<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" gd:etag="W/&quot;D04BRXY8fip7ImA9WhRbGEw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7520306803157431252</id><updated>2012-02-09T20:32:34.876+01:00</updated><title>Samatyalı Mustafa</title><subtitle type="html" /><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://mustafasamat.blogspot.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://mustafasamat.blogspot.com/" /><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="28" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg" /></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>10</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/atom+xml" href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/QnlAx" /><feedburner:info uri="blogspot/qnlax" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:emailServiceId>blogspot/QnlAx</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><entry gd:etag="W/&quot;CEEAQH44fSp7ImA9WhRbFEk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7520306803157431252.post-6656845627953854569</id><published>2012-02-05T12:20:00.002+01:00</published><updated>2012-02-05T12:50:41.035+01:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2012-02-05T12:50:41.035+01:00</app:edited><title>Laiklikmi.. Şeriatmı..</title><content type="html">&lt;br /&gt;
&lt;h1 style="color: #660000;"&gt;


&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;Bakan Çelik: Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi&amp;nbsp; Ayet mi?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/h1&gt;
&lt;div class="haberTarih" style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
         &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="haberPaylas"&gt;
&lt;i&gt;
             &lt;b&gt;
             &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;
         &lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;h2 style="color: #660000;"&gt;


&lt;i&gt;&lt;b&gt;Çelik 'Atatürk'ü kanunla sevdiremezsiniz. Atatürk'ü koruma 
kanunu ne büyük hüsran ve garip bir durum. Peygamberi bile koruma kanunu
 yok' dedi.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/h2&gt;
&lt;img alt="" src="http://www.kthaber.com/newsFiles/newsImages/akparti/omer.jpg" style="height: 427px; width: 640px;" /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;Radikal gazetesi Ankara Haber Müdürü Ömer Şahin ’in Kanal a daki Görüş 
Farkı’na katılan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, önemli 
açıklamalar yaptı. Andımız ve Gençliğe hitabe’nin kaldırılmasını 
tartışmaya açan Çelik, “Bunlar ayet mi?” diye sordu. Çelik, Atatürk’ü 
koruma kanunu için de, “Kimseyi kanunla sevdiremezsiniz. Atatürk gibi 
Cumhuriyeti kuran birisinin kanunla korunuyor olması ne büyük hüsran ve 
garip bir durum” diye konuştu.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;ATATÜRK, KANUNLA SEVDİRİLEMEZ&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atatürk’ü koruma kanunu hakkındaki sorulara cevap veren Hüseyin Çelik,“ 
Kanunla kimseyi kimseye sevdiremezsiniz. Neyi ideolojik hale 
getirirseniz onu dogmatik hale getirirsiniz. Siz eğer Atatürk’ü bir 
ideolojinin sığ çerçevesi içine hapsederseniz, Atatürk’ü kimsenin 
tartışmasına müsaade etmezseniz bu Atatürk’e yapılabilecek en büyük 
kötülüktür.” Dedi. Atatürk’ün kanunla korunmasının garip bir durum 
olduğunu da savunan Çelik,sözlerini şöyle sürdürdü:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;KANUNLA KORUMAK NE BÜYÜK HÜSRAN&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Kendi ülkesinin Milli Kurtuluş Hareketini idare etmiş olan, bir 
imparatorluğun külleri arasından bir Cumhuriyet kuran, o ülkenin 
kurucusu olan bir insanın kanunla korumak zorunda bırakılması ne büyük 
bir hüsrandır öyle değil mi? Ne kadar garip bir durum. DP, CHP’nin 
ithamlarından dolayı bir kompleksin neticesinde bu kanunu çıkartmıştır. 
Bir insan kendi milli liderini kanunla korur mu? Böyle bir şeye gerek 
var mı? Siz onu insanların gönlüne yerleştirmediğiniz sürece, silah 
zoruyla, devlet zoruyla kimseyi kimseye kabul ettiremezsiniz. Kenan 
Evren Paşa şunu demedi mi: “Biz Atatürk’ü herkesin kafasına sokacağız.” 
Tüm okullara Atatürk İlke ve İnkılap Tarihi dersi konuldu. Tıp 
Fakültesine de bu konuldu, ilkokuldan başlıyorsunuz üniversiteyi 
bitirinceye kadar. Bu sefer ne oluyor? Adeta bir zorlamayla, dikte 
ettirmeyle verildiği için sevilmiyor.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;GENÇLİĞE HİTABE AYET Mİ?&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çelik, “ Gençliğe Hitabenin kaldırılması teklifi bir gün gelse siz buna 
nasıl bakarsınız?” sorusuna şu cevabı verdi: “Bunu da kamuoyunun oturup 
tartışması lazım. Şimdi, Reşit Galip andımızı getirmiş değil mi? Ayet mi
 bunlar? Reşit Galip böyle bir şey yapmamış olsaydı olmayacaktı. 12 
Eylülcüler hatırlar mısınız Andımız’a ilavelerde bulundular. Sonra 
tekrar değiştirdiler. Böyle bir şey olmaz. Türkiye’de yaşayan yabancılar
 vardır. Mesela Bodrum’da yaşayan İngilizler var. Alanya’da oturan 
Almanlar var. Yabancılar bana mektuplar yazdılar, bakanlığımın ilk 
aylarında. “Biz Türk değiliz, biz Türkiye’de yaşıyoruz ve çocuklarımız 
Türk okullarına gidiyor. Her sabah çocuklarınızı sıraya geçiriyorsunuz 
ve onlara and içiriyorsunuz.” dediler. İnsani mi bu peki, doğru bir şey 
mi? “&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;PEYGAMBERİ KORUMA KANUNU YOK&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çelik, Atatürk’ü Koruma Kanunu’na bakışını anlatırken Peygamberi korumaya dönük böyle bir yasa olmadığını da hatırlattı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Hz. Peygamberi ele alalım. Atatürk’ü bir kenara bırakalım. Hz. 
Peygamberle alakalı bir ton hakaretamiz şey yazılıp çizilmemiş mi bugüne
 kadar. Hz. Peygamberi korumakla ilgili herhangi bir şey var mı? Netice 
şu: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesine bakarsanız, bir 
görüş sarsıcı, altüst edici, rahatsız edici olabilir. Şiddete 
yönelmediği sürece siz ona saygı duymak orundasınız. Birisi çıkıp der ki
 Atatürk dünyanın en demokrat insanıdır. Birisi de der ki Atatürk 
diktatördü.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sn. Çelik resmen Şeriat düzenini tam olarak getirdiğinizde,peygamberi Koruma kanununu&amp;nbsp; birinci madde olarak koyabilirsiniz sizi engelleyen yokki..&lt;br /&gt;
Şu anda bu mümkün olmayabilir çünki Türkiye Cumhuriyeti laiktir..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7520306803157431252-6656845627953854569?l=mustafasamat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/yd3ugcrc2X-Bh0Ku_lFq9jj1EmM/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/yd3ugcrc2X-Bh0Ku_lFq9jj1EmM/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/yd3ugcrc2X-Bh0Ku_lFq9jj1EmM/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/yd3ugcrc2X-Bh0Ku_lFq9jj1EmM/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/QnlAx/~4/rMOwSSQDLCM" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://mustafasamat.blogspot.com/feeds/6656845627953854569/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7520306803157431252&amp;postID=6656845627953854569&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/6656845627953854569?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/6656845627953854569?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/QnlAx/~3/rMOwSSQDLCM/bakan-celik-ataturkun-genclige-hitabesi.html" title="Laiklikmi.. Şeriatmı.." /><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="28" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://mustafasamat.blogspot.com/2012/02/bakan-celik-ataturkun-genclige-hitabesi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUICQHc8fSp7ImA9WhRUEkk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7520306803157431252.post-5837066249293877295</id><published>2012-01-21T12:09:00.004+01:00</published><updated>2012-01-22T15:46:01.975+01:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2012-01-22T15:46:01.975+01:00</app:edited><title>Milli Bayramlara Yasak, Ama  Arapça Serbest..</title><content type="html">&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="350" src="http://www.youtube.com/embed/HlVOVmMIBN8" width="450"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="haber_detay_ozet" style="color: #990000;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="share" style="color: #990000;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: black;"&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Uluslararası Arapça Yarışmaları 17 Mayıs 2012 tarihinde İstanbul'da 
yapılacak. Yarışmalarda dereceye giren öğrenciler 20 Mayıs 2012 
tarihinde Sinan Erdem Spor Salonunda düzenlenecek olan 3. Uluslararası 
Arapça Yarışmaları Ödül Töreninde ödüllerini alıp kısa sahne 
performanslarını sergileyecekler.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;Milli Bayramlarımızı tek tek ortadan kaldırıp,bizimle uzaktan yakından hiçbir ilişkisi olmayan ne idiği belirsiz bir Lisan yarşmasının Ülkemizde yapılması ancak Arap kökenli bir Bakanın yapabileceği Laiklik ve Atatürk Düşman&lt;/b&gt;&lt;b&gt;ığından başka bir şey değildir..&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;Ayrıca Laik Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1400 Yıllık değil, Cumhuriyetin kuruluşu ile başlar ve&amp;nbsp; 90 Yıldır..&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;MEB 2.5 ay olan 19 Mayıs hazırlıklarını uzun olduğu gerekçesiyle iptal etti ama…&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve 
Spor Bayramı törenlerinin stadyum kutlamalarını hazırlıkların uzun 
sürdüğü gerekçesiyle iptal ederken, bu yıl 3. düzenlenecek Uluslararası 
Arapça Yarışmaları 542 imam hatip lisesinden toplam 2 bin 710 öğrencinin
 katılımıyla yaklaşık 4 ay boyunca sürecek.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;MEB’in dolaylı olarak organize ettiği Uluslararası Arapça Yarışmaları
 bu yıl üçüncü kez düzenlenecek. MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün 
katkılarıyla organize edilen yarışmalarla Türkiye’de ortaöğretim 
okullarında başlayan Arapça öğretimini geliştirmek ve modern metotlarla 
Arapçayı öğrencilere sevdirerek öğretmek amaçlanıyor.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;MEB’in 19 Mayıs törenlerindeki stadyum kutlamalarına getirdiği 
yasağın nedenlerinden biri olarak gösterdiği “çalışma sürelerinin 
uzunluğu” gerekçesi, yaklaşık 4 ay sürecek olan Uluslararası Arapça 
Yarışmaları’nı kapsamadı. Uluslararası Arapça Yarışmaları 3 etapta 5 
farklı kategoride yapılacak. Bu kapsamda il ve bölge yarışmalarındaki 
jüri üyelerinin il milli eğitim müdürleri tarafından belirlenecek.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;Öğrenciler yarışma kapsamında bilgi yarışması, şiir okuma yarışması, 
hitabet yarışması, tiyatro yarışması ve musiki yarışması yapılacak. 
Öğrenciler yarışmalara aylar öncesinden hazırlanmaya başlarken, 
yarışmaların ilk etabı olan il içi yarışmalar Türkiye genelinde 3-5 Mart
 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. İl içi yarışmalarda 
dereceye giren öğrenciler yarışmanın ikinci etabı olan bölge 
yarışmalarına katılacak. Bölge yarışmaları da 14 Nisan 2012 tarihine 
kadar sürecek.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;DİKKAT ÇEKEN ÖDÜL TARİHİ&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;Yarışmanın son etabı olan Türkiye finali gerçekleştirilecek. Bölge 
finalleri Kızılcahamam’da 9-10 Mayıs 2012 tarihlerinde yapılacak. 
Türkiye finalinin ardından yarışmada 5 farklı kategoride birinci olan 
öğrencilerin gösterileriyle ödül töreni ise 19 Mayıs’ın hemen ertesi 
gün, 20 Mayıs 2012 tarihinde İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde 
düzenlenecek.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7520306803157431252-5837066249293877295?l=mustafasamat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rgXh14HXpokyYpSZCVaG1DD23q8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rgXh14HXpokyYpSZCVaG1DD23q8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rgXh14HXpokyYpSZCVaG1DD23q8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rgXh14HXpokyYpSZCVaG1DD23q8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/QnlAx/~4/p4U41iutofQ" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://mustafasamat.blogspot.com/feeds/5837066249293877295/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7520306803157431252&amp;postID=5837066249293877295&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/5837066249293877295?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/5837066249293877295?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/QnlAx/~3/p4U41iutofQ/milli-bayramlara-yasak-ama-arapca.html" title="Milli Bayramlara Yasak, Ama  Arapça Serbest.." /><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="28" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://img.youtube.com/vi/HlVOVmMIBN8/default.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://mustafasamat.blogspot.com/2012/01/milli-bayramlara-yasak-ama-arapca.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A08BQX84fSp7ImA9WhRUEU4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7520306803157431252.post-3137470069921688041</id><published>2012-01-19T14:52:00.008+01:00</published><updated>2012-01-21T10:57:30.135+01:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2012-01-21T10:57:30.135+01:00</app:edited><title>Bakış Açısı..</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;Dördüncü Ordu,&amp;nbsp; Apo&amp;nbsp; ve&amp;nbsp; Hayal'ler..&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="color: #660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Hangisi&amp;nbsp; Gerçek ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;YILBAŞI gecesi Temel Dede’ye TV’de dansöz izlettirmişler.&lt;br /&gt;Temel Dede sormuş:&lt;br /&gt;- Ula bu nedir?&lt;br /&gt;- Karıdır.&lt;br /&gt;- Ula bu kari midur?&lt;br /&gt;- He ya.&lt;br /&gt;- Ula bu kariysa pizim evdeku nedur?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dink Cinayeti..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-RgkqAhu7-FI/TxgaJBD3I4I/AAAAAAAABPE/tkkQQ3TH0ac/s1600/imagesilk.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="165" src="http://3.bp.blogspot.com/-RgkqAhu7-FI/TxgaJBD3I4I/AAAAAAAABPE/tkkQQ3TH0ac/s320/imagesilk.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b style="color: #660000;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Hrant Dink Cinayeti’ne ilişkin kararını açıkladı. &lt;span style="color: #990000; font-size: large;"&gt;Mahkeme, Dink’in öldürülmesinde örgüt bağlantısı olmadığına hükmetti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Mahkeme, bir diğer azmettirici suçlamasıyla yargılanan polis muhbiri Erhan Tuncel’i, Dink Davası’nda beraat ettirdi. Mahkeme, Tuncel’e McDonalds’a bombalı saldırı nedeniyle 10 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Tuncel, patlamayı tasarlamak, ruhsatsız patlayıcı bulundurmak ve 6 kişinin yaralanmasına sebebiyet vermekten hüküm giydi.&lt;br /&gt;Mahkeme, Erhan Tuncel’i, “verilen cezaların toplam miktarı ve tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alarak” tahliye etti.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b style="color: #660000;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b style="color: #660000;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 19 Ocak 2007 günü öldürüldü. Hukuki süreç 5 yıl sürdü ve önceki gün İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı. 19 sanığın tamamı ‘terör örgütü’ suçlamasından beraat etti. Yasin Hayal azmettirmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı. ‘Büyük Abi’ Erhan Tuncel ise Dink cinayetinden suçlu bulunmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dink davasında ‘terör örgütü yok’ kararı veren hakim,&lt;br /&gt;Davada örgüt suçlamasından beraat kararı verdik. Bu karar ‘örgüt yoktur’ anlamına gelmez. Bu örgüt faaliyetleri çerçevesinde yeterli delil olmadığı anlamına gelir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Orgenerel İlker Başbuğ..&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-tR5zjNnjn-Q/TxghSxc_2oI/AAAAAAAABPM/jSf2_Ey6oKg/s1600/images+brkj.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-tR5zjNnjn-Q/TxghSxc_2oI/AAAAAAAABPM/jSf2_Ey6oKg/s1600/images+brkj.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Hükümet aleyhine yönelik kara propaganda yapılması amacıyla kurulduğu iddia edilen internet siteleriyle ilgili yürütülen davada Emekli Orgeneral&amp;nbsp; İlker Başbuğ&amp;nbsp; "&lt;span style="color: #990000; font-size: large;"&gt;Silahlı terör örgütü yöneticisi olmak,&amp;nbsp; cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek&lt;/span&gt;" suçlarından tutuklandı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel yetkili mahkemeler tarafından tutuklanan askerler yetki bakımından bir ordu oluşturacak kadar kuvvetli!&lt;br /&gt;Yani Tutuklanacakların sayısı evvelden bilindiği için tutuksuz yargılama söz konusu olamazdı..