<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/" xmlns:blogger="http://schemas.google.com/blogger/2008" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522</atom:id><lastBuildDate>Thu, 24 Oct 2024 11:28:26 +0000</lastBuildDate><category>sağlık</category><category>diyet</category><category>kilo vermek</category><category>beslenme</category><category>egzersiz</category><category>yemek</category><category>hastalık</category><category>kanser</category><category>uyku</category><category>grip</category><category>spor</category><category>cilt</category><category>ideal kilo</category><category>kan</category><category>nemlenme</category><category>vitamin</category><category>C vitamini</category><category>mide</category><category>sebze</category><category>su</category><category>yağ</category><category>yiyecek</category><category>şeker</category><category>ayak</category><category>aşı</category><category>besin</category><category>diyabet</category><category>diş</category><category>diş macunu</category><category>ekren tedavi</category><category>felç</category><category>gençleşme</category><category>gençlik</category><category>gribal enfeksiyon</category><category>güzelleşme</category><category>güzellik</category><category>gıda</category><category>hareket</category><category>ipucu</category><category>iştah</category><category>kalori yakmak</category><category>kalp</category><category>karaciğer</category><category>kayısı</category><category>kilo almak</category><category>korunmak</category><category>meyve</category><category>meyveler</category><category>pekmez</category><category>pişirme</category><category>sindirim sistemi</category><category>soğuk</category><category>stres</category><category>tedavi</category><category>turp</category><category>uyumak</category><category>virüs</category><category>vücut</category><category>yumurta</category><category>yürüyüş</category><category>çikolata</category><category>çocuk</category><category>alternatif tıp</category><category>alzheimer</category><category>asit</category><category>atkı</category><category>ayakkabı</category><category>açlık</category><category>ağrı kesici</category><category>ağız</category><category>ağız kokusu</category><category>bacak</category><category>bahar</category><category>baharat</category><category>bakım</category><category>bal</category><category>bal kabağı</category><category>bel fıtığı</category><category>bezelye</category><category>brokoli</category><category>böbrek</category><category>bıldırcın</category><category>cocuk</category><category>davranış bozukluğu</category><category>demir</category><category>depresyon</category><category>diş fırçası</category><category>doku</category><category>dondurma</category><category>eklem ağrısı</category><category>ekmek</category><category>erken yaşlanma</category><category>fasulye</category><category>gripin</category><category>göz</category><category>göz tembelliği</category><category>göz çevresi</category><category>havuç</category><category>hazımsızlık</category><category>ilaç</category><category>ilaç kullanımı</category><category>incir</category><category>insülin</category><category>kabızlık</category><category>kahvaltı</category><category>kalori</category><category>kalp krizi</category><category>kalsiyum</category><category>kan vermek</category><category>kan şekeri</category><category>kas</category><category>kas ağrısı</category><category>katkı maddesi</category><category>kepekli ekmek</category><category>kilo korumak</category><category>kimyon</category><category>kolesterol</category><category>krem</category><category>kına</category><category>kırmızı turp</category><category>kış</category><category>light ürün</category><category>maydanoz</category><category>metabolizma</category><category>mucize</category><category>mutfak</category><category>mutluluk</category><category>muz</category><category>mısır</category><category>nar</category><category>nar suyu</category><category>nezle</category><category>obezite</category><category>ofis</category><category>patates</category><category>penisilin</category><category>posa</category><category>potasyum</category><category>reçel</category><category>salata</category><category>sarımsak</category><category>sağlam</category><category>sağlılı</category><category>seyehat</category><category>sihay noktalar</category><category>sivilce</category><category>süt</category><category>tarçın</category><category>tatlı</category><category>temizlik</category><category>tempo</category><category>test</category><category>tümör</category><category>türk mutfağı</category><category>vişne</category><category>yanık</category><category>yaz</category><category>yağlı cilt</category><category>yaşam</category><category>yeşil çay</category><category>yoğurt</category><category>yüz</category><category>zeka</category><category>zeytinyağı</category><category>çilek</category><category>öğün</category><category>ürüm</category><category>üzüm</category><category>ıslaklık</category><category>şekerleme</category><category>şifa</category><title>Benim Sağlığım</title><description>Sağlıklı yaşam için ipuçları, derleme yazılar.</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>93</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-4178063279073970173</guid><pubDate>Sun, 14 Mar 2010 22:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-03-15T00:54:41.757+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">beslenme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">incir</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kabızlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kayısı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sindirim sistemi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">su</category><title>Kabızlığa su, incir, kayısı</title><description>&lt;div&gt;Çocuklar kabızlık sorunuyla sık sık karşılaşıyor. Annelerin bebeklerine ilk 6 ay boyunca anne sütü vermeleri, kabızlığa karşı alınacak ilk tedbir. Peki sonrası...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Acıbadem Bakırköy Hastanesi&#39;nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevil Elçin Kızılok, kabızlığın her yaşta görülen bir sindirim sorunu olduğunu belirterek, bazı bebeklerin anne sütü almalarına rağmen bağırsak yapısındaki sorunlar nedeniyle kabızlık sorunu yaşayabildiğine dikkat çekiyor. İnek sütünün beklerde kabızlığa yol açması nedeniyle bir yaşına kadar inek sütünü önermediklerini belirtiyor. Dr. Kızılok &quot;Yeterince sebze ve meyve yememek, bağırsaklarda posa oluşmasına engel oluyor. Bu durumun sonuçlarından biri de, kabızlık. Bu sorunun oluşmaması için beslenmeye dikkat etmek gerekiyor. Ayrıca aç karnına su içtikten sonra, kuru kayısı ve kuru incir tüketmenin barsak hareketini artırdığının bilinmesi gerekiyor. Çocuk, kuru kayısı veya kuru incir yemezse, yoğurda karıştırarak ya da meyve püreleriyle beraber vermek etkili olabiliyor&quot; dedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;MUTLAKA ARA ÖĞÜN&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dr. Kızılok, dikkat edilmesi gereken başka bir önemli noktayı da şöyle açıklıyor: &quot;Ara öğünler bağırsak hareketlerinin artmasına yol açıyor. Beslenmesinde şekerlemeler, çikolatalar, hamburger ve diğer fast-food gıdalarda aşırıya kaçılmaması bir başka önemli nokta. Bazı anneler çalıştığı için çocuğa büyükanneler bakıyor, onlar da çocuğa kıyamadıkları için katı ya da şekerli gıdalar verebiliyorlar. &#39;Çocuk istiyor&#39; diyerek sağlığını olumsuz etkileyen besinler vermek, doğru değil. Önemli olan çocuğu sağlıklı beslenmektir.&quot;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href=&quot;http://yenisafak.com.tr/Saglik/?i=242820&quot;&gt;Yeni Şafak&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2010/03/kabzlga-su-incir-kays.html</link><author>noreply@blogger.com (Mail Archivist)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-897218340705407672</guid><pubDate>Sun, 14 Mar 2010 22:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-03-15T00:51:46.949+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">alzheimer</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bal kabağı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">erken yaşlanma</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kanser</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">vücut</category><title>Bal kabağı vücudun paslanmasını önlüyor</title><description>&lt;div&gt;Kış aylarında yoğun rağbet gören ürünlerden bal kabağı, lezzetinin yanı sıra pek çok hastalığa da iyi geliyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Baş Diyetisyeni Sevinç Yetişen, bal kabağının alzheimer, erken yaşlanma ve kansere karşı koruyucu olan, vücudun &#39;paslanmasını&#39; önleyen en güçlü antioksidanların birçoğunu içerdiğini söyledi. Bal kabağının hem göz hem de beyin sağlığı için de mükemmel bir besin olduğunu belirten Yetişen, bal kabağının kolay sindirilebilme özelliğiyle mide ve bağırsaklar için de birçok faydasının bulunduğunu vurguladı. Yetişen, bal kabağının bol miktarda lif içermesi nedeniyle gıdalar ile alınan toksinlerin atılmasına ve kolesterolün düşmesine de yardımcı olduğuna işaret ederek, bu ürünün kabızlık ve hemoroid sorunu olanlara da tavsiye edildiğini bildirdi. Eskiden çorbası, zeytinyağlısı, oturtması da yapılan bal kabağının günümüzde çoğunlukla tatlı olarak tüketildiğini anlatan Yetişen, bal kabağından çorba, börek, kek, pasta, puding, komposto, marmelat ve reçel yapılarak da yararlanılabileceğini söyledi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href=&quot;http://yenisafak.com.tr/Saglik/?i=242818&quot;&gt;Yeni Şafak&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2010/03/bal-kabag-vucudun-paslanmasn-onluyor.html</link><author>noreply@blogger.com (Mail