<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" standalone="no"?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><rss xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" version="2.0"><channel><title>Kayıp Paylaşımlar Koleksiyoncusu</title><description>♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı...</description><managingEditor>noreply@blogger.com (bodakedi)</managingEditor><pubDate>Fri, 12 Jun 2026 19:23:30 +0300</pubDate><generator>Blogger http://www.blogger.com</generator><openSearch:totalResults xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">6884</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">25</openSearch:itemsPerPage><link>http://www.bodakedi.com/</link><language>en-us</language><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı...</itunes:subtitle><itunes:category text="TV &amp; Film"/><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><item><title>Not Suitable for Work: Manhattan’dan İşkolik Gençlik Manzaraları</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/06/not-suitable-for-work-manhattandan.html</link><category>Dizi Kritik</category><category>Dizi Raporu</category><category>Kritik</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Fri, 12 Jun 2026 19:22:41 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-405412069666016244</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhlDoXQx9DhyphenhyphenuLAZYxondS8GlP09fdI1DfGBrJvT_2hZL0KXLMDnfU92De_jsr0nLnHgX_Z73orWRfX_DCih22xeeoFb1OnCcQsUZkVMRfJUrb3zmM04DB36VPSdx3e2ablB6Jo7-ALhSMokyWfZoO80vBNtRcBXecJrKRGESgv8mgZ_tkDPLLEXQ/s598/Not%20Suitable%20for%20Work.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="598" data-original-width="480" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhlDoXQx9DhyphenhyphenuLAZYxondS8GlP09fdI1DfGBrJvT_2hZL0KXLMDnfU92De_jsr0nLnHgX_Z73orWRfX_DCih22xeeoFb1OnCcQsUZkVMRfJUrb3zmM04DB36VPSdx3e2ablB6Jo7-ALhSMokyWfZoO80vBNtRcBXecJrKRGESgv8mgZ_tkDPLLEXQ/s16000/Not%20Suitable%20for%20Work.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ekranların görece kısır yaz döneminde en çok öne çıkan dizisi “Not Suitable for Work” 2 Haziran’da yayımlanan üç bölümle başladı. Beş sezonluk “The Mindy Project” ile tanıdığımız Mindy Kaling’in yeni dizisi beklenen komedi ihtiyacını karşılayacak mı sorularıyla Hulu yapımı olarak ekranlarda. Beş bölümü geride bırakan dizi iki hafta sonra sekizinci bölümle sezon finali yapacak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“The Office”in Kelly Kapoor’u olarak tanınan Mindy Kaling dizi dünyasına yaratıcı olarak katkı vermeye devam ediyor. The Office döneminde üretimde hız kesmeyen Kailing’in sonraki adımı&amp;nbsp; Charlie Grandy ile birlikte yarattıkları 2018’de ekranlara gelen ve on bölümle tek sezonda kalan “Champions” olmuştu. Bir yıl sonra Matt Warburton ile imza attığı “Four Weddings and a Funeral” uyarlaması ile herkesi memnun etmişti. 2020’de çocukluğundan izler taşıyan “Never Have I Ever” ile dört sezonu devirdi. Bu kez yanında Lang Fisher vardı. Justin Noble ile birlikte yarattıkları “The Sex Lives of College Girls”ün üç sezonluk başarısı dördüncü sezon için yayımcı bulamadıklarından mecburen bitti. Ike Barinholtz ve Elaine Ko ile yarattıkları “Running Point”in “Ted Lasso” çakması yorumları arasında kısa sürede iki sezonu devirmesi de bir başka başarı öyküsü. Neredeyse her yıla bir dizi sığdıran ve boş durmayan Kailing’in şimdilik ekranlardaki son projesi “Not Suitable for Work”te bu kez tek başına. Yine benzerlikler teorileriyle eleştiri alsa da Hulu ekranlarının başına geçenler için asayiş berkemal. Dizi ülkemizde de Disney platformunda yayımlanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Manhattan’da yaşayan 20’li yaşlarındaki beş işkoliğin profesyonel başarının peşinden koşarken hem özel hem de iş hayatında ayakta kalma mücadelelerini gerçekçi ve mizahi bir dille anlatıyor. Bu genç beşlinin lise yıllarının ardından hayatlarının yeni dönemine adım atışını konu alan dizi, kariyer başarısı ile kişisel mutluluğa zaman ayırma arasında kaldıkları anları ince bir mizah anlayışıyla ele alıyor. İlk bölümü şaşırtıcı derece uzun olan dizi ana karakterlerini hızlıca tanıtıp sevdirmeye çalışıyor. Manhattan’ın Murray Hill semtinde geçen dizi iki daireden beş gencin yaşama tutunma mücadelesini anlatıyor. İki kız ve üç oğlanın peşine takılmamızı bekliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Kızlardan Abby ünlüleri giydiren bir stilistin kendi işini kurma hayalleriyle dolu asistanı. AJ de New York’un en prestijli yatırım bankasında çalışan çekici ve hırslı analist. Gelelim oğlanlara… Angus, AJ ile aynı işyerinde çalışan finansçı. Beşlinin en enerjik ve her an her şeyi yapabilecek çılgın karakteri olarak komik anların doğmasını sağlayan kilit isim. Dizinin akılda kalıcı tek karakteri aynı zamanda. Kendini beğenmiş idealist zengin Josh da babasının torpiliyle tv’de asistan olarak attığı adımların sonunu hayal eden doğma büyüme New Yorklumuz. Grubun şaşkolozu olarak komedi anlarının ikinci başlatıcısı. Tıp öğrenciliğini oyuncu olma idealiyle bırakan Kel de hayallerine biraz da ailesinden çekinerek ulaşmaya çalışan gencimiz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Oyuncu kadrosunda tanıdık simalar olsa da ismen tanıdığımız kimse yok. Ella Hunt, Avantika, Will Angus, Jack Martin ve Nicholas Duvernay dizinin ana beşlisi. Avantika’nın seksapelini parlatmak, Will Angus’un aranan yeni enerji olduğunu göstermek ve Jack Martin’in aranan yakışıklı olduğunu göstermek gibi beklentisi var. Ana beşliye eşlik edenler ise tecrübeli ağır toplar. Özellikle “Alias” dizisiyle tanınan Victor Garber ve “Ally McBeal”ın ikonik karakterlerinden birine imza atan Greg Germann başta olmak üzere kadro sürpriz konuklarla şekilleniyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Yetişkinler için hayata tutunma rehberi” olarak nitelendirilen ve bunu da kendine özgü mizahi bir üslupla yaptığı söylenen dizinin geride kalan beş bölümü birkaç parlak an dışında beklenenin uzağında. Karakterlerin çoğunluğu klişe. Olaylar da buna paralel olarak hayli tanıdık ve bildik. Yıl olmuş 2026 herkesin korktuğu patronla başlayan ilişki hiç de cazip görünmüyor. Sonrası nereye varır diyebileceğimiz bir şey de yok.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Gençlerin hayalleri peşinde büyük şehirlerde tutunma çabası gibi evrensel konuya odaklanan “Not Suitable for Work” ne güldürüyor, ne de özgün görünüyor. Benzerlerini daha önce defalarca izlediğimiz konuyu yeniden izlememizi sağlayacak hiçbir şey barındırmıyor. Kalan üç bölümde ekstra bir yükseliş olmazsa iptal olan projeler kervanına katılmak üzere yeri hazır görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhlDoXQx9DhyphenhyphenuLAZYxondS8GlP09fdI1DfGBrJvT_2hZL0KXLMDnfU92De_jsr0nLnHgX_Z73orWRfX_DCih22xeeoFb1OnCcQsUZkVMRfJUrb3zmM04DB36VPSdx3e2ablB6Jo7-ALhSMokyWfZoO80vBNtRcBXecJrKRGESgv8mgZ_tkDPLLEXQ/s72-c/Not%20Suitable%20for%20Work.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Women’s Prize for Fiction 2026 Kazananı Virginia Evans’ın “Muhabbet”i April Yayıncılık Etiketiyle Türkçede!</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/06/womens-prize-for-fiction-2026-kazanan.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Fri, 12 Jun 2026 17:59:38 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-8258920743432849339</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8mDpxZFFN9HiOZEwL_ynx_-VVM_FebD_IrbGzgJ14y0AikPwsvWOXerqaDPaToFN7pRjrkt8Uh-3C2OCORmaZttNNVOaSw_mTdGk7CWZB1MVLpi58kweGzRbCDGff7BkWHcqnw4ASZiNgKD_qO0V_C8VYIOfIs9n2_c2IsFF6damcQcI3aieKJg/s640/Muhabbet%20%20Virginia%20Evans.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="411" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8mDpxZFFN9HiOZEwL_ynx_-VVM_FebD_IrbGzgJ14y0AikPwsvWOXerqaDPaToFN7pRjrkt8Uh-3C2OCORmaZttNNVOaSw_mTdGk7CWZB1MVLpi58kweGzRbCDGff7BkWHcqnw4ASZiNgKD_qO0V_C8VYIOfIs9n2_c2IsFF6damcQcI3aieKJg/s16000/Muhabbet%20%20Virginia%20Evans.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dünya edebiyatında son yılların en güçlü çıkışlarından birine imza atan Virginia Evans’ın ilk romanı Muhabbet (The Correspondent), April Yayıncılık etiketiyle Türkçede okurlarla buluştu.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Büyük haberi paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz: Muhabbet, dünyanın en saygın edebiyat ödüllerinden Women’s Prize for Fiction 2026’nın kazananı oldu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Yayınlandığı günden itibaren okurlar, eleştirmenler, kitap kulüpleri ve kitabevleri arasında kulaktan kulağa yayılan Muhabbet, çağdaş edebiyatın en özel başarı hikâyelerinden birine dönüştü. Virginia Evans, ilk romanıyla yalnızca yılın en çok konuşulan yazarlarından biri olmakla kalmadı... Mektup formunu bugünün yalnızlığı, hafızası, pişmanlıkları ve kırılgan insan ilişkileriyle buluşturarak unutulmaz bir edebi deneyim yarattı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Roman, Women’s Prize for Fiction 2026 ile başarısını taçlandırdı. Goodreads Okur Ödülleri’nde üç ayrı dalda finale kaldı ve yüz binlerce okurun oylarıyla dikkat çekici bir başarı elde etti. Ayrıca Amerika’daki binlerce bağımsız kitabevinin oylarıyla verilen Indies Choice Awards’ta “Yılın En İyi Romanı” seçildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaba gelince...&lt;br /&gt;Muhabbet'in merkezinde Sybil Van Antwerp var. Sybil her sabah masasının başına geçip mektuplar yazıyor: kardeşine, arkadaşlarına, editörlere, ajanslara, üniversite dekanına, sevdiği yazarlara… Ve yıllardır gönderemediği o tek kişiye.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Tamamı mektuplardan oluşan roman, okuru bir kadının zihnine, hafızasına ve vicdanına doğrudan davet ediyor. Her mektup yeni bir sır, yeni bir pişmanlık, yeni bir yüzleşme taşıyor. Yapbozun parçaları her sayfada biraz daha tamamlanırken Sybil’in hayatı, ilişkileri, kayıpları ve sakladıkları içten içe büyüyen bir duygusal gerilimle açılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Muhabbet, bir yandan mektup yazmanın&amp;nbsp;neredeyse unutulmuş zarafetini hatırlatırken, hepimize unuttuğumuz soruyu soruyor: Söyleyemediklerimiz, yazamadıklarımız, gönderemediğimiz mektuplar bizi nasıl şekillendirir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Romanın Türkçe çevirisi Ergin Kaptan imzasını taşıyor. Kaptan, Evans’ın incelikli üslubunu, ironisini, kırılgan mizahını ve mektuplardaki farklı ses tonlarını Türkçeye ustalıkla aktararak romanın duygusal ritmini koruyan güçlü bir çeviri ortaya koyuyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Women’s Prize for Fiction 2026 kazananı Muhabbet, şimdi Türkçede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhabbet / Virginia Evans&lt;br /&gt;Orijinal Adı: The Correspondent&lt;br /&gt;Çeviri: Ergin Kaptan&lt;br /&gt;April Yayıncılık, Mayıs 2026&lt;br /&gt;344 Sayfa&lt;br /&gt;444 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8mDpxZFFN9HiOZEwL_ynx_-VVM_FebD_IrbGzgJ14y0AikPwsvWOXerqaDPaToFN7pRjrkt8Uh-3C2OCORmaZttNNVOaSw_mTdGk7CWZB1MVLpi58kweGzRbCDGff7BkWHcqnw4ASZiNgKD_qO0V_C8VYIOfIs9n2_c2IsFF6damcQcI3aieKJg/s72-c/Muhabbet%20%20Virginia%20Evans.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Adile Naşit: Olmamış Kuzucuklarım</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/06/adile-nasit-olmams-kuzucuklarm.html</link><category>Film Kritik</category><category>Kritik</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Thu, 11 Jun 2026 18:54:14 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-8407764379474894882</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjkwqKg8C_e4DH6RBQKEgeKLXRzSUK0-jH0HNa9I7ViOs3r1LwLjuwhPuxPtGrMOiI3zZLYaaECW_O6ZlnwxAEBZ7w-Stz-Hj96e_L1KZyT4yKcHRgXgu18uFCXycYAqUbxC-mwBH4t2s4YuWqhdOonztsbh2BE_T8vBFrq-tU-PCTbIqnS_VKRfg/s640/Adile%20Na%C5%9Fit.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="448" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjkwqKg8C_e4DH6RBQKEgeKLXRzSUK0-jH0HNa9I7ViOs3r1LwLjuwhPuxPtGrMOiI3zZLYaaECW_O6ZlnwxAEBZ7w-Stz-Hj96e_L1KZyT4yKcHRgXgu18uFCXycYAqUbxC-mwBH4t2s4YuWqhdOonztsbh2BE_T8vBFrq-tU-PCTbIqnS_VKRfg/s16000/Adile%20Na%C5%9Fit.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Biyografi filmlerinin gişe çağrısına kimsenin kayıtsız kalamaması ve popüler kültür malzemesine dönüşmesiyle açılan kapıdan irili ufaklı pek çok isim girdi ve girmeye de devam ediyor. Şarkıcılarla başlayan furyaya sporcular ve fenomenler eklendikten sonra ellerini ovuşturmaya başlayan yapımcıların nispeten daha küçük bir figüre gitmesiyle oluşan Adile Naşit filmi ilk duyduğumuzda heyecan yaratmıştı. Yeşilçam’ın en güzel dönemine iz bırakmış, sinema yıldızı olmamış ama karakter oyunculuğunda bir dönüm noktasına dönüşmüş Adile Naşit’in hayat hikayesini anlatacak filmin hepimizin sevgisi ve alkışlarıyla yükseleceğini düşünüyorduk. Beklentilerimizin fazla olmaması da zordu. Zira o meşhur aile filmlerden sahneler, Münir Özkul, Kemal Sunal, Ayşen Gruda, Halit Akçatepe başta olmak üzere dönemin diğer yıldızlarını görecek olmak özlediğimiz dönemi de yaşatacaktı bize. Yönetmen koltuğunda da Çağan Irmak oturuyordu, daha ne olsundu. Lakin o beklentiler yerle yeksan oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;5 Aralık 2025’te vizyona giren film aldığı ilk eleştirilerden sonra daha az salonda, daha az izleyici karşısında fazla direnemeden tamamladı dönemini. Vizyonda planlanan geniş kitleye ulaşmasıysa Netflix kataloğuna eklenmesiyle oldu. Pek iyi anılmasa da oturduğu yerden izleyecek olmak daha kolaydı. Kötü olacağını bilsem de izleyeceğim diyenler de çoğunluktaydı. Ne olursa olsun izleniyor, izlenecek. Peki izleyenler ne görecek, ne hissedecek?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Adile Naşit, son derece risksiz, sinema duygusundan ve sevgisinden çok uzak bir film ne yazık ki. Serde bu kadar çok malzeme varken en basit google aramasından bulunabilecek şeyleri birbirine ekleyerek yazılmış berbat senaryonun gazabına uğramış. Edebiyat dünyasının çok okunan ve sevilen isimlerinden Nermin Yıldırım imzalı senaryonun bu kadar kötü olması yanlış isim olduğunu doğruluyor. İlk iki romanıyla nefis bir iş çıkaran Yıldırım sonrasında popüler olmanın etkisiyle “bak birazdan altını çizeceğin cümleler kuracağım şablonu”na geçerek parlak fikrini lastik gibi uzatan kaotik kuru gürültüleri kaleme alan bir isim artık. Haliyle yazdığı senaryonun da içi boş kuru gürültü olması sürpriz değil. Sinema aşığı biri de değil galiba. Zira koca filmde bir iki tane zirve noktası olmaması şaşırtıcı. Sürekli araya serpiştirilen saçma plaj sahnesiyle dağılıp geri toparlanmaya çalışıyor film. Bir noktadan sonra anlam aramayı bırakıyoruz zaten. Hadi Nermin Yıldırım kötü senaryo yazmış tamam da Çağan Irmak niye düzeltmemiş diye sorsak cevabı nerede bulabileceğimizi de bilmiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Filmin yanlışları senarist ve yönetmenden ibaret değil. Oyuncu seçimleri de çok sırıtıyor. Adile Naşit’i canlandıran Meltem Kaptan’ın çok yanlış seçim olduğu daha ilk sahnelerde adeta bağırıyor. Oyunculuğuna bir şey demeyelim hadi ama sırf kilolu diye seçilmesi ne kadar doğru? Adileciğimizin pamuklar gibi yumuşacık yüzü ve hababam öğrencileri gibi mıncıklayasımız gelen sevimliliğinden eser yok Kaptan’da. Daha sert bakışlar, köşeli bir ruh haliyle sevimliliğin aksine antipatik bir görünüşe sahip. Cana yakın bildiğimiz, gördüğümüz kadını film boyunca bu kadar itici görmek seyircinin yorulmasına sebep oluyor. Senaryo gereği kederli oluşunun da etkisiyle bir türlü sevemiyoruz. Haliyle filmin içine de dahil olamıyoruz. Oyuncu kadrosunun geri kalanı içinde aynı cümleleri kurabiliriz. Seda Bakan’ın nasıl Müjde Ar’ı oynadığını anlamak zor. Ne alaka yahu? Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü çiftinde yakalanan başarı diğerlerinde nasıl yakalanmaz? Elif Nur Kerkük nasıl Ayşen Gruda olabilir? Zaten içi doldurulmayan boş karikatürden ibaret karakterleri bari en azından benzerlikle tolere edebilmek mümkündü. Oyunculuklar bakımından sadece Levent Can öne çıkıyor. Onun da sebebi karakterin içini dolduracak sahneler yazılması. Ortalama bir kadronun daha iyisini çıkarmasını beklerdik ama dedik ya ortada berbat bir senaryo var. Kimseyle özdeşleşmiyoruz. Beklediğimiz nostalji hissini duyamıyoruz. Filmin herhangi bir anına bağlanamıyoruz. Her şeyin gözümüzün önünden gelip geçmesine şahit oluyoruz o kadar. Adile’nin ölmek üzere olması bile endişelendirmiyor bizi. Bu senaryo ile anca bu kadar olabiliyor diyebiliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Peki bunca yanlışın arasında Çağan Irmak ne arıyor? Kağıt üstünde bu kadar doğru isimken nasıl bu kadar kötü film çekebilir? Irmak filmografisinin aksine hiç risk almayarak çektim bitti diyor adeta. Filmin son halini gördüğünde bunda film duygusu yok diyecek kadar beklemesine gerek olmayan isim. Senaryoyu okuduğunda zaten anlamıştır. Bu filmin anakarakteri yok. Herhangi bir çatışması yok. Olay örgüsü sorunlu diyebilirdi. Çekimleri sırasında sette olmak isteyeceğimiz filmlerden biri o yüzden Adile.