<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242</atom:id><lastBuildDate>Thu, 02 Feb 2012 20:30:41 +0000</lastBuildDate><category>Salıverdim Çayıra</category><category>Çevre</category><category>Kibele'nin köşesi</category><category>İlgimi çekti</category><category>Gizemli Mısır Güncesi</category><category>Gizemli Medeniyetler</category><category>Gerçeğin Peşinde</category><category>Güncel</category><category>Atatürk Olmasaydı</category><category>Teşekkürler</category><category>aklıma bişi geldi</category><title>Fasulyenin Günlüğü</title><description>Bir fasulyenin aklından geçenler...</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Fasulye)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>220</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/BuIq" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="blogspot/buiq" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Bir fasulyenin aklından geçenler...</itunes:subtitle><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-7294589615860442417</guid><pubDate>Thu, 02 Feb 2012 20:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-02T22:30:41.459+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>ATATÜRKÜ KORUMA KANUNUNUN HÜSEYİN ÇELİK TARAFINDAN ELEŞTİRİLMESİ HAKKINDA</title><description>&lt;span&gt; &lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Tam  da İmam Çıplak yazı dizisini yeni tamamladığım sırada üst üste Başbakan ve AKP  Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in açıklamalarının gelmesini ummuyordum  elbette. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;&lt;span&gt;"Atatürk’ü  koruma kanunu hakkındaki sorulara cevap veren Hüseyin Çelik,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;“  Kanunla kimseyi kimseye sevdiremezsiniz. Neyi ideolojik hale getirirseniz onu  dogmatik hale getirirsiniz. Siz eğer Atatürk’ü bir ideolojinin sığ çerçevesi  içine hapsederseniz, Atatürk’ü kimsenin tartışmasına müsaade etmezseniz bu  Atatürk’e yapılabilecek en büyük kötülüktür.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Dedi.  Atatürk’ün kanunla korunmasının garip bir durum olduğunu da savunan  Çelik,sözlerini şöyle sürdürdü&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="yui_3_2_0_1_13281924152678688"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i id="yui_3_2_0_1_13281924152678687"&gt;&lt;span id="yui_3_2_0_1_13281924152678686" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;&lt;span&gt;“Kendi ülkesinin Milli Kurtuluş  Hareketini idare etmiş olan, bir imparatorluğun külleri arasından bir Cumhuriyet  kuran, o ülkenin kurucusu olan bir insanın kanunla korumak zorunda bırakılması  ne büyük bir hüsrandır öyle değil mi? Ne kadar garip bir durum.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;DP, CHP’nin  ithamlarından dolayı bir kompleksin neticesinde bu kanunu çıkartmıştır. Bir  insan kendi milli liderini kanunla korur mu? Böyle bir şeye gerek var mı? Siz  onu insanların gönlüne yerleştirmediğiniz sürece, silah zoruyla, devlet zoruyla  kimseyi kimseye kabul ettiremezsiniz. Kenan Evren Paşa şunu demedi mi: “Biz  Atatürk’ü herkesin kafasına sokacağız.” Tüm okullara Atatürk İlke ve İnkılap  Tarihi dersi konuldu. Tıp Fakültesine de bu konuldu, ilkokuldan başlıyorsunuz  üniversiteyi bitirinceye kadar. Bu sefer ne oluyor? Adeta bir zorlamayla, dikte  ettirmeyle verildiği için sevilmiyor&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;.”  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Annemin bazen  beni gerçekten çok acımasızca eleştirdiğini düşünürdüm. O da bana her zaman  “seni önce ben eleştireyim ki, başkası eleştirmesin o zaman kaldıramassın”  derdi. Ne kadar haklıymış. Bu cümleleri okurken içimde hisettiğim acıyı anlatmam  çok zor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Garip ve  oldukça trajik bir durum &lt;span&gt; &lt;/span&gt;ama aklımda dolanan cümle  &lt;span&gt; &lt;/span&gt;“Dinime küfreden müslüman olsa” cümlesi ve cümleler din adına  doğruluğuna inanmadığım bir düşüncenin ağzından doğruluğuna inandığım şekliyle  çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Bu  işin içinden çıkmak gerçekten zor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Bu  oldukça akıllı bir politika. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Bir  Atatürkçü’nün bu durumda yaşayacağı karmaşa aşağıdaki durumlardan biri olması  beklenmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Bu  cümleler beni kışkırtabilir, ama o zaman doğru düşünemem ve muhtemelen öfkeyle  kalkan zararla oturur hesabı bir sonuca ulaşırım ki zaten benim bağırıp  çağırmamın ben dahil kimseye bir faydası olmayacak. Çünkü bu ne yazık ki  toplumun büyük bir çoğunluğunun yıllar içinde birikmiş sesi. Ekilmeyen  tohumların meyvesini yemek kimseye kısmet olmuyor elbette.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Hayır öyle  değil aslında diye bir savunma yoluna gitsem, Nasıl peki? sorusuna verilecek  cevabım yok, çünkü aynı fikirdeyim.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Evet  kesinlikle katılıyorum desem, doğrunun yanında yer almış mı olacağım yoksa zaten  yok olmakta olan değerime bir darbe de ben mi indirmiş olacağım.  &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Çünkü eğer bu düşünceyi desteklersem bu kanun kalıdırlacak,  kaldırılırsa başta tapınak benzetmesine hedef olan Anıtkabir olmak üzere  Atatürk’ün tüm izleri bu ülkeden tek tek silinecek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Bu  politika bugüne değin daima işe yaramış ve dikkat ederseniz günler içinde üst  üste farklı şekillerde ve farklı konularda tekrarlanarak uygulanmaktadır. Bu bir  bocalatma politikasıdır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;İlk  anda kendimi bu bocalamanın içinde bulsam da benim kendi adıma Sayın Çiçek’e  verilecek bir cevabım bulunmaktadır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;“Evet zamanında  gerek Cumhuriyet’e gerekse Mustafa Kemal’e ve onun düşüncesine zarar verecek  bilinçli ya da bilinçsiz pek çok hata yapılmıştır. Ancak bu hataların sorumlusu  bugün Atatürkçü Düşüncenin doğruluğuna inanan ancak, geçmişte yapılan her  hatanın bedeli alınmak istercesine sorgulanan ve savundukları değerlerin yok  edilmesiyle karşı karşıya kalmaktan hassasiyeti giderek artan bizler ya da  Mustafa Kemal değildir. Kenan Evren Paşa’nın gücü elinde bulundurduğu dönemde  söylediklerinin sorumlusu halk değil kendisidir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Bu  ülkede kanun yapıcı da halk değildir ve kanunlar halk oylaması ile kabul  edilmezler. Şu anda en iyi sizin bileceğiniz gibi gücü elinde bulunduran düşünce  kendi döneminde kanunları yapar, onaylar ve uygular. Elbetteki kanun yapıcıları  belirleyen halk iradesidir. Ancak yine sizinde en iyi bileceğiniz şekilde gücü  elinde bulunduran yönetim yüzdeyüz halk oyuyla yönetime gelmezler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Böyle  dönemlerde oyunu mevcut yönetimden yana kullanmamış kesimlerin hassasiyetleri ne  yazık ki dikkate alınmaz. Bu geçmişte yapılan hataların bir tanesidir. Mevcut  yönetim kendini destekleyenleri memnun etmek adına daima önceliği onlara verir  ve kendi düşünce sistemine uygun olan düzenlemeleri yapar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Bahsi geçen  olayın yaşandığı dönemlerde hatalı bulunan bu tutum, ne acıdır ki şimdi bu  tutumun doğurduğu sonuçları eleştiren yonetim tarafından tekrarlanmaktadır. Yine  kendi düşünce yapısını destekleyen kesimin sesini ön plana çıkararak toplumun  geri kalanının hassasiyetleri göz ardı edilmektedir. Bu da ne yazık ki yapılan  eleştirilerin haklı olduğu noktalarda bile iyi niyetten yoksun olduğu sonucunu  doğurmakla kalmayıp, bir gün güç dengeleri değiştiğinde aynı senaryoların sil  baştan tekrarlanacağının bir işaretidir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Oysa  bugünkü dünya koşullarında bu &lt;span&gt; &lt;/span&gt;ülkenin güçler savaşına değil bir  arada olmaya ihtiyacı vardır. Nasıl ki Mustafa Kemal’in ardından Atatürkçü  düşünce yönetimleri sırasında İslam’ın din olmaktan öte bu ülke insanlarının bir  değeri olduğu göz ardı edilmişse, bu günde aynı şekilde İslam ön plana  çıkarılarak Atatürk’ün ve Atatürkçü düşüncenin bir değer olduğu göz ardı  edilmektedir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Bu  yıkılanı onarmak değil, yapılanı diğer taraf için tekrarlamakdan başka bir şey  değildir. Eğer eşitlikden söz ediliyorsa, o halde geçmişte yapılmadığı savunulan  eşitliğin var olduğunu halka ispat etmekle yükümlü olan mevcut hükümettir.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Geçmişte  yapılan hataların yükü ne hükümete ne de halka yüklenmeden, telafisi tüm  kesimlere eşit mesafede durularak ve bu ülkede değer olarak sayılan her şeyi tek  şemsiye altında toplayarak ülkede düzen ve barışı sağlamak hükümetin görevidir.  Ancak o halde bütün ülkede ortak bir tavır ve bütünlük  sağlanabilecektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Muhafazakar bir  parti olarak elbette dindar nesiller yetiştereceğiz diyen bir hükümet  eleştirdiği eski yönetimlerin “Herkesin kafasına Atatürk’ü sokacağız”  cümlesinden bir farkı olduğunu ispatla yükümlüdür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Aksi  durumda yapılan eleştirinin yapıcı olmayacağı ve sadece hassasiyetlere dayanarak  yapılan bir kışkırtma politikası olacağına ve bununda bu ülkede eşitlik ve  bütünlük istenildiği düşüncesine hizmet etmeyeceği açıktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span id="yui_3_2_0_1_13281924152678684" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Saygılarımla”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;&amp;nbsp;Fasulye&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-7294589615860442417?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2012/02/ataturku-koruma-kanununun-huseyin-celik.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-826251005996104740</guid><pubDate>Thu, 02 Feb 2012 10:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-02T12:38:58.964+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>YAZI DİZİSİ : İMAM ÇIPLAK - 8</title><description>İnsanların algıları sahip oldukları yargılar, tecrübeler, düşünceler vb bir çok şeye göre değişebilir. Herkes tarafından aynı şeyin anlaşılması bazen görsel durumlarda bile söz konusu değildir. Bu açıdan bakılacak olursa Kur’an ya da diğer kutsal kitapların anlattıklarının neden bu kadar farklılaştığını anlamak da zor değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak hepsinin ortak olan tek noktası manevi anlamda Allah’a ulaşmaktır. Bu da hiç bir kutsal kitapta toplumsal bir sorumluluk olarak tanımlanmaz. Birey Allah’a ancak tek başına ulaşabilir. Bunun yolunu da kendisine verilen kitaptan anladıklarıyla yine kendi başına bulacaktır. Hiç bir millet topluca Allah’a ulaşmak gibi bir sorumluluğa sahip değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu şu anlama gelir İslam ya da diğer semavi dinler bireyin eğer istiyorsa Allah’a manevi olarak ulaşması için gönderilen kılavuz kitapların birey tarafından anlaşılması sürecidir. Bir eğitimdir özetle. Özündeki amaç insanın modern tanımıyla kişisel gelişimini sağlamaktır. Kişisel gelişime önem veren toplumlarda zaten toplumsal olarak da gelişme gösterir. Hiç bir kişisel gelişim uygulamasında kılık kıyafet ya da farklı bir fiziksel değişim zorunluluğu yoktur. Kişisel gelişimini tamamlayan kişiler Kur’an’daki adıyla Cennet olarak nitelendirilen bir sona ulaşacaklardır. Kur’an’da cennet ve cehennem eğitim süreçlerinin bir çoğunda olduğu gibi ödül ve ceza sistemidir. Ama bu ödül ve cezanın dünyevi bir kopyasının olmaması için de tarifi net olarak verilmemişbir yer olarak tasvir edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama iyi bir yerde yaşamak istiyorsak zaten hepimizin kişisel gelişimini tamamlaması gerekir. Bunu hepimiz başarabilsek zaten dünya bize cennet olarak da gözükebilirdi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözler elbetteki kişisel gelişim bir tek din ile elde edilir anlamına gelmemektedir. Ama benim için yaratıcı tarafından verilecek bir kişisel gelişim dersi&amp;nbsp;iyi bir referansdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonuç şudur ki din bireysel bir olgudur. Bir yaşam şekli değildir. Dilenirse veya kişiye katkısı oluyorsa bir yaşam şekli ile desteklenebilir. Kişisel gelişim ise devletlerin konusu değildir. Bu anlamda devlet yönetimlerinin kişisel gelişimi mecburi tutma gibi bir misyonu yoktur. Ancak sağlanabilen kişisel gelişimin devletin sağlayacağı düzene katkısı olacağı açıktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Muasır medeniyetlere ulaşmak kendini geliştiren ve ilmin peşinden giden milletler içinse aşılmaz bir yol değildir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlattıklarım bir ütopya gibi gözüküyor olabilir, bahsettiğim din tanımı pratikle kesinlikle bağdaşmamaktadır. Bu düşüncemi Kur’an’a dayandırarak açıklayabilmem için daha sayfalarca yazı yazmam gerekir. Ama bu herkesin kendi yolculuğudur ve tek başına çıkılması gerekir. Sadece bakış açısını değiştimek bile insan yaşamını değiştirebilecek bir durumdur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlamda eğer ilginizi çekiyorsa Yaşar Nuri Öztürk ve son zamanlarda keşfettiğim Ankara İlahiyat'ın Kelam Anabilim Dalı Başkanı Prof. Şaban Ali Düzgün’ün yazılarını okumanızı önerebilirim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Ilımlı İslam” değil, “İslam” benim arkasında durduğum dindir ve bu yazı dizisinin din ile ilgili son cümlesini oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak benim hikayem başka bir boyutta devam etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu&amp;nbsp;nokta da değinmeden geçemeyeceğim bir de liberal görüş vardı bu ülkede ki, kendilerince edindikleri objektif bakış açısı ile tamamen eleştirel yaklaşıp bize göre radikal yorumlar yapabiliyorlardı. Onlar ne Atatürk'in tarafında, ne de dincilerin yanındaydılar. Bir çoğuna göre ise dincilerin maşasıydılar. Çünkü Atatürk düşüncesini savunanların kendilerini bu ülkenin tek sahibi sandığı görüşünü savunuyorlar, ülkenin gerçeğinin bu olmadığını söylüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sürecimin değişik evrelerinde bana sinir bozucu gelmiş ve liberal olarak tanımlanan herkesi sürecin ilk aşamalarında sinir bozucu bulmaya başlamıştım. Hatta sırf sinirimi bozdukları için takip ettiğim, bakalım bugün ne yumurtlamış diye okuduğum yazarlar vardı. Bunlardan özellikle bir tanesini ciddi anlamda takıntı bile yapmıştım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama size başından beri bahsettiğim süreç ilerledikçe yani ben çevremden gelen sesleri dinlemeye başladığımda, bu yazarları okurken kılıçlarımı kuşanmak yerine, ne söylediklerine odaklanmaya başladım. Bu ülkede Cumhuriyet değerlerine sahip değiller diye kızdığımız dinciler nasıl bu hale geldilerin kendimce açıklamasını yapmaya çalışmam aslında ülkenin değişen çehresinin sadece bir boyutuydu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dine sahip çıkanların yanında birde ne dine ne de Cumhuriyete sahip çıkma kaygısı taşımayan bir grup insan daha vardı. Onlar özgürlükten yana olduklarını söylüyor ve Atatürkçüleri, aynıdincilerin yaptıkları gibi muhafazakarlıkla suçluyorlardı. Anlamaya çalışıyor olmam yine de öfkemi engellemiyordu nedense. Haklı bulduğum ifadelere rastladığımda farketmiştim ki bu defa bunların sunuş şekli beni rahatsız ediyordu. Yani aslında beni kışkırtan şey söylenenlerden çok ifade ediş şekilleriydi. Liberaller haklılar ya da değiller tartışmasına girmeyeceğim. Çünkü bu yazıda hedefim bir tek kendimim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama siz doğru veya yanlış bir mücadele içinde çırpınıyorken ya da bu ülke için bir şeyler yaptığınıza inanıyor veya sanıyorken isyan ettiğiniz şeyler onlar için bir çeşit “Eee! ne olmuş? Siz de (veya) Atatürk’te...yapmamış mıydı kardeşim” diye başlayan ve herşeyi sıradanlaştıran tavırları beni öylesine kışkırtıyordu ki, bu şekilde ifade edilen her şeye ters cevap vermek istiyordum. Odaklandığım şey söylenin doğruluğu veya yanlışlığı değil tavrın bende yarattığı duyguydu. Bu duyguyla başetmem oldukça uzun zamanımı aldı aslına bakarsanız. Elbetteki tüm liberal görüş sahiplerini bu şekilde yaftalamam söz konusu değil, aynı düşünceye sahip farklı bir tavırla karşılaştığımda, daha makul düşünebildiğimi farketmiştim.İnandığım şeyler yüzünden bana tepeden bakılması veya değer saydığım şeylerin herhangi birince sıradanlaştırılması bende ciddi bir öfke yaratıyordu, bunu anlamıştım. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tüm bireylere özgürlük düşüncesine karşı değildim hiç bir zaman da olmamıştım diye düşünüyordum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzun bir süre sadece karşı olmadığımı sanıyordum aslında kabul ediyorum. Çünkü Mustafa Kemal’i sevmemek ve anlamamak dahası O’nun çizdiği yoldan farklı yollara sapma eğilimi göstermeyi dahi kabul edemiyordum oysa ve bu ülkede bunun yapılmasına izin vermek istemiyordum. Yani benim gibi düşünenlere özgürlük veriyordu düşüncelerim sadece çünkü burası bizim ülkemizdi ve bizim askerlerimiz bu ülke topraklarınıkanlarıyla sulamıştı. Haklıydım çünkü bu vatanseverlikti ve vatanını seven her birey bu şekilde düşünmeli ve davranmalıydı. Bu düşünce idealist bir vatanseverlik düşüncesiydi ve vatanseverlik suç olamazdı. Eğer vatan uğruna kısıtlanması gereken özgürlükler varsa elbette ki sınırlanmalıydı. Bir çoğumuzun düşüncesinin bu olduğunu biliyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama bu düşünce eğer Cumhuriyet dönemi boyunca hepimizin ortak değerleri olduğu ve hep birlikte sahip çıktığımız, eşit haklara sahip barış içinde yaşadığımız bir tarihimiz olsaydıbeni sonuna kadar haklı çıkaracaktı çünkü çoğunluğun düşüncesi olacaktı. Ben herkesi kendim gibi düşünüyor sandığım yıllar boyunca bu düşünceyle haklılığımısavunmuştum, çünkü ülkenin gerçeklerinin farkında bile değildim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama hiç bir şey benim sandığım gibi değildi, Mustafa Kemal ve onun önderliğinde hareket ettiklerine daima gönülden inandığımız silah arkadaşlarının ve sonrasında gelen yönetimlerin bildiğimiz veya bilmediğimiz bütün hareketlerinin sonuçlarından kaynaklanan bazı olaylar sonucu azınlık diye de isimlendirilen etnik kökenli vatandaşlarımızın bir kısmında derin yaralar açmış ve bu yıllar boyunca içten içe kanamıştı. Onlar bu yüzden öncelikle Mustafa Kemal’e kızgındılar ve asimile edilmeye çalışıldıklarını bu nedenle de Mustafa Kemal’in faşist olduğunu düşünüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çünkü sonuçları canlarını yakan hareketlerin kaynağında Mustafa Kemal’in başlattığı düşünce sistemi ve bu sistemi devam ettirdiğini söyleyen kişiler vardı. Dolayısıyla onlar bu ülkede bir özgürlük olduğunu düşünmüyorlar aksine asimilasyon ve soykırım olduğunu düşünüyorlardı. Onlara kulak verdiğinizde sizin bildiğiniz tarihle onların bildiği tarih arasında ciddi farklar olduğunu anlıyordunuz. Peki ama bu insanların sesini duyan kimse olmamış mıydı bugüne kadar? Bizim bilmediğimiz bu tarihi kim yazmıştı? Ya da bizim bildiğimiz tarihimizi kim yazmıştı? Seslerini duyurduklarında yaftalanmışlardı çoktan zaten Atatürk düşmanlarıydılar ve bu bizim kitabımızda vatan hainliği gibi bir şeydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayır Kürt kökenli vatandaşlarımızdan bahsetmiyorum, onlar hakkında yeterince bilginiz var zaten gündemimizden dolayı. Bu konuda kurabileceğim yegane cümle Kürt kökenli olmak ile Terör örgütü üyesi veya destekleyicisi olmak arasındaki farkı aklımızdan çıkarmamız gerektiğidir. Genelleme her zaman içinde bir yanlış bulundurur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bahsettiğim tamamen başka bir etnik köken ve tüm bu kökenden gelen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları aynıgörüşte olmadıklarından kim olduklarını söylemeyeceğim. Çünkü bu ülkede sağduyu çoktan kaybolmuş durumda ve ben buna bir katkı sağlamak istemiyorum. Ama anlıyordum ki onların bir kısmı gerçekten baştan kaybedilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk duyduğumda yine bir öfke krizine girmeme neden olan bu düşünce yine sürecim boyunca kulak verme şekline dönüştü. Sonunda tüm ayrıntıları ve gelişimi olmasa bile bu insanların içerledikleri konulardan en azından birini anladığımı düşünüyorum ki bu zaten onların Mustafa Kemal’e duydukları kırgınlığın temel taşı olan bir konuydu. Mustafa Kemal tarafından yapıldığı söylenen şeyleri duyduğumda inanamıyordum. Benim kendime yıllarca öğrettiğim Mustafa Kemal’in düşüncesine hiç oturmuyordu anlatılanlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine sağır kurbağa modelini örnek almalı ve Mustafa Kemal’in bu konuda ne düşündüğünü ya da ne söylediğini bilmeliydim. Bu yüzden Nutuğa başvurdum. Konuyla ilgili bahsi geçen yerleri defalarca okudum. Bana söylenenle Mustafa Kemal’in kendi ağzından söylediği hikaye aynı sonuca ulaşmıyordu. Hatta Nutuk’da bana anlatılanları ima edecek tek bir ifade dahi yoktu. O halde nasıl bu şekle dönüşmüştü?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konuyu paylaştığım arkadaşıma bunları söylediğimde bana meclis tutanaklarında olduğunu söyledi. Henüz onlarıinceleme fırsatım olmadı ama ona Nutuk’dan okuduklarımı ve konuyla ilgili kendi görüş ve tahminlerimi söyledim. O da Nutuk da olmadığını bilmiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aslına bakarsanız olayın bana görünen yüzü çok açıktı, yıllar boyunca Cumhuriyet dönemi öncesi ve sonrasıKurtuluş Savaşı mücadelecilerinin yaptıkları her şey doğrusu ve yanlışıyla Mustafa Kemal’e mal ediliyordu. Bu da eğer varsa ortada yapılmış bir hata veya suç sahibini değil Mustafa Kemal’i etkiliyordu. Bu şu demekti Atatürkçü olduğunu iddia eden herkes yaptıklarını açıklamak için kendine Mustafa Kemal“diyor ki”, ya da “istiyor ki” lerle dolu bir kılıf bulmuştu. Sonuçlarından varsa zarar görenler bu yüzden Mustafa Kemal’i suçluyorlardı. Aslında arkadaşımda bunu kabul ediyordu, yani sorunun kaynağı insan olarak Mustafa Kemal değildi. Onun ardından veya onsuz dönemlerde kendi algıladıklarıAtatürkçülüğü uygulayan başkaları her dönemde olmuştu ve hala da vardı.Atatürkçüler ve Kemalistler ayrımı yapılmasının bir nedeni de ne yazık ki buydu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mustafa Kemal ile aynı dönemde yaşamış insanlarında elbetteki O’nunla yüzyüze gelme ve herşeyi ilk ağızdan duyma şansları olmamıştı. Günümüzdeki gibi cep telefonları, internet veya benzeri sistemler veya istihbarat sistemleri de olmadığından Mustafa Kemal’in kendi adına yapılan tüm davranışları denetleme imkanı olamazdı. Hayatının büyük bir kısmını zaten cephelerde geçirmişti. Sadece adı ile bile bu ülkede yaşayan insanlara bir şey yaptırmaya yetecek bir güven ve gücü vardı. Bunun suistimal edilmemiş olacağını düşünmekte aşırı saflık olurdu diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kabul edilmesi gereken bir gerçek vardı ki Mustafa Kemal pek çok yönden sıradan bir insanın sahip olabileceğinden fazlasına sahipti ki bu zaten O’nun bu gün bile bir dahi olarak anılmasına neden olmaktadır. Bir dahinin kurgusunu ki bu kurgu hızlandırılmış birşekilde hayata geçirildiğinde en doğru şekliyle uygulamaktan önce anlamak bile zor bir şeydi aslında bana sorarsanız. Bu yüzden çevresindeki insanların ve mirasını devralanların bir dahiye göre daha fazla hata yapma olasılıklarıvardı. Hata ile kastettiğim elbetteki kurgunun ilerleyişi anlamındaki hatalardı. Bunun yanısıra bugün kahramanalar olarak nitelediğimiz bu kişilerin hepsi insandılar ve zaafları da olacaktı. O’nun çevresindekilerin ve mirasınıdevralanların tamamının iyi niyetli ve ölümüne sevdalı kişiler olması ihtimali de çok hayalperest bir yaklaşım olurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunu o insanların kahramanlıklarına veya hatıralarına saygısızlık etmek için söylemiyorum. Sonuç olarak bir avuç insan zoru başarmıştı ve bugünkü Cumhuriyeti bize armağan etmişlerdi. Bu anlamda varsa da eksilerini görmezden gelmeyi hak ediyorlardı.Bu nedenle yıllar boyunca yapılanlar hiç sorgulanmadı. Sorgulamak isteyenlere de müsade edilmedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oysa bizim yani Atatürk Türkiye’sinde yaşadığını ve herkesin de kendisi gibi olduğunu sananlar için bu böyleydi sadece. O dönemde sorgulanmayan her davranış bugün yıllar içinde nesilleri etkileyerek karşımıza dikiliyor ve sorgulanmak isteniyordu. Çünkü Cumhuriyet çocukları Cumhuriyeti miras edinmişler, ama yıllar içerisinde gerek seçtikleri yönetimler gerekse kendileri doğrudan belirli koşullar nedeniyle belki O’nu bu ülkede yetişen nesillere öğretememişlerdi. Kendilerine verilen hediyeyi öylece bizlerin kucağına bıraktıklarında otomatik bir sahiplenmeye geçeceğimiz bekleniyordu çünkü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama benim bunun için çok çalışmam gerekmişti gerçekten.