<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866</id><updated>2024-09-24T15:23:49.758-07:00</updated><category term="Kurdistan"/><category term="Tarih"/><category term="Kurt"/><category term="isyan"/><category term="cemiyet"/><category term="Fata Res"/><category term="Osmanli"/><category term="ataturk ve kurtler"/><category term="cografya"/><category term="direnis"/><category term="egitim"/><category term="iran"/><category term="ismet inonu"/><category term="seyh said"/><category term="seyid riza"/><category term="yavuz sultan selim"/><title type='text'>K U R D I S T A N</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>55</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-913041095824303359</id><published>2009-12-18T13:07:00.000-08:00</published><updated>2009-12-18T13:14:22.365-08:00</updated><title type='text'>Bedirxan Bey</title><content type='html'>&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi60kqfsNhyi1w8HHcSILnaQyl4A3CpYQ7Ycqk2KUF-jx0RXlHuEkttRVSDoBBgAXNrX6EMtwV0imSnbC8wYNcf305w7ORbjQwyhTzvn0se_N2UY5-WqifD5LY-FGC_JKSXDyNfFbJ9mvg/s1600-h/photo73.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 219px; height: 400px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi60kqfsNhyi1w8HHcSILnaQyl4A3CpYQ7Ycqk2KUF-jx0RXlHuEkttRVSDoBBgAXNrX6EMtwV0imSnbC8wYNcf305w7ORbjQwyhTzvn0se_N2UY5-WqifD5LY-FGC_JKSXDyNfFbJ9mvg/s400/photo73.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5416687327123653202&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1803 yılında Cizre&#39;de dünyaya gelen Bedirhan Bey, 18 yaşında Botan Emirliği&#39;nin başına geçti. Atası yedinci göbekte Bitlis Hanı ve Şerefname&#39;nin yazarı ünlü Şeref Han&#39;a kadar uzanmakta idi. Hükümdarlık Bedirhan Bey&#39;e babadan kaldı.&lt;br /&gt;Bedirhan Bey genç olmasına rağmen çevredeki Kürt beylerine iktidarını kabul ettirdi. Bedirhan Bey, merkezi Cizira Botan olan eski Botan beyliğinin son beyidir.Bedirhan Bey&#39;in hakimiyeti yalnızca Botan bölgesi ile sınırlı kalmadı,genişledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedirhan Bey’in başarıları ve etkinlik sahsının genişlemesi,Osmanlı yönetimini rahatsız ediyordu. Bedirhan Bey Osmanlı yönetimine vergi ve asker vermiyordu, kendi bağımsız ordu vardı. Bedirhan Bey kısa bir sürede Bitlis,Hakkari,Muş,Van ve Kars Kürt beylerinin ittifakını sağlayarak Osmanlı egemenliğine karşı birlikte ayaklanmayı içeren “Kutsal Antlaşma”yı gerçekleştirdi. Bu birliğe İran Kürtleri’nin büyük beyliği olan Erdelan Beyliği’ni de dahil etmeyi başardı.Birlikte kaleler gözden geçirildi, yeni kaleler yapıldı, silahlar kontrolden geçirilip askeri güç arttırıldı. Bedirhan Bey usta ve uzman kişileri Cizre’ye getirterek, onların yardımıyla biri barut, diğeri ise silah üreten iki atölye kurdu, yerli uzmanların yetişmesi ve Kürt gençlerinin eğitim görmeleri için onları Avrupa’ya gönderdi. Ermeni ve Asuriler’e karşı dostça bir yaklaşım içinde olan ve Kürtlerin Ermenilerle kız alıp vermesini serbest bırakan Bedirhan Bey’in topraklarına yerleşen her köylüye bir miktar toprak verilirdi ve karşılığında elde ettiği ürünün 1/3’ü istenirdi. Vergi oranı Osmanlıların vergisinden daha düşük düzeyde tutulduğu için civar halkın sempatisi artıyordu. Ticaretin gelişmesini sağlamak ve bölgeyi birbirine bağlamak için Van Gölü’nde deniz taşımacılığını geliştiren Bedirhan Bey,modern gemi inşa tekniklerini öğrenmeleri için de Avrupa’ya öğrenci gönderdi. Nihayet 1842’de bağımsızlık ilan edildi; Cizre başkent oldu. Bayrak çekildi, Kürt liderler Bedirhan hükümetini destekleyeceklerine ve koruyacaklarına dair and içtiler.&lt;br /&gt;Alman subayı Helmut von Moltke&#39;nin kaleme aldığı kitabında Evrex Kalesi (Graf von Moltke, Ausgewählte Werke, Berlin 1925)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreç Kürt çoğrafyasının Osmanlı İmparatorluğu’nda ayrılması doğrultusunda gelişiyordu. Bu da İstanbul’un yanı sıra Avrupa devletlerini ürkütüyordu. Batlı misyonerlerin teşvikiyle dostça ilişkiler içinde Asuriler’le Bedirhanlar arasında çelişki yaratılmakta gecikilmedi ve bu noktadan propagandayı geliştiren Batılı devletlerin sultan üzerindeki baskıları, Osmanlı yöneticileri Bedirhan Bey’e karşı hareket etmeye teşvik etti. Mareşal Hafız Paşa, görüşmeler yoluyla Bedirhan Bey’i Osmanlı hakimiyetini tanımasını sağlamakla görevlendirildi. Osmanlı paşaları, sultanın hakimeyitini tanımaları için Kürt Beylerine hediyeler yolluyorlar, ziyaret ediyorlardı. Ama tüm bu çabalar sonuçsuz kaldı. Osmanlı birlikleri Haziran 1841’de üç koldan Bedirhan Bey’e karşı saldırıya geçtiler. Harput, Urfa, Diyarbekir, Erzurum, Bağdat ve Musul bölgelerinde bulunan askeri güçler de bu taarruza katıldı. Bedirhan Bey’in kuvvetleri Osmanlılar’ın sayıca üstünlüğüne rağmen ilk çatışmayı kazandılar. Ne var ki önemli komutanı ve yeğeni olan Yezdan Şer’in ihaneti sonunda Bedirhan Bey küçük bir güçle Evrex Kalesi’ne çekilmek zorunda kaldı. Müttefik aşiretlerin yardıma gelememesi ve Osmanlı ordularının sayıca üstünlüğü, Bedirhan Bey’in görüşme ve antlaşma talebinde bulunmasına neden oldu. 27 Temmuz 1847’de Osmanlı yönetimine teslim oldu. Bedirhan Bey ve Ailesi önce İstanbul’a daha sonra da Girit Adası’na sürgüne gönderildi. Son yıllarını Şam’da geçiren Bedirhan Bey, 1868’de burada öldü. Ancak Bedirhan ailesi, uzun süre Kürt tarihinde iz bırakmaya devam etti.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/913041095824303359/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/bedirxan-bey.html#comment-form' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/913041095824303359'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/913041095824303359'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/bedirxan-bey.html' title='Bedirxan Bey'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi60kqfsNhyi1w8HHcSILnaQyl4A3CpYQ7Ycqk2KUF-jx0RXlHuEkttRVSDoBBgAXNrX6EMtwV0imSnbC8wYNcf305w7ORbjQwyhTzvn0se_N2UY5-WqifD5LY-FGC_JKSXDyNfFbJ9mvg/s72-c/photo73.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-5203905000848759667</id><published>2009-12-18T13:00:00.000-08:00</published><updated>2009-12-18T13:07:20.111-08:00</updated><title type='text'>Ebu Abdullah Şa Baz Bin Dostik</title><content type='html'>&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEijJriXcWTvCWz0CKt2pwCNAsR-plNJ49JXimG-GEgy8BaeQr9ljQQhWEC7NARMsrJRDiZ6ZxSfv3VoUFYtuM6tTDqy9ZPqJMbLhLW__2jtwUb-XjxQNeT6sZ6_s8VtV0Wblwt5RXOF9Lc/s1600-h/mervani.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 294px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEijJriXcWTvCWz0CKt2pwCNAsR-plNJ49JXimG-GEgy8BaeQr9ljQQhWEC7NARMsrJRDiZ6ZxSfv3VoUFYtuM6tTDqy9ZPqJMbLhLW__2jtwUb-XjxQNeT6sZ6_s8VtV0Wblwt5RXOF9Lc/s400/mervani.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5416685596494243698&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harputtaki Kürt aşiretlerinden Dostkî’lere mensup Ebu Abdullah Şa Baz Bin Dostik tarafından 981 yılında Meya Farqin’de (Diyarbekir-Sîlwan) kurulan Merwanî Kürt Devleti’nin varlığına, 1085′te Selçuklu Emîri Melikşah tarafından son verildi.&lt;br /&gt;990 yılında Hamdanîlerle yapılan bir savaşta Baz ölünce, yerine yeğeni, Merwan’ın oğlu Ali Hasan geçti. Babasına atfen, devlet Merwanî olarak adlandırıldı. Devletin egemenlik alanı kısa bir sürede gelişti. Güneyde Cudî eteklerinden başlayıp Cizre ve Hasankeyf’e, batıda Harput, kuzeyde Malazgirt ve doğuda Hakkâri’ye kadar uzandı. Çoğu tarihçiye göre, Merwanîlerin zenginliğine göz koyan Melikşah, devletin hükümdarlarından Nasır Nizam El-Dewle’ye memleketi paylaşma teklifinde bulundu; fakat bu teklif reddedilince, Melikşah veziri Fahrüldevle yönetiminde büyük bir ordu göndererek Diyarbakır ve Silvan’ı ele geçirirerek hazinedeki 1 milyon altına el koydu. Mervanî ailesini de Bağdat’ın kuzeyinde bulunan Harbe köyüne sürgüne gönderdi.&lt;br /&gt;Merwanîler döneminde Kurdistan’da birçok cami, medrese, kervansaray, köprü, hamam, su kanalı yapıldı. Meyafarqîn bu dönemde büyük bir ticaret merkezi haline geldi. Emir Ebu Nasr döneminde kültürel ve edebî çalışmalara önem verildi. Devlete sığınan şairler ve bilim adamları himaye edildi. Bu nedenle El Dela, Tihamî, Ebu Riza, Siman El Hotaci gibi birçok yerli ve yabancı şair, şiirlerinde Emir Ebu Nasr’dan övgü ile söz ederler.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/5203905000848759667/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/ebu-abdullah-sa-baz-bin-dostik.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/5203905000848759667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/5203905000848759667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/ebu-abdullah-sa-baz-bin-dostik.html' title='Ebu Abdullah Şa Baz Bin Dostik'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEijJriXcWTvCWz0CKt2pwCNAsR-plNJ49JXimG-GEgy8BaeQr9ljQQhWEC7NARMsrJRDiZ6ZxSfv3VoUFYtuM6tTDqy9ZPqJMbLhLW__2jtwUb-XjxQNeT6sZ6_s8VtV0Wblwt5RXOF9Lc/s72-c/mervani.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-5578860279682860936</id><published>2009-12-17T04:27:00.000-08:00</published><updated>2009-12-17T04:29:43.291-08:00</updated><title type='text'>Kur, KRD, Kurda, Gorduene, Kurdî-stan, Kurd-states</title><content type='html'>1991 yılında Tiflis yakınlarındaki, Dmanisi de bulunan 1,8 milyon yıllık olduğu anlaşılan 6 iskeleti saymazsak, Şanidar da bulunan Neanderthaler iskeleti ( yetişkin bir erkek) 75 000 yılıyla bu bölgede bulunan en eski kalıntı. / Colombia-University of New York/. Araştirmayi yürüten Ralf Solecki iskelet’in bilinçli bir şekilde gömülmüş olmasının, sosyal bir yaşantıya işaret ettiğini belirtiyor.&lt;br /&gt;Arkeolojik kazılar Dağ-Halkları kültürlerinin kalıntılarını ortaya çikardi. Yaklaşık 50.000 ile 40.000 yil öncesine dayanan kalıntılar, Kuşunci, Şanîdar ve Hezarmerd mağaralarında bulundu. Behistun mağarasında bulunan yabani hayvan ve yabani at kemiklerinin o dönemde avcılık yapıldığına işaret ediyor.&lt;br /&gt;Bizim asıl atalarımız olan Homo Sapiens Sapiens, yaklaşık 35 000 ve 30 000 bin yıl önce yaşadığımız yerlere yayılmış. Bradost-Kültürü denen bir yaşam biçimininin kalıntıları Şanidar, Garê-Har ve Kermanşah yakınlarındakı Varvacî mağaralarına bulundu. Avcılık ve Bitki ve kök ile beslenen Sapiens, 28.00 ile 14.000 arası değişen iklim koşullarına yaşam biçimini uyduralgeldi.&lt;br /&gt;M.Ö. 14.000 döneminde iklimin ısınmasıyla insanlar ve hayvanlar daha yükseklerde yaşam alanları buldular. M.Ö. 9.000 yillarından sonraları mağaraları ise mezarlık olarak kullandılar&lt;br /&gt;Der Spiegel dergisi, Urfa/Edesa/Ruha yakınlarindaki Göbekli Tepe’yi kapak konusu yapınca, dünya gözlerini şimdiye kadar keşfedilen en eski şehir’ e çevirdi. 12.000 yıl öncesine dayanan kalıntılar Hem Jericho -11.000 yıl hemde Çatalhöyük’ten 9.000 yıl - daha eski. Prehistoriker ve Arkeoleog Klaus Schmidt’in yıllardır bıkmadan yaptığı kazılarda dinsel anıt’lar ve yerleşik-yaşam izleri buldu.&lt;br /&gt;Aynı konuda Almanya’nın ikinci kanalı ZDF nin yayınladığı „Dökümentasyonda eski ve yeni Ahit“’ten yola çıkarak Cennetin yerini, kitaplardaki tarifleri ve yerlerin adlarını kullanarak, Kurdistanda aramaya çıkıyorlar. Bilimadamlarının verileri onları Van Gölü güneylerine getiriyor ve orada bitiyor. Buralarda bie yerde ama nerede? Diyor araştırmacılar.&lt;br /&gt;Neden Musevi ve Isevi kaynaklar Kuzey Mezopotamya’yı bu kadar önemsiyor?&lt;br /&gt;Hz. Ibrahim Urfa’dan Kaanan ülkesine yola çikığı için mi?&lt;br /&gt;Nuh’un gemisi Agırî/ağrı dağının tepesinde karaya oturduğu için mi?&lt;br /&gt;Şırnak’ in Şehrı-Nuh adını yahudulerden mi aldı?&lt;br /&gt;Prens Charles Kürdistan’da nereyi ziyaret etti, neden?&lt;br /&gt;Arbela/Erbil/Hewler adı Adiabene krallığını kuran yahudilerden mi kaldi? O zaman başkent/payıtaht olan Arbela bugünde Güney Kurdistan’ın da başkenti oldu.&lt;br /&gt;Sorular çok ama biz konumuza geri dönelim.&lt;br /&gt;Nawaliçori Urfa-Fırat bölgesinde yapılan kazılarda artaya çıkan 5 cm yöksekliğinde yaklaşık 500-600° C- derecede pişirilmiş heykelciklerin 8.000 yıl öncesine ait olduğu ortaya çıktı.&lt;br /&gt;Kırman-şah yakınlarındakı Ganşh-Dareh bölgesinde ev hayvanları izleri ortaya çıkarıldı. M.Ö. 8. 7. dönemine ait olan kalıntılar, yapılarda, taş’in yanında kelpiç’ de kullanilmiş. Seramik kalıntıları yanında tahıl ambarlarının olması ekim yapıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;Bununla birlikte en eski Çiftlik denebilecek yapılar yine Kurdistan’da bulunmuştur. Kirkuk’un kuzeyinde ki Carmo/Jarmo/Qalat Carmo da yapılan kazılar en eski buğday’ın izlerini ortaya çıkarmıştır. Chicago Universitesinden Robert John Braidwood ve eşi Linda M.Ö. 7.500 yılına ait olduğunu belirrttikkleri kalıntılarda, ev hayvanlarının izlerini buldular. Çavdar, buğday, mercimek, araka, culbe’ ekimi yapıldığı da ortaya çıkarıldı.&lt;br /&gt;6.750 yıllarına ait seramik kalıntıları yanında kemik-kaşıklarda bulunmuştur. Hayvan yünlerini işleyen Carmolular yiyeceklerini taş tabaklarda koymuslar. Domuz, Keçi, Koyun, ve Köpek evcilleştirmişler. Fasulye, Mercimek çeşitleri, Ceviz, Çam fistığı ve palamutu yiyecek olarak kullanmışlar.&lt;br /&gt;Braidwood Carmo’yu gelecek te şehir kültürlerine prototyp- önörnek olarak gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.Ö 7.550 – 6.800 yıllarında Diyar-bakir/Amida/Amed&lt;br /&gt;Dıyarbakır’ın kuzeybatısındaki Koyuncu tepesindeki kazılarda 5 katman artaya çıkarılmış.7.500 ve 6.800 arasına tekabül eden bu katmanların ilk ikisinde bir Köpeğin kalıntıları, Fındık ve bir çeşit fasulye bulundu. Üst katmanlarda keçi ve koyun izlerine rastlanıldı ama avlanılmış yabani hayvan izleri de ortaya çıkarıldı.&lt;br /&gt;Bir üst katmanda seramik izlerine ve testi/destî/Kûz ile birlikte bakır (diyar-bakır izlerine rastlanıldı. Bakırdan boncuklar ve iğneler bulundu. En üst katmanda ise bir atölye ye ortaya çıkarıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.000- 4.000 yıllarında Sîncar Ovası&lt;br /&gt;Magsaliyada ki kazılarda ise köşeli/kare evlere rastlanılmiş. Temeli taştan, duvarları kelpiçten evlerin tabanlarıda ince taşlarla döşenmiş. Kileri ve ısıtma olanakları olan bu evlerin bazıları 100 metrekare.&lt;br /&gt;Kul-Tepe kazılarında ise fırınlanmış ve dekore edilmiş seramiklere rastlanmıştır. Kul-tepe’de ilk tahıl ambarlama ve satma izleri ortaya çıktı. Avcılıkta kullanılan aletler çok az bulunduğundan daha çok tarımdan geçindikleri varsayılıyor.&lt;br /&gt;Işte bu dönem şehirleşmenin baslama tarihi olarak tespit ediliyor. Kürdçe’nin Nord-Kurmanci/Kuzey Kurdmancisi bu döneme kadar kök saldığı ortaya çıkmış. Bugün kü Iran/Fars etkisi altına girmeden once, Nord-Kurmanci’nin Kurdistan bölgesinde yassayan halkların konuştuğu dillerin parçalarından oluşmuş ve bunların köklerinin izlerini ortaya koyabiliyor bilim adamları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.Ö. 4.000 ile 3.000 Mezo-potamia ve Kürdlerin Tarihte ilk yazılı anılışı.&lt;br /&gt;Sümerler mezopotamya da Ur, Uruk, Kiş, Lagaş ve Nippur şehirlerini kurdular ve ilk defa yazıyı kullandılar. Güneştanrısı Kral Shin-Su yazıtlarda Kur ülkesini yendiğini söyler. T Sümercede KUR Kuzey Mesopotamyayı tarif eder; Dağlık Bölge, Dağ Halkları anlamına gelir. Kürdçede halen kuzey’e bakûr denir.&lt;br /&gt;Daha sonra eski ve yeni ahitte bu bölgede yaşayan halklardan bahsedilir. Yukarıda değinmiştim, bu verilerden yola çıkarak cennet’i Kurdistanda aramaya geldiler araştırmacılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.350 ile 2.100 arası Akadkalar.&lt;br /&gt;Akadlar döneminde Kur kelimesi Kurdu ve Karda diye anıldı. Savaşçı, güçlü ve Kahraman olarak anlam verildi. Yine bugün Kürdçede Xurt, güçlü ve xort genç demek. Daha sonraki dönemlerde kürdler için savaşçı halk anlamına gelen Kurden adı kullanılmış.&lt;br /&gt;Yine Asur Kralı Tiglat-pilester I, Van gölü güneyinda yaşayan Kurti/Qurti’leri nasıl yendiğini yazıtlarında anlatıyor. Azu Dağı’nın / Hızan Dağı/ bölgesinde Kurti Beglerinin yaşadığı bölgeyi kendine biat ettirdiğini anlatıyor yazitlar.&lt;br /&gt;Asurların ve Hz. Isa’nın dili olan Aramice bizim yaşadığımız bölgede yaklasık 400 yil geçerli dil oldu.&lt;br /&gt;Asurluların hebrew/yahudi köklere, Urartuların Ermeni köklere yakın olduğu bilinir. Ermeni tarihinde Urartu’nun bir parçası olan Nairi ler ermeni olarak geçer. Ama bu Nairi’ler yakın tarihte Nehriler olarak Kürd isyanlarından birini yapmışlardır. Bir akrabalik sözkonusu mu? Evet, genetik olarak Yahudilerle birlikte Ermenilerlede genetik bir yakın akrabalık var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*********&lt;br /&gt;Churriler/hurriler’ Krallığını ve Mittanni Krallığını Kürdlermi kurdu?&lt;br /&gt;Medler Kürdlerin ataları mı dır?&lt;br /&gt;Kommagene Krallığında Kürd katkısı nedir?&lt;br /&gt;Ferdinand Hennerbichler bu konuya, bize göre, tam tersinden bakıyor ve diyorki, Kürdlerin kökenleri ile ilgili son bilgiler, o bölgede şimdiye kadar varolagelmiş halklar ve dillerin karışmış halidir. Bugünkü Kürdler bu karışımın en üst tabakası. Kurdmanci de irani diller öncesi birçok iz olduğunu söylüyor Hennbichler ve devam ediyor; dil olarak bugün Irani dillere akraba Kürdler ama, son genetik araştırmalar Yahudilerin en yakın genetik akrabasının Kürdler olduğunun kanıtlandığını söylüyor. Aynı kökten gelmeseler bile Kürdler ve Yahudiler çok uzun zaman birlikte medeniyetler kurdular. Diyor. Yani Kürdler tek bir halkın adı değil o bölgede yaşayan bütün halkların genel adı.&lt;br /&gt;Biz Bedirhan ailesi ve Barzani ailesi için yahudi dendiğini biliyoruz ama bu yeni araştırma sonuçları saşırtıcı. Gerçi tarihte Babylon Kralı Nebukadnedzar ile başlayan, Yahudi deportasyonlarının Kurdistana yaopıldığını biliyoruz.&lt;br /&gt;Kısacası bildiğimizden daha derin, detaylı ve karışık, bir tarihimiz var. Her yeni arkeolojik kazı bizim tarihi bilgilerimizi yeniden yenilememizi gerektirecek. Hem zaman-tarihi, hem dil-tarihi hemde din-tarihi açısından.&lt;br /&gt;Kuzeyli, dağ ülkesi, dağ ülkesi halkları, güçlü, savaşçı….. anlamına gelen halklarımızın adı 4.000 yıldan bu yana kısaca şöyle gelişmiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sümerler, Kur, KRD&lt;br /&gt;Akadlar, Kurdu, Kardu, Qurdu Qardu, Quti, Guti&lt;br /&gt;Asurlar, Kurti, Qurti, Quti, Guti&lt;br /&gt;Hititler, Gurda,&lt;br /&gt;babylonlular Kurda, Qurda&lt;br /&gt;Nuhun Peygamber döneminde dünyanın sular altında kalma destanında: Kardu, Qardu&lt;br /&gt;Yahudiler/Ibraniler, K(w)urd&lt;br /&gt;Ermeniler (700.600).M.Ö. Kurt(ukh)&lt;br /&gt;Eski Persler, Kurd, Gurd&lt;br /&gt;Greekler 400.M.Ö. Kyrti-oi, /ülkesi kurdu-chi/ kardu-choi&lt;br /&gt;Romalılar, Cutri, Cyrti-i ülkesi Kardu-chos, Cardu-chi, Kardienon&lt;br /&gt;Araplar, Kurd, ülkesi Kardu&lt;br /&gt;Türkler, Kürt, diye adlandırmiş bu bölge insanını.&lt;br /&gt;Sümerce köklü Kurd ile farsça stan -ülke, toprak-, birleşmiş olabilir mi? Yada kurd- stend yani standin/ almak, ele geçirmek(kurdî) ile birlesmis olabilir. Yani Kürdlerin aldığı yer.&lt;br /&gt;Dr Ferdinand Hennerbichler’in die Herkunft von Kurden çalışması bizim bilmediğimiz daha birçok şaşırtıcı bilgiyle taniştırıyor. Internet versionu, kaynak adresleriyle birlikte, Almanca ve Ingilizce, http://www.fhe.ç/html/Die-Herkunft-von-Kurden.pdf, adresinde.&lt;br /&gt;Filoloji, arkeoloji, tarih ve genetik bilim’ in en son bilgileri ile donanmış bu eser kafamızdaki birçok soruya cevap veriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                           Ozcan Kaplan</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/5578860279682860936/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/kur-krd-kurda-gorduene-kurdi-stan-kurd.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/5578860279682860936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/5578860279682860936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/kur-krd-kurda-gorduene-kurdi-stan-kurd.html' title='Kur, KRD, Kurda, Gorduene, Kurdî-stan, Kurd-states'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-7022105045731361988</id><published>2009-12-17T04:16:00.001-08:00</published><updated>2009-12-17T04:26:11.697-08:00</updated><title type='text'>Bir Yüzyılın Kürt Ayaklanmaları [20. Yüzyıl]</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg3igHcyqCeX9poUx3bREXFfT1ewxf2wd1qM0h-cwPIcSUsWsilViCDXC2-MW986FqNTg_tpGPVl6VzXnbnA2r2Hr4oVBGAJj9Y_vUApy8etzKr0Rlt_fJJWhyphenhyphen-lAon2ed64E8_VJM2SLs/s1600-h/10-mart-1970-general-mustafa-barzani.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 295px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg3igHcyqCeX9poUx3bREXFfT1ewxf2wd1qM0h-cwPIcSUsWsilViCDXC2-MW986FqNTg_tpGPVl6VzXnbnA2r2Hr4oVBGAJj9Y_vUApy8etzKr0Rlt_fJJWhyphenhyphen-lAon2ed64E8_VJM2SLs/s400/10-mart-1970-general-mustafa-barzani.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5416178053414781506&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. yüzyıl dünya dengelerinin değiştiği ve haritaların uzun bir aradan sonra değişmeye başladığı bir yüzyıl oldu. 20. yüzyılın ilk çeyreği özellikle, Kürtlerin de bulunduğu Ortadoğu’yu değiştirdi ve Osmanlı gibi büyük devletler küçük ülkelere bölündü. Sadece Ortadoğu’da 28 yeni ülkenin kurulduğu bu yüzyılda birçok halk gibi Kürtler de bağımsızlıkları için çeşitli ayaklanmalara başvurdular. Birinci Dünya Savaşı sonrası gelişen politik ve diplomatik süreçte düşündükleri kazanımları elde edemeyen Kürtler, bir yüzyıl boyunca mücadele etmekten de geri durmadılar. Coğrafyaları resmî olarak dört parçaya bölünen ve kimi zaman otonomik haklar elde eden Kürtler, 1900′lerin ilk yarısında kısa ömürlü de olsa bir Kürt Cumhuriyeti kurmayı başardılar.&lt;br /&gt;21. yüzyılın ilk yıllarında federal bir Kürt bölgesinin inşaası da bu temeller üzerinden gelişti ve Kürtler, böylelikle dünya dengeleri içerisinde belirleyici bir unsur haline geldiler. Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Iran-Irak Savaşı, I. Körfez Savaşı, Rusyanın dağılması ve II. Körfez Savaşı gibi büyük dönemeçler geçiren Kürt halkının bu yüzyılda geçirmiş olduğu savaş ve başkaldırılarda yaklaşık iki buçuk milyon kayıp verdiği sanılmakta.&lt;br /&gt;(19. yüzyılın Kürt isyanları için tıklayın)&lt;br /&gt;1900 ile 2000 yılları arasında Kürt tarihi araştırmacıları tarafından kabul edilen Kürt ayaklanmaları şunlardır:&lt;br /&gt;1905 – Bitlis-Bayezid Ayaklanması&lt;br /&gt;1906 – Bişarê Çeto Ayaklanması&lt;br /&gt;1907-1909 – Dersîm Direnişleri&lt;br /&gt;1908 – Hemawendî Ayaklanması&lt;br /&gt;1909 – Silêmanî Ayaklanması&lt;br /&gt;1913 – Mele Selîm ve Şêx Şehabettîn Ayaklanması&lt;br /&gt;1914 – Barzan Ayaklanması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiJLBIxCd9VSu-S_AE13pK587RNZJzvHNCv8t1xgrVUNHwmftRSRYR8a8ILpKyH5TUcE_Xz2XgnjWYkwj3i1UU_h2rM78_9xfLxxn_ou9Io0JANDxbT3PXYu6VCRfWG1nDJ7XVwD202r8I/s1600-h/abdul_salam_barzani_1908.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 145px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiJLBIxCd9VSu-S_AE13pK587RNZJzvHNCv8t1xgrVUNHwmftRSRYR8a8ILpKyH5TUcE_Xz2XgnjWYkwj3i1UU_h2rM78_9xfLxxn_ou9Io0JANDxbT3PXYu6VCRfWG1nDJ7XVwD202r8I/s400/abdul_salam_barzani_1908.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5416178271083704018&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barzan Ayaklanması lideri Abdülselam Barzanî, İttihat ve Terakki yönetimine&lt;br /&gt;karşı ayaklandı ve Kürt haklarının tanınmasını istedi (1908-1914).&lt;br /&gt;1919 – Simko (İsmail Ağa) Ayaklanması (1922’ye kadar 3 kez)&lt;br /&gt;24 Nisan 1919 – Uludere Goyî Aşireti Ayaklanması&lt;br /&gt;11 Mayıs 1919 – Elîyê Batê Ayaklanması&lt;br /&gt;21 Mayıs 1919 – I. Berzencî Ayaklanması&lt;br /&gt;27 Eylül 1919 – Kürdoğlu Musa Bey Direnişi (Konya)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEisYFO5-5nI8OsLnCMRIZ2FfIfP25r21EF6qBGNTafVE56Ci7_fBuTBGq0XNkizKEVLSkViLF0zlVMEtNthb2R3_FsVVzqd9n2FmuVuoniFEIITr12jaOQezAHa-EvNQwECXtljgZ3ny8M/s1600-h/misyonerler-ve-simko.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 166px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEisYFO5-5nI8OsLnCMRIZ2FfIfP25r21EF6qBGNTafVE56Ci7_fBuTBGq0XNkizKEVLSkViLF0zlVMEtNthb2R3_FsVVzqd9n2FmuVuoniFEIITr12jaOQezAHa-EvNQwECXtljgZ3ny8M/s400/misyonerler-ve-simko.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5416178614446817938&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Simko Axa, 1919-1930 yılları arasında İran, Rusya, Azerbaycan ve Türkiye gibi&lt;br /&gt;ülkeleri çokça uğraştırdı. Meşhur Mahabad saldırısında 600 İran jandarması&lt;br /&gt;öldürmüş ve fotoğraftaki misyonerleri esir almıştı (1921).  &lt;br /&gt;1920 – Şivan Xudo İsyanı&lt;br /&gt;1 Haziran-8 Eylülü 1920 – Milli Aşireti Ayaklanması&lt;br /&gt;20 Mayıs 1920 – Cemilê Çeto Ayaklanması&lt;br /&gt;6 Mart 1921 – Koçgirî Ayaklanması&lt;br /&gt;3 Nisan 1923 – II. Berzencî Ayaklanması&lt;br /&gt;4 Eylül 1924 – Beytüşşebab Ayaklanması&lt;br /&gt;13 Şubat 1925 – Şeyh Said Ayaklanması&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjv9kGfgDGvypPg1rX05WA92oOzT6GVniv-uSBdaMdSMPH0yvK1wozV7D3QpEvD2LUU-dcjpE91DKP9QL8hw3xgYlzfyUp6YsbAybKMEtSlPnkYUZIXI9uWvQ5Ae9itLuGvEuCTpjH0GXY/s1600-h/seyh-said-1925.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 188px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjv9kGfgDGvypPg1rX05WA92oOzT6GVniv-uSBdaMdSMPH0yvK1wozV7D3QpEvD2LUU-dcjpE91DKP9QL8hw3xgYlzfyUp6YsbAybKMEtSlPnkYUZIXI9uWvQ5Ae9itLuGvEuCTpjH0GXY/s400/seyh-said-1925.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5416178863669441170&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Piranlı Şeyh Said 1925 yılında başlattığı ve kendi adıyla anılan Kürt isyanıyla&lt;br /&gt;Türkiye’nin Kürtlere bakış açısını ve bu ülkenin kaderini belirledi.&lt;br /&gt;10 Haziran 1925 – Nehrî Direnişi&lt;br /&gt;7 Ağustos 1925 – Reşkotan ve Raman Direnişi&lt;br /&gt;1926 – Serdar Reşid Ayaklanması (Rewanser - Doğu Kurdistan)&lt;br /&gt;21 Ocak 1926 – Hazro Direnişi&lt;br /&gt;21 Ocak 1926 – Mala Haco Ayaklanması (Nusaybin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjA3oqY5CynJMs1AsRnW0GxebkZs3gx_u6TOR77CrP5P_jsRMecCSrY7IBIJIJKi10HlXiFl1VneSP1SkwzvnWCBGmff-cLpv38o5H2W_aezl09BAkwCA13TIQ353pi0Jio5yKalWqXuAA/s1600-h/ihsan-nuri-pasa.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 153px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjA3oqY5CynJMs1AsRnW0GxebkZs3gx_u6TOR77CrP5P_jsRMecCSrY7IBIJIJKi10HlXiFl1VneSP1SkwzvnWCBGmff-cLpv38o5H2W_aezl09BAkwCA13TIQ353pi0Jio5yKalWqXuAA/s400/ihsan-nuri-pasa.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5416179236691836802&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Fevkalade Kumandan İhsan Nuri’ Ağrı Ayaklanmasının başkumandanıydı.(1929)&lt;br /&gt;16 Mart 1926 – I. Ağrı Ayaklanması&lt;br /&gt;7 Ekim 1926 – Koçuşağı Ayaklanması&lt;br /&gt;26 Mayıs 1927 – Mutkî Direnişi&lt;br /&gt;13 Eylül 1927 – II. Ağrı Ayaklanması&lt;br /&gt;7 Ekim 1927 – Bicar Direnişi&lt;br /&gt;1928 – Sason - Pervari ve Kozluk Ayaklanmaları&lt;br /&gt;6 Temmuz 1929 – Asî Resûl Ayaklanması&lt;br /&gt;20 Eylül 1929 – Tendürek Direnişi&lt;br /&gt;26 Mayıs 1930 – Savur Direnişi&lt;br /&gt;20 Haziran 1930 – Zilan Ayaklanması&lt;br /&gt;21 Temmuz 1930 – Oramar Ayaklanması&lt;br /&gt;7 Temmuz 1930 – III. Ağrı Ayaklanması&lt;br /&gt;24 Ekim 1930 – Pülümür Ayaklanması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi7r4B2PCkMpeJ7_nUAUXcGfoSE8nLLfx036Fn66IdHkfnXpjFotxd-KSwQjI2UW87LEYouLcy7Lpdlc8g31vPMbUXiQqpqMSdGCekSnDuaiwW3_xddN17ERtpC8OgrHoO2IyaX0pLYHCs/s1600-h/guney-kurdistan-hukumeti.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 177px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi7r4B2PCkMpeJ7_nUAUXcGfoSE8nLLfx036Fn66IdHkfnXpjFotxd-KSwQjI2UW87LEYouLcy7Lpdlc8g31vPMbUXiQqpqMSdGCekSnDuaiwW3_xddN17ERtpC8OgrHoO2IyaX0pLYHCs/s400/guney-kurdistan-hukumeti.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5416179525018366834&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Mahmud Berzencî 1919-1930 yılları arasında birkaç kez başkaldırdı ve&lt;br /&gt;Güney Kürdistan Hükümeti’nin kurdu. Yeşil üzerine kırmızı güneş ve beyaz ay&lt;br /&gt;figürlerini taşıyan bayrak bu yıllar arasında Kürdistan bayrağı olarak kullanıldı.&lt;br /&gt;4 Kasım 1930 – III. Berzencî Ayaklanması&lt;br /&gt;Kasım 1931 – Şêx Ehmed Barzanî Ayaklanması&lt;br /&gt;21 Mart 1937 – Dersîm Ayaklanması&lt;br /&gt;2 Mayıs 1941 – Reşîd Ali Geylanî Direnişi&lt;br /&gt;1943 – I. Mele Mustafa Barzanî Ayaklanması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhMpDyGJAMfm9hz3m7_XSOaPCbO2v_NqHWmdOGtEq-39Jv0ZmrpD8Zv-KDc2YNcbnSYCNsuQv3Ve4mpMgjNakvWX3FnQnzZ50YYaRmVDWbLpWx4qRV-DDwgDx_PhR-goW8Tx30lt4op6cU/s1600-h/barzani_pesmerge_1946.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 148px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhMpDyGJAMfm9hz3m7_XSOaPCbO2v_NqHWmdOGtEq-39Jv0ZmrpD8Zv-KDc2YNcbnSYCNsuQv3Ve4mpMgjNakvWX3FnQnzZ50YYaRmVDWbLpWx4qRV-DDwgDx_PhR-goW8Tx30lt4op6cU/s400/barzani_pesmerge_1946.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5416179853516041682&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ölümsüz lider Mustafa Barzanî hayatı boyunca özgür bir Kürdistan için çalıştı.&lt;br /&gt;1943 ve 1961′de ayaklandı. (Kürt lider ve peşmergelerle birlikte - 1946)&lt;br /&gt;1945-1946 – Mahabad Ayaklanması&lt;br /&gt;11 Eylül 1961 – II. Mele Mustafa Barzanî Ayaklanması&lt;br /&gt;16 Mart 1979 – Komela Ayaklanması&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;15 Ağustos 1984 - Partîya Karkerên Kurdistan Ayaklanması&lt;br /&gt;7 Nisan 1989 - Laçin Kürdistanı - Wekil Mustafayew Ayaklanması&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjrilXVmqWgenUyeVwr2z9oLv_KyOiD2G4HfN5mq15Ve5JROdijXRA7Z7xL5Jp7zau5b3R_ILDiqfI_3N_fisIGvcf2CFZOl3EVhSeiSGZYy9heg10IsWxURP9daJ6VOhaBYrZib4VVR8M/s1600-h/wekilmustafa.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 188px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjrilXVmqWgenUyeVwr2z9oLv_KyOiD2G4HfN5mq15Ve5JROdijXRA7Z7xL5Jp7zau5b3R_ILDiqfI_3N_fisIGvcf2CFZOl3EVhSeiSGZYy9heg10IsWxURP9daJ6VOhaBYrZib4VVR8M/s400/wekilmustafa.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5416180217631659202&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1989 yılında SSCB’nin dağılmaya başlaması üzerine 1923′te ilan edilmiş olan,&lt;br /&gt;Kurdistana Sor (Kızıl Kürdistan) için yeniden girişimde bulunan Wekîl Mustafayev (Wekîlê Misto),&lt;br /&gt;Kürt Direniş Hareketi’nin başkanıydı ve başkent Laçin’de ilan ettiği Laçin Kürdistanı&lt;br /&gt;kısa bir süre sonra Türkiye, İran, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ortak girişimiyle ortadan kaldırıldı. &lt;br /&gt;7 Mart 1991 - I. Güney Kürdistan Ayaklanması&lt;br /&gt;4 Ekim 1992 - II. Güney Kürdistan Ayaklanması</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/7022105045731361988/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/bir-yuzyln-kurt-ayaklanmalar-20-yuzyl.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/7022105045731361988'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/7022105045731361988'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/bir-yuzyln-kurt-ayaklanmalar-20-yuzyl.html' title='Bir Yüzyılın Kürt Ayaklanmaları [20. Yüzyıl]'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg3igHcyqCeX9poUx3bREXFfT1ewxf2wd1qM0h-cwPIcSUsWsilViCDXC2-MW986FqNTg_tpGPVl6VzXnbnA2r2Hr4oVBGAJj9Y_vUApy8etzKr0Rlt_fJJWhyphenhyphen-lAon2ed64E8_VJM2SLs/s72-c/10-mart-1970-general-mustafa-barzani.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-1890875830339743338</id><published>2009-12-17T04:14:00.001-08:00</published><updated>2009-12-17T04:16:02.031-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="cografya"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kurdistan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Tarih"/><title type='text'>Bir Yüzyılın Kürt Ayaklanmaları [19. Yüzyıl]</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiyaFTN84ZAEKD2X_nMWKhbHrHiLWPr5iH_uowQZGnp3ofx4D1kQ8DU_UVEk-I5Jmf7lQljj2LvmNPZ-5M7gPQZSZ84yR7kf_lvwKM8ablSj8FnWPJriHP5Awpz8kFr4H1nE33nDv46rko/s1600-h/baban-isyani.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 249px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiyaFTN84ZAEKD2X_nMWKhbHrHiLWPr5iH_uowQZGnp3ofx4D1kQ8DU_UVEk-I5Jmf7lQljj2LvmNPZ-5M7gPQZSZ84yR7kf_lvwKM8ablSj8FnWPJriHP5Awpz8kFr4H1nE33nDv46rko/s400/baban-isyani.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5416177538486547970&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Babanzade Abdurrahman Paşa&#39;yı gösteren bir gravür (1806).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1500′lü yılların ilk çeyreğinde büyük bir kısmı Osmanlı idaresine geçen Kürdistan’ın, geriye kalanı Safevilerin eğemenliği altındaydı. Kürtlerin her iki tarafta da özerk hakimiyet hakkına sahip Kürt emirleri tarafından yönetilmesi bir süreliğine de olsa Kürtlerin milli iradelerinin ortaya çıkması önünde bir engel teşkil etmişti. Osmanlı ve Safeviler arasındaki çekişmelerin genel itibariyle Kürdistan’da vukuu bulması, çoğu kez bu savaşta taraf bile olmayan Kürtlerin coğrayfasını bir harabeye çevirirken, birçok Kürt aşiretinin yerinin değiştirilmesine ve zamanla asimile edilmesine de sebep oldu.&lt;br /&gt;1639′da Kasr-ı Şirin anlaşmasıyla resmen vatanları iki parçaya bölünen Kürtler arasında 17. ve 18. yüzyılda kimilerini saymazsak daha çok  dinsel ve ekonomik bölgesel başkaldırılara rastlanırken 19. yüzyıl millî Kürt ayaklanmalarının başladığı bir yüzyıl oldu. 1806′da Sûleymanîye’de patlak veren Kürt başkaldırıları kısa bir süre sonra Alevî ve Yezidî Kürt merkezlerine de sıçrayacak ve neredeyse bir yüz yıl boyunca Kürdistan’ın çeşitli bölgelerinde tekrar tekrar ortaya çıkacaktı. Büyük bir kısmı sadece çatışma olmayan, hükümet kurma ve teşkilatlanma gibi sonuçları da olan bu ayaklanmalar, aynı zamanda Kürt soykırımları ve asimilasyonuna da sebebiyet verecekti. &lt;br /&gt;Osmanlı sultanı II. Mahmud’un merkezileştirme politikasına karşı bir reaksiyon olarak ortaya çıkan ve Osmanlı’nın çöküşünü de hızlandıran bu başkaldırıların en önemlilerinin neredeyse bütün Kürdistan’ı kapsıyor olması ve millî unsurlar barındırması, Fransız İhtilali’nin Kürdistan üzerindeki etkisinin birer yansıması gibi. 1840′ların başında Bedirxan Beg Başkaldırısı ile ortaya atılan ve Şêx Ubeydullahê Nehrî’nin önderliğini yürüttüğü 1880′deki ayaklanma ile olgunlaşan Kürdistan’ın bağımsız devlet olma fikri sonraki yüzyıllarda da etkiye sahip oldu ve modern Kürt milliyetperverliği için birer model oluşturdular.&lt;br /&gt;1800 ile 1900 yılları arasında Kürt tarihi araştırmacıları tarafından kabul edilen ayaklanmalar şunlardır: &lt;br /&gt;1806 - 1808 - Babanzade Abdurrahman Paşa Başkaldırısı / Süleymaniye’den başlayarak Güney Kürdistan’da yayıldı ve bu bölge üzerinde etkili oldu.&lt;br /&gt;1812 - Babanzade Ahmet Paşa Başkaldırısı / Süleymaniye’deki bu ayaklanma II. Babanzade Ayaklanması olarak da adlandırılmaktadır. Ahmet Paşa’nın idamıyla sonuçlanmıştır.&lt;br /&gt;1818 - 1820 Zaza Aşiretleri Başkaldırısı / Dersim ve çevresinde etkili oldu. Yüzyılın ortalarına kadar Osmanlı bölgede hakimiyet sağlayamadı.&lt;br /&gt;1830 - 1833 Yezidi Kürtleri Başkaldırısı / Rewanduz’da başlayan ayaklanma kısa sürede Hakkari ve çevresine yayıldı.&lt;br /&gt;1832 - 1833 Mir Muhammedê Kor Başkaldırısı / 1810′larda temelleri atılan bu başkaldırı 1832′de patlak verdi Soran, Hewler, Musul ve Şirwan gibi bölgelerde etkili oldu. 16 yıl hüküm süren Soran Kürdistan Prensliği‘nin kurulmasını sağladı. &lt;br /&gt;1838 - I. Xan Mehmûd Başkaldırısı / Müküs Emîri Han Mahmud‘un ilk isyanı Van ve çevresinde büyük bir etkiye sahip oldu ve Kürt emirlikleri arasında bazı birleşme çalışmalarının yapılmasını sağladı. &lt;br /&gt;1839 - Xerzan Başkaldırısı /Diyarbakır, Mardin ve Siirt çevrelerinde etkili olan bu başkaldırı Osmanlıya asker ve vergi vermeyi reddeden Garzan Aşiretleri tarafından başlatıldı ve kısa sürede bir çok bölgeye sıçradı. Hafız Paşa tarafından kanlı bir şekilde bastırılan ayaklanma 214 gün sürmüştü.&lt;br /&gt;1842-1847 - II. Xan Mehmûd İsyanı / Daha önce de başkıldıran Han Mahmud’un sürgünden döndükten sonra başlattığı ayaklanmadır. Sonraları Bedirxan Beg Başkaldırısı ile birleşmiş ve Osmanlı’nın bölgedeki güçlerini yok etmeye yönelik bir ayaklanma olmuştur.&lt;br /&gt;1843 - 1847 - Bedirxan Beg Başkaldırısı / Cizre’den başlayan bu ayaklanma Kürtlerin en gelişmiş bağımsızlık denemelerinden biriydi ve öncesinde Botan Kürdistan Hükümeti kurulmuştu.&lt;br /&gt;1855 - Yezdan İzzettin Şêr Başkaldırısı / Bitlis’te başlayan bu başkaldırı daha önce Bedirxan Beg Başkaldırısı’nı sekteye uğratan Yezdan Şêr tarafından başlatıldı ve kısa sürede bastırıldı.&lt;br /&gt;1877 - 1878 - Bedirxan Osman Paşa Başkaldırısı / Cizre ve Midyat’ta etkili olan bu başkaldırı Osmanlı-Rus savaşında bir Osmanlı paşası olan Bedîrxanî Osman Paşa’nın bölgeye gitmesi ve Kürtlerin içinde bulunduğu durumu görmesi üzerine başlamıştır. Kanlı bir şekilde bastırılan isyan sonrası Osman Paşa idam edilmiştir.&lt;br /&gt;1880-1881 - Şeyh Ubeydullahê Nehrî Başkaldırısı / Şemdinli merkezli başkaldırı, en geniş katılımlı Kürt isyanıydı. Önceleri İran’a karşı başlatıldıysa da Osmanlı’nın İran tarafında yer alması sonucu Osmanlıya yöneldi ve neredeyse bütün Kürdistan coğrafyasında etkili oldu. Kürt millî ideolojisinin de babası kabul edilen Ubeydullahê Nehrî, Seyit Taha’nın oğlu, Osmanlı Şurayı Devlet Reisi ve Kürt Teali Cemiyeti’nin başkanı Seyit Abdülkadir’in babasıydı.&lt;br /&gt;1889 - Emin Ali Bedirhan İsyanı / Erzincan’dan başlayan bu isyan kısa sürede Bayburt’a kadar Kürdistan’ın kuzeyini sardıysa da kısa sürede bastırıldı.)</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/1890875830339743338/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/bir-yuzyln-kurt-ayaklanmalar-19-yuzyl.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/1890875830339743338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/1890875830339743338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/bir-yuzyln-kurt-ayaklanmalar-19-yuzyl.html' title='Bir Yüzyılın Kürt Ayaklanmaları [19. Yüzyıl]'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiyaFTN84ZAEKD2X_nMWKhbHrHiLWPr5iH_uowQZGnp3ofx4D1kQ8DU_UVEk-I5Jmf7lQljj2LvmNPZ-5M7gPQZSZ84yR7kf_lvwKM8ablSj8FnWPJriHP5Awpz8kFr4H1nE33nDv46rko/s72-c/baban-isyani.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-5105607823849086005</id><published>2009-12-17T04:11:00.000-08:00</published><updated>2009-12-17T04:13:56.691-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kurdistan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="seyh said"/><title type='text'>80 yıllık Kürt Politikası: İlhak, İmha, Asimilasyon ve şeyh said isyanı</title><content type='html'>isyan Bastırıldı, Zulüm Baki Kaldı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki bölümün son paragrafını hatırlatarak başlayalım bu bölüme:&lt;br /&gt;&quot;Cumhuriyet sonrası gelişen ilk büyük Kürt ayaklanması olan Şeyh Sait İsyanı, Kemalist iktidarın Kürtler karşısında izleyeceği politikanın en keskin biçimde ortaya çıkmasını sağlayacak ve 80 yıl boyunca izlenecek politikalar bu dönemde şekillenecekti...&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlamda, bu bölümde ele alacağımız yasa ve politikalar ve katliamlar, etkisini 80 yıl boyunca sürdürecek olaylardır.&lt;br /&gt;Fiilen 1925&#39;te başlayan Şeyh Sait İsyanı&#39;nın fikri hazırlıkları esas olarak 1920&#39;ye kadar uzanır. Hazırlıklar, 1923&#39;te somut bir örgütlülüğe dönüştü; gizlilik temelinde çalışan Kürt örgütleri 1923&#39;ün Mayıs&#39;ında birleşerek &quot;Kürdistan İstiklal Cemiyeti&quot;ni (Azadi) kurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azad gizliliği esas alıyordu. Beş kişiden oluşan hücreler şeklinde örgütlenmişti. Cemiyet&#39;in başkanı Albay Cibranlı Halit Bey&#39;di. Azadi Cemiyeti Elazığ, Bitlis, Diyarbakır, Urfa, Siirt, Darahini ve bunların yanı sıra daha birçok yerde örgütlenmeyi başardı. Cemiyet, ordu içinde de örgütlenmeler yaratmaya çalıştı.&lt;br /&gt;Cibranlı Halit Bey, yürüttüğü çalışmalarla önemli aşiret liderleriyle ve Kürt halkı üzerinde etkinliği bulunan şeyhlerle ilişki kurdu. Cemiyet Şeyh Sait&#39;le de ilişki geliştirmekle özel olarak ilgilenmişti. Çünkü Şeyh Sait etkin bir nüfuza ve büyük bir servete sahipti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1924 yılı başında cemiyetin organizasyonuyla yapılan toplantılarda, &quot;Kürt aşiretlerinin silahlandırılması ve Milletler Cemiyeti&#39;ne Suriye aracılığıyla Kürtler&#39;e yardım edilmesini isteyen bir mesaj gönderilmesi&quot; kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;Ayaklanma hazırlıkları tüm hızıyla sürürken, çeşitli aşiretlerin bildirmesiyle Ankara Hükümeti de harekete geçti. Mustafa Kemal&#39;in verdiği emirle, örgütlenmeyi gerçekleştiren Cibranlı Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey 1924 Ekim&#39;inde yakalanarak Bitlis&#39;e götürüldüler. Bu tutuklamaların ardından Erzurum Kongresi üyelerinden ve şimdi isyan safında olan Hacı Musa Bey de tutuklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutuklamalardan sonra Şeyh Sait, Azadi Cemiyeti&#39;nin başkanlığına seçildi. Cemiyet ayaklanarak tutuklanan Kürt yöneticileri kurtarma kararı aldıysa da, Kemalist iktidar elini daha çabuk tuttu. 1925 Mart&#39;ında Yusuf Ziya Bey asılarak, Cibranlı Halit Bey ise kurşuna dizilerek öldürüldüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Sait&#39;in oğlu Ali Rıza, ayaklanma hazırlığı için 1924 Kasım&#39;ında Halep&#39;e gitmiş ve orada Türkiye, Suriye ve Irak&#39;tan çok sayıda Kürt temsilcisinin katıldığı bir kongre yapılmıştı. Kongrede ayaklanma kararı alındı ve ayaklanma için Newroz Bayramı olan 21 Mart 1925 günü kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada Türkiye&#39;de birçok bölgede Kürtler&#39;e yönelen baskılar nedeniyle hoşnutsuzluk had safhadaydı. Bu bölgelerin başındaysa Dersim gelmekteydi. Ancak çeşitli görüş ayrılıkları ve bazı Dersim aşiretlerinin Kemalist iktidardan beklentileri nedeniyle, Dersim aşiretleri Şeyh Sait Ayaklanması içerisinde yeralmayacaklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsyan zamanından önce&lt;br /&gt;başlıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet&#39;ten sonra Kürt halkındaki hoşnutsuzluk o kadar yaygınlaşmıştı ki, köy köy, kasaba kasaba gezen Şeyh Sait&#39;in her gittiği yerde, yanında, yüzlerce silahlı insan toplanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Sait, bu gezilerin birinde, 5 Şubat 1925&#39;te yanındaki yüzlerce silahlı atlı ve birçok aşiret reisiyle kardeşi Abdurrahim&#39;in Ergani Kazası Piran Köyü&#39;nde bulunan evine geldi. Şeyh Sait&#39;in köye gelişinden 3 gün sonra bir ordu müfrezesi Şeyh Sait&#39;in yanında bulunan bazı Kürtler&#39;in arandığını ve bunların kendilerine teslimini istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaklanmanın zamansız bir şekilde başlamasını istemeyen Şeyh Sait, bu isteği &quot;buraya beraber geldik ve onlar arkadaşımızdır. Sizden ricam, ben burada olduğum sürece onlara herhangi bir kötülük etmemenizdir. Ben buradan çıktıktan sonra istediğinizi yapmakta serbestsiniz&quot; (M. Toker Şeyh Sait ve isyanı syf. 37) diyerek cevapladı. Müfrezenin başında bulunan üsteğmen Hasan Hüsnü Efendi arananların teslim edilmesinde ısrarcı olunca çatışma başladı. Çatışma sonucunda bir subay, iki er öldürülürken, müfrezeden sağ kalanlar tutsak edildi. Bu çatışma ayaklanmanın hesaplanandan önce başlamasının da nedeni oldu. Piran&#39;daki çatışmayı duyan Şeyh Sait&#39;in kardeşi Şeyh Tahir 10 Şubat&#39;ta Lice Postanesi&#39;ne el koydu. Bu gelişmeler karşısında Şeyh Sait&#39;e ayaklanmayı yaymaktan başka çare kalmıyordu. Ok yaydan çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Şubat&#39;ta Şeyh Sait, sayıları 10 bini bulan adamıyla birlikte Genç şehrini ele geçirdi. Buradaki vali ve diğer hükümet yetkililerini tutukladı. Ayaklanmacılar ilk yasalarını çıkararak Genç&#39;i &quot;Kürdistan&#39;ın geçici başkenti&quot; ilan ettiler. Toplanan vergiler ve tutsak alınanlar, Genç şehrine gönderilmeye başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaklanmacılar ayrıca bir bildiri yayınlayarak, &quot;ağır ve menfur öşür vergisinin ortadan kaldırıldığını&quot; ilan edip, halkı, ayaklanmacılara besin maddesi temin etmeye çağırdılar. Bu önemli girişim, büyük bir bölümü silah elde Kemalist iktidarın ulusal ve ekonomik baskısına karşı çıkan geniş köylü kitleleri arasında ateşli destek buldu. (Celile Celil, vd., Yeni ve Yakın Çağda Kürt Siyaset Tarihi, syf. 152)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu gelişmelere karşın, Kürtler henüz genel bir ayaklanmaya hazır olmaktan uzaktılar. Ansızın çakılan bu kıvılcım karşısında şaşkınlık hakimdi. Azadi&#39;nin pek çok şehirdeki üyeleri, &quot;örgüt kararı ile bu kıyam hareketinin yapıldığı ihtimalini çok uzak görüyorlardı&quot;. Bu nedenle tereddüt içinde idiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de Kemalistler&#39;in her geçen gün artan baskısı, Şeyh Sait&#39;in bölgedeki nüfusu, bölgenin coğrafi yapısının düzenli bir ordunun hemen harekata girişmesine engel olması gibi nedenlerden ötürü ayaklanma kısa sürede Kürdistan&#39;ın birçok yerine yayıldı. Şubat ayı sonunda Lice ve Hani Kürt askeri güçleri tarafından ele geçirildi. Bu sırada Diyarbakır&#39;ın kuzeyindeki Tala adlı yerleşim yerinde konumlanan isyancıların sayısı 20 bini bulmuştu. 29 Şubat&#39;ta Kürtler, Elazığ&#39;a bağlı Maden ve Çermik&#39;te ayaklandı. Bu iki şehirdeki kuvvetler birleşerek Ergani&#39;yi ele geçirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerleyen Kürt isyanının önüne koyduğu hedef Diyarbakır&#39;ın ele geçirilmesiydi. Diyarbakır, kurulacak Kürdistan Devleti&#39;nin başkenti olacaktı. Bu isteğe karşın Şeyh Sait emrinde bulunan güçlerin Diyarbakır&#39;ı almak için yeterli olmadığını biliyordu. Bu nedenle Diyarbakır halkını kendi yanına çekebilecek süreyi kazanmak için Diyarbakır il idarecileriyle görüşmelere başladı. Şehrin teslim edilmesini istedi. Bu istek kabul edilmeyince Kürt kuvvetleri Mart ayı başında çeşitli yönlerden şehre saldırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu başarısız saldırı sonrasında Şeyh Sait, kuvvetlerine geri çekilme talimatı verdi. İsyancılar ilk başarılarına rağmen gün geçtikçe kan kaybediyorlardı. Etrafları kuzeyden ve güneyden büyük askeri birlikler tarafından sarılmıştı. Ordu karşısında tutunamayan Şeyh Sait&#39;in kuvvetleri, Hani vadilerine, oradan da küçük gruplara ayrılarak Palo, Genç ve Çapakçur ormanlarına çekildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ordu birlikleri 26 Mart&#39;ta Diyarbakır, Elazığ ve Varto üzerine güçlü bir saldırı başlattı.&lt;br /&gt;Ayaklanmanın başlangıcından kısa bir süre sonra, Ordu, isyancılara karşı üstün duruma geçmişti. &quot;Türk ordusunun ilerlemesinin nedenleri; Elazığ ve diğer illerdeki kargaşalık, başıbozukluk, talan ve Kürt önderleri arasındaki anlaşmazlıklar, onlardan ve aşiret reislerinden bazılarının (özellikle Elazığ&#39;daki aşiretlerin) Türk tarafına gitmeleriydi. Örneğin, Oxha&#39;lı aşiret reisi Necip Ağa ve Elazığ beyleri, öte yandan Dersim&#39;in doğusundaki Kiferan, Lolan, Abuzalan ve Soran gibi aşiretler, ... Xormik aşireti, Türk idarecilerini destekledi&quot;. (M. Arseneviç Haretyan, vd., 1925 Kürt Ayaklanması, syf. 18-19)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 Nisan&#39;da Kazım Paşa komutasındaki 5. Kolordu&#39;yla Kürtler&#39;in yaklaşık 5 bin kişiden oluşan bir grubu arasında çarpışmalar yaşandı. Şeyh Sait&#39;in kuvvetleri yiğitçe direndilerse de sonuçta verdikleri kayıplar karşısında ormanlara çekildiler. 6 Nisan günü ise hükümet kuvvetleri Şeyh Sait&#39;in bulunduğu Çapakçur&#39;a girdi. Bunun üzerine Şeyh Sait yanındaki 300 atlıyla Solhan&#39;a çekildi. Bu sırada Karaköse&#39;de bulunan hükümet kuvvetlerinin Hayderan ve Ademan aşiretlerinin de yardımıyla saldırıya geçmesi karşısında kimi aşiret güçleri İran&#39;a geçtiler. Ancak İran hükümeti de isyancılara saldırmakta tereddüt etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıyönetim,&lt;br /&gt;olağanüstü hal,&lt;br /&gt;İstiklal Mahkemeleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet ve basın, ayaklanmayı ilk başlarda küçük çaplı ve kısa sürede ezilecek sıradan bir olay olarak yansıttı. Örneğin 16 Şubat 1925 tarihli Cumhuriyet Gazetesi&#39;ndeki kısa haberde şöyle deniyordu;&lt;br /&gt;&quot;Şubat&#39;ın onüçüncü günü Ergani&#39;nin Piran köyündeki jandarma müfrezesi ile o civara gelen Şeyh Sait Bediüzzaman ve avanesi arasında bir müsademe olmuş, telefon ve telgraf hatları tahrip edilmiştir. Yetişen kuvvetler üzerine Şeyh ve avanesi kaçmışlardır.&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 Şubat günü toplanan meclistede bir milletvekilinin sorusu üzerine İçişleri Bakanı şunları söylüyordu; &quot;Genç&#39;te Şeyh Sait adında bir eşkiya türemiş... Fakat hükümetin aldığı sert tedbirler, O&#39;nu en kısa sürede ortadan kaldıracaktır&quot;. (Behçet Cemal, Şeyh Sait isyanı, syf. 39)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki kamuoyuna yönelik bu açıklamalar yapılırken, iktidar kapsamlı hazırlıklar içindeydi.&lt;br /&gt;22 Şubat gecesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak&#39;ın katıldığı toplantıda ayaklanma bölgesinde sıkıyönetim ilan edilmesi kararı alındı. Daha sonra TBMM&#39;de onaylanan karar şöyleydi; &quot;Ergani ilinin bir kısmında devletin silahlı güçlerine karşı meydana gelen silahlı ayaklanma Diyarbakır, Elazığ, Genç illerine de yayılmış ve daha da genişlemeye elverişli görülmüş olduğundan, Genç, Muş, Ergani, Dersim, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siverek, Siirt, Bitlis, Van ve Hakkari illeriyle Erzurum&#39;un Kiği ve Hınıs ilçelerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan edilmiştir&quot;.&lt;br /&gt;25 Şubat&#39;ta da 556 No&#39;lu &quot;Vatana İhanet Kanunu&quot;nun 1. maddesinde yapılan değişiklikle, &quot;dini esaslar üzerine siyasi cemiyet kurmak ve siyasi amaçlara varma doğrultusunda faaliyet yürütmek&quot; vatan hainliği olarak tanımlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bir kısım milletvekili de, iktidardaki Fethi Bey hükümetinin ayaklanmayı bastırmada yeterli iradeyi gösteremediğini söylüyordu. 2 Mart&#39;ta, &quot;ayaklanmanın sertlikle bastırılmasını isteyen&quot; bir önergenin 60&#39;a karşı 94 oyla kabul edilmesi üzerine Fethi Bey hükümeti istifa etti. 3 Mart&#39;ta İsmet İnönü yeni hükümeti kurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmet İnönü&#39;nün mecliste yaptığı ilk açıklama, nasıl bir politika izleyeceğini de gösteriyordu zaten: &quot;Memleketi fitnelerden koruyacağız, emniyet ve istikrarı yerleştireceğiz. Devletin hakimiyetini, zorunlu gördüğümüz özel tedbirler aracılığıyla her alanda daha da güçlendireceğiz.&quot; (Metin Toker, Şeyh Sait ve İsyanı, syf. 82)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmet İnönü, önceki hükümetin aldığı önlemlerle yetinmeyerek hemen meclisten Takrir-i Sükun Yasası&#39;nı çıkarttırdı ve Diyarbakır ve Ankara&#39;da iki İstiklal Mahkemesi kurdurttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&#39;Sükunet&#39; için muhalefeti&lt;br /&gt;susturmak gerek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takrir, &quot;yerleştirme&quot; demekti. Takrir-i Sükun Yasası, &quot;Sükuneti yerleştirme&quot; demek oluyordu. Peki sükunet nasıl yerleştirilecekti? Elbette başta Kürt isyancılar olmak üzere tüm muhalefeti susturarak.&lt;br /&gt;İşte bu yüzden önceki bölümde kısaca sözettiğimiz gibi, Takrir-i Sükun Yasası&#39;nın ve İstiklal Mahkemeleri&#39;nin terörü, sadece Kürtler&#39;i hedef almakla kalmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sıralar, TBMM&#39;deki tek muhalefet partisi, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası&#39;ydı. Fakat muhalefetin bu kadarı karşısında bile Kemalist iktidar tahammülsüzdü. Elde hazır Takrir-i Sükun gibi bir yasa ve İstiklal Mahkemeleri gibi bir mahkeme varken, bu muhalefetten de kurtulunmalıydı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şark İstiklal Mahkemesi 25 Mayıs 1925&#39;te görev bölgesi içindeki bütün Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF) Şubeleri&#39;ni &quot;ayaklanmayı dolaylı olarak kışkırtmak&quot; suçlamasıyla kapattı. Fırka yöneticilerinin kendilerini &quot;ayaklanmayla bir ilgileri bulunmadığı&quot; yönünde savunması hiçbir işe yaramadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara İstiklal Mahkemesi de &quot;dini siyasete alet ettikleri&quot; gerekçesiyle bazı fıkra üyeleri hakkında dava açtı. Bu davada yargılanan sanıklar 5-15 yıl kürek, müebbet hapis gibi çeşitli cezalara çarptırılırken, mahkeme TCF programındaki &quot;dinsel düşünce ve inançlara saygı&quot; ilkesiyle gericiliğin kışkırtıldığının kanıtlandığını(!) belirterek hükümetten gereğini yapmasını istedi... Ve nitekim Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 3 Haziran 1925&#39;te kapatıldı. O zaman başlayan tek parti dönemi 1945&#39;e kadar sürecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şark İstiklal Mahkemesi, 7 Haziran günü aldığı kararla da; Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, İlhami Safa, Gündüz Nadir, Eşref Edip, Ahmet Emin Yalman, Ahmet Şükrü Esmer, Suphi Nuri İleri gibi daha birçok gazeteciyi ayaklanmayı dolaylı olarak kışkırttıkları iddiasıyla tutukladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Mart&#39;ta ülkenin bazı yerlerinde &quot;olağanüstü durum&quot; ilan edildi. Mustafa Kemal halka, memurlara ve askerlere bir çağrı yaparak, ayaklanmayı bastırmak için hükümete yardım etmelerini, yayınlanan emir ve talimatlara uymalarını istedi.&lt;br /&gt;M. Kemal&#39;in çağrısının ardından Ankara İstiklal Mahkemesi yaptığı açıklamada &quot;ayaklanmaya yardım edenlerin, askeri hizmetlerden kaçanların ayaklanmacılarla bir tutulacağını&quot; açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Şeyh Sait İsyanı&#39;nı bastırmakla görevlendirilen ordu birliklerinin komutanlığına getirilen General Kemalettin Sami Paşa, &quot;bu görevi başarmak&quot; için hükümetten üç şey istedi:&lt;br /&gt;1) Ayaklanmanın en sert şekilde bastırılması. / 2) Ayaklanma içerisinde yer alsın almasın bütün Kürtler&#39;in silahsızlandırılması. / 3) Kürtler&#39;in çeşitli bölgelere çoğunluk oluşturmayacak şekilde dağıtılması ve Türkler&#39;in Kürtler&#39;in yoğun olduğu bölgelere yerleştirilmesi gerektiğiydi.&lt;br /&gt;Hükümet bu üç isteği de yerine getirecek düzenlemeleri yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsyan bitiyor,&lt;br /&gt;zulüm baki kalıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan ayı başında ordu yaptığı açıklamayla Şeyh Sait&#39;i sağ olarak yakalayana 1000 altın lira, ölü olarak hükümete teslim edene ise 700 altın lira verileceğini ilan etti. Ayrıca bunu yapacak kişiler ayaklanma kuvvetlerinden olursa haklarında hiçbir soruşturmada yapılmayacaktı (Hangi zulüm ihanete ve pişmanlığa çağrı yapmadan hükmetmiş ki!).&lt;br /&gt;Nisan ayı ortalarında isyanın temel güçlerinin etrafı Genç Ovası&#39;nda sarıldı ve isyancılar bozguna uğratıldı. 15 Nisan&#39;da Şeyh Sait ve ayaklanmanın önde gelen isimlerinden 26 kişi Murat Çayı üzerinde tutsak edildiler.&lt;br /&gt;Yönetim kadrosu dağılan Kürt güçler, Muş&#39;un kuzeybatısındaki Şerafettin Dağı&#39;na çekildiler. Burada kıstırılan kuvvetlerin büyük bir kısmı katledildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaklanma nisan ayı ortalarında bastırılmasına karşın Ordu &quot;ezme&quot; harekatına devam ederken, hükümet de durmadan yeni baskı yasaları çıkarıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40 bin kişilik Kürt isyancı güçlerine karşı, 200 bin asker ve 12 uçak seferber edilmişti. Devlet, bu harekat için 50 milyon lira, yani o zamanki Türkiye&#39;nin yıllık bütçesinin dörtte birini harcamıştı.&lt;br /&gt;Ayaklanmanın bastırılmasının ardından sıra &quot;yargılamaya&quot; gelmişti. Gerçekte bir &quot;yargılama&quot;dan çok iktidarın verdiği idam, müebbet, sürgün kararlarının tebliği sözkonusuydu. &quot;Yargılamalar&quot;da Kürt senatörler, milletvekilleri de kanıtsız idam sehpalarına gönderildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Sait&#39;in de içinde olduğu grubun Diyarbakır İstiklal Mahkemesi&#39;ndeki davası 1 ay sürdü. 29 Haziran 1925&#39;te açıklanan kararda Şeyh Sait, aşiret reisleri, şeyhler, subaylar da içinde olmak üzere, 47 kişi idam cezasına çarptırıldı. İdam kararı ertesi gün uygulandı. Şeyh Sait&#39;in idam sehpası önündeki son sözleri şöyle oldu: &quot;Tabii hayat sona erdi. Kendimi milletimin yolunda feda ettiğime hiçbir şekilde pişman değilim. İleride torunlarımızın bizden dolayı düşman önünde utanç duymamaları bizim için yeterlidir.&quot; (M. Arseneviç Haretyan, vd., 1925 Kürt Ayaklanması, Syf.38)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1925 Eylül ayı sonuna kadar yüzlerce dava açıldı ve dosyalar yüzlerce idam kararıyla sonuçlandırıldı. Bu konuda elimizde kesin rakamlar yoktur, çünkü o günden bu yana gizlenmeştir, fakat İstiklal Mahkemesi&#39;nin, sadece Palo ve Çapakçur&#39;da 400 Kürt gencini astırdığı düşünülürse, toplam rakamın binler olduğu tahmin edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keldaniler, Miramiler,&lt;br /&gt;Atrusiler... Artık&lt;br /&gt;Anadolu&#39;da onlar yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Sait İsyanı&#39;na ilişkin bölümü bitirirken, tarihi bir bilgi olarak, Kemalist iktidarın &quot;Türkleştirme&quot; baskılarının sadece Kürtler&#39;le sınırlı kalmadığını gösteren birkaç not aktaralım.