<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><title>ezginingüncesi</title><link>http://ezgininguncesi.blogspot.com/</link><description>ezgi kendini en iyi yazarak ifade edebiliyor.ezgi yazmayı çok seviyor, yazdıklarını paylaşmayı da. ezgi hayatı anlamlandırma çabasını bu sitede ortaya koyuyor. 

ezgi expresses herself best by writing.ezgi loves to write and also to share which she writes. in this website ezgi represents her strive to give meaning to life...</description><language>en</language><managingEditor>noreply@blogger.com (ezop)</managingEditor><lastBuildDate>Wed, 11 Nov 2009 14:09:15 PST</lastBuildDate><generator>Blogger http://www.blogger.com</generator><openSearch:totalResults xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">117</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">25</openSearch:itemsPerPage><media:keywords>alternative,rock,soundtrack,classic,Jazz,new,age</media:keywords><itunes:owner><itunes:email>ezophr@hotmail.com</itunes:email><itunes:name>ezop</itunes:name></itunes:owner><itunes:author>ezop</itunes:author><itunes:explicit>yes</itunes:explicit><itunes:keywords>alternative,rock,soundtrack,classic,Jazz,new,age</itunes:keywords><itunes:subtitle>ezgininguncesi</itunes:subtitle><itunes:summary>I'm the angel of music</itunes:summary><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" type="application/rss+xml" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><item><title>Yaşamın kıyısında...</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/68KmdjZl-Do/yasamn-kysnda.html</link><category>yalnızlık</category><category>suskunluk</category><category>altüst</category><category>yaşanmışlık</category><category>susmak</category><category>yaşamın kıyısında</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Sun, 16 Aug 2009 13:22:43 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-4094297575949387141</guid><description>&lt;a href="http://static.ideefixe.com/images/287/287232_2.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 270px; CURSOR: hand; HEIGHT: 270px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://static.ideefixe.com/images/287/287232_2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;div align="justify"&gt;Uzun...Çok uzun zaman oldu yazmayalı. Her yazının olduğu kadar her yazmayışın da bir anlamı var elbet.
Yazılar birikimlerle gelir, birikimler yaşanmışlıklarla. Ezgi de yazmaya ara vediği bu süreçte yaşantı doldurdu birgün içine gireceği kefenine. Önce içinde bir canlının büyümesini, ona verilen hayatın kaynağı olabilmeyi istedi. Öyle çok istedi ki sonunda istekleri kabul oldu. Hem de bir değil iki canın kaynağı olarak. Buna sevindi, hem de çokkk.
Sonra yaşadığı yerden çooook uzaklara gitti sevdiğinin peşinden içinde beslediği canlarla. Yeni bir kenti keşfe koyulurken yeni insanlar da tanıdı eskiyi unutmayarak... Sokak sokak, mekan mekan keşfe çıktı taşıdığı canlar ile birlikte bu yeni kentte. Ama uzun sürmedi buradaki yaşamı. Bir de baktı ki tek perdelik bir oyunmuş bu yaşantı. İkinci perde yine geldiği kentte, tanıdık bildik sokaklarda...Ama tepetaklak...
Sonra içindeki canlar zuhur etti, birer birey olarak bu aleme düşüverdi. Uzun ve meraklı bir bekleyişin ardından kavuştu ezgi canlarına..."Böyle bir sevgi olamaz" derdi daha önce bir canın kaynağı olanlar, ezgi de merak ederdi ya sonunda tattı o da o çok merak ettiği duyguyu. Hak vererek kendinden öncekilere...
Sonra bir kesif sessizlik kapladı dünyasını hayal kırıklıkları ile beraber. Şaşırdı, hem de çok şaşırdı o çok güvendiğinin hallerine...Yalnızlaştı, suskunlaştı, dalgınlaştı, bir garip hallere düştü. Yaşamam, yaşayamam dediklerini yaşadı şu son bir yılda ve bir kez daha gördü herşeyin insanlar için olduğunu...
Yaşamı alt üst olmuş bir ezgi var şimdi. Ama öylesine güçlü, öylesine emin yaradanından. Can vermenin ne demek olduğunu biliyor ya gerisi bir ara taksim şu kısa yaşamında. Bilinmez ya ötesi bir yaşamda o yüzden ne malum altının üstünden daha güzel olmayacağı...Sadece seyr eylemek gerekir belki kıyıya çekilip.

...............................................................

Evet alt ve üst, üst ve alt. Neden hep birileri üstte birileri altta olmak zorundadır şu hayatta. Sevmiyor ezgi birilerinin hükümranlığı altında yaşamayı. Çünkü biliyor iki noktadan bir doğru iki doğrudan bir eşitlik olabileceğini. İnanıyor insanlar için de matematiksel çözümlerin olabileceğine ve soruyor "bir eşitlikte paralelce yürümek sizce de daha güzel değil midir?"&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-4094297575949387141?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/68KmdjZl-Do" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-08-16T21:22:43.991+01:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2009/08/yasamn-kysnda.html</feedburner:origLink></item><item><title>Aşk-ı ilahi</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/cPX_mZwiP94/ask-ilah.html</link><category>aşk</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Sat, 15 Aug 2009 10:32:40 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-3601360369729345200</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_1ikRyuZ3EOg/Sobw1IXV-hI/AAAAAAAAAaQ/4wrDPqSxNoA/s1600-h/Ads%C4%B1z.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370244401255021074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 430px; CURSOR: hand; HEIGHT: 319px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_1ikRyuZ3EOg/Sobw1IXV-hI/AAAAAAAAAaQ/4wrDPqSxNoA/s400/Ads%C4%B1z.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_1ikRyuZ3EOg/SobulDvU33I/AAAAAAAAAaI/WmgEp0BmGHI/s1600-h/Ads%C4%B1z.jpg"&gt;&lt;/a&gt;

&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-3601360369729345200?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/cPX_mZwiP94" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-08-15T18:32:40.726+01:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_1ikRyuZ3EOg/Sobw1IXV-hI/AAAAAAAAAaQ/4wrDPqSxNoA/s72-c/Ads%C4%B1z.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2009/08/ask-ilah.html</feedburner:origLink></item><item><title>Kerbela Olmuş Filistin Bir Duyan Olsa...</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/UBBXZXx7jzA/kerbela-olmu-filistin-bir-duyan-olsa.html</link><category>Hz. Hüseyin</category><category>Filistin</category><category>Kerbela</category><category>İsrail</category><category>Muharrem 10</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Wed, 07 Jan 2009 13:48:56 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-8995306685360873926</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;Bugün eski aya göre Muharrem' in 10'u. İslam tarihi açısından Kerbela Olayı'nın yaşandığı ve Hz. Hüseyin'in Emeviler tarafından katledilerek şahadete ulaştığı günün yıl dönümü. Bu önemli gün her ne kadar İslam tarihi açısından derin bir acı ile anılsa da bazı rivayetlere göre Hz. İsa'nın doğuşu, Hz. Nuh'un tufandan ve Hz. Musa'nın firavunun elinden kurtuluşu gibi güzel olayları da barındırmakta.
Bu güne rast gelen bu kurtuluş Hz. Musa'ya inana İsrailoğulları'nın da kurtuluşu anlamına gelmekte.
Ancak ne yazıktır ki kendine Musa'nın çocukları diyen İsrailoğulları kutsal bildikleri topraklarda hem de bir anlamda kurtuluş günlerinde başkalarına zulüm etmekteden çekinmiyorlar. Dost ve müttefik ülkeleri ABD gibi ağızlarına doladıkları "terör" sakızını çiğneyerek devlet terörünün en alasını yapmaktan geri kalmıyorlar sivil halkın üstüne bombalar yağdırırken. Ölen sivilleri, çocukları, kadınları potansiyel terörist olarak değerlendirdiklerinden olsa gerek (?).
Amacım ne demogoji yapmak, salya sümük bir yazı yazmak ne de Hamas'ın, El Fetih'in tarafgirliğini yapmak. Militarist her türlü eylemi, sömürü düzenini insana yakıştıramayan biri olarak hem Filistin içindeki örgütleşmeleri hem de İsrail'in sözde Hamas, özde sivil halk üzerinde yürüttüğü harekatı dehşet verici buluyorum. &lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;Daha da acısı dökülen bu kanlara, ölen masum insanlara seyirci kalmayı tercih ederek suça göz yuman, suskunluğu ile adeta olan bitene destek veren ülkelerin politik ve ahlaki anlayışları. İnsan, insanlığından utanıyor tüm bu olan biten karşısında ve bir şey yapmalı diyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;(Filistinli dostu Osama'ya e-posta yolluyor ezgi, önce sağlıklarını soruyor ailesinin, sonra da yapabileceği ne varsa onlar için. Ama Osama'dan yanıt gelmiyor...Bir ses bekliyor ezgi, bir işaret iyi olduklarına dair; bencilce olsa da en azından onların iyi olduğunu bilmek istiyor hayatını kaybeden onca insan varken. )&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 291px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/70504.jpg" border="0" /&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;Filistin bir kez daha Kerbela'ya dönmüş durumda. Tarih tekerrür ediyor Muharrem Ayı'nın 10'unda ve bugün kim bilir nice Hüseyinler ölüyor Gazze sokaklarında adaşlarının yolunda...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-8995306685360873926?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/UBBXZXx7jzA" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-07T21:48:56.690Z</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2009/01/kerbela-olmu-filistin-bir-duyan-olsa.html</feedburner:origLink></item><item><title>Just A Perfect Day, The Animals In The Zoo!</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/eQp3Nqwsepw/just-perfect-day-animals-in-zoo.html</link><category>perfect day</category><category>tez</category><category>savunma</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Wed, 28 May 2008 00:41:08 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-7769588662771579300</guid><description>Ezgi bu günün herkes için güzel geçmesini diliyor. En azından bu gün umurumuzda olmasın ne insanın kendine ve doğaya ne de doğanın insana yaptığı felaketler, dibe vuran ekonomiler, hayat pahalılığı, patronun kaprisleri, yaşamın zorlukları diye bir dilekte bulunuyor ezgi. Şöyle bir gerinin ve cıvıldaşan kuşları, taze açan çiçekleri seyredin diyor.
&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205328666763640258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/SD0K1-mavcI/AAAAAAAAARs/0PNyS0ZBOXY/s320/IMG_0124.jpg" border="0" /&gt;
Özellikle de kendi için diliyor tüm bunları.
Zira bu gün yaklaşık bir yıldır ezginin emekleriyle beslenip büyüyen tezi görücüye çıkacak. Başka bir anlatımla bir Çarşamba günü dünyaya gözlerini açan Ezgi, yine bir Çarşamba günü kendinden bir parçayı dünyaya getirecek. Yaptığı işe güvenerek.