Archivist)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-6576952237752381815</guid><pubDate>Sun, 14 Mar 2010 22:47:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-03-15T00:50:07.430+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">doku</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hastalık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kan</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">zeytinyağı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">şifa</category><title>Hastalıkların şifa kaynağı</title><description>&lt;div&gt;Zeytindostu Derneği Adana Bölge Temsilcisi Ziraat Yüksek Mühendisi Murat Öztanrıöver, zeytin ve zeytinyağının kalp ve damar sistemine iyi geldiğini, tansiyonu dengeleyip gastrit ve ülsere karşı da koruyucu etki yaptığını bildirdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kanın pıhtılaşma riskini azaltıcı özelliği olduğu belirlenen zeytinyağının dokuların yaşlanmasını önlediğini de belirten Öztanrıöver, sindirim için gerekli asitleri azaltmadığını bu sayede ise safra taşı riskini de azalttığını bildirdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öztanrıöver, Ziraat Mühendisleri Odası&#39;nca düzenlenen &quot;Kutsal Ağaç Zeytin ve İksiri&quot; konulu toplantıda yaptığı konuşmada, zeytin ağacı ile zeytinyağının tarihi seyri ile özelliklerini anlattı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zeytinin bütün ağaçların ilki olduğunu kaydeden Öztanrıöver, arkeolojik ve jeolojik buluntuların da zeytinin Milattan Önce 6000 yılından beri kullanıldığını gösterdiğini bildirdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Akdeniz uygarlığının sembolü olan zeytin ağacının tarih boyunca bu bölgede kurulan tüm uygarlıkların temelini oluşturduğuna dikkat çeken Öztanrıöver, dünyadaki zeytin varlığının yüzde 97&#39;sinin Akdeniz&#39;e sınırı olan İspanya, İtalya, Yunanistan, Türkiye, Fas, Tunus, Cezayir, Portekiz, Suriye gibi ülkelerde bulunduğunu hatırlattı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zeytinyağının &quot;sıvı altın&quot; olarak nitelendirildiğini, doktor yemininin sahibi Hipokrat&#39;ın zeytinyağını şifa verici olarak tavsiye ettiğini ifade eden Öztanrıöver, şunları kaydetti: &quot;Kur-an&#39;da zeytin ağacının Sina Dağı&#39;ndan geldiği, meyvelerinden yağ elde edildiği yazılıdır. Hz. Davut Peygamber de zeytini doğru insana benzetir. Hz. İsa Peygamber&#39;in göğe çıkışını gerçekleştiği Zeytindağı&#39;ndaki bahçede, o zamandan kalma zeytin ağaçları bugün hala durmaktadır. Rivayete göre Hz. Nuh Peygamber tufan biraz durulur gibi olunca gemisinin güvertesinden beyaz bir güvercin uçurur. Bu beyaz güvercin bir müddet sonra gemiye ağzında bir zeytin dalıyla döner. Böylece Hz. Nuh Peygamber tufanın bittiğini ve suların çekildiğini anlar. Bu nedenle ağzında zeytin dalıyla beyaz güvercin asırlar boyu barışın sembolü olmuştur.&quot;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zeytin ağacının 700 ile 2 bin yıl yaşayabildiğine dikkat çeken Öztanrıöver, zeytin ve zeytinyağının 8 bin yıldır dünyaya güzellik, sağlık ve lezzet sunduğunu ifade etti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;100 gram zeytinde 224 kalori olduğunu, yağında ise 30 miligram E vitamini bulunduğunu aktaran Öztanrıöver, dünyada yaklaşık 10 milyon hektarda 900 milyonu aşkın zeytin ağacı olduğunun tahmin edildiğini dile getirdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;İLAÇ GİBİ&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öztanrıöver, Türkiye zeytin üretiminin yüzde 76&#39;sının Ege Bölgesi&#39;nde olduğuna dikkat çekerek, zeytin ve zeytinyağının kalp damar sistemine iyi geldiğini, tansiyon, gastrit ve ülsere karşı da koruyucu etki yaptığını, kan hücrelerinin kümeleşmesinde rol oynayan faktörlere karşı etki göstererek kan damarlarında pıhtılaşma riskini azalttığını, aynı zamanda dokuların yaşlanmasını önleyip yaşlanmanın beyin fonksiyonları üzerindeki yıpratıcı etkisini azalttığına dikkat çekti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zeytinyağının, yağların içinde en kolay hazmedildiğini, diğer yağlardan farklı olarak, midede bulunduğu sürede sindirim için gereken mide asitlerini azaltmadığını, midede kısa bir süre kaldıktan sonra bağırsaklarda sindirildiğini, safra taşı riskini azaltıp, taşların erimesine yardımcı olduğunu belirtti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Konferansın ardından Ziraat Mühendisleri Odası Şube Başkan Yardımcısı Ramazan Karakoç, Öztanrıöver&#39;e teşekkür ederek plaket takdim etti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href=&quot;http://yenisafak.com.tr/Saglik/?i=241601&quot;&gt;Yeni Şafak&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2010/03/hastalklarn-sifa-kaynag.html</link><author>noreply@blogger.com (Mail Archivist)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-4713090671611769064</guid><pubDate>Sun, 14 Mar 2010 22:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-03-15T00:46:47.442+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">beslenme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">felç</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">çikolata</category><title>Çikolatanın bir faydası daha</title><description>Çikolata felç geçirmeyi önlemede de yardımcı olabiliyor. Felç riskini azaltmak için haftada bir paket çikolata yemek yeterli. Telegraph gazetesindeki habere göre, yaklaşık 50 bin kişi üzerinde yapılan araştırmada düzenli çikolata yiyenlerde felç geçirme riskinin yemeyenlere oranla yüzde 22 daha az olduğu belirlendi. 1169 kişi arasında yapılan bir başka araştırmada da, felç geçirdikten sonra haftada 50 gram çikolata tüketmeye başlayanlarda bu hastalıktan ölme riskinin yüzde 46 azaldığı belirlendi. Çikolatanın bu faydasının sağlıklı bir anti-oksidan olan flavanoidler bakımından zengin olmasından kaynaklanıyor olabileceği belirtildi. Araştırmayı kaleme alan Kanada&#39;daki Toronto Üniversitesinden Sarah Sahib, yine de, çikolatanın felç riskini gerçekten azaltıp azaltmadığını anlamak için daha çok araştırmaya ihtiyaç olduğunu söyledi.</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2010/03/cikolatann-bir-faydas-daha.html</link><author>noreply@blogger.com (Mail Archivist)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-4739589923831601285</guid><pubDate>Sun, 14 Mar 2010 22:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-03-15T00:45:20.189+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">beslenme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">salata</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yağ</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yemek</category><title>Yemekten önce sirkeli salata!</title><description>&lt;div&gt;&#39;Kalp hastalıkları ve beslenme ilişkisi&#39;ni inceleyen bilimsel araştırmalar, eskiden bilinen bazı doğruları onaylarken, bazılarının da yanlış olduğunu gösteriyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&#39;Yağın tamamen beslenmeden çıkarılmaması&#39; gerektiği yeni bilgilerden en önemlisi. International Hospital Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Tuğrul Okay, kalp hastalarının yağsız beslenmelerine gerek olmadığını söylüyor. Ancak kalp hastalarının beslenirken günlük kalori limitlerinde kalması ve işlenmiş (rafine) gıdaları az tüketmesi gerekiyor. Kalp hastalarına yıllarca yağdan uzak durmalarının söylendiğine değinen Doç. Dr. Okay, &quot;Bilimsel dergilerde yayınlanan yeni araştırmalar, yağsız beslenmenin iyi bir şey olmadığını gösteriyor. Çünkü yağ, aynı zamanda karbonhidratın emilimini yavaşlatıyor, karbonhidratın emilimi yavaş olunca kan şekeri de daha yavaş yükseliyor&quot; diyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;ZEYTİNYAĞI DÜZENLİ OLARAK TÜKETİLMELİ&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dr. Okay&#39;a göre, beslenmede sağlıklı yağların tercih edilmesi gerekiyor. &quot;Sıvı yağ ve özellikle zeytinyağı düzenli olarak tüketilmelidir. Zeytinyağının bile rafine edilmemiş şekilde tüketilmesi iyi kolesterolü yükseltmesi ve trigliseridleri düşürmesi açısından rafine zeytinyağına göre daha sağlıklıdır&quot; açıklamasını yapan Dr. Okay, kalp damar sağlığını korumaya yönelik şu bilgileri veriyor: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;MISIR GEVDEĞİNİ ÇOK FAZLA YEMEYİN&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&quot;Aynı şekilde hem çocukların hem yetişkinlerin rafine karbonhidrat, beyaz ekmek, unlu gıdalar ve tahıl gevrekleri tüketmeleri, içindeki işlenmiş karbonhidrat nedeniyle kan şekerini hızla yükseltiyor. Özellikle mısır gevrekleri ekmekten daha hızlı bir şekilde kan şekerini yükselttiğinden fazla miktarda, sık sık tüketilmemesi gerekiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href=&quot;http://yenisafak.com.tr/Saglik/?i=241309&quot;&gt;Yeni Şafak&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2010/03/yemekten-once-sirkeli-salata.html</link><author>noreply@blogger.com (Mail Archivist)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-6893212037768495621</guid><pubDate>Sun, 14 Mar 2010 22:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-03-15T00:40:49.491+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">diyabet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">posa</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">tarçın</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yağ</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">üzüm</category><title>Üzüm çekirdeği ve tarçın diyabete iyi geliyor</title><description>&lt;div&gt;Dünyadaki en yaygın hastalıklardan biri olan diyabet, insan sağlığını tehdit ediyor. Dünya çapında ölüm nedenleri arasında ilk 5 hastalık arasında yer alan diyabet, tedavi edilmediğinde böbrek yetmezliği, körlük, kalp-damar hastalıklarına yol açıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ancak