&lt;br /&gt;Tutuksuz yargılama Hükümet için büyük bir tehdit olabilirdi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekon, Balyoz ve Andıç davaları nedeniyle bugüne kadar 58'i muvazzaf, 81'i emekli olmak üzere toplam 139 general ve amiral tutuklanarak cezaevine konuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUTUKLAMALAR PEŞPEŞE GELDİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet'in haberine göre; Andıç davası kapsamında tutuklanan, eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, cezaevinde bulunan en yüksek rütbeli subay unvanına sahip. Başbuğ'un tutukluğa itiraz talebi reddedilirse, Ergenekon Davası'ndan ikinci kez tutuklanan okuldan devre arkadaşı emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile birlikte aynı koğuşu paylaşması bekleniyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde arka arkaya yaşanan tutuklama olaylarında yalnızca Tümgeneral Mustafa Bakıcı firar etti. İki muvazzaf orgeneralin yargılandığı davalarda, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına da tutuklandı. Eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur ise sağlık gerekçeleriyle tutuksuz yargılanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Örnek ve eski Hava Kuvvetleri Komutanı Fırtına, Balyoz davasının tutuksuz yargılanan sanıklarındandı. Ancak daha sonra 163 sanık hakkında çıkarılan tutuklama ve yakalama kararı bu iki komutan için de geçerli oldu. Örnek ve Fırtına tutuklandı, böylece ilk kez kuvvet komutanları tutuklu sanıklar arasında yerini aldı. Örnek ve Fırtına'nın Yüce Divan'da yargılanma talebi mahkeme heyeti tarafından reddedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 MUVAZZAF ORGENERAL VAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balyoz soruşturmasının sonraki aşamalarında da tutuklamalar devam etti. Yüksek Askeri Şûra üyesi Orgeneral Bilgin Balanlı ile GATA'da tedavi gören EDOK Komutanı Orgeneral Nusret Taşdeler haklarında açılan davalarda yargılanan en üst rütbeli muvazzaf subaylar. Halen Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan 17 general, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndan 25 amiral, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndan 13 general ve Jandarma Genel Komutanlığı'ndan 3 general tutuklu bulunuyor. Ergenekon Davası'nda ise aralarında eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur ile Hurşit Tolon yargılanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdullah Öcalan..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kabaca ifade edilecek olursa, “silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçuyla itham edilen ve 1984 Eruh baskınından itibaren PKK teröründen dolayı 30 bin kişinin ölümünden sorumlu tutularak, Türk Ceza Kanunun 125. Maddesine göre “Vatana İhanet” suçlaması ile yargılanarak, önce “idam” cezasına çarptırılan (29.06.1999), sonra da cezası “ağırlaştırılmış müebbed hapis”e çevrilen ve İmralı adasındaki “özel” cezaevine konulmuştur..&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7520306803157431252-3137470069921688041?l=mustafasamat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/XnVkI22r1MHL_3PsBf_AyNPkXZQ/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/XnVkI22r1MHL_3PsBf_AyNPkXZQ/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/XnVkI22r1MHL_3PsBf_AyNPkXZQ/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/XnVkI22r1MHL_3PsBf_AyNPkXZQ/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/QnlAx/~4/IDcKdvBwiNw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://mustafasamat.blogspot.com/feeds/3137470069921688041/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7520306803157431252&amp;postID=3137470069921688041&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/3137470069921688041?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/3137470069921688041?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/QnlAx/~3/IDcKdvBwiNw/baks-acs.html" title="Bakış Açısı.." /><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="28" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-RgkqAhu7-FI/TxgaJBD3I4I/AAAAAAAABPE/tkkQQ3TH0ac/s72-c/imagesilk.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://mustafasamat.blogspot.com/2012/01/baks-acs.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUQFSHo8fip7ImA9WhRVFk8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7520306803157431252.post-8350468564640197059</id><published>2012-01-15T11:04:00.002+01:00</published><updated>2012-01-15T11:28:39.476+01:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2012-01-15T11:28:39.476+01:00</app:edited><title>Türkiye Cezaevi..</title><content type="html">&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-mzA_mL2lMU8/TxKjxbV9rzI/AAAAAAAABOw/OvvlDHpCBVE/s1600/14karikselvis+Sefer+Selvi.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="228" src="http://4.bp.blogspot.com/-mzA_mL2lMU8/TxKjxbV9rzI/AAAAAAAABOw/OvvlDHpCBVE/s400/14karikselvis+Sefer+Selvi.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Evrensel gazetesi karikatüristi Sefer Selvi'nin,
Gazetecilerin, siyasetçilerin, öğrencilerin, askerlerin yapılan operasyonlar sonrasında yıllarca cezaevinde tutulmasına gönderme yapan karikatürü ..&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;O Cezaevinin baş gardiyanını da açıklamaktan geri kalmadı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;
İşte Sefer Selvi'nin karikatürü..&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7520306803157431252-8350468564640197059?l=mustafasamat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/jS8_bN50Rl0lEKvB51rnplCCSBo/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/jS8_bN50Rl0lEKvB51rnplCCSBo/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/jS8_bN50Rl0lEKvB51rnplCCSBo/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/jS8_bN50Rl0lEKvB51rnplCCSBo/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/QnlAx/~4/CLkQJ5p-KS4" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://mustafasamat.blogspot.com/feeds/8350468564640197059/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7520306803157431252&amp;postID=8350468564640197059&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/8350468564640197059?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/8350468564640197059?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/QnlAx/~3/CLkQJ5p-KS4/turkiye-cezaevi.html" title="Türkiye Cezaevi.." /><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="28" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-mzA_mL2lMU8/TxKjxbV9rzI/AAAAAAAABOw/OvvlDHpCBVE/s72-c/14karikselvis+Sefer+Selvi.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://mustafasamat.blogspot.com/2012/01/turkiye-cezaevi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUUGRno7fip7ImA9WhRVEUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7520306803157431252.post-5427067296400928800</id><published>2012-01-10T01:45:00.001+01:00</published><updated>2012-01-10T10:20:27.406+01:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2012-01-10T10:20:27.406+01:00</app:edited><title>Konuşma.!   Konuşursan  Sıra Sana  Gelecek..</title><content type="html">&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;Konuşan Türkiye Nasıl Susturuldu?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;Korkutulan Türkiye'ye adım adım getirildik ve artık...&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;/u&gt; &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Konuşmaya korkuyoruz..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-yqrQmvNTt48/TwuJtvkiaAI/AAAAAAAABM4/vYz5I-TphDQ/s1600/r_zgwpkvzhphyiyc94crx6+4+mymn+2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="199" src="http://3.bp.blogspot.com/-yqrQmvNTt48/TwuJtvkiaAI/AAAAAAAABM4/vYz5I-TphDQ/s320/r_zgwpkvzhphyiyc94crx6+4+mymn+2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
Ceviz Kabuğu programında bu hafta ’konuşan Türkiye’den, nasıl ’korkan ve
 korkutulan Türkiye’ye doğru getirildiğimiz konuşuldu. Programda 
’korku’nun yurttaşlık bilincini nasıl yok ettiği masaya yatırıldı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Usta
 Gazeteci Hulki Cevizoğlu’nun hazırlayıp sunduğu ART ekranlarında canlı 
yayınlanan Ceviz Kabuğu’nda bu hafta ’konuşan Türkiye’den, adım adım 
“korkutulan Türkiye’ye nasıl geldiğimiz ve artık konuşmaya korkan 
toplumumuzu bekleyen tehlikeler masaya yatırıldı. Abant İzzet Baysal 
Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Güler, 
iktidarın ülkede yarattığı korku, köleleştirme ve sarsılan güven duygusu
 hakkında önemli açıklamalar yaptı. &lt;br /&gt;
Korku toplumu yaratma sürecinde yaşanan Ümraniye Soruşturması kapsamında
 basında adı sürekli geçen Tuncay Güney’in Deniz Baykal hakkında MİT 
ajanı olduğu iddiası Ceviz Kabuğu’nda değerlendirildi. Güney 
iddialarını, eski MİT’çi Mahir Kaynak’ın deşifre olduğu için politikacı 
olamadığı sözlerine dayandırmıştı. Hulki Cevizoğlu, bu sözlerin yeni 
olmadığını, 10 yıl önce Mart 1999’da, Show Tv’deki Ceviz Kabuğu 
programına katılan Kaynak’ın söylediğini ifade etti. Cevizoğlu, ” 10 yıl
 önce Mahir Kaynak, programımızda ’Deşifre olmasaydım sol bir partinin 
başında ben olacaktım’demişti “ dedi. Kaynak’ın bu sözlerinin yer aldığı
 program görüntülerini yeniden yayınlayan Hulki Cevizoğlu, ” Bundan 10 
yıl önceki sözleri Tuncay Güney de dinledi de, dinlediklerini mi 
söylüyor? Kaynak’ın yaptığı açıklamadan yola çıkarak, ’Mahir Kaynak 
genel başkan olmadıysa, onun yerine Deniz Baykal olmuştur denebilir mi? 
Denemez.. Ayrıca öyle bile olsa bu başbakan olmasına engel mi? ABD ve 
Rusya devlet başkanları kendi istihbarat örgütlerinin başkanları değil 
miydi?.. Başbakanlığı yapan insanın hangi meslekten olduğuna mı 
bakacağız, yoksa ülke için ne yaptığına mı? “ diye konuştu.&lt;br /&gt;
Cevizoğlu, bugün Türkiye üzerinde oynanan oyunların o zamankinden çok 
farklı olmadığını belirterek, Mahir Kaynak’ın yaptığı açıklamanın ve 
başka pek çok önemli bilginin ’Kod Adı: 68’adlı kitabında yer aldığını 
hatırlattı. Cevizoğlu, ” Bu kitap bugün yaşananlara, o dönem insanların 
nasıl harcandığına, kimlerin nasıl kullanıldığına, kimlerin nasıl 
dinlemeler yaptığına ışık tutuyor “ dedi.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;  &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Güney, dinlediklerini mi söylüyor?&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Hulki Cevizoğlu, sahte haham Tuncay Güney’in, Deniz Baykal’ın MİT ajanı 
olduğu iddialarına programda açıklık getirdi. Usta gazeteci, bu sözlerin
 yeni olmadığını, 10 yıl önce Mahir Kaynak’ın söylediğini belirtti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;Atatürkçüyüz diyemiyoruz&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Ceviz Kabuğu programına telefonla katılan çok sayıda vatandaş ’korku 
kültürü’ yaratılmasıyla ilgili fikrini söyledi. Tepki gösteren 
vatandaşların birleştiği nokta “korkmamalıyız” oldu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Ceviz
 Kabuğu bu hafta yine pek çok izleyici tarafından ileti yağmuruna 
tutuldu. Telefonla canlı yayına bağlanıp düşüncelerini paylaşanların 
birleştiği ortak nokta ise yaratılmaya çalışılan korku kültürüne “dur” 
denebileceği şeklinde oldu. Bugün insanların “Atatürkçüyüm” demekten 
korktuğunu söyleyen Ceviz Kabuğu izleyicisi Tarih Öğretmeni Ayla 
Türkmen, “korku öğretilmeye çalışılıyor ama bizim tarihimizde korku yok.
 Biz Çanakkale savaşı gibi bir savaş vermişiz, nasıl korkarız?” dedi. 
Demokrasilerde korkunun olmaması gerektiğini dile getiren Türkmen 
şunları söyledi: “Bu millet Arap kültürüyle tanıştığı zaman öğrenilmiş, 
yanlış kazanımlar ortaya çıktı. Bizim tarihimizde korku yok. Bir 
Çanakkale savaşı vermişiz. Bugün hala bir terör örgütüyle savaşıyoruz. 
Nasıl ’korku var’denir. Bugün bir korku öğretilmeye çalışılıyor. 
Atatürkçüyüm demekten korkar olduk bugün. İnsanlar nedensiz 
tutuklanıyor. Korku bir şekilde öğretilmeye çalışılıyor. Demokrasinin 
olduğu ülkelerde bu olmamalı. İnsanlar fikirlerini rahat 
söyleyebilmeli.” İşte Ceviz Kabuğu izleyicilerinin diğer 
değerlendirmeleri:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Yemin ederim korkmayacağım!&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;
İzmir Sanatçılar Odası Onursal Başkanı Şinasi Kula:&lt;/b&gt; Bizim 
genlerimizde korku var. Korkmak insanca ama korkaklık insan özrüdür. 
PKK’nın borazanlığını yapanlar her yerde haykırıyorlar ama cumhuriyeti 
savunanların başı eğik. ’Yarın bana ne olacak?’diye korkuyor. Hayır 
korkmamalıyız!.. Suçlu değilim neden korkayım ki? Olmayan bir şey 
yüzünden korkutuluyor? TRT’de bunda artık bir taraf. Vay benim TRT’me 
vay!.. Ülkesini seven bir insan olarak yemin ederim korkmayacağım.&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Çocuğuma nasıl  anlatacağım&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Sevil Köse-Öğrenci:&lt;/b&gt;
 45 yaşındayım. Açık öğretim işletme okuyorum. 3 çocuk annesiyim. 
Öğrenciyim ya kitapların içinden kişisel gelişim kitabını okudum. Bu 
kitapta anlatılan, alıntı yapılan bir tane Türk sosyolog yok. Ben bu 
yaşta elime kitap alıp okuyorken Türkiye’de neden bir tane sosyolog yok?
 Biz zaten çoban arıyoruz hep. Korku kültürüyle bu ortamda ben çocuğuma 
hukukun üstünlüğünü nasıl anlatacağım?&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Üstünde yaşıyoruz&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Eşref Özdemir-Öğretmen:&lt;/b&gt; Biz korku kültürünün üstünde yaşıyoruz.Kültür olamaz&lt;br /&gt;
Birsen Şevik-Hemşire: Korku hiçbir zaman kültür olamaz. Korku bir 
davranış biçimidir ve öğrenilir. Bunu kültür olarak yansıttığınızda bu 
korkulacak bir şeydir. Bunun çözümü ekonomik ve eğitimseldir.&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Bilgin varsa korkma&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Hüseyin Gözükara-Türkçe Öğretmeni:&lt;/b&gt;
 Bilgili olduktan sonra hiçbir şeyden korkmaya gerek yoktur. Ne kadar 
korku varsa o kadar çözüm vardır. Bilgisiz insan korkar, korkan insan da
 suç işler.&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Baskı var &lt;/u&gt;&lt;br /&gt;
Kasım Karahan-Demokrat Parti Simav İlçe Başkanı:&lt;/b&gt; İnsanlar üzerinde muhakkak ki bir baskı var. Ama buna rağmen bu korkuyu yenmek için mücadele edenler var.&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Önce partiler demokratikleşmeli&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;
Okan Öztürk-Doktor:&lt;/b&gt; Siyasi partilere demokratikleşmeden Türkiye’de 
demokrasinin gelişeceğine inanmıyorum. Demokrasinin gelişmesinde bir 
engel olarak aynı zamanda cemaatleşme ve tarikatlaşmayı görüyorum. &lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Altyapı süreci var&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Yaşar Demir-Okul Müdürü:&lt;/b&gt;
 Korku kültürünün bir altyapı süreci var. Tarikat ve cemaatler öyle 
noktaya ulaştılar ki siyasetle öyle iç içe girdiler ki insanlar tarikat 
dışında kalınca toplum dışında kalma, istikbal, korkusu yaşamaya 
başladılar.     &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Toplum böyle köleleştiriliyor&lt;br /&gt; &lt;/u&gt;&lt;/b&gt;Korku
 ile yaşamaya alışmış insanların normal ortamda uyumsuzluk 
yaşayabileceğini vurgulayan Prof. Güler ”Demokrasiyi isteyen yok aslında
 ülkede“ diyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Abant İzzet Baysal 
Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Güler, Türkiye’de yurttaşlık 
bilincin ’dumur’a uğradığını söyledi. ” Korku kültürü toplumun yaşama 
alışkanlıklarının korkuya dayanmasıdır. Bu, toplumun 24 saatini alan 
yaşamın her alanına etki eden patalojik (hastalıklı) bir durumdur “ 
diyen Prof. Dr. Güler şunları söyledi: ” Bu alışkanlığın sonucunda 
yabancılaşma, yönsüzleşme, köleleşme özgürlüğü(!) kendiliğinden ortaya 
çıkıyor. Bizde yeni yeni konuşulan bir konu... Bizim toplumumuzda çocuk,
 belki hayatının bir iki yılında özgürdür. Ondan sonra her şeyden 
korkar... Yurttaşlık bilincinin dumura uğramış halidir bu. Türkiye’de 
yurttaş mıdır halk? O da tartışılır... Korku kültüründe yurttaş olmak da
 sosyopatik bir durumdur. Yani, toplumsal hastalıktır. Türk toplumu her 
gün kendine ve değerlerine yabancılaşıyor. Bunun önüne geçebilmek için 
’aydın sorunsalı’çözülmeli. Türkiye’de ’aydın sorunsalı’var. Aydın 
topluma yabancılaşmış... Korkuyu yenmenin yolu sevgidir. Allah 
korkusunun yerini Allah sevgisi alırsa kamplaşma da yenilir fanatikleşme
 de... Uzlaşı kültürüne dayanıyor hepsi. Toplumsal barış tez elden 
kurulmalı. Türkiye’deki korkunun üniversitelerdeki öğrenci profilinden 
de anlaşılabileceğini ifade eden Güler, öğrencilerinin soru sormaya 
korktuğunu söyledi ve şöyle devam etti: &lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: medium;"&gt;Talim edilmiş kitleler yaratılıyor&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;“Biz
 öğrenciye soru sorduramıyoruz. Kırsaldaki öğrenci kenttekinden daha 
cesur bana göre. Yurttaşlıktan anlaşılması gereken, yurttaşlık 
haklarının farkında olmaktır. Talim edilmiş kitleler var. ’Yürü’deyince 
yürüyor, ’dur’deyince duruyor, ’vur’deyince vuruyor... Üniversite 
düzeyinde eleştiri yok ne yazık ki. Kırsalda daha rahat eleştiri 
yapılıyor. Bizim toplumumuzda aşağılaştırıcı bir anlam taşır eleştiri. 
Ama tersine yüceltici bir anlamı olduğu öğretilirse insanlarımız 