Bu güzel günün hatrına Lou Reed söylüyor. Perfect Day...


&lt;embed id="radioblog_player_-1" src="http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf" width="180" height="23" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" bgcolor="#FF66FF" flashvars="id=-1&amp;amp;filepath=http://www.radioblogclub.com/listen2?u=2wLzRmb192cvIkUh12LyZmLlVmcm5yclJXa15WZt5ybu42bpRXYj9Gb/Lou%2520Reed%2520-%2520Perfect%2520Day.mp3.rbs&amp;amp;colors=body:#FF66FF;border:#330099;button:#66FF66;player_text:#33CC00;playlist_text:#999999;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-7769588662771579300?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/eQp3Nqwsepw" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-05-28T08:41:08.896+01:00</app:edited><media:thumbnail url="http://bp0.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/SD0K1-mavcI/AAAAAAAAARs/0PNyS0ZBOXY/s72-c/IMG_0124.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">14</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2008/05/just-perfect-day-animals-in-zoo.html</feedburner:origLink></item><item><title>Kabettin mi Görkemli Kaybedeceksin</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/a2td-0Qynuc/kabettin-mi-grkemli-kaybedeceksin.html</link><category>L.Cohen</category><category>kaybediş</category><category>fenerbahçe</category><category>yenilgi</category><category>expo 2015</category><category>görkemli kaybedenler</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Tue, 22 Apr 2008 03:59:50 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-906142433550445851</guid><description>&lt;a href="http://mavimelek.com/darkness/kaybedenler.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://mavimelek.com/darkness/kaybedenler.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;

&lt;div align="justify"&gt;L. Cohen sadece usta bir şair ve karizmatik sesli bir müzik adamı değil, aynı zamanda iyi de bir yazardır. Ustanın bilinen en ünlü kitabı "Görkemli Kaybedenler" kült bir edebi eser olarak Cohen sevenlerin belleklerine kazınmıştır. İşte bu kült kitap son günlerde benim de sık sık aklıma gelmeye başladı. Kişisel olarak yaşadıklarım, toplumca yaşadıklarımız ne yazık ki her seferinde Cohen'in Görkemli Kaybedenler'ini hatırlatır oldu bana. Önce son derece ilginç Expo 2015 hezimeti, ardından Fenerbahçe'nin Chelsea karşısındaki yenilgisi... Listeyi uzatmak her daim mümkün ama bunlar en çok aklıma takılanlar. Görkemli Kaybedenler'i en çok hatırlatanlar. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.focafoca.com/tasarim/expoizmir2015.jpg" border="0" /&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;Yenilen ama bir türlü yılkılmyan bir toplumuz vesselam. Yenilgiye alışkın bir toplum olarak toplumsal panzehirlerimizi üretip akıl olmasa da en azından duygusal sağlığımızı korumayı beceriyoruz. Erken sevinip, büyük umutlar bağlayıp sonra bolca üzülüyor, hemen ardından şöyle ele gelir bir günah keçisi bulmaya çalışıyoruz. Bulduk mu da yakasını paçasını al aşağı ediyoruz. Bu konuda gayet başarılıyız. Expo'da yıllardır ortaya koyduğumuz başarısız dış politikaya değil de bir iki kişinin yetersiz çalışmasına bağlıyoruz hezimeti. Sanki bir iki kişi elinden geleni yapsa işi bağlayacakmışız gibi. Karşısında ezik hissettiğimiz Avrupalı'ya kendimizi sevdirmeye çalışırken Afrikalı ve Asyalıları pas geçen biz değilmişiz gibi. &lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;*********************************************
&lt;div align="justify"&gt;Toplumcak başarıyı kendimize, başarısızlığın nedenlerini ise ötekine atfetmeye bayılıyoruz. Özellikle de Allah'a. Yenilgi listesi kabarık bir toplum olduğumuz için bizden çektiği kadar başka toplumlardan çekmemiştir herhalde Allah. Allah'ın takdiri buymuş, ne yapalım hayırlısı böyleymiş, yenildik ama gururluyuz, önemli olan yarışmak değil katılmaktı, bu yabancılar zaten bizi sevmiyor gibi kalıplaşmış laflar toplumsal lügatımıza öyle bir yerleşmiş ki kişisel başarısızlıklarımızda bile rahatlıkla kullanıyoruz. Hep bir kılıf arıyoruz başarısızlıklarımıza, hep bir bahane. Oysaki gerçek biz görsek de görmesek de, kabul etsek de etmesek de değişmiyor. Yeterince iyi, yeterince sabırlı, yeterince dikkatli, yeterince çalışkan değiliz. Bir işi elimize aldığımızda yeterince çaba gösterme gereği duymuyoruz. Aşağılık kompleksine eşlik eden kendini yüceltme ihtiyacı bizi yanlış ayna seçimlerine, hatalı algılamalara yöneltebiliyor. Kendimizden zayıf gördüğümüz toplumlar karşısında dev aynasında, kendimizden güçlü gördüğümüz toplumlar karşısında ise aynayı küçültüyor, güdük ve ezik bir toplum olarak görüyoruz kendimizi. Çarpık algılarımız yaşantılarımızı, çalışmalarımızı ve beklentilerimizi etkiliyor. Ve her kaybediş özellikle de görkemli olursa yeni bir yenilgiyi beraberinde getiriyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-906142433550445851?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/a2td-0Qynuc" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-04-22T11:59:50.854+01:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2008/04/kabettin-mi-grkemli-kaybedeceksin.html</feedburner:origLink></item><item><title>Muhsin Ertuğrul'dan Simavnalı Şeyh Bedrettine! Kıssadan Hisse Tiyatro Şart</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/5zDPlcFNA5A/muhsin-erturuldan-simavnal-eyh.html</link><category>'27 Mart</category><category>Simavnalı Şeyh Bedrettin</category><category>Muhsin Ertuğrul Sahnesi</category><category>tiyatro</category><category>İzmir Devlet Tiyatroları</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Thu, 03 Apr 2008 01:30:24 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-7646508446414650774</guid><description>&lt;div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;Ön not: Bu yazıya 27 Mart'ta başlamıştım ama bir türlü tamamlayamamıştım. Malum memleketin hali ortada. Bu ülkede her gün gerçekten de yeni bir gün. Maaşallah hareketli yaşantımıza diyecek yok. İç politika öyle bir hal aldı ki, bazen kendimi lunaparkta hızlı trende (bkz ing. roller coaster) çığlıklar içinde giden biri gibi hissediyorum. Bu çok normal değil mi? Her an herşey olabiliyor. Bir gün bakmışsınız sınırın öte tarafına geçivermiş askeri birlikler, başka bir gün işimiz bitti deyip hooop dönüvermişler, bir gün türban değişikliğini kapsayan anayasa tasarısı onaylanıvermiş, bir gün demokrasi denilen şey dillere pelesenk olmuş, ertesi gün unutulup başka yollara sapılmış, başa bir gün biri iktidar partisine kapatma davası açmış, iktidar partisi benim elim elma toplamıyor ben de yine anayasayı değiştiririm deyip kolları sıvamış (ama nedense sadece kendilerine Müslüman oldukları için kendinden gayri partilerin kapatılma ihtimallerine pek de oralı olmamış), operasyon kapsamında göz altına alınan gazteciler, eski rektörler, parti liderleri olmuş,  borsa düşmüş, altın çıkmış, elde avuçta olmadığı halde hane halkı başına düşen gayri safi milli hasıla beklenenden artış göstermiş, en kritik kadrolar akşamdan sabaha değişivermiş, vs, vs,vs... Milletçek hepimiz adrenalin topları gibi geziyoruz. Adrenalin depolamak için ekstrem sporlara ihtiyacımız da pek olmuyor o yüzden. TV'yi aç, haberleri izle, yeterince adrenalin depola, uygulama bu kadar basit yani. &lt;/div&gt;