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Biyografi furyası daha ne kadar sürecek bilinmez ama şimdilik elimizdeki en olmamış film Adile Naşit. Adını çağırdıkları kuzucuklarına “olmamış” demezdi elbet. Daha iyisini yaparsınız derdi destekleyerek muhtemelen. İzleyecekseniz beklentilerinizi düşürerün derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjkwqKg8C_e4DH6RBQKEgeKLXRzSUK0-jH0HNa9I7ViOs3r1LwLjuwhPuxPtGrMOiI3zZLYaaECW_O6ZlnwxAEBZ7w-Stz-Hj96e_L1KZyT4yKcHRgXgu18uFCXycYAqUbxC-mwBH4t2s4YuWqhdOonztsbh2BE_T8vBFrq-tU-PCTbIqnS_VKRfg/s72-c/Adile%20Na%C5%9Fit.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Marjane Satrapi'nin anısına… Taliban gölgesinde umudunu kaybetmeyen bir kızın hikâyesi: Pervane okurlarla buluşuyor</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/06/marjane-satrapinin-ansna-taliban.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Thu, 11 Jun 2026 18:32:36 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-5911662008618078499</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjeXM9Omlnp8SE8gFF3uo_pnkRcM9sAhhuLk9HCgmt5QfxwKg-VraQQPKMa3vVxYmvs-eRx7sAaqX-nkEqP2XznWQ1fqQDRb6FXC4gWK-su-FLluW4nNoX7Ia_xEdWEvgfvst8B46NKtvwOjgmnNNhNfz1hWtVCMGJ2YHIBO9EDNusShen1MRCJMw/s640/Pervane%20%20Deborah%20Ellis.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="360" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjeXM9Omlnp8SE8gFF3uo_pnkRcM9sAhhuLk9HCgmt5QfxwKg-VraQQPKMa3vVxYmvs-eRx7sAaqX-nkEqP2XznWQ1fqQDRb6FXC4gWK-su-FLluW4nNoX7Ia_xEdWEvgfvst8B46NKtvwOjgmnNNhNfz1hWtVCMGJ2YHIBO9EDNusShen1MRCJMw/s16000/Pervane%20%20Deborah%20Ellis.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Deborah Ellis'in dünyaca tanınan romanından ve ödüllü animasyon filminden uyarlanan Pervane, savaşın ve baskının gölgesinde yaşam mücadelesi veren küçük bir kızın cesaret dolu hikâyesini grafik roman formatında okurlarla buluşturuyor. Afganistan'da kadınların görünmez kılındığı bir dönemde geçen eser, özgürlüğün ve umudun en karanlık zamanlarda bile filizlenebileceğini güçlü bir anlatımla aktarıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Karakarga Yayınları, çağdaş dünya edebiyatının en etkileyici çocuk ve gençlik klasiklerinden biri olarak kabul edilen Deborah Ellis imzalı Pervane'yi grafik roman formatıyla Türkçeye kazandırıyor. Eser, aynı zamanda Aircraft Pictures, Cartoon Saloon ve Melusine Productions ortak yapımı ödüllü animasyon filminin çizgi roman uyarlaması olarak okurlarla buluşuyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Hikâye, 2001 yılında Taliban yönetimindeki Kabil'de yaşayan küçük Pervin'in yaşamına odaklanıyor. Kadınların tek başına sokağa çıkmasının, eğitim almasının ve çalışmasının yasak olduğu bir düzende ailesini ayakta tutmaya çalışan Pervin, babasının tutuklanmasının ardından hayatta kalabilmek için erkek kılığına girmek zorunda kalır. Onun bu cesur yolculuğu, savaşın yıktığı bir coğrafyada insan onurunu, aile bağlarını ve umudu yeniden sorgulatan güçlü bir direniş öyküsüne dönüşür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Sadece çocukların değil yetişkin okurların da ilgisini çekecek olan Pervane, savaşın siviller üzerindeki yıkıcı etkisini, kadınların maruz bırakıldığı baskıları ve eğitim hakkının önemini yalın ama sarsıcı bir dille anlatırken, grafik roman sanatının görsel gücüyle duygusal etkisini katlıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Gerçek yaşamdan ilham alan anlatımı, evrensel insan hakları teması ve umut dolu kahramanıyla Pervane, yalnızca bir grafik roman değil; cesaretin, dayanışmanın ve özgürlüğe duyulan özlemin unutulmaz bir hikâyesi olarak raflardaki yerini alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Persepolis ve Pervane üzerine…&lt;br /&gt;Marjane Satrapi'nin kısa süre önceki vefatıyla birlikte, Persepolis yeniden dünya gündemine taşındı. Satrapi, grafik romanın yalnızca bir anlatı biçimi değil, aynı zamanda baskı altında yaşayan toplumların hafızasını taşıyan güçlü bir edebiyat dili olduğunu tüm dünyaya göstermişti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Tam da bu dönemde Karakarga Yayınları'nın yayımladığı Pervane (The Breadwinner), Persepolis okurlarının ilgisini çekecek güçlü bir alternatif olarak öne çıkıyor. İran Devrimi'nin gölgesinde büyüyen bir kızın hikâyesini anlatan Persepolis ile Taliban yönetimindeki Afganistan'da hayatta kalmaya çalışan küçük Pervin'in öyküsünü anlatan Pervane, kadınların sesi kısıldığında çocukların cesaretinin nasıl direnişe dönüştüğünü grafik roman diliyle aktarıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Biri İran'da, diğeri Afganistan'da geçen bu iki eser; savaş, baskı, kadın hakları ve umut temalarını kişisel hikâyeler üzerinden evrensel bir anlatıya dönüştürüyor. Marjane Satrapi'nin ardından grafik romanların toplumsal hafızadaki yerini yeniden konuştuğumuz bugünlerde, Pervane yalnızca yeni bir yayın değil, Persepolis'in açtığı yolun güncel ve etkileyici bir devamı olarak değerlendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;“Bütün kızlar, Deborah Ellis’in yazdığı Pervane’yi okumalı.”&amp;nbsp; – Malala Yousafzai, New York Times&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu Kitap Ödülü&lt;br /&gt;İsveç Peter Pan Ödülü&lt;br /&gt;Hackmatack Ödülü&lt;br /&gt;Baia delle Favole Ödülü&lt;br /&gt;Rebecca Caudill Genç Okurlar Ödülü&lt;br /&gt;YALSA PPYA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bütün genç insanlara ilham kaynağı olacak bir cesaret ve kahramanlık hikâyesi.” – Angelina Jolie&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deborah Ellis’in sevilen romanından esinlenen Pervane adlı animasyonun bu güzel grafik roman uyarlaması, Afganistan’da Taliban yönetimi sırasında ailesini geçindirmek için erkek kılığına girmek zorunda kalan on bir yaşındaki Pervin’in hikâyesini anlatıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Pervin, ailesiyle birlikte Afganistan’ın başkenti Kâbil’de bombalanmış bir apartmanın tek odasında yaşıyor. Pervin’in babası, okulu bombalanana ve sağlığı mahvolana kadar bir tarih öğretmeniydi.&amp;nbsp; Pazarda, yerdeki bir battaniyenin üzerinde oturuyor ve okuma yazma bilmeyen insanlar için mektup okuyup yazarak geçimini sağlıyor. Bir gün, yasaklanmış kitaplara sahip olduğu için tutuklanıyor ve ailenin başında geçimlerini sağlayacak kimse kalmıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Ailenin durumu kötüye gittikçe, ortaya tek bir çözüm çıkıyor. Kız olarak para kazanması yasak olan Pervin, erkek kılığına girmek ve ekmek parası kazanan kişi olmak zorunda kalıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Okuyucular, çarpıcı çizimleri ve ilham verici hikâyesiyle bu güçlü grafik romandan büyük keyif alacaklar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Deborah Ellis yirmi beş dile çevrilen Pervane de dahil olmak üzere yirmiden fazla kitabın yazarıdır. Bu kitaplardan kazandığı teliflerle Women for Women in Afghanistan, UNICEF ve Street Kids International gibi kuruluşlara 1 milyon dolardan fazla bağışta bulunmuştur. Simcoe, Ontario’da yaşamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Nora Twomey Oscar® adaylığı alan (ve Nora’nın eş yönetmenliğini yaptığı)&amp;nbsp; The Secret of Kells ve Song of the Sea adlı filmleri üreten bir animasyon şirketi olan Cartoon Saloon’un kurucu ortağı ve kreatif direktörüdür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Deborah Ellis’in en çok satan çocuk romanının uyarlaması olan Pervane’yi yönetti. İrlanda’da eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Pervane filminin yapımcılığını Aircraft Pictures, Cartoon Saloon ve Melusine Productions üstlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pervane / Deborah Ellis&lt;br /&gt;Çevirmen: Emre Yavuz&lt;br /&gt;Yayınevi: KaraKarga Yayınları&lt;br /&gt;80 Sayfa&lt;br /&gt;450 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjeXM9Omlnp8SE8gFF3uo_pnkRcM9sAhhuLk9HCgmt5QfxwKg-VraQQPKMa3vVxYmvs-eRx7sAaqX-nkEqP2XznWQ1fqQDRb6FXC4gWK-su-FLluW4nNoX7Ia_xEdWEvgfvst8B46NKtvwOjgmnNNhNfz1hWtVCMGJ2YHIBO9EDNusShen1MRCJMw/s72-c/Pervane%20%20Deborah%20Ellis.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Toprak Işık’tan İnsana Dair İki Ayna: “Sıra Başı” ve “Bu Yaştan Sonra”</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/06/toprak-isktan-insana-dair-iki-ayna-sra.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 9 Jun 2026 18:34:47 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-1898557241434679702</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjU2IEGItPdKRusrXS24Wkdju4iJMfGBTZ5wdnWYuLD83gcH48X-o1DbmanaquJNtyIcjUDrGYMbRYuAPC9Qvkya-FLdy1cYG3JuF1skGDd06r3ezxY83QZB4ULMbDghvi9Tm9O3zkpM3olMrsV6Y6FbQnDteFaplLsQfDEM7Qwt54qhk8zdyxYgA/s640/Toprak%20I%C5%9F%C4%B1k.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="480" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjU2IEGItPdKRusrXS24Wkdju4iJMfGBTZ5wdnWYuLD83gcH48X-o1DbmanaquJNtyIcjUDrGYMbRYuAPC9Qvkya-FLdy1cYG3JuF1skGDd06r3ezxY83QZB4ULMbDghvi9Tm9O3zkpM3olMrsV6Y6FbQnDteFaplLsQfDEM7Qwt54qhk8zdyxYgA/s16000/Toprak%20I%C5%9F%C4%B1k.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Epsilon Yayınevi etiketiyle okurla buluşan Sıra Başı ve Bu Yaştan Sonra, Toprak Işık’ın insanı merkeze alan güçlü anlatı evreninin iki farklı yüzünü ortaya koyuyor. Biri Türkiye’nin farklı kesimlerinden insanların hikâyelerini anlatırken, diğeri yaş alma, değişim ve hayatın ikinci yarısına dair incelikli bir bakış sunuyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Çağdaş Türk edebiyatının üretken kalemlerinden Toprak Işık, yeni kitapları Sıra Başı ve Bu Yaştan Sonra ile okuru yine insanın en tanıdık, en gerçek ve en kırılgan yanlarıyla buluşturuyor.&lt;br /&gt;Yazar, iki kitapta da büyük olayların, sıra dışı kahramanların ya da uzak coğrafyaların peşine düşmek yerine gündelik hayatın içindeki insanı odağına alıyor. Çünkü ona göre hikâye, çoğu zaman yanı başımızda duran insanların hayatlarında saklı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Sıra Başı: Türkiye'nin İnsan Manzaraları&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;On bir öyküden oluşan Sıra Başı, farklı yaşamlara, farklı kuşaklara ve farklı toplumsal deneyimlere açılan bir anlatı dünyası kuruyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Askerî okul öğrencilerinden büyük şehirde eğitim hayatına başlayan gençlere, emekliliğin ağırlığını hissedenlerden hayatında yeni başlangıçlar yapmaya çalışan karakterlere kadar uzanan geniş bir insan panoraması sunan kitap, Türkiye'nin farklı yüzlerini aynı çatı altında buluşturuyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Toprak Işık, her öyküde farklı bir karakterin dünyasına girerken, onların umutlarını, hayal kırıklıklarını, zaaflarını ve küçük zaferlerini büyük bir doğallıkla aktarıyor. Mizahla hüznün iç içe geçtiği anlatılar, okura yalnızca hikâye anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda toplumun değişen yapısına ve insan ilişkilerine de ayna tutuyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Sıra Başı, sıradan görünen hayatların aslında ne kadar güçlü hikâyeler taşıdığını gösteren sıcak ve samimi bir öykü kitabı olarak öne çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Bu Yaştan Sonra: Hayatın İkinci Perdesine Dair Bir Roman&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Toprak Işık’ın yeni romanı Bu Yaştan Sonra ise okuru bu kez yaş almanın, değişimin ve hayatın ikinci yarısının içine davet ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Roman, yılların ardından kendine yeni bir yer açmaya çalışan insanların hikâyesini anlatırken; emeklilik, aile ilişkileri, kuşak çatışmaları, iş hayatı ve zamanın insan üzerindeki etkileri gibi evrensel meseleleri gündeme taşıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Yazarın güçlü gözlem yeteneği sayesinde aile sofralarında yaşanan küçük tartışmalar, iş yerindeki rekabetler, gündelik hayatın sıradan görünen yanlış anlaşılmaları ve orta yaşın görünmez kaygıları, hem komik hem de düşündürücü bir anlatıya dönüşüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Bu Yaştan Sonra, yalnızca yaş almayı değil; insanın kendisiyle, çevresiyle ve değişen dünyayla kurduğu ilişkiyi sorgulayan bir roman olarak dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Mizahın İçinden Geçen Güçlü Bir İnsanlık Hâli&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Toprak Işık’ın anlatı dünyasının en belirgin özelliklerinden biri, mizahı yalnızca güldürmek için değil, insanı daha yakından anlatabilmek için kullanması.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Hem Sıra Başı'nda hem de Bu Yaştan Sonra'da karakterler, hayatın içindeki küçük absürtlüklerle, yanlış anlaşılmalarla, beklentilerle ve hayal kırıklıklarıyla mücadele ediyor. Yazar ise onları yargılamadan, olduğu gibi kabul ederek anlatıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Bu yaklaşım, kitapların sıcak, samimi ve güçlü bir okuma deneyimi sunmasını sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Kendimizi Bulduğumuz Hikâyeler&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Toprak Işık’ın yeni kitapları, farklı türlerde ilerleseler de aynı temel sorunun peşine düşüyor: İnsan, hayatın değişen koşulları karşısında kim olmaya devam eder?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Bir yanda Türkiye’nin farklı insan manzaralarını bir araya getiren Sıra Başı, diğer yanda yaş alma ve değişim üzerine düşündüren Bu Yaştan Sonra...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Epsilon Yayınevi etiketiyle yayımlanan bu iki kitap, okuru hem güldüren hem düşündüren anlatılarıyla, hayatın içinden gelen karakterleri ve güçlü gözlem gücüyle çağdaş Türk edebiyatında özel bir yer edinmeye aday.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıra Başı / Toprak Işık&lt;br /&gt;Öykü&amp;nbsp;&lt;br /&gt;188 Sayfa&lt;br /&gt;295 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Yaştan Sonra / Toprak Işık&lt;br /&gt;Roman&lt;br /&gt;180 Sayfa&lt;br /&gt;295 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjU2IEGItPdKRusrXS24Wkdju4iJMfGBTZ5wdnWYuLD83gcH48X-o1DbmanaquJNtyIcjUDrGYMbRYuAPC9Qvkya-FLdy1cYG3JuF1skGDd06r3ezxY83QZB4ULMbDghvi9Tm9O3zkpM3olMrsV6Y6FbQnDteFaplLsQfDEM7Qwt54qhk8zdyxYgA/s72-c/Toprak%20I%C5%9F%C4%B1k.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Ayrıntı Yayınları’ndan Haziran Yenileri</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/06/ayrnt-yaynlarndan-mays-yenileri.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 2 Jun 2026 19:06:51 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-1950017621889752477</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgyGSeY0N4URr9gUyLas9kCKfTMcPDWYwwB32UkPwNWKWEQBJ7hEcsjyrZiJwOC9aaTOqehFFiJOzn2LjW4si2r1bQaEsOOh9JQcwUuRaXDGiboD98yIJoyCkrdc6wCF4igFUcppXtpICLgH5e3MIdgxxvTwSDNwV6MyuBsqxDGq3a9EqIeZiJ2_A/s640/Ayr%C4%B1nt%C4%B1%20Haziran.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="480" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgyGSeY0N4URr9gUyLas9kCKfTMcPDWYwwB32UkPwNWKWEQBJ7hEcsjyrZiJwOC9aaTOqehFFiJOzn2LjW4si2r1bQaEsOOh9JQcwUuRaXDGiboD98yIJoyCkrdc6wCF4igFUcppXtpICLgH5e3MIdgxxvTwSDNwV6MyuBsqxDGq3a9EqIeZiJ2_A/s16000/Ayr%C4%B1nt%C4%B1%20Haziran.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ayrıntı Yayınları Haziran ayını yedi kitapla karşılıyor. Giuliano da Empoli’nin yeni dünyanın resmini en canlı renkleriyle önümüze koyduğu romanı “Avcıların Çağı” ve Deniz Küçüközdemir’in sıradanlığın ötesine geçen, insanın iç dünyasına dokunan, komik ve hüzünlü romanı “Şehrimiz, Dünyamız” ayın edebiyat yenileri. David B. Resnik’in bilimdeki güncel tartışma konularını ele alarak etik bir değerlendirmede bulunduğu “Bilim Etiği” İnceleme dizisinin, Feride Aksu Tanık’ın sömürgecilik arka planından başlayarak salgınların köken ve sonuçlarıyla kapitalizm ile ilişkisini ele aldığı çalışması “Gizil Nekropolitika: Sömürgecilik, Pandemiler ve Aşı Emperyalizmi” de Schola dizisinin yeni kitapları. Fatma Berber’in bir nevi hafıza topografyası ya da duygu arkeolojisi olarak öne çıkan merak uyandıran&amp;nbsp; Taştan Düş Yaratmak serisi ilk kitap “Edebiyat” ayın en çok ilgi çekmesi beklenen kitabı. Üzerine çok konuşacak gibiyiz doğrusu. Theresia Enzensberger’in “Uyku”su Mini Kitaplar serisinin yeni kitabı olurken Düşbaz dizisinin yeni kitabı da Ayça Çakmak imzalı “Ölümün Elinden Kurtarılan Şeyler”. İlginizi hangileri çeken bilmiyorum ama “Taştan Düş Yaratmak - Edebiyat”ı kurcamaladan geçmeyin diyerek pası bültene atıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Avcıların Çağı - Giuliano Da Empoli&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Hernán Cortés’in karaya ayak bastığına dair ilk haberler Aztek İmparatorluğu’nun başkentine ulaştığında, II. Montezuma derhal en yakın danışmanlarını çağırdı. Nereden geldikleri bilinmeyen, yüzen şehirleri andıran gemilerdeki bu beklenmedik ziyaretçilere karşı nasıl bir tavır sergilemeliydi?”