&lt;br /&gt;Şeyh Sait İsyanı sırasındaki baskılar, bölgedeki Keldaniler&#39;e ve Yakubi hristiyanlara da yöneldi. Köyler basıldı, katliamlar yapıldı, sonu belirsiz sürgün kararları yürürlüğe konuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ordunun baskılarından dolayı, o dönemde Irak&#39;a sığınanların listesi Anadolu&#39;da farklı milliyet ve inançtan halkların nasıl yokedildiğinin de bir göstergesidir; 1926&#39;da Irak&#39;tan sığınma hakkı isteyen kesimler arasında &quot;bilinmeyen sayıda Mirami; 7.000 Goyan; Tur Abdin bölgesinden 1.000 Hiristiyan; ve yaklaşık 10.000 Atrusi&quot; bulunuyordu. (Bkz. Kürt milliyetçiliğinin tarihi, Wadie Jwaideh, syf. 401)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık, isimleri bile artık hiç aşina gelmeyen bu topluluklardan Anadolu&#39;da hiçbir iz, eser bırakılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şovenizm artık hakim&lt;br /&gt;politikadır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalist iktidar, o dönemki gerici, asimilasyoncu politikasını ve katliamlarını aklamak için, Şeyh Sait İsyanı&#39;nın kah İngiliz kışkırtması, kah şeriatçı bir ayaklanma olduğunu ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bizzat İstiklal Mahkemesi&#39;nin kararı bile, bu iddiayı çürütmektedir. O karar şöyle diyordu: &quot;Kiminiz hükümet otoritesinin kötü yönetimini, kiminiz de halifeliğin savunuculuğunu isyan için bahane ettiniz. Fakat tümünüz bağımsız bir Kürdistan yaratma sorununda birleştiniz.&quot; (Azgelişmişlik Sürecinde Geri Bıraktırılmışlık, Syf. 238)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayaklanma görüldüğü gibi feodal bir toplumsal zeminde, dini bir liderlik altında, aşiretlerin küçük burjuva diktatörlüğe karşı ulusal içerikli taleplerle ayaklanmasıdır. Ayaklanmada dini motiflerin işlenmiş olması ezilen, baskı gören, asimilasyona tabi tutulan bir halkın, Kemalistler&#39;in ırkçı, şovenist müdahalesine karşı başkaldırma haklılığını ortadan kaldırmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaklanma, haksızlığından değil, nesnel ve öznel koşulların yetersizliğinden yenilmiştir. Şeyh Sait İsyanı&#39;nın bastırılabilmesinin nedenleri Kürt toplumunun nesnel koşullarındaydı; ulusal bir bütünlük sağlanamamış, ayaklanma bütün Kürdistan&#39;ı kucaklayamamıştı. Bazı aşiretler &quot;tarafsız&quot; kalırken, bazı aşiretlerse ayaklanmanın başlamasıyla devlete bağlı olduklarını belirterek, orduyla birlikte ayaklanmanın bastırılmasında yeraldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak, ayaklanma güçlü bir örgütlülüğe sahip değildi. Cibranlı Halit Bey, Yusuf Ziya Bey gibi deneyimli Kürt aydınlarının ayaklanma öncesi tutuklanarak katledilmeleri sonucunda hareketin önderliği zayıflamıştı. Şeyh Sait&#39;in, isyana katılanların fedakarlık ve cesaretleri önemliydi. Ancak bunlar politik bir önderlik olmadan ayaklanmayı zafere götürmek için yeterli olamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Sait İsyanı&#39;nın bastırılmasında, Kürdistan&#39;ın Misak-ı Milli içinde kalan bölümü, kan gölüne dönüştürülmüştür. Kan gölünden kurtulanlar ise, göç yollarına sürülmüştür. Kan gölünün kaynağındaki politika ise, küçük-burjuva diktatörlüğünün her türlü muhalefeti sindirme ve Kürtlüğü yoketmeyi amaçlayan şovenizmidir. Ki o şovenizm, cumhuriyetin bir &quot;ilkesi&quot; gibi, günümüze kadar sürecekti.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/5105607823849086005/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/80-yllk-kurt-politikas-ilhak-imha.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/5105607823849086005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/5105607823849086005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/80-yllk-kurt-politikas-ilhak-imha.html' title='80 yıllık Kürt Politikası: İlhak, İmha, Asimilasyon ve şeyh said isyanı'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-4266159729826907925</id><published>2009-12-16T06:57:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:58:11.444-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="direnis"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="isyan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kurdistan"/><title type='text'>Tarihte Kürd Direnisleri</title><content type='html'>01. 1806 – Musul: Baban Asireti, Abdurrahman Pasa Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;02. 1812 – Musul: Babanzade Ahmet Pasa Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;03. 1820 - Zaza’ların Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04. 1830 – Hakkari: Ezidilerin Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05. 1833- Soran: Mir Muhammed (Soran) Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;06. 1831- Bitlis: Serefhan Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;07. 1835 – Botan: Bedirhan Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;08. 1843 – Bedir Han Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09. 1839 – Amed: Garzan Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. 1855 – Yazhan Ser Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. 1872 – Mardin-Cizre: Bedirhan Osman Pasa ve kardesi Hüseyin Pasa Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. 1878 – Hakkari: Seyh Ubeydullah Nehri Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.1889- Erzincan: Bedirhan Emin Ali Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.1911 - Abdulselam Barzani Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. 1912 – Mardin: Bedirhaniler ve Halil Rema Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. 1912 – Bitlis: Seyh Selim Sehabettin ve Ali Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17.1919 – Simko (Ismail Aga) Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18.1919 – Ali Bati Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19.1919 - Mahmut Berzenci Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. 1920 – Kocgiri: Kocgiri Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21.1924 – Hakkari: Nasturi Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22. 1925 – Seyh Sait Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23. 1925 – Nehri Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24.1925 – Reskotan-Raman Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25.1925 – 1. Sason Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26.1926 – 1. Agri Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27.1926 – Hazro Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28.1926 – Silvan: Kocusagi Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29.1926 – Hakkari: Beytüssebab Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30.1927 – Bitlis: Mutki Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31.1927 – Agri: II. Agrı Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;32.1927- Silvan: Biçar Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;33.1929 – Eruh: Zilanli Resul Aga Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;34.1930 – Van: Zeylan Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;35.1930- Tutak-Bulanık-Hinis: Tutakli Ali Can Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36. 1930 – Van: Oramar Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37.1930 – Zilan Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38.1930 – Plümür Direnisi i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;39.1930- Agri: III. Agri Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40.1930 – 2. Mahmut Berzenci Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;41.1931 – Seyh Ahmed Barzani Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42.1934 – Bitlis: Buban asireti Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;43.1836 – Akcadag Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;44.1935 – Siirt: Abdurrahman Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;45.1935 – Siirt: Abdulkuddüs Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;46.1935 – Siirt: 2. Sason Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;47. 1937- Dersim: Dersim Direnisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;48. 1943 – Melle Mistefa Barzani Direnisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;49. 1946 – Mahabat Direnisi</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/4266159729826907925/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/tarihte-kurd-direnisleri.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/4266159729826907925'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/4266159729826907925'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/tarihte-kurd-direnisleri.html' title='Tarihte Kürd Direnisleri'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-891013137879005542</id><published>2009-12-16T06:53:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:56:32.914-08:00</updated><title type='text'>Milli Mücadelede Aldatılmış Bir Halk: Kürtler [1919-1922]</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjDiXnb71K-GZ9U3u2CtIWaG9_RC1M9HjB6z0WGCM3i9RwoeZGaun0FuVUV1hvPDfN-ofnEU-LlBxcOayvAwH4gy7-u_610-aBNy1toOBiLfL0fVh5v-WHi47rhx56tgiXVdGJq8qTQMEg/s1600-h/ruha-kurt-direnisciler-1917.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 295px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjDiXnb71K-GZ9U3u2CtIWaG9_RC1M9HjB6z0WGCM3i9RwoeZGaun0FuVUV1hvPDfN-ofnEU-LlBxcOayvAwH4gy7-u_610-aBNy1toOBiLfL0fVh5v-WHi47rhx56tgiXVdGJq8qTQMEg/s400/ruha-kurt-direnisciler-1917.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5415847855748822290&quot; /&gt;&lt;/a&gt;(Kurtuluş Savaşı sırasında Urfa&#39;da ellerinde silahlarıyla Kürt Direnişçiler görülüyor. Bu fotoğrafı ilginç kılan ise arkada en sağdaki direnişçinin bir kadın olması.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk tarih yazımında 1919-1922 yılları ‘Türk Kurtuluş Savaşı’ ya da özgün adıyla ‘Milli Mücadele’ şeklinde geçer. Türkiye’de esas olarak bu yıllarda batıda Yunanlılar, doğuda ise Ermenilere karşı bir savaş sürdürülmüştü. Kürtler bu savaşa oturdukları toprakların işgal edilmesi nedeniyle, Mustafa Kemal’in başında bulunduğu ve Heyet-i Temsiliye adıyla bilinen kurulun çalışmalarına ve Müdafaa-i Hukuk ile Kuvayı Milliye müfrezelerine katılmışlardı. Mustafa Kemal, bu dönemde, özellikle etkin Kürtleri ve onların silahlı güçlerini savaşa katabilmek için yoğun çaba harcamıştı. 1916′da tanıdığı Kürt Beylerine özel mektuplar yazdı ve onları, dünya savaşı başlamadan Müdafaa-i Hukuk’a katılmaya ikna etti. Bu yıllar Mustafa Kemal’in ve Milli Türk Hareketi’nin Kürt motifini aralıksız kullandığı yıllardı ve Kürtler de bu savaşta bir motif olarak yer alacaklardı.&lt;br /&gt;‘Kürtlerin hukuk-u millisini’ savunmayı amaçlayan Vilayet-i Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, 1918′de İstanbul’da bazı Kürt aydın ve politikacılarının desteğiyle kuruldu ve ‘şark vilayetleri’nde milli mücadele propagandaları yapılmaya başlandı. 23 Temmuz 1919′da Erzurum Kongresi’ne ve 4 Eylül 1919′da Sivas Kongresi’ne katılan Kürtler, Mustafa Kemal’in yoğun ilgisiyle karşılaşmış ve haklarını bu görüşmelerle garanti altına almışlardı. Nitekim Mustafa Kemal, daha sonra Kürtlere de duyuracağı, 29 Ekim 1919′da Amasya’da, İstanbul Hükümeti’nin Bahriye Nazırı Salih Paşa ile yaptığı görüşmede ve imzalanan protokollerde ‘Kürtlerin serbestçe gelişmesinin sağlanması’nı, ‘ırkî ve içtimaî’ haklarının tanınacağını taahhüt altına alıyordu. 23 Nisan 1920′de Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi bu arka planı yansıtıyordu. Mustafa Kemal, meclis çıkışı Kürt ileri gelenlerinin koluna girerek fotoğraf çektiriyor, Kürtlerin milli kıyafetleriyle meclise gelmesini istiyordu. Bitlis mebusu Yusuf Ziya Bey, meclis kürsüsünden ‘Ben Kürdoğlu Kürdüm’ diye konuşuyor ve Mustafa Kemal, ‘Bu vatan Türk ve Kürtlerin ortak vatanıdır’ diyordu. TBMM Reisi sıfatıyla El Cezire Komutanlığı’na Mustafa Kemal imzalı talimatların birinde Kürtlerin oturdukları yerlerde onlara bölgesel yönetim verileceği ve haklarının meclis korumasında olduğu yazılıyordu. Bu yoğun tekrar karşısında Kürt liderler, Fransız ve İngiliz temsilcilerinin manda tekliflerini reddetmiş ve ‘haklarının yeni hükümette temsil edileceğini’ savunmuştu. Belki de bu heyecan ile Maraş, Antep ve Urfa gibi Kürt illeri merkezî hükümetin herhangi bir yardımı olmaksızın büyük fedakarlıklar ile ‘düşman işgalinden’ kurtarılmıştı. Ancak savaş sonrası, Kürtlere özerk yönetim yerine ‘Türk olma hakkı’ uygun görülmüştü ve Mustafa Kemal verdiği hiçbir sözü yerine getirmeyecekti..</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/891013137879005542/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/milli-mucadelede-aldatlms-bir-halk.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/891013137879005542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/891013137879005542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/milli-mucadelede-aldatlms-bir-halk.html' title='Milli Mücadelede Aldatılmış Bir Halk: Kürtler [1919-1922]'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjDiXnb71K-GZ9U3u2CtIWaG9_RC1M9HjB6z0WGCM3i9RwoeZGaun0FuVUV1hvPDfN-ofnEU-LlBxcOayvAwH4gy7-u_610-aBNy1toOBiLfL0fVh5v-WHi47rhx56tgiXVdGJq8qTQMEg/s72-c/ruha-kurt-direnisciler-1917.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-8288369443455041655</id><published>2009-12-16T06:51:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:53:43.016-08:00</updated><title type='text'>Avakirina Eyaleta Kurdistanê û di Salnameyên Dewleta Osmanî de Eyaleta Kurdistanê</title><content type='html'>Koma Xebatê ya di Çavkaniyên Osmanî de Kurd&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piştî ku di sala 1923’yan de Komara Tirkiyeyê feraseta netew-dewletê qebûl dike û di çorçoveya vê ferasetê de hemû kêmarên misilman ên li welêt wekî tirk qebûl dike, pêwîstiya nivîsandina dîrokeke nû ya li gorî vê ferasetê bi awayekî xwezayî derdikeve holê. Li gor vê dîroka nû tê nivîsandin, di dîrokê de cihekî bi navê Kurdistan çênebûye û her wisa civakeke cuda a bi navê kurd jî tune ye. Ev nêrîna fermî ew qas tê pejirandin ku hinek dîroknasên Osmanî jî bi xemnexurî dikarin bibêjin ku di dîroka Osmanî de eyaletek bi navê Kurdistanê tu caran çênebûye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Em dibêjin dîroknasên Osmanî jî ji ber ku kesekî ku dîroka Osmanî ji asta despêkê hinekî zêdetir zanibe, dizane ku di Dewleta Osmanî de bi navê Kurdistanê cografyayek hebûye û Osmaniyan ev nav wekî navekî cografî bi kar aniye. Hema hema di hemû pirtûkên bûyernivîsên Osmaniyan de; ji Naîma bigire heta Ewliya Çelebî û Katîb Çelebî mirov dikare bi rihetî rastî vê têgihê were. Ji xeynî vê yekê, heke li ser sedsala 19’an a Osmaniyan kêm zêde lêkolîn bê kirin, dê bê dîtin ku di sala 1847’an de di Takvîm-î Vekayî[1] de nivîseke fermî hatiye çapkirin û di vê nivîsa fermî de Eyaleta Kurdistanê hatiye damezirandin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ligel van hemû yekan, “dîroknûs”ên ku tu têkiliya wan bi etîka zanistî re tune ye zêdetir ji bo polîtîkaya rojane vê angaştê dikarin bînin zimên. Wekî komekê armanca me ev e ku em bi vê xebatê di Salnameyên Dewleta Osmanî de Eyaleta Kurdistanê û agahiyên der barê Eyaletê de berhev bikin û bi awayekî kronolojîk pêşkêş bikin. Me xwest ku îro ev bûyera ku êdî derfetên înkarkirina wê nemane, hinekî din bikeve rojevê û bibe naveroka xebatên cidî û zanistî.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Di Dewleta Osmanî de bi navê Kurdistanê eyaletek heye û di sala 1847’an de hatiye damezirandin. Belê, dibe ku pirsa “Çima ne berî vê dîrokê lê di vê dîrokê de hatiye damezirandin?” were aqilan. Sedema vê yekê pir zelal e; wekî ku tê zanîn di dema Yavûz Sultan Selîm de, kurdan li hemberî Safewiyan li cem Osmaniyan cih girt. Ev yek aliyekî jî qebûlkirina kontrola Osmaniyan bû. Li hemberî vê yekê, Sultan Selîm, di warê otonombûna herêmê de soz daye û bi rastî jî heta sedsala 19’an li herêmê hikûmet û mîrîtiyên kurdan hebûna xwe berdewam kirine. Ji bo vê yekê jî, herêm, neketiye kategoriya eyaletên klasîk ên Osmaniyan. Osmaniyan wek pêwîstiya ûsûla ku tim bi kar anîne herêm li gorî taybetmendiya wê bi rê ve biriye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lêbelê ji serê destpêka sedsala 19’an ve, bi taybetî jî di dema Mehmûdê II’yem de guherînê dest pê kir. Osmaniyên ku di vê sedsalê de ketin pêvajoyeke cidî ya modernbûnê, dest bi modernkirina bastûra îdarî ya klasîk a Osmaniyan kirin, ango dest bi guhertina pergala eyaletan kirin û bi ji holêrakirina saziyên xweserî xwe dest bi xurtirina navendê kirin. Ji bo vê yekê bi taybetî, di sala 1826’an de Eyaleta Anatoliyê, wekî çar beş bi awayekî fermî hate dabeşkirin û ji bo “mutesellîmên mutedîl yên girêdayî paşayên mutasarrif” birêve bibin biryar hat dayîn.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piştî wê rewşê ev bûyer qewimîn: “Di 26’ê sermaweza 1847’an de ji bo Wilayeta Diyarbekirê waliyek hate tayînkirin û li aliyê din di 13’ê berfanbara 1847’an de rojnameya Takvîm-î Vekayî (Lê belê ev dîrok di qilawûza wergerandina dîrokê de ku ji TTK’ê ve hatiye çapkirin wekî 14 Berfanbar hatiye nivîsîn) bûyereke cuda pêşkêş dike: Eyaleta Kurdistanê. Li gorî vê yekê Eyaleta Diyarbekirê û sancaxên Wan, Mûş û Hekarî û qezayên Cizîr, Botan û Mêrdîn, bi navê Kurdistanê eyaleteke nû pêk tînin. Di serî de ji bo navenda eyaletê Xelat hatibû fikirîn. Lê belê bi qasî ku ji salnameyan tê fêmkirin demekê Wan û Mûş, demeke zêdetir jî Diyarbekir (Amed) bûye navenda eyaletê. Eyaleta Kurdistanê li gorî salnameya 1266/1849 sancaqên Mûş, Wan, Hekarî, Cizîr, Diyarbekirê digire nava xwe. Piştî çend salên din Hekarî, Wan, Mêrdîn û Cizîr jî bi hev re bûne eyaleteke cûda, navê wê jî bûye Eyaleta Hekarî. Piştî demeke din navê eyaletê bûye Wan.”[2] Lê belê ev pêvajo di navbera Osmanî û kurdan de bûye sedema tengezariyan û di nava salên 1826 û 1847’an de bi dehan serhildan çêbûne. Ji van a girîng û dawîn Serhildana Bedirxan beg e[3] . Dewleta Osmaniyan ev serhildan serkut kir û her wekî li jor jî tê gotin, Eyaleta Kurdistanê ava kir. Heta di belavoka taybet a Takvîm-î Vekayî de, ev bûyer wekî ji nûve desteserkirina Kurdistanê tê nirxandin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wekî tê dîtin heke mirov bûyerên dîrokî li gorî pîvanên zanistî lêkolîn bike û xwe ji fikrê rojane û polîtîk dûr bixwe, hînbûna rastiyan ew qas ne dijwar e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Di vê xebatê de, tevî teblîgata fermî ya avakirina Eyaleta Kurdistanê nîşan dide, dema ku Eyaleta Kurdistanê hebûye, di navbera salên 1847 û 1868’an de di salnameyên Dewleta Osmanî de Eyaleta Kurdistanê bi çi şeklî cih digire ew ê bê nîşandan. Pirsgirêka, di sala 1868’an de eyalet bi çi fikrî ji holê hate rakirin hîn jî nehatiye bersivandin û ev mijara xebateke cuda ya koma me ye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A- Rojnameya Takvîm-î Vekayî ya ku&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damezirandina Eyaleta Kurdistanê îlan dike&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Muharrem 1264 (14 Berfenbar 1847)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teblîgata Fermî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mukaddim ve muahhar Takvim-i Vakayi&#39; nüshalarında keşîde-i silk sutûr-ı beyân kılındıxı vechile bir müddetden berü eyâdî-i mütegallibede kalmış olan hıtta-i Kürdistanın leh-ül-hamd ve&#39;l minh mücerred himmet bi-hemtâ-yı hazret-i şehr-yârî ve satvet-i bâhire-i cenâb tâc-dâr-ı eser-i celîli olarak bu kerre yeni başdan feth ve teshîr-i mir&#39;ât-ı teyessürde cilve-ger olmûş ve işbu muvaffakıyyet hazret-i şehn-şâh-i mahzâ âmme-i tebaa ve berâyâ-yı saltanat-ı Seniyye hakklarında ma&#39;tûf ve rây-gân olan niyet-i âdle ve efkâr-ı hayriyye-i cenâb-ı cihân-bânî ibtiga-yı sâmîsince herhalde min kıbel-in Râhman zât-ı fahâmet-simât mülûk-anenin mazhar envâ&#39;-i füyûzat ve te&#39;yidât buyurulduklarına delîl ve bürhân olub doxrusu dîbâce-i tevârîh-i ezmân olmaklıxa şâyân görünmüş olduxundan hıtta-i merkumenin hüsn-i zâbıta ve râbıta-ı umûr-i mülkiyye ve istihsâl-i menâzım-ı dâimiyesiyle te&#39;sîs-i âsâyîş ahâlî kaziyye-i matlubesine bakılması yani oraların bir idâre-i mahsûsa ve müstakılle tahtına konularak dirâyetli ve vukuflu bir zâta ihâlesiyle Diyarbekir eyâleti ve Van ve Mûş ve Hakkari sancakları ile Cizre ve Bohtan ve Mardin kazâları birleşdirilüb cümlesinin bir eyâlet add ve itibâr olunması ve iş bu eyâlete Kürdistan eyâleti tesmiye kılınması iktizâ-yi hâle muvâfık ve çesbân olacaxına mebnî eyâlet-i mezbureye ol sûretle münâsib bir Wali lede-t-teemmül Musul Walisi atûfetlü Es&#39;ad Paşa hazretleri dirâyet ve fatânet-i kâmile ve iffet ve istikâmet-i zâtiyye ile muttasıf ve çok zamanlar ol taraflarda istihdâm buyrulmasıyla usûl ve ahvâl-i memlekete vâkıf kudemâ-yı vüzerâ-yı saltanat-ı seniyyeden olmakdan nâşî eyâlet-i cedide-i mezkûrenin müşârün-ileyh Es&#39;ad Paşa hazretlerine ihâlesi ve ol halde Musul eyâletine bir dixerinin ta&#39;yini tabiat-î maslahat-ı iktizâsından olarak Belgrad muhâfızı esbak atûfetlü Vecîhî Paşa hazretleri ashâb-ı rüşd ve reviyyet ve erbâb-ı sıdk ve istikâmetden ve hüsn-i idâre-i umûr-i mülkiyyeye vâkıf zevât-ı sütûde-simâtdan olması ve exerçi Musul eyâleti şimdiye kadar Tanzîmât-ı Hayriyyeden müstesnâ olarak idâre olunmakda ise de dâire-i tanzimatda bulunan memâlik hazret-i şâhâne ahalisinin sâye-i ma&#39;delet vâye-i hazret-i mülûk-anede mazhar oldukları menâfi&#39; ve âsâyiş ve istirâhat ve emniyyet-i kamileyi eyâlet-i merkume ahâlisi derk ve iz&#39;ân ederek ve bunun üss-i esâsı ma&#39;delet olduxunu bilerek bu eyâletin dahi dâire-i nasfet bâhire-i Tanzîmât-ı Hayriyyeye idhâlini arzu ve niyâz etmekde olduklarına ve ahâli-i merkumenin iş bu niyâzlarına müsâade-i seniyye-i cenâb-ı şehen-şehi bî-dirîg buyurulduxuna binâen müşârün-ileyh Vecîhî Paşa hazretleri usûl-i ma&#39;delet-şümûl tanzimâtın ol vechile hüsn-i ....... ve tensîkına dahi muktedir bulunması cihetleriyle kendüsünün Musul Walisi nasb ve ta&#39;yin kılınması tensib ve tasvib berle ol babda isâbet-efzâ-yı sünûh ve sudûr buyrulan emr ve fermân maâlî-i ünvân hazret-i hilâfet-penâhî mantûk celli üzere iktizâları icrâ kılınmışdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wergera Belgeyê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wekî di hejmarê Takvîm-î Vekayî ya berê de jî hatiye nivîsandin, ji demekê vir de welatê Kurdistanê ku di bin zordestiyê de mabû – şikir ji xwedê re- bi hêza bêhempa ya padîşah û bi hêla wî pelçikandî, vê carê xistina bindestan a ji nû ve bi serkeftî pêk hatiye. Ev serkeftin nîşan dide û ispat dike ku padîşahê mezin ê ku ji bo heqê tebaa û xelkê Împaratoriya Osmaniyan niyeta wî edalet e, fikra wî ya bixêr û armancên wî yên mezin her tim dê ji aliyê Xwedê ve werin piştevanîkirin. A rast wextê minasib hatiye dîtin ku rêveberiya welatê ku navê wî derbas bûye, karê hundir û bi berdewama pergala wî, bi avakirina asayîş û bi cihanîna dilxwaza gel yanî xistina wan nava meqamê rêveberiyeke taybet û serbixwe, bi dayîna kesekî jîr, zane û gihîştî Eyaleta Diyarbekir, sancaqê Wan, Mûş û Hekarî û qezayên Cizîr, Botan û Mêrdîn bi tevîhevkirina wan gişan wekî eyaletek bê hesibandin û ev eyalet wekî Eyaleta Kurdistanê bê binavkirin, ji bo pêwîstiya rewşê di cih de û minasib hatiye dîtin. Di vê rewşê de ji bo eyaleta ku navê wê derbas bûye bê fikirandin, waliyê Mûsilê hezretî Esad Paşayê dilovan ji ber wesfên wî yên mîna bîrbirî, jîrî, namûs û rastiyê û ji ber ku demeke dirêj li wan deran xizmet kiriye, rewş û pergala memleket dizane, ji ber ku wezîrê Osmaniyan ê kevn e, eyaleta nû ku navê wê derbas bûye, ji bo walîtiya wê derê hezretî Esad Paşa minasib hatiye dîtin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Di vê rewşê de ji bo pêwîstiya şixulînên Eyaleta Mûsilê waliyekî din ê parêzkarê kevn ê Baxdayê hezretî Vecîhî Paşayê dilovan, rast, bifikir, karê eleqedarê gel ji bo meşandina wê dizane, ji kesê ku mirov pesnê wan bide ye û her çi qas heta niha Eyaleta Mûsilê li dewrî Tanzîmat-i Hayriye[4] hatibe rêvebirin jî, gelê welat ê di çerçoveya Tanzîmat de, di bin parastina adîl a Padîşah de rihetî, xweşî, ewlekarî û fêdeyê dibînin, ligel gelê eyaleta ku navê wê derbas bûye (Mûsil) hatiye fêmkirin û bi zanîna vê edaleta rastîn û daxwaza vê eyaleta ji têkeve nav ku wekî çerçoveya rastî û xweşiyê tê zanîn Tanzîmat-î Hayriye, xwestekên gelê ku navê wan derbas bûye Padîşahê me yî bilind destûra xwe texsîr nake û hezretî Vecîhî Paşa ê ku navê wî derbas bûye ji bo pêwîstiya awayê edaletê yê Tanzîmatê, ji ber ku kare rast bike û bi rê ve bibe wekî waliyê Mûsilê şandina wî minasib û rast hatiye dîtin. Ji bo wê yekê pêwîstiya emr û fermana Padîşahê xwediyê fikrê mezin hatiye kirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B- Di Salnameyên Dewleta Osmanî de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistanê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1264 [1848]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 183&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Defterê sancax û qeza&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sancaxa Diyarbekirê di Eyaleta Kurdistanê de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 208&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sancaxa Mêrdîn di Eyaleta Kurdistanê de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 315&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sancaxa Wanê di Eyaleta Kurdistanê de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1265 [1849]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 81&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Karmendên li perawêzê (taşra) dimînin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navê Eyaletê: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên zaptiye: Waliyê wê Mûşîr Es’ad Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Defterdarê wê ji Duyemîn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Saniye] [5]Mehmed Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Navên Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Wan, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrimîran Mehmed Reşîd Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mûş, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Serdergevan [kapûcibaşı][6] Ahmed Axa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Mustafa Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 86&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ketxudayê derî [Kapukethüdaları][7] : Kurdistan, Eşref Beg (yekemîn [evvelî])&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1266 [1850]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 39&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ilmiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mewlewiyyet [8] : Kurdistan mahrec[9]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mewâlî [10]: Hindi Mela Hafîdî Es‘ad Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Di Salnameyê de cihên bi ser Eyaleta Kurdistanê ve hatine berdan]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Wan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mûş, Naîbên wê[11] : Sîfetullah [Yan jî Sayfetullah] Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Hekarî, Naîbên wê: Ji qadiyan Kirkaxaçlu Mehmed Emîn Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mûsil, Naîbên wê: Îbrahîm Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Diyarbekir, Naîbên wê: Ji Mewalî Sa’deddîn Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mêrdîn, Naîbên wê: Abdullah Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Xarpêt, Naîbên wê: Bedlîsî Abdullah Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Arabgîr, Naîbên wê: Muftu-zade Seyid Suleyman Sa’îd Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Meletî, Naîbên wê: Mustafa Sa‘dullah Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Besnî, Naîbên wê: Urfalu Mehmed Saîm Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 45&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Karmendên li perawêzê dimînin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navê Eyaletê: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên zaptiye: Waliyê wî Mûşîr Es‘ad Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Ji defterdarê dûyemîn Mehmed Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Navê Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Wan, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Reşîd Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mûş, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Serdergevan Ahmed Axa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Hekarî, Karmendên zaptiye: Waliyê wê wezîr Îzzed Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Serdergevan Selîm Axa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Dêrsîm, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê bi payeya axira padîşah [Istabl-i Amîre] Îbrahîm Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Diyarbekir, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Ahmed Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 47&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistan, Wan: Eşref Beg (Yekemîn)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 83&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistan [Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mûş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mûş, Bidlîs, Xinis (Hunûs?) û Tekman, Malazgird, Nahiya Bulanik (Kop) û Lîz Nahiya Wartoya jor û jêr, Xelat, Nahiya Çonkur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Wan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wan, Parkîrî, Axakes, Erdîş, Adilcewaz, Gewaş û Nahiyên Mukis (Mukus), Şirvî, Xawasor, Nahiya Westan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Hekarî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hekarî û cihê girêdayî wê, Îmadiye û cihê girêdayî wê, Mahmûdî navê wê din Xoşab û cihê girêdayî wê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Cizîrê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezîre ê Omeriyye, Behtan, Hacibehram, Mêrdîn û cihê girêdayî wê.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amîd (Amed) navê wê din Diyarbekir û Nahiyên Kîkî û Turkman, Karakeçî, Mahal Metnan, Dêrik (Dêrik), Deştîkûr, Behramkî, Stêwrê (Savur), Mîdyat, Şîrvan, Xerzan û Hisn-î keyf, Ridvan (Rizvan), Sa‘ird ya Es‘ird, Beşûrî (Qubînê), Gurdîlan, Silîvan (Silvan) navê wê din Mefariqîn, Qulb, Badikan, Xiyan, Goynukler, Çebaxcûr, Menîşkûr, Kîh (? Genc) û Yahtek Ziktî Becar, Xoydan, Mehranî û Hezro navê wê din Tercîl, Liçe (divê Lîce be) û Atak û Telseme, Hênî navê wê din Palî Ma‘den û Çiska, Îkuz [Abkûrbi gerek], Zeşkan[?].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1267 [1851]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 67&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ilmiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mewlewiyyet: Kurdistan mahrec&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mewalî: Hindî Mela Hafidi Es‘ad Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Di Salnameyê de cihên giredayî Eyaleta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mûş, Naîbên wê: Sifetullah [Sayfetullah] Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Hekarî, Naîbên wê: Ji qadiyan Mehmed Emîn Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mûsil, Naîbên wê: Îbrahîm Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Diyarbekir, Naîbên wê: Ji Mewaliyê Sa‘deddin Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mêrdîn, Naîbên wê: Abdullah Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Xarpêt, Naîbên wê: Bedlîsî Abdullah Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Arabgîr, Naîbên wê: SeyîdSuleyman Sa‘id Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Meletî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 74&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Karmendên li derve dimînin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navê Eyaletê: Kurdistan, Karmendên zaptiye: Waliyê wî Mûşîr Es‘ad Paşa, Kamendê darayî: Defterdarê ji mektûbî Necib Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Dêrsîm, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Îbrahîm Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Diyarbekir, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Ahmed Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mûş, Karmendên zaptiye [Li vir tu agahî nîn e.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 77&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistan, Vidin, Hekarî: Eşref Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1268 [1852]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 65&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ilmiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mewlewiyyet: Kurdistan mahrec&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mewalî: Hafiz Welî Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Di Salnameyê de cihên giredayî Eyaleta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mûş, Naîbên wê: Sîfetullah [Sayfetullah] Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Hekarî, Naîbên wê: Tevî Kurdistanê bûye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mûsil, Naîbên wê: Ji qadiyan Raşîd Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mêrdîn, Naîbên wê: Abdullah Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Xarpêt, Naîbên wê: Sadik Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Arabgir, Naîbên wê Seyid Suleyman Sa‘id Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Meletî, Naîbên wê: Es-Seyid Hidayetullah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 72&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Karmendên li derve dimînin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navê Eyaletê: Kurdistan, Karmendên zaptiye: Waliyê wî Mûşîr Abdî Paşa, Karmendên darayî: Defterdari saniyeden Necîb Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Dêrsîm, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Serdergevan Îbrahîm Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Diyarbekir, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Hamîd Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mûş, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Necib Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 76&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selanîk, Nîş, Kurdistan, Aydin: Cemîl Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Mîralay)&lt;br /&gt;Salname sal 1269 [1853]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 66 – 67&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ilmiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mewlewiyyet: Kurdistan mahrec, Mewalî: Suleyman Ruştu Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Di salnameyê de cihên giredayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mûş, Naîbên wê: Sîfîtullah (Sayfetullah) Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mûsil, Naîbên wê: Mehmed Îsmed Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Diyarbekir, Naîbên wê: Ji Muderîsan Mehmed Es‘ad Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Harbut, Naîbên wê: Sadik Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Arabgir, Naîbên wê: Seyîd Suleyman Sa‘îd Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Meletî, Naîbên wê: Seyîd Hîdayetullah Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 74&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Karmendên li derve dimînin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navê Eyaletê: Kurdistan, Karmendên zaptiye: Waliyê wî Ûzir Ragib Paşa, Karmendên darayî: Defterdarê wê Ji Duyemînê Salih Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Dêrsîm, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Ji payeya axira pedîşah Îbrahîm Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Si‘ird, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrê umera Ken‘an Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mûş, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran İshak Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 79&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistan: Azîz Efendî (Mîralay)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1270 [1854]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 74&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ilmiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mewlewiyyet: Kurdistan mahrec, Mewalî: Ahmed Halid Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Di salnameyê de cihên giredayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mûş, Naîbên wê: Sîfetullah (sayfetullah) Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mûsil, Naîbên wê: Mehmed Îsmed Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Diyarbekir, Naîbên wê: Ji Mewalî Mustafa Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Xarpêt, Naîbên wê: Ji Mewalî Es‘ad Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Arabgîr, Naîbên wê: Seyid Suleyman Sa‘id Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Meletî, Naîbên wê: Mehmed Yemnî Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 81&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Karmendên li derve dimînin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navê Eyaletê: Kurdistan, Karmendên zaptiye: Waliyê wî Wezîr Hamdi Paşa, Karmendên darayî: Defterdarê duyemîn Salih Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Dêrsîm, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê ji axira seraya padîşah Omer Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Serdergevan Welî Axa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mûş, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrê umera Ken‘anPaşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 86&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistan û Rûmeli û Cezair Bahr-i Sefîd û Mûsil û Yozgad: Aziz Efendî (Mîralay)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1271 [1855]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 64&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ilmiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mewlewiyyet: Kurdistan mahrec, Mewali Abdusselam Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Di salnameyê de cihên giredayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Mûsil, Naîbên wê: Huseyîn Husnî Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Diyarbekir, Naîbên wê: Ji Mewalî Mustafa Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Xarpêt, Naîbên wê: Ji Mewalî Sa‘deddin Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Arabgîr, Naîbên wê: Omer Ruştu Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qeza: Meletî, Naîbên wê: Halil Hazmî[?] Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 70&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Karmendên li derve dimînin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navê Eyaletê: Kurdistan, Karmendên zaptiye: Waliyê wê Wezîr Hamdî Paşa, Karmendên darayî: Defterdarê Mîralay Nezhet Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sancax&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Dêrsim, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Sa‘îd Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Ken‘an Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mûş, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê bi payeya axira seraya padîşah Şerîf Axa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 89&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Lîwayek ji çend qezayan ava bûye li jêr hatiye nivîsandin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hejmara Qezayan 27&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Kurdistanê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nifsê Diyarbekir û gundê Rojhilat û rojava, Xoydan, Mehranî, Yadegan, Citan, Dûştikûr, Çapaxçur, Kîskîn, Behramkî, Bêşîrî, Hênî, Turkman, Hezro, Dêrik [Derîk], Lîçe, Yekran û cihên girêdayî wê, Mahal, Bîhar, Gênc, Ziktî, Mûşengûn, Kotîk, Îkud [Abkûr ], Metînat, Farqîn, Qulp, Bahlîk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 98&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistan û Karesi: Osman Beg (Duyemîn )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1272 [1856]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 69&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: (Karmendên ku li derve dimînin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navê Eyaletê: Kurdistan, Karendên mûlkî: Waliyê wî Ûzir Îzzed Paşa, Karmendên darayî: Defterdarê wê Mîralay Nezhet Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Navê sancaxê giradayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyarbekir) Karmendên şerîatê: Tevî mewlewiyeta Kurdistanê hate kirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Qeymeqamê wê Mîrêmîran Ken‘an Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Qeymeqamê wê Mîrê umera Cemal Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 99&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Lîwayek ji çend qezayan ava bûye li jêr hatiye nivîsandin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hejmara Qezaya 49&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistanê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mêrdîn 11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mêrdîn û Qoser (Koçhîsar), Zaxo, Cizîre ê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omeriyye, Nisêbîn [Nusaybîn], Lîwayê Aliyat [?] û Aznavur, Bohtan, Haci Behram, Mîdyat, Stewrê, Sirguc, ‘Amerkan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Sa‘ird 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird navê wê din Ess‘ird, Rizvan[Ridvan], Xerzan û Hisn-i Keyf, Şîrvan, Karakeçi, Gurdilan, Nahiya Dêrgulê, Nahiya Arûç [?] Nahiya Sason, Nahiya Akkîsî, Nahiya Hazan, Nahiya Reştegan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekir 25&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbekir navê wê yê din Amîd[Amed] û Nahiyên Rojhilat û rojava û Gîkî û Turkman, Mahal, Mêtînan, Dêrik [Derîk], Deştîkûn, Bahramkî, Bêşîrî, Silîvan [Silvan] navê wê din Mefariqîn, Qulp, Badigan, Xiyan, Goyunkler, Çapaxcûr, Menîşkûr, Kîh [Genç], Yahtek, Ziktî, Nahiya Herta, Bêcar[Becar ?], Nahiya Tawus, Xoydan, Nehranî, Hezro navê wê yê din Tercîl, Lîce û Atak û Telseme, Hênî navê wê din Palî Ma‘den û Çîksa, Abkûr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1273 [1857]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 68&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: [Karmendên li derve dimînin]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navê Eyaletê: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Waliyê wê Wezîr Îzzet Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Defterdarê wê ji Mîralaya Nezhed Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyarbekir) Tevî mewlewiyeta Kurdistanê hate kirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Si‘rd, Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Ken‘anPaşa, Naibê wê: Muhammed Nafi‘ Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrê umera Cemal Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 72&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistan: Rauf Bey (Mîralay)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 80&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Midûrê li devre yê weqfê pêşîn tên dayin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navê Sancax: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navê karmendan: Ji duyemînan Hasan Hakki Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 105&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Lîwayek ji çend qazeyan ava bûye li jêr hatiye nivîsandin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hejmarê Qezayan 49&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistanê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mêrdîn 11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mêrdîn û Qoser (Koçhîsar), Zaxo, Cezîre ê Omeriyye, Nisêbîn [Nusaybîn], Nahiyê wê Aliyat û Aznavûr, Bohtan, Hacibehram, Mîdyat, Stewrê, Sirguc, Amerkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Sa‘ird 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird navê wê din Is‘ird, Ridvan [Rizvan], Xerzan û Hisn-i Keyf, Şîrvan, Karakeçi, Gurdêlan, Nahiya Dêrgul, Nahiya Arûç[?], Nahiya Sason, Nahiya Akkîsî, Nahiya Hazan, Nahiya Reşnegan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekir 25&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbekir navê wê din Amîd û Nahiyê wê Rojhilat û Rojava Gîkî û Turkman, Mahal, Mêtînan, Dêrik [Derîk], Deştîkûr, Behramkî, Bêşîrî, Silîvan [Silvan] navê wê din Mefarqîn, Qulb, Badigan, Xiyan, Goynukler, Çepaxçûr, Menîşkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Ziktî, Nahiya Herta, Bahar, Nahiya Tawus, Xoydan, Mehranî, Hezro navê wê din Tercîl, Lîce û Atak û Telseme, Hênî navê wê din Palî Ma‘den û Ciska, Abkûr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1274 [1858]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 76&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyalet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Waliyê wê Wezîr Besîm Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Defterdarê ji Mîralayan Salih Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyerbekir), Karmendên şerîatê: Naîb ji&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muderîsa Ata Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrmîran Ken‘an Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên şerîatê: Naîb [Li vira tu agahî nehatiye dan]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrê umera Cemal Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 80&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistan, Cezair-i Bahr-i Sefîd, Mûsil, İzmîd: Saib Beg (Yekemîn ji sinifê duyemîn)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 88&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Midîrê li devre ê weqfê pêşîn tên dayin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navê Sancaxê: Kurdistan, navê karmendan: Ji duyemînan Hasan Hakki Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 113 - 114&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Lîwayek ji çend qazeyan ava bûye li jêr hatiye nivîsandin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hejmara qezayan 49&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistanê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mêrdîn 11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mêrdîn û Qoser (Koçhîsar), Zaxo, Cezîre ê Omeriyye, Nisêbîn, Nevahî Aliyat û Aznavûr, Bohtan, Hacibehram, Mîdyat, Stewrê, Sirguc, Amerkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Sa‘ird 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird navê wê dinê Is‘ird, Ridvan [Rizvan], Xerzan û Hisn-i Keyf, Şîrvan, Karakeçî, Gurdêlan, Nahiya Dêrgul, Nahiya Arîç [?], Nahiya Sason, Nahiya Akkîsî, Nahiya Hazan, Nahiya Reşnegan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekir 25&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbekir navê wê yê din Amîd û Nahiyê wê Rojhilat û rojava û Gîkî û Turkman, Mahal, Mêtînan, Dêrik [Derîk], Deştîkûr, Behramkî, Bêşîrî, Silîvan [Silvan] navê wê din Mefariqîn, Qulb, Badigan, Xiyan, Goynukler, Çepaxçûr, Menîşkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Ziktî, Nahiya Herta, Becar, Nahiya Tawus, Xoydan, Mehranî, Hezro navê wê yê din Tercîl, Lîce û Atak û Telseme, Hênî navê wê din Palî Ma‘den û Ciska, Abkûr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1275 [1859]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyalet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Waliyê wê Mûşîr Haci Kamili Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Defterdarê wê ji duyemînan Hamîd Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyarbekir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên şerîatê: Naîbê wê ji Muderîsan Ata Efendî,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Nav: Sa‘ird, Karmendên şerîatê: [Li vir tu agahî nehatiye dayîn]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrê umera MehmedPaşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê naîb nehatiye nivîsandin] Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê ji duyemînan Mustafa Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silistre, Kurdistan: Ali Beg (Mîralay)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1276 [1860]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Antaqya û Şam-i Şerîf Patrîka Rûm Perityûs&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metropolit: Diyarbekir, Nav: Makrîyûs, Sinifê wan: Antaqya, Cihê ku lê rêveberiya wan heye: Amîd û Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Wulat-i izam kapukethudalari&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selanîk, Kurdistan, Mûsil, Rûmeli: Yusuf Cemîl Efendî (Yekemîn ji sinifê duyemîn)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Karmendên li derve dimînin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyalet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Waliyê wê Mûşîr MahmudPaşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Defterdarê wê Ji duyemînan Hamîd Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyarbekir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên şerîatê: Naîbê wê ji Muderîsan Zeki Efendî,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrê umera MehmedPaşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin.], Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê ji duyemînan Mustafa Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Lîwayek ji çend qazeyan ava bûye li jêr hatiye nivîsandin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hejmara Qezayan 49&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistanê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mêrdîn 11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mêrdîn û Qoser (Koçhîsar), Zaxo, Cezîre ê Omeriyye, Nisêbîn [Nusaybîn], Nevahî Aliyat û Aznavûr, Bohtan, Hacibehram, Mîdyat, Stewrê, Sirguc, Amerkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Sa‘ird [12]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird navê wê din Is’ird, Ridvan [Rizvan], Xerzan û Hisn-i Keyf, Şîrvan, Karageçi, Gurdêlan, Nahiya Dêrgul, Nahiya Arûç, Nahiya Sason, Nahiya Akkîsî, Nahiya Hazan, Nahiya Reşnekan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekir 25&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbekir navê wê yê din Amîd û Nahiyê Rojhilat û rojava, Gîkî û Turkman, Mahal, Mêtînan, Dêrik, Deştîkûr, Berhamkî, Bêşîrî, Silîvan [Silvan] navê wê yê din Mefarqîn, Qulp, Badikan, Xiyan, Goynukler, Çepaxçûr, Menîşkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Ziktî, Nahiya Herta, Bahar, Nahiya Tawus, Xoyan, Mehranî, Hezro navê wê yê din Tercîl, Lîce û Atak û Telseme, Hênî navê wê yê din Palî Ma‘den û Çiska, Abgûr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1277 [1861]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 79&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyalet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Waliyê wê Wezîr Alî RizaPaşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Jimaryarî xalis ji duyemînan Suleyman Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyarbekir), Karmendên şerîatê: Naîbê wê ji Muderîsan Zekî Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin.] Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê ji duyemînan Îsmaîl Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin.] Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrê umera Mehmed Nazim Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 84&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistan: Kamil Efendî (Mîralay)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 93&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Antaqya û Şam-i Şerîf Patrîkê Rûm Perityus&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metropolit: Diyarbekir, Nav: Makrîyûs, Sinifê wan: Antaqya, Ciyê rêveberiya wan hene: Amîd û Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 148 – 149&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Lîwayek ji çend qezayan ava bûye li jêr hatiye nivîsandin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hejmara Qezayan 49&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistanê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mêrdîn 11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mêrdîn û Qoser (Koçhîsar), Zaxo, Cezîre ê Omeriyye, Nisêbîn [Nusaybîn], Nevahî Aliyat û Aznavûr, Bohtan, Hacibehram, Mîdyat, Stewrê, Sirguc, Amerkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Sa‘ird 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nevê wê din Is’ird, Ridvan [Rizvan], Xerzan û Hisn-i Keyf, Şîrvan, Karakeçi, Gurdêlan, Nahiya Dêrgul, Nahiya Arûç, Nahiya Sason, Nahiya Akkîsî, Nahiya Hazan, Nahiya Reşnegan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekir 25&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbekir navê wê yê din Amîd û Nahiyê Rojhilat û rojava, Gîkî û Turkman, Mahal, Mêtînan, Dêrik [Derîk], Deştîkûr, Berhamkî, Bêşîrî, Silîvan [Silvan] navê wê din Mefarqîn, Qulp, Badikan, Xiyan, Goynukler, Çepaxçûr, Menîşkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Ziktî, Nahiya Herta, Becar, Nahiya Tawus, Xoyan, Mehranî, Hezro navê wê din Tercîl, Lîce û Atak û Telseme, Hênî navê wê din Palî Ma‘den û Çiska, Abgûr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1278 [1862]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 79&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyalet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Waliyê wê Wezîr Ali Riza Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Jimaryarî xalisî [?] ji duyemînan Suleyman Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyarbekir), Karmendên şerîatê: Naîbê wê ji Mewalî Ahmed Ragib Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin.] Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Ken‘an Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin.] Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê ji duyemînan Îsmaîl Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 84&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistan: Kamil Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 93&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Antaqya û Şam-i Şerîf Patrîkê Rûm Perityûs Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metropolît: Diyarbekir, Nav: Makrîyûs, Sinifê wan: Antaqya Cihên ku rêveberiya wan lê heye: Amîd û Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 96&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Patrîkê Ermenî Serkîs Ipskopos Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvan: Polu û Kurdistan, Nav: Makrudî, Rutbe: Rahîb, Cihên ku rêveberiya wan lê heye: Lîwa li Xarpêtê qeza Palû û Keşîşxaneya Guvar[?]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 149- 151&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Lîwayek ji çend qezayan ava bûye li jêr hatiye nivîsandin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemara Qeza58&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mêrdîn 14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mêrdîn û Qoser (Koçhîsar), Zaxo, Cezîre-i Omeriyye û Nevahî Nisêbîn (Nusaybin) û Nevahî Aliyat û Barka û Aznavûr û Aşireta Tay [?] Hacibehram û Nevahî Stewrê, Sirguc, Amerkan, Halîl-begli, Isa-begli, Çelaxa, Hamse, Bohtan, Mîdyat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Sa‘ird [1]5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird navê wê yê din Is’ird, Ridvan [Rizvan], Xerzan û Hisn-i Keyf, Şîrvan, Gurdêlan, Dêrgul, Arûç, Sason, Hazan, Zîlan, Berwarî, Esbayren [İsbayren], Karakeçi, Nahiya Akkîsî, Nahiye-i Reşnegan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekir 29&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbekir navê wê din Amîd û Nahiyê Rojhilat û rojava, Gîkî, Turkman, Mahal Mêtînan, Dêrik [Derîk], Deştîkûr, Berhamkî, Bêşîrî û Nevahî Silîvan [Silvan] navê wê yê din Mefarqîn, Qulp, Badikan, Xiyan, Çepaxçûr, Menîşkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Ziktî, Becar, Xoyan, Mehranî, Hezro navê wê din Tercîl, Abkûr, Nafiye-i Bektaş, Lîce û Atak û Telseme, Pali Ma‘den û Çişka, Gunukler, Nahiya Tawus, Nahiya Herta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1279 [1863]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safta 81&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyalet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Waliyê wê Mûşîr Halîl Kamîl Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Jimaryarî halîs [?] Şakir Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyabekir), Karmendên şerîatê: Naîbê wê Mewaliden Ahmed Ragib Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin.] Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê ji duyemînan Abdî Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin.] Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê ji paya axira padîşah Alî Axa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 85&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selanîk, Kurdistan, Şam-i Şerîf: Saib Beg (yekemîn ji sinifê duyemîn)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 95&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Antaqya û Şam-i Şerîf Patrîkê RûmPerîtyûs Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metropolit: Diyarbekir, Nav: Makrîyûs, Sinifê wan: Antaqya cihên ku rêveberiya wan lê heye: Amîd û Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 98&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Patrîkê Ermenî [cihê nav vala ye] Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvan: Palû û Kurdistan, Nav: Makridic, Rutbe: Rahib, Lîwa Xarpêtda Palû qezasi û Keşîşxaneya Gavar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 156&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Lîwayek ji çend qezayan ava bûye li jêr hatiye nivîsandin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hajmara Qeza 58&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mêrdîn 14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mêrdîn û Qoser (Koçhîsar), Zaxo, Cezîre-i Omeriyye û Nevahî Nisêbîn [Nusaybin] û Nevahî Aliyat û Bakra û Aznavûr û Aşireta Tah Hacibehram û Nevahî Stewrê, Sirguc, Amerkan, Halîl-begli, İsa-begli, Çelaxa, Hamse, Bohtan, Mîdyat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Sa‘ird 15&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nevê wê din Is’ird, Ridvan [Rizvan], Xerzan û Hisn-i Keyf, Şîrvan, Gurdêlan, Dêrgul, Arûç, Sason, Hazan, Zîlan, Berwarî, Esbayerin, Karakeçi, Nahiya Akkîsî, Nahiye-i Reşnegan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekir 79 [29 bi gerek]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbekir navê wê yê din Amîd û Nahiyê Rojhilat û rojava, Gîkî, Turkman, Mahal, Mêtînan, Dêrik [Derîk], Deştîkûr, Berhamkî, Bêşîrî û Nevahî Silîvan [Silvan] navê wê din Mefarqîn, Qulp, Badikan, Xiyan, Çepaxçûr, Menîşkûr, Kîh [Genç], Yahtek, Ziktî, Becar, Xoyan, Mehranî, Hezro navê wê din Tercîl, Abkûr, Nahiya Bektaş, Lice û Atak û Telsema, Palî Ma‘den û Çiska, Goyunkler, Nahiya Tawus, Nahiya Herta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1280 [1864]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 74&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyalet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Waliyê wê Mûşir Halil Kamil Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Jimaryarî Şakir Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyarbekir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Karmendên şerîatê: Naîbê wê ji Mewaliyan Mehmed Azîz Efendî, Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê ji duyemînan Abdullah Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandintir.], Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Ziya Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 79&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistan, Yemen: Îbrahîm Axa (Ji axura seraya Padîşah)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 108&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Reîsê pênc miletan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navnas: Di Kurdistanê de Surp Keşîşxaneya Ohannes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Arakil[?]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rutbe: Rahîb&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihên ku rêveberiya wan lê heye: Di Kurdistanê de Surp Keşîşxaneya Ohannes û cihên girêdayî wê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 109&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navnas: Di Kurdistanê de Madên Keşîşxaneya Arakelos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Marderos[?]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rutbe: Rahîb&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciyê rêveberiya wan hene: Di Kurdistanê de Madên Keşîşxaneya Arakelos û ê girêdayî wê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 180&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hejmara qezayan 58&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistanê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mêrdîn 14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mêrdîn û Qoser (Koçhîsar), Zaxo, Cezîre ê Omeriyye û Nevahî Nisêbîn [Nusaybin] û Nevahî Aliyat û Bakri û Aznavûr û eşîreta Tay Hacibehram û Nevahî Stewrê, Sirguc, Amerkan, Halîl-begli, Isa-begli[?], Çelaxa, Hamse, Bohtan, Mîdyat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Sa‘ird 5 [15 bi gerek ]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nevê wê yê din Is’ird, Ridvan [Rizvan], Xerzan û Hisn-i Keyf, Şîrvan, Gurdêlan, Dêrgul, Arûc, Sason, Hazan, Zîlan, Berwarî, Esbayerin, Karakeçi, Nahiya Akkîsî, Nahiya Reştegan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekir – 79 [29 bi gerek]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbekir navê wê yê din Amîd û Nahiyê Rojhilat û rojava, Gîkî, Turkman, Mahal Mêtînan, Dêrik [Derîk], Deştîkûr, Berhamkî, Bêşîrî û Nevahî Silîvan [Silvan] navê wê din Mefarqîn, Qulp, Badikan, Xiyan, Çepaxçûr, Menîşkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Ziktî, Becar, Xoyan, Mihran, Hezro navê wê yê din Tercîl, Abkûr, Nahiya Yektaş [Bektaş ?], Lice û Atak û Telseme, Palî Ma‘den û Çiska, Goyunkler, Nahiya Tawus, Nahiya Herta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1281 [1865], Def‘a 19&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 72&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyal et&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Waliyê wê Mûşîr Mustafa Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Jimaryarî Şakir Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyarbekir) Karmendên şerîatê: Naîbê wê Mahrec Mewaliyê wê Azîz Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin], Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Ziya Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin], Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê ji duyemînan Abdullah Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 76&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mulhakatiyla Eyaletên Xarpêt û Kurdistanê Mustafa Beg (duyemîn)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 110&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reîsê pênc mileta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navnas: Di Kurdistanê de Surp Keşîşxaneya Ohannes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Arakel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rutbe: Rahîb&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciyê rêveberiya wan hene: Di Kurdistanê de Surp Keşîşxaneya Ohannes û yê girêdayî wê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navnas: Di Kurdistanê de Madên Keşîşxaneya Arakelos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Marderos[?]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rutbe: Rahîb&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihê ku rêveberiya wan lê heye: Di Kurdistanê de Madên Keşîşxaneya Arakelos u ê girêdayî wê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 184&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hejmara Qezayan58&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistanê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mêrdîn 14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mêrdîn û Qoser (Koçhîsar), Zaxo, Cezîre yê Omeriyye û Nevahî Nisêbîn [Nusaybin] û Nahiyê wê Aliyat û Bakri û Aznavûr û Eşîra Tah Hacibehram û Nahiyê wê Stewrê, Sirguc, Amerkan, Halîl-begli, Îsa-begli, Çelaxa, Hamse, Bohtan, Mîdyat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Sa‘ird – 5 [gerek 15 bi]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird navê wê din Is’ird, Ridvan (Rizvan), Xerzan û Hisn-i Keyf, Şîrvan, Gurdêlan, Dêrgul, Arûç, Sason, Hazan, Zîlan, Berwarî, Esbayerin, Karakeçi, Nahiya Akkîsî, Nahiye-i Reştegan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekir – 79 [divê 29 be]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbekir navê wê yê din Amîd û Nahiyê Rojhilat û rojava, Gîkî, Turkman, Mahal, Mêtînan, Dêrik [Derîk], Deştîkûr, Berhamkî, Bêşîrî û Nevahî Silîvan [Silvan] navê wê yê din Mefarqîn, Qulp, Badikan, Xiyan, Çepaxçûr, Menîşkûr, Kîh [Genç]?, Yahtek, Ziktî, Becar, Xoyan, Mehranî, Hezro navê wê yê din Tercîl, Abkûr, Nahiya Bektaş, Lice û Atak û Telseme, Palî Ma‘den û Çiska, Goyunkler, Nahiya Tawus, Nahiya Herta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1282 [1866], Def‘a 20&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 71&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyalet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Waliyê wê Mûşîr Mustafa Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Mîralay Sa‘id Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyarbekir) Karmendên şerîatê: Naîbê wê Mahrec ji Mewaliyan Sa‘id Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin], Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Ji dergaha padîşah [Dergah-i Alî] Kamil Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin], Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Ziya Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 75&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi mulhakatiya Eyaletên Xarpêt û Kurdistan Mustafa Beg (sêyemîn)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 99&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Reîsê pênc miletan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendê karê rûhênî ê demê.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navnas: Di Kurdistanê de Surp Keşîşxaneya Ohannes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Arakel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rutbe: Rahîb&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciyê rêveberiya wan hene: Di Kurdistanê de Surp Keşîşxaneya Ohannes û ê girêdayî wê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navnas: Di Kurdistanê de Madên Keşîşxaneya Arakelos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Marderos[?]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rutbe: Rahîb&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciyê rêveberiya wan hene: Di Kurdistanê de Madên Keşîşxaneya Arakelos u ê girêdayî wê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 172&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hejmara Qeza58&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mêrdîn 14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mêrdîn û Qoser (Koçhîsar) (Qoser), Zaxo, Cezîre-i Omeriyye û Nevahî Nisêbîn [Nusaybin] û Nevahî Aliyat û Bakri û Aznavûr û Eşîreta Tah, Hacibehram û Nevahî Stewrê (Stewrê), Sûrguc, Omerkan, Halîl-begli, Îsa-begli, Çelaxa, Hamse, Buhtan, Mîdyad.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Sa‘ird 15&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird navê wê din Is’ird, Ridvan [Rizvan], Xerzan û Hisn-i Keyf, Şîrvan, Gurdilan, Dêrgul, Arûç, Sason, Hazan, Zîlan, Berwarî, Esbayerin, Karakeçî, Nahiya Akkîsî, Nahiye-i Reştegan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekirê 29&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbekir navê wê din Amîd û Nahiyê Rojhilat û rojava, Gîkî, Turkman, Mahal, Mêtînan, Dêrik [Derik], Deştîkûr, Berhamkî, Bêşîrî û Nevahî Silîvan [Silîvan] navê wê yê din Meyafarqîn, Qulb, Badikan, Xiyan, Çepaxçûr, Menîşkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Ziktî, Becar, Xoyan, Mehranî, Hezro navê wê din Tercîl, Abkûr, Nahiya Bektaş, Lîce û Atak û Telseme, Palî Ma‘den û Çiska, Goyunkler, Nahiya Tawûs, Nahiya Herta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1283[1867], Def‘a 21&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 76&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyalet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Waliyê wê Mûşîr Mustafa Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Jimaryarî ji Halisi [?] Saniye Sadik Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxên girêdayî Eyaleta Kurdistanê]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyarbekir) Karmendên şerîatê: Naîbê wê Mahrec Me Waliyê wênden Sa‘id Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin], Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê dergaha padîşah Kamil Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên şerîatê: Naîbê wê [Navê Naîb nehatiye nivîsandin], Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Arslan Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Wilayeta Erzirom&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sancax: Mûş, Karmendên şerîatê: Tevli Kurdistanê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê: Mîrmîran Mahmûd Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 80&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mulhakatiyla Eyaletên Xarpêt û Kurdistan Mustafa Beg (sêyemîn)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 110&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Reîsê pênc miletan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navnas: Di Kurdistanê de Surp Keşîşxaneya Ohannes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Arakel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rutbe: Rahîb&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciyê rêveberiya wan hene: Di Kurdistanê de Surp Keşîşxaneya Ohannes û cihê bi ser wê derê ve Navnas: Di Kurdistanê de Sa‘ird&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Bedrus&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rutbe: Rahîb&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihên ku rêveberiya wan heye: Di Kurdistanê de sancaqa Sa‘ird û cihên bi ser wê ve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 172&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hejmara Qeza58&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekir 26&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nahiyê Diyarbekir, Hezro, Mehranî, Silîvan (Farqîn), Hênê, Lîce, Çepaxçûr, Menîşkûr, Kîh (? Genç), û Nahiya Tawus, Ziktî, Becîlek [?], Xoyan, Kalb? [Qulp], û Nahiya Herta, Becar, Cenan, Badikan, Behramkî, Kîkî, Turkman, Dêrik [Derik], Metnan, Mahal, Abkûr, û Nahiya Hamsî, Beşr [Bêşîrî?], Deştkû[r], Seyûrk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mêrdîn 10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nahiyê Mêrdîn, Nisêbîn [Nusaybin], Sûrguç, Amerkan, Savur (Stewrê), Hamîse, Cizîr, Hacibehram, Çelaxa, İsa-begli, Halîl-beglû navê wê yê din Medyan qezalari&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Sa‘ird 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird, Şîrvan, Xerzan, Gurdîlan, Rizvan [Ridvan], Hazan, Esbayerin, Savûn, Dêrgul, Zîlan, Eruh, Berwarî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salname sal 1284[1868], Def‘a 22&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 93&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyalet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên mulkiye: Waliyê wê Mûşîr Mustafa Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmendên darayî: Jimaryarî Halisi [?] Mîralay Ahmed Ruşdu Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Sancaxên bi ser Eyaleta Kurdistanê ve]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyarbekir) Karmendên şerîatê: Naîbê wê Mahrec ji Mewalî Ahmed Sidqî Efendî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Sa‘ird, Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Ahmed Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Mêrdîn, Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Arslan Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Wîlayeta Erzirom&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sancax: Wan, Karmendên şerîatê: Qadiyê Kurdistan bi paya mahrec Aşîr Efendî, Karmendên mulkiye: Qeymeqamê wê: Mîrêmîran Abdullah Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 97&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Ketxudayê derî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavî cihê bi ser eyaletên Xarpêt û Kurdistan Mustafa Beg (sêyemîn)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 130&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş: Reîsê pênc mileta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navnas: Di Kurdistanê de Surp Keşîşxaneya Ohannes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Arakel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rutbe: Rahîb&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihê rêveberiya wan hene: Kurdistanê de Surp keşîşxaneya Ohannes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Navnas: Kurdistanê de Sa‘ird&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nav: Bedrûs&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rutbe: Rahîb&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciyê rêveberiya wan hene: Di Kurdistanê de sancaqa Sa‘ird û ê girêdayî wê&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûpel 180-182&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hejmara Qeza 48&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaleta Kurdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Diyarbekir 26&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevî Nûhiyê Diyarbekir, Hezro, Mehranî, Silîvan [Farqîn], Hênî, Lîce, Çepaxçûr, Menîşkûr, Kîh [Genç ?], û Nahiya Tawus, Ziktî, Becîlek [?], Xoyan, Kalb[?] [Qulp], û Nahiya Herîta, Becar, Cenan, Badikan, Behramkî, Kîkî, Turkman, Dêrik (Derik), Metnan, Mahal, Abkûr, û Nahiya Hamsî, Beşr [Bêşîrî ?], Deştkû[r], Seyûrk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Mêrdîn 10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevî Nahiyê Mêrdîn, Nisêbîn [Nusaybin], Sûrgucî Omerikan, Savur, Hamîse, Cizîr, Hacibehram, Çelaxa, Îsa-begli, Halîl-beglû nevê wê yê din Medyan qezalari&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lîwa Sa‘ird 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Si‘ird, Şîrvan, Xerzan, Gurdîlan, Rizvan [Ridvan], Hazan, Esbayerin, Savûn, Dêrgul, Zîlan, Eruh, Berwarî&lt;br /&gt;Notlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1]Takvîm-î Vekayi’: Di navbera salên 1831-1922 de hatiye çapkirin. Rojnameya Osmaniyan a yekemîn a fermî ye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[2]Tuncer Baykara, Anadolu’nun Tarihi Cografyasına Giriş-I: Anadolu’nun İdari Taksimatı [Destpêka Dîrok û Cografyaya Anatolya –I: Dabeşkirina îdarî ya Anatoliyê], Enqere, 1988, rûpel 119-125.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[3]Ji bo agahiyên berfireh ên der barê vê mijarê de binêrin li: Ahmet Ramiz (Lütfi), Emir Bedirhan[Mîr Bedirxan], Bgst yayınları, İstanbul 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[4]Tanzimat-ı Hayriye: Di sala 3’yê Sermawez 1839’de ku hatiye îlankirin û di Dewleta Osmanî de bûye sedema guhartinên cidî. Bi wê fermanê cara yekemîn hinek rayeyên Padîşah hatine sînorkirin û ji xeynî wê di “pergala milletê Osmaniyan”de guhartinên mezin çêbûne û ev guhartina mezin naskirina mafê wekhev ê misilman û ne- misilmanan hatiye rojevê. Lê belê bi taybetî wekî eyaletên ereb û Mûsilê ev mafên dane nemusulmanan nepejirandine û li van herêman Fermana Tanzîmatê nehatiye pêkanîn.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[5]Saniye: Di radeya serhengiyê de payeyeke mulkî ye. Wateya wê gotina duyemîn e, me jî wisa bi kar anî.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[6]Serdergevan: Rêberê leşkerê li ber deriyê serayê disekinin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[7]Kapukethüdaları: Karmendên karê di navbera serayê û walî, begê sancax û patrîka dişopîne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[8]Mollalik: payeya Ilmiyê ya piştî muderrîsiyê tê.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[9]Ji payeyê Ilmiyê di riya mewlewiyeta Stenbolê de payeya yekem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[10]Alîmê bişaşik ê gîhaştiye payeya Mewlewiyyetê.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[11]Nâib, wekîlê qadî, dadgerê ku li gorî hikmên şerîetê biryar dide.&lt;br /&gt;----------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;ÇEVİRİ &lt;br /&gt;Kürdistan Eyaletinin Kurulması ve Osmanlı Devlet Sâlnâmelerinde Kürdistan Eyaleti &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Kaynaklarında Kürtler Çalışma Grubu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1923 Yılından sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devletçi bir anlayışı benimsemesi ve bu anlayış çerçevesinde, ülkedeki tüm Müslüman azınlıkları Türk olarak kabul etmesi, doğal olarak bu görüş ışığında yeni bir tarih yazılmasına neden olmuştur. Bu tarihte, tarih boyunca Kürdistan diye bir yer olmamıştır ve tarihte Kürtler diye ayrı bir topluluk yoktur. Bu resmi görüş o kadar kabul görmüştür ki, bazı Osmanlı tarihçileri bile çıkıp, Osmanlı tarihinde Kürdistan diye bir yerden hiç bahsedilmediğini, Osmanlı’da Kürdistan diye bir eyaletin hiç olmadığını fütursuzca söyleyebilmişlerdir. Osmanlı tarihçileri bile diyoruz çünkü Osmanlı tarihini başlangıç düzeyinin biraz ötesinde bilen herkes Osmanlı Devleti’nde Kürdistan diye bir coğrafyanın var olduğunu, bunun Osmanlılarca coğrafi bir isim olarak kullanıldığını bilir. Hemen hemen her Osmanlı Vakanüvisinin kitabında; Naima da, Evliya Çelebi’de, Katip Çelebi’de bu tabire rahatlıkla rastlanabilir. Ayrıca 19. yüzyıl Osmanlısı, az çok incelendiğinde 1847 yılında Takvim-i Vekâyi’de yayımlanan resmi bir yazıyla Kürdistan Eyaleti’nin kurulduğu görülür. Bütün bunlara rağmen, bilimsel etikle uzaktan yakından alakası olmayan bir takım “tarihçiler” daha çok güncel politik kaygılarla bu savı hala dile getirebilmektedirler. Biz grup olarak bu çalışmayla Osmanlı Devlet Salnamelerinde Kürdistan Eyaletini ve Eyalete dair verilen bilgileri toparlamayı ve kronolojik bir tarzda sunmayı amaçladık. İstedik ki bugün artık inkar edilecek bir hali kalmamış olan bu olgu, daha bir gün yüzüne çıksın ve ciddi bilimsel çalışmaların konusu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti’nde Kürdistan diye bir eyalet vardır ve 1847 yılında kurulmuştur. Peki, neden daha önce yoktu da bu tarihte kuruldu sorusu akla gelebilir. Bunun nedeni çok açık; bilindiği gibi Yavuz Sultan Selim döneminde Kürtler, Safeviler’e karşı Osmanlı’nın yanında yer alarak, bir bakıma artık Osmanlı denetimini kabul etmişlerdi. Buna karşılık Selim, bölgenin özerkliği konusunda söz vermiş ve gerçekten de 19. yüzyıla kadar bölgede Kürt hükümetleri ve emirlikleri varlıklarını sürdürmüşlerdi. Dolayısıyla da bölge Osmanlının klasik eyalet sınıflamasına girmemiş, Osmanlı’da sıkça kullanılan bir yöntem gereği kendine özgü bir yapılanmaya tabi tutulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak 19. Yüzyılın başlarından itibaren, özellikle II. Mahmut döneminde durum değişmeye başlamıştı. Bu yüzyılda ciddi bir modernleşme sürecine giren Osmanlılar, klasik Osmanlı idari yapısını da modernize etmeye, yani eyalet sistemini değiştirip, kendine özgü yapıları ortadan kaldırarak merkezi yapıyı güçlendirmeye başlamışlardı. Bunun için öncelikle, 1826 yılında Anadolu Eyaleti resmen dörde bölünerek “ mutasarrıfları olan paşaların mutedil mütesellimlerle” idarelerine karar verildi. Ardından şu gelişmeler yaşandı: “ 26 Kasım 1847 tarihinde Diyarbekir vilayetine bir vali tayin edilmişken, 13 Aralık 1847 tarihli Takvim-i Vekayi (Ancak biz bu tarihi TTK’nın yayınlamış olduğu tarih çevirme kılavuzunda 14 Aralık olarak bulduk) ayrı bir gelişmeyi açıklıyor: Kürdistan Eyaleti. Buna göre Diyarbekir eyaleti ile Van, Muş ve Hakkâri sancakları ve ayrıca Cizre, Botan ve Mardin kazaları, Kürdistan adlı yeni bir eyaleti teşkil etmişlerdir. İlk başlarda eyaletin merkezi olarak Ahlat düşünülmüştür. Ancak salnamelerden anlaşıldığı kadarıyla bir ara Van, Muş ve daha uzun bir süre Diyarbekır (Amed) bu eyaletin merkezi olmuştur. Kürdistan Eyaleti 1266/1849 salnamesine göre Muş, Van, Hakkari, Cizre, Diyarbekir sancaklarını içine alıyordu; fakat Hakkari birkaç yıl sonra Van, Mardin ve Cizre ile birlikte ayrı bir eyalet, Hakkari eyaletini teşkil etti Bir süre sonra bu eyaletin adı Van olmuştur.”[1] Tabi bu süreç Osmanlı ve Kürtler arasında gerilime neden olmuş 1826–1847 arasında onlarca isyan çıkmıştı. Bunlardan en önemlisi ve sonuncusu Bedirhan Bey isyanı olmuştu[2]. Bu isyanı bastıran Osmanlı devleti, yukarıda da belirtildiği gibi Kürdistan Eyaletini kurmuştu. Hatta Takvim-i Vekâyi’deki resmi bildiride, bu olay Kürdistan’ın yeniden zaptı olarak değerlendirilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi tarihsel olayları kendi süreçlerinde incelediğimizde ve güncel politik kaygılardan uzaklaştığımızda gerçeklerle karşılaşmak o kadar da zor değil. Bu çalışmada, Kürdistan Eyaleti’nin kurulduğunu gösteren resmi tebligatın yanında, Kürdistan Eyaleti’nin bulunduğu 1847- 1868 yılları arasındaki Osmanlı Devlet Salnamelerinde Kürdistan Eyaleti’nin nasıl yer aldığı gösterilmeye çalışılacaktır. Eyaletin 1868 yılında hangi kaygılarla ortadan kaldırıldığı sorunu ise hala cevaplanamamıştır ve şu anda grubumuzca yürütülen ayrı bir çalışmanın konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A- Kürdistan Eyaleti’nin Kurulduğunu İlan Eden Takvim-i Vekâyi Gazetesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 MUHARREM 1264 (14 Aralık 1847)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RESMİ TEBLÎGAT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mukaddim ve muahhar Takvim-i Vakayi&#39; nüshalarında keşîde-i silk sutûr-ı beyân kılındığı vechile bir müddetden berü eyâdî-i mütegallibede kalmış olan hıtta-i Kürdistanın leh-ül-hamd ve&#39;l minh mücerred himmet bi-hemtâ-yı hazret-i şehr-yârî ve satvet-i bâhire-i cenâb tâc-dâr-ı eser-i celîli olarak bu kerre yeni başdan feth ve teshîr-i mir&#39;ât-ı teyessürde cilve-ger olmuş ve işbu muvaffakıyyet hazret-i şehn-şâh-i mahzâ âmme-i tebaa ve berâyâ-yı saltanat-ı Seniyye hakklarında ma&#39;tûf ve rây-gân olan niyet-i âdle ve efkâr-ı hayriyye-i cenâb-ı cihân-bânî ibtiga-yı sâmîsince herhalde min kıbel-in Râhman zât-ı fahâmet-simât mülûk-anenin mazhar envâ&#39;-i füyûzat ve te&#39;yidât buyurulduklarına delîl ve bürhân olub doğrusu dîbâce-i tevârîh-i ezmân olmaklığa şâyân görünmüş olduğundan hıtta-i merkumenin hüsn-i zâbıta ve râbıta-ı umûr-i mülkiyye ve istihsâl-i menâzım-ı dâimîyesiyle te&#39;sîs-i âsâyîş ahâlî kaziyye-i matlubesine bakılması yani oraların bir idâre-i mahsûsa ve müstakılle tahtına konularak dirâyetli ve vukuflu bir zâta ihâlesiyle Diyarbekir eyâleti ve Van ve Muş ve Hakkari sancakları ile Cizre ve Bohtan ve Mardin kazâları birleşdirilüb cümlesinin bir eyâlet add ve itibâr olunması ve iş bu eyâlete Kürdistan eyâleti tesmiye kılınması iktizâ-yi hâle muvâfık ve çesbân olacağına mebnî eyâlet-i mezbureye ol sûretle münâsib bir vali lede-t-teemmül Musul valisi atûfetlü Es&#39;ad Paşa hazretleri dirâyet ve fatânet-i kâmile ve iffet ve istikâmet-i zâtiyye ile muttasıf ve çok zamanlar ol taraflarda istihdâm buyrulmasıyla usûl ve ahvâl-i memlekete vâkıf kudemâ-yı vüzerâ-yı saltanat-ı seniyyeden olmakdan nâşî eyâlet-i cedide-i mezkûrenin müşârün-ileyh Es&#39;ad Paşa hazretlerine ihâlesi ve ol halde Musul eyâletine bir diğerinin ta&#39;yini tabiat-î maslahat-ı iktizâsından olarak Belgrad muhâfızı esbak atûfetlü Vecîhî Paşa hazretleri ashâb-ı rüşd ve reviyyet ve erbâb-ı sıdk ve istikâmetden ve hüsn-i idâre-i umûr-i mülkiyyeye vâkıf zevât-ı sütûde-simâtdan olması ve eğerçi Musul eyâleti şimdiye kadar Tanzîmât-ı Hayriyyeden müstesnâ olarak idâre olunmakda ise de dâire-i tanzimatda bulunan memâlik hazret-i şâhâne ahalisinin sâye-i ma&#39;delet vâye-i hazret-i mülûk-anede mazhar oldukları menâfi&#39; ve âsâyiş ve istirâhat ve emniyyet-i kamileyi eyâlet-i merkume ahâlisi derk ve iz&#39;ân ederek ve bunun üss-i esâsı ma&#39;delet olduğunu bilerek bu eyâletin dahi dâire-i nasfet bâhire-i Tanzîmât-ı Hayriyyeye idhâlini arzu ve niyâz etmekde olduklarına ve ahâli-i merkumenin iş bu niyâzlarına müsâade-i seniyye-i cenâb-ı şehen-şehi bî-dirîg buyurulduğuna binâen müşârün-ileyh Vecîhî Paşa hazretleri usûl-i ma&#39;delet-şümûl tanzimâtın ol vechile hüsn-i ....... ve tensîkına dahi muktedir bulunması cihetleriyle kendüsünün Musul valisi nasb ve ta&#39;yin kılınması tensib ve tasvib berle ol babda isâbet-efzâ-yı sünûh ve sudûr buyrulan emr ve fermân maâlî-i ünvân hazret-i hilâfet-penâhî mantûk celli üzere iktizâları icrâ kılınmışdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BELGENİN SADELEŞTİRİLMİŞ HALİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takvim-i Vakayi’nin bundan önceki sayılarında da yazılmış olduğu gibi bir süreden beri zorba ellerinde kalmış olan Kürdistan ülkesinin –Allaha şükürler olsun ki –Padişahın benzersiz gayreti ve ezici gücünün eseri olarak bu kez yeni baştan ele geçirilmesi başarıyla tamamlanmıştır. Bu başarı yüce Padişahın, Osmanlı İmparatorluğu tebaa ve berâyâsının[3]haklarıyla ilgili adalet niyetinin, hayırlı fikirlerinin ve yüce amaçlarının her zaman Allah tarafından feyz ve yardıma mazhar[4]olacağının delili ve ispatıdır. Doğrusu zamanının geldiği münasip görüldüğünden adı geçen ülkenin idaresi, içişleri ve düzeninin devamlılığıyla, güveninin tesisi ve halkın isteklerinin yerine getirilmesi yani oraların hususi ve bağımsız bir idare makamına konularak, zeki, bilgili ve olgun bir zata ihalesiyle Diyarbakır eyaleti, Van, Muş ve Hakkâri sancakları ile Cizre, Bohtan ve Mardin kazaları birleştirilip hepsinin bir eyalet sayılması ve itibar olunması ve bu eyalete Kürdistan eyaleti isminin verilmesi gösterdiği lüzumdan dolayı yerinde ve münasip görülmüştür. Bu suretle adı geçen eyalete bir vali düşünülünce Musul valisi şevketli Esad Paşa Hazretleri, dirayet, zekâ, namus ve doğruluk vasıflarından dolayı ve uzun süre o taraflarda hizmet etmesi nedeniyle memleketin düzenine ve durumuna vakıf, Osmanlı eski vezirlerinden olduğundan adı geçen yeni eyaletin müşârün-ileyh[5] Esat Paşa hazretlerine ihalesi uygun görülmüştür. Bu durumda Musul Eyaletine bir diğer valinin tayini işleyişin gereği olduğundan Belgrat eski muhafızı şevketli Vecihi Paşa hazretleri, doğru, düşünceli, halkla ilgili işleri idare etmeye vakıf, övgüye değer zatlardan olması ve her ne kadar Musul eyaleti şimdiye kadar Tanzimat-ı Hayriye’den[6] ayrı olarak idare olunmakta ise de, Tanzimat dairesinde bulunan ülke halklarının, Padişahın adil koruması altında gördükleri rahat, huzur, fayda ve emniyet, adı geçen eyaletin (Musul) halkı tarafından anlaşılmış ve bunun gerçek adalet olduğunu bilerek bu eyaletin de doğruluk ve güzellik dairesi olan Tanzimat-ı Hayriye’ye dâhil etmeyi arzu ve niyaz ettiklerinden adı geçen ahalinin bu isteklerine yüce padişahımız müsaadelerini esirgemeyerek adı geçen Vecihi Paşa hazretlerinin Tanzimat’ın adaletli usulleri gereğince idareye ve düzenlemeye muktedir bulunması sebebiyle kendisinin Musul valisi olarak atanması münasip ve doğru bulunmuş, bu husus doğrultusunda yüce fikirlerin sahibi padişahımızın emir ve fermanı üzerine lazım gelenler yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B- Osmanlı Devlet Salnamelerinde Kürdistan Eyaleti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1264 [1848] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 183&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Elviye ve kazâ defteri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyârbekir Sâncağı Kürdistan Eyaleti’nde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 208&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mârdîn Sâncağı Kürdistan Eyaleti’nde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 315&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van Sâncağı Kürdistan Eyaleti’nde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1265 [1849] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 81&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Taşrada bulunan me’mûreyn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât Esâmîsi: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaptiye me’mûrları: Valisi Müşîr Es‘ad Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maliye me’mûrları: Defterdârı sânîyeden Mehmed Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler esâmîsi][7]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Van, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîran Mehmed Reşîd Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Muş, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı kapûcıbaşı Ahmed Ağa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi Mârdîn, Zaptiye me’mûrları Kaim-makamı Mîr-i mîran Mustafa Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 86&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapukethüdâları: Kürdistan, Eşref Beg (Evveli)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1266 [1850]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 39&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: İlmiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevleviyyet[8]: Kürdistan mahrec[9]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevâlî[10]: Hindi Melâ Hafîdî Es‘ad Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Salnamedeki çizelgede Kürdistan Eyaleti’ne bağlı olarak gösterilen yerler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Van&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Muş, Nüvvâb[11]: Sîfetüllah[Ya da Sayfetüllah] Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Hakkâri, Nüvvâb: Kuzâtdan Kırkağaçlu Mehmed Emin Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Musul, Nüvvâb: İbrahim Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Diyârbekir, Nüvvâb: Mevâlîden Sa‘deddin Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Mârdîn, Nüvvâb: Abdullah Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Harbut, Nüvvâb: Bidlîsî Abdullah Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Arabgîr, Nüvvâb: Müftü-zâde Seyyid Süleyman Sa‘îd Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Malatya, Nüvvâb: Mustafa Sa‘dullah Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Besnî, Nüvvâb: Urfalu Mehmed Saim Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 45&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Taşrada bulunan me’mûreyn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât Esâmîsi: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaptiye me’mûrları: Valisi Müşîr Es‘ad Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maliye me’mûrları: Defterdâr-ı sâniyeden Mehmed Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviye isimleri]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Van, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîran Reşîd Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Muş, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı kapucıbaşı Ahmed Ağa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Hakkâri, Zaptiye me’mûrları: Valisi Vezir İzzed Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Mârdîn, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı kapucıbaşı Selîm Ağa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Dersim, Zaptiye me’mûrlar: Kaim-makamı Istabil-i Amire payelü İbrahim Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Diyârbekir, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîran Ahmed Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 47&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdistan, Van: Eşref Beg (Evveli)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 83&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdistan Eyaleti [Kürdistan Eyaleti’ne bağlı livâlar]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Muş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muş, Bidlîs, Hınıs (Hunûs?) Maa Tekmân, Malâzgird, Nahiye-i Bulânık Kop maa Lîz Nahiye-ı Varto-yı Ülyâ, ve Süfla, Ahlâd, Nahiye-ı Çonkur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Van&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van, Pârkîrî, Ağakes, Erciş, Âdilcevâz, Gevâş maa Nevâhî Mekes (Müküs), Şirvî, Havâsor, Nahiye-ı Vustân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Hakkâri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkâri maa tevâbı‘, İmâdiye maa tevabı‘, Mahmudi nâm-ı diger Hoşâb maa tevâbı‘.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Cizire&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezîre-i Ömeriyye, Behtân, Hacıbehrâm, Mârdîn maa tevâbı‘.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Diyârbekir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âmid nâm-ı diger Diyârbekir maa Nevâhî-i Kîkî ve Türkmân, Karakeçi, Mahal Metnân, Dîrek (Derik), Deştikûr, Behrâmkî, Savur, Midyâd, Şirvan, Garzan maa Hısn-ı keyf, Rızvan (Rızvân), Sa‘ird ya Es‘ird, Beşûrî, Kurdilan, Selvân (Silvân) nâm-ı diger Mefârıkîn, Kulb, Pâdigân, Hıyân, Göynükler, Çebâkcûr, Menişkûr, Kîh (? Genç) maa Yahtek Zıktî Becâr, Hoydân, Mehrânî imaa Hazro nâm-ı diger Tercîl, Liçe (Lice olmalı) maa Atâk ve Telseme, Hani nâm-ı diger Pâlî Ma‘den maa Çiska, İküz [Abkûr olmalı], Zeşkan[?].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1267 [1851]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 67&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: İlmiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevleviyyet: Kürdistan mahrec&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevâlî: Hindî Mela Hafidi Es‘ad Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Salnamedeki çizelgede Kürdistan Eyaleti’ne bağlı olarak gösterilen yerler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Muş, Nüvvâb: Sifetullah[Sayfetüllah] Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Hakkâri, Nüvvâb: Kuzâtda[n] Mehmed Emin Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Musul, Nüvvâb: İbrahim Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Diyârbekir, nüvvâb: Mevâlîden Sa‘deddin Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Mârdîn, Nüvvâb: Abdullah Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Harbut, Nüvvâb: Bidlîsî Abdullah Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Arabgir, Nüvvâb: Seyyid Süleyman Sa‘id Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Malatya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 74&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Taşrada bulunan me’mûreyn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât Esâmîsi: Kürdistan, zaptiye me’mûrları: Valisi Müşîr Es‘ad Pâşâ, Maliye me’mûrları: Defterdarı mektûbîden Necib Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Dersim, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı İbrahim Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Diyârbekir, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîran Ahmed Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Muş, Zaptiye me’mûrları [Burada hiçbir bilgi verilmemiştir]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 77&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdistan, Vidin, Hakkâri: Eşref Beg (sânîye-i evveli)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1268 [1852]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 65&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: İlmiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevleviyyet: Kürdistan mahrec&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevâlî: Hafız Veli Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Salnamedeki çizelgede Kürdistan Eyaleti’ne bağlı olarak gösterilen yerler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Muş, Nüvvâb: Sîfetullah[Sayfetüllah] Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Hakkâri, Nüvvâb: Kürdistan’a mülhak olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Musul, Nüvvâb: Kuzâtdan Râşid Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Mârdîn, nüvvâb: Abdullah Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Harbut, Nüvvâb: Sadık Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Arabgir, Nüvvâb Seyyid Süleyman Sa‘id Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Malatya, Nüvvâb: Es-seyyid Hidâyetüllah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 72&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Taşrada bulunan me’mûreyn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât Esâmîsi: Kürdistan, Zaptiye me’mûrları: Valisi Müşîr Abdi Pâşâ, Maliye me’mûrları: Defterdârı sânîyeden Necib Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Dersim, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Kapucıbaşı İbrahim Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Diyârbekir, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîran HÂmid Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Muş, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Necib Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 76&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selanik, Niş, Kürdistan, Aydın: Cemil Efendi (Mütemâyiz)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1269 [1853]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 66 – 67&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: İlmiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevleviyyet: Kürdistan mahrec, Mevâlî: Süleyman Rüştü Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Salnamedeki çizelgede Kürdistan Eyaleti’ne bağlı olarak gösterilen yerler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Muş, Nüvvâb: Sîfîtüllah(Sayfetüllah) Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Musul, Nüvvâb: Mehmed İsmed Efendi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Diyârbekir, Nüvvâb: Müderrisînden Mehmed Es‘ad Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Harbut, Nüvvâb: Sadık Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Arabgir, Nüvvâb: Seyyid Süleyman Sa‘îd Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Malatya, Nüvvâb: Seyyid Hidâyetüllah Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 74&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Taşrada bulunan me’mûreyn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât Esâmîsi: Kürdistan, Zaptiye me’mûrları: Valisi Vezir Ragıb Pâşâ, Maliye me’mûrları: Defterdârı sânîyeden Salih Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Dersim, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Istabil-i Âmireden İbrahim Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Si‘ird, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîrü’l-ümerâ Ken‘an Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Muş, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîran İshak Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 79&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukedhüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdistan: Aziz Efendi (Rütbe-i Sânîye-i Mütemâyizi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1270 [1854]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 74&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: İlmiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevleviyyet: Kürdistan mahrec, Mevâlî: Ahmed Halid Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Salnamedeki çizelgede Kürdistan Eyaleti’ne bağlı olarak gösterilen yerler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Muş, Nüvvâb: Sîfetüllah(sayfetüllah) Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Musul, Nüvvâb: Mehmed İsmed Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Diyârbekir, Nüvvâb: Mevâlîden Mustafa Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Harbut, Nüvvâb: Mevâlîden Es‘ad Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Arabgir, Nüvvâb: Seyyid Süleyman Sa‘id Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Malatya, Nüvvâb: Mehmed Yemnî Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 81&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Taşrada bulunan me’mûreyn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât Esâmîsi: Kürdistan, Zaptiye me’mûrları: Valisi Vezir Hamdi Pâşâ, Maliye me’mûrları: Defterdarı sânîyeden Salih Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Dersim, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Istabil-i Âmireden Ömer Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Sa‘ird, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Kapucıbaşı Veli Ağa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Muş, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîrü’l-ümerâ Ken‘an Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 86&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukedhüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdistan ve Rumeli ve Cezâir Bahr-ı Sefîd ve Musul ve Yozgad: Aziz Efendi (Sânîye-i Mütemâyizi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1271 [1855]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 64&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm:İlmiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevleviyyet: Kürdistan mahrec, Mevâli Abdüsselâm Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Salnamedeki çizelgede Kürdistan Eyaleti’ne bağlı olarak gösterilen yerler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Musul, Nüvvâb: Hüseyin Hüsnî Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Diyârbekir, Nüvvâb: Mevâlîden Mustafa Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Harbut, Nüvvâb: Mevâliden Sa‘deddin Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Arabgir, Nüvvâb: Ömer Rüştü Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaza: Malatya, Nüvvâb: Halil Hazmî[?] Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 70&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Taşrada bulunan me’mûreyn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât esâmîsi: Kürdistan, Zaptiye me’mûrları: Vâlisi Vezir Hamdi Pâşâ, Maliye me’mûrları: Defterdârı Mütemâyiz Nezhet Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elviye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Dersim, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîrân Sa‘îd Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Sa‘ird, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Mâr-i mîrân Ken‘an Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Muş, Zaptiye me’mûrları: Kaim-makamı Istabl-ı Âmire Pâyelü Şerif Ağa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 89&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Her livânın kaç kazâdan hâvî olduğu ber-vech-i atî irâd olunur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazâ-hâ 27&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nıfs-i Diyârbekir maa kura-hâ Şark ve Garb, Hoydân, Mehrânî, Yâdegan, Citân, Dûştikûr, Çapakçur, Kîskîn, Behrâmkî, Beşîrî, Hânî, Türkmân, Hazro, Dîrek [Derîk], Liçe, Yekrân ve tevâbi‘î, Mahal, Bîhâr, Genc, Ziktî, Müşengûn, Kotîk, İküd [Abkûr ], Metînât, Sîlvân, Kulb, Bahlîk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 98&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukedhüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdistan ve Karesi: Osman Beg (Sânîye)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1272 [1856]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 69&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: (Taşrada bulunan me’mûreyn)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât Esâmîsi: Kürdistan, Mülkiye me’mûrları: Valisi Vezir İzzed Pâşâ, Maliye me’mûrları: Defterdârı Mütemayizden Nezhet Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’nin elviyeleri esâmîsi]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyârbekir) Me’mûreyn-i şer‘-i şerif: Kürdistan mevleviyyetine mülhak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Sa‘ird, Kaim-makamı Mîr-i mîrân Ken‘an Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmisi: Mârdîn, Kaim-makamı Mâr-i ümerâ Cemal Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 99&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Her livânın kaç kazâdan hâvî olduğu ber-vech-i atî irâd olunur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aded-i Kazâ-hâ 49&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlet-i Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Mârdîn 11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mârdîn maa Koçhisar, Zaho, Cizire-i Ömeriyye, Nisîbîn [Nusaybîn], Nevâhî-i Aliyât [?] ve Aznâvur, Bohtân, Hacı behrâm, Midyât, Sâvur, Sürgücü, ‘Amerkân,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Sa‘ird 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nâm-ı diger Ess‘ird, Rızvân[Rıdvân], Garzan maa Hısn-ı Keyf, Şirvân, Karakeçi, Gürdilan, Nahiye-i Dîrgûl, Nâhiye-i Arûç [?] Nâhiye-i Sâson, Nâhiye-i Akkîsî, Nâhiye-i Hazân, Nâhiye-i Reştegân&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Diyârbekir 25&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyârbekir nâm-i diger Âmid[Amed] maa Nevâhî-i Şark ve Garb ve Gîkî maa Türkmân, Mahal, Metinan, Dîrek [Derîk], Deştikûn, Bahrâmkî, Beşîrî, Selvân [Silvân] nâm-i diger Mefârıkîn, Kulb, Pâdigân, Hıyân, Göyünkler, Cabâkcûr, Menîşkûr, Kîh [ Genç], Yahtek, Zıktî, Nâhiye-i Hertâ, Bicâr[Becar ?], Nâhiye-i Tâvus, Hoydân, Nehrânî, Hazro nâm-i diger Tercîl, Lice maa Atâk ve Telseme, Hânî nâm-ı diger Pâlî Ma‘den maa Çıksa, Abkûr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1273 [1857]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 68&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: [Taşrada bulunan me’mûreyn]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât Esâmîsi: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’murları: Valisi Vezir İzzet Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maliye me’mûrları: Defterdârı Mütemâyizden Nezhed Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyârbekir) Kürdistan mevleviyyetine mülhak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Si‘rd, Mülkiye me’murları: Kaim-makamı Mîr-i mîrân Ken‘an Pâşâ, Naibi: Muhammed Nafi‘ Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Mârdîn, Mülkiye Me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i ümerâ Cemal Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 72&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdistan: Rauf Bey (Rütbe-i sânîye mütemâyizi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 80&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Taşrada bulunan evkaf muaccelâtı müdirleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmî-i elviye: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmî-i me’mûreyn: Sâliseden Hasan Hakkı Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 105&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Her livânın kaç kazadan hâvî olduğu ber-vech-i atî irâd olunur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aded-i Kaza-ha 49&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlet-i Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Mârdîn 11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mârdîn maa Koçhisâr, Zâho, Cezîre-i Ömeriyye, Nısîbîn [Nüsaybîn], Nevâhî Aliyât ve Aznâvûr, Bohtân, Hâcıbehrâm, Midyât, Sâvûr, Sûrkeçî, Amerkân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Sa‘ird 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nâm-ı diger İs‘ird, Rıdvân [Rızvân], Garzân maa Hısn-ı Keyf, Şirvân, Karakeçi, Gûrdîlân, Nâhiye-i Dîrgûl, Nâhiye-i Arûç[?], Nâhiye-i Sâson, Nâhiye-i Akkîsî, Nâhiye-i Hazân, Nâhiye-i Reşnegân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Dîyârbekir 25&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dîyârbekir nâm-ı diger Âmid maa Nevâhî-i Şark ve Şarb ve Gîkî maa Türkmân, Mahal, Metinân, Dîrek [Derîk], Deştikûr, Behrâmki, Beşîrî, Selvân [Silvân] nâm-ı diger Mefârıkin, Kulb, Pâdigân, Hıyân, Göynükler, Cebâkçûr, Menişkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Zıktî, Nâhiye-i Hertâ, Bahâr, Nâhiye-i Tâvus, Hoydân, Mehrânî, Hazro nâm-ı diger Tercîl, Lîce maa Atâk ve Telseme, Hânî nâm-ı diger Pâlî Ma‘den maa Ciska, Abkûr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1274 [1858]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 76&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Vâlîsi Vezir Besim Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâliye me’mûrları: Defterdârı Mütemâyizden Salih Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyerbekir), Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi Müderrisînden Atâ Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Sa‘ird, Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîrân Ken‘an Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Mârdîn, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Burada başka bir bilgi verilmemiştir]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîrü’l-ümerâ Cemâl Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 80&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdistan, Cezâir-i Bahr-i Sefîd, Mûsul, İzmîd: Sâib Beg (evveli sınıf-ı sânisi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 88&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Taşrada bulunan evkaf muaccelât müdîrleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmî-i elviye: Kürdistan, Esâmî-i me’mûreyn: Sâliseden Hasan Hakkı Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 113 - 114&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Her livânın kaç kazâdan hâvî olduğu ber-vech-i atî îrâd olunur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazâ-hâ adet 49&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlet-i Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Mârdîn 11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mârdîn maa Koçhisâr, Zâho, Cezîre-i Ömeriyye, Nısîbîn, Nevâhî Aliyât ve Aznâvûr, Bohtân, Hâcıbehrâm, Midyât, Sâvur, Sûrkeçî, Amerkân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Sa‘ird 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nâm-ı diger İs‘ird, Rıdvân [Rızvân], Garzân maa Hısn-ı Keyf, Şirvân, Karakeçi, Gûrdîlân, Nâhiye-i Dîrgûl, Nâhiye-i Arîç [?], Nâhiye-i Sâson, Nâhiye-i Akkîsî, Nâhiye-i Hazân, Nâhiye-i Reşnegân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Dîyârbekir 25&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dîyârbekir nâm-ı diger Âmid maa Nevâhî-i Şark ve Garb ve Gîkî maa Türkmân, Mahal, Metinân, Dîrek [Derîk], Deştikûr, Behrâmki, Beşîrî, Selvân [Silvân] nâm-ı diger Mefârıkin, Kulb, Pâdigân, Hiyân, Göynükler, Cebâkçûr, Menişkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Zıkti, Nâhiye-i Hertâ, Becâr, Nâhiye-i Tâvus, Hoydân, Mehrânî, Hazro nâm-ı diger Tercîl, Lîce maa Atâk ve Telseme, Hânî nâm-ı diger Pâlî Ma‘den maa Ciska, Abkûr. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1275 [1859]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Vâlîsi Müşîr Hacı Kâmili Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâliye me’mûrları: Defterdâr-ı sâniyeden Hamîd Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyârbekir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi Müderrisînden Atâ Efendi, Mülkiye me’mûrları: Esâmîsî: Sa‘ird, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: [Burada başka bir bilgi verilmemiştir]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i Ümerâ Mehmed Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Mârdîn, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin ismi yazılmamıştır.] Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Sâniyeden Mustafa Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silistre, Kürdistan: Ali Beg (Mütemâyiz)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1276 [1860]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Antakya ve Şâm-i Şerîf Rum Patriki Perityus&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metropolit: Diyârbekir, Esâmîsi: Makriyus, Sınıfları: Antakya, Dahil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Âmid ve Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Vülât-i izâm kapukethüdaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selanik, Kürdistan, Musul, Rumeli: Yusuf Cemil Efendi (Evveli sınıf-ı sânisi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Taşrada bulunan me’mûreyn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Vâlîsi Müşîr Mahmud Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâliye me’mûrları: Defterdârı Sânîyeden Hamîd Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyârbekir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi Müderrisînden Zeki Efendi, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Sa‘ird, Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîrü’l-ümerâ Mehmed Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Mârdîn, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin ismi yazılmamıştır.], Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı sânîyeden Mustafa Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Her livânın kaç kazâdan hâvî olduğu ber-vech-i atî îrâd olunur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazâ-hâ aded 49&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlet-i Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Mârdîn 11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mârdîn maa Koçhisâr, Zâho, Cezîre-i Ömeriyye, Nısîbîn [Nusaybîn], Nevâhî Aliyât ve Aznâvûr, Bohtân, Hâcıbehrâm, Midyât, Sâvûr, Sûrkeçî, Amerkân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Sa‘ird [12]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nâm-ı diger İs‘ird, Rıdvân [Rızvân], Garzân maa Hısn-ı Keyf, Şirvân, Karageçi, Gûrdîlân, Nâhiye-i Dîrgûl, Nâhiye-i Arûç, Nâhiye-i Sâson, Nâhiye-i Akkîsî, Nâhiye-i Hazân, Nâhiye-i Reşnekân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Dîyârbekir 25&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dîyârbekir nâm-ı diger Âmid maa Nevâhî-i Şark ve Garb, Gîkî maa Türkmân, Mahal, Metinân, Dîrek, Deştikûr, Behrâmki, Beşîrî, Selvân [Silvân] nâm-ı diger Mefârıkin, Kulb, Pâdikân, Hiyân, Göynükler, Cebâkçûr, Menişkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Zıktî, Nâhiye-i Hertâ, Bahâr, Nâhiye-i Tâvus, Hoydân, Mehrânî, Hazro nâm-ı diger Tercîl, Lîce maa Âtâk ve Telseme, Hânî nâm-ı diger Pâlî Ma‘den maa Çıska, Abgûr. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1277 [1861]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 79&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Vâlîsi Vezir Ali Rızâ Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâliye me’mûrları: Muhâsebe-i halîsî sâliseden Süleyman Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyârbekir), Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi Müderrisînden Zeki Efendi Esâmîsî: Sa‘ird, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin ismi yazılmamıştır.] Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Sâliseden İsmâil Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Mârdîn, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin ismi yazılmamıştır.] Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i ümerâ Mehmed Nâzım pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 84&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdistan: Kâmil Efendi (Mütemâyiz)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 93&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Antakya ve Şam-ı Şerîf Rum Patriki Perityus&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metropolit: Diyârbekir, Esâmîsi: Makrıyus, Sınıfları: Antâkya, Dahil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Âmid ve Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 148 – 149&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Her livânın kaç kazâdan hâvî olduğu ber-vech-i atî irâd olunur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazâ-ha aded 49&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlet-i Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Mârdîn 11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mârdîn maa Koçhisâr, Zâho, Cezîre-i Ömeriyye, Nısîbîn [Nusaybîn], Nevâhî Aliyât ve Aznâvûr, Bohtân, Hâcıbehrâm, Midyât, Sâvûr, Sûrkeçî, Amerkân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Sa‘ird 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nâm-ı diger İs‘ird, Rıdvân [Rızvân], Garzân maa Hısn-ı Keyf, Şirvân, Karakeçi, Gûrdîlân, Nâhiye-i Dîrgûl, Nâhiye-i Arûç, Nâhiye-i Sâson, Nâhiye-i Akkîsî, Nâhiye-i Hazân, Nâhiye-i Reşnegân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Dîyârbekir 25&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dîyârbekir nâm-ı diger Âmid maa Nevâhî-i Şark ve Garb, Gîkî maa Türkmân, Mahal, Metinân, Dîrek [Derîk], Deştikûr, Behrâmki, Beşîrî, Selvân [Silvân] nâm-ı diger Mefârıkin, Kulb, Padigân, Hıyân, Göynükler, Cebâkçûr, Menişkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Zıktî, Nâhiye-i Hertâ, Becâr, Nâhiye-i Tâvus, Hoydân, Mehrânî, Hazro nâm-ı diger Tercîl, Lîce maa Âtâk ve Telseme, Hânî nâm-ı diger Pâlî Ma‘den maa Çıska, Abgûr. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1278 [1862]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 79&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Vâlîsi Vezir Ali Rızâ Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâliye me’mûrları: Muhasebe halisi [?] Sâliseden Süleyman Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyârbekir), Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi Mevâlîden Ahmed Ragıb Efendi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Sa‘ird, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin ismi yazılmamıştır.] Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Mâr-i mîrân Ken‘ân Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Mârdîn, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin ismi yazılmamıştır.] Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Sâliseden İsmâil Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 84&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâlârı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdistan: Kâmil Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 93&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Antakya ve Şâm-ı Şerîf Rum Patriki Perityus Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metropolir: Diyârbekir, Esâmîsi: Makriyus, Sınıfları: Antakya Dâhil-i dâire-i idâresi olan Mahaller: Âmid ve Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 96&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Ermeni patriki Serkis İpskopos Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvân: Polu ve Kürdistan, Esâmîsi: Makrudi, Rütbe: Rahib, Dâhil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Livâ-ı Harputda Palu kazâsı ve Guvâr[?] mânastırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 149- 151&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Her livânın kaç kazâdan hâvî olduğu ber-vech-i atî irâd olunur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazâ-hâ adedi 58&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlet-i Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Mârdîn 14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mârdîn maa Koçhisâr, Zâho, Cezîre-i Ömeriyye maa Nevâhî Nısîbîn (Nusaybin) maa Nevâhî Aliyât ve Barka ve Aznâvûr ve Aşiret- Tay [?] Hâcıbehrâm maa Nevâhî Sâvûr, Sûrkeçî, Amerkân, Halîl-begli, İsâ-begli, Çelağa, Hamse, Bohtan, Midyâd.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Sa‘ird [1]5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nâm-ı diger İs‘ird, Rıdvân [Rızvân], Garzân maa Hısn-ı Keyf, Şirvân, Gûrdîlân, Dîrgûl, Arûç, Sâson, Hazân, Zilân, Bervâri, Esbâyren [İsbâyren], Karakeçi, Nâhiye-i Akkîsî, Nahiye-i Reşnegân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Dîyârbekir 29&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dîyârbekir nâm-ı diger Âmid maa Nevâhî-i Şark ve Garb, Gîkî, Türkmân, Mahal Metinân, Dîrek [Derîk], Deştikûr, Behrâmki, Beşîrî maa Nevâhî Selvân [Silvân] nâm-ı diger Mefârıkin, Kulb, Pâdikân, Hiyân, Cebâkçûr, Menişkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Zıktî, Becâr, Hoydân, Mehrânî, Hazro nâm-ı diger Tercîl, Abkûr, Nâfiye-i Bektâş, Lice maa Atâk ve Telseme, Pâli Ma‘den maa Çişka, Günükler, Nâhiye-i Tâvus, Nâhiye-i Hertâ. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1279 [1863]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safta 81&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Vâlîsi Müşîr Hâlil Kâmil Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâliye me’mûrları: Muhâsebe halîsî [?] Şakir Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyâbekir), Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi Mevâliden Ahmed Ragıb Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Sa‘ird, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin ismi yazılmamıştır.] Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Sânîyeden Abdi Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Mârdîn, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin ismi yazılmamıştır.] Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Istabl-ı Amire pâyelü Ali Ağa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 85&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selânik, Kürdistan, Şâm-ı Şerîf: Sâib Beg (Evveli sınıf-ı sânîyesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 95&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Antakya ve Şam-ı Şerîf Rum Patriki Perityus Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metropolit: Diyârbekir, Esâmîsi: Makriyus, Sınıfları: Antâkya Dahil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Âmid ve Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 98&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Ermeni Batriki [İsim yeri boş] Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvân: Pâlu ve Kürdistan, Esâmî: Makridic, Rütbe: Râhib, Livâ-ı Harputda Pâlu kazâsı ve Gavâr manastırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 156&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Her livânın kaç kazâdan hâvî olduğu ber-vech-i atî irâd olunur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazâ-ha aded 58&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlet-i Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Mârdîn 14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mârdîn maa Koçhisâr, Zâho, Cezîre-i Ömeriyye maa Nevâhî Nısîbîn [Nusaybin] maa Nevâhî Aliyât ve Bakra ve Aznâvûr ve Aşiret-i Tah Hâcıbehrâm maa Nevâhî Sâvûr, Sûrkeçî, Amerkân, Halîl-begli, İsâ-begli, Çelağa, Hamse, Bohtan, Midyâd.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Sa‘ird 15&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nâm-ı diger İs‘ird, Rıdvân [Rızvân], Garzân maa Hısn-ı Keyf, Şirvân, Gûrdîlân, Dîrgûl, Arûç, Sâson, Hazân, Zilân, Bervâri, Esbâyerin, Karakeçi, Nâhiye-i Akkîsî, Nahiye-i Reşnegân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Dîyârbekir 79[29 olmalı]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dîyârbekir nâm-ı diger Âmid maa Nevâhî-i Şark ve Garb, Gîkî, Türkmân, Mahal, Metinân, Dîrek [Derîk], Deştikûr, Behrâmki, Beşîrî maa Nevâhî Selvân [Silvân] nâm-ı diger Mefârıkin, Kulb, Pâdikân, Hiyân, Cebâkçûr, Menişkûr, Kîh [Genç], Yahtek, Zıktî, Becâr, Hoydân, Mehrânî, Hazro nâm-ı diger Tercîl, Abkûr, Nâhîye-i Bektâş, Lice maa Atâk ve Telsema, Pâlî Ma‘den maa Çiska, Göyünkler, Nâhiye-i Tâvus, Nâhiye-i Hertâ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1280 [1864]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 74&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Vâlîsi müşir Halil Kâmil Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâliye me’mûrları: Muhasebecisi Şakir Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyârbekir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Sa‘ird, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi Mevâlîden Mehmed Aziz Efendi, Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı sâniyeden Abdullah Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Mârdîn, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin isim yeri boş bırakılmıştır.], Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîrân Ziya Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 79&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdistan, Yemen: İbrahim Ağa (Istabl-ı Âmireden[12])&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 108&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Rûesâ-yi Milel hamse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvan : Kürdistan’da Surp Ohannes manastırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esami: Arakil[?]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rütbe: Rahib&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Kürdistan’da Surp Ohannes manastırı ve tevâbi‘i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 109&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvan: Kürdistan’da Mâdîn Arakelos manastırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmî: Marderos[?]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rütbe: Rahib&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Kürdistan’da Mâdîn Arakelos manastırı tevabi‘i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 180&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazâ-ha aded 58&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlet-i Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Mârdîn 14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mârdîn maa Koçhisâr, Zâho, Cezîre-i Ömeriyye maa Nevâhî Nısîbîn [Nusaybin] maa Nevâhî Aliyât ve Bakri ve Aznâvûr ve Aşiret-i Tay Hâcıbehrâm maa Nevâhî Sâvûr, Sûrkeçî, Amerkân, Halîl-begli, İsa-begli[?], Çelağa, Hamse, Bohtan, Midyâd.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Sa‘ird 5 [15 olmalı ]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nâm-ı diger İs‘ird, Rıdvân [Rızvân], Garzân maa Hısn-ı Keyf, Şirvân, Gûrdîlân, Dîrgûl, Arûc, Sâson, Hazân, Zilân, Bervâri, Esbâyerin, Karakeçi, Nâhiye-i Akkîsî, Nahiye-i Reştegân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Dîyârbekir – 79 [29 olmalı]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dîyârbekir nâm-ı diger Âmid maa Nevâhî-i Şark ve Garb, Gîkî, Türkmân, Mahal Metinân, Dîrek [Derîk], Deştikûr, Behrâmki, Beşîrî maa Nevâhî Selvân [Silvân] nâm-ı diger Mefârıkin, Kulb, Padigân, Hiyân, Çebâkçûr, Menişkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Zıktî, Becâr, Hoydân, Mihrân, Hazro nâm-ı diger Tercîl, Abkûr, Nâhîye-i Yektâş [Bektâş ?], Lice maa Atâk ve Telseme, Pâlî Ma‘den maa Çiska, Göyünkler, Nâhiye-i Tâvus, Nâhiye-i Hertâ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1281 [1865], Def‘a 19&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 72&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Vâlîsi Müşîr Mustafa Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâliye me’mûrları: Muhasebecisi Şakir Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyârbekir) Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi Mahrec Mevâlîsinden Aziz Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Sa‘ird, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin isim yeri boş bırakılmış], Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîrân Ziya Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Mârdîn, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin isim yeri boş bırakılmış], Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Sâniyeden Abdullah Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 76&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülhakatiyla Harpût ve Kürdistan Eyaletleri Mustafa Beg (sâlise)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 110&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rûesâ-yi Milel hamse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvan: Kürdistan’da Surp Ohannes manastırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esami: Arakel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rütbe: Rahib&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Kürdistan’da Surp Ohannes manastırı ve tevabi‘i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvan: Kürdistan’da Mâdîn Arakelos manastırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esami: Marderos[?]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rütbe: Rahib&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Kürdistan’da Mâdîn Arakelos manastırı tevabi‘i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 184&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazâ-ha aded 58&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlet-i Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Mârdîn 14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mârdîn maa Koçhisâr, Zâho, Cezîre-i Ömeriyye maa Nevâhî Nısîbîn [Nusaybin] maa Nevâhî Aliyât ve Bakri ve Aznâvûr ve Aşiret-i Tah Hâcıbehrâm maa Nevâhî Sâvûr, Sûrkeçî, Amerkân, Halîl-begli, İsa-begli, Çelağa, Hamse, Bohtan, Midyâd.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Sa‘ird – 5[ 15 olmalı]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nâm-ı diger İs‘ird, Rıdvân (Rızvân), Garzân maa Hısn-ı Keyf, Şirvân, Gûrdîlân, Dîrgûl, Arûç, Sâson, Hazân, Zilân, Bervâri, Esbâyerin, Karakeçi, Nâhiye-i Akkîsî, Nahiye-i Reştegân&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Dîyârbekir – 79 [29 olmalı]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dîyârbekir nâm-ı diger Âmid maa Nevâhî-i Şark ve Garb, Gîkî, Türkmân, Mahal, Metinân, Dîrek [Derîk], Deştikûr, Behrâmki, Beşîrî maa Nevâhî Selvân [Silvân] nâm-ı diger Mefârıkin, Kulb, Pâdikân, Hiyân, Çebâkçûr, Menişkûr, Kîh [Genç] ?, Yahtek, Zıktî, Becâr, Hoydân, Mehrânî, Hazro nâm-ı diger Tercîl, Abkûr, Nâhîye-i Bektâş, Lice maa Atak ve Telseme, Pâlî Ma‘den maa Çiska, Göyünkler, Nâhiye-i Tâvus, Nâhiye-i Hertâ. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1282 [1866], Def‘a 20&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 71&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Vâlîsi Müşîr Mustafa Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâliye me’mûrları: Mütemâyiz Sa‘id Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyârbekir) Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi Mahrec Mevâlîsinden Sa‘id Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Sa‘ird, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin isim yeri boş bırakılmış], Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Dergâh-ı Âlî Kâmil Beg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Mârdîn, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin isim yeri boş bırakılmış], Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîrân Ziya Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 75&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülhakatiyla Harpût ve Kürdistan Eyaletleri Mustafa Beg (sâlise)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 99&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Rûesâ-yi Milel hamse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşralarda bulunan umûr-ı rûhâniye me’murları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvan: Kürdistan’da Surp Ohannes manastırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esami: Arakel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rütbe: Rahib&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dâhil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Kürdistan’da Surp Ohannes manastırı ve tevabi‘i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvan: Kürdistan’da Mâdîn Arakelos manastırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esami: Marderos[?]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rütbe: Rahib&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dâhil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Kürdistan’da Mâdîn Arakelos manastırı tevabi‘i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 172&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazâ-hâ aded 58&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlet-i Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Mârdîn 14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mârdîn maa Koçhisâr, Zâho, Cezîre-i Ömeriyye maa Nevâhî Nısîbîn [Nusaybin] maa Nevâhî Aliyât ve Bakri ve Aznâvûr ve Aşiret-i Tah, Hâcıbehrâm maa Nevâhî Sâvûr, Sûrkeçî, Amerkân, Halîl-begli, İsa-begli, Çelağa, Hamse, Bohtan, Midyâd.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Sa‘ird 15&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird nâm-ı diger İs‘ird, Rıdvân [Rızvân], Garzân maa Hısn-ı Keyf, Şirvân, Gûrdîlân, Dîrgûl, Arûç, Sâson, Hazân, Zilân, Bervâri, Esbâyerin, Karakeçi, Nâhiye-i Akkîsî, Nahiye-i Reştegân&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Dîyârbekir 29&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dîyârbekir nâm-ı diger Âmid maa Nevâhî-i Şark ve Garb, Gîkî, Türkmân, Mahal, Metinân, Dîrek [Derîk], Deştikûr, Behrâmki, Beşîrî maa Nevâhî Selvân [Silvân] nâm-ı diger Mefârıkin, Kulb, Pâdikân, Hıyân, Çebâkçûr, Menişkûr, Kîh [Genç ?], Yahtek, Zıktî, Becâr, Hoydân, Mehrânî, Hazro nâm-ı diger Tercîl, Abkûr, Nâhîye-i Bektâş, Lice maa Atâk ve Telseme, Pâlî Ma‘den maa Çiska, Göyünkler, Nâhiye-i Tâvus, Nâhiye-i Hertâ. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1283[1867], Def‘a 21&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 76&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Vâlîsi Müşîr Mustafa Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâliye me’mûrları: Muhâsebe Halisi [?] Sâniyeden Sâdık Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyârbekir) Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi Mahrec Mevâlîsinden Sa‘id Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Sa‘ird, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin isim yeri boş bırakılmış], Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Dergâh-ı Âlî Kâmil Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Mârdîn, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi [Nâibin isim yeri boş bırakılmış], Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîrân Arslân Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Vilâyet-i Erzurum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elviye: Muş, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Kürdistan’a mülhak, Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı: Mîr-i mîrân Mahmud Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 80&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülhakatiyla Harpût ve Kürdistan Eyaletleri Mustafa Beg (sâlise)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 110&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Rûesâ-yi Milel hamse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvan: Kürdistan’da Surp Ohannes manastırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esami: Arakel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rütbe: Rahib&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dâhil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Kürdistan’da Surp Ohannes manastırı ve tevabi‘i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvan: Kürdistan’da Sa‘ird&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esami: Bedrus&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rütbe: Rahib&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Kürdistan’da Sa‘ird Sancâğı tevabi‘i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 172&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazâ-hâ aded 58&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlet-i Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Dîyârbekir 26&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maa Nevâhî-i Dîyârbekir, Hazro, Mehrânî, Selvân (Silvân), Hânî, Lice, Çebâkçûr, Menişkûr, Kîh (? Genç), maa Nâhiye-i Tâvus, Zıktî, Becîlek [?], Hoydân, Kalb? [Kulb], maa Nâhiye-i Hertâ, Becâr, Cenân, Bâdikân, Behrâmkî, Kîkî, Türkmân, Dîrek [Derik], Metnân, Mahal, Abkûr, maa Nâhiye-i Hamsî, Beşr [Beşîrî?], Deştkû[r], Seyûrk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Mârdîn 10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maa Nevâhî-i Mârdîn, Nısîbîn [Nusaybin], Sûrkeçî, Amerkân, Sâvur, Hamîse, Cizre, Hâcıbehrâm, Çelağa, İsa-begli, Halîl-beglû nâm-ı diger Medyân kazâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Sa‘ird 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa‘ird, Şirvân, Garzân, Gûrdîlân, Rızvân [Rıdvân], Hazân, Esbâyerin, Sâvûn, Dîrgül, Zîlân, Eruh, Bervâri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâlnâme sene 1284[1868], Def‘a 22&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 93&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlât&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiye me’mûrları: Vâlîsi Müşîr Mustafa Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâliye me’mûrları: Muhâsebe Halisi [?] Mütemâyiz Ahmed Rüşdü Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kürdistan Eyaleti’ne bağlı elviyeler]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Diyârbekir) Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Nâibi Mahrec Mevâlîsinden Ahmed Sıdki Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Sa‘ird, Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîrân Ahmed Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsî: Mârdîn, Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı Mîr-i mîrân Arslân Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esâmîsi: Vilâyet-i Erzurum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elviye: Van, Me’mûreyn-i şer‘-i şerîf: Kürdistan Kadısı mahrec pâyelû Âşir Efendi, Mülkiye me’mûrları: Kaim-makamı: Mîr-i mîrân Abdullah Pâşâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 97&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Kapukethüdâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülhakatiyla Harpût ve Kürdistan Eyaletleri Mustafa Beg (sâlise)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 130&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm: Rûesâ-yi Milel hamse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvan: Kürdistan’da Surp Ohannes manastırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esami: Arakel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rütbe: Rahib&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dâhil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Kürdistan’da Surp Ohannes manastırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unvan: Kürdistan’da Sa‘ird&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esami: Bedrus&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rütbe: Rahib&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahil-i dâire-i idâresi olan mahaller: Kürdistan’da Sa‘ird Sancâğı tevabi‘i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 180-182&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazâ-hâ aded 48&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyâlet-i Kürdistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Dîyârbekir 26&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maa Nevâhî-i Dîyârbekir, Hazro, Mehrânî, Selvân [Silvân], Hânî, Lice, Çebâkçûr, Menişkûr, Kîh [Genç ?], maa Nâhiye-i Tâvus, Zıktî, Becîlek [?], Hoydân, Kalb[?] [Kulb], maa Nâhiye-i Herîtâ, Becâr, Cenân, Bâdikân, Behrâmkî, Kîkî, Türkmân, Dîrek (Derik), Metnân, Mahal, Abkûr, maa Nâhiye-i Hamsî, Beşr [Beşîrî ?], Deştkû[r], Seyûrk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-ı Mârdîn 10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maa Nevâhî-i Mârdîn, Nısîbîn [Nusaybin], Sûrkeçî, Amerkân, Sâvur, Hamîse, Cizre, Hâcıbehrâm, Çelağa, İsa-begli, Halîl-beglû nâm-ı diger Medyân kazâları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livâ-i Sa‘ird 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Si‘ird, Şirvân, Garzân, Gûrdîlân, Rızvân [Rıdvân], Hazân, Esbâyerin, Sâvûn, Dîrgül, Zîlân, Eruh, Bervâri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda Bulunan Orijinal Sâlnâme Örnekleri, 1279 Yılı Salnamesinin, 156 ve 157. Sayfalarına Aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyütmek için tıklayınız Büyütmek için tıklayınız&lt;br /&gt;Notlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Tuncer Baykara, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyasına Giriş-I: Anadolu’nun İdari Taksimatı, Ankara, 1988, sayfa 119-125&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[2] Bu konuda daha geniş bilgi için bakınız, Ahmet Ramiz (Lütfi), Emir Bedirhan, Bgst yayınları, İstanbul 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[3] Berâyâ: Halk, İnsanlar. Ancak burada Tebaa ve beraya birlikte kullanıldığı için bu, tüm Osmanlı halkı anlamında kullanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[4] Allahın cömertçe yardım edeceği anlamında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[5] Tanzimat’tan sonra, en yüksek rütbeli devlet görevlileri için kullanılan hitap. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[6] Tanzimat-ı Hayriye: 3 Kasım 1839 Yılında ilan edilen ve Osmanlı devletinde çok ciddi değişikliklerin olasına neden olan ferman. Bu fermanla ilk kez padişahın bazı yetkileri kısıtlanırken “Osmanlı Millet Sistemi”nde de büyük değişiklikler olmuş ve Müslümanlarla, gayrimüslimlere eşit haklar tanınması gündeme gelmiştir. Ancak özellikle Arap eyaletleri ve Musul gibi bölgelerde gayrimüslimlere verilen bu hak tepkiyle karşılanmış ve bu bölgelerde Tanzimat fermenı uygulanamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[7] Köşeli parantez içindeki[ ] ve dipnotlardaki ifadeler bize aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[8] Mollalık, müderrislikten sonra gelen ilmiye payesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[9] İlmiye rütbesinden İstanbul tarîk-ı mevleviyetlerinin ilk payesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[10] Mevleviyyet payesine ulaşmış olan sarıklı âlimler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[11] Nâib, kadı vekili, şerîat hükümlerine göre hüküm veren hâkim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[12] Padişah sarayının ahırı</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/8288369443455041655/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/avakirina-eyaleta-kurdistane-u-di.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/8288369443455041655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/8288369443455041655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/avakirina-eyaleta-kurdistane-u-di.html' title='Avakirina Eyaleta Kurdistanê û di Salnameyên Dewleta Osmanî de Eyaleta Kurdistanê'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-2283170887317861328</id><published>2009-12-16T06:48:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:50:49.312-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="isyan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kurdistan"/><title type='text'>Bir Sahtekarlık Hikayesi ya da Kürtlerin Asimile Edilmelerine İlk Adım*</title><content type='html'>1923 yılından sonra tek uluslu, tek dilli, tek kültürlü ve tek tarihli bir toplum oluşturma projesini gündemine alan Türkiye Cumhuriyeti’nde, bu projenin uygulanması için en ciddi sorun Kürtler olarak görünmektedir. Çünkü Ermeniler zaten 1915 yılında İttihatçılar tarafından tehcire tabi tutularak ülke dışına çıkarılmış, Rumlarsa büyük mübadele sonucunda büyük oranda Yunanistan’a yollanmıştır. Dolayısıyla ulus-devlet yaratma projesinin önündeki en ciddi sorun Kürtlerdir. Nitekim ilk on sekiz yılda yaşanan çatışmalar ve üç tane büyük Kürt isyanının çıkması bu sorunun kolayca halledilemeyeceğini de herkese göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1938 yılında en büyük Kürt isyanlarından biri olan Dersim İsyanı bastırılınca, bu konuda yeni bir döneme girilmiştir: Bu yeni dönemin temel politikası ise Kürt varlığını hiçleştirmektir. Kürtlerin aslında Türk oldukları söylense de, yapılan Kürt varlığını belleklerden silmek olmuştur. Çünkü Kürtlerin Türk olduğu bile gerekmedikçe söylenip kamu oyunda tartışılmamış, Rum, Ermeni ve Yunan devletine ilişkin ders kitaplarında yer alan ayrımcı söylemler dahi Kürtlere reva görülmemiş, Kürtlerle ilgili her şey göz önünden kaldırılarak yok edilmiştir. Hatta iş o boyutlara vardırılmıştır ki bölgeye 11 Haziran 1935 yılında “Umûmî Müfettiş” [1] olarak atanan Abidin Özmen, Kürtlerin eski tarihlerine ait olduğunu düşündüğü bir çok şeyi yok etmiştir. “Yeni bir uygulama uyarlamak üzere kudurmuş şahsiyet Abidin Üzmen (Cemil Koçak kitabında bu ismi Abidin Özmen şeklinde yazmıştır.) bu kez Kürtlerin tarihi eserlerini yok etmeye musallat edildi. Ülkede dolaşır ne kadar tarihi esere rastlarsa onu parçalar un ufak ederdi. Faşist Abidin Üzmen’in yok ettiğini öğrendiğim eserler şunlardır: 1. Diyarbekîr surlarında Dostki Kürt Devleti’ne ait kazınmış bir taş eser vardı; o taşı yerinden çıkartarak götürüp kaybettirdi. 2. Batman çayı üzerindeki köprünün güneyindeki ayağının en yüksek yerinde Kürtçe bir yazı vardı. Oraya varmak üzere yeni bir duvar örerek sonuçta o yazıya varılarak çekiçlerle oradan kırarak çıkardı. 3. Dicle Nehri’nin kaynağında Biqlin mağarasında eski çağlara ait yazılar, mağaranın taşlarına kazınmış olarak duruyordu. Bir mağaranın kapısında da heykel vardı. Liceli Hesoye Perişanê’ye 500 kağıt vererek, beş sicim ipi de birbirine bağlayarak salındı ve o eserlere varıp tümünü yok ettirdi. Bazılarının üzerindeki eski yazıları sildirip yerine yenilerini yazdırarak onları müzeye kaldırttı. Bu konuda Irak ve Suriye’de Türkiye’den geri kalmamakta idi. Kürtlere ait her şey elbirliği ile ortadan kaldırıldı.” [2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu politikaya bilim adamları da sessizce boyun eğmiş zaman zaman onaylayıp katkıda bulunmuş ve tarihte böyle bir topluluk hiç olmamış gibi davranılmıştır. Aslında bu politikanın temelleri ve teorik olarak ilk dile getirilişi cumhuriyet dönemi öncesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I. Dünya Savaşını kazansa ve iktidarda kalmaya devam etse 1923’ten sonra yapılan bir çok şeyi (buna Kürt politikası da dahil) aynen yapma ihtimali çok yüksek olan İttihat ve Terakki Cemiyeti (İ.T.C.) 1913 yılındaki Bâbıâli baskınından sonra iktidarı tümüyle ele geçirir. İktidarı ele geçiren grup, İ.T.C. içindeki Türkçü, merkeziyetçi ve süreç içinde Turancılığa kadar savrulacak olan ve başlarında Enver, Talat ve Cemal üçlüsünün bulunduğu askeri kanattır. I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, iktidarı ele geçiren bu grup, tek uluslu bir devlet yaratma düşüncesini yavaş yavaş geliştirmeye başlamıştır bile. Öncelikle 1915’te ülkedeki Ermeniler tehcire tabi tutularak ülkeden atılır, ardından 8 Mart 1916 yılında “Aşâir ve Muhacirîn Müdüriyet-i Umumiyesi” [3] isimli bir teşkilat kurulur. Bu teşkilat, ülkedeki Kürtler, Aleviler ve diğer tüm etnik yada kültürel gruplar hakkında araştırmalar ve incelemeler yapacak ve aslında bu grupları nasıl asimile edeceğine dair politikalarla birlikte bu asimilasyonun temellerini atacaktır. İşte bu süreçte bu komisyonun en önemli işlevlerinden bir tanesi asimilasyona teorik zemin hazırlamak için araştırmalar yapıp yayımlamak olmuştur. Örneğin Baha Said Aleviler hakkında bir araştırma yapar ve bugünde Alevilerin ve devletin çok kullandığı “asıl Türkler Alevilerdir, onlar bozulmamış Türklerdir” teorisini ilk kez ortaya atar.[4] Yine bu komisyonun yayınlarından ilginç bir kitap çıkar. Kitabın adı “Kürdler-Tarihi ve İçtimai Tetkikat-”tır. [5] Yazarı, kitabın üstündeki bilgiye göre Dr. Friç adında biridir ve kitap “Berlin Şark Akademisi” tarafından yayımlanmıştır. İlk bakışta hiçbir sorun yoktur, hatta dönemin bazı Kürt aydınları, Kürtlerle ilgili bir kitabın devlet tarafından yayımlanmasından çok memnun bile olmuşlardır. [6] Ancak kitabın giriş bölümü ve içinde yer alanlar okunduğunda, çok da memnun olunmaması gerektiği gerçeği ortaya çıkar. Çünkü kitap; Kürt diye bir milletin aslında olmadığı, zaten tarihte hiçbir ciddi rollerinin bulunmadığı hatta kendilerine ait bir dillerinin bile olmadığı gibi tezleri çok incelikli bir dille savunur. Böylelikle İ.T.C.’nin Kürtleri asimile etme politikası için teorik bir zemin hazırlanmış olacaktır. Kitapla ilgili bugün bildiğimiz bir başka gerçekse; aslında Dr. Friç diye biri de yoktur ve kitabı aslen bir emniyet görevlisi olan Habil Adem ya da asıl adıyla Naci İsmail Pelister yazmıştır. Ancak kitap ciddiye alınsın diye de bir sahtekarlık yaparak Batılı birinin ismiyle “Berlin Şark Akademisi” gibi ciddi ve dikkate değer bir kurumun ismini vererek sanki batıda yazılmış tarafsız bir kitapmış gibi kamuoyuna sunmuştur. “Başta Almanya olmak üzere Avrupa’daki bilim çevrelerinde araştırdık ki, böyle bir bilim adamı ya da orientalist (şarkiyatçı, doğubilimci) yok. Sonradan öğreniyoruz ki, Dr. Friç denen kişi, gerçek adı Naci İsmail (Pelister) olan-söz yerindeyse- bin bir adlı Osmanlı Milli Emniyet görevlisi Arnavut kökenli İttihatçı bir sahtekar… Belirlenen kadarıyla, İttihad güdümlü bu tür düzmece kitaplarında şu takma isimleri kullanmış: Habil Adem (mütercim sıfatıyla), Dr.Friç, Frayliç, Prof. Cons Mol, Prof. Johns Moul, Bokkert, Prof. Vayt, Prof. Libah (Habil’in tersten okunuşu), Tebrizi Naci İsmail ve nihayet Naci İsmail. Bunlar belirleyebildiklerimiz. Kim bilir daha belirleyemediğimiz kaç isim kullanmıştır.” [7] Peki kimdir bu adam?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naci İsmail Pelister ya da Habil Adem Kimdir (?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habil Adem hakkındaki bilgiler çok karmaşık ve tartışmalıdır. Bir çok takma isim kullanan ve kimliğini çoğu kez gizleyen Habil Adem hakkında çok değişik ve doğruluğunu ispatlamanın zor olduğu farklı rivayetler mevcuttur. [8]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği kadarıyla aslen Arnavut’tur. Doğumu ve ailesi hakkında pek fazla bilgi yoktur. Babası büyük ihtimalle “alaylı” bir askerdir. Eğitimi için, kendisi; elektrik mühendisi olmak için Almanya’ya gittiğini, felsefe doktoru olarak geri döndüğünü, Almanca, İngilizce ve Fransızca bildiğini söylüyor. Eğitimini tamamlayıp İstanbul’a döner ve burada Mevlanzade Rıfat’ın “Serbesti” gazetesinde gazeteciliğe başlar. Ardında 31 Mart vakası meydana gelir ve Mevlanzade Rıfat bu olaydan sorumlu bulunanlar arsında yer alarak 10 yıl sürgün cezasına çarptırılır. Bu durumdan dolayı gazete kapanır, Habil Adem de işsiz kalır ve yabancı dil bilmesi nedeniyle Devlet Emniyet Teşkilatı’nın tercüme bölümüne alınır. [9]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habil Adem’in bu dönemde yaşadıkları biraz karışık ve belirsizdir. Hatta bir iddiaya göre: Habil Adem’in başı bir kitap yüzünden derde girer. Buna göre “Londra Konferansındaki Mes’elelerden: Anadolu’da Türkiye Yaşayacak mı? Yaşamayacak mı?” Muharriri: Profesör Cons Mol, Mütercimi: Habil Adem, İkbal Kütüphanesi. Şeklinde bir kitap yayımlanır. “…Kitabın yayınlanması üzerine alman elçisi Talat Paşa’ya gelmiş, Almanya’da bu adla bir profesörün bulunmadığını, bu adla bir kitabın yayımlanmadığını ve Almanya’nın bu (kitaptaki) tezi benimsemediğini ve yazar (çevirmen) hakkında kovuşturmaya geçilmesini bildirmiş. Bunun üzerine Talat Paşa Habil Ademi çağırtmış, durumu ondan sormuş, Habil Adem de bu profesörün Alman olmayıp bir Macar olduğu ve bu tezini kitap halinde değil, Budapeşte’de konferans olarak verdiğini ve kendisinin bu konferansı izleyip notlar aldığını söylemiş. Talat Paşa bu yalana kanmış gibi görünmüş ve Habil Ademe Türkiye’den kaçıp gitmesini, bu suretle Osmanlı-Alman ilişkilerinde bir anlaşmazlığa meydan verilmemesini önermiş. Bunun üzerine Habil Adem İtalya’ya gitmiştir.” [10] Ancak yine bir iddiaya göre, Habil Adem burada da rahat durmaz “Habil Adem İtalya’da parasız pulsuz bir durumdadır. Para sağlama çarelerini araştırır. O tarihlerde Arnavutluk’un bağımsız bir devlet olması çabaları vardır. Almanlar ve İngilizler ayrı ayrı güvendikleri kendi adamlarını Arnavutluk’a kral yapmak istemektedirler. Ayrıca Mısır Hidivi (eyalet valisi) Abbas Halim Paşa da Arnavut kralı olma hevesindeydi. Habil Adem, Abbas Halim Paşa’nın bu isteğini bildiği için bundan faydalanmayı ve para sızdırmayı planlar. Planı özetle şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abbas Halim Paşa Kavalalı Mehmet Ali Paşa soyundandır. Arnavutluk’un son kral ailesi Kastrot ailesidir. Bu aile Fatih Sultan Mehmet’in Arnavutluk’u Osmanlı İmparatorluğu’na kattığı dönemde krallık eden ailedir. Şayet Kavalalı ailesiyle Kastrot ailesi arasında bir bağlantı kurulacak olursa bu taktirde Abbas Halim Paşa Arnavutluk tahtına tek ve gerçek mirasçı olmuş olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu planı uygulayabilmek için Kastrot ailesinin soy ağacını Kavalalı’ya bağlayan bir belgeyi soyağaçlarını hazırlayan bir kilise arşivine sokmak gerekmektedir. Habil Adem bu planını Abbas Halim Paşa’ya iletiyor ve ondan gerekli masrafları sağladığı takdirde bir ceylan derisine bu soy ağacını yazdırıp, Roma’da bir Katolik kilisesi arşivine sokabileceğini bildiriyor. Abbas Halim Paşa’dan uygun cevabı ve gerekli parayı alınca Katolik kilisesi arşivine bu belgeyi (!) oranın papazıyla anlaşarak koyuyor. Daha sonra Habil Adem kilise arşivinde yaptığı bir araştırmada (!) bu belgeyi buluyor. Kamuoyuna sunuyor. Böylelikle Mısır Hidivi’nin Arnavutluk tahtının tek ve gerçek mirasçısı olduğu doğrulanmış oluyor. Bu belgenin ortaya çıkışı politika dünyasını karıştırıyor. Talat Paşa bir anlaşmazlığa meydan vermemek için Habil Adem’i yurda çağırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abbas Halim Paşa kendini kurtarmak için Habil Adem’in bu girişimiyle bir ilişkisi olmadığını, Habil Adem’in bunu kendiliğinden yaptığını iddia ediyor ve “Derreddi Müfteriyatı Habil Adem” (Habil Adem’in iftiralarının reddi hakkında) isimli bir kitap yayınlıyor.” [11]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar ve bunun gibi Habil Adem hakkında anlatılan hikayelerin ne kadarı doğru ne kadarı abartı ya da uydurma bilinmiyor ancak Habil Adem bizzat kendi ağzından sahte isimlerle kitap yazdığını, kendisini çevirmen gibi gösterdiğini itiraf ediyor. “… Öyle ki, on sene evvel neşrettiğim muhtelif eserlerde müdafii olduğum noktayı nazarların birer birer hakikate inkılâb etmiş olduklarını görüyorum. O zamanın tehlikeli ve kararsız hükümeti karşısında, yeni kanaatlerin, yeni tarz telakkilerin neşri güç idi… Vaziyeti çok düşündüm, bir çok suret-i hal tasavvur ettim ve en nihayet kendi şahsımı ortadan çıkarmaktan başka bir çare bulamadım O zaman, kendi eserlerimi muhayyel birer Avrupa muharririne atf eyledim. Efkar-ı umûmiyenin taht-i tesirinde kaldığı bi’l-fi’l sabit olan on iki eser neşrettim. Hepsinde de ben bir mütercim vaziyetinde idim. Mütercimin efkâr (fikir) üzerinde ne tesiri olabilirdi? Hiç!.. “ [12]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habil Adem İ.T.C.’li yıllarda önemli görevlerde yer alır ve anlaşılan Talat Paşa’nın özel adamı olarak çeşitli görevlerde bulunur. Örneğin yeni kurulan “Aşair ve Muhacirîn Müdüriyet-i Umûmiyesi” içinde hemen görevlendirilmiştir. Habil Adem’in buradaki görevi aşiretler masasının Türkmenler bölümüne bakmaktır ki burada da yine Avrupalı iki bilim adamının ismiyle Türkmen aşiretleriyle ilgili bir kitap yayınlar ancak bu kitapta adını hiçbir şekilde kullanmaz. Ancak Uydurma yabancı isimler hiç de yabancı değildir. Buna göre “Türkmen Aşiretleri” adlı bu kitabı Dr. Frayliç (Dr.Friç’e ne kadar da benziyor) ve Mühendis Ravlig yazmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I. Dünya Savaşı’nın kaybedilmesi ve ardından İttihatçıların birer birer yakalanarak Divan-ı Harpte yargılanması sürecinde Habil Adem kendisi hakkında da dava açılacağını öğrenir ve İran’a kaçar. Tahminen 1922’de tekrar İstanbul’a döner. Cumhuriyet döneminde resmi bir işe giremeyen Habil Adem daha çok yayıncılık, dergicilik gibi işler yapar. 1930’lu yıllarda Arif Oruç’un çıkarttığı “Yarın Gazetesi”nde yazılar yazdığı gibi yine Arif Oruçla birlikte bir parti kurma teşebbüsünde de bulunur. Ancak gazetenin baskılara dayanamayıp kapatılması sonucu bu macera da biter. Bu arada yine adı sayısız dolandırıcılık olayıyla ve netameli işle ilgili olarak anılır. [13] Habil Adem’in ölüm yılı hakkında da tam bir netlik yoktur. 1938-1940 yıllarında ölmüştür diyenler olduğu gibi , [14] Habil Adem’in 1948 yılında o dönemin CHP muhalifi dergilerinden olan, Necip Fazıl’ın çıkardığı Büyük Doğu’da yazılar yazdığını belirterek ölüm tarihinin muhtemelen bu tarihten sonra olduğunu söyleyenler de vardır ki bu düşünce daha doğru görünmektedir. [15]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdler (Tarihi ve İçtimai Tetkîkat) Kitabı Hakkında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap; 1918 yılında Aşair ve Muhacîrin Müdüriyet-i Umûmiyesi neşriyatının üç numaralı kitabı olarak yayımlanmıştır. Kürtlerin kökenini inceleyen bir giriş yazısından sonra kitapta: “Kürd Aşiretleri”, “İran Kürdleri”, “Bugünkü Türkiye Hududu Dahilinde Bulunan Kürt Aşiretleri”, “Musul Vilayeti Kürdleri”, “Mervan Beyleri”, “Fazluye Prensleri”, “Küçük Luristan Prensleri”, “Hısn-ı Keyf Beyleri”, “Baban Beyleri”, “Bitlis Hakimleri” gibi onlarca küçük bölümden oluşmaktadır. Ancak kitabı yazan kişinin yaklaşımını çözmek açısından giriş bölümü büyük önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kitabın yazarı Kürtlerin aslında Türk kökenli olduğunu söylerken ve asimilasyona teorik bir zemin hazırlarken çok incelikli bir dil kullanmıştır. Örneğin doğrudan Kürtler Türk’tür diye bir şey söylememiştir. Zaten bu, kitabın yayımlandığı dönem düşünüldüğünde söylenmesi ve insanlara kabul ettirilmesi çok güç olacak bir tezdir. Bu döneme baktığımızda ortalıkta, İstanbul gazetelerinde yazan, İttihat ve Terakki’nin içinde bulunan veya bir zamanlar kurucuları arasında yer almış, Kürtçe-Türkçe gazete çıkaran ve Kürt kimliği ile tanınan bir çok önemli insan vardır. Kürt varlığı bu dönemde tartışılması bile imkansız olan bir gerçektir. Bu dönemi anlamamıza yardımcı olacak en iyi örnek belki de şu olabilir: II. Meşrutiyet’ten sonra kurulan derneklerden biri olan “Türk Derneği” toplantı yeri olmadığı için toplantılarını “…Beyoğlu’ndaki sabit ikametgâha geçilinceye kadar Darülfünun, Yeni Gazete İdarehanesi ve Kürt Kulübü gibi yerlerde…” yapmıştır. [16] Yani bu dönemde yaşayan ve kendini Türkçü olarak tanımlayan biri için de Kürt kimliği meşru ve gayet normal karşılanacak ayrı bir kimlikti. Bu nedenle “Kürdler” kitabının yazarı Habil Adem gayet usturuplu bir dil tutturarak Kürt kimliğini silmeye ve Türkleştirmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar öncelikle bazı iddialarda yer aldığı gibi Kürtlerin asla Arap, Gürcü ya da Kafkas ırkından olmadığını “kanıtlayarak” başlar işine. Ardından: “Kürdler’in bir devr-i tarihleri olmadığı için milli bir (hars-culture) ları da yoktur. Ve âdedleri zabt edilmemişdir. Yalnız Şeref Name sahibi, (Şeref han-ı Bitlisi) vardır ki bu zat Kürdler’in yegane müverrihidir.” Diyerek Kürtlerin tarihi ve kendine özgü bir kültürü asla olmayan bir millet olarak tanıtır ve devam eder. “Bu lisan, kavaidine nazaran, “Hindu-Avrupai” şubesine mensub ve eski Farsi lisanın esasıyla bu günkü ve Şah Abbas zamanındaki İran lisanı arasında kalmış gibi görünüyor. Buna binaen, tam bir millet lisanı olmaktan ziyade muhtelif tesirat altında kalmış bir lisan addolunabilir. Bilhassa şayan-ı kayıddır ki, Kürd kabileleri arasında müşterek olan kelimeler, Kürd, Pehlevi, Zend, Kadim Farsi kadim kelimeleri değildir. Belki Türk, Türk-Arab (Türkçe’deki Arab kelimeleri) yeni Farisi ve Şah Abbas devrine aid Farsi kelimelerdir.” Yani aslında tarihi, kendine özgü bir kültürü olmadığı gibi, Kürtlerin kendine özgü bir dilleri de yoktur, bu dil zaten bir millet dili değildir, İran, Arap, Türk etkisinde kalmış ve bunların karışımı olan bir dildir. [17]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…Yalnız, Asur salnamelerinde ne Eksanafon’un (Gurdi-Gordy) ve ne de sair şark müverrihlerinin “Kürd” kelimesine tesadüf edilmiyor. Asur hükümeti böyle isimde bir millet tanımıyor… Bu cihet, “Kürd” isminin bir millet ismi olması nazariyesini çürütür ve sonra Doktor Siyc’in kaydettiği: “Şayan-ı dikkatdir ki, kahramanlığa ait şarkılarda, kahramanın ismi zikredilir ve milleti tasrih edilmez. Hiçbir şarkı yokdur ki “Kürd kelimesi bulunsun” ciheti de iddiamızı kuvvetleştirir.” Petersburg akademisi, bu babdaki tetkikatını bu suretle hülasa ediyor: “Kürd kelimesi ‘Hindu-Avrupai’ lügatinde mevcut değildir.” Her şey ne kadar açık değil mi? Zaten tarihi hiçbir belgede de Kürt diye bir isme rastlamıyoruz ve zaten yabancı bilim adamları da (muhtemelen uydurma bilim adamları) tarihte Kürt diye bir ismin var olmadığını söylüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtlerin tarihte hiçbir yeri olmayan, kendilerine ait dilleri ve özgün bir kültürleri olmayan dolayısıyla aslında Kürt diye bir şey olmadığını “ispatladıktan” sonra, yazarımız yavaş yavaş lafı getirmek istediği noktaya getirir. “Biliyoruz ki Asuriler zamanında bugünkü Kürdistan’da (Lurdehu) namında Turanlı bir hükümet var idi. Ve bittabi, bunlar da Cengiz’in kullandığı “Kürt” kelimesini isti’mal etdikleri ve Kürd aşiretleri, bu mahalle geldikleri zamanda bu kelimenin zeban-zed olduğu tasavvur olunabilir. Binaenaleyh bu tabir, (Lurdehu) beylerinin unvanıydı ve Kürdler efendilerinin yerlerini işgale başladıkları veyahut ilk geldiklerinde bu hidmet-i mühime gördükleri zaman (Kürd) ismini almışlardır. Bu, en yakın bir nazariyedir. Yeni müverrihlerin hemen hepsi de bu nazariyeyi kabul edebiliyor. Bu suretle de “isim” ile menşe arasında bir münasebet bulmak mümkün oluyor. Doktor Siyc “Kürd” kelimesinin “Lurdehu” kelimesinden müştek addediyor ki, bu da mühim bir iddiadır.” Her şey artık aydınlanmıştır. Kürt kelimesi aslında Lurdehu kelimesinden gelmiştir. Lurdehular da ilk çağlarda Anadolu’da yaşamış Turani yani Türk kökenli bir devlettir dolayısıyla da Kürtler aslında Turani kökenli olan bir halktan gelmişlerdir. Zaten yazara göre yeni tarihçilerin hapsi de bu teoriyi kabul ediyorlarmış. Görüldüğü gibi Habil Adem lafı döndürüp dolaştırdıktan sonra Kürtlerin Türk kökenli olduğunu da ortaya atıvermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kez Habil Adem tarafından ortaya atılan bu görüş bu dönemde pek ciddiye alınmamış hatta yukarıda belirttiğim gibi bazı Kürt aydınları tarafından, Kürtlerle ilgili kitap çıkıyor diye olumlu bile karşılanmıştır. Ancak Habil Adem’in bu kitabının “kıymeti” 1925’ten sonra anlaşılır. Cumhuriyet döneminin ilk büyük Kürt isyanı bastırıldıktan sonra, Kürtlerin asimile edilmesi ve Türkleştirilmesi gündeme gelir ve bu uydurma kitap, bu konudaki başyapıt olarak Kürtlerin Türk olduğunu, dillerinin aslında toplama bir dil olduğunu söyleyen herkesin temel dayanağı haline gelmiştir. 1926’da çıkan ve açıkça Kürt diye bir milletin olmadığını Kürtler’in aslında Türk olduğunu söyleyen ilk kitaba baktığımızda tüm temel tezlerini buradan aldığını rahatlıkla görebiliriz. [18]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt tarihi açısından önemli bir dönüm noktası sayılabilecek Habil Adem’in “Kürdler” kitabının giriş bölümünün günümüz harflerine çevrilmiş ve sadeleştirilmiş halini okuyuculara sunuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşâir ve Muhacirîn Müdüriyet-i Umumiyesi Neşriyatından: 3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜRDLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muharriri: Doktor Friç&lt;br /&gt;Berlin Şark Akademisi Tarafından Neşr Edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tab ve Nâşiri&lt;br /&gt;Kütübhane-i Sâdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Bâbıâli Caddesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1334&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Matbaa-i Orhaniye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜRDLERİN MENŞE’İ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdler’in menşei hakkında muhtelif nazariyyeler vardır. Bu nazariyyelerden bizce kabule şâyân olanları bu gün ki tarihi nazariyyelere muvâfık olan ve daha ziyade Kürdler’in canlı müesseselerinden muktebis bulunanlardır. Bu hususda bize en ziyade yardımı dokunabilecek müesseseler ise milli hurâfeler, lisan, edebiyat, dindir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Hurâfeler: Kürdler’in milli hurâfâtını ikiye taksim etmek lazımdır. Bunlardan bir kısmı İslamiyet’ten evvelki devirlere aittir. Diğer kısmı da İslamiyet’i kabul devirlerinin eseridir. Birinci kısım hakkındaki ma’lûmât, Babil ve Ninova harabe ve taşlarından iktibâs edilebilir. Fakat bu hurâfâtın halk arasında da birer şekline tesadüf etmek mümkündür. Fi-l-hakika, Şark kavimleri İslamiyet’i kabul eder etmez, Arab müverrihlerinin bir takım indî nazariyatına kurban oldular ve İslam milletlerinin hepsi de menşe’lerini İslamiyet dahilinde, Arab aileleri içinde aramak mecburiyetinde kaldılar. İranilerden başka hiçbir şarklı Müslüman millet yoktur ki, İslamiyet alakasıyla Arablığı menşe’ tanımasın! Kürdler de aynı neticeyi kabulde muztarr kaldılar. Bu sebebledir ki Kürd ihtiyarları, kendilerinin Arab nesline mensub olduklarını iddia ederler. Fakat İslamiyet nazariyyatının kabul edemeyeceği bir nakil vardır: ez- cümle Kürdler’in bir yılana taabüdd ettikleri ve gerek Arab gerek Acem muhaccimelerine mukabil bu yılanın muhafaza edildiği, Acem ve Arablar’ın istilalarını müteakibde mâbud yılanın himaye olunduğu ve buna her gün iki insan beyni verildiği hikaye ediliyor. Rusya Hariciye Nezareti şark Akademisi memurlarından “İtalinski” bu ciheti kayıt ederek diyor ki: “Kürdlerin bu hurâfeleri şayan-ı dikkatdir. Zira İslamiyet devrinde yılan mâbud olamaz. Binaenaleyh, bu macera daha eskidir ve muhacimler de Arablar değildir. Belki, Asuriler veya ‘Sümer, Akad’ lar dır. Sonra Kürdlerin Arab olduklarını gösteren esaslı bir Kürd hurâfesi yoktur. Binaenaleyh Arab menşei Kürd vicdanında o kadar kuvvetli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten Arap menşei meselesini ortaya atanlar (mürevvec-üz-zeheb)) sahibi İslam müverrihlerinden Mesudi ve (bürhân-ı kati’) sahibi ebu İshak-ül Farisi gibi İslam müverrihleridir. Arab nesebi meselesinin hakkıyla ruh-i milletde yerleşememesi de bunun neticesidir. Yalnız, bazı Kürd hocaları bu fikri ara sıra tekrar ederek neşr etmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürd ahalisi arasında mevcut bir diğer kanaate göre Kürdler Nuh’un oğullarıdır. Bu nazariyye, Kurûn-ı ûlâda yaşayan her milletde vardır. Türkler, İraniler, Yunaniler, Palajlar, Arablar, Museviler, Kürdler, Çerkesler hap bu nazariyyeyi serd ediyorlar. Yalnız, Yunaniler arasında isimlerde ihtilaf vardır. Fakat tedkikat-i âhireden anlaşılmıştır ki, tufan-i Nuh bir mebde-i tarih olarak kabul olunmuş bir nazariyedir. Kurûn-ı ûlâ ve belki de kabl-et-târih medeniyetleri, bu nazariyyeyi kabul ederek etrafa yaymışlardır. Zaten, bu nazariyye beynelmileldir. Milli kıymete haiz değildir. Binaenaleyh Kürdlerin milli bir an’anesi olamaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı Kürd masallarından istihrâç edilmiş bir hurâfe daha vardır. Kürdler, cenûb cihetlerinden, ovalardan bu dağlık araziye gelmişler ve buradaki yaylarda yerleşmişlerdir. Esasen ova halkı olan Kürdler, bu tazyik üzerine dağlı olmuş, fakat hayatlarını mevsimlerin tehâlüfüne göre tanzim etmişlerdir. Kembriç Darülfünun muallimlerinden Asur yazısı mütehassısı doktor (Sayc) bu nokta-i nazarı Asur taş levhaları mündericâtıyla mukayese ediyor. Ve âtideki neticeyi çıkarıyor: Bu hurâfe Kürdlerin bir takım esirler olduğunu gösterir. Asuriler bunları İran’ın merkezi cihetlerinden Kürdistan dağlarına sevk etmişlerdir. Zira Asur hükümeti zamanında bu gün ki Kürdistan’da (Luhurdu- ya da Lohurdu) namıyla bir hükümet-i Turaniye var idi. Asur salnameleri bu hükümetin pek kuvvetli olduğunu ve Asur hükümetini tazyik ettiğini kayıt ederler. Buna binaen, Romalıların, Sırpları Balkanlara getirdikleri gibi Asuriler de Kürdleri bu kıtaya sevk etmişler ve bu suretle de istila ettikleri (Luhurdu) hükümetini munkarız etmeğe muvaffak olmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, bu kanaat Kürd ahalisi arasında mevcut değildir. Binaenaleyh bu da milli bir kıymeti haiz olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kürd” kelimesiyle “Gürci” kelimeleri arasında münasebet-i lafziye meselesi de vârid olabilir ve bu halde Kürdlerin Kafkas aileleri ile münasebetleri de düşünülebilir. Fakat bu babda hiçbir kayıt yoktur. Bil netice bu hurâfe de meçhuldür ve aynı zamanda Kürd maâşir-i vicdanında yaşayan bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Kürd masallarında başka hurâfeler de vardır. Fakat şâyan-i dikkattir ki, bu hurâfeler uzak bir maziye ait bir şey nakil etmezler. Milli hayat kısmında mufassalan gösterileceği üzere, bütün bu masallar mahdud bir daire dahiline inhisar etmektedir. Sonra bu masallar içinde muazzam bir hükümet hayatı, zafer gururu, müstakil milletlere mahsus büyük fikirler, hukûki, ahlâki, bedii hususiyetler bulunamaz. Mevzular, münferid bir kabile hayatına aitdir. Ya büyük Şark milletlerinden birinin istila devrine ait münferid bir macera veya bir şahsın sergüzeştidir. Bu masallar, Kürdlerin şahsiyetleri hakkında iyi bir fikir verebilir. Fakat menşeleri hakkında hiçbir kati netice gösteremez. Sonra, bu masallar da Arab nesebi veya sair bir diğer millet nesebi mevcut değildir. Kürd, kendisini Kürd biliyor, kabilelerin şarkıları, çalgıları, hayatlar ve düşünceleri de Kürdlük kanaatine göredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu neticeden anlaşılıyor ki, Kürdlerin böyle bir tarihi mebde’leri yoktur. Yalnız şu ciheti kayıt edelim ki, biz İslamiyet’den evvel ki devri murad ediyoruz ve tarihi mebde’ de o zamanlara ait olursa, bir kıymeti haiz olabilir. Kürdler İslamiyet’i kabul ettikleri zaman bazı tarihi devirler geçirmişlerdir. Fakat zikredileceği üzere, bu devirlerin bir kıymet-i müstakilesi yoktur ve Kürdler’de müstakil bir vicdan teşkil edememişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din: Kürdler, ekseriyetle İslamiyet’i kabul etmişlerdir. Fakat İslamiyet’i kabul etmeyen Kürdler de vardır. Bunlar gayet az ve daha ibtidâî bir hayat yaşayan bir takım kabilelerdir. Bunlar İran’daki Mecusilere benzerler. Nasıl ki eski İran medeniyetinin hakiki varisleri olan bu Mecusi İranileri, bugünkü Acem “enmûzec-Type” i ad edemiyorsak, bu Mecusi Kürdleri de asıl Kürd enmûzeci kabul edemeyiz. Bunların ikinci derecede bir ehemmiyetleri vardır ve be-heme-hâl temsil etmek, ekseriyetin vicdan-ı ictimiyâiyyesı dahiline girmek mecburiyetindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslamiyet, Kürdler arasında şekl-i aslisini muhafaza edememiş ve milli adetlerden pek çok müteessir olmuştur. İslam Kürdlerde, bu gün iki mühim şube vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Sünni Kürdler&lt;br /&gt;2. Şii’ Kürdler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki büyük şube Türkiye, Kafkasya ve İran Kürdleri arasında müteaddid aşiretlere maliktir. Fakat ekseriyet üzere, Sünniler Türkiye dahilindedir. Bunlar da bir takım tarikatlara münkısımdır. Bilhassa, Kadiri ve Rufai gibi daha fazla salâbet-i dîniyyeyi icab ettiren tarikatlar pek müteammimdir. Aşiretler arasında Yezidilik, Kızılbaşlık ve eski “Mazdeizm” nazariyyatına müstenid bir takım tarikatlar görülmüştür. Fakat Sünni mezahib aşiretler daha çoktur. Kürd milli vicdanı İslamiyet’i aynıyla değil, kendi zevkine uygun bir tebdil ile kabul etmişdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binaenaleyh Kürdler İslamiyet’e milli bir kıymet vermişler ve İslamiyet’in kıymetini kendi adetleri dahilinde takdir etmişlerdir. Kürdlerin İslamiyet’e bu hususiyeti nasıl verebildikleri garip bir keyfiyettir. Çünkü İslam milletleri içinde Arab tesiratından kurtulan İranilerden başka bir millet yok gibidir. Şiilik, Arab medeniyeti önüne İran medeniyetini ikame etdi. İran’ın mazisi buna müsâid idi. Fakat Kürdler, bu kuvveti nereden alabiliyorlar? “Malkolm” bunu şu suretle izah ediyor: Kürdler, Şiilerle Sünnilerin muharebe sahalarında yaşıyorlar ve galiblerin tesiratına tâbi olarak, muhtelif cereyanlara sürükleniyorlardı. Bu sebeble İslamiyet’den evvelde, münferid aşiretler halinde yaşayan Kürdler, muhtelif hükümetlerin; İranilerin, Romalıların, Türklerin, Bizanslıların idareleri altında müteferrik bir halde kalmışlardı. Binaenaleyh Kürd milleti, müteferrik ve her aşiret, bir hususiyeti haiz idi. Bunun içindir ki İslamiyet’in tarzı aynı şekilde değildir. Çünkü aşiret hayatında an’aneler pek kuvvetlidir. Bu hayat, din gibi âlem-şümûl nazariyyat ile ülfet edemez. Sonra, daire-i hayatda mahduddur. Hareketlerinin hiçbir kayda, murakabeye tabi olmaması da aşiret halkına yüksek lâ-yüs’sel bir serbesti verir. Bu halk, istediği şekilde hareket eder. İstediğini yapar, istediğini reddeder. Küçük ve sahipsiz hududu dahilinde bir vâzı-ı kanûn gibidir. Kürdlerin milli an’aneleriyle İslamiyet’i mezc edebilmelerinin sebebi budur. Burada mühim bir noktayı işaret edelim: İslamiyet hüsn-i rıza ile kabul edilmemişdi. Kürdlerin geşt ü güzâr etdikleri mahallerde İslamiyet intişar ediyordu: Bittabi, bir Arab istilası tazyiki var idi. Bu tazyik, Kürd aşiretlerine de tesir ediyordu. İşte bu mecburiyet, İslamiyet’in kabulünü icab eddirdi. Fakat her aşiret münferid ve hulûli mümkün olmayan bir alem idi. Bunlar istedikleri