<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>BİLİM FELSEFE DİN</title>
	
	<link>http://www.bilimfelsefedin.org</link>
	<description>Bilim, felsefe ve din üzerine tartışmalar, yorumlar, eleştiriler ve görüşler</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Sep 2010 13:37:55 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/bilim-felsefe-din" /><feedburner:info uri="bilim-felsefe-din" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><item>
		<title>Kitap Alıntıları ve Yorumlar (2010-5)</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/bilim-felsefe-din/~3/1vQv1gSNgi8/</link>
		<comments>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1202#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 13:20:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mete Tunç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1202</guid>
		<description><![CDATA[Alıntı ve Yorum Yapılan Kitaplar
- Tarih-lenk
- Osmanlılar
- Bizim Hep İnanmamızı İstediler
- Halide Edib
- Çiğiltepe
- Paradigmanın İflası
- Kirpinin Dedikleri
^^^^^^^^^^
Okumada Eleştirel Yaklaşım
Alıntı: … okuduklarımızı aklın süzgecinden geçiriyor muyuz? Yoksa meşrebimize göre en yakın kuyumcu dükkânının rafında gördüğümüz ilk bileziği kolumuza takıyor ve haylice bir zaman, belki de ömrümüz boyunca hiç çıkarmıyor muyuz? “Üstat ne söylemişse güzel söylemiş, [...]<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1202">Kitap Alıntıları ve Yorumlar (2010-5)</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alıntı ve Yorum Yapılan Kitaplar</strong></p>
<p>- Tarih-lenk<br />
- Osmanlılar<br />
- Bizim Hep İnanmamızı İstediler<br />
- Halide Edib<br />
- Çiğiltepe<br />
- Paradigmanın İflası<br />
- Kirpinin Dedikleri<br />
^^^^^^^^^^<br />
<strong>Okumada Eleştirel Yaklaşım</strong></p>
<p>Alıntı: … okuduklarımızı aklın süzgecinden geçiriyor muyuz? Yoksa meşrebimize göre en yakın kuyumcu dükkânının rafında gördüğümüz ilk bileziği kolumuza takıyor ve haylice bir zaman, belki de ömrümüz boyunca hiç çıkarmıyor muyuz? “Üstat ne söylemişse güzel söylemiş, ne eylemişse güzel eylemiş” mi diyoruz. İsterseniz biraz demode bulabilirsiniz, “Akıl dediğin de bir sosyal mamul (social construct)” diyebilirsiniz. “Neredeymiş o mutlak akıl? Senin aklın sana, benim ki* [benimki] de bana” da diyebilirsiniz. Tartışmıyorum, neyin nesiyle, kimde ne kadar ve nasıl varsa o aklı kullanacak kadar cesur muyuz? Yoksa bazen gereğinden fazla cesuruz da hiçbir kayıt kuyutla bağlı olmaksızın, disiplinin iç kurallarını hiç takmıyoruz ve bizden önceki bilimsel faaliyetleri hiç dikkate almayacak kadar kendi aklımıza mı güveniyoruz? Veya bu şekilde pervasızca, kaygısızca ortaya dökülenleri baş tacı ediniyor, tarihi onların rehberliğinde okumanın rehavetine mi bırakıyoruz kendimizi?<br />
(Tarih-lenk, Kusursuz Yazarlar, Kağıttan Mendiller, Y. Hakan Erdem)</p>
<p>Kitap hakkında. Türkçe’nin nasıl yazılabileceğini, zenginliğini gösteren örnek bir kitap. Mizahi üslubu da kitabın zevkle okunmasını sağlıyor. Kitap (ilk baskısı) boyunca hata (gramer, dizgi vs.) sayısı parmakla sayılacak kadar. Fakat, yazarın birkaç yerde kullandığı “bir şekilde” (“in a way’in çevirisi) ifadesi bu kitaba yakışmıyor!</p>
<p>Kitap; eski yazıdan yeni yazıya aktarılan (çevriyazı), Osmanlıca’dan sadeleştirilen, hatıra ve telif türü kitaplarda vs., bizzat söz konusu kitaplardan ve (kanıtlı) tarihi verilerden hareketle, göz ardı etmeleri, eklemeleri, tarihsel yanlışları ve saptırmaları, nasıl çalıntı yapıldığını vs. ortaya koyuyor…</p>
<p>Yazarın, kitabın önsözünde teşekkür ettiği kimi yazarların kitaplarından neden bahsetmediği sorulabilir ve onlar pürü pak mı ki denebilir. Bu, haklı (ama anlamsız) bir sorudur. Ne yapalım?! O insanların kitaplarını da başka bir yazar ele alsın; ama bu kitap kadar nitelikli olsun.</p>
<p>* Kitabın 4. baskısı yapılmış, ama bu hata duruyor!</p>
<p>Not. Takip edebildiğim kadarıyla yukarıdaki kitapta belirtilen hatalara, kasıtlı işlemlere, çalıntılara vs. karşı ilgili kişilerden ciddi (hatta hiç) bir itiraz gelmedi… Sadece biraz İlber Ortaylı’dan ki o da asıl eleştiri konularına dair bir şey diyemedi. Mesela bilgi ve dil hatalarıyla dolu, ve önceki yazılarından, röportajlarından, konferanslarından vs. (birilerince) derlenmiş ve farklı isimli-aynı metinli (popüler) kitapları hakkında… İ. Ortaylı’nın birkaç kitabını okuduktan sonra ve bir röportajında makalelerini (köşe yazılarını) “yazdırdığını” (dikte ettirdiğini) öğrenince (bu okuduğum makalelerinde aşikardı), elbette artık fazla bir şey katmadığını anlayıp onu okumayı bırakmıştım.</p>
<p>“Tarih-lenk”’te çok vesile ile geçen ve en ziyade rezil edilen isimlerden biri “Prof. Dr.” Ahmed Akgündüz”ü kitabı okuduktan epey sonra TV’de gördüm. Konu domuz etinin zararları idi. A. Akgündüz, zararları, malum gerekçeleri öne sürüp “bilimsel olarak” ve “tatlı tatlı” anlatırken sunucu, belki saflıkla belki gazeteci refleksiyle, bir okuyucu sorusunu yöneltti: “Domuzlar eşlerini kıskanmaz diyorsunuz, ama helal hayvanlarda da ensest ilişki var!?” “Hoca” bir an durdu, muhafazakar bir kanalda beklemediği bir soruydu; sunucuya, “bir komplo ile karşı karşıya mıyım acaba” veya “bir mümin bir mümine böyle yapar mı” diye yorumlanacak bir bakış attı, hemen ardından, tabii ki en önce Allah’ın takdiridir, bağlamında bir cümle sarf ettikten sonra “ilmî” izahatına devam etti… Ne yüzle çıkabiliyor TV’ye, hayret!</p>
<p>İ. Ortaylı’nın yazılarını, konuşmalarını derleyen (kullanan) kafa ve A. Akgündüz gibilerin kafası aynıdır: Bunlar “padişah efendimiz”cilerdir… Kitapları düzensizdir, sayısız bilgi ve Türkçe yanlışlarıyla doludur. Çünkü amaçları, sadece, bir kesim halka, onların imanlarını tatmin edecek şeyler söylemektir (Onun için aslında yüz kelime ve on cümle, yeter artar bile!). Bu, onlara göre kitabın kitap olması için yeterlidir… Dile özen göstermeyenler, ki bunların ne kendilerine ne okuyuculara ne de hizmet ettiklerini söyledikleri şeylere saygıları vardır; gün gelir itibarları (ne kadarsa) böyle ayaklar altında kalır, rezil olurlar!</p>
<p><strong><br />
Kültür ve Medeniyet</strong></p>
<p>Emile Durkheim’e göre organik bir bütün olan toplum yapısını belirleyen üç temel olgu vardır: İletişim (communication) (dil ve öbür iletişim araçları); insanın iradesi dışında toplum yaşamını belirleyen dış koşullar (demografik, ekonomik olgular); örfüâdât, ahlâk ve hukuk gibi normatif kurallar. Durkheim’i izleyen Radcliffe Brown’a göre de her toplum-kültür, tümüyle özgür bir sistemdir ve bir sistem olarak ele alınmalıdır. Bu yapısal-işlevsel (structural-functionalist) kavrama göre, sosyal ilişkileri ve kültürü, içinde bulunduğu sosyal sistem belirler. Sistemin parçaları arasında işlevsel bağımlılık, sosyal ilişkileri tayin eder…</p>
<p>Bu görüş karşısında XIX. yüzyılın evrimci (evolutionist) sosyologlarına göre medeniyet, bir çizgide tek doğrultuda gelişen kültürün ileri bir aşamasından başka bir şey değildir. Bu gelişim çizgisinde medeniyet, işbölümü hayli gelişmiş, soyut ve aşkın (transcendental) bir Tanrı inancına erişmiş, bilgi ve teknolojide uzmanlaşmış kurumlara sahip toplumların temsil ettikleri bir sosyal-kültürel gelişim aşamasıdır. Nihâyet, medeniyetin bir kaynaktan çıkarak (babilonianism) kültür temasları ve alıntılarla yayıldığını ileri süren bir yaklaşım (diffusionist) vardır. Diffusion teorisinin başlıca temsilcisi [temsilcileri] Gordon Childe ve Arnold Toynbee’dir.</p>
<p>[Ziya] Gökalp’e göre, kültürü oluşturan en eski temel öge, ilkel inanç sistemidir. Evrensel dinler geldiği zaman da halk onu kendi inanç sistemine uydurmaya çalışır&#8230;</p>
<p>[Kürt sorunu] Türkiye acaba, sonuna dek direnmekle, hareketi küçümsemekle, tamiri imkânsız hâle gelebilecek bir duruma mı sürükleniyor?..</p>
<p>Cumhuriyet Türkiye’sinde Osmanlı’dan devraldığımız çürümüş sistem ve alışkanlıklar süregelmiştir. Herkes, devleti soymayı, yolsuzluğu, haklı ve meşru bir yol saymıştır…</p>
<p>Ülkemiz, Tanzimat Dönemi’nde olduğundan daha kapsamlı, topyekûn bir kültürleşme bunalımı yaşamaktadır. Temel sorun, bir yandan küresel örgüt ve dinamiklere nasıl uyum sağlayabileceğimizi, öbür yandan onları millî hedefler doğrultusunda nasıl kullanabileceğimizi belirlemektir.</p>
<p>Hiçbir kültür öğesi, kendi-iç (intrinsic) değeri dolayısıyla yayılmaz, çoğu kez onu taşıyan fert veya toplumun prestiji esastır.<br />
(Osmanlılar, Fütuhat, İmparatorluk, Avrupa ile İlişkiler, Halil İnalcık)</p>
<p>Kitap hakkında: Farklı yerlerde çıkmış yayınların birleştirilmesi ile meydana getirilen kitapta, yazarın o yayınlarındaki hataları olduğu gibi taşınmış!.. H. İnalcık, bir kaynaktan hareketle Türkmenlerin yoğunluğundan bahsederken, bir başkasındaki, mealen, “her gün Müslümanlığı kabul edenlerin sayısı bini buluyordu” ifadesine yer veriyor; ama “ne zaman, nerelerde ne düzeyde” karışım olmuş sualinin yanıtını (yine) bulamıyoruz (Ki belki hiç bilinemeyecek, belki gereksiz bir malumat, fakat tarihçinin bunu bilimsel bir çerçevede açıklaması gerekiyor.). Profesör, tarihi verilerden hareketle günümüz ve gelecek hakkında, ya sadece soru sorup açıklama yapmıyor, ya da yetersiz, tutarsız ve belli bir dayanağı (ideolojisi) olmayan görüşler ileri sürüyor… Yanı sıra, Osmanlı, Osmanlı-Avrupa ilişkileri ve hatta Avrupa tarihi konusunda çok yararlı bir kitap.</p>
<p><strong><br />
Yahudi Soykırımı(!) ve Fırınlar</strong></p>
<p>Alıntı: … Peki 6 milyon kişiyi yakabilecek kapasitede kaç fırın vardı ve bir insanın yanması ne kadar zaman alırdı?<br />
… Kanada’nın Calgary kentinde bir ölü yakma merkezinde müdür olarak çalışan Yvan Lagace… Birkenau toplama kampındaki fırınlar 24 saat tam kapasite çalışsa bile, en fazla 184 cesedin yakılabileceğini açıkladı. Yani fırınların hiç arıza yapmaması ve hiç ara verilmemesi halinde dahi, soykırımın yapıldığı iddia edilen 1941-1944 tarihleri arasında en fazla 150.000 cesedin yakılabileceğini söylüyordu…</p>
<p>Auschwitz’deki kampın girişinde asılı duran tabelada yazan ölü sayısı 4.000.000’dan 1.000.000’a indirildi. Ayrıca kampta gaz odası ve fırın olarak ziyarete açılan yerlerin bir kısmının sonradan sembolik olarak inşa edildiği gerçeğini de [Ernst] Zundel ispatladı.<br />
(Bizim Hep İnanmamızı İstediler, Ma’amin, Gürkan Hacır)</p>
<p>Kitap hakkında: Kitabın başında “İnanmaya değil, Bilmeye İhtiyacımız Var!” sözünü görünce sevinmiştim (Benzer bir sözüm var ya!). Fakat okudukça… Bolca ifade bozukluğu, kelime hataları, yarım yamalak bilgiler, çelişkiler… Yazarın, denk gelen tarihlerde ve mekanlarda anlam araması; kendince mana bulduğu konulara ilişkin manasız sorularının cevaplarını okuyucuya bırakması; 1920’lerde transistorlu radyo sattırması; taraftar profilini sorgulamaksızın Fenerbahçe-Galatasaray dostluğunu talep etmesi… Tertipsiz ve özensiz bir kitap. Yine de, yukarıdaki gibi bilgiler, tespitler, yorumlar için okunabilir.</p>