uzmanlar, diyabet hastalarının doğru besin seçimi ile ilaç kullanımına gerek kalmadan hastalığın kontrol altına alınabileceğini söylüyor. Üzüm çekirdeği, yeşil çay, tarçın, kuru baklagiller gibi besinler diyabete bağlı ortaya çıkan hastalıkları önlüyor ya da hastalığın kontrol altında tutulmasını sağlıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diyabet, pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya insülinin etkisine dokularda direnç olması sonucu kandaki şeker miktarının yükselmesi ile ortaya çıkan bir hastalık. Sağlıklı bireylerde kana geçen şeker, pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla hücrelere taşınır. Diyabetli kişilerde ise insülin eksik veya etkisiz olduğu için şeker hücre içine giremez ve kandaki miktarı yükselir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Krom, diyabette kullanılması gereken en önemli doğal bileşen. Vücutta insülin etkinliğini artıran krom, kan şekerinin düzelmesine yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Aksoy, diyabet hastalarının tam tane ekmek veya buğday özü ilave edilmiş ekmek tüketerek krom bileşeninden faydalanabileceğini belirtti. Yulaf kepeğinin içindeki beta glukan posasının da diyabete iyi geldiğini aktaran Aksoy şunları söyledi: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&quot;Beta glukan şekere yapışarak, şekerin daha geç emilmesini, böylece kan şekerinin yavaş bir şekilde yükselmesini sağlar. Diyabetliler süt veya yoğurdun içine yulaf ezmesi koymalı. Ayrıca günde bir çay kaşığı tarçın tüketerek kan şekerini yüzde 10-29 arasında düşürebilirler. Tarçını meyvelerin üzerine serpip tüketebilecekleri gibi çubuk tarçınların çayını da içebilirler.&#39;&#39; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üzüm çekirdeği ve yeşil çay da diyabette kullanılabilecek ilaç dışı doğal maddelerden. Bu gıdalar vücutta insülinin etkinliğini artırdığı gibi diyabet sonucu ortaya çıkan hastalıklara karşı da koruma sağlıyor. Üzüm çekirdeğinin iyi bir antioksidan kaynağı olduğunu ifade eden beslenme uzmanı Seyran Tombul ise bu gıdaların aç karnına tüketilmesi gerektiğini söyledi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Prof. Dr. İlhan Yetkin, beslenmeye dikkat edilerek diyabetten kurtulunabileceğini belirtti. Yetkin, &quot;Şeker hastaları beslenme kurallarına uyarsa ek bir vitamin ya da katkı maddesine ihtiyaç duymaz. 46 yaşında bir diyabet hastam vardı. Beslenmesine dikkat edip 20 kilo verdikten sonra kullandığı ilaca ihtiyaç kalmadı. Şu anda yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürüyor.&#39;&#39; dedi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diyabet hastası nasıl beslenmeli? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öğünler hemen her gün aynı saatlerde olmalı: Kan şekeri kontrolü için öğün saatleri günler içinde tutarlılık göstermeli. Örneğin kahvaltı bir sabah 7&#39;de ertesi gün 11&#39;de yapılmamalı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şeker içeren yiyecek ve içeceklerden sakının: Şeker ve şeker içeren besinler çok hızlı emilip kan şekerini çok hızlı yükseltir. Bu nedenle bu besinlerden kaçınılmalıdır. Bunların yerine sebze, meyve, süt, yoğurt, kuru baklagiller, yulaf ve kepekli ekmek tüketilmeli. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yağ alımını azaltın ve sıvı yağları tercih edin: Yağları azaltmak, enerji alımını dengeleyerek kilo alma riskini azaltır. Diyabet hastaları sofralarında sıvı yağa daha çok yer vermeli. Yemek pişirirken sıvı yağ kullanmalı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Posalı yiyecekleri tercih edin: Posası yüksek bir beslenme programı sürdürmek hem bağırsak faaliyetlerinin düzgün olmasını hem de kan yağlarının düşmesini sağlar. Rafine edilmemiş gıdalar (kuru baklagiller, bulgur, buğday, yulaf, tam tane ekmekleri), sebze ve meyveler yüksek posa içeriğine sahiptir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tuzu azaltın: Sodyum, vücudumuzda suyun tutulmasını sağlayarak tansiyonun yükselmesine neden olur. Sodyum, tuzun dışında salamura, konserve, hazır çorba, et suyu tabletleri, şarküteri ürünleri (salam, sosis, sucuk vb.), maden suyu ve sodalarda bulunur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href=&quot;http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=956964&quot;&gt;ZAMAN&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2010/03/uzum-cekirdegi-ve-tarcn-diyabete-iyi.html</link><author>noreply@blogger.com (Mail Archivist)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-1913474197183943413</guid><pubDate>Sun, 14 Mar 2010 22:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-03-15T00:39:07.140+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bahar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kahvaltı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">uyku</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yürüyüş</category><title>Bol su için, kahvaltı yapın, yürüyün</title><description>&lt;div&gt;Sürekli uyuma isteği, dikkat eksikliği, işleri erteleme düşüncesi ve bitkinlik gibi belirtilerle kendini gösteren bahar yorgunluğu, önlem alınmadığı takdirde kronik hale dönüşebilir. Baharla birlikte havadaki değişim insanları olumsuz etkileyebilir. Bunun için düzenli beslenme, kahvaltıyı ihmal etmeme, bol su içmek ve yürüyüş yapmak önemlidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Baharın gelmesi, havaların ısınmaya başlaması birçok insanda yorgunluk hissi oluşturuyor. Sürekli uyuma isteği, dikkat eksikliği, işleri erteleme düşüncesi ve bitkinlik gibi belirtilerle kendini gösteren bahar yorgunluğu, önlem alınmadığı zaman kronik hale gelerek insanların hayatını olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, dengeli beslenmeyi, bol su tüketmeyi, sabah saatlerinde yürüyüş ve egzersiz yapmayı, günlük aktiviteleri monotonluktan kurtaracak değişiklikler yapmayı öneriyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;NPİSTANBUL Etiler Polikliniği&#39;nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Özlem Mestcioğlu, bahar yorgunluğuna bağlı olarak kimilerinin kendini uykuya verdiğini, kimilerinin de sinirli bir hal aldığını ve hırçınlaştığını belirtiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bahar yorgunluğunun sabahları uyanmakta zorlanma, işe gitmeme ve işleri erteleme isteği, devamlı uyuma isteği, kendini yalnız, güçsüz, mutsuz, tedirgin, tembel hissetme, dikkati toparlayamama, sinirlilik gibi belirtileri bulunduğunu anlatan Mestcioğlu, &quot;Bu belirtilerin hepsini ya da birkaçını kendinizde hissediyorsanız bahar yorgunluğu yaşıyorsunuz demektir. Havadaki değişim sinirlilik, gerginlik, stres meydana getirmekte ve bahar yorgunluğunun gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Stres damar büzüşmesini artırarak bahar aylarında kalp-damar ve romatizmal hastalıklarda artışa da neden olabilmektedir.&quot; dedi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Havadaki elektrik yükünün şehirlerde daha fazla hissedildiğini söyleyen Mestcioğlu, trafik, hava kirliliği ve sanayi artıklarının elektrik yükünü artıran nedenler arasında yer aldığını bildirdi. Metabolizmanın hızlanmasının ve hormonlarda oluşan değişikliklerin de bahar yorgunluğuna neden olduğunu aktaran Mestcioğlu, sigara içenlerin, düzensiz beslenenlerin, ergenlerin, yaşamda belirli amaçları olmayanların, iş temposu yoğun olanların bahar yorgunluğuna daha çok yakalandığını ifade etti. Bazı kişilik özelliklerinin de bahar yorgunluğunun yaşanması için yatkınlık oluşturabildiğini anlatan Mestcioğlu, &quot;Değişime açık olmayanlar, olumsuz senaryolar yazma eğilimi gösterenler, zorluklara karşı tahammül etme becerisi daha az bulunanlar, yenilgiyi çabuk kabul edenler bahar yorgunluğunu daha belirgin olarak hissedebiliyorlar.&quot; diye konuştu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bahar yorgunluğunun bir hastalık olmadığı ancak gerekli önlemler alınmazsa kronik yorgunluk ve tükenmişlik sendromuna dönüşebildiği uyarısında bulunan Özlem Mestcioğlu, şu bilgileri verdi: &quot;Tükenmişlik sendromu müdahale edilmesi gereken bir durumdur, düzelmemesi halinde oldukça ciddi sorunlara neden olabilmektedir. İş yaşamında; performans düşüklüğü, insanlarla ilişkilerde bozulmalar, aile ve sosyal yaşantıda ise ilişki sorunları yaşanabilmektedir. Kişiler iç dünyalarında giderek daha mutsuz olmakta, keyifsizleşmekte, tüm dünyayla ilgisini yitirme noktasına kadar gelebilmektedirler.