şekilde bir İslamiyet tesis etdiler ve bilahare şark, İslam muharebelerinde müteessir oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir aralık bütün Kürdler Şiiliği kabul etmişlerdi. Fi-l-hakika Şiilik de ecnebi bir müessese idi. Fakat Şiilik altında aşiret adetleri ibka edilebiliyordu. İslamiyet kendi prensipleri dahilinde münakaşa ediliyor ve bu suretle dinin esası baki kalıyordu. Yalnız din ile beraber getirilen adetler:- Arab kanunu, Arab hissiyatı- reddediliyordu. Kürdler bu mücadelede kazanıyorlardı ve bugün de Kürd aşiretleri bu sayede kurtulabilmişlerdir. Buna binaen, İslamiyet Kürd hurâfâtına esaslı bir tesir icra edememişdir. Ve tıpkı İran hurâfâtı gibi, Kürd hurâfâtı da istiklalilini muhafaza edebilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız Türkiye’deki Kürdler arasından, bir şehirli sınıfı teşekkül etmeye başlamışdır. İran ve Kafkas Kürdleri, böyle bir şehir hayatına girmemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeref Han’ın İddiası: Kürdler’in bir devr-i tarihleri olmadığı için milli bir (hars-culture) ları da yoktur. Ve adedleri zabt edilmemişdir. Yalnız Şerefname sahibi, (Şeref han-ı Bitlisi) vardır ki bu zat Kürdler’in yegane müverrihidir. Fakat bu zat tarihinde, İran tesîrat-ı târihiyesinden kurtulamamış ve daima İran müverrihlerinin nazariyyatına istinâd ederek Kürdlerin İran ahalisinden olduğunu iddia eylemiştir. Mûmâ-ileyhün iddiasına göre Kürdler (Yehu Desb) –Dehak ismiyle meşhurdu– zamanında hicret ederek, Kürdistan dağlarına çıkmışlardır. Sebeb-i hicret olmak üzere de hükümdar Yehu Desb’in zulmünü gösteriyor. Bu hükümdar, her gün iki insan beyni yiyormuş, fakat aşçıları vatandaşlarını öldürmek istemediklerinden, insan beyinleri yerine kuzu beyni vermeye başlamışlar ve kurbanlık insanlar da, birer birer Kürdistan dağlarına firar etmişler ve orada Kürd neslini tesis eylemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nakil, İran tarihine aid bir fasıldır. Firdevsi’nin Şehname’sinde de aynı şekle tesâdüf ediliyor. Kürdler bu hükümdarın halli zamanına tes’îd ediyorlar. Her sene Ağustos’un on birinci günü, (Demavend) şehrinde bir merasim yapılıyor ve buna&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İd-i Kürdi” veya “mürevvec-üz-zeheb” sahibi (Mesudi) nin kavline göre de “el mihr-i cân” bayramı ismi veriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada İranlılar ile Kürdler arasında bir münasebet izleri görülüyor. Bu münasebetin hali için muhtelif nazariyyeler serd edilmişdir. İngilizce “İran Tarihi” muharriri (Sir J. Malcolm) bu rivayetin âdi bir istibdad timsali olduğunu ve Kürdler’in İranlılardan aldıklarını iddia ediyor. Halbuki Alman müverrihlerinden (Hammer) diyor ki “Bu , Kürd nesli hakkında yegane tarihi bir fıkradır. Fakat bu fıkrayı şu suretle halletmelidir. Yezidilik ile Şemsilik İran dinlerinden idi. Bunlardan şemsilik İran’da, asıl Yezidilik de Kürdistan’da intişâr etmşdi. Halbuki Yezidi Kürdleri İran’dan geldiklerini görüyoruz. O halde, şu nazariyye tezahür ediyor. İran’da (Ehrimen)e ibadet eden bir kısım halk, (Hürmüz)e ibadet edenlerin yanından ayrılmaya mecbur olmuş ve bir müstemleke halinde Kürd dağlarına gelmişlerdir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat diğer müverrihlerin tedkîkatı Dehak meselesini kâbil-i münâkaşa bir şekle koyuyor. Kürdler, Dehak zamanında hicret ettiklerini kabul ediyorlar. Dehak’ın ise İranlı olduğu kanaati hemen yok gibidir. Eski müverrihler bu hükümdarı Suriyeli, Arab, Keldani addediyorlar. Yeni müverrihler ise bu hükümdarın Asur hükümdarlarından biri olduğunu kabul ediyor. Zaten Firdevsi’nin, zaman-ı hükümetini bin sene göstermesinden anlaşılıyor ki, Dehak bir hükümdar değil, bir aile idi ve bin sene kadar İran’ı istilası altında bulundurmuştur. Bu devirde bazı İran kabilelerinin şimal tarafından iskan edildiği vârid olabilir. Zira şimalde de bir hükümet var idi. Ve bu hükümet Asurileri taciz ediyordu. Şerefname hibir zaman Kürdler’in müttehid bir idare teşkil edemediklerini kabul ediyor. Bu neticeden de şu istihrâc edilir: Kürdler muhtelif zamanlarda muhtelif aşiretler halinde Kürdistan dahiline sevk edilmişler ve daima da bu halde kalmışlardır. Bu ciheti, (Şerafeddin-i Bitlisi) bila-itiraz kabul etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lisan ve Edebiyat: Lisanlarına nazaran, Kürdler’in “Ari” ırkına mensub oldukları anlaşılıyor. Fakat bu lisanın şekli meselesi de tamamıyla halledilememişdir. Zira, bu gün Islavca söyleyen eski Türk Bulgarlar, Romence söyleyen eski Palajlar, Almanca söyleyen eski Rusyalılar, İngilizce söyleyen eski Normanlar, Arapça söyleyen eski Berberiler, Mısırlılar ve kadim Asuriler vardır. Küçük ve mazileri mübhem milletler için lisanın bir ehemmiyeti kalmamıştır. Petersburg akademisi tarafından neşr edilen “Kürdçe-Rusça-Almanca Lügat” kitabında “8307” kelime vardır ki bu kelimeler âtideki kısımlara tefrik edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lisan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aded- Kelimât&lt;br /&gt;Pehlevi (eski) 370&lt;br /&gt;Zend 1240&lt;br /&gt;Türk(eski Türkmen) 3080&lt;br /&gt;Ermeni 220&lt;br /&gt;Arab (Yeni lisandan) 2000&lt;br /&gt;Farisi (Yeni edebiyattan) 1030&lt;br /&gt;Asıl Kürd 300&lt;br /&gt;Çerkes (eski) 60&lt;br /&gt;Kürdçe (eski lisandan) 20&lt;br /&gt;Keldani 108&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu listede en büyük yekunu iki lisan teşkil ediyor:&lt;br /&gt;Türk şubesi: 3080 kelime&lt;br /&gt;İran şubesi: 370+1240+1030 = 2640 kelime&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arab şubesi de mühim gibi görünüyor. Fakat hakikatde öyle değildir. Zira buradaki Arab kelimeleri dini ıstılahat ve bir takım ilmi kelimelerdir ki Türk aşiretleri arasında müsta’mil değildir. Sonra, melul, melus, mülhem, tahammül, tahvil, işgâl, iğfâl, vesaire şeklinde olan Arab kelimeleri, Arab lisanıyla alakasını kesmiş, Türk lisanına girmiştir. Zira bunların manâlarında ve suret-i isti’mâllerinde pek ziyade tehâlüf vardır. Ve bu kelimeleri, Türk lisanını tahsil eden Kürdler söylemektedir. Binaenaleyh bu gibi Arab kelimelerini de Türk şubesine ithal etmek lazımdır ki bu suretle Türk şubesi pek yüksek bir yekûna bâliğ olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin, Kürd lisanının kavaidi Aridir. Ve bu kavaid, doğrudan doğruya Farsi lisanın bir şubesidir. Binaenaleyh Kürd lisanı ile kelimeleri arasında bir nisbet bulmak güçdür. Bilhassa Kürd hayatını teşkil eden yayla ve dağ kelimelerinin kısm-i âzamı da Türkçe’dir. Ve aslen Kürdçe olan “300” kelimeden “107” kadar kelime de dağ hayatına ait tâbirat için kullanılır. Fakat bu cihed bütün Kürdler arasında müttehid değildir. (Kelhur) ailesiyle (Kırmanç) ailelerinden dağ kelimeleri Çerkes lisanından ve Tatarca ile mahlût bir lisandan me’huzdur. Sonra, lisanın cümle şekli müttehid gibidir. Tabi bir milletin lisanını da bu “Cümle Şekli” ifade eder. Bu lisan, kavaidine nazaran, “Hindu-Avrupai” şubesine mensub ve eski Farsi lisanın esasıyla bu günkü ve Şah Abbas zamanındaki İran lisanı arasında kalmış gibi görünüyor. Buna binaen, tam bir millet lisanı olmaktan ziyade muhtelif tesîrat altında kalmış bir lisan addolunabilir. Bilhassa şâyan-ı kayıddır ki, Kürd kabileleri arasında müşterek olan kelimeler, Kürd, Pehlevi, Zend, Kadim Farsi, kadim kelimeleri değildir. Belki Türk, Türk-Arab (Türkçedeki Arab kelimeleri) yeni Farisi ve Şah Abbas devrine aid Farsi kelimelerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla beraber lisanın fiillerinde de bir ayrılık vardır. Yalnız yeni Farsi şekli bir intizam tahtında devam ediyor. Asıl Kürdçe fiiller münferid ve tasdiksiz bir takım kelimelerdir ki “fiil”den ziyade “isim” addolunabilir. Bu suretle, lisanın şekli gaib olmuş ve istilaların tesiratı altında da yeni bir lisan halitası hasıl olmuşdur. Profesör Weber diyor ki: “ Kürd lisanı, bir lisan halitası da değildir. Belki bir kelime halitasıdır.” Bittabi, bu dereceye kadar inhilal eden bir lisanın tekrar ihyası mümkün değildir. Binaenaleyh eski Kürd lisanı hiçbir suretle hal ve tasnif edilemez. Görülüyor ki lisan, Kürdler’in menşeleri hakkında kati hiçbir netice vermiyor. Sarf ve nahv esasının “Hindu-Avrupai” şubesine aid gibi görünmesiyle milletin menşe’ini tayin etmek doğru olmaz. Böyle bir nisbet için, fiillerden başka bir âmil doğru değildir. Kembriç Darülfünun tarih-i kadîm muallimlerinden (Siyc) Kürdler’de bir edebiyatın mevcut olduğunu söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu edebiyat pek iptidai bir halde olmayıb bir takım şiirler, şarkılar, mâd-i lezaize, aşka ve bir sergerdenin bir eşkıyanın kızlara muhabbetine, (Kurre-i Fâtıma) [19] ya ve dağlara aiddir ki bunlar, Kürdlerin hayatından birer parça addedilebilir. Bu kısımdan olarak daha bir takım şiirler vârid ki, bunlar milli Kürd hayatına ait olmayıb Arab, Türk, Farsi lisanını tahsil ederek Osmanlı, İran, Arab edebiyatlarının taht-ı tesîrinde kalan şehirleşmiş bazı Kürd mellaların eserleridir. Masallar da, Kürd malı değildir. Bunlar bin bir gece hikayelerindeki eski şark medeniyetinin birer ibtidai şeklidir. Ve on bin sene evvel başlamış bir devre ait hikayelerdir ki, bu masallar, gerek Türklerde, Arablarda, Acemlerde, gerek Asuriler ve gerek Tatarlarda aynı şekilde menkuldür. Hatta Çerkesler, Gürciler ve Kafkasya’nın sâir kavimleriyle Ermeniler bile bu masalları nakil ederler. Bunlar, beynelmilel Asya masalları adedine dahildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl mühim nokta şarkılardır. Bunlar, eski bir devirden kalma olmadıkları için eski ve kabl-üs-selam Kürt hayatından bahsetmezler. Bunların çoğu Türklerin istilasından sonraki devirlere ait olub hayat-ı umumiyesine nazaran 350-400 seneyi tecavüz etmezler. Mevzular her yerde aynı ibtidâîliktedir fakat, (Lur) ve (Kuran) kabileleri arasında bir mevzu münasebeti nazar-ı dikkati celb etmektedir. Şive ve bilhassa tâbirler, teşbihler, duygular arasında pek bariz farklar vardır. Bu farkları, âtideki dört büyük şubede görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Kurmanc = Kurmac&lt;br /&gt;2. Lur = Lor&lt;br /&gt;3. Kelhur- Gelhur = Lek&lt;br /&gt;4. Kuran &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binaenaleyh Kürd milli edebiyatında menşe’ meselesini halle yarayabilecek bir mahiyeti görülmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürd Kelimesi: Yeni usûl tarih, millet ismine de bir ehemmiyet-i mahsûsa atfeder. Binaenaleyh, isme nazaran da Kürdlerin menşe’ini taharri edelim.:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu isim hakkında uzun mütalaalar vardır. Fakat kelimenin seyrini tahlil ederken, ilk safhada Yunan müverrihlerden (Estrabon)-Strabon- ile (Eksanafon)-Ksenefonu- görürüz. Bunlar yalnız şimali Kürdistan’dan bahs ederler ve ahâliye (Kalu–K(G)iyd) ismini verirler. (Eksenefon), İran’a giden “On Binler” ordusundan esir olarak avdet edenlerden nakil ile diyor ki: “ Bunlar kendilerine (Gurdi-Gordy) ismini veriyorlar ve beynel halkda bu isim câridir.” Eksanafon’dan sonraki müverrihler de aynı ismi az bir tehâlifle kullanmışlardır. Yalnız, Asur salnamelerinde ne Eksanafon’un (Gurdi-Gordy) ve ne de sair şark müverrihlerinin “Kürd” kelimesine tesadüf edilmiyor. Asur hükümeti böyle isimde bir millet tanımıyor. Halbuki bu gün “Türkiye Kürdistan’ı” namıyla yad edilen bu mahalle ait pek çok muharebeler, mesalihalar ve muahedeler zikrediliyor. Bütün bunlar Hititler gibi Turan’ül asl bir millete atfediliyor. Ahiren, Asur taş salnamelerinden istihrac edilen bu malûmatdan sonra, Eksanafon’un kaydı ehemmiyetsiz kalmıştır. Ve bilhassa Asuri hükümdarı, (Dehak, Dehhak) zamanında bu kıtaya getirildikleri rivayet edilen bu insanlar hakkında bir kaydın bulunması lazımdır. Tabi, Asuriler bunlardan bahsetmişlerdir, fakat başka bir isim tahtında olarak bahs etmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cihet, “Kürd” isminin bir millet ismi olması nazariyyesini çürütür ve sonra Doktor Siyc’in kaydettiği: “Şayan-ı dikkatdir ki, kahramanlığa ait şarkılarda, kahramanın ismi zikredilir ve milleti tasrih edilmez. Hiçbir şarkı yokdur ki “Kürd kelimesi bulunsun” ciheti de iddiamızı kuvvetleştirir.” Petersburg akademisi, bu babdaki tedkîkatını bu suretle hülasa ediyor: “Kürd kelimesi ‘Hindu-Avrupai’ lügatinde mevcut değildir. Cengiz, garb cihetinde bir kabilenin himayesini kabul eylediği zaman, bu memleketde bir (Kürt) tayin ederdi. Bu kaydı İran tabirlerinde görebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda, Çin’de bu usûlün tatbik edildiği mukayyiddir. Ve (Kürt) müstakil veya himayeli (Bey) manasıdır. Fakat “Kürd” kelimesi (Kürt) müdür . Bu hayli müşkül bir meseledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filhakika, “t” ile “d” aynı sedâdadır. Fakat her lisan arasında böyle bir harfle ittihad edilebilecek binlerce kelime vardır ki, bunlar tamamıyla ayrı lisanlar ve kelimelerdir. Bu mesele kelimenin müşabeheti ile değil, tarihi ile halledilebilecekdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyoruz ki Asuriler zamanında bugünkü Kürdistan’da (Lurdehu) namında Turanlı bir hükümet var idi. Ve bittabi, bunlar da Cengiz’in kullandığı “Kürt” kelimesini isti’mal etdikleri ve Kürd aşiretleri, bu mahalle geldikleri zamanda bu kelimenin zeban-zed olduğu tasavvur olunabilir. Binaenaleyh bu tabir, (Lurdehu) beylerinin unvanıydı ve Kürdler efendilerinin yerlerini işgale başladıkları veyahud ilk geldiklerinde bu hidmet-i mühime gördükleri zaman (Kürd) ismini almışlardır. Bu, en yakın bir nazariyyedir. Yeni müverrihlerin hemen hepsi de bu nazariyyeyi kabul edebiliyor. Bu suretle de “isim” ile menşe’ arasında bir münasebet bulmak mümkün oluyor. Doktor Siyc “Kürd” kelimesinin “Lurdehu” kelimesinden müştekk addediyor ki, bu da mühim bir iddiadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdün Mazisi: İlmin son bir usûl-i tedkîki kalıyor, Kürt tarihinin krokisi nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdlerden ilk bahseden (Eksenafon) diyor ki: “Bu millet müstakil olub on binler istilasında da sarp ve geçilmez bir halde bulunan dağlara çıktılar. Buralardan büyük taşlar yuvarlayarak muhacimlere karşı müdafaada bulunuyorlardı”. Şerefname, bu noktalardan bahsetmez. Eksenefon, bu ahalinin işgal ettiği sahayı pek vâsi’ göstermez. Fakat, Şerefname bunları Basra körfezinden Marguş ve Malatya’nın şarkına, Acemistan dağları hizasına kadar imtidad eden vâsi’ bir saha-i arazide gösteriyor. Bu gün de aynı sahaya dağılmış Kürd kabileleri görüyoruz. Halbuki bu sahada eskiden Asur, Midyat, Sümer, Akad, Hitit ve Lurdehu hükümetleri var idi. Hiç şüphesiz, Kürdleri bu beş hükümetin ahfâdı addedemeyiz. Zira, hemen hemen bütün teşkilatları mâlum olan bu hükümetler ile Kürdler arasında hiçbir münasebet yoktur. Bu meselenin âtideki iki nazariyye ile halli mümkün olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. D(Z)ehak ; Midya, Sümer, Akad, Asur, Hitit, Lurdehu hükümetlerini istila etmiş ve buralara İran garbından bir takım halk getirilmişti. Bunlar, hükümetin her tarafında geşt ü güzar ederek etrafa dağıldılar.&lt;br /&gt;2. Asur hükümetinin inkırâzından sonra bunun vâsi’ arazisi dahilinde bir inhilal-i umûmi başlamıştı ve müteferrik aşiretler buralara geliyorlardı. Türklerin ve Türkmenlerin de kısmen bu zamanda geldikleri tarihen mazbutdur. Bazı melez İran aşiretlerinin de bu halde gelmeleri mümkündü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki nazariyyenin haricinde bir şey söylenemez. Zira, eğer Kürdler bulundukları sahalarda bir hükümet teşkil eden bir millet olsalardı, nüfuslarının keşif olması icab ederdi. Halbuki pek vâsi’ olan bu sahadaki diğer milletlerin yekûnundan daha azdırlar ve daima başka başka devletlerin himayeleri altında yaşadıklarına dair malûmat-i tarihiye de vardır. “Eksenafon” bunların daima yek diğerleriyle hal-i harbde olduklarını zikir ediyor. Edvar-ı ibtidâîyye tarihi bu halde kalıyor. Sonra, Kurûn-i vasatinin nısf-i ahirine ait vakay-i tarihiye başlıyor ki Şerefname’de bu kısımdan bahsediliyor. Şerefneme’de pek doğru zikredildiği gibi, bütün Kürdleri, cemi bir beylik teşkil etmemiştir. Kürdler müteferrik parçalar halinde ve muhtelif zamanlarda birer müstakil beylik tesis etmişlerdir. Aslen Kürd hanedanından olan Bitlisi – Şerefname müellifi (Şeref Han)-, milletin bütün hayatına ve hurâfatına vâkıf idi. Mümainileyh Kürdlerin dağınık bulundukları mahalde bir hükümet tesis edilmediğini kayıd ediyor. Ve söylediğimiz gibi “Bunlar da İranidir” diyor. Fakat, asırlarca temâdi eden hayatlarından hiçbir şey bilinmiyor. Kaydettiği vaka-i tarihiye ise bugünkü Kürdistan’da teşkil etmiş bir milletin hayatına aitdir. Bu zabıtnamelerden menşe’ ait hiçbir netice istihsal olunmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdlerin mazide mühim bir rol oynamadıklarını izhar eden diğer bir cihet daha vardır. Biliyoruz ki asya tarihinin büyük bir kısmı masal şeklinde tedvin edilmiştir. Bu netice büyük hükümetlerin bütün bütün Asya’yı bir müddet-i muînede taht-i idarelerine almalarından neşet etmiştir. Bu mu’tâd idare müşterek bir takım efsaneler tevlîd ediyordu. Bu efsanelerde bütün Asya milletlerine mensub şahsiyetlerden bahs ediliyor. Halbuki bunlarda Kürd şahsiyetini ve Kürdler’in ahlak ve tabiatlarını tasvir eden bir timsal yokdur. Müverrih “Malkolm” bu mesele ile pek ziyade iştigal etmiş ve bu efsanelerde “Kürt Şahsiyeti” aramış idi. Neticede diyor ki: Efsanelerde Kürdlüğe dair hiçbir kayıt yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metnin Sadeleştirilmiş Hali&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜRDLERİN KÖKENİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdler’in kökeni hakkında çeşitli teoriler vardır. Bu teorilerden bizce kabule değer olanları; bu günkü tarihi teorilere uygun olan ve daha çok Kürdler’in canlı kurumlarından aktarılmış bulunanlardır. Bu hususta bize en çok yardımı dokunabilecek kurumlar ise milli hikayeler, dil, edebiyat, dindir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Hikayeler: Kürdler’in milli hikayelerini ikiye ayırmak lazımdır. Bunlardan bir kısmı İslamiyet’ten önceki devirlere aittir. Diğer kısmı da İslamiyet’i kabul devirlerinin eseridir. Birinci kısım hakkındaki bilgi, Babil ve Ninova harabe ve taşlarından alınabilir. Fakat bu hikayelerin halk arasında da birer şekline rastlamak mümkündür. Gerçekten, doğu kavimleri İslamiyet’i kabul eder etmez, Arap tarihçilerinin bir takım kendince teorilerine kurban oldular ve İslam milletlerinin hepsi de kökenlerini İslamiyet dahilinde, Arap aileleri içinde aramak mecburiyetinde kaldılar. İranlılardan başka hiçbir doğulu Müslüman millet yoktur ki, İslamiyet’le ilgisi nedeniyle, Arap kökenli olduğunu söylemesin! Kürdler de aynı sonucu kabule mecbur kaldılar. Bu sebepledir ki Kürd ihtiyarları, kendilerinin Arap nesline mensup olduklarını iddia ederler. Fakat İslami teorinin kabul edemeyeceği bir aktarım vardır: Özellikle Kürdler’in bir yılana taptıkları (kulluk ettikleri) ve gerek Arap gerek Acem saldırılarına karşı bu yılanın muhafaza edildiği, Acem ve Arapların istilalarının ardından, tapınılan yılanın himaye olunduğu ve buna her gün iki insan beyni verildiği hikaye ediliyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı Şark Akademisi memurlarından “İtalinski” bu ciheti kayıt ederek diyor ki: “Kürdlerin bu hikayeleri dikkate değerdir. Zira İslamiyet devrinde yılana tapınılamaz. Bundan dolayı, bu macera daha eskidir ve saldıranlar de Araplar değildir. Belki, Asuriler veya ‘Sümer, Akat’ lar dır. Sonra Kürdlerin Arap olduklarını gösteren esaslı bir Kürd hikayesi yoktur. Bununla birlikte Arap kökenliliği iddiası Kürd vicdanında o kadar kuvvetli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten Arap kökenli olma meselesini ortaya atanlar, altın değerinde fikirlerin sahibi, İslam tarihçilerinden Mesudi ve doğruluğu kesin ispatlanmış fikirleri olan Ebu İshak-ül Farisi gibi İslam tarihçileridir. Arap soyu meselesinin hakkıyla milletin ruhuna yerleşememesi de bunun neticesidir. Yalnız, bazı Kürd hocaları bu fikri ara sıra tekrar ederek yazmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürd ahalisi arasında mevcut bir diğer görüşe göre Kürdler Nuh’un oğullarıdır. Bu teori, çok eski çağlardan beri yaşayan her millette vardır. Türkler, İranlılar, Yunanlılar, Palajlar, Araplar, Museviler, Kürdler, Çerkesler hep bu teoriyi söylüyorlar. Yalnız, Yunanlılar arasında isimlerde anlaşmazlık vardır. Fakat sonradan yapılan araştırmalarda anlaşılmıştır ki, Nuh tufanı tarihin başlangıcı olarak kabul olunmuş bir teoridir. İlkçağ ve belki de tarihöncesi medeniyetleri, bu teoriyi kabul ederek etrafa yaymışlardır. Zaten, bu teori uluslararasıdır. Milli kıymeti olan bir şey değildir. Bundan dolayı Kürdlerin milli bir geleneği olamaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı Kürd masallarından çıkarılmış bir hikaye daha vardır. Kürdler, güney cihetlerinden, ovalardan, bu dağlık araziye gelmişler ve buradaki yaylalarda yerleşmişlerdir. Esasen ova halkı olan Kürdler, bu baskı üzerine dağlı olmuş, fakat hayatlarını mevsimlerin zıtlığına göre düzenlemişlerdir. Kembriç Darülfünun hocalarından Asur yazısı uzmanı doktor (Sayc), göz önünde bulundurulması gereken bu noktayı, Asur taş levhalarının içindekilerle karşılaştırıyor. Ve ilerdeki sonucu çıkarıyor: “Bu hikaye Kürdler’in bir takım esirler olduğunu gösterir. Asurlular bunları İran’ın merkezi cihetlerinden Kürdistan dağlarına sevk etmişlerdir. Zira Asur hükümeti zamanında bu gün ki Kürdistan’da (Luhurdu) namıyla Turani bir hükümet vardı. Asur salnameleri bu hükümetin pek kuvvetli olduğunu ve Asur hükümetini baskı altında tuttuğunu kayıt ederler. Bundan dolayı, Romalıların, Sırpları Balkanlara getirdikleri gibi Asuriler de Kürdleri bu kıtaya sevk etmişler ve bu suretle de istila ettikleri (Luhurdu) hükümetine son vermeyi başarmışlardır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu görüş Kürd ahalisi arasında mevcut değildir. Bundan dolayı, bunun da milli bir kıymeti olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kürd” kelimesiyle “Gürci” kelimeleri arasında söyleniş ilişkisi meselesi de gelebilir ve bu halde Kürdlerin Kafkas aileleri ile ilişkilendirilmesi de düşünülebilir. Fakat bu konuda hiçbir kayıt yoktur. Sonuç olarak bu hurafe de meçhuldür ve aynı zamanda Kürd topluluğunun vicdanında yaşayan bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Kürd masallarında başka hikayeler de vardır. Fakat dikkate değerdir ki, bu hikayeler uzak bir geçmişe ait bir şey nakil etmezler. Milli hayat kısmında ayrıntılı olarak gösterileceği üzere, bütün bu masallar sınırlı bir daire içinde sabit kalmaktadır. Sonra bu masallar içinde muazzam bir hükümet hayatı, zafer gururu, bağımsız milletlere özgü büyük fikirler, hukuki, ahlaki, güzel özellikler bulunamaz. Mevzular, kendi başına bir kabile hayatına aittir. Ya büyük doğu milletlerinden birinin istila devrine ait kendi başına bir macera veya bir şahsın serüvenleridir. Bu masallar, Kürdlerin şahsiyetleri hakkında iyi bir fikir verebilir. Fakat kökenleri hakkında hiçbir kesin sonuç gösteremez. Sonra, bu masallarda, Arap soyu veya başka bir diğer millet soyu mevcut değildir. Kürd, kendisini Kürd biliyor, kabilelerin şarkıları, çalgıları, hayatlar ve düşünceleri de Kürdlük düşüncesine göredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu neticeden anlaşılıyor ki, Kürdlerin böyle bir tarihi başlangıçları yoktur. Yalnız şu ciheti kayıt edelim ki, biz İslamiyet’ten evvel ki devri dile getiriyoruz ve tarihi başlangıçta o zamanlara ait olursa bir önemi olabilir. Kürdler İslamiyet’i kabul ettikleri zaman bazı tarihi devirler geçirmişlerdir. Fakat zikredileceği üzere, bu devirlerin özel bir önemi yoktur ve Kürdler’de onlara özgü bir vicdan teşkil edememişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din: Kürdler, çoğunlukla İslamiyet’i kabul etmişlerdir. Fakat İslamiyet’i kabul etmeyen Kürdler de vardır. Bunlar gayet az ve daha ilkel bir hayat yaşayan bir takım kabilelerdir. Bunlar İran’daki Mecusilere benzerler. Nasıl ki eski İran medeniyetinin hakiki varisleri olan bu Mecusi İranlıları, bugünkü Acem tipi addedemiyorsak, bu Mecusi Kürdleri de asıl Kürd tipi kabul edemeyiz. Bunların ikinci derecede bir önemleri vardır ve mutlaka temsil etmek, çoğunluğun toplumsal vicdanı içine girmek mecburiyetindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslamiyet, Kürdler arasında asıl şeklini koruyamamış ve milli adetlerden pek çok etkilenmiştir. Müslüman Kürdler de, bu gün iki mühim şube vardır.&lt;br /&gt;1. Sünni Kürdler&lt;br /&gt;2. Şii’ Kürdler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki büyük şube Türkiye, Kafkasya ve İran Kürdleri arasında birçok aşiretlere sahiptir. Fakat çoğunlukla, Sünniler Türkiye dahilindedir. Bunlar da bir takım tarikatlara bölünmüşlerdir. Bilhassa, Kadiri ve Rufai gibi daha fazla din sağlamlığı gerektiren tarikatlar pek yaygındır. Aşiretler arasında Yezidilik, Kızılbaşlık ve eski “Mazdeizm” teorilerine dayanan bir takım tarikatlar görülmüştür. Fakat Sünni mezhebinden aşiretler daha çoktur. Kürd milli vicdanı İslamiyet’i aynıyla değil, kendi zevkine uygun bir değişiklik ile kabul etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan dolayı Kürdler İslamiyet’e milli bir kıymet vermişler ve İslamiyet’in kıymetini kendi âdetleri içinde takdir etmişlerdir. Kürdler’in İslamiyet’e bu özelliği nasıl verebildikleri garip bir özelliktir. Çünkü İslam milletleri içinde Arap etkisinden kurtulan İranlılardan başka bir millet yok gibidir. Şiilik, Arap medeniyeti önüne İran medeniyetini ikame etti. İran’ın geçmişi buna müsait idi. Fakat Kürdler, bu kuvveti nereden alabiliyorlar? “Malkolm” bunu şu suretle izah ediyor: Kürdler, Şiilerle Sünnilerin savaş alanlarında yaşıyorlar ve kazananların etkisine tabi olarak, muhtelif akımlara sürükleniyorlardı. Bu sebeple İslamiyet’ten evvel de, kendi başına aşiretler halinde yaşayan Kürdler, muhtelif hükümetlerin; İranlıların, Romalıların, Türklerin, Bizanslıların idareleri altında dağınık bir halde kalmışlardı. Bundan dolayı Kürd milleti, dağınık ve her aşiret, ayrı bir özelliğe sahip idi. Bunun içindir ki İslamiyet’in tarzı aynı şekilde değildir. Çünkü aşiret hayatında gelenekler pek kuvvetlidir. Bu hayat, din gibi evrensel bir teori ile kaynaşamaz. Sonra, hayat tarzları da sınırlıdır. Hareketlerinin hiçbir kayda ve gözetime tabi olmaması da aşiret halkına sorumsuzca bir serbestlik verir. Bu halk, istediği şekilde hareket eder. İstediğini yapar, istediğini reddeder. Küçük ve sahipsiz sınırları dahilinde bir kanun koyucu gibidir. Kürdlerin milli gelenekleriyle İslamiyet’i karıştırabilmelerinin sebebi budur. Burada mühim bir noktayı işaret edelim: İslamiyet iyilikle ve istenerek kabul edilmemişti. Kürdler’in gezip dolaştıkları mahallerde İslamiyet yayılıyordu: Tabiki, bir Arap istilası baskısı var idi. Bu baskı, Kürd aşiretlerine de etki ediyordu. İşte bu mecburiyet, İslamiyet’in kabulünü zorunlu kıldı. Fakat her aşiret kendi başına ve dokunulması mümkün olmayan bir alem idi. Bunlar istedikleri şekilde bir İslamiyet kurdular ve bilahare doğu, İslam savaşlarından etkilendiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir aralık bütün Kürdler Şiiliği kabul etmişlerdi. Gerçekte Şiilik de yabancı bir kurumdu. Fakat Şiilik altında aşiret adetleri korunabiliyordu. İslamiyet kendi prensipleri içinde tartışılıyor ve bu suretle dinin esası baki kalıyordu. Yalnız din ile beraber getirilen adetler:- Arap kanunu, Arap hissiyatı- reddediliyordu. Kürdler bu mücadelede kazanıyorlardı ve bugün de Kürd aşiretleri bu sayede kurtulabilmişlerdir. Bundan dolayı, İslamiyet Kürd hikayelerine esaslı bir etki yapmamıştır. Ve tıpkı İran hikayeleri gibi, Kürd hikayeleri da bağımsızlığını muhafaza edebilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız Türkiye’deki Kürdler arasından, bir şehirli sınıfı oluşmaya başlamıştır. İran ve Kafkas Kürdleri, böyle bir şehir hayatına girmemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeref Han’ın İddiası: Kürdler’in bir tarihi devirleri olmadığı için milli bir (hars-culture) ları da yoktur. Ve âdetleri kaydedilmemiştir. Yalnız Şerefname sahibi, (Şeref han-ı Bitlisi) vardır ki bu zat Kürdler’in yegane tarihçisidir. Fakat bu zat, tarihinde, İran tarihinin etkisinden kurtulamamış ve daima İran tarihçilerinin teorilerinden yola çıkarak Kürdler’in İran ahalisinden olduğunu iddia etmiştir. Bahsedilen kişinin iddiasına göre Kürdler (Yehu Desb) –Dehak ismiyle meşhurdu– zamanında göç ederek, Kürdistan dağlarına çıkmışlardır. Göçlerinin sebebi olmak üzere de; hükümdar Yehu Desb’in zulmünü gösteriyor. Bu hükümdar, her gün iki insan beyni yiyormuş, fakat aşçıları vatandaşlarını öldürmek istemediklerinden, insan beyinleri yerine kuzu beyni vermeye başlamışlar ve kurbanlık insanlar da, birer birer Kürdistan dağlarına firar etmişler ve orada Kürd neslini kurmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aktarım, İran tarihine aittir. Firdevsi’nin Şehname’sinde de aynı şekle tesâdüf ediliyor. Kürdler bu hükümdarın ortadan kaldırılış zamanını kutluyorlar. Her sene Ağustos’un on birinci günü, (Demavend) şehrinde bir merasim yapılıyor ve buna “İd-i Kürdi” veya altın kadar değerli fikirlerin sahibi (Mesudi) nin kavline göre de “el mühr-i can”(bahar bayramı) bayramı ismi veriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada İranlılar ile Kürdler arasında ilişki izleri görülüyor. Bu ilişkinin durumu için çeşitli teoriler dile getirilmiştir. İngilizce “İran Tarihi” yazarı (Sir J. Malcolm) bu rivayetin âdi bir baskıcı rejim örneği olduğunu ve Kürdler’in İranlılardan aldıklarını iddia ediyor. Halbuki Alman tarihçilerden (Hammer) diyor ki “Bu , Kürd nesli hakkında yegane tarihi bir fıkradır. Fakat bu fıkrayı şu suretle hal etmelidir. Yezidilik ile Şemsilik İran dinlerinden idi. Bunlardan şemsilik İran’da, asıl Yezidilik de Kürdistan’da yayılmıştı. Halbuki Yezidi Kürdler’in İran’dan geldiklerini görüyoruz. O halde, şu teori ortaya çıkıyor: İran’da (Ehrimen)e ibadet eden bir kısım halk, (Hürmüz)e ibadet edenlerin yanından ayrılmaya mecbur olmuş ve bir sömürge halinde Kürd dağlarına gelmişlerdir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat diğer tarihçilerin araştırmaları, Dehak meselesini tartışılır bir şekle koyuyor. Kürdler, Dehak zamanında göç ettiklerini kabul ediyorlar. Dehak’ın ise İranlı olduğu düşüncesi hemen yok gibidir. Eski tarihçiler bu hükümdarı Suriyeli, Arap, Keldani addediyorlar. Yeni tarihçiler ise bu hükümdarın Asur hükümdarlarından biri olduğunu kabul ediyor. Zaten Firdevsi’nin, bu kişinin hükümranlık zamanını bin sene göstermesinden anlaşılıyor ki, Dehak bir hükümdar değil, bir aile idi ve bin sene kadar İran’ı istilası altında bulundurmuştur. Bu devirde bazı İran kabilelerinin kuzey tarafından iskan edildiği söylenebilir. Zira kuzeyde de bir hükümet var idi. Ve bu hükümet Asurluları taciz ediyordu. Şerefname hiçbir zaman Kürdler’in birleşik bir idare teşkil edemediklerini kabul ediyor. Bu neticeden de şu çıkarılabilir: Kürdler çeşitli zamanlarda çeşitli aşiretler halinde Kürdistan dahiline sevk edilmişler ve daima da bu halde kalmışlardır. Bu durumu, (Şerafeddin-i Bitlisi) itirazsız kabul etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil ve Edebiyat: Dillerine bakarak, Kürdler’in “Ari” ırkına mensup oldukları anlaşılıyor. Fakat bu dilin şekli meselesi de tamamıyla halledilememiştir. Zira, bu gün Slavca söyleyen eski Türk Bulgarlar, Romence söyleyen eski Palajlar, Almanca söyleyen eski Rusyalılar, İngilizce söyleyen eski Normanlar, Arapça söyleyen eski Berberiler, Mısırlılar ve eski Asuriler vardır. Küçük ve geçmişleri belirsiz milletler için dilin bir önemi kalmamıştır. Petersburg akademisi tarafından basılan “Kürdçe-Rusça-Almanca Lügat” kitabında “8307” kelime vardır ki bu kelimeler aşağıdaki kısımlara ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelime Adedi&lt;br /&gt;Pehlevi (eski) 370&lt;br /&gt;Zend 1240&lt;br /&gt;Türk(eski Türkmen) 3080&lt;br /&gt;Ermeni 220&lt;br /&gt;Arab (Yeni dilden) 2000&lt;br /&gt;Farisi (Yeni edebiyattan) 1030&lt;br /&gt;Asıl Kürd 300&lt;br /&gt;Çerkes (eski) 60&lt;br /&gt;Kürdçe (eski dilden) 20&lt;br /&gt;Keldani 108&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu listede en büyük toplamı iki dil oluşturuyor: Türk şubesi: 3080 kelime&lt;br /&gt;İran şubesi: 370+1240+1030 = 2640 kelime&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap şubesi de önemli gibi görünüyor. Fakat doğrusu öyle değildir. Zira buradaki Arap kelimeleri dini tabirler ve bir takım ilmi kelimelerdir ki Türk aşiretleri arasında kullanılır değildir. Sonra, melul, melus, mülhem, tahammül, tahvil, işgal, iğfal, vesaire şeklinde olan Arap kelimeleri, Arap diliyle alakasını kesmiş, Türk diline girmiştir. Zira bunların anlamlarında ve kullanım biçimlerinde pek çok zıtlık vardır. Ve bu kelimeleri, Türk dilini tahsil eden Kürdler söylemektedir. Bundan dolayı bu gibi Arap kelimelerini de Türk şubesine dahil etmek lazımdır ki bu suretle Türk şubesi pek yüksek bir toplama ulaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin, Kürd dilinin kuralları “Aridir”. Ve bu kurallar, doğrudan doğruya Farsi dilin bir şubesidir. Bundan dolayı, Kürd dili ile kelimeleri arasında bir ilgi bulmak güçtür. Bilhassa Kürd hayatını teşkil eden yayla ve dağ kelimelerinin büyük çoğunluğu da Türkçe’dir. Ve aslen Kürdçe olan “300” kelimeden “107” kadar kelime de dağ hayatına ait tabirler için kullanılır. Fakat bu durum bütün Kürdler arasında aynı şekilde değildir. (Kelhur) ailesiyle (Kırmanç) ailelerinden, dağ kelimeleri Çerkes lisanından ve Tatarca ile karışık bir dilden oluşmuştur. Sonra, dilin cümle şekli birleşik gibidir. Tabi bir milletin dilini de bu “Cümle Şekli” ifade eder. Bu dil, kurallarına göre, “Hindu-Avrupai” şubesine mensup ve eski Farsi dilin esasıyla, bu günkü ve Şah Abbas zamanındaki İran dili arasında kalmış gibi görünüyor. Bundan dolayı, tam bir millet dili olmaktan ziyade çeşitli etkiler altında kalmış bir dil addolunabilir. Bilhassa kaydetmek gerekir ki, Kürd kabileleri arasında ortak olan kelimeler, Kürd, Pehlevi, Zend, eski Farsi kelimeleri değildir. Belki Türk, Türk-Arap (Türkçe’deki Arap kelimeleri) yeni Farisi ve Şah Abbas devrine aid Farsi kelimelerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla beraber dilin fiillerinde de bir ayrılık vardır. Yalnız yeni Farsi şekli bir düzen içinde devam ediyor. Asıl Kürdçe fiiller tek tük ve doğrulanmamış bir takım kelimelerdir ki “fiil”den ziyade “isim” addolunabilir. Bu suretle, dilin şekli kaybolmuş ve istilaların etkisi altında da yeni bir dil karması meydana gelmiştir. Profesör Weber diyor ki: “ Kürd dili, bir dil karışımı da değildir. Belki bir kelime karışımıdır.” Tabiki, bu dereceye kadar eriyip dağılmış bir dilin tekrar diriltilmesi mümkün değildir. Bundan dolayı eski Kürd dili hiçbir şekilde halledilemez ve sınıflandırılamaz. Görülüyor ki dil, Kürdler’in kökenleri hakkında kesin hiçbir sonuç vermiyor. Gramer ve cümle yapısının “Hindu-Avrupai” şubesine ait gibi görünmesiyle milletin kökenini tayin etmek doğru olmaz. Böyle bir ilişki kurmak için, fiillerden başka bir sebep doğru değildir. Kembriç Darülfünun ilk çağ tarihi hocalarından (Siyc) Kürdler’de bir edebiyatın mevcut olduğunu söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu edebiyat pek ilkel bir halde olmayıp bir takım şiirler, şarkılar, maddi zevklere, aşka ve bir çete başının bir eşkıyanın kızlara muhabbetine, Fatma’nın çocukları Hasan ve Hüseyin, ve dağlara aittir ki bunlar, Kürdlerin hayatından birer parça addedilebilir. Bu kısımdan olarak daha bir takım şiirler vardır ki, bunlar milli Kürd hayatına ait olmayıp Arap, Türk, Farsi dilini tahsil ederek Osmanlı, İran, Arap edebiyatlarının etkisi altında kalan şehirleşmiş bazı Kürd mollalarının eserleridir. Masallar da, Kürd malı değildir. Bunlar bin bir gece hikayelerindeki eski doğu medeniyetinin birer ilkel şeklidir. Ve on bin sene evvel başlamış bir devre ait hikayelerdir ki, bu masallar, gerek Türklerde, Araplarda, Acemlerde, gerek Asuriler ve gerek Tatarlarda aynı şekilde nakledilmiştir. Hatta Çerkesler, Gürciler ve Kafkasya’nın diğer kavimleriyle Ermeniler bile bu masalları naklederler. Bunlar, milletlerarası Asya masalları adedine dahildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl önemli nokta şarkılardır. Bunlar, eski bir devirden kalma olmadıkları için eski ve geçmiş zamanlardaki Kürt hayatından bahsetmezler. Bunların çoğu Türklerin istilasından sonraki devirlere ait olup genel olarak hayatlarına bakacak olursak 350-400 seneyi geçmezler. konular her yerde aynı ilkelliktedir fakat, (Lur) ve (Kuran) kabileleri arasında bir konu ilişkisi dikkati çekmektedir.. Şive ve bilhassa tabirler, benzetmeler, duygular arasında pek bariz farklar vardır. Bu farkları, aşağıda belirteceğimiz dört büyük şubede görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Kurmanc = Kurmac&lt;br /&gt;2. Lur = Lor&lt;br /&gt;3. Kelhur- Gelhur = Lek&lt;br /&gt;4. Kuran &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan dolayı Kürd milli edebiyatında köken meselesini halle yarayabilecek bir içerik görülmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürd Kelimesi: Yeni tarz tarih, millet ismine de özel bir önem atfeder. Bundan dolayı, isme göre de Kürdler’in kökenini araştıralım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu isim hakkında uzun tartışmalar vardır. Fakat kelimenin gelişimini tahlil ederken, ilk safhada Yunan tarihçilerinden Strabon ile Ksenefon’u görürüz. Bunlar yalnız kuzey Kürdistan’dan bahsederler ve ahaliye (Kalu–Kiyd) ismini verirler. Ksenefon, İran’a giden “On Binler” ordusundan esir olarak dönenlerden nakil ile diyor ki: “Bunlar kendilerine (Gurdi-Gordy) ismini veriyorlar ve halk arasında bu isim yaygındır.” Ksenefon’dan sonraki tarihçiler de aynı ismi az bir uyuşmazlıkla kullanmışlardır. Yalnız, Asur salnamelerinde ne Ksenefon’un (Gurdi-Gordy) ve ne de diğer doğu tarihçilerinin “Kürd” kelimesine tesadüf edilmiyor. Asur hükümeti böyle isimde bir millet tanımıyor. Halbuki bu gün “Türkiye Kürdistan’ı” namıyla yad edilen bu mahalle ait pek çok savaşlar, olaylar ve anlaşmalar zikrediliyor. Bütün bunlar Hititler gibi aslı Turani olan bir millete atfediliyor. Asur taş salnamelerinden çıkarılan bu bilgiden sonra, Ksenefon’un kaydı önemsiz kalmıştır. Ve bilhassa Asuri hükümdarı, (Dehak, Dehhak) zamanında bu kıtaya getirildikleri rivayet edilen bu insanlar hakkında bir kaydın bulunması lazımdır. Tabii, Asuriler bunlardan bahsetmişlerdir, fakat başka bir isim altında olarak bahsetmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum, “Kürd” isminin bir millet ismi olması teorisini çürütür ve sonra Doktor Siyc’in kaydettiği: “Dikkate değerdir ki, kahramanlığa ait şarkılarda, kahramanın ismi zikredilir ve milleti açıkça belirtilmez. Hiçbir şarkı yokdur ki “Kürd kelimesi bulunsun” durumu da iddiamızı kuvvetleştirir.” Petersburg akademisi, bu noktadaki araştırmalarını şu suretle özetliyor: “Kürd kelimesi ‘Hindu-Avrupai’ lügatinde mevcut değildir. Cengiz, batı cihetinde bir kabilenin himayesini kabul eylediği zaman, bu memlekete bir (Kürt) tayin ederdi. Bu kaydı İran tabirlerinde görebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda, Çin’de bu yöntemin uygulandığı kayıtlıdır. Ve (Kürt) bağımsız veya himayeli (Bey) manasıdır. Fakat “Kürd” kelimesi (Kürt) müdür. Bu hayli müşkül bir meseledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten, “t” ile “d” aynı sedadadır. Fakat her dil arasında böyle bir harfle birleştirilebilecek binlerce kelime vardır ki, bunlar tamamıyla ayrı diller ve kelimelerdir. Bu mesele kelimenin benzemesi ile değil, tarihi ile halledilebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyoruz ki Asuriler zamanında bugünkü Kürdistan’da (Lurdehu) namında Turanlı bir hükümet var idi. Ve tabii ki , bunlar da Cengiz’in kullandığı “Kürt” kelimesini kullanırlar ve Kürd aşiretleri, bu mahalle geldikleri zamanda bu kelimenin alışıla gelmiş ve yayılmış olduğu düşünülebilir. Bundan dolayı, bu tabir, (Lurdehu) beylerinin unvanıydı ve Kürdler efendilerinin yerlerini işgale başladıkları veya ilk geldiklerinde bu önemli hizmeti gördükleri zaman (Kürd) ismini almışlardır. Bu, en yakın bir teoridir. Yeni tarihçilerin hemen hepsi de bu teoriyi kabul edebiliyor. Bu suretle de “isim” ile köken arasında bir ilişki bulmak mümkün oluyor. Doktor Siyc “Kürd” kelimesinin “Lurdehu” kelimesinden çıkmış addediyor ki, bu da önemli bir iddiadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdün Geçmişi: İlmin son bir araştırma yöntemi kalıyor, Kürt tarihinin krokisi nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdlerden ilk bahseden Ksenefon diyor ki: “Bu millet kendi başına olup on binler istilasında da sarp ve geçilmez bir halde bulunan dağlara çıktılar. Buralardan büyük taşlar yuvarlayarak hücum edenlere karşı müdafaada bulunuyorlardı”. Şerefname, bu noktalardan bahsetmez. Ksenefon, bu ahalinin işgal ettiği sahayı pek düzgün göstermez. Fakat, Şerefname bunları Basra körfezinden Marguş ve Malatya’nın doğusuna, Acemistan dağları hizasına kadar uzanan düzgün bir arazi sahasında gösteriyor. Bu gün de aynı sahaya dağılmış Kürd kabileleri görüyoruz. Halbuki bu sahada eskiden Asur, Midyat, Sümer, Akad, Hitit ve Lurdehu hükümetleri var idi. Hiç şüphesiz, Kürdleri bu beş hükümetin torunları addedemeyiz. Zira, hemen hemen bütün teşkilatları malum olan bu hükümetler ile Kürdler arasında hiçbir ilişki yoktur. Bu meselenin aşağıdaki iki teori ile halli mümkün olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. D(Z)ehak ; Midya, Sümer, Akad, Asur, Hitit, Lurdehu hükümetlerini istila etmiş ve buralara İran’ın batısından bir takım halk getirilmişti. Bunlar, hükümetin her tarafında gezip dolaşarak etrafa dağıldılar.&lt;br /&gt;2. Asur hükümetinin bitişinden sonra, bunların düzgün arazisi dahilinde bir genel dağılma başlamıştı ve kendi başlarına aşiretler buralara geliyorlardı. Türklerin ve Türkmenlerin de kısmen bu zamanda geldikleri tarihen kayıtlıdır. Bazı melez İran aşiretlerinin de bu halde gelmeleri mümkündü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki teorinin haricinde bir şey söylenemez. Zira, eğer Kürdler bulundukları sahalarda bir hükümet teşkil eden bir millet olsalardı, nüfuslarının keşif olunması gerekirdi. Halbuki pek açık olan bu sahadaki diğer milletlerin toplamından daha azdırlar ve daima başka başka devletlerin himayeleri altında yaşadıklarına dair tarihi bilgiler de vardır. “Eksenafon” bunların daima yek diğerleriyle savaş halinde olduklarını zikir ediyor. İlk çağ tarihleri bu halde kalıyor. Sonra, orta devirlerle en son döneme ait tarihi olaylar başlıyor ki Şerefname’de bu kısımdan bahsediliyor. Şerefneme’de pek doğru zikredildiği gibi, bütün Kürdler, tümü bir beylik teşkil etmemiştir. Kürdler kendi başlarına parçalar halinde ve çeşitli zamanlarda birer müstakil beylik kurmuşlardır. Aslen Kürd hanedanından olan Bitlisi–Şerefname yazarı (Şeref Han)-, milletin bütün hayatına ve hikayelerine vâkıf idi. Bahsettiğimiz kişi Kürdler’in dağınık bulundukları mahalde bir hükümet tesis edilmediğini kaydediyor. Ve söylediğimiz gibi “Bunlar da İranidir” diyor. Fakat, asırlarca devamedegelen hayatlarından hiçbir şey bilinmiyor. Kaydettiği tarihi olaylar ise bugünkü Kürdistan’da teşkil etmiş bir milletin hayatına aittir. Bu zabıtnamelerden kökene ait hiçbir sonuç çıkarılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdler’in geçmişte önemli bir rol oynamadıklarını gösteren diğer bir cihet daha vardır. Biliyoruz ki Asya tarihinin büyük bir kısmı masal şeklinde kitaplaştırılmıştır. Bu sonuç, büyük hükümetlerin bütün bütün Asya’yı bir müddet kendi yönetimleri altına almalarından doğmuştur. Bu idare süresince ortak bir takım efsaneler doğuyordu. Bu efsanelerde bütün Asya milletlerine mensup şahsiyetlerden bahsediliyor. Halbuki bunlarda Kürd şahsiyetini ve Kürdler’in ahlak ve tabiatlarını tasvir eden bir örnek yoktur. Tarihçi “Malkolm” bu mesele ile pek ziyade ilgilenmiş ve bu efsanelerde “Kürt Şahsiyeti” aramış idi. Neticede diyor ki: Efsanelerde Kürdlüğe dair hiçbir kayıt yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alişan Akpınar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Notlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu yazı; Vesta Dergisi, Sayı 3-4, Yıl 2004’ de yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Cemil Koçak, Umûmî Müfettişlikler (1927-1952) (İstanbul: İletişim Yayınları, 2003), s. 84.&lt;br /&gt;[2] Hasan Hişyar Serdî, Görüş ve Anılarım (İstanbul: Med Yayınları, 1994), s. 188-189. Ayrıca bu konuyu farklı bir açıdan inceleyen önemli bir makale için bkz: Serdar Şengül, Fuat Kardeş, “Bir Hafızasızlaştırma ve Yeniden İnşa Projesi Olarak Türk Tarih Tezi ve Kürt Tarih yazımı”, Toplum ve Bilim Dergisi, Sayı:96, Bahar 2003, s. 35-61.&lt;br /&gt;[3] Bu konuda daha geniş bilgi için bakınız Fuat Dündar, İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskan Politikası (1913-1918) (İstanbul: İletişim Yayınları, 2001).&lt;br /&gt;[4] Murat Küçük, “Mezhepten Millete: Aleviler ve Türk Milliyetçiliği”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce MİLLİYETÇİLİK (İçinde), Cilt:4 (İstanbul: İletişim Yayınları, 2002), s. 902. Nejat Birdoğan, İttihat-Terakki’nin Alevilik Bektaşilik Araştırması (Baha Sait Bey) (İstanbul: Berfin Yayınları, 1995) (2.Basım).&lt;br /&gt;[5] Dr. Friç, Kürdler-Tarihi ve İçtimai Tetkikat-, Aşair ve Muhacirin Müdüriyet-i Umûmiyesi Neşriyatından:3, Kütübhane-i Sadi, İstanbul 1334 (1918).&lt;br /&gt;[6] Kamuran Ali Bedirhan, İçtihad, No:130, 14 Teşrin-i sâni(IX) 1918. Bu yazının transkrip edilmiş ve sadeleştirilmiş şekli için bkz. Vesta Dergisi, Sayı:2, Kış-zivistan 2004, s. 264-270.&lt;br /&gt;[7] Mehmet Bayrak, Kürt Sorunu ve Demokratik Çözüm (Özge Yayınları, Şubat 1999), s. 21.&lt;br /&gt;[8] Bu konuda en derli toplu ve en geniş çalışma için bkz. Mustafa Şahin Yaşar Akyol, “Habil Adem Ya Da Nam-ı Diğer Naci İsmail (Pelister) Hakkında…I-II”, Toplumsal Tarih Dergisi Cilt:2, Sayı:11, Kasım1994, s. 6. Cilt:2, Sayı:12, Aralık1994, s. 17. Burada yazmış olduklarımız da çoğunlukla bu iki makaleden derlenmiştir.&lt;br /&gt;[9] Mustafa Şahin, Yaşar Akyol, aynı makale, s. 9&lt;br /&gt;[10] Abidin Nesimi (Fatinoğlu), Yılların İçinden (İstanbul: Gözlem Yayınları,1977), s. 111-112’den aktaran: M.Şahin, Y.Akyol, aynı makale, s. 7-8.&lt;br /&gt;[11] Abidin Nesimi. a.g.e., s. 112-113’den aktaran: M.Şahin, Y.Akyol, aynı makale, s. 10.&lt;br /&gt;[12] Habil Adem: Ankara ve Avrupa Siyaseti, İstanbul 1339(1923), s. 3’den aktaran: M.Şahin, Y.Akyol, aynı makale, s. 8.&lt;br /&gt;[13] Bu olaylar için bkz. Mustafa Şahin, Yaşar Akyol, aynı makale II, s. 17-19.&lt;br /&gt;[14] M.Şahin, Y.Akyol, aynı makale, s. 12.&lt;br /&gt;[15] Ali Birinci, “Hâbil Âdem Pelister Hakkında”, Toplumsal Tarih Dergisi, Sayı:19, Temmuz 1995, s. 54-55. Cüneyt Okay, “Hâbil Adem’e Dair Bazı Notlar”, Toplumsal Tarih Dergisi, Sayı 19, Temmuz 1995, s. 56-57.&lt;br /&gt;[16] Füsun Üstel, Türk Ocakları (1912-1931) (İstanbul: İletişim Yayınları, 1997), s. 17-18.&lt;br /&gt;[17] Habil Adem kitabında bir de tablo vererek Kürtçe de yer alan kelimelerin büyük bir çoğunluğunun Türkçe olduğunu anlatır. Ne ilginçtir ki bu sahtekarlıktan on yıllarca sonra bu uydurma kitabı bir DGM savcısı olan Nuh Mete Yüksel, Hacettepe Üniversiteli gençlerin yargılamaları sırasında kaynak kitap olarak göstermiş ve Kürtçe diye bir millet dilinin aslında olmadığını anlatırken bu uydurma kitabı kullanmıştır (Özgür Politika 23 Mayıs 2002).&lt;br /&gt;[18] General Naci Tınaz, Van Tarihi–Kürdler Hakkında Tetebbuat-, Matba-i Ebuzziya, İstanbul 1926. Milli Kütüphane Türkçe Yazma No:4916.&lt;br /&gt;[19] Hazreti Fatma’nın çocukları Hasan ve Hüseyin için kullanılmış olabilir. Zira Kürt semah ve deyişlerinde bu isimler sıkça geçmektedir</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/2283170887317861328/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/bir-sahtekarlk-hikayesi-ya-da-kurtlerin.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/2283170887317861328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/2283170887317861328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/bir-sahtekarlk-hikayesi-ya-da-kurtlerin.html' title='Bir Sahtekarlık Hikayesi ya da Kürtlerin Asimile Edilmelerine İlk Adım*'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-4450343694089006281</id><published>2009-12-16T06:46:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:48:12.118-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kurdistan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="seyid riza"/><title type='text'>Seyit Rıza’dan İngiltere’ye Mektup [21 Eylül 1937]</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiXprMKi_GvRtkF3Ygasb1rReK5_N7pBfsDwmy6m4YT6gaETzfSvIxlP1hfBhsH7dzBbDKUUxeb5r04kue0GPF_fe8GUnD4wUfCnw7zMQPfSv2a-5nO4ECCW7HsiqRNhiywlXM0RwXmheM/s1600-h/seyitrizafoto.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 326px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiXprMKi_GvRtkF3Ygasb1rReK5_N7pBfsDwmy6m4YT6gaETzfSvIxlP1hfBhsH7dzBbDKUUxeb5r04kue0GPF_fe8GUnD4wUfCnw7zMQPfSv2a-5nO4ECCW7HsiqRNhiywlXM0RwXmheM/s400/seyitrizafoto.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5415845769649277922&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1925 Şeyh Said isyanından sonra, 1 Temmuz 1925′ten başlayarak 7.800 Kürt ailesi sürgüne gönderildi. Yaklaşık iki yıl sonra Bilhamdun’da kurulan birleşik Kürt örgütü Xoybun’un yönettiği Ağrı Ayaklanması’nın sonuçları ve akabinde 7 Eylül 1930′da Ağrı Kürt Cumhuriyeti’nin çöküşü Kürtlere karşı büyük bir saldırı getirdi. Henüz sayısı bile tespit edilmemiş kadar insan yerinden edilerek zorunlu göçe tabi tutuldu ve onbinlercesi öldürüldü. Ağustos 1934′te Kenan Paşa tarafından bombalanan ve 1935′te Elazığ’da ‘ders olsun’ diye asılanlar,  Doğu Vilayetleri Sivil Müfettişi Abidin Özmen’in Kürtsüzleştirme Politikası gereği sürgün edilen Kürtler, büyük bir patlamanın habercisiydiler. &lt;br /&gt;25 Aralık 1935′te çıkarılan 2884 sayılı Tunceli Vilayeti İdaresi Hakkında Kanun ile bölgede uygulanan baskıcı yönetim ve General Hüseyin Abdullah Alpdoğan yönetiminde Dersim’de kurulmaya çalışılan garnizonaların tetiklediği Dersim İsyanı, 1937 ilkbaharında Kürtler için yeni bir süreç başlatıyordu. ‘Halkın ulusal haklarına saygılı mahalli bir yönetim’ isteğiyle ortaya çıkan ve çok sonraları bastırılması soykırım olarak kabul görecek olan Dersim İsyanı’nın lideri Seyit Rıza, bu dönemde Avrupa ülkelerinin Dışişleri Bakanlıklarına bir mektup yazarak dikkati bölgeye çekmek ve onlardan yardım almak istiyordu; fakat acıdır ki mektubun muhatapları olayı görmezden gelecekti. Türk Hükümeti’nin sansür kararı gereği isyanla ilgili gazete haberlerinin dahi bulunmadığı Dersim İsyanı’nın manifestosu kabul edilebilecek bu mektup, 21 Eylül 1937′de İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na (Foreign Office) ulaşıyor. FO37120864 koduyla arşivlenen bu mektuba cevap olarak İngiltere, mektubun bir kopyasını Türk Hükümeti’ne gönderir ve olayı desteklemediğini diplomatik bir biçimde bildirir.&lt;br /&gt;Seyit Rıza, isyanın manifestosu kabul edilebilecek bu mektubunda nüfusu 3 milyon olan Kürtlerin (1935 yılında yapılan nüfus sayımına göre Türkiye’nin toplam nüfusu 16.158.018′dir) barış içerisinde özgür yaşamak ve kültürlerini korumak istediğini belirtmektedir. Dahası, Alevi-Sunni herhangi bir ayırım yapmadan bütün Kürtlerin birliğine dikkat çekiyor ve Dersim İsyanı’nın, Ağrı, Zilan ve Beyazıt isyanlarından farksız olduğunu, Kürtlerin kendilerini savunmak uğruna silaha sarıldıklarını belirtiyor. Türk ordusuna karşı çatışmalarda üstünlük sağlayan Seyit Rıza, Kürdistan sözcüğünü kullanıyor ve bu başarının intikamının tüm ülkede Kürtlere uygulanan işkencelerle alınmaya çalışıldığını söylüyor. Nitekim isyanın bastırılmasında 6. ve 7. Türk Kolorduları, Diyarbakır, Urfa, Siirt, Elazığ ve Kürdistan’ın Adana’ya kadar olan bölümüne el koymuştu. Bu, isyanın Kürtlerin tümü açısından önemli olduğunu ve Kürdistan’ın Dersim dışında kalan noktalarında da karşılık bulduğunun açık bir göstergesidir. Seyit Rıza’nın dikkat çektiği bir başka noktaysa Kürtçe gazete ve yayınların yasaklılığı ve anadiliyle konuşanların işkence edilmesi. 1935′te kabul edilen Tunceli Kanunu ile Türkçe dışındaki tüm dillere konuşma, eğitim ve yayın yasağı getirilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışişleri Bakanlığına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp, Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930′da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş araçları bakımından eşitsizliğe rağmen ve bombardıman uçaklarının yangın bombaları, zehirli gaz bombaları atmalarına rağmen, ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direncimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalıyor, ateşe veriyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor ve böylelikle Türk Hükümeti, başarısızlığının intikamını tüm Kürdistan’da işkence yaparak almak istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapisler, ağzına kadar masum Kürtlerle doludur. Aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor veya Türkiye’nin ücra köşelerine sürgüne gönderiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkelerinde bulunan 3 milyon Kürt, barış içinde yaşamak, özgür, kendi ırkını, dilini, geleceğini, kültürünü ve uygarlığını korumak istiyor; benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyit Rıza&lt;br /&gt;Dersim Başkomutanı</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/4450343694089006281/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/seyit-rzadan-ingiltereye-mektup-21.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/4450343694089006281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/4450343694089006281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/seyit-rzadan-ingiltereye-mektup-21.html' title='Seyit Rıza’dan İngiltere’ye Mektup [21 Eylül 1937]'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiXprMKi_GvRtkF3Ygasb1rReK5_N7pBfsDwmy6m4YT6gaETzfSvIxlP1hfBhsH7dzBbDKUUxeb5r04kue0GPF_fe8GUnD4wUfCnw7zMQPfSv2a-5nO4ECCW7HsiqRNhiywlXM0RwXmheM/s72-c/seyitrizafoto.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-4251122866128469783</id><published>2009-12-16T06:45:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:46:16.129-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="isyan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kurt"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Tarih"/><title type='text'>Kürd isyanları</title><content type='html'>A. OSMANLI DÖNEMİNDEKİ İSYANLAR: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Babanzade Abdurrahman Paşa isyanı (1806- Musul)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Babanzade Ahmet Paşa isyanı (1812 – Musul)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Zaza&#39;ların isyanı (1820)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Yezidilerin isyanı (1830- Hakkari)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Şerefhan isyanı (1831- Bitlis)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Bedirhan isyanı (1835- Botan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Garzan isyanı (1839- Diyarbakır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Ubeydullah İsyanı (1881- Hakkari)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Bedirhan Osman Paşa ve kardeşi Hüseyin Paşa isyanı (1872-Mardin-Cizre)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Bedirhan Emin Ali isyanı (1889- Erzincan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Bedirhaniler ve Halil Rema isyanı (1912-Mardin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. Şeyh Selim Şehabettin ve Ali isyanı (1912- Bitlis)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. Koşgari isyanı (1920- Koşgiri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B. CUMHURİYET DÖNEMİ AYAKLANMALARI: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Nasturi isyanı (1924- Hakkari)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Jilyan isyanı (1926- Siirt)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Şeyh Sait isyanı (1925- Bingöl-Muş-Diyarbakır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Seit Taha ve Seit Abdullah isyanı (1925-Şemdinli)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Reşkotan ve Reman isyanı (1925- Diyarbakır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Eruh&#39;lu Yakup Ağa ve oğulları (1926-Pervani)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Güyan isyanı (1926-Siirt)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Haco isyanı (1926- Nusaybin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. I. Ağrı isyanı (1926)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Koçuşağı isyanı (1926- Silvan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Hakkari- Beytüşşebab isyanı (1926)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. Mutki isyanı (1927- Bitlis)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. II. Ağrı isyanı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. Biçar harekatı (1927- Silvan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. Zilanlı Resul Ağa isyanı (1929- Eruh)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. Zeylan isyanı (1930- Van)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. Tutaklı Ali Can isyanı (1930- Tutak-Bulanık-Hınıs)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. Oramar isyanı (1930- Van)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. III. Ağrı harekatı (1930)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. Buban aşireti isyanı (1934- Bitlis)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. Abdurrahman isyanı (1935-Siirt)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22. Abdulkuddüs isyanı (1935-Siirt)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23. Sason isyanı (1935-Siirt)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24. Dersim isyanı (1937-Tunceli)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25. PKK terörü (1984-1999)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C. KURULUP DOĞILMIŞ KÜRT ÖRGÜTLER : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MARKSİST VE LENİNİST ÖRGÜTLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri (DDKD)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Devrimci Halk Kültür Dernekleri (DHKD)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anti Sömürgeci Demokratik Kültür Derneği (ASDK-DER)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİĞER ÖRGÜTLER :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Türkiye Kürdistan Demokratik Partisi (TKDP)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kürdistan Öncü İşçi Partisi (KÖİP-PPKK)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi ( TKSP)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Rizgari Örgütü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ala Rizgari Örgütü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kawa Örgütü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları Örgütü (KUK)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kürdistan Sosyalist Harekatı (TSK)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kürdistan Sosyalist Birliği (Yekitiya Sosyalista Kürdistan – YSK)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tekoşin örgütü &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kürdistan Kurtuluş Harekatı (TEVGER)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kürdistan İşçi Partisi (Partiye Karkaren (işçi) Kürdistan /PKK)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖĞRENCİ CEMİYETLERİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kürt Teali Cemiyeti &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kürt İstiklal Cemiyeti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İstanbul Kürt Talebe Cemiyeti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D. BÖLGEDEKİ DİĞER KÜRT HAREKETLERİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IRAK: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Irak Kürdistan Demokratik Partisi ( IKDP)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kürdistan Yurtseverler Birliği ( PUK- YNK-KYB)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kürdistan Özgürlük Partisi (PÜK)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İRAN: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İran Kürdistan Demokratik Partisi ( İKDP)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kürt İşçileri Devrimci Örgütü ( KOMALA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SURİYE: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kürt Sosyalist Partisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Suriye Komünist Partisi</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/4251122866128469783/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/kurd-isyanlar.