke ile yapılacak gargara diş etlerini ve dişleri sağlığa kavuşturur. Sinemekiyle kaynatılıp içildiği takdirde, kabızlığa iyi geldiği kaynaklarda geçmektedir. Lavabo banyo gibi sert zeminler sirkeyle silinir. Patatesin pişirme suyuna bir kaşık sirke koyun. Hem rengi sapsarı kalır, hem daha lezzetli olur. ” diyor gidaraporu.com adlı sitede.

Demem o ki, sirkeyi seviniz gelecek nesillere sevdiriniz. “Zayıflatıyor” diyenlere de pek itibar etmeyiniz, bardak bardak içip mideyi delmenin lüzumu yok.

Görsel şu adresten alınmıştır.

]]>
http://www.benimgunlerim.com/sirke-icin-guzellemeler.html/feed 1