eleştiriye yönlendirebilir. Eleştiri kültürü yaratmak için de bunu 
oluşturacak disiplinleri okutmak lazım. &lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: medium;"&gt;Buna alışan demokrasiyi istemez&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Prof.
 Dr. Ali Güler, korku ile yaşamaya alışmış insanların korkusuz bir 
ortamda yaşamaya başlarsa uyumsuzluk yaşayabileceklerine dikkat çekti. ”
 Demokrasiyi isteyen yok aslında ülkede “ diyerek iddialı bir yorumda 
bulunan Güler, insanların kuralları kendileri için değil başkaları için 
uygulanması gerektiğini düşündüğünü kaydetti. Güler, ” Korkunun kendisi 
doğal bir süreç. Her an yaşanabilir. Bu güç eleştiriden, öneriden 
korkmamalı. İktidarların, siyasi partilerin amacı yurttaşının huzurunu 
sağlamaktır. Korkutmamalıdır. “ dedi. &lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: medium;"&gt;Her yer korku merkezi oldu&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Hulki
 Cevizoğlu da, ’iktidar tarafından beslenen korku kültürünün’Türkiye’ye 
vereceği zararlara dikkat çekerek şunları söyledi: ” Bir zamanlar 
konuşan Türkiye isteniyordu ama şimdi Türkiye korkuyor. Bu korku, 
iktidar tarafından besleniyor. Özellikle AKP iktidarı döneminde insanlar
 telefonda bile konuşmaktan kaçınır oldu. Cep telefonları, ev 
telefonları, evler, iş yerleri insanlar için birer korku merkezi haline 
geldi. Bunlar suça karışmış ya da suça karışma olasılığı olan insanlar 
için değil, çoluk çocuk 70 milyonu etkisi altına aldı. Zamanında bu 
uyarılar yapılırken ’bunlar paranoyadır’diyenler şimdi kendileri 
korkuyor ve korktuklarını açık açık dile getiriyorlar. Susan bir 
Türkiye’yi bekleyen çok pek tehlike olabilir. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7520306803157431252-5427067296400928800?l=mustafasamat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/O8MbbhT50SgTKxU1XH16uyMjz-s/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/O8MbbhT50SgTKxU1XH16uyMjz-s/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/O8MbbhT50SgTKxU1XH16uyMjz-s/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/O8MbbhT50SgTKxU1XH16uyMjz-s/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/QnlAx/~4/eJ8DViN56VU" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://mustafasamat.blogspot.com/feeds/5427067296400928800/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7520306803157431252&amp;postID=5427067296400928800&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/5427067296400928800?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/5427067296400928800?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/QnlAx/~3/eJ8DViN56VU/konusma-konusursan-sra-sanada-gelecek.html" title="Konuşma.!   Konuşursan  Sıra Sana  Gelecek.." /><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="28" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-yqrQmvNTt48/TwuJtvkiaAI/AAAAAAAABM4/vYz5I-TphDQ/s72-c/r_zgwpkvzhphyiyc94crx6+4+mymn+2.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://mustafasamat.blogspot.com/2012/01/konusma-konusursan-sra-sanada-gelecek.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkMFSXs-fCp7ImA9WhRWEkk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7520306803157431252.post-7682786068348383110</id><published>2011-12-26T10:58:00.003+01:00</published><updated>2011-12-30T11:20:18.554+01:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-30T11:20:18.554+01:00</app:edited><title>Fransanın Soykırım, Sömürge Tarihi ve Cezayir Katliamı.</title><content type="html">&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-wPCp34swLlA/TvhCgwIhUjI/AAAAAAAABMk/4axAw8jd1oQ/s1600/fransan%25C4%25B1n-cezayir-katliam%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-wPCp34swLlA/TvhCgwIhUjI/AAAAAAAABMk/4axAw8jd1oQ/s400/fransan%25C4%25B1n-cezayir-katliam%25C4%25B1.jpg" width="311" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Sarkozy'nin yakın çalışma arkadaşlarından biri olarak tanınan Valerie Boyer, 
daha önce Hürriyet Daily News gazetesine verdiği demeçte "Aile 
kökenlerim Cezayirli. Ancak Cezayir'de hiçbir şekilde soykırım 
yaşanmadı" demişti.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Geriye Baktığımızda Tarihi Hiçte Temiz Görünmeyen Fransanın Birkaç Örnek İle Gerçek Yüzü..&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Cezayirli yöneticiler, “Fransa, Cezayir'de soykırım yaptı, özür dilesin.” dedikçe; Fransızlar, “Bu işi tarihçilere bırakalım.” yanıtını vermektedir. Aynı Fransa, “Ermeni iddialarını tarihçiler araştırsın.” biçimindeki öneriye karşı çıkarak, sözde Ermeni soykırımını tanıyan yasaları hiç yüzü kızarmadan ulusal meclisinden geçirebilmekte&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;dir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Bu çifte standart karşısında sesini yükselten, başta Jean Paul Sartre, Didier Billion olmak üzere kimi Fransız aydınlar ise, Fransa'nın tutumunu, “Cezayir, Fransa'nın tabusudur.” sözleriyle açıklamaktadır. Oysa, yalnızca Cezayir değil, Fransız tarihinin neredeyse tümü Fransa'nın tabusudur. Fransa, Yeni Kaledonya, Madagaskar, Haiti, Martinigue, Guadaloup, Fransız Guyan'ı, Komor, Senegal, Mali, Fil Dişi Sahili, Gabon, Kamerun, Gana, Gine, Benin, Rwanda, Vietnam, Laos ve Kamboçya gibi bir bölümü halen Fransız toprağı olan ülkelerde yaptığı katliamların yanı sıra, Birinci Dünya Savaşı sırasında işgal ettiği Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve Adana'da işlediği suçlardan dolayı da tarihiyle yüzleşmekten kaçmaktadır. Fransa'da resmi tarih, Fransız ordusunun Anadolu'da yaptığı katliamları yok sayar, ders kitaplarında bu konuya yer verilmez. Fransız tarihinin karartılan sayfaları, yalnızca Fransa dışında yapılan kötülükleri içermez. Fransa'da yaşanan soykırım ve katliamlar da, tarihiyle yüzleşme cesareti olmayan bu ülkede tabudur.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-left: 1em; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/--S3sKsms9Hs/TvhCtBXW_oI/AAAAAAAABMw/mvwSVKXE12w/s1600/fransiz-katliamlari+2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="227" src="http://3.bp.blogspot.com/--S3sKsms9Hs/TvhCtBXW_oI/AAAAAAAABMw/mvwSVKXE12w/s320/fransiz-katliamlari+2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Valerie Boyer'in Cezayirli Katledilmiş Vatandaşları&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
“Fransız'ın Fransız'a soykırımı” olarak adlandırılan 1793-1796 Vendée Soykırımı, 24-25 Ağustos 1572 Saint Barthelemy Katliamı, Kölelik Dönemi, “Terör Süreci” olarak adlandırılan Fransız Devrimi, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Hitler'in Fransa'daki işbirlikçisi Vichy Hükümeti Dönemi, bu durumun en somut örnekleridir. 1789 Fransız Devrimi, dünyayı yeniden biçimlendirmesinin yanı sıra, insanlık tarihinin en kanlı dönemlerinden biri olma özelliğini de taşımaktadır. Fransa'nın batısında, Atlantik Okyanusu kıyısındaki Vendée'de yaşananlar, Fransız resmi tarihinde, “Vendée İsyanı” ya da “Vendée Savaşı” olarak adlandırılmakta, bu olaya karşı devrim yakıştırması da yapılmaktadır. Kral ve kiliseye bağlı insanların yaşadığı Vendée, Kral 16. Louis'in idamına karşı çıkmış, Paris'in atadığı yöneticilerin ve anayasaya bağlılık yemini eden rahiplerin otoritesini tanımamış, yeni vergileri ödemeyi de reddetmişti. Kimi Fransız tarihçiye göre, bölge halkı, soylularının önderliğinde ayaklanmış, monarşiyi geri getirmek için savaşmış, cumhuriyetçi güçlere yenilmişti. Oysa yaşananların boyutları çok farklıydı; yüz binlerce insan, genç-yaşlı, kadın-çocuk ayrımı yapılmaksızın vahşi yöntemlerle katledilmişti. Bir tarım bölgesi olan Vendée'nin yoksul köylüleri, durumlarının düzeleceği umuduyla devrimin ilk yıllarında Paris'e bağlı kaldılar. Devrimin, ekonomik alanda bekleneni vermemesi ve yoksulluğun sürmesi, din adamlarının köylüler üzerindeki etkisini artırdı. 1791'de, rahiplerden anayasa bağlılık yemini etmeleri istenince, bu yeminin din yolundan çıkmak olduğunu öne süren köktendinci Katolik rahiplerin kışkırtmasıyla ilk karışıklıklar başladı. Daha önce boş olan kiliseler, artık ayinler sırasında tıka basa doluyor, Paris'e yönelik muhalefetin merkezi oluyordu. Kral 16. Louis'in, Ocak 1793'te giyotine gönderilmesi, soyluların bölgeden göçe zorlanması, isyanı tetikleyen öğelerin arasında sayılsa da, asıl nedenin yoksulluk olduğu belirtilir. Bu sırada, yalnızca Vendée'de değil, Fransa'nın birçok bölgesinde halk ayaklanmaları vardır. Cumhuriyet askerleri hemen her yerde isyanları bastırırken, Vendée'de Köylü Ordusu kurulmuş, “Beyazlar” olarak adlandırılan köylü güçleri “Maviler”i, yani cumhuriyet birliklerini yenilgiye uğratmıştı. Köylülerin başlattığı direnişe yakın bölgelerden de destek gelmesi üzerine, Vendée'ye, tüm Fransa'ya örnek olacak bir ders vermek için harekete geçen Paris yönetimi, sivillere yönelik katliamların önünü açan kararlar alır ve 1 Ağustos 1793'te bir kararname yayımlar. Buna göre, bölgedeki ormanlar kesilecek, tarlalardaki ürünlere, büyük ve küçükbaş hayvanlara el koyulacak, isyancıların mal varlığının cumhuriyete ait olduğu açıklanacak, kadın, çocuk ve yaşlılar başka bölgelere sürülecekti. Vendée'nin Köylü Ordusu, Aralık 1793'te, Nantes yakınlarında Savenay'da yenilir ve dağılır. Geride kalan küçük gruplar ise, isyanı sürdürmek için ormanlık alanlara çekilir. Ordular arasındaki savaş Savenay'da bitmiş, sıra 1796'ya dek sürecek olan toplu katliamlara gelmiştir. Artık daha rahat hareket eden Louis-Marie Turreau yönetimindeki cumhuriyetçi “Cehennem Birlikleri”, kitleler biçiminde teslim olanları acımasızca öldürür, savunmasız yüzlerce köyü yakar, ateşli silahlardan tasarruf etmek için kadın, çocuk ve yaşlıları kesici silahlarla katleder. Bu kanlı zaferin ardından, General François Joseph Westermann, Paris'e gönderdiği raporda durumu şöyle özetler: “Cumhuriyetçi yurttaşlar, artık Vendée yok! Çocuklarıyla ve kadınlarıyla kılıcımız altında can verdi. Vendée'yi, Savenay bataklıklarına ve ormanlarına gömdük. Bana verdiğiniz emir uyarınca, çocukları atlarımızın ayakları altında ezdik. Kadınları, yeni asiler doğurmamaları için katlettik. Yolları cesetlerle kapladık. Teslim olmak için gruplar biçiminde gelen köylüleri durmaksızın kurşuna dizdik. Onlara, devrimin acımasız olduğunu göstermek için hiç tutsak kabul etmedik.” &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cezayir Katliamı &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cezayir, ilk kez 1830 yılında bir Fransız kolonisi oldu. Cezayir halkı, Fransız koloni yönetimine karşı ayaklandığında, Fransızlar koloni karşıtı ayaklanmayı bastırmak için ülkeye 400 bin asker yerleştirdi.Fransa Ulusal Meclisi'ndeki azınlık durumundaki sosyalistler, 1915 yılında Türkiye'de işlendiği iddia edilen Ermeni soykırımının yalanlanmasını reddedenlere yönelik ceza getirmeyi öngören yasanın gerekçelerine bakıldığında, Fransa'nın Cezayir'de işlediği soykırımlar konusunda bu ulusun anılarını canlandırmanın hayati öneme sahip olduğu ortaya çıkıyor.Çok sayıda tarafsız Fransız yetkili, Cezayir'de Fransa kolonel yönetiminin hüküm sürdüğü 130 yıl boyunca kendi ülkelerinin işkencelerini dile getirdi. Örneğin, zorla boyun eğdirmeye katılan paralı askerlerden Edouard Sablier, daha sonra durumu şöyle tarif edecektir: "Kasabaların her yerinde etrafı dikenli tellerle çevrili, içinde binlerce şüphelinin tutulduğu kamplar vardı... Dağlar arasındaki izole edilmiş köylere denetime gittiğimizde, insanların, "Ürünlerini ellerinden alarak onları cezalandırmamız gerekir." sözlerini duyardım."Fransız Troçkistleri tarafından yayınlanan "Ohe Partizanları" isimli gazetede, Setif'i "Cezayir Oradour"u olarak tanımlamışlardı. Oradour, Nazi işgalcilerinin aralarında çocukların da bulunduğu 600'den fazla insanı kestiği bir Fransız kasabasıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Tarihin gördüğü en büyük soykırım&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cezayir, ilk kez 1830 yılında bir Fransız kolonisi oldu. Cezayir halkı, Fransız koloni yönetimine karşı ayaklandığında, Fransızlar koloni karşıtı ayaklanmayı bastırmak için ülkeye 400 bin asker yerleştirdi. Fransız kolonel güçleri, kolonel yönetime karşı çıkan ayaklanmaya karşı doğudaki birkaç kente hava ve kara saldırısı düzenledi, özellikle de Setif ve Guelma'ya. Bu sıkı önlemler birkaç gün sürdü ve Cezayir Devleti'ne göre geride 45 bin ölü insan bıraktı. Avrupalı tarihçiler, bu rakamı 15 bin ya da 20 bin olarak kayda geçti. Fansız saldırıları sadece Cezayir topraklarında değil, Fransa'nın içinde de devam etti. 1961 yılındaki Paris katliamı buna en canlı örnektir: 17 Ekim tarihinde, Fransız polisi ülkelerinin Fransız koloni yönetiminden bağımsızlığını kazanmasını talep eden silahsız Cezayirli göstericilerin üzerine ateş açtı. Bu saldırıda kaç göstericinin öldüğü hâlâ net değil; ancak tahminler 32 ila 200 kişi arasında değişiyor. Bu olay, 1999 yılına kadar resmi olarak doğrulanmamıştı. O tarihe kadar tüm Fransız hükümetleri gerçeği saklamışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağımsızlık savaşı boyunca da idamlar ve geniş çaplı tutuklamalar oldu; "Pek çok Avrupalı hukukçu suçlananları savunmayı reddetti. Köylüler havadan bombalandı ve denizden kruvazörlerle top ateşine maruz bırakıldılar. Bu saldırılar rastgele yapılıyordu. Amaç sadece ayaklananları cezalandırmak değil, aynı zamanda tüm Müslüman nüfusa yerini ve haddini bilmesini öğretmekti. Yerleşimciler kendi resmi olmayan ölüm timlerini kurdular ve binlerce Müslüman öldürdüler. Alman ve İtalyan savaş tutukluları, bu katliamda yer almaları amacıyla serbest bırakıldı. 1945 katliamları ise Fransızların Cezayir'de giriştiği en trajik katliamlardan biri oldu. Le Monde gazetesinin de aktardığı gibi, "Fransa, 8 Mayıs 1945'te Avrupa'da zaferi kutlarken, bu ülkenin ordusu Setif ve Guelma'da binlerce masum sivili katlediyordu; bu olaylar Cezayir bağımsızlığının gerçek başlangıcı olmuştu".Ahmed Bin Bella'nın da dile getirdiği gibi Fransızlar, insanlara ve Cezayir kültürüne karşı bir soykırım işlemişti: "Cezayir'in yerli halkının büyük bir bölümü Fransız kolonel yönetiminin başlarında yok edilmişti, 1830'da dört milyonun üzerinde, 1890'da ise 2,5 milyon kişi öldürülmüştü. Sistematik soykırım, Cezayir kültürel kimliğinin vahşice ezilmesiyle sürdürüldü. Yerli Cezayirliler Fransız tebaasıydı ancak İslam dinini ve Arap kültürünü reddettiklerinde Fransız vatandaşı olabiliyorlardı. Bu acımasız kültürsüzleştirme politikası, geriye kalan Cezayirlilerin kendi anadilleri olan Arapça konuşmamaları yönündeki baskı ve Fransız kolonel kültürü dayatması ile sürdü. Cezayir'in yerli Müslüman halkının silah taşımasına ya da kendi politik toplantılarını düzenlemesine izin verilmedi. Katı yasalara maruz bırakıldılar, hatta evlerini ya da köylerini terk etme konusunda bile kolonel yönetimlerinin onayı gerekiyordu. Dahası, 2005 yılındaki El Cezire televizyonundaki bir röportajında Ahmed Bin Bella, yüzlerce Cezayirlinin 17 Ekim 1961'de canlı canlı La Sinn Nehri'ne atıldığını ve sürüklenmelerinin seyredildiğini anlatmıştı. Çünkü bu insanlar bağımsızlık istiyor ve Fransız yönetimine karşı ayaklanıyordu. Cezayir gazetesi, la Tribune'nin editörü Abdülkerim Gazali, Fransa'nın bağımsız ve egemen Cezayir'in işgalini, Nazi Almanya'sının pek çok Avrupa ülkesini işgaline benzetmiş ve bunun ırkçılık olduğunu yazmıştı. 