<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" standalone="no"?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><rss xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" version="2.0"><channel><title>Kayıp Paylaşımlar Koleksiyoncusu</title><description>♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı...</description><managingEditor>noreply@blogger.com (bodakedi)</managingEditor><pubDate>Fri, 11 Sep 2026 21:31:05 +0300</pubDate><generator>Blogger http://www.blogger.com</generator><openSearch:totalResults xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">6913</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">25</openSearch:itemsPerPage><link>http://www.bodakedi.com/</link><language>en-us</language><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı...</itunes:subtitle><itunes:category text="TV &amp; Film"/><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><item><title>Death of the Pastor's Wife: Şehvet ve İstismar</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/09/death-of-pastors-wife-sehvet-ve-istismar.html</link><category>Dizi Kritik</category><category>Dizi Raporu</category><category>Kritik</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 8 Sep 2026 18:33:13 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-7174357167704010453</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh7ihSkriz1JmvpYsk_keY3_gLo3QDhwxnZwPtiQYzXXuHZC2N_Fdo1G46wiZWKI5hC2fDUrdwJRr_d7EVy0g8SXM8_XPLQe1evEJi9FAGJ96zYE67DVB1vsckpR9aV1kMqPYuyM9VRG5Wl-Al9zqQ9tV78AqOiApoMH2vCoNzyyW_Il71XM7T6OA/s600/Death%20of%20the%20Pastors%20Wife.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="600" data-original-width="480" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh7ihSkriz1JmvpYsk_keY3_gLo3QDhwxnZwPtiQYzXXuHZC2N_Fdo1G46wiZWKI5hC2fDUrdwJRr_d7EVy0g8SXM8_XPLQe1evEJi9FAGJ96zYE67DVB1vsckpR9aV1kMqPYuyM9VRG5Wl-Al9zqQ9tV78AqOiApoMH2vCoNzyyW_Il71XM7T6OA/s1600/Death%20of%20the%20Pastors%20Wife.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Nisan 2024'te Kuzey Carolina'daki Lumber River State Park'ta bir kadın ateşli silah yarasıyla ölü bulundu. Resmi makamlar ölümü intihar olarak kaydetti. Boşanma hazırlığında olduğu ortaya çıkan bir kadındı Mica Miller. Ölümünün yarattığı soru işaretleri büyürken, ailesinin verdiği tepki ile dünyanın duyduğu öyküye dönüştü. Soru işaretleri halen sürerken Netflix belgeseli konuyu derleyip toparlayıp önümüze koydu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;26 Ağustos itibariyle ekranlara gelen üç bölümlük dizi Mica Miller’ın öyküsünü anlatırken gerçeklerin de peşinden koşuyor. Yönetmen koltuğunda tanıdığımız bir ikili var. 2023 yapımı “Murdaugh Murders: A Southern Scandal / Murdaugh Cinayetleri: Güney Carolina’da Bir Skandal” ve 2025 yapımı “American Murder: Gabby Petito”ya imza atan Michael Gasparro ile Julia Willoughby Nason henüz dumanı üstünde olayı anlatmaya soyunmuşlar.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çocukluğundan itibaren paylaşımcı ruhu ve enerjisiyle dikkat çeken bir kadın var karşımızda: Mica Miller. Erken yaşlardan itibaren kendini tanrıya, isaya ve kliseye adayan bir ruh. Her daim mutlu görünen bir kadın. Yaşıtı bir erkekle evlenip her şeyi tamamladı derken Güney Karolina'daki Solid Rock Kilisesi’ne gitmesiyle her şey değişiyor. Bu sayede pastör John-Paul Miller ile tanışıyoruz. Tanışmaz olaydık dedirten pastör ile Mica’nın gizli ilişkilerinin ortaya çıkması sonrası evliliğe kadar giden yolunda her şey normal diyebiliriz. Sonrası, işte o sonrası sinir bozucu şeylerin, darbelerin peş peşe geldiği bir kabus adeta. Pastörün din kisvesi altında, vaazlarında da sık sık işlediği gibi kadınları erkeğin hizmetine sunulmuş oyuncaklar gibi görmesiyle izleyiciyi beyninden vurulmuşa çevirecek şeyler yağmur gibi yağıyor. JP’nin bitmek bilmez şehveti, Mica’nın üzerine sürekli giden kontrol manyaklığı, say say bitmiyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her kadının izlemesi gereken bir öykü bu. Tüm hayatının kontrolünü partnerine kaybeden her kadının izleyip bugün tamam dediği en küçük şeylerin bile ileride nelere yol açacağını görmesi için izlemesi gerekiyor. Ne olursa olsun öznenin, önemli olanın kendisi olduğunu görmesi için izlemesi gerekiyor. Hiçbir şeyin dünyanın sonu olmadığını görmesi için izlemesi gerekiyor.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Belgeselin bunca sinir bozuculuğu arasında akıllardaki soru şu: Peki bütün bunlar ne kadar doğru. JP ve arkadaşlarından konuşan hiç kimse olmadığı için bilemiyoruz. Mica’nın yaşadıklarına tanıkları, kendi el yazmaları ve mesajları üzerinden tanık oluyoruz. Belgeselin en kötü yanı da bu. Tarafsızlığımızı yitiriyor ve JP’nin hapiste sürünmesini istiyoruz.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İtibarını yitirmiş pastör John-Paul "JP" Miller ve hayatını kaybeden eşi Mica Miller'ın çetrefilli vakasını anlatan “Death of the Pastor's Wife” izleyicisini çileden çıkaran bir belgesel. Öte yandan dava sürüyor. JP, federal dedektiflere yalan ifade verme ve Mica’ya uyguladığı siber taciz suçlarından yargılanıyor. Olayın cinayet olduğuna dair iddialara karşılık FBI’ın bu konuda bir suçlaması yok. Dünyanın her ülkesinde izlenen belgeselin ortak paydası ve sonucu ise JP’nin katil olduğu. Bu derece etkili suç belgeselinin kolay kolay gelmeyeceğini bilerek ekran başına geçmeyi ihmal etmeyin derim.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh7ihSkriz1JmvpYsk_keY3_gLo3QDhwxnZwPtiQYzXXuHZC2N_Fdo1G46wiZWKI5hC2fDUrdwJRr_d7EVy0g8SXM8_XPLQe1evEJi9FAGJ96zYE67DVB1vsckpR9aV1kMqPYuyM9VRG5Wl-Al9zqQ9tV78AqOiApoMH2vCoNzyyW_Il71XM7T6OA/s72-c/Death%20of%20the%20Pastors%20Wife.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Satoshi Yagisawa’dan kalbi kırıkların, geçmişe tutunanların ve yeniden başlamaya çalışanların hikâyesi: Torunka Kafe</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/09/satoshi-yagisawadan-kalbi-krklarn.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 8 Sep 2026 17:58:48 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-8737274422764292500</guid><description>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhXEh2VV4MJ36rO1OtS3sF6bPZ1Nv2yBjF_JmZwyswhg8z94DOFARA3PIaTg4eO9at0k_t3j89byVrnevLEa9NS_OLO20izqugwWcxsZK6t5eCkySQmhOb0MC68N7Dv5fAN_61uKO92zLXMNVPPIKOLCxdQ9l47sEkfp6A7Wa5ycDvQZYlhJY2Czw/s640/Torunka%20Kafe%20%20Satoshi%20Yagisawa.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="427" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhXEh2VV4MJ36rO1OtS3sF6bPZ1Nv2yBjF_JmZwyswhg8z94DOFARA3PIaTg4eO9at0k_t3j89byVrnevLEa9NS_OLO20izqugwWcxsZK6t5eCkySQmhOb0MC68N7Dv5fAN_61uKO92zLXMNVPPIKOLCxdQ9l47sEkfp6A7Wa5ycDvQZYlhJY2Czw/s1600/Torunka%20Kafe%20%20Satoshi%20Yagisawa.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Elliden Fazla Dile Çevrilen “Morisaki
Kitabevi Günlükleri”nin Yazarından "Torunka Kafe” Athica Yayınları
etiketiyle raflarda yerini alıyor. Okurun içini ısıtan, şifa niyetine okunan
kitapları sevenler için biçilmiş kaftan olduğunu belirterek pası bültene
atıyorum.&lt;p&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bazen insanın ihtiyacı olan tek
şey, sıcak bir fincan kahve ve onu gerçekten dinleyen biridir. Morısaki
Kitabevi’nde Günler ile tanınan Japon yazar Satoshi Yagisawa, bu kez okurlarını
Tokyo’nun arka sokaklarında saklanan küçük bir kafeye davet ediyor. Japon
edebiyatının gündelik hayatın içindeki büyük duyguları yakalayan sıcak
anlatısını taşıyan Torunka Kafe, Athica etiketiyle Türkçede. Kitabın çevirisi
Ahmet Göksel Kurşunlu’ya ait.&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Tokyo’nun eski mahallelerinden
birinde, kalabalığın uzağında küçük bir kafe: Torunka. Birkaç masa, özenle
demlenen kahveler, müdavimler ve kapısından içeri giren insanların
beraberlerinde getirdiği yarım kalmış hikâyeler...&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kafede yarı zamanlı çalışan
üniversite öğrencisi Shuichi, ilk aşkının ardından geçmişe tutunurken karşısına
Chinatsu çıkar. Genç kadının “önceki yaşamlarında sevgili oldukları” iddiasının
ardında, ikisinin çocukluğuna uzanan çok daha gerçek bir bağ vardır.&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Torunka Kafe, yalnızca
Shuichi’nin değil, yolu bu küçük kafeden geçen insanların da hikâyesini
anlatıyor. Aşk, aile, yas ve yalnızlık etrafında şekillenen roman, Torunka’yı
geçmişle yüzleşmenin ve yeniden başlayabilmenin sessiz bir sığınağına
dönüştürüyor.&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yagisawa, büyük kırılmaları küçük
anların içinden anlatıyor: bir fincan kahve, yıllar sonra gelen bir karşılaşma,
unutulamayan biri ya da masada bırakılan kâğıttan bir balerin... Chinatsu’nun
her ziyaretinin ardından bıraktığı küçük balerin bile bir insanın ardında
bıraktığı izin simgesine dönüşüyor.&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Torunka Kafe, “Bir şeyin değerini
neden çoğu zaman onu kaybettikten sonra anlarız?” sorusunun peşinden giden;
geçmişi değiştiremeyeceğimizi ama onunla kurduğumuz ilişkiyi
değiştirebileceğimizi hatırlatan, sakin ve duygusal bir roman.&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;ULUSLARARASI ÇOK SATAN YAZAR&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;50’den Fazla Dile Çevrilen
Morisaki Kitabevi Günlükleri’nin Yazarından&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;GEÇMİŞİ DEĞİŞTİREMEYİZ AMA
YARALARIMIZI BİRLİKTE SARABİLİRİZ&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Tokyo'nun dar sokaklarına
gizlenmiş, sadece kedilerin ve tesadüfen yolu oraya düşenlerin bildiği o küçük
kafe… Burası sadece mükemmel demlenmiş kahveler içebileceğiniz bir yer değil;
aynı zamanda hayatın telaşında savrulan ruhların, kırık dökük hayallerin ve
geçmişin gölgelerinden kaçanların sığınağı.&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Her ziyaretinde masaya peçeteden
yaptığı bir balerin bırakan gizemli Chinatsu, kaybettiği mutluluğu yıllar sonra
aynı mahallede arayan Hiroyuki ve sessizce yasını tutan genç Shizuku… Yolları
Torunka Kafe’nin ahşap masalarında kesişen bu üç kalp, birbirlerinin acılarına
ayna tutarken, en büyük mucizelerin sıradan günlerin içinde saklandığını
keşfedecekler.&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Morisaki Kitabevi Günleri’nin
yazarından, içinizi ısıtacak, her satırında kahve kokusu ve umut taşıyan bir
hikâye…&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Torunka Kafe / Satoshi Yagisawa&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Orijinal Adı: Days at the Cafe
Torunka&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Japoncadan Çeviren: Ahmet Göksel
Kurşunlu&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Türü: Roman&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yayınevi: Athica Yayınları&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Sayfa Sayısı: 248&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Fiyatı: 420 TL&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;

&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhXEh2VV4MJ36rO1OtS3sF6bPZ1Nv2yBjF_JmZwyswhg8z94DOFARA3PIaTg4eO9at0k_t3j89byVrnevLEa9NS_OLO20izqugwWcxsZK6t5eCkySQmhOb0MC68N7Dv5fAN_61uKO92zLXMNVPPIKOLCxdQ9l47sEkfp6A7Wa5ycDvQZYlhJY2Czw/s72-c/Torunka%20Kafe%20%20Satoshi%20Yagisawa.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Öngörü: Rüyalar ve Yaralar</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/09/ongoru-ruyalar-ve-yaralar.html</link><category>Film Kritik</category><category>Kritik</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 7 Sep 2026 19:08:30 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-8192876065235849650</guid><description>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: Calibri; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-hansi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8y8cWPxw0iewOLz3hasQM4YchkpULtiu9L7JntWwFpmzwF7z1INnPALkJxe0kKux1UyaWMgjZpJWJ204q0YjoVZyf_BENqSth05EqDOVzqBXKzY7hU0Ch_v24UB6aNdRYsK-WOVIapwkSM6mmH-cVqPwJhu79zYxVbiP97RbbRVlQfXyRd9iA6A/s600/%C3%96ng%C3%B6r%C3%BC.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="600" data-original-width="480" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8y8cWPxw0iewOLz3hasQM4YchkpULtiu9L7JntWwFpmzwF7z1INnPALkJxe0kKux1UyaWMgjZpJWJ204q0YjoVZyf_BENqSth05EqDOVzqBXKzY7hU0Ch_v24UB6aNdRYsK-WOVIapwkSM6mmH-cVqPwJhu79zYxVbiP97RbbRVlQfXyRd9iA6A/s1600/%C3%96ng%C3%B6r%C3%BC.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde
beklentilerine pek karşılık bulamayan Disney+ kafa karışıklıkları yaşamaya
başlayıp bir ara tüm yerli projeleri durdurduğunu ve desteğini keseceğini
açıklayarak küçülmeye gitmişti. Pazar payının iyice azaldığını görünce
Televizyon izleyicisine gel gel yaparak tekrar adım atmasıyla başlayan süreç
futbol izleyicisini de Ssport yayınlarıyla kazanma girişimiyle ilerledi. Peşi
sıra yerli projelere dönülmesi sürpriz olmadı. 28 Ağustos itibariyle ekranlara
geleceği açıklanan yerli film “Öngörü” için yapılan hazırlıkların her yeri
sarmasıyla ne kadar büyük oynandığını da gördük. Seçilen proje klasik yerli
film kalıbından uzak, daha evrensel daha batılı bir projeydi. En azından konusu
ve fragmanı itibariyle öyle görünüyordu. Öte yandan çok tanıdıktı.
Benzetilebilecek çok film var gibi görünüyordu. Son dönem filmlerinden bir
karma ile karşı karşıya olabilirdik. Filmin karşısına geçerken bunları
düşünmemek elde değildi. Hele bir de Ay Yapım işi olduğunu düşününce bugünün
yenisine dair düşük beklentiyle de olsa hazırdık nihayetinde.&lt;/span&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: Calibri; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-hansi-font-family: Calibri;"&gt;Batılı
görünse de fazlaca televizyon işi gibi görünerek ilk darbeyi alan bir film
“Öngörü”. Fazla temiz, fazla ortalama bir iş olma ihtimali çok fazla. Bunu
doğuran da ortalama işlere imza atan bir künyeye sahip olması elbette. Filmin
senaristi 2005’te “Kapıları Açmak” dizisiyle başlayan uzun bir listeye imza
atan Sema Ergenekon. “Karadayı”, “Yargı”, “Yer Gök Aşk” gibi televizyon
izleyicisinin gönlünde taht kuran dizilere imza atmış ödüllü bir isim. Konfor
alanının dışına ilk kez çıkarak film senaryosuna soyunmuş. Künyenin geri kalanı
da televizyon dünyasından tamamlanmış. Film çekiliyor ama filmci yok gibi tuhaf
bir durum var. Yönetmen koltuğunda yine dizilerden aşina olunan ve Ergenekon
ile birlikte çalışmış Ali Bilgin oturuyor. Neyse ki ilk filmi değil. 2015’te
ilk filmine “Delibal”la imza atan Bilgin fena iş çıkarmamıştı. 2019’da gelen
ikinci film “Bir Aşk İki Hayat”ta da vasatı aşmıştı ama yine dizilere dönerek
devam etti nedense. Şu sıralar Beste Sultan Kasapoğulları ile birlikte “Doğanın
Kanunu” dizisi için motor diyen Bilgin araya da “Öngörü”yü sıkıştırmış diyelim.
Senarist ve yönetmen televizyon dünyasından olursa oyuncu kadrosu nerden olur?
Doğru bildiniz, televizyondan. &lt;/span&gt;Hilal Altınbilek ve Serkan Çayoğlu’nun
başrolleri paylaşırken onlara Olcay Yusufoğlu, Doruk Hasret Arı, Bora Karakul,
Sema Mumcu, Gökcen Gökçebağ, Yiğit Kalkavan ve Sedat Savtak eşlik ediyor.&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Rüyalarında geleceği gören bir
kadının aşk ve tehlike dolu sürükleyici hikayesi olarak sunulan film için en
kısa ve öz cümle karşımızda tam bir çorba olduğu. Filmin konusunu resmi
kaynaktan aktaralım: Selen, rüyalarında başkalarının geleceğini görebilen özel
bir yeteneğe sahiptir. Bu sıra dışı güç, hem kendi hayatını hem de
çevresindekilerin kaderini değiştirme arzusunu beraberinde getirir. Ancak
gördüğü bir öngörü, Selen’i beklenmedik bir aşka ve zorlu bir sınavın tam
ortasına sürükler. Kemal ile kesişen yollar, aşk ve tehlike arasında ince bir
çizgide ilerleyen bir mücadeleyi başlatır. Selen’in alacağı kararlar, yalnızca
kendi kaderini değil, Kemal’in geleceğini de kökten değiştirecektir.&lt;/p&gt;

&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Hızlı bir girişle başlıyor film.
Selen rüyadan uyanıp harekete geçiyor ve gördüğü olaya dahil olarak kaderi
değiştiriyor. Ne kadar haklı olduğunu, yargısız infaz yapıp yapmadığını
bilmiyoruz. Takvime bolca not aldığını görerek inanıyoruz. Zira başka çaremiz
yok. Tek örnekle seyirciye geçmesi beklenen bu özel yeteneğe dair bir sürü
sorumuz var ama hiçbirini cevaplamak istemiyor film. Fantastik kanada
meyletmeyeceğini net bir şekilde gösteriyor. İkinci görüsü bir kabus. Kendi
ölümünü görüyor Selen. Araba çarpıyor ve yakışıklı bir adam yardıma koşuyor. Arabayı
ve adamı bularak kaderini değiştirme çabasını izliyoruz. Bir yapım şirketinde
senarist olması dışında hakkında hiçbir şey bilmediğimiz başrol ile üstü kapalı
laflarla geçiştirilen dublör Kemal’in eşleşmesi üzerinden akmaya çalışan bir
film Öngörü. O kadar kötü bir senaryo var ki karşımızda hiçbir soruyu
cevaplamaya çalışmadığı gibi, açtığı yan öyküleri de öylece bırakıyor. Sağlam
atılmayan temelin üzerine yarım yamalak katlar çıkarak finale yürümeye
çalışıyor. Kilit sahnelerde de klişelere başvuruyor. Damar cümlelerle yağmur
altında gelen itiraflar, “iki yaralıyız tamir ederiz birbirimizi” mottosuyla
dikiş nakışlar, bir anda aşk bıcırığı olmalar derken tamamen aşk filmine
dönüşen Öngörü’nün bir dramaturji ile mantıkla, izlekle, kurguyla da işi yok.