&lt;div align="justify"&gt;Uzunca bir ön notun ardından mevzu bahis 27 Mart gündemine gelelim. Malum ben bu yazıyı yayınlamadan bir kaç gün önce Harbiye'deki Muhsin Ertuğrul sahnesi uzunca bir süreliğine kapatıldı. Bizim memlekette alış veriş merkezleri tiyatro salonlarından daha bir değerli görüldüğü ve vitrin izlemek tiyatro izlemekten daha zararsız (başka bir anlamda yararlı) bir etkinlik olarak değerlendirildiği için emektar sahnenin yerine bir alışveriş merkezi, merkezin içine de bir sahne yapılması uygun bulundu. Kısaca büyüklerimiz böyle taktir etti ve dünya tiyatrolar haftasında bir tiyatroya yapılabilecek en büyük kötülük de milli tarihimizdeki yerini aldı. Tiyatronun çok sevildiği ve en azından halkı tarafından gerekli değerin verildiği bir kentte yaşıyor olduğum için kendimi şanslı adlediyorum. Ancak ne yazıktır ki böylesine sevildiği halde bir devlet ya da şehir tiyatroları yok bu kentin (eskiden şehir tiyatroları için güçlü girişimler vardı, iyi oyunlar da hazırlanırdı, ne yazık ki mahalli idareciler onu da bitirdi). İzmir devlet tiyatrolarından beslenen, geldiğini boş göndermeyen bir yer. &lt;/div&gt;


&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://byfiles.storage.live.com/y1ptiNnFU-SJiVNWAA7D7C6j9s-ygeV48_tUaGZ-JsJPz3iP6fXtyXHZlZhg8iECxLvaquo5xsqbIM" border="0" /&gt;


&lt;div align="justify"&gt;Geçtiğimiz hafta da İzmir Devlet Tiyatroları Simavnalı Şeyh Bedrettin oyununu sergiledi kentimde. Beklediğimden iyi bir kurguya sahip, oyunculuklar biraz bağıran ama herşeyden öte inanılmaz müziklerle bezenmiş iki perdeli müzikli bir oyundu. Müzikler olmasa biraz kuru kalabilirdi ancak öylesine profesyonel bir müzisyen topluluğu vardı ki...Konu malum, Şeyh Bedrettin resmi tarihimizde "dini yozlaştırıyor" görüşü ile idam edildiği anlatılan, bize Osmanlı'nın ilk isyankarı gibi gösterilen bir çeşit kominist. Oysa aslında kendisi halk için halkın egemeni olan devlete karşı koyan, inançları ve idealleri uğruna ölümü göze alan bir bilge. Oyun elbette ki tarihsel bilgileri barındıran ancak resmi tarihe pek de ehemmiyet vermeyen bir anlayışla hazırlanmış. Şeyh Bedrettin'in bilge yönül ön plana çıkartılmış. İşin ilginç yanı konu o kadar güncel o kadar tarih üstü ki. Sanki giyim kuşam dışında farklılaşan hiç birşey yokmuş gibi. Güç sahibi olanlar, güce yakın olup iktidardan beslenenler ve de elbette ki güçten bir hayli yoksun olup ezilenler... "Mülk halkındır" diyor Şeyh Bedrettin "mülk halkın"... Bugün dahi mülkün kimde olduğu belli...Onun içinde de halk yok maalesef, halk eline geçen üç beş kuruşla bir ev bir arabam olsun, bankadan kredi çeker ömür billah öderim düşüncesinde. &lt;/div&gt;

&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 333px; CURSOR: hand; HEIGHT: 292px; TEXT-ALIGN: center" height="171" alt="" src="http://www.yeniasir.com.tr/ya2007/10/26/gunluk/himgs/can1.jpg" border="0" /&gt;

&lt;div align="justify"&gt;Son söz: Oyunu izlemenizi şiddetle öneriyorum. Taze beyinlere bir soru işareti, gençliğinin son demlerini ve orta yaş krizini yaşayanlara ise hoş bir seda bırakacağını, idealist duygularını perçinleyeceğini düşünüyorum. Kıssadan hisse oyunundan çıkan bir teyzenin deyimi ile "bu seyirci tiyatroya aç!". Allah sanata aç bırakmasın. Amin.:)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-7646508446414650774?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/5zDPlcFNA5A" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-04-03T09:30:24.298+01:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2008/03/muhsin-erturuldan-simavnal-eyh.html</feedburner:origLink></item><item><title>Boykottayım litfen ama litfen rahatsız etmeyin!</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/0iBwFLEn6fs/boykottaym-litfen-ama-litfen-rahatsz.html</link><category>ekmek ve güller</category><category>boycotting</category><category>iş güvenliği</category><category>boykot</category><category>bread and roses</category><category>eylem</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Fri, 14 Mar 2008 02:34:48 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-7035047173050132316</guid><description>&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.cineforum.bz.it/pellicola/archivio/film/schede/bread_roses/img/locandina.jpg"&gt;&lt;/a&gt;

&lt;div align="justify"&gt;Yaklaşık 20 dk önce iş bırakma eylemine başlamış bulunuyorum. 12'ye kadar takılacağım nette, orda burda. Gerçi hali hazırda raporlu olup da işe giden bir insanın eylemi ne kadar ciddiye alınır onu bilemiyorum, kaldı ki bizim meslekte. Ama olsun ben yine de kendi çapımda eylemimi yapıyor, bunu da nahan da burdan önce sosyal güvenlik yasasını çıkartmaya niyetli tek yürek tek bilek hükümete sonra da tüm dünyaya haykırıyorum. Küresel olarak anlaşılması bakımından da&lt;em&gt;"I'm boycotting draft form of new social security law!"&lt;/em&gt; diyorum. &lt;/div&gt;