2005 yılında Cezayir, Fransa'dan kolonel yönetimi sırasında işlediği suçlardan dolayı özür dilemesini talep etti. Cezayir Senatosu sözcüsü Amar Bakhouche, Fransa'nın katliamlar için özür dilememesine tepki göstermişti. Bu konuda Fransa'daki arşivler bugüne kadar kapalı tutuldu. Fransızlar, katliam ve soykırıma dair tüm belgeleri topladı. Pek çok kişi için kapalı tutulan bu arşivler, Fransa'nın Cezayir'deki soykırımının birer kanıtı. Bakhouche, Fransa'nın arşivlerini kapalı tutmasına da tepki gösterdi. Bakhouche, bu dönemde tutulan arşivlerin büyük bir bölümünün Fransa'ya götürüldüğünü ve gizlendiğini belirtiyor: "Arşivler Fransız ve Cezayirlilere açık değil. Bir an önce bunların kamuya açılmasını istiyoruz."Fransız Parlamentosu'nun, sözde Ermeni soykırımını inkarı suç sayan kararına karşılık Türk Parlamentosu da Fransızların Cezayir'de işlediği soykırımı yasadışı sayan bir tasarıyı gündemine alıyor. Cezayirliler şimdi her 8 Mayıs'ta Fransa'nın Setif kentinde 45 bin Cezayirliyi öldürmesini ve işkenceleri anıyor ve yürüyüşler düzenliyor. Bu yılın nisan ayındaki Paris ziyaretinde Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Bouteflika, "Kolonileştirme; kimliğimizi, tarihimizi, dilimizi ve geleneklerimizi soykırıma uğrattı." demişti. Fransa'nın tüm çağrılara rağmen soykırım konusundaki olumsuz tavrı nedeniyle 2005 yılında yürürlüğe girmesi beklenen Cezayir-Fransız dostluk anlaşması gerçekleşmedi. Bununla birlikte, ilişkilerin normalleşmesi de çok yavaş ilerliyor. Cezayir her daim, Fransa'nın soykırım için bir özür dilemesini umut etti ve bunun ilişkilerin düzelmesi için gerekli olduğunu belirtti. Tıpkı, 1963'teki Fransız-Alman mutabakatında olduğu gibi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cezayir'deki Fransız Vahşeti &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cezayir 1830'dan 1962'ye kadar yani toplam 132 yıl süreyle Fransa'nın işgalinde kaldı. Bu süre içinde Cezayir halkı da kesintili olarak bağımsızlık savaşları verdi. En şiddetli savaş ise 1954-1962 arasında gerçekleştirilen büyük bağımsızlık savaşıdır. Bu süre içinde Fransız işgalciler 1,5 (bir buçuk) milyon Cezayirliyi hunharca şehit etmişlerdir. Fakat Fransa'nın Afrika'da gerçekleştirdiği tek katliam Cezayir katliamı değildir. Fransa hemen hemen girdiği tüm Afrika ülkelerinde benzer katliamlar gerçekleştirmiştir. Öldürülenlerin sayısı belki farklıdır ama hepsinde de aynı vahşet ruhunun etkin olduğunu görüyoruz. Üstelik bu katliamlar Ortaçağ'ın karanlık zihniyetiyle değil 20. yüzyılın yani modern çağın modernist felsefesiyle, insan hakları, uluslararası hukuk gibi kavramların bütün dünya kamuoyunun literatürüne girdiği bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Biz de bu araştırmamızda başta Cezayir katliamı olmak üzere, Fransa'nın muhtelif Afrika ülkelerinde gerçekleştirdiği katliamlar hakkında birtakım özet bilgiler vereceğiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fransa'nın Cezayir İşgâli &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fransa'nın Cezayir'e yönelik işgal amaçlı saldırıları 1827'de başlamıştır. Fakat saldırıların başlamasıyla ilgili gelişmeler oldukça ilgi çekici ve düşündürücüdür. O tarihte Cezayir, Osmanlı Devleti'ne bağlı bir eyalet durumundaydı ve başında da aslen İzmirli olan Dayı Hüseyin Paşa bulunuyordu. Fakat Osmanlı Devleti'nde baş gösteren zayıflama Cezayir'i de Fransa karşısında zayıf duruma düşürmeye başlamıştı. O sıralarda Fransa hükümeti, Bacri ve Busnak adlı Cezayirli iki Yahudiden 5 milyon Frank ve bir miktar hububat borç almıştı. Fransa krallık idaresine geçince yeni yönetim bu borçları tanımakla birlikte ödemeyi durdurdu. Bunun üzerine söz konusu iki Yahudi alacaklarının tahsili için Dayı Hüseyin Paşa'yı devreye soktular. Hüseyin Paşa da tebaasından olan bu iki kişinin alacaklarını tahsil için harekete geçti ve bazı Fransız gemilerine el koydu. 29 Nisan 1827 tarihinde bu borçların tartışıldığı sırada Dayı Hüseyin Paşa, Fransız konsolosu Pierre Deval'in yüzüne elindeki yelpazeyle vurdu. Fransa da bu olayı savaş ilanı kabul ederek 16 Haziran 1827'de askeri harekatı başlattı. Aslında Fransa böyle bir harekat için söz konusu olaydan önce hazırlığını yapmıştı. Bu ilk harekattan sonra Cezayir'in sahillerini abluka altına aldı.O sıralarda Yunanistan işgaliyle uğraşan İstanbul yönetimi (Babıali) ise olaylara müdahale etme imkanından yoksundu. Bu yüzden diplomatik yollardan meselenin çözümü için uğraş veriyordu. Ama Fransa avantajlı durumunu değerlendirerek işgal planını gerçekleştirmek istiyordu. Fransa, İngiltere ve Rusya'yla da işbirliği yaparak 20 Ekim 1827'de Navarin'deki Osmanlı donanmasını yaktı. Bu olaydan kısa bir süre sonra 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı başladığından Cezayir, Fransa karşısında iyice yalnız kaldı. Bu duruma rağmen yine de Fransa, Cezayir'i kısa sürede işgal edemedi. 14 Haziran 1830'da General Bourmont komutasında yeni bir donanma ve 37.000 kişilik takviye birlik gönderdi. Bu takviye güçlerle 5 Temmuz 1830'da başkent Cezayir'i işgal edebildi. Fakat o sırada meşhur Emir Abdülkadir komutasında bir gerilla savaşı başlatıldığından Fransa, Cezayir'in tümünü ele geçiremedi. Emir Abdülkadir'in işgal kuvvetlerine karşı direnişi 1947'ye kadar sürdü ve Fransa'nın ülkenin tümü üzerinde hakimiyet sağlaması da ancak bu direnişin sona ermesinden sonra gerçekleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fransa Sultasındaki Cezayir &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fransa, 22 Temmuz 1834'te Fransız Kuzey Afrika Genel Valiliği'ni kurdu. Bu genel valiliğin işi daha çok ülkedeki sömürge yönetimini güçlendirme amacıyla ülkenin batısında Emir Abdülkadir liderliğinde, doğusunda da Ahmed Bey'in liderliğinde bağımsızlık savaşı veren gerilla güçleriyle uğraşmak oldu. 1847'ye kadar süren bu savaşta işgal güçleri epey kayıp verdiler.Fransız işgal güçleri Cezayir halkının direnişini kırmak ve bağımsızlık yanlısı direnişe destek vermesini engellemek amacıyla askeri, siyasi, dini, kültürel ve ekonomik her baskı yolunu denediler. Kültürel yönden halkın Müslüman ve Arap kimliğini yok etmek amacıyla baskı yaptı, Arapça ve Berberice yerine Fransızca'yı hakim kılmak için uğraştılar. Dini yönden Müslümanlığın yerine Hıristiyanlığı hakim kılmak için yoğun bir misyonerlik faaliyeti başlattı ve bu amaçla baskı uygulamalarına başladılar. İşgale karşı direnen kabilelerin arazilerine el koymak suretiyle ekonomik baskı metotlarına başvurdular. Halka hizmet veren vakıflara ait gayri menkullere el koymaya başladılar. Ülkenin en güzel bölgelerinde sömürge yerleşim birimleri oluşturdu ve buralara Avrupalıları getirtip yerleştirdiler. Avrupa'dan göçü teşvik amacıyla da yerli kabilelerden zorla gasp edilen araziler göçmenlere bedava dağıtıldı. 1841-1850 yılları arasında yerli ahaliden gasp edilen 115 bin hektar arazi Avrupalı göçmenlere bedava dağıtılmıştır. 1930'da ise bu şekilde Avrupalı göçmenlere dağıtılan arazinin miktarı 2 milyon 345 bin hektarı (23 milyon 450 bin dönümü) bulmuştur. Bu teşvikler yüzünden de Avrupa'dan göçte göze batar bir artış gerçekleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Despotik Bir Yönetim &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fransa, Cezayir'i işgal ettikten sonra ülkenin yerli halkını yönetmek amacıyla "Arap Büroları" adı verilen askeri merkezler oluşturdu. Bu merkezler zulüm ve baskı anlayışına göre teşekkül etmişti. Bu yönetim biçimi 1870 yılına kadar devam etti. Tamamen işgal güçlerinin kontrolünde olan bu merkezler bir bakıma ülkede sıkıyönetimi hakim kılan askeri merkezler durumundaydı.1870'te sivil yönetime geçildi ve Cezayir, Fransa İçişleri Bakanlığı'na bağlandı. Bu gelişmeden sonra 1871'de Muhammed el-Mukrani'nin etrafında toplanan 200 kadar kabile ülkenin tamamına yayılan bir ayaklanma başlattı. 1881'de Sidi Şeyh liderliğinde ikinci bir ayaklanma gerçekleştirildi. Fransa sömürge yönetimi her iki işgali bastırmak için de ülkenin her tarafını kan gölüne çevirdi ve binlerce insanı vahşice katlettiler. İkinci ayaklanma 1884'te bastırılabilmiştir ve bu üç yıllık süre içinde çok sayıda insan katledilmiştir. Bu isyan bahane edilerek ülkedeki tüm yargı mekanizması askıya alınmış ve "Yerli Kanunu" adı verilen zulüm kanunları uygulamaya geçirilmiştir. Bu kanunların uygulaması 1919'a kadar sürdürüldü. Bu kanunlar Fransızlara özel bir ayrıcalık tanırken Cezayirlileri bütün insan haklarından mahrum ediyordu. Yani bu kanunlara dayalı olarak Amerika'dakine benzer şekilde bir tür ırk ayrımı politikası uygulanıyordu. Bu politika Cezayirlileri aynı zamanda ekonomik yönden de zor duruma sokuyordu. Onlardan ağır vergiler alarak işgal yönetiminin tüm giderlerini onlardan alınan vergilerle karşılıyordu. Bu uygulama çok sayıda Cezayirliyi ülkelerini terk etmeye zorlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sadece Cezayir mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fransa'nın Afrika kıtasında gerçekleştirdiği tek katliam Cezayir katliamı değildir. Fransa, sömürgeleştirdiği ve bu yolla bütün beşeri ve ulusal servetlerini kullandığı diğer Afrika ülkelerinde de büyük katliamlar gerçekleştirmiştir. Evet, bütün ulusal servetlerinden istifade ettiği ülkelere Fransa'nın lütfettiği mükafatlar o ülkelerin insanlarını ya topluca katletmek, ya vatanlarını terke zorlamak, ya dinlerini değiştirmeye mecbur etmek, ya fakirleştirmek veya benzeri bir zulme maruz bırakmak olmuştur. İşte birkaç örnek:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sömürgecilerin Afrika'ya yayıldıkları dönemlerde bugünkü Benin kıyılarında köle ticaretinin önemli merkezleri kurulmuştu. Fransızlar köle ticaretinde ve daha başka alanlarda kendilerine sağlanan kolaylıklarla yetinmeyerek, bugünkü Benin topraklarında hüküm süren Dahomey krallarıyla 1861 ve 1868 yıllarında iki ayrı anlaşma yaparak Benin kıyılarına iyice yerleştiler. Bu durum İngilizlerle aralarının açılmasına ve bazı çatışmalara yol açtı. 1882'de Porto Novo ve Kotonu'da himaye yönetimi kuran Fransız sömürgeciler ülkeyi tamamen işgale kalkıştılar. Dahomey kralı ve halkı buna karşı çıkarak silahlı mücadele başlattı. Ancak modern imkânlara sahip olan Fransız sömürgeciler kuzeye doğru ilerleyerek 1904'te Dahomey'i tamamen işgal ettiler. İşgalden sonra bu topraklar Fransa'ya bağlı bir genel vali tarafından yönetilmeye başladı. Bundan sonra zaman zaman Fransız sömürgesine karşı çeşitli ayaklanmalar oldu. Ancak işgalci Fransızlar bu ayaklanmaların hepsini kanla bastırdılar. Dahomey'in bağımsızlığını ilan etmesi ise 1 Ağustos 1960'ta gerçekleşti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Burkina-Faso &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sömürgecilerin bugünkü Burkina-Faso topraklarına girdiği sırada bölgede Mossiler hüküm sürüyordu. Ancak o dönemde gerçekleşen bölünmelerden sonra ortaya çıkan Mossi krallıkları arasında iç savaşlar oldu. Bu gelişmeler Fransız sömürgecilerin müdahalelerini kolaylaştırdı ve 1895 yılında, daha önce Mossiler arasındaki bölünmeler sonrası ortaya çıkmış olan Yatenga krallığı Fransız himayesine girdi. Bu olay Fransız sömürgecilerin bölgede güçlenmelerine imkân sağladı. Dolayısıyla Fransızlar 1896'da bugünkü Burkina Faso'nun başkenti ve tarihte önemli bir ticari merkez rolü oynamış olan Vagadugu'yu ele geçirdiler. Böylece Mossi krallığı da Fransızların eline geçmiş oldu. Fransız sömürgeciler 1897'de de güneydeki Gwiriko ve Wahabu devletlerini yıkarak bugünkü Burkina Faso topraklarının tamamını ele geçirdiler. Fransızlar bölgeyi 1904 yılında Yukarı Senegal - Nijer Birliği'ne bağladılar, sonra 1919'da Yukarı Volta adıyla ayrı bir sömürge haline getirdiler. Bu arada Fransız Milletler Birliği'ne bağlandı. 1932'de Sudan, Nijer ve Fildişi Sahili arasında paylaştırılan Yukarı Volta 1947'de yeniden tek bir ülke haline getirildi. Fransa'nın bütün hakimiyeti genellikle güç kullanımıyla devam etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cibuti &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1859'da Cibuti kıyısındaki Ubuk (Obock) şehrini ele geçiren Fransızlar, 11 Mart 1862'de Tecura sultanı Ahmed Ebu Bekir'i kendileriyle bir anlaşma yapmaya zorladılar. Anlaşmaya göre Ubuk şehri 52.000 Frank karşılığında Fransızlara bırakılıyordu. Bu anlaşma Fransızların bölgede hâkimiyet kurmalarına zemin hazırladı. Ubuk'u bir üs edinen ve oraya bir iskele kuran Fransa, sonraki yıllarda Cibuti'deki bütün kabile şeflerini kendisiyle anlaşma yapmaya zorlayarak hâkimiyetine aldığı alanı genişletti. 1888'de İngilizlerin işgali altında bulunan Somali sınırlarına kadar ulaştı. Bu işgalden sonra Cibuti topraklarına Fransız Somalisi adı verildi. Güneyde yer alan bugünkü Somali'ye de o zaman İngiliz Somalisi deniyordu. Çünkü burasını da İngiliz sömürgeciler işgal etmişlerdi. 1888 yılında Fransa'yla İngiltere arasında bir anlaşma yapılarak iki Somali'nin kesin sınırları belirlendi. Bu anlaşmadan sonra Fransız sömürgeciler bölgedeki merkezlerini Ubuk'tan Cibuti'ye taşıdılar.Cibuti'nin Müslüman halkı Fransız sömürgesini hiçbir zaman kabullenmek istememiştir. Ancak Fransızlar Müslümanların bütün direnişlerini baskıyla ve zulümle bastırdılar. Afar Müslümanlar 1917'de Fransız sömürgecilere karşı geniş çaplı bir ayaklanma başlattılar. Ancak Fransız sömürgeciler bu ayaklanmayı da bütün insanlık dışı uygulamalara başvurarak bastırdılar. Fransız sömürgeciler bir yandan da Cibuti halkını kendi dinlerinden uzaklaştırmak için yoğun misyonerlik faaliyetleri başlattılar. Fransızlar bu işi iki yönlü olarak yürütüyorlardı. Bir yandan İslâmî eğitimi yasaklıyor, Müslümanların dinlerini öğrenmelerini engelliyorlar, bir yandan da getirdikleri misyonerler vasıtasıyla kendilerini yoğun bir Hıristiyanlaştırma faaliyetlerine tabi tutuyorlardı. Ancak bütün bu çalışmalarına rağmen Hıristiyanlaştırma konusunda hiçbir başarı elde edemediler. Bugün Cibuti'de yaşayan Hıristiyanların tamamının Avrupa asıllı olması bunun göstergesidir. Fransızların bu konuda kendi açılarından başarı sayabilecekleri tek şey Müslümanları dinleri hakkında bilgisiz bırakmak suretiyle, onların İslâm öncesi dönemlerine ait bazı adetlerini yeniden canlandırarak bugünkü hayatlarına taşımaları oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çad &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugünkü Çad toprakları üzerinde 19. yüzyılın ortalarında, başlangıçta fil avcılığı ve ticaret kervanlarına rehberlik yapan Zübeyr adlı bir şahıs bir İslâm devleti kurdu. Onun kurduğu devlet kısa zamanda geniş alana yayıldı. Bu devlet bölgedeki kabileleri ve bölgedeki Veday krallığını kendine bağladı. Bu devlet, 1878 - 1900 yılları arasında saltanatı elinde tutan Rabih bin Zübeyr zamanında bölgenin en güçlü devleti oldu Rabih bin Zübeyr'in saltanatının devam ettiği sıralarda Fransız sömürgeciler bölgeye askeri güçler göndermeye başladılar. Fransız güçleri girdikleri yerlerdeki yerel yöneticilerin saltanatlarına son veriyorlardı. Kral Rabih Fransızlara karşı koydu. 1880 ve 1890'da Fransız birliklerine karşı verdiği savaşları kazandı. Bu durum karşısında Fransız sömürgeciler Çad çevresinde bazı yerlere yeni askeri üsler kurdular. 4 Şubat 1894'te de Fransız, İngiliz ve Alman sömürgeciler aralarında anlaşma yaparak Çad gölü çevresini paylaştılar. Bu paylaşmada bugünkü Çad toprakları Fransa'nın payına düştü. Fransızların Çad topraklarını ele geçirmek için saldırıları devam etti. Müslümanlar uzun süre vatanlarını kahramanca savundular. Bu kahramanca mücadelenin başını çeken Sultan Rabih 1900'de öldürüldü. Ondan sonra oğlu Fadlullah bu mücadeleyi sürdürdü. O da 1909'da öldürüldü. Fransızlar bu arada bölgedeki önemli merkezleri ele geçirmiş birçok yerel yönetimi ortadan kaldırmışlardı. 1911'de gerçekleşen bir savaştan sonra da Çad'ın tamamını ele geçirdiler. Fransız araştırmacılar Çad'ın tarihini Fransa'nın burayı işgal ettiği yıldan başlatırlar ve öncesini bir vahşet olarak nitelerler. Oysa işin gerçeğinde Fransızların Çad'ı işgalleriyle birlikte bu ülkede bir kara dönem, bir vahşet dönemi başlamıştır. İşgalci Fransızlar Çad'da çok sayıda camiyi ve medreseyi yıktılar. İslâmî eğitimi tamamen yasaklayarak Müslümanların dinlerini öğrenmelerine engel oldular. Bütün dini cemiyetlerini kapattılar. Çok sayıda ilim adamını zindanlara atarak işkenceyle öldürdüler. Müslüman kadınları rencide ettiler. Bazı Müslüman ilim adamları Fransız zulmünden kurtulmak için çeşitli yerlere kaçtılar. Fransızlar bunları ortaya çıkarmak amacıyla 1917'de Çad'da dini hayatın yeniden düzenlenmesi konusunda Abeşe şehrinde bir sempozyum düzenleneceğini açıkladı ve bunu her tarafta ilan etti. 400 kadar ilim adamı olumlu bir gelişme olacağını ümit ederek sempozyumun düzenleneceği salona toplandılar. Ancak çok geçmeden Fransız güçleri salonu her taraftan sararak toplanan ilim adamlarının hepsini öldürdüler. Fransızların cinayetleri ve katliamları sonraki yıllarda da devam etti. Fransızların Müslüman ilim adamlarını ve dinlerine bağlı Müslümanları yok etmekteki amacı Çadlılara dinlerini öğretecek, İslâm'ı hakkıyla bilen birini hayatta bırakmamaktı. Fransızlar Çadlı Müslümanları dinlerinden habersiz bir hale getirdikten sonra ya Hıristiyan yapacaklarını ya da eski putperest adetlerine döndüreceklerini umuyorlardı. Fransızlar Çad'ın güneyinde yaşayan putperestlerle işbirliği yaparak siyasi ve ekonomik politikalarında sürekli onları gözettiler. Bu yüzden ülkedeki ekonomik denge Müslümanların aleyhine bozuldu. Bu durum sonraki yıllarda istikrarsızlığa ve ciddi problemlere yol açtı.1944'te Çad'a Fransa'ya bağlı bir deniz aşırı ülke statüsü verildi. Bu, Çad'a kısmi özerklik verilmesi anlamı taşıyordu. Ancak dışişlerinde Fransız denetimi devam edecekti. 1947'de Fransa'nın denetiminde ilk genel seçim yapıldı. Seçim sonrasında oluşturulan parlamentoya hep Fransa yanlıları seçilmişlerdi. 1947'de seçim yapılmasına rağmen Çadlılar ilk hükümetlerini ancak on yıl sonra yani 1957'de kurabilmişlerdir. Bu ilk hükümetin başına da Batı Hindistan'dan gelerek Çad'a yerleşmiş olan ve Fransa'ya bağlılığıyla bilinen Gabriel Lisette getirilmişti. Onun hükümetinde görev alanlar da hep Fransa'ya yakınlıklarıyla bilinen, Fransa'nın çıkarlarını gözeteceklerine kesin gözüyle bakılan kimselerdi. Yani Fransa'nın çıkarlarını koruma görevi artık Çadlılara verilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gabon&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1839'da, bugünkü Gabon topraklarını Fransızlar, Portekizlilerden satın alarak buraya bir sömürge merkezi kurdular. Bu satın alma işleminden sonra Fransızlar, Atlas Okyanusu kıyısına bir köle ticareti merkezi kurarak insanları zincirlere vurup satma işini sürdürdüler. Gabon'u Fransız Batı Afrikası'nın bir parçası haline getiren Fransızlar 1886'da burayı Fransız Kongo'suna bağladılar. Fransız sömürgesi döneminde Gabon'da geniş çaplı bir Hıristiyanlaştırma çalışması da başlatıldı. Fransız işgalciler maddi yönden destekledikleri çok sayıda Hıristiyan misyoneri Gabonluların arasına yaydılar. Ancak misyonerler, geniş maddi imkânlara sahip olmalarına ve bir yüzyıldan fazla çalışma yapmalarına rağmen ülke nüfusunun sadece üçte birine yakın bir kısmını Hıristiyanlaştırabilmişlerdir. Misyonerler genelde putperest Gabonlular arasında etkili olabildiler. Müslümanlara yönelik çalışmalarından hiçbir başarı elde edemediler. Fransız sömürgecilerin İslâmî çalışmaları engellemelerine ve Müslümanları kıskaca almalarına rağmen sömürge döneminde, Gabon'da Müslümanların sayısı daha da artmıştır. Bunda Fransız ordusunda görev yapmaya zorlanan Afrikalı Müslüman askerlerin de etkisi oldu. Bu Müslüman askerler Fransızların baskılarına rağmen ordudaki görevleri sırasında dinlerini yaşamaya devam ettikleri gibi çevrelerindeki insanlara da iyi muamelede bulunarak onların İslâm'a ısınmalarını sağladılar. Gabon'a 1958'de Fransız Milletler Topluluğu'na bağlı özerk bir sömürge statüsü verildi. 