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugünlerde televizyonda bir reklam var. Liseler arası bir müzik yarışmasına katılacak oğluna babası bir gitar veriyor ve bu gitarı kendisinin çaldığını, kendisinden önce de babasının çaldığını anlatıyordu. Konser günü baba ve dede sahnede aynı gitarla şarkısınısöyleyen genci gururla seyrederken, genç çocuk şarkının sonunda seyircinin çığlıkları arasında yere vurarak parçalıyordu. Kameralar baba ve dedenin suratını gösterdiğinde gözlerde okunan şey gurur değildi artık. İki nesil boyunca aileye ait bir değer olarak en ufak bir zarar görmemiş gitar reklamın sonunda paramparça olmuştu. Neden biliyor musunuz? Babası gitarı oğluna gitar çalmaya başladığı zaman değil, konserden bir gün önce vermişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bunları düşünüyor ve sorguluyordum çünkü bugün olmasını umduğumdan çok bulduğumu yaşamamın sebebinin neler olduğunu bilmek istiyordum artık. Benimle aynı yıllarda dünyaya gelmişinsanlarla aynı ülkede yaşıyor olmama rağmen nasıl bu kadar ayrıştığımı bilmek istiyordum. Bir ülkenin insanlarının tek bir bayrak altında ortak değerlere inanıyor olması gerekmiyor muydu? Sorguluyordum ve herkesten önce ben sorgulamalıydım ki daha önce tanımını yaptığım ideal vatanseverlik bu ülkede herkes için özgürlük olsun. Sorgulamakla kastettiğim bir suçlu aramak değildi elbette, nedenlerini bilmekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Kimin yanlış ıolduğunu değil, neyin yanlış olduğunu bulmak istiyordum ben.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugün herşeyin gündeme getirilerek sorgulanmasına karşı çıkışımızın nedeni Mustafa Kemal’e mal edilen suçların ispatı peşinde olunduğunu düşündüğümüz içindi. Oysa asıl amaç deminde söylediğim gibi suçluyu değil farklı düşüncelerde de olsak hepimizin oturup neyin yanlış yapıldığını bulmaya çalışmak olmalıydı. Ama bunun yegane koşulu hepimizin birlik istiyor olmasıydı ne yazık ki.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bu süreçleri anlatırken dış mihrak olarak da isimlendirilen güçlerin gerek Anadolu gerekse içten içe kanayan yaraları olan insanlarımız üzerindeki etkilerini hiç gündeme getirmedim dikkat ederseniz. Getirmedim çünkü zaten başından beri sahip olunduğunu öngördüğümüz değerlerin hiç birisi bu insanlara ve hatta bizlere bile doğru dürüst öğretilmemişken, onları haklı çıkartan başka görüşlere inanmış olmalarıbeklenmeyecek bir sonuç değildi benim için.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yolculuğum hala devam etmekte, umarım bu yolculuk boyunca sizi sıkmamışımdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SON&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-826251005996104740?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2012/02/yazi-dizisi-imam-ciplak-8.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-2644355136267838603</guid><pubDate>Wed, 01 Feb 2012 17:52:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-02T12:39:35.660+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>YAZI DİZİSİ : İMAM ÇIPLAK - 7</title><description>&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Evet Kur'an'daki İslam ile Atatürk düşüncesi arasında bir çelişme yoktu ve bende bu ikisi arasında taraf değildim artık en azından. Ama uygulanan İslam ne yazık ki ne Kur'an'dakiİslamla ne de Atatürkçü düşünceyle örtüşüyordu. O halde sorun Kur'an'da ya da Atatürkçü düşüncede değil. İslam olduğu iddia edilerek önümüze sürülen yaşamşeklini dayatanlardaydı. Şu halde bundan böyle Kur'an ve Atatürk'ün yanındaİslam'ı kendi amaçları doğrultusunda kullananların karşısında olmalı, bu mücadeleyi sağlarken de düşüncelerimin kaynağı olarak Atatürk ve Kur'an'ı bir arada sunmalıydım. Adına İslam denilen uygulamaların kaynağının Kur'an olmasıgerekirdi, şu halde bu uygulamaları dayatanlar ya da yaşam şekli haline getirmeye çalışanlar bana bunu Kur'an'dan yola çıkarak ispatlamak zorundaydılar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Kur'an'daki İslam'da herhangi bir din adamı mevkiisi veya danışman tanımı yapılmamıştı, sadece peygamber ve nebiler vardı onlarda gönüllülük ilkesi ile değil seçilerek belirleniyor hatta seçildiklerini anlamaları için 40 yaşını geçmiş olmaları gerekiyordu. Peygamberlik mertebesinde herhangi bir sağlık kontrolü, sabıka kaydı, ikametgah ilmuhaberi gerekmiyordu. Onlar üstün insanlar oldukları için seçilmemişlerdi. Bu bile insanlığa bir mesaj taşıyordu bana sorarsanız. peygamber seçilmek için bile kusursuz olmak ya da dinin koşullarını eksiksiz yerine getiriyor olmak gerekmiyordu. Musa bir insanın canını almıştı örneğin. Ankcak peygamber olduktan sonra dinin şartlarını eksiksiz yerine getiriyor olmak gerekiyordu ama yine kusursuzlukla ilgili bir zorunluluk yoktu. Yani dinin şartlarını eksiksiz yerine getiriyor olmanız bir peygamber yaşamı sürüyorsunuz anlamına da gelebilirdi bu durumda. Öyle de olması gerekirdi çünkü peygamberlik bir misyondu ve örnek teşkil edilmesi gerekiyordu. Buna rağmen onlarında hatalar yaptığı, çaresizlik içinde hissettikleri vb insanı çelişki ve duyguları yine kutsal kitaplarda anlatılıyordu. Unutulmaması gereken gerçek onların bizler gibi İnsan olduğuydu. Ölümsüz olmamalarının sebebi de buydu çünkü zamanla Tanrıyla özdeşleştirilebilirlerdi. Bizzat Kur'an'da Allah peygamberine şöyle seslenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;(21) Artık uyar, düşündür! Çünkü sen bir uyarıcısın/düşündürücüsün&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;(22) &lt;strong&gt;Üzerlerine musallat bir despot değilsin.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt; Gaşiye Suresi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Peygambere bile Allah sadece uyarıcı olma yetkisi vermişti. Despot olma diye uyarmıştı da Kur'an'da belirtilmiş herhangi bir başka din adamlığı vb mevkii yokken bunca hacı hoca nereden başımıza çıkmış da bize kendi aklında bir İslami yaşam dayatıyordu. Kusura bakmasınlar ama bu noktadan sonra benim için İMAM ÇIPLAKTI !&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Ancak İslam'ı yaşam şekline dayandırarak yaşamaya çalışanların da ne yazık ki tek kaynağı Kur'an değildi. Öyle olsaydı zaten en az benim anladığım kadarını onlarında anlamış olmasıgerekirdi. Girdiğim sohbetlerde anlayacaktım ki, ne bu insanların bir kısmı ne de İslam düşüncesine karşı olanlar henüz ayet ile hadis farkını bilmiyor, ya da bilseler bile düşüncelerini dayandırdıklarını söyledikleri cümlenin hadis mi ayet mi olduğunu ayırdedemiyorlardı. Çünkü "OKU!"mamışlardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Allah'ın sözlerine ayet, peygamberin sözlerine hadis deniyor olması önemli bir ayrıntıydı aslında İslam adına. Çünkü Kur'an bir ayetler bütünüydü ve Allah'ın İslam'ı kılavuzlamasından oluşuyordu. Ancak hadisler peygamberimizin sözleriydi. Normal şartlar altında hadis ve ayetlerin birbirini tamamlaması beklenirken, ne yazık ki hadis olduğu iddia edilen ifadelerin büyük bir çoğunluğu İslam'ın Kur'an'da anlatılan özü ile çelişiyordu. Ortalıkta inanamayacağınız kadar çok hadis vardı ve bunların hangisinin peygamber tarafından söylendiği ispatlanabilir bir bilgi ne yazık ki değildi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Ayrıca peygamberin hayatını okuyanlarca, sırf bu karmaşanın yaşanacağını öngördüğü için  sözlerinin yazılmasına karşı olduğunu da bilmeleri gerekirdi. Allah'ın İslam adına gönderdiği bir kitap vardı, o da Kur'an'dı. Kur'an'ın, Açıköğretim kitaplarında olduğu gibi bilinen yan bir çalışma kitabı bulunmamaktaydı. Aslında peygamberin sözleri olduğu iddia edilen sözlerin gerçek olup olmadıkları yüzde yüz sonuç vermese de Kur'an'la bağdaşıp bağdaşmadığına bakılarak kolayca ayırdedilebilirdi. Diyanet'in bu konuda zaman zaman çalışmaları olmakta va peygamberin sözleri olduğu bana göre kesin değil sanılan ifadeleri belirliyorlardı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Ama unutulan daima asıl kaynağın hadisler değil Kur'an olduğuydu. Bu ayırımın halk arasında yapılamıyor olması hacıların ve hocaların peygamber efendimiz diyor ki ile başlayan ve her gün günahlar listesine kendi kafalarınca bir yenisinin eklenmesine neden oluyordu. Oysa okusalar bilirlerdi ki Kur'an'da Allah bu insanlar için de ayetlere yer vermişti. O insanların ardından gidenler için de ayrıca ayetler mevcuttu. Ama okusalarda öğrendiklerinen pek memnun kalacaklarını sanmadığım ifadeler göreceklerdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Günümüzde şeriat adı altında ülkemizde ve dünyada yaşınılanların kaynağı Kur'an gösterilmek istenilse de değildir. Evet Kur'an'da ki ayetlerde yapılanları cümle olarak ifade eden bölümler yer almaktadır. Ancak bu ayetler Kur'an'daki diğer her ayetde olduğu gibi tek başına ele alındıklarında ancak şeriatı haklı çıkarmaktadırlar. Oysa kitap kendi içinde iki tip ayet olduğunu ve her birini ikili anlamlar içerdiğini söylemektedir. Bu iki ayet tipinden biri net ifade edilen ve herkesin okuduğunda aynı şeyi anlayacağı yoruma açık olmayan ayetlerdir ki kitabın ne yazık ki üçte biri belki bu şekilde ayetler içerir. Kalan kısım ikinci tip ayetlere yani yoruma açık kişinin algısına göre yorumlanabilen ayetlerdir. Kur'an burada yolumuzu kaybetmemiz için yoruma açık olmayan ayetler doğrultusunda diğerlerini anlamaya çalışmamızı söyler. Bu da sizi Kur'an'ın özünden uzaklaşma riskinden koruyan bir yapıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Dönelim hikayeme, Kur’an gerçekten ilk okumaya başladığınızda gerçekten anlaşılmaz bir kitaptı. Ama bunun sebebi daha önce de söylediğim gibi anlamak isteyenler için bilgiler içeriyor olmasıydı ve bunu zaten kitap kendi söylüyordu. Peki neden herkes için bir Kur’an değildi? Allah neden hepimizin anlayacağı net bir şeyler söylemiyordu da dolambaçlı yollar çıkarıyordu karşımıza. Bunu peygamberimizin bir sözü ile (hadis)  açıklamak mümkündü aslında “İlim fizanda bile olsa gideceksin”. Kur’an’da insanlara verilmek istenen bilgiler motomot yapılması gerekenlerin bir listesi değildi. Öyle olsaydı hepimiz kitapta olanları bir güzel ezberler, olmayanları da yasaklardık olur biterdi. Kur’an’ın ilk mesajı ilk cümlesinde verilmişti zaten “Oku!” .Allah’a ulaşmak istiyorsan oturup anlamaya çalışacaksın, bilgiye ulaşmak istiyorsan çabalayacaksın. Ezberci olmayacaksın. Anlamaya çalışmak gerekiyordu çünkü çok kolay anlaşılır olsaydı okumak yerine birbirimizden dinlemeyi tercih edecektik belki de. Hoş yine bunu tercih ettik o da ayrı bir mesele. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Daha ilk aşamada bile Kur’an bize ilime ulaşmanın yolunu zaten gösteriyor ve peygamberimiz de bunu vurgulayarak“İlim fizanda bile olsa gideceksin” diyordu.&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir – Mustafa Kemal Atatürk”&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Keşke her şeyi Mustafa Kemal ve Hz. Muhammed (SAV)’ın sözlerini bir arada sunarak ifade etmek bu kadar kolay olsaydı, ama değildi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Kur’an hakkında çevremdekilerle konuştuğumda anlıyordum ki, büyük bir çoğunluk zaten hiç okumamıştı, okumayı deneyenler de benim başlangıçta hisettiğim anlaşılmazlık yüzünden devam etmemişlerdi. Yaşam tarzını İslam’i kurallara göre yaşamayıtercih edenler ise Kur’an’ı Arapça olarak okumayı tercih ediyorlar sırf bu yüzden öğrenilmesi gerçekten zor olan Kur’an dilini okumayı sökmek peşindeydiler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Kur’an’ın orjinal dili gerçekten melodik olarak okunduğunda etkileyici bir hava yaratıyordu, bu da insanların Kur’an okurken ya da okunurken kendilerini huzurlu ve sakin hissetmelerine neden oluyordu büyük ihtimalle ki zaten kitabın kendisi ibadet ile ilgili bölümlerde hiç atlamadan “huşu içinde” ifadesine yer veriyordu. Buraya kadar güzeldi. Peki ama huşu içinde herhangi bir rahatlatıcı müzik dinlemekten bunu ayıran yegane şey Allah’ın sözleri olduğunu bilmemiz miydi? Kur’an bir güfte miydi sadece. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Ezanın Türkçe okunması fikrini ilk uygulayan Mustafa Kemal’di. Ezan Kur’an’dan bir alıntı değil namaza çağrıiçin peygamberimiz zamanında ilk ezan okuyan kişi tarafından söylenmiş bir ifadeydi. Aslına bakarsanız bende ezanın “Gel vatandaş namaza gel” tarzında bir çığırtma olması yerine bu şekilde olmasını tercih ederim. Ama bu illaki Arapça okunması gerekliliği anlamına gelmez. Allah’ın sözleri dahi olmayan bu çağrının Türkçe okunması bile insanları rahatsız etmişken, neden Kur’an’ı Türkçe okumuyorlar diye sorgulamak anlamsızlaşıyordu elbette.&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;İnsanlar alışkanlıklarını zor değiştirirler ve yeniliklere geçmek eğer onlara bir külfet getiriyorsa dirençleri fazlalaşır. Türkçe ezan kimseye bir külfet getirmemekle beraber bu Arapça haliyle kulağa hoş geldiği düşünülüyorsa tercih edilmesinde bir sakınca elbette yoktur. Mustafa Kemal’in Türkçe ezan düşüncesinin temelinde yatan da zaten bir zorlama değil, başından söylediğimiz “Oku” ifadesinin yüklendiği anlamdı. “Anla!”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Elbetteki bu Kur’an’daki İslam dışında bir anlayış geliştirenler için bir saldırı olarak nitelenecekti. Ama bu saldırının hedefinin kendileri değil Allah olduğunu iddia edecek kadar cürretkardılar. Kimsenin aklına Allah’ın bunu kendisinin cezalandırmaya gücü yeteceği veya kendi cezalandırmayı tercih edeceği gelmemişti. O yüzden hedefşaşırtanlar cezayı kendileri vermeyi de hak görüyorlardı. Oysa Allah adına hüküm vermek Kur’an’daki İslamda hiç de takdir edilen bir durum değildi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Ama bunu ancak Kur’an’ı okuyup anlamış olanlar bilebilirlerdi. Yani tek başına Kur’an okumak İslam’ı öğrenmek için yeterli değildi. “Oku” ifadesinin arkasında yatan anlam beraberinde anlama sorumluluğu da getiriyordu. Eski dilde Kur’an okumak ise anlamak sonucunu doğurmuyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Sonuç olarak yine de Mustafa Kemal sayesinde Kur’an Türkçeye çevrildi ve anlamak isteyen herkes için erişilebilir bir duruma geldi. Bu İslam adına yapılmış büyük bir hizmet sayılmak yerine ne yazık ki yine Allah’a karşı yapılmış suçlar sınıfına yazıldı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Tarih boyunca dinler nedense olmaları gerektiği gibi insan ve yaratıcı arasında kalmamış ve belirli ruhban sınıflarının elinde bir idari ve siyasi güce dönüşmüştür. Her defasında yenilenen içeriğiyle gönderilen kitap ne yazık ki bu kaderden bir türlü kurtulmayıbaşaramıştı. Nedense insanlar kitapları kendi başlarına çözemeyeceklerine karar verip, ya da hiç denemeyip illa ki bir bilenden öğrenme çabasına giriyorlardı.Sanki kitapla beraber yanında gökyüzünden kılavuz da gönderiliyor gibi davranıyorlardı. Oysa bu insanların anladığını, anlamayacakları ne olabilirdi ki? Kutsal kitapları anlamak Allah vergisi ve bir kaç insana verilen ayrı bir yetenek miydi? Kitaplar zaten seçilmiş kişiler peygamberler aracılığı ile insanlara iletilmiş ve onlar tarafından anlaşılır hale de getirilmeye çalışılmıştı. Ama ne yazık ki bu sistemde başarıya ulaşamamış kitapların içeriği orjinalinden başka anlamlar yükleme kaderiyle başbaşa kalmıştı. Allah bir kılavuza ihtiyaç duyduğumuzu düşünseydi peygamberleri ölümsüz yapar nesiller boyu başvuru kaynağı olarak onlardan faydalanmamızı elbette sağlayabilirdi. Bunun getireceği sonuçların ne olacağını ise tahmin etmek pek mümkün değil veşu an için polemik yaratmaktan başka bir sonuç yaratmaz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;(devam edecek)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="yiv1366540325MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;FASULYE&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-2644355136267838603?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2012/02/yazi-dizisi-imam-ciplak-7.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-7425251233163024691</guid><pubDate>Tue, 31 Jan 2012 22:15:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-01T00:15:04.375+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>YAZI DİZİSİ : İMAM ÇIPLAK - 6</title><description>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Benim gibi eski medeniyetlere meraklı olanlar ulaşılabilen en eski medeniyetlerin bir çoğunda tek tanrı inanışı olduğunu bilirler. Hatta izleri tamamen sürülebilir olmasa da bu inanış ve inanışlardan doğan efsanelerin bir çoğunun aralarında binlerce yıl ya da binlerce kilometre olan farklı medeniyetlerde bile ortak ritüel ya da bilgiler içermektedir. Şu ana değin yaptığım açıklamalar veya söylediğim hiç bir konunun bilimsel ya da yasal uzmanı elbette değilim. Yazının bir çok yerinde de özellikle altını çizerek belirttiğim gibi sadece kişisel düşüncelerimi paylaşıyorum. Bilim adamları bunların birbirinden kopyalanmış ya da esinlenilmiş olduklarını söyleselerde tarihte örneğine birden çok rastlanan kitabelerle semavi dinlere ait kutsal kitapların neredeyse birebir örtüşen bilgi ve metinler içermeleri basit bir kopyala yapıştırdan çok daha fazlasıdır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu belkide başından beri yaradılış efsaneleri ve kutsal kitaplardaki yaradılış hikayelerinde söylendiği gibi başından beri daima tek ve aynı tanrının olmasından kaynaklanmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ne benim söylediğim ne de bilim adamlarının ki bu anlamda ispatlanabilir durumlar olmamakla beraber aksi iddia edilecek bulgulara da ne yazık ki sahip değildir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Dünya tarihinde bu güne kadar geniş kitlelerce taraftar bulmuş düşünsel öğretilerin tamamının temelinde sevgi ve saygı yatmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yine dünya tarihinde bu gün sevgiyle hatırlanan liderlerin yaşam felsefeleri&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;de yine bunun üzerine kuruludur.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Saygı ve sevgi ne kadar yok edilmek istense de taraftar bulmaya ve yaşamaya devam etmekte, kimi zaman bir davranış, kimi zaman bir öğreti kimi zaman ise bir din olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm insanlık özünde saygı ve sevgi dolu bir dünyanın peşindedir. Gerek ikili ilişkilerde gerek toplumsal ilişkilerde barışın ve huzurun temeli bu iki “s” ye dayanır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bu nedenledir ki Mevlana dünyanın İslam önyargılarına rağmen kabul görmüş bir düşünürdür. Kimse Mevlana’yı bir terörist olarak hatırlamaz, ya da terörist olabileceğini aklına getirmez.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ama öte yandan ilginçdir ki kimse Mevlana’yı İslam ile özdeşleştirmez. Oysa her düşünür kendi ait olduğu ya da başlattığı akıma da taraftar toplar bir anlamda. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Şu halde ya bugün şeriat peşinde olanlarla, ılımlı İslam olduğu iddia edilen görüşleri savunanlar ya da Mevlana İslam’ı bilmemektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ya da tek bir kutsal kitabı ve o kitabın içinde dinler ayırımı yoktur diyen İslam birden fazladır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Henüz uyuduğum &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;dönemlerde rahmetli Ahmet Taner Kışlalı’nın bir yazısını okumuştum. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Bu yazı bana ilk kez Atatürkçülük ve Kemalizm kelimelerinin farklı anlamlarda kullanılabildiğini öğretmişti. Çok şaşırmıştım, bana sorarsanız ikisi aynı şeydi çünkü. Nasıl ki İslam tek idiyse Atatürkçü düşünce de bir tane olmalı değil miydi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="background: white;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt;"&gt;Kışlalı yazının hemen başında aşağıdaki cümleler kullanıyordu :&lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt; mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="background: white;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt; mso-ansi-language: TR;"&gt;Atatürkçülük yerine “Kemalizm” sözcüğünü kullananlar artıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="background: white;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt; mso-ansi-language: TR;"&gt;Aslında aralarında bir ayrım olmaması gerekir. Ama ben Kemalizm demeyi niçin tercih ettiğimi her fırsatta açıklıyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="background: white;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11pt; mso-ansi-language: TR;"&gt;Birinci neden, Kemalizm’in – tıpkı Leninizm gibi – evrensel bir kavram olması… İkinci neden, Atatürkçülük sözcüğünü, Marmaris’teki adam ve arkadaşlarının yıpratmış olması…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;(Neden Kemalist’iz – Ahmet Taner Kışlalı)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Yıllar içinde uyanışım gerçekleştikten sonra bile bu yazıyı hatırlamayacaktım oysa ki, ta ki bir arkadaşım Engin Ardıç yazıları üzerine karşı koyuşlarımdan birinde bana “O Atatürkçüleri değil, Kemalistleri kastediyor” &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;(ya da tam tersi hala bile çözebilmiş değilim ayrımı) diyene kadar. Kışlalı’nın yazısını okumadan önce nasıl benim için böyle bir ayrım yoksa, uyanışım da henüz başlamadığından olsa gerek o ana kadar benim için yine böyle bir ayrımın olmadığını farketmiştim bu cümlenin ardından. Ancak o zaman Kışlalı’nın söylediği ayırımı hatırlamıştım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Tıpkı Mevlana’nın İslamı ile Şeriatçıların İslamı olduğu gibi, Atatürk düşüncesinin de Kemalizm düşüncesi ve Atatürkçülük düşüncesi diye bir ayrımı vardı. Tek bir kutsal kitaptan birbirine taban tabana zıt iki ayrı din, tek bir adamdan da en azından dışarıdan bakanlar için iki farklı düşünce türemişti. Kışlalı’nın yazısında bahsedilen ayrımın temelde bir ayrım olmadığının altını çizmek istiyorum bu arada o sadece tercih etmişti bir kavram bölünmesi değildi özünde düşüncesi ama öte yandan Atatürk düşüncesi için dışarıdan bakıldığında farklı görülen iki ayrı grup vardı bunu anlamıştım. Bunu anlamam için elbetteki arkadaşımın söylediği söze ihtiyacım yoktu aslında bende Atatürk düşüncesini savunan insanlarla Atatürk milliyetçiliğinin faşist bir anlayışa sahip Türk ırkına dayalı değil, Türkiye Cumhuryeti vatandaşları kastedildiğine dair keskin tartışmalara girmiştim öncesinde. Bu düşüncem de pek çok insana ters gelse de bana soracak olursanız Atatürk Milliyetçiliğinin ırka maledilmesi Atatürk ile değil İsmet İnönü ile başlamıştı ki bu başlıbaşına ayrı bir yazı konusu olacağından burada detaylamak istemiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Sonuç olarak İslam ve Atatürk düşüncesinin içi, farklı insanların yorum ve yonlendirilmeleriyle farklılaşmaya başlamıştı ve bu farklılaşma zaman içinde keskin çizgilerle ayrılma noktasına gelmiş, ilk ortaya çıkışından sonra farklılaşmaktan özünü kaybetmeye başlamıştı. Bu durumda hiç birimiz günümüzde konuşulup duranlara aldırmamalıydık sonucuna varmıştım. Sağır kurbağanın yaptığı gibi kulaklarımı bunlara kapatıp işin özünü öğrenme yoluna gitmeliydim. Bunun içinde iki kaynağım vardı İslam için Kur’an ve Atatürk düşüncesi için de düşüncesin asıl sahibi Atatürk.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Atatürk anlamında İslam’a göre çok daha fazla yol katetmiştim çünkü okulumu bitirmemin ardından yine kendiliğimden onu tanımak istemiş ve hakkında bulduğum her yazıyı okumuş ve uzun uzun fotoğraflarına bakmıştım. Bu biraz garipti belki ama bir insanın fotoğraflarına bakmak bile onun hakkında fikir edinmenize yardımcı oluyordu. En azından benim için öyleydi. Ben onu insan olarak sevmiştim bir kere çünkü ve anlamak istiyordum. En önemlisi de buydu belki anlamak istiyordum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;İslam’ın kaynak kitabı Kur’an’a bakmak ise pek o kadar kolay bir iş değildi. Daha önce bir kaç kez Türkçe çevirisini okumayı denemiş ama bir türlü kendimi veremediğimden başarılı olamamıştım. Sadece arada bir çok kafama takılan bir şey olduğunda ya da merak ettiğim bir durumla karşılaşırsam indeksinden kelime arayarak o konuları bulmaya çalışıyor ve onları okumayı deniyordum. Bu sayfa sayfa okumaktan çok daha verimli bir yöntemdi çünkü anlamak istediğim için okuyordum hepsinden önemlisi. Eğer ayetlerdeki ifadeler benim için anlaşılır olmuyorsa bu defa öncelikle farklı çevirilere bakıyor ardından bu ayetlerle ilgili yazılmış diğer yazıların peşine düşüyordum ki bunlardan ilk tercihim genellikle Yaşar Nuri Öztürk’ün anlatımları oluyordu. Kutsal kitaba bu kısa ziyaretler ancak belirli bir kaç konuda olduğundan pek bir birikim sağlayamamıştı aslına bakarsanız. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;İşin özüne dönmeye karar verdiğimde yeniden birinci sayfadan okumaya başladım. Okudukça farkedecektim ki zaten kitabın kendisinde önerildiği gibi yavaş yavaş okuyordum, çünkü anlamak istiyordum, belirli bir bilginin peşinde değil bir bütünün peşindeydim bu defa. Çok zordu gerçekten bu şekilde anlamaya çalışmak ilk başlarda. Bu nedenle özellikle aklımda tutmak istediğim şeyleri not almaya başlamıştım. Sureler bana çok dağınık gözüküyordu bir anda konudan konuya geçiyor, diğer konuyu sanki yarım bırakıyordu. Oysa ben her surede ders kitaplarında olduğu gibi tek bir konunun işlendiğini düşünüyordum ve okudukça anlıyordum ki hiç de sandığım gibi değildi.