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Giuliano da Empoli, günümüzde teknoloji liderlerinin siyasi dünyada yarattığı etkiyi bu çarpıcı tarihi referans ile ortaya koyuyor. Siyasi danışman olarak edindiği deneyimi, politik iklimi okuma becerisi ve okuru derinden yakalayan mizahıyla bir araya getiren yazar, bu eserinde kendi deyimiyle bir “Aztek kâtibi” görevini üstleniyor. Teknoloji liderlerinin günümüz siyasetinde sahip olduğu istilacı gücü ve bunun karşısında geleneksel siyasi liderlerin bu “beklenmedik ziyaretçilere” yaklaşımını benzersiz bir dille aktaran yazar, oluşacak yeni dünyanın resmini en canlı renkleriyle önümüze koyuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Artık bu “beklenmedik ziyaretçiler”, “yüzen şehirleri andıran gemilerden” değil, özel jetlerinden karaya ayak basıyorlar. Günden güne güç kazanan teknoloji liderleri ile geleneksel siyasi liderlerin karşılaşmaları sırasında neler oluyor? Geçmiş ve geleceğin bir araya geldiği toplantılarda perde arkasında neler yaşanıyor? İçinde yaşayacağımız yeni dünyada kim son sözü söyleme hakkına sahip olacak? Giuliano da Empoli, bu eserle tüm bunların cevabını ve daha fazlasını bize birinci ağızdan aktarıyor.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orijinal Adı: L’Heure des prédateurs / Çevirmen: Birsu Holat / Dizi Adı: Edebiyat / 96 sayfa / 180 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Bilim Etiği / Giriş - David B. Resnik&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bugün içinde yaşadığımız dünya etik bir bakış açısını yeniden gündeme getirmektedir. Piyasa ekonomisi, pozitif ve sosyal bilimlerdeki kuramsal çalışma ve uygulamalarda değer sorununu ortaya çıkarmaktadır. Buna göre kuramsallaştırma, veri toplama, literatür tarama, çözümleme, deney süreci, deneklerin seçimi ve bilgilendirilmesi, deneyin kanıtlanması ve uygulamaya dökülmesi aşamalarında hangi ölçütlerin kullanılacağı üzerinde düşünülmesi gereken bir konu haline gelmektedir. Söz konusu değer yoksunluğu, özellikle son yıllarda gen teknolojileri ve klonlama üzerine gelişen söylemler düşünüldüğünde, bilim, piyasa ve etik arasındaki ilişkiye bağlı epistemolojik soru(n)lar doğurmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel düşünce ve bilimin uygulama alanlarının suiistimal olasılığını dışlayan bir yapıda olduğu düşünülür. Buna göre bilim, nesnel ve tarafsızdır; doğası gereği etik bir bakış açısına sahiptir. Bu nedenle bilim insanları bilim etiğini üzerinde tartışılacak ve çalışılacak bir konu olarak görmezler. Ancak bilim eğitiminin piyasayla ilişkisi, bilimin uygulanma sürecindeki sorunlar, bilimsel yayınlar ve deneyler, bilimde suiistimalin varlığını kanıtlayan örnekler ortaya koymaktadır. Bilimde etik kuralların mutlak ve kesin olmaması, bilim eğitiminde etik konulu derslerin yer almaması, bilimde etik bir bakış açısının eksikliğini sorun olarak karşımıza çıkarmaktadır. Bununla birlikte, bilimde başarının akademik yayınlarla, araştırma ve deney sonuçlarıyla, akademik görevlerle ve ödüllerle ölçülmesi, etiği, pozitif ve sosyal bilimciler için zaman ayrılamayacak kadar önemsiz bir olgu haline getirmektedir. Bilimsel çalışmanın da bir piyasası vardır ve bu piyasa, etiği göz ardı etmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;David B. Resnik, Bilim Etiği’nde soğuk füzyon, insan ve hayvan klonlaması, Soğuk Savaş dönemindeki deneyler, Challenger kazası, Baltimore Olayı, Milikan’ın yağ damlası deneyleri gibi bilimdeki güncel tartışma konularını ele alarak etik bir değerlendirmede bulunuyor. Böylelikle, elinizdeki çalışma yalnızca bilim etiğini bilim kuramı çerçevesinde ele alarak akademisyenlere seslenmekle kalmıyor, örnek olay incelemeleriyle pozitif ve sosyal bilimler alanında eğitim alan öğrencilere kullanışlı bir kılavuz sunuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Uzun süre öğrencilere bilimin ne olduğunu açıklamaya çalışanlar, anlaşılır ve anlamlı olduğu kadar öğrencilerin kendi deneyimleriyle ilişkilendirebilecekleri bir metne gereksinim duydular. David B. Resnik’in Bilim Etiği adlı çalışması gereksinimleri fazlasıyla karşılıyor. Çalışma, bilimin nasıl işlediğini ve işlemediği noktada neyin eksik kaldığını anlamamıza yardımcı oluyor.” David L. Hull&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orijinal Adı: The Ethics of Science An Introduction / Çevirmen: Vicdan Mutlu / Dizi Adı: İnceleme / 304 sayfa / 380 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Gizil Nekropolitika: Sömürgecilik, Pandemiler ve Aşı Emperyalizmi - Feride Aksu Tanık&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gizil Nekropolitika: Sömürgecilik, Pandemiler ve Aşı Emperyalizmi, sömürgecilik arka planından başlayarak salgınların köken ve sonuçlarıyla kapitalizm ile ilişkisini ele alıyor. Feride Aksu Tanık, sömürgeci tıbbın sömürge halklarıyla ve sömürgecinin sömürge ülkesiyle kurduğu ilişkiyi gizil bir nekropolitika bağlamında ele alıyor. AIDS ve COVID örnekleri incelenerek ilerleyen araştırma, pandemilerin sadece kökenleri bakımından değil sonuçları bakımından da yaşam ve ölümün paylaştırılmasında kapitalist ilişkilerin rolünü açığa çıkarıyor. Kamu fonlarıyla finanse edilen araştırmalar sonucunda üretilen aşı ve ilaçlar üzerindeki patent düzenlemeleri aracılığıyla şirketlerin kâr arzuları ve emperyalist devletlerin çıkarlarını birleştiren mekanizma, uygulamada, aşıya ve ilaca erişimde hem devletler arası sistem hem de toplumsal sınıflar düzeyinde yaşanan ölümcül eşitsizliğin kaynağı haline geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yeryüzü uzunca bir süredir kapitalizmin yarattığı felaketler çağını yaşıyor. Pandemiler bunun en önemli sonuçlarından biri. COVID-19 Pandemisinin yarattığı yaralar henüz sarılmadan yeni salgınların kapıda olduğunun bilgisi her an kulaklarımıza çalınıyor. Böyle bir dönemde yayımlanan Gizil Nekropolitika konuyu anlamak için bilgi sunmanın ötesinde sorunsalı değiştirecek pratiğe davet olarak da okunmalı.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Dizi Adı: Schola / 224 sayfa / 250 TL&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Şehrimiz, Dünyamız - Deniz Küçüközdemir&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Deniz Küçüközdemir, Şehrimiz, Dünyamız'da aile bağlarından, aşktan ve sıcak dostluklardan yoksun, hayatın hep kenarında yaşamış yalnız bir adamın, Mesut’un hikâyesini anlatıyor. Bir üniversitenin felsefe bölümünde, ünlü ve haşmetli bir profesörün asistanı olarak akademik kariyer yapmaya çalışan Mesut, işine, çevresine, insanlara yabancılaşmış bir halde sürdürüyor hayatını. İçine düştüğü bu boğuntuyu kıracak olan ansızın kapıldığı tuhaf bir aşk macerasıdır belki de. Ne var ki acemisi olduğu âlemlerde mutluluğu yakalamak hiç kolay olmayacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Başta Mesut olmak üzere romanda yer verdiği bütün kişi ve karakterleri zaman ve mekânla kaynaştıran Küçüközdemir, onlara psikolojik derinlik kazandırmayı başarıyor. Ayrıntıları kaçırmayan keskin gözlemleri, gerçekleri –iyisiyle kötüsüyle– nakletmekteki ısrarı, kişileri ve olayları mekânlarla bütünleştirmesi övgüye değer. Arka planında üniversite çevresiyle, renkli insan tipleriyle, ekonomik sıkıntılarıyla, kadın cinayetleriyle, çiğnenen İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla, gündelik hayat manzaraları ve her geçen gün çirkinleşen bir kentin boğuculuğuyla bugünün Türkiye'sinden çarpıcı bir kesit sunan Şehrimiz, Dünyamız sıradanlığın ötesine geçen, insanın iç dünyasına dokunan, komik ve hüzünlü bir roman.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Hüzün kadar iyi ayar veren başka bir his yoktur, diye düşünüyor. Hele bir anda çöken hüzünse! Gerçekliğin cilasını çatlatmadan algımızı kör eden nesne, kayıp zamanın izlenimlerini boşa çıkarır. Akıp giden tasasız yaşantı bile, bir anda beliren hüzne yenik düşer. En heyecanlı yerinde dansın, en şiddetli anında sevişmenin, en kritik zamanında yaşamın (ölürken), gerçekliği altüst eder. Bir parfüm dolar burnuna, gül bahçesinde bir bakışma, terk edilişin dramı, ölülerin karakterize olmuş yüzleri, boş bedenleri. Kalmaz geriye bir şey, çatlar cila. Fena olur sanat. Ne yazık...&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Dizi Adı: Türkçe Edebiyat / 208 sayfa / 200 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Taştan Düş Yaratmak “Edebiyat” - Fatma Berber&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Edebiyat”la başlayan ve “Müzik”, “Resim”, “Sinema” ve “Şehir” ile devam edecek olan Taştan Düş Yaratmak serisi, mekânların hikâyesini ve tarihini anlatmıyor; bütün bu alanların birbirine nasıl değdiğini, nasıl iç içe geçtiğini düşünmeye çalışıyor; bir nevi hafıza topografyası ya da duygu arkeolojisi olarak öne çıkıyor. Fatma Berber’in burada kurmaya çalıştığı şeyin tamamlanmış bir harita olmadığının da altını çizmek lazım; Berber, çizilen hatları bilinçli olarak açık bırakıyor. Çünkü ona göre; her iz, her ses, her anlatı yeniden kurulabilir, yeniden yorumlanabilir. Söyleşiler, seçilen isimler ve mekânlar da bu yüzden sabit değil; hepsi çoğaltılabilir, eksilebilir, yer değiştirebilir. Sizler de bu kitabı bir arşivden ziyade bir öneri, bir davet olarak düşünebilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bu seride her kitap meseleye başka bir yerden başlasa da her biri aynı soruya dönüyor: Mekân, hafıza ve sanat birbirine nerede değiyor? Serinin ilk kitabı Taştan Düş Yaratmak “Edebiyat”, yazı ve anlatı üzerinden ilerliyor; şehri bir anlatı yüzeyine dönüştürüyor, taşın suskunluğuna düş ekliyor, insan hikâyelerinin izini sürüyor. Fatma Berber de bu yolculukta bizleri alanında uzman pek çok kıymetli isimle buluşturuyor ve onların görüşlerini ve esere dönüşmüş çalışmalarına dair güncel söyleşilerini paylaşıyor: Annie Ernaux kitapları özelinde Elise Hugueny-Léger’den yazar Georgi Gospodinov’a, araştırmacı ve yazar Erhan Altunay’dan çizgi roman yazarı Levent Cantek’e, çizgi roman, karikatür ve illüstrasyon sanatçısı M.K. Perker’den masal anlatıcısı Nazlı Çevik Azazi’ye, ressam Nuri Kuzucan’dan yazar ve akademisyen Murat Belge’ye, gazeteci yazar Umur Talu’dan yazar ve araştırmacı Haldun Hürel’e, şair Bejan Matur’dan şair ve yazar Güven Turan’a, yazar ve eleştirmen Orhan Koçak’tan yazar, yayıncı ve gazeteci Rober Koptaş’a... Bu sohbetlere daldığımız anlarda Fatma Berber’in metnin içine yerleştirdiği QR kodlara sakladığı görsellerle gözümüz, zihnimiz ve hafızamız iyice zenginleşiyor. Çünkü mekân yalnızca bir yer değil, bir hatırlama biçimine dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Dizi Adı: Sanat Kuram / 240 sayfa / 330 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Uyku - Theresia Enzensberger&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Uykusuzlukla boğuşan Theresia Enzensberger, elinizdeki kitapta uykunun izini sürüyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Gece boyunca katettiğimiz uyku evrelerini adım adım takip ederken, hafif uykunun diş gıcırdatmalı huzursuzluğuyla söze başlıyor: Uykunun ahlaki boyutu, rüyanın siyasi bir metafor olarak anlamı ve kronik uyku eksikliğinin bireysel ve toplumsal sonuçları üzerine keskin bir deneme bu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Derin uykuya geçildiğinde metin de dönüşüyor; neredeyse fark edilmeden daha içsel, daha kişisel bir tona bürünüyor. Dünya, sanat ve edebiyat üzerine yoğunlaşan bu bölüm, okuru yazarın zihninin en sakin ama en derin katmanlarına davet ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Rüya ise ancak REM evresinde sahneye çıkıyor. Burada Enzensberger gerçekliğin sınırlarını geride bırakarak bilinmeyene doğru cesur bir adım atıyor. Hem kontrolümüzün çok ötesinde duran hem de hepimizin paylaştığı o temel insani ihtiyacın özünü kavramaya çalışan, heyecan verici ve zekice bir çalışma.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orijinal Adı: Schlafen / Çevirmen: Levent Tayla / Dizi Adı: Mini Kitaplar / 100 sayfa / 150 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Ölümün Elinden Kurtarılan Şeyler - Ayça Çakmak&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şartlar&lt;br /&gt;ne olursa olsun&lt;br /&gt;iyi olmayı seçtiği için&lt;br /&gt;iyi kalabilen insanlar&lt;br /&gt;döndürecek bu dünyayı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi al çocuklarımızı&lt;br /&gt;kanatlarının altına.&lt;br /&gt;Bu köprülerin altından çok sular akacak,&lt;br /&gt;tüm çamlar gün gelip bardak olacak,&lt;br /&gt;ama biz mücadeleden&lt;br /&gt;hiç vazgeçmemiş insanlar&lt;br /&gt;ilelebet iz bırakacağız.&lt;br /&gt;İnan ve parla sevdiceğim,&lt;br /&gt;biz bu savaştan sağ çıkacağız.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Dizi Adı: Düşbaz / 368 sayfa / 430 TL&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgyGSeY0N4URr9gUyLas9kCKfTMcPDWYwwB32UkPwNWKWEQBJ7hEcsjyrZiJwOC9aaTOqehFFiJOzn2LjW4si2r1bQaEsOOh9JQcwUuRaXDGiboD98yIJoyCkrdc6wCF4igFUcppXtpICLgH5e3MIdgxxvTwSDNwV6MyuBsqxDGq3a9EqIeZiJ2_A/s72-c/Ayr%C4%B1nt%C4%B1%20Haziran.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Ejderhalar, Kader Bağları ve Güç Savaşları “Alevlerin Şafağı”nda Zirveye Ulaşıyor</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/06/ejderhalar-kader-baglar-ve-guc-savaslar.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 2 Jun 2026 17:54:36 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-737401923933660880</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiLkXLJSovy5vUmXtEU6iRVsS9aE-dB8zTtjlPcqutZ7f-mt-20zcLaZ5QNnmPVZk-1DdsmmTa8yM-rPzlQ9eoPRMcFNrUO-bbuJ2ogT0Vf6Fbf3vCajDqEb1xvHEY50I6Y4P2UlvhCzDD4uFS5P-eGAotVJdgNWaMoqWrNVxnWb8mxFQUtLDivFg/s640/Alevlerin%20%C5%9Eafa%C4%9F%C4%B1%20Tessa%20Hale.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="360" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiLkXLJSovy5vUmXtEU6iRVsS9aE-dB8zTtjlPcqutZ7f-mt-20zcLaZ5QNnmPVZk-1DdsmmTa8yM-rPzlQ9eoPRMcFNrUO-bbuJ2ogT0Vf6Fbf3vCajDqEb1xvHEY50I6Y4P2UlvhCzDD4uFS5P-eGAotVJdgNWaMoqWrNVxnWb8mxFQUtLDivFg/s16000/Alevlerin%20%C5%9Eafa%C4%9F%C4%B1%20Tessa%20Hale.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tessa Hale’in büyük ilgi gören Ember Hollow Ejderhaları serisinin üçüncü ve final kitabı Alevlerin Şafağı, büyülü sürüler, karanlık sırlar ve kader bağlarıyla örülü atmosferiyle okuru yeniden Ember Hollow evrenine davet ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nox Yayınları etiketiyle yayımlanan Alevlerin Şafağı, romantik fantastik türünün yükselen örneklerinden biri olan Ember Hollow Ejderhaları serisini güçlü bir finalle tamamlıyor. Tessa Hale, temposu giderek yükselen anlatımı, sürükleyici karakter ilişkileri ve gerilim dozu yüksek atmosferiyle okuru bir kez daha tehlikeli bir dünyanın içine çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman, yaşadığı saldırının ardından gizemli bir şatoda gözlerini açan Hayden’ın, geçmişine ve çevresindeki insanlara dair çözülmesi zor sırlarla yüzleşmesini konu alıyor. Kadim güçler, sürüler arasındaki çatışmalar ve ihanet ihtimali; hikâyeyi yalnızca romantik bir fantastik anlatının ötesine taşıyarak karanlık ve yoğun bir mücadeleye dönüştürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ejderha mitolojisini modern romantik fantastik dinamiklerle buluşturan Alevlerin Şafağı; özellikle romantasy türünü takip eden okurlar için aksiyon, gerilim ve duygusal çatışmaları bir araya getiren dikkat çekici bir final kitabı olarak öne çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;Hayden hiç beklenmedik bir ihanetin ardından ejderha âleminin en tehlikeli adamının eline düşmüştü. Sürüsüyle arasındaki bağ günbegün zayıfladığından zamana karşı yarışıyorlardı. Çünkü Knox, Cael, Maddox, Cillian ve Fæston’la olan bağı koparsa her şeyini kaybederdi; gücünü, aklını… hayatını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu kaçıran kişininse tek bir isteği vardı: Sadece Hayden’dan elde edebileceği bir güç. Kurduğu tehlikeli planla, bütün ejderha halkının yıkımına sebep olacak sırları açığa çıkaracaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşman çemberi gittikçe daralıyordu. Bu kadim miras herkesi yutmak üzereyken Hayden’ın içindeki ateşi serbest bırakmaktan ve kaderinden kaçmaktan başka şansı yoktu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Alevlerin Şafağı /&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Tessa Hale&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Orijinal Adı: Dawn of Flames&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Çevirmen: Aslı Kuyumcu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Türü: Roman&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Yayınevi: Nox Yayınları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Sayfa Sayısı: 248&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Fiyatı: 380 TL&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiLkXLJSovy5vUmXtEU6iRVsS9aE-dB8zTtjlPcqutZ7f-mt-20zcLaZ5QNnmPVZk-1DdsmmTa8yM-rPzlQ9eoPRMcFNrUO-bbuJ2ogT0Vf6Fbf3vCajDqEb1xvHEY50I6Y4P2UlvhCzDD4uFS5P-eGAotVJdgNWaMoqWrNVxnWb8mxFQUtLDivFg/s72-c/Alevlerin%20%C5%9Eafa%C4%9F%C4%B1%20Tessa%20Hale.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Amitava Kumar’dan Hafıza, Tarih ve Aidiyet Üzerine Etkileyici Bir Anlatı: Sevgili Hayatım</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/amitava-kumardan-hafza-tarih-ve-aidiyet.