17 Ağustos 1960'ta da bağımsız bir ülke haline getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gine&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1885 Berlin Konferansı'nda Avrupalı sömürgeciler Batı Afrika topraklarının paylaşılması konusunda aralarında bir anlaşma imzaladılar. Bu anlaşmada Gine, Fransızlara verildi. Bundan sonra 1887'de bugün Gine'nin başkenti olan Konakri'ye askeri garnizon kuran ve Gine'deki askeri güçlerini artıran Fransızlar, Futa Calon emirleri üzerindeki baskılarını artırdılar. 4. İbrahim Sori'den sonraki emir Ebu Bekir Sori'nin 1896'da öldürülmesinden sonra yerine geçen emir Fransız himayesini kabullendi. Bu olaydan sonra Gine, Fransız Batı Afrikası'nın bir parçası oldu. Bu olaydan sonra Futa Calon Müslümanlarının ileri gelenlerinden İmam Samori Ture ve oğlu Karamoko, Fransız himayesine karşı çıkarak cihada devam ettiler. Ancak İmam Samori 29 Eylül 1898'de Fransızlara esir düştü ve Gabon'a sürgün edildi. 1900'de de orada vefat etti. Fransız sömürgeciler diğer Batı Afrika ülkelerinde yaptıklarını Gine'de de yaptılar. Ülkeden İslâm'ın izlerini silmek için İslâmî eğitimi yasakladılar, İslâmî medreseleri ve eğitim kurumlarını kapattılar, ilim adamlarını ya öldürdüler veya vatanlarını terk etmeye zorladılar. Onların yerine ülkenin her tarafına Hıristiyan misyonerleri yayarak Hıristiyanlaştırma çalışması başlattılar. Ancak halk işgal yönetimini hiçbir zaman benimsemedi ve Hıristiyan misyonerlerin propagandalarına da rağbet etmedi. Bağımsızlık arzusu da Ginelilerin gönüllerinden hiç silinmedi. 1950'lerden sonra bağımsızlık arzusu fiili eylemlere, genel grevlere, işçi hareketlerine vs.'ye dönüştü. Bu mücadelenin öncülüğünü Ahmet Seku Ture adlı bir şahıs yürütüyordu. Ahmet Seku Ture, Gine Demokratik Partisi adlı bir parti kurdu ve 1957'de yapılan seçimlerde 60 kişilik mecliste 56 üyelik kazandı. Gine halkı Fransız cumhurbaşkanı De Gaulle'ün sunmuş olduğu yeni anayasayı reddetti. Sonuçta Gine, 2 Ekim 1958'de bağımsız devlet oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kamerun&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1916'da Fransızlar ve İngilizler Kamerun'u işgal etti ve aralarında paylaştılar. Bu paylaşmada ülkenin dörtte üçünden fazlası Fransızların payına düştü. Fransız ve İngilizlerin Kamerun üzerindeki hâkimiyetleri 20 Temmuz 1922'de Milletler Cemiyeti tarafından da onaylandı. Fransız ve İngiliz işgalciler, bu ülkeyi onlardan önce işgal altında tutan Almanların yaptığı gibi Müslümanlara baskı ve misyonerlik faaliyetlerine ağırlık verme işini sürdürdüler. Misyonerler daha çok yerel dinlere mensup animistler arasında etkili oldular. Müslümanların sayısında hiçbir azalma olmadı. Aksine artış oldu. Fransız Kamerunu denilen kısım, 1 Ocak 1960'ta BM gözetiminde gerçekleştirilen bir referandum sonucunda bağımsızlığını elde etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Komor Adaları &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugünkü resmi adı Komorlar Federal İslam Cumhuriyeti olan Komor Adaları'na karşı 1830'lu yıllarda Fransız sömürgeciler saldırılar başlattı ve 1841'de Mayot (Mayotte) adasını ele geçirdiler. Büyük Komor'da 1875'te Sultan Ahmed'in yerine geçen torunu Seyyid Ali, Fransızlara yanaşmak ve onların himayelerini kabullenmek zorunda kaldı. Fransızlar Anjuvan Adası'nı da 1886'da Sultan III. Abdullah'ın adaya hükmettiği sırada hâkimiyetlerine aldılar. Böylece bütün Komor Adaları Fransız hâkimiyetine geçmiş oldu. Adalardaki geleneksel sultanlık yönetimi (emirlik) Fransız hâkimiyeti altında 1912'ye kadar devam etti. Fransızlar 1912'de bütün yerel yönetimleri ve İslâmî uygulamaları ortadan kaldırdılar ve Komorlar'ı yine kendi hâkimiyetlerinde olan Madagaskar'a bağladılar. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Komor Adaları Müslümanları bağımsızlık mücadelelerine hız kazandırdı ve bu amaçla Tanzanya'da bazı örgütler kurdular. Bu örgütler sonra Komor Adaları Milli Kurtuluş Hareketi bünyesinde birleşerek organize bir faaliyet içine girdiler. Fransa da 1974'te adaların geleceğiyle ilgili bir referandum yapmak zorunda kaldı. Açıklanan sonuçlara göre Mayot Adası halkının % 65'i Fransız idaresinin devamını, diğer adalardaki halkın ise % 95'i bağımsızlığı istemişti. Fransa, 1 Ocak 1976'da Mayot Adası dışındaki adaların bağımsızlığını kabul etti. Ancak ilginçtir ki kurulan bağımsız cumhuriyetin başkanlığına bir batı hayranı olan Ali Suveylih geçirildi. Ali Suveylih ülkesini modernleştirme iddiasıyla İslâmî tesettürü ortadan kaldırmak dahil birtakım reformlar gerçekleştirmek suretiyle Fransız işgalcilerin başaramadıklarını başarma çabası içine girdi. Ancak 1978'de Ahmed Abdullah tarafından gerçekleştirilen bir darbeyle Ali Suveylih görevden uzaklaştırıldı. Yeni başkan Ekim 1978'de anayasayı değiştirerek devletin resmi adını "Komorlar Federal İslâm Cumhuriyeti" yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Moritanya&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sömürgeci güçler Senegal ve Moritanya konusunda aralarında uzun süren bir kavga sürdürmüşlerdir. Bu kavga 1814 Vaterlo savaşından sonra Napolyon'un diğer sömürgeci güçleri yenilgiye uğratmasının ardından imzalanan anlaşmayla Senegal topraklarının, hâkimiyet sınırlarını genişleten Fransa'ya bırakılmasıyla sona erdi. Fransız sömürgeciler Moritanya'yı ele geçirmek için 19. yüzyılda birçok kez saldırılar düzenledilerse de başarılı olamadılar. Ama bu işi fitne yoluyla başarabildiler. Fransız sömürgeciler bazı fırsatları kullanarak birtakım kabile başkanlarıyla ilişki içine girdiler ve bu ilişkiler sonunda Araplarla Berberiler arasına düşmanlık sokmayı başardılar. Bunun üzerine çıkan Arap - Berberi kavgasından yararlanan Fransız sömürgeciler 1903 yılında Moritanya'nın Trarza bölgesini ele geçirdiler. Sonraki yıllarda da saldırılarını sürdüren Fransızlar 1920'de Moritanya'nın tamamını işgal ettiler. İşgalden sonra Moritanya, sekiz eyaletten oluşan Fransız Batı Afrika'sının bir eyaleti oldu. Fransızlar Moritanya'yı işgal ettikten sonra ülkenin her tarafına yaydıkları misyonerler vasıtasıyla geniş çaplı bir Hıristiyanlaştırma çalışması başlattılar. Ancak dinlerine son derece bağlı olan Moritanya Müslümanları arasında Fransızların saldığı Hıristiyan misyonerler hiçbir başarı elde edemediler. Moritanya halkı işgal yönetimine karşı sürekli mücadele etmiştir. Bu mücadelede bazı tarikat şeyhlerinin ve din alimlerinin önemli etkinlikleri oldu. Bağımsızlık mücadelesi 1958'de oldukça etkili duruma geldi. Fransa yönetimi, 5. Fransız Cumhuriyet Anayasası'nı kesinlikle reddeden Moritanya'ya Fransız Milletler Birliği içinde bağımsız bir üye statüsü verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nijer&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nijer toprakları 19. yüzyılın sonlarında Fransız sömürgeciler tarafından işgal edildi ve 3 Ağustos 1960 tarihine kadar Fransız işgalinde kaldı. Fransız işgalciler diğer Afrika ülkelerinde başvurdukları baskı ve Hıristiyanlaştırma uygulamalarına aynen Nijer'de de başvurmuşlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Senegal &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugünkü Senegal topraklarında, sömürgecilerin bölgeye girmelerine kadar Murabıtlar devleti hüküm sürüyordu. Bu devletin hakimiyeti, sömürgecilerin 1885 Berlin anlaşmasıyla Batı Afrika topraklarını aralarında paylaşmalarına kadar sürdü. Bu paylaşımda bugünkü Senegal toprakları Fransız sömürgecilere düştü. Fransızlar 1904'te bugün Senegal'in başkenti olan Dakar'ı Fransız Batı Afrika'sının merkezi yaptılar. Bu şehri hem Batı Afrika'daki hâkimiyet sınırlarını genişletmek için bir hareket merkezi, hem de bir ticaret merkezi haline getirdiler. Senegal halkı Fransız işgaline başından itibaren karşı çıktı. Bazı Müslüman liderlerin öncülüğünde değişik zamanlarda ayaklanmalar oldu. Ancak Fransız sömürgeciler ellerindeki teknik imkânları kullanarak bu ayaklanmaları bastırdılar. Fransız sömürgeciler işgal ettikleri diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi Senegal'de de hâkimiyetlerini sağlamlaştırabilmek amacıyla geniş çaplı Hıristiyanlaştırma faaliyetleri başlattılar. Ancak bu konuda hiçbir başarı elde edemediler. Ülkede kurulmuş olan İslâmî eğitim kurumlarının ve Müslüman ilim adamlarının gösterdikleri gayretlerin, Hıristiyanlaştırma çalışmalarının sonuçsuz kalmasında önemli etkinliği olmuştur. Senegal'e 1958'de Fransız Uluslar Topluluğu'na bağlı özerk bir cumhuriyet statüsü verildi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tunus&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tunus, 12 Mayıs 1881'de Fransız sömürgeciler tarafından işgal edildi. Bundan sonra Fransızlar ülkeye "yüksek komiser" dedikleri genel vali tayin ederek yönetmeye başladılar. Fransızlar işgal ettikleri bütün diğer ülkelerde başvurdukları zulüm uygulamalarına burada da başvurdular. Bu zulme karşı bağımsızlık yanlısı örgütlenmeler ve bazı ayaklanmalar oldu. Ancak bütün bu ayaklanmalar insafsızca ve kanlı bir şekilde bastırıldı. Tunus'ta bağımsızlık mücadelesini organize etmek ve bu mücadeleye yön vermek amacıyla Dustur Partisi adında bir siyasi parti kuruldu. Ancak Fransız sömürgeciler işgal ettikleri diğer ülkelerdeki bağımsızlık mücadelelerini kendi kontrollerine almak için başvurdukları sinsi oyunlara burada da başvurarak kendi elleriyle yetiştirdikleri Habib Burgiba'yı bağımsızlık mücadelesinde önemli bir konuma getirmeyi başardılar ve ona Yeni Dustur Partisi adında bir parti kurdurdular. Habib Burgiba başlangıçta İslâmcı düşünceyi destekliyor, camilerde namaz kıldırıp hutbeler veriyor, konuşmalarında İslâmî kavramlar ve özellikle cihat konusu üzerinde ağırlıklı bir şekilde duruyordu. Oysa Burgiba çocukluğundan beri Fransızların gözetiminde bulunmuş, bir Fransız ailenin yanında büyümüş ve Fransa'da hukuk öğrenimi görmüş biriydi. Fransızlar Burgiba'yı Tunus halkına kabul ettirebilmek amacıyla 1934 - 36 ve 1938 - 42 yılları arasında hapse de attılar. Burgiba sinsi politikasına dış destek bulmak amacıyla 1945'te Fransız işgal yönetiminden kaçtığı görünümü vererek Kahire'ye geçti. 1949'a kadar Kahire'de kalarak bu dönem içinde Arap ülkeleri başta olmak üzere İslâm ülkelerinin desteğini sağlamaya çalıştı. Tunus'a dönüşünden sonra halkı isyana teşvik eden Burgiba bu arada Fransız işgalcilerin Tunuslu Müslümanları kırıp geçirmeleri için gerekli şartları oluşturuyordu. Sonuçta Fransızlar kendi adamları olan Burgiba'nın konumunu sağlama aldıktan sonra 20 Mart 1956'da işgale son vererek Tunus'un bağımsızlığını tanıdılar. Bağımsızlık sonrasında Burgiba, Tunus cumhurbaşkanlığına getirildi. Ancak tutumunu birden bire değiştirerek İslâm aleyhtarı bir siyaset izlemeye başladı. Partisinin adını Sosyalist Dustur Partisi olarak değiştirdi. Zulüm uygulamalarına da Fransızların kaldığı yerden üstelik her geçen gün biraz artırarak devam etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7520306803157431252-7682786068348383110?l=mustafasamat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ehHYX5oYdC-bb9HQbH07WOYt0M8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ehHYX5oYdC-bb9HQbH07WOYt0M8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ehHYX5oYdC-bb9HQbH07WOYt0M8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ehHYX5oYdC-bb9HQbH07WOYt0M8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/QnlAx/~4/h-pLw2LZGqM" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://mustafasamat.blogspot.com/feeds/7682786068348383110/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7520306803157431252&amp;postID=7682786068348383110&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/7682786068348383110?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/7682786068348383110?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/QnlAx/~3/h-pLw2LZGqM/fransann-soykrm-somurge-tarihi-ve.html" title="Fransanın Soykırım, Sömürge Tarihi ve Cezayir Katliamı." /><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="28" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-wPCp34swLlA/TvhCgwIhUjI/AAAAAAAABMk/4axAw8jd1oQ/s72-c/fransan%25C4%25B1n-cezayir-katliam%25C4%25B1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://mustafasamat.blogspot.com/2011/12/fransann-soykrm-somurge-tarihi-ve.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkUEQ3cyfip7ImA9WhRWEEo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7520306803157431252.post-132363871320323481</id><published>2011-12-20T20:20:00.008+01:00</published><updated>2011-12-28T12:03:22.996+01:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-28T12:03:22.996+01:00</app:edited><title>Fransanın Cezayir Soykırımı..</title><content type="html">&lt;embed allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=1119648437979602877&amp;amp;hl=de&amp;amp;fs=true" style="height: 326px; width: 400px;" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;1915 Ermeni soykırımını reddetmeyi suç kabul eden&amp;nbsp; yasa tasarısının Fransa parlamentosuna gelmesi &lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&amp;nbsp; ve&amp;nbsp;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Fransanın yaptığı katliamlar...&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;i style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Fransız Cezayiri ya da Fransa Cezayir Mandası (Fransızca: Algérie Française, Arapça : الاحتلال الفرنسي للجزائر)b 1830 - 1962 yılları arasında Cezayir'de varolmuş Fransız sömürgesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Fransa'nın yaptığı katliamlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız yönetimi altında 1,5 milyon kişi hayatını kaybetmiş (Scotsman, 17 Nisan 2006), çok sayıda kişi de işkence ve kötü muameleden geçmiştir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;8 Mayıs 1945 te Setif şehirinde savaştan sonra vaad edilen 
bağımsızlık için gösteri yapan halka makinalı tüfek ile ateş açılmış 
binlerce kişi öldürülmüştür.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;Türkiye'nin Ermeniler'e karşı soykırım yaptığını devletin en etkin organlarıyla iddia edenFransa, söz kendisine geldiginde &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Soyk%C4%B1r%C4%B1m" title="Soykırım"&gt;soykırım&lt;/a&gt; bir yana, olaylardaki sorumluluğunu dahi kabul etmiş değildir. &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Paris" title="Paris"&gt;Paris&lt;/a&gt; hükümetine göre tüm bu olaylar tarihçilere bırakılmalıdır.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cezayir" title="Cezayir"&gt;Cezayir&lt;/a&gt; devlet başkanı &lt;a class="mw-redirect" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Abd%C3%BClaziz_Bouteflika" title="Abdülaziz Bouteflika"&gt;Abdülaziz Bouteflika&lt;/a&gt; ise &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa" title="Fransa"&gt;Fransa&lt;/a&gt;'nın &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cezayir" title="Cezayir"&gt;Cezayir&lt;/a&gt;'de sadece insanlara karşı değil, insanların kimlikleri ve kültürlerine karşı da bir soykırım uyguladığını iddia etmiştir.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;Cezayirli üst düzey bir idareci olan ve &lt;a class="new" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=May%C4%B1s_1945_Vakf%C4%B1&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1" title="Mayıs 1945 Vakfı (sayfa mevcut değil)"&gt;Mayıs 1945 Vakfı&lt;/a&gt;'nın Başkanı &lt;a class="new" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Muhammed_El_Korso&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1" title="Muhammed El Korso (sayfa mevcut değil)"&gt;Muhammed El Korso&lt;/a&gt; "Fransızlar ve uluslararası kamuoyu bilmelidir ki &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa" title="Fransa"&gt;Fransa&lt;/a&gt; Mayıs 1945'de gerçek bir soykırım işlemiştir" demiştir. Yine &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cezayir" title="Cezayir"&gt;Cezayir&lt;/a&gt; devlet başkanı Abdülaziz Bouteflika da "Cezayir &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%B6m%C3%BCrgecilik" title="Sömürgecilik"&gt;sömürgecilik&lt;/a&gt;
 ve bağımsızlık savaşı dönemlerinde işlenen tüm bu suçların Fransa 
tarafından kabul edilmesini beklemeyi hiçbir zaman bırakmamıştır" 
demiştir. &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;h3 style="color: #660000;"&gt;