&lt;div align="justify"&gt;Geçen gece CNBC-e'de Ken Loach imzalı  "Ekmek ve Güller" (Bread &amp;amp; Roses) filmi vardı. Hani bu kadar denk düşebilir diye düşündüm izlerken. İki gün sonra memlektte işçilerin, memurların kısaca emeği ile yaşayan insanların, insanca yaşama (kaldıysa) kaygıları nedeniyle yapacakları bi eylem hazırlığı varken Amerikan bağımsız sinemasının bu harika örneğinin gösterilmesi ayarlasan olmayacak türden bir rastlantı. &lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 197px; CURSOR: hand; HEIGHT: 275px; TEXT-ALIGN: center" height="413" alt="" src="http://www.cineforum.bz.it/pellicola/archivio/film/schede/bread_roses/img/locandina.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Filmde göçmen yoğunluklu işçilerin çalıştığı bir temizlik şirketinde sağlık sigortası, emek karşılığı ücret gibi en temel ihtiyaçların karşılanması için sendikalaşma sürecine giren işçilerin öyküsü anlatılıyor. Amerika'nın adalet anlayışı içinde sömürülen bu insanlar sonunda mücadelelerini kazanıyor. &lt;/div&gt;

&lt;div align="justify"&gt;Ben de aynı umutlarla bu gün eylem yapıyorum arkadaşlar. &lt;/div&gt;

&lt;div align="justify"&gt;RTE'nin dediğine göre bu yasa hali hazırda çalışanları etkilemeyecek, kazanılmış hakları kaybettirmeyecekmiş. Yasa kabul edildiği taktirde 2028'de işe başlayacakları kapsayacakmış. Ben de diyorum ki valla ben kendi adıma bir şey istiyorsam namerdim sn. RTE. Ben doğuracağım 3 çocuğumun haklarını düşünüyorum. O yavrucuklar sürünsün mü? &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-7035047173050132316?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/0iBwFLEn6fs" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-03-14T09:34:48.231Z</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">7</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2008/03/boykottaym-litfen-ama-litfen-rahatsz.html</feedburner:origLink></item><item><title>Yeni İş Güvenliği Yasasının Düşündürdükleri(?)</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/pLWzL_NUNaw/yeni-i-gvenlii-yasasnn-dndrdkleri.html</link><category>işçi</category><category>işveren</category><category>iş güvenliği</category><category>emekçi</category><category>halk</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Sun, 02 Mar 2008 06:37:41 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-1152562363374981862</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;Bir taraftan tez bir taraftan sağlık problemlerim nedeniyle bir ayı aşkın bir zamandır yazmak gelmiyordu içimden. Ama bu bloğu oluşturmamdaki asıl amacın ne olduğunu düşündükçe tembellik etmem gerektiğini, ne olursa olsun yazmaktan vaz geçmemem gerektiğine karar verdim. Zira başından beri burada bir şekilde karnımı ağrıtan ya da aklımda iz bırakan konuları ele almaya çalışıyorum ve son zamanlarda da karnımı ağrıtacak yeterince vukuatla karşılaşıyorum ülkemde. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Beni kaygılandıran, kaygıdan öte korkutan pek çok hadise yaşanıyor son zamanlarda. Sanmayın ki türbanla ilgili döktüreceğim, verip veriştireceğim. Ben türbanın bizleri daha da aptallaştırmak için ortaya atılmış bir icraat olmaktan öte bir amaç taşıdığını düşünmüyorum açıkçası. Çünkü biz zavallı insancıklar türbanlı üniversite olur mu olmaz mı diye tartışıp, kaygılanıp, bunun da ötesinde birbirimizi kemirirken birileri saman altından su yürütmeye devam ediyor ve biz tüm bu olanları gazetelerin 9. sayfalarında küçücük sütunlarda görebiliyoruz ancak. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bakın yeni sosyal güvenlik yasası kapsamında hükümet, işverenlerin işçilerine yemek, ulaşım, yakacak, giyim, konut, eğitim v.b. gibi sosyal yardımlarını prime bağlamayı düşünüyormuş. Tüm bu sosyal yardımlar çalışana nakden ödense dahi devlete prim ödenecekmiş. Hatta işçi sağlığı ve iş güvenliği kapsamında alınan önlemler dahi primleştirilecekmiş. Tüm bu yardım ve sosyal hizmetler prime esas kazanca dahil edileceğinden işverenin prim yükü 2 ile 4 kat artacakmış. E ne olmuş işveren nasıl olsa yüküyle para tutuyor primi artsa ne olur  demeyin. Çünkü olan yine emekçiye, yine dar gelirliye olacak. İşverenler bu primleri ödemek istemeyecekler haliyle, ve bunun faturasını sosyal hizmetlerini, yardımlarını kısarak işçiye ödetecekler. Zaten vergi yükü altında ezilen, zor koşullarda üç kuruşa çalışan işçi yine kaybedenler sınıfındaki yerini sağlamlaştırmak dışında bir şey yapamayacak. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir tek bununla da kalmayacak. Bakın özel hastaneler devlet kurumlarıyla yaptıkları sözleşmeleri bir bir iptal ediyorlar. Önümüzdeki günlerde devlet hastanelerinin de özelleştirilmesi gündeme gelecek. Artık bütün hastaneler özel hastane sınıfına geçeceğinden primini yüksekten yatıran iyi hizmet (iyi de göreceli bir kavram gerçi) alırken düşük prim yatıranlar her zamanki gibi hastane kapılarında sürünmeye devam edecek. Bunlar toplumsal açıdan tehdit oluşturacak, endişe verici gelişmelerdir dostlarım. Hükümet sosyal devlet olmaya çalıştığını iddia ediyor. Bu iş dar gelirliye kömür, yemek dağıtmakla olacak şey değil. Sosyal devlet olmak kömür dağıtarak değil, insanların o kömüre muhtaç olmamalarını sağlayarak olabilir ancak. Sosyal yardımlar hükümetin tek elinde değildir. Ama görünen o ki bu çalışmalarıyla insanların gözünü boyayıp prim kazanan hükümet aslında primleri arttırıp insanları daha da muhtaç hale sokmaya çalışmaktan öte bir amaç gütmüyor. İşverenler zor durumda, Denizli'de en eski, en köklü işletmeler, binlerce kişiye istihdam sağlayan kurumlar bile kapanma yolunda. Bu ilde çalışanların pek çoğu 4 aydır hak ettikleri maaşlarını bile alamıyorlar. Hırsızlık her geçen gün artan bir sorun olarak önümüzde duruyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Özelleştirilen, vasıfsız kabul edilen orman arazilerini, tuzladaki işçi ölümlerini, kayıtsız iş gücünü, ruhsatsız işletmeleri saymak dahi istemiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;  Hal böyleyken biz hala türbanı konuşabiliyorsak ne diyebilirim bizi gerçekten aptallaştırmayı iyi beceriyorlar. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-1152562363374981862?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/pLWzL_NUNaw" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-03-02T14:37:41.311Z</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2008/03/yeni-i-gvenlii-yasasnn-dndrdkleri.html</feedburner:origLink></item><item><title>Bizim Legolarımız vardı.</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/j2Xdy-U-tjs/bizim-legolarmz-vard.html</link><category>lego</category><category>çocukluk</category><category>oyuncak</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Mon, 28 Jan 2008 14:04:03 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-6501801089158553195</guid><description>&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/R55NY2a_pUI/AAAAAAAAARM/tFScxz27v_Q/s1600-h/lego.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5160647312334103874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/R55NY2a_pUI/AAAAAAAAARM/tFScxz27v_Q/s400/lego.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;


&lt;div align="justify"&gt;Bugün bir vesileyle Google'ı kullananlar Lego'nun 50. yaş gününü kutladığını görmüştür benim gibi. Sonra da belki hayallere dalmıştır. Çocukluk hayallerine. Lego'nun bizim kuşağa özgü bir oyuncak olduğunu zannediyordum 50 yıllık geçmişini öğreninceye kadar. Meğer bizden önce üç kuşak daha büyütmüş mimar, mühendis hatta inşaat ustası olma hayalleriyle. Başlığa aldanıp Yılmaz Erdoğan üslubunda bir yazı olduğunu düşünmeyin sakın. Zira içinde biraz bilgi, biraz da tarih olsun istiyorum bu yazının. Mesela Lego'yu icat eden kişinin Danimarka'lı Ole Kirk Christansen olduğunu, aslında tarihinin 50 yıldan da eski olduğunu ve Lego kelimesinin Danca "LEg"(oyna) ile "Godt"(iyi) kelimelerinin birleşip kaynaşmasından oluştuğunu bilmeyenlere aktarmak, bilenlere de anımsatmak gibi...&lt;/div&gt;


&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;