<p>Not. Kitapta yok; G. Hacır TV’de Filistin Kurtuluş Örgütü lideri, müteveffa Yaser Arafat’ın şu kadar milyon dolarlık servetinin (nerenin vatandaşı olduğunu söylemediği) bir Yahudi tarafından yönetilmesini (doğruysa/ne derece doğruysa), büyük olay/şok bilgi olarak sunuyor. “İsrail yönetimi ve denetiminde” olsaydı, dediği gibi “offf” bir durum olurdu! İnsan kimi nitelikli ve güvenilir buluyorsa parasını ona emanet eder… G. Hacır, Abdülhamit’in yatırımlarını (Osmanlı vatandaşı) bir Yahudi’nin idare etmesinden de, bunu başka doğru-yanlış verilerle birleştirerek bir mana çıkarabilir!<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Atatürk’ü Koruma Kanunu</strong></p>
<p>Alıntı: Mayıs 1951. Halide Edib Adıvar TBMM’de Atatürk’ü koruma kanunu* hakkında konuşuyor:… bu milleti Atatürk yoktan var etmiş değildir. Atatürk bu milletin evladıdır. … Atatürk’e dil uzatmak gibi bir saygısızlığın önüne geçmek için yeni bir kanun yapmayı Şark zihniyetinin mahsulü diye telakki ederim. … kabletarih [tarih boyunca] put haline gelen ve bugün yerlerinde yeller esen eski saltanatlar devrinde şahsı ilahileştirmek ve onlara adeta put diye tapmak zihniyetinin tekrar hortlaması gibi geliyor…<br />
(Halide Edib, Biyografisine Sığmayan Kadın, İpek Çalışlar)</p>
<p>Kitap hakkında: Halide Edib’in kendisinin kaleme aldıklarının ve hakkında tüm yazılanlarla söylenenlerin değerlendirilerek nesnel biçimde ve, hayatı ve fikirleri hakkında hemen hemen soru işareti bırakmayacak kadar ayrıntılı yazılmış bir kitap**… H. Edib’in, Türkçe çevirisi sorunlu (Bkz. Tarih-lenk, H. Erdem) “Turkish Ordeal” kitabından kesitler var… Bu kitap sayesinde, Anadolu’ya beraber geçtikleri, o da Milli Mücadele kadrosundan ve Cumhuriyet’in kurucularından olan eşi; beyefendi, üvey çocuklarına ve bütün çocuklara şevkatli, barışçı kişiliği ile Dr. Adnan Adıvar’ı da tanımak mümkün… Kitapta yer yer düşük cümleler, kopukluklar vs. söz konusu! Ayrıca yazar, “Ermeni kıyımı”na “takmış” ki, kitabın sonunda, H. Edib&#8217;e “söylettiği” sözlerde bu husus da var (İ. Çalışlar’ın, H. Edib’in “Ermeni kıyımı” (Adana) üzerine verdiği tepkiyi, izleyen yıllardaki “kıyımları”*** kapsayacak biçimde, sonuna kadar devam ettirmemesinden hayıflanmış olduğu anlaşılıyor.). Yukarıdaki eleştirilere rağmen, emek verilmiş, bilgi veren ve ufuk açan bir kitap&#8230;</p>
<p>* Bu kanunun çıkması ve üstelik 60 yıldır yürürlükte kalması utanç vericidir; ama devletin ve halkın geri kalmışlığının tipik göstergelerinden biridir.</p>
<p>** Bir soru: H. Edib için yurt dışında düzenlenen organizasyonlar (geziler, misafirlikler, konferanslar), onun “doğulu aydın bir kadın yazar” olmasından mı kaynaklanmaktadır, yoksa başka bir etmen mi vardır (H. Edib’in gelişini haber veren bazı gazeteler, onu “Yahudi yazar” diye lanse ediyorlar.)?! Kitapta buna dair bir yorum yok.</p>
<p>*** Bir kıyımın yaşandığı, pek çok masum Anadolu insanının mağdur olduğu ve katledildiği/yitirildiği kesindir. Fakat bunun sürekli olarak dünya ve Türkiye gündemde olması insani değil siyasi ve ekonomik temellidir (Salt insani sanıp, o refleksle hareket ederek aldananlar-kullanılanlar da çok elbette. Yazar bu gruptan sanırım!).</p>
<p>Not. O dönemde, artık nereden kaynaklanıyorsa, yurt dışındaki, Cumhuriyet’in bir medeniyet inşa ettiği, halkı ilkellikten çıkardığı babındaki yorumlara H. Edib, böyle olmadığını zaten bir medeniyetin, kültürün var olduğunu açıklıyor.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Miralay Reşat</strong></p>
<p>Alıntı: Ordu Kumandanı Sakallı Nurettin Paşa: “Miralay Reşat Bey! Yarın 12’ye kadar tepe alınacak. Alamazsanız, ben sizin yerinizde olsam yaşamam!” Tümen Kumandanı Reşat Bey: “Benim yerimde olmanıza gerek yok, ben zaten yaşamam!”</p>
<p>***<br />
Mustafa Kemal Paşa’nın sesi sakin ve üslubu son derece nazikti. “Reşat Bey, merhaba, iyi olduğunuzu umuyorum. Niçin hedefinize ulaşamadınız?”<br />
“… Yarım saat sonra … ulaşacağız… “<br />
Başkumandan, “Peki kolay gelsin.” deyip ayrılırken kötü bir söz etmedi.<br />
(Çiğiltepe, Miralay Reşat Bey (1879-1922), Cihangir Akşit (Em. Tümg))</p>
<p>Not. Kitabı okumadım (ve okumayı düşünmüyorum!). Ama arka kapağındaki yer alan yukarıdaki ilk paragrafı okuyunca karıştırdım ve sonraki sayfaların birinde ikinci paragrafı gördüm. Yazar sanki intihardan M. Kemal’i aklamaya çalışıyor. M. Kemal’in üslubunun nazik olması (balolarda ve sofrasında kadınlara hariç) mümkün değildir:</p>
<p>İpek Çalışlar “Halide Edip, Biyografisine Sığmayan Kadın”da, H. Edib’in “Turkish Ordeal” kitabına atfen: “… Yakınındaki komutanları yüreklendirmek yerine acı sözlerle üzen, kırıcı, tehditkar, acımasız, ölüme gidenler için üzüntü duymayan bir komutanla baş başa bırakıyordu okurunu. Ona göre Mustafa Kemal ‘Tamamen kalpsizdi. Uyumsuz, sabırsız, sert ve acımasızdı…” diyor.</p>
<p>Miralay (Albay) Reşat, (maalesef) M. Kemal’in azarlaması üzerine intihar etmiştir! Bu konuşmadan önce Nurettin paşanın aramış ve saçmalamış olmasına şaşırmam!.. Söylendiğine göre, generallerin istedikleri tepe Reşat bey intihar ederken alınmış. (Büyük Taarruz, Ağustos 1922, Çiğiltepe)</p>
<p>Bu kitap, daha doğrusu yukarıdaki “tez”, iman sahibi insanların kimi gerçekler karşısında nasıl rahatsızlık duyduklarının ve o gerçeği nasıl değiştirmeye, perdelemeye, saptırmaya çalıştıklarının tipik örneklerinden biri!<br />
<strong></strong><br />
<strong><br />
Emperyalizm ve Atatürk Türkiye’si</strong></p>
<p>Alıntı: … emperyalizmin 1914-1945 arasındaki “yapısal krizi”, emperyalizmle olan ilişkilerin gevşemesi nedeniyle bir yanılsama yaratmaya olanak vermiş, sanki emperyalizmden bilinçli bir kopuş varmış izlenimi yaratmıştır. Emperyalizmin krizi, Cumhuriyet bürokrasisine ideolojik bir manipülasyon olanağı vermiştir*…<br />
Cumhuriyetle başlayan dönem, Batı kapitalizmi ile bir hesaplaşma dönemi değil, yeni bir uzlaşma ve denge oluşturma dönemidir. Türkiye ekonomisini emperyalizme bağlayan zincir olduğu gibi kalmıştı. Bir ülkenin emperyalizmle olan sömürü ve bağımlılık ilişkisini belirleyen, ülkedeki üretim ilişkileri ve üretim ilişkilerin üzerine oturan egemen sınıf ittifakıdır. Emperyalizmle ilişkilerin değişmesi için, üretim ilişkilerinin dönüşüme uğratılması gerekir. üretim ilişkilerine dokunmadan yapılan “düzenlemeler”, inkılâplar olsun, abartıldığı gibi önemli olmadığı gibi, ekseri sömürü ve bağımlılık ilişkilerini de içselleştirip, sömürüyü derinleştirebilir.<br />
(Paradigmanın İflası, Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş, Fikret Başkaya)</p>
<p>Kitap hakkında: F. Başkaya, “Kitlelerin gönüllü katılımı olmadığı için, mahalli ayan, eşraf, şeyh, ağa ve tarikat reisi ve din adamlarının prestijinden yaralanılarak, kısıtlı bir katılım sağlanabilmiştir.” ve “Bunların yetersiz kaldığı koşullarda zor öğesi gündeme gelecekti.” demektedir. Cumhuriyetin ilk dönemini sosyalist bakış açısıyla eleştirmektedir. Müspet hiçbir gelişmenin belirtilmemesi ve Türkçe’sinin zayıflığına rağmen, hakkında soruşturma açılmış ve yargılanmış olan bu kitap okunmaya değer. (Beraat etmiş; satışı serbest.)</p>
<p>* Şöyle de söylenebilir: Avrupa devletleri savaştan sonra her alanda öyle bir çöküş yaşamıştı ki, kendini toparlayana dek, yani ikinci büyük savaşa kadar bizi bir başımıza bırakabildiler ve bu sayede tam bağımsızlığın keyfini çıkardık. (Savaştan sonra Avrupa yine çöktü, biz ABD’nin “mandası” olduk!)<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Rasyonel Düşünce ve Hurafeler</strong></p>
<p>Alıntı: Gerçekten Mustafa Kemal ve onun “inkılâpları”yla ilgili olarak yaratılan efsane, yedi yüzyıllık Hilâfet* ve Saltanat devrinde yaratılmamıştır. İlginç olan bir şey de, bu efsane üreticilerinin, sözde efsaneleri yıkmak, hurafeleri yok etmek amacıyla yola çıkmış olmalarıdır! Topluma rasyonel düşünceyi egemen kılmak amacıyla yola çıkanlar, hiçbir düzeyde görülmemiş düzeyde hurafe üretmiştiler, putları yıkmak için yola çıkanlar, hiçbir dönemde görülmemiş düzeyde put ürettiler. Cumhuriyet aydını, put üreticiliği ve bekçiliğine koşulmuştu!..**<br />
(Paradigmanın İflası, Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş, Fikret Başkaya)</p>
<p>* Osmanlı’da Hilâfet yedi yüzyıllık değildi.</p>
<p>** Bu yorum “ne yazık ki” günümüze dek gelen Cumhuriyet tarihinin tamamına şamil olacak biçimde doğrudur, geçerlidir. Laikçiler rasyonel düşünemez, iman sahibidirler; bu anlamda dincilerle aralarında hiç fark yoktur!<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Türkiye’de İlk Trafik Kazası</strong></p>
<p>Alıntı: Dar sokaklarda yaya gezenlerden misin? Evine giderken, Düüüt!.. Düüt!.. paşa çadırı kadar bir otomobil; gizliden bir iki vah vah… ‘Şöyle olmuş, böyle olmuş, müteveffa yanlış manevra yaptığından sola kaçmış da!’ gibi dört beş satır havadis… Ötesi ahiret! Hani o cani? Nerede o haydut? Niçin serbest o makinist?..<br />
(Kirpinin Dedikleri, Refik Halid Karay)</p>
<p>Kitap hakkında: Yazarın 2. meşrutiyet döneminde (20’li yaşlarının ilk yarısında!) kaleme aldığı, gazeteler ve dergilerde yayınlanan makalelerinden derlenmiş, güzel-akıcı bir Türkçe’yi ve mizahi-alaycı bir üslubu haiz kitapta, mükemmel tespitler ve öngörüler var; 100 yıl öncesinin olayları, insanları, siyaseti, İstanbul’da yaşam kalitesi vs. hakkında bilgi ve fikir sahibi olunabilir. R. H. Karay’ın burada tanıtılan (İnkılâp Kitapevi’nce basılan) diğer kitapları gibi bu da orijinal dilinden Latin alfabesine, sadeleştirilmeden aktarılmış (R. H. Karay’ın kitaplarının sadeleştirilmiş baskıları da var.). Bu kitaba, okuduğum-tanıttığım diğer kitaplardan daha ziyade özen gösterilmiş; hata sayısı çok az.</p>
<p>Not. Bu paragrafla ilgili “Harbiye Nazırının otomobili –ki İstanbul’da resmî ilk otomobildi- bir adam çiğnemişti.” dip not var! Türkiye’de her şey nasıl başlamışsa öyle gidiyor vesselam.</p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1202">Kitap Alıntıları ve Yorumlar (2010-5)</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><i>Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 3798, bugün ise 187 kez görüntülenmiştir.</i></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimfelsefedin.org/?feed=rss2&amp;p=1202</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1202</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>İNSAN  BEYNİ  YENİDEN HAYATA DÖNEBİLİRMİ ?</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/bilim-felsefe-din/~3/YtPZdiP_hLI/</link>
		<comments>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1201#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 20:07:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metafizik19</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1201</guid>
		<description><![CDATA[ Ölü, Ölü Değilse?