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ama vazgeçmedim ve okumaya devam ettim. İlerledikçe kitabın kendi içinde kendini anlamak için ipuçları verdiğini keşfettim ve tek başına bir ayetin ya da surenin değerlendirilemeyeceğini. Bazen her bir kelime için bile Kur’an’ın tamamını anlıyor olmanız gerekiyordu bunun içinde yavaş yavaş anlamaya çalışarak okumanız. Başından sonuna dek bir kez okuduğumda uçte birini belki daha da azını anlamıştım. İyi ama neden böyleydi, neden bu kadar karmaşıktı. Aslında cevap yine Kur’an’da veriliyordu. O anlamak isteyenler için bir kitaptı. Bu defa birinci sayfadan başlayarak değil de, indiriliş sırasına göre okumaya karar verdim. Çünkü kitapta yazılanlar indiriliş sırası ile değildi.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Belki de o zaman bir bütünlük yakalayabilirdim.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Akşamları hiç usanmadan oturuyor defterimi kalemimi hazırlıyor satır satır okuyarak sureler arsında soylenenlerin bağlarını kurmaya çalışarak okuyordum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bunun yanısıra Kur’an üzerine yazılmış yazıları da incelemeyi ihmal etmiyordum, bunların bir çoğunda onu anlayabilmek için farklı ipuçları da veriliyordu. Bunların hepsini bu yazıya sığdırmam mümkün değil. Ama bu çalışmalar bana öğretti ki Yaşar Nuri Öztürk’ün tabiriyle Kur’an’daki İslam ile yaşanılan İslam arasında gerçekten farklılıklar vardı. Kur’an aslında anlamaya başladığınızda sizi garip bir şekilde keşfetme duygusuyla dolduran çok enteresan bir kitaptı. Tıpkı aynı filmi defalarca izleyip her seferinde bir başka ayrıntıyı keşfetmek gibi. Ben anlamaya çalıştıkça daha çok kapılarını açıyordu bana sanki. İnanç, İslam bir yana gerçekten Kur’an hala keşfedilmeyi bekleyen sırlarla dolu bir mucizeydi bana göre. Bir matematik dehası gizliyordu gerçekten. Sanki bir kaç boyutu var gibiydi. Tüm zamanlar için mesajlar gizliyordu. Bunları araştırdıkça okudukça daha iyi anlıyordum. Bu çalışmalarım sona ermiş ve bende bir İslam Alimi olmuş değilim elbette, hala fırsat buldukça okuyor ve keşfetmeye devam ediyorum. Başlangıçtaki tüm sıkıcılığına rağmen sudoku çözüyormuşum edasıyla kitabın içine bu kadar gömüleceğim hiç aklıma gelmemişti. Hala kafamda döndürüp durduğum ve çözemediğim bir çok ayet olmasına rağmen. Kur’an’ın bir bütün olduğunu ve içinden çekilecek tek bir ayet veya sure ile bir yere varılamayacağını anlamış durumdayım en azından. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Geldiğim nokta Kur’an’daki İslama inanıyor olduğumdu. Tıpkı Atatürk düşüncesine olan inancım gibi sonunda bana yüklenmiş değerlere sahip çıkabilecek noktada hissediyordum kendimi artık. Bu bilginin en alt seviyesi olabilirdi belki ama yine de İslam dinin ne olduğunu kendimi açıklayabilmeme yetmişti, dahası İslam dininin değil Allah ve dinin ne olduğunu bizzat kitaptan öğrenmeye başlamıştım. Zaman içinde Kur’an merakım ve kadim medeniyetlere olan merakım sonucu biriktirdiğim bilgiler neredeyse kendi teorilerimi geliştirecek kadar birleşmeye başlamıştı kafamda. Daha önce de söylediğim gibi kitabelerine erişilebilen en eski medeniyetlerin sözleri Kur’an ile örtüşüyordu. Bir süre sonra Kur’an, Tevrat ve İncil arasındaki farkları hevesine kapıldım, Kur’an kadar detaylı çalışmalar yapmamış olsamda onları da edindim ve ikisinin de büyük bir kısmını okudum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Okuduğum Kur’an ile anladığım Atatürk arasında bana göre hiç bir çelişme yoktu. Oysa biz bu ülkede yıllardır bunun mücadelesini veriyorduk. Her şey o kadar saçma gözükmeye başlamıştı ki gözüme bı nokta da, sadece konuşuyorduk ve aslında hiç bir şey bilmiyorduk. Bilmediğimiz içinde bize dayatılan İslam’ı gerçek sanıyor paniğe kapılıyorduk. Hem de Mevlana okuyarak. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bunu çevremdekilere anlatmak istiyor ama henüz yeni şekillendirdiğim bu düşünceyi nasıl ifade edeceğimi bir türlü bulamıyordum. Çünkü Atatürk hakkında söyleyeceğim her söz İslamcıların bir kısmına, İslam için söylediğim her söz Atatürk düşüncesine sahip olanların bir kısmına ters düşecek ve iknası da mümkün olmayacaktı. Atatürk’ü savunduğum ortamlarda dinsiz, İslam’ı savunduğum ortamlarda dinci damgası yiyordum açıkça. Bunu anlayabiliyor olsam da, insanlar yıllardan beri Atatürk hayranlığımı bildiklerinden “seni de mi kandırdılar” diyorlardı bana. Oysa beni kimse kandırmamıştı ben bu sonuca tamamen kendi başıma varmıştım. Bu süreç içerisinde konuları kimseyle tartışmamış kimseden görüş istememiştim. Vardığım sonuçların hepsi tamamen kendi iç değerlendirmem sonucu edindiklerimdi. Ama buna inanmıyorlardı nedense, beni kandırdıklarını ve kendi yanlarına çektiklerini sanıyorlardı. Oysa ben kendimi çok yanlız hissediyordum, bu Atatürkçü ve dinci ayrışmasının anlamsızlığını kendime ispatlamıştım. taraf değildim artık ve kimseninde olmasını istemiyordum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;(devam edecek)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;fasulye&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-7425251233163024691?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2012/02/yazi-dizisi-imam-ciplak-6.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-6179138108181834179</guid><pubDate>Tue, 31 Jan 2012 20:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-31T22:19:34.240+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>YAZI DİZİSİ : İMAM ÇIPLAK - 5</title><description>İmam Hatip okullarının açılması, yaygınlaştırılmasının bu ülkede tartışılagelmiş bir konu olmasının ötesinde günümüzde bile atamayla görev yapacak imamlarda en az ilkokul olma şartı bile aranmadığı gazetelerce haber edilen bir konu. Bunun da ötesinde İmamların aile danışmanlığı yapacakları yönünde haberleri de geçtiğimiz günlerde gazetelerden takip ettik.  Öğrencilerin yarıyıl tatilinde Umre’ye götürülmesi, tam da Milli Egemenlik Bayramımıza denk gelen haftalarda aslında takip etmeyi uygun gördükleri takvime hiç de uygun olmadığı halde Diyanet’ce Kutlu Doğum Haftası ilan edilmesi hepimize birer  yıkıcı oyun olarak görünürken, aslında kendine düşen değer payına sonuna kadar sahip çıkmış Anadolu insanının  başarısıdır. Biz kabul etsek de etmesek de onlar yüreklerini bizden daha çok bu yola koydular, tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı’nı başlattığı günlerde bu ülkede yine gericiler, yine yolundan sapmış din simsarları, ülkeyi beş kuruşa satacak vatan hainleri ve bugün suçlamak üzere kullandığımız sıfatların pek çoğuna sahip gruplar vardı. Bunun da ötesine ülkenin ne askeri, ne ekonomik gücü mevcuttu. Yıkılmakta olan bir yönetim,  bu gün AB pençesine düşmüş Yunanistan’dan bir farkı olmadan ayakta kalmaya çalışıyordu.  Anadolu yine imkansızlıklar içindeydi, yine danıştığı sözde İslam hocaları ülkenin her yanındaydı.  Yine din elden gidiyor, ülke parçalanıyor söylemleri ayyuka çıkmış durumdaydı.  Ama sadece bir kişi Anadolu’yu dinlerinin elden gitmediğine, dahası bu topraklar bizim olmadığı sürece zaten özgürce sürdürebilecekleri bir inanç dahası yaşamları olmadığına ikna etti. Güven sağladı. Onlara satılmışlar demedi. En iyi Kürt ölü Kürtdür de demedi. Halktan olan hiç bir insanı vatan haini veya benzeri sıfatlarla suçlamadı. Bir tek siyasi meydanda  akılcı ve ciddi bir karşı koyuş sergilerken, siyasi kimliği sona erdiği anda o insanların arasına karıştı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde hiç yayınlanmadı diyerek boy boy fotoğrafları var her yerde Mustafa Kemal’in. Özellikle halkın arasında birebir konuşmalar yaptığı fotoğraflarını lütfen inceleyin. Hangisinde suratında irite olmuş ya da kızgın bir ifade olduğunu göreceksiniz merak ediyorum. Bu insanlardan kimi sarıklı, kimi başı kapalı, kimi  etnik kökeni farklı insanlar. O halkın arasına indiği zaman onlardan biri oldu, onları dinledi, onlardan gelen seslere koşulları elverdiğince kulak verdi. Bu yüzden ki bugün bile hayranlık duyduğumuz bunca anısı var halkla yaptığı söyleşilere ve onlara olduğu desteğe dair.  O Atatürk’tü, ama bizlerin yaptığı gibi biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz gibi payeler biçmedi kendine. Atatürk yaşadığı dönemde düşman kazanmama ustası idi bana sorarsanız. O bir savaştan öte insan kazandı bu ülkede. Onları horlamayarak, dinleyerek, öğreterek, anlatarak, sabırla.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Amerikan devlet başkanlarından Bill Clinton bu gün bile benim sempatimi koruyan bir kişidir. Oysa ben Bill Clinton’un ne siyasi görüşlerini bilirim derinlemesine, ne gizli emellerini ne de başka bir şeyini. Aklımda bir tek gülümseyen yüzü kalmıştır ve sempatik davranışları. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugüne döndüğümüzde yeniden biz O’nun izinden gidenlerin seslerine kulak verelim yeniden. Benim tekrarlamama gerek yok aslında bunları. Atatürk’ü sevmemeyi, ya da onun eserlerine saygı duymamayı koşulsuz suç hanesine yazarız hepimiz. Sevdiğimizden, anladığımızdan ya da öğretildiğimizden bu aşamada bunun bir önemi yoktur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cumhuriyet’in kurulduğu dönemlerde en çok bildiğimiz Kubilay olayı ve sonrasında gerici veya yobaz tabir ettiğimiz şeriatla yönetilmemiz gerektiğine inanmış kişilerce gerek ülkemizde ve gerekse şeriatla yönetilen ülkelerde yapılanlar, o günlerden bugünlere ne yazık ki bir çok insanı, gerek koşullar nedeni ile sıra gelmediğinden, gerekse günlük hayata yansıyan yaptırımlarının zorluğu yüzünden dine uzak tutmuştur.  Şeriat ve yandaşlarının daima hunharca  görünen girişimleri dine damgasını vurmuş, Atatürkçü düşünce ile uzaktan yakından bir ilgisi de olmadığından hurafe, gerçek dışı, cehalet  veya benzeri bir şekilde değerlendirilmiştir.  Zaten ezan okunurken şarkı söylenmez ve namaz kılanın önünden geçilmez gibi sağlam temellere dayandırılmış olan inanç tüm bunların sayesinde medeniyete ters düşen bir yaşam şekli olarak algılanmaya başlanmıştır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aslına bakarsanız bu ülke de Atatürk düşüncesi  O diyor ki lerden öteye gidememişse, ne yazık ki din de Peygamber efendimiz diyor ki lerden öteye geçememiştir. Kavram olarak elma ve armut gibi dursalarda bu anlamda kader ortağıdırlar ne yazık ki. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bizler koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmak gibi yüce bir misyon yüklenirken, bu misyon hakkında en ufak fikri olmayan Anadolu binlerce yıllık tarihiyle koca bir İslam Camiasına ait olma duygusuyla beslenmiştir. Her ikisi de diğerinden uzakta kendi başına güçlenmiş ve sonunda Kurtuluş Savaşını inancı ve Mustafa Kemal’e duyduğu güvenle kazanan anadolu insanlarından geriye dinine veya ilkesine sarılmış iki farklı insan grubu kalmıştır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Mustafa Kemal, kurulacak devletin şekli ile ilgili toplumun her kesiminden insanlarla görüşmeler yaparken sıra, mollalar, şeyhler ve din büyüğü geçinen kişilere gelir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mustafa Kemal, bunlara haber göndertip, gelecek hafta kendileriyle bu konuyu görüşeceğini ancak konuşmalarının bir temeli olarak katılacak olan herkesin Bakara suresini 288. ayetine kadar okumalarını rica eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Toplantı günü gelip çattığında, Mustafa Kemal kürsüye çıkar ve sorar: “Arkadaşlar, buraya gelmeden önce hepinizden Bakara suresini 288'e kadar okumanızı rica etmiştim. Kimler okudu Bakara'yı 288'e kadar?”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Salondaki bütün eller istisnasız olarak bu ricayı yerine getirdiklerini belirtmek için havaya kalkar. Bunun üzerine Mustafa Kemal sözlerine devam eder: “Beyler işte, kuracağımız devletin neden din temeline dayanamayacağının açıklaması: Bakara yalnızca 286 ayettir.””&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok bilinmesi ve genellikle Mustafa Kemal’in dinsiz olmadığına dair bilgilendirme de kullanılan  bu anı benim için çok önemli mesajlar içermektedir.  Bu mesajlardan kastım elbette kendime çıkardığım paylardan ibarettir. Herkes için geçerliliği olması gerekmez.  Yukarıda insan kazanma konusunda kısa bir profilini çizdiğim Mustafa Kemal  devlet işlerine karıştırmamakta kararlı olduğu dinin kutsal kitabını bilmektedir. Bu sadece en basit anlamıyla onun din düşmanı olmadığını gösterir. Ama onun da ötesinde öncelikle ne yaptığını bildiğini ve dini devlet işlerine karıştırmak istemezken aslında dini yok saymadığı mesajını da verdiğini gösterir. Bu çok basitmiş gibi gözüksede elinde inancı dışında manevi bir değer ya da gücü olmayan Anadolu insanı için çok anlamlı bir mesajdır.  Yeni kurulan Cumhuriyet dini yok sayma ya da yasaklama eğiliminde değildir, dahası bu Cumhuriyetin kurucusu yıllarca kendi çıkarları doğrultusunda günahlar uyduran hocalardan daha fazlasını bilmektedir.  Bu durumda Cumhuriyetle gelen laiklik düzenine sadece dinden çıkar sağlayanlar itiraz edebilir.  Bu kadarcık bir anıdan tüm bu sonuçlara varıyor olmam size abartılı gelebilir. Ancak O’nun tüm yaşamı boyunca davranışlarındaki insan ve dine saygı istikrarını görebilirseniz belki o zaman size de bana gözüktüğü gibi gözükebilr. Konuya dair anıları hepimizin erişebileceği yerlerde bulunmakta olduğundan her birini tek tek anlatmak istemiyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mustafa Kemal’in yaşamı boyunca yaptıkları incelendiğinde bir insan olarak zaaflara, hatalara, yanılgılara rastlamak elbette mümkündür.  Ancak kim olursa olsun saygısızlık adına bir örnek bulmak bana sorarsanız mümkün değildir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu gün bir çoğu kulaktan dolma bilgiler içermekle birlikte İslam adına yapıldığı öne sürülen hunhar girişimlerin birikimleri sonucu dinden hatta İslam’dan ödü kopanların bile birer Mevlana hayranı olduğunu görebilirsiniz.  Mevlana bir İslam düşünürü ve şairidir. Sevgi ve saygı tüm düşüncelerinin ve öğretilerinin temelini oluşturur. İlahi aşka ulaşmak yolunda çabası ve bu çaba içerisinde yaşadıkları ve soyledikleri hepimizin dilinde ve hayranlığındadır. Ama sonuç olarak Mevlana bir İslam düşünürüdür cümlesini vurgulayarak tekrarlamak istiyorum.  Mevlana’nın İslamı kimseyi korkutmaz. Bu gün İslam ülkelerinin vatandaşları Avrupa ve Amerika da potansiyel terörist olarak algılanırken, dünya tarihi bir Mevlana yılına şahit olmuştur.  Bu sizce bir çelişki değil midir? Mevlana’nın İslamı başka, peygamberin islamı başka mıdır?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(devam edecek)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-6179138108181834179?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2012/01/yazi-dizisi-imam-ciplak-5.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-270478181003032426</guid><pubDate>Tue, 31 Jan 2012 18:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-31T20:00:10.047+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>YAZI DİZİSİ : İMAM ÇIPLAK - 4</title><description>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;“&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Öğrenilmiş çaresizlik,&lt;/b&gt; organizmanın davranışlarıyla olumsuz bir sonucu kontrol edemeyeceğini öğrenmesinden sonra, davranışlarıyla olumsuz sonucu ortadan kaldırabileceği durumlarda gereken çabayı gösterememesi olarak tanımlanır.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;
İnsanın yapabileceği bazı şeyleri yapamayacağına inanması, bir işi yapmaya teşebbüs ederken cesaretinin kırılması, kişinin başarısız olmasına neden olur. Kendine güvenini yitirdiği için de gelecekte de o işi başaramaz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar. Ve yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece su sesler duyulabiliyormuş:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;
"Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!" Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;
Seyirciler bağırıyorlarmış: "...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!.." Sonunda, kurbağaların bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş bu işi nasıl başardın diye. O anda farkına varmışlar ki kuleye çıkan kurbağa sağırmış!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Aslında tüm olumsuz koşullara ve baskılara rağmen birey olarak yapabileceğimiz bir şey olmasa bile toplu olarak hareket etmeyi başardığımızda pek çok şey yapabileceğimizi biliyor olmamıza rağmen yine de belkide hepimize çocukluğumuzdan beri öğretilmiş çaresizliklerimiz yüzünden çaba göstermek istemiyoruz.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Biz hala ezan okunurken şarkı söylemeyen ve büyüklerin yanında bacak bacak üzerine atmayan o nesiller olarak yaşamayı tercih ediyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Kendimden başkasına akıl öğretmek bu yazının amacını aşan bir durum olduğundan ben hikayeme devam ediyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ülkenin çehresi kontrol edilemez derecede değişme devam ediyordu. Atatürk ilkeleri ile varacağımızı düşündüğümüz muasır medeniyet seviyesi ne yazık ki hiç beklemediğimiz ya da oluşunu farkedemediğimiz bir şekilde yerle bir olmaya başlamıştı. Tüm bu değişim içerisinde Mustafa Kemal’in aslında nasıl yüce bir kişilik olduğunu anlatmak ve Atam neredesin serzenişleri artık ne yazık ki işe yaramıyor aksine, bugüne değin belki korkudan belki saygıdan susanlar bir bir seslerini yükselterek bastırdıkları tüm düşüncelerini açığa vuruyorlardı. Madem ki düşünce özgürlüğü savunuluyordu o halde bu onların en doğal hakkıydı. Bugüne kadar herkesin tek bir değeri var sandığımız dönemlerde savunduğumuz her şey ustaca manevralarla karşımıza dikiliyor ve yapılan her şey en azından dış görünüşünde meşru zeminlere oturtuluyordu. En fazla bir kaç gün söyleniyor ardından bir yenisi ile karşılaşınca onu bırakıp diğerine soylenmeye başlıyorduk.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bize göre o kadar yanlış vardı ki ve biz inandığımız her şeyi o kadar Türkiye’nin doğrusu sanıyorduk ki, üst üste seçim sandıklarına gömülmemize rağmen yine de bu gerçeği hala kabullenemedik. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ülkenin büyük bir çoğunluğu mevcut yönetimlerin uygulamalarından memnundu. Bu güne kadar Atatürk Türkiye’sinde yaşadığını sanan bizler andımızın, istiklal marşımızın birer dayatma olabileceğini ya da O’nun resimleri ve heykellerinin putlarla özdeşleştirilebileceğini hiç aklımıza getirmemiştik. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Biz getirmemiştik ama bu ülke bunlarla büyümüş ve yıllarca bu düşünceyi içinde saklayarak yetişmiş onbinlerle dolmuştu.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Elbette bunların hiç biri bir günde bu hale gelmemişti. Anladığım kadarıyla bizim gibi düşünenlerce de geleceği hiç akla gelmemişti. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Peki ama bunca zamandır bizim sahip olmakla gurur duyduğumuz ilke ve inkılaplar bizim gibi düşünmeyenlerce nasıl bu şekilde algılanmıştı ya da algılanması sağlanmıştı. Bunu anlayabilmek için onların tarafından bakmak gerekiyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Çok uzak değil yakın geçmişe baktığımızda önümüzde seçim dönemleri dışında hatırlanmamış bir Anadolu vardı. Cumhuriyet sonrası edinilen değerler Köy Enstitülerinin tarihe karışmasıyla köylerden kasabalardan çoktan uzaklaşmıştı. Böylece biz büyük şehirlerde yaşayanlar değerlerimizin yaşamaya devam ettiği sanıp kendi çapımızda milliyetçi vatanseverler olmuşken, terör ve diğer imkansızlıklar sebebiyle hizmetin bile götürelemediği anadolunun doğu ve güney doğu kesimlerindeki insanlar zaten henüz yerleştirilmeye başlanmış Cumhuriyet değerlerini enstitülerin de kapatılmasıyla bilmez duruma gelmişlerdi. Her seçim döneminin ardından mevcut yonetimi destekledikleri için “satılmış”lıkla suçlanan bu insanların bu noktaya nasıl geldiklerini düşünmek nedense kimsenin üzerine vazife olamıyordu. Sadece bizim gibi olmadıkları için insanları suçlama hakkını kendimizde bulmamız doğru bir bakış açısı mıydı gerçekten. Hele ki bu yazının başında bahsettiğim şekilde temelsiz değerlerle doldurulmuş bizler için. Vardığım sonuç buna kesinlikle hakkımız olmadığıydı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Biz kendimize veya sevdiklerimize gelecek haksız bir zarardan endişe ederek savunduğumuz değerlerin hiç birine laf üretmekten başka bir şekilde sahip çıkamıyorken, evlatlarını terör örgütüne kaptırmış ve sahip olduğumuz değerlerin hiç birisi için herhangi bir düşünsel veya fiziksel yatırımın yapılmadığı bu bölge insanlarını hangi hak ve yüzle eleştirebiliyorduk. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Yaşam koşulları ne olursa olsun her insanın iyi veya kötü tutunduğu manevi değerleri vardır. Biz ailelerimiz arkamızda okullarımızdan dini bütün müslümanlar ve milliyetçi vatanseverler olarak mezun olurken, onların elinde sadece dini bütün müslüman olmak kalmıştı ve aslına bakarsanız onlarda bu değere bizim elimizdeki değerden çok daha iyi bir şekilde sahip çıkmışlardı.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu sadece doğu ve güneydoğu anadoluda değil büyük şehirler dışında kalan tüm anadoluda böyle gelişmeye devam etmişti. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Kurtuluş savaşı sadece fiziksel güç ile değil bu insanların güçlü inanç duyguları sayesinde de kazanılmıştı. Bir insanı bir değer uğruna ölüme ancak inanç götürebilir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu kadar güçlü inanç duyguları olan insanların önüne ne sunarsanız ona inanmaları da gayet doğaldı bana sorarsanız. O bölgede yaşanılanlar ya da kahramanlıklar yıllar geçtikten sonra birer halk hikayesi ve efsaneye dönüşürler eğer o duyguları beslemezseniz.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;İdealist olacak kadar düşüncelerle beslenmemiş hiç bir insandan da yaşam şartları onu zorladığı sürece neredeyse efsaneye dönüşmüş ve bu ülkenin ortak değeri sayılan bir şeye sahip çıkmasını bekleyemezdik. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Peki Anadoluyu böyle aklasak bile büyük şehirlerde yaşayan insanların da bu yönde bir düşünce geliştirmiş olmasını nasıl açıklayacaktık kendimize. Bana göre ilk sebep yine başından beri söylediğim temelsiz değerler edindirilmiş olmamızdı. Büyük şehirlere Anadolu’dan yaşanan göçle bir çok semtte zaten bu değerlere sahip olma şansı olmayan insanlarımız gelip yerleşmişti. Büyük şehirler onlar için birer yaşam savaşına döndüğünden zaten geldikten sonra bile bu değerleri edinmiş olmalarını beklemek anlamsızdı. Ayrıca bu ülkede zaten bu değerlerin olmamasını isteyen ya da başından beri belki karşı olan bir düşüncede her zaman varolduğundan, biz uyurken herşey olup bitivermişti. Ülke yönetimlerinin sürece etkisini söylemeye gerek bile duymuyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Sonuçta ben bu ülkede değer saydığım şeyleri yeni baştan tamamen kendi isteğimle öğrenmek zorunda kalmıştım. Yani ne bu ülkede devletin okulları ne ailem ne de başka biri bana zaten bu yatırımı hiç yapmamıştı. Bir çoğumuz bu değerleri sorgusuz sualsiz kabullendikleri için zaten hala onlara sahiptiler.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;O halde Mustafa Kemal döneminin ardından aslında zaten bu değerler hepimizin üzerinde eğreti birer aksesuar olarak kalmıştı.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Hepsi buydu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bu ne olduğunu bilmediğimiz ama çok iyi bir şey olduğuna emin olduğumuz bir nesneyi yıllar boyu saklamak ve korumaktan farksızdı bana göre. Tüm bu anlattıklarımı haksız buluyor ve soylediklerimin belkide tam tersini ortaya koyacak bilgi birikimi veya tecrubeye sahip olabilirsiniz. Bu anlattıklarım benim kendi tecrubelerim ve bakış açım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Yetiştiğimiz yıllar ne yazık ki bu ülkede nesillerin farklı değerlere sahip olmasına neden olabiliyor. Bu kuşak çatışmasının çok ötesinde aslında bu ülkede miras bırakılan değerlerin korunamadığı veya zaten hiç anlatılamadığı sonucunu gösteriyor bana.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Belki de bu nedenle yetmiş milyon farklı gerçek, yetmiş milyon farklı değer türevi var elimizde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;(devam edecek)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 10pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;fasulye&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-270478181003032426?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2012/01/yazi-dizisi-imam-ciplak-4.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-3427817936676873593</guid><pubDate>Tue, 31 Jan 2012 07:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-31T09:28:57.078+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>YAZI DİZİSİ : İMAM ÇIPLAK - 3</title><description>&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: Arial; font-size: 12pt;"&gt;Ne kadar okursam okuyayım, okuduklarımda bahsedilen kavramlar kafamda net olmadığından bir yerden sonra işime geldiği gibi algıladığımı düşünmeye başladım. Çünkü kendi bildiklerimle kendi düşüncelerimle çürütebiliyordum. Bu yüzden söylediklerim de hedefi on ikiden vurmuyor, nereye çeksen oraya giden şeyler oluyordu. Aslında ilk önce kendime sorduğum soru şu olmalıydı : "Kimdim ben ve ne yapmaya çalışıyordum, arkamda kimler vardı?". &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: Arial; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Courier New;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;İnsanların şoka girişinin dört aşamada olduğunu biliyor musunuz ?