&quot; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Yorgunluğu nasıl yenebiliriz? &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lifli sebzeler, yeşil sebze ve meyve, domates, patates, kayısı tercih edilecek yiyeceklerdendir. En önemli öğün ise kahvaltıdır, kahvaltı mutlaka düzenli biçimde yapılmalıdır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Günde en az 3 litre su tüketilmelidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çalışma ortamının havası her zaman temiz olmalıdır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uyku ritmine özen gösterin. Sabahları erken kalkmak önemlidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Açık havada özellikle de sabah saatlerinde yapılan yürüyüşler yararlıdır. En az 15-20 dakika süreli sabah ve aç karnına yapılan jimnastik faydalıdır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kronik yorgunluk sendromunun geliştiği hallerde çalışma temposunu düşürmek ve kısa tatiller uygun olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href=&quot;http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=961370&quot;&gt;ZAMAN&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2010/03/bol-su-icin-kahvalt-yapn-yuruyun.html</link><author>noreply@blogger.com (Mail Archivist)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-3754758493252280994</guid><pubDate>Sun, 14 Mar 2010 22:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-03-15T00:36:31.885+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">diyet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">metabolizma</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">öğün</category><title>Metabolizma hızınızı ölçtürmeden diyet yapmaya başlamayın</title><description>&lt;div&gt;Bilinçsizce yapılan diyetler, bazal metabolizma hızını yavaşlatarak, kilo vermenizi engelliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu durumda da &quot;diyet yapıyorum zayıflayamıyorum&quot; cümlesi sık sık söyleniyor. Göztepe Medical Park Hastanesi&#39;nden İç Hastalıkları Uzmanı ve Obezite Kliniği Sorumlusu Dr. Yavuz Furuncuoğlu, diyet yapmaya karar veren herkesin önce enerji ihtiyacını doğru şekilde saptayıp metabolizma hızını ölçtürmesi gerektiğini söyledi. Furuncuoğlu, bazal metabolizma hızının kullanılan oksijen miktarı belirlenerek ve oluşan kalori ölçülerek bulunabileceği gibi hesaplama yöntemi ile de tahmin edilebileceğini belirtti. Diğer bir yöntem ise kanda proteine bağlı iyot miktarını ölçerek bazal metabolizma hızını görmek olduğunu aktaran Furuncuoğlu, bazı hastalıkların bazal metobolizma hızını etkileyebileceğini söyledi. Buna göre korku, öfke vs. gibi sinirsel anlar, zehirli guatr, hipofiz ve böbrek üstü bezi hastalıkları, gebeliğin son üç ayında ve bazı ilaçlar bazal metabolizmayı yükseltiyor. Bazal metabolizmayı düşüren durumlar ise şunlar: Beslenme yetersizlikleri, uyku anı, anemi (kansızlık), bazı psikiyatrik hastalıklarda ve genetik hastalıklarda, hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması durumunda), hipofiz ve böbrek üstü bezi hastalıkları ile yine bazı ilaçlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Öğün atlamamaya özen gösterin &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Günde en az 2-2,5 litre sıvı tüketmeye özen gösterin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kesinlikle öğün atlamayın. Diyette yer alanlar dışında fazla veya eksik yemeyin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zeytinyağlı sebze yemek tercihinizi yaparken az yağda pişmiş olmasına dikkat edin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kesinlikle kızarmış sebze yemeklerini tercih etmeyin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çay, kahve şekersiz olmak şartıyla istenilen miktarda tüketilebilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Açlık hissi duyduğunuz anda havuç veya 1 avuç beyaz leblebi yiyebilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Günde bir su bardağından fazla soda tüketmeyin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href=&quot;http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=951969&quot;&gt;ZAMAN&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2010/03/metabolizma-hznz-olcturmeden-diyet.html</link><author>noreply@blogger.com (Mail Archivist)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-4656914539873740403</guid><pubDate>Tue, 21 Oct 2008 14:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-21T17:41:12.921+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ağrı kesici</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kanser</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">uyku</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">vişne</category><title>Vişne suyu kolon kanserini engelliyor</title><description>Vişne suyunun ağrı kesici, ateş düşürücü ve uyku sağlayıcı özelliğini biliyor muydunuz? Günde sadece bir bardak vişne suyu tüketimi, vücudunuzun günlük antioksidan ihtiyacını karşılıyor. A vitamini bakımından en zengin meyvelerden biri olan vişne ile ilgili Michigan State Üniversitesi bir araştırma yaptı. Buna göre; vişnenin içeriğinde bulunan antosiyonellerin, ateşlenmeyi tetiklediği iddia edildi. Ayrıca ön araştırmalar; vişnedeki antosiyonellerin kolon kanseri riskini de önemli ölçüde azalttığını gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.sabah.com.tr/gny/haber,7BEF9DD7843C4009B15BDE6E6B707D3F.html#7BEF9DD7843C4009B15BDE6E6B707D3F&quot;&gt;Sabah&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/10/vine-suyu-kolon-kanserini-engelliyor.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-8537378586096525159</guid><pubDate>Tue, 21 Oct 2008 14:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-21T17:39:48.143+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kilo almak</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">uyku</category><title>Uykunun azı da çoğu da kilo aldırır</title><description>Çok fazla ya da az uyumak, kilo aldırıyor. Women&#39;s Health dergisinin ekim sayısındaki bir haberde; Laval Üniversitesi&#39;nin yaptığı araştırma sonucunda, günlük doğru uyuma süresinin 7-8 saat arasında olduğunun belirlendiği belirtildi. Araştımayı yapan Dr. Jean Philippe Chaput, şöyle konuştu: &quot;Gereğinden az uyunduğunda, iştah bastırıcı leptin hormonu azalıyor ve iştah açıcı etkisi olan hormon artıyor. Aşırı uyku da, daha az hareket anlamına geliyor ve daha az kalori yakımına yol açıyor. Boş vakitlerinizde hareket edin.&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.sabah.com.tr/gny/haber,F20AD8454AF141DEA19F46520E1935D7.html#F20AD8454AF141DEA19F46520E1935D7&quot;&gt;Sabah&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/10/uykunun-az-da-ou-da-kilo-aldrr.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-3276817510737333284</guid><pubDate>Tue, 21 Oct 2008 14:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-21T17:37:08.217+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">meyve</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sebze</category><title>Sebzeleri mevsiminde tüketin</title><description>* Tüm sebze ve meyveler ucuzladığı dönemlerde tüketilmelidir.&lt;br /&gt;* Çiğ tüketmeye çaba sarf edilmelidir.&lt;br /&gt;* Yenilebilen kabukları soymayın. Soymanız gerekiyorsa mümkün olduğunca ince soyun. Birçok vitamin ve mineral, sebze ve meyvelerin özellikle dış yapraklarında, kabuğunda veya kabuğun hemen altındaki kısımlarında bulunur.&lt;br /&gt;* Günde en az beş porsiyon sebze ve meyve tüketmeli. Sebze ve meyvenin en az iki porsiyonu yeşil yapraklı sebze, portakal, limon gibi turunçgiller veya domates olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.sabah.com.tr/gny/haber,DD141249412749E186721F53B64EB5E9.html#DD141249412749E186721F53B64EB5E9&quot;&gt;Sabah&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/10/sebzeleri-mevsiminde-tketin.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-6224781419980644503</guid><pubDate>Tue, 21 Oct 2008 14:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-21T17:28:36.207+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">maydanoz</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yumurta</category><title>Yumurtayı maydanozla yiyin</title><description>Yumurtada bulunan kolin maddesinin zekanın gelişmesi, hafıza ve öğrenme açısından önemli olduğunu, bu açıdan çocukların yumurta tüketmesinin gerekliliğini anlatan Dr. Ender Saraç, yumurtanın çok iyi bir demir kaynağı olduğuna da işaret ediyor. Dr. Saraç, &quot;Yumurtadaki demirden yararlanmak için, yanında C vitamini açısından zengin sivri biber, maydanoz, domates gibi narenciye ürünlerinin tüketilmesi yararlı olur&quot; uyarısında da bulunuyor. Yumurtada bulunan lesitinin, kolesterolün kalp damarlarına yapışmasını engellediğini belirten Saraç, haftada en az 3-4 kez yumurta yenmesini öneriyor. Aklınızda bulunsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.sabah.com.tr/gny/haber,2525F40EBBA64460AB49F3C778FCFB58.html#2525F40EBBA64460AB49F3C778FCFB58&quot;&gt;Sabah&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/10/yumurtay-maydanozla-yiyin.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-5503656515896333496</guid><pubDate>Sun, 19 Oct 2008 21:16:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-20T00:17:26.557+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">iştah</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">pekmez</category><title>Pekmez iştah açıyor</title><description>Pekmezin bilmediğimiz pek çok yararlı etkisi var. Uzmanlar, mutfaklarda tekrar eski yerini almasını istedikleri pekmezin yararlarını şöyle sıralıyor:&lt;br /&gt;* Mineral miktarının fazla ve emilim oranlarının yüksek olması nedeniyle hamile ve emziklilerin, tüberkülozlu hastaların ve iyileşme dönemindeki kişilerin diyetinde yer alması önerilmektedir.&lt;br /&gt;* Vücuttaki kanı artırır.&lt;br /&gt;* Enerji verir.&lt;br /&gt;* İştah açar.&lt;br /&gt;* Hamilelikte ve bebeğin gelişiminde çok faydalıdır.&lt;br /&gt;* Mideyi, bağırsakları ve böbrekleri kuvvetlendirir.&lt;br /&gt;* Kan dolaşımını rahatlatır.</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/10/pekmez-itah-ayor.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-8770615245335266584</guid><pubDate>Sun, 19 Oct 2008 21:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-20T00:13:56.547+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kanser</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">mide</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sarımsak</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sağlık</category><title>Sarmısağın afrodizyak etkisi var!</title><description>Sarmısağın sağlığı koruyucu birçok etkisi olduğunu belirten uzmanlar, bu etkileri şöyle sıraladı:&lt;br /&gt;* Sarmısak, antibiyotiklere benzer etkiler yaparak bedendeki enfeksiyonlara karşı savaşır.&lt;br /&gt;* Kandaki kolesterol düzeyini düşürür ve kanı sulandırır.&lt;br /&gt;* Yüksek tansiyonu düşürür.&lt;br /&gt;* Kan sekerini düşürür.&lt;br /&gt;* Mide kanserine yakalanma riskini azaltır.&lt;br /&gt;* Kronik bronşiti önler ya da etkisini azaltır.&lt;br /&gt;* Balgam, idrar, safra ve gaz söktürücüdür.&lt;br /&gt;* İştahın açılmasını sağlar ve sindirimi kolaylaştırır.