&lt;div align="justify"&gt;              1932'de başlamış Lego'nun yolculuğu. Christansen ahşap oyuncaklar için küçük bir fabrika kurmuş. Fabrikasının ismi için her ne kadar çalışanları arasında bir yarışma düzenlemiş de olsa  Ole, kendi bulduğu ismi daha çok yakıştırmış olacak ki yukarıda bahsi geçen LEgGodt'u kullanmayı tercih etmiş. İlk lego prototipi ise 1949' da oluşturulmuş, 1958'de ise sistemi ile birlikte bugünkü halini almış. Günümüzde legonun 2400 parçası varmış ve Danimarka, Çek Cumhuriyetii bir de Meksika'daki fabrikalarda üretiliyormuş. &lt;/div&gt;


&lt;div align="justify"&gt;            Ben bilmiyordum mesela tüm bu saydıklarımı. Bilmek çok şey katar mı insana, ne işe yarar bilinmez. Ama legonun sıradan oyuncaklardan öte bir hayal makinası olduğu aşikardır. &lt;/div&gt;


&lt;div align="justify"&gt;          Benim legolarım olmadı, onun yerine kenarları tırtıklı, çoğunlukla bu tırtıkları kırılan, eğilip bükülen ve de toplamayı unuttuğun zaman annenin gazap aleti gibi ayağına batan noperlerim vardı. Onlarla oynamak benim için gerçekten zorlu bir uğraştı, çünkü ne yaparsam yapayım hayalimdeki evi inşa edemezdim. Oysa ki legosu olan arkadaşlarıma gittiğimde dünyalar benim olur; evler, bahçeler yapar, en çok da o evlerin pencere ve kapılarını takmaktan zevk alırdım. Tabi bir de lego parçalarıyla savaş yapmaktan...&lt;/div&gt;


&lt;div align="justify"&gt;             Lego ile etkilişimi sınırlı olan ben mimar olamasam da biliyorum ki pek çok kişin mimari algısının temeli beşli altılı yaşlarında (benim için 9,10,11,12 de dahil) lego oyuncaklarıyla kurduğu samimi iletişime dayanıyor. Bizim üç boyutlu sanal savaşlarımız olmadı (iyi ki de olmadı) ama parça tesiri kuvvetli, vurdu mu morartan lego parçacıklarımız vardı. Lego gerçek bir dünya sundu bizlere içinde emek ve güvenin olduğu. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İşte legolarla yapılmış şahane projeler...Var mı bunlar gibi kanlı canlısı?&lt;/div&gt;
&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5160648944421676370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/R55O32a_pVI/AAAAAAAAARU/KS5SuAmpmUU/s400/2004-06-09-lego_escherl.jpg" border="0" /&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5160649081860629858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/R55O_2a_pWI/AAAAAAAAARc/ekVHkuD1ucE/s400/lego.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;

resimler &lt;a href="http://www.msxlabs.org/forum/enteresan-resimler/20252-lego-harikalari-lego-resimleri-3.html"&gt;http://www.msxlabs.org/forum/enteresan-resimler/20252-lego-harikalari-lego-resimleri-3.html&lt;/a&gt; adresinden alınmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-6501801089158553195?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/j2Xdy-U-tjs" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-01-28T22:04:03.406Z</app:edited><media:thumbnail url="http://bp2.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/R55NY2a_pUI/AAAAAAAAARM/tFScxz27v_Q/s72-c/lego.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">5</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2008/01/bizim-legolarmz-vard.html</feedburner:origLink></item><item><title>2007'de de hep konuşmuşuz....</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/4DU8LJU3Bhc/2007de-de-hep-konumuuz.html</link><category>cumhuriyet</category><category>terör</category><category>cumhurbaşkanlığı</category><category>türban</category><category>küresel ısınma</category><category>olaylar</category><category>konuşulanlar</category><category>2007</category><category>Seçim heyecanı</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Tue, 01 Jan 2008 14:04:35 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-599061260333365507</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;Goddesscim beni mimlemiş haftalar önce. Yazacağım diyorum hep bir şey çıkıyor bloğumu bile açamıyorum. Aslına bakarsanız benim durum "param olsa hevesim olmuyor, hevesim olsa param" durumunun zaman versiyonu gibi şu sıralar. Ya zamanım ya da hevesim olmuyor. Goddesscim mimler de ben yazmadan durabilir miyim? Elbette duramam o yüzden bu yazıdan sonra kendisinin göndermiş olduğu soruları bizzat cevaplayacağım. Ama 2007'nin son günü olması münasebetiyle arkada bıraktığımız koca bir yılda en çok neleri konuşmuşuz kısa kısa değineyim istiyorum.





&lt;/div&gt;


&lt;div align="justify"&gt;Efendim malum konuşmayı seven özellikle de kahve köşelerinde, bar muhabettlerinde vatan kurtarmaktan hoşlanan bir toplumuz. Hele ki devlet, millet sohbetleri oldu mu hepimiz uzman kesilir, bazen bir stratejist bazen de ekonomist edasıyla mutemel çözümlerimizi bir bir sıralayıveririz. Hal böyle olunca ülke derdi, dünya meselesi derken bir de bakmışsınız bir sürü laf birikmiş boyuna konuşmuş ve konuşturulmuşuz. Peki neleri?
&lt;/div&gt;











&lt;div align="justify"&gt;*2007'nin ilk günlerinde Ermeni asıllı gazeteci ve yazarımız Hrant Dink'in öldürülmesini. Bir taraftan yüreğimiz yanarken bir taraftan da ortalık iyice kızışmış. "Hepimiz Hrantız" diyenlerle "Hepimiz Mehmetiz" diyenlerin kutuplaşması bir taraftan Dink'in öldürülmesinin ardındaki esas nedenleri...Bu diyasporanın Türkiye'ye kurduğu bir komplodur diyenlerle, derin devletin mahsulüdür diyenlerin konuşması gibi.&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.davetsizmisafir.org/wp-content/uploads/2007/03/n1703920_30991216_7057.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.aydinalperen.com/resimler/bahcelievler2.jpg" border="0" /&gt;













&lt;div align="justify"&gt;* 2007'nin ilk yarısında neredeyse sadece cumhurbaşkanlığı seçimi konuşmuşuz. Öyle bir tartışma almış yürümüş ki tüm basın yayın organlarının iki haberinden biri bu konuyla ilişkilendirilir olmuş. Cumhurbaşkanın kim olacağından tutun da eşi türbanlı olursa ülkeyi nelerin beklediğine dair senaryolar bile kurgulanmışız. Cumhuriyet elden gidiyor nidaları eşliğinde korkularını meydanlara taşıyan bir kesim kendini laik devletin tek muhafızı olarak görürken adeta denize düşen yılana sarılır misali "nerede bu ordu", "nerede muzaffer komutanlarımız" diyerek yolları arşınlamış. Tabi ülkeyi dalga dalga saran bu miting endüstrisinden en karlı çıkanlar da buzlu su yanında bayrak satanlar olmuş...&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.ataturktoday.com/RefBib/29Nisan2007Istanbul/CumhuriyetMitingi10.jpg" border="0" /&gt;
&lt;/div&gt;





&lt;p&gt;"Halkın uyanışı" olarak nitelendirilen bu mitingler bir rüya misali gök kubbe altında hoş bir seda olarak yerini almış...&lt;/p&gt;



&lt;p&gt;*Sonra bol bol türbanı konuşmuşuz. Cumhurbaşkanın eşi türbanlı olur mu olmaz mı onu tartışmışız.
&lt;/p&gt;
&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.turkhukukadana.org/HaberResim/turban.jpg" border="0" /&gt;






&lt;p&gt;*Cumhurbaşkanı o olmasın bu olsun, yok o da olmasın ben olayım derken tartışmalar yerini seçimlere bırakmış. Sonrasında da 367 tartışmalarına. İktidar kuvvetleri inadım inat .............. derken muhalefet kuvvetleri de tencere dibin kara benimki senden kara diyerek ortalığı iyice kızıştırıken Cumhur olan bizler de 367 yeter sayı mıdır, asil sayımıdır yok yok asal sayı mıdır onu konuşmuşuz? Neticede ülkenin başbakanı Anayasa Mahkemesinin çektiği şut ağlara takılmadan önce hamlesini yaparak 367' yi seçime bağlayıvermiş.&lt;/p&gt;
&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.pharmer.org/files/images/44367.jpg" border="0" /&gt;