Daha da ötesi, şeker ve oksijen yetersizliğinden dolayı sinirlerin, dakikalar içinde çabucak ve geri dönüşü olmayan bir şekilde öldükleri fikrine meydan okundu. 
Amsterdam Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü&#8221;nde yapılan araştırmalar neticesinde, araştırmacılar, insan beyninden alınan sekiz saatten daha uzun süre ölü olan sinir hücrelerini diriltmeyi başardılar.
30 ölü insan beyninden alınmış ölü olduğu varsayılan [...]<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1201">İNSAN  BEYNİ  YENİDEN HAYATA DÖNEBİLİRMİ ?</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Ölü, Ölü Değilse?</p>
<p>Daha da ötesi, şeker ve oksijen yetersizliğinden dolayı sinirlerin, dakikalar içinde çabucak ve geri dönüşü olmayan bir şekilde öldükleri fikrine meydan okundu. </p>
<p>Amsterdam Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü&#8221;nde yapılan araştırmalar neticesinde, araştırmacılar, insan beyninden alınan sekiz saatten daha uzun süre ölü olan sinir hücrelerini diriltmeyi başardılar.</p>
<p>30 ölü insan beyninden alınmış ölü olduğu varsayılan sinir hücrelerinin, yapay serebrospinal sıvı ile yıkandıklarında, tekrar yaşama döndürdüklerini ve oksijen yakma ve aksonlar boyunca sinir sinyallerini taşıma yeteneklerini yeniden kazandıklarını buldular.   </p>
<p>Araştırmacılar, bazı bilinmeyen mekanizmaların sinirleri ölümden  koruduğunu iddia ediyorlar. Sinirlerin şaşırtıcı bir şekilde yeniden hayata  dönebilmeleri, beynin uğradığı zararın önceden düşünülenden çok daha  geriye döndürülebileceği iddiasını ortaya çıkarıyor. Lazarus&#8221;un ruhu beyin hücrelerinin içinde yaşıyor.</p>
<p>Amsterdam Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü Araştırmacı: Jean Carper</p>
<p>Kitabı: Mucize Beyniniz </p>
<p>Okuyucum bu sıvının nereye ve ne miktarda verilmesi gerektiğini bildiğini iddaa ediyor.</p>
<p>BAKARA TEORİSİ</p>
<p>ÖLÜM HAKKINDA NE BİLİYORUZ? </p>
<p>Ölüm hakkında ne biliyoruz? Yaşam hakkında, milyonlarca şey bilmemize rağmen, ölüm hakkında çok az şey bildiğimiz kesin. Beynimiz mi duruyor ilk önce? Yoksa kalbimiz mi? Kalp masajı yapılıp hayata dönen pek çok insan var aramızda. Hatta öldü diye morga konulduğu halde üç-dört saat sonra dirilip ayağa kalkanda var. Bu gibi olayları zaman zaman gazetelerden okuyoruz. Bazı ülkelerde kalbin, nabzın durması ölüm olarak kabul edilirken, bazı ülkelerde beyin ölümü esas alınıyor… Yaşlanıp ölmek iyide, genç yaşta ölende çok… Trafik kazaları, hastalıklar, kalp krizi, cinayetler, uyuşturucu, iş kazaları, savaşlar, sobadan yada şofbenden sızan gazla zehirlenip ölenler ve daha bir çok ölüm çeşidi var. Yaşlılık ölümlerini anlıyorum. Organların tamamına yakını iş göremez duruma gelmiştir. Mikrobik ölümleri de anlayabiliyorum, bazı hayati organlar iş göremez duruma gelmiştir. </p>
<p>Benim anlamadığım şey; daha birkaç dakika evvel gayet sağlıklı iken bir kurşun bedenine saplanıp ölenler yada bir bıçak darbesi alıp kan kaybından ölenler ve denizde boğulup ölenler, nefes borusuna bir şey kaçıpta ölenler? Acaba ölmüyorlar da beyinlerimi duruyor? Buna bağlı olarakta bütün uzuvlar ve kalp duruyor?</p>
<p>İNSAN BEYNİ YENİDEN ÇALIŞTIRILABİLİR Mİ?</p>
<p>Bu gibi durumlarda, Tabiî ki beyindeki hücre ölümleri tamamen gerçekleşmeden</p>
<p>Ben: İnsan beyni bu gibi durumlarda yeniden çalıştırılabilir diyorum. Neden böyle Bir iddiada bulunuyorum biliyor musunuz ? Kuranı-ı Kerim’deki Bakara suresinin yedi ayetinden yola çıkarak insan beynine kadar uzanan bir yolculuk yaptığım için.</p>
<p>Bu yedi ayetin içinde anlatılan “SEMBOL”ü, anlatılmak istenen asıl “ÖZ”ü, iki ayette de anlam değişikliğinin olduğu ve bu yedi ayetin tevsirini dinleyince sizde bana hak verecek ve destekte bulunacağınıza eminim.</p>
<p>Önce Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlarınca yayınlanan bu yedi ayeti okuyarak başlamak istiyorum: </p>
<p>Bismillahirrahmanirrahim : Bakara 67. Musa kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor demişti de, bizimle alay mı ediyorsun? Demişlerdi. O’da: Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti.</p>
<p>Bakara 68: Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın dediler. </p>
<p>Musa : Allah diyorki: O, ne yaşlı nede körpe, ikisi arasında bir inek. Size emredileni hemen yapın dedi. </p>
<p>Bakara 69 Bu defa : Bizim için rabbine dua et, bize onun ne renkte olduğunu açıklasın, dediler.</p>
<p>O’ diyorki : Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir dedi. </p>
<p>Bakara70 ( Ey Musa! ) Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz İnşallah emredileni yapma yolunu buluruz dediler.</p>
<p>Bakara 71 (Musa) dediki: Allah şöyle buyuruyor: O henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma) renginde hiç alacası olmayan bir inektir. işte şimdi gerçeği anlattın dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın bunu yapmayacaklardı. </p>
<p>Bakara 72 : Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmıştınız. Halbuki Allah, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır. </p>
<p>Bakara 73: Haydi, “şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun” dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size ayetlerini (peygambere verdiği mucizelerini ) gösterir.</p>
<p>Bu ayetlerin hemen ardından , gerekli açıklamalar yapılmıştır. </p>
<p>Şöyleki: Bu ayetlerde geçen inek kesme kıssası, daha ziyade İsrailoğulları’ndan iki gencin, mirasına konmaları için amcalarını öldürmelerine bağlanır. Olay Hz. Musa’ya arz edilir. Hz. Musa’da bir türlü katilleri bulamaz ve Allah sığınır. O’da bir inek kesilmesini. O’nun bir parçasıyla ölüye vurulmasını, ölünün dirilip katili haber vereceğini bildirir. </p>
<p>Neticede böyle olur. Ayetlerin zahiri de buna işaret eder. Ancak eski Mısır’lıların ineğe tapmaları, bir ara Yahudi’lerinde buzağıya tapmış olmaları, sığır kesilmesi hadisesinde başka hikmetlerinde bulunduğunu gösterir. Bir parçasıyla o’na vurun  buyurulup, arkasındanda Allah’ın ölüleri diriltmesinden bahsedilince, müfessirlerin çoğu, bunu: kesilen ineğin bir parçası ile ölüye vurulmak sureti ile onun dirilmesi şeklinde anlamışlardır. Bu taktirde Olay bir mucizedir. Allah’ın kudreti ile böyle bir sebep olmadan da dirilebilir. Dikkatleri daha ziyade çekmek için böyle bir merasim tertip edilmiş ve akabinde “mucize gerçekleşmiştir”</p>
<p>BENİM YORUMUM VE TEVSİRİM :</p>
<p>Bakara suresindeki 67—73 ayetleri arasında anlatılan Hz. Musa zamanında yaşanmış bir olayın anlatıldığı bu 7 ayetin müteşabih ayetler yani: İç içe anlam taşıyan ayetler olduğu bir çok müfessir tarafından dile getirilmiş ve böyle müteşabih ayetlerde, Allah’ın bazı anlamları “SEMBOL”lerle ifade ettiği birçok alim tarafından açıklanmıştır.. </p>
<p>Ben bu ayetlerle ilgili araştırmaya Bakara 71- deki ayetleri yorumlayarak başladım. Onlarca meal ve tevsirler de bakara kelimesinin anlamı : Dişi sığır yani inek olarak açıklanmış ve kabul edilmiştir…</p>
<p>Onlarca meal ve tevsirlerin hiç birinde öküz yada tosun olarak anlatıldığına rast gelmedim.  71. ayeti okurken de sanki bir çelişki olabilecek bir şey dikkatimi çekti.</p>
<p>Bakın. 71. ayette : Boyunduruk altına alınmayan ve yeri sürmeyen, ekin sulamayan bir “İNEK” tarif edilmiş. Oysa yüzlerce yıldır, bütün toplumlarda koca memeleri ile kilolarca süt veren inekler, sütten kesilmesin diye bu iş öküzler tarafından yapılır. Eğer öküz yoksa at tarafından çifte sürülür. Atın dişi olanı da çifte sürülebilir hatta bazı yerlerde eşekler develer ve insanlar bile çift sürmüştür. Ama inekler çifte sürülmez. Peki bu bakış açısı ile baktığımız zaman niye Allah böyle bir ayet göndermiş olabilir?</p>
<p>İneklerin çift sürmediğini bilmediği için mi? Yoksa bu ayetlerde anlatılan İNEK’in bir SEMBOL olduğunu anlamamız ve düşünmemiz için mi? Özellikle böyle bir şey istemiş olabilirdi? Hakkıyla Alim olan Allah’ın her şeyi bildiğine göre demek ki ikinci şıkkı düşünmemiz gerekiyor. Yani bu ayetlerde anlatılan BAKARA’nın bir SEMBOL Olma olasılığını.. </p>
<p>Bu ayetlerde Allah öküz isteyebilirdi. Özellikle İNEK istediğine göre ineğin vasıflarını taşıyan bir SEMBOL olmalıydı. Bu ayetlerde istenen, inekle öküzü birbirinden ayıran belirgin özellik ne idi? Her iki Cinste de boynuz olabilir, derileri ve renkleri aynı olabilir ama ilk bakışta göze çarpan belirgin özellik İneğin MEMELİ olmasıdır. </p>
<p>Aramamız istenen SEMBOL öncelikle MEMELİ olmalıydı. Ayrıca yeri sürmeyen bu “SEMBOL MEMELİ yi denizde yada gökte aramamız gerektiğini düşündüm. Ayette açıkça yeri sürmeyen ve boyunduruk altına alınmayan bir inek istenmişti. Denizde ve gökyüzündeki bütün hayvanlar ne yeri sürüyor nede boyunduruk altına alınıyorlardı çünkü. Denizdeki balıklar yumurtlar bildiğiniz gibi ama, balinalar, yunuslar ve foklar MEMELİ dirler.</p>
<p>Şimdi yalnız 69. ayette renginin sarı olması gerekiyordu. Fakat ne balinalar ne yunuslar ne de foklarda böyle sarı bir renge rastlamadım. Demek ki yüzümü gökyüzüne çevirip orda aramalıydım  Bu SEMBOL MEMELİ yi..Gökyüzünde de yüzlerce kuş türü vardı ve hepsi Yumurtlama özelliğine sahipti. Fakat Yüce Allah sadece bir türü evet evet sadece tek bir türü MEMELİ yaratmıştı. YARASALAR………….</p>
<p>Peki 69. ayette belirttiği gibi sarı renkli ve hiç alacası olmayan bir Tür var mıydı? Tabiiki vardı vampir YARASA….. tıpkı 1.sayfadaki resim gibi. Bu ayetlerde anlatılmak istenen SEMBOL MEMELİ vampir yarasa ise gerçekten, ölüyü diriltmekle ilgili olan bu ayetlerle ne ilgisi vardı? Bu sorunun cevabı ise 67. ayette ve 73. ayette gizliydi… </p>
<p>Diyanet Vakfının 73.ayetin ardından yapmış olduğu açıklamayı hatırlayalım bir parçası ile ona vurun buyurulup arkasındanda Allah’ın ölüleri diriltmesinden bahsedilince, müfessirlerin çoğu bunu kesilen ineğin bir parçası ile ölüye vurulmak suretiyle onun dirilmesi şeklinde anlamışlardır. 67. ayetten başlayarak bir inek istenmesi ve bu ineğin tarif edilmesinden sonra 73. ayette o’nun bir parçasıyla maktüle (ölüye) vurun denince, müfessirler, şöyle düşünmüşler;</p>