&lt;br /&gt;* Afrodizyak etkisi olduğu da söylenmektedir.</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/10/sarmsan-afrodizyak-etkisi-var.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-7565308685747466312</guid><pubDate>Tue, 25 Mar 2008 17:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-25T19:52:20.396+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ideal kilo</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kilo korumak</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kilo vermek</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sağlık</category><title>Kilonuzu korumanız için yapmanız gerekenler</title><description>Obezite sorununun çığ gibi büyüdüğü günümüzde neredeyse herkes fazla kilolarından şikâyetçi. Fakat zayıflama yöntemlerinin birçoğunun ortak noktası; ne yazık ki oldukça sağlıksız olmaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zayıflamak zor değil önemli olan kalıcılığı&lt;br /&gt;Kişilerin zayıflamak için mucize araması ve genellikle bu konuda sabırsız olmaları, dünyada ve ülkemizde zayıflama sektörünün oluşmasına ve neredeyse her gün yeni bir zayıflama yönteminin icat edilmesine yol açıyor. Zayıflamada kalıcılığın nasıl sağlanacağını Alman Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Şeber anlattı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;NEDEN DERT DEĞİL?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zayıflamanın tek kuralı vardır, o da besinlerle alınan günlük enerjiden daha fazlasını harcamak. Bu nedenle bilimsel olmayan bütün zayıflama yöntemlerinin yanında, düşük kalorili ve son derece tehlikeli diyetler verilir. Kişi aldığı enerjinin oldukça azalmasına bağlı olarak hızla kilo kaybederken, bunun nedeninin uyguladığı diyetin olduğunu düşünmez. Tam aksine, denediği yöntemi &quot;mucize&quot; olarak değerlendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 ALTIN ANAHTAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;# Kişiye özel beslenme: Kişinin beslenme programı parmak izi gibidir, sadece kendine özeldir. Zayıflama diyetlerinde de kural değişmez. Çünkü beslenme programının başarı sağlayabilmesi için beslenme programının yaş, cinsiyet, vücut yapısı, sağlık durumu, kan tablosu, sosyal yaşam, iş koşulları ve beslenme alışkanlıkları gibi birçok faktör göz önünde bulundurularak düzenlenmesi gerekir. Bu şekilde hazırlanan bir programın başarısızlık ihtimali oldukça düşüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;# Düzenli fiziksel aktivite: Egzersiz, günlük harcanan enerjiyi arttırması nedeni ile kilo yönetiminde başarı sağlanmasında önemli rol oynar. Haftada 3 kez, 45-60 dakika enerji harcamasını arttıran egzersizlerin yapılması genel sağlığın korunması için önemlidir. Fakat bir egzersiz programına katılma imkânı olmayanlarında günde 45 dakika orta tempolu yürüyüş yapması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;# Yaşam Stili Değişikliği:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zayıflama programı süresince sürdürülen sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite uygulamaları alışkanlık haline getirilmelidir. Bu basamakta kişiye diyetisyeni, egzersiz antrenörü ve danışman psikolog yardımcı olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZAYIFLADIM YA ŞİMDİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zayıflama programını tamamladıysanız ve istediğiniz kiloya ulaştıysanız yapmanız gerekenlerin bittiğini sanmayın. Esas göreviniz şimdi başlıyor: Eğer zayıflama programı bittikten en az 2 yıl sonra 3 kilodan fazla almadıysanız başarılı olduğunuzu gururla söyleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilonuzu korumak için yapmanız gerekenler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;# Zayıflama programında iş birliği yaptığınız profesyoneller (diyetisyen, egzersiz uzmanı vs.) ile ilişkinizi koparmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;# İstediğiniz kiloya ulaştıktan sonra da uzmanlar ile başta ayda bir, sonra 3 ayda bir, sonra da 6 ayda bir görüşmeyi ihmal etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;# Eğer tekrar kilo almaya başladıysanız sebeplerini belirleyin ve çözümler için uzmanınız ile çalışmaya bir süre daha devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;# Yeni alışkanlıklarınızı devam ettirmek için kendinize motivasyon yolları yaratın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;HAFTADA YARIM KİLO&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre haftalık sağlıklı kilo kaybı 500 gram ila 1 kilo arasında olmalıdır. Daha hızlı kilo vermekse birçok sağlık sorununa yol açabilir. Haftada 1 kg&#39;dan daha fazla kilo vermek size mutlu edici gelebilir, ama bu durum ileride daha mutsuz olmanıza neden olacaktır. Çünkü hızlı kilo kayıplarında; kas kitlesinden ve vücut suyundan kayıplar yaşanır. Vücut yağ dokusunda azalma olmaz. Metabolik hız yavaşlar ve daha sonraki dönemlerde kilo vermek ve korumak zorlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://yenisafak.com.tr/saglik/?t=25.03.2008&amp;amp;c=9&amp;amp;i=107399&quot;&gt;Yeni Şafak&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/03/kilonuzu-korumanz-iin-yapmanz.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-2651362942699511586</guid><pubDate>Mon, 24 Mar 2008 16:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-24T18:33:55.449+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ağız</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ağız kokusu</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yiyecek</category><title>Ağız kokusunu gidermek için neler yapılmalıdır?</title><description>*Öncelikle  ağız kokusunun ağız içi bir nedenden kaynaklanıp kaynaklanmadığı bir dişhekimi tarafından tespit edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ağız içinde çürük dişler , kanayan dişetleri , iyi temizlenmemiş protezler varsa gerekli tedaviler yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; * Diş ve dişetleri sağlıklı hale getirildikten sonra  bu durumun korunması için düzenli olarak diş fırçası ve diş ipi kullanılmalıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Ayrıca dilin üzeri de mutlaka fırçalanmalıdır. Bu iş için özel olarak üretilmiş dil fırçalarının kullanılması&lt;br /&gt;daha da uygundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Şekersiz sakız çiğneyerek tükürük akışını arttırmak gıda artıklarının temizliğine katkıda bulunacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Ağız gargaralarının kullanımı ağız kokusunun azalmasına yardımcı olacaktır./_newsimages/5248884.jpg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Eğer dişhekimi ağız temizliğinin yeterli olduğunu tespit ederse o zaman ağız dışı kaynaklar araştırılmalı ve konunun uzmanı ile görüşülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;AĞIZ KOKUSU NEDİR?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağız kokusu bireylerin hem sağlığını hem de sosyal yaşamını doğrudan etkileyen bir sorundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağız kokusu ; bazı bakterilerin ağız içindeki gıda artıkları ile birleşerek oluşturduğu   hoş olmayan kokudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorun genellikle ağız içi nedenlerden kaynaklanmaktadır,ancak daha az sıklıkla olmakla birlikte bazı sistemik  hastalıkların da  ağız kokusuna neden olduğu bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu koku özellikle sabahları ağızda belirgin halde hissedilir. Ancak sağlıklı bireylerde ; sabahları oluşan bu koku dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanılması ile ortadan kalkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağız bakımı sağlanmasına rağmen  koku devam ediyorsa,  dişhekimine başvurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AĞIZ KOKUSUNUN NEDENLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Diş aralarında , dil üzerinde ve diğer çevre dokularda kalan yiyecek artıklarının ağız içindeki bakteriler aracılığı ile kötü kokulu bileşiklerin oluşmasına sebep olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Ayrıca ; ağız bakımı eksikliğine bağlı olarak oluşan bu ortamda , diş çürükleri ve dişeti hastalıkları da meydana gelerek tabloyu ağırlaştırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; *İyi temizlenmeyen protezler de benzer şekilde  ağız kokusunun daha şiddetli hissedilmesine neden olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tükürük ağızda  kokuya neden olan gıda artıklarının temizlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Bazı ilaçların sürekli kullanımında, tükürük bezleri ile ilgili hastalıklarda veya sürekli ağız solunumu yapan kişilerde, tükürük azlığına bağlı olarak ağız kokusu gelişebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yediğimiz bazı yiyecekler de ( soğan , sarımsak , et , balık , peynir vb.) nefesimizin kötü kokmasına neden olabilir. Dişlerin ve dilin temizlenmesi ile bu koku ortadan kalkmaz.Kokuya neden olan yiyecek vücuttan bütünüyle atılana dek koku devam  edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Benzer şekilde tütün ürünleri ve alkol de ağız kokusuna neden olurlar. Bu alışkanlıklardan bütünüyle vazgeçmedikçe  ağız kokusu devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.hurriyet.com.tr/saglik/8530789.asp?m=1&quot;&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/03/az-kokusunu-gidermek-iin-neler.