&lt;p&gt;*Isınan hava genleşir kuralından feyz alan politikacılar (siyasetçi demeye elim varmıyor) miting meydanlarını ısıtırken seçimden çok "küresel ısınma" konuşmuşuz. Zira seçimlerin nasıl sonuçlanacağını zaten biliyormuşuz. Bay Baykal hariç. &lt;/p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.ra-der.org/haber_imaj/secim.jpg" border="0" /&gt;

&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://forum.arkitera.com/attachments/cevre/7443d1173191812-kuresel-iklim-degisikliginin-carpici-sonuclari-4550440_405_06-jpg" border="0" /&gt;

&lt;p&gt;*Arada boş durmayıp yine türban konuşmuşuz. Bir de DP'nin ikinci kez tarih sahnesine çıkamadan tarih olan halini. &lt;/p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.haber1.com/photos/237863509.jpg" border="0" /&gt;

&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.sirinnar.net/hab/2007/hazr/002/dp2.jpg" border="0" /&gt;

&lt;p align="justify"&gt;* Cumhur olarak e- muhtıraya cevabı 22 Temmuz'da vermişiz vermesine de AKP'yi yeniden tek başına iktidara taşıyarak &lt;em&gt;"istikrar" &lt;/em&gt;kelimesinden ne anladığımızı da maalesef ortaya koymuşsuz. Mitinglerdeki kafa sayısına güvenerek dersine çalışmadan sınava giren CHP bu işten yine avucunu yalayarak çıkmış... CHP ve yandaşları biz nerde yanlış yaptık diye konuşurken işin içinden nasıl çıkacağını bilememiş. Elbette Baykal hariç. &lt;/p&gt;

&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 441px; CURSOR: hand; HEIGHT: 268px; TEXT-ALIGN: center" height="205" alt="" src="http://i194.photobucket.com/albums/z10/ottoman21/Secim2007_Saat2320.jpg" border="0" /&gt;




&lt;p align="justify"&gt;* Seçim rüzgarı eserken ülkemizde biz sık sık türban konuşur olmuşuz. Bir de günden güne kuruyan barajlarımızı. &lt;/p&gt;


&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/3370491.jpg" border="0" /&gt;

&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.sabah.com.tr/ozel/kuresel820/im/281CB65D4818EE40A7168FE1r.jpg" border="0" /&gt;





&lt;p align="justify"&gt;*Seçim bitip eski-yeni meclis sıraları doldurur doldurmaz DTP ile MHP'nin tokalaşmasını. "Eski köye yeni adet" mi geldi derken bir de bakmışız ki ülkemizde herşey"eski tas eski hamam".&lt;/p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.internethaber.com/images/news/43922.jpg" border="0" /&gt;



&lt;p align="justify"&gt;*Meclis göreve başlar başlamaz cumhurbaşkanının kim olacağına dair tartışmalarımıza kaldığımız yerden devam etmişiz. İnadım inat diyen hükümet bir önceki kararından vaz geçmeyerek ne kadar istikrarlı (?) olduğunu göstermiş görmeyen gözlere. Yanına aldığı çelik kuvvet sayesinde 367 barajını sağlam bir şekilde aşarak bir zamanlar hariciye nazırı olarak görmeye alıştığımız Gül'ü Çankaya'ya uğurlamış.

&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;*Bu esnada Hayrünisa hanımın türbanın Çankaya'ya yakışıp yakışmayacağı konuşulmuş kulislerde ve elbette trübinlerde. &lt;/p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://haberler.alevionline.com/haberresim/cp239317_1008125347.jpg" border="0" /&gt;







&lt;p align="justify"&gt;*Türkiye Ilımlı İslam Cumhuriyet'i olur mu olmaz mı derken konuştuklarımız Malezya'ya kadar ulaşmış. Dost ve kardeş ülke Malezya bu işte bir gariplik olduğunu düşünürken bayram tatillerinde gidecek yer arayan cebi şişkin vatandaşlarımızın ülkelerine yönelmesi şaşkınlıklarının yerini memnuniyete bırakmış.



&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.tulumba.com/mmTULUMBA/Images/bk/zBK330928GF549_250.jpg" border="0" /&gt;
&lt;/p&gt;


&lt;p align="justify"&gt;*Cumhurbaşkanı seçildi sular duruldu derken bu sefer de Fırat ve Diclenin geçtiği vatan topraklarından gelen acı haberler ülkeyi sadece kızıştırmakla kalmamış ulusal kızgınlık dalgası sınırların dışına kadar taşmış. &lt;/p&gt;




&lt;p align="justify"&gt;*Yürekleri dağlayan şehit cenazeleri terör örgütü ve yandaşlarına karşı adeta gövde gösterisine dönüşürken konuşmaktan yorulmayan bizler harekat planları yapaktan da geri kalmamışız. Emekliye ayrıldığını düşündüğümüz paşalara da strateji uzmanı olarak o kanal senin bu radyo benim konuşma fırsatı doğmuş. Ancak ülkemde yaşam pek çokları için daha da zor bir hal almaya devam etmiş.&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.ataturktoday.com/RefBib/Miting/Ankara12.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;







&lt;p align="justify"&gt;*Konuşmalar yerini planlara bırakmış. Sonra da harekatın kendisine. Bu sefer de F16'ların yakıt ikmalini, bombayı sallayışını, yerlebir edilen karargahları konuşmuşuz.&lt;/p&gt;

&lt;p align="justify"&gt;*Bu sırada yağmurlar yağmaya barajlar da dolmaya başlamış. Ankara ve İstanbul'un su sorunu yerini sel sorununa bırakırken yaz aylarında yağmur duasına çıkan bizler ansızın bastıran yağmura hazırlıksız yakalanmanın cerebesini çekmişiz. Bir de bol bol konuşmuşuz. Yağan yağmuru, akan kanı, ebemin türbanını...&lt;/p&gt;

&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://blog.bigadicmania.com/wp-content/uploads/penguen_kapak_220.jpg" border="0" /&gt;




&lt;p align="justify"&gt;*2007 bitmiş gitmiş ama konuşulacaklar bitmemiş...2008'de savaşı, harekatı, şehitleri, ılımlı İslam'ı, felaketleri, TL karşısındaki dolar paritesini, küresel iklim değişikliğini, açlığı, yoksulluğu, sefaleti değil de Bülent Ersoy'un aşklarını konuşabilmeyi diliyorum... Hepimiz için iyi bir yıl olması umuduyla. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-599061260333365507?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/4DU8LJU3Bhc" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-01-01T22:04:35.797Z</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/12/2007de-de-hep-konumuuz.html</feedburner:origLink></item><item><title>GRACIAS PER TUTTO</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/ZH2u4IM5aHE/gracias-per-tutto.html</link><category>dostluk</category><category>gracias al a vida</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Fri, 14 Dec 2007 00:26:23 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-5439876425588889283</guid><description>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/R2I9_71oLpI/AAAAAAAAARE/TdkRQ63QxtQ/s1600-h/nurun+do%C4%9Fum+g%C3%BCn%C3%BC+023.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/R2I9_71oLpI/AAAAAAAAARE/TdkRQ63QxtQ/s320/nurun+do%C4%9Fum+g%C3%BCn%C3%BC+023.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143741893014204050" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;div align="justify"&gt;Tezinizi bitirmenize haftalar hatta belki de günler kala artık kelimelerin gözünüzün önünde dönmeye başladığını fark ettiğiniz; yazıların -hele ki başka bir dilde ise- üstünüze üstünüze geldiğini hissettiğiniz; bloğunuz da dahil hiç bir şey yazmak istemediğiniz; bir dostunuz kendini ihmal ettiğiniz hissi ile sitemlerini belirtirken ona mektup yazmaya bile imtina ettiğiniz; kendizi boş ve amaçsız bir insan olarak hayal ettiğiniz bir anda bir dostunuz sırf sizi mutlu etmek için elinde sarı bir gülle geliyorsa işte buna "Gracias a la vida per tutto" dersiniz. &lt;/div&gt;


