<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571623558146174412</id><updated>2026-06-27T21:58:56.456-07:00</updated><title type='text'>Hikayelerim</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='https://hikayelerimmmm.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/3571623558146174412/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://hikayelerimmmm.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Osman Çimen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05079132521572485194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>1</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571623558146174412.post-7734993985127629027</id><published>2020-12-06T12:14:00.014-08:00</published><updated>2025-06-19T04:10:45.666-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h1 style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;FIRTINA&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Pazar sabahı , saat 10:00&#39;u biraz geçiyor . Defin işlemleri için erken bir saat. Bu huysuz asker çıkması ihtiyarı az sayıda insan uğurluyor. Komşuları ve belediye görevlileri...Onun hakkında pek az şey biliyorlardı. İhtiyar çok az konuşur ve görünürdü , evli değildi . Hafta sonları 50 model coupe deville ile kısa bir tur atar , faturaları öder , bağış yapar o kadardı . Küçük evine şimdi temelli sessizlik hakimdi . Tarihi eser sayılabilen o philips televizyonun cızırtısı artık duyulmuyordu . Kapının önünde biriken gazeteler , uzayan otlar ve kimsesizlik... Küçük çocukların eğlenceleri tüm bunları bastırırdı. Birkaç kış ayından sonra aralından biri , pekte futbol oynamayı beceremeyen ama oyunun oynanması için ihtiyaç duyulan o çocuk topa kötü bir vuruş yaptı. İhtiyarın bakımsız evinin pencere camı doğrudan aşağı iniverdi. Eller başı kavrayıverdi , eyvah ! Kim alacak şimdi ? Ev kilitlenmişti , sahibi zaten yoktu. Çocuklar kısa bir durum değerlendirmesinin ardından eve girmeye karar verdi. Cam zaten düşmüş , çürümüş ahşap çerçeve &quot;benden bu kadar &quot; deyip bağlı bulunduğu yerden ayrılmıştı. Top çarpmasaydı bu camların kaç kışı da atlatabileceği muamma idi zaten. İnce ve çevik olan içeri rahatlıkla girdi , diğerleri de ihtiyaç olmamasına rağmen ardından daldı. Merak duygusu işte , insanlığı tetikleyen yegane ögelerden....&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;Top şiddetli girmiş olacak ki birkaç oda boyunca ilerlemişti . Ahşap zemin zamanla cilasını kaybetmiş , yer yer çatlamıştı. Mobilyaların üzerinde ince bir toz örtüsü vardı. Sararmış birkaç fotoğraf ve onu koruyan camın yansıttığı ışık salonun içerisinde kahverenginin hakim olmasına neden oluyordu. Kasvetli bir evdi , ilk girdiğinizde kendinizi renk körü sanabilirdiniz. Biri topu aldı ve &quot; hadi çıkalım&quot;dedi . Birkaçı hemen ardından evi terk etti. Küçük bir çocuk için korkutucu bir yerdi . Biri korkmadı ama , daha önce de onları ailelerine haber vermeden içeri iten şey bu sefer yukarı çıkması için zorluyordu. Dışarı doğru baktı , güneşin sarı ışıkları yerini turuncuya bırakmış , ufkun arkasında veda etmeye hazırlanıyordu. Merdivenleri süratle çıktı . Kolaçan eder çıkarım düşüncesi şu an için mottosuydu. Birkaç odaya daha göz gezdirdikten sonra kapısı kapalı bir yere denk geldi . Bir iki kez zorladıktan sonra açıldı. Tahta kurularına esir düşmüş kapı yine de direnmişti . İçeride ağır toz burnu çabucak dolduruyor ve nefes almayı güç kılıyordu. Üzeri örtülü dikdörtgen nesne &quot;beni açsana&quot;diye yalvarıyordu sanki. Örtüyü kaldırmanın vakti gelmişti , ufak çocuk için büyükçe bir sandık sayılırdı ama ne tesadüf ki herhangi bir kilidi yoktu. Sandığı açtı . İçindekiler karşısında neredeyse küçük dilini yutacaktı...