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-8021913867831785535</guid><pubDate>Sat, 22 Mar 2008 15:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-22T17:30:57.902+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">spor</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">stres</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yaşam</category><title>Stresle Başa Çıkmanın Yolu</title><description>Çağın hastalığı olarak nitelendirilen strese en iyi dayanan kişiliklerin hoşgörülü ve esnek yapıya sahip olan insanlar olduğu kaydedildi. Acıbadem Tıp Merkezi’nden Psikolog Ayşegül Aydın, strese dayanıklı olabilmek için katı olmamak gerektiğini belirterek, strese en dayanıklı olanların dünyaya ve insanlara hoşgörüyle yaklaşan, esnek kişilik yapısına sahip insanlar olduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolog Ayşegül Aydın, yaptığı açıklamada, stresle baş edebilmenin yollarına ilişkin bilgi verdi. Aydın, stresi kişinin biyolojik ve psikolojik dengesinin bozulmasına gösterdiği tepki durumu olarak tanımlarken; kaygı, aşırı uyarılmışlık hal, engellenme, duygusal çöküntü, gerginlik ve çatışmaların stresi ortaya çıkardığını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stresi; günlük stresler (trafik sıkışıklığı ve ev yaşamındaki sıkıntılar, aksamalar), gelişimsel stresler ve hayat krizleri olarak üçe ayıran Aydın, gelişimsel streslerin, kişinin kronolojik yaşıyla bağlantılı yaşanan ergenlik, orta yaş krizleri, menopoz dönemi krizler, hayat krizlerinin ise, insan hayatına önemli ölçüde yön veren, etkileyebilecek olaylar, ölümler, boşanmalar, ayrılıklar, hastalıklar olarak sıraladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;STRESİN EN ÇOK YAŞANDIĞI MESLEKLER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel anlamda stresin, kişinin biyolojik ve psikolojik dengesinin bozulmasına gösterdiği tepki olarak da ifade eden Psikolog Aydın, günlük yaşam krizlerinin ve mücadelenin çok fazla yaşandığı ve başa çıkmanın zorlaştığı meslekler; öğretmenlik, polislik, fiziki koşulları zorlayıcı, tozlu, gürültülü, aşırı sıcak ya da soğukta çalışılan işler, vardiyalı ya da gece işleri; yoğun rekabet ve zaman baskısı altında çalışan cerrahlar ve gazetecilerin en çok stres yaşayan meslekler arasında saydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“STRESE EN İYİ DAYANANLAR HOŞGÖRÜLÜ VE ESNEK KİŞİLER”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Strese dayanıklı olabilmek için katı olmamak gerektiğine dikkat çeken Ayşegül Aydın, “Esnek yapıyı insan ilişkilerine yansıtmak, en küçük hatalarda parlamamak, affedici olmak, şans vermek gerekiyor” dedi. Aydın strese dayanıklı esnek kişiliklerin özelliklerini de şöyle sıraladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“.Esnek kişilik yapısında kişiler iş ve sosyal çevrelerinden kopuk olmayan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Olaylara daha geniş açıdan bakabilen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;. İyi iletişim kuran&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Rekabet, saldırganlık, gibi durumlarını kontrolde tutabilen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Yaşamdan ve insanlardan olumlu beklentileri olan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Gelecek planları bulunan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Mücadele ve değişiklikten zevk alan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Aşırı mükemmeliyetçi olmayan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Her şeyi kontrol saplantıları bulunmayan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Hoşgörülerini hep en üst düzeyde tutmaya çalışan.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;STRESLE BAŞETMEDE STRATEJİ ÖNEMLİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stres yönetiminde başarısız olan kişilerin yanlış baş etme stratejilerini çok kullandığını belirten Aydın, “Ya uygun olmayan kaçma, saldırganlık ya da içe kapanma gibi davranışlar geliştiriyorlar. Ya da çok fazla mücadele ederek kendi imkanlarını zorluyorlar. Başarısız olunca da alkol ve sigaraya başvuruyor ki bu da uzun vadede fizyolojik ve psikolojik bağımlılığa yol açıyor. Bir diğer yanlış strateji, kendini aldatmaya yönelik davranışlar; görmezden gelme, başkalarını suçlama, inkar gibi” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stresle baş edebilmek için fiziki aktivitelerin yapılması önerisinde de bulunan Aydın, bunun doğru nefes teknikleri ve bir takım gevşeme teknikleri ile birlikte uygulanmasının daha yararlı olacağı ifade etti. Aydın, bedende rahatlama sağlanmasının bireyin duygu ve düşüncedeki olumsuzluklarla çok daha kolay baş edebilmesini sağlayacağını vurguladı. Ağır sporları önermediklerini, sevilen fiziksel egzersizlerin yapılması gerektiğine işaret eden Aydın, “Zorlanmadan yapabilecekleri açık hava yürüyüşlerinin bile çok yararlı olduğuna inanıyoruz. Bu aynı zamanda kaliteli ve derin uyku alınmasını da sağlar ki bu durum stresle baş etme için önemli faktörlerden biridir” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.hurriyet.com.tr/saglik/8492448.asp?m=1&quot;&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/03/stresle-baa-kmann-yolu.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-5726564254422699131</guid><pubDate>Sat, 22 Mar 2008 15:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-22T17:29:19.556+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">diyet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kalori yakmak</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sağlık</category><title>Aclık Hissettirmeyen Diyet</title><description>Ben aç kalmaya hiç dayanamam, abur cuburu çok severim’ diyorsan, bu diyeti uygulayabilirsin. Diyeti tam olarak uyguladığında hiç açlık hissetmeden haftada 1,5 kg. verdiğini göreceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;Uyanınca&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1 bardak oda sıcaklığında su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;Kahvaltı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1 su bardağı şekersiz süt,&lt;br /&gt;1 kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir&lt;br /&gt;1 adet söğüş salatalık, 1 ince dilim kepek ekmeği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;Kuşluk&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1 porsiyon mevsim meyvesi ya da bir kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir&lt;br /&gt;1 adet galeta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;Öğle&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;4 köfte büyüklüğünde (120 gram), et, tavuk, balık ya da 6 çorba kaşığı kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek&lt;br /&gt;1 su bardağı kaymaksız yoğurt&lt;br /&gt;1 porsiyon yağsız limonlu söğüş salata&lt;br /&gt;1 ince dilim ekmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;İkindi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir porsiyon mevsim meyvesi&lt;br /&gt;Şekersiz çay&lt;br /&gt;1 kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir&lt;br /&gt;1 adet galeta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;Akşam&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Öğle yemeğinin benzeri&lt;br /&gt;(20.30&#39;da ve 21.30&#39;da) 1 porsiyon mevsim meyvesi, istenirse (22.30&#39;da) 1 kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir ve 1 adet galeta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;Yatarken&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1 bardak oda sıcaklığında su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.hurriyet.com.tr/saglik/8501405.asp?m=1&quot;&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/03/aclk-hissettirmeyen-diyet.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-6775707098155910094</guid><pubDate>Sat, 22 Mar 2008 15:23:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-22T17:24:18.202+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">açlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">bezelye</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">diyet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">havuç</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">mısır</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">patates</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">yiyecek</category><title>Açlık Uyandıran Yiyecekler</title><description>Havuç, mısır, bezelye ve patates gibi glisemik indeks değerleri yüksek besinlerin sürekli açlık hissi yarattığını biliyor muydunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Besinlerin, kan şekerini yükseltme hızlarına &quot;glisemik indeks&quot; adı verilir. Her besinin, yemek sonrası kan şekerini yükseltme hızı farklıdır. Glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler devamlı açlık hissi yaratırlar. Havuç, mısır, bezelye ve patatesin glisemik indeks değerleri yüksektir. Faydalarına rağmen bu besinler dikkatli alınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;Patates: &lt;/span&gt;Patates önemli bir C vitamini kaynağıdır. B6 vitamini, bakır, potasyum, manganez, triptofan ve diyet posası içerir. Patates yapısında bulunan bileşikler kan basıncını düşürücü etki gösterir. DNA sentezinden, kan hücrelerinin yapımına, hücreler arası iletişimi sağlayan fosfolipidlerin sentezlenmesine, kalp sağlığını korumaya, beyin ve sinir sisteminin aktivitesine, fiziksel performansın artırılmasına kadar pek çok işlevde görev alır. Ayrıca patates, özellikle kabuğuna yakın kısımlardaki yüksek posa içeriği ile kolesterolün düşürülmesine, kolon kanserinin önlenmesine yardımcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;Havuç:&lt;/span&gt; Havuç önemli bir antioksidan kaynağıdır. A vitamini öncüsü beta karotenin çok önemli bir kaynağıdır. K ve C vitamini, diyet posası, potasyum, B6 vitamini, manganez, molibden, B1 ve B3 vitamini, fosfor, magnezyum ve folat içerir. Karotenoidler kalp hastalıkları riskini azaltan, özellikle gece görüşünü sağlayan, maküler dejenerasyona ve katarakt gelişimine karşı koruyucu etki gösteren önemli bileşenlerdir. Ayrıca karotenoid tüketimi pek çok kanser riskini azaltmakta, kan şekeri dengesini sağlamakta, insülin direncini ve yüksek kan şekeri düzeylerini olumlu etkilemektedir. Havuç kolon kanserine karşı da koruma sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;Bezelye:&lt;/span&gt; Bezelye besin öğeleri yönünden zengindir. 