Zira her şey fazlaca hızlı gelişiyor. Mantık dışı bir uzaklaşma, gereksiz
fobiler derken tamamen çorbaya dönüşen filmin finalini de umursamaz hale
geliyoruz. Tüm bu süreç boyunca başka bir görüsü olmuyor Selen’in. Nedenini
bilmediğimiz gibi en ufak bir tahminimiz de yok. Oyuncuların çabasına ve
yönetmenin tertemiz sekanslarına rağmen gittikçe uzaklaştığımız filme çok
parlak bir fikirmiş gibi sunulan güya şaşırtmacalı bir sonla nokta koyarken
adeta gördüğümüz kabustan uyanıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Çok özgün olmasa da hikayesi ümit
vaat eden ve her şeye gebe olsa da klişe aşk öyküsü uğruna heba edilmiş bir film
olmaktan öteye geçemiyor Öngörü. Platform için yapıldığının farkında değil
gibi. Sanki tv filmi edasında, mutlaka beğendirme çabasında işleniyor. Farklıyı
kovalamak yerine tanıdık olana gitme tuzağına düşmek evrensel düşün yerel
uygula mottosunun örneği olsa gerek. Anlaşılan platformlarda özgün film izlemek
için daha çok bekleyeceğiz.&lt;/p&gt;

&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8y8cWPxw0iewOLz3hasQM4YchkpULtiu9L7JntWwFpmzwF7z1INnPALkJxe0kKux1UyaWMgjZpJWJ204q0YjoVZyf_BENqSth05EqDOVzqBXKzY7hU0Ch_v24UB6aNdRYsK-WOVIapwkSM6mmH-cVqPwJhu79zYxVbiP97RbbRVlQfXyRd9iA6A/s72-c/%C3%96ng%C3%B6r%C3%BC.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Ayrıntı Yayınları’ndan Eylül Yenileri</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/08/ayrnt-yaynlarndan-eylul-yenileri.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 31 Aug 2026 19:08:42 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-5565986057374875498</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgUbcbC7XZyCps5Jc5lj20sOO1jhGUD35Cb0cHCn9tBu8wwF8HBOAwZFFB5hq2nlEpM7WaXSsG0OQs1IxmUDqKumN_y0yLn_Kx8hf4xj7A7BThPrynFb8hZDqEqqrppvb4dgs0Fv9jtOPH3YuALiuCzGjV7pIioDRdgECsTn_usvowx57M7DG5Tuw/s640/Ayr%C4%B1nt%C4%B1%20Eyl%C3%BCl.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="419" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgUbcbC7XZyCps5Jc5lj20sOO1jhGUD35Cb0cHCn9tBu8wwF8HBOAwZFFB5hq2nlEpM7WaXSsG0OQs1IxmUDqKumN_y0yLn_Kx8hf4xj7A7BThPrynFb8hZDqEqqrppvb4dgs0Fv9jtOPH3YuALiuCzGjV7pIioDRdgECsTn_usvowx57M7DG5Tuw/s1600/Ayr%C4%B1nt%C4%B1%20Eyl%C3%BCl.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ayrıntı Yayınları Eylül ayını dokuz kitapla karşılıyor. Ayın en önemli kitabı nihayet yeni çevirisiyle kavuşacağımız eşsiz Michel Foucault kaynağı “Deliliğin Tarihi”. Camilla Barnes’ın edebiyat dünyasına adım attığı ilk romanı “Her Zamanki O Öldürme Arzusu” okura bir tiyatro oyunu izliyormuş gibi hissettirmesiyle öne çıkıyor. Mini Kitaplar’ın bu ayki yenisi Burcu Kapı imzalı “Futbol” tam da tüm haftasonlarını maçla geçirenler için yeni bir bakış açısı çağrısı. Pierre-Marie Morel’in “Atom ve Zorunluluk: Demokritos, Epikuros, Lucretius” Felsefe dizisinin, Nesîmî’nin “Dîvân (Seçmeler)”i Şiir dizisinin, Eugénia Palieraki’nin “MİR Devrimci Sol Hareket [Şili MİR’inin Eleştirel Tarihi]” de Yakın Tarih dizisinin yeni kitapları olarak meraklılarını bekliyor. “Pas” ve “Sapak” ile tanıdığımız Celal Güngördü’nün yeni romanı “Bana Tahir’i Sormayın” da ayın dikkat çekenlerinden.&amp;nbsp; Çağla M. Işın Alemdar’ın büyük bir eksiği ve ihtiyacı giderecek çalışması “Evcil Hayvan Kaybında Yas”ın altını kalın çizgilerle çizmek gerek. Yazar Arzu Başer’in kitap kahramanlarının dünyasına yolculuk yapan üç kardeşin hikâyesinin sonuncusu olan “Zorbalar Ofsayta Düştü” de çocukların ilgisine mazhar. "Deliliğin Tarihi"ni mutlaka kitaplığınıza ekleyin diyerek pası kitapların detayları için bültene atıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Deliliğin Tarihi - Michel Foucault&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bugün modern psikiyatrinin uzmanlık alanı haline gelmiş “delilik” nasıl doğdu? Bir deneyim olarak Batı düşünce dünyasında nasıl inşa edildi, ne gibi etkiler üretti ve elbette nelerden etkilendi? “Kapatma” fikri hangi sorunları çözmek üzere bulundu ve zamanla nasıl böylesine güç kazandı?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Foucault’nun klasik mertebesine ulaşmış elinizdeki kitabı, merkezine işte bu soruları koyarak, deliliğin tarihin farklı dönemlerinde akıl ile akıldışı arasında hep yeniden çizilen o çizgiyle beraber nasıl farklı şekillerde tanımlanıp sınıflandırıldığını, neden yeni figürler kazandığını ve bambaşka kurumsal mekanizmalar içinde nasıl farklı muameleler gördüğünü çözümlüyor. Bu bakımdan sadece deliliğin değil, aynı zamanda Batı aklının da tarihini yapıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Orta çağın sonundan Rönesans’a, oradan klasik döneme ve son olarak deliliği bir akıl hastalığı olarak teşhis eden modern psikiyatriye ilişkin barındırdığı kapsamlı analizleriyle, düşünürün tarihsel laboratuvarını bütün yalınlığıyla takdim ettiği bir eser olarak karşımıza çıkıyor Deliliğin Tarihi. Aydınlanma’nın erken döneminden Paris’teki Genel Hastane’nin kuruluşuna, Goya’dan Nietzsche’ye kadar uzanan muazzam zenginlikteki bir malzemeyi incelikle uç uca ekleyerek, tarih boyunca negatif imalarla ilintilendirilen deliliğin temsil ettiği yaratıcı ve özgürleştirici güçlere de işaret ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yeni Türkçe çevirisiyle yayımlanan bu eser, aklın bugün nasıl kurulduğunu, akıldışılığın hangi yeni biçimlerinden, günümüz bilimleri ve toplumsal kurumları aracılığıyla nasıl ayırt edildiğini, rasyonellik, makullük ve toplumsal makbullük ehliyetinin günümüzde hangi koşullara bağlandığını anlamak için eşsiz bir kaynak.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Orijinal Adı: Histoire de la folie à l'âgeclassique / Çevirmen: P. Burcu Yalım / Dizi Adı: Foucault Kitaplığı / 592 sayfa /&amp;nbsp; 850 TL&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Her Zamanki O Öldürme Arzusu - Camilla Barnes&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Elli yıllık bir evlilikte artık hiçbir tartışma yeni değildir. Söylenecek sözler ezberlenmiş, kırgınlıklar yerleşmiş, alışkanlıklar ise karakterlerin ayrılmaz parçası olmuştur. Ama bütün bunların altında kopmayan bir sevgi bağı vardır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Camilla Barnes da bu kitabı yazarken kendi ezberlerinden, kendi ailesinden ilham alıyor. Emekli bir felsefe profesörü olan babası,lafını hiç sakınmayan annesi ve yıllarını onları gözlemlemekle geçirmiş kızları. Kızlarının ebeveynleriyle ilgili iğneli yorumlarına, yalnızca okurun erişebildiği, annenin gençlik yıllarından kalan mektuplar eşlik ediyor. Bunlar aracılığıyla okur hem karakterlerin arasındaki sevgi bağına hem de belki herkesin zaman zaman yaşadığı“her zamanki o öldürme arzusu”na şahit oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Anne babasının bitmek bilmeyen çekişmelerine yıllar boyunca tanıklık etmiş kızlarının gözünden anlatılan roman, üç kuşağın dünyayı birbirinden ne kadar farklı şekillerde deneyimlediğini incelikle ortaya koyuyor. Geçmişe sıkı sıkıya bağlı ebeveynler, onların arasında sıkışıp kalan çocukları ve değişen dünyanın değerleriyle yetişen torunlar... Aynı aileye mensup bu üç kuşak bambaşka diller konuşuyor; sevgiyi, özgürlüğü ve sorumluluğu farklı biçimlerde tanımlıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yıllarını tiyatroya vermiş, sahnenin oyunculuk dışında her aşamasında rol almış Camilla Barnes’ın edebiyat dünyasına adım attığı ilk romanı. Tiyatro tecrübesiyle edebiyatı birleştirdiği bu çıkış kitabında okur bazen kendisini bir tiyatro oyunu izliyormuş gibi hissederken bazen de durup 50 yıllık bir evliliğin portresine bakma fırsatı buluyor.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Orijinal Adı: The Usual Desire to Kill / Çevirmen: Didar Zeynep Batumlu / Dizi Adı: Edebiyat / 208 sayfa / 260 TL&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Futbol * İnsanın Kendiyle Maçı / Burcu Kapu&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Futbolun hepimizi bir şekilde kendine çeken bir tarafı vardır; belki her oyun gibi... İlgilenmesek de ona dair bir şeyler tanıdıktır. Takımların adlarına, bazı oyunculara aşinayızdır, belki oyunun kurallarını bile biliriz; hiç olmasa birkaç maç izlemişizdir. Peki futbolu geniş kitleler için vazgeçilmez kılan nedir? Nasıl ve neden taraftar oluruz, izleyicinin oyundaki yeri ve rolü nedir? Futbolu, diğer tüm sporların arasından sıyrılıp küresel bir endüstriye dönüştüren dinamikler nelerdir?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Burcu Kapu Futbol kitabıyla bu soruların peşine düşerek okurlara yeni bir bakış açısı sunuyor. Yalnızca futbolun ne olduğunu, oyunun kurallarını anlatmanın ötesine götürüyor bizleri. Tarihle, toplumla, kültürle şekillenen ve hayatın içinde kendine karşılık bulan futbolu tam da burada, insan hayatıyla ve duygularıyla ilişkilendirerek üzerimizde bıraktığı etkiyi anlamaya davet ediyor.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Dizi Adı: Mini Kitaplar / 120 sayfa / 160 TL&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Atom ve Zorunluluk: Demokritos, Epikuros, Lucretius / Pierre-Marie Morel&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Demokritos, Epikuros ve Lucretius antik atomculuğun önde gelen üç figürüdür. Oluşturdukları doğa felsefesine göre her şey boşlukta hareket halindeki atomlardan oluşmuştur. Dolayısıyla dünya ne organize eden bir zekadan ne de amaçları belirleyecek bir niyetten oluşmuştur. O, saf bir zorunluluğun eseridir. Dahası Demokritos, zorunluluğun var olan her şeyin ve tüm olayların ilkesi olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte, Epikurosçular bu elle tutulmaz ilkenin gücünü, zorunlu olanın ne kuvvetini ne de gerçekliğini inkâr etmeden sınırlamaya çabalamışlardır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Böylesi bir tartışma konusunun zorlukları onun kozmolojik veyahut fiziki boyutlarının ötesindedir. Bu zorluklar aynı zamanda bilgi felsefesi ve ahlak felsefesi alanlarını da ilgilendirmektedir: Eylemlerimiz bir zorunluluğa tabi olsa bile kendi yargımızı yürütebilir miyiz? Mutlu olmaya veya iyi davranmaya çabalayabilir miyiz? Epikurosçuların atomculuğun kurucusuna yönelttikleri itiraz özde yatmaktadır. Öyleyse, Demokritos’un bizi davet ettiği gibi zorunluluğun hegemonyası altına girmek mi gerekmektedir? Ya da tersine, Epikuros ve Lucretius’un da belirttiği gibi her şeyin kendi kuvvetinde olmadığına ve bizlerin bize tabi olan şeyler üzerinde esasen otonom olduğumuza ikna olmak mı uygundur?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Antik atomculuğun, kendi içsel çatışmalar oyununda, zorunluluk sınavına dünyanın gerçekliği karşısında karar verme talimini bir özgürlük talebi olarak yerleştirerek sorduğu temel sorusu bundan ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Orijinal Adı: Atome et Nécessité Démocrite, Épicure, Lucréce / Çevirmen: Nil Selin Özkan / Dizi Adı: Felsefe / 112 sayfa / 180 TL&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Dîvân (Seçmeler) - Nesîmî&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Mende sığar iki cihân, men bu cihânasığmazam&lt;br /&gt;Gevher-i lâmekân menem, kevn ü mekâna sığmazam&lt;br /&gt;Nâra yanan şecermenem, çerḫeçıḫanhacermenem&lt;br /&gt;Gör bu oduñzebânesin, men bu zebânasığmazam&lt;br /&gt;Gerçi bugünNesîmîyem, Hâşimîyem, Kureyşîyem&lt;br /&gt;Bundan uludur âyetüm, âyet ü şânasığmazam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki dünya bana sığar, ben bu dünyaya sığmam&lt;br /&gt;Mekânsızlık cevheri benim; varlığa, mekâna sığmam&lt;br /&gt;Ateşte yanan ağaç benim, gökyüzüne çıkan taş benim&lt;br /&gt;Gör bu ateşin yalazını, ben bu yalaza sığmam&lt;br /&gt;Gerçi bugünNesîmî’yim, Hâşimîyim, Kureyşîyim&lt;br /&gt;Âyetim bundan yücedir; âyete, şana sığmam&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Dil İçi Çeviren: Mehmet Kanar / Dizi Adı: Şiir / 208 sayfa / 320 TL&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;MİR Devrimci Sol Hareket [Şili MİR’inin Eleştirel Tarihi] - Eugénia Palieraki&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Köklü bir mücadele tarihine sahip Şili işçi sınıfı hareketi 1960’lara kadar iki ana kitle partisi olan Sosyalist Parti ve Komünist Parti’nin denetimi altındaydı. Latin Amerika’da gelişen ve özellikle 1959 başında Küba’da iktidarı ele geçiren gerilla savaşlarının etkisi yepyeni bir siyasî hareketin doğmasının yolunu açtı. Bağımsız sendikal örgütlenmelerden yaygın öğrenci hareketlerine ve mevcut geleneksel sol parti tabanlarından irili ufaklı radikal topluluklara kadar geniş bir kesim 1965’te MİR (Devrimci Sol Hareket) adı altında bir araya geldi. “Şili’nin ulusal ve sosyal kurtuluşunu arayan işçi sınıfının ve ezilen kesimlerinin Marksist-Leninist öncüsü” olarak örgütlenen bu yeni oluşum, geleneksel siyasî yapı dışında yeni bir siyasî hareket niyetine işaret ediyordu ve hızla ülkedeki siyaset yapma tarzını da değiştirmeye başladı. “Proletaryayı siyasî olarak silahsızlandıran”, iktidarı “barışçıl yol” ile ele geçirmeyi benimseyen anlayışın karşısına “silahlı mücadele” fikrinin kaçınılmazlığını koyan MİR ülkede Halk Birliği döneminde bin gün boyunca yaşanan olağanüstü sosyal ve siyasî devrimin en militan aktörü oldu. Elinizdeki Şili MİR’inin Eleştirel Tarihi kitabı sonraki yıllarda uluslararası sol hareket üzerinde çok önemli etkiler bırakacak olan bu olağanüstü hareketin kökenlerini yeniden ele alıp takip ederek Latin Amerika ve Şili’de 1960’ların tarihsel görünümünü ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. Bu çaba aynı zamanda MİR’in temsil ettiği değerler silsilesinin özgün, evrensel, kapsamlı bir tablosunu da resmetmektedir: Toplumda onurlu bir yaşamı güvence altına alan insanî birlikteliği kurmak için dayanışma, adalet, sadakat, sevgi, özgürlük, yaratıcılık... Etnik-kültürel ve çeşitli kimlikler temelinde davranışları, alışkanlıkları ve değerleri ve genel olarak yeni bir kadın ve yeni bir erkek oluşumuna katkıda bulunan tüm unsurları teşvik... Uluslararası vahşî kapitalizmin zorba küreselliğine karşı dünyada tüm sömürülen ve ezilenlerin enternasyonalizmi... “Halk, bilinç, silah...”: Silinmeyen bir mücadele çığlığı!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Orijinal Adı: Naissance d'une Révolution: Histoire critiqe du MIR chilien / Çevirmen: Emirhan Oğuz / Dizi Adı: Yakın Tarih / 256 sayfa / 400 TL&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Bana Tahir’i Sormayın - Celal Güngördü&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Bana bir mezar taşı yap, yoksa öleceğim.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Tahir, ölüm haberinin geldiği gece Ezo’nun rüyasına bu sözlerle girer.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Ölüm bir insanın hikâyesini bitirmeye yetmez.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Geride kalanların her biri başka bir Tahir’i hatırlar. Bir fotoğraftaki yüz değişmez belki, ama o yüze bakan göz değişir. Söylenmiş sözler başka anlamlara bürünür, suskunluklar yıllar sonra dile gelir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Ezo bir heykeltıraştır. Taştan yüzler yontarken bunun onlara yeni bir hayat vermeyeceğini bilir. Yüzlerin hikâyesi çoktan tamamlanmış görünse de onun asıl sorusu başkadır: İnsan, geçmişte gördükleri kadar görmediklerinden de sorumlu mudur? Ezo, bu sorunun peşine düşerken o yüzlerin hiç anlatılmamış hikâyelerine yaklaşır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Ya insanı asıl anlatan, gördüklerimiz değil de gözden kaçırdıklarımızsa?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Ya onu en çok, bakmadan geçtiğimiz yerde kaybetmişsek?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Doğmadan önceki yüzünü göster bana.”&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Dizi Adı: Edebiyat / 208 sayfa / 200 TL&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Evcil Hayvan Kaybında Yas * Yas Sürecini ve Kendimizi Anlamak / Çağla M. Işın Alemdar&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“O sadece bir hayvan” cümlesini duydunuz mu hiç?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen duydunuz. Belki bir yakınınızdan, belki iş arkadaşınızdan, belki komşunuzdan. Muhtemelen o cümlenin ne kadar yanlış olduğunu, içinizde taşıdığınız o ağırlıkla zaten biliyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yıllarınızı birlikte geçirdiniz. Sabahları sizi ilk o karşıladı, en zor gecelerde yanınızda o vardı. Ortak bir diliniz, ortak sessizlikleriniz, yalnızca ikinizin bildiği küçük ritüelleriniz oluştu zamanla. Hayatınızın o kadar içine işledi ki varlığı sıradan, yokluğu ise akılalmaz geldi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Şimdi o yokluğun nasıl bu kadar yer kapladığını anlamaya çalışıyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Çağla M. Işın Alemdar bu kitabı ne acıyı hafifletmek ne de teselli etmek için yazdı. Yas sürecini; inkârı, öfkeyi, utanılan rahatlama duygusunu, suçluluğu olduğu gibi, saklamadan anlatmak için yazdı. Çünkü yaşadığınız şeyi adlandırmak, onu taşımayı biraz daha mümkün kılar.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Burada cevaplar değil, tanıdık bir ses bulacaksınız. Belki de zaten en çok buna ihtiyacınız var.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Dizi Adı: Düşbaz / Kişisel Gelişim / 80 sayfa / 180TL&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Zorbalar Ofsayta Düştü - Arzu Başer&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dostluğun rengi olur mu? Berke ile Rüzgar’ın hikâyesini okuduktan sonra bu sorunun yanıtına “evet” diyebilirsin. On yaşında olan her çocuk gibi Berke ve Rüzgar iki tatlı çocuktur. Biri kıvır kıvır saçlarıyla, harika futboluyla tam bir liderdir. Rüzgar’dan bahsediyoruz. Diğeri ise her zaman pek çok konuda ilginç bilgileri paylaşmaktan geri durmayan, kar beyazı saçları ve masmavi gözleriyle görenleri ilk anda etkileyen Berke.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bu iki arkadaşın okul hayatı, futbol maceraları, arkadaşlık meseleleri ve tabii ki kitapların dünyası olan “kahramanlar dünyası” yolculukları bir okur olarak senin de ilgini çekecektir, bu kesin! Peki “zorbalık” da nereden çıktı diyorsan, bazı anahtar kelimelerle bu zorbalık hikâyesinin ne olduğunu anlayacaksın: kar beyaz saçlar, futbol, kitapların farklı dünyası.