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Courier New;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Duygusal yüklenme&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt; aşamasında, duygusal yoğunluğun fazla olduğu görülür. Stresin etkileme derecesine göre ağlama, bağırma, bayılma, şok gibi olaylar ortaya çıkabilir. Amaçsızca dolaşır, yardım etmek ister ama böyle bir yardımda bulunamaz. Doğal bir savunma mekanizması olan şok, kişiyi olaya yabancılaştırarak kaygının tüm yoğunluğu ile duyulmasını önler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;İnkâr aşamasında,&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt; duygusal küntlük vardır. Çevreyle ilişki azalır. Birey zihinsel bir’boşluk içindedir. Anlamakta, tepki göstermekte, ilişki kurmakta güçlük çekilir. Anlamsız ve amaçsız dolaşmalar görülür. Yapmak istediği işlerde başarılı olamaz. Bazen birinci aşama ile ikinci aşama iç içedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Zorlu düşünceler aşaması, &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;şokun veya olayın ilk etkilerinin azal­masıyla oluşmaya başlar. Olayla İlgili hayaller, düşünceler istemsiz olarak hatırlanır. Bireyin uyanıklık düzeyi yüksek, dikkati artmış durumdadır. Ama bütün bunlar stres yaratan olay üzerinde yoğunlaşmıştır. Zaman zaman dalıp giden bi­reyin çevre ile bağı ve ilişkileri zayıftır, insanlarla yakın ilişkilerden ve kalabalık yerlerden uzak durur, kendi içine dönmüştür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Çözülme aşamasında&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;, olayla ilgili etkiler ve etkilenme çözülmeye, kişilikte bütünleşmeye yöneliş başlar. Zorlu düşüncelerin sıklığı ve şiddeti azalır, dalgınlıklar kaybolur. Çevreyle ilişki yavaş yavaş artar. Olaylar sakin bir şekilde hatırlanır. Kişilikte yeniden bir bütünleşme ve olgunlaşma gerçekleşir. Birey daha bilinçlidir, gittikçe daha da güçlenerek olayın etkisinden sıyrılmaya başlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;• &lt;b&gt;Psikolojik savunma&lt;/b&gt; mekanizmaları stresin yarattığı gerginlikten kurtulmak için gösterilen avunma çabalarıdır. Bilinçsiz olarak geliştirilen bu meka­nizmalar, stres yaratan gerçekleri ortadan kaldırmazlar. Sorunu çözüme ulaştırmazlar. Fakat geçici bir rahatlama sağlarlar. İnsanlar bu yolla gerilim, kaygı yaratan durumdan sıyrılarak, yeniden kendine güven kazanmaya çalışırlar. Böylece geçici olarak ruh sağlığını korurlar.&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Sık sık başvurulan savunma mekanizmaları, eğer insanın gerçekleri görmesini engellerse zararlı hale gelir. Bu durumda savunma mekanizmaları ruh sağlığının bozulmasının nedeni olurlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Bu mekanizmaların en yaygın kullanılan bazılarını açıklayalım:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Ödünleme (telâfi) mekanizması (kompansasyon):&lt;/b&gt; Herhangi bir eksik­liğin veya bir alandaki başarısızlığın, başka bir alandaki başarı ile telâfi edilmesi­dir. Bütün olumsuzluklara rağmen bireyin üstünlük duygusunu koruma, aşağılık duygusundan kurtulma çabasıdır. Ödünleme mekanizması, olumlu davranışlara neden olabileceği gibi olum­suz sonuçlar da doğurabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Başından beri okuduklarınızı bu tanımlar çerçevesinde yeniden değerlendirecek olursanız aslında yaşadığım şeyin ciddi bir şok olduğunu anlayabilirsiniz sanırım.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Evet korkarım ülkemde yıllarca uyuduktan sonra, uyandığımda gördüğüm manzara karşısında ciddi bir şoka girmiştim. Dilerim sizlerde bu yazdıklarınızı okuduğunuzda hisettiğiniz ve yaşadığınız şeylerin bir şok olup olmadığını ayırdedebilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Son yıllarda  sosyal paylaşım alanlarında paylaşılan ve yazılanlara baktığımda bu şoku sadece benim değil bir çok insanın bir arada yaşadığını düşünüyorum açıkçası. Hepimiz şokun farklı bir aşamasında olsak da, bu alanlarda paylaşılalanların ve alınan beğeni ve yorumların aslında psikolojik bir savunma ve telafi mekanizmasından kaynaklandığı sonucuna vardım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Bu da en azından kendimiz için olumlu sonuçlar doğurabilir elbette, sonuç olarak  doğruluğuna inandığımız şeylerin hala yakın çevremiz tarafından kabul görmesi umudumuzu kaybetmememize neden oluyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Ancak öte yandan bu halimiz aslında sesimizi çıkarıyor gibi görünsek veya hissetsek de çoğunluğu sadece kendimiz gibi düşünen insanlarla zaten hepimizin doğru olduğuna inandığı bir şeyi karşılıklı onamamızdan başka bir sonuçda yaratmıyor toplumsal anlamda ki bu insanların büyük bir kısmı da zaten çıkarılan seslerin yaratacağı siyasi ve kriminal sonuçlarından ürktüğü için sessiz kalmayı tercih ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Annem haberleri izleyip deliye döndüğü halde, yine de her gün gazetelerin her bir satırını okuyup, ülkede olan biten herşeyi takip eden biridir. Aslında ğitimine devam etmesine izin verilmiş olsa belki de gerçekten şimdi farklı bir konumda olabilirdi. Yine de şimdilerde yaşından kaynaklanan geçmişe özlemin ağır basmasıyla sanırım, günümüzde yaşananları anlamakta ve kabullenmekte zorluk çekiyor. Belki de en önemlisi bu önce olan biteni inkar etmekten vazgeçip kabullenmek ve ardından varlığı kabul edilen bu durumlara çözüm aramak gerekiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Her konuşmamızda insanların artık bir sürüye döndüğüyle başlayan sohbetimizde, Menderes zamanında sadece süpürgeye zam yapıldığında insanların süpürgelerini gelin gibi süsleyerek sokağa döküldüğünü anlatır. Annemden başka birinden duymadığım bu hikayeyi belki de çok dinlemekten olsa gerek nedense hiç araştırmamışımdır. Sonuç olarak insanların sessizliğinden öylesine öfkelenir ki, söylenmelerinin ardı arkası kesilmez. Oysa hemen bu konuşmaların ardından, bana telefonda konuştuklarıma dikkat etmemi, iş yerimde asla böyle konulara girmememi düşüncelerimi eğer istiyorsam onunla paylaşabileceğimi tembihler durur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Bu benim küçük oğluma her dışarı çıkışımızda “çabuk, çabuk” diye seslenip, ardından adımlarıma yetişmek için koşmaya başladığında “koşma, düşersin” dememe benziyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Yani aslında hepimiz yapmamız gereken bir şeyler olduğunu bilmemize rağmen, mevcut koşullar nedeniyle, ne kendimizi, ne de sevdiklerimizi ateşe atacak durumda ve cesarette değiliz ki bunun adına cesaret denir mi bilmiyorum. Belki kör cesaret. Bu nedenle olsa gerek ki, bir çoğumuzun rüyalarında hala bir Atatürk’ün çıkıp bizi kurtarması hayali var. Yani bizler kurtarılmayı bekleyen vatanseverleriz aslında. Bunu kınamak adına değil çaresizliğimizi vurgulamak adına söylüyorum. Örnekleri giderek çoğalan siyasi, askeri, edebi anlamda sadece sözlerle bile mücadele etmeye çalışanların yaşadıkları örnekler ne yazık ki hepimizi bu duruma getirdi. Peki neydi bu insanların hepsine suçlu damgası vuran temel öğe. Mustafa Kemal mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Eğer tarihimizde bir Mustafa Kemal olmasaydı ne olacaktı? Bugünlere bile gelemezdik düşüncesinden yola çıkarak söylemiyorum sadece, diyelim öyle ya da böyle bugünlere gelmiş Cumhuriyet ve bağımsızlığımızı kazanmıştık, ama elimizde bir Mustafa Kemal yoktu. Aslında böyle soylemek bile inandırıcı gelmiyor insana, milletleri her zaman kahramanlar kurtarırlar, bu sadece bizim tarihimizde değil, çocuklara anlatılan tüm masallarda, medeniyetlerin efsanelerinde ve diğer ülkelerin tarihlerinde de böyledir. Belki de hepimizin deyim yerindeyse ve bugünkü koşullarda tam anlamıyla kendini feda edecek bir lidere mi ihtiyacımız var? Bu lider bir gün ortaya çıksa bile dokunulmaz mı olacak sanıyoruz hepimiz. Hiç sanmıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" id="yui_3_2_0_1_1327993719637127" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Öte yandan kendi içimizde bile birliğimizi sağlayamadığımız göz önüne alınırsa bu liderin arkasından gitme konusunda da ayrışmalara düşeceğimiz konusunda neredeyse şüphem yok gibi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;(devam edecek)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yiv895398587MsoNormal" style="background: white; line-height: normal; margin: 0in 0in 0pt;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: &amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-3427817936676873593?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2012/01/imam-ciplak-3.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-558213310097806295</guid><pubDate>Mon, 23 Jan 2012 20:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-23T22:35:15.909+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>BEN O'NU HİÇ TANIMADIM</title><description>Ben onu hiç tanımadım. Oysa tanımak isterdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir insan hakkında bir çok insandan iyi veya kötü şeyler duyabilirsiniz. Bu o insanların kendi aralarında paylaştığı, kesiştiği veya ayrıştığı pek çok konuya göre değişir. Bir insan çoğunlukla yaptıklarıyla iz bırakır yaşamda. Yapılanlar kimilerine göre gerekli veya gereksiz olabilir. Kimsenin bir tane yüzü yoktur ki bilesiniz gerçeği. Hepimizin herkese gösterdiği, duruma gore kullandığı çeşitli yüzlerimiz, hatta yüz enflasyonuna uğratacak yüzsüzlerimiz bile vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben onu hiç tanımadım. Oysa tanımak isterdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anılarını paylaşanlar, O'nu yaşayan, yaşamayanlardan değil de, birebir kendinden dinlemek isterdim yaşamını. Nasıl şekillendiriyor düşüncelerini anlamak isterdim.Elbette ki kameralar önünde söylenenler, kalemin kağıda bıraktığı izler var ardında. Ama yine de neyi neden söylediğini bilenlerden olmayı tercih ederdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben onu hiç tanımadım. Oysa tanımak isterdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sokaklara dökülen onbinler tanıdınlar mı bilmiyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O'nun yaşarken uğradığını düşündükleri haksızlıklara mı, ölürken uğradığı haksızlığa mı daha çok içerlediler çözemedim.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sokaklara dökülenlere isyan eden onbinler tanıdılar mı, onu da bilmiyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düşünceleri vatansever olmayan birinin ardından gidilmesine mi, yoksa daha önce kendi ırkından olanların gidişlerine ses vermeyen kalabalıkların kendi ırkı tarafından soykırıma uğradığını iddia eden bir adamın ardından ses verir olmalarına mı daha çok içerlediler çözemedim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben o onbinlercesini hiç tanımadım, onlarda da beni hiç tanımadılar.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir insanı ya düşünceleri ya da ölüm şekliyle mi değerlendirmek zorundayız anlamadım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben onu hiç tanımadım. Oysa tanımak isterdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından ikiye ayrılanların ortasında kalakalmak yerine, isterdim ki ne benim ülkemde ne de başka yerlerde insanların kanları sokağa akmasın ve yine isterdim ki ülkemdeki her insan bu vatanın evladı hissetsin kendini azınlıktan saymasın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kanı sokağa akmış bir insanın ardından insanlığımızla, memleket sevdamız karşı karşıya kalmasın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir ülkede bizden dediğimiz bir insan katletildiğinde, vatansever-insansever ya da insansever-vatansever olmak gibi bir ikilem yaşamayız hiç birimiz, ama bir ülkede, hele ki bu bizim ülkemizse düşünceleri bize göre vatansever olmayan bir insan katledildiğinde insansever-vatansever mi yoksa vatansever-insansever mi olduğunuza karar vermek zorunda kalırsınız tıpkı bugünlerde olduğu gibi.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Olay öyle çok pencereden öyle farklı gozukebilir ki gozunuze, her pencerenin onunde kimliğinizi değiştirp durduğunuzdan, insansever ve vatanseverlik arasındaki mesafeler açılır ve sonunda ağır basan tarafınızdan yana durursunuz.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öncekilerin kanı sokağa akarken bu ikilemi yaşamadığımız için onbiler olamayız sokaklarda ama, insanseverler ile vatanseverler diye ikiye ayrıldığımızda mı onbinler oluveririz bir anda. Birlik olduğumuzda sessiz, bölündüğümüzde sesli oluveririz nedense, bir kendimize gücümüz yettiğinden midir? Bilinmez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Önceliği insansever olanların karşısında, önceliği vatanseverler olanların mücadelesi mi bu yaşanılanlar?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yoksa önceliği vatansever olanların, önceliği insanseverler olanlara karşı mücadelesi mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir insanın hakkını aramak mı, bir vatanın borcunu sorgulamak mı? &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eli kanlı terörist başları konforundan soylenirken, bir insanın canını bile yakmamış bir insanın katline isyan mı etmeli, yoksa zaten vatansever değildi diyerek isyan edenlere hucum mu etmeli? &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biz bu ülkede ve dünyada düşüncesi her ne olursa olsun bunların yaşanmasını istemiyoruz diyerek dünyaya sesini duyuran vatanseverler olmak yerine, neden her zaman yaptığımız gibi değerlerimizi yarıştırıyor, ikilemler yüklüyoruz zihnimize.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çözemiyorum.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Önce insan diyenler “vatan haini”, önce vatan diyenler “insan haini”  mi oluyorlar boyle? Bu kadar birbirinden uzak mı sahip olduğumuz değerler?  İnsanlık ve vatanseverlik çelişir mi? Benim ülkemde çelişiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anlamıyorum..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben onu hiç tanımadım. Oysa tanımak isterdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O da beni hiç tanımadı. Tanımak ister miydi bilmiyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaşamı boyunca ses verdiği kelimelerin yüklendiği anlamlara katılmasam da, hiç bir insanın hakketmediği katledilişinden utanç duyuyorum insanlığımdan. Tıpkı yıllardır sokaklara akan her kanın sahibine duyduğum utanç gibi..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hepimiz ne O olmalıyız, ne de başkası..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz olsak yeter bize, gerisi bana sorarsanız zaten hikaye..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-558213310097806295?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2012/01/ben-onu-hic-tanimadim.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-4451947844321876211</guid><pubDate>Tue, 10 Jan 2012 19:52:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-17T09:04:42.760+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>YAZI DİZİSİ : İMAM ÇIPLAK - 2</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vfb8QSnyOAI/TwyWTaZEpKI/AAAAAAAAAz8/TuC3lu29ZV0/s1600/2_20080704104924.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="316" src="http://3.bp.blogspot.com/-vfb8QSnyOAI/TwyWTaZEpKI/AAAAAAAAAz8/TuC3lu29ZV0/s320/2_20080704104924.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Yıllar boyunca duyduklarımla yaşamayı öğrenmiş olsam da, yine de merak duygumu yenemeyip, ilgimi çeken konularda bulduğum her kaynağıincelemek gibi bir adet geliştirmiştim. Kafama bir şeyi taktığımda, iki elim kanda olsa yine de az da olsa zaman ayırmayı başarabilirdim. Üniversite sonrasısüreçte, yeni işler, evlilik ve çocuk darken ancak gündelik hayata yetişir olmuş, meraklı keşiflerime vakit ayıramıyor olmak beni bunaltmay a başlamıştı.Arada sırada bir şeyler okuyup araştıracak vakit bulsam da, bunları ancak zihnimde depolayabiliyor, aklımdaki diğerleri ile birleştirip düşünemiyordum. Yine de sonradan işime yarayacak hatırı sayılır bir birikim yapabildiğimi daha sonra araştırmalarıma yeniden hız verdiğimde anlayacaktım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tüm bu süreç içerisinde ülkemin pek çok anlamda çehresi değişmiş. Atatürkçülerle, o zamanların tabiriyle radikal islamcılar çoktan yollarını ayırmışlardı. Günlük basını yeniden takip etmeye başlayabildiğim de okuduklarım beni önce hayrete düşürüyor, ardından bir öfke krizine dönüşüyordu. Aslında öfke krizine dönüşen şeyin duyduklarıma ve okuduklarıma değil de, o güne değin “milliyetçi vatansever” ve “dini bütün müslüman” olduğumu ve herkesin de benim gibi olduğunu sanmamdan kaynaklanan şok olduğunu da sonradan anlayacaktım. Ne de olsa Türk’tüm.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fatih Altaylı’nın Humeyni hayranı örtülü iki genç kızımızıçıkardığı televizyon programını hatırlayanlarınız vardır. Bu program sonrasıoturup kendimi tüm kontrol çabama rağmen neredeyse hakarete yaklaşan zehir zemberek bir yazı yazmıştım. Bu yazıyı yazmak beni rahatlatmıştı, çünkü türbani mahalle baskısı haber ve hikiayeleri bir yana koşulsuz sahip çıkmam öğretilen ulu önder Atatürk’ün resimlerinin kaldırılması ve onun aleyhine algıladığım her olaya karşı saldırgan bir tavır sergilemeye başlamıştım. Atatürk’ü sevmiyorum demek ne cesaretti, ayıptı, yasaktı, günahtı. Bunlar nerede büyümüştü sahi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi bunları yazarken okuduğum bir deney aklıma geldi. Bir kaç maymunu tavandan sarkan muzların olduğu bir kafese koymuşlar. Ancak maymuncuklar acıkıp da muza uzanmaya her yeltendiklerinde ellerine vurmuşlar. Bu defalarca tekrarlandıktan sonra, sonunda maymunlar muzu almaya çalışmaktan vazgeçmişler. Uzun bir sure bu şekilde devam ettikten sonra, kafese yeni maymunlar koymuşlar. Acemi maymunlar kafesin kurallarını bilmedikleri için direkt muza uzanmışlar. Ama bu sefer onların ellerine vurmaya gerek kalmadan, tecrubeli maymunlar , acemiler her muza uzanmaya çalıştıklarında onları bir güzel pataklamışlar ve bir sure sonra onlar da, muza uzanılmaması gerektiğini öğrenmişler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demek ki “milliyetçi vatansever” kimliği, “dini bütün müslüman” kimliğinden daha iyi işlenmişti bana ki tavrımı ve tarafımıbelirlemiştim ve tıpkı Atatürk’ün “yaptığını sandığım gibi” düşmanı denize dökmek üzere atağa kalmıştım. Bizim kafesteki muzları kimse elleyemezdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Derken, yıllardır tanıdığım arkadaşlarımızın gerek sohbetlerde gerekse farklı ortamlarda etnik kökenlerini öğrenmeye başladığımı farkettim.İyi de çoğunu , çocukluğumdan beni tanıdığım bu insanlar hakkındaki bu detayınasıl oluyor da şimdi, hemde topluca öğreniyordum? Hatta çok değer verdiğim bir arkadaşımla etnik kökeni ile gurur duyarak anlattığı devletin üst kademelerinde kendi etnik kökeninin hakim olduğunu söylemesinin ardından az kalsın boğuyordum. Benim ülkemin mahremiyetinde güç sahibi olduğunu mu soylüyordu hem de övünereki, hem de bu ülkenin ekmeğini suyunu içerek. Sen kimin ülkesinde, kime hava basıyorsun edasıyla başlayan tartışma, kavgaya ardından neredeyse küsmeye varıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı şeyi bir zamanlar annemle Batı Trakya’daki Türklerin, Türkiye’ye trenlerle gönderildiği zaman da yaşamıştık. Annem Türkiye’de yeterince işsiz ve aç varken o insanların burada işi olmadığını söylemesinin ardından, hiç beklemediği bir öfke patlamasıyla karşılaşmıştı tarafımdan. Onlar Türk’tü ve bu ülke de yaşamaya elbette hakları vardı diye bağırıp durmuştum. Tabii ki annem bu ani çıkışımı hoşgörüyle karşılamamıştı, büyüyen kavganın ardından tam bir hafta küsmüştük. Oysa ne o fikrini değiştirmişti, ne de ben.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biz yine hikayemize dönelim, dinci tabir edilen kesim, etnik köken falan darken dönüştüğüm canavarın farkında değildim ki, o güne değin Emin Çölaşan ve Fatih Altaylı’nın sert çıkışlarına ve usluplarına haklı bile olsalar sinirlendiğimi söyler dururdum. Haklıçıkmaktan ziyade, gıcıklık yapmaya çalışıyorlarmış gibi gelirdi bana. Sinir bozucuydular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sarı Zeybek ile hayranı olduğum Can Dündar’ın Mustafa filmi vizyona girdiğinde kendi çapımda bir cihadı çoktan ilan etmiş, sanal ve sosyal ortamlarda “milliyetçi vatansever” kimliğimi bir militant edasıyla sürdürürken buldum kendimi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir taraftan savaşımı sürdürken, öte yandan gündemi daha sıkı takip ediyor, ben kış uykusundayken ya da belki zaten başlangıcından beri bana söylenenler dışında olan bitenin farkında olmadığımdan konunun göründüğünden daha karmaşık olduğunu ve hatta konu değil konuların söz konusu olduğunu farkediyordum. Dinciler, Atatürkçüler, etnik kökenciler, Osmanlıcılar, asker düşmanları darken, kafam iyice karışmıştı. Canım yanıyor, canım yandıkça bağırıyordum. Canım yanıyordu çünkü ben bana öğretilen herşeye koşulsuz inanmıştım. Sorgulamamıştım, sorgulanttırılmamıştı ve zamanla onlar benim bir parçam olmuşlardı, tartışmasız gerçeklerimdi. Şimdi bu insanlar çıkmış beni parçalıyorlardı. Bu da canımı yakıyordu. Zamanla anlıyordum ki, bunların hiç biriyle başedecek ne bilgim ne de karşılarına koyacak mantıklı bir açıklamam vardı. İstiklal Marşında ayağa kalmak gerek, andımızı okumak gerekti işte bunun kime ne zararı vardı? Yıllardır Atatürk, misakı milli, ve din adına bana öğretilenler bu insanlara öğretilmemiş miydi yoksa. Namaz kılanın önünden geçilmez, ezan okunurken şarkı söylenmezlerle büyükmemişmiydi bunlar. Yoksa Kur’an kursuna gidenler miydi bunlar. Nasıl ve ne zaman bu hale gelmişlerdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sadece nasıl ve ne zamandan beri sorusuna cevap aramaya kalksam her gün bir yenisini farkettiğim oluşumlarla başetmem mümkün değildi. Umutsuzluğa kapılmaya başlamıştım, ama bağırıp duruyordum yine de, çünkü güçsüzlüğümü göstermemeliydim, o halde bağırarak baskın çıkmalıydım. Ben bağırdıkça onlar da bağırıyordu oysa ve her şey daha kötüye gidiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biraz olsun kafamı toparlayabilmek için bir süreliğine sessiz kalmaya karar vermiştim. Önce cepheleri belirlemem, bunları birbirinden ayırdetmem, ardından her biri için ayrı kulvarlarda hazırlanmam gerekiyordu, ama bu tavrım “barış” isteyen birinden çok, savaşa hazırlanma haliydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine de susmak, çevremde yükselen farklı renklerde sesleri daha çok duymamı sağladı. O güne değin bağırıp durduğumdan ne dediklerini anlamadığım insanlar, ben susunca bağırmaktan vazgeçip, dertlerini anlatmaya ve beni kendi görüşlerine ikna etmeye çalışmaya başladılar. Zaman zaman kendimi çok zor kontrol etsem de, sonunda bende dinlemeyi öğrendim. Duyduğum her yenişey hakkında kendi çapımda araştırmalar yapıyor, her iki taraf açısından da sakince düşünmeye çalışarak değerlendirmeler yapıyordum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yeni süreç, dinlemeyi öğrenmenin yanı sıra, empati kurmamı da sağlamaya başladı. Sonunda bağırıp çağırmanın kimseye bir faydasıolmadığını anlamıştım. Duyduklarım hakkında araştırmalar yapıp, savunduğumşeyleri sağlam temellere dayandırmayı başardığımda karşı taraf üzerinde ikna kabiliyetimin daha yüksek olduğunu farketmeye başlamıştım. Hele bir de karşıtarafın savundukları hakkında da bilgi edindikçe, aslında bir çoğunun da benim gibi koşullandırılmış olduklarını ve savunduklarını şeyler hakkında iyi veya kötü hemen hiç bir şey bilmediklerini anlıyor ve bu birikimimi de onların önüne serince ikna dozunun daha da yükseldiğini görüyordum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tarafında olduğumu düşündüklerinin açıklarını önüme sermeye çalışıp, öte yandan savundukları değerlere dair örnekler vermeye başladıklarında, bilgime başvuruyor ve sonunda herhangi bir kibir sergilemeden onları düşünceleriyle başbaşa bırakıyordum. Bocalıyorlardı bir çoğu çünkü. Bunu görmek ise bende tarifsiz bir zafer duygusu oluşturuyordu. Gücümü bilgidenalıyordum ama aslında savaştan vazgeçmiş değildim sadece uslubumu değiştirmiş ve geliştirmiştim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İzlediğim bu yeni yöntem başlangıçta bende yarattığı zafer sarhoşluğuyla kendimi bir halk kahramanı gibi hissetmeme neden olmuştu. Ancak öğrendikçe karşımdakini bocalatmak için kullandığım bilgiler zamanla onlardan çok beni bocalatmaya başlamıştı. Eğer sadece kendi fikrimi desteklemek adına öğreniyor olsaydım belkide bu bocalamaların hiç birini yaşamayacaktım, ama ben bir yandan savunduklarımı güçlendirecek dayanaklar yaratırken öte yandan karşıtarafın fikrini çürütmek ve cehaletini ortaya çıkarmak için de bilgi biriktiriyordum. Anlaşılan o ki aslında hırsdan gözüm dönmüştü. Bu bilgi havuzu büyüdükçe sonuç her zaman beklediğim gibi beni desteklemiyor, bir çok zaman çürütüyordu da. İŞte o zaman bocalayan ben oluyordum. Bu işte bir terslik vardıgerçekten. Bu yeni taktik başlangıçtaki başarıyı devam ettiremiyordu. O halde yine durup yeni bir yol çizmem gerekiyordu. Dahası önce kafamdaki karmaşayıçözmem gerekiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğru bir amaç için olmasa bile sonuçta artık çok fazla şey öğrenmiştim. Ama bu bilgiler amacıma doğru hizmet etmiyordu. Bu defa diğerlerini bırakıp kendi içimde bir savaş yapmaya başladım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(devam edecek)&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-4451947844321876211?