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Thu, 21 May 2026 18:35:37 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-7488329830302169846</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiVrEkrfvHGG9Vp3USh8ZrrNOZgrC9G1BPzspmqvKB3wGfr7GkFVV_j8WrAQyMZdbHAxqDGQ125qh0OsO13YVqes_DUK8haysX72gA9jeyvZE8UY5Si0THadhYR0Sy_dt6J_AMCrwEOgB2XlG1X1n5_jEZwwoKj7_hdJwUxwg-R7LPcApNWN0N6VA/s640/Sevgili%20Hayat%C4%B1m%20Amitava%20Kumar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="443" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiVrEkrfvHGG9Vp3USh8ZrrNOZgrC9G1BPzspmqvKB3wGfr7GkFVV_j8WrAQyMZdbHAxqDGQ125qh0OsO13YVqes_DUK8haysX72gA9jeyvZE8UY5Si0THadhYR0Sy_dt6J_AMCrwEOgB2XlG1X1n5_jEZwwoKj7_hdJwUxwg-R7LPcApNWN0N6VA/s16000/Sevgili%20Hayat%C4%B1m%20Amitava%20Kumar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;DeliDolu Kitap mayıs ayını çok konuşacağımız bir kitapla karşılıyor. Amitava Kumar’ın 2024 yılında yayımlanan ve övgülere boğulan romanı “My Beloved Life”, Niran Elçi çevirisiyle “Sevgili Hayatım” adıyla raflarda yerini alıyor. 1935’te Hindistan’da küçük bir köyde doğan bir adamın ikibinli yıllara dek süren yaşamını anlatan dokunaklı romanın arka planda Hindistan’daki büyük değişimleri işleyerek okurunu etkilediğini sıkça duymuştuk. Sitedeki tadımlık sayesinde de test edip onayladık. Gözden kaçmaması gereken bir roman bizi bekliyor diyerek pası bültene atıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bir ülkenin hafızası, bir ailenin hikâyesinde yeniden yazılıyor.&lt;br /&gt;Hindistan'ın küçük bir köyünde başlayan bir hayat... Jadunath Kunwar'ın hikâyesi, sıradanlığın içine gizlenmiş büyük kırılmalarla şekilleniyor. Köyünden üniversiteye, oradan tarih kürsülerine uzanan bu yolculuk; aşk, evlilik, kayıplar ve kabullenmelerle örülürken, aynı zamanda bir ülkenin dönüşümüne de tanıklık ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Jadu'nun hayatı yalnızca kendi seçimlerinin değil, Hindistan'ın bağımsızlığından ölünmesine, kast sisteminin gölgesinden modern şehirlere uzanan büyük tarihsel akışın içinde biçimleniyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Ama hikâye burada bitmiyor. Yıllar sonra sözü devralan kızı Jugnu, babasının izinden ama onunla aynı yoldan yürümeyen bir hayat kuruyor. Gazeteci olarak dünyanın başka bir coğrafyasında, başka bir hızda yaşayan Jugnu, geçmişi yeniden kuruyor; babasının sessiz kaldığı yerleri konuşulur hâle getiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Hayatım, iki kuşak üzerinden yalnızca bir aileyi değil, bir ülkenin hafızasını anlatıyor: Okura hatırlamanın, anlatmanın ve yaşamanın birbirine karıştığı bir hikâye sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMITAVA KUMAR: Ara doğumlu yazar ve gazeteci Amitava Kumar, ezici yoksulluğu ve lezzetli mangolarıyla ünlü Patna kasabasında büyümüştür. Immigrant, Montana (Göçmen, Montana) adlı romanın dahil olduğu dört romanı, pek çok kurgu dışı kitabı vardır. New York eyaletinin Poughkeepsie şehrinde yaşayan Kumar, Vassar Üniversitesi'nde Helen D. Lockwood kürsüsünde İngilizce profesörüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Hayatım / Amitava Kumar&lt;br /&gt;Orijinal Adı: My Beloved Life&lt;br /&gt;Türkçeleştiren : Niran Elçi&lt;br /&gt;DeliDolu Kitap, Mayıs 2026&lt;br /&gt;Türü : Roman&lt;br /&gt;368 sayfa&lt;br /&gt;Etiket Fiyatı: 590 TL&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiVrEkrfvHGG9Vp3USh8ZrrNOZgrC9G1BPzspmqvKB3wGfr7GkFVV_j8WrAQyMZdbHAxqDGQ125qh0OsO13YVqes_DUK8haysX72gA9jeyvZE8UY5Si0THadhYR0Sy_dt6J_AMCrwEOgB2XlG1X1n5_jEZwwoKj7_hdJwUxwg-R7LPcApNWN0N6VA/s72-c/Sevgili%20Hayat%C4%B1m%20Amitava%20Kumar.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Emmanuel Carrère’den modern hayatın gürültüsünde kaybolanlar için sessiz bir çağrı: Yoga</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/emmanuel-carrereden-modern-hayatn.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Thu, 21 May 2026 18:06:30 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-1257404414916890503</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh1dp4JNnIs2TUs9bVKAaC7t8Xi35Etu9vWgmMaMb6H48EwA9dAfDS3LQkTCTFjGjOq-s31oeqqTHSQRvNjt59WDgULtmPyIw6ABiOig1I5da1YZriT5DmcHAwMG3wxp_Hw9XPgBEwDduyUCaN9wQ8nu2bbfkl3ZwGJnAclBmEgyup5luykG0LnXA/s640/Yoga%20%20Emmanuel%20Carr%C3%A8re.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="409" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh1dp4JNnIs2TUs9bVKAaC7t8Xi35Etu9vWgmMaMb6H48EwA9dAfDS3LQkTCTFjGjOq-s31oeqqTHSQRvNjt59WDgULtmPyIw6ABiOig1I5da1YZriT5DmcHAwMG3wxp_Hw9XPgBEwDduyUCaN9wQ8nu2bbfkl3ZwGJnAclBmEgyup5luykG0LnXA/s16000/Yoga%20%20Emmanuel%20Carr%C3%A8re.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Emmanuel Carrère’in inziva arayışıyla başlayan içsel yolculuğu depresyon, toplumsal krizler ve dünyanın sert gerçekleriyle kesişiyor. Carrère, mayıs ayında Can Yayınları etiketiyle yayımlanacak romanı Yoga’da okurları hem kendileri hem de çağın huzursuzluğuyla yüzleşmeye davet ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Emmanuel Carrère,Yoga’da hem bir pratiğin hem de bir insanın kırılganlığının, arayışının ve yeniden ayağa kalkma çabasının izini sürüyor. Meditasyon inzivasında başlayan bu yolculuk, beklenmedik bir şekilde derin bir iç hesaplaşmaya dönüşüyor. Ruhsal dinginlik arayışı ile zihinsel çöküşün eşiği arasında gidip gelen Carrère, okuru kendi iç dünyasının en çıplak ve savunmasız haliyle baş başa bırakıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yoga, yoga hakkında bir rehber değil; daha çok insan olmanın ağırlığına, zihnin karmaşasına ve iyileşmenin kırılgan doğasına dair dürüst bir anlatı. Carrère, kendi deneyimlerini saklamadan, süslemeden ve bazen de rahatsız edici bir açıklıkla aktarırken, okura şu soruyu fısıldıyor: Kendinle yüzleşmeye ne kadar hazırsın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;#fransızedebiyatı #inziva #yolculuk #ruh #zihin #insanolmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoga / Emmanuel Carrère&lt;br /&gt;Çeviri: Canan Özatalay&lt;br /&gt;Dizi: Çağdaş&lt;br /&gt;Tür: Roman&lt;br /&gt;Yayınevi: Can Yayınları &lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 272&lt;br /&gt;Fiyatı: 320 TL&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh1dp4JNnIs2TUs9bVKAaC7t8Xi35Etu9vWgmMaMb6H48EwA9dAfDS3LQkTCTFjGjOq-s31oeqqTHSQRvNjt59WDgULtmPyIw6ABiOig1I5da1YZriT5DmcHAwMG3wxp_Hw9XPgBEwDduyUCaN9wQ8nu2bbfkl3ZwGJnAclBmEgyup5luykG0LnXA/s72-c/Yoga%20%20Emmanuel%20Carr%C3%A8re.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Shahida Arabi’den Narsist ve Psikopatların Kurduğu Görünmez Bağları Çözmenin Rehberi</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/shahida-arabiden-narsist-ve.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Thu, 21 May 2026 18:01:33 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-6520370642980693899</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjyTnVIBt9LqVe_uvMVlqTiQFYgq8ka95-ykBRAGP5qh5rmjlIjYo00qnI9sZuqJjbate3ypELLpoKYG3lwnUUoMC4UVKlQKtAgseU0YwJCRYyg9szK99JPaVPLDLyO_bMiU-KDWOcowiF5EcO8WEyOO8sVQQYGDT_c2vVpR0HcEz9dOinjyQsKGA/s640/Narsist%20ve%20Psikopatlarla%20Travma%20Ba%C4%9Flar%C4%B1n%C4%B1%20Koparmak%20%20Shahida%20Arabi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="360" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjyTnVIBt9LqVe_uvMVlqTiQFYgq8ka95-ykBRAGP5qh5rmjlIjYo00qnI9sZuqJjbate3ypELLpoKYG3lwnUUoMC4UVKlQKtAgseU0YwJCRYyg9szK99JPaVPLDLyO_bMiU-KDWOcowiF5EcO8WEyOO8sVQQYGDT_c2vVpR0HcEz9dOinjyQsKGA/s16000/Narsist%20ve%20Psikopatlarla%20Travma%20Ba%C4%9Flar%C4%B1n%C4%B1%20Koparmak%20%20Shahida%20Arabi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;18’den fazla dile çevrilen ve uluslararası çok satanlar arasına giren Shahida Arabi’nin Narsist ve Psikopatlarla Travma Bağlarını Koparmak adlı kitabı, manipülatif ilişkilerden kurtulmak ve psikolojik gücü yeniden kazanmak isteyenler için bilimsel temelli bir yol haritası sunuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bir ilişki bittiği hâlde neden zihinden çıkmaz? Neden zarar verdiğini bile bile bazı insanlardan uzaklaşmak bu kadar zor olur? Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan Shahida Arabi’nin Narsist ve Psikopatlarla Travma Bağlarını Koparmak adlı kitabı, bu sorulara psikoloji ve nörobilim ışığında yanıt veriyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Arabi, narsist ve psikopatik özellikler taşıyan kişilerin uyguladığı aşk bombardımanı, gaslighting, değersizleştirme ve duygusal manipülasyon gibi yöntemlerin mağdurlarda nasıl güçlü bir bağımlılık yarattığını ayrıntılı biçimde ele alıyor. Kitap, travma bağının yalnızca romantik ilişkilerde değil; aile, arkadaşlık ve iş yaşamında da ortaya çıkabileceğini gösteriyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bilimsel araştırmalar, vaka örnekleri ve uygulanabilir egzersizlerle desteklenen eser; okura toksik ilişki dinamiklerini tanıma, sınır koyma ve duygusal bağımlılığı sonlandırma konusunda somut araçlar sunuyor. Beynin travma karşısında nasıl değiştiğini açıklayan kitap, yaşananların “kişisel zayıflık” değil, nörobiyolojik bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çalışmaları dünya çapında geniş bir okur kitlesine ulaşan Shahida Arabi, narsistik istismar ve travma iyileşmesi alanında en çok başvurulan yazarlardan biri olarak kabul ediliyor. Narsist ve Psikopatlarla Travma Bağlarını Koparmak, manipülasyonun görünmeyen mekanizmalarını anlamak ve psikolojik özgürlüğünü yeniden kazanmak isteyen herkes için güçlü bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;“Neden hâlâ gitmiyorsun?”&lt;br /&gt;Belki de soru bu değil.&lt;br /&gt;Asıl soru: “Neden kopamıyorsun?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni inciten, değersiz hissettiren, gerçekliğini sorgulatan birine karşı hâlâ bir bağ hissediyorsan... yalnız değilsin. Bu kitap, adını koyamadığın o karmaşık duygunun gerçeğini açıklıyor: Travma bağı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Shahida Arabi, narsist ve psikopatik bireylerin kullandığı manipülasyon tekniklerini, bu döngünün beyninde ve duygularında nasıl bir bağımlılık yarattığını ve en önemlisi bu bağları nasıl koparabileceğini adım adım anlatıyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu kitapta:&lt;br /&gt;Toksik ilişkilerin görünmeyen dinamiklerini keşfedecek&lt;br /&gt;Manipülasyonun ince ama yıkıcı taktiklerini tanıyacak&lt;br /&gt;Kendini suçlamayı bırakıp gerçeği görecek&lt;br /&gt;Ve en önemlisi, kendi gücünü geri kazanacaksın&lt;br /&gt;Çünkü bu bir aşk hikâyesi değil. Bu, özünü geri alma hikâyesi. Özgürlük, fark etmekle başlar.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Shahida Arabi, narsisizm, toksik ilişkiler ve psikoloji konularında uzmanlaşmış, çok satan kitapların yazarı ve araştırmacıdır. Harvard ve Columbia üniversitelerinden dereceleri bulunan Arabi, Becoming the Narcissist’s Nightmare gibi popüler kitapların yazarıdır ve çalışmaları Psychology Today, Salon ve VICE gibi platformlarda yer almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Narsist ve Psikopatlarla Travma Bağlarını Koparmak / Shahida Arabi&lt;br /&gt;Orijinal Adı: Breaking Trauma Bonds with Narcissists and Psychopaths&lt;br /&gt;Çevirmen: Selda Terek&lt;br /&gt;Türü: Kişisel Gelişim&lt;br /&gt;Yayınevi: Destek Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 280&lt;br /&gt;Fiyatı: 420 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjyTnVIBt9LqVe_uvMVlqTiQFYgq8ka95-ykBRAGP5qh5rmjlIjYo00qnI9sZuqJjbate3ypELLpoKYG3lwnUUoMC4UVKlQKtAgseU0YwJCRYyg9szK99JPaVPLDLyO_bMiU-KDWOcowiF5EcO8WEyOO8sVQQYGDT_c2vVpR0HcEz9dOinjyQsKGA/s72-c/Narsist%20ve%20Psikopatlarla%20Travma%20Ba%C4%9Flar%C4%B1n%C4%B1%20Koparmak%20%20Shahida%20Arabi.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Köpüklü şaraplardan Anadolu üzümlerine uzanan zengin bir keşif rotası: Şarap 102</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/kopuklu-saraplardan-anadolu-uzumlerine.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 18 May 2026 18:48:46 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-9139368818903702852</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjgZTIvGtNtZVOUWWHWsKOLEsJYLIkNi-dw2_qfDTNxeCnwbAeYnf-vxESNkoUqvS5ejAhLn3902eyAl96gPInZhyphenhyphenfpmP_IxmmYHeWVilMAiJNqP8MkR2MuYYPGMAY5WXT9bEybWgoDjrOrYaqrzHxqnx7kHr9pDh8VBXbiEykDpOYR39hVQgqzdw/s640/%C5%9Earap%20102%20-%20D%C3%BCnya%20%C5%9Earaplar%C4%B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="453" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjgZTIvGtNtZVOUWWHWsKOLEsJYLIkNi-dw2_qfDTNxeCnwbAeYnf-vxESNkoUqvS5ejAhLn3902eyAl96gPInZhyphenhyphenfpmP_IxmmYHeWVilMAiJNqP8MkR2MuYYPGMAY5WXT9bEybWgoDjrOrYaqrzHxqnx7kHr9pDh8VBXbiEykDpOYR39hVQgqzdw/s16000/%C5%9Earap%20102%20-%20D%C3%BCnya%20%C5%9Earaplar%C4%B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Desen Yayınları’ndan beklediğimiz haber geldi. Haziran 2025’te yayımlanan “Şarap 101: Fransa Şarapları”nın ardınan yeni yolculukta rota bu kez dünya şarapları. François Bachelot ve Vincent Burgeon ikilisinin doyurucu okuma sunduğu “Şarap 102 - Dünya Şarapları” raflarda yerini alıyor. Yeri gelmişken ilk kitaptan bahsetmeden geçmeyeyim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;"Tıpkı insanlar gibi şarabın da bir ömür eğrisi vardır: İlk önce gençlik, sonra kalitesinin arttığı olgunlaşma dönemi... Tıpkı bir çocuğun büyümesi gibi... Derken, kalitesinin ya da formunun en üst düzeye ulaştığı zirve noktası... Sonunda da yaşlılık ve kalitenin giderek azalıp ölüme varması." diyor Şarap 101. Şarap hakkında neredeyse tüm temel bilgileri bir çırpıda eğlendirerek öğretiyor. Kendinizi bir bağda bulacak, bir hasata, tadıma gitmek isteyecek kadar coşturuyor. Okurunu fransız şaraplarına doğru nefis bir keşfe çıkarıyor. Çok ayrıntılı, karmaşık ve kafa karıştırıcı görünen bir evrene hakim olabilme rahatlığını o kadar kolay sağlıyor ki bunun bir kitapla mümkün olabildiğine inanmazdım. O şaşkınlıkla bayıla bayıla, küçük notlar ala ala keyifle okudum. Keşfetmenin hazzı ve doğru şarabı seçebilme ipuçlarıyla çok iyi bir rehber demiştim. Rotasını zenginleştiren Şarap 102’yi de merakla bekliyorum. İki kitabı da şevkle önererek pası bültene atıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;François Bachelot ve Vincent Burgeon, Şarap 102 - Dünya Şarapları'nda okuru bu kez şarap kültürünün daha derin ve daha katmanlı bir yolculuğuna davet ediyor. Şarap üzerine uzmanlaşmış bir iletişim ajansında çalışan Lucien, artık acemilik dönemini geride bırakmış bir sanat yönetmeni olarak; Charlotte ve Jean eşliğinde köpüklü şaraplardan Burgonya bağlarına, Barolo ve Chianti'den Kaliforniya şaraplarının kaderini değiştiren ünlü "Paris Yargısı"na uzanan geniş bir keşif rotasına çıkıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Şarabın coğrafya, tarih, iklim ve kültürle kurduğu ilişkiyi çizgiler ve mizahla harmanlayan kitap, teruar kavramından tadım tekniklerine, üzüm çeşitlerinden yemek eşleşmelerine kadar bu dünyanın en merak uyandıran ayrıntılarını akıcı ve yalın bir anlatıyla ele alıyor. Volkanik toprakların şaraba etkisi, kusurların nasıl ayırt edileceği ya da aynı üzümün farklı coğrafyalarda nasıl bambaşka karakterler kazandığı gibi sorular, hikâyenin doğal akışı içinde yanıt buluyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Türkiye bağ haritasına, yerel üzüm çeşitlerine ve şarap-peynir eşleşmelerine de yer veren Şarap 102 - Dünya Şarapları, yalnızca öğretici bir rehber değil, şarabı bir yaşam kültürü olarak ele alan zengin ve keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarap 102 - Dünya Şarapları&lt;br /&gt;Orijinal Adı: Oenologix 2 - Objectif dégustation!&lt;br /&gt;Yazan: François Bachelot&lt;br /&gt;Resimleyen: Vincent Burgeon&lt;br /&gt;Türkçeleştiren: Ayşegül Utku Günaydın&lt;br /&gt;Baskı Detayları: 17x24 cm, karton kapak, 1. hamur kâğıt, renkli baskı&lt;br /&gt;128 sayfa&lt;br /&gt;Satış Fiyatı: 620,00 TL&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjgZTIvGtNtZVOUWWHWsKOLEsJYLIkNi-dw2_qfDTNxeCnwbAeYnf-vxESNkoUqvS5ejAhLn3902eyAl96gPInZhyphenhyphenfpmP_IxmmYHeWVilMAiJNqP8MkR2MuYYPGMAY5WXT9bEybWgoDjrOrYaqrzHxqnx7kHr9pDh8VBXbiEykDpOYR39hVQgqzdw/s72-c/%C5%9Earap%20102%20-%20D%C3%BCnya%20%C5%9Earaplar%C4%B1.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Çilem Dilber'den Geçmişle Hesaplaşmanın Ağır Yükünü Taşıyan Roman: İki Bıçağı Birbirine</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/cilem-dilberden-gecmisle-hesaplasmann.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 18 May 2026 18:30:45 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-3128716421842160654</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFSaCtJqi3yVca-YlkyimXJ-q2xy7rbPVFBbh9SqjcP-kq92Hl5uHHKKT_-1KSHS_beJSTXxfBPMwZGkBMLIiG98itw461hyphenhyphen9CIO0y1v4b0xQ0xueOGrHHs9OW-5kAr2UjeSgB2pA44m0Gd2p0sVUpTJ2pvB8LsRJdTakeQJyl9ZLWOLjJK44KlQ/s640/%C4%B0ki%20B%C4%B1%C3%A7a%C4%9F%C4%B1%20Birbirine%20%20%C3%87ilem%20Dilber.