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yazar Arzu Başer’in kitap kahramanlarının dünyasına yolculuk yapan üç kardeşin hikâyesinin sonuncusu olan Zorbalar Ofsayta Düştü, bir devam hikâyesi değil sadece, aynı zamanda yepyeni bir macera sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Resimleyen: Beyza Başal / Dizi Adı: Dinozor Çocuk / 144 sayfa / 200TL&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgUbcbC7XZyCps5Jc5lj20sOO1jhGUD35Cb0cHCn9tBu8wwF8HBOAwZFFB5hq2nlEpM7WaXSsG0OQs1IxmUDqKumN_y0yLn_Kx8hf4xj7A7BThPrynFb8hZDqEqqrppvb4dgs0Fv9jtOPH3YuALiuCzGjV7pIioDRdgECsTn_usvowx57M7DG5Tuw/s72-c/Ayr%C4%B1nt%C4%B1%20Eyl%C3%BCl.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>2025 Arthur C. Clarke Ödüllü “Annie Bot” April’den Raflarda!</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/08/2025-arthur-c-clarke-odullu-annie-bot.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 18:34:20 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-4085911003508901758</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiimtVBVtbPA6167a_TdeVUFaZZDiEF2gr5B8LyFeDcbTjYA4n_oQcXK6IGPQIZYAgIQyNH8cFE-VbrnpIBuqf7CMHTnhkKgaxaERrB_ERQ8NxOX1waEZxe-X1i4jBW1wtqbC7l0ZOmf40a1PIP-DlOkl66rOU50JcqWT4TcwAMz5czfp4PMxl2FA/s640/Annie%20Bot%20%20Sierra%20Greer.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="411" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiimtVBVtbPA6167a_TdeVUFaZZDiEF2gr5B8LyFeDcbTjYA4n_oQcXK6IGPQIZYAgIQyNH8cFE-VbrnpIBuqf7CMHTnhkKgaxaERrB_ERQ8NxOX1waEZxe-X1i4jBW1wtqbC7l0ZOmf40a1PIP-DlOkl66rOU50JcqWT4TcwAMz5czfp4PMxl2FA/s1600/Annie%20Bot%20%20Sierra%20Greer.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;April Yayınları Eylül ayını bilim kurgu severlerini mutlu edecek bir kitapla karşılıyor. Yılın en çok konuşulan ve seçkilerle ödüllerin gediklisi haline gelen “Annie Bot” raflarda yerini alıyor. Türü sevenlerdenseniz yayınevinin çağrısına kulak verin derim: “Yapay zekâ çağında aşk, erkeklik, kadınlık ve özgür irade üzerine yılın en çok konuşulan romanı raflarda: Sierra Greer'dan 2025 Arthur C. Clarke Ödüllü ANNIE BOT. Çağdaş bilim kurgunun son yıllardaki en dikkat çekici romanlarından Annie Bot, Sierra Greer imzasıyla April Yayıncılık etiketiyle Türkçede.” Konusu ilgi çekici, aldığı övgüler ve tepkiler de merakımızı arttırıyor. Heyecanla bekliyoruz. O halde buyrun daha fazlası için bültene diyerek pası atıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2025 ARTHUR C. CLARKE ÖDÜLÜ KAZANANI&lt;br /&gt;2026 PRIX LIBR'À NOUS ÖDÜLÜ KAZANANI&lt;br /&gt;SCIENTIFIC AMERICAN // NPR YILIN EN İYİ ROMANI SEÇKİSİ&amp;nbsp;&lt;br /&gt;GOODREADS OKUR ÖDÜLLERİ EN İYİ BİLİM KURGU FİNALİSTİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stella'lar yemek yapan, ev temizleyen, çocuk bakan, sevişen, susan, her duruma uyum sağlayan, sahiplerinin ihtiyaçlarına göre şekillenen yapay zeka harikası dişiler.&lt;br /&gt;Annie de onlardan biri.&lt;br /&gt;Kusursuz bir sevgili olmak üzere tasarlandı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Sahibi Doug'ın duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak, her akşam onu evde beklemek, seçtiği kıyafetleri giymek, ruh haline göre libidosunu coşturmak, sevdiği sıcaklıkta kalmak, fantezilerini gerçekleştirmek üzere programlandı.&lt;br /&gt;Görevi net: Doug'ı mutlu edecek.&lt;br /&gt;Annie çabalıyor, gerçekten çabalıyor. Çabaladıkça insanlık hallerini öğreniyor. Merak etmeyi, sır saklamayı, arzu duymayı, kıskanmayı, utanmayı, korkmayı, istemeyi...&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Doug onun "gerçek bir kadın gibi" davranmasını istiyor. Annie gerçeğe yaklaştıkça, kusurları artıyor. Ne kadar kadınlaşırsa, itaatkar olmaktan o kadar çıkıyor. Ne kadar hissederse, o kadar sorguluyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;2025 ve 2026'nın en çok konuşulan kalemlerinden Sierra Greer, Annie Bot'ta yakın geleceğin teknolojik kabusunu en eski iktidar hikayelerinden birinin içinden anlatıyor. Arzu ile tahakküm, şefkat ile sahiplik, aşk ile zorbalık arasındaki ince çizgiyi cesurca kurcalayan Annie Bot, yapay zeka çağında erkeklik, kadınlık, beden, özgür irade ve iktidar üzerine kışkırtıcı bir roman, benzersiz bir meydan okuma.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Serkan Göktaş'ın çevirisiyle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;"ANNIE BOT, DUVARLAR ÜZERİNİZE KAPANMAYA BAŞLADIĞINDA KALBİNİZE YAKIN TUTACAĞINIZ O MÜTHİŞ KİTAP."&amp;nbsp;&lt;br /&gt;WASHINGTON POST&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"KIŞKIRTICI... DİJİTAL ÇAĞ İÇİN YENİ FRANKENSTEIN ÖYKÜSÜ... İKTİDAR, ÖZERKLİK VE YARATTIĞIMIZ VARLIKLAR BİZİ AŞTIĞINDA NELER OLACAĞI ÜZERİNE ZENGİN BİR KURGU."&lt;br /&gt;ESQUIRE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"SÜRPRİZLERLE DOLU, İNCELİKLE KALEME ALINMIŞ... NEFİS VE DÜŞÜNDÜRÜCÜ BİR ROMAN."&lt;br /&gt;NEW SCIENTIST&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sierra Greer Minnesota’da büyüdü. Bir dönem öğretmenlik yapan Greer bugün Connecticut’ın kırsalında yaşıyor ve geleceğe dair hikâyeler yazıyor. Annie Bot, Greer’e bilimkurgu edebiyatının en prestijli ödüllerinden 2025 Arthur C. Clarke Ödülü’nü kazandırdı. Roman ayrıca 2026 Prix Libr’à Nous Ödülü’nün sahibi oldu; Scientific American ve NPR’ın yılın en iyi kitapları arasında yer aldı ve Goodreads Okur Ödülleri’nde En İyi Bilimkurgu kategorisinde finalist seçildi. Greer, Annie Bot’u yazarken robot bir sevgilinin hikâyesinin kendisine arzu, saygı ve özlem kavramlarını yeni ve tuhaf biçimlerde araştırma özgürlüğü verdiğini söylüyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Annie Bot / Sierra Greer&lt;br /&gt;Çeviren: Serkan Göktaş&lt;br /&gt;Yayınevi: April, 1. Baskı Eylül, 2026&lt;br /&gt;Türü: Roman&lt;br /&gt;Sayfa: 328&lt;br /&gt;Fiyat: 440 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiimtVBVtbPA6167a_TdeVUFaZZDiEF2gr5B8LyFeDcbTjYA4n_oQcXK6IGPQIZYAgIQyNH8cFE-VbrnpIBuqf7CMHTnhkKgaxaERrB_ERQ8NxOX1waEZxe-X1i4jBW1wtqbC7l0ZOmf40a1PIP-DlOkl66rOU50JcqWT4TcwAMz5czfp4PMxl2FA/s72-c/Annie%20Bot%20%20Sierra%20Greer.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>The End of Oak Street: Banliyöde Dinozorlar ve Solucanlar</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/08/the-end-of-oak-street-banliyode.html</link><category>Film Kritik</category><category>Kritik</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 19:21:09 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-2420336419413164463</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg_KttzOyRtmo9SfarmHcSFM67ffJppI-BvhCvgHpyvgdX2SFq513miIeN3QnRWAg4dvvleGVwwcovjCmESGWmiGz8SrjwrxX-Ex8CzxHrBRYlhmpl9eGfNXK9PKb3BU10KdhwmCHkgwPD_6NJNVq9uZtu5VNWfoR1S8Fe7KVPecETKEisRqFivnA/s603/The%20End%20of%20Oak%20Street.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="603" data-original-width="480" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg_KttzOyRtmo9SfarmHcSFM67ffJppI-BvhCvgHpyvgdX2SFq513miIeN3QnRWAg4dvvleGVwwcovjCmESGWmiGz8SrjwrxX-Ex8CzxHrBRYlhmpl9eGfNXK9PKb3BU10KdhwmCHkgwPD_6NJNVq9uZtu5VNWfoR1S8Fe7KVPecETKEisRqFivnA/s1600/The%20End%20of%20Oak%20Street.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bundan tam on iki yıl önceydi. Bir korku filmi dilden dile dolaşıyor ve türe yeni bir soluk getirdiğinden bahsediliyordu. Ödül avcısına dönüşerek karşımıza gelen “It Follows / Peşimdeki Şeytan” ile böyle tanışmıştık. Yönetmenin adını da bolca tekrarlar olduk. David Robert Mitchell’ın ikinci filmi olduğunu öğrendiğimizde ilk filmine “The Myth of the American Sleepover”a dönüş yaptık. Seyredip onu da sevdik. Sonrası büyük bir merak duygusuydu. Aynı türde devam etmesini bekledik. 2018’de “Under the Silver Lake” ile geri döndüğünde ikiye bölündük. Çok kişisel ve sevilesi bir filmdi. Ben sevenler kısmındaydım ama herkesi tatmin edemeyen film beklentilerin biraz uzağında kaldı. O gün bugündür süren bekleyişimizin sonu da nihayet geldi. Sekiz yıllık bekleyişi bitirecek filmin fragmanı tamam merak duygusu veriyordu ama bir “peeeh” dedirtiyordu. Jurassic Park serisinden bıkmış izleyiciler olarak yine bir Jurassic Park mı izleyecektik? Öyle olacaksa külahları değişiriz diyerek 14 Ağustos’u bekledik.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bekleyişin artıları yok değildi. “Kasabamız yer değiştirmiş” cümlesi, evin dışında yürüyen bir dinozor, standart bir Amerikan Banliyösü fragmanın artılarıydı. Yapımcının J. J. Abrams olması da konuyla örtüşüyordu. Anne Hathaway, Ewan McGregor, Maisy Stella ve Christian Convery’nin başını çektiği kadro da iyiydi. Beklentileri düşük tutmak kaydıyla hazırdık artık. En kötü ihtimalle bir Pazar gecesi eğlenceliği olabilirdi karşımızda. Daha kötüsü olmazdı. Aynen öyleymiş diye özetleyerek geçelim filme.&lt;br /&gt;“The End of Oak Street”i David Robert Mitchell’ın seçimleri ve tercihleri üzerinden okumak gerekiyor. En başta filmin geçtiği dönemler çok isabetli seçim. Çok iyi bir açılışla hızlıca giriş yaparak bir taşla birkaç kuş birden vurmuş Mitchell. Yetmişli yıllarda pırıl pırıl bir Amerikan Banliyösünde pırıl pırıl bir açılış yapıyor. Aşırı tanıdık ve yapay görünmenin sınırından. İyi bir görüntü yönetmenliği ve doğru renk paletiyle çok doğru bir seçim yapmış. Daha ilk sahneden karakterlerini ve aralarındaki bağı oturtuyor. İpini, düğümünü hemen sererek kovalıyor. Dört kişilik çekirdek aile ile tanışıyoruz. Platt ailesinde işler karışık. Anne Denise artık boğulmuş. Valizini hazırlamış büyükşehire gideceği günün hayallerini kuruyor. Hatta bunu roman haline getirerek yazıya dökmüş. Baba Greg sorunlarla boğuşuyor. Ek iş olarak arabayla pizza dağıtıyor. Her akşam eve geldiğinde arabanın üstündeki tabelayı kaldırıyor. Çünkü Denise bu durumun komşularca görülmesini istemiyor. Ayrılığa doğru giden, bitmek üzere olan bu evliliğin farkında olan iki çocukları var. Bilime meraklı, yaşıtlarından farklı ve sık sık dışlanan kızımız Audrey bu durumdan memnun gözüküyor ama bir erkek arkadaşı olmamasından muzdarip. Oğul Brian ise yanlışlıkla kolunu kırdığı sınıf arkadaşının azabında. O arkadaşın abisi kısasa kısas diyerek her an karşısına çıkabilir. O korku ile idare ediyor. Bir çırpıda öğrendiğimiz bilgilerle iyi formüle edilmiş senaryonun temelini çok iyi atmış Mitchell. Gerisi aksiyonu başlatmak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bir yağmur, bir ışık hüzmesi, bir parlama derken geçen gecenin ardından dışarıda Dinozorların görünmesiyle başlıyor aksiyon. Dışarıda çağlar öncesinin hayvanları cirit atıyor. Hemen toz olmalı burdan diyenler için çıkış yok. Annenin cümlesiyle kabulleniş başlıyor: Sokağımız yer değiştirmiş. Tekrar eve dönülecek ve aile olarak kalınacak, mücadele edilecek. Amerikan filmlerinin en basit formülü burada devreye girerek bizi finale kadar götürüyor zaten. Hiçbir sorun yok. Lakin finale giderken yapılan seçimler yine öne çıkıyor. Ailenin yükünü annenin üzerine yıkmak doğru tercih. Çiftin en mutlu anlarının dinozorların çiftleşmesini gördükleri an olması da çok eğlenceli ve parlak bir fikir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Mitchell bunun bir blockbuster olduğunun farkında. Güldürmeyi ihmal etmiyor. Salonu kahkahaya boğan sahneler mevcut. Dinozorlar konusunda da çok iyi iş çıkarılmış. Jurassic Park ile hafızamıza kazınanlar gibi değiller. O kadar sevimli yaratılmamışlar. Karşımızda tüylü, sevimsiz ve hayli korkutucu dinozorlar var. Saldırganlar, hızlılar ve öldürücüler. Gerçek bir tehdit unsuru olduklarına bizi inandırmakta hiç zorlanmıyor “The End of Oak Street”. Açılışta gördüğümüz o pırıl pırıl renk paletinin yerini soğuk tonlar alıyor. Doğru seçimlerle kolay görülen bu temelin üzerine uzun planlar ve şahane sekanslar yerleştirmiş Mitchell. Brian ve Audrey konuşurken arkalarından dinozorların yaklaştığını gördüğümüz sahne çok etkili örneğin. Eğlenceyi gazlarken gerilimin ve temponun elde tutulmasını sağlıyor. Dev yılanın sahnesi de filmin zirve noktası olmuş. Çözüm kısmına gelindiğinde aynı detaycılığa başvurulmamış. Seyircinin yeterince şaşırdığını düşünerek tanıdık ve kolay bir çözüme gidilmiş. Sebebi hiç vermeden kapanışını yaparak gizemli bırakmak daha iyi bir tercih olabilirdi. Onun yerine kolayca inanılabilecek tanıdık bir solucan komplo teorisinden medet umuyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Nostalji hissiyle başlayan filmi bir cumartesi gecesi eğlencesine dönüştüren David Robert Mitchell kusursuzun sınırlarında dolaşarak görüyor Oak Caddesinin Sonu’nu. Niye kusursuz değil sorusunun cevapları belli. Her şeyin tahmin edilebilirliği. Bildik dağılmış aile mücadelesini kullanması. Bu konuda fazla risk almadan seyircinin isteyeceği finali allayıp pullayarak yapması. Sinema perdesinde olmasının nimetlerini hiç kullanmaması. Ha sinemada seyredilmiş ha evde televizyonda durumu var filmde. Tüm bunlara rağmen izleyicisini pişman etmeyecek, akıp giden bir eğlencelik.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg_KttzOyRtmo9SfarmHcSFM67ffJppI-BvhCvgHpyvgdX2SFq513miIeN3QnRWAg4dvvleGVwwcovjCmESGWmiGz8SrjwrxX-Ex8CzxHrBRYlhmpl9eGfNXK9PKb3BU10KdhwmCHkgwPD_6NJNVq9uZtu5VNWfoR1S8Fe7KVPecETKEisRqFivnA/s72-c/The%20End%20of%20Oak%20Street.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Blodsoffer: Devriyeler Basmadan…</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/08/blodsoffer-devriyeler-basmadan.html</link><category>Dizi Kritik</category><category>Dizi Raporu</category><category>Kritik</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Wed, 26 Aug 2026 19:17:29 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-6341255386736723620</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjdhXPYnaW5coKzAEPIeYXEK_l-JGcpruQeJJ8-eqvT_LnS2-04GQtcV5BebupJwfZnEDkvWbSvh7mjQIbCCGjvRfGAn5NyQ-X-LcztDrwoyFXZHJUVpJXN4ctwN4jDlmsgvnAEBaweqTCISMd5vwltc0Mjx118_sGS5TKvZFHlM1a9dU0CmayRpg/s640/Blodsoffer.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="434" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjdhXPYnaW5coKzAEPIeYXEK_l-JGcpruQeJJ8-eqvT_LnS2-04GQtcV5BebupJwfZnEDkvWbSvh7mjQIbCCGjvRfGAn5NyQ-X-LcztDrwoyFXZHJUVpJXN4ctwN4jDlmsgvnAEBaweqTCISMd5vwltc0Mjx118_sGS5TKvZFHlM1a9dU0CmayRpg/s1600/Blodsoffer.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Milenyum çağının en belirgin farkı artık hayatımızda “İskandinav polisiyesi” diye bir tabirin varlığı. İrili ufaklı örnekler ve üçlemeler derken platformların yükselişiyle paralel olarak en tatmin edici tür olarak sivrilen İskandinav polisiyeleri genellikle izleyiciye ne vaat ettiği belli olan ve bunu kolayca yerine getiren sağlam bir zincirin halkaları olarak görünüyor. Bu yüzden merakla beklenir oldular. Ağustos ayının merakla beklenen İskandinav polisiyesi örneği “Blodsoffer” ya da İngilizce adıyla “Blood Sacrifice” 20 Ağustos’ta “Polis Katili” adıyla Netflix’te yerini aldı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Beş bölümlük İsveç yapımının künyesiyle başlamadan önce Türkçe adının ne saçma olduğunu belirtelim. Daha izlemeden hem adı hem de konusuyla polisleri öldüren bir seri katilin peşine düşüleceğini anlıyoruz. “Kan Kurbanları” demek çok mu zordu acaba? Neyse gelelim biz dizinin arkasında isme. Dizinin yaratıcısı dünya çapında başarıyı yakalamış bir isim. Hemen her platforma dizi yaratmış ve amiyane tabirle boşu olmayan George Kay. 2004 yılında başlayan senaristliğinde uyarlamalar ve dökümanterler derken “The Hour”, “The Tunnel” ve “Our Zoo” derken yükselişe geçen Kay, ilk sıçramasını Jim Field Smith ile birlikte yaratıcısı olduğu “Stag” dizisiyle 2016’da yapmıştı. Bu ortaklığın ikinci adımı dört ülke versiyonlu “Criminal” daha gösterişli olmuş ve Netflix’in gözde isimlerinden biri olmasını sağlamıştı 2019’da… Adını herkese ezberletmesi ise iki yıl sonra bu kez tek başına ilk dizisiyle oldu. “Lupin” yediden yetmişe herkesin eğlenerek izlediği bir dizi olarak iz bıraktı. 2023’e itv için uyarlama “The Long Shadow” ve yine Jim Field Smith ile birlikte Apple tv için yarattığı “Hijack”ı bırakan Kay, üç yıl sonra yine tek başına iki diziyle karşımızda. İtv için yarattığı “Gone” merak uyandıran bir dram gerilimdi ama fazla formüleydi. Şablonu belli olmasına izleniyordu yine de. Yıla sığdırdığı ikinci dizi “Blodsoffer” ile Netflix abonelerinin İskandinav polisiye açlığını dindirmeye gelmiş. Söz konusu Netflix olduğunda eldeki hikâyeye güveniliyorsa yıldız oyuncudan ziyade tanıdık simalara yer verme kuralı yine işlemiş. İskandinavyanın en karizmatik aktörü denilen Jakob Oftebro başrolde. Ona Milenyum serisiyle tanıdığımız Peter Andersson, meraklısının “Skiftet”ten hatırlayabileceği Electra Hallman, “Snabba Cash”in Salim’i Alexander Abdallah, “Johan Falk” serisinin Lasse Karlsson’ı Henrik Norlén, “Äkta människor”la tanıdığımız Lisette T. Pagler ve Anders Mossling’in başını çektiği kadro İskandinav işlerini izleyenler için hayli iyi kadro. Yönetmen koltuğunda da “Forbrydelsen” ile Bafta adaylığı bulunan, “Taboo” ile şahane iş çıkaran Kristoffer Nyholm var. Teoride doğru isimlerle çok iyi kadro… Peki pratiğe dökülebilmiş mi diye bakmanın vaktidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Stockholm yazındayız. Acil yardım hattı 112’ye gelen bir ihbarı duyarız. Bir eve zorla girilmiştir ve olası kurban bıçaklanmak üzere olduğunu söyler. Takımadalardaki bir yazlık eve giden iki devriye polisinden biri eve girer. Dışarıda bekleyen diğer polisin bir süre sonra girişine tanık oluruz. Kimseyi görmezler, görmeyiz. Ertesi gün polis memurlarının kafaları kesik cesetlerinin bulunmasıyla korkunç bir cinayetle şehir çalkalanır. İlk cinayet midir? Polisler mi hedef alınmaktadır? Amaç nedir? Katil ya da katiller kimdir? Bu cevapsız soruların peşinden baş dedektif Thomas Berg ile birlikte gideriz. Natalie Eklund’un yardımıyla iki kişilik ekibimiz için kovalamaca böylece başlar. Kısaca konusu böyle olan Blodsoffer işin içine Thomas’ın sorun yaşadığı emekli dedektif babasını da katarak katili yakalamak üzere ilerliyor. Tam bu noktada akla gelen beklentilere cevap veriyor mu sorusunun cevabı ne beklediğinize göre değişiyor. Benim gibi karanlık ve depresif bir dizi bekleyenler için sonuç hüsran. Lakin amacın bu olmadığını da yapım ekibinin sözlerinde görebiliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Diziyi “Blood Sacrifice, işleri sayesinde yeniden bir araya gelen, birbirinden uzaklaşmış bir baba-oğul ikilisinin sevgi hikâyesi” diyerek tanımlayan George Kay, “Tüm bunlar karanlık, adrenalin dolu bir İskandinav noir polisiye dramının içine sarılmıştır. Bu hikâyeyi, İskandinav yazının o tuhaf, akıldan çıkmayan ışığı altında Stockholm’de geçirmek, bize benzersiz bir şekilde İsveç’e özgü ve destansı bir polisiye gerilim yaratma imkânı verdi.” demiş. Lakin İsveç’e özgü bir gerilime rastlamıyoruz dizinin herhangi bir saniyesinde.