&lt;i&gt;




 &lt;b&gt;&lt;span class="mw-headline" id="Paul_Aussaresses.27in_itiraf.C4.B1"&gt;Paul Aussaresses'in itirafı&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/h3&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;İşkence tekniği uzmanı Emekli Tuğgeneral &lt;a class="new" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Paul_Aussaresses&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1" title="Paul Aussaresses (sayfa mevcut değil)"&gt;Paul Aussaresses&lt;/a&gt;
 (okunuşu: Osares), SDECE (Service de Documentation Extérieure et de 
Contre-Espionnage, bugünkü Direction générale de la sécurité 
extérieure)'e bağlı istihbarat subayı olarak 1955'te &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cezayir" title="Cezayir"&gt;Cezayir&lt;/a&gt;'e tayin edilmiş ve NFL'i bastırmak için Tuğgeneral &lt;a class="new" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Jacques_Massu&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1" title="Jacques Massu (sayfa mevcut değil)"&gt;Jacques Massu&lt;/a&gt; (okunuşu: Masü) komutasındaki 10.Hava İndirme Tugayı'na bağlı özel timi komuta etmişti. &lt;a class="new" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Paul_Aussaresses&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1" title="Paul Aussaresses (sayfa mevcut değil)"&gt;Paul Aussaresses&lt;/a&gt; hatıralarında bu görevdeyken en az 1509 kişiyi yargısız infaz ettiğini itiraf etti.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;h2 style="color: #660000;"&gt;