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="410" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFSaCtJqi3yVca-YlkyimXJ-q2xy7rbPVFBbh9SqjcP-kq92Hl5uHHKKT_-1KSHS_beJSTXxfBPMwZGkBMLIiG98itw461hyphenhyphen9CIO0y1v4b0xQ0xueOGrHHs9OW-5kAr2UjeSgB2pA44m0Gd2p0sVUpTJ2pvB8LsRJdTakeQJyl9ZLWOLjJK44KlQ/s16000/%C4%B0ki%20B%C4%B1%C3%A7a%C4%9F%C4%B1%20Birbirine%20%20%C3%87ilem%20Dilber.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öykü toplamı “Kuyruklu Yalan” ile tanıyıp sevdiğimiz Çilem Dilber'in yeni kitabı “İki Bıçağı Birbirine” Budala Kitap etiketiyle raflarda yerini alıyor. 13 öykülük çok sesli toplamı “Kuyruklu Yalan”ın ardından ne yazacağını merak ettiğimiz yazarın roman ile dönüşüne sevindim. Gözden kaçmasın diyerek pası bültene atıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Babam bu odada öldü. Mabedinde. Kitaplarının, dolma kalemlerinin, defterlerinin arasında…”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bir ölüm, ardında neler bırakır? Bir odanın içine sinmiş kelimeler, yarım kalmış cümleler ve kime ait olduğu bilinmeyen dosyalar… Melih, babasından geriye kalan bu sessizliğin içinde aslında hiç tanımadığı bir adamla karşı karşıya kalır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İki Bıçağı Birbirine, geçmişle hesaplaşmanın ağır yükünü taşıyan bir roman. Babası öldükten sonra Melih, kilitli bir çekmece bulur. İçinden çıkan hikâyeler yıllardır saklanmış bir hayatın kapısını aralar. Artık kardeşi Çiğdem’le yeni bir eşiktedirler.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Çilem Dilber, bu romanda aile, aidiyet, kimlik ve sır gibi temaları katmanlı bir kurgu içinde işlerken bireyin kendini anlama çabasını da merkezine alıyor. Yazmak ve hatırlamak arasındaki gerilimde ilerleyen İki Bıçağı Birbirine, okura yalnızca bir hikâye değil, aynı zamanda bir yüzleşme deneyimi vadediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki Bıçağı Birbirine / Çilem Dilber&lt;br /&gt;Dizi Adı: Türk Edebiyatı / Roman&lt;br /&gt;Budala Kitap, Mayıs 2026&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 120&lt;br /&gt;Etiket Fiyatı: 180 TL&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFSaCtJqi3yVca-YlkyimXJ-q2xy7rbPVFBbh9SqjcP-kq92Hl5uHHKKT_-1KSHS_beJSTXxfBPMwZGkBMLIiG98itw461hyphenhyphen9CIO0y1v4b0xQ0xueOGrHHs9OW-5kAr2UjeSgB2pA44m0Gd2p0sVUpTJ2pvB8LsRJdTakeQJyl9ZLWOLjJK44KlQ/s72-c/%C4%B0ki%20B%C4%B1%C3%A7a%C4%9F%C4%B1%20Birbirine%20%20%C3%87ilem%20Dilber.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Sezin Mızraklı Avalin’den Zorlukların İçinden Güçlenerek Çıkmanın Hikâyesi: Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik!</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/sezin-mzrakl-avalinden-zorluklarn.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 18 May 2026 18:12:33 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-2564309408822473768</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgRzo6LwoUzZoeNi9xBnCqS_SoxlNxUrGAnYEakaKi6XRuPxxh3Jg-PF_uYqGhWO5uxYlYblrtLwIhpvcBawoWJqIN6VX1AQa9Elt9l_r06slfl2HB-gSTppzkCA0urCdA4hOZm3wOH4rxjy9_CDuDpY2JknNTKJDcNqQCoHvyyE7ItRBpZKgdY_g/s640/Biz%20O%20Kirpikleri%20Bo%C5%9Fa%20D%C3%B6kmedik!%20%20Sezin%20M%C4%B1zrakl%C4%B1%20Avalin.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="411" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgRzo6LwoUzZoeNi9xBnCqS_SoxlNxUrGAnYEakaKi6XRuPxxh3Jg-PF_uYqGhWO5uxYlYblrtLwIhpvcBawoWJqIN6VX1AQa9Elt9l_r06slfl2HB-gSTppzkCA0urCdA4hOZm3wOH4rxjy9_CDuDpY2JknNTKJDcNqQCoHvyyE7ItRBpZKgdY_g/s16000/Biz%20O%20Kirpikleri%20Bo%C5%9Fa%20D%C3%B6kmedik!%20%20Sezin%20M%C4%B1zrakl%C4%B1%20Avalin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan Sezin Mızraklı Avalin imzalı Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik!, hayatın en zor dönemlerinde bile yeniden ayağa kalkmanın mümkün olduğunu gösteren samimi ve ilham verici bir anlatı sunuyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yazar, meme kanseri teşhisiyle başlayan zorlu süreci; aile kayıpları, yoğun iş hayatı ve günlük yaşamın yükleriyle birlikte tüm açıklığıyla paylaşıyor. Ancak bu kitap yalnızca bir hastalık öyküsü değil; mükemmeliyetçilik, kontrol etme arzusu, kayıp, yas, sevgi ve hayata yeniden tutunma üzerine güçlü bir iç hesaplaşma niteliği taşıyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yer yer hüzünlü, yer yer mizahi ve her satırında son derece dürüst olan Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik!, benzer zorluklardan geçenlere yalnız olmadıklarını hatırlatırken, her okura hayatın gerçekten neyin önemli olduğunu yeniden düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;EN KARANLIK ANLAR, EN GÜÇLÜ DÖNÜŞLERİN BAŞLANGICIDIR.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Siz hiç yoruldunuz mu? Kendinizi hırpalayarak her şeye “yetişebilmekten” ve çevrenizdeki istisnasız herkesin “O bunu çoktan düşünmüş, hatta ne gerekiyorsa yapmıştır bile zaten!” diye kabullenmesinden...&amp;nbsp;Sürekli üç adım sonrasını düşünmeniz, sürekli karar almanız, bir şeyleri organize etmeniz gerekmesinden... Sevdikleriniz konforlu yaşasın, mutsuz, huzursuz olmasın ya da çok mutlu olsun diye gereksiz detaylara boğulmaktan, o da yetmeyip tüm o detayları bizzat takip etmeniz de gerekmesinden... Hayat hızla akıp giderken, kafanızda dolaşıp duran tonla düşünceden dolayı gerçekten yalnız kalıp kendinizi dinleyemediğinizi, kendinize yeterince vakit ayıramadığınızı hissetmekten...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik, Sezin Mızraklı Avalin’in yaşamın en kırılgan ve en güçlü anlarını iç içe geçirdiği, içten ve sahici bir anlatı. Kayıp, hastalık, korku ve yeniden var olma çabasıyla örülen bu hikâye, okuru kendi içsesine kulak vermeye çağırıyor.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik! / Sezin Mızraklı Avalin&lt;br /&gt;Türü: Anlatı&lt;br /&gt;Yayınevi: Destek Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 168&lt;br /&gt;Fiyatı: 280 TL&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgRzo6LwoUzZoeNi9xBnCqS_SoxlNxUrGAnYEakaKi6XRuPxxh3Jg-PF_uYqGhWO5uxYlYblrtLwIhpvcBawoWJqIN6VX1AQa9Elt9l_r06slfl2HB-gSTppzkCA0urCdA4hOZm3wOH4rxjy9_CDuDpY2JknNTKJDcNqQCoHvyyE7ItRBpZKgdY_g/s72-c/Biz%20O%20Kirpikleri%20Bo%C5%9Fa%20D%C3%B6kmedik!%20%20Sezin%20M%C4%B1zrakl%C4%B1%20Avalin.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Édouard Louis’den kadere boyun eğmeyen bir roman: Monique Kaçıyor</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/edouard-louisden-kadere-boyun-egmeyen.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 11 May 2026 18:49:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-6674306011241700345</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhNc8XvOCi3XVk_QArnE-prdKKc3Aqm3KdXUMynza4ldJ7l9OgDhqsGBvRxdFe1gU8TrOPArYoRuhllKk9iepdTEyvhLG6hIfapVktNxgV19SFwwHKwCNtRbCr8m8v82ALfbbwrlryIHnG_x-cS25EwmSMkm73cw_khiTU7GpA-jDwD1QAQu37XSQ/s640/Monique%20Ka%C3%A7%C4%B1yor%20%20%C3%89douard%20Louis.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="410" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhNc8XvOCi3XVk_QArnE-prdKKc3Aqm3KdXUMynza4ldJ7l9OgDhqsGBvRxdFe1gU8TrOPArYoRuhllKk9iepdTEyvhLG6hIfapVktNxgV19SFwwHKwCNtRbCr8m8v82ALfbbwrlryIHnG_x-cS25EwmSMkm73cw_khiTU7GpA-jDwD1QAQu37XSQ/s16000/Monique%20Ka%C3%A7%C4%B1yor%20%20%C3%89douard%20Louis.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Günümüzün en etkili genç yazarlarından Édouard Louis,MoniqueKaçıyor'da şiddet ve yoksullukla dolu hayatını değiştirmeye cesaret eden bir kadının, annesi Monique'in öyküsünü anlatıyor. Bir anneyle oğlunun kader ortaklığında ilerleyen roman, okura geçmişin ağırlığına rağmen özgürlüğün mümkün olduğunu gösteriyor. Kitap, mayıs ayında Can Yayınları etiketiyle raflarda.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yorgunluk, annemin hayatındaki adaletsizliğin merkezî işareti olmuştu hep. Evin sınırlarına hapsedilmenin yorgunluğu, aşağılanmanın yorgunluğu, kaçmak zorunda kalmanın yorgunluğu, savaşmak zorunda kalmanın yorgunluğu, sürekli her şeye yeniden başlamak zorunda kalmanın yorgunluğu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Atina’da kaldığı otel odasında annesi Monique’ten gelen bir telefon, Édouard için her şeyi değiştirir. Monique Paris’te birlikte olduğu adamın, tıpkı Édouard’ın babası gibi şiddet ve utanç dolu bir döngü yarattığını anlatmaktadır. Monique’in bu karanlık döngüden kurtulabilmesi için kaçmaktan başka çaresi yoktur. Ancak hayatı boyunca başkalarının çizdiği yollarda yürümüş, özgürlüğü hiç tatmamış bir kadın için hayatını yeniden inşa etmek mümkün müdür? Monique’in bu sarsıcı yolculuğu, yalnızca fiziksel bir kaçış değil; korkuyla özgürlük arasındaki o ince çizgide verilen amansız bir kimlik mücadelesidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Monique Kaçıyor, kendi kaderini baştan çizmeye çalışan bir anne ile onun en güçlü müttefikine dönüşen oğlunun samimi ve sürükleyici portresini sunuyor. Bir kadının kendini yeniden keşfetme cesaretine, yeniden doğuş ve özgürleşmenin bedeline dair bu derin anlatı, ortak tarihlerinin ağırlığına rağmen birbirini yeniden bulan bir anneyle oğlu arasındaki bağı gözler önüne seriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Monique Kaçıyor, özgürlüğün bedeline dair somut ve etkileyici bir metin.” Le Monde&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;#fransızedebiyatı #özgürleşme #kaçış #annelik #sınıf #şiddet #yoksulluk #emek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Monique Kaçıyor / Édouard Louis&amp;nbsp;&lt;br /&gt;Çeviri: Ayberk Erkay&lt;br /&gt;Yayınevi: Can Yayınları &lt;br /&gt;Dizi: Çağdaş&lt;br /&gt;Tür: Roman&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 104&lt;br /&gt;Fiyatı: 180 TL&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhNc8XvOCi3XVk_QArnE-prdKKc3Aqm3KdXUMynza4ldJ7l9OgDhqsGBvRxdFe1gU8TrOPArYoRuhllKk9iepdTEyvhLG6hIfapVktNxgV19SFwwHKwCNtRbCr8m8v82ALfbbwrlryIHnG_x-cS25EwmSMkm73cw_khiTU7GpA-jDwD1QAQu37XSQ/s72-c/Monique%20Ka%C3%A7%C4%B1yor%20%20%C3%89douard%20Louis.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Annie Ernaux’nun kaleminden modern toplumun mikrokozmosu: Işıklara Bak Canım</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/annie-ernauxnun-kaleminden-modern.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 11 May 2026 18:38:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-5144321021686304151</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiVjZcoVSq5BPJr7gdoJhCPO8sTjYhtX9sRDtFItUKlAl12a9Xr54EFyh3r9VkT_S_KYIed-Oa3gWLpVRXTf3chDfREor75gmh3Vc30BwFxjUzZ1CoKxxaMHegxmFpDGvMO8iUGqkIQ8P9otOVjKalE-QpvX1IzfK4nZPXtzb8U55OSJ_zkJZBG-A/s640/I%C5%9F%C4%B1klara%20Bak%20Can%C4%B1m%20Annie%20Ernaux.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="410" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiVjZcoVSq5BPJr7gdoJhCPO8sTjYhtX9sRDtFItUKlAl12a9Xr54EFyh3r9VkT_S_KYIed-Oa3gWLpVRXTf3chDfREor75gmh3Vc30BwFxjUzZ1CoKxxaMHegxmFpDGvMO8iUGqkIQ8P9otOVjKalE-QpvX1IzfK4nZPXtzb8U55OSJ_zkJZBG-A/s16000/I%C5%9F%C4%B1klara%20Bak%20Can%C4%B1m%20Annie%20Ernaux.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2022 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Fransız yazar Annie Ernaux’nunIşıklara Bak Canımromanı mayıs ayında Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor. Ernauxbu romanda dikkatini sıradan ve gündelik bir mekâna, bir alışveriş merkezine yönelterek Paris yakınlarındaki bir süpermarkete bir yıl boyunca yaptığı ziyaretleri kaydediyor. Bu kısa ama yoğun metin, tüketim mekânını yalnızca ekonomik bir alan olarak değil, bir temas noktası olarak ele alarak günümüz toplumunun görünmez hiyerarşilerini açığa çıkarıyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hangi nesneleri ve yerleri hafızamıza kaydedeceğimizi biz seçeriz ya da daha doğrusu neyin hatırlanmaya değer olduğuna aslında zamanın ruhu karar verir. Yazarlar, sanatçılar, sinemacılar da hafızanın oluşumuna katkıda bulunur.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Annie Ernaux bu metinde dikkatini sıradan ve gündelik bir mekâna, bir alışveriş merkezine yönelterek Paris yakınlarındaki bir süpermarkete bir yıl boyunca yaptığı ziyaretleri kaydediyor ve o devasa duvarların arasında var olan dünyayı görünür kılıyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Işıklara Bak Canım, tüketim mekânını yalnızca ekonomik bir alan olarak değil, farklı sınıfların, yaşların ve kökenlerin kesiştiği bir toplumsal temas noktası olarak ele alıyor. Böylece alışveriş pratikleri, fiyatlar, indirim reyonları, otomatik kasalar, bağış kampanyaları ve güvenlik düzenekleri üzerinden günümüz toplumunun görünmez hiyerarşilerini açığa çıkarıyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;#fransızedebiyatı #toplumsalbellek #alışveriş #toplum #tüketim #sınıf&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işıklara Bak Canım / Annie Ernaux&lt;br /&gt;Çeviri: Siren İdemen&lt;br /&gt;Yayınevi: Can Yayınları &lt;br /&gt;Dizi: Çağdaş&lt;br /&gt;Tür: Anlatı&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 72&lt;br /&gt;Fiyatı: 190 TL&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiVjZcoVSq5BPJr7gdoJhCPO8sTjYhtX9sRDtFItUKlAl12a9Xr54EFyh3r9VkT_S_KYIed-Oa3gWLpVRXTf3chDfREor75gmh3Vc30BwFxjUzZ1CoKxxaMHegxmFpDGvMO8iUGqkIQ8P9otOVjKalE-QpvX1IzfK4nZPXtzb8U55OSJ_zkJZBG-A/s72-c/I%C5%9F%C4%B1klara%20Bak%20Can%C4%B1m%20Annie%20Ernaux.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Şehirle, hafızayla iç içe geçmiş çok katmanlı öyküler: Kentte Bile Bahar</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/sehirle-hafzayla-ic-ice-gecmis-cok.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 11 May 2026 18:31:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-4666092966355505926</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjtDsEIXDoVnvOi1XFfpCHsPc9dIC1O53WGwVdWAWsnF8xGbithMYKJB_Gc8WBCmxapIpdO2sjJP3Cy9NrT7e5ip14r__spJMh0Fl-fdtK83vdahlc6f1zwfUAl4pFodxqPCuT-OjnP_h5zNY4aW3igKRF0VaN9e5pa5-HLEPAbL6xfX_XTYWU6CQ/s640/Kentte%20Bile%20Bahar%20%20Ahmet%20Erkam%20Sara%C3%A7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="409" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjtDsEIXDoVnvOi1XFfpCHsPc9dIC1O53WGwVdWAWsnF8xGbithMYKJB_Gc8WBCmxapIpdO2sjJP3Cy9NrT7e5ip14r__spJMh0Fl-fdtK83vdahlc6f1zwfUAl4pFodxqPCuT-OjnP_h5zNY4aW3igKRF0VaN9e5pa5-HLEPAbL6xfX_XTYWU6CQ/s16000/Kentte%20Bile%20Bahar%20%20Ahmet%20Erkam%20Sara%C3%A7.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ahmet Erkam Saraç’ın ikinci öykü kitabı Kentte Bile Baharmayıs ayında Can yayınları etiketiyle raflarda. Kentte Bile Bahar, Ahmet Erkam Saraç’ın şehirle, hafızayla, insanın kendine anlattığı hikâyelerle kurduğu çok katmanlı bir yüzleşme metni.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Erkam Saraç, ironiyi melankoliyle, iç konuşmayı masalsı bir anlatıyla, kentli yalnızlığı politik alegoriyle ustaca bir araya getirerek okuru amansız bir soruyla baş başa bırakıyor:&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Bahar gerçekten kentte bile bahar mıdır, yoksa her filizlenişin altında unutulmuş bir sızı mı saklıdır?”&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Düş kırıklığı içinde, ‘Bayım ben sıçanlardan anlamam, hele hayat kurtarmaktan hiç anlamam, üzgünüm ama yanlış numara,’ diyesiydi ya sol elinin masaya yapıştığını fark etti. Kim bilir kendisi gibi hangi ipsizin döke saça içtiği oralet artığının üstünde uyuşmuştu eli. Peki ocağın sahibi olacak hıyarağası şu yapış yapış kahverengi lekenin sıçan boku olmadığını kanıtlayabilir miydi? Ayakkabısının sol tekinin önündeki delik de ha giymekten eprimiş ha sıçan kemirmiş, neyi değiştirirdi. Bu virane semtte, şu harap olmuş çayocağında nefes alabilen bir adamdan daha güçlü bir adam var mıydı ki birinin hayatını kurtarsın?”&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çengelköy kıyılarından Küçüksu’ya, lise koridorlarından Akmar Pasajı’na, çocukluk semtlerinden hayalî semtlere uzanan bu öykülerde bahar yalnızca bir mevsim değil; bastırılmış arzuların, yarım kalmış aşkların, ertelenmiş hayatların yeniden gün yüzüne çıktığı bir aralık. Geçmişe saplanıp kalanlar, her gün bir başka kimliğe bürünenler, iktidarın gölgesinde nefes almaya çalışanlarla örülü bu kitap, hem karakterlerin hafıza labirentlerinde dolaşıyor hem de toplumsal suskunluklara ayna tutuyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;#yürüyüş #mücadele #dinginlik #çatışma #arzu #hafıza #melankoli&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kentte Bile Bahar / Ahmet Erkam Saraç&lt;br /&gt;Yayınevi: Can Yayınları &amp;nbsp;&lt;br /&gt;Dizi: Çağdaş&lt;br /&gt;Tür: Öykü&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı:96&lt;br /&gt;Fiyatı: 180TL&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjtDsEIXDoVnvOi1XFfpCHsPc9dIC1O53WGwVdWAWsnF8xGbithMYKJB_Gc8WBCmxapIpdO2sjJP3Cy9NrT7e5ip14r__spJMh0Fl-fdtK83vdahlc6f1zwfUAl4pFodxqPCuT-OjnP_h5zNY4aW3igKRF0VaN9e5pa5-HLEPAbL6xfX_XTYWU6CQ/s72-c/Kentte%20Bile%20Bahar%20%20Ahmet%20Erkam%20Sara%C3%A7.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Ayrıntı Yayınları’ndan Mayıs Yenileri</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/ayrnt-yaynlarndan-mays-yenileri.