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yapımcılar Johannes Åhlund ve Ulf Synnerholm: “Blood Sacrifice’da George Kay ile çalışmak heyecan verici bir deneyim oldu. Stockholm yazının eşsiz atmosferini arka plana alan gergin ve duygusal bir polisiye hikâyeye dair vizyonu, bize hem belirgin bir İsveç havası taşıyan hem de uluslararası bir dokunuşa sahip bir dizi yaratma fırsatı verdi.” diyerek işin duygusal kısmına daha fazla önem verdiklerini söylemişler.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Vahşi cinayetleri aydınlatmaya çalışırken rahatsız edici görüntülere yer vermeden tertemiz ilerlemeyi seçen biraz fazla temiz bir polisiye “Blodsoffer”. Beş bölüm olmasına rağmen biraz temposuz, ağır kalıyor. Başladığı gibi bir maraton adayı değil. Bildiğimiz İskandinav dizisi karanlığından ve depresifliğinden uzakta seyrediyor. İyi formüle edilmiş, akla mantığa uyan ve saat gibi işleyen bir senaryosu var. Lakin buna rağmen çoğunlukla beklenenlerin çıktığı, tahmin edilebilir bir izle unutan öteye geçemiyor. Benzerlerini daha önce defalarca izlediğimiz için kaçınılmaz olarak fazla ağır aksak ilerleyen bir sığlıkla karşılaştığımızı anlıyoruz.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjdhXPYnaW5coKzAEPIeYXEK_l-JGcpruQeJJ8-eqvT_LnS2-04GQtcV5BebupJwfZnEDkvWbSvh7mjQIbCCGjvRfGAn5NyQ-X-LcztDrwoyFXZHJUVpJXN4ctwN4jDlmsgvnAEBaweqTCISMd5vwltc0Mjx118_sGS5TKvZFHlM1a9dU0CmayRpg/s72-c/Blodsoffer.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Fırtına Kız: Tabulara Rövaşata</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/08/frtna-kz-tabulara-rovasata.html</link><category>Film Kritik</category><category>Kritik</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Sat, 22 Aug 2026 19:10:35 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-9136795906083115262</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg3T8fTSXju-FCW10HMNzkagOc8zP1wKn8hWYIvJExWSWend-1DenO84xqxqky_D8-VZLPc_wjFBsZ1jkauEhsvdQi_izKljk4PVvFQlH9TZwhxboAJHG-X-uIsVTTdyN1gFc3jueIxt9fXFAm1_MILdCVWs0IlrwXraMC7_Y1Bm0gPa05zIkdGTA/s640/F%C4%B1rt%C4%B1na%20K%C4%B1z.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="448" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg3T8fTSXju-FCW10HMNzkagOc8zP1wKn8hWYIvJExWSWend-1DenO84xqxqky_D8-VZLPc_wjFBsZ1jkauEhsvdQi_izKljk4PVvFQlH9TZwhxboAJHG-X-uIsVTTdyN1gFc3jueIxt9fXFAm1_MILdCVWs0IlrwXraMC7_Y1Bm0gPa05zIkdGTA/s1600/F%C4%B1rt%C4%B1na%20K%C4%B1z.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kadın voleybol milli takımımızın başarıdan başarıya koşması hepimizi sevindirirken birilerinin zoruna gidiyor. Ülkenin en popüler sporu futbolda yanına yaklaşamadığımız başarıların küçük kızları voleybola çekmesine katlanamayan bir kitle var. Bir kısmını futbola çekmek için yapılan çalışmaların meyvesi bir film var karşımızda: Fırtına Kız. 2025 yapımı film vizyondan sonra Amazon Prime platformunda yerini aldı. 30 Ocak’ta vizyona giren film yedi haftalık macerasını 19.839 seyirciye ulaşarak noktalamıştı. Seyirciden ilgi görmeyen her filmin kaderini yaşayarak platform kataloğunda yerini almış oldu. Daha fragmanından bile ne kadar kötü olduğu bu kadar belli filmi izleme isteğini yaratan yegane şeyin futbol sevgisi olduğunu en baştan belirteyim de öyle ilerleyelim. Filmin nasıl doğduğu ile başlayalım hatta.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Hikâyenin ardından spor gazetecisi Haluk Kesim var. Tercüman gazetesine verdiği röportajda gerçek bir hikâyeden yola çıktığını belirterek şöyle diyor:&amp;nbsp; “Bu hikâye, bundan iki sene önce Türkiye Futbol Federasyonu’nun kadın futboluyla ilgili düzenlediği bir çalıştayda başladı. Ben de o çalıştaya katıldım. Kadın futboluyla ilgili bir şeyler yapmak istiyordum. Herkes “Kadın futboluna ilgi yok, kadın futbolu için ne yapabiliriz” derken söz aldım ve “Merak etmeyin, ben size söz veriyorum, kadın futboluyla ilgili bir film yapacağım” dedim. O an herkes çok yükseldi, hikâye herkesi heyecanlandırdı ama sonrasında kimse yardım etmedi, kimsenin ilgisi ve alakası olmadı. Bunun ardından bu hikâyeyi yazdım. Yazdıktan sonra ilk olarak sevgili Bilal Kalyoncu’yla temasa geçtim ve hikâyeyi ona götürdüm. Bilal Kalyoncu ve Özgür Bakar sinopsisi okudular ve inanılmaz beğendiler. Beğendikten sonra hikâyeyi biraz daha genişlettik ve bu bir gerçek hikâyeye dönüştü. Biz bunu hem kadın futbolunu anlatan hem de bir kadın hikâyesi olan bir film yapmak istedik. Çünkü kadın futbolunda inanılmaz bir acı, üzüntü, dert ve sıkıntı var; kadınların çektiği çok fazla zorluk var. Kadınların kendini gösteremediği bir alan aslında. Oysa dünyada kadın futbolu hiç de önemsiz bir şey değil. Mesela Amerika’ya gidin; 70 bin kişilik statlar doluyor. Bizde erkek futbolunda bile bu olmuyor. Bu yüzden bu hikâye böyle başladı. Özgür Bakar ve Bilal Kalyoncu’nun da buna inanmasının ardından, bir kadın hikâyesi ve kadın futbolu hikâyesi yazmaya başladık. Hikâye iki ikiz kardeş üzerine kurulu. Babaları futbolcu ve bu genler erkeğe değil, kıza geçiyor. Kız müthiş bir futbolcu. Ama biz orada yaşanan baskıyı, üzüntüyü ve aslında o karmaşayı anlatıyoruz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Fırtına Kız, hayali futbolcu olmak olan yetenekli bir genç kızın, kız çocuklarını eve kapatıp erken yaşta evlendiren geleneksel düzene karşı verdiği direnişi konu alıyor. Zeynep, Diyarbakır’ın “en yetenekli ama en şanssız futbolcusu” olarak anılan babası İsmail’in tüm yeteneklerini miras almıştır. Ancak yetenek tek başına yeterli değildir; Zeynep’in hayallerine ulaşabilmesi için önce fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Bu mücadele yalnızca onun değil, aynı zamanda bir suçu Zeynep’in yerine üstlenip hayatına son veren kardeşinin de mücadelesidir. Oğlunun değil, kızının futbolcu olmak istediğini öğrenen İsmail’in yaşadığı ikilem, Zeynep’in zorla evlendirildiği düğünden kaçışı ve sonunda Milli Takım formasıyla sahaya çıkışı, sadece onun değil, birçok kız çocuğunun yoluna umut ve cesaret ışığı yakar.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Haluk Kesim’in hikâyesiyle başlayan iş adını daha önce hiç duymadığımız Esen Ali Bilen’in senaryosuna dönüşmüş. Yönetmen koltuğundaysa adını vasat filmlerle duyduğumuz Hasan Doğan oturuyor. Çalakalem yazılmış klişe filmlerin yönetmeni olarak aynı yıla üç dört film sığdırabilen Doğan, televizyon izleyicisi için bol müzikli, duygulu filmler üretiyor. 2019’da komedi “Geçmiş Olsun” ile ilk gişe sınavında yaklaşık 35 bin seyirciye ulaşan Doğan, 2025 Temmuz’unda “Gelenek Görenek” ile verdiği ikinci sınavında neredeyse tarihe geçmişti. Bülent Emrah Parlak, Didem Balçın, Bahar Şahin ve Mekin Sezer’li kadrosuyla yalnızca iki hafta vizyonda kalabilmiş ve 3043 izleyiciye ulaşabilmişti. Meğer bunlar iyi günleriymiş. Ağustos 2025’te vizyona giren “Aşk Sokakta” üç haftalık macerasını 2950 seyirciyle noktalamıştı. Bu hezimetlere rağmen halen film yönetmesinin değerlendirmesini size bırakayım. Tüm bunlara rağmen 13 film yönetmiş bir isim Hasan Doğan. Televizyon filmleriyle devam ediyor zaten motor demeye. Hani Now’da yayımlanan şiveli kasaba komedileri var ya, o filmlerle. Senarist ve yönetmenin zayıflığını kadro ile giderme yoluna gidilmiş. Sevilen oyuncular Cihangir Ceyhan ve Burcu Kara kadronun ana çekirdekleri. Genç yetenek Can Bartu Aslan kadronun şaşırtıcı sürprizi. Nasıl ikna olduğunu anlayan beri gelsin. Gerisi vasat filmlerin kadrolu isimleri: Kemal Uçar, Duygu Paracıkoğlu, Timur Ölkebaş, Mehmet Ali Kaptanlar. Filmin başrolündeyse dizilerle tanınan 2001 doğumlu Eylül Ersöz var. Tarihi görevle, önemli misyonla çekilen bir film için hayli zayıf bir künye olduğu aşikâr.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Gelelim filme. Konuyu bültenden alalım: “Fırtına Kız, hayali futbolcu olmak olan yetenekli bir genç kızın, kız çocuklarını eve kapatıp erken yaşta evlendiren geleneksel düzene karşı verdiği direnişi konu alıyor.” Kızımızın adı Zeynep. Ufak bir şov yaptığı sahne ile ekmek alıp eve dönüşüne şahit oluyoruz. Aksak babasını tanıyoruz sonra. Diyarbakır’ın en yetenekli ama en şanssız futbolcusu olarak nam salmış Fırtına İsmail. Şimdinin topal İsmail’i olduğu için işsiz, parasız. Kurtuluşu da sürekli seçmelere götürdüğü, futbolcu olmasını umduğu Ömer’de arıyor. Lakin Ömer hem yeteneksiz hem de futbolcu olmak istemiyor. Derken olaylar gelişiyor. Ömer, aslında yazar olmak istiyorum diyerek kendini asıyor. Acı henüz tazeyken doğunun adetleri gereği Zeynep’i borca karşılık istemeleriyle çıkışsız kalan aile ve Zeynep için tek kurtuluş futbol haline geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Fırtına Kız, berbat diyarbakır şivelerinin havada uçuştuğu bir müsamere. Bir türlü o amatörlüğü es geçip filme inanmak mümkün olmuyor daha en baştan. Ceyhan ve Kara çabalasa da geri kalan kadronun berbat oyunculuğunu da üstüne ekleyince korku ve ürperti hissi doluyor insanın içine. Bunlarla da kalmıyor. Diyaloglar o kadar yapay, o kadar mesaj içerikli ki her cümlenin anlamlı olmasına gösterilen çabanın seyirciyi iteceğini kimse düşünememiş. Konu zaten berbat. Çalakalem yazılmış senaryonun mantık dışılığı kahkaha attırıyor artık, o derece. İsmail’in topal diye iş bulamaması, Ömer’in bir anda yazar olma hayali, anne Havva’nın sadece diyaloglarla varolması, Şenol hocanın bir anda kilit role bürünmesi… Say&amp;nbsp; say bitmeyecek bir mantıksızlık deryası… Karakter yaratma denen şeylerden zaten haberleri yok. Diyarbakır deyince aklınıza gelen ne kadar gelenek ve tabu varsa hepsi işleniyor. Kadrajlar, slow motionlar, son ses müzikler derken işleyiş televizyon dizileri gibi. E geriye ne kaldı.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Berbat senaryosu, kötü oyunculukları, sürekli mesaj verme kaygısıyla ver müziği, ver coşkuyu düsturuyla çekilmiş eski kafalı bir film Fırtına Kız. Yıl 2026 olmuş. Klişelerle dolu kamu spotu ile kimseye ayar vermenin alemi yok. Tabulara rövaşata atmaya gerek yok. Basit bir çalım yeterli. Sadece samimi gerçekler umut ve cesaret ışığı yakar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg3T8fTSXju-FCW10HMNzkagOc8zP1wKn8hWYIvJExWSWend-1DenO84xqxqky_D8-VZLPc_wjFBsZ1jkauEhsvdQi_izKljk4PVvFQlH9TZwhxboAJHG-X-uIsVTTdyN1gFc3jueIxt9fXFAm1_MILdCVWs0IlrwXraMC7_Y1Bm0gPa05zIkdGTA/s72-c/F%C4%B1rt%C4%B1na%20K%C4%B1z.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>The Last House: Sular Seller Gibi Mahsur</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/08/the-last-house-sular-seller-gibi-mahsur.html</link><category>Film Kritik</category><category>Kritik</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Thu, 20 Aug 2026 19:02:15 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-9174316204712271606</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiGGVWPcQjjy_-cIJqQgEluuseYb1eF2eFrgptdlNSnPyGdRnY-KZ9ROxkJDLQs7MoWhLNzNOcdgzMPLD3W_vRMpgWjCkCy-i672ExukvH9nKY2vaDYRwoonFBrwztPZD6Pyy3mLjxPjapvrpIx4giHgbD-1416Rmpuas7OqHDSMmZOkHtIVjgq_w/s600/The%20Last%20House.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="600" data-original-width="480" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiGGVWPcQjjy_-cIJqQgEluuseYb1eF2eFrgptdlNSnPyGdRnY-KZ9ROxkJDLQs7MoWhLNzNOcdgzMPLD3W_vRMpgWjCkCy-i672ExukvH9nKY2vaDYRwoonFBrwztPZD6Pyy3mLjxPjapvrpIx4giHgbD-1416Rmpuas7OqHDSMmZOkHtIVjgq_w/s1600/The%20Last%20House.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Giderek zayıflayan Netflix kataloğunun Ağustos ayı itibariyle ağır topu fragmanıyla yarattığı merak duygusuyla hayli beklenti yarattı. 7 Ağustos’ta yayıma giren “The Last House” bizdeki adıyla “Son Ev” kısır yaz sezonunun etkisiyle kısa sürede top 10 listesine girmekle kalmayıp ilk sıraya demirledi. Bir süre daha ilk sırada kalacak gibi görünen filmin yankıları sosyal medyayı meşgul ediyor. Peki karşısında geçirilen 112 dakika neler vaat ediyor derseniz böyle buyrun…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle künyeye bakmak farzdır. Bakar bakmaz şaşırıyoruz. Senaryoyu tanıdık bir isim kotarmış. Ricky Gervais ile birlikte çalışan, iyi komedyen olarak bildiğimiz Matthew Robinson. Gervais ile birlikte yazıp yönettikleri “The Invention of Lying / Yalanın İcadı” ile 2009’da tanıştığımız Robinson’un kariyeri komedi ile devam etmişti. İki dizi ile fantastik dramalara göz kırptıktan sonra 2014’de “Jerked” çılgınlığında imzalardan biri onundu. Altın Küre ödüllerinin şakalarındaki payının ardından 2019’da “Dora and the Lost City of Gold / Dora ve Kayıp Altın Şehri”nin kahkaha yükünü de o çekti. Bir yıl sonra gençleri yakaladı diyebileceğimiz “Love and Monsters / Aşk ve Canavarlar”ın ardından verdiği aranın ardından başka biri olarak döndü diyebiliriz. Bunu söyleten de 2025’e bıraktığı imza “Good Luck, Have Fun, Don't Die”. Gore Verbinski’nin yönetmen koltuğunda oturduğu film çok sevilesi bir tür kırmasıydı. Bilim kurgu ve gizeme böylece bulaşmış olmalı Robinson. Huylu huyundan vazgeçmez dedirten “4 Kids Walk Into a Bank”ı analım son olarak. Henüz izleme fırsatı bulamadığımız komedi bu yıla bıraktığı ikinci imza. Yani bir komedyenin mistik, korku, gerilim, bilim kurgu ve psikolojik gerilim harmanı filme imza atmasına şaşırıyoruz. Gelelim yönetmen koltuğuna… Tempolu aksiyonların tercih edilen isimlerinden Louis Leterrier yabancısı olmadığı Netflix için motor demiş. Klip yönetmenliğinden Luc Besson desteğiyle sinemaya geçiş yapan Leterrier, pek alışık olmadığımız bir başlangıç yapmıştı. 2005’te iki uzun metrajla tanışma faslını hızlı geçmişti. “Unleashed / Kır Zincirlerini” ve “Transporter 2” tamam ahım şahım filmler değildi ama tempoyu estetize etmesiyle sivrilmişti. Sonrası yürü ya kulum... 2008’de “The Incredible Hulk”, 2010’da “Clash of the Titans / Titanların Savaşı”, 2013’de “Now You See Me / Sihirbazlar Çetesi” derken gişe blockbuster sınavlarını vermiş oldu. 2016’da kısa film “The Delivery”, vasatlarda kalan komedi “Grimsby”, iki yıl sonra tek sezonda kalan dizi “Tycoon” derken ilk Netflix projesinin yönetmen koltuğuna “The Dark Crystal: Age of Resistance” ile oturması bugünlerin habercisi. İkinci adım “Lupin” oldu elbette. 2022’de “Loin du périph / Zoraki İkili” ile sanki heyecanını yitirmiş gibiydi ya da fazla klişeye bulanmak risk almaktan daha cazip gelmiş olmalı. Bir yıl sonra “Fast X / Hızlı ve Öfkeli 10”da da aynı kafadaydı. Üç yıl sonra kendisini yine Netflix filminde bulması elbette sürpriz değil. Filmin konusu düşünüldüğünde doğru isim olduğunu söylemek mümkün. Ağırlıklı olarak tek mekanda geçen bir film için onun dokunuşlarına ihtiyaç var nihayetinde. Oyuncu kadrosuna gelince de şaşırıyoruz. “O Agente Secreto / Gizli Ajan” ile geçtiğimiz yıla unutulmaz bir performans bırakan Wagner Moura, 20 yıldır tırnaklarıyla kazıya kazıya gözümüzün önünde ödüllük oyuncuya dönüşen Greta Lee çiftine Riley Chung, Noah Alexander Sosnowski ve Emma Ho eşlik ediyor. Nedense uzakdoğu ağırlıklı bir aile tercih edilmiş. Amerika’da olsak da bu tür şeyler beyaz Amerikalıların başına gelmez zihniyeti başrolde. Künyeye de hakim olduğumuza göre gelelim artık filme.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“The Last House” çok basit bir ana fikirden yola çıkıyor. Sonrası aynı basitlikte geliyor zaten. Daha fazlasına ihtiyaç yok. Olması gerekmediğini de bir şekilde veriyor. Zira hayli basit bir formül bu işte. Şiddetli bir yağmurun yağdığı gün nedeni bilinmeyen bir şekilde herkes evde mahsur kalıyor. Ne kapılar açılıyor ne pencereler. Dışarı çıkmanın imkansız olduğu durumda çekirdek bir aile hayatta kalmaya çalışıyor. Robinson’un senaryosu hayli ritmik ve tempolu. Her şeyi bir gizemle başlatıyor ama üzerine düşünmemizi, teoriler üretmemizi istemiyor. Acaba neler olacak merakı ve dürtüsüyle seyircisini ekrana bağlıyor. Zaten serde pandemi dönemi olduğu için konu aslında hayli tanıdık öte yandan. Hepimiz mecburen evde kaldık ve ruh sağlığımızı korumaya çalıştık o kapalı kaldığımız evlerde sonuçta. Bu tanıdıklık, çocuklar derken ailenin güçlü kalması zorunluluğuyla yarıya kadar hızlıca ilerliyor “Son Ev”. Kusurları da böylece başlıyor. Bir anda kendini bir bilinmezin ortasına bulan dört kişilik bir aile haftalar, aylar, yıllar olmuş mücadele edeceğiz, hayatta kalacağız dürtüsüyle ilerliyor. Hiçbir teori üretmiyorlar. Dışarıya niye çıkamadıklarını hiç sorgulamıyorlar. İçeride olduğu müddetçe, hayattalarsa sorun yok rahatlığıyla yaşıyorlar. Bu sorgulama eksikliği ilk hüsran oluyor. Anlıyoruz ki film bir final yapacak ama hiçbir soruya cevap vermeyecek. Merak ettiğimizle kalacağız. İkinci hüsransa bunca şeyin arasında işin dramatik yanına hiç girişmemesi. Senaryonun aile bağlarıyla, zorluklarla hiç işi yok. Daha pozitif olmayı seçmiş nedense. Olası ihtimal üzerinden bir sahne ile kısaca geçiştirilen ve sonuca bağlanmayan bir yan yol var sadece. Ölen köpekleri üzerine diyerek spoilersız geçip gidelim. Diğer hüsranları da tek başlıkta toplayalım: Klişeler. Zaten bir netflix yapımından yenilik beklemiyoruz ama iki gram şaşırsaydık. Bazı şeyleri mantığımızla onaylasaydık. Tam da burada hakkını verelim. Final için gerekli adımların biraz mantık dışı olmasına itiraz edecek hal bırakmıyor Robinson ve Leterrier. Yarıdan sonra sarkmalar, sünmeler olsa da tempoyu elde tutmayı başarıyor Leterrier. Ve beklendiği gibi soruların hiçbirine cevap vermiyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Basit bir fikirden yola çıkarak klişelerle ilerleyen “The Last House”, soruları cevapsız bırakarak tatmin etmekten uzak bir film nihayetinde. Bunca izledikten sonra en kötü cevap bile iyidir derken bulmayın kendinizi diye ailenin kutsallığına sarılıyor. Cevaplar kimin umurunda canım… Aile mücadeleyi kazanıp sevinçle kucaklaştıktan sonra kimin umurunda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiGGVWPcQjjy_-cIJqQgEluuseYb1eF2eFrgptdlNSnPyGdRnY-KZ9ROxkJDLQs7MoWhLNzNOcdgzMPLD3W_vRMpgWjCkCy-i672ExukvH9nKY2vaDYRwoonFBrwztPZD6Pyy3mLjxPjapvrpIx4giHgbD-1416Rmpuas7OqHDSMmZOkHtIVjgq_w/s72-c/The%20Last%20House.