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2012/01/yazi-dizisi-imam-ciplak-2.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/-vfb8QSnyOAI/TwyWTaZEpKI/AAAAAAAAAz8/TuC3lu29ZV0/s72-c/2_20080704104924.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-1407006393728735504</guid><pubDate>Mon, 09 Jan 2012 21:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-17T09:00:47.353+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>YAZI DİZİSİ : İMAM ÇIPLAK - 1</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-gDt3atWtATU/TwtZ2inqOZI/AAAAAAAAAg4/rOELdR81Ubw/s1600/images.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-gDt3atWtATU/TwtZ2inqOZI/AAAAAAAAAg4/rOELdR81Ubw/s1600/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Bundan yıllar önce şimdi Maliye Bakanımız, Dışişlerine baktığı dönemlerde, o zamanların moda topluluğu, Avrupa Birliği’ne gidip, Türkiye’de müslüman azınlığın hakkı yeniyor diye şikayet etmişti. Ortalama yüzde sekseninin müslümanların oluşturduğu bir ülkede “azınlık” olduğu idda edilen bir kesim vardı da biz anlamamıştık o zamanlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anlamamıştık, çünkü bir çoğumuz doğuştan resen müslümandık ve İslam dinine uygun olduğunu düşünerek tekrarladığımız ritüellerin bir çoğu “büyüklerin yanında bacak bacak üzerine atılmaz” ananemiz kadar hayatımızın doğal kurallarından biriydi. “Ezan okunurken şarkı söylenmez”di örneğin. Büyüklerin yanında neden bacak bacak üzerine atamadığımızı hiç merak etmediğimiz gibi, ezan okunurken neden şarkı söyleyemediğimizi de sorgusuz sualsiz kabul etmiştik bir kere. Annemiz kızardı çünkü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sokakta bir şey yenmez, ağzımızda bir şey varken konuşulmaz bir de domuz eti yenmezdi. Biri ayıp, diğeri günahtı, ama hangisi ayıptı hangisi günahtı bilmezdik. Yasaktı, işte o kadar, kuraldı. Hatta kendi adıma öyle karışıktı ki bu kavramlar uzun sure televizyon kapanırken okunan İstiklal Marşı ‘nda ayağa kalkmazsam günah işlediğimi sanırdım ben. Bir günahlar vardı bir de umacılar. Ayıplar gene affedilebilir durumlar olsa bile, günahlar büyük suçtu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Derken Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ile tanıştık. Bu derse niye “Din Kültürü” denildiğini düşünmek yıllar sonra aklıma gelmişti. Dersin adı çok uzun olduğundan kısaca Din Dersi derdik hepimiz. Türk Dili ve Edebiyatı dersine edebiyat, Beden Eğitimi dersine beden dediğimiz gibi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir şeyi kırk ve katlarında söyleyince oluyordu demek ki, çünkü laik Türkiye Cumhuriyeti okullarında öğrencilerin din bilgisinden mahrum kalmaması amacıyla İslam Kültürü öğretilmesi için konulmuş bu dersin yüzünden, İslam Kültürünün adı ülkemde yıllar içinde “Din” olmuştu belki de.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk defa  1982 yılında laik Türkiye Cumhuriyeti’nde bir yaman çelişki olarak tanımlanan bu dersin 1923 yılından, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’in Türkiye’de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) dersinin insan hakları sözleşmesinin “eğitimde ailenin dini ve felsefi inancına saygı gösterilir” ilkesine uygun olmadığına karar verdiği 2007 yılına kadar olan kronolojisini incelemek gerekir. Bu yazı da yer veremeyeceğim kadar uzun ve karmaşık bir hikayesi olan “Türkiye’de Cumhuriyet Dönemi Din Eğitimi ve Öğretim Kronolojisi” internette ulaşabileceğiniz bir bilgidir. Kısa bir göz atma sonucu ilgili dönemlerde Türkiye Cumhuriyeti yönetiminde etkin olanların derin izlerini taşıyan kronoloji, ülkemizdeki din eğitimi konusunun nasıl bir yılan hikayesine döndüğünün en açık kanıtıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonuç olarak toplumda “ayıp”, “günah”, “yasak” kavramlarının içini doldurmak yetişkinlerin işiydi ve biz de büyükleri büyükleri sorgulamak “ayıp” olduğundan, ne söylenirse onu yapmaya ve ne anlatılırsa ona inanmaya koşullanmış durumdaydık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’in öngördüğü şekilde “eğitimde ailenin dini ve felsefi inancına saygı gösterilir” kuralı kulağa doğru ve demokratik gelse de, benim çocuk olduğum yıllarda ailelerin dini ve felsefi görüşlerinden ziyade, siyasi akımlara çocuk kaptırmamak adına uğraşmak  çok daha ön planda bir konuydu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle karşımıza çıkarılan yasaklara bizleri korumak adına koşulsuz uymamız öğretilmişti bize. Abilerimiz ablalarımızın başına ne kötü şeyler gelmişti bu yüzden. Bu yasağın dayanağı dini, toplumsal, ailevi vb olması önemli değildi. Bir çoğumuzda otomatikleşen ve günümüzde hala birer reflex gibi yaptığımız davranışlarn temeli o yıllara dayanıyordu bu yüzden.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anneannem hemen hepsi kıssadan hisseli bir çok hikaye anlatırdı, annemden de tekrarlarını defalarca dinlediğim bu hikayelerin kahramanları çoğunlukla “adamın biri” şeklinde aklımda kalmış ancak, yıllar sonra kendiiğimden Kur’an’I Türkçe okumaya karar verdiğimde hemen bütün hikayelerin Kur’an’dan alıntılar olduğunu hayretle farketmiştim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1970’li yıllarda ülkemde elektirik kesintilerinin sıklıkla yaşandığı dönemler hayatımın tek basamaklı yaşlarına denk geldiği dönemlerdir. Ortalama üç dört yaşlarımda iken, akşamları elektirikler kesildiğinde ( ya da karartma uygulandığında) bir yandan mum ışığıyla gölge oyunları oynarken, annem nedense bana İhlas Suresini ezberletme sevdasına düşmüştü ve başarmıştı da. Yıllarca henüz üç yaşımda İhlas Suresini nasıl okuduğuma dair anılarını anlattı durdu bana ve çevresine. Belli ki kendiyle ve benimle de gurur duymuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ortaöğretime geçtiğimde tanıştığım “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi sözlülerinde geçer not almak için kalan tüm namaz surelerini de sular seller gibi ezberlemiş, yine annemim baskısı ile üç ay yaz tatili boyunca oflaya poflaya Ayetel Kürsi’yi  bakmadan okur duruma gelmiştim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İyi de zaten ne olduğunu hiç anlamadığım bu karmakarışık söz dizelerini istediğim zaman kağıttan veya kitaptan okuyabilme şansım varken, neden ezberlemem gerekiyordu ki? Aslında cevap basitti, namaz kılarken dudaklarımı oynatarak mırıldanabilmem içindi anneannemin yaptığı gibi. İyi de namaz kılmam mı gerekiyordu? Bunun da cevabı basitti, çünkü İslam’ın şartıydı. E İslam neydi peki? Hz Muhammed ve ona inanların uğruna can koydukları “bir şeydi”. Adına din deniyordu. Tıpkı bu ülkenin toprakaları gibi çok zor elde edilmişti. O zamanlar bu ülkenin yakın tarihinin adının Atatürk olduğu öğretilirken bize de Türk olduğumuzun açıklaması hiç yapılmadığı için Hz Muhammed bir Türk büyüğü müydü diye sormak da hiç aklıma gelmemişti. Atatürk bu ülkenin toprakları için, Hz Muhammed İslam için savaşmıştı. Anladığım tek şey bu ikisine sahip çıkmam gerektiğiydi hepsi bu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okulda öğretilenler ile ailelerin soyledikleri sorgulanmazdı, “ayıptı”, “yasaktı”, “günahtı”. İstiklal Marşında ayağa kalkılır, bayramlarda el öpülür, terli terli su içilmez, büyükler konuşurken araya girilmez, namaz kılanın önünden geçilmezdi. Biz de hiç birini yapmadık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapmadık ve hepimiz milliyetçi birer vatansever, dini bütün müslümanlar olduk. Hatta bazılarımız yaz tatillerinde Kur’an kursuna gitti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gururla mezun olduk liseden bu şekilde, geçer notları almış, lise diplomasına sahip olmuştuk. Ama ne yazık ki milliyetçi vatanseverlik ve dini bütün müslümanlıkla üniversiteye girilmiyordu. Bu kazanımlarımızı liseyle birlikte sona erdirip üniversite yarışına sürüldük.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kimimiz ilkinde, kimimiz sonrakilerde öyle ya da böyle kazandık üniversiteyi. Bizden önceki ve sonraki donemlerdeki kadar derin bir şekilde olmasa da bir çoğumuz üniversite de inancımız veya görüşümüzün bizi belirli sınıflara dahil veya hariç ettiğini farkettik. Ama yine bir çoğumuz annelerimiz kızdığı için o güne kadar öğretildiğimiz temelsiz değerlerimizin duvara çarpışını sessizce yaşadık ya da görmezden geldik. Çünkü şimdi sırası değildi, ailelerimiz sadece derslerimizi düşünüp bir an önce mezun olmamızı istiyordu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bizler için tamamı yeni olan bir çok düşünce denizinde kaybolup mezun olduk hepimiz. Bu kulaktan dolma veya abi ablalarımızın okuduğu bir kaş kitap okuyup öğrendiklermizle tıpkı daha once milliyetçi vatansever veya dini bütün müslümanlar olduğumuz gibi kahramanlar ve düşünürler olduk. Ya da ezberleyip tekrarlayanlar demek daha doğru belki de, papağanlar gibi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu benim hikayemdi, sizinkiler elbetteki benimkinden çok farklı olabilir. Bundan sonra yazacaklarıma nasıl vardığımı anlamanız açısından kısa bir özgeçmiş olarak kabul edin..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(devam edecek)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-1407006393728735504?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2012/01/yazi-dizisi-imam-ciplak-1.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/-gDt3atWtATU/TwtZ2inqOZI/AAAAAAAAAg4/rOELdR81Ubw/s72-c/images.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-1663883299888370997</guid><pubDate>Wed, 16 Nov 2011 12:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-11-16T14:14:24.070+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>EVREKA!!</title><description>&lt;div align="left" class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-MP6Yw-cpDLA/TsOWbPpww7I/AAAAAAAAAxE/wU3Aiu7kyn4/s1600/B-3820%257E1.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="173" src="http://3.bp.blogspot.com/-MP6Yw-cpDLA/TsOWbPpww7I/AAAAAAAAAxE/wU3Aiu7kyn4/s320/B-3820%257E1.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Malum kış trendi, havalar soğur soğumaz milletden geri kalmayalım diye, bugün oğlumla salya sümük hastayız evdeyiz.. Bir kış günü evde sakin sakin vakit geçirmek gerçekten keyifli oluyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hastayız dedim ya, o yüzden temizlik, yemek, iş güç falan da yok, kanepeleri parselleyip bir film izledik önce, teknolojinin gözünü seveyim biraz alışveriş sitesi falan da dolaştım yattığım yerden çok güzel oldu. Her gün hayatımızdaki tüm kaos ve zamanla yarışa rağmen alışkankık haline getirdiğim gazetelere bakmamak için epeyce oyalandım aslına bakarsanız. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hatta gündüz iş yerimden girme fırsatım olmayan Face Book u açtım sağa sola biraz laf yetiştirdim. Ama sonra arkadaşımın yazdığı ve bir süredir gündemi yolundan çıkarmaya çalışan bedelli askerlik hakkındaki aşağıdaki cümleleri okuyunca duramadım açtım gazeteyi..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Bakan acikladi: kredi kartina bedelli askerlik... Komutan: nasilsin asker? Askerler: VADAAAAAA...."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Gazete de başbakanımızın çalışmaların sonuna gelindiği ve en geç önümüzdeki haftada açıklanacağını söylediğini okudum. Arkadaşımın yazdığı başlığı görünce epeyce güldüm aslında bu ülkede yaşanan ölüm haberi içeren olayların bir çoğuna güldüğüm gibi. Hani öyle Engin Ardıç'ın Atatürk diktatör değildir diyenlere güldüğünü söylediği yerimle değil, ağzımla.. Netekim herkes ağzı neredeyse orasıyla gülebiliyor, bu anlamda Sayın Ardıç'a da kızmamak lazım olduğunu da burada yeri gelmişken belirtmek isterim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Huyum kurusun işimde dahil her konuda paranoya üreterek tüm ihtimalleri gözden geçirdiğim için, bir yandan gülüp, bir yandan gazeteye göz gezdirirken, öte yandan düşünmeye de devam ediyordum. Aslında bir kaç gündür aklımda gezinen şöyle bir soru vardı? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;"Ülkenin içinde bulunduğu dönem göz önüne alınacak olursa, özetle ordunun yıpratıldığı ve bulunan her yöntemle bastırıldığı, ölümün kol gezdiği, terörün tabiri caiz ise "top yaptığı" ve bütün ortadoğu ülkelerinde sıcak iç savaştan doğan ateşin sınırötesine sıçrayan kıvılcımlar ürettiği düşünülerek, her zaman alıştığımız gibi gündem değiştirmek için kullanılan bedelli askerlik meselesine bu defa sadece gülüp geçmeli mi? yoksa bir çapanoğlu aramalı mıydı?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;E Türk'ün aklı belki evde hasta yatarken de gelebiliyor ve atalarımız bunu gözden kaçırmış olabilirlerdi. Bu bağlamda bence hazır vaktim de varken bir çapanoğlu aramakta sakınca görmemekteydim açıkçası.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Askerlik dediğimiz şey neydi.. "Vatan hizmeti".. Ne diyordu askerler "Her şey vatan için", şehit anaları ne diyordu "Vatan sağolsun" ben bu haberi hangi gazete de aramıştım "Gazete Vatan".. İpuçları beni doğrudan "vatan sevgisi" konusuna doğru götürmüştü. İyi de öte yandan benim de bir oğlum vardı. Ülkede ülan edilmese de bir doğal afet ve milli yas, ayrıca yine söylenmese de iç savaş tarzı bir durum vardı. Aslında bir de darbe olacaktı da neyse onun önünü aldılar, öbürleri hala duruyor..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Neyse konuyu dağıtmayalım, evet benim bir oğlum vardı, arkadaşlarımın da bir çoğunun erkek evladı vardı. Dünyada erkek nufusunda bir artış mı oluyordu ne? demiyeceğim elbette. Biz çocuklarımızı bu şartlar altında "en büyük asker bizim asker" nidaları içerisinde askere güle oynaya gonderir miydik? Yoksa arkadaşımın da söylediği gibi kredi kartına peşin fiyatına on taksit ile groupfoni indirimi kullanıp, turkcelliler yaşadı kampanyalarından faydalanıp, bir de üzerine word puanımızı ekleyerek bankalar önünde kuyruklar oluşturur muyduk?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Düşündüm karar veremedim bir anne olarak.. Kafam karıştı.. Hani şu Kahpe Bizans filmindeki gibi onu "asker yapmayın beni yapın" diye ortaya atlayıp , ağlasam ratinglerim yükselir miydi acaba? Ben bu vatana oğlumu değil kendimi feda etmek istiyorum, onsekiz yaşına gelince o da kendi kararını kendi versin diyeceğim ama gel gelelim o zaman da ben onsekiz yaşımdayken bunu yapar mıydım diye kendimi dönüp sormam gerekti. Kırk yaşımda buna vereceğim cevap "evet" aslında ama o yaşlara geri dönüp bunu kesinleştirmek biraz zor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Sonra buradan nereye mi vardım? İkilemler.. Son donemde neredeyse ikilem yaşamadığım konu kalmamıştı gündeme dair. Gazete ve internet ortamında yayınlanan beyanların neredeyse çoğunun bir kısmına katılıyor bir kısmına katılmıyordum. Hiç ortası yoktu ya da tamamen katıldığım düşünce yapısı o kadar azdı ki.. Albert Camus'un yabancısı ben miydim acaba? Yoksa gazetelerin yalancısı mıydım?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neyin bedeliydi sahi bu askerlik ücreti? Hem sonra bu toplanan paralar ne olacaktı, depremden mütevellit önceki hükümetlerin uygun gördüğü vergilerle GrahamBell'in bizlere armağan ettiği iletişimin bedeli ile yapılan duble yollardan sonra, triple yollar mı yapılacaktı ülkeye? Yoksa TSK nın cebine girecek de militarist bir yonetim arzusuyla darbe üzerine darbe yapmalarına mı yarayacaktı. İkinci alternatifi pek sanmıyorum zira orduda darbe yapacak üst düzey yetkili kalmadığından ve neyse parası vermiş içeride bir askerliğe bakıp çıkacak arkadaşlarla da darbe yapılamayacağı gün gibi ortadaydı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Durun durum bu bedelli askerlik paraları ile belkide daha önce bahsi geçen ama ülkede konu konuyu açtıkça unutup gittiğimiz diğer şeylerden biri olan paralı sınır birlikleri mi kurulacaktı yoksa? Parayı veren düdüğü ay pardon sınırı çalacak mıydı ki? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Derken bir de baktım intertnet dünyasının siyasi videolarının en fazla hit alan kahramanı değerli Muammer İnce almış elinde 10 Kasım ve I. Abdülmecit'i anma törenleri davetiyelerini bas bas bağırıyordu. Niye 10 Kasım davetiyesi fotokopi imiş de Abdülmecit'inki süslüymüş. Yarın ki gazetelerde beklediğim göz yaşları içerisindeki açıklama "Efendim siz de takdir edersiniz ki, ulu önder Atatürk gösterişi sevmezdi" . Hadi buyrun, var mı itirazı olan, koskoca ihtişamlı bir Osmanlı Padişahının anma davetiyesi de elbette ihtişamlı olacaktı bu durumda, bunda yanlış anlayacak ne vardı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;PKK askerimi ve sonunda sivilleri kırıp geçirirken öfkeyle ağzdımdan Kürt kelimesi çıkmasın diye dikkat ediyordum çünkü hedefim bu ülke de yaşayan Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları değil BDP ve PKK'ydi doğrudan.. Bu ikimele düşenleri yanıltmak bu ikilemi kullananların ekmeğine yağ sürmek istemiyordum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Van da yaşanan büyük deprem ve ardı arkası kesilmeyen artçılar sonrası enkaz altında, soğuktan donarak ölen yaşlı, gençi çocuk herkes için içim kan ağlarken bir yandan aman yardımlar PKK ya gidiyor dikkat edin uyarıları neticesinde ikilem yaşamadınız mı bir çoğunuz  ve hala yaşamıyor musunuz? Önemli olan niyettir ben elimden geleni yapayım, kul bilmezse Allah bilir demediniz mi çoğunuz yardımlarınızı gönderirken? Ben dedim..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Sayın Egemen Bağış'ın bir yurt dışı üniversite gezisinin 10 Kasım saat dokuzu beş geçe Atam dolma bahçede saatine denk gelmesi sonucu,  türban ve ergenekon meselelerinin Atatürkçü düşünce temeline dayandırmak suretiyle sarfettiği sözde Atatürk'ü öven cümleleri, eminim bir çoğunuzun kafasında soru işaretleri ve şaşkınlık yarattı. Atatürkçü düşünce huzur ve refah demektir dedi kendisi ayrıca, Atatürk düşüncesinin AK Parti yorumunu mu dinledik yoksa sabah mahmurluğu kafası mı karışıktı bilmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Ardından Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir terörist cenazelerinde ön saflarda yer alırken birden bire depremde yaptığı yardım ve destekten dolayı TSK ya teşekkür etti. İş başka arkadaşlık başka diye mi düşündü bilmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Gazetelerde son terörist ölümlerinin ardından cenaze evlerinin Türk bayrakları ile donatıldığı haberlerini gördük. Evladı terör örgütüne yem oldu diye aileler de PKK destekçisi değildi elbette ama o bayrakları gorene kadar kaçımız bunun farkına vardık. Sonra Feribotta etkisiz hale getirilen teröristin cenazesine katılan ve alkış tutan BDP milletvelikili Tunceli ve diğer tüm PKK ve BDP yandaşlarını terörist in annesinin cenaze evinden kovduğu haberini okuduk. Ne hisettiniz? Ne düşündünüz bilmek isterdim. Maçta gol atılınca hisettiğiniz o taşkın "Goool" çığlığını mı atmak istediniz - ben bir ara oyle hissettim-, yoksa acılı Anadolu anasının alnından öpmek mi istediniz. Peki bütün bu haberler olmasaydı, o teröristin bir ailesi olduğunu ve aslında terör örgütüne karşı bir vatansever olabileceklerini hiç düşünür müydünüz? Yoksa sanal ortamlarda bir çok insanın yaptığı gibi "En iyi Kürt, ölü Kürttür" temelli düşünce akımına mı kapılır giderdiniz? İkilemlerle dolu ülkem benim.. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Bunu savunduğum için yani o terörsitin ailesinin de bir vatansever olabileceği gerçeğini göz önüne almanızı istediğim için ben terör örgütüne veya Kürt kökenli vatandaşlara sempati yaratmaya çalışmakla suçlanır mıyım dersiniz? Tıpkı Kur'anı övdüğümde yobaz, Atatürk'ü övdüğümde dinsiz sayılabildiğim gibi. Her şey bu kadar siyah beyaz mı bu ülkede? O zaman acilen bir KaraParti kurmak lazım AkPartinin karşısına ki, ak parti, kara parti bir an önce belli olsun biz bu ikilemlerde boğulmadan önce..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Tüm bunları düşünürken düşünürken gazetede gördüğüm şu haberle şimşekler çakıverdi beynimde.. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Sayın Başbakanımız hani BDP nin PKK ültimatomu üzerine meclisten çekilse mi çekilmese mi tartışması yaşaması üzerine, "Çekilseler kaç yazar, çekilmeseler kaç yazar" ya da benzeri bir şey söylemiş ya.. İlkin şöyle düşündüm.. "Öyle tabe yeaa... Kimmiş ki onlar?", ardından şöyle düşündüm "Oğlum burası meclis değil mi? Kim var bu mecliste? Milletin vekilleri? E tamam da bunlar milletin değil teröristin vekili olmuşlar.. Mecliste ne işleri var gerçekten? Ama öte yandan bir başbakan milletin vekilleri için çekilse kaç yazar çekilmese kaç yazar der mi yaa? Derse bu nedemektir? Meclis beni bağlamaz mı demek? Al sana bir ikilem daha, dahası bir ironi..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Sonunda yıllardır o gündemden bu gündeme sekerken, daha bir tanesini düşünüp taşınmadan öbürüne kafa yormaktan sersemlememizin nedeninin bu hükümetin "sürekli gündem ve ikilem yaratma marifetiyle" olduğunu ve bu sersemliğimizin bizi eriştirdiği koyun mertebesi neticesinde de bu gün gelmiş olduğumuz durumun temel noktasını bir çırpıda çözüverdim. O halde "evreka" ..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Taa ki, yarın yeniden günlük kaos ve zaman yarışına girip, iki arada bir derede gazetede değişen gündemi takip edip kafamı kurcalayacak yeni bir konu bulana kadar elbette.. O yüzden unutmadan yazayım dedim..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Şimdi hastalığıma ve mırıldamama kaldığım yerden devam edebilirim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Saygı ve sevgilerimle&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Fasulye&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-1663883299888370997?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2011/11/evreka.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/-MP6Yw-cpDLA/TsOWbPpww7I/AAAAAAAAAxE/wU3Aiu7kyn4/s72-c/B-3820%257E1.JPG" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-3677706699758599133</guid><pubDate>Fri, 04 Nov 2011 16:33:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-11-04T18:33:45.035+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Teşekkürler</category><title>MUTLU BAYRAMLAR...</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Created by Boran Özer&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-DlEnYfyhq0g/TrQTrgmwc-I/AAAAAAAAAgw/_M742WjfHcs/s1600/untitled.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="465" src="http://1.bp.blogspot.com/-DlEnYfyhq0g/TrQTrgmwc-I/AAAAAAAAAgw/_M742WjfHcs/s640/untitled.png" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-3677706699758599133?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2011/11/mutlu-bayramlar.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/-DlEnYfyhq0g/TrQTrgmwc-I/AAAAAAAAAgw/_M742WjfHcs/s72-c/untitled.png" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-2219397354483771634</guid><pubDate>Wed, 26 Oct 2011 18:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-26T21:44:40.021+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>SENE 2011, MEVSİM SONBAHAR</title><description>Sene 2011, mevsim sonbahar..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyük umutlarla başladığımız aydınlanma çağının on bir yılını geride bırakmış durumdayız.Dijital kıyamet olacağını sandığımız ama, şimdi nasıl çözüldüğünü bile hatırlamadığımız iki binli yıllara korkulan gibi sayısal ve takvimsel fireler vermeden sağ salim geçiş yaptık.Bilgisayarlarımız şimdilerde yeni çağa çoktan ayak uydurmuş durumda. 1999 yılına ait dijital bilgiler ise on yıllık zaman aşımını çoktan aştılar bile, tıpkı 1999 yılında yaşadığımız depremin anıları gibi..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir kaç ay sonra, binlerce yıl önce belirlenmiş, inanması güç bir takvime göre bu defa insanlığı bekleyen bir kıyamet dönemine gireceğiz. Ezoterik kaynaklara göre, bu aslında ademoğlunun cenneten inişiyle başlayan bir gerileme döneminin son evresi.Yani sonun başlangıcında, asıl aydınlık ve akıl çağına yolculuk ediyor durumdayız. İnsanlardan önce insanlığın bittiği bir son bekliyor hepimizi. Ortalama otuz yıl sürmesi beklenen bu evrenin sonunu görebilecek miyiz belli değil.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sene 2011, mevsim sonbahar...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaklaşan kurban bayramı öncesi, ülkemde her gün çoğunlukla güvenlik güçlerimiz, ara sıra da siviller teröre kurban gidiyor. Evlerinden düğüne gitmek için, neşe içinde ayrılan genç kızlarımız, güvenlik güçlerinden sanıldıkları için, önce mermilerle delik deşik ediliyorlar. Bedenlerine isabet etmiş seksen mermi bulunuyor. seksen merminin yarattığı tahribat yeterli görülmüyor olmalı ki, aracın içine birde el bombası atılıyor.&amp;nbsp; Bedenler seksen parça, yürekler seksen parça... Seksenlerin sonuna geldiğimizde ülkemin geldiği hal gibi.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Henüz ergenliklerini tamamlamamış, ancak rüştlerini ispat ettikleri varsayılan gencecik oğullarımız, belki davul zurnalarla gönderildikleri asker ocağından, henüz yaşları kemale eremeden kefenle dönüyorlar. Biraz şansları varsa sadece yaralanıyorlar ya da hayatları boyu onaramayacakları derin ruhsal yaralarla "özürlü" bırakılıyorlar. Bizimse yaşananlar için herhangi bir "özür"ümüz yok.