&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf" allowScriptAccess="always" width="180" height="23" bgcolor="#ECECEC" id="radioblog_player_0" FlashVars="id=0&amp;filepath=http://www.radioblogclub.com/listen?u=vMHZuV3bz9yZvxmYu8WakFmcvInZuUWZyZmLz5WYlxmcv9mb1JnY/Mercedes%2520Sosa%2520-%2520Gracias%2520a%2520La%2520Vida.mp3.rbs&amp;colors=body:#ECECEC;border:#BBBBBB;button:#999999;player_text:#999999;playlist_text:#666666;new_tracks:#000000;" &gt;&lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-5439876425588889283?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/ZH2u4IM5aHE" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-12-14T08:26:23.700Z</app:edited><media:thumbnail url="http://bp3.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/R2I9_71oLpI/AAAAAAAAARE/TdkRQ63QxtQ/s72-c/nurun+do%C4%9Fum+g%C3%BCn%C3%BC+023.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/12/gracias-per-tutto.html</feedburner:origLink></item><item><title>Yaşamın Kıyısı'na ilişkin psiko-edebi bir analiz...</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/ahbYN_ilYxQ/yaamn-kysna-ilikin-psiko-edebi-bir.html</link><category>analiz</category><category>psiko-edebiyat</category><category>yaşamın kıyısında</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Mon, 10 Dec 2007 00:57:28 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-8990234719283245211</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;S ile yapmış olduğumuz Yaşamın Kıyısında tartışmasını daha doğrusu fikir telakkisini bir önceki yazımda getirmiştim huzurlarınıza. Şimdi de S'nin o muhteşem analizini getirmek istiyorum. Ulusal bir basın/yayın organında yayınlatmasının çok iyi olacağını defalarca söylememe rağmen öncelikle bu gariban sitede yer almasını istediği için S'ye teşekkür ediyorum. Okuyunca benim gibi anlatımına ve analizlerine hayran kalacağınızdan eminim. Aklına, yüreğine, kalemine sağlık...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://tr-load.com/uploads/a786a83bc0.jpg" border="0" /&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;Yaşamın kıyısında:
Serseri gülüşlü bir adamın eller cepte, mutlu mesut dolaştığını görerek dalıveriyoruz filme. Ali muhtemelen Almanya’ya Türkiye’den ilk göç dalgasıyla gelmiş, hayatını gurbet ellerde kurmuş bir emekli; kökleri ise hala ülkesinde, karadenizinde. Filmin Almanya’da yaşayan gurbetçi kahramanlarının dillerine yerleşen yarı ağızlar (yarı Türkçe yarı Almanca) gayet gerçekçi..burada aklımın kıyıları yine bir kelimeye takılmadan edemiyor: gurbetçi..Gerçekten de ne gittiği ve ekmek yediği ülkede, ne de doğup büyüdüğü ülkede bir yeri olan, kendini bir yere ait hissetmenin dayanılmaz ağırlığını ardında bir türlü bırakamadığı ülkesinin bilmem ne zamanlarda kalmış değerlerine sıkı sıkıya sarılarak hafifletmeye çalışan insanlar..Aslında hangi kıyıya vursalar yabani bir ot misali bitiverme kaderine mahkumlar sanki. O yüzden de bir para babasının ağzındaki Havana puroları gibi eğreti duruyor üzerilerine geçirdikleri medeni ülke kıyafetleri. Hasretliğin en dibine vururken, evlat uğruna bırakamadıkları ve hiçbir zaman kendilerini ait hissedemedikleri bir kültüre alışmak zorundalar. Bir ülkenin ısrarla hiçe saydığı azınlık mensubu değil onlar; bir olamamış, yabancı kalamamış,a sı üstünde işte..gurbetçi..nereye gitseler adları bu.. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
             Filmde aslında kıyısından (yaşamlarının kıyısından) tanık olunan hikâyelerin hiçbirine dâhil olunmasa da, hepsinden birer parça almak mümkün, kendi hayatlarımızın eksik kalan yerlerine yapıştırmak için. Fazla hızlı ilerliyor hikâyeler, yetişmek için zaman algımı biraz zorlamam gerekiyor. Zira “bugün ila yarını”, “bugün ile bir yıl sonrasıyla” karıştırabiliyorum. Şanslı tesadüfleri sonucu birbirini bulan bu insanların öyküleri beni tam da içlerine almasa da, gözlerinin önündekini görebilmekteki basiretsizlikleri bana kendi hayatımdaki kaçırdıklarımı hissettiriyor; hatta birer toplu iğne başı gibi batıveriyor zihnime. Herkes (belki kendi hayatlarından kurtulmak, belki o sorumluluktan kaçmak için) başkalarının hayatlarına dâhil oluyor ve onların peşi sıra sürükleniyor. Bunun kötü ve olmaması gereken bir şey olduğunu savunduğumdan değil elbet; ancak ihmal edilenlerin acıları gelip de dank edince kafalara o zaman da iş işten geçmiş oluveriyor. Kaç tane geç kalmışlık eklemek gerekir ki bir hayata ya da kaç kere pişman olmak gerekir ki? Peşinden sürüklenilen şey yaşayamadıklarımız mı yoksa yaşatmak istemediklerimiz mi? Bu kadar bencil olabiliyor insan; hatta bazen diyemeyeceğim bir zaman zarfı içerisinde. Film bu pişmanlıkları çok acımasızca cezalandırıyor: ölüm…
&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;               Kızının kendi yaşadığı yoldan gittiğini bir türlü kabullenemeyen ve nedense onu engelleme çabasına düşen bir anne var filmde; alman kız Lotte’nin annesi. Belki de aslında bu şekilde davranarak, yaşlanmayı kendine yediremiyor, kızının diriliğini kıskanıp bunu itiraf edemiyordur. Annenin kızını anlayabilmesi için kızın ölmesi gerekir. Bu sefer anne ve kız yer değiştirir, anne kızının peşinden gider. Onun yarım bıraktığı tazecik hayatı omuzlar ve hayallerini gerçekleştirir. Bu aynı zamanda annenin de kurtuluşu olur. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
             Ona doğduğu andan itibaren hem baba hem de anne olan babasına; yani Ali’ye benzemeyen, onun bu kadar vurdumduymaz ve hayta olmasına duyduğu üzüntü, ona benzemediği için duyacağı sevinçten daha kuvvetli olan bir oğul; Nejat. Köklerinden gelen o Karadeniz hırçınlığı yoktur Nejat’ta. Katı bir Alman disiplini ve terbiyesi içindedir; babasını sanki başka bir ihtimal olmadığı için kabullenmek zorunda kalmıştır. Sevmediğinden değil ama sevdiğinden de emin olmayarak. Öyle ki, yaşını başını almış babasının bir fahişenin peşinden gitmesini anlayamaz da; sırf kızına para gönderebilmek için fahişelik yapan Yeter’e şefkat gösterebilir. Bu tam da gözünün önündekini görmez insanoğlunun, tanışından esirgediği sevgi ve anlayışı yabancıya bahşetmesinin aymazlığıdır aslında. Nejat sonunda hayatın bu kadar da kurallardan ibaret olmayacağını, bazen ara sokakların da bir hayatı katlanabilir kılmak için gayet tercih edilebilir bir yol olduğunu anlar ve babasının peşine düşer. Affederek rahatlar belki de. Filmin en rahat yapılan eylemini gerçekleştirir ve yollara düşer. Hepimiz anlayamadıklarımızla mı sağlıyoruz bu ruh sağaltımını ne? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