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Ayrıntı Yayınları’ndan Ağustos Yenileri</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/ayrnt-yaynlarndan-agustos-yenileri.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Wed, 29 Jul 2026 19:00:11 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-8900130152821279789</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhaFPjOXnOl_nR9uyMDrFDlYHizcclV5aJIm46K1X1vUXslYNhqyR5ZTXYUSEeZ_aII1qqTGeyKs8zBvixFnfFHjea5hvMczsgguq-8wkuWNQb0JTIbrnHJoxeokKX1Pf9NEELlKgD5IGPyl40PjxLf29wapFtao5A_ZIt-xFse_6sDWLyzdz9f3w/s680/Ayr%C4%B1nt%C4%B1%20A%C4%9Fustos.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="413" data-original-width="680" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhaFPjOXnOl_nR9uyMDrFDlYHizcclV5aJIm46K1X1vUXslYNhqyR5ZTXYUSEeZ_aII1qqTGeyKs8zBvixFnfFHjea5hvMczsgguq-8wkuWNQb0JTIbrnHJoxeokKX1Pf9NEELlKgD5IGPyl40PjxLf29wapFtao5A_ZIt-xFse_6sDWLyzdz9f3w/s1600/Ayr%C4%B1nt%C4%B1%20A%C4%9Fustos.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ayrıntı Yayınları Ağustos ayını üç kitapla karşılıyor. Adam Phillips’in arzularımıza ve korkularımıza dair paradoksları ortaya çıkarmak için edebiyatı, masalları, sanat eserlerini ve vaka çalışmalarını incelediği “Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet” ayın okunmadan geçilmeyecek kitaplarından biri. Alın listelerinize ve Phillips’in sorduğu sorulara dürüstçe cevap verin. Mini Kitaplar dizisinin yenisi de muzdarip olduğumuz konuya ışık tutuyor: Can Sıkıntısı. David Lodge’un okurunu modern zaman efsanelerinin üretildiği televizyon camiasına buyur ettiği romanı “Terapi” de konusuyla dikkat çekiyor. Üç kitabı da incelemeye buyurun diyerek pası bültene atıyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet - Adam Phillips&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;“Hiçbir şey bizi aşırılıktan daha aşırı yapmaz; hiçbir şey bizi diğer insanların yemeğe, alkole, paraya, uyuşturucuya veya şiddete olan aşırı iştahına karşı daha cezalandırıcı, daha onaylamaz, daha fazla iğrenir hale getirmez; hiçbir şey bizi diğer insanların siyasi ideallere veya dini inançlara olan aşırı bağlılığından daha fazla korkutmaz, daha fazla öfkelendirmez, daha fazla umutsuzluğa sürüklemez.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Phillips bu çalışmasında arzularımıza ve korkularımıza dair paradoksları ortaya çıkarmak için edebiyatı, masalları, sanat eserlerini ve vaka çalışmalarını inceliyor. Ve şu sorular üzerinde akıl yürütmemizi sağlıyor: Yeterlinin gerçekten yeterli olduğunu nasıl anlarız? Aşırıya kaçmanın doğru olduğu zamanlar var mıdır? Külkedisi’nin en büyük sorunu neden prens değil de diğer kadınlardır? III. Richard’ın kendi çaresizliğine dair öfkesi bize kendi arzularımız hakkında ne anlatabilir? Aşırılıklara karşı çok mu takıntılıyız? Çocukluk bize kötü davranışlar hakkında ne öğretebilir? Ve sadece mutlu mu olmalıyız, yoksa mutlu olmaktan daha fazlası mümkün mü?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Aşırılık Üzerine, Phillips’in birbirinden farklı fikirleri aydınlatıcı ve temel unsurlara dönüştürme konusundaki ustaca yeteneğini gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orijinal Adı: On Balance / Çevirmen: Aydın Çavdar / Dizi Adı: Lacivert / 240 sayfa / 320 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Can Sıkıntısı - Barbara Streidl&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kim daha önce can sıkıntısıyla boğuşmamıştır ki? Can sıkıntısı tam anlamıyla zaman kaybının en belirgin örneği olarak görülür; “sıkıcı” ifadesi ise çoğu zaman monotonluk ve sıradanlıkla ilişkilendirilir. Oysa can sıkıntısı ilk bakışta verimlilik anlayışımızla çelişiyor gibi görünsede, önemli düşünsel kıvılcımlar yaratabilir ve yaratıcılığımızı besleyebilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Üstelik hiçbir şey yapmamak, hayallere dalmak ve dinlenmek arasında bir yerde duran buolumlu can sıkıntısı haline izin verenler, zamanı sürekli en verimli şekilde kullanma baskısınınhükümsürdüğü gündelik yaşam karşısında daha güçlü durabilirler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Barbara Streidl, yalnızca 100 sayfada, pek de sevilmeyen bu ruh halinin son derece ilham verici bir portresini çiziyor.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orijinal Adı: Langeweile. 100 Seiten / Çevirmen: Levent Tayla / Dizi Adı: Mini Kitaplar / 100 sayfa / 150 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Terapi - David Lodge&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İyi İş’te bizi üniversite kampüsünün kaynayan küçükdünyasında dolaştıran David Lodge, bu kez modern zaman efsanelerinin üretildiği televizyon camiasına buyur ediyor. Milyonlarca kişinin izleyip, kahkaha efektli komutlarla nelere gülmesi gerektiğini öğrendiği bir sitcom’un senaryo yazarının bireysel öyküsü aracılığıyla çağımızdaki yeni insanlık hallerinden bir “terapi” hikâyesi anlatıyor bize.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Laurence “Tubby” Passmore yarışı kazanmış, hiçbir sorunu olmayan başarılı bir adamdır görünüşte. Bol parası, istikrarlı bir evliliği, kendi hayatlarını kurmayı başarmış iki yetişkin çocuğu ve “platonik takıldığı” bir sevgilisi vardır. Ayrıca Londra dışında muhteşem bir eve ve rüyalarının arabasına da sahiptir. Yegâne sorunu bir gün dizine ansızın saplanıveren, bir daha da onu hiç terk etmeyen ve çaresi de bir türlü bulunamayan menşei belirsiz bir ağrıdır... Zira bütün kazanılmış ödüllere rağmen Tubbymutsuzdur; ne fizyoterapi ne aromaterapi, ne bilişsel davranış terapisi ne de akupunktur derdine devadır. Depresyon, anksiyete, panik atak ve uykusuzluk yakasını bırakmamaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Günün birinde tesadüfen tanıştığı varoluşçu filozof Kierkegaard’ın yapıtlarına gömülür, “tatmin edici düş kırıklıklarını” öğrenir, filozofun memleketi Danimarka’ya bile gider... Yeni saplantısının heyecanıyla yaşarken felaketler silsile halinde dört bir yandan üstüne saldırmaya başlar. Gerek özel hayatında gerek meslek hayatında ansızın patlak veren sorunlar yüzünden Tubby bundan böyle bir de “seksin, tenisin ve kariyerin olmadığı bir hayata” mı mahkûm olacaktır yoksa?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orijinal Adı: Therapy / Çevirmen: Meram Arvas / Dizi Adı: Edebiyat / 400 sayfa / 500 TL&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhaFPjOXnOl_nR9uyMDrFDlYHizcclV5aJIm46K1X1vUXslYNhqyR5ZTXYUSEeZ_aII1qqTGeyKs8zBvixFnfFHjea5hvMczsgguq-8wkuWNQb0JTIbrnHJoxeokKX1Pf9NEELlKgD5IGPyl40PjxLf29wapFtao5A_ZIt-xFse_6sDWLyzdz9f3w/s72-c/Ayr%C4%B1nt%C4%B1%20A%C4%9Fustos.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Marjane Satrapi'den İran Direnişinin Çizgilerle Yazılmış Hafızası: Kadın, Yaşam, Özgürlük</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/marjane-satrapiden-iran-direnisinin.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 28 Jul 2026 12:40:07 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-6269805505522829499</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgl5ebz7vULEy6IodNzjoMhSaq4vk711EEks8KTQa30-rPfcJsYk6XNJGPZD-_4ZmtQ6HT4ulTFMQKiT8vwzBofRNIO70hoUG67lGzQGhRZ5R2icSY-yF17oE8J4B6z_qTAPlDcoF0jPtviqPj7S83qZBiPu0GL43a_sM_qUyz2p8phhfACGIJgWg/s640/Kad%C4%B1n,%20Ya%C5%9Fam,%20%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BCk%20%20Marjane%20Satrapi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="427" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgl5ebz7vULEy6IodNzjoMhSaq4vk711EEks8KTQa30-rPfcJsYk6XNJGPZD-_4ZmtQ6HT4ulTFMQKiT8vwzBofRNIO70hoUG67lGzQGhRZ5R2icSY-yF17oE8J4B6z_qTAPlDcoF0jPtviqPj7S83qZBiPu0GL43a_sM_qUyz2p8phhfACGIJgWg/s1600/Kad%C4%B1n,%20Ya%C5%9Fam,%20%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BCk%20%20Marjane%20Satrapi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Persepolis'in dünyaca ünlü yaratıcısı Marjane Satrapi'nin editörlüğünde hazırlanan “Kadın, Yaşam, Özgürlük”, Mahsa Amini'nin ölümünün ardından başlayan İran protestolarını tarihsel, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla anlatan çarpıcı bir grafik roman.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Karakarga Yayınları etiketiyle yayımlanan Kadın, Yaşam, Özgürlük, 2022 yılında Mahsa Amini'nin ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra yaşamını yitirmesiyle başlayan ve tüm dünyada yankı uyandıran protesto hareketini, gazeteciler, tarihçiler, siyaset bilimciler ve çizerlerin ortak çalışmasıyla kayıt altına alıyor. Marjane Satrapi'nin editörlüğünde hazırlanan eser, bir protesto hareketinin ötesine geçerek İran'ın yakın tarihini ve kadınların özgürlük mücadelesini kapsamlı bir perspektifle ele alıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık yirmi çizerin katkısıyla hazırlanan kitap; Mahsa Amini'nin hikâyesinden protestoların yayılışına, ahlak polisinden Evin Hapishanesi'ne, sansürden kadın hakları mücadelesine kadar birçok başlığı grafik roman diliyle anlatıyor. Çizgiler ve tanıklıklar aracılığıyla okur, İran'da yaşananların ardındaki tarihsel ve politik arka planı bütünlüklü biçimde görme imkânı buluyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Dünyada büyük ilgi gören Persepolis ile İran'ın sesini milyonlarca okura ulaştıran Marjane Satrapi, Kadın, Yaşam, Özgürlük ile bu kez kolektif bir hafızaya öncülük ediyor. Gazetecilik, tarih ve çizgi romanı bir araya getiren eser, yalnızca İran'daki bir direnişi değil; özgürlük, eşitlik ve insan hakları mücadelesinin evrensel hikâyesini anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;KADIN, YAŞAM, ÖZGÜRLÜK&lt;br /&gt;İRAN&lt;br /&gt;İRAN’DA YİRMİ YAŞINDA OLMAK VE KADIN HAKLARI İÇİN ÖLMEK&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;16 Eylül 2022’de İran’da Mahsa Amini, başörtüsünü “uygun şekilde” TAKMADIĞI gerekçesiyle ahlak polisi tarafından DÖVÜLEREK hayatını kaybetti.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Onun ölümü, ülkenin dört bir yanında protesto dalgalarını tetikledi ve bu dalga kısa sürede, eşi benzeri görülmemiş feminist bir harekete dönüştü.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Marjane Satrapi, siyaset bilimci Farid Vahid, usta gazeteci Jean-Pierre Perrin ve tarihçi Abbas Milani ile birlikte, çizgi roman dünyasının en büyük on yedi ismini bir araya getirerek, İran için —ve hepimiz için— büyük önem taşıyan bu tarihi olayı anlatıyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kadın, Yaşam, Özgürlük / Marjane Satrapi&lt;br /&gt;Orijinal Adı: Femme, Vie, Liberte&lt;br /&gt;Çevirmen: Zehra Gül Köroğlu&lt;br /&gt;Türü: Çizgi Roman&lt;br /&gt;Yayınevi: KaraKarga Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 272&lt;br /&gt;Fiyatı: 980 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgl5ebz7vULEy6IodNzjoMhSaq4vk711EEks8KTQa30-rPfcJsYk6XNJGPZD-_4ZmtQ6HT4ulTFMQKiT8vwzBofRNIO70hoUG67lGzQGhRZ5R2icSY-yF17oE8J4B6z_qTAPlDcoF0jPtviqPj7S83qZBiPu0GL43a_sM_qUyz2p8phhfACGIJgWg/s72-c/Kad%C4%B1n,%20Ya%C5%9Fam,%20%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BCk%20%20Marjane%20Satrapi.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Frankie: Hayattan vazgeçmiş bir adamı, yaşamayı seven bir sokak kedisi kurtarabilir mi?</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/frankie-hayattan-vazgecmis-bir-adam.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 28 Jul 2026 12:19:39 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-6706025325137817848</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjghv7kVySuH-HGsqB8K14wZ3dFTdksqL-YBEynj-myh4ukeXsse7hTYvddrx6AhqCSMZ7SvT7yRV2mP9i1jRaLOkceEXQcSLzyFul_3Mk0cBKJzbAsFgIjhoX3nVsNOBrucf_M_K3o4nY5evr0N8A9xefGVmegSrzHbPIcKzNWBYrWK80jBQR5OQ/s640/Frankie%20%20Jochen%20Gutsch%20&amp;amp;%20Maxim%20Leo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="427" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjghv7kVySuH-HGsqB8K14wZ3dFTdksqL-YBEynj-myh4ukeXsse7hTYvddrx6AhqCSMZ7SvT7yRV2mP9i1jRaLOkceEXQcSLzyFul_3Mk0cBKJzbAsFgIjhoX3nVsNOBrucf_M_K3o4nY5evr0N8A9xefGVmegSrzHbPIcKzNWBYrWK80jBQR5OQ/s1600/Frankie%20%20Jochen%20Gutsch%20&amp;amp;%20Maxim%20Leo.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Almanya'da büyük ilgi gören ve 15'ten fazla dile çevrilen Frankie, Jochen Gutsch ile Maxim Leo'nun kaleminden, hayata veda etmeye hazırlanan bir adam ile konuşabilen bir sokak kedisinin beklenmedik dostluğunu anlatıyor. Mizah ve hüznü buluşturan roman, umudun bazen en beklenmedik yerden gelebileceğini gösteriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Beyaz Baykuş etiketiyle yayımlanan Frankie, terk edilmiş bir evde yaşamına son vermek üzere olan Richard Gold'un karşısına çıkan konuşkan sokak kedisi Frankie ile başlayan sıra dışı bir hikâyeyi konu alıyor. Gold'un planı, meraklı kedinin beklenmedik gelişiyle yarıda kalırken, ikili arasında zamanla hayatı yeniden anlamlandıracak sıcak ve eğlenceli bir dostluk kuruluyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Romanın anlatıcısı olan Frankie, dünyayı bir kedinin gözünden yorumluyor; insanların tuhaf alışkanlıklarını, yalnızlıklarını ve çelişkilerini mizahi bir dille sorgularken okuru hem güldürüyor hem de derinden etkiliyor. Yaşam sevgisi, kayıp, dostluk ve ikinci şans üzerine kurulu hikâye, duygusal derinliğiyle olduğu kadar ince mizahıyla da öne çıkıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Almanya'da Spiegel çok satanlar listesine giren ve 15'ten fazla dile çevrilen Frankie, Jochen Gutsch ve Maxim Leo'nun birlikte kaleme aldığı en dikkat çekici romanlardan biri. Sıcacık anlatımı ve unutulmaz kahramanıyla, okura bazen bir hayatı kurtarmak için tek gereken şeyin doğru anda uzanan bir dostluk olduğunu hatırlatıyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;Hayattan vazgeçmiş bir adamı, yaşamayı seven bir sokak kedisi kurtarabilir mi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Frankie sıradan bir sokak kedisi değildir. İnsanları anlamaya çalışan, dünyayı kendine özgü kurallarıyla yorumlayan; meraklı, neşeli, insanca konuşabilen ve her şeye rağmen yaşamaktan büyük keyif alan özel bir kedidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Richard Gold ise onun tam tersidir. Eşini kaybettikten sonra hayatla bağını koparmış, yalnızlığın içinde kaybolmuş, yaşamaya dair inancını yitirmiş bir adamdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bir akşam, yolları hiç beklemedikleri bir anda kesişir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Biri yaşamaktan vazgeçmiştir. Diğeri ise hayatın iyi bir ipten, yumuşacık bir yataktan ve paylaşılacak bir yemekten ibaret olabileceğine inanır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İmkânsız gibi görünen bu dostluk; yasın gölgesinde umudu, kaybın içinden yeniden doğan sevgiyi ve hayata yeniden başlayabilmenin cesaretini hem birbirlerine hem de okura hatırlatacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bazen hayatı anlamak için bir filozofa değil, yalnızca bir kediye ihtiyaç vardır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Frankie; kahkahalar attırırken boğazınızı düğümleyen, mizahı, şefkati ve umudu aynı hikâyede buluşturan, uzun süre hafızanızdan çıkmayacak sıcacık bir roman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frankie / Jochen Gutsch &amp;amp; Maxim Leo&lt;br /&gt;Almancadan Çeviren: Ecem Aycan Öztoplar&lt;br /&gt;Türü: Roman&lt;br /&gt;Yayınevi: Beyaz Baykuş Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 168&lt;br /&gt;Fiyatı: 320TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjghv7kVySuH-HGsqB8K14wZ3dFTdksqL-YBEynj-myh4ukeXsse7hTYvddrx6AhqCSMZ7SvT7yRV2mP9i1jRaLOkceEXQcSLzyFul_3Mk0cBKJzbAsFgIjhoX3nVsNOBrucf_M_K3o4nY5evr0N8A9xefGVmegSrzHbPIcKzNWBYrWK80jBQR5OQ/s72-c/Frankie%20%20Jochen%20Gutsch%20&amp;%20Maxim%20Leo.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Orgyen Chowang, “Tibet'in Başarı Kitabı”nda Başarının Peşinden Değil, Değerlerin Peşinden Gitmeyi Öneriyor</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/orgyen-chowang-tibetin-basar-kitabnda.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 28 Jul 2026 12:09:25 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-2413133398773416184</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjYyXaLFQfJm4VZXZUFInC3MA-XJ2Gr04TEJSZ5KXnzspXWoovSBHjIh0VJVtX2fW20IzVravOTNTmU-rmnAwdyrb_dAL9PyTudCi2eKf9QDv4o0saIIxmLEEV9U6rSjtszTKJ-8ZHfilYuTX1NO4YI6uhj1ulfPSdRSeL5M9rkiNfqyM-4St65Nw/s640/Tibet%E2%80%99in%20Ba%C5%9Far%C4%B1%20Kitab%C4%B1%20%20Orgyen%20Chowang.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="427" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjYyXaLFQfJm4VZXZUFInC3MA-XJ2Gr04TEJSZ5KXnzspXWoovSBHjIh0VJVtX2fW20IzVravOTNTmU-rmnAwdyrb_dAL9PyTudCi2eKf9QDv4o0saIIxmLEEV9U6rSjtszTKJ-8ZHfilYuTX1NO4YI6uhj1ulfPSdRSeL5M9rkiNfqyM-4St65Nw/s1600/Tibet%E2%80%99in%20Ba%C5%9Far%C4%B1%20Kitab%C4%B1%20%20Orgyen%20Chowang.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kadim Tibet bilgeliğini modern yaşamın sorunlarıyla buluşturan yazar Orgyen Chowang, Tibet'in Başarı Kitabı ile başarı kavramını yeniden tanımlıyor. Kitap, gerçek başarının rekabetten değil; bilgelik, dürüstlük ve güçlü ilişkiler kurabilmekten geçtiğini anlatıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan Tibet'in Başarı Kitabı, kişisel gelişim anlayışına farklı bir perspektif getiriyor. Orgyen Chowang, MÖ 5. yüzyıla uzanan Budist öğretilerinden ve Tibet'in büyük bilge ustalarının metinlerinden süzdüğü yaşam ilkelerini; liderlikten iletişime, ilişkilerden mutluluğa kadar günlük hayatın merkezindeki konularla buluşturuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Kitap, başarıyı yalnızca maddi kazanımlarla tanımlamıyor. Bilgelik, dürüstlük, farkındalık, adalet, güvenilirlik, nezaket ve cömertlik gibi değerlerin, kalıcı mutluluğun ve sürdürülebilir başarının temelini oluşturduğunu savunuyor. Yazarın yaklaşımına göre gerçek başarı, başkalarını geride bırakmak değil; birlikte yükselmeyi mümkün kılan bir yaşam biçimi geliştirmekten geçiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İş dünyasından aile ilişkilerine, liderlikten kişisel gelişime kadar hayatın farklı alanlarında uygulanabilecek öneriler sunan Tibet'in Başarı Kitabı, kadim bilgeliği günümüz okuru için sade ve pratik bir dille yeniden yorumlayan güçlü bir başvuru kaynağı olarak öne çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;ÇAĞLARI AŞAN TİBET ÖĞRETİLERİYLE KARAKTER, ERDEM VE BİLGELİK ÜZERİNE. KALICI BAŞARININ SIRRI NEDİR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlık binlerce yıldır bu sorunun peşinden gidiyor. Oysa Tibet’in bilgeleri, yüzyıllar önce cevabın insanın kendi içinde saklı olduğunu keşfetmişti. Meditasyon ustası Orgyen Chowang’ın çevirisiyle hazırlanan bu eşsiz derleme, 8. yüzyıla ait Dunhuang Elyazması da dahil olmak üzere, Tibet’in en önemli bilgelik metinlerini ilk kez tek bir ciltte buluşturuyor. Karakter inşasından öz disipline, şefkatten bilgece yaşamaya uzanan bu öğretiler, gerçek başarının insanın kendisini dönüştürmesiyle başladığını hatırlatıyor. Çağlar boyunca değerini koruyan kadim bilgeliği günümüze taşıyan Tibet’in Başarı Kitabı, daha anlamlı, daha dengeli ve daha bilinçli bir yaşam kurmak isteyen herkes için eşsiz bir rehber.