&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Sandığı yavaşça açtı . Menteşelerin gıcırtısı en sağlamın bile dişlerini sızlatırdı. İçerisinde barete benzer bir şey hemen göze çarpmıştı. Hayır fileli baret olmaz bu bir miğferdi , her yeri eziklerle dolu , çiziklerle kaplı bir miğfer. Altında solmuş ama özenle katlanmış bir üniforma ve birkaç nişan. Madalyalar parlıyordu ve dikkat çekiyordu hala. Çocuğun ele onlara doğru uzandı , almak isterken altta kalan not defterini fark etti. Çok yıpranmıştı , kapağı o kadar çok aşınmıştı ki boyası kalmamıştı. Çocuk bir madalyayı ve defteri aldığı gibi evden çıktı. Hava kararmıştı , ailesine belli etmeden aldıklarını sakladı ve derin bir uykuya daldı. Yarın inceleme vakti idi......&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;İyi bir uyku ve kahvaltının ardından arkadaşları ile buluştu , aralarında yaşça en büyük olan defteri inceleyeme başladı. Çoğu sayfa kaybolmuşa benziyordu ama ana hatları belli idi . Sonunda inceleyen çocuk &quot;hey çocuklar ! Bu bir günlük olmalı&quot; dedi. Biri okumasını isteyince , ilk sayfa gün yüzü gördü ve hikaye başladı.........&lt;/p&gt;&lt;p&gt;13 Nisan 1941&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Havalar ısınmaya başladı . Bugün de öncekiler olduğu gibi babama yardımcı oldum . Kendime ait bir işim ne zaman olacak merak ediyorum . Yine de tüm bunlar beni ümitsizliğe sürüklemiyor . Sevgili Roza&#39;m . Yaşama sevincim , o olmasa ne yapardım bilmiyorum . Az kaldı seneye evleneceğiz dişimi sıkıyorum. Bugün buluştuk yine , ah o mavi gözler...Sonsuz okyanuslar gibi sürükleyici , dokunamadım ona , kıyamıyorum . Babası &quot; bu oğlan askere yazılmayacak mı ?&quot; diye sormuş. Avrupa&#39;da patlak veren fırtına geldi aklıma. Bizden çok uzakta ama , hem benim gibi bir çiftçi ne anlar askerlikten , kimseyi incitemem ki ben...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7 Aralık 1941&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Korktuğum başıma geldi . Saldırıya uğramışız. Onlardan çok uzaktık , nasıl olurdu bu ? Detayları henüz bilmiyorum. Kasabada sessizlik hakim. Askere yazılmaya karar verdim ve bunu ailemle paylaştım . Annem çok üzgün , büyükbabasını iç savaşta kaybetmiş. Benim de geri gelmememden korkuyor , babam ise oldukça soğukkanlı. Beni alnımdan öptü , ilk defa beni sevdiğini hissettim. Ağladığımı fark etmemeleri için dışarı çıktım. Soğuk hem de çok soğuk . Tenimi yalayan rüzgar sanki bana tokat atıyordu. Ölüm korkusu değil ama , ya Roza&#39;yı tekrar göremezsem , o zaman ne olacaktı ? Beni bekler miydi acaba ? Daha ona gideceğimi söylememiştim. Tüm bu sorular aklımdayken nasıl olacaktı , ya sevgi nefrete dönüşürse ? Daha fazla bekleyemem . Evlerine doğru yollandım ve kapıyı çaldım . Hafif tıknaz ama hoş bir kadın olan annesi Emily hanım kapıyı açtı . İlk sorduğu şey &quot;hasta mısın ?