<p>İnek isteniyor ve bir parçası ile vurun dendiğine göre demek ki inek boğazlanmış ve bir parçası ile vurarak adama vurulmuş ve adam dirilmiş. Öyleyse 67. ayetteki zebd kelimesi (boğazın yarılması) olarak tevsir edilmeliydi. Ve bu boğazın yarılmasından yola çıkılarak ineğin boğazlandığı ve boğazlanmaktan da ineğin kesilmesi anlamı çeviriden çeviriye değişmiştir.</p>
<p>Araştırmalarım beni bu yolu düşünmeye itti. Yoksa ineğin kesilmesi değil de sembol memelinin yani YARASA nın kesilmesi ile ne alakası olabilirdi? Bu ayetlerde bilimsel bir açıklama olmalıydı. Çünkü ayetlerin sonunda bir öldürülen adam hayata dönüyordu. Öldürülen adamın sadece BEYNİ durmuş olup beyninin yeniden çalıştırılabilmesi için bir FORMÜL anlatılıyor olabilirdi. </p>
<p>Özellikle 67. ayette (boğazı yarın) dan sonra gelen cümle şu; </p>
<p>Bizimle alay mı ediyorsun? Alay edilecek bir şey yoktu ki. Demek ki burada alay edildiğini zannedecekleri bir kelime kullanılmıştı. Hz. Musa’ya gidipte Allahtan yardım istemeleri ise bu insanların Allah’a inançlı olduklarını gösterir… Eğer ki ayetlerde ineği kesin” denmiş olsaydı hemen bu işlemi yaparlardı. Bazı müfessirlerin dediği gibi. Samiri’nin buzağıdan heykel yapıp ona tapmalarını örnek göstermeleri bence yanlış. Çünkü Kuranda. Bu iki olayın hangisinin daha önce olduğuna dair hiç bir kanıt yok. Demek ki burada alay edildiğini zannedecekleri bir ANLAM var.. Şimdi o anlamı bulmaya çalışacağız. </p>
<p>Boğazla ilgili çok araştırma yaptım…</p>
<p>Zebd kelimesinden yani (boğazı yarmak) kelimesinden yola çıkarak… boğazın kesilmesi değil esnetilmes olduğunun farkına vardım. Ve diğer sayfada göreceğiniz gibi esneyen insan ve hayvanların resmini görüp anlayacağınızı umuyorum.. </p>
<p>Şimdi bu anlamı ile  Ayetleri okumaya başladığımız anda, neden bizimle alay ediyorsun? dediklerini daha iyi anlayacağız:</p>
<p>Bakara 67. Musa kavmine: Allah bir sığır (esnetmenizi) emrediyor demişti de : </p>
<p>Bizimle alay mı ediyorsun? Demişlerdi. O’da : Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti. Bizimle alay mı ediyorsun diyorlar çünkü: inekler esnemez.</p>
<p>Resimlerde  Göreceğiniz gibi bir çok hayvan türü esner hatta bazı balık türleri bile esner Ama İNEK esnemez… Hz. Musa İneği esnetin deyince o’nun alay yada eğlence yaptığını sandılar. Ama Musa : Allah’tan vahiy geldiğini ve doğru söylediğini ısrar edince bu esneyen ineği bulmak için sorular sordular. </p>
<p>Ne genç ne yaşlı dendi. Renginin sarı olduğu söylendi ama böyle bir inek yoktu. Ancak ne zamanki 71.ayette : Boyunduruk altına alınmayan, yeri sürmeyen, ekin sulamayan bir inek istenince bunun inek olmadığını çünkü; ineklerin zaten bu işlemi yapmadığını düşündüler ve bizim gittiğimiz yoldan giderek SEMBOL MEMELİ ye yani yarasaya ulaştılar. </p>
<p>Esnetilmesi gereken sembol memeli yarasa idi ve onu bulup esnettiler.. </p>
<p>Şimdide 73. ayette: O’nun bir parçası ile maktule vurun denince Neyin bir parçası ile maktule vurulduğunu bulacağız. Bunun için önce yarasayı esnetmemiz gerekiyor tabii ki… </p>
<p>YARASAYI nasıl ESNETİRİZ ? Günümüz şartlarında ve tıbbi olarak düşünelim lütfen.. Eğer uyutun denseydi  uyku ilacı vururduk değil mi? Ama yarasayı esnetin dendiğine göre yarasayı esnetecek ilacı bulur ve şırıngaya koyar ve yarasaya enjekte ederdik değil mi? Eğer yarasa esnemeye başladı ise aradığımız İLAÇ doğru demekti. </p>
<p>Şimdi elimizde bir şırınga ve içinde yarasayı esnetecek ilaç var ve yarasaya vuruyoruz. Evet esnemeye başlıyor demek ki ilaç doğru. Şimdi de aynı şırıngayı öldürülen adama doğrultun ve o’nun bir parçası ile maktule vurun. İşte Allah böyle diriltir ölüleri demiyor mu? </p>
<p>73. ayet. ( kesilen ineğin) bir parçası ile değil de (şırıngadaki ilacın) bir parçası ile olması gerekiyor. Eğer ki bu memeliyi yarasa olara düşündüğümüz andan itibaren aslında ölen adamı yeniden hayata döndürecek ilaç aynı zamanda da yarasayı esnetiyor… Bu bir formülün tarifi.. </p>
<p>Şırıngadaki ilacıda merak ettiğinize eminim </p>
<p>OKSİTOSİN HORMONU: İnsan beyninin HİPOFİZ BEZ’inde yer alan bir hormon. Gökyüzünün tek memeli hayvanı olan yarasayı esneten ilaç insan beynindeki bir HORMON! Bu Sizce sadece tesadüf mü? Yoksa Allah’ın gizemli yollarından biri mi? </p>
<p>BU ARAŞTIRMAYA BAŞLAYABİLİRMİYDİM?</p>
<p>Bu surede anlatılan bakara, inek olmasaydı, eğer öküz istenilseydi. Memeli aramıyacaktım… Bu yaşıma kadar çift süren inek görmemiştim, eğer ki ineklerde çift süreydi……..</p>
<p> 3. gökyüzünde milyonlarca kuş yumurtluyordu ve sadece bir tür memeli idi. Yarasalarda yumurtluyor olsa idi………</p>
<p>4. denizde de balinalar, yunuslar ve foklar memeli idi ama sarı renkli olan yoktu.. </p>
<p>5. yarasa türlerinde de sarı renkli yarasa olmasa idi ………. </p>
<p>6. Bir çok hayvan türü gibi ineklerde esniyor olabilseydi……. </p>
<p>7. İnek örneğinde olduğu gibi yarasalarda esnemiyor olaydı…..</p>
<p>8. 73. ayette gerçekten (kesilen ineğin bir parçasıyla vurun) yazıyor olsaydı. (o’nun bir parçasıyla vurun) diyerek yoruma açık olmasaydı </p>
<p>9.Yarasayı esneten ilaç doğada olabilirdi ama insan beyninde.. Bir insanı hayata Döndüren ayetlerin anlatıldığı bir surede insan beynindeki bir hormon tarif edilmeseydi.</p>
<p>HİPOFİZ BEZİ HİPOTALAMUS</p>
<p>Hipofiz bezinin beyindeki görevi Hipatolomustan aldığı sinyalle gerekli olan hormonu kana bırakmak ve bu hormonlarında kan dolaşımı ile vücudun her yönüne gitmesi ve gerekli bezler tarafından alınmasıdır genel olarak. Ama doğal olmayan ölüm şekillerinde insan beyni durduğu için hipofiz bezindeki bu hormon salgılanıp başka bir beze gidememekte ve görevini yapamamaktadır. Çünkü kan dolaşımı yoktur. Bunun için bu hormonun, tıbbi müdahale edilerek gerekli beze verilmesi gerekmektedir. Beyinde böyle bir bez mevcut mu peki? </p>
<p>Evet. Beynin arkasında bulunan ve bütün sinir hücrelerinin bağlantısı bulunan bu bez (epifiz) yada (pineal) olarak anılmaktadır. Araştırmamın ilk başlarında birkaç profesörle görüştüğümde şunu söylediler. “Beyne 3- 5 dakika oksijen gitmese beyin hücreleri onarılmaz şekilde ölür”. Ama, 2000 yılında hürriyet gazetesinde ki bir makale bana daha çok azim verdi. Ertuğrul Özkök’ün bir makalesi idi ve “Jean Carper” adlı bir araştırmacının kitabından alıntılar vardı. </p>
<p>Mucize Beyniniz adlı bu kitapta şunu yazıyor:</p>
<p> Bu kitap daha sonraları Türkçe olarak elime geçti. Amsterdam’da bulunan Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü yaklaşık 8 saat önce ölmüş 30 insan beynindeki öldü olarak kabul edilen sinir hücrelerini hayata döndürmeyi başarmışlar. Mucizevi olarak beyin sinir hücrelerinin ölmediğini iddia ediyorlar. Bu çok güzel bir gelişme idi ve öyle olaylar oluyordu ki, ölüpte 3-4 saat sonra hayata dönen insanlar vardı. Bunları ya gündelik hayatta görüyor yada gazete sayfalarında okuyorduk. 3-5 dakika oksijen gelmeyince beyin ölüyor ise gerçekten? bu insanlar nasıl hayata dönüyordu?.. Şimdi şunu açıklama gereği duydum ki. Ben Kuran ayetlerini yalanlamıyorum, tam aksine bunun müteşabih yani başka anlamının böyle olabileceğini iddia ediyorum.</p>
<p>Yanılmış olabilir miyim? Diye çok defa kendime sordum. Evet yanılabiliyor olabilirdim, bunu kabul ediyorum ama yanıldığımın ispatı içinde bu bilimsel bir insan beynindeki deney yapılmış olması gerekirdi. </p>
<p>Birde şöyle düşünüyorum: YA YANILMADIYSAM ?</p>
<p>Ya anladıklarım ve anlattıklarım gerçekten doğru ise? Bunun için doğal olmayan bir şekilde öldü kabul edilen bir insana bir deney yapılması gerektiğine inanıyorum ve bunun için mücadele ediyorum. Çalışmalarım ve yorumlarım İzmir&#8221;de bulunan bir bölgesel gazete olan YENİ ASIR gazetesinin 1 haziran 2003 Pazar günü 12. sayfasında yayınlanmıştır…<br />
     6 ve 7 nisan gecesi ülke tv sıra dışı turgay gülerin programında bu konu işlendi: http://www.tumgazeteler.com/?a=4915902<br />
ve ayrıca indigodergisinde bu konu yayınlandı : http://www.indigodergisi.com/gulsen130.htm<br />
    metindurali@hotmail  adresinden ulaşabilirsiniz   arkadaşlar.</p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1201">İNSAN  BEYNİ  YENİDEN HAYATA DÖNEBİLİRMİ ?</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><i>Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 1715, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.</i></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimfelsefedin.org/?feed=rss2&amp;p=1201</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1201</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>En çok indirilen makaleler</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/bilim-felsefe-din/~3/imRzMuEVNhA/</link>
		<comments>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1198#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 09:37:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1198</guid>
		<description><![CDATA[Sitemize yükleniş makaleler içinde şimdiye kadar en çok indirilenlerin listesi aşağıdaki gibidir. Parantez içindeki sayılar indirilme sayılarıdır:

Büyük patlama teorisi kelam kozmoloji argümanını destekler mi? &#8211; Rahim Acar (417)
On the Possibility of An Actual Infinity &#8211; Josh Dever (239)
The Evolutionary Origin of Complex Features &#8211; Richard Lenski (216)
Natural Explanations for The Anthropic Coincidences &#8211; Victor Stenger [...]<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1198">En çok indirilen makaleler</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sitemize yükleniş makaleler içinde şimdiye kadar en çok indirilenlerin listesi aşağıdaki gibidir. Parantez içindeki sayılar indirilme sayılarıdır:</p>
<ol>
<li><a href="../wp-content/plugins/download-monitor/download.php?id=1">Büyük patlama teorisi kelam kozmoloji argümanını destekler mi? &#8211; Rahim Acar (417)</a></li>