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tibet’in Başarı Kitabı / Orgyen Chowang&lt;br /&gt;Orijinal Adı: The Tibetan Book of Success&lt;br /&gt;Çevirmen: Aslı Perker&lt;br /&gt;Türü: Kişisel Gelişim&lt;br /&gt;Yayınevi: Destek Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 200&lt;br /&gt;Fiyatı: 360 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjYyXaLFQfJm4VZXZUFInC3MA-XJ2Gr04TEJSZ5KXnzspXWoovSBHjIh0VJVtX2fW20IzVravOTNTmU-rmnAwdyrb_dAL9PyTudCi2eKf9QDv4o0saIIxmLEEV9U6rSjtszTKJ-8ZHfilYuTX1NO4YI6uhj1ulfPSdRSeL5M9rkiNfqyM-4St65Nw/s72-c/Tibet%E2%80%99in%20Ba%C5%9Far%C4%B1%20Kitab%C4%B1%20%20Orgyen%20Chowang.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Psikolog Şehval Görmez'den Yeni Kitap: Kendin Olma Cesareti</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/psikolog-sehval-gormezden-yeni-kitap.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 28 Jul 2026 11:57:58 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-1648483735626778132</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjYG68u1F2oQ-F6uRtZVC6yiloeuesauaiXQdO1yaoT_-P4dLRzLv3KzC6O1ByeQVmEqrhIFxA94JsfORghS20EjMnzmIp4CXMGI0KAtLZT4KdAsCLtmL16rmLf1u-d_HfrYayTwYkCAurQgQ7v_yyUXQkjPaRX2dsY0vvgezd_kzy013VyIX0QFg/s640/Kendin%20Olma%20Cesareti%20%20%C5%9Eehval%20G%C3%B6rmez.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="427" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjYG68u1F2oQ-F6uRtZVC6yiloeuesauaiXQdO1yaoT_-P4dLRzLv3KzC6O1ByeQVmEqrhIFxA94JsfORghS20EjMnzmIp4CXMGI0KAtLZT4KdAsCLtmL16rmLf1u-d_HfrYayTwYkCAurQgQ7v_yyUXQkjPaRX2dsY0vvgezd_kzy013VyIX0QFg/s1600/Kendin%20Olma%20Cesareti%20%20%C5%9Eehval%20G%C3%B6rmez.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Psikoloji Bilimi Uzmanı Şehval Görmez, yeni kitabı Kendin Olma Cesareti'nde modern psikolojiyi, bilimsel araştırmaları ve yaşam deneyimlerini bir araya getirerek okuru tek bir soruyla yüzleştiriyor: "Hiç kimsenin beklentisi olmasaydı, kim olurdun?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Toplumun beklentileri, aile baskısı, başarısızlık korkusu ve sürekli başkaları tarafından onaylanma ihtiyacı… Günümüz insanının en büyük mücadelesi çoğu zaman dış dünyayla değil, kendi kimliğiyle yaşadığı çatışma. Psikoloji Bilimi Uzmanı Şehval Görmez, Kendin Olma Cesareti adlı yeni kitabında bu çatışmanın kökenlerine inerek okura kendi öz benliğiyle yeniden bağ kurmanın yollarını anlatıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT) ve Şema Terapi alanındaki uzmanlığını; felsefe, psikoloji ve gerçek yaşam hikâyeleriyle harmanlayan Görmez, insanın neden sürekli maskeler taktığını, neden kendisini bastırdığını ve gerçek potansiyelinden nasıl uzaklaştığını anlaşılır bir dille ele alıyor. Kitap, yalnızca sorunları tespit etmekle kalmıyor; öz şefkat, içgörü, aidiyet, özgüven ve psikolojik dayanıklılık üzerine uygulanabilir bir dönüşüm yolculuğu da sunuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Şehval Görmez'in kitabını benzer kişisel gelişim eserlerinden ayıran en önemli özellik ise psikoloji biliminin kuramsal altyapısını, terapi odalarından süzülen deneyimleri ve insanın varoluşuna dair felsefi sorgulamaları tek bir anlatıda buluşturması. Freud'dan Jung'a, Platon'dan Nietzsche'ye uzanan düşünsel referanslarla desteklenen eser, okuru ezber motivasyon cümleleri yerine kendisiyle dürüst bir yüzleşmeye davet ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;2025 yılında Türkiye'de halk oylamasıyla "En Güçlü Eğitim ve Ruh Sağlığı Podcasti" ödülüne layık görülen, psikoloji alanındaki çalışmaları ve geniş dijital takipçi kitlesiyle tanınan Şehval Görmez, Kendin Olma Cesareti ile kişisel gelişim alanına bilimsel temelli, samimi ve ilham verici bir kaynak kazandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;HİÇ KİMSENİN SİZDEN BİR BEKLENTİSİ OLMASAYDI, KİM OLURDUNUZ?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap, insan ruhunun en karanlık taraflarından en aydınlık zirvelerine uzanan, zamansız bir kendini bulma rehberidir. Yaralarınızla barışmaya, ıstırabı kutsal bir anlam arayışına dönüştürmeye ve kendinize koşulsuz bir kabul duymaya hazır mısınız? Kendi hayatınızın edilgen bir izleyicisi olmayı bırakın. Dışarıda aradığınız ne varsa sizdedir; çünkü hayat zaten sizsiniz. Sayfalar ilerledikçe, başkalarının ve geçmişin üzerinize giydirdiği o yabancı kimliklerden kurtulup kendiniz olma cesaretini göstereceksiniz. İçinizdeki zıtlıkların, aydınlıkla karanlığın savaşını bitirerek öz-benliğinizle kalıcı bir kabule varacaksınız. Yaşadığınız travma ve acıların sizi yok etmek için değil, otantik kimliğinizi yaratmak için birer “yaratım döngüsü” olduğunu fark edeceksiniz. “Bu kitap, bir solukta tüketilmek için değil, yaşamın farklı dönemlerinde tekrar tekrar okunarak hayat boyu size rehberlik etmek üzere tasarlanmış zamansız bir başucu eseridir.”&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendin Olma Cesareti / Şehval Görmez&lt;br /&gt;Türü: Kişisel Gelişim&lt;br /&gt;Yayınevi: Destek Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 152&lt;br /&gt;Fiyatı: 300 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjYG68u1F2oQ-F6uRtZVC6yiloeuesauaiXQdO1yaoT_-P4dLRzLv3KzC6O1ByeQVmEqrhIFxA94JsfORghS20EjMnzmIp4CXMGI0KAtLZT4KdAsCLtmL16rmLf1u-d_HfrYayTwYkCAurQgQ7v_yyUXQkjPaRX2dsY0vvgezd_kzy013VyIX0QFg/s72-c/Kendin%20Olma%20Cesareti%20%20%C5%9Eehval%20G%C3%B6rmez.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Dünya Çapında Fenomen Olan Gizem Ustası Uketsu'dan Yeni Bulmaca: Tuhaf Binalar</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/dunya-capnda-fenomen-olan-gizem-ustas.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 21 Jul 2026 18:16:06 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-7052432805888579645</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgFkVndHMKbpz9r4dUhHyxN-ppb5wfXF5D9yeaD0BL090zETUR_U4E_RPEx97sxJMwbwBBosU4ulVB-BP2XT7KJVJQN7DX67hUxp8EoJ_ku78p1Va8roSRAcl7trwZEK9ATRRdigP4zC3qLyErfcLWWu5Jpo041-SfplqbA5zrQUyibsxRmtwuPFA/s640/Tuhaf%20Binalar%20%20Uketsu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="427" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgFkVndHMKbpz9r4dUhHyxN-ppb5wfXF5D9yeaD0BL090zETUR_U4E_RPEx97sxJMwbwBBosU4ulVB-BP2XT7KJVJQN7DX67hUxp8EoJ_ku78p1Va8roSRAcl7trwZEK9ATRRdigP4zC3qLyErfcLWWu5Jpo041-SfplqbA5zrQUyibsxRmtwuPFA/s1600/Tuhaf%20Binalar%20%20Uketsu.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Milyonlarca okuru ev planlarının içine saklanan sırlarla tanıştıran Japon fenomen yazar Uketsu, büyük ses getiren Tuhaf Ev'in ardından bu kez Tuhaf Binalar ile geri dönüyor. On bir bina, on bir gizem ve hepsini birbirine bağlayan tek bir karanlık sır…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Japonya'da polisiye ve korku edebiyatını alışılmış kalıpların dışına taşıyan Uketsu, yeni romanı Tuhaf Binalar ile okuru yine mimarinin içine gizlenmiş ürkütücü bir bilmecenin peşine düşürüyor. İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen on bir farklı bina planı, dikkatli bakıldığında tek bir korkunç gerçeğin parçalarına dönüşüyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Tuhaf Ev ile büyük bir okur kitlesine ulaşan yazar, bu kez kendisine gönderilen gerçek bina planlarından ilham alıyor. Çıkmaz koridorlar, var olmaması gereken odalar, anlamsız boşluklar ve mimari açıdan açıklanamayan detaylar, yalnızca yapıların değil, içinde yaşayan insanların geçmişine ve gizlediği suçlara açılan kapılar hâline geliyor. Her dosya yeni bir gizemi çözmeye çalışırken, roman ilerledikçe tüm olayların tek bir merkezde birleştiği büyük bir yapboz ortaya çıkıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Uketsu'nun en büyük başarısı, doğaüstü korkuya ihtiyaç duymadan yalnızca bir kat planı üzerinden bile okurda güçlü bir tedirginlik hissi yaratabilmesi. Polisiye, psikolojik gerilim ve bulmaca romanını ustalıkla harmanlayan Tuhaf Binalar, okuru sadece sayfaları çevirmeye değil, ipuçlarını analiz etmeye ve gizemi bizzat çözmeye davet ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Dünya çapında milyonlarca okura ulaşan ve yeni nesil Japon gizem edebiyatının en dikkat çeken isimlerinden biri hâline gelen Uketsu, Tuhaf Binalar ile "okunan" değil, birlikte çözülen bir roman deneyimi sunuyor. Her yeni plan, okuru gerçeğe biraz daha yaklaştırırken aynı zamanda bildiğini sandığı her şeyi sorgulatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;DÜNYADA 3 MİLYONDAN FAZLA SATAN TUHAF EV’İN YAZARINDAN!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Japonya’da büyük ses getiren ve milyonlarca okuru karanlık bilmecelerinin peşine düşüren Uketsu, bu kez tekinsiz binaların dünyasına dalıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İlk bakışta birbirinden tamamen bağımsız görünen bu yapılar, aslında çok daha büyük ve korkunç bir bilmecenin parçalarıdır. Her duvarın ardında saklanan bir sır, her odada cevapsız kalan bir soru vardır. Bazıları insanları korumak için değil, hapsetmek için inşa edilmiş gibidir. Bazılarıysa içeride yaşanan dehşeti gizlemek için.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bir gazeteci, bir mimar ve geçmişin gölgesinden kaçamayan insanlar, yolları bu tuhaf binalarda kesiştikçe sıradan görünen mimari detayların ardında kan donduran bir gerçeğin saklı olduğunu fark ederler. Peki bir bina aslında neyi saklayabilir?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;DİKKATLE BAKIN.&lt;br /&gt;ÇÜNKÜ HER ŞEY BİRBİRİYLE BAĞLANTILI.&lt;br /&gt;VE BAZI KAPILAR AÇILDIĞINDA, BİR DAHA ASLA KAPANMAZ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuhaf Binalar / Uketsu&lt;br /&gt;Orijinal Adı: Henna Ie 2 - 11 No Madorizu&lt;br /&gt;Japoncadan Çeviren: Merve Sever&lt;br /&gt;Türü: Roman&lt;br /&gt;Yayınevi: Nox Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 368&lt;br /&gt;Fiyatı: 480 TL&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgFkVndHMKbpz9r4dUhHyxN-ppb5wfXF5D9yeaD0BL090zETUR_U4E_RPEx97sxJMwbwBBosU4ulVB-BP2XT7KJVJQN7DX67hUxp8EoJ_ku78p1Va8roSRAcl7trwZEK9ATRRdigP4zC3qLyErfcLWWu5Jpo041-SfplqbA5zrQUyibsxRmtwuPFA/s72-c/Tuhaf%20Binalar%20%20Uketsu.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Baran Saldanlı’dan Aradığını Dışarıda Değil, Kendinde Arayanlara Yeni Bir Yol Haritası: Aradığın Sendin</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/baran-saldanldan-aradgn-dsarda-degil.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 20 Jul 2026 18:32:40 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-5922514988136653586</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhgT3zX7z-19Cb8kfqgyS8t-4xwpkLegp_naPK4_Gwd4OolRLTDh0IzAskiIKDj31mmbA1Xdq-f5zdaEZA_Yjvlie1Vnpp7NOlpXf79T9W3sFAGc6bG_r8g1OII0plF1c6yWRtCn3LKAqBXwb1k6AM0-ppyZ3-rNgAzXsnktAYnHgrnsMHmomc1zQ/s640/Arad%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%20Sendin%20%20Baran%20Saldanl%C4%B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="427" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhgT3zX7z-19Cb8kfqgyS8t-4xwpkLegp_naPK4_Gwd4OolRLTDh0IzAskiIKDj31mmbA1Xdq-f5zdaEZA_Yjvlie1Vnpp7NOlpXf79T9W3sFAGc6bG_r8g1OII0plF1c6yWRtCn3LKAqBXwb1k6AM0-ppyZ3-rNgAzXsnktAYnHgrnsMHmomc1zQ/s1600/Arad%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%20Sendin%20%20Baran%20Saldanl%C4%B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Mühendislik eğitimi ile tasavvuf düşüncesini, kuantum fiziğiyle varoluş sorgulamasını bir araya getiren Baran Saldanlı, yeni kitabı Aradığın Sendin'de okuru en temel soruyla yüzleştiriyor: "Ben" dediğimiz şey gerçekten kim?&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İlk iki kitabı “Varım! Ama Neden?” ve “Sonsuzluğun Eşiği” ile hakikat, bilinç ve insanın varoluşuna dair kapsamlı bir arayış ortaya koyan Baran Saldanlı, yeni kitabı Aradığın Sendin'de bu kez bakışını doğrudan insanın kendisine çeviriyor. Kitap, tasavvuf öğretisini modern bilimin sunduğu perspektiflerle birlikte ele alırken, "kendini bilmek" kavramını günümüz okuru için yeniden yorumluyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şah damarından yakın olma, bilinç, benlik, zaman, özgür irade ve gerçeklik gibi kadim soruları; kuantum fiziği, farkındalık ve içsel gözlem ekseninde ele alan Saldanlı, okuru hazır cevaplar sunan bir öğretiye değil, kendi deneyimine yönelmeye davet ediyor. Kitabın temel iddiası ise çarpıcı: İnsanın aradığı hakikat, dış dünyada değil, kendisini izleyen bilinçte saklı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aradığın Sendin, kişisel gelişim, tasavvuf, felsefe ve modern bilimin kesişim noktasında duran yaklaşımıyla; kendini, yaşamı ve varoluşu farklı bir pencereden okumak isteyen okurlar için dikkat çekici bir eser olarak Destek Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;“KENDİNİ BİLEN, RABB’İNİ BİLİR.”&lt;br /&gt;–HZ. MUHAMMED&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap sana yeni bir şey öğretmeyecek. Senden hiçbir şeye inanmanı da istemeyecek. Sadece tek bir soruyla başlayacak: “Ben dediğim varlık gerçekten kim?”&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayatın boyunca zihninle düşündün, bedeninle yaşadın, duygularınla savruldun. Korkularını karakterin sandın. Tekrar eden sorunlarını kader zannettin. Huzuru dış dünyada aradın.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oysa belki de yalnızca yanlış merkezden baktın.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu kitap, kimlik katmanlarını yavaş yavaş geri çekerek seni hakikat noktasına davet ediyor. Zaman algısının çözülüşünü, korkunun sönüşünü, bilincin genişleyişini ve nihayetinde ilahi aşkın ontolojik doğasını adım adım keşfedebileceğin bir bilinç yolculuğu sunuyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu bir inanç sistemi değil.&lt;br /&gt;Bir kaçış öğretisi değil.&lt;br /&gt;Dünyadan vazgeçme çağrısı hiç değil.&lt;br /&gt;Bu, hayatın tam ortasında uyanma daveti.&lt;br /&gt;Belki de aradığın şey hiçbir zaman dışarıda değildi.&lt;br /&gt;Belki de hiçbir zaman eksik değildin.&lt;br /&gt;Belki de sadece hatırlaman gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradığın Sendin / Baran Saldanlı&lt;br /&gt;Türü: Kişisel Gelişim&lt;br /&gt;Yayınevi: Destek Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 176&lt;br /&gt;Fiyatı: 300 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhgT3zX7z-19Cb8kfqgyS8t-4xwpkLegp_naPK4_Gwd4OolRLTDh0IzAskiIKDj31mmbA1Xdq-f5zdaEZA_Yjvlie1Vnpp7NOlpXf79T9W3sFAGc6bG_r8g1OII0plF1c6yWRtCn3LKAqBXwb1k6AM0-ppyZ3-rNgAzXsnktAYnHgrnsMHmomc1zQ/s72-c/Arad%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%20Sendin%20%20Baran%20Saldanl%C4%B1.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Akutagawa Ödüllü Nanae Aoyama'dan Yalnızlık ve Kardeşlik Üzerine Sarsıcı Bir Roman: Yumuşak Bir İç Çekiş</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/akutagawa-odullu-nanae-aoyamadan.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Mon, 20 Jul 2026 18:13:18 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-7182387818299258037</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEggNYuQRn9aeH_r_HHwW3mOEsSSw9QVwX9GN4NG0shPt0VCr_mPKNO8IXUhvzM3KB2j82SgtC0YScGHlIRmxOZXyS7crckf7O5CYBTYkn5m669pZAAbhybn5IDfFhGvXjS1N6w7dHksan_octnS8WZFfBgGPb9VpaMmO4KMSYSH15xluDN_nO1npg/s640/Yumu%C5%9Fak%20Bir%20%C4%B0%C3%A7%20%C3%87eki%C5%9F%20%20Nanae%20Aoyama.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="427" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEggNYuQRn9aeH_r_HHwW3mOEsSSw9QVwX9GN4NG0shPt0VCr_mPKNO8IXUhvzM3KB2j82SgtC0YScGHlIRmxOZXyS7crckf7O5CYBTYkn5m669pZAAbhybn5IDfFhGvXjS1N6w7dHksan_octnS8WZFfBgGPb9VpaMmO4KMSYSH15xluDN_nO1npg/s1600/Yumu%C5%9Fak%20Bir%20%C4%B0%C3%A7%20%C3%87eki%C5%9F%20%20Nanae%20Aoyama.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Japonya'nın en prestijli edebiyat ödülü olan Akutagawa Ödülü'nün sahibi Nanae Aoyama, Yumuşak Bir İç Çekiş ile modern hayatın sessiz yalnızlığını, aile bağlarını ve gündelik yaşamın görünmeyen duygularını incelikli bir anlatımla buluşturuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Beyaz Baykuş etiketiyle yayımlanan Yumuşak Bir İç Çekiş, yıllardır görüşmediği kardeşiyle bir sabah trende tesadüfen karşılaşan Madoka'nın hayatında başlayan sessiz değişimi konu alıyor. Kalacak yeri olmadığını söyleyen kardeşinin evine yerleşmesiyle birlikte, iki kardeş arasındaki kırgınlıklar, özlem ve geçmişle hesaplaşma gün yüzüne çıkıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Nanae Aoyama, büyük olaylardan çok gündelik hayatın küçük anlarına odaklanarak modern insanın yalnızlığını, rutine sıkışmış yaşamını ve aile ilişkilerinin karmaşıklığını anlatıyor. Roman, sıradan görünen sohbetlerin, birlikte yenilen yemeklerin ve sessiz anların bile insanın hayatını değiştirebileceğini gösterirken, okuru kendi yaşamına dönüp bakmaya davet ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Akutagawa Ödülü'nü kazanan ve çağdaş Japon edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri olarak gösterilen Nanae Aoyama, Yumuşak Bir İç Çekiş'te yalın dili, güçlü gözlem yeteneği ve derinlikli karakterleriyle dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;ÇAĞDAŞ JAPON EDEBİYATININ ÇOK SATAN YAZARINDAN; YALNIZLIĞA, KARDEŞLİĞE VE YENİDEN BAŞLAMAYA DAİR SICACIK BİR ROMAN.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bir başkasının gözünden kendi hayatınıza bakmaya cesaret edebilir misiniz?