8 vitamin(K, C, B1, B2, B3, B6, A, folat), 7 mineral (manganez, fosfor, magnezyum, bakır, demir, çinko, potasyum), diyet posası ve protein kaynağıdır. Zengin içeriği sağlığı olumlu etkiler. Kemik sağlığını koruyan önemli besin öğelerini içerir. Bezelye aynı zamanda folik asidin ve B6 vitaminin de önemli bir kaynağıdır. Yapısındaki K vitamini ile de kanın akışkanlığını sağlayarak kalp sağlığını korumaya destek sağlar. Bezelye içeriğindeki C vitamini ile de kanserlere karşı koruyucu etki gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;Mısır:&lt;/span&gt; Mısır tiamin (B1 vitamini), folat, diyet posası, C vitamini, fosfor, manganez ve pantotenik asit (B5) içerir. İçeriğindeki zengin folat ve posa nedeniyle kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar. Mısır, akciğer kanseri gelişim riskini önemli düzeyde azaltan beta-kriptoksantin yönünden zengindir. Tiamin için çok iyi bir kaynak olan mısır, hafızanın güçlenmesine yardımcıdır. Ayrıca strese karşı vücudun savunmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.hurriyet.com.tr/saglik/8476069.asp?m=1&quot;&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/03/alk-uyandran-yiyecekler.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-1205805169660811643</guid><pubDate>Fri, 21 Mar 2008 16:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-21T18:20:11.509+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">egzersiz</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kalp</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">spor</category><title>Kalp sağlığı için egzersiz</title><description>Asansör ve yürüyen merdiven gibi olanaklar yüzünden hareket etmeyi adeta unuttuk. Hareketsiz yaşam kalp hastalığı oluşmasında önemli bir risk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp sağlığı için egzersiz&lt;br /&gt;Kalbinizi korumak için düzenli olarak egzersiz yapmaya özen gösterin. Son yıllarda kalp ve damar hastalıklarından korunmada düzenli egzersizin olumlu etkileri daha sıkça vurgulanıyor. Eskiden, kalp rezervini harcamamak adına zamanının çoğunu istirahatte geçirmesi tavsiye edilen kalp yetersizliği olan hastalarda bile günümüzde düzenli egzersizin yararlı etkileri konusunda görüş birliği var. Artık fiziksel aktivitesi olmayan bir yaşam tarzı, sigara, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon gibi majör risk faktörleriyle eşdeğer bir risk faktörü olarak değerlendiriliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç.Dr. Enis Oğuz, sporun kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;SPOR İÇİN YAŞ ÖNEMLİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli yapılan egzersizler; kalp ve akciğer fonksiyonlarını olumlu yönde etkiler, hipertansiyonda kan basıncının düşürülmesine yardımcı olur. Vücuttaki yağ oranını azaltır, total ve LDL (kötü huylu kolesterol) düzeyini düşürür HDL (iyi huylu kolesterol) düzeyini artırır, stres ve depresyona direnci artırır, ortopedik yaralanmaların oranını azaltır. Kalp sağlığını korumak için haftada en az 4 gün 30-60 dakika süreyle egzersiz yapmaya özen gösterilmeli. Bunun için yürüyüş yapabilir, bisiklete binebilir ya da yüzebilirsiniz. Egzersizleri hafif bir yemeğin ardından 1-2 saat sonra yapın. Açık havada egzersiz yapıyorsanız aşırı soğuk ve sıcak havalarda yapmayın. Yaşınıza, göre sizin için en uygun egzersiz biçimini doktorunuz size söyleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://yenisafak.com.tr/saglik/?t=21.03.2008&amp;amp;c=9&amp;amp;i=106671&quot;&gt;Yeni Şafak&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/03/kalp-sal-iin-egzersiz.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-4855273579172745142</guid><pubDate>Thu, 13 Mar 2008 09:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-13T11:19:16.007+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">diyet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kilo almak</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kilo vermek</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sağlık</category><title>Kilolar neden geri alınır?</title><description>Verdiğiniz kiloları geri alıyorsanız, bir sorun var demektir. Kilo koruma dönemlerinde bir veya iki kilogramlık artış, beklenen bir durumdur. Daha fazla kilo artışı yaşanmış ise, bunun nedenleri araştırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Test yaptırmak şart!&lt;br /&gt;Suadiye Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü&#39;nden Diyetisyen Oya Yüksek, kaybedilen kiloların neden geri alındığını şu sözlerle açıkladı: &quot;Zayıflama programına başlamadan önce bazı hormon testleri yapılmalıdır. Hormonlardaki herhangi bir sorun, kısa sürede kilo kaybı sağlamada bir problem oluşturmasa bile, ileriki dönemde kilonun kolay kazanılmasını sağlar.&quot; Yüksek, yapılan başlıca diyet hatalarını ise şöyle sıraladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlıca diyet hataları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Çok düşük kalorili diyetler yapmak: Her vücudun belli bir kaloriye ihtiyacı vardır. Şok diyetler, kısa süreli kilo kaybı sağlasa bile sonradan kilo almayı hızlandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- İdeal kilonun da altına inmeye çalışmak: Cinsiyete, boya ve yaşa bağlı olarak herkesin sahip olması gereken bir ideal kilo vardır. Bu kilonun altına düşülmeye çalışıldığında vücut direnç göstermeye başlar ve koruma dönemlerinde hızlı bir kilo artışı gözlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Yoyo etkisi: Yoyo etkisi, kilo verip tekrar alma döngüsüdür. Bu, sürekli tekrarlandığında metabolizmayı yavaşlatıcı etki gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Yeme davranışlarının uzun süreli değiştirilememesi: Yeme davranışlarının psikolojik nedenleri zayıflama programına başlanırken mutlaka araştırılmalıdır. Bu problemler çözülmediği sürece, kilo artışı tekrar kendini gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.sabah.com.tr/gny/haber,29D72C70E4094CCFADBFA03F9E46F77A.html#29D72C70E4094CCFADBFA03F9E46F77A&quot;&gt;Sabah&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/03/kilolar-neden-geri-alnr.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-7505354064789652820</guid><pubDate>Thu, 13 Mar 2008 08:47:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-13T10:48:17.061+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">beslenme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ideal kilo</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kilo vermek</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sağlık</category><title>Zayıflamak İçin Basit Öneriler</title><description>Eğer diyet yapıyor ve beslenmenizi salata, ızgara ve diyet ürünlerle sınırlıyor, ekmeği kıstığınız halde bir türlü kilo veremiyorsanız yanlış yoldasınız! Aşağıdaki basit önerilerle hayat tarzınızda değişiklikler yaparak zayıflayabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ayakta durarak veya yürüyerek daha fazla zaman geçirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ev veya bahçe işlerine daha çok zaman ayırın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı yollamayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Telefonla konuşurken ayakta durun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Merdivenleri birkaç kalori yakma fırsatı olarak görün ve kullanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Her gün yarım saat daha az televizyon izlemeye çalışın. TV izlerken ütü yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kısa mesafelerde araba kullanmayın. Markete gittiğinizde en uzak köşeye park edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Her gün düzenli yürüyüş yapın. Hafta sonları park yürüyüşleri ve bisiklet gezileri yapın, yüzün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Fırsat buldukça dans edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İzlemekten zevk aldığınız bir spora başlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ev işi yaparken hareketli müzikler dinleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Öğün atlamayın. Sabah kalktığınızda görebileceğiniz bir yere &quot;kahvaltı et&quot; yazılı bir kağıt asın. Kahvaltıyı akşamdan hazırlayın. Kahvaltı yapmadığınızda hissettiklerinizi bir kağıda yazın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Tatlı yemek istediğinde bir bardak su için veya 100’e kadar sayın. Tatlı yemeye başlarsanız 15 kez derin nefes alın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Canınız yemek istediğinde kendinizi ince hayal edin.