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 5 May 2026 19:19:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-5104697346006921418</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiJEKtn-MOrM9JFvjNaq_v3ZWXB89fghpR5vPXOD2ckhnJUiNJeVK-9-8XGHxrxndKAPVk8hb08U6baJo9UGw7MI8TVxovtTLSf4kH9qouWPOYkzaBUMmKUHo_D_AOTVwdiWsYfyufaw0EzBNRur03YkCOkeFOJACCLS7WE6IvwVs1texgi8_fmvQ/s640/Ayr%C4%B1nt%C4%B1%20May%C4%B1s.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="480" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiJEKtn-MOrM9JFvjNaq_v3ZWXB89fghpR5vPXOD2ckhnJUiNJeVK-9-8XGHxrxndKAPVk8hb08U6baJo9UGw7MI8TVxovtTLSf4kH9qouWPOYkzaBUMmKUHo_D_AOTVwdiWsYfyufaw0EzBNRur03YkCOkeFOJACCLS7WE6IvwVs1texgi8_fmvQ/s16000/Ayr%C4%B1nt%C4%B1%20May%C4%B1s.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ayrıntı Yayınları Mayıs ayını yedi kitapla karşılıyor. Julian Barnes’ın edebiyata vedası “Ayrılış(lar)” ve 20. yüzyıl modernizminin öncü şairlerinden César Vallejo’nun seçilmiş şiirleri “Kara Haberciler” edebiyat dizisinin ilgiyi eksik etmeyeceğimiz yeni kitapları. Gillian Rose’un sanat, Marksizm ve Eleştirel Teori üzerine verdiği dersleri bir araya getiren “Marksist Modernizm: Frankfurt Okulu’nun Eleştirel Teorisine Giriş Dersleri” felsefe dizisinin, Alexandra Bleyer’ın “Propaganda”sı mini kitaplar dizisinin, David Bordwell’ın kaynak kitabı “Sinemanın Poetikası” da sinema dizisinin yeni kitapları. Her kitabına hayranlık duyduğumuz Adam Phillips’in “Yan Etkiler”i Felsefe dizisinin yeni kitabı olarak dikkat çekiyor. Yasemin Giritli İnceoğlu ve Savaş Çoban’ın derlemesi “Yersiz Yurtsuz Sınıfsız: Göç ve Göçmenlik Halleri” ise göç üzerine tartışmaları odağına alan güçlü bir kaynak. İlginizi hangileri çeken bilmiyoruz ama “Ayrılış(lar)”, “Kara Haberciler” ve “Yan Etkiler”i kurcamaladan geçmeyin diyerek pası bültene atıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Ayrılış(lar) - Julian Barnes&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Başlığının da düşündürebileceği gibi, Ayrılış(lar) her şeyden önce bir ‘vedalar’ kitabı: Julian Barnes bu ‘son’ kitabında biz okurlarına bir kez daha yazarlığının başat izlekleri olan bellek’ten, anılar’dan, geçmişi aynen ‘olduğu gibi’ yeniden kurmak için harcadığımız sonsuz çabalardan söz ediyor, ama aynı zamanda da kendi hastalığının dokunaklı hikâyesini bütün ilginç ayrıntıları ve aşamalarıyla bir-bir anlatıyor. Ama sadece bunlardan da ibaret değil Ayrılış(lar).&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bu otobiyografik anlatının tam ortasında, Oxford’da okuduğu okul yıllarından tanımış olduğu arkadaşları Stephen ile Jean’in hikâyelerini, ortasında koskoca bir ‘delik’ olan bu kırk yıllık hikâyeyi de öykülüyor. Hem bir anlatıcı-tanık, ama aynı zamanda da onların yaşamlarına derinden yön vermiş ve bunun vicdani sorumluluğunu taşımak zorunda kalmış bir kişi olarak. Seni Sevmiyorum ve Aşk vesaire başlıklı romanlarından üslup esintileri de taşıyan bu ilginç hikâyenin Ayrılış(lar)’ın metinsel bütünlüğü içinde bir köprü işlevi gördüğünü gözlemliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Deneme, hikâye, günce, anı gibi doğrudan yazınsal formların yanı sıra arka arkaya sıraladığı sayısız anekdot, sosyolojik gözlem ve tıp alanına giren saptamalarla örülmüş bir metin olan Ayrılış(lar) Marcel Proust’un ünlü madeleine keki’nden hareketle İDOA’ların, yani ‘İstençdışı Otobiyografik Anılar’ın iç yüzünü laf arasında bir Proustçu olmadığını ileri sürerek keşfe çıkarken hem bu karmaşık kavramı enine boyuna sorguluyor, hem de onun örneği olabilecek çok sayıda vakanın geçerlilik koşullarını irdeliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Dönüşü olmayan bir yola çıkışın [Departure(s)] iki farklı düzlemde hikâyesi ve Julian Barnes’ın ‘kuğu şarkısı’ olan Ayrılış(lar), yazarının ‘işini yapan evren’ diye nitelediği, bazılarımızın Baudelaire’in ‘acı bilgi’sinden hatırladığımız o iç yakıcı sırrı okurlarıyla paylaşırken bizlere hem hüzün verici hem düşündürücü ama bir o kadar da eğlenceli bir son kitap sunmaktan geri kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orijinal Adı: Departure(s), Çevirmen: Serdar Rifat Kırkoğlu, Edebiyat, 160 Sayfa, 230 TL&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Kara Haberciler / Seçilmiş Şiirler - César Vallejo&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;César Vallejo (1892-1938) Peru’da, sömürge yoksulluğunun tüm izlerini taşıyan bir dağ köyünde doğan César Vallejo, 20. yüzyıl modernizminin öncü şairlerinden biridir. Kızılderili sözel mirasını, Avrupa yazınsal geleneklerini ve Peru mestizo kültürünün birikimlerini tümüyle kendine özgü bir şiir dilinde yeniden yapılandırmıştır. Gerçeküstücülüğün yazınsal ortamları sarstığı yıllarda yerleşik dilbilimsel kuralların sınırlarını aşarak somut, çarpık, dili şiddetiyle bozan bir sözdizimi geliştirmiştir. Biçime de yansıyan “alışılmadık gürültü” Vallejo şiirini saldırgan ve “güzel olmayan” bir düzeye taşımış, birçok saygın eleştirmenin işaret ettiği “benzeri görülmemiş, ham bir dil”i ortaya çıkarmıştır. Varoluşun doğasında içerili hazin hayal kırıklığını ve insanlık durumunun umutla umutsuzluk arasında salınan karmaşasını ifade eden bu eşsiz dilin en büyük başarısı, her şiiri zorluğun ve acının tanınmasını içeren dönüştürücü bir bilinç eylemi hâline getirmesidir. Kara Haberciler, Octavio Paz’ın deyişiyle “mucizeleri ve vahiyleri olan bir varlığın” evrensel kalıtından kitap olarak Türkçeye aktarılmış geniş bir seçki: Neruda’ya göre, “Olağanüstü güce sahip, görkemli bir şiir!”.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orijinal Adı: Obra Poetica Completa (Lima, 1968), Çevirmen: Selahattin Yıldırım &amp;amp; Emirhan Oğuz, Şiir, 320 sayfa, 500 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Marksist Modernizm: Frankfurt Okulu’nun Eleştirel Teorisine Giriş Dersleri - Gillian Rose&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Efsanevi filozofun sanat, Marksizm ve Eleştirel Teori üzerine verdiği dersler ilk kez bu kitapta bir araya geliyor. Marksist Modernizm, Frankfurt Okulu’na kapsamlı, özlü ve sohbet havasında bir giriş sunuyor. Kitap aynı zamanda yirminci yüzyılın en önemli filozoflarından Gillian Rose’un düşüncesine açılan yeni bir kaynak niteliğinde.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Rose’un Frankfurt Okulu üzerine 1979 yılında verdiği bu dersler, Adorno, Lukács, Brecht, Bloch, Benjamin ve Horkheimer gibi isimler de dahil olmak üzere okulun üyelerinin ve çevresindeki düşünürlerin yaşamlarını ve fikirlerini ele alırken, her birinin Marx’ın meta fetişizmi teorisini, Marksist bir kültür teorisine nasıl dönüştürdüğünü ana hatlarıyla gösterir.” Robert Lucas Scott ve James Gordon Finlayson, Editörler&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Rose’u yeni keşfeden kuşak için en iyi başlangıç noktası: Her şeyin nerede başladığını hatırlatan bir metin; modernistlerin hâlâ Marksist olabildiği ve teologların artık geride kalmış bir çağa ait sayıldığı o zamanlara dönüş.” Peter Osborne, Crisis as Form’un yazarı&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Bu dersleri okumak, büyük bir zihnin çalışmasını izlemek gibidir. Keskin ve toplumsal açıdan hâlâ güncel bir sol entelektüel geleneği keşfetmenin verdiği canlılıkla Rose, bu heyecanını öğretmenliğine de aktarıyor.” James Butler, London Review of Books&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Rose, Eleştirel Teori’nin ilk kuşağını büyük bir ustalıkla ‘Marksist modernizm’ olarak yeniden inşa ediyor... Bugün bu dersleri okumak, onun keskin zekâsıyla kurduğumuz ilişkiden ne kadar mahrum kaldığımızın ve ona ne kadar ihtiyaç duyduğumuzun acı verici hatırasına tanık olmaktır.” Prof. J. M. Bernstein, New School for Social Research&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Bu dersler ufuk açıcı: coşkulu, tutkulu, parlak ve iddialı... hepimiz için geç kalmış bir armağan.” Rebecca Comay, Dash: The Other Side of Absolute Knowing’in yazarı&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orijinal Adı: Marxist Modernism: Introductory Lectures on Frankfurt School Critical Theory, Çevirmen: Elis Şimşon, Felsefe, 160 sayfa, 230 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Propaganda - Alexandra Bleyer&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Propaganda... Her gün maruz kaldığımız ama çoğu zaman farkına bile varmadığımız görünmez bir güç. Peki gerçekten nedir propaganda? Sadece savaşların ve rejimlerin aracı mı, yoksa günlük hayatımızın içine çoktan sızmış bir etki biçimi mi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap okurları “gerçek” ile “sunulan gerçek” arasındaki ince çizgiyi keşfe davet ediyor. Yalan haberlerden alternatif gerçeklere, sosyal medyadaki algı oyunlarından savaş propagandasına kadar uzanan geniş bir alanda, bilginin nasıl şekillendirildiğini gözler önüne seriyor. Medyanın, siyasetin ve hatta sıradan kullanıcıların bu süreçteki rolünü sorgularken, propaganda ile halkla ilişkiler arasındaki sınırın ne kadar belirsiz olabileceğini de ortaya koyuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Propaganda yalnızca bir sorunu saptamakla kalmıyor. Aynı zamanda bir farkındalık rehberi. Okudukça, gördüklerinizi ve duyduklarınızı yeniden değerlendirecek, manipülasyonu tanımayı ve sorgulamayı öğreneceksiniz. Çünkü doğruyu bilmek kadar, doğruyu nasıl arayacağını bilmek de önemli.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orijinal Adı: Propaganda 100 Seiten, Çevirmen: Levent Tayla, Mini Kitaplar, 100 sayfa, 150 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Sinemanın Poetikası - David Bordwell&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Sinemanın Poetikası”... kavramın kendisinden de anlaşılacağı gibi –poiesis yani aktif yapma hali– bütün eserleri olduğu gibi, filmi de, yalnızca izleyiciyle karşılıklı ilişkisine teslim etmez. Tam tersine, onun tüm gerçekleşme serüvenini içkinleştirerek kavrar. Görüleceği gibi, bu kitapta yazar, ele alma yöntemlerini ve sözü, kapsayıcı bakış açısıyla geniş bir interdisipliner alanda kuruyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Böylesi bir yaklaşım, doğal olarak, film üzerine “olgusal” ve “kavramsal” bilgi üretirken, onun verileriyle insanların sinema algısının ve kültürünün derinleşmesine yönelik pencereleri açacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap 30 yıl boyunca kaleme alınmış makalelerden süzülerek ve üzerine yeni görgüler inşa edilerek ortaya çıktı. “Taşralı kalma riski” taşıyan, bilim karşıtı dar disiplinlerarasılık tutumuna cevap veren bir eser Sinemanın Poetikası...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Poetika geleneksel eleştirel ekollerden farklı bir yaklaşım sunar. Doktrinel olarak tanımlanmış yöntemlerle paralel ilerlemez ve belirli bir anlamsal alanı ayrıcalıklı kılmaz. Metinsel özellikleri yorumlamak için sabit bir prosedür çekirdeği ve özgün retorik taktikleri yoktur. Her ne kadar poetika yorumlamayı dışlamasa da, yorumun statüsü diğer kuramsal yaklaşımlardaki gibi merkezi değildir” diyor yazar; “Poetika doğrudan yorum üretmek yerine, filmlerin biçimsel ve anlatısal işleyişini anlamaya yönelik bir çaba olarak konumlanır.”&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Orijinal Adı: Poetics of Cinema, Çevirmen: Hamza Eren Sarıçam, Sinema, 528 sayfa, 825 TL&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Yan Etkiler - Adam Phillips&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Psikanaliz, hastanın “konuşmaya başladığında cebinden dökülenler” olarak adlandırılan yan etkilere odaklanarak işler. Psikanalitik terapi almak her zaman karanlığa atılan bir adımdır; tıpkı kalbimizi ve zihnimizi güçlü bir edebi esere adadığımızda olduğu gibi, bunun nihai etkisini ve sonuçlarını önceden bilmek imkânsızdır. Kişi, bu “yan etkilerin” bizi götüreceği yere karşı açık olmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Adam Phillips bilgili, belagatli ve büyüleyici gözlemleriyle psikanalitik tedavi ve kalıcı, dönüştürücü edebiyat arasındaki kışkırtıcı bağlantıları keşfe çıkarıyor bizleri. Yan Etkiler, kişisel vaatlerin yerine getirilmesinden başka hiçbir ideolojiye bağlı olmayan bir hayatın inşası için değerli bir entelektüel yol haritası sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orijinal Adı: Side Effects, Çevirmen: Aydın Çavdar, Lacivert, 304 sayfa, 400 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Yersiz Yurtsuz Sınıfsız: Göç ve Göçmenlik Halleri - Yasemin Giritli İnceoğlu ve Savaş Çoban&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yersiz Yurtsuz Sınıfsız: Türkiye’de Göçmenlik Halleri derlemesi, yüzyılımızın en önemli meselelerinden biri olan göç olgusunu anaakım güvenlikçi yaklaşımları karşısına alacak biçimde eleştirel sosyal bilimlerin imkanlarını kullanarak ele alıyor. İnceoğlu ve Çoban’ın derlediği eser, yüzyılımızın en çarpıcı olgularından olan insan hareketliliğini, özellikle de zorunlu göçü kavramak; iktisadi, siyasal, sosyal ve ekolojik nedenlerini anlamak; kapitalist devletler sistemi içinde yeni sınırların nasıl şekillendiğini, ulusal düzeyde ortaya çıkan siyasal tepkilerin nasıl inşa edildiği, göçün öznelerinin tüm bunlara tepkilerini tartışmak için güçlü bir kaynak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yersiz Yurtsuz Sınıfsız, hem ele aldığı konuların kapsamı hem de konulara yaklaşımı bağlamında milyonlarca göçmenin yaşadığı Türkiye’deki güncel tartışmalara bir müdahale anlamına da geliyor. Eleştirel sosyal bilimin içinde düşünen ve üreten yazarların metinleri, Türkiye’de giderek istatistiklere boğulan ve güvenlik politikalarına sıkıştırılmaya çalışılan göç tartışmasını sıkıştırıldığı yerden çıkarma amacını taşıyor. Bu yönüyle konuya ilgi duyan okur, alanı çalışan akademisyen ve hak savunucuları için düşünsel araçlar sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Dizi Adı: Schola, 416 sayfa, 430 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiJEKtn-MOrM9JFvjNaq_v3ZWXB89fghpR5vPXOD2ckhnJUiNJeVK-9-8XGHxrxndKAPVk8hb08U6baJo9UGw7MI8TVxovtTLSf4kH9qouWPOYkzaBUMmKUHo_D_AOTVwdiWsYfyufaw0EzBNRur03YkCOkeFOJACCLS7WE6IvwVs1texgi8_fmvQ/s72-c/Ayr%C4%B1nt%C4%B1%20May%C4%B1s.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Barbaros Şansal’dan Sansürsüz Bir Hesaplaşma: Burda Olmaz</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/barbaros-sansaldan-sansursuz-bir.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 5 May 2026 17:54:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-5140838989676994520</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhoVy5Bo_yRIjqV1OSDPKy6g_YtM-jn1y5xw1BAYmej42p7wH80riNDE5fFe4NZlqyRHihPHOqDNXvZVG3_CYxbvHKCYauqV5TmWYb_iIXQuUryCKJbx55m27fLpeq9aI_H9oX3b0QUguyTe-eWTYjHSjV9cbkzw-Iejdpy47-wyYu0jxZmI6k7cQ/s640/Burda%20Olmaz%20%20Barbaros%20%C5%9Eansal.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="360" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhoVy5Bo_yRIjqV1OSDPKy6g_YtM-jn1y5xw1BAYmej42p7wH80riNDE5fFe4NZlqyRHihPHOqDNXvZVG3_CYxbvHKCYauqV5TmWYb_iIXQuUryCKJbx55m27fLpeq9aI_H9oX3b0QUguyTe-eWTYjHSjV9cbkzw-Iejdpy47-wyYu0jxZmI6k7cQ/s16000/Burda%20Olmaz%20%20Barbaros%20%C5%9Eansal.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Mizah, öfke ve isyanın iç içe geçtiği kitap, Türkiye’deki medya, siyaset ve toplum ilişkilerini yazarın deneyimleri üzerinden açıkça ortaya koyuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Barbaros Şansal’ın yeni kitabı Burda Olmaz, Destek Yayınları etiketiyle yayımlandı. Moda dünyasından televizyona, sokaktan siyasete uzanan deneyimlerini bir araya getiren Şansal, kitabında hem kendi hikâyesini hem de Türkiye’nin son yıllarına dair çarpıcı gözlemlerini aktarıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Sahne gösterilerinden süzülen anılar, sansür tartışmaları ve medya deneyimleri; keskin bir mizah ve doğrudan bir anlatımla birleşiyor. Burda Olmaz, okuru yalnızca güldürmüyor, aynı zamanda rahatsız eden sorularla yüzleştiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Kişisel bir anlatının ötesine geçen eser, ifade özgürlüğü, medya ve toplumsal normlar üzerine cesur bir metin olarak öne çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;Dikkat!&lt;br /&gt;Okumak kolay, sindirmek zordur.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;Gerekli durumlarda lütfen hekiminize danışınız!&lt;br /&gt;“Burda olmaz!” deyince ne anlıyorsunuz?&lt;br /&gt;İçiniz fesat da ondan...&lt;br /&gt;Katiyen onu kastetmiyor Barbaros Şansal!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Terzi Yamağı” olarak başlayıp dike dike bugünlere kadar gelen Şansal’ın heybesi ünlülerle, inanılması güç olaylarla dolu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Havaalanına gelinlik giydirmeye çalışanlar, diktirdiği kıyafetin parasını ödememek için köşe bucak kaçanlar, içte başka dışta başka olanlar, sahnede playback yapanlar, gündüz kuzu olup gece kurda dönüşenler bu kitapta...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’un görünmeyen yüzü hiç bu kadar çıplak anlatılmadı!