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başkentin göbeğinde bir sabah dumanlar yükseliyor. Bir çayocağının penceresinden atıldığı idda edilen tüpten olduğu söylense de, gökyüzünde tüten dumanın söndürdüğü ocakların bir terör saldırısından kaynaklandığı açıklanıyor ve bu güne gelene kadar unutulup gidiyor bile. Bir daha kimse dönüp "ne oldu sahi o olayın sonunda?" demiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tıpkı geçtiğimiz senelerde sokaklarda açlık grevi yaparak, ekmek paralarından olan Tekel işçileri, yaptıkları işin neredeyse gereği olarak göçük altında kalarak hayatlarını kaybeden maden işçileri, yapılan açıklamalardan anladığımıza göre, herkesin haberi olduğu halde sessizce olmasına izin verilen ve üst üste yaşanılan çocuk istismasları gibi hepsi bir bir siliniyor hafızalarımızdan. Zaman unutmanın en iyi ilacı oluyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eşlerinden şiddet gördükleri için güvenlik güçlerinden koruma isteyen, ama cana kasıt içeren bir eyleme henüz dönüşmediğinden sağlanamayan koruma yüzünden gazetelerin üçüncü sayfalarından ölüm haberlerini okuduğumuz kadınlarımıza rağmen ve ülkede hemen hiç bir şey anayasaya uygun yapılmazken, kızlık soyadını kullanmasına (evlenmeden önceki değil, bekaretini kaybetmeden önceki duruma kızlık denir biliyorsunuz) anayasa mahkememizin ailenin kutsallığını zedeleyeceği gerekçesi ile izin verilmeyen kadınlarımız... Şehit analarınımız.. Ayaklarının altında cennet bulunanlar.. Allah'ın güzel Kur'an'da "Yoksa Allah yarattıklarından kızları kendine ayırdı da, oğullarla seçkinleşmeyi size mi bıraktı? (Isra Suresi -16)" dediği bu günün Ilımlı İslam ülkesinin, yarının cennetindeki hurileri&amp;nbsp;olacak kadınları. "Rahman'ın kulları olan melekleri dişiler saydılar. Onların yaratılışına tanık mıydılar? Tanıklıkları yazılacak ve sorguya çekilecekler (Isra Suresi-19)"&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak dış kabukla uğraşan ve içle uğraşmayı aklına bile getirmeyenlerin elinde, gerçek değerinden sapan ortak değer ve öğretilerimiz ne yazık ki artık uyandırmaya değil, uyutmaya yarayanlar haline geldiler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sene 2011, mevsim sonbahar...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dijital kıyametten, insani kıyametimize doğru yaptığımız yolculukta bu ülkenin görüğü en büyük depremlerden biri .. Van.. 7.2...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karışmış kafalarımız, birikmiş öfkelerimiz, örselenmiş cesaret ve doğruluğumuz, kabuk bağlamış tüm ortak değerlerimizle, hala kesin sayısını bilmediğimiz ölü bedenlerin sayısına eklenen her yenisiyle gözyaşlarına boğulmuş, şaşkınlık, çaresizlik ve acımız var elimizde.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsanların ve insanlığın sonuna yaklaştığımızı söyleyen Maya Kehanetlerine gülüp geçiyoruz. Kabuk bağlamış inanç ve yüreklerimizle, Amerikan filmlerinde bolca gördüğümüz, kuyruklu yıldızın çarpmasıyla yok olacağımız bir son sanıyoruz belkide kıyameti. Geçenlerde okuduğum bir yazıda asıl kıyamet/deprem sırasız ölümlerdir diyordu oysa.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkesinde, milletine her türlü hizmeti tamamen öz kaynakları ile bedelsiz ulaştırmış bir devrim liderinin, Avrupa ülkeleri veya Amerikan liderlerinin bireysel sapkınlıktan yana ondan bir farkı varmış gibi (oval oda veya bayan eskort hikayelerini hatırlamanızı istiyorum) kanlar içinde izlemekten, izletmekten, bir katliamı zafermiş gibi sunmaktan ve algılamaktan çekinmiyoruz. Castro ve Che'nin ülkelerinde hala bir kahraman olduklarını hatırlamıyoruz. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Töre adı altında gerçekleşen yöreden yöreye değilen şiddet eğilimlerinden kaynaklanan vahşete ve ülkemde kokuşmuş siyasetten kaynaklanan kurumsal çürümenin sonucu olarak yaşanan, yaşatılan dehşet ve haksızlıklara girmiyorum bile.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sene 2011, mevsim kışa dönüyor...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
13 yaşında bir çocuğun enkaz altında, omuzunda çoktan soğumuş ve sertleşmiş bir bedenin eliyle sessiz bekleyişini izledik basından. Bütün ailesinin depremden kurtulduğunu, ancak onun çocukça bir heves ve heyecanla girdiği o internet cafeden ancak kurtarma ekipleri tarafından çıkarılışına şahit olduk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayatının ortalama son kırk sekiz saatine şahit olduğumuz Yunus, henüz ambulanstayken canını teslim etti ve hepimizin hafızalarında, gecenin karanlığında, soğuk enkazın ağırlığı altında kurtarılmayı bekleyen bakışları kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yunus eğer yaşasaydı bundan belki beş, belki on sene sonra, belki de bu gün teröre kurban giden onlarca mehmetçiğimizden biri olacak, belki de ülkesine değer katan pırıl pırıl bir insan olacak ya da belki de devlet deprem yaralarını sardığına kanaat getirip bölgeden el çektikten sonra, aynı daha önce olduğu gibi bölgede kaderine terkedilmiş ve oğullarını terörist olmaları için terör örgütüne kaptırmış ailelerden birinin kayıp çocuğu olacaktı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama bunların hiç biri olmadı, o yetmiş milyonun gözünün içine baka baka adını deprem kurbanlarının adlarının arasına yazdırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sene 2011, mevsim kışa dönüyor...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugünkü gazetelerde deprem bölgesine yardım için gönderdiği montun cebine koyduğu geçmiş olsun mesajına üç gün sonra cevap alan bir vatandaşımızın hikayesi anlatılıyordu. Vatandaşımızın ismini, cismini bilmediği bir diğer vatandaşımıza uzattığı yardım eline, bugün herkesin içini ısıtan aşağıdaki cevap yazılmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"Bir gün düşersen, ben de seni kaldıracağım."&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günlerdir tartışması süren, birbirini hayatları boyunca hiç görmemiş insanların, birbirleri hakkında önyargı sahibi olacak hiç bir bilgileri ellerinde olmadan, ismini, cismini bilmedikleri insanlar hakkında ülkenin sıcak gündeminden yola çıkarak yaptıkları yakıştırmaları konu alan haberlerden sonra, ne sonbahar, ne Arap baharı ne de diğer yalancı baharlar değil, bu haber bir bahar sıcaklığı ve umudu yaydı içimize.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sene 2011, mevsim kışa dönüyor, yarından itibaren doğu bölgelerimizde kar başlayacakmış. İki trafik lambası arasında talan edilen tırlara, terör örgütünün eline geçen tüm yardım çabalarına, elllerinde çadır olduğu halde vatandaşa veremedikleri için istifa eden köy muhtarlarına ait haberlere rağmen benim hala umudum var. "Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey!"&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Otuz yılda sürse, bin yılda sürse, aydınlanma ve akıl çağını yaşayacak insanoğlu, O zaman insanlar yaşarken, insanlık ölmeyecek. İnsanlar ölse bile, insanlık dimdik ayakta durmaya devam edecek. Cenetten kovulan yegane şey kötülüğün kendisi olacak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O zaman insanalar, nasıl sona erdiğini bile hatırlamadıkları bir kıyametten konuşuyor olacaklar. Kurulan medeniyetlerin efsanelerinde bu günlerde yaşadıklarımızın izleri olacak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sene 2011, mevsim sonbahar..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkemdeki karanlıkta ara sıra da olsa parlayan aydınlığın ışığında ütopyalarıma gerçeklik kazandırmaya çalışıyorum. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lütfen yardım edin, orada kimse var mı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"Hiç kimse yumrukları sıkılıyken net düşünemez"&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-2219397354483771634?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2011/10/sene-2011-mevsim-sonbahar.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-1729275422861448910</guid><pubDate>Thu, 20 Oct 2011 20:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-20T23:19:41.970+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>İÇ SAVAŞIM</title><description>&lt;div id="yui_3_2_0_1_131913597192725339"&gt;&lt;span id="yui_3_2_0_1_131913597192725338"&gt;Dün sabahtan bu yana her an şiddete  dönüşebilecek bir öfke ile krize dönüşebilecek ağlama hissi arasında gidip gelen  son derece depresif ve huzursuz bir ruh hali içindeyim. Kendimi kah gecenin  birinden, sabahın beşine kadar kan ve barut kokusu içinde çatışan askerlerin,  kah haberi duyupda kendi evladının acı haberini almaktan korkarak bekleşen ve  kapıdaki o askerle bir açıklama bie yapılmasına bile gerek kalmadan durumu  anlayan acılı ailelerin yerine koyuyorum. Gözümün önünde canlanan bu görüntülere  çaresizlik içinde kıvranıyorum. Bütün bu iniş çıkışlar içerisinde kendimi  rahatlatmak için face book vb sosyal paylaşım sitelerinde hislerime tercüman  olan en keskin ifadeleri seçerek paylaşıyorum. Kendi ifadelerimi ortaya koymakta  zorlanıyorum, çünkü dudaklarım öylesine kilitli ve içim o kadar acıyor ki,  burnuma kan kokusu gelecek kadar içselleştirdiğim bu acı olay karşısında ne  söyleyeceğimi ve ne yapacağımı bilemez bir durumdayım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Bir yandan korumaya çalıştığım yarı bilinçle kendimi gözlemlemeye  çalışırken, diğer taraftan çevremdekilerin, hükümetin tavır ve açıklamalarını  takip etmeye çalışıyorum. Kafamın ve yüreğimin içi o kadar karışık ki, aslında  doğru düşünemiyor olduğuma kendimi ikna etmeye çalışırken, öte yandan keşke  gidipte o soysuzların peşine bende düşsem gibi akılcı olmayan öfke dolu  sonuçlara varabiliyorum bir anda.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Yine de paylaştığım ve kullandığım ifadelerin amacından sapmamasına  gayret göstermem gerektiğini düşünürken, öte yandan sosyal duvarıma yansıyan tüm  paylaşımları bu gözle de değerlendirmeye çalışıyorum. Giderek karışan kafamın  çindeki sorulara kendimce cevapları henüz üretememekle beraber, uzun süredir  görmediğim bir birlik ve beraberlik, hepsinden öte gözler önüne serilen bu tek  sesliliğe gidiş karşısında umutlanıyorum ve kaybettiğimi sandığım o mutluluk  verici aidiyet duygusunun yenicen canlanmasına seviniyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Özetle olayın her boyutuna müdahil olma ve ışığı kaybetmeme adına  sürüp giden bir telaşe içerisinde duyduğum gördüğüm her şeyi akıl süzgecinden  geçirme, bende yarattığı duygusal tepkileri kontrol etmeye çalışma çabasında  olmama rağmen kimi zaman bir anda gözümü karartıp, gerçeklerden uzaklaşarak  aslında belkide hisettiğim huzursuzluk ve suçluluk duygusunu da yok etmeye  çalışıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Bugün akşam üzerine ülkemdeki bu iç savaş hali  içimde bambaşka bir  savaşa dönüşerek devam etti durdu. Ta ki içinde boğulduğum gündeme dair ne var  merakımı yenemeyerek sürekli takip ettiğim gazetenin adresini internet  tarayıcıma yazarak enter tuşuna basana kadar. O anda gördüğüm fotoğraf  karşısında önce dehşet, ardından şiddetli bir kusma hissiyle hızla kapattım  sayfayı.  O saniyeler içerisinde Muammer Kaddafiye ait olan o kanlı yüz hafızama  çoktan kazınmıştı bile. Gözlerindeki korku ve dehşet ifadesi gözlerimden önünden  bir türlü silinmiyor ve mide bulantım giderek artmaya devam ediyordu. Takip eden  bir kaç saat içerisinde kafamdaki karmaşa ve gözümden silmeye çalıştığım bu  görüntü ile birlikte, tabiri caiz ise kısa bir bilinç kaybı ile devam etti.  Dünden beri içselleştirdiğim tüm şehit haberleri ve görüntülerinin üzerine bu  manzara birbirinin içine geçmiş, şehitlerin cansız bedenlerinin görüntüsüne  dönüşmeye başlamıştı gözümün önünde. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Eve döndüğümde gazeteyi yeniden açamadığım için göz gezdirdiğim  sosyal paylaşım sitelerindeki öfke patlamaları yeterince keskin ve can yakıcı  ifade kalmadığından artık hakarete uzanmaya başlamıştı. Sanal şiddet giderek  çirkinleşiyordu, içim acıyordu ve midem bulantım kesilmeden devam ediyordu.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Derken bir arkadaşımın duvarında liselerdeki öğrencilerin müdürleri  eşliğinde bu gün sokaklarda yürüyüş yaptıkları ve bundan çok endişe duyduğunu  belirten ifadelerini okudum. Bu öğrencilerin kanlarının kaynadağını ve bu  şekilde olaya dahil edilmelerinin hepimizi üzecek sonuçlar doğurabileceğine  dikkat çekmeye çalışıyordu bir anne olarak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Kaddafi nin o fotoğrafı yayınlanmak ve saatler boyunca manşetlerde  bırakılmak zorunda mıydı gerçekten? Gençler, şehitler, cesetler, kan kokusu..  Mide bulantısı ve baş dönmesine dönmeye başlamıştı artık iyice.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;İntikam değil, katliam istiyoruz yazıları geldi bir bir gözümün önüne  ve yine o fotoğraf.. Bunu mu istiyoruz sahiden.. ?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;O an kararımı verdim, bu öfke ve sancının beni bir canavara  dönüştürmesine izin vermeden sakinleşmeli ve daha yapıcı düşünmenin bir yolunu  bulmalıydım acilen. O fotoğraftaki kişi her kim olursa olsun, ne bu sonucu  doğuracak bir davranışta doğrudan bulunabilecek, ne de bu tür bir davranışla  sonuçlanacak bir eyleme dolaylı yollardan katkıda bulunacak biri asla değilim  ben. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Suskunluk ve sağduyu ile mücadele ve şiddet arasındaki çizgiyi henüz  çizemiyor olmamızın tek açıklaması henüz şoktan çıkamamız olmamızdı. Neden  1,2,3,5,13 şehit değilde 24 şehit verdiğimizde bu tramvaya tutulmuştuk bir anda?  Toplamda kota aşımı mı sebep olmuştu buna, yoksa neredeyse alışmaya başladığımız  günlük şehit haberlerinin buncasını bir arada duymak mı panikletmişti hepimizi  bilmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Bir lider beklentisi ve &lt;span class="yshortcuts" id="lw_1319141139_0"&gt;Mustafa Kemal&lt;/span&gt; hasretini dile getiren satırları okudukça,  O'nun ilelebet payidar kalacak cümlesini ömrü değil Cumhuriyet için kurduğunu,  ve emanet ettiği bizlerin birer Mustafa Kemal olma potansiyeline sahip  olduğumuzu düşünerek kurduğunu anlatmak istiyorum uzun uzun. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Öfkesi yürüyüş ve mitinglerde kontrolden kolayca çıkabilecek  gençlerin ve biz sandıkta oy kullanma ehliyetine sahip yetişkinlerin  beklenildiği gibi kışkırtmalara alet olmadan ve şehit kanlarına eklenecek yeni  acılara sebep olmadan tepkimizi dile getirebileceğimizi umuyorum şimdi sadece.  Aksi durumda, öfkemizin asıl hedefi olmayan ve asli görevi asayişi sağlamak olan  güvenlik güçlerimizle, yani kendi kendimizle çatışmak durumunda kalacağız.  Onların hükümetin maşası değil, bizler gibi kafası karmakarışık olmuş ve şehit  olma potansiyeline sahip, üç kuruş maaşla, sadece görevini yapmaya çalışıyor  olduğunu aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini hatırlamamızı  diliyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Siyasi politikası her ne olursa olsun, tek yürek ve tek ses olmuş bir  millet karşısında hiç bir hükümetin koltuk kaygısıyla bile olsa karşı  durabileceğine inanmıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Mustafa Kemal'i özleyen tüm dostlarıma, onun milli mücadeleyi tek  başına kazanmadığını hatırlatmak istiyorum yeniden. Hiç bir durumda  doğukkanlılığını kaybetmediğini, her ne düşünceye sahip olursa olsun  karşısındaki insanın gözlerine bakmaktan vazgeçmeyerek, herhangi bir şiddet  eyleminde bulunmadığını söylemek istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Ülkenin içinde bulunduğu koşullarda yapılacak bir hükümet istifasının  şu andaki soruna bir çözüm olmayacağını ve bunun ancak yeniden sandık başına  gidildiğinde ya da bu sorunun üstesinden geldiğimizde gündeme getirelecek bir  konu olduğunun altını çizmek istiyorum. Şimdi ihtiyacımız olan şey beğensek de  beğenmesek de seçilmiş hükümeti terörle mücadeleye değil, terör sorununu kökten  çözmeye ikna etmek olacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;span&gt;Bu gün sona erdiğinde henüz içimdeki savaşı kazanamamış olsam da, ben  Kaddafinin son anlarını resmeden o karede hiç bir canlıyı görmek istemediğimden  adım kadar eminim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;Fasulye&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-1729275422861448910?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2011/10/ic-savasim.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-3196503970377413492</guid><pubDate>Sat, 15 Oct 2011 20:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-15T23:14:58.302+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>GÜN BATTI, TAVUK YATTI</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-syBGBPgBy0Q/TpnpMHTTLAI/AAAAAAAAAr0/K_oNc1bNnws/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="153" src="http://4.bp.blogspot.com/-syBGBPgBy0Q/TpnpMHTTLAI/AAAAAAAAAr0/K_oNc1bNnws/s200/images.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Geçtiğimiz günlerde yönettiği bakanlık nedeniyle olsa gerek doğal olmaya özen gösteren ve medeniyetin zincirlerini kırarak saç sakaldan simasını seçemediğimiz Taner Yıldız düşüncesini dile getirdi hatırlarsanız. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"Yaz saati uygulaması ile alakalı saatlerimizi ayarlayacağız. Ülkenin geneliyle alakalı enerji sektörü açısından baktığımızda fotoğraf nasıl gözüküyor bunu arkadaşlarımla paylaştım. Bu tartışmaya açık bir fikir. Sanayicimiz, esnafımız, tüccarımız şuanda zaten uyguluyorlar. Hatta bir kısmı batılı ülkelerde gün ışığıyla beraber saat 6 ise 6, 7 ise 7, her ülkenin kendisine has gün ışığı var. Kuzey'e gittikçe değişiyor, Güney'e gittikçe değişiyor. Bizim ülkemizin bir meridyeni, bir paraleli var. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonuçta hayatımızda zaten pratikleri yaşadığımızın resmiyetle sistematize edilip edilemeyeceğiyle ilgili bir konudur bu. Bu enerji açısından ortaya koyduğumuz bir fikirdir. Bugün bakıyorum bazı yayın organlarında alınmış bir karar. Toplumda tartışmaya açılacaktır. Sonuçta ne kadar rağbet göreceği ortaya çıkacaktır ama enerji sektörü açısından bakıldığında ve bir kısım çalışmalarla gün ışığının insan üzerinde oluşturulduğu psikoloji açısından bakıyorum. Bundan daha fazla yararlanmak adına toplum eğer 5 buçuk, 6'da gün ışıyorsa ve daha sonra mesaiye başlayabiliyorsa enerji sektörü olarak, bundan enerji verimliği olarak daha fazla yararlanacağız demektir. Bizim daha çok çalışmaya ihtiyacımız var. Bu karar konuşulmuş bir konudur. 1 saat sonra başlayacak mesainin daha verimli olacağını düşünüyorum."&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;B&lt;/strong&gt;u günkü gazetelerde de bir kısım holding patronlarından bu düşünceyi destekleyen açıklamalar geldi.. Aslına bakarsanız kanımca traş olmaya bile fırsat bulamadığı belli olan bakanımızın aslında güne bir saat erken başlamasını ben de kendi adıma onaylamıyor değilim. Hatta düşününce aslında bunun enerjiden başka nelere hizmet edebileceğini de az gelişmiş zihniyetler ülkesinin paranoyasına ermiş bir vatandaş olarak bir çırpıda sayabildim.. Eğer bakanımızın açıklaması sizin için ikna edici olmadıysa bir de benden dinleyin bakalım ikna olacak mısınız?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Hayatın pratiği açısından ;&lt;/strong&gt; Birincisi sabahın altısında mesaiye başlamak için en geç sabahın dort buçuğunda kalkmanız gerekecek. E hazır uyanmışken bir de sabah namazı kılabilirsiniz. Zaten bakanımızın da belirttiği gibi hayatımızda pratikte katılan durumlardan biri bu olsa gerek diye düşünüyorum. Çünkü her birininkini tek tek Allah kabul etsini sabah namazına kalkan pek çok kişi ardından uyumayı tercih etmiyor.  Sabah namazına kalkma gafleti göstermeyen kalan cemaatinde bu şekilde namaza dahil olması sağlanabilir. Hatta bu durumda sabah işimize, çocuklarımız okula cemaatle sabah namazı kılarak başlayabilirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;İnsan psikolojisi açısından ;&lt;/strong&gt; Sabahın dört buçuğunda kalkacağımıza göre, bir insanın ortalama günde sekiz saat uyku ihtiyacından yola çıkacak olursak akşam sekiz buçuk da da uykuya geçmiş olmamız gerekecek. Bu bize ne sağlayacak, gece hayatı diye bir şey kalmayacak.. Cumartesi de çalışacağımıza ve hatta holding patronlarının aklına uyup pazarda çalışırsak o zaman zaten bırakın geceyi gündüz de hayat diye bir şey kalmayacağından.. Alkol tüketimine çanak tutan gece esnafı zaten batacak..Boylelikle alkol zaten otomatik olarak hayatımızdan çıkacak.. Televizyonlarda izlediğimiz ve toplumsal ahlakımızı bozan yayınları izleyemeyecek, haberlere kadar dahi ayakta kalamayacağımızdan ülkede neler olup bittiğini duyamayacağız, ve gereksiz çem çem edip başımızı belaya da sokamayacağız. E sosyal hayat diye bir şey de kalmayacağından zaten otomatik olarak masraflarımızda elektirik faturalarından başlamak üzere büyük bir düşüş gözlencek..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bunların neticesinde ülke ekonomisine sağlayacağımız katkının yanısıra iman gücümüzde de artış olacağından ki başlamışken yatmadan da yatsıyı kılarız herhalde.. Toplumsal refah ve huzura hep birlikte ermiş oluruz diye düşünüyorum. Gayri Saf-i Milli Hafsalası yüksek bir toplum olma yolunda bundan daha iyi bir yol düşünemiyorum bile..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir taşla binlerce kuş vurulabildiğini bize gösteren bakanımızın zekası önünde saygıyla eğiliyor, hepimizin gözlerinden tek tek öpüyorum..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk Milleti zekidir.. !&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamdolsun Türküm diyene !&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-3196503970377413492?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2011/10/gun-batti-tavuk-yatti.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/-syBGBPgBy0Q/TpnpMHTTLAI/AAAAAAAAAr0/K_oNc1bNnws/s72-c/images.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-470248776026483542</guid><pubDate>Thu, 22 Sep 2011 10:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-09-22T13:05:17.812+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>Kaptanın Seyir Defteri</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="yui_3_2_0_16_131668068999543"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-cCl1CJYWDbg/TnsIUUEPgiI/AAAAAAAAAgs/cfpFJlt0nv4/s1600/Uzay_1999.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="132" src="http://3.bp.blogspot.com/-cCl1CJYWDbg/TnsIUUEPgiI/AAAAAAAAAgs/cfpFJlt0nv4/s200/Uzay_1999.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span id="yui_3_2_0_16_131668068999558"&gt;Kaptanın seyir defteri, uzay günlüğü 2011,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span id="yui_3_2_0_16_131668068999571"&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
&lt;div id="yui_3_2_0_16_131668068999580"&gt;&lt;span id="yui_3_2_0_16_131668068999574"&gt;TÜR-2Y adını verdiğimiz gemimizle yaptığımız seyahatimizin neredeyse seksendokuzuncu yılındayız. Hala TÜR'ümüzü huzur içinde yaşatacak bir "dünya düzeni" sağlayamadık. Son onyıldır bu gemiye kaptanlık eden ben, zaman zaman aslında "gül" gibi geçinip gittiğim makamımdan gemideki tüm mürettabatla yeterince ilgilenemediğim hissine kapılıyorum. Geminin komutanı Tayi Ban Kenobi'nin üstün manevra yeteneği sayesinde gemimiz bugüne değin, tüm uzay tehlikelerini teğet geçme başarısı göstermiş olsa da, gemi mürettabatının mutsuzluğundan bahseden duyumlar kulağıma çalınııyor ara sıra.. Diğer gemilere seyahatlerimin yoğunluğu nedeniyle aldığım bu duyumların zamanında üzerine gidemiyor olsamda, yine de aklımda tutmaya çalışıyorum. Örneğin bir süre önce gemide dış sanal ortama baglantı ile ilgili konulan yasaklarla ilgili bir bilgi geldiğinde, çok şaşırmış ve bunun bize hiç de yakışmayan bir tavır olduğunu açıkça iletmiştim, gerçi ben fırsat bulup bu açıklamayı yapana kadar biraz geç olmuştu ama neyse. En azından kurmaylarımızdan Bull &amp;amp; Aringe gibi, verdiğim emirler sonucu yaşananlara hafıza kaybına uğramış gibi şoka girip göz yaşlarına boğulmuyorum. Bu ikisini her an bir köşede ağlarken bulabilirsiniz, duygusal insanlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span id="yui_3_2_0_16_1316680689995155"&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
&lt;span id="yui_3_2_0_16_1316680689995158"&gt;Şimdi de bir kaç yıl önce düşen bir uzay aracından bahsettiler.. Aslında olayı hatırlıyorum elbette. Ne de olsa ben bu geminin kaptanıyım.. Gemisini yürütene kaptan denir biliyorsunuz. Çok şükür bugüne değin gemimizin yürümesinde, hatta koşarak parendeler atmasında bir sorunumuz olmadı. Daha öncede söylediğim gibi Tayi Ban Kenobi bu konuda çok başarılı bir komutandır. Hatta çoğu zaman güneydeki gemilerden kendisine danışmaya gelirler. Bir keresinde bir filo oluşturup başına da Tayi Ban Kenobi'yi koymayı bile önerdiler. Kendisi bir Uzay İmparatoru olarak anılıyor. Bir gün çocuklarının da kendi gibi olması için de yoğun bir çabası var. Daha şimdiden onlara TÜR-2Y'nin modeli küçük gemicikler satın aldı bile. Geleceğimiz güvence altında. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span id="yui_3_2_0_16_131668068999592"&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