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Madoka’nın günleri uzun zamandır aynı ritimle akıyordu: Tek başına uyanıyor, kalabalık metro yolculuklarıyla işe gidip geliyor, akşamları kendine sade yemekler hazırlıyordu. Düzeni çok basitti ve o, kurduğu bu korunaklı dünyayı çok seviyordu; ta ki yıllardır kayıp olan ağabeyi Futa, bir akşam ansızın kapısını çalana kadar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Dürtüleriyle yaşayan, gizemli ve kaygısız Futa, Madoka’nın tam zıddıydı. Üstelik tuhaf bir alışkanlığı da vardı ki her gece, kardeşinin o günü nasıl geçirdiğini harfiyen kendi günlüğüne yazıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bu günlük sayesinde hayatına dışarıdan bir gözle bakmaya başlayan Madoka, kendine, başka türlü bir yaşamın mümkün olup olmadığını sorma cesaretini buldu. Fakat insan, yıllardır sığındığı yalnızlıktan çıkmayı gerçekten başarabilir miydi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yumuşak Bir İç Çekiş, sıradan günlerin içinde saklı küçük mucizeleri, kopan aile bağlarını ve insanın kendine yeniden yaklaşma cesaretini naif ve incelikli bir dille anlatıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yumuşak Bir İç Çekiş / Nanae Aoyama&lt;br /&gt;Orijinal Adı: Yasashii Tameiki&lt;br /&gt;Japoncadan Çeviren: Merve Sever&lt;br /&gt;Türü: Roman&lt;br /&gt;Yayınevi: Beyaz Baykuş Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 144&lt;br /&gt;Fiyatı: 290 TL&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEggNYuQRn9aeH_r_HHwW3mOEsSSw9QVwX9GN4NG0shPt0VCr_mPKNO8IXUhvzM3KB2j82SgtC0YScGHlIRmxOZXyS7crckf7O5CYBTYkn5m669pZAAbhybn5IDfFhGvXjS1N6w7dHksan_octnS8WZFfBgGPb9VpaMmO4KMSYSH15xluDN_nO1npg/s72-c/Yumu%C5%9Fak%20Bir%20%C4%B0%C3%A7%20%C3%87eki%C5%9F%20%20Nanae%20Aoyama.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>İlkay Zaman'ın Yeni Kitabı "2030 Dijital Hapishane" Raflarda</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/ilkay-zamann-yeni-kitab-2030-dijital.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Fri, 10 Jul 2026 18:12:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-2365986528885810869</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiFpfrLuDMcSgPWhrbeA7T2vIMimmHRh2L0RnlgY6lZXFDPUHzRB583WER_PmVRl72cxJcRe_5nTeISuOEDXYTAvuvBo7XP6sSOLzn2cRJpaC7Iv2U32f1QfpZ0fu6lDpCeZdU2aPId9oWu7eohlcW4R5C_SkUGfKiZRzNu8-tSawIxhBa-qtce7g/s480/2030%20Dijital%20Hapishane%20%20%C4%B0lkay%20Zaman.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="480" data-original-width="480" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiFpfrLuDMcSgPWhrbeA7T2vIMimmHRh2L0RnlgY6lZXFDPUHzRB583WER_PmVRl72cxJcRe_5nTeISuOEDXYTAvuvBo7XP6sSOLzn2cRJpaC7Iv2U32f1QfpZ0fu6lDpCeZdU2aPId9oWu7eohlcW4R5C_SkUGfKiZRzNu8-tSawIxhBa-qtce7g/s1600/2030%20Dijital%20Hapishane%20%20%C4%B0lkay%20Zaman.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Teknoloji gazetecisi İlkay Zaman, 2030 Dijital Hapishane ile dijital kimlikten nakitsiz topluma, yapay zekâdan biyometrik takibe uzanan yeni düzeni sorguluyor: Bize kolaylık vaat eden teknoloji, ne zaman bir kontrol mekanizmasına dönüşüyor?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yirmi yılı aşkın süredir teknoloji dünyasının içinde yer alan İlkay Zaman, Destek Yayınları’ndan çıkan ilk kitabı 2030 Dijital Hapishane ile geleceği değil, bugün hayatımıza girmeye başlayan sistemi mercek altına alıyor. Kitap; dijital kimlik, programlanabilir para, yapay zekâ, yüz tanıma sistemleri, sağlık verileri, sosyal kredi, akıllı şehirler ve kişiye özel algoritmik fiyatlandırma gibi farklı alanlarda tek bir sorunun peşine düşüyor: Tüm hayatımız tek bir dijital profile bağlandığında özgürlüğümüz ne olacak?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;ABD’de on yılı aşkın süre yaşayan ve dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerini yıllarca yakından takip eden Zaman, teknolojiyi reddetmiyor; yıllarca alkışladığı dijital dönüşümün görünmeyen bedelini sorguluyor. “Özgür olan son nesiliz” diyen yazar, kitabın sonunda dijital kuşatmaya karşı teknolojiden vazgeçmeden bireysel alanı korumanın yollarını da tartışıyor. 2030 Dijital Hapishane, teknoloji, ekonomi, yapay zekâ, veri güvenliği, sağlık, kent yaşamı ve toplumsal özgürlükler üzerine tartışma yaratacak başlıklarıyla Destek Yayınları etiketiyle raflarda.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;2030 Dijital Hapishane, teknoloji, ekonomi, yapay zekâ, veri güvenliği, sağlık, kent yaşamı ve toplumsal özgürlükler üzerine tartışma yaratacak başlıklarıyla Destek Yayınları etiketiyle raflarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&amp;nbsp;&lt;br /&gt;Yıllarca teknolojiyi alkışladık. Her kolaylığı bir ilerleme, her güncellemeyi bir özgürlük sandık. Ancak bir sabah uyandığımızda nakit paramızın “programlandığını”, dijital kimliğimizin bir yazılım hatasıyla dondurulduğunu ve aracımızın rotasına bizim değil, binlerce kilometre ötedeki bir sunucunun karar verdiğini fark edeceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;GÖRÜNMEZ DUVARLARIN YÜKSELDİĞİ O EŞİKTEYİZ: 2030 “Sistemi kurmak için kimsenin beyninize çip yerleştirmesine gerek yok.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Zaten her sabah o çiplerin en gelişmişini kendi rızanızla cebinizde taşıyorsunuz.” NASA’nın roket rampalarından dev teknoloji fabrikalarına kadar bu dünyayı en içeriden takip eden ve teknoloji gazetecisi olan yazar İlkay Zaman, bu kez sizi yeniliklerin pırıltısına değil, o pırıltının ardındaki “dijital hapishaneye” bakmaya davet ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap bir teknoloji düşmanlığı değil, bir uyandırma çağrısıdır. 2030 rasgele seçilmiş bir tarih değil, mülkiyetin sona erdiği, dijital kimliğin her kapının tek anahtarı olduğu ve mahremiyetin bir “hata” olarak görüldüğü yeni dünyanın ilan tarihidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Hazır olun: Bizler, telefonsuz bir sabahın nasıl hissettirdiğini hatırlayan, özgür doğmuş son nesiliz. Kapı henüz tamamen kapanmadı. Ama sürgüler birer birer yerine oturuyor.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;Gerçeği görmeye ve insan kalmaya hazır mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar Hakkında:&amp;nbsp; İlkay Zaman, teknoloji yayıncılığı, dijital medya ve televizyon alanlarında yirmi yılı aşkın deneyime sahip bir yazar ve içerik üreticisidir. Kariyeri boyunca teknoloji dergilerinde editörlük yapmış, yayın projeleri yönetmiş ve teknoloji odaklı televizyon programları hazırlayıp sunmuştur. Teknolojinin toplum üzerindeki etkileri, dijital mahremiyet ve veri ekonomisi üzerine uzun yıllardır araştırmalar yürüten Zaman, bu birikimini 2030 Dijital Hapishane adlı ilk kitabında okuyucuyla buluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2030 Dijital Hapishane / İlkay Zaman&lt;br /&gt;Türü: Popüler Bilim&lt;br /&gt;Yayınevi: Destek Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 208&lt;br /&gt;320 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiFpfrLuDMcSgPWhrbeA7T2vIMimmHRh2L0RnlgY6lZXFDPUHzRB583WER_PmVRl72cxJcRe_5nTeISuOEDXYTAvuvBo7XP6sSOLzn2cRJpaC7Iv2U32f1QfpZ0fu6lDpCeZdU2aPId9oWu7eohlcW4R5C_SkUGfKiZRzNu8-tSawIxhBa-qtce7g/s72-c/2030%20Dijital%20Hapishane%20%20%C4%B0lkay%20Zaman.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Aslı Aktaş’tan Nefesin Beden, Zihin ve Duygular Üzerindeki Gücüne dair: Nefesin Aslı</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/asl-aktastan-nefesin-beden-zihin-ve.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Thu, 9 Jul 2026 19:14:53 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-3454376911000543127</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFaiUyZYTK0J-JsyzaagdBhLAtPw9pW3Y4HafX-onr9wxxQXfA3TWJRSz0owfpxQ3ccDbB24Ln77q6YfjqR3NJI4wxUx3G5N6J7xSESHJMrsEoiDcN3RGLRizwIXZVHh2HKZJHnjOMUGRGSZLFFdZmbidwnq9E3Igu-fVa85Xd_-CqLthBAx5LlA/s640/Nefesin%20Asl%C4%B1%20%20Asl%C4%B1%20Akta%C5%9F.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="468" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFaiUyZYTK0J-JsyzaagdBhLAtPw9pW3Y4HafX-onr9wxxQXfA3TWJRSz0owfpxQ3ccDbB24Ln77q6YfjqR3NJI4wxUx3G5N6J7xSESHJMrsEoiDcN3RGLRizwIXZVHh2HKZJHnjOMUGRGSZLFFdZmbidwnq9E3Igu-fVa85Xd_-CqLthBAx5LlA/s1600/Nefesin%20Asl%C4%B1%20%20Asl%C4%B1%20Akta%C5%9F.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aslı Aktaş, Nefesin Aslı kitabında nefesi yalnızca bir rahatlama tekniği olarak değil; sinir sistemi, duygular, beden ve bilinç arasındaki bağı düzenleyen temel bir mekanizma olarak ele alıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan Nefesin Aslı, “doğru nefes” tartışmasını çok daha geniş bir çerçeveye taşıyor. Aslı Aktaş; diyaframdan vagus sinirine, otonom sinir sisteminden HRV’ye, CO₂ toleransından bastırılmış duyguların bedendeki izlerine kadar nefesin insan üzerindeki etkilerini bilimsel ve bütüncül bir yaklaşımla inceliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Kitap, kadim pranayama uygulamaları ile modern nefes tekniklerini bir araya getirirken önemli bir ayrımın da altını çiziyor: Her nefes çalışması aynı amaca hizmet etmiyor. Kimi teknikler sinir sistemini düzenlemeye, kimileri solunum fizyolojisini iyileştirmeye, kimileri ise duygusal süreçlere temas etmeye odaklanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Nefesin Aslı, yalnızca nasıl nefes aldığımızı değil; korktuğumuzda nefesimizin neden daraldığını, stresin bedende nasıl iz bıraktığını ve nefes değiştiğinde beden ile duyguların neden değişmeye başladığını sorguluyor. Aslı Aktaş, okuru yeni bir teknik öğrenmekten önce, hayat boyu hiç durmadan yaptığı en temel eylemi yeniden anlamaya çağırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;NEFESİN DÖNÜŞTÜRÜCÜ GÜCÜYLE KENDİNE, BEDENİNE VE ÖZÜNE YENİDEN YAKLAŞMANIN YOLUNU ANLATAN GÜÇLÜ BİR REHBER.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Nefes, doğduğumuz andan itibaren bizimle olan tek şeydir. Kalbimizin ritmine, duygularımızın akışına, bedenimizin dengesine ve zihnimizin sakinliğine sessizce eşlik eder. Çoğu zaman fark etmeden sürdürdüğümüz bu doğal hareket, aslında kendimizle kurduğumuz en temel bağdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Neden bazı duygular bedenimizde iz bırakır? Neden kaygı nefesimizi daraltırken huzur onu genişletir? İnsan, nefesi aracılığıyla kendini ne kadar tanıyabilir?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Aslı Aktaş Nefesin Aslı’nda; nefesin bedenimiz, duygularımız ve zihnimiz üzerindeki derin etkilerini bilimsel veriler ve kadim öğretiler eşliğinde açıklıyor. Sinir sisteminden hücresel hafızaya, diyaframdan vagus sinirine uzanan bu yolculukta, nefesin yalnızca yaşamsal bir işlev değil, insanın kendine ve özüne açılan en güçlü kapılardan biri olduğunu gösteriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Çünkü nefes yalnızca yaşamak içi yaptığımız bir eylem değil; bedenimizle, zihnimizle ve iç dünyamızla kurduğumuz en kadim ilişkidir. Ve belki de kendimize dönüş yolculuğu, tam şu anda aldığımız bir nefesle başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefesin Aslı / Aslı Aktaş&lt;br /&gt;Alt Başlık: Nefesin Bilimiyle Bedeni, Zihni ve Duyguları Eğitme Sanatı.&lt;br /&gt;Türü: Kişisel Gelişim&lt;br /&gt;Yayınevi: Destek Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 400&lt;br /&gt;Fiyatı: 550 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFaiUyZYTK0J-JsyzaagdBhLAtPw9pW3Y4HafX-onr9wxxQXfA3TWJRSz0owfpxQ3ccDbB24Ln77q6YfjqR3NJI4wxUx3G5N6J7xSESHJMrsEoiDcN3RGLRizwIXZVHh2HKZJHnjOMUGRGSZLFFdZmbidwnq9E3Igu-fVa85Xd_-CqLthBAx5LlA/s72-c/Nefesin%20Asl%C4%B1%20%20Asl%C4%B1%20Akta%C5%9F.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Yörüklerin göç yollarından bugüne ulaşan masallar yeniden anlatılıyor</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/yoruklerin-goc-yollarndan-bugune-ulasan.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Thu, 9 Jul 2026 19:07:57 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-5925840715746032103</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiBFV8XDLAfzR5CUsq-InrtChWWsmvxPSnrS2pv4tApf1YCPEaNaoIOFcs4Jtbw0876yLJAuDN82veDOcuyfM9Hz9wxQQIYT7XAqI9XyPTBxtUTc0OnpmCEAdbNIJTSfe24WnCrgpqnZ3XJQkvs21F3oc9Zla1ZOOMgp3BCZx4EbxUnbB2VYNUWxQ/s527/Y%C3%B6r%C3%BCk%20Masallar%C4%B1%20%20Murat%20Nedim.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="480" data-original-width="527" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiBFV8XDLAfzR5CUsq-InrtChWWsmvxPSnrS2pv4tApf1YCPEaNaoIOFcs4Jtbw0876yLJAuDN82veDOcuyfM9Hz9wxQQIYT7XAqI9XyPTBxtUTc0OnpmCEAdbNIJTSfe24WnCrgpqnZ3XJQkvs21F3oc9Zla1ZOOMgp3BCZx4EbxUnbB2VYNUWxQ/s1600/Y%C3%B6r%C3%BCk%20Masallar%C4%B1%20%20Murat%20Nedim.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Murat Nedim, Yörük Masallarında Toroslardan&amp;nbsp; Kaz Dağları’na uzanan sözlü kültürün izini sürüyor. Yörük obalarında kuşaktan kuşağa anlatılan 19 masalı bir araya getiren kitap, masalı yalnızca geçmişten kalan bir anlatı değil, her anlatıcının dilinde yeniden doğan yaşayan bir kültür olarak ele alıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Karakarga Yayınları’nın Dünya Masalları Serisi’nin 20. kitabı olarak yayımlanan Yörük Masalları, okuru göç yollarına, dumanı tüten çadırlara ve geceyi sabaha bağlayan anlatıların dünyasına götürüyor. Murat Nedim; Üç Turunçlar, Boş Beşik Kanlı Beşik, Sarıkız, Şahitler Kayası, Kara Koyun, Küçük Hasan ve Yol Düşmez Devi, Kara Yılan, Gümüş Boynuzlu Koç ve Kurt Oğlan gibi Anadolu’nun sözlü hafızasında yer etmiş 19 anlatıyı yeniden kaleme alıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yörük obalarında anlatılan masalları yalnızca birer olaylar zinciri olarak değil; çocukla ihtiyar arasında kurulan görünmez bir bağ, kimi zaman bir nasihat, kimi zaman bir isyan, kimi zaman da aşk ve hatırlayış olarak ele alan kitap, masalların obadan obaya, diyardan diyara değişerek nasıl yaşayan bir kültüre dönüştüğünü gösteriyor. Murat Nedim, anlatıları bir masal anlatıcısının dilinden çıkıyormuş gibi aktarmaya çalışırken Yörük ağzına özgü kelime ve cümle yapılarını koruyor; Türkçenin zengin ikilemelerinden ve geleneksel masal ritminden besleniyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Eflatun Cem Güney’in En Güzel Türk Masalları ve Pertev Naili Boratav’ın Az Gittik Uz Gittik adlı eserleri başta olmak üzere çeşitli yöresel derlemelerden de yararlanan Yörük Masalları, geleneği yalnızca tekrar etmiyor; her anlatıya yeni bir nefes ve bugünden bir bakış açısı katıyor. Murat Nedim’in ifadesiyle: “Masal unutmaz; söz uçar, o kalır. Ve herkes, eninde sonunda kendi masalına inanır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;“Varmışla yokmuş arasında bir an varmış…”&lt;br /&gt;Bu kitapta anlatılanlar yalnızca masal değil; dağın dili, rüzgârın sesi, bir obanın yıllara meydan okuyan hafızası…&lt;br /&gt;Belki de çocukken dinlediğiniz bir masal bu…&lt;br /&gt;Ama bu kez sonu bildiğiniz gibi bitmiyor.&lt;br /&gt;Bir şehzadenin Üç Turunç uğruna yollara düşüşü…&lt;br /&gt;Kurt Oğlan’ın insan ile yaban arasındaki o&lt;br /&gt;ince çizgide yürüyüşü…&lt;br /&gt;Tilki Paşa’nın insanlara duyduğu güvenin kırılması…&lt;br /&gt;Ve bir ananın dağları titreten ağıtı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derler ki masalların tek bir derdi olmaz.&lt;br /&gt;Masalın sonu anlatana göre bir başkadır, dinleyene göre bambaşkadır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap, unutulmaya yüz tutmuş bir söz dünyasını yeniden çağırıyor: Yörük obalarından, ateş başlarından, rüzgârın içinden…&lt;br /&gt;Belki de bu kez bu masal sizi anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yörük Masalları / Murat Nedim&lt;br /&gt;Alt Başlık: Varmışla Yokmuş Arasında Bir Zaman Varmış&lt;br /&gt;Türü: Masal&lt;br /&gt;Yayınevi: KaraKarga Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 160&lt;br /&gt;Fiyatı: 300 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiBFV8XDLAfzR5CUsq-InrtChWWsmvxPSnrS2pv4tApf1YCPEaNaoIOFcs4Jtbw0876yLJAuDN82veDOcuyfM9Hz9wxQQIYT7XAqI9XyPTBxtUTc0OnpmCEAdbNIJTSfe24WnCrgpqnZ3XJQkvs21F3oc9Zla1ZOOMgp3BCZx4EbxUnbB2VYNUWxQ/s72-c/Y%C3%B6r%C3%BCk%20Masallar%C4%B1%20%20Murat%20Nedim.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Dr. Çiçek Doğan’ın yeni tarihi-fantastik kurgu romanı “Kara Sandık: Bizans’ın Gizemi” raflarda!</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/dr-cicek-dogann-yeni-tarihi-fantastik.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Thu, 9 Jul 2026 19:00:45 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-2284642965366988916</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhVdXzpbTB7iGKvq3GPxxpBagkTHK8TnZ1ifK6NW27oMwgAjhN_uHfatBL9qRKFlTaztWbQdp-de1_7jV-2jSFrQhOqeusQ6c9q-OE_LQfPaIkorFDZwM8g56QBYBbuWGg2ZFCxi5Wf9_FtqzKwKGn93wOc7dwb9XEDLAGlq4RSaCFIMH-eMGFuzQ/s640/Kara%20Sand%C4%B1k%20Bizans%E2%80%99%C4%B1n%20Gizemi%20%20Dr.%20%C3%87i%C3%A7ek%20Do%C4%9Fan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="452" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhVdXzpbTB7iGKvq3GPxxpBagkTHK8TnZ1ifK6NW27oMwgAjhN_uHfatBL9qRKFlTaztWbQdp-de1_7jV-2jSFrQhOqeusQ6c9q-OE_LQfPaIkorFDZwM8g56QBYBbuWGg2ZFCxi5Wf9_FtqzKwKGn93wOc7dwb9XEDLAGlq4RSaCFIMH-eMGFuzQ/s1600/Kara%20Sand%C4%B1k%20Bizans%E2%80%99%C4%B1n%20Gizemi%20%20Dr.%20%C3%87i%C3%A7ek%20Do%C4%9Fan.