&lt;br /&gt;• Yemeğe başlamadan önce 50’ye kadar sayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Her lokmadan sonra çatalı elinizden bırakın ve bir yudum su için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yemek süresini uzatın. Çünkü tokluk duygusu en erken 10, ortalama 20 dakikada oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kızartmalardan uzak durun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ekmeğe tereyağı sürmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sosları yemeğinizden ayrı olarak isteyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yağsız sebzeleri tercih edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kremalı soslu yiyecekleri seçmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bol su için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Tatlı yerine, sık yemediğiniz bir meyveyi deneyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bir öğünde fazla yerseniz, bir sonraki öğünü sadece peynir ve salata ya da yoğurt ve salata ile geçiştirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;10 altın kural&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Yemek yaparken ölçülerinizi küçültün. Daha az miktarda yemek yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Alışverişe gitmeden önce bir liste hazırlayıp listeye sadık kalın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Kendi siparişiniz olmayan yemekten yemeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Yemeğinizi bitirir bitirmez sofradan kalkın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Artan yemekleri içi görünmeyen kaplarda saklayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Yemeğinize konsantre olun, yemek yerken televizyon seyretmeyin, kitap gazete okumayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Şişmanlatıcı gıdaları kesinlikle evde bulundurmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Tatlıya başlamadan önce biraz bekleyin ve hâlâ gerçekten aç olup olmadığınıza karar verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Her öğünde bol miktarda su için. (Günde en az 1.5 litre)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Bir şeyler atıştırmak istediğinizde sizi oyalayacak uğraşılar bulun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.hurriyet.com.tr/saglik/6573009.asp?m=1&quot;&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/03/zayflamak-iin-basit-neriler.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-2139279464674255905</guid><pubDate>Thu, 13 Mar 2008 08:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-13T10:43:14.880+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">cilt</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ipucu</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">meyveler</category><title>Canlı Ciltler İçin İpuçları</title><description>Cildinizin parlak, canlı ve gergin kalmasını bunun için çok fazla zaman harcamanıza, market market dolaşmanıza gerek yok. Kolayca bulunan sebze ve meyveleri öğünlerinize eklemeniz yeterli…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Spagetti sosuna havuç rendeleyin. Varlığını bile fark etmeyeceksiniz ve içerdiği karoten cildinizi besleyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ispanağın taze yapraklarını salata için ayırın. Ispanak diğer marul, göbek gibi salata çeşitlerinden daha fazla karoten içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yumuşak meyveleri, yoğurtla ve taze meyvelerle karıştırın. Kayısı, şeftali, mango, papaya gibi meyveler günlük beslenmenizdeki karoteni yükseltir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Garnitür için şarap bardağının içinde soğutulmuş ya da şampanya serpilmiş ve nane eklenmiş garnitür kavun gibi özel tatlılar cildiniz için yararlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Akşam yemeği öncesi atıştırmak için dolapta hazır olarak brokoli bulundurun. Herkesin seveceği şekilde hafifi yağlı olarak servis edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Meyveleri her akşam yemeğinin parçası yapın. Gece için taze ve soğutulmuş meyveleri salata olarak önceden hazırlayın. Yeni lezzetler için mango, papaya gibi tropikal meyveleri seçin. Tropikale yönelin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Pastaya veya domates salatasına, brokoli ve taze ıspanak ekleyin. Bunlar hemen hemen her tarife uygundur. Sulu salatalarda domates yerine papaya da konulabilir. Sadece lezzet değil, bol miktarda karoten de almış olacaksınız. Aynı eski portakal suları ya da elma suları yerine, ufkunuzu genişletin ve karoteni yüksek meyve sularını tercih edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.hurriyet.com.tr/kadin/8388203.asp?m=1&quot;&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/03/canl-ciltler-iin-ipular.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-689662629421787629</guid><pubDate>Thu, 13 Mar 2008 08:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-13T10:40:22.486+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">besin</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">beslenme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">zeka</category><title>Zeka Küpü Besinler</title><description>Beslenme uzmanları, bilimsel araştırmaları inceleyip zeka gelişimine en çok katkı sağlayan gıdaları belirledi. İşte beynin çalışmasını artıran besinler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çilek: İçeriğindeki fisetin maddesi hafıza kaybının etkilerini azaltıp, bunamayı geciktiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitter çikolata: Magnezyum ve antioksidan içeriğiyle beyne oksijen taşıyarak daha aktif çalışmasını sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahıl: Önemli bir B vitamini kaynağı olan tahıllar, kan şekerini dengeliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patates: Kan şekerini dengeli olarak yükseltiyor bu sayede zeka daha verimli çalışıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğurt: İçinde bulunan tirozin isimli madde hafızayı güçlendirip, beyni uyarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzüm suyu: Dopamin salgılanmasını arttırarak problem çözme yeteneğini geliştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leziz tadları görünce dayanamıyor insan tabi ama sınırını da bilmek şart! İşte o sınır foto galerilerde. Tıklayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fasulye: Lif ve protein bir arada özellikle çocuklarda zekayı açıyor.&lt;br /&gt;Kırmızı ve turuncu renkli sebzeler: Özellikle domates, havuç ve kırmızı biberde bulunan antioksidan beynin daha uzun süre sağlıklı kalmasını sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somon: Omega-3 yağları hem beyni koruyor hem hafızayı güçlendiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hergün düzenli olarak kahvaltı yapan kişilerin diğerlerine oranla daha başarılı ve verimli oldukları biliniyor. Yoğun bir güne başlarken; peynir, süt, yumurta gibi protein içeren besinlerden oluşan bir kahvaltı, şekerli çay ve simitten oluşan bir kahvaltıya kıyasla daha iyi sonuç almayı sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Odaklanma&quot; için ceviz, fındık, fıstık gibi sinirleri kuvvetlendiren yiyeceklerin yenmesini öneriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar yaratıcılığın geliştirilmesi için zencefil yenmesini öneriyor. Kimyonun da içerdiği uçucu yağların bütün sinir sistemini uyardığını söyleyen diyetisyenler &quot;Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir. Çay, bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyon eklenerek yapılabilir&quot; önerisinde bulunuyor.&lt;br /&gt;Lahana, tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için daha stressiz öğrenmeyi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağsız kırmızı et: Tam bir demir deposu, özellikle sağlıklı alyuvarlar için vazgeçilmez... Beyin gelişimi için büyük yarar sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.hurriyet.com.tr/saglik/8417280.asp?m=1&quot;&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/03/zeka-kp-besinler.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6597648118227980522.post-2414858830120508826</guid><pubDate>Tue, 11 Mar 2008 17:47:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-11T19:48:40.694+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kilo vermek</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">su</category><title>Az su içmek yağı artırıyor</title><description>YETERLİ miktarda su tüketilmemesinin, vücutta biriken yağ miktarını artırdığı ve metobolizmayı olumsuz etkilediği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı&#39;nda görevli Diyetisyen Canan Değirmenci, beslenme alışkanlığında yapılan en önemli hatalardan birinin yeterli su içilmemesi olduğunu söyledi. Günlük alınan su miktarı azaldıkça, vücutta depolanan yağ miktarının arttığını belirten Değirmenci, “Az su içildiğinde, vücut kendinde bulunan suyu tutmaya çalışır. Su yediklerimizin sindirilmesi ve emilmesi için gereklidir. Kabızlığın bir nedeni de az su içilmesidir. Kabızlık kilo artışını etkileyen bir bozukluk” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan en önemli hatalardan birinin de öğün atlamak olduğunu kaydeden Değirmenci, bu durumda kişinin bir sonraki öğünde doymak bilmediğini, atladığı öğünden çok daha fazlasını yediğini kaydederek, “Öğünü atlama kan şekerinin düşmesi, kabızlık, baş ağrısı, metabolizmanın yavaş çalışmasına neden olarak sağlığı bozar” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enerjisi yüksek, besleyici değeri az besinleri sık yemenin de beslenme hatası olduğunu vurgulayan Diyetisyen Değirmenci, “Çayı, kahveyi şekerli içmek, çikolatalara, alkollü içeceklere hayır diyememek, kızartmalara bayılmak, hamur işlerini masadan eksik etmemek kilolara yeni kilolar eklemekten başka hiçbir işe yaramaz” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘DOĞRU ALIŞKANLIKLAR EDİNİLMELİ’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canan Değirmenci, sürekli kilo alıp vermenin zayıflamak isteyen kişilerin en büyük sorunu olduğunu, kısa sürede hızlı şekilde verilen kiloların, metabolizma hızının yavaşlamasına, yeme bozukluklarına, moral bozukluğuna ve başarısızlık duygusuna neden olduğunu söyledi. Bu döngü tekrarladıkça, zayıflamaya çalışan kişilerin kalori gereksinmesinin azaldığını ve daha zor kilo verildiğini kaydeden Canan Değirmenci, sağıklı kilo kaybı ve verilen kilonun korunması için yeme alışkanlıklarında, fiziksel aktivite alışkanlıklarında kısacası yaşam tarzında doğru ve kalıcı değişiklikler yapılması gerektiğini vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href=&quot;http://www.hurriyet.com.tr/saglik/8398007.asp?m=1&quot;&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;</description><link>http://benimsagligim.blogspot.com/2008/03/az-su-imek-ya-artryor.html</link><author>noreply@blogger.com (Fatih Kucukbaltaci)</author><thr:total>0</thr:total></item></channel></rss>