&quot; oldu. Kendi kendime konuşurken o kadar çok açık havada kalmışım ki neredeyse hasta olacaktım . Yüzüm kireç gibi olmuştu , soğuk ısırığına yakalanmadığım için şanslıyım. Annesine Roza&#39;yı çağırmasını istedim , son birkaç gündür onu görmüyordum , o kadar çok özlemiştim ki , bu zamana kadar sormamam aptallıktı. Aldığım cevap karşısında yıkıldım . Birkaç gün mesafedeki teyzesine gitmiştim . Yaşlı kadın rahatsızlandığı için yardım etmek istemiş. Benim iyilik meleğim...Annesine durumu anlattım , güzel dilekler diledi . Bazen hızlı bazen yavaş adımlar ile evime doğru yürüyordum . Sanırım bir kez daha ağladım . Hayatımın geri kalanını beraber geçirmek istedim insan burada değildi ve ben ona veda edemeden bilinmezliğe doğru gidiyordum . Eve yaklaşınca yüzümü temizledim . Soğuktan parmak uçlarımı hissedemez hale gelmiştim . Doğrudan ateşin başına oturdum , yanan alevleri izliyordum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;28 Ocak 1942&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pasifik&#39;te seyirdeyiz . Hızlandırılmış bir eğitimin ardından kendimi donanmada buldum .Bir çiftçi çocuğunun göremeyeceği pek çok imkanı tatmış oldum , hoş baba evindeki odam burada yaşam alanımdan daha iyi sayılır. Subay değilseniz bir donanma gemisinde görev yapmak oldukça zor , bedava çalışan beden işçisi gibi hissediyorum bazen , bedava mı ? İşin ucunda ülkem var... Dar ve havasız yatakhanelerden farklı olarak şimdilik taze gıdamız var , ayrıca deniz havası ve gökyüzünden mahrum değiliz , altta kalanlara üzülmek içten bile değil , ıvır zıvır işlere koşturuyorum . Rütbelilerin ego tatmini yetmezmiş gibi boş vakitlerimizde tatbikat yapıyoruz , sıkıcı ve zor bir iş . Henüz düşman gemisi görmedik , bu uçsuz bucaksız okyanusta kaybolmuş gibiyiz. Japonya&#39;ya gittiğimiz söyleniyor , Almanlar Avrupa&#39;yı kavururken onlarda denizleri ısıtıyormuş , bu kadar uzak iken gerçekten bizim ülkemize bir tehdit oluşturabilirler mi ki ?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nisan 1942&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mercan Denizi yakınlarındayız , okyanusta geçen onlarca günün ve sıkıcı tatbikatların ardından &quot;av sahası&quot;na ulaştık. Kim av , kim avcı belli değil. Ölüm korkusu gözlerimizden okunur halde silah başında bekliyoruz. Sevindirici tek şey ölürsem karnımın tok olacağı , son birkaç gündür oldukça iyi yemekler çıkıyor. Aşçımız siyahi ama oldukça yetenekli.. . Ara sıra evim aklıma geliyor , evimiz...Bunu tek ben düşünüyor olamam , tüm arkadaşlar öyle , boş vakitlerimiz de &quot; kimin ne iş yaptığını&quot; konuşup duruyoruz . Birkaç yüz metrekarelik demir yığını üzerinde güverte paspasından sonra en eğlenceli aktivite (!)... Japonları merak ediyorum doğrusu , birbirlerine benzedikleri ve acımasız oldukları söyleniyor. Adalar yığınında oturan bu insanların binlerce kilometre uzaklara , topraklara hatta ülkelere nüfuz etmesi , işgal etmesi , tüm bunları neden yapıyorlar ? Subaylardan aldığımız hızlandırılmış yakın tarih dersine göre ( beyin yıkama seansları ) dünya hakimiyetini elde etmek istiyorlarmış , Almanlar bunu istemiyor mu ? Çiftçi mantığıma göre eninde sonunda birbirleri ile karşılaşacaklardı ama biz erken müdahale ettik. Bizden kastım idarecilerimiz tabii ki ......Burada oldukça kalabalık bir yığın oluşturduk , onlarca ikmal gemisi bayat patatesten bizi kurtardı.