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/4251122866128469783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/4251122866128469783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/kurd-isyanlar.html' title='Kürd isyanları'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-7630731600335601698</id><published>2009-12-16T06:43:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:45:00.072-08:00</updated><title type='text'>Şeyh Ubeydullah İsyanı Üzerine Yeni Belgeler*</title><content type='html'>Alişan Akpınar&lt;br /&gt;Sezen Bilir&lt;br /&gt;Tacim Sebüktegin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Ubeydullah isyanı üzerine, Osmanlı, İran, Rus ve İngiliz arşivlerini kullanarak hazırlanmış kapsamlı bir çalışma ne yazık ki yoktur. Celile Celil&#39;in Rus arşivlerini kullanarak yazdığı çalışması [1] ve Wadie Jwaideh&#39;in daha çok İngiliz arşivini kullanarak hazırladığı çalışması [2] dışarıda tutulursa diğer yazarlar daha çok bu iki kaynakta yer alan bilgileri tekrarlamakla yetinmişlerdir. Oysa Osmanlı ve İran arşivleri belki de bu konuda ilk başvurulması gereken kaynaklardır. Biz bu çalışmamızda, Osmanlı arşivinde yer alan bazı belgeleri ortaya koyarak, isyanla ilgili eksik kalmış yönleri az da olsa tamamlama amacını taşıyoruz. Burada yayınlayacağımız belgelerle, özellikle Şeyh Ubeydullah&#39;ın ve isyanının, Osmanlı açısından nasıl görüldüğü ve değerlendirildiği üzerine önemli ip uçları bulunabileceği kanısındayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Ubeydullah İsyanı ve İsyanı Hazırlayan Koşullar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği gibi 19. yüzyıl Osmanlı açısından tam bir alt üst oluşa sahne olmuştur. Aslında aynı şey bu dönemde Kürtler için de geçerlidir. 19. yüzyıla kadar belirli bir özerklikle Osmanlı topraklarında yaşayan Kürtler için, bu yüzyılda bir çok şey değişmeye başlayacaktır. II. Mahmut&#39;la (1808-1839) başlayan modernleşme ve merkezileşme çalışmaları sırasında, Kürt bölgelerinin de özerk statüsü kaldırılmıştır. Bunun üzerine bölgedeki önemli Emirlikler ayaklanarak bu duruma karşı koymuşlar ancak Osmanlı tarafından yenilgiye uğratılmışlardır. Osmanlı&#39;nın Kürt beylerini yenilgiye uğratması ve bu Kürt Emirliklerini ortadan kaldırması beklendiğinin tersine, bölgedeki kontrolünü kolaylaştırmamış, ortaya çıkan yüzlerce başı boş aşiret nedeniyle zorlaştırmıştır. Bölgede çok güçlü konumda olan Mirlerin ve Beylerin konumlarını kaybetmeleri üzerine devlet bölgeye valilerini yollamış ancak bu valiler &quot;… yerel olaylara ilişkin ne onlar (Mirler) kadar bilgi sahibiydiler ne de halkın nezdinde meşru yöneticiydiler. Bu nedenlerden dolayı da aşiretler arası çelişkilere ve kan davalarına çözüm getirmeye muktedir değillerdi.&quot; [3] Kürdistan Eyaletinde ciddi bir boşluk doğmuş ve kendi başına hareket eden yüzlerce aşiret ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, bu boşluğu dolduracak, aşiretler arası anlaşmazlıkları önleyecek bir güç gereklidir. İşte bu rolü bir süre sonra güçlü dini liderler oynamaya başlamıştır. &quot;Aşiretler arası çatışmalar beklenmedik boyutlara ulaşarak tehlikeli bir hal alınca, aşiret üyelerinin, şeyhleri (Bunların müritlerinin sayıları Mevlana Halid&#39;in gayretleriyle epeyce artmıştı) sorunlara çözüm bulacak kişiler olarak görmeleri ve bunun neticesinde şeyhlerin otoritelerinin aşiret sınırlarını aşarak politik önderler haline gelmelerine yol açacak bir biçimde artması doğaldır.&quot; [4] Bundan başka 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı, Kürdistan Eyaletindeki toprakları tapulu hale getirmeye başlamış ve tapu memurlarının en çok muhatap olduğu şeyhler nüfuzlarını kullanarak bir çok toprağı kendi tapularına almışlardır. Bu tür nedenler sonucunda 19. yüzyılın ikinci yarısında Kürtlerin yaşadığı topraklarda Şeyhler büyük bir güç kazanmışlardır. [5]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu şartlarda Şemdinli&#39;nin güçlü şeyh ailelerinden gelen ve Şeyh Taha&#39;nın oğlu olan Şeyh Ubeydullah, amcası Şeyh Salih&#39;in yerine Nakşibendi tarikatının başına geçer. Bölgede çok etken olan Nakşibendi aşireti, Ubeydullah&#39;ın döneminde de etkinliğini giderek artırır. Özellikle Botan, Behdinan, Hakkari ve Ardelan Emirliklerine ait topraklar Ubeydullah&#39;ın kontrolü altındadır. [6]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1877 yılı Şeyh açısından çok önemli olmuştur. Bu yılda başlayan 93 harbinde (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) Şeyh, bir tarafı seçmek zorunda olduğunun bilincindedir ve İslami değerlerinde etkisiyle, halifenin devletini yani Osmanlı&#39;yı seçmiştir (bu kararda Rusların Ermenilerle kurduğu ilişkiler ve bölgede bir Ermeni devleti kurulacağı fikrinin de etken olduğunu unutmamak gerekir). Ancak bilindiği gibi savaş Osmanlılar açısından tam bir felaketle sonuçlanır. Savaş sonrasında imzalanan Berlin Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti 210.000 km kare toprak kaybetmiştir. Toprak kaybının büyük kısmı Balkanlar&#39;da olsa da bu kayıplar arasında Kars, Ardahan, Batum gibi bölgeler de vardır. [7]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş sonucunda Kürtler de büyük bir yıkım yaşamıştır. Çalışabilir nüfusun savaşa alınması, alınan ek vergiler, bunu izleyen yenilgi ve alınan vergilerin giderek artması halkı sefalete sürüklemiştir. &quot;Açlık yayılıyor her tarafta açlık ve hastalıklardan bitkin düşmüş, iskeletleri andıran, hiçbir umudu kalmamış insanlar dolaşıyor… diye yazıyor Mşak gazetesi. Başkale mıntıkasında 10 bin kişi, Beyazid ve Alaşkert civarında 2 binle 3 bin arası ve bir o kadar da Midyad, Bohtan ve Cezire bölgelerinde ölmüştür.&quot; [8]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşın yarattığı yıkım, bölgede yaşanan sefalet ve otorite boşluğu, Ermenilerin bölgede devlet kuracakları söylentisi [9] ve Şeyh&#39;in aklındaki birleşik bir Kürt devleti kurma fikri, bu yıllarda bir araya gelince isyanın zemini hazırlanmış olur. İlk olarak 1879&#39;da Şeyh&#39;in birlikleriyle Osmanlı kuvvetleri karşı karşıya gelmişse de, her iki taraf da bir birinden faydalanma arzusunda olduğundan, kısa sürede anlaşma sağlanır ve Osmanlı topraklarındaki olay büyümeden önlenir. Şeyh&#39;in gözü, daha kolay lokma olarak gördüğü İran&#39;dadır, ancak ondan sonra Osmanlıyı düşünecektir. İran&#39;ın bu dönemdeki güçsüzlüğü, Osmanlı&#39;nın başında bir halifenin bulunmasına karşın İran&#39;ın Şiiliği, İran&#39;ı bir hedef haline getirmekte ve bu saldırıya dini bir görünüm kazandırmayı da kolaylaştırmaktadır. [10]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1880 Ağustosunda Şeyh, sınırda ayaklanmış Mangur aşiretine destek için oğlu Abdülkadir yönetiminde bin kişilik bir Kürt müfrezesi yollar, ardından 10 Eylül&#39;de Mangur alınır, 15 Eylül&#39;de Piran aşireti de isyana katılır. Bir çok aşireti yanına çekmeyi başaran Şeyh ve oğlu Abdülkadir önderliğindeki birlikler Savacbulak&#39;ı da alarak Tebrize yaklaşırlar. [11] Ancak bu noktada düvel-i muazzama devreye girer. Ruslar bölgede büyük bir Kürdistan kurulmasını istemedikleri gibi, İran&#39;ın kendilerinden yardım etmesinden yararlanarak bölgeye müdahale etmek ve İran&#39;ı yanına çekmek niyetindedir. İngilizler de kesinlikle bölgede birleşik büyük bir Kürdistan kurulmasını istemezler, ayrıca bu isyanı, Rusya&#39;yı bölgeye sokacak tehlikeli bir gelişme olarak görürler ve Osmanlıya baskı uygulayarak, sınırlarını kapatmasını ve Şeyh&#39;i desteklememesini isterler. Bir süre sonra gerçekten de Osmanlılar sınırı kapatarak Şeyh&#39;in İran ve Osmanlı birlikleri arasında sıkışmasını sağlar ve isyan yenilgiyle sonuçlanır. Bu konudaki Osmanlı belgelerinin ortaya çıkartılmamış olması, Osmanlı&#39;nın bu süreçteki politikalarının belirsiz ve kafa karıştırıcı olduğu gibi yorumlara neden olmuştur. [12] Oysa belgeler incelendiğinde görülüyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Osmanlılar, uzun yıllardır bölgede yaşanan karmaşayı önlemenin ve Kürt aşiretlerini kontrol altına almanın tek yolunun Şeyh Ubeydullah gibi bölgede çok etkin ve nüfuzlu birini yanlarına çekmek olduğunu düşünmektedir. [13]&lt;br /&gt;2. Bölgede İngiliz ve Rusların kurdurmak istediği düşünülen Ermeni devletine karşı yine tek kozunun Kürtler ve onları kontrol edebilecek Şeyh Ubeydullah&#39;ın olduğu kanısındadır.&lt;br /&gt;3. Ancak Şeyh&#39;in bu desteği yanlış anlayıp bölgede birleşik ve büyük bir Kürdistan kurma hayaline kesinlikle sıcak bakmamaktadır.&lt;br /&gt;4. Şeyh&#39;in İran&#39;a karşı giriştiği harekat konusunda ısrarlı olmasına karşıdır. Çünkü Rusya ve İngiltere&#39;nin bölgeye müdahale edebileceğinden korkmaktadır. Bu nedenle Şeyh&#39;in İran&#39;a saldırısı sırasında, sınırlarını kapatarak İran&#39;a yardımcı olmuş, ancak isyandan sonra şeyhle olan iyi ilişkilerini sürdürmeye çalışmıştır. [14] Hatta öyle ki isyandan sonra savaşta yaralanan Şeyh&#39;in adamlarına maaş dahi bağlamıştır. [15]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsyanın bastırılmasından sonra Osmanlı topraklarına kaçan Şeyh Ubeydullah, tehlike olarak görüldüğünden Osmanlılar tarafından İstanbul&#39;a çağrılır. Gerçi Şeyh bir süre Osmanlıyı oyalamayı başarsa da sonunda Osmanlı&#39;nın baskılarıyla İstanbul&#39;a getirtilir. Şeyh İstanbul&#39;da büyük bir törenle karşılanır. &quot; Sultan ‘misafirini&#39; şeref töreniyle karşılamayı esirgememişti. Şehrin bütün ileri gelen resmi şahsiyetleri Şeyh&#39;i karşılamaya çıkmışlardı. Sokaklar insanlarla dolup taşmıştı. Ubeydullah&#39;ın İstanbul&#39;a girişi sırasında, onun şerefine top atılmıştı.&quot; [16] Ancak Şeyh Ubeydullah amacından henüz vazgeçmemiştir. Şeyh 1882 Temmuzunda Ramazan bayramı sırasında, tacir kılığına girerek, sahte bir pasaportla, Fransız şirketlerinden birine ait Pak isimli gemiyle Poti&#39;ye oradan da Hakkari&#39;ye kaçar. [17] Bunun üzerine bölgeye askeri yığınak yapan ve Şeyh&#39;in ikna olmayacağını görünce üzerine asker gönderen Osmanlılar, Şeyh&#39;i yakalar ve oğlu Abdülkadir&#39;le birlikte maaş bağlamak suretiyle Mekke&#39;ye gönderir. Şeyh 1883 yılında Mekke&#39;de ölür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu isyanın tüm yönleriyle ortaya çıkabilmesi için Osmanlı ve İran arşiv malzemelerinin de mutlaka gün ışığına çıkarılması gerekmektedir. Bu çalışma bu konuda ufak da olsa bir adım atma amacıyla hazırlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BELGE 1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belge No.: YA-RES ( Yıldız Sarayı Arşivi Sadaret Resmi Maruzat Evrakı) 5/17&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgenin Özeti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Göçebe Kürtlerin yerleştirilmeleri ve iskan edilerek medeniyete kavuşturulmaları çok önemli bir sorundur. Bu konuda bölgeye gönderilmiş bulunan müfettişlerin Meclis-i Vükelaya sundukları raporlar görüşülmüş ve bazı kararlar alınmıştır. Müfettişlerin verdikleri raporlara göre; zaman zaman Kürtlerin yaşadıkları yerlerde bulunan Hıristiyanlara karşı yapılan bazı adaletsiz uygulamalar, buralardaki Hıristiyanların himaye hakkını ele geçirmiş İngiltere ve Rusya&#39;nın bölgeye müdahalesine neden olabilir. Bu nedenle bölgedeki göçebe Kürtlerin bir an önce itaat altına alınması gerekmektedir. Ayrıca İran sınırında yaşayan Kürt aşiretleri, İranlılar tarafından kendi yanlarına çekilmek üzere sürekli rütbe ve maaş verilerek ödüllendirilmektedir. Göçebe halde bulunan bu aşiretlerin, İran tarafına geçmemeleri için, derhal yerleşik hale getirilmesi gerekmektedir. Bunu sağlamak için derhal, bölgedeki önemli ve itibarlı aşiret reisleriyle ilişkiye geçilmeli ve eğer gerekirse bazı istekleri de kabul edilmelidir. Aksi takdirde özellikle Nesturilerin bulunduğu bölgelerde büyük karışıklıklar çıkabilir ve kısa sürede bu bölge de Balkanlara dönebilir. Yani bu bölge adeta Kürdistan&#39;ın Karadağ&#39;ı olabilir. Zaten bölgedeki Piskopos da birkaç yıldır Tiflis&#39;le bağlantı halindedir. Bu nedenle bölgede büyük bir gücü ve nüfuzu olan ŞEYH UBEYDULLAH ve oğluyla derhal ilişkiye geçilmeli ve bölgedeki nüfuzu kullanılarak bölgedeki aşiretler yerleşik hale getirilmeli, asayiş sağlanmalı. Çünkü Rumeli&#39;nin nazik hali bu kez de Anadolu&#39;ya sıçramak üzeredir. Bu bölgede Hıristiyanlarla ilgili ıslahatlar hızla yapılmaz ve göçebe Kürt aşiretleri iskan edilmezse yabancı devletlerin de karışmasıyla büyük sorunlar çıkabilir. İşte tüm bunlar göz önüne alınarak, Dördüncü Ordu Komutanı Semih Paşa&#39;ya bunları anlatan ayrıntılı bir talimatname gönderilmeli ve ayrıca Dersim bölgesine de, halkın devletin nüfuzuna alışmasını sağlayacak uygun bir mutasarrıf atanmalıdır.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.&lt;br /&gt;Atûfetlü Efendim Hazretleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdlerin tavattun ve iskânlarıyla hâlen ve istikbâlen te&#39;mîn-i saâdet hâlleri ve oralarca dem-be-dem vuku&#39; bulmakta olan uygunsuzlukların men&#39;-i vuku&#39;u zımnında şimdiden lâzım-ül-icrâ olan bazı tedâbîr ve mütâlaâta dâir devâir müfettişi ibhetlü, devletlü Paşa hazretlerinin atebe-i ûlyaya takdîm etmiş olduğu arîzanın encümen-i mahsûsca bilâ-taraf mütâlaasıyla netice-i müzâkerâtın arz-ı istîzânı muktezâ-yı emr ü fermân hümâyûn-ı cenâb-ı mülk-dârîden idiğini hâvî olan tezkire-i âliye-i husûsiyye mezkûr arîza ile birlikte led-el- mütâlaa ol babta cereyân eden mübâhasât üzerine verilen karâr-ı muktezâ meclis-i mahsûs-ı vükelâdan tanzîm olunan mazbata leffen arz ve takdîm kılınmış olmakla karâr-ı müzâkerât hakkında her ne vechile irâde-i isâbet ifâde-i hazret-i şehin-şâhi ziver-sahîfe-i sudûr buyrulur ise infâz-ı hükm-i âlîsine ibtidar edileceği beyânıyla tezkire-i senâverî terkîm kılındı efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fi 1 Safer 1297 (14- 01- 1880)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.&lt;br /&gt;Meclis-İ Vükela Mazbatası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tâife-i Ekrâdın tavattun ve iskânlarıyla dâire-i medeniyyete iddihâlleri hakkında olan lüzûm ve ehemmiyyetin taâzumuyla ol babda bazı mütâlaâtı mübeyyin ibhetlü, devletlü müfettiş paşa hazretleri tarafından hâk-i pây-ı hümâyûna takdîm kılınan arîzanın meclis-i vükelâca bilâ-taraf tezekkür-i mütâlaasıyla netîce-i müzâkerâtın arz ve istîzânı muktezâ-yı emr ü fermân maâlî-yi ünvân hazret-i pâdişâhîden idiği tezkire-i âliyye-i husûsiyye ile teblîğ olunmasıyla mezkûr tezkîre ve arîza meyâne-i âcizânemizde kırâat ve mütâlaa kılındı. Müfettiş-i müşârün-ileyhin hulâsa-i mütâlaât ve ihtârâtı Kürdlerin bulundukları yerlerde meskûn olan Hıristiyanlar hakkında bazı mertebe vuku&#39; bulan taaddiyâtları İngiltere ve Rusya devletlerine ol havâlî ahâlî-yi gayr-i müslimesi için bir hakk-ı himâyet verilmiş olduğundan ve bu hakk-ı himâyet ise ileride devletçe pek muzır olacağından Kürdlerin a&#39;mâli tedâbîr ile cümleten taht-ı itâate alınması lüzûmuna binâen Semih Paşa hazretlerinin me&#39;mûriyyet-i mahsûsa-i muvakkatesini mes&#39;ele-i ıslâhiyyeye tahvîl ile Erzurum&#39;da bulunan komisyon hey&#39;etiyle birlikte olarak kuvve-i askeriyye muâvenetiyle işbu hulûl edecek mevâsim-i sayfın nihâyetine kadar Kürdistânın her bir cihetince evâmir-i hükûmet-i seniyyenin ser-tâ-ser mer&#39;iyyet ve cereyânı ve İran hudûdu üzerinde bulunan aşiretler ve rüesâsı hakkında İran devleti tarafından teşvîkât ve taltîfât icrâsıyla taraflarına celb ve imâleye çalışmakda idiğinden bunların ol tarafa geçmemeleri esbâbının istihsâli ile göçebelik hâlde bulunanların sûret-i iskânları husûsunun ve rüesâ ve mu&#39;teberânıyla söyleşilerek ve mümkin-ül-âsaf bazı istidâları olduğu hâlde onların dahi kabul edebileceği tefhîm edilerek bu emr-i mühimmin husûlüne dahi sarf-ı sa&#39;y olunmakla beraber Nesturî tâifesinin sâkin oldukları cebel-i Ezir(?) vakt-ı zarfında Kürdistân&#39;ın Karadağ&#39;ı olacağından ve birkaç seneden beri idâre-i umûr-ı ruhâniyyelerinde bulunan Piskopos Tiflis ile münâsebet peydâ etmiş olduğundan bunun celb ve te&#39;mîn ve taltîfi ve Şeyh Ubeydullah ile mahdûmunun oralarca olan nüfûz u haysiyyelerinden istifâde olunmak üzere haklarında hürmet ve riâyet ibrâzıyla ba&#39;de-t-te&#39;mîn iskân-ı aşâir husûsunun kendisiyle müzâkere edilmesi lüzûmunu mutazammın bulunmuştur. Vâkıâ Rumeli&#39;nin nezâket-i hâli şimdi Anadolu tarafına intikâl etmeye başlayıp işbu kıt&#39;ada meskûn olan Hıristiyanların cezb-i teveccüh ve muhabbetleri maddesi devletin müşârün-ileyhümâ beyninde bir mes&#39;ele-i müsabâkat ihdâs etmiş oralarca ecânibin i&#39;tirâz ve şikâyetine mahal kalmamak üzere hâlen ve zemânen mütehattim olan ıslâhâtın icrâsı devlet-i âliyye için hakikaten mevâdd-ı mühimme ve müste&#39;celeden olmasına ve tâife-i Ekrâdın vuku&#39;a gelmekde olan hareket-i nâ-sezâlarının önü alınamayacak olursa bunun akıbeti dahi pek vahim olacağı tabîî bulunmasına binâen müfettiş-i müşârün-ileyhin ihtârı vechile bu babda Semih Paşa hazretlerine ve asliyye-i nezâret-i celîlesinden etrâflı bir ta&#39;lîmât i&#39;tâsı ve bir de Dersim için mutasarrıf ta&#39;yini esâsen mukadder olup bu da ol havâlîce husûl-ı âsâyiş ve inzibâta ve ahâlinin nüfûz-ı hükûmete alışmalarına murâd olacağı cihetle dâiresi nerelerden teşkîl olunacağı nezâretçe kararlaşdırılmak ve me&#39;mûriyyeti ba&#39;de-i arz ve istizân olunmak üzere münâsib bir mutasarrıf intihâbı husûsunun dahi nezâret müşârün-ileyhine havâlesi müfettiş-i müşârün-ileyhe dahi hâzır olduğu hâlde müttehiden tensîb edilmiş olmakla ol babda kat&#39;î ahvâlde emr ü fermân veliyy-ül-emr efendimizindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fi 1 Safer 1297 ( 14- 01- 1880)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BELGE 2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belge No.: YA-RES 9/23&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgenin Özeti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[İran hududunda meydana gelen heyecanın ve hareketlenmenin Şeyh Ubeydullah&#39;ın hareketinden kaynaklandığı anlaşılmış, bu arada Rus Devleti&#39;nin de Nahçıvan&#39;a ve Osmanlı sınırına asker sevk ettiği öğrenilmiştir. Bunun üzerine Tebriz konsolosu durumu Ruslara sormuş ve Ruslardan sınırlarımızı korumak için asker naklediyoruz cevabını almıştır. Ayrıca yapılan araştırmaya göre yapılan yığınağın, on dört tabur ile iki batarya toptan oluştuğu anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tüm bu durumlar ışığında Meclis-i Vükela toplanmış ve bu konuları görüşerek bazı kararlar almıştır: İranlıların talepleri dile getirilmiş ve Osmanlı tarafından İran&#39;a saldırıp hasar verenler varsa derhal tahkikat yapılarak bunların tespit edilmesi gerektiği belirtilmiş, ancak İran&#39;dan Osmanlı topraklarına saldıran aşiretlerin de engellenmesi hususunun İran büyükelçiliğine bildirilmesi kararlaştırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum savaştan sonra (Burada 1877-78 Osmanlı-Rus savaşından bahsediliyor) bölgede Osmanlı devletinin kontrolü zayıflamış, Kürtlerin çoğunlukta bulunduğu bölgelerle, Ermenilerin büyük oranda yaşadıkları Van ve Hakkari&#39;de Şeyh Ubeydullah önderliğinde hareketler başlamıştır. İran&#39;ın bu durumda Osmanlı&#39;dan istediği yardım yerine getirilmezse öyle anlaşılıyor ki Rusya&#39;ya başvuracaklardır. Zaten Rusya&#39;nın da sınıra asker yığmaya başlaması bunun göstergesidir. Tarafsız devletlerin elçilerinin de uyardıkları gibi Rusya&#39;nın niyeti kendi sınırlarını korumak değil, bölgeye müdahale etmektir. Bu nedenle gerekli önlemler derhal alınmalıdır. Öncelikle bir teftiş heyeti kurularak bölgeye gönderilmeli ve raporlara göre gerekli önlemler derhal alınmalıdır. Bu nedenle, Telgraf Nazırı Haydar Efendi ile, Amare (Bağdat&#39;a bağlı) mutasarrıfı Kemal Efendi&#39;nin bu tahkikat komisyonunun başına geçirilmesi ve derhal bölgeye gönderilmesi kararı alınmıştır.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.&lt;br /&gt;Atûfetlü Efendim Hazretleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hudûd-ı İraniyye dahilinde zuhûra gelen kıyâm ve heyecân Şeyh Ubeydullah ile avanesinin tahrîkât ve igfâlâtından münbais olduğu hakkında İran devleti tarafından der-miyân olunan şikâyâtın tahkîk ve terkikîyle şâyet bizim taraftan hudûdu tecâvüz edenler var ise men&#39;ine ve tedâbîr-i lâzımenin ittihâz ve icrâsına memûr olmak ve dâire-i askeriyyeden dahi münâsip bir zât terfîk edilmek üzere telgraf nâzırı sâbık atûfetlû Haydar Efendi hazretleriyle Amare mutasarrıfı Kemali Efendinin birinci ve ikinci komiser sıfatıyla ta&#39;yîn ve igrâmları ve teferruâtı hakkında meclis-i vükelâdan kaleme alınan mazbata melfûfatıyla maân arz ve takdîm kılınmağla karar-ı müzâkere hakkında emr ü irâde-i seniyye-i cenâb-ı padişâhi her ne vechile şeref-sudûr buyurulur ise hükm-i celîli icrâ olunacağı beyânıyla tezkire-i senâ-verî terkîm olundu efendim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Safer 1298 / 21 Kanûn-ı Evvel 1296 ( 02- 01- 1881)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.&lt;br /&gt;Ma&#39;rûz- ı çâker-i kemîneleridir ki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya devleti tarafından Nahçıvana ve hudûda asker sevk olunduğu ve bunlar sebebiyle gelen askerin mikdârı hakkında Tebriz şeh-benderliğinden bâ-tahrîrat i&#39;tâ olunan ma&#39;lûmâta havî Vanda bulunan Dördüncü Ordu-yı Hümayûn Müşîri Devletlü Nâfiz Paşa hazretleri tarafından sudûr-ı telgrafnamenin hallî sûreti leffen huzûr-ı sâmiyyen dâver-i efâhimle takdîm kılınmış olmağla ol babda emr ü fermân hazret-i veliyy-ül-emrindir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 Muharrem 1298 / 15 Kanûn-ı Sâni 1296 ( 26- 12- 1880)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.&lt;br /&gt;Vanda Dördüncü Ordu-yı Hümâyûn Müşîri Mahmud Paşadan Harbiye Nezâretine mevrûd&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Kânun-ı evvel 1296 tarihli ve şifreli telgrafnamenin hallî sûretidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya devleti tarafından Nahçıvana ve hudûda kuvve-i külliyye-i askeriyye sevk olunmakda olduğu istihbâr olunması üzerine devlet-i müşârün -ileyhanın Tebrizde mukîm konsolosundan kuvve-i mezkûrenin vürûdları sebebi suâl olundukda hudûdlarının muhâfazası için olduğu cevâbı alındığı ve muahharen olunan tahkîkât ve mesmûâta göre kuvve-i mezkûrenin on dört tabur ile iki batarya topdan ibâret idigi anlaşıldığı Tebriz şeh-benderliğinden el-yevm alınan 26 Teşrîn-i Sani 1296 tarihli tahrîrâtda iş&#39;âr olunmağla arz ve malûmât olunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.&lt;br /&gt;Van vilayetinden makâm-ı sâmî vekâlet-penâhîye meb&#39;ûs telgrafname hallî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya tarafından Nahçıvan ve hudûda sevki istihbâr olunan ve lede-s-suâl esbâbı hudûdun muhafâzası için olduğu Tebriz Rusya konsolosu cânibinden beyân olunan kuvve-i külliyye-i askeriyyenin on tabur ile iki batarya topdan ibâret idiginin tahkîkât-ı ahîre üzerine anlaşıldığı Tebriz şeh-benderliğiden müşîr paşa hazretlerine mevrûd 27 Teşrîn-i Sani 1296 tarihli tahrîrâtın iş&#39;âr olunmağla fermân.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Kanûn-ı Evvel 1296 ( 26- 12- 1880)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.&lt;br /&gt;MECLİS-İ VÜKELA MAZBATASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hudûd-ı İraniyye dâhilinde zuhûra gelen kıyâm ve isyân Şeyh Ubeydullah ile Hamza Ağa menkûrun tahrîkâtından münbais olduğu beyânıyla bunların ve bizim taraf aşâir ve Ekrâdından hudûd-ı İraniyyeye tecâvüz edenlerin te&#39;dîb ve terbiyeleri ile hudûdun muhâfazası İran sefâretinden bâ-takrir taleb olunmuş olunduğu gibi İran Şahı hazretleri tarafından dahi Tahran sefâret-i seniyyesine şifâhen bu yolda ifâdât vuku&#39; bulmuş ve muhâfaza-i hudûd için iktizâ edenlere evvel ve âhir icrâ-i teblîgât edilmiş olub ancak tebaa-i saltanat-ı seniyyeden hudûd-ı İraniyyeye tecâvüz edenlerin te&#39;dîbi bahsine gelince aşâir-i İraniyyeden dahi öteden beri bizim taraf ahalisi haklarında icrâ-yı mezâlim ve ta&#39;dîyât edenlerin icrâ-yı mecâzâtıyla muâmele-i mütekâbele-i irâesi lâzım geleceğinden bizim taraf aşâirinden öte tarafa îfâ&#39;-yı hasar edenler var ise bi-l-tahkîk anların ba&#39;de-mâ bu misillu ahvâl îfâ edememeleri mümkün ve usûlen mütehattim olan tedâbirin istihsânı için mahalline bir heyet-i mahsûsa irsâli müsemmem olduğu cihetle İranîler tarafından dahi tebaa-i Osmaniyye haklarında vuku&#39;undan şikâyet olunan mazarrat ve hasârâtın men&#39;i esbâbının istihsâl ve temîni lüzumu meclis-i âcizânemiz kararıyla Hariciyye Nezâretinden İran sefâretine teblîğ olunmuşdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hudûd-ı Devlet-i Aliyyenin ehemmiyet-i tabîiyyesi muhârebe-i sâbıkadan dolayı kesb eylediği inkılâbâtdan nâşi bi-l-vücûh tezâyüd etmekle beraber Ekrâd ve aşâirin mecmû&#39; olmasından ve diğer taraflardan Ermenilerin ekseriyeti dahi Van ve Hakkari cihetlerinde bulunmasından dolayı Şeyh-i mûmâ-ileyh gibi beyn-el-aşâir mevcûd olan nüfûzunu ahvâl-i mevki&#39;yyeye ve menâfi&#39; devlete muvâfık olmayacak sûrette isti&#39;mâl ile böyle gavâil zuhûruna sebeb olanların men&#39;i harekâtı ferâiz-i umûrdan olduğu gibi İran sefîrinin dahi işbu harekât-ı âsiyâniyyenin def&#39;i ve ref&#39;iyle heyecânın henüz zâil olamamasını Şeyh-i mûmâ-ileyhin tahrîkâtına atıf ile bunlar te&#39;dîb ve hudûd üzerinden tebâ&#39;id olunmadıkça istikrâr-ı âsâyiş kâbil olamayacağından ve bu babda devlet metbûâsının taraf-ı devlet-i aliyyeden ümîd-i muâ&#39;venetden meyus olduğu hâlde diğer bir çare taharrîsine mecbûr olacağından bahisle Rusya devletine müracaât edeceklerini telmîhen vuku&#39; bulan ifâdâtı ve Rusyalının Nahçıvana ve hudûda asker sevk etmekde olduğuna dair Dördüncü Ordu-yı Hümâyun Müşîriyyetinden Harbiye Nezâretine ve Van vilâyetinden bab-ı âliye gelen ve leffen arz ve takdîm kılınan telgrafnâme mündericâtı dahi nazar-ı dikkat ve ehemmiyyeti câlib görünmüşdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egerçi Rusyalının hudûd-ı İraniyyeye asker sevk etmesi zâhiren hudûdu muhâfaza ve icâbı hâlinde İranlıyı müzâhere maksadına mahmûl ise de hakikâti devlet-i aliyye ile İran devleti arasında tabi&#39;ül-muhâfaza olan münâsebeti ihlâl ile oralarca menâfi&#39;-i devletine muzır müdâhelât îka&#39; arzına mütebenni olarak bu surat hâlen ve aynen bizim için muhâzir-i âzimeyi istilzâm edeceği derkâr olub bu işin devlet-i aliyyece tedâbir-i mümkine ittihâz ve icrâsıyla biran evvel önü alınmasının lüzûm ve ehemmiyyeti hakkında bazı bî-taraf devletler süferâsının ma&#39;ruz-ı hayr-ı hevâhiden vuku bulan ihtârâtı dahi şu mütâlaata dâir olduğundan maslahatın kesb eylediği ehemmiyete göre bir tedbîr ittîhazı lâzımeden ve şimdiki hâle göre mes&#39;ele İranîlerin şikâyâtından ibâret olub kâbil-i tahkîk bir şey denilemeyeceği umûr-ı bedîhîyeden olmağla evrak-ı iştikâye üzerine bilâ-taraf icrâ-yı tahkîkât ile tebin edecek hale göre icâbına bakılmak üzere evvel emirde karar-ı vâkıa tevfîken bir heyet-i tahkîkiye tayin ve îzâmı iktizâ-yı maslahata muvâfık görünmekle beraber bu sûret-i şikâyât vakalarının devlet-i aliyyece nazar-ı itibârâ alındığını arâi ederek İranîlerin Rusyaya temâyül mecbûriyyetini def&#39; edeceği İran sefîrinin esnâ-yı mukâlemede henüz heyet-i tahkîkiyenin dahi gönderilmediğini îrad etmesiyle müstedill idiğinden heyet-i mezkûrenin hemân intibâh ve îzâmıyla karar-ı vâkıaın ibrâz-ı faâliyâtı lüzûm ve vücûbu tayin etmiş ve telgraf nazırı sabık Haydar Efendi hazretleri mukaddema iki def&#39;a Tahran sefâret-i seniyyesinde bulunarak oraların ahvâl ve âdâtına tamâmıyla matlu&#39; ve şu hidmet-i mühimmeyi hakkıyla ifâya muktedîr bendegândan bulunmuş olduğundan dâire-i Harbiyyeden dahi münâsib bir zat terfik olunmak üzere müşârün-ileyhin birinci ve geçende Amare mutasarrıflığına tayin olunan Kemal Efendinin dahi ikinci komiser sıfatıyla ve ber-minval-i ma&#39;ruz hudûd-ı İraniyyeyi tecâvüz edenler var ise onların müsâraaten bil-tahkîk men&#39;i ve sâir lâzım-ül ittihâz olan tedâbir ve muâmelâtın icrâsı me&#39;muriyyetiyle evrâk-ı iştikâyenin kendilerine verilerek hemân seriyyen îzamları ve müşâr ve mûmâ-ileyhümaya Anadolu cihetine gönderilen birinci ve ikinci teftîş memûrlarına verilen maaşlara tevfîken ilk tahsîsiyle iş bu maaşlar ile kararnâme hükmünce iktizâ eden harcırahlarının dahi mesârif-i fevkalâde meyânında tesviyyesi bi-l-ittihâd tezekkür ve tensîb kılınmış olmağla kati&#39; ahvâlde emr-ü fermân hazret-i veliyy-ül-emr efendimizindir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fi 1 Safer 1298 / 21 Kanun-i evvel 1296 ( 02- 01- 1881)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BELGE 3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belge No.: YA-HUS ( Yıldız Sarayı Arşivi Sadaret Hususi Mruzat Evrakı)167/42&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgenin Özeti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Şeyh Ubeydulah Van&#39;ın Erciş kazasında bulunan ahaliye hitaben bir mektup gönderir, Şeyh mektubunda; İranlıların Müslümanlara büyük kötülükler yaptığını ve bu nedenle baharın gelmesiyle birlikte İran&#39;a karşı başlatılacak cihada tüm Müslümanların katılmaları gerektiğini bildirir. Mektubu getirenlerin şifahen ayrıca bir mesaj daha ileteceklerini belirten Şeyh, ayrıca bu ayaklanmanın Osmanlı Devleti ve diğer Avrupa devletlerince de olumlu karşılandığını ve bunların hepsinin İran&#39;ı kusurlu bulduklarını belirtmiştir. Farsça olan bu mektup daha sonra Osmanlı Devleti tarafından ele geçirilmiş ve çevrilerek sadarete sunulmuştur.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.&lt;br /&gt;Şeyh Ubeydullah Efendinin Van vilâyeti dahilinde kâin Erciş kazası ahâlisine hitaben yazmış olduğu halde ele geçirilerek Dördüncü Orduyu Hümayûn müşiriyyet-i celîlesinden irsal olunan faris&#39;ül-ibare mektubla tercümesi suretidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erciş kazasıyla o tarafın umûm ahâlisiyle cem-i muhallasan ve mensubâne selam ve duâ&#39; ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malûmunuz olsun ki bu sene İranîlerin gözü içlerinde bulunan Müslümanların başlarına getirdikleri şey hiçbir zamanda görülmemiş ve işidilmemişdir. Bunun üzerine cümle islâmiyâna vâcib ve farzdır ki gayret ve hamiyyet-i islâmiyyeti elden bırakmayıb bahar için cihâd tedârikini görüb mart ahirinde hazır ve muhya olmanız lazımdır. Bu taraf islâmı cümleten müttefîken ve müttehîd olarak İran ile olunacak cihâda hazır ve Müslümanların intikâmından geri kalmayacakları emr-i zâhir olup inşallah-ı teâla sizler dahil cümleten ittifâk edib baharın cihâdına hazır ve amâde ve bundan böyle cihâd ele geçmeyeceğinden her kim kendisini bu hânedânın mahsûblarından add eder ise lâzım gelir ki bu sefer hayr-ı esere gelmesinde rehâvet ve müsâhile etmesin. Bir de mektubun hâmillerinde ifâde-i şifâhîye vardır el-hamdüli-llâh devlet-i aliyye vesâir Avrupa devletleri efkârları muhalasaların murâdı üzerine olub ve cümleten İranîleri muvâheze ve sâhib-i taksîr tutmuşlardır. İnşallah bu kere cümleten din yolunda ve hamiyyet-i islâmiyete merdâne fedâ-yı can ederseniz ziyâde te&#39;kîd lâzım değildir. Esselam-ı aleyküm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 Rebi&#39;ülevvel 1298 ( 20- 02- 1881)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.&lt;br /&gt;Ma&#39;rûz-ı çâker-i kemîneleridir ki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Ubeydullah Efendi tarafından Van vilâyeti dahilinde kâin Erciş kazası ahâlisine hitâben yazılmış olduğu halde ele geçirilmiş olan Faris-ül ibâre tahrîrâtın sûretiyle tercümesinin irsâl kılndığı Van&#39;da bulunan Dördüncü Ordu-yı Hümâyûn müşiriyyet-i celîlesinden bâ-tahrîrât iş&#39;âr olunmuş olduğundan tahrîrât-ı merkûmenin tercümesinin ihrâc etdirilen sûreti mazûr-ı âli dâver-i ifhamıyla buyurulmak üzere leffen huzûr-ı maâlî-i mevkûr vekâlet-penâhîlerine takdîm kılınmış olunmağla ol babda emr ü fermân hazret-i veliyy-ül-emrindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 Cemâziyelevvel 1298 / 5 Nisan 1297 ( 17- 04- 1881)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.&lt;br /&gt;Şeyh Ubeydullah tarafından Erciş kazası ahâlîsini cihâda dâvet yolunda yazılmış ve Dördüncü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ordu-yı Hümâyûn müşîriyyetince ele geçirilerek Harbiye Nezâretine gönderilmiş olan tahrîrâtın sûret-i mütercümesi Nezâret müşâr&#39;ün-ileyhinin tezkiresiyle beraber manzûr-ı âli buyurulmak üzere leffen arz ve takdîm kılındı efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 Cemâziyelevvel 1298 / 7 Nisan 1297 ( 19-04-1881)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BELGE 4&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belge No.: YA-RES: 10/12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgenin Özeti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Şeyh Ubeydullah&#39;ın Müslüman ve Hıristiyan halkı birleştirerek onların hukuklarını muhafaza edeceği bahanesiyle bir isyan hareketine hazırlandığı İran ve diğer devletler tarafından, Osmanlı Devleti&#39;ne bildirilmektedir. Şeyh&#39;in Osmanlı sınırında olması ve böyle bir harekete kalkışmayacağı konusunda herhangi bir garanti verilememesi, genel kamuoyunu Osmanlı aleyhine çevirmiştir. İran Şahı ise, Şeyh&#39;in verdiği bunca zarara rağmen, bölgeden uzaklaştırılmasını dahi istemediğini, sadece Osmanlı&#39;nın, Şeyh&#39;in bir daha böyle bir şey yapmayacağına ve Osmanlı tarafındaki Kürt aşiretlerin böyle bir duruma karıştırılmayacağı konusunda garanti vermesini istediğini bildirmiştir. Aslında Şeyh&#39;in bir daha ayaklanmayacağına inanılsa, garanti verilerek bu iş halledilebilir. Ancak yapılan incelemeler ve alınan istihbarata göre İran&#39;ın ve diğer devletlerin amaçladıkları şudur; Osmanlı böyle bir garanti verdikten sonra devreye girilerek Şeyh yeniden ayaklandırılacak ve böylece:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İran Osmanlı&#39;dan zararlarına karşı tazminat talep edebilecek&lt;br /&gt;2. Rusya ve İngiltere İran taraftarlığına kalkışacak&lt;br /&gt;3. Ermenistan ve Kürdistan&#39;ın muhtariyetleri talep edilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten Rusya&#39;nın Türkmenler aleyhinde Göktepe bölgesini işgali ve İngiltere&#39;nin buna ses çıkarmaması, bu iki devletin Asya konusunda uzlaştıklarını göstermektedir. Kürtler konusunda da Rusya ve İngiltere&#39;nin ortak davranacağı hissolunmuştur. Bu nedenle Şeyh ve oğullarıyla görüşülüp, iyi niyetle ikna edilerek derhal sınırdan uzaklaştırılmaları gerekmektedir. Bu konularda istihbarat için Tahran&#39;a gitmiş olan Sipahsalar&#39;ın (Serasker, askerlerin en büyük âmiri anlamında kullanılan bir tabir) verdiği bilgiye göre; Osmanlı&#39;nın bölgedeki askeri gücünün yetersiz olduğu ve bu kuvvetlerle bölgedeki asayişi sağlayamayacağı, Şeyhin ikamet ettiği Nehri bölgesinin Osmanlı nüfuzu dışında bir alan olması nedeniyle kolayca müdahale edilemeyeceği ve Şeyh&#39;in hem Osmanlı depolarından, hem de başka yollardan yeni silahlar edinmekte olduğu bildirilmiştir. Ayrıca Sipahsalar, Osmanlı&#39;nın bölgeye müdahale edemeyeceği düşüncesi nedeniyle, İran&#39;ın bölgeye müdahale edebileceğini söylemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu görüşülmüş ve alınan diğer bilgilerle beraber, Şeyh&#39;in Mart sonunda İran&#39;a karşı bir harekete girişeceği saptanmıştır. Zaten Şeyh&#39;in Erciş&#39;e gönderdiği mektupta bu açıklandığı gibi, bu isyanın Osmanlı ve Avrupa devletlerince de desteklendiği bildirilmiştir. Şeyh Ubeydullah&#39;ın, yapılan görüşmelerde defalarca isyan etmek gibi bir niyetinin olmadığını söylemesine rağmen, isyan hazırlığı içinde olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle gerekli tüm askeri tedbirlerin alınması gerekir.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.&lt;br /&gt;Hâriciyye Nezâret-i Celîlesi Cânib-i Âliyesine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletlü efendim hazretleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fi 6 … 1881tarih ve yüz on dokuz numarolu telgrafnâme-i çâkerânemle arz ve işâr olunduğu vechile güyâ Şeyh Ubeydullah efendinin tedârikât-ı külliyye ile meşgûl olduğu gibi tarafeyn-i Kürdistânı ahâli-i İslâmiyye ve Hırıstiyâniyesini birleşdirerek muhâfaza-i hukukları ser-riştesiyle ilân-ı asiyâne cür&#39;et ve idâre-i muhtâriyyet talebine cesâret eyleyeceği birkaç günden beri sûret-i mevsûkada İran ve ecnebi me&#39;mûrları taraflarından rivâyet kılınmakda olduğu cihetle bu havâdis geçenlerde cana ve mala zarar-dîde olan ve olmak havfında bulunan ahâli-i İrâniyyeyi fevk-al-me&#39;mûl heyecâna getirib ahz-i sâr olunmalıdır ve Ekrâdın etdiği yanlarına bırağılmamalıdır efkârı taammüm eylemiş ve Şeyhin el-yevm hudûdda bulunması ve hiç olmazsa bu tarafa tekrar tecâvüzü hakkında henüz te&#39;minât verilmemesi ezhân-ı umûmiyyeyi kâmilen aleyhimize davet etmişdir. Şâh hazretleri ise Şeyh Ubeydullah&#39;ın ifa&#39; eylediği bunca hasarât meydanda olduğu halde bunlardan bahs olunmayıb ve hatta teb&#39;îdi hususûndan dahi sarf-ı nazarla ba&#39;de-mâ ifsâdât ve ilkaât ve tecâvüzâtdan keff-i yed ile asâyiş-i hudûdu ihlâl eylemeyeceğine dair cânib-i saltanat-ı seniyyeden taleb-i te&#39;mînât edilmiş olduğu halde henüz bu babda dahî bir cevâb-ı kat&#39;î verilmemiş idiginden bahisle her ne denilecek ise serîan bildirilmesini cânib-i sefâret-i seniyyeden musirr-âne taleb etdirmekde bulunmuş ve bu babda vüzerât-ı umûr-ı hâriciyyeden bu kerre dahî vârid olub bir sûreti melfûfâtı nüshalarıyla beraber leffen takdîm kılınan takrîr-i resmî ile de te&#39;kîd ve isti&#39;câl olunmuşdur. Eger Şeyh ve tevâbi&#39;nin ba&#39;de-mâ bir güne tecâvüzât ve ilkaâtda bulunmayacağı bizce muhakkak olubda te&#39;mînât-ı matlube i&#39;tâ&#39; edilebilmiş olsa işin politikaca olan ciheti reside-i hitâm olmuş olacak ise de tahkîkât-ı ahîre-i acizâneme göre şu taleb-i temînât husûsuna muvahhirân Rusyalının parmağı girib taraf-ı saltanat-ı seniyyeden temînât verildikden sonra teşvîkât-ı ecânib ile Şeyh mûmâ-ileyhine tecâvüzât ve harekât-ı sâbıkasını tecrîd eyleyeceği ve bu halde devlet-i İraniyyenin tazmînât talebine kıyâm edeceği ve tabiî cânib-i bâb-ı âliden olunacak muhâlefet üzerine Rusya ve İngilterelinin İran tarafdarlığına kalkışacak ve bir tarafdan dahî el-yevm mevzu&#39;-i bahs olan Ermenistan ve Kürdistan muhtâriyyet idârelerinin teşkîli sûretini iltizâm eyleyecekleri ve bir de Rusyalunun Türkmenler aleyhinde olan galebesi ve Göktepeyi istîlâ edib ileriye müteheyy&#39;i-i hareket bulunması üzerine İngiltere tarafından kat&#39;â bir şey denilememesi Asya için beynlerinde bir ittihâd olduğunu isbât eylediğinden Ekrâd meselesinde dahi Rusyalının İngiltere ile beraber ittifâkı his olunmuş çâkerlerini teminât-ı matlûbenin i&#39;tâsından ziyâde Şeyh ve mahdûmlarının hudûddan hüsn-i sûretle te&#39;bidleri ve tedâbir-i lâzıme-i sâirenin ittihâzı ile asâyîş-i mahalliyye ve hudûdiyyenin ikmâli ve bu sırada menâfi&#39;miz cümlesinden olan bazı mevâdd ve şerâ&#39;itin İrana kabûl etdirilmesi saltanat-ı seniyyece daha hayırlu olacağı cihetine meyl etdirmiş ise de gerek bu mes&#39;ele hakkında bâb-ı âlînin efkâr ve mütâlaa-i âliyesini ve gerek ahvâl-i mahalliyyeyi fıkdân-ı talimât ve ma&#39;lûmât cihetiyle bi-t-tab&#39;iyle bilemediğinden efkâr-ı çâkerânemin ruhiyyet-i sevâb olub olmadığının temyîzi ârâ-yi sâibe-i mehâmm-perverilerine menûtdur üç gün mukaddem Tahrana muvâsalat eylemiş olan sipâh-sâlâr hazretleri vukû&#39; bulan mülâkât-ı acizânemde Van ve Hakkari vilayetlerinde yalnız üç bin nefer kadar mevcûd asâkir-i nizâmiyye olub bu kadar kuvve-i askeriyye ile oraların muhâfaza-i asâyişi mümkün olamayacağından bahs ile beraber Şeyh mûma-ileyhin bulunduğu Şemdinân nâhiyesi ve ikâmetgâh-ı mahsûs olan Nevçe nâm-ı diğer Nehri karyesi asâkir-i şâhâneden hâlî ve hukuk ve nüfûz-ı hükûmet-i devlet-i âliye bu nâhiyede gayr-ı cârî olduğundan Şeyh mûma-ileyhin keyfe mâ yeşâ oralarda hükûmet ve hareket eylediği gibi civârda bulunan asâkir-i şâhâne mühimmât ve debo me&#39;mûrlarını igfâl ile hükümet-i seniyyenin haber ve ıtlâ&#39;ı olmaksızın oralardan ve hâricden esliha-i cedîde ve mühimmât tedârik ve iştirâsıyla meşgûl bulunduğunu söylemiş ve güyâ Şeyhin bulunduğu nâhiye ile mezkûr karye zîr-i idâre-i devlet-i âlîyede bulunmadığından devlet-i İraniyyenin oralara sevk-i asker eylemeğe hakkı olacağı zu&#39;munda idigi revş-i hâl ve kâlinden his olunmuş ve şu mâde dahi ayrıca cây-i dikkat ve ehemmiyyet bulunmuş olduğundan keyfiyyeti hemân bâ-telgrâf Dördüncü Ordu-yı Hümâyûn müşîrriyyetiyle Van vilâyet-i celîlesine iş&#39;âr eyledim. Herhâlde emr ü fermân hazret-i men leh-ül-emrindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Rebi&#39;ülevvel 1298 / 26 Kânûn-ı Sânî 1296 ( 06- 02- 1881)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.&lt;br /&gt;MECLİS-İ VÜKELA MAZBATASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahran sefâret-i seniyyesinden vârid olup melfûfuyla maan arz ve takdîm kılınan tahrîrât meâlinden muhât-ı ilm-i âlî buyurulacağı vechile Şeyh Ubeydullah Efendinin tedârikât-ı külliyye ile meşgûl olduğu gibi tarafeyn-i Kürdistânı ahâlî-yi İslâmiyye ve Hıristaniyyesini birleşdirerek muhafaza-i hukukları ser-riştesiyle îlân-ı âsi-yâne ve idâre-i muhtâriyyet talebine kıyâm eyleyeceği İran ve ecnebî me&#39;mûrları tarafından rivâyet olunduğu cihetle bu havâdis geçenlerde leffen ve meâlen zarar-dîde olan ve olmak havfında bulunan ahâlî-yi İraniyyeyi pek ziyâde heyecâna getirib ahz-i sâr efkârı ta&#39;mîm eylemek Şeyhin el-yevm hudûdda bulunması ezhân-ı umûmiyyeyi külliyyen tahrîş etmiş idiği ve Şâh hazretleri ise hasarât-ı vâkıadan bahsolunmayıb ve hatta Şeyhin teb&#39;îdi husûsundan dahi sarf-ı nazar olunub yalnız bundan böyle tecâvüzâtdan keff-i yed edeceğinden mutmain olmak arzûsunda olarak te&#39;mîn mâdesini sefâret-i seniyyeden musirr-âne taleb ettirmekde bulunmuş ve bu babda vüzerât-ı umûr-ı hâriciyyeden sûreti melfûf takrîr ile te&#39;kîd ve istîcâli kılınmış olduğu ve eğer Şeyh ve tevâbi&#39;nin ba&#39;de mâ bir güne tecâvüzât ve ilkaâtte bulunmayacağı bizce muhakkak olup da te&#39;mînat-ı matlûbe i&#39;tâ edilebilmiş olsa işin politikaca olan ciheti resîde-i hitâm olmuş olacak ise de tahkikat-ı âhireye göre taleb-i te&#39;mînat husûsuna muahheren Rusyalının parmağı girib taraf-ı saltanat-ı seniyyeden te&#39;mînat verildikten sonra teşvîkât-ı ecânib ile Şeyh-i mûmâ-ileyhin yine tecâvüz ve harekâtı sâbıkasını tecdîd eyleyeceği ve bu hâlde devlet-i İraniyyenin tazmînât talebine kıyâm edeceği ve tabîî cânib-i bâb-ı âlîde olacak muhâlefet üzerine Rusya ve İngiltereli İran tarafdarlığına kalkışarak bir tarafdan dahi el-yevm mevzû&#39;yu bahsolan Kürdistân ile Ermeni sâkin mahallerin muhtâriyet-i idârelerinin teşkîli sûretini iltizâm eyleyecekleri ve bir de Rusyalının Türkmenler aleyhinde olan galebesi ve Göktepeyi istilâ edip ileriye müteheyyi&#39;-i hareket bulunması üzerine İngiltere tarafından kat&#39;â bir şey denilmesi Asya için beynlerinde bir ittihâd bulunduğu isbât eylediğinden Ekrâd mes&#39;elesinde dahi Rusyalının İngiltere ile ittifâkı his olunmuş matlûbenin i&#39;tâsından ziyâde Şeyh ile mahdûmlarının hudûddan hüsn-i sûretle teb&#39;îdleri ve tedâbîr-i sâirenin ittihâzı ile âsâyiş ve emniyyet-i mahalliye ve hudûdiyyenin ikmâli ve bu sırada menâfi-i devletten olan bazı mevadd ve şerâitin İrana kabûl ettirilmesi saltanat-ı seniyyece daha hayırlı olacağı gösterilmiş sefâret-i müşârün-ileyhin şu işârâtı meclis-i vükelâca verilen karârı müeyyid görünmüş olduğu gibi bu def&#39;a Van vilâyetine gelen telgrafta dahi Şeyh tarafından Erciş ahâlî-yi umûmiyyesine yazılıb tutulan şukkada İrana tecâvüz-i ittifâk eden ahâlî-yi İslâmiyye ile beraber hareket olunmak üzere Mart âhirinde hazır bulunmaları ve devlet-i âliye ile Avrupa devletlerinin efkârı kendi efkârına muvafık bulunduğu i&#39;lân olunub mûmâ-ileyh-i maa-t-taltîf icrâ edilen bunca teblîgat ve kendi tarafından yemîn ile verilen te&#39;mînât üzerine şu i&#39;lân-ı efkâr-ı sâbıka-i tecâvüz-kârânelerinden kat&#39;â feragât etmediklerine delîl olduğundan ve eğerçi bizim taraf-ı aşâiriyyenin Şeyhin efkârına hizmet etmemeleri yolunda taahhüdât ve senedât-ı kuvviyyeye rabtolunmakta iseler de mûmâ-ileyhin efkâr-ı tecâvüziyyeden ferâgat etmeyeceği ve vakt-i hareket ve taarruzu takarrüb ettiği cihetle bunun vehâmet-i azîmesinden korkulduğundan istîzânı muâmeleye ibtidâr ve sür&#39;atle cevâba intizâr olunduğu ve mezkûr şukka sûretinin posta ile gönderileceği ve keyfiyet-i taraf-ı müşîrîden Harbiye Nezâret-i celîlesine bildirildiği beyân olunmuş olacağından karâr-ı sâbık ma&#39;rûze tatbîken tedâbîr-i lâzımeye teşebbüs olunması hakkında her ne vechile irâde-i seniyye-i hazret-i pâdişâhî şeref-sudûr buyuruyor ise muktezâ-yı âlîsi icrâ olunacağı beyânıyla tezkire-i senâ-veri terkîm olundu efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fi 18 Rebiülâhir 1298 / Fi 7 Mart1297 ( 19- 03- 1881)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BELGE 5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belge No.: YA-RES 10/ 59&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgenin Özeti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Şeyh Ubeydullah&#39;ın ikna edilerek İstanbul&#39;a getirilmesi düşünüldüğünden bu konu Şeyh&#39;e iletilmiştir. Gerçi Şeyh İstanbul&#39;a geleceğini bildirmişse de niyetinin pek de gelmek olmadığı ve zaman kazanmak istediği düşünülmektedir. Çünkü Şeyh, Osmanlı Devleti&#39;nin, kendisini, İran&#39;a karşı yürüttüğü mücadelede desteklediği yolundaki neşriyatına devam etmektedir. Ancak Osmanlı Devleti bunun doğru olmadığını ilan edince, bazı aşiretler Şeyh&#39;i desteklemekten vazgeçmişlerdir. Bu nedenle üzüntü içine girmiş olan Şeyh&#39;in İran tarafına iltica edebileceği düşünülmektedir. Eğer böyle olursa İranlılar Şeyh&#39;i Osmanlıya karşı kullanabilir düşüncesiyle, Şeyh&#39;in bir an önce istemese de İstanbul&#39;a getirilmesi ve bölgede ilanlar dağıtılarak, Şeyh&#39;in yaptıklarının desteklenmediğinin herkese duyurulması kararı alınmıştır. Ayrıca Şeyh&#39;in İran&#39;a iltica etmesi durumu için İran sefaretiyle görüşülmesi ve Şeyh&#39;in onlara ilticasını kabul etmeyecekleri konusunda garanti vermeleri aksi takdirde Şeyh konusunda Osmanlıya verdikleri şikayeti geri çekmeleri istenecektir.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.&lt;br /&gt;Tezkîre-i Vekâlet Sûreti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaverân-ı hazret-i şehriyâriden Musulda bulunan mîr-livâ saâdetlü Ahmed Râtib Paşa tarafından Şeyh Ubeydullah Efendiye dâir meşhûdât ve istitlâât-ı husûsiyyesini hâvî atabe-i ulyâ-yı hazret-i mülûk-âneye arz ve takdîm olunup sûreti irsâl buyurulan telgrafnâmenin meclîs-i mahsûs-ı vükelâda bi-l-mütâlaa ol babda ittihâzı lâzım gelen tedâbir ve muâmelâtın kararlaştırılıb hâk-i pâyi şevket ihtivâ-yı(?) cenâb-ı padişahîye bâ-mazbata arz-ı irâde ve fermân buyurulduğunu manzur-ı tezkîre-i aliyye-i husûsiyyeleri ile mezkûr telgrafnâme mütâlaa ve sûret-i iş&#39;âra göre îcâb-ı maslahat bilâ-taraf müzâkere olunarak ol babta kaleme alınan mazbata leffen arz ve takdîm kılınmakla icrâ-yı mîr-livâ hakkında her ne vechile irâde-i isâbet-âde cenâb-ı şehinşahî şeref-sünûh ve sudûr buyurulur ise icrâ-yı hükm-i celîline ibtidâr edileceği beyânıyla tezkîre-i senâ-verî terkîm olundu efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 Cemâziyelevvel 1298/4-6 Nisan 1297 ( 17- 04- 1881)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâmiş Sûretidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resîde-i dest-i taazzim olan işbu tezkîre-i sâmiyye-i vekâlet-penâhîleriyle melfûf meclîs-i vükelâ mazbatası manzûr-ı maâli mevfûr cenâb-ı padişâhî buyurularak zikrolunan mazbatada arz ve istizân kılındığı vechile Şeyh Ubeydullah Efendi&#39;nin dersaâdete celbinde olunacak icbâr üzerine şayed İranîlere ilticâ ederse kendisi himâye ile aleyhimizde istimâl olunmak esâsı dâiresinde İran sefâretiyle müzâkere edilmek üzere Hariciyye Nezâretine me&#39;zûniyyet itâsı ve Şeyh&#39;in neşriyâtını tekzîbe îcâb eden mevâki&#39; hükümet-i seniyye nâmına olarak ilannâmeler dağıttırılmasının dâhi Dördüncü Ordu-yı Hümâyun-ı Müşîriyyet ve Van vilâyetine teblîği rehîn-i tensîb âlî-yi hazret-i padişâhî olmuş ve Şeyhin İranlıya dehâlet ve ilticâsını mani&#39; olacak her güne tedâbir ve esbâbın tamamıyla ittihâz ve istihsâline bezl-i mesahi eylemesi zımnında müşîriyyet-i müşârün-ileyhâya teblîgât-ı ekberde ve katabe-i icrâsı dahi irâde ve fermân buyurulub mazbata-i mezkûre iâde kılınmış olmakla ol babda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 Cemâziyelevvel 1298 / 8 Nisan 1297 ( 19- 04- 1881)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.&lt;br /&gt;MECLİS-İ VÜKELA MAZBATASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Ubeydullah Efendinin davetine dair şeref-sâdır olan emr ü fermân-ı hümâyuna hazret-i padîşâhî üzerine vâki&#39;olan teşebbüsât ve istıtlââtına dair me&#39;mûriyyet-i mahsûsa ile ol tarafda bulunan yâverân-ı sefâret-i şehriyariden Ahmet Ratib paşa cânibinden takdîm olunan telgrafnâme ol babda müteallik buyurulan irâde-i seniyye-i cenâb-ı padîşâhîye mutazammın tezkire-i husûsiyye ile bu günki meclis-i acizânemizde mütâlaa olunan telgrafnâme-i mezkûreyi hulâsa-i meâli Şeyh mûmâ-ileyh davet-i seniyyeye arz-ı memnûniyetle beraber bu babda hâk-i pây-ı âlîye bazı mahâzîr arz etmiş olduğundan yine azîmeti fermân buyrulur ise imtisâl edeceğini der-miyân etmekde ise de kendisi dersaadete azimet niyetinde olmayıb maneviyyâtını icrâ için vakit kazanmak fikrinde ve tehiyyât ve tecâvüzâta dair ilânât ve neşriyyâtını devlet-i âlîyyenin rey ve talimâtına isnad eylemekde olduğundan işbu davet-i seniyyenin bir dereceye kadar intişârıyla harekât ve ilânâtının hallaf-ı maraz-ı âli olduğu anlaşılmasıyla aşâirden birtakımı Şeyhinden yüz çevirib bu hâlden kendisi ye&#39;s ve fütûre düşmüş olduğu ve Kürdistandan ayrılması işine gelmeyeceğinden İranîler ile bi-l-muhâbere temîn edilir ise İrana ilticâ edeceği mütâlaasına göre şimdiden bu cihetin taht-ı te&#39;mînât-ı resmiyyeye alınması lüzûmunu havî idiginden iktizâ-yi hâli bilâ-taraf müzâkere edildi. Şeyhin teşebbüsât ve tahrîkâtından İraniler ile beraber Rusyalılar dahi şikâyet ederek devlet-i âlîyyece bir tedbîr-i ittihâz olunmadığı hâlde Şeyhi takîbe mecbûr olacaklarını resmen ifâde etmekde bulunmuş ve Şeyh mûmâ-ileyh dahi her nasılsa igfâlâta kaymış olduğundan şu aralık bir münâsib sûretle oradan kaldırılmış şikâbât ve müdâhilâtın önü alması maksadına ve davet-i seniyye dahi bu mütâlaa üzerine meclis-i acizânemizce verilen karara mütebenni olub ancak şeyhin rızâsıyla dersaâdete azîmet etmeyeceği anlaşılmış ve icbâr edilecek olur ise İranîlere ilticâ etmesi melhuz olub ol halde İranîlerin Şeyhi bizim aleyhimizde istimaal ve şimdi İranîlerin etdiği şikâyet bize intikâl eyleyeceği mütâlaasına binâen ol emirde İran sefâretiyle müzâkere edilmesi lâzıme-i hâlden görünmüşdür. Çünkü Şeyh mûmâ-ileyhin oradan kaldırılmasına esâsen İranîler tarafından vukû&#39; bulan şikâyet üzerine teşebbüs edilmiş olduğu cihetle kendisinin icbârı halinde onlara ilticâ edecek olur ise kabûl etmeyeceklerini İranilerin resmen te&#39;mîn etmeleri ve buna muvafakât etmezler ise şikâyetden vazgeçmeleri lazım geleceği gibi İranîler tarafından böyle bir te&#39;mînât verildiği takdîrde dahi Şeyhin behe-mahal oradan kaldırılması zarûri olarak bu cihetinin İranîlerden alınacak cevab üzerine icrâ-yı icâbe ve Şeyh mûmâ-ileyh harekâtını devlet-i âlîyyenin rızâsına isnâd ile aşâiri igfâl eylemekde olduğundan bu neşriyyâtın muvâfık neffi ol emr olmadığını işidenler kendisinden yüz çevirmekde olduğu gibi geçende meclis-i acizânemiz kararıyla güşîde olunan telgrafname üzerine neşriyyât-ı mezkûre Dördüncü Ordu-yı Hümâyun müşirriyeti ve Van vilâyeti cânibinden tekzîb etdirilmiş idiginden bu sûretin her tarafca ilânıyla Şeyhin igfâl ettigi aşâiriyle aralarına tefrîk düşürülmüş tezkîr ve tensîb kılınmış olmağla rehin-i tasvib-i alî buyurulduğu hâlde şu esâsı dairesinde İran sefâretiyle müzâkere edilmek üzere Harbiyye Nezâretine mezûniyyet itâsıyla Şeyhin neşriyyâtını tekzîben icâb eden muvâkıa hükûmet-i seniyye nâmına olarak ilân-nâmeler dağıdılmasına dahi müşîriyyet ve vilâyet müşarün-ileyhimâya teblîği bâbında ve kât&#39;iyye-i ahvâlde emr ü fermân hazret-i veliyy-ül-emr efendimizindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 Cemâziyelevvel 1298 / 5 Nisan 1297 ( 17- 04- 1881)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Notlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu yazı; Vesta Dergisi, Sayı 6, Yıl 2006&#39;da yayımlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Celile Celil, 1880 Şeyh Ubeydullah Nehri Kürt Ayaklanması (İstanbul: Pêrî Yayınları, 1998).&lt;br /&gt;[2] Wadie Jwaideh, Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi Kökenleri ve Gelişimi (İstanbul: İletişim Yayınları, 1999).&lt;br /&gt;[3] Martin von Bruinessen, Ağa, Şeyh, Devlet (İstanbul: İletişim Yayınları, 2003), s. 341, ayrıca a.g.e. s. 268 ve devamı.&lt;br /&gt;[4] Martin von Bruinessen, a.g.e., s. 341-342.&lt;br /&gt;[5] Martin von Bruinessen, a.g.e., s. 347.&lt;br /&gt;[6] Wadie Jwaideh, a.g.e., s. 144.&lt;br /&gt;[7] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, T.T.K Yayınları, Ankara 1988, Cilt 8, sayfa 76; François Georgen, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (İstanbul: Cem Yayınevi, 1995), Cilt 2, s. 145.&lt;br /&gt;[8] Celile Celil, a.g.e., s. 55.&lt;br /&gt;[9] Bu söylentinin güçlenmesine neden olan en önemli şey Berlin Antlaşması&#39;na konulan bir maddedir. Antlaşmanın 61. Maddesine göre; &quot;Bab-ı âli Ermenilerin sakin oldukları eyâletlerde ihtiyâcât-ı mahalliyenin îcâb ettiği ıslâhat ve tanzimâtı bilâ-tehir ihrâ ve Ermenilerin emniyetini Kürdler ve Çerkeslerden muhâfaza edeceğini tehid eder.&quot;&lt;br /&gt;[10] İran&#39;a karşı yürütülen mücadeleye dini bir nitelik de kazandırıldığına dair bakınız; BOA, YA-HUS 167/42 (Belge 3).&lt;br /&gt;[11] Celile Celil, a.g.e., s. 90 ve devamı.&lt;br /&gt;[12] Bu konuda bakınız; W. Jwaideh, a.g.e., s. 162 ve devamı.&lt;br /&gt;[13] Bakınız; BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi),YA-RES ( Yıldız Sarayı Arşivi Sadaret Resmi Maruzat Evrakı) 5/17 (Belge 1).&lt;br /&gt;[14] Bakınız; BOA, YA-RES 9/23; YA-HUS (Yıldız Sarayı Arşivi Sadaret Hususi Maruzat Evrakı) 167/42; YA-RES 10/12; YA-RES 10/59. (Belge 2-3-4-5)&lt;br /&gt;[15] Bakınız BOA, YA-RES 8/23. (Bu belgeyi ve isyanla ilgili diğer Osmanlı belgelerini, hazırlamakta olduğumuz daha geniş kapsamlı bir çalışmada okuyucuya sunacağız.)&lt;br /&gt;[16] Celile Celil, a.g.e., s. 113.&lt;br /&gt;[17] Rus Devlet Arşivi belgelerinden aktaran Celile Celil, a.g.e., s. 114.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/7630731600335601698/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/seyh-ubeydullah-isyan-uzerine-yeni.