&lt;i&gt;




 &lt;b&gt;&lt;span class="mw-headline" id="Kaynak.C3.A7a"&gt;Kaynakça&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/h2&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Simone_de_Beauvoir" title="Simone de Beauvoir"&gt;Simone de Beauvoir&lt;/a&gt; et &lt;a class="new" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Gis%C3%A8le_Halimi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1" title="Gisèle Halimi (sayfa mevcut değil)"&gt;Gisèle Halimi&lt;/a&gt;, &lt;a class="new" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Djamila_Boupacha&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1" title="Djamila Boupacha (sayfa mevcut değil)"&gt;Djamila Boupacha&lt;/a&gt;, 1962.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;a class="new" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Paul_Aussaresses&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1" title="Paul Aussaresses (sayfa mevcut değil)"&gt;Paul Aussaresses&lt;/a&gt; Services spéciaux, Algérie 1955-1957 - Mon témoignage sur la torture, 2001.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;İngilizce baskısı: The Battle of Casbah - Terrorism and Counter-Terrorism in Algeria 1955-1957, 2002.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;h2 style="color: #660000;"&gt;


&lt;i&gt;




 &lt;b&gt;&lt;span class="mw-headline" id=".C4.B0lgili_Filmler"&gt;İlgili Filmler&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/h2&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;a class="new" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Gillo_Pontecorvo&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1" title="Gillo Pontecorvo (sayfa mevcut değil)"&gt;Gillo Pontecorvo&lt;/a&gt;, 'La Battaglia di Algeri (Cezayir Muharebesi)', 1965, Cezayir / &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0talya" title="İtalya"&gt;İtalya&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="color: #660000;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;Laurent Herbiet, 'Mon Colonel (Albayım)', 2006, Fransa / &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bel%C3%A7ika" title="Belçika"&gt;Belçika&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;h2 style="color: #660000;"&gt;


&lt;i&gt;




 &lt;b&gt;&lt;span class="mw-headline" id="Referanslar"&gt;Referanslar&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/h2&gt;
&lt;div class="reflist references-small" style="color: #660000;"&gt;
&lt;ol class="references"&gt;
&lt;li id="cite_note-0"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Frans%C4%B1z_Cezayiri#cite_ref-0"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="external free" href="http://en.wikipedia.org/wiki/S%C3%A9tif_massacre"&gt;http://en.wikipedia.org/wiki/S%C3%A9tif_massacre&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li id="cite_note-1"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Frans%C4%B1z_Cezayiri#cite_ref-1"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="external text" href="http://news.bbc.co.uk/2/low/europe/4552473.stm" rel="nofollow"&gt;Colonial abuses haunt France - BBC&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/li&gt;
&lt;/ol&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;h2 style="color: #660000;"&gt;


&lt;i&gt;




 &lt;b&gt;&lt;span class="mw-headline" id="D.C4.B1.C5.9F_ba.C4.9Flant.C4.B1lar"&gt;Dış bağlantılar&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/h2&gt;
&lt;ul style="color: #660000;"&gt;
&lt;li&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;a class="external text" href="http://aktuel24.net/index.php?search=cezayir&amp;amp;submit=search" rel="nofollow"&gt;"Orijinal vidyo", aktuel24.net&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;a class="external text" href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/4552473.stm" rel="nofollow"&gt;"Colonial abuses haunt France", By Hugh Schofield, BBC News&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;a class="external text" href="http://www.news24.com/News24/Africa/News/0,,2-11-1447_1917897,00.html" rel="nofollow"&gt;French colonisation 'genocide' N24&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;a class="external text" href="http://news.scotsman.com/international.cfm?id=583792006" rel="nofollow"&gt;Algerian leader calls colonisation 'genocide' Scotsman&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;a class="external text" href="http://mondediplo.com/2006/02/14postcolonial" rel="nofollow"&gt;"France's history wars", By Chris J Bickerton Le Monde Diplomatiqué&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7520306803157431252-132363871320323481?l=mustafasamat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/k1gPJ2XengSXzuImGTBY-H_YM84/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/k1gPJ2XengSXzuImGTBY-H_YM84/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/k1gPJ2XengSXzuImGTBY-H_YM84/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/k1gPJ2XengSXzuImGTBY-H_YM84/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/QnlAx/~4/I-jZPqG-0ww" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://mustafasamat.blogspot.com/feeds/132363871320323481/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7520306803157431252&amp;postID=132363871320323481&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/132363871320323481?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/132363871320323481?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/QnlAx/~3/I-jZPqG-0ww/fransann-cezayir-soykrm.html" title="Fransanın Cezayir Soykırımı.." /><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="28" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://mustafasamat.blogspot.com/2011/12/fransann-cezayir-soykrm.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEUAQXo8fip7ImA9WhRQEE0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7520306803157431252.post-577506060267620593</id><published>2011-12-04T13:32:00.001+01:00</published><updated>2011-12-04T13:37:20.476+01:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-04T13:37:20.476+01:00</app:edited><title>İstiklal Savaşı Olmadı, Şehitlikler Semboliktir..</title><content type="html">&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-left: 1em; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-tl9qOPMvOvU/TttlSRn7iWI/AAAAAAAABMI/G3jbJeQ3XIk/s1600/800px-Izmir15Mayis1919.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="206" src="http://1.bp.blogspot.com/-tl9qOPMvOvU/TttlSRn7iWI/AAAAAAAABMI/G3jbJeQ3XIk/s320/800px-Izmir15Mayis1919.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Yunan Ordusu İzmir'de&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;div align="justify" class="txtM-DS-B" style="color: #660000; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; padding-top: 8px;"&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;AKP’nin Türk devleti ve Atatürk’le ilgili çarpık görüşleri artık açık açık meclis çatısı altında dile getirilmeye başlandı.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify" class="txtM-DS-B" style="color: #660000; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; padding-top: 8px;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;“Tarih yazmak, Tarih&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt; yapmak&lt;/span&gt; kadar
 önemlidir.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify" style="color: #660000; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; line-height: 17px; padding-top: 10px;"&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;Yazan yapana doğrulukla bağlı kalmazsa, değişmeyen&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt; gerçek 
insanlığı şaşırtıcı bir nitelik alır.” &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;span style="color: #990000;"&gt;M. Kemal Atatürk&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
 Bilindiği gibi AKP Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify" style="color: #660000; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; line-height: 17px; padding-top: 10px;"&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt; Erdoğan, 2005 
yılında bu devletin Türk devleti olmadığını,&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify" style="color: #660000; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; line-height: 17px; padding-top: 10px;"&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt; Türkiye devleti olduğunu, 
Türklüğün devlet içerisinde bir&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify" style="color: #660000; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; line-height: 17px; padding-top: 10px;"&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt; alt kimlik olduğunu söylemişti. Bugün 
Prof. Dr. Yusuf&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify" style="color: #660000; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; line-height: 17px; padding-top: 10px;"&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Halaçoğlu’nun yorumu ise AKP milletvekillerinin 
Atatürk’e&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify" style="color: #660000; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; line-height: 17px; padding-top: 10px;"&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt; saldırma yoluna girdikleri ve Yunanistan ile Rumlardan&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify" style="color: #660000; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; line-height: 17px; padding-top: 10px;"&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt; özür 
dileme yolunu açmaya çalıştıkları yönünde. &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 “İstiklal Savaşı olmadı, şehitlikler semboliktir” demenin&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify" style="color: #660000; font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; line-height: 17px; padding-top: 10px;"&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt; yakın tarihi 
inkar olduğu açıkça ortadadır.&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify" style="color: #660000; font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; line-height: 17px; padding-top: 10px;"&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify" style="line-height: 17px; padding-top: 10px;"&gt;
&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Balkan Harbi’nden bu yana şehit 
düşenlerin listesi künyeleri ile şehitliklerde ve arşivlerde mevcuttur. 
Harp Tarihi Enstitüsü arşivlerinde İstiklal Savaşı cephelerinde cereyan 
eden savaşlarla ilgili detaylı belgeler ve bilgiler vardır. İstiklal 
Savaşı Gazilerine istiklal madalyası verilmiş, gazilere ve şehit 
ailelerine gazilik ve şehitlik maaşı bağlanmıştır. Millî Savunma 
Bakanlığı Balkan Savaşları'ndan bugüne Türk Ordu'sunun bütün şehit ve 
gazilerininin künyelerini belgeleriyle 5 Cilt olarak yayınlamıştır. Hal 
böyle iken “İstiklal Savaşı olmadı, şehitlikler semboliktir” sözü açıkça
 devlete karşı bir ideolojinin yansımasıdır. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 28 Kasım 2011’de TBMM İnsan Hakları Komisyonunda bir AKP milletvekili 
insanının kanını donduran açıklamalar yaptı. AKP Ordu milletvekili ve 
İnkilap tarihi doktoru İhsan Şener, Yunan Ordusunun Ege’de savaşmadığını
 ve Türk şehitliklerinin sembolik olduğunu söyleyerek, bütün bunlar 
Ankara’daki yönetimin meşruluğunu göstermek için yapıldı iddiasına 
bulundu. TBMM İnsan hakları Komisyonunda terör mağdurları ve faili 
meçhuller konusunda açıklamalar yapan Prof. Dr. Ümit Özdağ ile İhsan 
Şener arasındaki konuşma şöyle gelişti. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener: İttihat terakki mantığıyla hareket 
eden devlet içinde, halk için halka rağmen hareket eden gruplar var. Siz
 az önce bir şey söylediniz aslında çok önemliydi. Batı cephesi komutanı
 olduğunda İsmet İnönü, bu çetelere kendilerince idam etme hakkını verdi
 dediniz. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 Ümit Özdağ: Hayır, onu demedim ben. İsmet Paşa, mevcut durum olarak onu
 görüyor. Bu çok önemli zan altında bırakmayayım İsmet Paşa’yı. Onu, 
devlet düşüncesiyle hukukun paralel gittiğini örnek göstermek için 
verdim. Ama dönem batı cephesinin çok zayıf olduğu, çetecilerin de güçlü
 olduğu bir dönem. Yani durdurun bunu diyemiyor. Yavaş yavaş gidiyor. 
Adım adım. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener: Şimdi bu süreçle ilgili başka şeyler de var. &lt;/span&gt;&lt;b style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Belki
 bunlar tartışılacak ama mesela Yunan tarihinde bir Ege Savaşı yok. Bunu
 biliyor musunuz? Yunan tarihinde Ege’de Türklerle bir savaş yok. Bizim 
tarihimizin en önemli savaşlarından biri Yunanlılara karşı verilmiş olan
 savaştır. Biz milli güvenlik akademisinde oralardaki şehitlikleri 
dolaştık. Bütün şehitlikler temsili. Bunlar çok önemli, anlayış olarak 
bir yere gelmek istiyorum. &lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Burada Ankara Hükümetinin 
meşruiyetiyle bazı şeyler yapılmış süreç içinde bazı şeyler. O zamanki 
İngiliz sefirinin telgrafları var, İngiltere’ye çektiği telgraflar. 
Bunlar bütünleştiği zaman tartışacağımız şeyler çıkıyor. Ama ben yine 
konumuzla ilgili olmak üzere şunu söylemek istiyorum. Şimdi az önce bir 
isim zikredildi. Bir polis memuru. 1991 ile 1996 arasında Türkiye 
genelinde batıda da doğuda da faili meçhul cinayetler olmuştur. Sonra 
1997’de Aczimendiler ve Hizbullah gibi bir takım örgütler ortaya 
çıkmıştır. Bunlar kendiliğinden toplumun tepkisel hareketleri değildir. 
Bunlar devletin yine bazı organlarından gayri resmi olarak örgütlenerek,
 toplumu dehşete düşürmek amacıyla olaylar meydana getirdi. Nerde şimdi 
Aczimendiler? Sakallı adamlar? Hiç biri yok. Nerde Hizbullah? Her gün 
cinayet işleyen! Yok. Dolayısıyla bu ittihat terakki algısı devlette 
şeffaf müdahaleye geçtiğinde ben öyle zannediyorum ki daha rahat 
istatistiği de tutulacak, daha çıplak şekliyle milletle paylaşılacak. 
Yani şeffaf devlet olduğumuzda biz, bazı sorunların ortadan kalktığını 
izleyebileceğiz. Kapalı devlet, halka rağmen halk için hareket etmekten 
vazgeçerse biz, birçok cinayetin bu süreçten sonra işlenmeyeceğini 
göreceğiz. Bende fiili olarak, o tarihi, resmi demiyorum, fiili tarihi 
bilen arkadaşlarınızdan birisiyim, Cumhuriyet dönemi tarihini. 
Dolayısıyla bunlar süreç içinde gerçekten ortaya çıktığında, millet, 
halk öyle değilmiş deyip rahatlayacak. Doğru zemin üzerinde yürümeye 
çalışacak. Yani neden şimdi faili meçhul cinayetler olmuyor mesela? 
Demek ki güç buldukları odaklar yavaş yavaş zayıfladı gayri meşru 
odaklar. Yok, oldu demiyorum. Vardır, her zaman olacaktır. Olabilirler, 
olmasını meşru görmüyorum ama eğer devlet yüzü kendisini sorgulanabilir,
 hesap verebilir hale getirebilirse bu tür şeyler olmayacaktır artık.” &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 İhsan Şener’in bu iddialarına çok sinirlendiği görülen Prof. Dr. Ümit Özdağ, araya girerek &lt;/span&gt;&lt;b style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;“Sanıyorum sizin söylediğinizin sonunda geleceği yer, aslında bir İstiklal Savaşı’nın da olmadığıdır”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt; dedi. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener: “Yok ben öyle bir şey demiyorum” cevabını verince, &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 Ümit Özdağ: &lt;/span&gt;&lt;b style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Bunu söyleyen bir eski ağır ceza reisini 
televizyonda dinlemiştim. Aslında Yunan ordusunu denize de dökmedik 
demişti. Çünkü ona göre denize dökülecek bir ordu da yoktu. Sayın 
milletvekili, ne olur bunları, amatörlerle konuşun. Ama ben bir 
profesyonelim. Mesleğimi de iyi bilirim. Yunan silahlı kuvvetlerinin Ege
 savaşı ve Anadolu seferiyle ilgili yazmış olduğu kapsamlı savaş 
ceridelerinin Türkçe tercümesi bende var. Dilerseniz, bir gün beni 
buraya tekrar çağırırsınız, onu da alır gelirim, onu da ortaya koyarım. 
Size de bir fotokopisini veririm. Ondan dolayı Yunan ordusuyla ilgili 
yapmış olduğunuz tespit, nerden öğrendiniz bilmiyorum ama tamamen yanlış
 bir tespittir”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt; diyerek devam etti. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener: Bakalım tarih kimi haklı çıkaracak.” &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 Bu sırada söze giren komisyon üyesi MHP Kayseri milletvekili Prof. Dr. 
Yusuf Halaçoğlu, İhsan Şener’in açıklamalarını çok ağır içerikli 
tarihsel bir açıklama ile eleştirdi: &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
 "Görülen o ki, artık bazı AKP milletvekilleri açık bir şekilde 
Atatürk’e saldırmanın yoluna girmiş görünüyorlar ve bu amaçla İstiklal 
Savaşı hiç olmadı noktasına getirecek ifadeler kullanıyorlar. Kendisi de
 İnkilap tarihi Doktoru olan İhsan Şener, açıklamaları ile Rumlardan ve 
Yunanlılardan özür dilemenin yolunu açarken, İstiklal Marşımıza, Türk 
İstiklal Harbine, şehitlerimize, gazilerimize, üyesi olduğu TBMM’ne, 
bütün milli ve manevi değerlerimize hakaret etmektedir."&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7520306803157431252-577506060267620593?l=mustafasamat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UZO_JeiBg3cKMDN8CIgQjOg9oSs/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UZO_JeiBg3cKMDN8CIgQjOg9oSs/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UZO_JeiBg3cKMDN8CIgQjOg9oSs/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UZO_JeiBg3cKMDN8CIgQjOg9oSs/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/QnlAx/~4/AqLDKDzVt7Y" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://mustafasamat.blogspot.com/feeds/577506060267620593/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7520306803157431252&amp;postID=577506060267620593&amp;isPopup=true" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/577506060267620593?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/577506060267620593?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/QnlAx/~3/AqLDKDzVt7Y/istiklal-savas-olmad-sehitlikler.html" title="İstiklal Savaşı Olmadı, Şehitlikler Semboliktir.." /><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="28" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-tl9qOPMvOvU/TttlSRn7iWI/AAAAAAAABMI/G3jbJeQ3XIk/s72-c/800px-Izmir15Mayis1919.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://mustafasamat.blogspot.com/2011/12/istiklal-savas-olmad-sehitlikler.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkENRXoyfyp7ImA9WhRQEUs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7520306803157431252.post-3806363363639134467</id><published>2011-12-04T01:35:00.002+01:00</published><updated>2011-12-06T11:51:34.497+01:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-06T11:51:34.497+01:00</app:edited><title>Başbakan Madımak İçinde Özür Dileyecek mi?</title><content type="html">&lt;div style="color: #660000; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;
   