<li><a href="../wp-content/plugins/download-monitor/download.php?id=8">On the Possibility of An Actual Infinity &#8211; Josh Dever (239)</a></li>
<li><a href="../wp-content/plugins/download-monitor/download.php?id=37">The Evolutionary Origin of Complex Features &#8211; Richard Lenski (216)</a></li>
<li><a href="../wp-content/plugins/download-monitor/download.php?id=38">Natural Explanations for The Anthropic Coincidences &#8211; Victor Stenger (171)</a></li>
<li><a href="../wp-content/plugins/download-monitor/download.php?id=32">How bio-friendly is the universe? &#8211; Paul Davies (157)</a></li>
<li><a href="../wp-content/plugins/download-monitor/download.php?id=30">Multiverse Cosmological Models &#8211; Paul Davies (155)</a></li>
<li><a href="../wp-content/plugins/download-monitor/download.php?id=10">Coincidences and How to Reason about Them &#8211; Elliot Sober (151)</a></li>
<li><a href="../wp-content/plugins/download-monitor/download.php?id=23">Evolution as Fact, Theory, and Path &#8211; T. Ryan Gregory (149)</a></li>
<li><a href="../wp-content/plugins/download-monitor/download.php?id=13">Why (Almost All) Cosmologists are Atheists &#8211; Sean M. Carroll (145)</a></li>
<li><a href="../wp-content/plugins/download-monitor/download.php?id=4">Must Metaphysical Time Have a Beginning? &#8211; Wes Morriston (113)</a></li>
</ol>
<p>Makalelerin tamamına <a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?page_id=318">Makale Arşivi</a> sayfasından ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1198">En çok indirilen makaleler</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><i>Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 320, bugün ise 3 kez görüntülenmiştir.</i></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimfelsefedin.org/?feed=rss2&amp;p=1198</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1198</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>TANRIMI SONSUZ ?   SONSUZLUKMU  TANRI ?</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/bilim-felsefe-din/~3/EQOM35FjRuY/</link>
		<comments>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1180#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 09:53:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metafizik19</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1180</guid>
		<description><![CDATA[Evrenin sınırlı ve sürekli genişlemekte olduğu kanıtlanmıştır.
ya sonrası nedir ? BOŞLUK&#8230; sonsuz boşluk&#8230;
Akıl oyunu yapalım önce:
şu anda içinde bulunduğunuz bedeninizi düşünün
yer kaplamaktadır. çünki madde. uzayda yer kaplayan herşeye denir.
nerde yer kaplıyorsunuz ? bir adım atınca nerde yer kaplıyorsunuz ? 
Şimdide sonsuzluktan bir hayali çizgi çekin ve merkezi siz olun.
siz şu anda sonsuzluğu ikiyemi bölüyorsunuz ?
aynı [...]<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1180">TANRIMI SONSUZ ?   SONSUZLUKMU  TANRI ?</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evrenin sınırlı ve sürekli genişlemekte olduğu kanıtlanmıştır.<br />
ya sonrası nedir ? BOŞLUK&#8230; sonsuz boşluk&#8230;<br />
Akıl oyunu yapalım önce:<br />
şu anda içinde bulunduğunuz bedeninizi düşünün<br />
yer kaplamaktadır. çünki madde. uzayda yer kaplayan herşeye denir.<br />
nerde yer kaplıyorsunuz ? bir adım atınca nerde yer kaplıyorsunuz ? </p>
<p>Şimdide sonsuzluktan bir hayali çizgi çekin ve merkezi siz olun.<br />
siz şu anda sonsuzluğu ikiyemi bölüyorsunuz ?<br />
aynı şeyi fanusta düşünün ve fanusu boşaltın ne var içinde.<br />
Hiç dediğiniz bir şey var..<br />
muhakkak adınızı koymak gereken bir şey var fanusun içinde.<br />
yapılan araştırmalarda fanusun içi ne kadar boşaltılırsa boşaltılsın<br />
içinde enerjinin olduğu yönünde..<br />
SONSUZ ENERJİNİN İÇİNDEYİZ<br />
hayalinizde bedeninizi parça parça boşaltın boşalan yerde ne var ?<br />
sonra evreni düşünelim evet yer kaplıyor ama nerde yer kaplıyor?<br />
yer kaplayan bir şeyin. yer kaplaması için (yer kaplamayan bir yere)<br />
muhakkak ihtiyacı vardır. yer kaplamayan bir ŞEY olmasaydı<br />
yer kaplayan şey yer kaplayamazdı..<br />
yani maddenin (yer kaplayanın) yer kaplaması için metafizik bir alana ihtiyacı vardır.<br />
NASIL HAREKET EDERİZ.<br />
evren tamamen madde ile dolu bir havuzdur..<br />
diğer maddeler ile yer değiştirerek hareket ederiz </p>
<p>yer kaplayan şey başka yer kaplayan bir şeyde yer alamaz.<br />
bunun içindirki farkında olamasakta yaşarken sürekli milyonlarca atomu iter ve kendimize yer açarız günlük yaşamda.<br />
Buna kanıt şudurki DUVARIN İÇİNDEN GEÇEMEYİZ<br />
ama duvarı yada herhangi bir şeyi iterek onun yer kapladığı yerde yer kaplarız.<br />
METAFİZİK SONSUZLUK (yer kaplamayan yer) olmasaydı bizde olamazdık.<br />
peki nedir bu metafizik sonsuzluk ?<br />
Din adamlarının anlatmaya çalıştığı bumudur sizce ?<br />
Tanrı her an her yerdedir ?<br />
her an heryerde olabilmeniz için metafizik sonsuzluk olmanız gerekir. </p>
<p>Bütün hayatımızı yönlendiren şey ayaklarımız ellerimiz yada bedenimizmi yoksa DÜŞÜNCELERİMİZMİ?<br />
hayatın anlamını günlük işleri ve hatta bu yazıyı okurken bile ve Tanrıyı bile düşüncelerimizle<br />
anlayabiliyor isek Tanrı neden DÜŞÜNCE yada ŞUUR olmasın ?<br />
Tanrı sonsuzdur diyenler tam tersini düşünmüşlermidir ?<br />
yani : SONSUZLUK Tanrıdır diyebilmişlermidir ?<br />
şimdi soruyorum:<br />
TANRIMI SONSUZDUR ?<br />
yoksa SONSUZLUK TANRIMIDIR ?<br />
Milyarlarca atom molekül ve madde haline getirdiği şekliyle bir ROBOT yaratıp ona ruhundan üfleyen(akıl veren) ve insan dediği<br />
bu robotun beyninde düşünen şey ONUN yansıması ve ÖZÜmüdür ?<br />
SONSUZ BİLGİSAYAR.(şuur) maddeden yarattığı bu robota (insana) metafizik hafıza  kartımı (akıl) takmıştır?</p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1180">TANRIMI SONSUZ ?   SONSUZLUKMU  TANRI ?</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><i>Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 3203, bugün ise 2 kez görüntülenmiştir.</i></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimfelsefedin.org/?feed=rss2&amp;p=1180</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1180</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>H.z   Muhammedin MUCİZE si  nerde ??</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/bilim-felsefe-din/~3/FtI1c2b72os/</link>
		<comments>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1178#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2010 18:06:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metafizik19</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[hadis.mucize]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1178</guid>
		<description><![CDATA[Kuranı Kerimde   bütün peygamberlere  mucizeler   verildiği  bildirilmiştir
       özellikle   Kitap  verilen ve  gönderilen  peygamberlere  çok büyük  Mucizeler
   verilmiştirki   insanlar  bu  mucizeleri  görsün  peygamberine  inansın  ve onun
  [...]<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1178">H.z   Muhammedin MUCİZE si  nerde ??</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kuranı Kerimde   bütün peygamberlere  mucizeler   verildiği  bildirilmiştir<br />
       özellikle   Kitap  verilen ve  gönderilen  peygamberlere  çok büyük  Mucizeler<br />
   verilmiştirki   insanlar  bu  mucizeleri  görsün  peygamberine  inansın  ve onun<br />
    öğretilerine  uysun  diyerek.     hz. İsa  ölüleri diriltmiş çamurdan  kuş yapmış<br />
  ve  ona  can  verip  uçurmuş.  bebek iken  konuşmuş  insanlarla  v.b.       hz. musada<br />
        bakara 67-73  te  ölü  diriltmiş.  kızıldenizi  ikiye  yarmış  asası  yılana  dönüşmüş  ve<br />
         firavun inansın  diye  9  mucize  gönderilmiş  sırayla      ve  diğer  peygamberlerinede<br />
         mucizeler  vermiş.       Piyasada  satılan  kitaplarda  hz.  muhammed ile  ilgili yok  1000<br />
  mucize gönderilmiş  yok  ağaçlarla konuşuyor  ağaçlar yürüyormuş yanına geliyormuş  ve  tonlarca   hikaye.           Fakat Kuranı Kerimi   defalarca  okuyan  ve   araştıran  biri  olarak<br />
     ki..  Kuran   yaklaşık 23  senede indirildiği  için  zaman   zaman ordaki  insanlar   sürekli  peygamberimizden  MUCİZE  göstermesini istemişler. aşağıdaki  ayetleri  okursanız yanılmadığımı  anlarsınız.  ama  yine  araştıran  arkadaşlar şu söze hiç rastlamıyacaklardır.<br />
    _  Muhamedede  şu  mucizeleri  verdim.  yada      Muhammed  sende  şu  Mucizelerimizle<br />
  git  o  insanlaraki  sana inansınlar  diye.<br />
             şimdi  o  insanların   nasıl  mucize istediğini  ortaya  koyalım  ayetlerle.:::</p>
<p>En&#8217;am Suresi  37 Dediler ki: &#8220;Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!&#8221; De ki: &#8220;Kuşkusuz, Allah bir mucize indirmeye Kaadir&#8217;dir. Fakat çokları bilmiyorlar.&#8221; </p>
<p>En&#8217;am Suresi  109 Tüm yeminleriyle Allah&#8217;a yemin ettiler ki, eğer kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklar. Söyle onlara: &#8220;mucizeler ancak Allah&#8217;ın katındadır.&#8221; mucize geldiğinde de iman etmeyeceklerini anlamıyor musunuz?<br />
En&#8217;am Suresi  158 Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, Rabbinin gelmesini mi, yoksa Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi? Rabbinin bazı mucizeleri geldiği gün, daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır sahibi olamamış kişiye imanı hiçbir yarar sağlamayacaktır. De ki: &#8220;Bekleyin! Doğrusu biz de bekliyoruz.&#8221; </p>
<p>    Yunus Suresi  20 Şöyle derler: &#8220;Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!&#8221; De ki: &#8220;Gayb, Allah&#8217;ın tekelinde. Hadi bekleyin; sizinle birlikte ben de bekleyenlerdenim.&#8221;<br />
Rad Suresi  7 Küfre sapmış olanlar şöyle derler: &#8220;Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!&#8221; Sen sadece bir uyarıcısın ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır<br />