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/7630731600335601698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/7630731600335601698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/seyh-ubeydullah-isyan-uzerine-yeni.html' title='Şeyh Ubeydullah İsyanı Üzerine Yeni Belgeler*'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-4358852691030487227</id><published>2009-12-16T06:41:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:43:02.535-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ataturk ve kurtler"/><title type='text'>Atatürk ve kürdler</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh8TijV-aTv_ssQHYPfTAowEm5F953EAgYY3iCjvrx4SWgmju_5wx79QQtFUVtQISCuLHsdRcz_zCNgVGGX_5R_It45Aw0DKQ2_H47ZykS2dvVmbZfYcv4vXs2VAhezdzyhA6kPe04ZfFM/s1600-h/ataturk-diyap-aga.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 246px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh8TijV-aTv_ssQHYPfTAowEm5F953EAgYY3iCjvrx4SWgmju_5wx79QQtFUVtQISCuLHsdRcz_zCNgVGGX_5R_It45Aw0DKQ2_H47ZykS2dvVmbZfYcv4vXs2VAhezdzyhA6kPe04ZfFM/s400/ataturk-diyap-aga.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5415844460876182850&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BELGE:1 &lt;br /&gt;&quot;IKI HALKI ÇARPISTIRAN HAINDIR!&quot; &lt;br /&gt;Mustafa Kemal&#39;in, 17 Eylül 1919 günü, Istanbul&#39;daki Senato Üyesi Fuat Pasa&#39;ya gönderdigi mektuptan:&quot;...Bu Basbakan&#39;in (Damat Ferit) cinayetlerine ortak olan Içisleri ve Savas Isleri Bakanlari da ulusun sesini bogmak, yasal bir toplantisini (Sivas Kongresi) tanimamak, Kürt&#39;ü Türk&#39;ü birbirine düsürerek, Müslümanlar arasinda çarpismalara neden olmak gibi haince girisimlerde bulunuyor...&quot; &lt;br /&gt;(Atatürk&#39;ün Özel Arsivi&#39;nden Seçmeler, Kültür Bakanligi Yayini, Sayfa: 71) &lt;br /&gt;BELGE:2 &lt;br /&gt;&quot;KÜRT,TÜRK KARDESINDEN AYRILMAYACAK&quot; &lt;br /&gt;Mustafa Kemal&#39;in, 3. Ordu Müfettisi olarak Amasya&#39;dan, Erzurum&#39;daki Kazim Karabekir Pasa&#39;ya gönderdigi, 24 Haziran 1919 tarihli mesajin ilk maddesi: &lt;br /&gt;&quot;1- Mr.Novil adindaki bir Ingiliz Yüzbasisi, Urfa&#39;dan Siverek yoluyla Viransehir&#39;e giderek, Milli asiretlerinin ileri gelenleriyle görüsmüs ve Urfa&#39;ya dönmüs. Osmanli hükümeti için çok kötü propagandalar yapmis. Ancak asiret reislerinden aldigi kesin cevaplara sevinmistir. Kürtler, Türk kardeslerinden kesinlikle ayrilmayacaklarini, bu ugurda son kisilerine varincaya kadar ölüme hazir olduklarini söylemisller. Ayrica Ingilizler&#39;in kendilerine vermek istedigi önemli miktardaki parayi almayarak namus ve yurtseverliklerini göstermislerdir...&quot; &lt;br /&gt;(Atatürk&#39;ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 43) &lt;br /&gt;BELGE:3 &lt;br /&gt;&quot;KÜRTLER OYUNUN FARKINA VARDI&quot; &lt;br /&gt;Mustafa Kemal&#39;in, Sivas&#39;tan 24 Eylül 1919 günü, Amerika Birlesik Devletleri Inceleme Kurulu Baskani General Harbord&#39;a gönderdigi ayrintili rapordan: &lt;br /&gt;&quot;Imparatorlugu bölmek ve Türkler ile Kürtler arasinda bir kardes savasi çikarmak ve bagimsiz bir Kürdistan kurma planlarina ortak etmek üzere Kürtler&#39;i kiskirttilar. Ileri sürdükleri tez, Imparatorlugun nasil olsa dagilacagidir. Bu düsüncelerini gerçeklestirmek için büyük paralar harcadilar. Her türlü casusluga basvurdular. Noil adinda bir Ingiliz subayi, uzun süre Diyarbakir&#39;da bu yolda çaba gösterdi ve her türlü yalan ve aldatmaya basvurdu. Ama bizim Kürt yurttaslarimiz düzenlenen oyunun farkina vararak, O&#39;nu ve yüreklerini para ile satan bir grup haini bölgeden kovdular...&quot;(Atatürk&#39;ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 74-84) &lt;br /&gt;BELGE: 4 &lt;br /&gt;&quot;TÜRK,KÜRT,ÇERKES KARDESIZ&quot; &lt;br /&gt;Mustafa Kemal&#39;in, Ankara&#39;dan, Çerkes Ethem&#39;in agabeyi Resit Bey&#39;e gönderdigi 7 Ocak 1920 tarihli telgrafindan: &lt;br /&gt;, &quot;konu disi olarak, sunu da belirteyim ki, Anzavur&#39;un alçakligi, kendisine ve kiskirtici olan Ingilizler ile ayakçilarina yöneliktir.Bu din ve devletin saglam bir uyrugu olan Çerkez kardeslerimiz, hepimizin övdügümüz bastacimizdir. Asil, bugün düsmanlarla çevrili Türk, Kürt, Çerkez ve diger din kardeslerimizin elele vermesi, sarsilmaz bir bütün olusturmalari, namus ve yasamimizi kurtarmak için bir zorunluluktur...&quot; &lt;br /&gt;(Harp Tarihi Vesikalari Dergisi, Sayi: 34, Belge no: 849 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BELGE: 5 &lt;br /&gt;&quot;KÜRTLER, TÜRKLERLE BIRLESTI&quot; &lt;br /&gt;Mustafa Kemal&#39;in, &quot;NUTUK&quot; adli eserinin, &quot;Samsun&#39;a Çiktigim Gün Genel Durum ve Görünüs&quot; baslikli bölümünden: &lt;br /&gt;&quot;Anadolu halki, bastan asagi bölünmez bir bütün haline getirildi. Bütün kararlari, bütün komutanlar ve arkadaslarimizla birlikte aliniyor. Vali ve mutasarriflarin hemen hepsi bizden yanadir. Anadolu&#39;daki ulusal örgütler ilçe ve bucaklara kadar yayildi. Ingiliz korumasi altinda bir bagimsiz Kürdistan kurulmasiyla ilgili propaganda ortadan kaldirildi ve bu amaci güdenler yola getirildi. Kürtler Türkler ile birlesti...&quot; &lt;br /&gt;(Nutuk, Türk Dil Kurumu, Ankara, 1976, Sayfa: 15) &lt;br /&gt;BELGE: 6 &lt;br /&gt;&quot;KÜRDISTAN&#39;I AYAKLANDIRIYORLAR!&quot; &lt;br /&gt;Mustafa Kemal&#39;in, Nutuk adli eserinde yer alan ve 6. Kolordu Komutani&#39;nin, Padisah&#39;a gönderdigi mektuptan söz ettigi bölümden: &lt;br /&gt;&quot;...komutanlar, mektupta hükümetin savas yoluna gidep kongreyi basarak Müslümanlar arasinda kan dökmeye ktigi ve Kürdistan&#39;i ayaklandirarak, yurdu parçalatma planini da para karsiliginda yüklenmis oldugu belgelerle anlasildigindan, hükümetin bu iste kullandigi adamlarin bozguna ugrayarak kaçmak zorunda birakildiklarindan söz ediyorlar...&quot; &lt;br /&gt;(Nutuk, Inkilap Yayinevi, Ankara,1966, Sayfa: 100) &lt;br /&gt;BELGE: 7 &lt;br /&gt;&quot;KÜRDISTAN&#39;A OTONOM YÖNETIM!&quot; &lt;br /&gt;Altinda &quot;Büyük Millet Meclisi ve Mustafa Kemal&quot; imzasi bulunan ve El-Cezire KomutaniTuggeneral Nehat Pasa&#39;ya gönderilen masaj: &lt;br /&gt;&quot;Kisiye Özel. &lt;br /&gt;El-Cezire Cephesi Komutani Tuggeneral Nihat Pasa Hazretlerine, &lt;br /&gt;1-Asamali olarak, bütün ülkede ve genis ölçekte dogrudan dogruya halk gruplarinin ilgili ve etkili oldugu bir biçimde yerel yönetimlerin olusturulmasi iç politikamizin geregidir. Kürtlerle dolu bölgede ise, hem iç politikamiz ve hem de dis politikamiz açisindan ölçülü yerel bir yönetim kurulmasini savunmaktayiz. &lt;br /&gt;2-Uluslarin kendilerini yönetmeleri yetkisi bütün dünyada benimsenmis bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi benimsiyoruz. Kürtler&#39;in bu döneme kadar yerel yönetime iliskin örgütlerinikurmus ve baskanlari ile yetkilerini bu amaç için bizce kazanilmis olmasi ve oyladiklarinda kendi kaderlerine gerçekten sahip olduklari BMM (Büyük Millet Meclisi) buyrugunda yasam istekleri yayinlanmalidir. Kürdistan&#39;daki bütün çalismalarin bu amaca dayali politikaya yöneltilmesi El-Cezire Cehpesi Komutanligi&#39;nin görevidir. &lt;br /&gt;3-Kürdistan&#39;da Kürtler&#39;in Fransizlar ve özellikle Irak sinirinda Ingilizler&#39;e karsi düsmanligini silahli çarpismayla durdurulamaz bir düzeye vardirmak ve yabancilarla Kürtler&#39;in birlesmesini engellemek asamali olarak yerel yönetimler kurulmasinin zeminini hazirlamak ve bu yolla yürekten bize bagliliklarini saglamak Kürt yöneticilerinin sivil ve askerlik görevleriyle görevlendirilerek bize bagliliklarini pekistirmek gibi genel yollar benimsenmistir. &lt;br /&gt;4-Kürdistan&#39;in iç politikasi El-Cezire Cephesi Komutanligi&#39;nca belirlenecek ve yönetilecektir. Cephe Komutanligi bu konuda Büyük Millet Meclisi Baskanligiyla yazismalar yapar. Iller tarafindan izlenecek yolu düzenleyip uyumu saglayacagi için sivil yöneticilerin de bu konuda bagli olduklari yer, Cephe Komutanligi&#39;dir. &lt;br /&gt;5-El-Cezire Cephe Komutanligi yönetim, adalet ve maliye (parasal) konularda degisiklik ve düzenlemeye gerek gördükçe, bunun uygulanmasini hükümete önerir. &lt;br /&gt;BMM Baskani &lt;br /&gt;Mustafa Kemal.&quot; &lt;br /&gt;(TBMM.Gizli Celse Zabitlari, Türkiye Is Bankasi Kültür Yayinlari, Ankara, 1985, Cilt: 3, Sayfa: 550) &lt;br /&gt;BELGE: 8 &lt;br /&gt;&quot;KÜRDISTAN&#39;DA BULUNMAKTAN KIVANÇ DUYDUM!&quot; &lt;br /&gt;Mustafa Kemal&#39;in, Adana&#39;dan, 24 Mart 1919 günü, kendisi ve arkadaslariyla ilgili olarak ortaya atilan bir iddiaya karsilik, Istanbul&#39;a Savas Isleri Bakanligi&#39;na gönderdigi mektuptan: &lt;br /&gt;&quot;Arkadaslarimin bu alçakça suçlamaya karsi ne diyeceklerini bilemem. Yalniz kendi adima açikliyorum ki; Benim Anafartalar&#39;da, Kürdistan&#39;da, Suriye&#39;de, baslarinda bulunmaktan kivançz duydugum kahraman ordular, haydutlarin degil, Osmanli ulusunun namuslu çocuklarindan kurulmustur..&quot; &lt;br /&gt;(Öyküleriyle Atatürk&#39;ün Özel Mektuplari, Sadi Borak, Çagdas Yayinlari, Istanbul, 1980, Sayfa: 139) &lt;br /&gt;BELGE: 9 &lt;br /&gt;&quot;AYRILIKÇI KÜRTLER KAZANILDI!&quot; &lt;br /&gt;Mustafa Kemal&#39;in, Amasya&#39;dan, 22 Haziran 1919 günü, Sivas Valisi Resit Pasa&#39;ya çektigi telgrafin ikinci paragrafi: &lt;br /&gt;&quot;Devletin bütünlesmesinin önem kazandigi bir sirada Ingiliz propagandasinin etkisinde ortaya çikan ve Kürdistan&#39;in bagimsizligini isteyenler, görüsmeler yoluyla kazanilarak Halifelik ve Saltanat çevresindeki ortak amacimiza getirildi. Çok sükür hata anlasilarak aramiza dönmüsler ve kongreye (Sivas) çagrilmislardir. Bu ulusal ve yasamsal sorun için sizin gibi yurtsever, sözünü bilir düsünürlere düsen özveri, özellikle çok büyüktür..&quot; &lt;br /&gt;(Tarih Vesikalari Dergisi, Ankara, 1949, Sayi: 15, Sayfa: 162) &lt;br /&gt;BELGE: 10 &lt;br /&gt;&quot;BAGIMSIZ KÜRDISTAN ISTEYENLERLE GÖRÜSÜLDÜ&quot; &lt;br /&gt;Mustafa Kemal&#39;in, 3. Ordu Müfettisi ünvaniyla, Istanbul&#39;a, basta Halide Edip Adivar, Senato Baskani Ahmet Riza Bey ve eski Basbakan Ahmet Izzet Pasa&#39;nin da bulundugu çok sayida aydin ve polotikaciya gönderdigi mesajdan: &lt;br /&gt;&quot;...Bu düsünceme siz de katiliyorsunuzdur, herhalde. Anlattigim durum, bugün genel bir kongrenin acele olarak taplanmasini gerektirmektedir. Bu çagri her yere ulastirilmistir. Devletin parçalanmasinin sözkonusu oldugu bir sirada, Ingilizler&#39;in propagandasiyla ortaya çikan ve Kürdistan&#39;in bagimsizligini isteyenler gibi akimlar da, karsilikli görüsmelerle, bu düsüncenin savunuculari, halifelik ve saltanat çevresindeki ortak amacimiza çekilerek durdurulmus ve kongreye çagrilmislardir..&quot; &lt;br /&gt;(Milli Mücadele, Sebahattin Selek, Cilt: 1, Sayfa: 324) &lt;br /&gt;BELGE: 11 &lt;br /&gt;&quot;OSMANLI ÜLKESININ PARÇALARI&quot; &lt;br /&gt;11 Eylül 1919 günü yayinlanan Sivas Kongresi Bildirgesi&#39;nin 1. Maddesi: &lt;br /&gt;&quot;1- Yüce Osmanli devletiyle anlasik devletler arasinda yapilan antlasmanin imzalandigi 30 Ekim 1918 günündeki sinirlarimiz içinde kalan ve her yerde ezici çogunlugu Müslüman olan Osmanli ülkesinin parçalari (ki, bu parçalar bir sonraki belgede, yani Amasya Protokolü&#39;nün ilk maddesinde -Osmanli topragi, Türkler ve Kürtler&#39;in yasadigi topraklardir.- diye açiklaniyor.) birbirlerinden ve Osmanli bütünlügünden hiçbir nedenle koparilamaz bir bütün olusturur. Bu parçalarda yasayan bütün Müslümanlar; birbirlerine karsi, karsilikli saygi ve özveri duygulariyla dolu, etnik ve sosyal haklariyla, bulunduklari yöne kosullarina bütünüyle bagli öz kardestirler...&quot; &lt;br /&gt;Sivas Kongresi, Vehbi Cem Askin, Ankara, 1963, Sayfa: 158 &lt;br /&gt;BELGE: 12 &lt;br /&gt;&quot;TÜRK VE KÜRTLERIN OTURDUKLARI YERLER&quot; &lt;br /&gt;Amasya Protokolü Tutanagi&#39;nin 1. Maddesi aynen su cümlelerle basliyor: &lt;br /&gt;&quot;Bildirgenin 1. Maddesinde Osmanli devletinin düsünülen ve kabul edilen sinirlari, Türk ve Kürtler&#39;in oturduklari yerleri kapsadigi ve Kürtler&#39;in Osmanli toplulugundan ayrilmasinin olanaksizligi belirtildikten sonra, bu sinirin en az bir istek olmak üzere elde edilmesinin saglanmasi geregi ortaklasa kabul edildi.Bununla birlikte yabancilar tarafindan, görünüste Kürtler&#39;in bagimsizligi amaci altinda uydurulan yalanlarin önüne geçmek için de, bu durumun Kürtlerce simdiden bilinmesi uygun görüldü...&quot; &lt;br /&gt;(1-Yurt Ansiklopedisi, Cilt: 1, Amasya maddesi. &lt;br /&gt;2-Atatürk&#39;ün Kurtulus Savasi Yazismalari, Mustafa Onar, Kültür Bakanligi Yayinlari, 1995, Cilt: 1, Sayfa: 268, Belge no: 348) &lt;br /&gt;BELGE: 13</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/4358852691030487227/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/ataturk-ve-kurdler.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/4358852691030487227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/4358852691030487227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/ataturk-ve-kurdler.html' title='Atatürk ve kürdler'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh8TijV-aTv_ssQHYPfTAowEm5F953EAgYY3iCjvrx4SWgmju_5wx79QQtFUVtQISCuLHsdRcz_zCNgVGGX_5R_It45Aw0DKQ2_H47ZykS2dvVmbZfYcv4vXs2VAhezdzyhA6kPe04ZfFM/s72-c/ataturk-diyap-aga.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-4167071566752143094</id><published>2009-12-16T06:40:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:41:25.738-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ismet inonu"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kurt"/><title type='text'>İsmet paşanın kürdistan gezisi</title><content type='html'>Lozan görüşmeleri sırasında, &quot;Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türkler&#39;in olduğu kadar Kürtler&#39;in de hükümetidir. Çünkü Kürtler&#39;in gerçek meşru temsilcileri milletvekilleri Millet Meclisi&#39;ne girmiştir ve Türkler&#39;in temsilcileriyle aynı ölçüde ülkenin hükümetine ve yönetimine katılmaktadır&quot; diyen İsmet Paşa; aynı görüşmelerde -Kürddağı Kürtleri&#39;nin 1922&#39;de Ankara&#39;daki Meclis&#39;e verdikleri Mutalebat&#39;ı kastederek-, &quot;Güneydeki Kürt halkı pek az bir süre önce Türkiye Büyük Millet Meclisi&#39;ne başvurarak 1918 Mütarekesi&#39;nden sonra işgal edilen ülkelerin Türkiye&#39;ye geri verilmesini sağlamak bakımından sarsılmaz kararlarını bildirmişlerdir&quot; diyen İsmet Paşa; &quot;Kürtler, Milli Mücadele&#39;nin devamınca canla-başla beraberlik gösterdiler; Lozan Muahedesi yapılırken de Kürtler vatansever olarak Türklerle beraber bulunmuşlardır. Hatta biz Lozan&#39;daki konuşmalarımızda milli davalarımızı (biz Türkler ve Kürtler) diye bir millet olarak müdafaa ettik ve kabul ettirdik&quot; diyen İsmet Paşa; 1925 Kürt İsyanı&#39;ınn bastırılmasından sonra Başvekil sıfatıyla şu ırkçı söylemle ortaya çıkacaktır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;... Milliyet yegâne vasıta-i iltisakımızdır (milliyetçilik tek birleştiricimizdir M.B). Diğer anâsır (unsurlar) Türk ekseriyeti (çoğunluğu) karşısında hâiz-i tesir (etkileme gücüne sahip) değildir. Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları behemahal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek anâsırı kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf (nitelikler) herşeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.&quot; (Vakit gaz. 27 Nisan 1925. İsmet Paşa&#39;nın bu tür ırkçı söylemleri ve uygulamaları konusunda bkz. Dr. Naci Kutlay: İsmet Paşa&#39;da Dönemsel Irkçı Anlayışlar, Özgür Politika, 9-12 Kasım 2003).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı İsmet Paşa, 1926&#39;da Başbakanken, sürgündeki Kürt aydınlarının bugüne de ışık tutacak çok önemli bir muhtıra-mektubuna muhatap olmuştu. Kürt aydınları, Lozan görüşmelerinde Kürtler&#39;e dönük birçok vaadlerde bulunan, Lozan Antlaşması&#39;nı imzalayan, 1925 İsyanı üzerine Başbakanlığa getirilen Kürt kökenli İsmet Paşa&#39;yı, yürütmenin başı olarak muhatap almışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt aydınları, bu son derece önemli deklerasyonun sonunda şöyle diyorlardı: &quot;Eğer genç Türkiye Cumhuriyeti ve muhterem yöneticileri, Türk ve Kürtler&#39;in birarada yaşamasını gerçekten istiyor ve Kürtlüğün kuvvet ve kudretinden yararlanmayı ve Kürtlükten çok Türklüğün varlığını sağlamlaştırmak ve en azmdan Kürt milletini kazanmayı hedefliyorsa, tek çözüm yolu ve ilaç 20. yüzyıl uygarlığının ulus ve özgürlük prensiplerine saygı ve uyma ile Kürtler&#39;in yaşam hakkını kabullenmek ve bu suretle Avrupalılar&#39;a, dost ve düşmana karşı olgunluğunu ve siyasi yeterliliğini göstermektir... Aksi takdirde, mevcut politikanın ve durumun devam ettirilmesinde ısrar edilirse, Kürdistan veya Şarki Anadolu kıtası büyük bir kin ve kırgınlık yuvasına dönecektir.&quot; (M.Bayrak: Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri, Özge yay. Ank .1993, s. 498)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1925&#39;te zamansız patlak veren Kürt isyanını bastıran İsmet Paşa yürütmeli Kemalist yönetim, zafer sarhoşluğuyla &quot;Kürt kimliğini zor yöntemleriyle yokederek çözme&quot; esasına dayanan Şark Islahat Planı&#39;nı 1925 Eylülünde yürürlüğe koyar. Kürt aydınlarının, 1926 Mayısında Ankara&#39;ya ulaşan deklerasyonu görmezlikten gelinir. Ancak aynı yıl Ağrı İsyanı&#39;nın başlaması ve 1927&#39;de Kürt Özgürlük Örgütü (Hoybun)nün kurulması; Ankara Hükümeti&#39;ni 1928&#39;de bir Af çıkarmaya zorlar. Ancak bu, gerçek bir af olmaktan çok, bir savaş taktiği olarak çıkarılmış bir aftır. Nitekim bu isyanın da ateş ve kanla bastırılmasından sonra, Cumhuriyet&#39;in 10. yılı dolayısıyla çıkarılan Genel Aftan Kürtler yararlandırılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, 1925&#39;ten buyana Başbakanlığı elinde tutan İsmet Paşa, Şark Islahat Planı&#39;nın 10 yıllık sonuçlarını incelemek amacıyla 1935 yılında Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz bölgelerini kapsayan bir gezi yapar ve gezinin sonunda 21 Ağustos 1935 tarihli &quot;Kürt Raporu&quot;nu hazırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözkonusu gezinin ana nedenlerinden biri de, &quot;son çıban&quot; olarak görülen Dersim sorununun çözümüdür. Gezinin tanıklarından olup Dersim üstüne iki ayrı kitap yazan Naşit (Hakkı) Uluğ, İsmet Paşa&#39;nm gezisine ve &quot;Şark Seyahati Raporu&quot; olarak adlandırdığı Kürt Raporu&#39;na ilişkin olarak şunları söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;İnönü, üç yıl önce (1935), bir Doğu seyahati yapmıştı. Doğu illerimizde büyük imar ve temdin (uygarlaştırma M.B.) hareketinin hızlanıp programlaşmasına esas olan bu kutlu gezide, büyük devlet adamı Dersim muhitini de gördü. (...) Türk inkılabının tarihe intikal edecek büyük vesikalarından bir belli başlısı mahiyetinde olan İnönü&#39;nün (Şark Seyahati Raporu) Dersim&#39;in de temdin ve iman esaslarını tesbit eden bir eserdir. İnönü, Doğu&#39;dan dönünce, bu memleketşümul (tüm ühkeyi kapsayan) kararlarını tatbik için liyakatinden emin olduğu vatan çocuklarına vazifeler verdi: Kâzım Orbay ve Abdullah Alpdoğan, Dersim&#39;i baştan başa dolaşmak ve verilen direktiflere göre Dersim&#39;in medeniyete açılması için lâzım gelen tekliflerle Başbakanın önüne gelmek vazifesini aldılar. İki Komutan Doğu&#39;ya gittiler, Birinci Genel Müfettişle görüştüler, Dersim&#39;i gezdiler, halkı dinlediler, araziyi kasabaları, köyleri, yolları yeni baştan etüd ettiler; dönüp geldiler ve İnönü&#39;ye mütalealarını (görüş ve düşüncelerini) arzettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine verilen karar hulasaten şu oldu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersim&#39;de bir vilayet kurulacaktır, Vali aynı zamanda bu Vilayetin Komutanı olacaktır.Dersim ve muhiti (çevresi) bir Genel Müfettişliğe bağlanacak ve bu Vali ve Komutan aynı zamanda Genel Müfettiş olacaktır. Dersim imar ve temdin edilecektir. (...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümetin teklif ettiği bu esaslar, Büyük Millet Meclisi&#39;nce kabul edilerek Tunceli Kanunları derhal tetbik mevkiine (uygulamaya) kondu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü Genel Müfettişlik ve Tunceli Vali ve Komutanlığı vazifesi Korgeneral Abdullah Alpdoğan&#39;a verildi (1936).&quot; (Naşit Uluğ: Tunceli Medeniyete Açılıyor, Cumhuriyet Matb. İst.1939, s. 151-152)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk arasında &quot;Dersim kasabı&quot; olarak adlandırılan General Alpdoğan&#39;ın uygulamaları şimdiye kadar birçok anı kitabında yerini almış bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmet Paşa&#39;nın 1935 yılında Başbakan sıfatıyla Kürdistan&#39;a yaptığı inceleme gezisini değerlendirmek amacıyla, o tarihlerde yurtdışında bulunan Elektrik Mühendisi Muşlu Hilmi Yıldırım, &quot;Kürdistan&#39;da Yirminci Asırda Türklerin Medeniyeti/ Gaziya Welati Kurdan&quot; başlığıyla bir cevabi broşür yayımlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adı geçen Kürt aydını, &quot;Türkiye Başvekili İsmet Paşa Hazretlerinin Kürdistan&#39;a Seyahati&quot; başlıklı giriş bölümünde şöyle diyor: &quot;14.6.1935 tarihinde Kürdistan&#39;ın hukuku için Türkiye Başvekili İsmet Paşa hazretlerine yazdığım mektup üzerine Başvekil Kürdistan vilayetlerini ziyaret etmek için seyahate çıkmış ve Kürdistan ahalisinin gözünü boyamak için bazı siyasi nasihatlarda bulunuyormuş...&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkusuz İsmet Paşa&#39;nın Kürdistan gezisi, salt Hilmi Yıldırım&#39;ın bir mektubuna indirgenemez. Tersine, bu gezinin genelde Kürt sorunu, özelde Dersim sorununun çözümü(!) için gerçekleştirildiği ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilmi Yıldırım, basım yeri ve tarihi bilinmeyen, ancak tsmet Paşa&#39;nın gezisinden hemen sonra yayımlandığı anlaşılan Broşüründe; 26.10.1935 tarihinde gönderdiği mektubun da 30.11.1935 tarihli Köroğlu gazetesinde tekzip edildiğini söylüyor ki, bu da Broşürün yayın tarihi konusunda yaklaşık bir fikir verebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisini &quot;Kürdistan fedaisi&quot; olarak tanıtan Elektrik Mühendisi Muşlu Hilmi Yıldırım, kuşuksuz cevabi-broşürünü İsmet Paşa&#39;nın gezisi ve basına yansıyan kimi sözlerine dayandırmaktadır, ancak onun hazırladığı Kürt Raporu&#39;ndan habersizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, &quot;Kürt siyasetinin temellerini atan kişi&quot; olarak sunulan İsmet Paşa&#39;nın sözkonusu Kürt Raporu, ilk kez gazeteci Saygı Öztürk tarafından özetlenerek ve ara başlıklarla beslenerek 7-10 Eylül 1992 tarihleri arasında Hürriyet gazetesinde yayımlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözkonusu Kürt Raporu, Kürt sorununun çözümünün nasıl çıkmaza sokulduğunu gösteren önemli ve belirleyici bir belge olarak ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı, Mehmet Bayrak&#39;in Kürdoloji Belgeleri adlı kitabından alınmıştır.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/4167071566752143094/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/ismet-pasann-kurdistan-gezisi.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/4167071566752143094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/4167071566752143094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/ismet-pasann-kurdistan-gezisi.html' title='İsmet paşanın kürdistan gezisi'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-8666084080018893323</id><published>2009-12-16T06:38:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:40:16.077-08:00</updated><title type='text'>osmanlı döneminde kurulan kürd cemiyetlerine kısa bi bakış</title><content type='html'>1514’te Çaldıran Savaşı ile büyük bir kısmı Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçen Kürdistan coğrafyası, 1639’da Osmanlılar ile Safeviler arasında imzalanan Kasr-ı Şirin ile ikiye bölünmüştü.Idrîsê Bedlîsî, Mehemed Paşayê Bekrî (Bıyıklı Mehmed Paşa), Şerefxan ve Bedirxan gibi beyler tarafından Kürdistan eyaletinde yönetilen Kürtler, Osmanlı’nın yıkılışına doğru çeşitli siyasî örgütlemelere gittiler ve Osmanlı’daki diğer halklar gibi bağımsızlık istemlerinde bulundular. Bu istemlerini resmî örgütlerle duyuran Kürt halkının Osmanlı’daki ilk yasal örgütü, 1900 yılında İstanbul’da kurulan Kürdistan Azm-i Kavî Cemiyeti‘dir. Cemiyetin kurucusu Diyarbekirli Fikri Efendi, en aktif üyesi ise 1910 yılında kurulan ve Kürt çocuklarının gittiği Meşrutiyet Mektebî’nin müdürü Kürdizade Ahmed Ramiz’dir.&lt;br /&gt;Kürdistan’da kurulan ilk cemiyet ise 1908 yılı Mayıs ayında Diyarbekir’de kurulan Osmanlı Kürt İttihat ve Terakki Cemiyeti’ydi. Bu cemiyetin, 21 Mayıs 1889’da II. Abdülhamit’e karşı gizli olarak kurulan ve o tarihlerde Türkçülerin eline geçmiş olan Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti’nden ayrılmış Kürtler tarafından kurulduğu ve kısa bir süre sonra kapatıldığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;19 Eylül 1908’de, İstanbul’da Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti kurulmuştu. Cemiyetin başkanlığına ömür boyu başkan kalmak üzere büyük Kürt lideri Şêx Ubeydullahê Nehrî’nin oğlu ve onunla birlikte isyanda bulunmuş olan Seyid Abdülkadir seçilir. 1910 yılında Kürtçe eğitim ve kitaplarla ilgilenmek üzere Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti, 1912 yılında ise İstanbul’daki öğrencileri bir araya getiren ve Ömer Cemil Paşa’nın yönettiği, Hêvî Kürt Talebe Cemiyeti kurulur. Aynı yıl Mela Xidir (Molla Hıdır) Amerika’da yaşayan Kürt toplumu tarafından desteklenen Kürdistan Muhibban Cemiyeti‘ni kurar. Bu cemiyetin genel sekreterliğine Kürt vatanseverliğinin yılmaz savunucularından Nuri Dersimi getirilir. Kendisi Türk olan Filozof Rıza Tevfik ise bu derneğin üyelerinden biridir.&lt;br /&gt;Sadî Korê Paloyî (Palulu Kör Abdullah Sadi) tarafından Caddebostan’daki merkezinde faaliyet gösteren Kürdistan Teşrik-i Mesai Cemiyeti ise 1912’de kurulmuştur (Bazı kaynaklarda bu tarih sehven 1921 olarak yazılmıştır). Cemiyet, daha sonra Hêvî Kürt Talebe Cemiyeti ile birleşerek kendisini fesheder ve Kürt İrşat ve İrtika Cemiyeti‘nin kurulmasına katkıda bulunur. Bu örgütün en büyük destekçisi Seyit Abdülkadir, genel başkan yardımcısı ise Serbestî gazetesi sahibi dönemin entelektüellerinden Mewlanzade Rifat Bey’dir. Bu derneğin tüzüğünde en dikkat çeken şey derneğin hiçbir siyasi faaliyette bulunmayacağı ve siyasi hiçbir fikrin güdümüne girmeyeceğini beyan etmesidir.&lt;br /&gt;17 Aralık 1918’de başkanlığına Seyid Abdülkadir’in, genel sekreterliğine Hüseyin Şükrü Bey’in, yönetim kuruluna da Dr. Şükrü Sekban, Muhittin Namî, Babanzade Hikmet Bey ile Aziz Bey’in atandığı Kürdistan Teali Cemiyeti kurulur. Bu cemiyetin kapatılmasına 11 Ekim 1920’de Osmanlı yönetimi karar vermişse de cemiyet, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu güne kadar faaliyetlerine aralıksız devam eder; nitekim Kürdistan Teali Cemiyeti, ‘zararlı cemiyetler’ listesinde en başta olacaktır. Jîn dergisi bu cemiyetin yayın organıdır, son dönemde ortaya çıkan bazı belgeler bu cemiyetin İstanbul’da 15.000, Bitlis’te 34.000 üyesinin bulunduğunu gösterir. Bu dernek aynı kadro tarafından ve aynı zamanda kurulan Kürdistan Cemiyeti ile organik bağından dolayı aynı dernek olarak görülür. 1919′da Kürdistan Teali Cemiyeti’nden kopan bir grup tarafından kurulan Kürd Teşkilat-ı İçtimaiye‘nin başkanlığına da Emin Ali Bedirxan getirilir. Bu cemiyetin önde gelenleri Şükrü Baban, Fuad Baban, Hikmet Baban, Dr. Abdullah Cevdet, Dr. Şükrü Sekban, Bitlisli Kemal Fevzi, Ekrem Cemil Paşa, Kerküklü Necmettin Hüseyin, Mewlanzade Rifat ve Memduh Selim Bey’lerdir.&lt;br /&gt;Memduh Selim Bey’in öncülüğünde 1919 Ağustos’unda Kürt aydınları Kürt Millet Fırkası (Ulusal Kürt Partisi) adıyla bir parti kurarlar. Kürtlerin kurduğu ilk ve Kürt ismini kullanmış tek siyasi partisi olan Kürt Millet Fırkası’nın ilk genel başkanı Kerküklü Necmettin Hüseyin’dir. Bitlisli Kemal Fevzi, Babanzade Aziz ve Memduh Selim Bey derneğin en aktif kurmaylarıdırlar. Parti, varlığını 1927′deki Xoybûn kongresine kadar sürdürmüştür.&lt;br /&gt;Kürt kadınlarının İstanbul’da kurduğu ve kuruculuğunu Kürt Mustafa Paşa Yamulkî’nin kızı Dr. Encum Yamulkî’nin yaptığı Kürd Tealî Nîsvan Cemiyeti, Mayıs 1919’da kurulur ve 20 Haziran 1919’da okutulan bir mevlit ile faaliyetlerine başlar.&lt;br /&gt;1919′da Diyarbekir ve Urfa’da kurulan Kürt Klubü ise Türkler ve diğer halklarla birlikte bir kurtuluş savaşı önermekte ve Türk İttihatçılarla ortak hareket etmekteydi. Diyarbekir’de Pirinççizade Fevzi Bey, Urfa’da ise Şeyh Savfet (Yetkin) bu örgütün önemli isimlerindendi ve her ikisi de Osmanlı’nın son, Türkiye Cumhuriyeti’nin de ilk dönemlerinde mebus olarak görev yapmışlardı. Urfalı Şeyh Savfet, 52 arkadaşıyla birlikte Hilafetin kaldırılmasını talep etmiş ve Bediüzzaman Said-i Kurdi (Nursî) ile birlikte Dar-ul Hİkmet-il İslamiye adlı akademide görev yapmıştı.&lt;br /&gt;1919 yılında kurulan bir diğer dernek ise Kürt Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti‘dir. Kürt Teali Cemiyeti’nin kültürel amaçlı yan örgütü olduğu sanılan bu örgütün dernek başkanı Müküslü Hamza’dır. Derneğin en önemli etkinliklerinden biri, Ehmedê Xani’nin Mem û Zîn adlı destanını ilk kez kitap olarak İstanbul’da yayınlamasıdır. Jîn dergisinin 6. sayısında cemiyetle ilgili şu habere rastlanmaktadır: “Kürt dili, tarihi ve coğrafyası ile ekonomi ve sosyolojisine ilişkin incelemelerde ve yayında bulunmak ve Kürdler arasında çağdaş bilimleri yaygınlaştırmak üzere, Kürt Tamim-i Neşr-i Maarif Cemiyeti adıyla bir bilim derneğinin kurulması hakkındaki hazırlıklar son bulmuştur.”</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/8666084080018893323/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/osmanl-doneminde-kurulan-kurd.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/8666084080018893323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/8666084080018893323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/osmanl-doneminde-kurulan-kurd.html' title='osmanlı döneminde kurulan kürd cemiyetlerine kısa bi bakış'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-7684437411440906019</id><published>2009-12-16T06:37:00.001-08:00</published><updated>2009-12-16T06:38:11.784-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kurdistan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Tarih"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="yavuz sultan selim"/><title type='text'>YAVUZ SULTAN SELİM VE KÜRDLER ARASINDAKİ ÖZERKLİK ANTLAŞMASI</title><content type='html'>Topkapı Sarayı Müzesi arşivinden de ulaşabileceğiniz o anlaşmanın Kanuni dönemindeki yenilenmiş hâlini sunuyorum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Kanuni Sultan Süleyman, babası Yavuz Sultan Selim zamanında Kızılbaşlara karşı cephe alarak müspet ve hayırlı hizmetlerde bulunan ve şimdi de devlet’e doğrulukla hizmetler ifa eden, bilhassa (serasker-i Sultan İbrahim paşa’nın) bu defaki İran seferine katılarak Kızılbaşların yenilmesinde yararlılıklar gösteren Kürt beylerine, gerek Devlet’e karşı gösterdikleri özkulluk ve dilaverliklerin karşılığı olarak ve gerek kendilerinin vaki müracaat ve istirhamları göz önüne alınarak, her birinin öteden beri ellerinde ve tasarruflarında bulunan eyalet ve kaleler, geçmiş zamanlardan beri yurtları ve ocakları olduğu gibi ayrı ayrı beratlarda ihsan edilen yerleri de kendilerine verilip mutasarrıf oldukları eyaletleri, kaleleri, şehirleri, köyleri ve mezraları bütün mahsulleriyle, oğuldan oğula intikal etmek şartiyle kendilerine temlik ve ihsan etmiştir. Bu münasebetle aralarında asla anlaşmazlık ve geçimsizlik çıkmamalı, dışardan müdahale ve taarruz edilmemelidir. Bu emr-i celile riayet edilecek, hiçbir suretle üzerinde kalem oynatılmayacak, hiçbir yeri değiştirilmeyecektir. Bey ödlüğünde eyaleti kaldırmayıp bütün hududu ile mülkname-i Humayun uyarınca, oğlu bir ise ona kalacak, eğer müteaddid ise istekleri üzerine kale ve yerleri paylaşacaklardır. Uzlaşmazlarsa Kürdistan beyleri nasıl münasip görürlerse öyle yapacak ve mülkiyet yolu ile bunlara ebediyete kadar ilâ ebeddevrân mutasarrıf olacaklardır. Eğer bey, varissiz, akrabasız ölmüşse o zaman eyaleti hariçten ve yabancılardan hiç kimseye verilmeyecek, Kürdistan beyleriyle görüşülüp ve ittifak edilip onlar bölgenin beylerinden veya beyzadelerinden her kimi uygun görürlerse ona tevcih edilecektir. Cenab-ı Hakk’ın birliği üzerine yemin ederek bu muahede-i Hümayunumu, emr-i celilimi tekrar eder ve mühürlerim. Ulu peygamberimizin nübüvet ve risaleti hakkı için mademki Kürt beyleri doğruluk üzere dostuma dost, düşmanıma düşman olmaktadırlar, Devletime sadık kaldıkları müddetçe ferman-ı şerifime riayet etmelidirler. Bu emrime karşı gelenlerin, Allah’ın izniyle hesap gününe suçlu ve günahkar ve zalimlerden olmalarını niyaz eylerim amma asıl isteğim doğruluk yolundan ayrı düşülmemesidir. Bu yolda üzerlerine din ve devletime ait işler düştüğü zaman Diyarbakır ve Bağdat beyleri ve etrafta bulunan Kürt beyleri birlik ve beraberlik içinde olmalı, cümle askerleri ve savaş araçları ile düşman üzerine saldırmak için dakika kaybetmemelidirler. Şeriat ve kanun dairesinden ayrılmayıp emirlerindeki reaya zulüm ve her tür fenalıklardan kesinlikle sakınmalıdırlar.&quot;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/7684437411440906019/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/yavuz-sultan-selim-ve-kurdler.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/7684437411440906019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/7684437411440906019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/yavuz-sultan-selim-ve-kurdler.html' title='YAVUZ SULTAN SELİM VE KÜRDLER ARASINDAKİ ÖZERKLİK ANTLAŞMASI'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-6864054429282951935</id><published>2009-12-16T06:36:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:37:03.382-08:00</updated><title type='text'>Kürd mucit İsmail Ebul İz Bin Rezzaz El Cizirî</title><content type='html'>1153 yılında Cizre’nin Tor mahallesinde doğan ve sibernetik alanın en büyük dahisi kabul edilen, fizikçi, robot ve matriks ustası İsmail Ebul İz Bin Rezzaz El Cizirî 1233′te Cizre’de öldü. Öğrenimini Kürt Medresesi Camia’da tamamlayan İsmail, burada fizik ve sibernetik alanlarında yoğunlaştı ve halen kullanılmakta olan ve aşılmamış onlarca buluşa imza attı. Kürt Zengilerin hakimiyeti altında yaşayan Ebul İz, bir süre sonra Artukoğulları’nın daveti üzerine Diyarbakır’a gitti. Burada Kitáb fí ma’rifat al-hiyal al-handasiyya (Hayal ve Tekniğin Birleşmesiyle Oluşan Marifetler Kitabı) adlı bir icatlar kitabı yazdı. Kitabının bir nüshasını Abbasi hükümdarı Ebul Ahmed’e, diğer bir nüshasını ise Artukoğlu hükümdarı Mahmud bin Muhammed’e sundu. Bağdat’a gönderilen kitabı, Moğol istilası sonrası kayboldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbakır’daki kitabının ise saraydan çalındığı rivayet edilse de onun bir çok buluşu Hasankeyfli Muhammed Bin Yusuf inb Osman’ın onun eserinin bazı bölümlerinden yaptığı kopya ile günümüze ulaştı. Topkapı sarayında bir kopyası bulunan bu kitabın dünyada toplam 16 kopyası bulunmaktadır. Batı dünyasının Al-Jazari olarak andıkları Ebul İz, kendisinden asırlar sonra gelen Norbert Wiener, Andé Mari Ampére, James Clerk Maxwell, Szolem Mandelbrojt gibi bir çok fizikçiye ilham kaynağı ve öğretmen oldu. El Cizirî’nin yaptığı icatlar arasında şunlar vardı: saat çeşitleri, otomotik kapılar, termos, otomotik sofra aletleri, kan aldırma, kan toplama ve kan basıncı ölçme aletleri, fıskiyeler, müzik otomatları, boşalmayan havuzlar, tulumba ve pompalama sistemleri, şifreli kilitler, musluklar, kaldıraç ve iş makinaları. Bunlar arasında en çok ilgi çeken ve ancak 20. yüzyılın sonlarında musluklara uyarlanabilen otomatik abdest alma robotuydu. Bu robot, musluğun altına el uzatıldığında otomotik olarak ibrikle su döküyordu. ‘0101′ olarak bilinen matris hesabının da mucidi olan Ebul İz, günümüzün vazgeçilmezi Bilgisayar’ın da fikir babası kabul ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Resimde: İsmail Ebul İz Bin Rezzaz El Cizirî’nin Su Hilesi adlı çalışması. Bu robot, belli aralıklarla terazi ucundaki kovalardan birinin dolmasıyla diğerinin boşalması ve böylelikle ardışık zamanlı sıra ile her iki tarafın da eşit aralıklarla suyu almasını sağlıyordu. Bu icat, sanayi devrimi sonrası ileri derece yağ püskürtmeli ağır iş ve seri üretim yapabilecek fabrika makinalarının belli aralıklarla durmasını ve bir diğer makinanın çalışmasını sağlayan düzeneklerin ana mantığını oluşturdu)</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/6864054429282951935/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/kurd-mucit-ismail-ebul-iz-bin-rezzaz-el.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/6864054429282951935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/6864054429282951935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/kurd-mucit-ismail-ebul-iz-bin-rezzaz-el.html' title='Kürd mucit İsmail Ebul İz Bin Rezzaz El Cizirî'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-7178160840720257445</id><published>2009-12-16T06:35:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:36:06.363-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kurdistan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Tarih"/><title type='text'>SOVYET KÜRDLERİ</title><content type='html'>Yunanca dia - öte, üzeri ve speiro - yerleşmek, yerleştirilmek sözlerinden türeyen diaspora kelimesi, siyasi anlamda kaynağını Yahudilerin yayılmasından almışsa da günümüzde değişik etnik birimlerin zorla veya gönüllü biçimde dünyaya dağılımını ifadelendirmek için kullanılmaktadır. Kürd halkının yaklaşık yüzde ikisini oluşturan Eski Sovyetler Birliği, şimdiki Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) cumhuriyetlerinde yaşayan Kürdler, Kürd diasporasının önemli bölümünü teşkil etmektedir. Bugün de &quot;Eski Sovyet Kürdleri&quot; olarak tanımlanan Kürd diasporası, yeryuvarlağının altıda birini oluşturan geniş bir arazinin binden fazla köy, kasaba ve kentinde dağınık biçimde yaşamaktadır.&lt;br /&gt;BDT devletlerinde yaşayan Kürdler, tarihsel kökenleri itibarıyla dört kesimden oluşmaktadır:&lt;br /&gt;1. Azerbaycan (Nahçıvan) Kürdleri.&lt;br /&gt;2.Türkmenistan Kürdleri.&lt;br /&gt;3. Ermenistan, Gürcistan Kürdleri.&lt;br /&gt;4. SSCB ve BDT’deki iç göçler sonucunda oluşan Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya, Moldova, Baltik Cumhuriyetleri, Kazakistan ve Orta Asya Kürdleri.&lt;br /&gt;Türkmenistan&#39;daki Kürd topluluğu, üç yüz yıl önce şimdiki Türkmenistan Cumhuriyeti topraklarında yer edinmiştir. Genellikle Nadir Şah döneminde İran&#39;ın Kuzey ve Kuzey Doğu hudutlarına göçertilen Kürdlerin bir kısmı İran&#39;ın Türkmenistan sınırında yerleşen Horasan eyaletinde Horasan Kürdleri olarak adlandırılmaya başlanmış, diğer bir kesimi ise İran ve Rusya İmparatorlukları arasında sınırların netleştirilmesi sonucunda Türkmenistan’ın içerisinde kalmıştır. Sayıları yaklaşık 300 bin olan Türkmenistan Kürdleri, asimilasyonu derinden yaşayan bir topluluktur. Yüzde 70-80 oranında asimle edilmiştir. Kürtler burada Aşkabat, Gök-Tepe, Kaaxkin (Bağır, Firuze, Çuli, Germab vb. mıntıkalar) bölgelerinde, yine Mari vilayetinin Türkmen-Kalinin ve Bayram-Ali illerinde, Mari ve Aşkabad şehirlerinde yaşamaktadır[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir. ]&lt;br /&gt;. Ermenistan ve Nahçıvan Kürdleri esasta iki kesimden oluşmaktadır. Birinci kesim, bu toprakların yerel sakinleri olup 19. yy.ın başlarında Kafkasya’nın Rusya tarafından fethedilmesiyle Rusların tabiliğine geçmiştir. İkinci kesim, 1804-1813 Rusya-İran savaşından başlayarak 1. Dünya savaşına (1914-1918) kadarki 100 yıl boyunca Kürdistan’dan bu arazilere göçen ve göçertilen Kürdlerdir. Halihazırda Ermenistan’da kırk, Nahçıvan’da on bin küsür Kürd yaşamaktadır.&lt;br /&gt;1897 yılı Rusya İmparatorluğu nüfus sayımına göre, Tiflis guberniyasında (eyalet anlamında inzibatı birim, valilik) 2538 Kürd yaşamıştır[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir. ]&lt;br /&gt;. Kürdlerin şimdiki Gürcistan topraklarında 19. yy.dan önce de bulundukları konusunda yeterli kadar bulgu mevcuttur. Ancak Gürcistan Kürdlerinin yoğunluklu bölümü, 19. yy.ın sonu, 20. yy.ın başlarında Osmanlı baskısından kaçanlardır. Büyük bir kesimi bu topraklara Ermenistan üzeri göç etmiştir. Sayıları 40 binin üzerindedir. Ermenistan, Gürcistan ve Nahçıvan’a 19. ve 20. yy.da yerleşen Kürdler, eski Sovyetlerdeki Kürdlüğü ayakta tutan unsurlar olmuştur. Bunların önemli bir bölümü, 1937 ve 1944 yıllarında Stalin&#39;in iç iskan politikası sonucunda Orta Asya ve Kazakistan&#39;a sürgün edilerek 14 vilayete ve 110 mıntıkaya dağıtılsalar da, etnik kimliklerini korumayı başarmıştır. Sayıları 150 binin üzerindedir.&lt;br /&gt;Rusya&#39;nın Krasnodar, Adıgey, Tambov, Saratov, Yaroslavl, Gorki, Novorossiysk, Moskova, Sank-Petersburg vb. bölgelerinde yaşayan Rusya Federasyonu (RF) Kürdleri, 70 yıl boyunca Kafkasya ve kısmen Orta Asya&#39;dan göçen ve göçertilen kesimlerden oluşan topluluklardır. Rusya parlamentosuna ait bir belgede bu ülkede bulunan soydaşlarımızın sayısı 250 binin üzerinde gösterilmiştir.&lt;br /&gt;Ayrıca Ukrayna, Beyaz Rusya, Moldova ve Baltik Cumhuriyetleri’nde de Kürd toplulukları bulunmaktadır. Ayrıca Ukrayna, Beyaz Rusya, Moldova ve Baltik Cumhuriyetleri’nde de Kürd toplulukları bulunmaktadır. Kadim Ukrayna Kürdleri ile ilgili son yıllarda ortaya çıkan ve ciddi biçimde araştırılması gereken bulgular, Milattan önce burada, Kara deniz kıyısı topraklarda birkaç yüz yıl boyunca Kürd İskitlerin (İskitler, Saklar) yaşadığını ortaya koymuştur…&lt;br /&gt;Azerbaycan Cumhuriyeti’nde ise eski SSCB&#39;nin oborigen (anaxton, yerel) Kürdleri yaşamaktadır. Bu ülkede bulunan Kürdler, büyük ölçüde bin yıllardan beri Kafkasya&#39;da yaşayan Kürdlerin torunlarıdır.&lt;br /&gt;Kürdlerin en azından 1200 yıl önce şimdiki Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında yaşadığı tarihi belgelerden açıkça görülmektedir.&lt;br /&gt;BDT Kürdlerinin hemen hemen yarısı Azerbaycan Cumhuriyeti’ndedir. SSCB “Büyük Sovyet Ansiklopedisi de 1937 yılında Sovyetler Birliğinde yaşayan Kürdlerin yarısının Azerbaycan’da olduğunu tescil etmiştir[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir. ]&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Ne var ki, asırlardan beri devam eden asimilasyon sonucunda BDT Kürdleri içerisinde kendi ana dillerini en sınırlı kullanan da Azerbaycan&#39;daki etnik Kürdlerdir. Bu ülkede yerleşik olan yaklaşık 500 bin Kürdün hemen hemen tamamı, bir çok siyasal ve tarihsel nedenlerle asimilasyona maruz kalmıştır. Bu topraklara yerleşme süreçleri açısından birkaç kuşaktan oluşan Azerbaycan Kürdleri&#39;nin ağırlıklı bölümü etnik-milli hafıza kaybına uğratılarak Kürdlükten vazgeçtirilmiş, ulusal kök bağlarından koparılmıştır.&lt;br /&gt;1992-1993 yıllarına, Kızıl Kürdistan’ın Ermenilerce işgal edilmesine kadar Kurdler, Azerbaycan&#39;da esasta Kelbecer, Laçın, Gubadlı, Zengilan (eski Kızıl Kürdistan kazası) Cebrayıl, Füzluli, Xanlar, Xudat, Mirbeşir, Berde, Ağdam illerinde, Baku, Gence, Sumgait, Şuşa kentlerinde ve bir çok diğer yerleşim birimlerinde yaşamaktaydı.&lt;br /&gt;20. yy.ın başlarında Sovyet hükümeti kurulurken Kürd faktörü; Kafkasya&#39;daki ağır milli sorunların çözümünde nasıl bir araç olarak kullanıldıktan sonra terk edilmiş ise, 90&#39;lı yıllarda Sovyetlerin çöktüğü dönemlerde de Sovyet Kürdleri’nin sorunları görmezden gelinmiş, bu halk, tarihi toprakları üzerinde hak sahibi olmak ve hatta yaşamak hakkından men edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AZERBAYCAN KÜRDLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmi adı: Azerbaycan Cumhuriyeti.&lt;br /&gt;Başkenti: Baku.&lt;br /&gt;Ülke, Başkanlık sistemiyle yürütülür.&lt;br /&gt;Azerbaycan, Kafkasya’nın Güney Doğu’sunda yerleşiyor.&lt;br /&gt;Arazisi 86.6 bin kilometre kare.&lt;br /&gt;Nüfusu: 7.771.092 kişi (Temmuz 2001 verileri). Kuzey’de Rusya’yla (284 km.), Kuzey Batı’da Gürcistan’la (322 km.) , Batı’da Ermenistan’la (566 km.), Güney’de İran’la (432 km.), Güney Batı’da Türkiye’yle (9 km.) komşu olup Doğu’da Hazar deniziyle (sahil şeridi: 825 km.) çevrelenmektedir.&lt;br /&gt;Nüfusun etnik dağılımı: Azeriler %90, Dağıstanlılar %3.2, Ruslar %2.5, diğer %4.3. (Nüfusun etnik ayrışımını gösteren Azerbaycan devletine ait bu resmi rakamlar, Azerilerin sayısını fazla göstermek açısından abartılı olup gerçeği ifade etmemektedir-H.Ş) Ülkedeki etnik birimler: Azeri, Rus, Lezgi, Talış, Kürd, Avar, Udin, Lahıc, Ermeni (Dağlık Karabağ’da), Tat, Yahudi, Ukraynalı vb.&lt;br /&gt;Dini: Genellikle Şia Müslüman, Kafkasya kökenli Lezgi ve Avarlar Sünni.&lt;br /&gt;Devlet dili: Azerbaycan’ca.&lt;br /&gt;Azerbaycan, 19. yy.dan 1918 yılına kadar Rusya İmparatorluğuna dahil olmuş, 1918’de kısmi bağımsızlık kazanmıştır. 1920’de burada Sosyalist hükümet kurulmuştur. 1922’de Ermenistan ve Gürcistan’la birlikte Kafkasya Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti’ni (KSSFC) oluşturmuş, 1936’da KSSFC’nin iptalinden sonra Azerbaycan, müttefik bir Cumhuriyet olarak SSCB’nin terkibine geçmiştir. 1991 yılına kadar SSCB’de yer almış, 30 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etmiştir. Resmi bağımsızlık günü: 18 Ekim 1991.&lt;br /&gt;Resmiyette Azerbaycan’a bağlı iki özerk oluşum vardır: Nahçıvan Cumhuriyeti ve önceleri özerk bölge olup 1991’de de-fakto Azerbaycan’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiş Dağlık Karabağ Cumhuriyeti[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir. ]&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Azerbaycan Cumhuriyetinin eski Kızıl Kürdistan bölgesi&#39;nde (Laçın, Kelbecer, Gubadlı ve Zengilan illeri) ve Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Kürdler, Azerbaycan Kürdleri olarak bilinmektedir.&lt;br /&gt;1988 yılında Azeri ve Ermeniler arasında başlayan Karabağ savaşı, Kızıl Kürdistan&#39;da yaşayan Kürdleri tümden iç mülteci durumuna düşürmüştür. 1992-1993 yıllarında Ermeni ordularının Karabağ Özerk Bölgesi ile birlikte eski Kızıl Kürdistan&#39;ı da işgal etmesi sonucunda burada yaşayan Kurdler, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin değişik bölgelerine sığınmak zorunda kalmıştır. Laçın 17 Mayıs 1992, Kelbecer 12 Nisan 1993, Gubadlı 31 Ağustos 1993, Zengilan 29 Ekim 1993 tarihlerinde işgal edilmiştir.&lt;br /&gt;Şuan eski Kızıl Kürdistanlı Kürdler, Azerbaycan&#39;a dağılarak bu ülkenin hemen hemen onlarca ilinde mülteci konumunda yaşamaktadır.&lt;br /&gt;Azerbaycan Cumhuriyet’ine bağlı özerk bölge olan Nahçıvan’a 19. yy.dan önce yerleşik Kürdlerin ağırlıklı bölümü asimilasyona uğramıştır. 19. sonu 20. yy. başlarında yerleşenlerin ekseriyeti ise 1937’de Stalin’in zorunlu iskan (departasyon) siyaseti sonucunda Kazakistan ve Orta Asya’ya sürülmüştür. Nahçıvan&#39;da yaşamaya devam eden 20 bin Kürd&#39;ün önemli bir bölümü ise 90&#39;lı yıllardan sonra siyasi-ekonomik nedenlerden dolayı Rusya ve Orta Asya&#39;ya göç etmiştir.&lt;br /&gt;“Azerbaycan Kürdleri” kitabının yazarı A. Bukşpan’a göre “1919 yılında Müsavat-Daşnak kanlı dönemi ve general Dro öncülüğündeki Daşnak çetesinin eylemleri Kürdleri /Nahçıvan’dan/ Türkiye ve İran’a kaçmaya zorladı.&lt;br /&gt;Sovyet hükümetinin kurulması ve pekişmesiyle birlikte Kürdler geri dönmeye başladılar. 1926’da kitleler halinde Ararat ötesinden döndüler ve esasen Arazdayan istasyonu ilinde yerleştiler”.&lt;br /&gt;Azerbaycan Cumhuriyetinde 20’li yılların ortalarında yürütülen nüfus sayımına göre Nahçıvan’da 3180 Kürd yaşamıştır. Gerek Bukşpan’ın kitabından, gerekse de diğer araştırmalardan ve yerel sakinlerin anlatımından söz konusu sayının yalnız Kürdçe konuşan Kürdleri ve özellikle Arazdayan istasyonu ilinde yaşayan Kürdleri ihtiva ettiği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;Bukşpan’ın ileri-geri göçe zorlanan “Zilan Kürdleri” dediği Kürdler, genellikle Buruki ve Celali Kürd aşiretlerine mensup insanlardı. 1937’de Stalin’in gazabına gelen de onlardı. Bu yılın son baharında salt Kürdlerden oluşan 18 yerleşim biriminin sakinleri geride tek bir kişi bırakılmaksızın Arazdayan istasyonuna toplanarak yük trenleriyle sürülmüştür.&lt;br /&gt;1937’den sonra Nahçıvan’da salt Kürdlerden oluşan Derekend isminde tek bir Kürd köyü kalmıştır.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/7178160840720257445/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/sovyet-kurdleri.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/7178160840720257445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/7178160840720257445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/sovyet-kurdleri.html' title='SOVYET KÜRDLERİ'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-7765439818934299244</id><published>2009-12-16T06:34:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:35:13.504-08:00</updated><title type='text'>Adıgey cumhuriyeti kürdleri</title><content type='html'>Şaşırdım doğrusu, Adigelerin Çerkez olduklarını, Adige Özerk Cumhuriyeti&#39;nin ise bir Çerkez cumhuriyeti olduğunu duyduğumda. Daha şaşırtanı ise, binlerce Kürt&#39;ün de bu cumhuriyetin sınırları içerisinde ulusal-kültürel otonom haklarıyla yaşıyor olmaları... Halklar bahçesi Anadolu ve Kürdistan&#39;da ulusal-kültürel kimliği yok sayılan halklardan olan Çerkezler ve Kürtler burada barış içinde bir arada yaşıyorlar. Üstelik sadece onlar da değil, Ermeniler, Ruslar, Tatarlar, Almanlar, Yunanlar, Türkler, Gürcüler, kısacası eski SSCB sınırlarındaki bütün halklar var bu küçük cumhuriyette ve hepsi ulusal-kültürel otonomi haklarıyla, o kadar uyumlular ki birbirleriyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 Haziran 1922 yılında kurulan Adige Cumhuriyeti, coğrafik konumu itibariyle Rusya&#39;nın güneyinde, Karadeniz&#39;in kuzeyinde, Kafkasya sıradağlarının eteklerinde yer alıyor. 7.8 bin kilometrekare büyüklükte toprağı var. Toplam nüfusu ise, 450 bin. Üç büyük şehrinden en büyüğü Maykop, aynı zamanda cumhuriyetin başkenti. Topraklarının yüzde 44&#39;u ormanlık ve yemyeşil bir coğrafyası olan Adige Cumhuriyeti, 1992 yılına kadar Rusya&#39;nın Güney Eyaletlerinden Krasnodar&#39;a bağlı bir otonom cumhuriyet olarak kalmış. Ama 1992 yılında kendi başına bir cumhuriyet olarak merkezi Rusya Federasyonu&#39;na bağlanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuhaf! Sınırlarda engel yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adige hakkında bu bilgileri edindikten sonra, buradaki Kürtleri daha da yakından tanıyabilmek için Krasnodar&#39;dan yola çıkıyoruz. Arabanın şoförü Suriye Kürtlerinden Merwan, burada okumuş bir doktor. Bize yolun kenarında onlarca kilometre uzanan su setini göstererek, &quot;Bu bir suni göl. Sovyetler döneminde Amerika&#39;dan daha kaliteli pirinç üretebilmek için yapmışlar. Şimdi de Krasnodar şehri için büyük bir tehlike&quot; diyor. Biraz sonra da, &quot;şimdi Adige Cumhuriyeti&#39;nin sınırlarına girdik&quot; diye ekliyor. Ne tuhaf! Bir cumhuriyetin sınırlarından başka bir cumhuriyetin sınırlarına hiçbir engelle karşılaşmadan giriyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adigey&#39;de Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı köylere doğru yol alıyoruz. Çok fazla geçmeden Mala Kürda&#39;nın (Kürt Evi) bulunduğu Belo köyüne giriyoruz. Binlerce hanelik Kuzey Kürdistan&#39;daki ilçeler kadar büyük bir köy. Merwan 9 yaşlarındaki bir çocuğa, Kürtçe &quot;arkadaşların evi nerede?&quot; diye soruyor. Çocuğun tarifleri üzerine gidip iki katlı, etrafı geniş boş araziyle kaplı &quot;Mala Kürda&quot;nın önünde duruyoruz. Mala Kürda, buralarda bir nevi Kürt temsilciliği. Devlet Kürtlere ilişkin bütün sorunlarda Mala Kürda&#39;yı muhatap alıyor. Bir yönetimi var ve bu yönetim bir nevi Ulusal-Kültürel Kürt otonomisinin hükümeti gibi bir şey. Bünyesinde siyasal, kültürel ve diplomatik çalışmalar yürütülüyor. Kapıda bizi karşılamaya çıkan Ulusal-Kültürel Kürt Otonomisi&#39;nin Başkanı Xwedêda&#39;yi göstererek, &quot;İşte buradaki başkanımız&quot; diye tanıtıyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada fazla kalmıyoruz, hemen tekrar yola çıkıyoruz. Bir taziye evine gidiyoruz. Ayni Kürdistan&#39;dakine benzer bir ortam. Hatta daha orijinal. Kafalarındaki kofileri ve renga renk yöresel giysileriyle ağıt yakan kadınlar, içimi burkuyor. Yıllardır sürgün yaşamda çekilen acıların hepsi ağıtlarda bir örgüye dönüşüyor ve değişik ezgilerle söylenerek yürek parçalıyor. İç içe oturan renk cümbüşü elbiseleri içindeki kadınların bulunduğu odadan yükselen ağıtlarda, nakış nakış işlenmiş bir tarih serüveni dile geliyor. &quot;Destê romê&quot; diye başlayıp, son sürgünlüğü anlatan efsanelerle biten bir serüven. Ağıttan anlıyorum ve taziye evindeki tablo bir manzara oluşturuyor gözlerimin önüne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&#39;Bu insan bizim kimligimiz&#39;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta Asya&#39;dan yeğenleri gelmiş ölen kişinin. Ukrayna&#39;dan kızı, Ermenistan&#39;dan ise torunları. Nasıl olmuş da bu kadar dağılmışlar... Önce 1925&#39;lerde Türkiye&#39;nin baskılarından kaçarak Karabağ-Laçin taraflarına gitmişler, üç sene sonra oradan Ermenistan Gilîdag bölgesine gitmişler. Oradan da Stalin tarafından 1936-37&#39;de Orta Asya&#39;nın değişik yerlerine sürgün edilmişler. Stalin&#39;in ölümünden sonra tekrar bir kısmı geri dönerek 1988 yılındaki sürgüne kadar Ermenistan&#39;da yaşamaya devam etmişler. Sovyetlerin yıkılış surecinde bir kısmı Azerbaycan, bir kısmı da Ermenistan&#39;ın baskılarından kaçarak Adige&#39;ye gelmişler. Her gittikleri yerde bir parçalarını bırakmış, izleri silinemeyen acılar yaşamışlar. Şimdilik yüreği yanan kadınların ağıtlarında, bir bir söze dökülüyor bütün bu yaşananlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer odada koyu sohbete dalmış yaşlıların cemaatine girmemle birlikte yıllar öncesine gidiyorum bir an. Yüz yıllık sürgünlük ve katedilen on binlerce kilometrelik yollar hiçbir şeyi eksiltmemiş geleneklerinden. Siyaset tartışılıyor çok saf ve temiz bir Kürtçe ile erkekler cemaatinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayret, diyardan diyara sürgün edilen bu insanların umutları hala dipdiri. Nedir bunun sırrı diye düşünüyorum. Düşüncelerimi aydınlatan sözler, cemaatteki yaşlılardan birinin ağzından dökülüyor; &quot;Buraya ilk geldiğimizde herkes hangi halktansınız, Kürtler de kim diye soruyorlardı. Ama simdi bütün herkesin adından en çok bahsettiği halk durumuna geldik&quot; diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginç bir direniş ruhu var bu Kafkas topraklarında. Direnenlere büyük bir sempati duyuluyor. Direnen bir halk gerçekliğine ulaşan Kürtlere de, öncesinde fazla tanınmadıkları halde, büyük bir sempati gelişmiş. Bir ara, Öcalan&#39;ın cepte taşınan resimleri Kürtlerin polis kontrolünden geçmelerine yetiyormuş. Tecrit üzerine tartışırken, cebindeki Öcalan resmini çıkaran yaşlı bana hitap ederek konuşuyor; &quot;kimliğimiz de, pasaportumuz da bu insan! Türkler şimdi onu da bizden almaya çalışıyorlar. Kürt halkı buna izin vermeyecektir&quot; diyor. Beni sevindiren duygularla ve bir de kafamdaki birçok yeni soruyla ayrılıyorum taziye evinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruslar, Çerkesler, Ermeniler, Almanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki Kürtlerin büyük bir bölümü 1988-89 yıllarında Ermenistan&#39;dan buraya gelmişler. SSCB&#39;nin yıkılış sürecinde gelişen milliyetçilik akımının geliştirdiği Ermeni milliyetçiliği, Ermenistan&#39;da yaşayan Kürtlerin bir bölümünün göç ederek buraya gelmesine sebep olmuş. Diğer kısmı ise, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan gibi yerlerden ekonomik nedenlerle gelip buraya yerleşmişler. Toplam 5 bini aşkın bir nüfusla burada, daha çok Maykop şehrine bağlı Sadov, Bêjêduxabil, Nazarovka, Bêlo, Praprajensk köylerine yerleşmişler. Aynı köylerde sadece Kürtler yaşamıyor. Her biri bir ilçe büyüklüğündeki bu köylerde Ruslar, Çerkesler, Ermeniler, Gürcüler ve Almanlarla birlikte yaşıyorlar. Almanlar 2. Dünya Savaşı&#39;ndan sonra buralarda kalmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bêlo köyünde sokaktan geçerken, gelip gecen arabalara kendisince trafik polisliği yapmaya çalışan bir yaşlıya ilişiyor gözlerim. Kendi evinin önünde, üzerine geçirdiği askeri renk eskimiş elbiselerle, gelip geçen arabalara değişik biçimlerde işaretler veriyor. Yaşlının Alman olduğunu söylüyor yanımdaki Delil. Bir dönemler Almanların uçak mühendisiymiş. İkinci Dünya Savaşı&#39;ndan sonra burada yaşamaya başlamış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtlerin aynı köylerde birlikte yaşadıkları halklarla oldukça uyumlu oldukları belirtiliyor. Konuştuğumuz Ulusal Kültürel Kürt Otonomisi&#39;nin Başkanı Xwedêda Ehmed, halklar arasında rahatsızlığı yansıtan herhangi bir duruma fazla rastlanmadığını belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaklarda birlikte oynayan Kürt, Rus ve diğer halklardan çocuklar kendi dillerini birbirlerine de öğretiyorlar. Aynı okullarda okuyor, aynı sokaklarda aynı oyunları oynuyorlar. Her biri bir halklar bahçesi olan köylerde bir de çocukların bahçesi var. Daha içten ve daha hesapsız çocukların kendi aralarındaki ilişkileri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtlerin bulunduğu her köyde Ulusal Kültürel Kürt Otonomisi&#39;nin alt komiteleri var ve bunlar aynı zamanda kendi köylerinin yönetim mercii görevini de görüyorlar. Köy muhtarları, polis ve devletin diğer kurumlarının Kürtlere ilişkin sorunlarda başvurduğu merci işlevini de gören bu komiteler, seçimde halkın oylarıyla belirleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adigey&#39;nin verimli toprakları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bura halkı tarım ve kısmen de hayvancılıkla uğraşarak geçimini sağlıyor. Adige&#39;nin oldukça verimli olan topraklarında daha çok kabak ekiliyor. Kürtler buraya gelmeden önce daha çok lahana, patlıcan ve mısır ekiyorlarmış. Kürtlerin buraya gelmesiyle kabak ekimine de başlamışlar. Diğer halklar da Kürtlerden öğrenmişler kabak ekimini. Naylon çadır açarak içinde soba kuruyorlar ve hazırlanan tezgahlarda kabakları ekiyorlar. Havalar ısınıncaya kadar kabaklar bir karış kadar boy vermiş oluyor. Mevsim koşulları dışarıda ekime hazır olduğu zaman da toprağa ekerek çok erken ürün alıyorlar. Kabaklar toplandıktan sonra ise ikinci defa sebze türü şeyler ekiyorlar. Kürtlerin geliştirdiği kabak ekimi yöntemi çok daha karlı olduğundan diğer halklar da Kürtler gibi kabak ekmeye başlamışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzleri Kürdistan&#39;a dönük&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözleri hala Kürdistan yollarında ve yüzleri hala Kürdistan&#39;a dönük buranın Kürtlerinin. Kendimce, &quot;hepsi buralarda ev-bark sahibi olmuştur, muhtemelen buralarda yaşamayı artık kanıksamışlardır&quot; diye düşünüyordum. Düşündüklerimin, oradaki Kürtleri tanıdıkça doğru olmadığını daha iyi anlıyor ve görüyorum. Gözleri hala Kürdistan yollarında ve hep bir gün kendi öz topraklarında bunun koşullarının yaratılacağı günleri bekliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç defa sürgün yaşadıkları için kendilerine hiç kalıcı gözüyle bakmıyorlar buralarda. Konuştuğum bazı yaşlılar Kürdistan&#39;a akrabalarını ziyarete gideceklerini söylüyorlar. Aralarındaki sohbetlerden, ömrünün sonuna gelen bu insanların son nefeslerini kendi topraklarında vermek umuduyla gitmeyi tasarladıklarını anlıyorum. Başkalarının topraklarında gömülmek istememe hissi, dehşet bir şey, &quot;her bir ölümüzün kabri başka bir yerde&quot; diyor biri. O kadar çok şey yaşanmış ki, kelimelerin anlatmakta yetersiz kalacağını çok iyi biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlara rağmen dil ve kültürlerini önemli oranda korumuşlar. Kuzey Kürdistan&#39;da dahi unutulmaya yüz tutan birçok kültürel motif o kadar safça korunmuş ve günümüze ulaştırılmış ki, şaşırmadan edemiyor insan. Kadınların giydiği yöresel giysileri görmek bile yetiyor böyle düşünmeye. Ama kendini koruma refleksinin dil ve kültürünü koruma gibi olumlu sonuçları yanında, yol açtığı olumsuzlukları da var. Kendini koruma refleksiyle geleneksel bazı kültürel öğeler birleşince toplumsal gelişme diyalektiğinde kendine has bir seyir ortaya çıkmış. Kız çocukları sadece bir düzeye kadar okutuluyor. Ondan sonrası fazla okutulmayarak erkenden evlendiriliyorlar. &quot;Niye&quot; diye sorduğumuzda ise, &quot;Erkenden evlendirilmez ve okurlarsa yabancılarla kaçabilirler&quot; deniliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen kadının gözle görülür bir etkisi var yaşamın tamamında. Adige Kürtleri Müslüman olmalarına rağmen dini vecibelerin çok fazla yeri kalmamış yaşamlarında ve bu kadının durumunda da gösteriyor kendisini. Hem üretimdeki aktifliği ve hem de oldukça doğal yasam özellikleriyle davranışları ziyaret ettiğimiz bütün evlerde dikkatimi çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada da bütün eylemlerde kadınların en önde olduğu tartışmasız bir gerçek. Mala Kürda&#39;da KADEK Genel Başkanı Abdullah Öcalan&#39;a yönelik tecrit politikasını protesto amaçlı eylemleri kadınlar gerçekleştiriyor. 