&lt;span id="yui_3_2_0_16_131668068999595"&gt;Neyse konumuza, yani, bana dönelim. Bu uzay aracı kazası, yakınlarda bir gezegene iniş sırasında yaşanmış ve aracın pilotu ve yolcularına bir süre ulaşılamadığından sanıyorum hayatlarını kaybetmişlerdi. Ancak o dönemde bendeniz yine çok mesgul olduğumdan konuya eğilememiştim. Üzerinden bunca yıl geçtikten sonra eğilebilme fırsatı bulmuş olmam da sanıyorum ne kadar yoğun bir kaptan olduğum konusunda aydınlatıcı olmuştur sizlere. Çünkü bazı gerçekler apmulun ışığı kadar aşikardır, kılavuza ihtiyaç duymaz. Mürettabattan birinin o yıllarda çekilmiş bir filmi ekrana yansıtması ile uzay aracının düştükten sonraki görüntülerini izleme fırsatı bulabildim. Çok şaşırdım ve üzüldüm gerçekten. Hava koşullarının muhalif göründüğü gezegen yüzeyinde öylece yatan enkazın etrafında pek çok insan dolanıyordu. Ancak içlerinden bir tanesi, belli ki kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Gemiden bir şeyler sökmeye çalışıyordu. Kim olduğunu bilmediğim bu insanlar hakkında soru sormak o an içim aklıma gelmedi aslında ve yine bir yoğunlukta olduğum için soramayacağım. Bunlar kim orada ne arıyorlar haliyle bilmiyorum. Tayi Ban Kenobi biliyordur eminim. O yüzden içim rahat. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div id="yui_3_2_0_16_1316680689995161"&gt;&lt;span id="yui_3_2_0_16_1316680689995108"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;span id="yui_3_2_0_16_1316680689995111"&gt;Bu gemide olanlar beni bazen şaşırtıyor gerçekten. Ben görüntülerdeki bu adamın ne yaptığını sorduğumda, mürettebatın onca yıl bu adamı hiç farketmediklerini görünce hepten şaşırdım. Bazen bu gemide ben olmasam daha neleri gözden kaçıracaklar ve ne hallere düşecekler merak ediyorum. Adam almış eline tornavidayı gemiyi söküyor ayol. Onca adam etrafında dolanıyor haberleri yok. Bizim müretabat görüntüyü üç yıl izlemiş onların hiç haberi yok. Bi bakın bakalım dedim bende. Konu haliyle yeniden gündeme geldi. Kimmiş bunlar, ne arıyorlarmış. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span id="yui_3_2_0_16_1316680689995117"&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
&lt;span id="yui_3_2_0_16_1316680689995120"&gt;Neyse benim işlerime bakmam lazım, bir ara fırsat bulduğumda yine TÜR-2Y deki haberleri takip ederim. Bu arada kaçırdığım bir şey olursa, onları da Tayi Ban Kenonbi halleder nasılsa. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span id="yui_3_2_0_16_1316680689995126"&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
&lt;span id="yui_3_2_0_16_1316680689995129"&gt;Şimdi gitmem lazım, çıkarın beni bu KAPTAN..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span id="yui_3_2_0_16_1316680689995134"&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
&lt;span id="yui_3_2_0_16_1316680689995137"&gt;Saygı ve sevgilerimle&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-470248776026483542?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2011/09/kaptann-seyir-defteri.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/-cCl1CJYWDbg/TnsIUUEPgiI/AAAAAAAAAgs/cfpFJlt0nv4/s72-c/Uzay_1999.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-3844125477150121315</guid><pubDate>Mon, 19 Sep 2011 18:48:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-09-19T21:48:34.699+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">aklıma bişi geldi</category><title>Sevmekten kim usanır?</title><description>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-PUViFxTDKqc/TneHK7FVRKI/AAAAAAAAAik/ampdBVBA37k/s1600/Kanli-kalp.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" closure_uid_2a6w5q="4" height="131" src="http://1.bp.blogspot.com/-PUViFxTDKqc/TneHK7FVRKI/AAAAAAAAAik/ampdBVBA37k/s200/Kanli-kalp.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Toplum olarak hepimizin değer  verdiğimiz şeyler her ne olursa olsun, gelişmiş bir koruma ve kollama içgüdümüz  vardır. Bu gerek elimizdeki somut bir değer, gerek aile üyelerimiz veya bir  yakınımız, gerek manevi değerlerimiz veya inançlarımız, gerekse tuttuğumuz bir  takım olsun değişmez bir gerçektir.&lt;/span&gt; &lt;/h3&gt;&lt;div class="post-body entry-content" id="post-body-2801813278569885020"&gt;&lt;br /&gt;
Aslında yüreğimizdeki sonsuz  sevgiden kaynaklanan bu iyi niyetli davranışlarımız, belirli bir çizgiyi  aşmamızın ardından, adını sevgi ve korumacılık koyduğumuz aşırı-muhafaza yani  aslında günümüze çok sık tekrarladığımız muhafazakarlığa  dönüşmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öyle bir toplumuzdur ki biz, sevgimiz yüzünden, ölmeyi,  öldürmeyi göze alırız. Ölümüne bağlıyızdır sevdiklerimize. Romantik bir aşk  hikayesi ya da bir aile dramını konu alan filmlerde bir çoğumuzun gözyaşlarına  boğulur olmasının temel nedeni de içimizdeki bu aşırı sevme  duygusudur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Toplum olarak yaşadığımız bir çok karmaşa ve kaosun, hatta  üçüncü sayfa haberlerinin bir çoğunun özünde, bu aşırı sevgi doluluğumuzun  yattığını düşünmek garip geliyor başlangıçta insana biliyorum, ama korkarım bu  ülkede "sevgi suçları/terörü" diye de bir alan olmuş olsaydı epey hasılat  yapardı mahkemeler. Düşünecek olursanız, biz, öldürücü imha gücüne sahip özünde  sevgi bir toplumuz aslında.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çocukluğumuzdan beri bize öğretilen,  filmlerden izlediğimiz veya kitaplardan, şiirlerden okuduğumuz, şarkılarda  dinlediğimiz hemen her şey sevgiden bahseder. Çocuklarımıza ilk önce sevmeyi  öğretmeye çalışırız, sonra sevdiklerimizi korumayı ve sahiplenmeyi. Hatta örnek  olmak adına o kadar çok severiz ki onları, birer yetişkin olduklarında bile bize  bağımlı ve hatta neredeyse sırtımızda bir yük olarak yaşamaya devam ederler ya  da sevgimiz yüzünden biz aynı şekilde bir türlü onları koruyup, kollamaktan ve  tabi sevmekten, hayatlarının her aşamasına sırf sevdiğimizden müdahale etmekten  vazgeçmeyiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tuttuğumuz takımları o kadar çok sever ve sahipleniriz ki,  "seni sevmeyen ölsün" mantığıyla, karşı takımın taraftarlarına, sözlü ve  fiziksel saldırıda bulunmaktan hiç çekinmeyiz. Sevdiğimize laf ettirmeyiz,  kanımıza dokunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öylesine değerlerimize bağlıyızdır ki, bu değerler için  gözümüzü bile kırpmadan aile bireylerimizi dahi öldürebiliriz. Kan davası  güderiz, namus davası güderiz, güderiz, güdülürüz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonra da gazete ve  televizyonlarda izlediğimiz bu tür olayları gördüğümüzde, tüm bunları "vahşet",  aşırı sevgiden gözü dönmüş insanları da "cani" olarak nitelendiririz. Nedense o  noktada hiç de sevgi kelebeğine benzemezler. Oysa sevdikleri için yapmışlardır  ne yaptılarsa.. "Seveni korur Allah...!" nameleri yoksa sadece şarkılarda mıdır?  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama hiç kimsenin ağzından ya da kaleminden, aslında çok sevmenin başta  kendimiz olmak üzere çevremize ne tür zararlar verebileceğimizi duymayız. Sanki  sınırsız sevgi, bütün dünyayı kucaklasa hiç bir sorunumuz kalmayacakmış gibi,  sevgi mesajları verip dururuz. Sevdikçe severiz, sevdikçe sahip çıkarız. Sahip  çıkmanın, bir çeşit yok etme olduğunu görmeyiz. Sevdiğimize, sevgimize laf  ettirtmez, leke sürmez, sürdürtmeyiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sevgiden kaynaklanan bağlılık,  "kutsal" sayılır bu topraklarda, saygı görür...Sorun da aslında sevginin kendisi  değil, sebebiyet verdiği bağlılık duygusudur. Aile bağı, dostluk bağı, kan  bağı.. Sevginin bedeli olarak karşımıza dikilen sorumluluk ve görevler olarak  yol almaya devam eder hayatımızın içinde. Çünkü seviliyorsak bunun kıymetini  bilmekle de yükümlüyüzdür. Bilmiyorsak da bedelini öderiz,  ödetirler..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Diyorum ya özünde hepimiz sevgi dolu insanlarız..  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkemizi, komşularımızı, vatandaşlarımızı, işçilerimizi, emeklilerimizi,  ailelerimizi, askerlerimizi, çocuklarımızı, kızlarımızı, oğlanlarımızı,  hakimlerimizi, takımlarımızı, taraftarlarımızı, milletimizi, öğretmenlerimizi,  inançlarımızı, paramızı, evimizi, arabamızı o kadar çok seviyoruz ki..  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ülkemiz elden gidiyor, komşularımız ile sürekli sorunlar yaşıyoruz,  vatandaşın şikayeti, işçilerin sefaleti, emeklinin hikayesi, askerlerin hıyaneti  hiç bitmiyor. Çocuklarımız dejenere, kızlarımız tecavüzzede, oğlanlarımız  kazazede, hakimlerimiz rüşvetzede, takımlarımız şikezede, milletimiz acizane  olmaktan hiç kurtulamıyor. Diğerlerini ve daha da fazlasını düşünsek elbette  yazabiliriz. Ama biz gerçekten özünde sevgi dolu insanlarız.. Ne yapıyorsak  sevgimizden yapıyoruz. Tamam biraz frenlerimiz tutmuyor olabilir ama o da yine  çok sevmekten. Sevdik mi tam severiz, sildik mi bir kalemde..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir şey  söyleyeyim mi, biz ölürsek aşktan ölürüz.. E söylemiyor mu şarkılar "sevmekten  kim usanır? sevenle oyun olmaz." .. Aman ha.. Allah muhafaza!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hepinizi  seviyorum..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-3844125477150121315?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2011/09/sevmekten-kim-usanr.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/-PUViFxTDKqc/TneHK7FVRKI/AAAAAAAAAik/ampdBVBA37k/s72-c/Kanli-kalp.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-2228120317327287624</guid><pubDate>Mon, 22 Aug 2011 10:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-08-22T13:44:02.802+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>O TABAK BİTECEK, CEK, CEK, CEK !</title><description>Bu sene anneler gününde bir beyaz eşya markasının yaptırdığı reklamın nakaratı, ilk duyduğum günden beri mütemadiyen zihnimde dolanıyor ve gülümsememe neden oluyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“O tabak bitecek, cek, cek, cek..”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anneannelerimizin, annelerimizin ve bizlerin çocuklarına söylediği her bir cümle annemizin el kitabından çıkmışcasına, bu reklamda bir araya getirilmiş. Gerçekten çok başarılı, tekrar tekrar dinlemekten kendimi alamıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama bir şeyi unutmuşlar ki, şu ara yeniden çok güncel oldu.. “Afrikalı açlar” meselesi...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tabağımızdaki yemeğin başında geçen süre uzadıkça, hepimiz annelerimizden Afrikalı açların hikayelerini dinledik durduk yıllarca. Biz yemeğe ailecek oturup, afrikalı açlarla kalkardık mutlaka, bizim yemek geleneğimizin bir parçası olmuştu bu ritüel.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onlar yemek bulamazken biz çoktan doymuş olan midelerimize, sırf annelerimizin, yürekleri rahat etsin diye, daha fazlasını doldurmak zorundaydık çünkü..Sizi bilmem ama ben tabağın başında bir saatden fazla oturduğum günleri hatırlıyorum.Tabaklar mı çok büyüktü, kepçeler mi, yoksa ben mi çok küçüktüm bilmiyorum ama, tıka basa doyduğum halde, yemeğin yarısı hala bir şekilde tabağımda kalıyor olurdu. Yemeğin bu ikinci yarısına eşlik eden “Afrikalı açlar” hikayesi ise bir süre sonra zaten bir kulağımdan girip öbüründen çıkmayı bırakın, kulağımın dış kenarından direkt kapı dışarı ediliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;“O tabak bitecek, cek, cek, cek..”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Ve o tabak ya yediklerimi püskürterek boşaltmamla ya da şiddetli karın ağrısı ile masadan iki büklüm kalmamla da sonuçlansa öyle ya da böyle biterdi. Afrikadaki açlara karşı görevim de böylece tamamlanmış olurdu. Onlar aç olduğu için benim tabağımdaki yemeğin bitmesi gerekiyordu.Ben yemeğimi bitirince Afrikalı açlar da doyuyormuş gibi, konu hop diye kapanıyordu. Bir çeşit umacı hikayesiydi yani bu.. Oysa Afrika’da açlık ciddi bir sorundu ve biz “we are the world” dük. Her akşam tabağımıdaki yemeği bitirerek Afrikaya destek olduğumu sandım ben yıllarca, “we were the children”.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu güne değin kendi oğluma yemek yemediği için - ki annemin ahı tutmuş olmalı benden beter iştahsız kendisi- bir kez bile Afrikalı açlar örneğini vermek aklıma gelmedi aslına bakarsanız benim, hep kendi sağlığı ile ilgili demeçler verdim. Yani öylesine kendimi kapamış ve beynimin arkasına itmişim ki bu konuyu, artık hatırlamak bile istemiyorum demek ki.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biz böyle tabağımızdakini bitirince ”Afrikadaki açlar” meselesini çözdüğümüzü sanıp, artık aynı cümleleri duymaktan öğürdüğümüz den kırk kere de söylense duymamaya alışmış bir nesil olarak büyüdük. “Afrikadaki açlar”, hala açlar oysa.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyüyünce anladık ki bizim bitirdiğimiz tabakların onlara bir faydası yokmuş. Keşke o zamanlar tabağımızı bitirmek değil – ki ülkenin hali tabağını silip süpürmeye alışmış bir nesil yüzünden bence bu halde- tabağımızdakini paylaşmak öğretilseymiş hepimize.. Afrikadaki açlara yardımın tıka basa dolmuş midelerle değil, ihtiyacımız kadarını alıp, kalanını payşarak yapabileceğimiz de söylenseymiş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugün kimse kafamıza vura vura “Somaliye yardım lazım” demek zorunda kalmazdı. Diledikleri kadar desinler.. Biz duymayız ki, zihnimiz Afrikalı Açlara çocukken kapatıldı bizim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hala tabağımda kalmış son lokmaya bakarken Afrikalı açları düşünüp ağzıma atıyorsam ben bu işte bir terslik var demektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hadi şimdi işimize bakalım..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Bu tabak bitecek, cek, cek, cek..”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlgili reklam : &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=xk4t4C69AZc"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=xk4t4C69AZc&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-2228120317327287624?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2011/08/o-tabak-bitecek-cek-cek-cek.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-8675226229572649042</guid><pubDate>Wed, 08 Jun 2011 10:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-06-08T13:28:35.096+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>KARAKOLDA "AYNA" VAR!</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-SZQMuCGtz-Y/Te9OuLc3tXI/AAAAAAAAAgc/D6iRRI8b_40/s1600/imagesCA6B1L6G.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-SZQMuCGtz-Y/Te9OuLc3tXI/AAAAAAAAAgc/D6iRRI8b_40/s1600/imagesCA6B1L6G.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Günlerden bir gün,  karakollardan bir kol -ki hikayenin ilerleyen bolumlerinde kararacak kendisi-  &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt; &lt;/span&gt;ve kitaplardan bir muzır “Ölüm  Pornosu”.. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Edebi  anlamda, adından yola çıkılarak, içeriği hakkıında derinlemesine bir yorum  yapılamasa da, adındaki “porno” kelimesi, hemen zihnimizde bir şeyler  canlandırıyor.. TDK’nın yayınladığı büyük Türkçe sözlüğe göre pornonun kelime  anlamı “Amacı cinsel dürtülere yönelik olan, ahlaki değerlere aykırı düşen  yayın, resim vb.”. Yani kitap toplumsal anlamda, adından kaybediyor zaten bir  kez...  Kitabın orjinal adı, “Snuff”,  yazarı Dövüş Kulübü filminden  hatırlayacağınız Chuck Palahniuk ve hikayemizin baş kahramanı kitabı Türkçe’ye  “çevirme hatası”na düşen Funda Uncu..  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;
“Çevirme hatası”, bir “çeviri  hatası”na dönüşerek  kitabın adında porno kelimesi eklemek suretiyle vukuu  bulmaktadır, çünkü kitabın orjinal adının İngilizce-Türkçe sözlüklerde ki Türkçe  karşılığı  “burun çekmek, koklamak” vb ifadelere denk düşmektedir. Misal,  kitabın adını buradan yola çıkarak “Sümüklü Bakkal” tarzı bir sıfat tamlaması  ile karşılamış olsaydı çevirmenimiz, aşağıda anlatılacakların belkide hiç birisi  başına gelmeyecekti. &lt;br /&gt;
İstanbul Basın Savcılığı, Ayrıntı Yayınları’ndan  piyasaya çıkan kitap hakkında müstehcen olduğu gerekçesi ile bir “muzır”  soruşturması başlattı, bu soruşturma kapsamında çevirmeninde ifadesinin alınması  gerekiyordu elbette, buraya kadar yasal ya da toplumsal anlamda ters bir durum  yoktu zaten..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günlerden bir gün, kitabın çevirmeni  Funda Uncu’nun  Bodrum’daki evinin telefonu acı acı çaldı. Telefondaki sesin seçtiği kelimeler  Funda Hanım’ın ifadesine göre aynen şöyleydi; &lt;br /&gt;
“Acil karakola gelmeniz lazım.  İki defa geldik, kapıyı açmadın. Seni zorla götürürüz”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi  televizyonunu yeni açanlar için kısaca bir açıklama yapmak istiyorum, ülkemizde  ve dünyada da, postacılar kapıyı maksimum iki kez çalarlarken, Türk polisi  kapıya maksimum iki kere uğrar.. İki kere de açılmayan kapılar postacı ve polise  karşı direniş sayılacağından, zorlama söz konusu olacaktır.  “Siz” ile başlayıp  saniyeler içinde samimiyete döküken “sen” li cümleler zaten karakolda  yaşanacaklar hakkında bir ipucu verse de, Funda Hanım karakolun yolunu tutar  elbette. İki kez kapıya gelen polisi artık ikiletmeden, telefondaki sesin de  dediği gibi “acilen”  ikilemek gerektiği ortadadır.&lt;br /&gt;
Bu olayın ardından,  “Kara”kolda dört saat geçiren Funda Hanım, savcılığa şikayet etmesi ile son  bulan hikayesinin kısa özetini aşağıdaki gibi aktarmıştır,  gazetelere...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"Bir polis beni karşısına aldı. Dosyayı fırlattı. ‘Bunlar  bize fazla gelir’ dedi. Sonra birden bana, ‘Sen manken misin?’ diye sordu.  Ardından da, ‘Bu karakola düştün mü hiç?’ diye devam etti. Sen böyle bir kitabı  nasıl yazdın’ dedi. Yazmadığımı, çevirdiğimi söyleyince de ısrarla, ‘Sen bu  kitabı okudun mu? Ne yaptığının farkında mısın?’ diye üzerime geldi. Gördüğüm  adi suçlu ve fahişe muamelesi öyle ağır geldi ki ağlayarak dışarı çıktım.  Hayatımda ilk kez böyle bir şey başıma geldi."&lt;br /&gt;
Kısa ve öz konuşmayı sevdiği  belli polis abimizin sözleri üzerinde biraz kafa yorarak, Funda hanımın gördüğü  muamele hakkındaki düşüncesini kendi içimizde değerlendirebiliriz  belki..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Bunlar bize fazla gelir” &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1.Kitaptan porno okumayız biz  pornoyu ekrandan izleriz&lt;br /&gt;
2.Kitap okumayız biz, bizim aklımız bize  yeter&lt;br /&gt;
3.Porno bizi aşar, “bel”imizden geldiğince yaşar gideriz&lt;br /&gt;
4.Bu ülkede  öyle ulu orta porno muhabbeti yapılmaz, kitapçılarda hiç satılmaz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Sen  manken misin?”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1.Bu kitabı yazdığına göre biliyosundur sen bu porno  işini, manken misin?  &lt;br /&gt;
2.Bu ülkede mankenler çoğunlukla porno  yıldızıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Bu karakola düştün mü hiç?”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1.Bu ilk suçun  mu?&lt;br /&gt;
2.Pornocu bir manken olduğuna göre sen iş üstünde bir kaç kez  yakalanmışsıdır zaten, bizim karakola ilk düşüşün mü? &lt;br /&gt;
3.Bu karakola bi düşen  pişman, bi de düşmeyen.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu güzel sohbetin ardından kitabın yazarı değil  çevirmeni olduğunu söyleyen Funda Hanıma sorulan  ilk soru :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Sen bu  kitabı okudun mu?”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1.Çevirmen ne ki?&lt;br /&gt;
2.Kitabı elinde evirip  çevireceğine okuyaydın, şimdi neden burada olduğunu daha iyi anlardın.  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Ne yaptığının farkında mısın?”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1.Savcılık peşinde,  toplumun  ahlakını bozmaya çalışmak neymiş göreceksin. Kaç öksüzün yetimin hakkını  bulacağız üzerinde haberin var mı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben şimdi bu kitabı size mi  öneriyorum? E reklamın iyisi kötüsü olmaz özünde, ama amacım bu  değil..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karikatür dergilerini muzır neşriyattan sayan zihniyeti merak  edenler için amme hizmeti yapayım dedim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
E ne de olsa karakolda AYNA  var!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fasulya&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-8675226229572649042?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2011/06/karakolda-ayna-var.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/-SZQMuCGtz-Y/Te9OuLc3tXI/AAAAAAAAAgc/D6iRRI8b_40/s72-c/imagesCA6B1L6G.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-6801629312535879574</guid><pubDate>Wed, 18 May 2011 20:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-05-18T23:04:51.302+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İlgimi çekti</category><title>SERENAD - ZÜLFÜ LİVANELİ</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-l0xW7k4DmhQ/TdQmTeiMqzI/AAAAAAAAAgY/htE5wDlCSdY/s1600/getimageV3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-l0xW7k4DmhQ/TdQmTeiMqzI/AAAAAAAAAgY/htE5wDlCSdY/s1600/getimageV3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;Dörtyüzseksenbir sayfalık bir maceranın  ardından kitabın son sayfasına geldiğimde, bir değil de, birden çok kitabı  tamamlamışım hissine kapıldım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aklımda kalanlar, siyah renkli iki karton  kapaklı bir kitabın içinden&lt;br /&gt;
değilde, az önce yaşamlarından ayrıldığım bir çok  insanın dudaklarından dökülmüştü sanki.. Bazen bir annenin, bazen aşık bir  adamın, bazen hayatta oğluyla tek başına mücadele eden genç bir kadının, bazense  aynı karında yatmış olmasına rağmen hayata bambaşka bir pencereden bakabilen bir  abinin yürek odalarından az önce ayrılmış gibiydim..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Serenad'ı &lt;/span&gt;  &lt;span&gt;ilk yayınlandığı dönemde bir gazetenin kitap  hakkında Sayın Livaneli ile yapmış olduğu bir roportaj sayesinde duymuştum.  Kitabın konusu oldukça etkileyici gelmekle beraber, hikayenin kahramanının bir  kadın olması ve bir erkek tarafından kitap sayfalarında canlandırılması daha da  ilginç gelmişti. Bu bilginin ardından hemen alma fırsatı bulamadığım kitabı  ancak bu roportajı okumamdan bir ay sonra alabildim. Kitabın üzerinde kırkıncı  baskı yazıyordu. Henüz otuz gün geçtiğini düşündüğüm bir zaman sonra kırkıncı  baskı ibaresini görmenin beni şaşırttığını itiraf etmek zorundayım. Hatta bir  arkadaşımla acaba her baskıda onar kitap mı basılıyor diye bile düşündük bu konu  üzerinde konuşurken..&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span&gt;Kitap Doğan Kitap'tan yayına çıkmıştı. Hikaye  2001 yılında İstanbul Üniversitesinde görev yapan bir halkla ilişkiler  görevlisinin Amerika'dan gelen bir &lt;span class="yshortcuts"&gt;Alman&lt;/span&gt; profesörü  karşılaması ile başlıyordu. Başlangıçta hikayenin kahramanı Maya Duran'ın genel  hayatına ve düşünce dünyasına giriş yapıyor, arkasından hızla Nazi Almanyası ve  o dönemde çekilen acılara, aynı dönemde Türkiye'ye sığınan Alman-Yahudi  Profesörler ile birlikte İstanbul Üniversitesi'nin ve Türk Akademik hayatının  tarihine, Kırım Türklerinin yaşamlarındaki acı dolu günlere ve pek çok ailenin  geçmişindekine benzer tarihsel buluşmalara yelken açıyordunuz. Zaman zaman ise  bu tarihten tamamen sıyrılıp, evladınızla aranızdaki ilişkiyi sorgulamaya  başlarken bulabiliyordunuz kendinizi tam da hayatın ortasında..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun  yanısıra Livaneli'nin hayata ve tarihe bakışını oldukça etkili yansıttığı  cümleleriyle, özellikle kitabın ortasından sonuna kadar sürükleyici ve  etkileyici, hatta zaman zaman sırtınızı gerecek kadar stresli olan bir yolculuğa  başlıyor ve bir kadının hayatında gerçekleşen beklenmedik gelişmelerle kendini  yenilemesi ve hayat çizgisini nasıl değiştirdiğini zaman zaman üzülerek, zaman  zaman hayranlıkla takip etme şansı buluyordunuz.&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span&gt;Başından da soylediğim gibi kitap boyunca bir  yandan hikayenin akışına kapılırken, öte yandan bir erkeğin bakış açısından bir  kadının yaşam karşı direnişini okurken, ister istemez kendi içimde de  değerlendirmeler yaptım. İtiraf etmeliyim ki yok denecek kadar az bir bölümde  farklı düşüneceğimi ya da davranacağımı hisettim. Bu anlamda da Livaneli'yi  tebrik ettiğimi ayrıca belirtmek istiyorum bu yüzden.&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span&gt;Bana göre imkansız gibi görünse de, devletler  yerine sadece insani duygularla yönetilen bir dünyanın daha az acımasız ve  paylaşılabilir olabileceğini, uygulanan politikaların devletler düzeyinde  başarılı ya da etkili görünsede, insani boyutta ne kadar büyük haksızlık ve  acılara neden olabileceğinin hikayesini bulacaksınız bu kitapta.&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span&gt;"Serenad" okunmaya değer bir kitap gerçekten..  Okuma grubunun ilk konuğu olan bu kitaba dair mesajımı yine kitabın yazarına air  bir söz ile bitirmek istiyorum izninizle..&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span&gt;"Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı  sevmekle başlayacak her şey..." &lt;span class="yshortcuts" style="border-bottom-color: rgb(54, 99, 136); border-bottom-style: dotted; border-bottom-width: 2px;"&gt;Zülfü  Livaneli&lt;/span&gt;..&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span&gt;Saygı ve Sevgilerimle&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
Fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-6801629312535879574?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2011/05/serenad-zulfu-livaneli.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/-l0xW7k4DmhQ/TdQmTeiMqzI/AAAAAAAAAgY/htE5wDlCSdY/s72-c/getimageV3.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-3432691946067512053</guid><pubDate>Fri, 28 Jan 2011 22:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-01-29T00:17:00.186+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Atatürk Olmasaydı</category><title>ATATÜRK OLMASAYDI, BİZ BUGÜN...(2)</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_vs6RyQTEllY/SXJfGJR9P1I/AAAAAAAAAPg/fnF9OJeCXmc/s1600-h/51.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292397071288844114" src="http://2.bp.blogspot.com/_vs6RyQTEllY/SXJfGJR9P1I/AAAAAAAAAPg/fnF9OJeCXmc/s320/51.jpg" style="cursor: hand; float: left; height: 222px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;FARELİ KOYÜN KAVALCISI OLMAK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Hiç kimsenin bir itirazı olduğunu düşünmediğim birinci adım şöyleydi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"Türk ulusunu ve ordusunu, yurdumuza girmiş olan düşmanlara karşı, ayaklandırmak ve örgütlemek"&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yıpranmış, bıkkın ve zor ayakta duran bir insan topluluğunu, herhangi bir şey için gaza getirmek ve dahası onları gaza getirilmek istenen bir konuda örgütlemeye çalışma fikri, aslında oldukça "çılgın"ca gözüküyor bana şu anda... İnsanın ömrünü tüketecek kadar zorluk ve direnişle karşılaşılması muhtemel bir durum hatta. Kadercilik kadar kolay bir yöntem dururken, hani şu Amerikan filmlerinde olduğu gibi, tam yıkılmışken, birden doğrulup mücadeleye devam etmek ve başarı ummak, o günün şartlarında bir hayalperestlikten öte algılanmasa gerek diye düşünüyorum bu yüzden. Bu insan topluluğunun kendilerine sağlanacak geçim, rahatlık ve benzeri vaadlere daha kolay kanacağı düşünülürse hele bir de. İnsanlar o zaman da, bu günkü gibi bireysel düşünme eğiliminde olmalıydılar. Onlar bizim gibi bir ulusun kurtuluş hikayeleri ile büyümemişlerdi üstelik. Bir imparatorluğun artakalanı durumundaydılar ve mücadeleden çok korunma ve sığınma ihtiyacı içindeydiler. Korku ve bu tür baskılar altında olan bu insan topluluğunun mücadeleye devam etmesini istemek, onlara haksızlık etmek, insan üstü bir mücadele ve fedakarlık istemekle eş anlamlıydı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mustafa Kemal bu mücadeleye başlarken, kendisine mi çok güveniyordu, Anadolu halkına mı? Eğer güvendiği kendisi idiyse, gerçekten delilik derecesinde kör bir cesareti olmalıydı. Ben o günlerde Mustafa Kemal'in dostu olsam, diyeceğim "Dostum, kendini yok edeceksin" olurdu. Anadolu halkına güveniyor idiyse eğer, bu güvenin kaynağı neydi? Herkesi kendisi gibi mi sanıyordu? İnsanların özgürlük kelimesini duyunca, büyülenmiş gibi ardından geleceğini mi sanıyordu acaba? Bütün bir ulus adına kendi başına karar verecek güç ve cesareti nereden buluyordu? Neden yurt dışına gidip orada yaşamıyordu? Bir kahraman olmak isteyecek kadar çocuk ruhlu muydu? Bütün bu soruların cevabını biliyor ve yazacak olduğumu sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Bilmiyorum. Bilen varsa ve benimle paylaşırsa çok memnun olurum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci adım ise "Türk halkını, Osmanlı hükümetine, padişaha, halifesine karşı ayaklandırmak ve örgütlemek"ti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anlatılanlardan soyutlayarak, cümleyi okuduğunuzda aklınıza ilk gelen ne olurdu? Ben kendiminkini söyleyeyim "Devlet Düşmanı".&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ikinci adımdan sonra, birinci adım sonucu sorduğumuz sorulara şöyle bir cevap üretebiliriz rahatlıkla, Mustafa Kemal yine filmlerde sıkça gördüğümüz dünyayı yönetme hevesinde bir adamdı ve bu uğurda her şeyi göze almıştı. İktidar hırsı bu genç adamın benliğini ele geçirmiş, devletin zayıflığından faydalanarak, emeline hizmet eden eylem planını hayata geçirmeye hazırlanıyordu. Bu koşullar altında iki kurumu yıkması gerekiyordu. Padişah ve Halife... Bu durumda din düşmanı değildi, tek amacı iktidarı ele geçirmekti. Ama aynı zamanda biraz da saf olmalıydı, çünkü tek bir insanın koca bir ulusu galeyana getirip de "Ben sizin atanızım, ben ne dersem o olur" demesi biraz uçuk bir düşünceydi. Ayrıca Osmanlı zaten yıkılıyordu, düşmanla iş birliği yapıp, düşene bir tekme de onun vurması zor bir durum değildi. Ne diye zor olanı seçmişti ki? Yaftayı koyalım..Mustafa Kemal kolay bir galibiyet istemiyordu, aynı zamanda bir Makedon olarak Anadolu halkının iyice ezilip, kendi iktidara geldiğinde kafasını kaldıracak güçte olmamasını istiyordu. Düşmanla iş birliği yapsaydı, o zaman iktidarı onlarla paylaşması gerekirdi, oysa o "Tek Adam" olma sevdasındaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ne diyorsunuz buraya kadar anlattıklarıma, olamaz mı? Bu da bir senaryo nihayetinde, İnandırıcılığı da yok değil, öyle değil mi? Ne güzel çözümlüyoruz hep beraber Mustafa'yı... Tarih ne yazarsa yazsın, s,z,n hangi pencereden baktığınız önemlidir. Ne anladığınız ve nereye varmak istediğiniz. En kanıta dayanan, tarihe mal olmuş olayları bile saptırmak çok kolaydır. Zaten yakın tarih dışında kalan en eski tarih hikayelerinin çoğu da senaryolaştırılmamıştır biraz da.. Sonuç olarak dünya tarihi yoruma dayalıdır. Aynı olayları farklı bakış açılarıyla hepimiz farklı algılar, farklı yorumlayabiliriz. Önemli olan varmak istediğimiz yere tarihsel kanıtlar bularak varmak mıdır? Kendi fikirlerimiz yokmuş gibi, artık hayatta olmayanların fikirlerine sarılarak mı amacımıza ulaşabiliriz sadece.. Onları karalamak da yüceltmek de çok kolay.. Zor olan kendi fikirlerini kendi başına savunabilmek ve ifade edebilmek değil midir? Bu başlı başına bir yazı olabilir sanırım, biz işimize bakalım...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bakalım tarih bundan sonra tezlerimizi destekleyecek mi, çürütecek mi devam edip görelim..&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-3432691946067512053?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2011/01/ataturk-olmasaydi-biz-bugun2.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_vs6RyQTEllY/SXJfGJR9P1I/AAAAAAAAAPg/fnF9OJeCXmc/s72-c/51.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-3963250813234692825</guid><pubDate>Tue, 07 Dec 2010 07:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-12-07T09:46:18.697+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Teşekkürler</category><title>Van'daki Geleceğimize Destek Olun!</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_vs6RyQTEllY/TP3liiwpgCI/AAAAAAAAAgM/QLHCBMfjpa8/s1600/148192_1736101732485_1536845283_31796508_3648708_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_vs6RyQTEllY/TP3liiwpgCI/AAAAAAAAAgM/QLHCBMfjpa8/s1600/148192_1736101732485_1536845283_31796508_3648708_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;HİÇ UMUDUMU KAYBETMEMİŞTİM ARTIK BİR DALIMIZ KIRIK KANADIMIZ YARALI....&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet sevgili dostlar ben ve dava arkadaşlarım uzun süredir doğuda her türlü örgüt ve cemaatle mücadele ediyoruz.Nerdeyse hergün tehditler aldık,kapımıza bombalar bırakıldı , Siyasi iktidar tarafından engellenmek istendik ama yılmadık devam ettik.17 ayda binlerce insana Atatürkü anllattık.Seçimlerde CHP nin 800 oy aldığı yerde halkın içine indik Refarandumda PKK nın en etkin olduğu yerlerde 13 bin HAYIR çıkardık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hiç umudumu kesmemiştim taaki bugün bir cemaatçi hocanın bana bakalım kaç öğrenci giydireceksiniz diyinceye kadar.Bugün kampanyamızın 13.günü ve şuan elimizde sadece 9 bot var.Evet artık burda hr cephede canıyla savaşan ben ve dava arkadaşlarımın dalı kolu kanadı kırıldı hep umudumuz vardı sizlerle bizlere destek olacağınızı yanlız bırakmayacağınızı sanıyorduk.Ama şimdi yolda arkamıza baktık sadece arkamızda bize gülen alay etmeye başlayan bölücüler gericiler cemaatçiler kalmış.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
TEŞEKKÜRLER TÜM ATATÜRK CUMHURİYETİNİ SAVUNAN DOSTLARIMA DAVA ARKADAŞLARIMA.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Murat YİĞİT&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: center;"&gt;Sevgili Dostlar ! Anneler, Babalar! Gençler ! Öğretmenler!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Van ADD Başkanı Murat Yiğit arkadaşımızın çığlığına kulak verelim mi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Van’da cemaatçilerle, ayrılıkçı PKK’lılar arasında sıkışıp, iki arada bir derede kalmış yurttaşlarımıza, onların çocuklarına, gerçekte kendi geleceğimize sahip çıkıp&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Hattı müdafaya değil ! sathı müdafaya katkı verelim mi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Ne yapabiliriz ? diye soran Cumhuriyetçi dostlar !&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Hiçbir işte gelecek yoktur !&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Gelecek yapanın ellerindedir !&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Yapalım mı?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Tasada ve Kıvanç ta !&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Biz yapabiliriz…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Dostlukla.,&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Demet Günoğlu&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;İzmir CUMOK (Cumhuriyet Okurları) temsilcisi 533 765 52 67 (izmircumok@gmail.com)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Not: Bir bot bedeli 20 TL. Murat Yiğit . Denizbank Van ŞB. 2500 /665216-351&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;IBAN TR 35 0013 4000 0006 6521 6000 01&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-3963250813234692825?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2010/12/vandaki-gelecegimize-destek-olun.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_vs6RyQTEllY/TP3liiwpgCI/AAAAAAAAAgM/QLHCBMfjpa8/s72-c/148192_1736101732485_1536845283_31796508_3648708_n.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-4910061384622287807</guid><pubDate>Thu, 25 Nov 2010 09:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-11-25T11:25:26.705+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>Paşa dedem, Mustafa Kemal...</title><description>Bu sabah aldığım bir mesaj, 87 yıl öncesi ile 87 yıl sonrası kıyaslanıyordu. Nasıl başlanıp, dilim varmıyor olmasa da, nasıl sona erdiğini çok net gösteriyordu bu mesaj.. 87 yıl önce dediğimde yarınızdan fazlanız neden bahsettiğimi anlıyor olacak biliyorum.. Çünkü 87 yıldır bu milletin birlikte yaşadığı bir kavramdan söz ediyorum. Her sene bir artan ve o kadar senedir dediğimiz ama aslına bakacak olursanız, tanımaya, anlamaya çalışmadığımız bir sıra arkadaşı o bizim için.. Oysa sevmek anlamaktır, anlamaksa tanımak...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk cümleleri şöyle diyordu mesajın ...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"87 yıl önce onlarca farklı etnik kökenden mucizevi şekilde bir devlet kurmuştuk...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
87 yıl sonra bir devletten yine mucizevi şekilde iki-üç devlet çıkarma sevdasına kapılanlarla uğraşıyoruz!"&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ve şöyle son buluyordu...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"87 yıl önce geleceğimiz vardı...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
87 yıl sonra yarının ne getireceğini bilemez olduk!"&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Algınıza ve bilginize göre sizler de doldurabilirsiniz arada kalan satırları eminim.. Ama algınız da, bilginiz de ne olursa olsun.. Satırlar çoğaldıkça siz de benim gibi anlayacaksınız ki, evdeki hesap çarşıya hiç mi, hiç uymamış.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu toplumun bir devrime ayak uydurması 87 yıl sürmüş ya da ayak uydurduğunu sanması.. Yapılan devrim, devrim olarak olarak kalmış ama asla bir&amp;nbsp;evrim sağlanamamış.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belli ki 87 yıl önce yapılanlardan aslında hiç bir şey anlanmamış.. Sahnede bir sihirbazı izler gibi, heyecan ve coşkuyla alkışlanmış her şey.. Sihirbazın yaptıklarını evde denemek istemişiz ama olmamış.. Olmadığını söylemeye belki yüzümüz tutmamış, yapmışız gibi göğsümüzü gere gere biz başardık demişiz 87 yıl sadece.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oysa evdeki hiç bir şapkadan henüz tavşan çıkmamış.. Hala bir hevesle saklanan o cumhuriyet şapkası, öylece kalakalmış evlerimizde, duvarlara astığımız ve üzerine toz kondurmadığımız, kutsal kitabımız ile birlikte.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Derken kiminin şapkası, kiminin kitabı kaybolmuş gitmiş zaman içinde.. Geriye kalanlar, geriye bırakılanla yetinmek zorunda kalmışlar o yüzden.. Kimi şapkasını, kimi kitabını, kimi ise her ikisini birden yerleştirmiş evinin başköşesine..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu&amp;nbsp;toplum 87 yıl, 87 yıl önce atılan tohumlar kendiliğinden yeşerecek sanmış, bu toprakları kanlarıyla sulayanların, sırtlarında mermi bu toprakları arşınlayanların elde ettiği o koskoca cumhuriyet tarlası, bir daha hiç onlar gibi bakılmamış oysa..&amp;nbsp;Yeni tohumlar ekeceğimize, kendiliğinden yeşerecekleri kaptırmama sevdasında bir grup korkuluk olarak yaşamışız sadece ..&amp;nbsp;Oysa ne ekmediğimiz, ne de ekip de bakmadığımız tohum büyümemiş bu tarlada.. Bir kere yeşeren o tarla, bir daha eskisi gibi ürün vermemiş kimseye.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Korkulukları ne kadar çoğaltsak da, kalanları da kargalara kaptırmamaya yetmemiş gücümüz.. Mustafa Kemal'in kovaladığı kargalar ekilen tohumları korumak için olsa da.. O tohumları ekecek bir dayınıın da lazım olduğunu hatırlamamış kimse..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
87 yıl önce bağımsızlık mücadelesi verenler&amp;nbsp;tam anlamıyla kan-ter içinde kalıp sulamışlar bu toprakları.. Bu dünyadan ayrılmadan önce hazırlamışlar&amp;nbsp;kalanlar için her şeyi.. O kadar yorgunmuşlar ki.. Mücadeleciliklerinden, bir yorgunlukları kalmış yeni nesillere oysa...Atalarının yorgunluğundan gözünu acamayan nesiller sonunda derin bir gaflet uykusunda bulmuşlar kendilerini..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
87 yıl önce sahnedeki sihirbazın yaptıkları&amp;nbsp; kadar iyiymiş ki.. Deneyip tekrar yapamayınca, ellersek bozulur telaşına kapılmış bu millet ve olduğu gibi muhafaza etmiş&amp;nbsp;herşeyi.. Paşa'dan miras aldığı gibi.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonunda devrimlere sahip çıktığını sanmış boyle.. Onlar öyle güzel, öyle başarılı, öyle umut vadediciymiş ki, ışıltılar içinde&amp;nbsp;sımsıkı korunmuşlar bozulmasınlar diye.. Öylece.. El değmeden.. Üzerine hiç bir yenilik eklenmeden.. Kimsenin de olamamışlar&amp;nbsp;o yüzden..&amp;nbsp;Hakkında konuşulmadan, ellenmeden, yüreklere işlenmeden bir müzenin raflarında&amp;nbsp;nöbet bekleyen nesneler gibi kalmışlar.. Evlerdeki&amp;nbsp;şapkalar gibi.. Kimse o şapkanın altında bir sihirbaz olmayı denememiş bir daha.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Paşa dedemizin resimlerini duvarlardan indirmeye başladıklarında anlamış bu toplum aslında üzerine bir taş bile konmayan devrim mirasının artık tükendiğini... O ışıl ışıl devrimlerin bir ampülün ışığında matlaştığını..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Paşa dedenin mirasından öteye geçememiş Cumhuriyet yeni nesiller için bu yüzden..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mirasyedi bir toplum&amp;nbsp;yaşamış 87 yıl bu ülkede..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama hazıra dağ dayanmamış ne yazık ki..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir masalmış geçen yıllar.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-4910061384622287807?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2010/11/pasa-dedem-mustafa-kemal.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-5604683349157653625</guid><pubDate>Wed, 24 Nov 2010 09:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-11-24T11:26:17.322+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güncel</category><title>Candan açtık cehle karşı bir savaş !</title><description>Öğretmenler gününde nedense ilkokul öğretmenimi hatırlarım önce, çok sevdiğimden değil aslında, ama sanırım beş yıllık bir beraberliğin izleri kolay silinmiyor insan hafızasından.. Kırk yaşıma geldiğimde yüksek sesle söyleyebiliyorum ilkokul öğretmenimi aslında hiç sevmediğimi.. Bunca yıldır belkide hiç edinmediğim sevgimden, saygım kalmış yine de geriye.. Yine bile içim sızlıyor bunu itiraf ederken, tıpkı çocukken İstiklal Marşı çaldığında ayağa kalkmamayı günah sandığımda hisettiğim gibi.. Günahı ne sanıyordum ondan da çok emin değilim oysa.. Ama saygımının sevgimin önüne geçtiği değerler edindirildiğim kesin.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hani tartışılıp duruyoruz ya bu değerleri şimdilerde, olmalı mı olmamalı mı diye.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Andımız okunmalı mı, İstiklal Marşı söylenmeli mi, din mi elden gidiyor, biz mi elden&amp;nbsp;gidiyoruz?&lt;br /&gt;
Mustafa Kemal aslında öyle değildi böyleydi. &lt;br /&gt;
Eğitim sistemi göçtü vs. vs.&lt;br /&gt;
Tamam bunların hepsi tartışılmalı belki, iyileştirilmeli kavram olarak, her keseye uygun hale getirilmeli belki, belki değil kimine göre.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ama bu tartışmanın amacı var olan bir şeylerin daha iyi olması için çaba sarfetmek değil midir? Bu topraklarda yıllardır değer olarak saydığımız, bizi bir birimize bilinçsizde olsa kenetleyen pek çok değeri yok ediyoruz biz oysa. Doğruluklarını veya yanlışlıklarını tartışmıyoruz, revize de etmiyoruz, düpedüz yok ediyoruz hep birlikte. Sonra da birlikten beraberlikten söz ediyoruz, olması gerekenin neden olmadığından.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaçırdığımız nokta şu ki aslında bu değerler doğru veya yanlış bizi&amp;nbsp;arada tutan değerler.. Beni bu ülkeye, bu ülkenin insanına, bu ülkenin sahip olduğu her şeye yürekten bağlayan değerler. Öğretilmiş olsalar da, üzerimde bir kısmı eğreti duruyor olsa da.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yaşımda ilkokul öğretmenimi aslında hiç sevmediğimi itiraf edemeyecek kadar öğretmenlik mesleğine saygı duyuyorum ben hala.. Tartışmasız saygı duymam gerektiğini biliyorum. Ne ara bunu bana işlediler hiç bir fikrim yok, ama yerleştirilmiş bir duyguya sahibim. Hangimizin çocuğu böyle hissediyor öğretmenine karşı bu günlerde.. Hangimiz çocuğumuzun&amp;nbsp;öğretmenine hissediyoruz şimdi böyle..? Cevap vereyim hiç birimiz.. İnsana saygımız var mı belki onu tartışmalıyız önce.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elbette&amp;nbsp;bu mesleğin layıkıyla yapılıp yapılamadığını, neler yapılabileceğini&amp;nbsp; tartışmalıyız, elbette hataları uyarmalıyız. Ülkemizin geleceğini emanet ettiğimiz öğretmenlerimizden her zaman daha iyisini, daha fazlasını istemeliyiz. &amp;nbsp;Önemli olan onu değerler listesinden düşürmeyecek düzeyde tartışarak iyileştirmek olmalı. Oysa biz ağzımıza sakız ettiğimiz her şeyin içini boşaltıyoruz bu günlerde.. Onları parçalıyor ve yok ediyoruz.. Yerlerine koyacak yenileri de yok üstelik elimizde.. Kendimize iyilik mi yapıyoruz sahi boyle...?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü içimde eksilmeyen o derin saygı ile kutluyorum..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-5604683349157653625?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2010/11/candan-actk-cehle-kars-bir-savas.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-1704911421933597242.post-8382449880127961739</guid><pubDate>Sun, 19 Sep 2010 09:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-19T12:08:57.032+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">aklıma bişi geldi</category><title>Üç Kelime..</title><description>Sarı Zeybek Belgeseli ile kapıldığım rüzgarından kopuşum "Mustafa" filminden çook daha öncesine dayanır Can Dündar rüzgarından.. Yılmaz Erdoğanı da arşivimden henüz çıkarmadığım yıllarda, "Cebimden Kelimeler"i izlemek için katıldığım Gazeteciler Cemiyeti'nin düzenlediği bir gecede, Yavuz Bingöl'ünde sanatçı olarak katıldığı organizasyonun sunucusu idi kendisi..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O zamanlar tam da kavrayamadığım, ama içimde bir şeyleri cız ettiren kürt propagandası kokan gecenin bugünlere bizi taşıyacağını akıl edemesemde, anlamlandıramadığım bir uzaklaşima yaşatmıştı bana. Yine de güzel bir oyun izleyebilmenin telaşına düşmüş ruhumu ikna edebilmiş belkide terketmem gereken o sandalyeden kalkamamıştım nedense..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yapımcı olarak başarısının yanısıra, hepimizin duygularını ifade edebilen kelimelerin efendisi olabilme gücündeki o adam, o gece sahnede elinde mikrofon, ne bir sanatçı, ne bir yazar ne de bir yapımcı, ne de bir yönetmendi.Sıradan, senden benden biri gibi rahat konuşuyor, belli ki daha önce söylemeyi planladığı şeyleri anlatırken, kelimeleri seçmiyor, zaten doğal yeteneğine olan bir güvenle, teklemeden ardı ardına sıralıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üç kelime kazındı oysa benim hafızama o geceden, henüz varlığından rahatsızlık duymadığım etnik bir açılımdan gayrı üç kelime.. "Tükürüklü Yeşilçam sanatçıları..." diyivermişti, sahnedeki o adam birden bire.. Ne başını, ne sonunu hatırladığım o cümle ortalama onbeş senedir, Can Dündar adını her gördüğümde ya da duyduğumda, hafızamdan fırlayıp beynimde yankılanmaya devam eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yılmaz Erdoğan'ın cebindeki kelimelerden feyz almak için katıldığım o gecede damağımda acı bir tat kaldı sadece.. ve Can Dündar'ın dudakları arsından dökülen bu üç kelime..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mustafa filmini yaptığında hiç şaşımadım belki de o yüzden.. Belki de o yüzden daha eleştirileri bile çıkmamışken gitmeme kararı almıştım, ki bilenler bilir Mustafa Kemal'in kişisel kahramanım olduğunu... Duyduklarımla bir kez daha canımı yakmış olsa da bu filmin ardından, o gece söylediği o üç kelimenin ardından, çocukluğuma ait özene bezene sakladığım hatıralarımdan Adile Naşit, Hulusi Kentmen, Nubar Terziyan ve daha pek çok Türk Sinemasına emek vermiş insanın yüzleri belirmişti gözlerimin önünde.. Bir ihanete kalkan bıçak gibi inmişti her hecesiyle hem yüreğime, hem beynime..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu muydu o hiç birimizin yapamadığı kelimelerle ile duyguları somutlaştıran adam, bu muydu ne kadar sakınsamda yüreğime dokunacak bir kaç cümleyi, yumuşak ve sakin bir ses tonu ile içime işlercesine seslendiren o adam.. O gece ne sevgiye dair, ne saygıya dair bir iz yoktu sesinde veya sözlerinde..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nereden mi aklıma geldi bütün bunlar şimdi.. Dün akşam bir alışveriş merkezinde, babası ile yemek yiyordu hemen bir kaç masa ötemde.. Emin olamadığımdan takıldı bakışlarım önce, sonra aklımda üç kelime.. Yüzünde kaleminden dökülen hislerine dair bir iz aradım yine nedense.. Bir ünlüyü ya da tanıdığı görmüşten çok, ifadesiz bir heykelde anlam aramaya çalışıyormuşcasına meraklıydı bakışlarım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından babası önde, o arkada geçtiler önümden, anlamlandıramadığı dik bakışlarıma takıldı o da bir kaç kez, yüzünde belki biraz sonra konuşmaya çalışacağım, ya da hayranlığımı dile getirebileceğimi bekleyen ama yine de sakınan bir ifadeyle.. Sebepsizce babası ile yüzünü karşılaştırdım benziyorlar mı diye.. Yetmişli yaşlarında olduğunu sandığım babasının hasta görünümü hüzünlendirdi yine bir an içimi, evladı ile bir yemek yemişti dışarıda.. Ardından gelen o evlat ile yürüyen babasını izlerken, gurur mu duyuyor acaba diye düşündüm kendi kendime.. Evladı ile gurur duymak her babanın hakkı.. Neden üzüldüm o baba için açıklayamadım o an için kendime..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orada o geceden çok yıllar sonra sıradan bir günde, sıradan bir yerde üç kelimenin çığlıkları çınladı yine beynimde.. Yazık diyebildim sadece.. Oysa böyle bir yetenek ne kadar güzel amaçlara hizmet edebilir istese.. Oysa ben ne kadar hayran olabilirdim o zaman kendisine..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fasulye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1704911421933597242-8382449880127961739?l=fasulyeningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://fasulyeningunlugu.blogspot.com/2010/09/uc-kelime.html</link><author>noreply@blogger.com (Fasulye)</author><thr:total>4</thr:total></item><language>en-us</language><media:rating>nonadult</media:rating></channel></rss>