Rad Suresi<br />
 27 Küfre sapanlar derler ki: &#8220;Rabbinden ona bir mucize indirilseydi ya!&#8221; De ki: &#8220;Allah dilediğini/dileyeni saptırır. Doğruya yöneleni de kendisine iletir.&#8221; </p>
<p> Ta-Ha Suresi  133 Dediler ki: &#8220;Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya!&#8221; Peki, önceki sayfalardaki açık kanıt onlara gelmedi mi? </p>
<p> Enbiya Suresi  5 Şöyle de dediler: &#8220;Saçma sapan rüyalar bunlar! Belki de uydurduğu bir yalandır. Belki de bir şairdir o. Hadi bir mucize getirsin bize, öncekilere gönderildiği gibi&#8230;&#8221;<br />
Şuara Suresi  154 &#8220;Sen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğru sözlülerden isen, hadi bir mucize getir.&#8221; </p>
<p>    Ankebut Suresi  50 </p>
<p>Dediler ki: &#8220;Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!&#8221; De ki: &#8220;mucizeler Allah katındadır. Bana gelince, ben açıkça uyaran biriyim.</p>
<p>Peki  neden  Hz.muhammede   mucize  verilmemiştir.  Bu  soruya  cevap veremeyen  ilahiyatçaılar    Kuranın  en  büyük  MUCİZE  olduğunu  söylüyorlar.    anlıyorum  ama<br />
          İsa ve  musa  peygamberede  kitap  gönderdi  allah  ve  o  kitaplarda  o dönem  Mucize  kitabıydı  benim  anlatmak  istediğin  neden o  insanlara  görünür  bir  MUCİZE   verilmediği?<br />
                 Kuranı  Kerimde  görünen  büyük bir  MUCİZE varda  acaba  ilerki  yüzyılların  anlıyabileceği  bir  MUCİZE  mi  idi  ki. bakın  yunus  suresinde  dediği  gibi.  ^^  Hadi bekleyin; sizinle birlikte ben de bekleyenlerdenim.&#8221;   diyor.  Bence  hala  bekliyor  ve  umarım  bu  MUCİZE yakında hayata  çıkacak.<br />
        Hadislerden örnek  getirecek arkadaşlara  uyarım var.  Bir  önceki  yalan hadisler  yazımı  okumuşlarsa  hadislerin değerinin 0 (sıfır)  olduğu  varsayımıyla  hareket  ettiğim  için  kayda  almıyacağım.</p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1178">H.z   Muhammedin MUCİZE si  nerde ??</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><i>Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 958, bugün ise 3 kez görüntülenmiştir.</i></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimfelsefedin.org/?feed=rss2&amp;p=1178</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1178</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>UYDURMA  HADİSLER</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/bilim-felsefe-din/~3/JNTov6Qg0Ig/</link>
		<comments>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1177#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 12:29:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metafizik19</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[mucize]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1177</guid>
		<description><![CDATA[ Yaklaşık 16 yıl önce idi ve o yaşıma kadar Kuran okumamıştım. Atatürk ve Kuran 19 mucizesi adlı kitabı vardı rahmetli Cenk Koray abimizin. Bir gün elime geçti ve bir çırpıda o gece okudum. Ve ertesi günü Kuran okumaya ve araştırmaya karar verdim. Gençlik yıllarımda benim de kafamda acabalar vardı. Bir de üstelik din adamı [...]<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1177">UYDURMA  HADİSLER</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Yaklaşık 16 yıl önce idi ve o yaşıma kadar Kuran okumamıştım. Atatürk ve Kuran 19 mucizesi adlı kitabı vardı rahmetli Cenk Koray abimizin. Bir gün elime geçti ve bir çırpıda o gece okudum. Ve ertesi günü Kuran okumaya ve araştırmaya karar verdim. Gençlik yıllarımda benim de kafamda acabalar vardı. Bir de üstelik din adamı geçinen ya da Kuranı Türkçe bile okumamış cami hocalarının verdiği akıl dışı vaazlar beni de dinden soğutuyordu. Bir de üstüne üstlük Tanrıların arabaları diye kitap ve serilerini okumuştum, 16 yaşlarımda çelişkiler içinde belli yıllar geçip gitmişti. 36 yaşına gelmiştim ve daha gençtim ama o MATEMATİKSEL MUCİZEnin (Atatürk ve Kuran 19 mucizesi) kesinlikle tesadüf olamıyacağına kanaat getirdim ve Kuranı okumaya anlamaya çalıştım. size yemin ederim ki belki yüzlerce kere okudum araştırdım, sevap almak için değil araştırmak için. Sonsuz AKIL sahibinin akıl ürünü yarattığı eseri seyretmeye anlamaya çalıştım. Din adamlarının yaptığı hataların bin değil milyonlarca olduğuna kanaat getirdim. Atesitlerin değil din adamlarının zarar verdiğini gördüm islamiyete. Turan dursunun kitaplarını da okudum. İlhan arselin de.. Nerede hata yaptıklarını onları yanıltan şeylerin ne olduğunu araştırdım. Turan dursun Kuran ansiklopedisi çıkarmış ve bir dönem müftülük yapmış bir insandı üstelik. Onları da yoldan çıkaran şeyin hadis uydurmaları olduğunu gördüm. O kadar ki eğer o hadislerin yalan olduğu, uydurulmuş olduğu kanıtlansa ellerinde belge kalmıyacak ya da kitaplarında okunacak belki birkaç sayfa kalacak. Hz. muhammed`in resim heykel gibi şeyleri olmadığı gibi hadisleri de olmadığına ve aradan yüzlerce yıl geçtikten sonra kulaktan kulağa uydurulduğuna inanıyorum. Hadis; Hz. Muhammed`e ait olduğu varsayılan rivayetlerdir. rivayet nedir ? rivayet sadece söylentidir. söylentilere mi inanacağız? yoksa Kuran ve bilim ile araştırmaya mı? Ben ikinci yolu seçtim. Kuran ve bilimsel araştırmalarını yani&#8230; &#8230; hadislere (uydurulmuş rivayetlere) inanmıyorum .</p>
<p>Sahih  olduğu  kabul edilen   hadislerde  Peygamberimizin hz.  Aişe  ile 6 yaşında  evlendiği  ama 9  yaşında  gerdeğe girdiği yazar.  bu Buharide  ve Müslümde ve  bir  kaç  hadisçide  yazılıdır  güya bunlar  7  şahit  getiren yazıcılardır.         Günümüzde   düşünün  50  yaşında bir  adam  9  yaşında kızla  ilişkiye  girse  ne olur ?     Belki  linç  edilir  ve kanunen de  büyük  suçtur  ve  gerçekten çok  cezalar  alır.    Biz  bu  hadisleri  inanırsak  ne  olur:      Peygamberimizi  sapık  ve  Allahıda  bu  sapıklığa  izin  vermiş  bir  yaratıcı  olarak  kabul   etmiş  olmazmıyız ?<br />
               Hz.  muhammedin  ölümünden  200  sene  sonra  yaşamış  buhari  ve  müslim  bunları  nerden  biliyor.  peygamberimiz ise   aişe 9  yaşına girdiğinde onla  ilşkiye  girdim  diye yanındakilere bildirmişmi  yani ? peygamberimiz 9 yaşında  aişe ile  cinsellik  yaşadığını  o  7  şahidemi  anlatmış ?   dünya  üzerinde  kim  anlatır  ben karımı  küçük  yaşta  aldımda  eh  9  yaşına gelice  kızlığını  bozdum  diye.  bu  akıl  almaz yalana  nasıl  inandığınızı ve  bu  hadislerin  bile  diyanetin  sahih  olarak   kütüphanesinde durmasına dayanamıyorum.  Bakın hz.  muhammede  dair  resimler yok  neden  oysa  aynı dönem  yaşamış hz.  alinin  resimleri  yokmu  günümüze gelen ?     hz.  muhammedin  ölümü  ve  aradan  geçen  200  yılda ne olmuşta herşey  gizli  kalmış??      nedeni  şu:<br />
                          Hz musa  ve hz.  isaya  allahlık  payesi  verdiler   ve şu  an  bile hz  isaya  Tanrı  diyen   milyonlarca hristiyan  var.      Aynı     hatalar  son  peygamberdede yaşanmasın  ve  onuda   çok  yüceltemesinler   diye ona ait  mezarıda  dahil  tek  bir  düğmesi  kalmamacasına her şeyi  imha  ettiler. ve  hz  muhammedin  ölümünden  sonra  halifeler  dönemi  ve  4 halifede öldürüldü  ve  sonra  savaşlar karışıklıklar  ve  aradan geçen  zaman  herşeyi  unutturdu.  sonraki  yüzyıl  gelen  insanlarda  hep  hz. musanın  mucizeleri  ve   hz.  isa nın insanları diriltmesinden bahsettiler.  hiç  anlatacak  bir şey  bulamayan  bazı  güya  iyi  niyetli  müslümanlar.    tahminlerini  yazarak  bir çok  şey ürettiler .  ama  o  kadar  yalanlar ürettilerki.  bir  ara 2 milyon  hadis  toplatıldı ?    düşünebiliyormusunuz   Allahın  dinine güya  yardım ettiğini  düşünen  hadisçiler   hz.  muhammedi  SAPIK  durumuna düşürecek  yalanlar  söylediler.  lütfen  sadece KURANı   yani  Allahı  hayatınıza   sokun.   Allah  defalarca  söylüyor.  Onlar  peygamberden  başka  bir şey  değildi.  HZ.  muhammedin  size şafaati  falan  bunlarda yalan.  sebebi  şuki.   Kuranı  okuyun  orda hz. nuh ve  lutun karısı  kurtarılmadı ve  hz  nuhun  oğluda kurtarılmadı ve  helak  oldular  yani  o  peygamberlerin  ne oğullarına ne  karılarına   yetecek  şefaatleri  yoktu.  her  insan  kendi  yaptıklarından  sorumlu.  iyi  insansanız  ve  sadece  Allaha  yöneliyorsanız   kimsenin  şefaatine  ihtiyacınız yok.  lütfen  bunları  araştırın  ve körü  körüne   yalan  hadislerin  peşinden gitmeyin.  şunu  hep   sorun   neden  peygamber  öldükten  200  sene  sonra hadisler  yazılmaya  başlandı ?   o  iki  asırda  ne  olmuştu ?     yarın  ahirette  Allah  size hesap sorarken  diyecekki.  demeki  ben  hz  muhammedi  9  yaşında  bir  kızla  cinsellik  yaşayacak  sapıklığa alet  ettim  ve  ben  sessiz  kaldım  sizin  ithamlarınıza  göre.  yani   siz  o  kadar   ahmaksınızki  bunlara  inandınız  diyecek. ve  o  yalanı  uyduran  o  güya hadisçileri  huzura getirecek  ve diyecekki  itiraf edin  bakalım    ve onlarda diyecekki  bizim   kötü  bir  amacımız yoktu sadece  Allahın  dinine yardımcı  olsun  diye bunları  dine  ekledik.  Allahta  diyecekki  Allahın  dinini  yayması  için  yalancılaramı  ihtiyacı  vardı ve  onlara  cezalarını  verecek  ya sizler inanarak   nasıl   suç  işlediniz   sizde  akıl  yokmuydu  demiyecekmi ? ben  herkesin  aklını  başına   almasını  ve  doğru  olan  neyse  ona  inanmalarını  ama  inanılacak  tek  kaynağın  bozulmayan ve korunan  KURAn  olduğunu  söylüyorum.</p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1177">UYDURMA  HADİSLER</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><i>Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 1007, bugün ise 5 kez görüntülenmiştir.</i></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimfelsefedin.org/?feed=rss2&amp;p=1177</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1177</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Son Peygamber 21. YüzYılda Gelmiş Olsaydı</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/bilim-felsefe-din/~3/7gBgg20XsQ8/</link>