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Burda Olmaz yalnızca bir tek kişilik gösteri değil, gezi protestolarından havaalanında linçe kadar Barbaros Şansal’ın, herkesin içyüzünü merak ettiği o dünyaya ilişkin tanıklığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burda Olmaz / Barbaros Şansal&lt;br /&gt;Alt Başlık: Bir Mizah, Öfke ve İsyan Kitabı&lt;br /&gt;Türü: Güncel&lt;br /&gt;Yayınevi: Destek Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 136&lt;br /&gt;Fiyatı: 240 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhoVy5Bo_yRIjqV1OSDPKy6g_YtM-jn1y5xw1BAYmej42p7wH80riNDE5fFe4NZlqyRHihPHOqDNXvZVG3_CYxbvHKCYauqV5TmWYb_iIXQuUryCKJbx55m27fLpeq9aI_H9oX3b0QUguyTe-eWTYjHSjV9cbkzw-Iejdpy47-wyYu0jxZmI6k7cQ/s72-c/Burda%20Olmaz%20%20Barbaros%20%C5%9Eansal.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Kadınların En Uzun Dönemine Yeni Bir Bakış: Son mu, Dönüşüm mü?</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/kadnlarn-en-uzun-donemine-yeni-bir-baks.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 4 May 2026 18:31:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-5655644839203827465</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgVOz2LDXTbqucsc_4LZU8ut3gKhrM214ybQd7uNC8uULDj8SmzSJzEqgd8ZqLh7MuzNqQ02WWtTnw0s2CSLNUNgi1Y10yLKydFf2I9vKFBEmY_0XOSLaAkR8QaLoOiDdiXjdCEsVv0O5RpASmR6-tJz16R6VfJFA4P6avMQCXPUu7OjWkbhX77Ug/s494/Nerden%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%20Bu%20Menopoz%20%20Jin.%20Op.%20Dr.%20Sel%C3%A7uk%20Somer.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="480" data-original-width="494" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgVOz2LDXTbqucsc_4LZU8ut3gKhrM214ybQd7uNC8uULDj8SmzSJzEqgd8ZqLh7MuzNqQ02WWtTnw0s2CSLNUNgi1Y10yLKydFf2I9vKFBEmY_0XOSLaAkR8QaLoOiDdiXjdCEsVv0O5RpASmR6-tJz16R6VfJFA4P6avMQCXPUu7OjWkbhX77Ug/s16000/Nerden%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%20Bu%20Menopoz%20%20Jin.%20Op.%20Dr.%20Sel%C3%A7uk%20Somer.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Jin. Op. Dr. Selçuk Somer, menopozu korkulacak bir süreç olmaktan çıkarıp “sağlıklı yaş alma” perspektifiyle yeniden tanımlıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Jin. Op. Dr. Selçuk Somer’in kaleme aldığı Nerden Çıktı Bu Menopoz?, Destek Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kadınların hayatının neredeyse üçte birini kapsayan menopoz dönemine dair yerleşmiş yanlışları sorgulayan kitap, bu süreci yalnızca fiziksel değil; psikolojik ve sosyal boyutlarıyla da ele alan bütüncül bir rehber sunuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Toplumda çoğu zaman yalnızca “ateş basması” gibi sınırlı belirtilerle anılan menopozun aslında çok daha geniş etkiler yarattığını vurgulayan Somer, kemik erimesinden kalp hastalıklarına, depresyondan özgüven kaybına kadar uzanan çok katmanlı bir tabloya dikkat çekiyor. Kitap, menopozun bir “son” değil; doğru yönetildiğinde kadınların kendini yeniden keşfedebileceği bir dönüşüm süreci olduğunu ortaya koyuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Eserde özellikle son yıllarda öne çıkan biyoeşdeğer hormon tedavileri, bilimsel veriler ışığında sade ve anlaşılır bir dille aktarılıyor. Uzun yıllar tartışma konusu olan hormon tedavilerine dair önyargıları da masaya yatıran kitap, doğru zamanda ve doğru yöntemle uygulanan tedavilerin yaşam kalitesini artırabileceğine işaret ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Somer, yalnızca tıbbi bilgilerle yetinmeyip; beslenme, egzersiz, psikolojik destek ve yaşam tarzı değişikliklerinin de menopoz sürecindeki kritik rolünü vurguluyor. “Sağlıklı yaş alma” (longevity) yaklaşımını merkeze alan eser, kadınların bu dönemi daha güçlü, daha bilinçli ve daha aktif geçirebilmesi için kapsamlı bir yol haritası sunuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Nerden Çıktı Bu Menopoz?, menopozu bir “kayıp” olarak değil, doğru bilgi ve yaklaşımla yönetildiğinde yeni bir başlangıç olarak görenler için güçlü bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;MENOPOZU DOĞRU ANLAMAK, HAYATINI YENİDEN KURMAKTIR.&lt;br /&gt;Menopoz sadece ateş basması, terleme ve uykusuzluk mu?&lt;br /&gt;Yoksa sessizce ilerleyen çok daha büyük bir değişimin adı mı?&lt;br /&gt;Kadınlar hayatlarının neredeyse üçte birini bu dönemde geçiriyor.&lt;br /&gt;Ama hâlâ eksik bilgilerle, korkularla ve yanlış yönlendirmelerle baş başa bırakılıyor.&lt;br /&gt;Jin. Op. Dr. Selçuk Somer, bu kitapta menopozu bir “kader” değil, doğru yönetildiğinde bir yenilenme dönemi olarak ele alıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Vücudunuzda gerçekten neler değişiyor?&lt;br /&gt;Hangi belirtiler menopozla ilgili ama fark edilmiyor?&lt;br /&gt;Hormon tedavileri gerçekten riskli mi, yoksa yanlış mı anlatıldı?&lt;br /&gt;Sağlıklı, enerjik ve üretken bir yaşam mümkün mü?&lt;br /&gt;Bilimsel verilerle, yılların klinik deneyimiyle ve samimi bir anlatımla...&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu kitap; korkuları dağıtan, ezberleri bozan ve kadınlara kendi bedenini yeniden tanıma gücü veren bir rehber.&lt;br /&gt;Çünkü menopoz bir son değil; doğru yaklaşımla, hayatın ikinci yarısına güçlü bir başlangıçtır.&lt;br /&gt;Bu kitabın satışından elde edilen tüm gelir Doğum İçin El Ele Derneği’ne bağışlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerden Çıktı Bu Menopoz? / Jin. Op. Dr. Selçuk Somer&lt;br /&gt;Alt Başlık: “Kimse bana bunlardan bahsetmemişti.”&lt;br /&gt;Türü: Sağlık&lt;br /&gt;Yayınevi: Destek Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 216&lt;br /&gt;Fiyatı: 490 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgVOz2LDXTbqucsc_4LZU8ut3gKhrM214ybQd7uNC8uULDj8SmzSJzEqgd8ZqLh7MuzNqQ02WWtTnw0s2CSLNUNgi1Y10yLKydFf2I9vKFBEmY_0XOSLaAkR8QaLoOiDdiXjdCEsVv0O5RpASmR6-tJz16R6VfJFA4P6avMQCXPUu7OjWkbhX77Ug/s72-c/Nerden%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%20Bu%20Menopoz%20%20Jin.%20Op.%20Dr.%20Sel%C3%A7uk%20Somer.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Yasemin Özek’ten Sadakatin Sınırında Bir Hayat: İstanbul Limonatası</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/yasemin-ozekten-sadakatin-snrnda-bir.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 4 May 2026 18:17:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-7567639806778453953</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh_a9E4CqJOYVUeZ757z2xgE2UpDYaUTcgOJErnLIMU_7skALbzObNYbOCF2d0dlK6u9gA3xWD5N9Q_VHxuPjwSMGpVPcNWhzpBJrGgCS24AUe-iPr-1Kt8jKgi4o_13qX075J-_UZrm5F1Gy_InhSIVwi32dnNGSZyyWWHo77hNGGubeGhTUDdDg/s1080/2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="793" data-original-width="1080" height="294" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh_a9E4CqJOYVUeZ757z2xgE2UpDYaUTcgOJErnLIMU_7skALbzObNYbOCF2d0dlK6u9gA3xWD5N9Q_VHxuPjwSMGpVPcNWhzpBJrGgCS24AUe-iPr-1Kt8jKgi4o_13qX075J-_UZrm5F1Gy_InhSIVwi32dnNGSZyyWWHo77hNGGubeGhTUDdDg/w400-h294/2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yasemin Özek’in yeni romanı İstanbul Limonatası, okuru Amerika’da kurulan bir hayatın kırılma anından 70’ler ve 80’lerin İstanbul’una, özellikle de Adalar’ın çok katmanlı hafızasına uzanan sarsıcı bir iç yolculuğa davet ediyor. Epsilon Yayınevi etiketiyle yayımlanan roman, kurulu bir hayatın tam ortasında ansızın yaşanan bir kırılmayla başlıyor. Dışarıdan bakıldığında sağlam görünen bir düzen; aile, alışkanlıklar ve yıllar içinde kurulan denge, tek bir yüzleşmeyle sarsılıyor ve hayatın görünen yüzüyle iç dünyası arasındaki mesafe görünür hâle geliyor. Bir anda ortaya çıkan bir durum, yalnızca yaşananları değil, yıllardır ertelenmiş duyguları ve bastırılmış iç sesleri de gün yüzüne çıkarıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Bu roman, sadakat ile hakikat arasındaki gerilimi, aşk ile kimlik arasındaki çatışmayı ve insanın kendinden bile sakladığı gerçeklerle yüzleşme anını merkezine alıyor. Aşkın, alışkanlıkların ve içsel çatışmaların iç içe geçtiği bu hikâye, insanın en zor yüzleşmesinin çoğu zaman kendi içinde yaşandığını hatırlatıyor. Hayat boyunca yaşanan dönüşümlerin en sarsıcı olanının, insanın kendine karşı ilk kez açık olduğu an olabileceğini hissettiren metin, bu yönüyle derin ve katmanlı bir iç hesaplaşma deneyimi sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski İstanbul’a Özlem&lt;br /&gt;Özek’in anlatısı yalnızca bugünde kalmıyor; okuru Büyükada’nın yaz akşamlarına, İstanbul’un kokusuna, gençliğin ilk heyecanlarına taşıyor. Çünkü bu romanın en güçlü damarlarından biri hafıza: Kokular, müzikler ve şehirler aracılığıyla geçmiş, bugünün içine sızıyor ve karakterin iç dünyasını katman katman açığa çıkarıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Romanın ana ekseni Amerika’da ilerlerken, anlatı iç içe geçen bir kurgu ile 70’ler ve 80’lerin İstanbul’una, özellikle de çok kültürlü Adalar hayatına açılıyor. Büyükada’dan Burgazada’ya, Boğaz kıyılarından Şişli ve Beyoğlu sokaklarına uzanan bu hatıralar, yalnızca bir mekân değil; bir hafıza atlası kuruyor. İstanbul bu romanda bir şehir olmanın ötesinde, bir duyguya, bir kokuya, bir hatırlama biçimine dönüşüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Limonatası, aynı zamanda göç, aidiyet ve aile meselelerini de incelikle işliyor. İstanbul’dan Amerika’ya uzanan bu hikâye, yalnızca coğrafi bir mesafe değil; insanın kendine olan uzaklığını da sorguluyor. Bir şehirden ayrılmak mümkün, peki ya onun kokusundan?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Limonatası, bir ihanet hikâyesi gibi başlayıp insanın kendine ihanetini sorgulayan bir metne dönüşüyor. Yasemin Özek, bu romanla okuru yalnızca bir karakterin hayatına değil, kendi iç dünyasının karanlık ve saklı köşelerine bakmaya davet ediyor. Çünkü bazı yüzleşmeler, yalnızca bir hayatı değil, o hayatın anlamını da geri dönülmez biçimde değiştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapaktan Yazısından&lt;br /&gt;“Malzemeler dünyanın her yerindekiyle aynıydı ama adını İstanbul koyduğum bu limonatayı diğerlerinden ayıran en büyük ve tek özelliği her defasında çocukluğumdan, gençliğimden bir İstanbul anısı anlatmamdı. Şişli’nin, Büyükada’nın, Beyoğlu’nun bir köşesinden çıkıvermiş bir hatırayı anlatıyordum. Çocuklarım için bir oyun, benim içinse kırk yıllık anıları temize çekmek, günlüğe iki satır yazmak gibiydi... Yaşamımın ta kendisiydi İstanbul limonatam!”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Yasemin Özek, incelikli hikâyelerine bir yenisini daha ekliyor ve bir tohumun çıtırtısını duyar gibi kendisini, içini duymaya başlayan Dario’nun öyküsünü anlatıyor bu kez.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;"Bir insan, yaşamı boyunca kaç defa yeniden doğar? Ben o nisan ayında, tam kırk yaşımda öyle bir doğdum ki bir yanımın cenazesini kaldırmam gerekti önce. Ölen yanım için yas tutmadım ama yeniden doğumum çok sancılı oldu".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasemin Özek Hakkında: Mübadil torunu olarak 1980 yılında İstanbul’da doğdu. Özel Moda Lisesi’ni bitirdikten sonra Akademi İstanbul, Radyo/Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun oldu. Beş yıl boyunca reklam ajanslarında metin yazarı olarak çalıştı. 2005 yılında televizyon kariyerine başladı ve çeşitli televizyon dizilerinin senaristliğini yaptı. 2011 yılında Van Depremi’nin ardından Erciş’te çekilen “Beklemek” adlı belgeselin yapım koordinatörlüğünü üstlendi. Belgesel, aynı yıl TRT Belgesel Ödülü’nü aldı. 2014 yılında ilk romanı İki Gözüm Despina’yı yazmaya karar verdiğinde senaristliğe ara verdi Yunanca öğrenmeye başladı ve kitabın büyük kısmını Yunanistan’da tamamladı. “İki Gözüm Despina” 2017 yılında Türkiye’de, 2022 senesinde de Yunanistan’da Yunanca çevirisiyle basılarak her iki yakanın okurlarıyla buluştu. 2023 senesinde mübadelenin 100.yılını anma programlarında başta Batı Trakya olmak üzere Yunanistan’ın çeşitli şehirlerinde söyleşi ve imza günleri düzenledi, radyo programlarına katıldı. Yunan gazeteci Giouli Tsakalou’nun politikacı ve sanatçılarla edebiyat üzerine yaptığı röportajlardan derlediği “Skepseis pou eyinan lekseis” kitabında röportajıyla yer aldı ve kitabın basın tanıtımında konuşmacı oldu. 2023 senesinde Yunanistan Kültür Bakanlığı’nın da katkılarıyla Midilli Adası, Zeytinyağı Müzesi’nde açılan mübadele konulu sergiye romanından iki sayfa seçilerek bir sene boyunca sergilendi. İkinci romanı “Angeliki ile Mehmet/Eski Zamandan Bir Beyoğlu Aşkı” 2020 yılında, devam romanı “Bu Böyle Yarım Kalmayacak” ise 2022 yılında yayımlandı. 2026 senesinde ise Yunanca çevirisiyle Yunan okurlarla buluşacak. Yazarlığının yanı sıra Dr. Burkay Adalığ’ın “İmbikten Kadehe Distile İçkiler” (2020) ve “Maltın Peşinde” (2022) Gourmand ödüllü içki kitaplarının editörlüğünü yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Limonatası / Yasemin Özek&lt;br /&gt;Epsilon Yayınevi&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 336&lt;br /&gt;Liste Fiyatı: 345 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh_a9E4CqJOYVUeZ757z2xgE2UpDYaUTcgOJErnLIMU_7skALbzObNYbOCF2d0dlK6u9gA3xWD5N9Q_VHxuPjwSMGpVPcNWhzpBJrGgCS24AUe-iPr-1Kt8jKgi4o_13qX075J-_UZrm5F1Gy_InhSIVwi32dnNGSZyyWWHo77hNGGubeGhTUDdDg/s72-w400-h294-c/2.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Nevbahar Atabay’ın Yeni Kitabı “Deli Orman Metinleri” Yayımlandı</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/05/nevbahar-atabayn-yeni-kitab-deli-orman.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 4 May 2026 17:59:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-308515950095381458</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghXmfV0jYiR29fmwlaaVtG1iuIFIUsyW_LO3_ar3F9BCc9AWb0RoG29FSjOcHLpmzS26X6Hxcdx95CU3Yay7ewGdj8wgKS9_XMDX1sc7DKH0hbcTN_6c2chzkQfkv-qrhvFlRRGhtAdUCgz-0dG1w6t_GMw6AbdRZiyDN1byHIid1yMj4zqT7zCQ/s640/Deli%20Orman%20Metinleri%20%20Nevbahar%20Atabay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="323" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghXmfV0jYiR29fmwlaaVtG1iuIFIUsyW_LO3_ar3F9BCc9AWb0RoG29FSjOcHLpmzS26X6Hxcdx95CU3Yay7ewGdj8wgKS9_XMDX1sc7DKH0hbcTN_6c2chzkQfkv-qrhvFlRRGhtAdUCgz-0dG1w6t_GMw6AbdRZiyDN1byHIid1yMj4zqT7zCQ/s16000/Deli%20Orman%20Metinleri%20%20Nevbahar%20Atabay.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazar Nevbahar Atabay’ın yeni kitabı Deli Orman Metinleri, OPM Yayınevi ve Verlag auf dem Ruffel ortak yayınıyla okurlarla buluştu. Türkçe-Almanca iki dilli olarak hazırlanan eser, iki dilde yayımlanmasıyla farklı coğrafyalardan okurları aynı metinde bir araya getiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Toplam 456 sayfadan oluşan Deli Orman Metinleri, klasik anlatı kalıplarının dışına çıkan yapısıyla dikkat çekiyor. Kitap, parçaları tek bir bütün içinde birleştirme zorunluluğunu sorgulayan, anlamı sabitlemek yerine okurun keşfine alan açan bir yaklaşım benimsiyor. Metinler, birbirinden bağımsız içeriklerin kitap bünyesinde özgün bir biçimde yan yana gelişiyle şekilleniyor; her biri kendi sesini ve varlığını korurken bütün içinde yeni karşılaşmalar yaratıyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eserde öne çıkan şiirsel anlatım dili, yazarın metinlerindeki temel özelliklerden biri olarak dikkat çekerken, bunun yanı sıra doğrudan şiir formunda kaleme alınmış bölümler de kitaba ayrı bir katman kazandırıyor. Böylece eser, şiirsel düzyazı ile şiirin kendisini aynı çatı altında buluşturan çok katmanlı bir okuma deneyimi sunuyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eserin önsözünde yer alan yaklaşım, kitabın temel çizgisini ortaya koyuyor: Her parçanın kendi anlamıyla var olabilmesi, okurun metinle kişisel ve özgür bir ilişki kurabilmesi amaçlanıyor. Böylece Deli Orman Metinleri, okura hazır bir anlam sunmak yerine, her okuma deneyiminde yeniden şekillenebilecek bir alan açıyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türkçe’den Almanca’ya çevirisi Vera Turan tarafından gerçekleştirilen kitabın editörlüğünü Ece Sarıyüz ile Christina Tremmel-Turan üstlendi. Kapak tasarımı Verlag auf dem Ruffel tarafından hazırlanırken, kapakta O. Y. koleksiyonundan bir tablo kullanıldı.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şiirsel, denemeci ve parçalı anlatım biçimlerini bir araya getiren Deli Orman Metinleri, çağdaş edebiyatın sınırlarını sorgulayan ve iki dilli yapısıyla kültürlerarası bir okuma deneyimi sunan yeni bir çalışma olarak raflardaki yerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deli Orman Metinleri / Nevbahar Atabay&lt;br /&gt;OPM Yayınevi ve Verlag auf dem Ruffel ortak yayını&lt;br /&gt;Çevirmen: Vera Turan&lt;br /&gt;Dil: Türkçe - Almanca&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 356&lt;br /&gt;Liste Fiyatı: 300 TL&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghXmfV0jYiR29fmwlaaVtG1iuIFIUsyW_LO3_ar3F9BCc9AWb0RoG29FSjOcHLpmzS26X6Hxcdx95CU3Yay7ewGdj8wgKS9_XMDX1sc7DKH0hbcTN_6c2chzkQfkv-qrhvFlRRGhtAdUCgz-0dG1w6t_GMw6AbdRZiyDN1byHIid1yMj4zqT7zCQ/s72-c/Deli%20Orman%20Metinleri%20%20Nevbahar%20Atabay.