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs 1943&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Afrika&#39;dayım , konum belirtemiyorum . Koca kıta kumdan ibaret gibi. Ufukta nereye bakarsanız bakın kumdan ve sıcak havadan başka bir şey görülmüyor. İlk geldiğimizde yerli halkın neredeyse tüm vücutlarını kapatacak biçimde dolaşmasını garip ve gülünç bulmuştum. Şimdi ise deve ile kum denizlerini arşınlayan bedevilerden farkım yok , öğle sıcağında güneş altında durmak canlı canlı pişmeye benziyor... Bugün oldukça mutluyuz , yıllardır süren , kumun tankları , makineleri ve silahları yuttuğu , sayısız yenilginin tattırdığı Afrika savaşını kazanmış durumdayız. Evden de uzun süredir haber alamıyorum , ne önemi kaldı ki . Öldüğümü düşünüyor olmalılar. Haklılar da çünkü bende öyle düşünüyorum , yürüyen ve öldüren bir ölü. Dünyayı gezip görmek isterdim ama savaşarak değil.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Temmuz 1943&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sicilya&#39;ya çıkarmada bulunduk , diktatör Musollini yönetiminde ki İtalyan topraklarında ilerliyoruz , yerli halkın ilgisi, sevgisi ve yardımı oldukça büyük. Denizin karşı tarafına göre daha serin olsa da burası da sıcak sayılır. Ayakları ile üzümleri ezen güzel İtalyan kızlarını selamlılyoruz , kimimiz onlarla sevgili oluyor , kimimiz birlikte. Yazılı olmayan savaş ganimeti diyorlar buna.... Peki ya bu kızların sevdikleri ? Eğer biz işgale uğrasaydık ya Roza ...? Zihnimde insanlığın son kırıntıları başbaşayım , bir kamyon kasasında sallanarak ilerliyorum, geride zeytinleri ,üzümleri , kızları , cesetleri , denizi , ülkemi , sevgili Roza&#39;mı bırakarak ilerliyorum.....&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1 Hafta Sonra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sıcak bir çatışmanın gecesindeyim , gevrek ekmek gibi dağılan İtalyan askerlerinden sonra sabaha doğru Eski Dünya&#39;da ilk kez Almanlar ile karşılaştık. Bu son sürat duvara çarpmak gibiydi. Çok kuvvetli bir savunma hattı oluşturmuşlar , aşamadık ve sonunda tıkandık. Sayfaya &quot;gecesindeyim&quot; diye başladım ancak gökyüzünü karşılıklı atılan top mermileri , patlamalar aydınlatıyor. Siperde birkaç arkadaş ile oturuyoruz , sürekli bir şeyler yazdığım için beni ilginç buluyorlar. Okuma yazma öğrettiği için babama teşekkür ediyorum. Gece bir saldırı olacağını düşünmüyoruz , şimdilik uyuyacağım , temennim patlayarak uyanmamak....&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;...DEVAM EDECEK....&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araya zaman girdi , aylar girdi , yıllar girdi... Ayrılık girdi , ölüm girdi.. Yazamadım , beni mazur görün. En yakın vakitte devam edeceğim. Saygılarımla...&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='https://hikayelerimmmm.blogspot.com/feeds/7734993985127629027/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://hikayelerimmmm.blogspot.com/2020/12/firtina-sabah-saat-1000u-biraz-geciyor.html#comment-form' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/3571623558146174412/posts/default/7734993985127629027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='https://www.blogger.com/feeds/3571623558146174412/posts/default/7734993985127629027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='https://hikayelerimmmm.blogspot.com/2020/12/firtina-sabah-saat-1000u-biraz-geciyor.html' title=''/><author><name>Osman Çimen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05079132521572485194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>10</thr:total></entry></feed>