		<comments>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1176#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 09:39:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metafizik19</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[mucize]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[sıgara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1176</guid>
		<description><![CDATA[Allahın bildirdiğine göre günümüzden yaklaşık 14 yüzyıl evvel son peygamber gönderilmiş ve peygamberlik artık bitmiştir? neden 14 yüzyıldır hiç peygamberlik gönderilmez ? yada 14 yüzyıl evvel neden bitmiştir ? Bu gün şunu düşünelim peygamberlik bitmemiş devam etmiş ve son peygamberde bu yüzyılda gelmiş olsun. ve hatta bize olanca ne kadar MUCİZE varsa onu göstersin ve [...]<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1176">Son Peygamber 21. YüzYılda Gelmiş Olsaydı</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allahın bildirdiğine göre günümüzden yaklaşık 14 yüzyıl evvel son peygamber gönderilmiş ve peygamberlik artık bitmiştir? neden 14 yüzyıldır hiç peygamberlik gönderilmez ? yada 14 yüzyıl evvel neden bitmiştir ? Bu gün şunu düşünelim peygamberlik bitmemiş devam etmiş ve son peygamberde bu yüzyılda gelmiş olsun. ve hatta bize olanca ne kadar MUCİZE varsa onu göstersin ve kanıtlamış olsun&#8230; ve bazı yasakları bize hatırlatsın yeni yasaklar ve haramlar getirmiş olsun ve bu yasaklara uymayanların cehenneme gideceği ile korkutmuş olsun. nedir bu yasaklar&#8230; ? içki içmeyin zina yapmayın kumar oynamayın sıgara ve benzeri nargile gibi nikotin içmeyin uyuşturucu kullanmayın yalan söylemeyin riya (iki yüzlülük) yapmayın insan öldürmeyin özellikle faiz kesinlikle haram ve yasak ve insanlığa zarar veren listeyi dahada uzatarak önümüze sersin. </p>
<p>TABLO BU: : :<br />
1.. ne kadar mucize getirirse getirsin çok insan inanacakmıdır ?<br />
2.. sıgara ve tütün ile geçinen bu kadar bayiler tütün üreticisinin ve fabrikaların. depoların. nakliyecilerin neler düşüneceğini ve ne yapacağını düşünün. hemen işyelerini kapatırlarmı ?<br />
3. alkol ile geçinen barlar cafeler fabrikalar şarap için üzüm bağları. milyonlarca bu sebeble geçinen bu insanlar ne der son peygambere<br />
4. genelevler kapanırmı sizce. yada dünyada sayısı az olmayan fahişeler hemen itaat eder ve hayırlı işlere mi döner ?<br />
5. her kes yalanı ve riyayı terk mi eder ?<br />
6. cinayetler sona mı erer ?<br />
7. kahvehaneler. kumarhaneler ve buralardan ekmek yiyen geçimleri bu olan insanlar hemen terkeder mi yaptıkları işleri? at yarışları var haralarda yüzmilyarlarla satılan yarış atları var. ve koşu olmayınca değerleri olmayacak ve yetiştirilmeyecekler haralarda ve tjk da çalışan ve bu yasaklarla işsiz kalacak binlerce belki onbinlerce insan bu peygambere ne der yada ne yaparlar ? 8. faiz kesinlikle yasaksa dünyada sadece bu yolda ayakta kalan bankalar burda çalışan insanlar ne iş yapacaklar<br />
9. bir yanda kesin Allahın hükmü bir yanda geçim kavgası ve gelecek kaygısı.<br />
10. İşsiz kalan ailelerin çocukları iyiki peygamber geldi diye onun arkasında secde mi dururlar ?<br />
11. dünya ekonomisi batar mı ?<br />
12. ne kadar ajan varsa peygamberi yok etmek için peşine düşer mi ?<br />
13. liste o kadar büyütülebilirki bu gün bir PEYGAMBEr gelip mucizeleri ile kendini kanıtlayıp yasak ve haramlarını açıklasa idi bence bir kaç ay yaşama şansı bile yoktu. NE DERSİNİZ ? MADDİ dünyada maddiyat ön plana çıktığı için insanların Allahı bile tanımadığı dünyada PEYGAMBERE kaç kişi rağbet ederdi acaba ? </p>
<p>1. kumar haram edilmiş ama milyonlarca insan kenarından köşesinden bunun içinde sayısalları ve milli piyangoyuda dahil edersek kahvehanelerde ve kumarhanelerde oynanan oyunlar dahil<br />
2. zina yasak ama gazetelerde her gün bu tip haberleri okuduğumuz gibi genelevleri devlet tarafından serbest ve gizlice yapılanları var. sokakta gezen bırak kadını birde erkek fahişeler çoğunlukta. birde dönmeler diyelim.<br />
3. içki haram ama her sokakta her büfede bakkalda serbestçe alabilirsiniz. üzülmeyin ithallerimizde var.<br />
4. faiz yasak ama kredi kartları ve banka kredilerini düşünürsek hepsi faiz sisteminin bir parçası. bunun yanında mafya türü faizcilerde var aramızda. bu gün en azından bir milyon insan faiz kıskacında türkiyede<br />
5. cinayetler.. Allah bize kısas hakkı tanımışken bunu bile yasaklayan kanunlar yokmu ? adam 4 yaşındaki bir yavruya kıyıp ona tecavüz ediyor birde üstüne onu katletiyor ama hala yaşama hakkı var. gönderin bu insanları ahirete Tanrı ile o hesaplaşsın. bırakın onu bakıyorsunuz 3-5 sene sonra dışarı çıkıyor&#8230; BEN İDDİA EDİYORUMKİ BU YÜZYILDA PEYGAMBER GÖNDERİLEYDİ ÇOK YAŞATILMAZDI sıgarasız. alkolsüz. faizsiz. kumarsız. zinasız. y- alansız. riyasız ve cinayetsiz BİR DÜNYAYI DÜŞÜNMEMİZ BİLE İMKANSIZ neredeyse ve ne yapıp edip ucundan kıyısından içinde oluyoruz bu dünyanın&#8230;. . </p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1176">Son Peygamber 21. YüzYılda Gelmiş Olsaydı</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><i>Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 666, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.</i></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimfelsefedin.org/?feed=rss2&amp;p=1176</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1176</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>BAĞIMLILIK</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/bilim-felsefe-din/~3/kNBm7S_E5Vg/</link>
		<comments>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1175#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 20:05:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metafizik19</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[cafein]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1175</guid>
		<description><![CDATA[Bu gün bağımlılığa başka pencereden bakacağız. Dünya üzerinde
yediğimiz ,içtiğimiz şeyler o kadar çokturki bunları saymakla
bitiremeyiz. Fakat garip olan bir yönünden bakmak istiyorum: elma
yeriz ama elma bağımlısı olmayız. bal yeriz. muz yeriz ama bağımlısı
olmayız. olmassa olmazlarımız değildir. çerez yeriz yılbaşı genelde
ama her zaman canımız çerez çekmez. olsada olur kuru fasulye yemeği
ama her gün aynı yemeği yemeyiz&#8230; [...]<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1175">BAĞIMLILIK</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu gün bağımlılığa başka pencereden bakacağız. Dünya üzerinde<br />
yediğimiz ,içtiğimiz şeyler o kadar çokturki bunları saymakla<br />
bitiremeyiz. Fakat garip olan bir yönünden bakmak istiyorum: elma<br />
yeriz ama elma bağımlısı olmayız. bal yeriz. muz yeriz ama bağımlısı<br />
olmayız. olmassa olmazlarımız değildir. çerez yeriz yılbaşı genelde<br />
ama her zaman canımız çerez çekmez. olsada olur kuru fasulye yemeği<br />
ama her gün aynı yemeği yemeyiz&#8230; bir patlıcanın bile 800 çeşit<br />
yemeği olduğu düşünülürse hayatımız boyunca ağzımızın tonlarla tatla<br />
tanıştığına şahit oluruz. sağlıklı olan vücudumuza yararlı olan hiç<br />
bir yiyecek ve içecek bizde bağımlılık yapmaz. Fakat<br />
sıgara,alkol,esrar,kokain,eroin.cafein gibi maddeler nedense<br />
bağımlılık yapar ve sık sık bunları almayı isteriz. Bunlar bağımlılık<br />
yapan KÖTÜ maddelerdir. ve hepsi S:S:S yani Santral Sinir Sistemimize<br />
etki eden maddelerdir. tamam sıgarayı ve alkolü içeriz cafeinli<br />
ürünleride (kahve,çay) tüketir ve içeriz ama genel hayatta KUMAR<br />
bağımlılarıda vardır KUMAR ne yenir içilir ama yinede bağımlılık yapar<br />
bunu hep biliriz. KÖTÜ olan her şey BAĞIMLILIK mı yapıyor yoksa ?<br />
fuhuş,hırsızlık,yalanıda bu bağımlılığa ekleyebiliriz belki.<br />
Vücudumuzda hangi mekanizmalar çalışırki hangi KÖTÜ maddeye yada olaya<br />
el atarsak bizi çemberine alır ve çoğu kez ölüme kadar gidecek bir<br />
sürece sokar. HER BAĞIMLILIK FARKLI ETKİ YAPAR: sıgaranın bağımlılığı<br />
ile esrarın bağımlılığı farklıdır. EROİN in ise çok fazladır.. kapılan<br />
kolay kolay ölmeden kurtulamaz. 35 yıldır kumar oynarım diyeni çok<br />
duyarız yada yıllardır alkol alırım eğer içmeseydim apartmanım olurdu<br />
diyenleri çok gördük. BAĞIMLILIĞIN İLACI VARMI ? bazı seçenekler ve<br />
ilaç yollarına gidilsede TEK ve ETKİLİ ÇÖZÜM İRADE dir. AKLIN yaptığı<br />
hatayı beden etkisine alır ve kurtuulmak istediğinizde ise yine AKILa<br />
bağlı İRADE çözüm getirir. İmtihan dünyası diyen ve inanan insanlara<br />
bir nebze kanıt olması gerekir diye bu satırları düşünmeniz için<br />
yazdım. AKIL ve İRADE mi imtihanda? neden sadece KÖTÜ olan şeyler<br />
BAĞIMLILIK yapar. yorum yapacak arkadaşlar bilimsel bir makale<br />
olmadığı sürece saçmalamaktan vazgeçerse düşünen insanlara bir ÇÖZÜM<br />
olsun istiyorum sadece düşünelim .. düşünelim..diye yazdım</p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1175">BAĞIMLILIK</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><i>Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 1646, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.</i></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimfelsefedin.org/?feed=rss2&amp;p=1175</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1175</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>ALLAHA  İNANAN  MARKSİZM  4</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/bilim-felsefe-din/~3/aDKGpgKL8MQ/</link>
		<comments>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1171#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Aug 2010 13:04:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yuksel unlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1171</guid>
		<description><![CDATA[      YA    BU  MARKSİZM     DAHA   ÖLMEDİ Mİ    ?