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Booker ödüllü çevirmen Jennifer Croft'tan çeviri ve anlatı üzerine katmanlı bir kurgu: Irena Rey'in Yok Oluşu</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/04/booker-odullu-cevirmen-jennifer.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Wed, 15 Apr 2026 19:01:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-1327592359828351994</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgGI1cmQT7LEmZFevVm6x0S-LpPUh59ZxQMrZm2ZZTggx_ZDbNt2Qdq_SX8Nt6FVdVb9J3wQ3WujN_smYMn44OrHBwg82DhpHyx6VoDQgf1Emu8y3Y4jlH8DKR04FU3_BqloN21QrdcGZ_1VRCCcGVBtXoNTNKGAyTO_wUxpgMRNyIH32aq45Iyjw/s640/Irena%20Reyin%20Yok%20Olu%C5%9Fu%20Jennifer%20Croft.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="443" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgGI1cmQT7LEmZFevVm6x0S-LpPUh59ZxQMrZm2ZZTggx_ZDbNt2Qdq_SX8Nt6FVdVb9J3wQ3WujN_smYMn44OrHBwg82DhpHyx6VoDQgf1Emu8y3Y4jlH8DKR04FU3_BqloN21QrdcGZ_1VRCCcGVBtXoNTNKGAyTO_wUxpgMRNyIH32aq45Iyjw/s16000/Irena%20Reyin%20Yok%20Olu%C5%9Fu%20Jennifer%20Croft.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;DeliDolu Kitap’tan yine merak uyandıran bir kitap çıkıyor. “Gerçeklik, çeviri ve anlatı üzerine katmanlı bir kurgu.” cümlesiyle tanımlanan romanı çeviri ile okumak da hayli ilginç olacak. Tadımlık dosyasındaki iki bölüm az buz heyecanlandırmıyor insanı. Konusu nefis, tanıtımdaki cümleler iddialı. Edebiyata doyacağız gibi görünüyor. Üzerine çok şey düşüneceğimiz, çok tartışacağımız, konuşacağımız bir romana hazırlanalım derim. Okumadan bunları söylemek fazla geliyorsa yayınevinin sitesindeki tadımlık dosyasını okuyun lütfen. Neyse lafı fazla uzatmadan merak ve heyecanla bekliyoruz diyerek pası bültene atıyorum.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası Booker ödüllü çevirmen Jennifer Croft, Irena Rey'in Yok Oluşu'nda dünyaca ünlü bir yazarın ansızın ortadan kaybolmasını ve onu arayan sekiz çevirmenin hikâyesini anlatıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Kitapları pek çok ülkede yayımlanan, eleştirmenlerin göklere çıkardığı, Nobel Edebiyat Ödülü'nü almasına kesin gözüyle bakılan Polonyalı romancı Irena Rey, başyapıtı olması beklenen yeni romanı Gri Eminans'ın ''çeviri zirvesi'' için sekiz çevirmeni evine davet etmiş ve bir anda ortadan yok olmuştur. Polonya-Belarus sınırındaki kadim Białowieża Ormanı'nda geçen bu serüvende çevirmenler, yazarın evinde ve metinlerinin satır aralarında ipuçları ararken hem kendi kimlikleriyle hem de birbirleriyle yüzleşirler.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Hikâye, güvenilmez anlatıcılar, şaşırtıcı sırlar ve mantar metaforlarıyla katmanlı bir yapı sunarken; mizahi yaklaşımıyla çeviri dünyasının kuralları, yayıncılık ve sanat dünyasındaki iktidar ilişkilerini derinlemesine sorgulatıyor. Croft, okuru hem fiziksel hem de zihinsel bir kovalamacaya davet ederek; dilin, yaratıcılığın ve insan ilişkilerinin sınırlarını ustalıkla keşfetmesini sağlıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Irena Rey'in Yok Oluşu, yalnızca bir roman değil; çevirmenlerin, yazarların ve metinlerin birbirine nasıl bağlı olduğunu, farklı bakış açılarıyla gerçeğin nasıl değişebileceğini gösteren zihin açıcı ve katmanlı bir okuma deneyimi sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irena Rey'in Yok Oluşu / Jennifer Croft&lt;br /&gt;Türkçeleştiren: Seda Çıngay Mellor&lt;br /&gt;400 sayfa&amp;nbsp;&lt;br /&gt;Satış Fiyatı: 650,00 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgGI1cmQT7LEmZFevVm6x0S-LpPUh59ZxQMrZm2ZZTggx_ZDbNt2Qdq_SX8Nt6FVdVb9J3wQ3WujN_smYMn44OrHBwg82DhpHyx6VoDQgf1Emu8y3Y4jlH8DKR04FU3_BqloN21QrdcGZ_1VRCCcGVBtXoNTNKGAyTO_wUxpgMRNyIH32aq45Iyjw/s72-c/Irena%20Reyin%20Yok%20Olu%C5%9Fu%20Jennifer%20Croft.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Efsane Kitap Yeni Baskısıyla Kitapçılarda: Berrak Yurdakul'dan “Ev Yapımı Bir Paraşüt”</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/04/efsane-kitap-yeni-basksyla-kitapclarda.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Wed, 15 Apr 2026 18:41:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-4231034233449963207</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgH-7KfHJ7WSU7-NC1SClmi_OVRibwrd3Eq8NKlf089uFn-0OZSrH5XszmIwyD6wUcYRdzXzsLOKs2uNuK9cy7ys_9JDe3Phc61XJcJn49OTDAm97Il1xeW4SuFPhwDFZu-hw_TfGToLA8Fnyylxkm2j-Eht_BtxhmK-VYs5iGR6fW0sqMPWVLIfA/s640/Ev%20Yap%C4%B1m%C4%B1%20Bir%20Para%C5%9F%C3%BCt%20Berrak%20Yurdakul.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="411" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgH-7KfHJ7WSU7-NC1SClmi_OVRibwrd3Eq8NKlf089uFn-0OZSrH5XszmIwyD6wUcYRdzXzsLOKs2uNuK9cy7ys_9JDe3Phc61XJcJn49OTDAm97Il1xeW4SuFPhwDFZu-hw_TfGToLA8Fnyylxkm2j-Eht_BtxhmK-VYs5iGR6fW0sqMPWVLIfA/s16000/Ev%20Yap%C4%B1m%C4%B1%20Bir%20Para%C5%9F%C3%BCt%20Berrak%20Yurdakul.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kişisel gelişim kitaplıklarının vazgeçilmez eserlerinin başında gelen Ev Yapımı Bir Paraşüt April Yayıncılık tarafından hazırlanan yeni baskısı ve kapağıyla okurlarıyla buluşuyor!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Öfkeli, tahammülsüz, kaygılı ya da neşesiz hissettiğimiz anlarda hepimizin zihniyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye davet eden Berrak Yurdakul imzalı Ev Yapımı Bir Paraşüt, okuru yedi gün sürecek derin bir içsel yolculuğa çıkarıyor. Kurgu ile gerçeğin iç içe geçtiği anlatımıyla, meditasyonun ve zihni şefkatle izleme pratiğinin dönüştürücü gücünü bu kitapla keşfeden çok sayıda okurun yanına yeni okurlar ekleniyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Doğu felsefesinin kadim bilgeliğini modern hayatın karmaşasıyla buluşturan kitabın arka kapağına gelince...&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNÜMÜZDEKİ YEDİ GÜN&lt;br /&gt;SADECE SANA AİT.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öfkeli, tahammülsüz, kaygılı, neşesiz mi hissediyorsun?&lt;br /&gt;"Elimden gelmiyor", "değişemiyorum",&lt;br /&gt;"zihnimdeki gevezeliği susturamıyorum" mu diyorsun?&lt;br /&gt;Yalnız değilsin.&lt;br /&gt;Zihninden asla kaçamazsın.&lt;br /&gt;Ama onunla konuşmayı öğrenebilirsin.&lt;br /&gt;Bilge büyücü seni sıradışı bir yolculuğa davet ediyor:&lt;br /&gt;Gerçek huzuru isteyenler için hızlandırılmış bir kursa!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yedi gün sürecek bu içsel yolculukta, zihninin her söylediğine inanmak zorunda olmadığını fark edeceksin. Düşüncelerinin peşinden sürüklenmek yerine onlarla yol almayı öğreneceksin. Dikkatini nereye vereceğini anlayarak hayatını şekillendirmeyi deneyimleyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On binlerce okurun başucu rehberi Ev Yapımı Bir Paraşüt, meditasyonun ve zihni şefkatle izleme pratiğinin dönüştürücü gücünü, kurgu ile gerçeğin iç içe geçtiği, sürükleyici bir hikâye üzerinden anlatıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Mama Nono elinden sımsıkı tutacak, sen sadece düşüncelerinin farkında olmaya ve değişimi görmeye hazırlan!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Doğu felsefesinin kadim bilgeliği, modern hayatın kaosu ve damarlarımızda gezinen uslanmaz melankoli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AÇ PARAŞÜTÜNÜ SEVGİLİ OKUR, KENDİ MACERAN BAŞLIYOR!&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ev Yapımı Bir Paraşüt / Berrak Yurdakul&lt;br /&gt;April Yayıncılık&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 272&lt;br /&gt;Liste Fiyatı: 360 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgH-7KfHJ7WSU7-NC1SClmi_OVRibwrd3Eq8NKlf089uFn-0OZSrH5XszmIwyD6wUcYRdzXzsLOKs2uNuK9cy7ys_9JDe3Phc61XJcJn49OTDAm97Il1xeW4SuFPhwDFZu-hw_TfGToLA8Fnyylxkm2j-Eht_BtxhmK-VYs5iGR6fW0sqMPWVLIfA/s72-c/Ev%20Yap%C4%B1m%C4%B1%20Bir%20Para%C5%9F%C3%BCt%20Berrak%20Yurdakul.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Kimlik, inanç ve aidiyet arasında sıkışmış genç bir kadının iç sesi: Son Göz Ağrısı</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/04/kimlik-inanc-ve-aidiyet-arasnda-sksms.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Wed, 15 Apr 2026 18:29:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-8229228815818482028</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiWyyrbWL4HW9iG_cxMuvbmke2MgPQ7gJIaq9Ln40O6rCXSmWxxOwq6bBsf_u1tBALE9qqFhrm7nCwuMUdzuAYcY5D5wRmfWNYh8y26ilCzFEJUuQ_XrHhCK4vBV0K72FkNKfz-BOtMrsj_gpO5SDy6dTr2dVlAAMvQS3N2xvo0F7gI30-vh6zoOA/s640/Son%20G%C3%B6z%20A%C4%9Fr%C4%B1s%C4%B1%20%20Fatima%20Daas.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="409" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiWyyrbWL4HW9iG_cxMuvbmke2MgPQ7gJIaq9Ln40O6rCXSmWxxOwq6bBsf_u1tBALE9qqFhrm7nCwuMUdzuAYcY5D5wRmfWNYh8y26ilCzFEJUuQ_XrHhCK4vBV0K72FkNKfz-BOtMrsj_gpO5SDy6dTr2dVlAAMvQS3N2xvo0F7gI30-vh6zoOA/s16000/Son%20G%C3%B6z%20A%C4%9Fr%C4%B1s%C4%B1%20%20Fatima%20Daas.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Fatima Daas’ınnisan ayında Can Yayınları etiketiyle okurla buluşan yarı otobiyografik romanı Son Göz Ağrısı, Paris banliyösünde büyüyen Cezayir kökenli bir genç kadının kimliğiyle hesaplaşmasını anlatıyor. Ailesi, dini, cinselliği ve ait olduğu toplum arasında gidip gelen Fatima; tekrarlarla, itiraflarla ve kısa, nabız gibi atan cümlelerle kendi hikâyesini kurmaya çalışırken bir genç kadının hem kendine hem dünyaya karşı verdiği sessiz mücadeleyi görünür kılıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İsmim Fatima Daas.&lt;br /&gt;Son Göz Ağrısı bu cümleyle başlıyor ve bu cümle etrafında kimlik arayışındaki göçmen kökenli genç bir kadının cesur sesini duymamızı istiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Fatima Daas, Paris’in banliyölerinden birinde, Clichy-sous-Bois’de, Cezayirli bir ailenin en küçük kızı olarak büyür. Aile bireylerinin sevgi göstermekten çekindiği, aşk ve cinselliğin tabu sayıldığı bir evde yetişir. Çoğunluğu Müslüman olan mahallesinden çıkıp Paris’e gittiğinde, kendini bir yabancı gibi hisseder. İnançlı bir Müslüman olarak yetişen Fatima, kimlikler arasında gidip gelirken, inancını koruyarak kadınlara duyduğu ilgiyi nasıl yaşayacağını sorgular.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Kendi benliğini keşfetme yolculuğunda, istikrarsız bir öğrenciden hayata uyum sağlamakta zorlanan bir yetişkine dönüşür. Dört yıl süren terapi onun en uzun ilişkisi olur. Ailesinden uzaklaştıkça özgürlüğünü kazanır, ancak içindeki çelişkilerle daha doğrudan yüzleşmek zorunda kalır. Nina’yla tanıştığında, eksikliğini hissettiği şeyin ne olduğunu tam olarak bilmez ama onsuz yapamayacağını anlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Fatima Daas, Son Göz Ağrısı’ndakicesur ve içten anlatımıyla okura aidiyet, aşk ve inanç kavramlarını yeniden sorgulatıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;#fransızedebiyatı #kimlik #aidiyet #feminizm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son Göz Ağrısı / Fatima Daas&lt;br /&gt;Çeviri: Damla Kellecioğlu&lt;br /&gt;Dizi: Çağdaş&lt;br /&gt;Tür: Roman&lt;br /&gt;Yayınevi: Can Yayınları &amp;nbsp;&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 184&lt;br /&gt;Fiyatı: 210 TL&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiWyyrbWL4HW9iG_cxMuvbmke2MgPQ7gJIaq9Ln40O6rCXSmWxxOwq6bBsf_u1tBALE9qqFhrm7nCwuMUdzuAYcY5D5wRmfWNYh8y26ilCzFEJUuQ_XrHhCK4vBV0K72FkNKfz-BOtMrsj_gpO5SDy6dTr2dVlAAMvQS3N2xvo0F7gI30-vh6zoOA/s72-c/Son%20G%C3%B6z%20A%C4%9Fr%C4%B1s%C4%B1%20%20Fatima%20Daas.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Dünya Onu Konuşuyor: “Umursamaz İnsanlar” Teknoloji Çağının En Tartışmalı Kitaplarından Biri Olarak Türkiye’de</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/04/dunya-onu-konusuyor-umursamaz-insanlar.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Wed, 15 Apr 2026 18:22:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-8604699511989824079</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjFRZYqCqcuKH2uakYM1i3tDxVblDt5FtoL-ln3J_EylLviYmv6KseHbhQzcTubYB6fIMdtMTOBea3u5Ih4YVupHNyM5lArUg86RMb7mXgQB7Gsg0ULmuRC6Ge_ixObuWhitxdhy3Elo1lUBne38w2m8RarCqvkZ2mGxAnefabZ3PhO3Fjb_l8xpQ/s640/Umursamaz%20%C4%B0nsanlar%20%20Sarah%20Wynn-Williams.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="360" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjFRZYqCqcuKH2uakYM1i3tDxVblDt5FtoL-ln3J_EylLviYmv6KseHbhQzcTubYB6fIMdtMTOBea3u5Ih4YVupHNyM5lArUg86RMb7mXgQB7Gsg0ULmuRC6Ge_ixObuWhitxdhy3Elo1lUBne38w2m8RarCqvkZ2mGxAnefabZ3PhO3Fjb_l8xpQ/s16000/Umursamaz%20%C4%B0nsanlar%20%20Sarah%20Wynn-Williams.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;#1 New York Times bestseller olan ve 24’ten fazla dile çevrilen “Umursamaz İnsanlar”, teknoloji devlerinin perde arkasını ifşa ederek dünya çapında büyük bir tartışma başlattı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Sarah Wynn-Williams imzalı Umursamaz İnsanlar, yayımlandığı andan itibaren yalnızca bir kitap değil, küresel bir tartışmanın merkezine oturan bir metne dönüştü. #1 New York Times bestseller listesine giren ve uluslararası ölçekte büyük yankı uyandıran eser, şimdi Destek Yayınları etiketiyle Türkçede okurla buluşuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Orijinal adı “Careless People” olan kitap, yazarın Facebook’ta geçirdiği yıllara dayanan çarpıcı tanıklıklarını içeriyor. Wynn-Williams, küresel teknoloji şirketlerinin yalnızca dijital dünyayı değil, siyaseti, demokrasiyi ve toplumları nasıl şekillendirdiğini içeriden bir gözle anlatıyor. Kitapta yer alan anlatılar; devlet başkanlarıyla yürütülen temaslardan, veri gücünün nasıl küresel bir silaha dönüştüğüne kadar geniş bir alanı kapsıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yurtdışında yayımlandığı günden itibaren kitap; “ifşa edici”, “rahatsız edici” ve “kaçınılmaz bir yüzleşme metni” olarak tanımlandı. Özellikle teknoloji devlerinin siyasi süreçler üzerindeki etkisine dair bölümler, medya ve akademi dünyasında yoğun tartışmalara yol açtı. Sosyal medya platformlarının seçimler, kamuoyu ve bilgi akışı üzerindeki rolü yeniden sorgulanırken, kitap pek çok ülkede “dijital çağın etik krizi” üzerine yapılan tartışmaların referans noktalarından biri haline geldi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Eserin en çarpıcı yönlerinden biri ise, idealizmle başlayan bir hikâyenin giderek karanlık bir tabloya evrilmesi. Yazarın kendi ifadesiyle bu süreç, “umut dolu bir başlangıçtan, pişmanlıkla biten bir hikâyeye” dönüşüyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Umursamaz İnsanlar, yalnızca teknoloji dünyasını değil; gücü, sorumluluğu ve insan doğasını yeniden düşünmeye çağıran bir kitap. Küresel yankılarıyla dikkat çeken bu eser, Türkiye’de de benzer tartışmaları tetikleyecek güçlü bir içerik sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;“Meta’nın insanların okumasını istemediği kitap. Şimdi çok satanlarda 1 Numara.” – Business Insider,&amp;nbsp;20 Mart 2025&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Eski bir üst düzey yöneticinin kaleminden çıkan kitap, Silikon Vadisi’nin güç odaklarını ve etik krizlerini sert iddialarla gündeme taşıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Sarah Wynn-Williams, Yeni Zelandalı genç bir diplomattı ve hayallerindeki işe başvurmuştu. Facebook’un potansiyelini görmüş, bu platformun dünyayı daha iyi bir yer haline getirebileceğine inanmıştı. Ancak şirkete katılıp hızla yükselmeye başladıkça, gerçeklerin hiç de düşündüğü gibi olmadığını fark etti.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Özel jetlerde yapılan çılgın planlardan yurtdışında hapse girme riskine kadar uzanan olaylar zincirinde Careless People, kontrolsüz gücün ve çürümüş bir kurum kültürünün nasıl kök saldığını; bunun hem kişisel hem de politik sonuçlarını gözler önüne seriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Sürükleyici ve zaman zaman absürd anlatımıyla Wynn-Williams, dünya liderleri ve teknoloji devleriyle yan yana bulunduğu anları aktarırken, küresel elitlerin kapalı kapılar ardında neler yaşadığını ve bunun hepimiz için ne anlama geldiğini ortaya koyuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Çarpıcı!” – Financial Times, 13 Mart 2025&lt;br /&gt;“2025’in en iyi kitaplarından biri.” – The New York Times, – The Economist – NPR&lt;br /&gt;“Şok edici!” – The New York Times, 11 Mart 2025&lt;br /&gt;NEW YORK TIMES BESTSELLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umursamaz İnsanlar / Sarah Wynn-Williams&lt;br /&gt;Orijinal Adı: Careless People&lt;br /&gt;Alt Başlık: “Dünyanın en güçlü şirketlerinden birinin ürkütücü portresi.” – The New York Times&lt;br /&gt;Çevirmen: Doğan Aydoğan&lt;br /&gt;Türü: Anı&lt;br /&gt;Yayınevi: Destek Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 456&lt;br /&gt;Fiyatı: 590 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjFRZYqCqcuKH2uakYM1i3tDxVblDt5FtoL-ln3J_EylLviYmv6KseHbhQzcTubYB6fIMdtMTOBea3u5Ih4YVupHNyM5lArUg86RMb7mXgQB7Gsg0ULmuRC6Ge_ixObuWhitxdhy3Elo1lUBne38w2m8RarCqvkZ2mGxAnefabZ3PhO3Fjb_l8xpQ/s72-c/Umursamaz%20%C4%B0nsanlar%20%20Sarah%20Wynn-Williams.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item></channel></rss>