70-80 dolayında kadın, kafalarındaki etrafı gümüş pullarla süslü kofileri, kıvrım kıvrım biçimler vererek kofilerinin üzerine sardıkları saç örgüleriyle bir tarihi taşımışlar günümüze ve Kafkasların bu asi topraklarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HALKLAR CUMHURİYETİ&#39;NDE KÜRT İZLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qasımlo Gımgım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür Politika Gazetesi</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/7765439818934299244/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/adgey-cumhuriyeti-kurdleri.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/7765439818934299244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/7765439818934299244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/adgey-cumhuriyeti-kurdleri.html' title='Adıgey cumhuriyeti kürdleri'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-2038626382762156408</id><published>2009-12-16T06:31:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:34:27.373-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kurdistan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Tarih"/><title type='text'>Mahabat kürd cumhuriyeti</title><content type='html'>Mehabad, Doğu Kürdistan&#39;da req req suyunun güneyinde kurulmuş bir Kürt şehridir. 1946 yılında kurulan Mehabad Kürt Cumhuriyeti&#39;nin başkentliğini yapan bu şehir, tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır. Evet, &quot;Mehabad Kürt Cumhuriyeti&quot; Kürt halkının yüreğindeki en derin hasretin ifadesi, yüzyılların özlemi, sevdası... Kendi vatanında, kendi yönetimini kurmak. Ya da özgürlük... 1946 yılında gerçekleşen bu rüya bizler için büyük bir önem taşımaktadır. Zira bir gelecek inşa etmek istiyorsak, tarihsel surecimizi tam olarak içselleştirmek bir zorunluluktur. Ayrıca Mehabad Kürt Cumhuriyeti, Kürt siyasetçileri ve devrimcileri için de büyük bir tecrübe, ön hazırlık ve miras özelliğini taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehabad Kürt Cumhuriyeti&#39;nin kuruluşuna geçmeden önce dünya dengeleri, tarihi arka plan ve Kürdistan&#39;ın konjöktürünün tahlil edilmesi gerekir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Dünya Savaşı&#39;nın sonunda İngiltere&#39;nin desteği ile başa gelen Şah Rıza Pehlevi, egemenliği altında bulunan Farslar dışındaki diğer halklara (Kürtler, Azeriler v.s) karşı ırkçı-faşizan politikaları devreye sokar. Toplu katliamdan, sürgünlere kadar varan bu baskı ve asimilasyon politikalarına karşı Kürtler dönem dönem çeşitli ayaklanmalarla cevap verir. İkinci Dünya Savaşı&#39;na kadar bu ayaklanmalar devam eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı başladığı sıralarda S.S.C.B., önce tarafsız kalmayı tercih eder. Hatta 1939&#39;da Almanya ile &quot;Hitler-Stalin Saldırmazlık Paktı&quot;nı imzalar. Buna göre iki ülke her halukarda birbirine saldırmayacak, savaş açmayacaktı. Ancak Nazi Almanyası bu antlaşmaya sadık kalmaz ve Sovyet topraklarına girmeye çalışarak anlaşmayı bozar. Bu yeni durum Sovyetler Birliğini yeni ittifaklar aramaya iter. Böylece içinde A.B.D., İngiltere ve Fransa&#39;nın yer aldığı müttefik devletlerin saflarına S.S.C.B. de katılır. Bundan sonra ilk iş olarak 25 Ağustos 1941&#39;de İngiltere, A.B.D ve S.S.C.B, İran&#39;ı işgal ederler.Bunun iki önemli sebebi vardı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Müttefik devletlerin irtibat sağlayacakları, birbirlerine lojistik destek sunacakları, aynı zamanda birbirlerini kollayacakları tampon bir bölgeye ihtiyaçları vardı. Bunun için en uygun bölge de Sovyetler Birliğinin yumuşak karnı olan Kafkasya&#39;nın güneyindeki Ortadoğu&#39;ydu. Burada S.S.C.B ile sınırdaş iki ülke vardı. T.C ve İran. T.C birçok farklı sebepten (ekonomik, siyasal ve konjöktürel v.s) dolayı buna uygun değildi. İran ise bu iş için biçilmiş kaftandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- İkinci Dünya Savaşı&#39;nda İran, Hitler Almanyası&#39;yla işbirliği yapmıştı. Bu sebeple İran düşman kategorisindedir ve dolayısıyla tehlike oluşturmaktadır. 25 Ağustos 1941&#39;de İngiliz ve Rus askeri birliklerinin İran&#39;a girişleri neticesinde Şah Rıza Pehlevi, rejimi ile birlikte tasfiye edildi. Böylece merkezi İran yönetiminin birçok yerinde ve Kürdistan&#39;da İran&#39;ın denetimi fiilen kalkmış oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu Kürdistan, üç bölgeye ayrılmıştı. Urmiye yakınlarına kadar uzanan bölgede S.S.C.B. hâkimdi. Xanekin-Kirmanşah yolunun kuzeyinde İngiltere ve bu iki bölge arasında kalan Mehabad -Serdeşt Bölgesi&#39;nde ise yerel Kürt güçleri hâkimdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;S.S.C.B., kendi payına düşen Kuzey İran&#39;ı (Doğu Kürdistan&#39;ın Kuzeyi) işgal ederken çok temkinli idi. Halka yumuşak davranıyor ve önemli bir durum çıkmadıkça ortalıkta görünmemeye çalışıyordu. Onlar için birinci dereceden önemli olan Batı Cephesi&#39;nde kendilerini sıkıştıran Almanlar&#39;a karşı savaşırken kullanacakları Amerikan savaş malzemesinin yolunu garantiye almaktı. İkinci olarak Mihver Devletleri&#39;nin (Almanya v.s) sızmalarını engellemekti. Böylelikle Mihver Devletlerin ajanlarının yapabileceği her türlü kışkırtmayı önleyecekti. Ayrıca S.S.C.B.&#39;nin işgaldeki mantığı bölgede askeri-despot bir yönetim kurmaktan ziyade Moğolistan örneğinde olduğu gibi bölgeyi ideolojik olarak etkisinde bırakarak Sosyalist Cumhuriyetler Birliğine Azerileri ve Kürtleri katma ihtimaliydi. Belki böylelikle o çok meşhur &quot;sıcak denizlere inme&quot; hayali gerçekleşebilirdi. Aslında S.S.C.B.&#39;nin önceki politikası, İran&#39;ı bir bütün olarak Sosyalist Cumhuriyetler Birliği&#39;ne katmaktı. Fakat gelişmelere paralel olarak Sovyetler Birliği&#39;nin bölge ve İran politikası da değişiklikler gösterdi. 1942&#39;de Sovyet yönetimi, İran&#39;da yapılacak seçimlerden çok şeyler bekliyordu. Bu seçimlerde İran&#39;ın en iyi örgütlenmiş partisi Tudeh&#39;in seçimden birinci parti olarak çıkması bekleniyordu. Fakat beklenen olmadı ve Tudeh Partisi meclise ancak sekiz üye gönderebildi. Bu, sürpriz bir gelişmeydi. Bundan sonra bölgede Sovyet politikası değişti. 1940&#39;lı yılların ortasında kurulacak olan Azerbaycan Demokrat Partisi&#39;ne giden yol, onları daha fazla ilgilendirmeye başlamıştı. Bu partinin egemen olacağı bir Azerbaycan, İran merkezi yönetimini pro-sovyetik olmaya zorlayabilirdi. Burada Kürtler&#39;e biçilen rol ise Azerbaycan&#39;ın uzantısı olmaktan öte değildi. Kürtler&#39;i ve Kürdistan&#39;ı, Azerbaycan&#39;ın bir parçası haline getirerek bölgede Azeriler, İran merkezi yönetimine karşı güçlendirilmek isteniyordu. Fakat Kürtler, ulusal ve mezhepsel açıdan hiçbir zaman kendilerine yakın görmedikleri Azeriler&#39;in hâkimiyetini kabule yanaşmıyor ve bağımsızlıklarını kararlı bir şekilde koruyorlardı. Bilhassa Azeriler&#39;e komşu olan önemli Kürt aşiretlerinden Sîkakanlar, Celalîler ve Herkîler bu konuda çok nettiler ve gerektiğinde Azeri köylerine baskınlar düzenliyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizlerin politikası değişikti. Onlar Rıza Pehlevi Han&#39;ın, Alman yanlısı politikasından endişe duydukları için 1941&#39;deki işgali gerçekleştirdiler. Baba Rıza Şah&#39;ın 16 Eylül 1941&#39;de, oğlu Muhammed Rıza Pehlevi lehine tahttan feragat etmesi İngilizler için yeterliydi. Çünkü yeni Şah, İngiliz yanlısıydı ve bu paralelde bir hükümet kurulmuştu. Bundan sonra İngiltere için önemli olan böyle bir hükümetin devam etmesi ve İran&#39;ın Mihver devletlerin eline geçmemesiydi. Yani onlar savaş için koordinatör, İran için ise stabilizatör bir rol üstlenmişlerdi. Ayrıca unutmamak gerekir ki, İran bir petrol ülkesiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke içindeki iktidar mücadelesinde komünist Tudeh partisinin varlık gösterememesinin en önemli sebebi, İngilizlerin bölgedeki tartışılmaz ağırlığıydı. Şah Rıza Pehlevi&#39;den memnun olmayan sonra oğlunu başa getiren İngiltere, seçimleri de istediği gibi sonuçlandırmıştı. Sonuç olarak İran merkezi hükümetinde, İngiliz nüfuzu hâkimdi. Askeri alanda ise İran Genel Kurmay Başkanı Hasan Arfa ile &quot;arkadaşlık!&quot; ilişkileri olan İngiliz Askeri Ateşe W.A.K Fraser&#39;in tavsiyeleri etkili oluyordu. Zaten Arfa&#39;nın Büyükelçi Sir Reader Bullard&#39;la da çok iyi ilişkileri vardı ve isteklerini karşılıklı anlayış çerçevesinde yaptırıyordu. İran ordusu, İngiliz işgal bölgesi olan Xaneqîn, Kîrmanşah, Hemadan, Arak-Qum, Tahran yolu ve Tahran-Ahwaz-Xurremşehir otoyolu ile Xuzistan vilayetinde serbest dolaşabiliyordu. Bundan dolayı bölgede oluşan düzensiz Kürt aşiret ayaklanmalarına endişesiz müdahale etme imkânları vardı. Ama bunu yaparken de ağır savaş şartlarını göz önüne almak ve dengeli hareket etmek kaydıyla İngilizler, baş eğmez Hama Raşid gibi Kürt liderlerine bazı tavizler verilmesinden de yanaydı. İran hükümeti, bu tavizlerin geçici olduğunu bildiğinden tereddütsüz kabul ediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran merkezi hükümetine gelecek olursak, bu yönetim her alanda güçten düşmüştü. İşgal yıllarının zayıflattığı, kendi kendini korumaktan aciz bir orduya sahipti. Bu ordu bilhassa Sovyet işgal bölgesinde büyük baskı altındaydı. Her hareketleri için işgal yönetiminden izin almak zorundaydılar. İngiliz yanlısı merkezi hükümet, bir yandan &quot;İmparatorluk&quot; topraklarının birliğini muhafaza etmeye çalışırken öte yandan da müttefiklerini, özellikle de Sovyetler Birliği&#39;ni, endişelendirmemeye çalışıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azerbaycan&#39;da durum karışıktı Sovyet işgal bölgesinde bu halk, Farslar gibi Şii mezhebine mensuptu. Buna rağmen Sovyet işgal komutanlığı, Azerbaycan&#39;daki Marksist unsurlara dayanarak oradaki etkisini güçlendirmiş, kendi lehine iş gören önemli bir potansiyel oluşturmuştu. Zaman zaman onları Tudeh&#39;e yönlendiren komutanlığın elinde buradaki örgütlenmeyi çok iyi derecede yürütebilecek biri vardı. İşgalin başlamasından sonra çıkarılan aftan istifade ederek Azerbaycan&#39;a gelen, Sovyet Azerbaycan&#39;ı Başbakanı Bakırof&#39;tan büyük destek gören ve Bakırof&#39;un etkisi altında kalan Cafer Peşvari, Kürdistan&#39;ı da kendi ülkesinin bir parçası olarak görüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜRDİSTAN KONJOKTÜRÜ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu dönemde Kürdistan&#39;da da gelişmeler çok farklı ve hızlıydı. 194l&#39;de Müttefik devletler İran&#39;a girdiklerinde güneyde İngilizler, kuzeyde SSCB, kuzey ve güney arasında ise yerel yönetimlerin hakimiyeti söz konusuydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde Doğu Kürdistan&#39;da ağırlığı olan iki sınıf vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Okuma fırsatı bulan aydın sınıf. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Kırsal alanda kalan aşiret reisleri ve ağalar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir okullarında okuma fırsatı elde eden, aşiret ilişkileri fazla etkin olmayan bu aydın sınıfın çoğu, bölgede gelişen Sovyet etkisinde kalmışlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceleri kendi aralarında bir birlik oluşturamamışlardı. Daha sonra 1942 yılında Mehabadlı zanaatçı Rahman Zabihi&#39;nin bazı arkadaşlarıyla &quot;Komeleya Jiyanaweyâ Kurdıstan&quot;ı kurmasıyla, bu sınıf, bu çatı altına toplanmaya başladı. Stratejileri ağırlıklı olarak Sovyetlerden yardım ve destek alarak İran&#39;dan bağımsızlıklarını almaktı. Komela&#39;nın 1942&#39;de kurulmasından sonra ulusal duygulardaki kaynama, Doğu Kürdistan&#39;ı sarmaya başladı. O dönem, Kürdistan&#39;daki ortam da buna çok uygundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürdistan&#39;daki etkin ikinci sınıf ise bölgede yaşayan aşiretlerin reisleri ve güçlü ağalardı. Feodal özellikler taşıyan bu sınıf, kendi içinde bir birliğe sahip değildi. Her aşiret reisi veya ağası kendi aşiretini, toprağını düşünüyordu. Daha çok kendi menfaatleri peşindeydiler. Fakat İran işgali ve gelişen süreç, bu sınıfı da aktifleştirip bazı ittifaklara götürdü. Uygun ortamı yakalayan önemli aşiretlerin liderleri, gerçekleştirdikleri ittifakların da yardımı ile bölgede oluşan yönetim boşluklarını doldurmaya çalışıyorlardı. Bilindiği gibi Doğu Kürdistan&#39;da Sovyet-İngiliz ortak askeri varlığı dolayısıyla, İran Hükümeti bölge kontrolünde güçlük çekiyordu. İşgal başladığında, savaş komutanı Ahmed Naxçevan, orduya hareketsiz kalması doğrultusunda bir talimat verdi. İran İmparatorluk yönetiminin menfaatleri açısından bakıldığında yanlışlığı ilk anda anlaşılabilecek bu karar, geri alındı. Ama askerleri Kürt aşiret bölgesinden düzenli olarak çekmek mümkün olmadı. Sınırdaki aşiretler, Irak tarafındaki Kürtler&#39;in de yardımıyla oradaki küçük karakol ve garnizonlara saldırarak karakolları silahsızlandırıyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan Sovyetler&#39;in Saqız-Baneh hattından geri çekilmesi üzerine, daha önce Irak&#39;a kaçmış olan Kürt liderlerinden Hama Raşit, Vine&#39;den dört yüz atlısıyla kendi aşiret bölgesinde bulunan Baneh&#39;e saldırdı. Hama Reşit, burayı zapt ederken, Güney Kürdistan&#39;ın Pencwîn bölgesindeki Kürtler tarafından takviye edilen Doğu Kürdistan&#39;daki Merivan aşiretleri de kendi bölgelerinde bağımsızlaştılar. 1919&#39;daki dağınık disiplinsiz aşiret isyanları yeniden başlamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtler&#39;in Senendaj&#39;a girmek için yaptıkları müracaat, İngiliz işgal komutanlığı tarafından reddedilince İran hükümeti bundan cesaret alarak General Mahmut Amin&#39;i buraya askeri vali tayin etti. Öte yandan İran Batı ordu komutanı General Muqaddem, Albay İbrahim Arfa komutasında üç bölük piyade, atlı ve zırhlı araçlardan müteşekkil bir kuvveti, Saqız ve Baneh&#39;i geri almak üzere gönderdi. Fakat bu birlik, Baneh-Saqız arasında Hama Reşit güçleri tarafından kuşatıldı. Birliğin bir kısmı esir alınmış, zırhlı araçlara el konulmuş ve komutan Arfa, canını zor kurtarmıştı. Hama Raşid&#39;i Çowrîkî, Vakîlî, Erdelanî, Rasul Axa, Ali Cîwanmerdî ve Cafi aşiretleri destekliyordu. Bunlar, İran askerlerini takibe aldılar. Askerleri, yine bir aşiret reisi olan Ali Habîbî adındaki Telekuhilerin lideri mahvolmaktan kurtardı.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/2038626382762156408/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/mahabat-kurd-cumhuriyeti.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/2038626382762156408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/2038626382762156408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/mahabat-kurd-cumhuriyeti.html' title='Mahabat kürd cumhuriyeti'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-3127490089768124396</id><published>2009-12-16T06:30:00.001-08:00</published><updated>2009-12-16T06:30:56.727-08:00</updated><title type='text'>Belucistan, Hindistan ve Afganistan’daki Kürtler</title><content type='html'>Sayıları çoĝunluk oluşturan Brahoyi aşireti Belucistan’ın Iyg şehrinde yaşarlar. Burası onların bir bakıma merkezidir. Bu aşiretin bir bölümü de buranın kuzey kesiminde Ketata’da yaşarlar. Yüzölçümü 250 milkarelik bir alanı kaplamışlardır. Aşirat kendi arasında bölünmelere ayrılır. Bunların göçebe olarak buraya geldikleri biliniyor. Nüfusları yaklaşık olarak 300.000’dir. Hindistan’ın Sind eyalatinde de yine Brahoyi aşireti yaşamaktadır ki, buların da nüfusu 48.000 civarındadır.(*) Tedescu, Belucilerle Kürtlerin arasında bazı yakınlıklar bulur. Şeref-Name’ye ve Doĝubilimci Morgonistrin’e göre Afganistan’ın Herat bölgesinde de Kürtler yaşar.&lt;br /&gt;Bunların Horasan ya da Tacikistan’dan geldikleri kabul edilmektedir. İbni Haldun, güneyde iki büyük Kürt aşiretinden sözeder, “... bunların biri Loyen ve diĝeri ise Tabir’dir.” der. Aynı yazar, bu Kürtlerin Moĝol istilası sırasında buraya göçettiklerini ve buradaki Muvvahidin Devleti Başkanı Murteda’nın kendilerini iyi karşıladıĝını, kendilerine toprak daĝıttıĝını, devlet işlerinde görevler verdiĝini belirtir. &lt;br /&gt;Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/genel-kultur/122193-belucistan-hindistan-ve-afganistan-daki-kurtler.html#post993123&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duruma göre yukarıda sözünü ettiĝimiz devletlerin sınırları içindeki Kürdlerin nüfusu, elde bulunan kaynaklara göre o zamanki tarihlerde şöyledir. (1890-1930 yılları dönemi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran Kürdleri: 2.000.000 (iki milyon)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Kürdleri: 1.500.000 (birbuçuk milyon)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak Kürdleri: 600.000 (altıyüz bin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya ve Suriye Kürdleri: 230.000 (ikiyüzotuz bin) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afganistan. Hindistan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belucistan Kürdleri: 350.000 (üçyüz elli bin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplam: 4.680.000 (dört milyon altıyüz seksen bin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Blayc, Sir Kuh (Kürd Sorunu) adlı kitabında Kürdlerin nüfusunun Birinci Dünya savaşından önce 8.000.000 (sekiz milyon) civarında olduĝunu söyler. Yine Alexandre Zaha, Türkiye’de Kürd Sorunu adlı kitabında Kürdlerin nüfusunun 5.387.280 olduĝunu yazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkusuz bu tutarsız rakamların hiçbiri gerçeĝe uymamaktadır. Çünkü, bir yandan sayımı yapan hükumetler gerçeĝin ortaya çıkmasını istemezken, öbür yandan da halkın büyük bir bölümü Kürdlüklerini çeşitli nedenlerden ötürü inkar ederler ya da bir iki nesil geçtiĝi için bütünüyle unutmuştur. Asıllarını gizlemeyenler ve çoĝunluĝunu oluşturan daĝ köylerindeki Kürdler ise, sorunun aslını bilmediklerinden, hükümetlerden yana yüzleri hiç gülmediĝinden başlarına yeni bir bela geleceĝi korkusu ile gerçeĝi gizlerler. Ya da sayım memurları aşılması güç yolların zahmetine katlanamadıĝı için köylerin çoĝuna gitmez ve tahmini şeyler yazıp resmi makamlarına verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------------------------------ ----------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14) Bk. Daire el Marif-El-İslamiye, Cilt I. s.630</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/3127490089768124396/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/belucistan-hindistan-ve-afganistandaki.html#comment-form' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/3127490089768124396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/3127490089768124396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/belucistan-hindistan-ve-afganistandaki.html' title='Belucistan, Hindistan ve Afganistan’daki Kürtler'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-8133203531563483351</id><published>2009-12-16T06:28:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:30:09.771-08:00</updated><title type='text'>ÖZBEKİSTAN’DA YAŞAYAN KÜRTLER VE KAFKASYA KÜRDLERİNE GENEL BİR BAKIŞ</title><content type='html'>14. y.y.&#39;da Kürdistan&#39;ı işgal eden Emir Timur&#39;un bir çok Kürt bilim adamı, mimar, sanatçıyı kendi ülkesi Şehrisabz&#39;a götürmesiyle Kürtler bu topraklarla tanışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17-18 y.y.&#39;da İran şahları kuzey sınırlarını Özbek ve Türkmen  saldırılarından korumak için Kürtler&#39;i Horasan, Gilan, Belucistan&#39;a göçertmişti. 18-19. y.y.&#39;da Hive Hanlığı ordusunun bir bölümünü Kürtler oluşturmaktaydı. Bu dönemden sonra Kürtler&#39;in Özbekistan&#39;a yerleşmesi başlar. 20. y.y. başlarında resmi rakamlara göre bu ülkede 10 binin üzerinde Kürt bulunmuştur. Sovyet Hükümeti&#39;nin ilk yıllarında 1926&#39;da, Özbekistan&#39;da Kürt nüfusu 15 bin olarak hesaplanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sovyetler Birliği döneminde Kürtler&#39;in bu ülkeye yerleşmesi, 1944&#39;de Gürcistan ve Kırım&#39;dan buraya yapılan  sürgünlerle yaşanmıştır. 1944&#39;te Stalin&#39;in başkanlığındaki Devlet Savunma Komitesi kararıyla Özbekistan&#39;a sürülen ve &quot;Özel sürgün&quot; muamelesi altında tutulan bu Kürtler&#39;in suçları ise resmi belgelere şöyle yansımıştı: &quot;Türkiye&#39;nin sınır bölgelerindeki nüfusla  akrabalık bağları, kaçakçılıkla uğraşma, Türkiye istihbarat organları için ajan devşirtilmesine hizmet  gösterme ve eşkıya gruplara yardım yataklık etme.&quot;&lt;br /&gt;1944 sonbaharında Gürcistan&#39;dan Özbekistan&#39;a toplam 55.550 Kürt, Ahıska&#39;lı ve Hemşin (Müslüman Ermeniler) sürülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1944 Aralık&#39;ında 29 yük treniyle Gürcistan&#39;dan Özbekistan&#39;a ulaştırılan sürgünler, başta Taşkent, Fergane, Buhara, Semerkand, Kaşka-Derya eyaletleri olmak üzere ülkenin 7 eyaletine, 43 il ve kasabasına ve yüzlerce köyüne serpiştirildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet Savunma Komitesi&#39;nin 11 Mayıs 1944 kararıyla Kırım Yarımadası&#39;ndan Özbekistan&#39;a göçertilen on binlerce kişi arasında Kürtler de bulunmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmi rakamlara göre 1989-1990 yıllarında, Karabağ Savaşı sonucunda bölgeden kaçan Kürtler&#39;den 685 kişi Özbekistan&#39;a yerleşmiştir. 1990 başlarında ülkenin Fergane bölgesindeki etnik çatışmalar döneminde yüzlerce Kürt ailesi Özbekistan&#39;dan Kazakistan ve Rusya&#39;ya kaçmıştır. Özellikle Sovyetler Birliği&#39;nin çöküşünden sonra başlayan Kürt göçü günümüzde de devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtlerin Özbekistan&#39;daki sayısı hakkında sağlıklı rakamlar hiçbir zaman bulunamamıştır, şimdi de yoktur. 1926&#39;da 15 bin olarak hesaplanan Kürtler, 1979 kayıtlarına 982 kişi olarak geçmiştir. 1989 nüfus sayımında ise Kürtler hakkında  hiçbir bilgi verilmemiştir. Resmi sayım sonuçlarına sırasıyla bakıldığında devletin Kürtlere yaklaşımın gerçek manzarası açıkça ortaya çıkmaktadır:&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Yıllar      Kürd Nüfusu &lt;br /&gt;1926          15,000&lt;br /&gt;1959          -----&lt;br /&gt;1970          ------&lt;br /&gt;1979              982&lt;br /&gt;1989           1,839&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özbekistan&#39;da Kürtler&#39;in nüfusu hakkında verilen rakamlar gerçeği yansıtmadığı gibi, hem Sovyetler Birliği döneminde hem de bağımsızlığını ilan ettikten sonra  Özbekistan devleti döneminde, Kürtler&#39;in asimilasyonu bir devlet politikası olarak yürütülmüştür. &lt;br /&gt;1944&#39;te Gürcistan&#39;dan göçertilirken kimlik belgelerinde Türk ve Azerbaycanlı yazılı olan binlerce Kürt, bugün de aynı kimlikleri taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1956&#39;da sürgünlere yönelik özel sürgün sınırlaması kaldırılsa da, dağınık yaşayan ve köylü hayat tarzı sürdüren Kürtler, bir türlü kurtulamadıkları sürgün psikolojisiyle sosyal ve eğitim anlamında açılım sağlayamamışlardır.&lt;br /&gt;1947&#39;de 500 savaşçısıyla birlikte  SSCB&#39;ye gelen M. Barzani&#39;nin 1948&#39;den itibaren on yıl boyunca Özbekistan&#39;da yaşaması, Özbekistan isminin Kürdistan tarihinde zaman zaman anılmasına neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKMENİSTAN’DA YAŞAYAN KÜRTLER&lt;br /&gt;Kürtler&#39;in Türkmenistan&#39;la tanışmaları elbetteki yaşadığımız yüzyıldaki diasporalarla sınırlı değildir. M.Ö  7. yy.da, Parfiya&#39;nın  Midya İmparatorluğu&#39;na dahil olduğu yıllara kadar uzamaktadır. Parfiya bölgesi ise bugünkü Türkmenistan&#39;ın güneyini ve İran&#39;ın Horasan eyaletlerini kapsamaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtler&#39;in, M.Ö 7. yy&#39;dan bu yana yaşadığı Horasan Eyaleti&#39;ndeki varlığını salt  ayrı ayrı kralların göçertme politikalarıyla sınırlı tutmak doğru değildir. Kürtler&#39;in Horasan&#39;a son toplu yerleşimi İran hükümdarları Şah İsmail (16. yy), Şah Tehmasip (16.yy) ve Şah Abbas (Hükümdarlığı; 1587-1629) zamanlarında yaygınlık kazanmıştır. Özellikle Şah Abbas ile Osmanlılar arasında 1590 yılında yapılan antlaşmadan daha sonra çok sayıda Kürd&#39;ün Horasan&#39;a göçertildiği tarihi belgelere yansımıştır. 1590&#39;lı  yılların ilk yıllarında hızlanan göçler, 17. yy başlarına kadar devam etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtler&#39;in Kürdistan&#39;daki Direniş Hareketleri, bu göçertme politikasının nedenlerinden birisiydi. Şah Abbas, direnişçi Kürt Aşiretleri&#39;ni imparatorluğun kuzey sınırlarına yerleştirmekle bir taşla iki kuş vurmayı  -bir yandan Kürtler&#39;i isyan merkezinden uzaklaştırmayı, diğer yandan kuzey sınırlarından gelen Moğol ve Özbek tehditlerinden korunmayı- planlamıştı. Şah Abbas zamanında İran ordusunun % 80&#39;ini oluşturan Kürtler, imparatorluğun temel dayanaklarından birisini oluşturmaktaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şah Abbas, hem Kürt kıyamlarını zayıflatmak hem de imparatorluk sınırlarını güçlendirmek biçimindeki ikili politikasını, iktidarının ilk yıllarında onlarca Kürt aşiretini Kafkasya sınırlarına sürmekle (1587) denemiştir.&lt;br /&gt;Nadir Şah (1732-1747) zamanında, Osmanlı-Rus sınırına, Ruslara karşı 5 bin Kürt aile göçertilmişti. 1780 yılında ise Karabaş&#39;tan Omeranlı Aşireti, Afganistan ile Özbekistan sınırına yerleştirilmişti. Bugün Kürtler Türkmenistan&#39;ın İran sınırına yakın güney ve güneydoğu bölgelerinde yoğunluklu olarak yaşamaktadırlar. Genellikle Göktepe, Kaaxkin (Bağır, Firuze, Çuli, Germab vb. mıntıkalar) Tecen, İolotan, Seraxs  (Serexas) illerinde, Mari ve Aşkabat şehirlerinde, Aşkabat&#39;ın yakın köylerinde (Bikrova v.b) yaşamaktalar. (T.F Aristova &quot;Kafkasya Kürtleri&quot; Moskova, 1966  s.20,  Rusya)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek Sovyetler döneminde gerekse de çözülüşünden sonra Türkmenistan&#39;da Kürt halkına yönelik asimilasyon, devlet politikası düzeyinde uygulanmıştır.&lt;br /&gt;Türkmenistan, Kürtler&#39;i &quot;yutmuş&quot; ülkelerden biridir. Burada yaşayan Kürtler&#39;in nüfusu hakkında Rus-Sovyet Kürdologlarının verdiği rakam 300 binin üzeridir. Yazılı belgeler olarak haklarında en az bilgi ve veriye sahip olunanlar da yine burada yaşayan Kürtlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SSCB&#39;nin çöküşünden sonra, buradaki Kürtler&#39;e yönelik inkar ve asimilasyon politikaları daha da yoğunlaştırılmıştır. Türkmen yönetimi, bu inkar ve asimilasyon politikasını dış dünyaya yansıtırken de diğer soydaşı olduğu işgalci ve inkarcı devletçiklerle aynı taktiği ve tarzı seçmiştir; &quot;Halkların iç içe geçmesi&quot;, &quot;Kürtler&#39;in, Türkmenlerin kültürüne hoşgörülü yaklaşması&quot; biçimindeki sözde bilimsel(!) tezlerle olayı saptırarak yaymaya çalışmıştır. Bu devletçiklerin Kürt halkına karşı uyguladıkları çağdışı ve insanlık dışı politikaların diğer adı &quot;Beyaz Jenosid&quot;dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün itibariyle bile Türkmenistan&#39;da yaşayan Kürtler, köklerinden koparılmış ve seslerini dünyaya duyurmaları engellenmiştir. Bu konuda araştırma yapmaya çalışan buradaki Kürtler&#39;i bekleyen en hafif ceza sınır dışı edilmektir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RUSYA’DA YAŞAYAN  KÜRTLER&lt;br /&gt;Rusya İmparatorluğu döneminde, şimdiki Rusya Federasyonu topraklarında parmakla sayılacak kadar Kürt bulunmaktaydı. Sovyetler Birliği&#39;nin çöküş yıllarına kadar Rusya Federasyonu&#39;na belli bir sayıda Kürt yerleşmiştir. S.S.C.B zamanında genelde eğitim ve çalışma amacıyla Kafkasya  ve Orta Asya&#39;dan  Rusya Federasyonu&#39;na gelen Kürtler, burada 1989 nüfus sayımı sonuçlarına göre 4 bin 700 kişilik bir yoğunluğa ulaşmıştır. Bugün başkent Moskova&#39;da sayıları 15 bini bulan Kürtler, 1989&#39;da yalnız  180 kişi olarak kayda alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sovyetler&#39;in çöküş yıllarında burada yaşanan etnik çatışmalar, Kürtler&#39;in Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetleri&#39;nden Rusya&#39;ya göçünü de beraberinde getirmiştir. 1988&#39;de Ermenistan&#39;dan sürülen, Kırgızistan ve Özbekistan&#39;daki etnik temelli baskılar sonucunda bu ülkelerden kaçan Kürtler, Rusya&#39;ya sığınmıştır. 1980 sonlarından başlayarak etnik, siyasi, sosyal ve ekonomik nedenlerle Kafkasya ve Orta Asya&#39;dan Rusya Federasyonu&#39;na başlayan Kürt göçü günümüzde de devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya Federasyonu&#39;nda 2002&#39;de yapılan son nüfus sayımında Kürtler, 19 bin 607 kişi olarak gösterilmiştir. Ancak bu rakamlar Rusya vatandaşı olan, resmi kayıtta duran ve kimlik belgesinde &quot;Kürt&quot; yazılmış kişileri ihtiva etmektedir. Oysa son on-on beş yılda Rusya Federasyonu&#39;na yerleşen Kürtler&#39;in ağırlıklı bir bölümü hala bu ülkede bürokratik nedenlerle vatandaşlık hakkı almadan kayıtsız ve geçici kayıtlarla yaşamaktadır. Ayrıca bu ülkede kimliklerinde diğer milletlere mensup olduğu gösterilen yüz binlerce Kürt bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Rusya’da yaşayan Kürtler arasında birkaç haftalık bir gezi bile bu ülkede, Kürtler&#39;in resmi rakamdan en az on kat daha fazla olduğunu göstermektedir. Yerel Kürt oluşumlarının ve aydınların ortalama hesaplamalarına göre, halihazırda Rusya Federasyonu&#39;nda, yaşayan Kürtlerin sayısı 200 bin civarındadır. Rusya Federasyonu Parlamentosu&#39;nun 1999 yılına ait bir belgesinde ise Rusya’da yaşayan Kürtler, 250 bin olarak gösterilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Rusya&#39;nın geniş arazilerine serpişmiş Kürtler, genellikle aşağıdaki bölgelerde oturmaktadır:&lt;br /&gt;Moskova Bölgesi: 89 federe bölgeden biri olan Moskova şehrinde ve çevresinde 15-20 bin arası Kürt  yaşamaktadır. Moskova&#39;nın başkent olmasından dolayı Rusya Federasyonu, Kürtler&#39;in toplumsal, siyasal, sosyal ve kültürel faaliyetlerinin yönetim merkezi rolünü de oynamaktadır.&lt;br /&gt;Krasnodar Diyarı, Adigey Özerk Cumhuriyeti ve Stavropal Bölgesi: Bir birine sınır olan bu bölgelere Kürtler esas itibariyle 1988&#39;de Ermenistan&#39;dan sürüldükten sonra yerleşmişlerdir. Buraya 1990 öncesi ve sonrası da Kürtler&#39;in göçü görülmüştür.  Sayıları yaklaşık 20 bin olan Krasnodar ve Adigey Kürtleri&#39;nin % 25&#39;inin hâlâ oturum kaydı ve vatandaşlık hakkı yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saratov Bölgesi: Bu bölge  genelinde ise 12 binden fazla Kürt yaşamaktadır. Bu bölgede yaşayan Kürtler&#39;in kültürel çalışmaları Kürt Kültür Otonomisi&#39;ne bağlı yürütülüyor. Saratov Bölgesi&#39;nde beş Milli-Kültürel Merkez, üç Kürt Eğitim Kursu ve Kürt Evi faaliyet göstermektedir. Bu bölgede, genellikle Nahçıvan ve Ermenistan&#39;dan sürgün edilen Kürtler yaşamaktadır. Saratov&#39;un Ozinki bölgesinde, Sovyetlerin çöküş yıllarında Kırgızistan&#39;dan göç eden Kürtler kendi köylerini kurmuştur. Ozinki&#39;de Kürt Evi ve Kürt Derneği bulunuyor .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tambov Bölgesi: Burada yaklaşık 4 bin Kürt yaşamaktadır. Tambov şehir merkezinde 1990 ortalarından buyana Kürt Evi faaliyet yürütmektedir. Burada otonomiye bağlı olarak Kürt Folklor Grubu ve  Kürtçe Eğitim Kursu örgütlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaroslavl Bölgesi: Burada ise Ermenistan ve Gürcistan&#39;dan göç etmek zorunda kalan, aralarında Yezidi  Kürtler&#39;in de bulunduğu 5 bin civarında Kürt yaşamaktadır. Burada yaşayan Kürtler de kültürel anlamda bir çok çalışma ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kursk Bölgesi: Burada  birkaç bin Kürdün yaşadığı bilinmektedir. Buradaki Kürtler de birçok kültürel ve sanatsal haklardan faydalanmakta ve bu paralelde örgütlenmektedirler. &lt;br /&gt;Nijni Novgorod Bölgesi: Çoğunluğunu Yezidi Kürtleri&#39;nin oluşturduğu küçük bir grup Kürt bulunmaktadır. Burada yaşayan Kürtler&#39;in çoğunluğu, Azeri ve Ermeniler arasında gerçekleşen  Karabağ Savaşı sonucunda Kafkasya Kürdistanı&#39;ndan göç eden Kürtler oluşturmaktadır. Burada yaşayan Kürtler&#39;in sosyal, ekonomik ve kültürel sorunları ile ilgilenen örgütlenmeler görülmüştür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sankt-Petersburg (Leningrad) Bölgesi: Burada yaşayan Kürtler&#39;in nüfusu 5 binin üzerindedir. Burada yaşayan Kürt topluluğu, eski Sovyet cumhuriyetlerinden göç edenlerle birlikte Kürdistan&#39;ın diğer parçalarından eğitim ve iş için gelerek burada daimi yerleşen Kürtler&#39;den oluşmaktadır. Rusya&#39;nın kültür başkenti olarak da bilinen Sankt-Petersburg, burada yaşayan Kürtler&#39;e ait maddi, manevi değerlerin de korunduğu bir şehir olma özelliğine sahiptir. Bu şehirde 1990&#39;da kurulan &quot;Kürdistan Derneği&quot;, 1994&#39;de resmiyet kazanmıştır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda saydığımız bölgelerin dışında kalan, Rusya Federasyonu&#39;nun Yekaterinburg, Nijnıy Tagil, Nijnigorod, Çelyabinsk, Novosibirsk,  Vladimir, Kastroma ve birçok diğer bölgelerinde de Kürtler yoğun bir biçimde yaşamaktadırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtler, Rusya&#39;da yaşanan sosyal ve ekonomik sorunlarla birlikte bir de Rusya&#39;da &quot;Kafkasyalılara karşı gelişen tahammülsüzlük&quot;  yaklaşımlarından nasiplerini almışlardır. Yaşamlarının her anı yoklukla, fakirlikle, acılarla, sürgünlerle ve esaretle geçen Kafkasya Kürtleri, karşılaştıkları bu durum karşısında da çok ağır şekilde etkilenmişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UKRAYNA’DA YAŞAYAN KÜRTLER&lt;br /&gt;Ukrayna Kürtleri&#39;nin Tarihine Genel Bir Bakış: Kürtler&#39;in Ukrayna&#39;daki izlerine milattan birkaç yüzyıl önce rastlanması dikkat çekmektedir. Ukraynalı bilim adamlarının  son yıllarda  yürüttüğü bazı araştırmalar, Kürt İskitler&#39;in  (Sakalar)  M.Ö 5 ile 2. yüzyıl arasında bu topraklarda yaşadığını açığa çıkarmıştır. Bilim adamı Valentin Stetsyuk, hali hazırda Ukrayna Cumhuriyeti topraklarında bulunan 250&#39;ye yakın yer isminin Kürt İskitler döneminde kaldığını ve Kürtçe olduğunu araştırmalarıyla ortaya koymuştur. Kürtçe toponimler daha çok Ukrayna&#39;nın Xmelnitski (48 yer ismi), Vinnitski (44 yer ismi) ve Ternopolski (38 yer ismi) eyaletlerinde bulunmaktadır. Ayrıca Kürtçe toponimlere Jitomir, Çernigov, Poltav, Volini ve Povenşin bölgelerinde de rastlanılmaktadır. Stetsyuka göre toponimlerin coğrafi haritası çıkarıldığı zaman Bulgar, Alman, İngiliz, Ukrayna dillerinde varolan toponimler yanında Kürtçe toponimlerin bulunduğu bölgeler net olarak ortaya çıkmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ukraynalı kadim Kürtler&#39;in miras bıraktığı toponimlere geçmeden İskitler hakkında bazı açıklamalar yapmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İskitler, milattan önce 7.yy&#39;ın  ortalarında Medya, Suriye ve Filistin&#39;i fethedip, ön Asya&#39;da hükümranlık kurdular. M.Ö 6. yy&#39;da Medya&#39;lılar tarafından bölgeden çıkarıldılar. Bundan sonra İskitler&#39;i kuzey Kafkasya ve şimdiki Ukrayna arazilerinde görmekteyiz. Burada onların temel yerleşim alanları, Dunay ve Don nehirlerinin aşağı akarı, Kırım yarımadası ve kuzey Karadeniz kıyıları idi. Kuzey sınırlarının neresi olduğu bilinmeyen İskitler, kendi kralları olan bir çok büyük kabileden oluşmaktaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.Ö. 5-4. yy&#39;ın ortalarında Kral Atey, diğer İskit hükümdarlarını alt ederek iktidarı ele geçirdi ve sonra Azov Denizi’nden Dunay Nehri’ne kadar uzanan arazilerde yaşayan İskitleri Krallığı altında birleştirmeyi başardı. İskitlerin kırımdaki yükselişi ise M.Ö. 2. yy&#39;da baş gösterdi. Bu dönemde İskitler Olviya&#39;yı ve Xerson&#39;u da kendi hükümranlıkları altına aldılar. Kürtçe toponimlerin ağırlıklı bölümü tam da Xerson eyaletinde bulunmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stetsyuk&#39;un araştırmalarından çıkan sonuçlara göre, birçok İskit onomastikasını Kürt dillerinde açıklanması, İskitler&#39;in bir kolunun Kürt dilini kullandığını ve Kürt olduğunu açığa çıkarmaktadır. İskitlerden kalma ve somut olarak belli bir arazide yerleşen 250 yer isminin Kürtçe olması, Kürt İskitler&#39;in daha detaylı araştırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. &lt;br /&gt;        &lt;br /&gt;Günümüzde Ukrayna’da Yaşayan Kürtler: 20.yüzyılda Kürtler, Ukrayna&#39;ya Sovyetler birliğinin kuruluşundan sonra, bireyler ve aileler biçiminde yerleşmiştir. Sovyetlerin çöküşüyle birlikte  buraya Kafkasya ülkelerinden Kürt göçü artış göstermiştir. Ayrıca Kürdistan&#39;ın ayrı ayrı parçalarından eğitim ve iş amacıyla gelip burada daimi yaşayan belli bir Kürt topluluğu bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ukrayna Kürtleri ağırlıkta başkent Kiev, Odessa, Xarkov, Nikolayev, Xerson, Zaporojye, Donestk ve Kırım bölgelerinde yerleşmişlerdir. Ukraynalı yetkililerin kendi itiraflarına göre, ülkede bulunan bu halkın gerçek sayısı hakkında sağlıklı malumat bulunmamaktadır. Bazı rakamlar, Kürtler&#39;in Ukrayna&#39;da 15-20 bin civarında olduğunu gösterse de bu rakamlar gerçek Kürt nüfusunun çok çok altındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkede Kürtler&#39;in ulusal-kültürel haklarının korunması ve savunulması amacıyla merkezi Kiev olmak üzere &quot;Medya Birliği&quot; oluşturulmuştur. Birlik, Kürtler&#39;e dönük sosyal-kültürel faaliyetler yürütmenin yanı sıra, ülkenin siyasal ve toplumsal yaşamına katılım sağlamak perspektifine de sahiptir.  &lt;br /&gt;1990 ortalarından sonra birkaç yıl boyunca &quot;Medya&quot; birliğine bağlı Rusça ve İngilizce  dillerinde dönemsel &quot;Midya’nın Sesi&quot; gazetesi faaliyet göstermiştir. Halihazırda burada folklor grupları ve Kürtçe eğitim kursları mevcuttur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ukrayna Kürtleri&#39;nin ağırlıklı bir bölümü de Odesa bölgesinde oturmaktadır. Burada oluşturulan Kürt Milli, Kültürel ve Tarih Merkezi; Kürt dilini, kültürünü, sanatını, gelenek ve göreneklerini ayakta tutmayı, ülkede yaşayan Kürt ahaliye sosyal, hukuksal destek sunmayı, onların ailelerine yardımda bulunmayı, gençleri ulusal ruh ve kültür ekseninde eğitmeyi, Kürtler ve diğer halklar arasındaki dostluk ilişkilerini geliştirmeyi ana hedefleri arasına almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Xarkov, Nikolayev, Xerson eyaletlerinde de Kürt dernekleri bulunmaktadır. Beyaz Rusyanın Minsk kentinde şair, Aktivist Ganada Çerkezya&#39;nın öncülüğünde oluşturulan Kürdistan Derneği, Ukrayna Kürt Dernekleri ile dayanışma esprisine uygun bir tarzda çalışma yürütmektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;                                                                                            Kürt Diasporası-III / Ömer YILDIRIM</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/8133203531563483351/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/ozbekistanda-yasayan-kurtler-ve.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/8133203531563483351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/8133203531563483351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/ozbekistanda-yasayan-kurtler-ve.html' title='ÖZBEKİSTAN’DA YAŞAYAN KÜRTLER VE KAFKASYA KÜRDLERİNE GENEL BİR BAKIŞ'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-8866685560289367204</id><published>2009-12-16T06:23:00.001-08:00</published><updated>2009-12-16T06:28:50.270-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kurdistan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Tarih"/><title type='text'>Ziyar Kürt Devleti Kuruldu [928]</title><content type='html'>İslam’ın Kürtlerce kabülünden sonra ortaya çıkan Kürt-İslam devletleri arasında askerî gücü en yüksek olan ve egemenlik alanı içerisinde büyük bir otorite kuran Ziyar Kürt Devleti ( آل زیار  - Ziyarids) 928 yılında kuruldu. Deylem (Deyleman - Dailam) Aşireti’ne mensup Merdaviçê Ziyar tarafından Kürdistan’ın doğusunda ve Orta İran’ı da kapsayan bir coğrafyada kurulan devlet, Zaza olarak bilinen Dimilî Kürtleri’nin son büyük egemenliği oldu. Merkezi Cürcan’ın kuzeyi ve Mazendaran’da bulunan ve 928-1043 yılları arasında yaşan devletin egemenlik alanı Taberistan ve Cürcan’ı da içine alarak güneyde İsfahan ve Hamedan’a, batıda El Cezire ve Irak’a, kuzeyde ön Kafkasya’ya kadar uzanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjWXMurAMdMcYszlHk5I4DvBjxvr3Fzu8TGhjhJ_K3NN7xERUignPN-1pLxUPhbSEYAr9hXfYVpbLA0mtd1y5lQWYynhfsrLy0PlnmYk4Hlb9myXRQ8n_44yRAGIK9wJvD3jk__vxZoiTA/s1600-h/ayin-hareketleri-buruni-haritasi.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 282px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjWXMurAMdMcYszlHk5I4DvBjxvr3Fzu8TGhjhJ_K3NN7xERUignPN-1pLxUPhbSEYAr9hXfYVpbLA0mtd1y5lQWYynhfsrLy0PlnmYk4Hlb9myXRQ8n_44yRAGIK9wJvD3jk__vxZoiTA/s400/ayin-hareketleri-buruni-haritasi.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5415839706197936482&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Taciklerin İran’da kurduğu ve 875-999 yılları arasında hüküm süren Samanîler Hanedanlığı’nda bir ordu komutanı olan Merdaviç’in Hamedan ve İsfahan’da 928′de başlattığı halk ayaklanması kısa sürede büyük bir taraftar kitlesi buldu. 9. yüzyılın sonlarına doğru Abbasi halifeliği döneminde İslam’ı kabul eden Deylem Aşiretleri’nin Keya Antlaşması ile bir araya gelmesi 930′da devletleşmenin önünü açtı. Böylece, bu dönemde İslam ümmeti içerisinde kahramanlıklarıyla ünlenen Kürtler, 6 hükümdar tarafından yönetilecek ve egemenlik alanlarında birkaç yeni Kürt devletinin tarih sahnesine çıkmasına sebep olacaktı. Sırasıyla, Mardaviçê Zîyar (928-934), Weşamgerê Zîyar (934-967), Zehîrodelê Bêstûn (967-976), Şemsül Mualî Ebulhassan Kawûs (976-1012), Felekül Mualî Menûşehrê Kawûs (1012-1031) ve Enûşirwanê Menûşehr (1031-1043) adlı emirlerin Keykawûs adını alarak hükümdarlık ettiği Ziyarlar, önce yine bir Kürt hükümdarlığı olan Alumutlar’ın ardından Selçukluların saldırıları sonrası zayıflayarak yıkılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjEDplEALc4_OBur-EFVMYlzx4pjrB2izN3evR_xjc_xLI5HnVZ292bzhyphenhyphenEwk5GccyTQabnpg_ga-o9gbdbC3kRvAegvyE7W0v8zYSe1RqCGSx10wjOc7qRBxfR0Z_rq1YjCmVKX0xS8QA/s1600-h/qaba-qabus.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 173px; height: 400px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjEDplEALc4_OBur-EFVMYlzx4pjrB2izN3evR_xjc_xLI5HnVZ292bzhyphenhyphenEwk5GccyTQabnpg_ga-o9gbdbC3kRvAegvyE7W0v8zYSe1RqCGSx10wjOc7qRBxfR0Z_rq1YjCmVKX0xS8QA/s400/qaba-qabus.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5415840262527626498&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Halen İran’ın Gülistan bölgesinde bulunan Qaba Kawûs (Gonbad-e Qawus) Ziyarlar döneminin en görkemli eserlerinden biridir. 1006 yılında Şemsül Mualî Ebulhassan Kabûs döneminde yapılan kümbet, Gürgan (Cürcan) şehrinin 3 km. kuzeyinde bulunmaktadır. 10 köşeli Kürt güneşini temsil eden ve pişmiş tuğladan yapılmış olan kümbet, 70 metre boyunda ve 10 metre çapındadır. Qaba Qawûs’un kitabesinden kümbetin, Hicret’ten ay takvimiyle 397, güneş takvimiyle 375 yıl sonra yapıldığı anlaşılmaktadır. Bir efsaneye göre Keykawes Menûşehr’in oğlu Kawûs’un naaşının cam bir tabut içinde bu kuleye bir zincirle asıldığı söylenmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjd1kSqGrUPRLy-A0YP1qrIE0ZsME1s_HM00UnWUznG_rN2I5dr5ZBkDhFVaRum1gzMZgIgS8QRzdxY1fP6fSlae_ntZCVmxMSl-1G_tYgwWAfIFFKPnB9jyk6KdcrgckDTKV5QsrM2tgw/s1600-h/ziyar-devletine-ait-altin-kupa-kalardest-kalintisi.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 238px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjd1kSqGrUPRLy-A0YP1qrIE0ZsME1s_HM00UnWUznG_rN2I5dr5ZBkDhFVaRum1gzMZgIgS8QRzdxY1fP6fSlae_ntZCVmxMSl-1G_tYgwWAfIFFKPnB9jyk6KdcrgckDTKV5QsrM2tgw/s400/ziyar-devletine-ait-altin-kupa-kalardest-kalintisi.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5415840739639059906&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gelişmiş bir askerî güce sahip olan Ziyarlar döneminde İslam sonrası Kürt mimarisi büyük bir gelişme kaydetmiş, özellikle astronomi, fizik, tıp ve matematik alanlarında büyük bilim adamları yetişmişti. Kürdistan coğrafyasında Kab Kültürü’nün (konik kubbe veya kümbet) disipline edilmiş ilk halinin mimariye uyarlanmasıyla oluşturulan ve aynı zamanda bir milli Kürt sembolü olan 10 köşeli güneş şeklinde yapılan Qaba Kawûs (Gonbad-e Qabus) aynı zamanda bir gözlemeviydi de. El-Burunî gibi bilimadamlarının yetiştiği bu dönemde Kürt emîri Keykawes’in amcası tarafından yazılan Kawûsname (Kâbûsname), devlet felsefesine getirdiği yeni açılımlar ve sosyolojik tespitleriyle kıymetini günümüze dek koruyabilmiştir.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/8866685560289367204/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/ziyar-kurt-devleti-kuruldu-928.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/8866685560289367204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/8866685560289367204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/ziyar-kurt-devleti-kuruldu-928.html' title='Ziyar Kürt Devleti Kuruldu [928]'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjWXMurAMdMcYszlHk5I4DvBjxvr3Fzu8TGhjhJ_K3NN7xERUignPN-1pLxUPhbSEYAr9hXfYVpbLA0mtd1y5lQWYynhfsrLy0PlnmYk4Hlb9myXRQ8n_44yRAGIK9wJvD3jk__vxZoiTA/s72-c/ayin-hareketleri-buruni-haritasi.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5123313729988176866.post-4406594708987006033</id><published>2009-12-16T06:20:00.001-08:00</published><updated>2009-12-16T06:23:01.051-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kurdistan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Tarih"/><title type='text'>Kürt Zengî’ler, Urfa’yı Fethetti [1144]</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgd9N2enUfbLJI81CoYSlRiPfwAu8jTlSKQhVl2qXK_kwHO_MnpEXhWfnFtgfe3AquSRdf6k0ShTreUeh-AiM-gsDhifdtpwo5hpEY3r1MJKlnY-OzwGn7cUtU0LM8vxnXlayeTvwcT1ZM/s1600-h/zengi-parasi-se-1127-1262.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 294px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgd9N2enUfbLJI81CoYSlRiPfwAu8jTlSKQhVl2qXK_kwHO_MnpEXhWfnFtgfe3AquSRdf6k0ShTreUeh-AiM-gsDhifdtpwo5hpEY3r1MJKlnY-OzwGn7cUtU0LM8vxnXlayeTvwcT1ZM/s400/zengi-parasi-se-1127-1262.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5415838923272581698&quot; /&gt;&lt;/a&gt;1197&#39;ye tarihlendirilen Sincar Emîri Qudbeddin Muhammed Bin Zengî&#39;ye ait bir dirhem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt Zengî’ler, Urfa’yı Fethetti [1144]&lt;br /&gt;29 Ağustos 2007 KurdistanTime &lt;br /&gt;Musul atabeyi ve Selçuklu Devleti içerisinde yetişmiş büyük komutanlardan olan Zengan Kürt aşiretinden İmadü’d-Din Zengî, Haçlıların kontrolündeki Urfa Kontluğu’nu, Hıristiyanlar arasındaki bir anlaşmazlık sırasında Ermenilerin yardımıyla 1144′te fethetti. Ticaret yollarının merkezinde olması ve dinsel öneminden dolayı Urfa’nın Haçlıların kontrolünden çıkması üzerine, Haçlılar Kürdistan’daki kalelerini kaybetmeye başladı. İkinci Haçlı Seferi’nin sebebi olan bu olaydan sonra Kürdistan’da Efrenciler olarak bilinen Haçlılar, sırasıyla Antakya, Herim, Famiye, Irka ve Cebele kalelerini de bu Müslüman Kürt devletine bırakmak zorunda kalacaklardı.Butras el-Bustani’nin* Büyük Kürt Emirleri’nden (Emirûl Ekrad-ı El Azam) olduğunu belirttiği İmadü’d-Din el-Zengî, 1127 yılında Musul Valisi olunca kendi egemenlik alanını oluşturmuş ve bir yıl sonra Şam’ı, Haçlıların elinden alarak İslam alemi içerisinde hatırı sayılır bir konuma yükselmişti. Aynı yıl, Mardin’e bağlı Hemlin, Muzer, Tell Muzer ve Cuslik kalelerini de alınca devletleşme yolunda iyi adımlar atmış ve bu kaleler için yeterince asker toplamıştı. Kısa bir sürede egemenlik alanını Orta ve Kuzey Kürdistan üzerinde genişleten Zengî, 1140′ta Diyarbekir ve çevresini topraklarına kattı. Hısn Keyfa’yı Artuklular’ın elinden alarak Siirt, Hizan, Batsiye, Matlis ve Dewmen’i ve Botan’ın sol kıyısındaki Tanzî’yi zaptetti. Birkaç ay içerisinde Kürt illerinin çoğuna kendi valilerini atadı ve vergileri düşürdüğünü ilan etti. Kürtler içerisinde büyük sempati kazanınca sırasıyla önemli Kürt merkezlerinden Ewrah (Eruh), Bahawha (Perwarî), Barho, Kingawar, Akr, Nirwa ve Hawşab (Xoşab) şehirlerini de topraklarına kattı. Elkî (Alıkî - Alkî - Elıkî) Kürt aşiretinin yardımları ve askerî desteğiyle Kürdistan’da önemli bir güç haline gelen İmadü’d-Din, 1141 yılında Amid ve Hani kalelerini kuşattı. Artukoğulları, elden bırakmak istemediği bu kaleler için büyük mücadele verip Harput Emîri Davud’tan yardım aldılarsa da Zengîler karşısında yenilgiye uğradılar.&lt;br /&gt;İmadü’d-Din’in bu zaferi, Artukoğulları’nın artık Zengiler açısından bir tehlike teşkil etmemesi anlamına geldi ve nitekim o tarihten sonra Zengîler, daha çok teşkilatlanma üzerine yoğunlaştılar. Kürdistan’ın çeşitli yerlerine kurdukları medreseler ile Kürt sanat tarihi ve mimarîsi açısından önemli yapıtlar inşaa eden Zengîler, bir süre sonra Haçlıların kontrolündeki kalelere saldırmaya başladılar. 1144 yılında Esârib kalesinin kuşatılmasıyla başlayan bu süreç, kısa sürede Suruç ve Harran gibi önemli merkezleri de içine aldı. Nitekim, Xalfetî (Halfeti), Biradcık (Birecik) ve Urfa’yı elinde tutan Haçlılar, onun kuşatması karşısında hiçbir şey yapamadılar ve Ermenilerin yardım etmesi üzerine şehri teslim ettiler. Birçok mimarî düzenlemeye gidilen Urfa’da, bu dönemde birçok kilise camiye çevrildi. Halen Urfa Ulu Camii ve Saat Kulesi bu yapıların ayakta kalanlarındandır.&lt;br /&gt;Kürt kimliğinden çok İslam kimliği ile bilinen Zengîlerin kurucusu İmadü’d-Din, son seferini Beşnawî Kürtleri’nin egemenliğindeki Finik’e (Şırnak, Güçlükonak) yaptı. Burada bir muhafız tarafından öldürülünce, Zengîlerin egemenlik alanı oğulları Nureddîn Mehmûd ve Seyfeddîn Gazî arasında bölündü. Nureddin Mehmûd, batıda kalan egemenlik alanını Halep’ten yönetirken, Seyfeddîn Gazî, El-Cezîre’ye hakim oldu ve Musul’u başkent ilan etti. Seyfeddîn Gazî’nin 1148′de ölmesi üzerine ağabeyi Kudbeddîn idarenin başına geçti ve Nureddîn Mahmud ile birlikte davranarak Haçlılar’dan sırasıyla Antakya, Herim, Famiye, Irka ve Cebele kalelerini aldı. Bu sırada Nûreddîn Mehmûd’un ordusunda Haçlılar karşısında büyük zaferler elde eden Şêrkûh ve yeğeni Selahaddin ise dikkat çekiyordu. Başarılarından dolayı Mısır’a gönderilen ve 1171′de Fatımîlere, Mehmûd’un emriyle son veren bu iki Kürt, ilerde Eyyübîler Devleti’nin kurucuları olacak ve aynı zamanda Zengî hakimiyetine de son verecekti.&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEinM6VTtbLDO9oq2aO-dB6zysYHfnjOtz4Mnm6DJnZ79ltefqLqHKV7JoBZJXwcmUjV7SV9ZYVcb3dlnJd2eMGv2Lz2DROIAkwMtuscHhsJ0Zm8tDMWsE1uevepZ_KCMhimbN080C1a4iI/s1600-h/zengi-kurd-urfa.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 255px; height: 400px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEinM6VTtbLDO9oq2aO-dB6zysYHfnjOtz4Mnm6DJnZ79ltefqLqHKV7JoBZJXwcmUjV7SV9ZYVcb3dlnJd2eMGv2Lz2DROIAkwMtuscHhsJ0Zm8tDMWsE1uevepZ_KCMhimbN080C1a4iI/s400/zengi-kurd-urfa.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5415839184590643682&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir süre sonra Kutbeddin de ölünce oğulları arasında anlaşmazlık çıktı. Duruma el koyan Nûreddîn Mehmûd, II. Seyfeddîn’e Musul’u, II. İmadeddin’e de yine bir Kürt bölgesi olan Sincar’ı verdi; geriye kalan Nusaybin ve Habur’u ise kendi topraklarına kattı. Bununla da yetinmeyerek Anadolu’ya doğru yaklaştı ve Türk hükümdarı II. Kılıçarslan’ın elindeki bazı yerleri aldı. Bu esnada Bağdat’ta bulunan Abbasî halifesi, Nureddîn Mehmûd’un Musul, El-Cezire, Hewlêra (Erbil), Xilat (Ahlat), Suriye, Mısır ve Konya hükümdarlığını tasdik ettiğini bildirdi. Fakat çok geçmeden 1174′te NureddÎn Mehmûd, Şam’da vefat etti. Bu sırada Mehmûd’un kurmayları tarafından tahta geçirilen 11 yaşındaki oğlu Melik-üs Salih İsmail, babasının topraklarının neredeyse tümünü Selahaddin-i Eyyûbî’ye kaptırdı. Bu sırada II. Seyfeddîn, anlaşmazlık öncesi kendisinin yönetiminde bulunan Harran, Nusaybin, Urfa, Habur ve Suruç gibi şehirleri geri aldı. Önceleri, Dımaşk (Şam) emirlerinin davetine uymadıysa da Selahaddin’in Şam ve çevresini yönetimine katması üzerine 1176′da Selâhaddin üzerine sefere çıktı ve yapılan savaşı kaybederek kısa bir süre sonra öldü. Bu tarihten sonra varisler tarafından bir türlü bölüşülemeyen devlet yıkılma sürecine girdi ve 1223′te Nasıreddîn Mehmûd’un ölmesi ile son kale olan Musul’daki egemenlik de sona ermiş oldu.&lt;br /&gt;Günümüzde de varlıklarını sürdüren Kürt Zengan Aşireti’nin kurmuş olduğu devletlerden Zengî Hükümdarlığı, yönetim ve hakimiyet alanında baskın oranda Kürtlerin olması açısından Kürt devleti olmasına rağmen, dönemindeki bütün hükümdarlıklar gibi resmi dil olarak Arapça’yı kullanmışlardı. Daha çok Kürdistan’da imara yönelik çalışmalarıyla iz bırakan Zengîler döneminde, Kürt mimarîsi ve sanat tarihi adına şu yapıtlar dikkat çekmektedir: El-Atika Medresesi, Musul Ulu Camii (Cami-i Nûri) Dımaşk İç Kalesi, Bab-ül Ferec, Dâr-ül-Adl, Dâr-ül-Hadîs, Mâristan, Medrest-ül-İzziyye, Medreset-ül-Nûriyye, Kâhiriyye, Musul’daki Pirra Köprüsü.&lt;br /&gt;*Zengîlerin Kürt beyliği olduğuyla ilgili bilgiye İstanbul Millet Kütüphanesi’ne 2699 namarasıyla kayıtlı bulunan Batras El-Bustanî’nin, Dairetü’ül Maarif ve Huvel Kamusu’l Âlâm (Beyrut, 1878, Matbaatü’l Maarif IX. Cilt, Sayfa 277) adlı yapıtında rastlamaktayız. Türk devletleri içerisinde gösterilen ve bir tür vali olan “Atabeg” sözcüğünün kullanımından dolayı Türk kabul edilen Zengîler ile ilgili yaptığımız kaynak taramasında 1930′lardan önce yayınlanmış kaynakların hiçbirinde Zengîlerin Türklüğü ile ilgili bir vurgu yapılmadığını gördük. Avrupa menşeli kitapların bir kısmında İslam Prenslikleri içerisinde gösterilen Zengîler’in devamı olan Zengan (Zengîyan - Zengana) Kürt aşireti halen de bir merkezi Güney Kürdistan’da Kifri ve Klar çevresi olmak üzere büyük çoğunluğu Kirmanşah’ta yaşamaktadırlar. Nitekim Zengî sözcüğü ‘Zeng’li olmak’ anlamına gelir ve Zengan şehri, Doğu Kürdistan’da Senendej (Senê) yakınlarında bulunmaktadır ve halen burada hatırı sayılır bir Kürt nüfusu vardır. Zengan Kürt aşiretinin konfedere olmaması ve İran’da hüküm sürmüş olan Kürt hükümdarlığı Zend’ler ve onun atası olan Zend aşireti ile akrabalıkları da Kürt olan bu aşiretin geçmişte tek başına bir hükümdarlığının olduğunun göstergesi ile ilgili kanıları desteklemektedir. Geçmişte büyük çoğunluğu sunni müslüman olan bu aşiretin şimdilerde çoğunluğu Şiiliğe yakın olan Yezdanîliğin Yarisini mezhebindendir ve Güney Kurmancisi konuşmaktadırlar.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kurd-istan.blogspot.com/feeds/4406594708987006033/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/kurt-zengiler-urfay-fethetti-1144.html#comment-form' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/4406594708987006033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5123313729988176866/posts/default/4406594708987006033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kurd-istan.blogspot.com/2009/12/kurt-zengiler-urfay-fethetti-1144.html' title='Kürt Zengî’ler, Urfa’yı Fethetti [1144]'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgd9N2enUfbLJI81CoYSlRiPfwAu8jTlSKQhVl2qXK_kwHO_MnpEXhWfnFtgfe3AquSRdf6k0ShTreUeh-AiM-gsDhifdtpwo5hpEY3r1MJKlnY-OzwGn7cUtU0LM8vxnXlayeTvwcT1ZM/s72-c/zengi-parasi-se-1127-1262.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></entry></feed>