Dünyada hiç bir bilim dalının karşısında, daha henüz Marksizme karşı verilen savaş verilmemiştir.Bütün bir dünya, dinler ve bilim kurumlarıda dahil olmak üzere neleri ver neleri yok Marksizm karşısında kullanmışlarıdır.Neden ? [...]<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1171">ALLAHA  İNANAN  MARKSİZM  4</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>      YA    BU  MARKSİZM     DAHA   ÖLMEDİ Mİ    ?</p>
<p>Dünyada hiç bir bilim dalının karşısında, daha henüz Marksizme karşı verilen savaş verilmemiştir.Bütün bir dünya, dinler ve bilim kurumlarıda dahil olmak üzere neleri ver neleri yok Marksizm karşısında kullanmışlarıdır.Neden ? Çünkü doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış, belki ondandır.Ama sadece Marksizm değil aynı zamanda hemen hemen bütün peygamberlerde, büyük acılar çekmişlerdir, dünyada.Kimisi çarmaha gerilmiş, kimisi yıllarca zindanlarda kalmıştır.<br />
Dünya yuvarlaktır ve güneşin çevresinde dönüyor, dedi diye öldürülen filozoflarda vardır tarihte.</p>
<p>Ne yaparsın insanlık hali.</p>
<p>İşte gine bu insanlık hali gereğince, kimi insanlar gözleri kapalı, ağızları yarı açık olduğu halde, Marksistlere hep şu soruları sorarlar.</p>
<p>Ya marksizm ölmedimi daha?<br />
Niye savaşıyorsunuz, bu insanlar için değmez ki.<br />
Benim boyum kısa senin boyun uzun herkes eşit olamaz.<br />
Her kes eşit olursa tuvaletleri kim temizleyecek?</p>
<p>Karl Marks dünyanın gelmiş geçmiş en başarılı filozoflarındandır ve marksizm toplum bilimler alanına giren sosyoloji biliminin en gerçekci dalıdır.Yani bir bilim dalıdır, başka birşey değildir.Bilimlerde ölmezler, insanlıkla birlikte hep yaşarlar.<br />
Sosyoloji bilimi, bilim olabilmek için tıpkı kendisi gibi felsefeden türemiş diğer bilimlerden faydalanır.Daha doğru bir değişle kendi özel alanında yoğunlaşmış diğer bilimlerin bir toplamıdır.</p>
<p>                          &#8211;  matematik<br />
                          &#8211;  psikoloji<br />
  SOSYOLOJİ   &#8211; ekonomi- politik<br />
                          &#8211;  ekoloji<br />
                          &#8211;  kültür- ahlak</p>
<p>Eğer bütün bu bilim dallarından faydalanmaz ise sosyoloji kendi görevini  yapamaz.Yani insanlık için faydalı olamaz.Konu insandır, onun yaşamı, onun yaşamının sağlıklılaşmasıdır.Bütün bu bilim dallarıda insan tarafından, insan için üretilmişlerdir.Öyleyse yaşamımızı sağlıklılaştırma gibi bir sorunumuz vardır.Bu bilimler bu nedenle geliştirilmektedirler.Sosyoloji gine aynı nedenden dolayı geliştirilmiştir.<br />
Marksist sosyolojiyi anlamak içinde gine bir bütün olarak, tüm bilim dallarını bir arada düşünmek zorundasınız.Yoksa onu anlayamazsınız, yanlış anlarsınız.<br />
Şimdi, dünayanın gelmiş geçmiş en büyük en kapsamlı, hümanist öğretisi olarak adlandırılan Marksizm karşısında yukarıdaki soruları soran kimseler, bütün diğer bilim dallarınada aynı soruları sorabilirlermi acaba ? Bir psikoloğa gidip, ya sen ne için yıllarca okuyorsun, değermi hiç dünyadaki psikolojik sorunlu insanlar hiç bitermi? Matematikciye, bu kadar okuyorsun, bak gözüne gözlük takmışsın, hiç değermi bırak boş ver.<br />
Eğer tarih boyunca hep bu soruları soran yanlış yetişmiş, dünyayı yanlış anlamış, zihin tembeli insanları dinleseydik, şimdi hala mağrada yaşıyor olurduk herhalde.</p>
<p>Bilimsel çalışmalar deneme yanılma yöntemi ile ilerler.Bütün sosyalist denemeler, bilimsel çalışmaların deneme yanılma prensipleri gereğince ele alınmalıdır.Geçen yüzyılın başlarında, başta Rusya olmak üzere, Çin, Kuba, Arnavutluk, Kuzey Kore, Vietnam gibi ülkelerde birbirini izleyen sosyalist devrimler, insanlığın toplum bilimler alanındaki en muhteşem bilimsel girişimleridir.Bu bilimsel müdahaleler, yararlanabilecekleri diğer bilimlerin henüz tam olarak gelişmemiş olmasından dolayı, sosyal yaşantıya devrimden sonra gerekli müdahaleler zincirini gerçekleştirememiştir.Bunedenlede çözülmüşlerdir.<br />
Evet ticari mantığa müdahale, çocuk ve yetişkin psikolojisi ve Allah inancı konularında gerekli yoğunlaşma sağlanamamıştır.</p>
<p>Ama her şeye rağmen bizler, bu günün insanları çalışmalarımızı yılmadan sürdürmeliyiz.İnsanlığın ahlakı ve terbiyesi gereği insani duruşumuzu hiç bir zaman bozmamalıyız.Elimizi her gün nasıl yıkıyorsak, dünyadaki her türlü soruna karşıda her an karşı olmak zorundayız.Bu yolda isteyenimiz birer bilim adamı, sosyolok, sanatcı, şair olabilir.Bakın bügün dünyamızdaki sorunları saymakla bitiremeyiz.Bir şeyler yapmalıyız, eğer şayet yapmıyorsak yapanlarıda engellememeliyiz, en azından belki  desteklemeliyiz.Çabalarını gözümüz kapalı karalamak yerine anlamaya çalışmalıyız.Elimizi kalbimizin üstüne koyarak araştırmalıyız, okumalıyız, düşünmeliyiz.Yapacağımız  şey bilgiye sevgi ile bakabilmeyi becermektir.</p>
<p>Zaten marksizm de bilgiye sevgi ile bakmaktan ve bu anlayışı insanlık yararına sistemleştirmekten başka birşey değildir.<br />
Amaç açıktır<br />
1- ALLAH İNANCINI TERKEMEDEN<br />
2- TİCARİ MANTIĞI YOK ETMEK<br />
3- BİLİM VE TEKNOLOJİYİ PAYLAŞMAK<br />
Biraz ufkunuzu geniş tutun, biz insanlık neleri başarmadık ki, kendi yararımıza dünyayımı değiştiremiyeceğiz ?</p>
<p>ÇOCUKLARIMIZ  HER ŞEY İÇİN DEĞER !!! </p>
<p>Teşekkürederim, saygılarımla.</p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1171">ALLAHA  İNANAN  MARKSİZM  4</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><i>Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 2323, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.</i></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimfelsefedin.org/?feed=rss2&amp;p=1171</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1171</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Bir kedinin ölümü.</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/bilim-felsefe-din/~3/olLVO4hjiCg/</link>
		<comments>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1168#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Aug 2010 23:11:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yamac Yilmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1168</guid>
		<description><![CDATA[Bu bir özür aslında. Derin, içten bir özür. Bu kadarını kendime borçluyum ve sizlerle paylaşmak istedim. Bir kedinin ölümü beni bu kadar etkileyebiliyorsa, ve de bir kedi bu kadar şeyi değiştirebiliyorsa, o sadece bir kedi olamaz.
Onu bir arkadaşımdan almıştım. Geldiğinde avucum kadar birşeydi. Büyüyüşünü, aslında herşeyini gözlemleme imkanım oldu. Aslında daha çok o buna izin [...]<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1168">Bir kedinin ölümü.</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu bir özür aslında. Derin, içten bir özür. Bu kadarını kendime borçluyum ve sizlerle paylaşmak istedim. Bir kedinin ölümü beni bu kadar etkileyebiliyorsa, ve de bir kedi bu kadar şeyi değiştirebiliyorsa, o sadece bir kedi olamaz.</p>
<p>Onu bir arkadaşımdan almıştım. Geldiğinde avucum kadar birşeydi. Büyüyüşünü, aslında herşeyini gözlemleme imkanım oldu. Aslında daha çok o buna izin veriyordu.</p>
<p>Bir süre sonra miyavlaşıyındaki farklılığı bile anlayabiliyordum. Kimi zaman acıkıyor, kimi zaman sinirleniyordu. Boynumda uyuyor, beni kimseyle paylaşmak istemiyordu. Biramın tadını merak ediyor, yakın arkadaşlarım bana geldiğinde onlara diklenip racon kesiyordu.</p>
<p>Ama en büyük değişimi ergenlikle birlikte yaşamaya başladık. Önce onu veterinere götürdüm. Bütün bunların normal olduğunu söyledi. Giderek daha da sinirli ve hükmedici tavırlar göstermeye başlamıştı. Bir de herşeye işemeye.</p>
<p>Bir süre sonra dayanılmaz bir hal almıştı benim için. Gece uyuyamaz olmuştum. Kapımı kapatıyordum ama bu sefer ortalığı kırıp geçiriyordu. Bütün ev onun çiş izleriyle buram buram kokuyordu. Öylesine abartmıştı ki, ders çalışmaya gelen arkadaşımın çantasına bile kaşla göz arasında işemişti.</p>
<p>Başka şeyler de beni çok zorluyordu. Onu evde tutamıyordum. Ama ne zaman dışarı salsam, yara ve çizik içinde geliyor, ben de buna dayanamıyordum. Salmayınca sinirleniyor, kumlarını her yere saçıp, kitaplarımı tırmalıyordu. Bu durumdan cesaretlenen annem, kedimi alıp kendi evlerine götürdü.</p>
<p>Ve onu kısırlaştırdılar.</p>
<p>Kedim yavaş yavaş bunalıma girdi. Yüzüme bile bakmıyordu. Birlikte televizyon seyrettiğim kedim değildi artık o. Zamanla bir şeyleri yapmak istediğini, ama ne yapmak için kendisinde istek bulabildiğini ne de istemekten vazgeçebildiğini anladık. Yada ben böyle düşünüyorum.</p>
<p>Ama kesin olan şu ki, kedim giderek kötüleşti. Ondan erkekliğini almıştık çünkü. Eskisi gibi testislerini gösterircesine gerine gerine yürümüyordu kedim. Çalım atmıyordu. Ve bize bakıp kafasını çevirip bir köşeye gidiyordu suçlarcasına. Hırçın, huysuz ve inatçı bir ihtiyar gibiydi artık.</p>
<p>Ne yaptıysak olmadı. Sonra annem onu kedi beslemek isteyen başka bir aileye verdi. Önce aileyle tanıştı, kanaat getirdi, sonra da verdi. Belki de düzelir diye düşündü. Biraz da dayanılır gibi değildi artık. Ondan kurtulmak kolayımıza geldi.</p>
<p>Ve kedim öldü.</p>
<p>Onun ölümü, başkalarının üzerimizde tasarruf hakkını sorgularken kendimizi ne kadar bundan uzak tuttuğumuzu öğretti bana. Hep bir yanlı ve bencildik. Aslında böyle bir tasarruf hakımız yoktu, bizimkisi resmen şımarıklıktı, kendini ve yerini bilmezlikti. Daha kötüsü veterinerin bunu bilmesi ve de bizimle paylaşması gerekiyordu, çünkü kedimin ölümüne neden oldu o işlem, işi de bunu bilmekti.</p>
<p>Aşıları tastamam, gayet sağlıklı beslenen bir kedinin 3 yaşında belli belirsiz ölümünü başka türlü açıklayamıyorum. Üstelik ona işkence ettik. Doğasının bir parçasını aldık. O ise yerine başka birşey koyamıyordu, zaten koyamazdı da, ve onu buna mahkum ettik.</p>
<p>Çok büyüttüğümü düşünüyorsanız fazla değil 3 hafta boyunca günde 300 mg sipreteron esatat içerek kendinizi kısırlaştırmayı deneyin. Çıldırmanın ve intiharın eşiğindeyken anlayabilirsiniz en çok ona yapılanı.</p>
<p>Sanırım bu yüzden, kedi beslemeye bir daha cesaret edemedim. Aslında hiçbir hayvanı. Hoş, artık kimin kimi beslediği bile tartışma konusu ya benim için. Ama düşünce dünyam baştan aşağı sallandı. Artık öldürmeye, işkenceye ve de tasarruf hakkını kendinde görme despotluğuna karşı bakışım çok daha radikalleşti. Dahası öldürmenin ve işkencenin başka başka yolları olduğunu öğrendim.</p>
<p>Sonunda bir manifesto oluştu kafamda. İnsan haklarının yanında artık hayvan hakları da yaşam hakkının bir parçası, ayrılmaz bir parçası olmak zorunda. Ve yaşam hakkı eveleyip gevelemeden saygı duymak, korumak ve kollamak zorunda olduğumuz bir kavram. Bu bir bütün, bölüp parçalayamıyorsunuz.</p>
<p>Ben diyorum ki, hayvan haklarını da ajandanıza dahil edin. Bu artık bir önkoşul olsun listenizde. İster duygusal, ister rasyonel (yazı çok uzayacağından bu kısmı geçmeyi tercih ediyorum, ancak emin olun ki size madde madde maddi nedenler de sayabilirim) düşünün. İster anlayın ister anlamayın, ama böyle listelerin acı tecrübelerle oluşturulduğunu unutmayın. Entel dantel laflar değil onlar. İlla ki sizin listeye katacağınız bir tecrübe yaşamanıza gerek yok. Emin olun hiç gerek yok.</p>
<p>Bir de unutmadan, iki de bir kurban bayramında kesilen hayvanlar için birşeyler yapılması için mektup yazanlara kalkıp “siz kendinize bakın, boğa güreşleri ne?” diye cevap yapıştıranlara kötü haber, çok şükür ki özrü kabahinden beter bir tepkinin dayanağı kalmadı, aynı zamanda bir vahşet şovu da tarihe gömüldü. Çünkü yasaklandı.</p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.bilimfelsefedin.org">Bilim Felsefe Din</a> sitesinde yayımlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.<br/><br/><a href="http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1168">Bir kedinin ölümü.</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><i>Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 2555, bugün ise 2 kez görüntülenmiştir.</i></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimfelsefedin.org/?feed=rss2&amp;p=1168</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.bilimfelsefedin.org/?p=1168</feedburner:origLink></item>
	</channel>
</rss>