   &lt;/div&gt;
&lt;hr size="1" style="color: #660000; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;
&lt;span style="color: #660000; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;
   
  
  
  
  &lt;/span&gt;
    
    
        &lt;br /&gt;
&lt;div class="quote" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; margin-bottom: 2px;"&gt;
&lt;blockquote class="bq" style="font-style: italic;"&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-WsH0tHig6RY/TtrAHynbN0I/AAAAAAAABMA/5OtBnms4Xlo/s1600/2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="225" src="http://4.bp.blogspot.com/-WsH0tHig6RY/TtrAHynbN0I/AAAAAAAABMA/5OtBnms4Xlo/s320/2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b style="color: #660000;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Başbakan
 Erdoğan'ın 'CHP Dersimle yüzleşsin ve özür dilesin' açıklamalarıyla 
başlayan tartışmaya, Sivas katliamında yanarak can veren aydınlardan 
Şair Uğur Kaynar'ın kardeşi Soner Kaynar da katıldı. Kaynar, Madımak 
katliamının sanıklarının avukatlığını yapanların bakan, milletvekili, 
belediye başkanı yapıldığını anımsatarak, "Başbakan özür dilemeyi 
düşünüyor mu?" diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
'Katliam sanıklarının avukatları bakan yapıldı'&lt;/span&gt;
&lt;/b&gt;&lt;/blockquote&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;blockquote class="bq" style="font-style: italic;"&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;Türkiye'nin toplumsal belleğine kazınan ve yüzlerce yıl unutulmayacak 
olan Sivas Madımak Oteli katliamının yargılama sürecinde geçmiş siyasi 
iktidarlar ve AKP iktidarında adil bir hukuk süreci işletilmediğini dile
 getiren Kaynar, katliam sanıklarının elebaşının peşine düşülmediğini ve
 firari sanıkların ülke sınırları içinde evlenmesine, askerlik yapmasına
 ve ehliyet almasına olanak sağlandığını belirterek, "Başbakan, bu 
insanlık suçunu zaman aşımı ile yüzyüze bırakacak altyapıyı sağladığı 
için, Sivas katliamının ardında kalan karanlıklar bilerek ve isteyerek 
aydınlatılmadığı için; katliam sanıklarının avukatlığını yapanları bakan
 ve miletvekili yaptığı için özür dilemeyi düşünüyor mu?" sorusunu 
yöneltti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
'Sanık avukatları kariyer patlaması yaptı'&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;
Sanıkların avukatlığını üstlenenler arasında bulunan Refah-Yol 
iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın, bakanlığı sırasında sanıkları
 hapishanede ziyaret ettiğini anımsatan Kaynar, avukat listesinde pek 
çok Refah Parti yöneticisinin de yer aldığını vurgulayarak, "bu 
avukatlar ilerleyen yıllarda AKP ve Saadet Partisi'ne katıldı ve kariyer
 patlamasıyla yükselenler oldu" iddiasında bulundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
'Travmayı görmezden gelen Başbakan özür dileyecek mi?'&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;
Madımak Oteli'nin Sivas Valiliği İl Özel İdaresi tarafından Bilim ve 
Kültür Müzesi yapıldığını dile getiren Kaynar, Başbakan Erdoğan'a 
seslenerek, "otelin giriş kısmında yapılan bölüme de, katliamda 
yitirilen 33 aydın ve yazar ile iki otel görevlisinin isimleri ile 
birlikte, katliama katılan iki saldırganın da katliam mağduru olarak 
adlarına yer verilmiştir. Bu pervasızlığın yakınlarını yitiren aileler 
üzerinde yarattığı yıkımı ve travmayı görmezden gelen başbakan özür 
dilemeyi düşünüyor mu?" diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
'Altıok ve Aysan'ın kızlarının işlerine son verildi'&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;
Başbakan Erdoğan'ın, İsrailden Mavi Marmara baskınında yaşamını 
yitirenlerin ailelelerine tazminat ödemesini ve özür dilenmesini 
istediğinin altını çizen Kaynar, "Sivas katliamında yaşamını yitiren 
şair Metin Altıokun kızı Zeynep Altıokun Doğuş Üniversitesi'ndeki 
işine, Şair Behcet Aysanın kızı Eren Aysanın da Devlet 
Tiyatroları'ndaki işine son verildiği için özür dilemeyi düşünüyor mu?" 
ifadelerini kullandı.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;span id="contextual"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İşte Sivas'ta 33 aydını yakanların avukatlığını yapan isimlerin bugün ne&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/b&gt;&lt;span id="contextual"&gt;&lt;b&gt;yaptıkları:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;

Av. Şevket Kazan - Eski RP Milletvekili ve eski Adalet Bakanı;&lt;br /&gt;

Av. Celal Mümtaz Akıncı - Afyon Barosu Başkanı ve AKP oylarıyla Anayasa Mahkemesi üyesi;&lt;br /&gt;

Av. Hayati Yazıcı AKP’nin Devlet Bakanı;&lt;br /&gt;

Av. Haydar Kemal Kurt - AKP Isparta Milletvekili;&lt;br /&gt;

Av. Zeyid Aslan - AKP Tokat Milletvekili, Başbakan Erdoğan’ın eski avukatı;&lt;br /&gt;

Av. Hüsnü Tuna - AKP Konya Milletvekili;&lt;br /&gt;

Av. Burhanettin Çoban - Afyonkarahisar AKP’li Belediye Başkanı;&lt;br /&gt;

Av. Faik Işık - Başbakan Erdoğan’ın ve Süleyman Mercümek’in avukatı;&lt;br /&gt;

Av. İbrahim Hakkı Aşkar - 22. Dönem AKP Afyon Milletvekili;&lt;br /&gt;

Av. M. Ali Bulut - AKP Maraş Milletvekili ve Anayasa Komisyonu üyesi;&lt;br /&gt;

Av. Bülent Tüfekçi - AKP Malatya İl Başkanı;&lt;br /&gt;

Av. Halil Ürün - RP kayıp trilyon davası sanığı, AKP Afyon Belediye Başkan adayı;&lt;br /&gt;

Av. Mevlüt Uysal - AKP İstanbul Başakşehir Belediye Başkanı;&lt;br /&gt;

Av. Nevzat Er - Eski AKP Eminönü Belediye Başkanı;&lt;br /&gt;

Av. Suat Altınsoy - AKP Konya İl Başkanı Yardımcısı;&lt;br /&gt;

Av. Tayfun Karali - İstanbul Büyükşehir Belediyesi Darülaceze Müdürü;&lt;br /&gt;

Av. Ferruh Aslan - İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Müdürü;&lt;br /&gt;

Av. İbrahim Kök - AKP Elazığ Milletvekili Aday Adayı;&lt;br /&gt;

Av. Ali Aşlık - Eski AKP İzmir İl Başkanı;&lt;br /&gt;

Av. Bedrettin İskender - AKP Ümraniye Belediye Başkan adayı;&lt;br /&gt;

Av. Ekrem Bedir - Sakarya AKP Hendek Belediye Meclis Üyesi;&lt;br /&gt;

Av. Eyüb Karagülle - Eski Saadet Partisi İlçe Başkanı;&lt;br /&gt;

Av. Faruk Gökkuş - AKP Kâğıthane Belediye Başkanlığı Aday Adayı;&lt;br /&gt;

Av. Hasan Hüseyin Pulan - AKP İstanbul İl Disiplin Kurulu üyesi;&lt;br /&gt;

Av. Hurşit Bıyık - AKP Trabzon İl Başkan Yardımcısı;&lt;br /&gt;

Av. Reşat Yazak - Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi.&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7520306803157431252-3806363363639134467?l=mustafasamat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/DlwKkIiOipMj4p6ukQ0XfVu4gG8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/DlwKkIiOipMj4p6ukQ0XfVu4gG8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/DlwKkIiOipMj4p6ukQ0XfVu4gG8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/DlwKkIiOipMj4p6ukQ0XfVu4gG8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/QnlAx/~4/rFRImzEj6hc" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://mustafasamat.blogspot.com/feeds/3806363363639134467/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7520306803157431252&amp;postID=3806363363639134467&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/3806363363639134467?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/3806363363639134467?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/QnlAx/~3/rFRImzEj6hc/basbakan-madmak-icinde-ozur-dileyecek.html" title="Başbakan Madımak İçinde Özür Dileyecek mi?" /><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="28" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-WsH0tHig6RY/TtrAHynbN0I/AAAAAAAABMA/5OtBnms4Xlo/s72-c/2.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://mustafasamat.blogspot.com/2011/12/basbakan-madmak-icinde-ozur-dileyecek.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkcAQns8eip7ImA9WhRRGUs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-7520306803157431252.post-8011367057460828744</id><published>2011-12-03T01:07:00.005+01:00</published><updated>2011-12-04T01:54:03.572+01:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-04T01:54:03.572+01:00</app:edited><title>Yok Öyle Bedava Yaşamak..</title><content type="html">&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-UcQpKUi9V1g/Ttlm1Fqq2DI/AAAAAAAABLw/eX53torfCa4/s1600/vergi+2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="288" src="http://1.bp.blogspot.com/-UcQpKUi9V1g/Ttlm1Fqq2DI/AAAAAAAABLw/eX53torfCa4/s320/vergi+2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;i style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;Şimdiye kadar Ülkede bedava&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;i style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;yaşayanların yanına kãr kalan yaşam tarzı son buluyor artık..&lt;br /&gt;Nedenmi&amp;nbsp; ? Bakın görün..&lt;br /&gt;Alım Satım Vergisi Geri Dönüşümlü Olacak..&lt;br /&gt;Cümle biraz karışık oldu&amp;nbsp; fakat hemen anlatacağım..&lt;br /&gt;Yani yeni bir uygulamayla &lt;br /&gt;''Satım Alım Vergisi''&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; gibi birşey ortaya çıktı..&lt;br /&gt;Bu ne demek? &lt;br /&gt;Görün ne demek olduğunu..&lt;br /&gt;Hani evlenirken başlık parası verilir ya,&lt;br /&gt;Boşanırkende&amp;nbsp; nafaka ödeme gibi bir şey..&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br style="color: #660000;" /&gt;&lt;i style="color: #4c1130;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;Yani Alırken Düşünecektin Vergisi&lt;/span&gt;..&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
EVİNİ SATAN DA VERGİ VERECEK&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süresine bakılmaksızın satılan tüm gayrimenkullere gelir vergisi getiren yasa taslağı hazırlanıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Değişiklik önerisi kabul edilirse vatandaş satın aldığı evini ilk yıl satarsa elde ettiği kazancın neredeyse tamamı, sonraki yıllar ise kademeli olarak belli bir kısmı vergiye tabi olacak. Süre 10 yılı aşarsa kazancının yüzde 10’u vergiye tabi olacak...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Habertürk'ün haberine göre Maliye Bakanı Mehmet Şimşek “Vergi kanunları gözden geçirilecek” diye beyanat verince vergi dünyasında yeni düzenlemelere dair neler yapılacağı konusunda tahmin ve duyumlar da havada uçuşmaya başladı. Bunlardan birisi de Bakanlık’ın üzerinde çalıştığı yeni Gelir Vergisi çalışmasında olduğu ifade edilen ev ve diğer gayrimenkullerin satışında şimdiye kadar uygulanan 5 yıllık süre sınırının kaldırılması. Halen evini, dükkânını, arsasını 5 yıl elinde tutanlar bunları sattıklarında vergi ödemiyor. 5 yıldan önce ise satış yapılırsa alış ve satış arasındaki farkın tamamı vergiye tabi oluyor. Verginin adı ‘Değer Artış Kazancı’. Fakat örneğin 2011 için 8 bin liralık tutar vergiden istisna. 8 bin liranın üstündeki kazanç gelir vergisine tabi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
10 YILIN ÜSTÜ YÜZDE 10&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni düzenlemeyle 5 yıl sınırının kaldırılacağı, ev satılırken alınacak değer artış kazancının kademeli olarak vergilendirmesinin düşünüldüğü ifade ediliyor. Edinilen bilgilere göre hazırlanan çalışmada gayrimenkulün satın alındıktan sonra ilk yıl elden çıkarılması halinde alım satım fiyatı arasındaki farkın hemen hemen tüm tutarı vergiye tabi olacak. İkinci yıl satılması halinde yüzde 80, üçüncü yıl yüzde 60, dördüncü yıl yüzde 40, beşinci yıl yüzde 20’si vergiye tabi olacak. Kaynaklar 10 yıl elde tutulduktan sonra satılacak gayrimenkul için kazancın yüzde 10’u tutarında vergi alınması fikrinin ağır bastığını ifade ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ENFLASYON FARKI DÜŞECEK&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu durumda 50-60 yıllık evlerin alım satım tutarları arasında büyük tutarlar oluştuğu için vergi matrahı büyük görünecek. Ancak ‘değer artış kazaçları’nda vergi matrahı hesaplanırken enflasyon farkı düşülüp, aradaki fark vergilendiriliyor. Örneğin 20 yıl önce 10 bin liraya alınan evin bugünkü değeri 200 bin lira ise aradaki 190 bin değil 20 yıl boyunca enflasyon farkı düşüldükten sonra kalan tutar kabul ediliyor. 20 yılda enflasyon evin değerini 10 bin liradan 100 bin liraya çıkarmışsa aradaki 100 bin lira dikkate alınacak. 100 bin liranın da yüzde 10’u olan 10 bin lira vergi matrahı olarak kabul edilecek. 8 bin lira vergiden muaf olduğu için 2 bin liranın vergisi ödenecek. Böylece şimdiye kadar gayrimenkulü 5 yıldan az elinde tutarak elde ettiği gelirin tamamını beyan edenler daha az tutar beyan ederek daha az vergi ödeyecek. Ancak 5 yıldan fazla elinde tutup hiç vergi ödemeyenler artık miktarı düşük de olsa vergi ödemek zorunda kalacak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
BABADAN KALMA EVE VERGİ YOK&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Değer artış kazancı her yıl mart ayı sonuna kadar gelir vergisi beyannamesi ile veriliyor. Eğer kişi bu kazancını gizlerse vergi kanunlarına göre bir kat ceza ve yasal faizlerini ödemek zorunda kalıyor. Diğer yandan satılan ev vatandaşlara eğer miras kalmışsa bu durumda vergi alınmaması için ayrı bir düzenleme yapılacağı ifade ediliyor. Böylece babadan kalma evini satan vatandaş herhangi bir vergi ödemeyecek. Vergi sadece ev alıp satanlar ile sınırlı kalacak&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7520306803157431252-8011367057460828744?l=mustafasamat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/tuFnEc8yLpjWGpfw7z_IUbngGOw/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/tuFnEc8yLpjWGpfw7z_IUbngGOw/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/tuFnEc8yLpjWGpfw7z_IUbngGOw/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/tuFnEc8yLpjWGpfw7z_IUbngGOw/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/QnlAx/~4/LwgbjouwohE" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://mustafasamat.blogspot.com/feeds/8011367057460828744/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7520306803157431252&amp;postID=8011367057460828744&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/8011367057460828744?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/7520306803157431252/posts/default/8011367057460828744?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/QnlAx/~3/LwgbjouwohE/yok-oyle-bedava-yasamak.html" title="Yok Öyle Bedava Yaşamak.." /><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="28" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-UcQpKUi9V1g/Ttlm1Fqq2DI/AAAAAAAABLw/eX53torfCa4/s72-c/vergi+2.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://mustafasamat.blogspot.com/2011/12/yok-oyle-bedava-yasamak.html</feedburner:origLink></entry></feed>