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Gerçek ve kurgunun harmanlandığı yeni bir fantastik kurgu eseri daha raflardaki yerini aldı. Bilişim sektörünün yakından tanıdığı yazar Dr. Çiçek Doğan'ın üçüncü kitabı Kara Sandık -Bizans’ın Gizemi Ceren Yayıncılık tarafından okurlarla buluşturuldu. Tarih farklı bir yönde akmış olsaydı ne olurdu sorusundan ilham alan yazar; alternatif ve kurgusal bir Bizans evreni kurarak Bizans’ın en güçlü kadın figürlerinden biri olan Theodora’yı ve hayatını hikayeleştirdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Kitapta ilginç olan; okurun kimi zaman bir kahve eşliğinde kendini Theodora ile sohbet eder hissetmesi bazen de geçmişin sırlarla örtülü koridorlarında onun anılarına tanıklık etmesi. Tarihsel gerçeklerden ilham alan ve yer yer gerçek olaylara da dokunan eser, okuyucuyu kurgunun sınırlarını aşan büyüleyici bir atmosferin içine çekmesi ile farklılaşıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Dr. Çiçek Doğan, bu romanı ile ilgili, eserin Bizans İmparatoriçesi Theodora'dan ve yaşadığı dönemden ilham alsa da tarihî bir biyografi olmadığını, kitap sayfalarında karşılaşacağınız olayların, karakterlerin ve sırların bir kısmının tarihî gerçeklere dayanırken bir kısmının da kendi hayal gücüyle şekillenmiş kurgusal bir dünyanın parçası olduğunu vurguluyor. Okurken tarihi bir belge ya da kronik değil efsanelerle ve “Peki ya şöyle olsaydı?” sorusuyla beslenen bir roman okuduğunuzu hatırlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yoksulluktan Tahta”&lt;br /&gt;Theodora’nın yoksulluktan tahta giden hikayesinde yaşadıkları tarihçiler tarafından farklı anlatılsa da dönemin, bir çağın en güçlü İmparatoriçelerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hikâyeye bir de efsaneler ve farklı karakterler eklenince sizi döneminin içinde çeken bambaşka bir atmosfer ortaya çıkıyor. Theodora’nın sadece İmparatoriçeliği değil, çok daha yakın ve kişisel sırları, duyguları, tepkileri farklı bir perspektiften derin fantastik bir kurgu ile işleniyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;“Kara Sandık: Bizans’ın Gizemi” yalnızca bir fantastik roman değil; aynı zamanda tarihin farklı ihtimallerini sorgulayan, okuyucusunu düşünmeye ve hayal etmeye davet eden bir eser. Eğer siz de tarihin yeniden yazılabileceği fikrinin büyüsüne kapılanlardansanız, bu romanın sayfalarında unutulmaz bir yolculuğa çıkmaya hazır olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhVdXzpbTB7iGKvq3GPxxpBagkTHK8TnZ1ifK6NW27oMwgAjhN_uHfatBL9qRKFlTaztWbQdp-de1_7jV-2jSFrQhOqeusQ6c9q-OE_LQfPaIkorFDZwM8g56QBYBbuWGg2ZFCxi5Wf9_FtqzKwKGn93wOc7dwb9XEDLAGlq4RSaCFIMH-eMGFuzQ/s72-c/Kara%20Sand%C4%B1k%20Bizans%E2%80%99%C4%B1n%20Gizemi%20%20Dr.%20%C3%87i%C3%A7ek%20Do%C4%9Fan.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>İthaki Yayın Grubu Kitapları Kitapyurdu'nda 24 Saat Boyunca %50 İndirimde!</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/ithaki-yayn-grubu-kitaplar.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 7 Jul 2026 18:34:12 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-1071124923742350505</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhgSI5flV6gadW2b2Tcdwrf6DY2Rzr8aCR0No1uGeslnUIzUw9ErEAKGhLm1qLcdmc1sntFD5YgNC3g-pUjjZnKGA-DTEmL9o10lxD9Ml6NWLQ9VOvM8LrG6hyphenhyphenoLfNgAmIGvIasUUJmxJDZ40OR0qFCT0DG-YvXaBN-T4HWcA6juvwDlrC9f00aWw/s600/%C4%B0thaki%20%25%2050%20Kampanya.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="600" data-original-width="480" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhgSI5flV6gadW2b2Tcdwrf6DY2Rzr8aCR0No1uGeslnUIzUw9ErEAKGhLm1qLcdmc1sntFD5YgNC3g-pUjjZnKGA-DTEmL9o10lxD9Ml6NWLQ9VOvM8LrG6hyphenhyphenoLfNgAmIGvIasUUJmxJDZ40OR0qFCT0DG-YvXaBN-T4HWcA6juvwDlrC9f00aWw/s1600/%C4%B0thaki%20%25%2050%20Kampanya.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İthaki Yayınları, Yabancı, İthaki Çocuk ve Nova okurlarına kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor. 9 Temmuz tarihinde, 24 saat boyunca Kitapyurdu'nda İthaki Yayın Grubu’nun tüm kitapları %50 indirimle satışta olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya edebiyatından çağdaş Türk edebiyatına, bilimkurgudan fantastiğe, polisiyeden kurgu dışı eserlere uzanan geniş seçkisiyle İthaki Yayın Grubu'nun yüzlerce kitabı, gün boyunca avantajlı fiyatlarla okurlarla buluşacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızca 9 Temmuz günü geçerli olacak bu kampanya, uzun zamandır okumayı ertelediğiniz kitapları edinmek ve kütüphanenize yeni keşifler eklemek için kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor. Kaçırmayın!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Peki neler alayım diyenler için önerilerimi de sıralayayım:&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar - Polat Özlüoğlu&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Beden - David Szalay&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Açlık - Choi Jin-young&lt;br /&gt;Dracula – Çizgi Roman&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her Şeyin Hikâyesi - Richard Powers&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kasvetli İnsanlar İçin Güneşli Bir Yer - Mariana Enriquez&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir Ada İhtimali - Michel Houellebecq&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sarı Yüz - R. F. Kuang&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uzaklarda - Hernan Diaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhgSI5flV6gadW2b2Tcdwrf6DY2Rzr8aCR0No1uGeslnUIzUw9ErEAKGhLm1qLcdmc1sntFD5YgNC3g-pUjjZnKGA-DTEmL9o10lxD9Ml6NWLQ9VOvM8LrG6hyphenhyphenoLfNgAmIGvIasUUJmxJDZ40OR0qFCT0DG-YvXaBN-T4HWcA6juvwDlrC9f00aWw/s72-c/%C4%B0thaki%20%25%2050%20Kampanya.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Cem Kartal’dan Türk Bilim Kurgu Edebiyatına Güçlü Bir Giriş: Âdem</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/cem-kartaldan-turk-bilim-kurgu.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 7 Jul 2026 18:18:51 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-6701465962344749763</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh6IPgVffA-rEh38wfVoK1M5_CZmRqFxE3brKkEKm6I9Xi1vEUYmB8cyh782e9xCOkE9SOdVHklDkn-lftN1nsVtVn7fGPFCDAsPcL9YBd0iXh9KDQsCtCX1aJcVUVGgoxl_Qw7Le_OF0ZGdf0yGeRzwwM_JAsBOskag_EL-SHXWY5dwqQwmIDcWQ/s640/%C3%82dem%20%20Cem%20Kartal.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="422" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh6IPgVffA-rEh38wfVoK1M5_CZmRqFxE3brKkEKm6I9Xi1vEUYmB8cyh782e9xCOkE9SOdVHklDkn-lftN1nsVtVn7fGPFCDAsPcL9YBd0iXh9KDQsCtCX1aJcVUVGgoxl_Qw7Le_OF0ZGdf0yGeRzwwM_JAsBOskag_EL-SHXWY5dwqQwmIDcWQ/s1600/%C3%82dem%20%20Cem%20Kartal.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Türk bilim kurgu edebiyatına "Âdem" romanıyla güçlü bir giriş yapan Cem Kartal, bilimsel teorileri felsefi sorgulamalar ve sürükleyici bir anlatımla buluşturarak okurlarını insanlığın geleceğine uzanan sıra dışı bir yolculuğa davet ediyor. Yapay zeka, yıldızlar arası yaşam, teknoloji ve insan doğası üzerine kurduğu özgün evreniyle dikkat çeken Kartal, ilk romanında yalnızca bir bilim kurgu hikayesi anlatmakla kalmıyor; insanlığın geleceğine dair cesur sorular da ortaya koyuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;1972 yılında Erzurum'da doğan Cem Kartal, ilk, orta ve lise öğrenimini aynı şehirde tamamladı. Üniversite eğitimine Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nde başlayan Kartal, 1992 yılında geçirdiği trafik kazasının ardından eğitimine Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nde devam ederek mezun oldu. Aynı üniversitede yüksek lisans eğitimini de tamamlayan yazar, 2001 yılında bir kamu kurumunda göreve başladı ve çalışmalarını bugün de Kocaeli'de sürdürmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bilime, teknolojiye ve insanlığın geleceğine duyduğu ilgi, yıllar içinde edebiyata olan tutkusuyla birleşen Cem Kartal, uzun soluklu bir hazırlık sürecinin ardından kaleme aldığı "Âdem" ile okurların karşısına çıktı. Bilimsel gerçeklikten beslenen roman; yapay zeka, uzay araştırmaları, etik, medeniyet ve insan olmanın anlamını sorgulayan çok katmanlı yapısıyla Türk bilim kurgu edebiyatına özgün bir katkı sunuyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bilimsel hayal gücünü güçlü bir kurgu ve felsefi derinlikle harmanlayan Cem Kartal, "Âdem" ile okurlarını yalnızca geleceği hayal etmeye değil, insanlığın geleceğini yeniden düşünmeye davet ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âdem&lt;br /&gt;Merve’nin hayali ile başlayan gezegenler arası seyahat projesi Türkiye, Rusya ve Almanya’nın katılımı ile gerçeğe dönüşür. İnsanlık başka bir gezegende Âdem isimli yapay zekânın büyüttüğü çocuklarla yeni bir kapı aralar. Aradan geçen uzun yılların ardından Cengiz liderliğindeki ilk kafile Kut adı verilen gezegenden Dünya’ya gelir. Herkes büyük bir mutlulukla onları karşılarken Âdem’in yetiştirdiği Cengiz ve ona bağlı ordunun başka planları vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşı kaybedip darmadağın olan Dünya’yı bir araya getirip direnişi örgütleyen Merve’nin kızları Leyla ve Feray olur. Artık Dünya’nın kaderi yapay zekânın ürettiği kültürle yetişen insanlarla olan savaşa bağlıdır.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Âdem / Cem Kartal&lt;br /&gt;Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık&lt;br /&gt;358 Sayfa&lt;br /&gt;300 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh6IPgVffA-rEh38wfVoK1M5_CZmRqFxE3brKkEKm6I9Xi1vEUYmB8cyh782e9xCOkE9SOdVHklDkn-lftN1nsVtVn7fGPFCDAsPcL9YBd0iXh9KDQsCtCX1aJcVUVGgoxl_Qw7Le_OF0ZGdf0yGeRzwwM_JAsBOskag_EL-SHXWY5dwqQwmIDcWQ/s72-c/%C3%82dem%20%20Cem%20Kartal.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Seda Diker’in 13. Yeni Kitabı “Aşk Kütüphanesi” Raflarda!</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/seda-dikerin-13-yeni-kitab-ask.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 7 Jul 2026 18:08:06 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-7566508318802177074</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgbfzZlpsoApsgNOswGSrCpOllsKtcWTH6rTOwAiGxRtOWHWCh_qNkIZiQ6lsBHTrOBVU18D5wpmf7ZBC2wJJ4pYSPJOe7W1cGmaEkhTnJcL5_fi9n_jp1Xw9qJw_LmhaGeIAsJxWXjqPDI0hiHeDqVw0Z8cc-aG7atRoMnrzP4PYThLGgeU-W38Q/s640/A%C5%9Fk%20K%C3%BCt%C3%BCphanesi%20%20Seda%20Diker.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="640" data-original-width="375" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgbfzZlpsoApsgNOswGSrCpOllsKtcWTH6rTOwAiGxRtOWHWCh_qNkIZiQ6lsBHTrOBVU18D5wpmf7ZBC2wJJ4pYSPJOe7W1cGmaEkhTnJcL5_fi9n_jp1Xw9qJw_LmhaGeIAsJxWXjqPDI0hiHeDqVw0Z8cc-aG7atRoMnrzP4PYThLGgeU-W38Q/s1600/A%C5%9Fk%20K%C3%BCt%C3%BCphanesi%20%20Seda%20Diker.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kişisel dönüşüm, ilişki dinamikleri ve farkındalık alanında çalışmalarıyla tanınan Yazar, Eğitmen, Duygu Simyacısı ve İletişim Mentörü Seda Diker’in 13. kitabı, “Aşk Kütüphanesi” Ceres Yayınları etiketiyle okurlarla buluşuyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Kişisel gelişim romanı türündeki bu eserinde Seda Diker; ilişkilerde sıklıkla göz ardı edilen alma-verme dengesini, 5. boyut felsefesini ve kuantum fiziğini harmanlayarak okuru alışılmışın dışında, mistik bir uyanış yolculuğuna davet ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Aysima, Leyla ve Gamze adındaki üç yakın arkadaşın hayatlarının en dibe vurduğu noktada kesişen yolları, aslında insanların hayatlarında gerçek değişimi sağlama hikâyelerinin tam kendisidir. Bu yolculuk yalnızca bir ilişki kurgusu değil, aynı zamanda kalp ve beyin uyumunu temel alan sarsıcı bir yüzleşmedir. Aşk Kütüphanesi, kadınların yüzyıllardır ataerkil sistemlerin dayatmaları ve travmalarla unuttukları İlahi Dişil güçlerini onlara yeniden hatırlatıyor. Kitap, acı çeken kadınlara dış dünyayla ya da erkeklerle savaşmayı değil; frekans bandını değiştirerek hak ettikleri gerçekliği hayatlarına çekebileceklerini fısıldıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Seda Diker, ilişkilerde yaşanan dengesizliklerin çoğunun yanlış yerden yapılan seçimlerle başladığını vurguladığı bu eserin temel felsefesini şu sözlerle anlatıyor:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;"13. kitabımda, sizlere dış dünyayla ve toksik ilişkilerle savaşmayı değil; kendi içsel frekansınızı değiştirerek kaderinizi yeniden yazmanın sırrını anlattım. Sadece güç, statü, fiziksel özellikler ya da maddi imkânlar üzerinden kurulan ilişkiler, zamanla kişiyi sürekli veren ama karşılığını alamayan bir tükeniş noktasına taşıyor. Oysa kendi otantik halinize sıkı sıkıya tutunduğunuzda ve iç duygunuzu şükürde tuttuğunuzda, hayatınıza çektiğiniz ilişkiler de aynı doğallıkta ve dengede şekilleniyor. İşte bu yüzden Aşk Kütüphanesi, kurban rolünden çıkıp içindeki o muazzam ilahi dişil gücü hatırlamaya hazır olan her kadının kendi mucizesine uyanış yolculuğudur."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İlişkiler genellikle fedakârlık, tükenmişlik ya da peri masalı beklentileri üzerinden ele alınır. Peki, zihninizi açacak şu soruları sormaya ne dersiniz?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Hayatınızdaki erkeğin mesafeli ve enerjinizi sömüren versiyonu yerine, size derinden âşık olduğu bambaşka bir paralel gerçeklik senaryosuna geçmeniz mümkün müdür?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bir kadının, kendisini değersiz hissettiren bir adama cinsel ve duygusal enerjisini açması, bereketini o erkeğe kendi eliyle hediye etmesi anlamına mı gelir?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İlişkilerde doğru kişiyi bulmaya çalışmak yerine, kişinin kendi otantik haline yaklaşarak doğru ilişkiyi hayatına çağırması nasıl gerçekleşir?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Aşk Kütüphanesi ile sadece bu soruları sormakla kalmıyor; okurunu, başkalarının yazdığı bir senaryoda figüran olmaktan çıkarıp, kendi frekansını yükselterek hayatının en güzel versiyonunun başrolüne geçmeye davet ediyor. Unutmayın; kendi hikâyenizin yazarı sizsiniz ve o kalemi yeniden elinize almanız için Aşk Kütüphanesi sizi bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk Kütüphanesi / Seda Diker&lt;br /&gt;Yayınevi: Ceres Yayınları&lt;br /&gt;Birinci baskı: Temmuz 2026&lt;br /&gt;Kategori: Kişisel Gelişim Roman&lt;br /&gt;Sayfa sayısı: 460&lt;br /&gt;Liste Fiyatı: 470 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgbfzZlpsoApsgNOswGSrCpOllsKtcWTH6rTOwAiGxRtOWHWCh_qNkIZiQ6lsBHTrOBVU18D5wpmf7ZBC2wJJ4pYSPJOe7W1cGmaEkhTnJcL5_fi9n_jp1Xw9qJw_LmhaGeIAsJxWXjqPDI0hiHeDqVw0Z8cc-aG7atRoMnrzP4PYThLGgeU-W38Q/s72-c/A%C5%9Fk%20K%C3%BCt%C3%BCphanesi%20%20Seda%20Diker.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Dünyaca Ünlü Oyun “Mobile Legends: Bang Bang”, Athica İmzasıyla Çizgi Roman Oldu</title><link>http://www.bodakedi.com/2026/07/dunyaca-unlu-oyun-mobile-legends-bang.html</link><category>Kitap</category><author>noreply@blogger.com (bodakedi)</author><pubDate>Tue, 7 Jul 2026 18:01:01 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-37189619.post-2901843830844559435</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgJ9OfQ6azcSCd8NMtub5AtXrLuNoxQmT1NJy4F0Sn5F-yFuagOj2us7e5lF3Qwe7HZQ70oNmFUlI3pGjbq8IW0g8RC0aNOKNMMZFTqDimPIzoIrj3ZZKskV_umJq5qWMnfH3KD5ZAZrVPy2mR_nhA8VzWFIk_yd9iIbyLtfdkXKoBrDvM6ZviUSA/s640/Mobile%20Legends%20Bang%20Bang%20%E2%80%93%20Kanun%20Ka%C3%A7a%C4%9F%C4%B1%20%20Limei%20Vancy.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="427" data-original-width="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgJ9OfQ6azcSCd8NMtub5AtXrLuNoxQmT1NJy4F0Sn5F-yFuagOj2us7e5lF3Qwe7HZQ70oNmFUlI3pGjbq8IW0g8RC0aNOKNMMZFTqDimPIzoIrj3ZZKskV_umJq5qWMnfH3KD5ZAZrVPy2mR_nhA8VzWFIk_yd9iIbyLtfdkXKoBrDvM6ZviUSA/s1600/Mobile%20Legends%20Bang%20Bang%20%E2%80%93%20Kanun%20Ka%C3%A7a%C4%9F%C4%B1%20%20Limei%20Vancy.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Milyonlarca oyuncuya sahip Mobile Legends: Bang Bang evreni, resmi çizgi roman serisi Kanun Kaçağı ile Türkçede ilk kez okurlarla buluşuyor. Aksiyon, fantastik kurgu ve oyun evrenini genişleten hikâyesiyle seri, hem oyunculara hem de manga ve manhwa okurlarına hitap ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Athica etiketiyle yayımlanan Mobile Legends: Bang Bang – Kanun Kaçağı, dünyanın en popüler mobil oyunlarından birinin zengin evrenini sayfalara taşıyor. Oyunseverlerin yakından tanıdığı karakterler bu kez yeni bir maceranın merkezinde yer alırken, çizgi roman yalnızca oyunun hikâyesini takip etmekle kalmıyor, evrenin geçmişine ve karakterlerin bilinmeyen yönlerine de ışık tutuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Serinin ilk cildinde, “Kum Avcıları” olarak bilinen tehlikeli kanun kaçağı çetesinin lideri Ixia, Eruditio’nun görkemli sokaklarında tüm şehri şoka uğratacak planını gerçekleştirmek üzere ilerlerken gerçekleşen büyük bir patlama sonucu hedefinden şaşıyor. Kendini içinde bulduğu karmaşadan kıvrak zekâsıyla kurtulsa da heyecan dolu bir maceraya karışmaktan kurtulamıyor. Mizahı, aksiyonu ve temposu yüksek anlatımıyla dikkat çeken eser, okurları Mobile Legends evreninin yeni bir yüzüyle tanıştırıyor.Çizgi romanın sonunda yer alan karakter profilleri, beceri analizleri ve oyun rehberleri ise seriyi yalnızca bir hikâye olmaktan çıkarıp Mobile Legends hayranları için koleksiyonluk bir kaynağa dönüştürüyor. Mobile Legends: Bang Bang – Kanun Kaçağı, oyun ile çizgi roman kültürünü buluşturan dikkat çekici bir yayın olarak raflardaki yerini alıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka Kapak Yazısı:&lt;br /&gt;SAVAŞ BAŞLIYOR&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bilginler Şehri Eruditio durmaksızın büyümekte, dünyanın dört bir yanındaki âlimleri bünyesine katmaktadır. Herkesin birbirine güvendiği, kimsenin sebepsiz yere suçlanmadığı bu şehir, bilim ve adaletin hüküm sürdüğü bir merkez haline gelmiştir. Eruditio’nun sınırları artık çölün kıyılarına kadar dayanır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Ancak kumların ötesinde, bu ilerlemeden rahatsız olanlar vardır: Kum Avcıları. Çöl yenileme programı, yavaş yavaş çölü şehrin bir parçası haline getirirken yalnızca toprakları değil, kanunsuzların yaşam alanlarını da yok eder. Bu durum, Kum Avcıları’nın hareket alanını daraltmış ve kazançlarını ciddi ölçüde düşürmüştür.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Kum Avcıları’ndan oluşan gizli suç örgütü Kötü Ruh, üyelerini birer birer Eruditio’ya kaptırırken, örgütün lideri İxia bu gidişata dur demek için harekete geçer. Kaybettiklerini geri almak ve düzeni kendi lehine çevirmek isteyen Ixia, nihayet Eruditio’ya adım atar; çünkü artık savaş kumların ötesinde değil, şehrin tam kalbinde başlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mobile Legends: Bang Bang – Kanun Kaçağı / Limei Vancy&lt;br /&gt;Orijinal Adı: Mobile Legend: Bang Bang - Outlaws&lt;br /&gt;Çevirmen : Mirhan Petek&lt;br /&gt;Türü: Çizgi Roman&lt;br /&gt;Yayınevi: Athica Yayınları&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 104&lt;br /&gt;Fiyatı: 350 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgJ9OfQ6azcSCd8NMtub5AtXrLuNoxQmT1NJy4F0Sn5F-yFuagOj2us7e5lF3Qwe7HZQ70oNmFUlI3pGjbq8IW0g8RC0aNOKNMMZFTqDimPIzoIrj3ZZKskV_umJq5qWMnfH3KD5ZAZrVPy2mR_nhA8VzWFIk_yd9iIbyLtfdkXKoBrDvM6ZviUSA/s72-c/Mobile%20Legends%20Bang%20Bang%20%E2%80%93%20Kanun%20Ka%C3%A7a%C4%9F%C4%B1%20%20Limei%20Vancy.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item></channel></rss>