                Yeter ise, bir annenin her ne olursa olsun sırf kızı okusun diye verdiği yabancı topraklardaki hayat kahramanıdır. Belki de ancak bu kadar anlamlı olabilirdi ona atfedilen bu “hayat kadını” tanımı. Türkiye’de bir sol fraksiyonda örgütlü mücadele veren kızı Ayten, ayakkabıcıda çalıştığını sanmaktadır. Ayten ona giden her ayakkabının alınabilmesinin altında yatan nedeni bilse acaba onu, uğruna mücadelesini verdiği o insanlar kadar iyi anlayabilecek miydi? Sahi Ayten peşinden koştuğu (belki filmde denildiği gibi sadece kavga etmeyi sevdiği için) değerleri anladığını düşündüğü kadar iyi anlayabilir miydi annesinin hayatındaki gerçeği? Burada Özpetek’in cahil Periler filmine atıfta bulunmak gerek diye düşünüyorum. Bilinmeyenin verdiği mutluluk ne kadar sahici bir mutluluk olabilir? Acaba hepimiz sevdiklerimizin üzülmesindense onları cahil periler gibi mi görmek istiyoruz? Yani Ayten annesinin fahişe olmadığını bilirse, o paraları ona nasıl gönderdiğini bilmezse daha mutlu olacak. Peki ya bunun için ödenmesi gereken bir bedel olmayacak mı? Acaba bu gerçeği bildiği takdirde okuluna daha sıkı sarılmayacak mı? Daha adil bir hayat için sokaklarda kendini tehlikeye atan Ayten, annesinin verdiği bu mücadeleyi anlayabilecek mi? Sorular böylece sürüp gider. Ayten belki de hayatında ilk defa birinin kendi için bir fedakârlık yaptığını görüyor ve maalesef bu annesi değil de o alman kız oluyor; Lotte. Lotte’ye o yüzden bu kadar sarılıyor. Birlikte omuz omuza yürüdüğünü düşündüğü yoldaşlarından göremediği ilgiyi ve yardımı bir garip alman kızdan görüyor ve dostluğu da sevgililiği de yaşayıveriyor. İşte filmin tam bu noktasında bende ipler kopuyor çünkü Ayten’in örgütlü mücadeleden hippi bir yaşama geçişini pek sindiremiyorum. Tasvip etmediğimden değil, geçiş ağır geliyor sadece. Sanki arada daha çok şey olması gerek gibi geliyor bana, biraz daha sancılı olmasını bekliyorum o sürecin. Daha doğrusu bunun bir süreç olmasını bekliyorum aslında. Bellik ki mücadelesine sarılış, bir boşluğu doldurmak için, belki yönetmenin vermek istediği mesaj budur. Ama bana y,ne de fazlasıyla kaygan bir zeminmiş gibi geliyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
                Filmdeki yol hikâyeleri de başlı başına bir kurgu oluşturuyor aslında. Her insanın yola çıkma hikâyesi farklı ve bu yollar artlarında hep bir hayat bırakan cinsten, hem de tam ortasından! Küçük bir çağrışım, bir kavrayış hemen yola sürükleyebiliyor kahramanları. Aslında bence filmin gerçekliğe en uzak düştüğü yan bu; daha doğrusu benim gerçekliğime. Çünkü her şeyi bu kadar kolaylıkla bırakıp, atlayıp başını gitmek, imkânsız olarak kalıplaşmış bir imge bende. İşte bu yüzden bu sahneler bana aslında bir film izlediğimi hatırlatıyor; her ne kadar müzik eşliğinde yapılan o yolculuklar inanılmaz çekici gelse de.. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
              Filmin sonu ise en sevdiğim yer oluyor. Nejat’ın babasını beklerken oturduğu kıyıdan gördüğümüz deniz, içeriye doğru kıvrılmış iki koyun arasından görünen dar bir boğaz..yaşamın kıyısı sanki..sahip olduğumuz hangisi peki; o boğazın ardındaki mi, kıyıya vuranlar mı? Yoksa denize ucundan kıyısından sahip olduğumuzu zannederek bir yanılgıya mı kapılıyoruz hep beraber? &lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;Suna Çöğmen&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-8990234719283245211?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/ahbYN_ilYxQ" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-12-10T08:57:28.142Z</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/12/yaamn-kysna-ilikin-psiko-edebi-bir.html</feedburner:origLink></item><item><title>Yaşamın Kıyısında</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/zx1xRclzFgw/yaamn-kysnda.html</link><category>sinema kritik</category><category>film</category><category>Fatih Akın</category><category>yaşamın kıyısında</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Mon, 19 Nov 2007 11:16:47 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-3804006264562543770</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/images/haber/9027-can-b.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://beyazperde.mynet.com/images/haber/9027-can-b.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;div align="justify"&gt;S ile "Yaşamın Kıyısında" hakkında konuşuyoruz. Ben filmde en çok teğet geçen yaşamlardan, kıyısında dolaştığımız ama bir türlü içine tam olarak giremediğimiz hayatlardan etkilendiğimi söylüyorum. Benim için böyle bir şey olsa gerek kıyısında olmak herhalde diye düşünüyorum ve biraz da uçlarda yaşamak hayatı. S ise kahramanların en yakın bildiklerini anlamak, bunun için çaba göstermek yerine kendileri için önceleri aslında yabancı olan diğerinin yaşamını anlamak için çaba gösterdiklerinden hatta onları anladıklarından etkilendiğini... Aslında ne kadar doğru bir çıkarım olduğunu düşünüyorum. Sevdiklerimizin kıyısında dolaşmak, ama onları anlamak için çabalamamak. Bunu ne kadar da sık yapıyoruz? Önem verdiğimizi zannettiklerimize aslında çoğu zaman kör gözlerle bakıyor, işitmeyen kulaklarla dinliyoruz onları. Belki de en çok bu yüzden yanılıyor, yanlış yapıyoruz onlara karşı. Sevdiğimiz birini anlamamız için illa onun ölmesini beklememiz gerekmiyor. Fatih Akın aslında bir uyarı çekiyor, hafiften ayar veriyor seyircisine. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Filmin sonundan rahatsızlık duyduğumu söylüyorum S'ye. Yarım kalmışlık hissinden hoşlanmadığımı, boşluk doldurma konusundaki kötümserliğimi. O ise en çok sonunu beğendiğini. Deniz kıyısı metaforunun filme yüklediği anlamı...&lt;/div&gt;
Filmlerdeki politik göndermeleri hatta pek çok tarafa iyi giydirdiğini söylüyorum S'ye. O bu göndermelerin çok hızlı geçildiğini...Ortak bir noktada birleşiyoruz S ile...İkimiz de etkileyen bir senaryo ve iyi işlenmiş bir kurgu var bu filmde.
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-3804006264562543770?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/zx1xRclzFgw" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-11-19T19:16:47.070Z</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/11/yaamn-kysnda.html</feedburner:origLink></item><item><title>YÖK Ülkemizin Her Yönden Gelişmesine Katkıda Bulunacak Atılımı Sağlayamadı</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/6GWJPV7FDG0/yk-lkemizin-her-ynden-gelimesine-katkda.html</link><category>İbrahim Ortaş</category><category>üniversite</category><category>Bilim</category><category>YÖK</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Fri, 16 Nov 2007 01:55:31 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-2606760190998915438</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;Geçenlerde YÖK'le ilgili bir yazı yazmıştım. Çukurova Üniversitesinden çok saygıdeğer bilim insanı hocamız İbrahim ORTAŞ da YÖK'ün kuruluş yıl dönümünde bir yazı kaleme almış. Değindiği noktaların çok önemli olduğunu düşündüğüm için bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;********************************************************************************&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;YÖK Üniversitelilik Bilincini Ortadan Kaldırdı.Evet bugün YÖK'ün kuruluş yıldönümü. Tamamen tek elden yürütülen ve yukarıdan aşağıya hiyerarşik yapılanma ile üniversiteler işleyemez duruma gelmiştir. Üniversitelerimiz ve eğitim sistemimiz işleyemez duruma gelmekle kalmamış bir bütün olarak ülkemiz bilimsel saygınlığını eşdeğer ülkelere göre geliştirememiştir. Bugün ülkemizin sosyal yaşamı, bilimi ve üniversiteleri toptan bir çıkmazın içindeyse bunun en önemli nedeni de YÖK yasası ile birlikte gelen üniversite anlayışıdır. YÖK' ile birlikte ülkemizde bilimsel kalite geriledi YÖK' ün kurulması ile birlikte aradan geçen 25 yıllık süre içinde belki ülkemiz üniversitelerinde niceliksel gelişmeler olmuştur, ancak unutmayalımbizden geride olan ülkeler bizden birkaç kat ilerlediler. Ancak ülkemiziçin en ciddi sorun üniversite ve bilim kalitemiz her geçen gün düşmüştür.Yine YÖK strateji raporundan öğrendiğimize göre üniversitelerimizin ve YÖK kurumunun ve diğer orta öğretim kurumlarına ilişkin istatistiki bilgiler, başta Milli Eğitim olmak üzere ülkemiz eğitiminin ve biliminin röntgeninin hiç parlak olmadığı ve ülkemizi ileriye taşımaktan da uzak olduğu görülmektedir. Muasır Medeniyet Seviyesini Yakalayamadık. Maalesef ülkemize yazık olmuştur. Ülkemiz insani gelişmişlik düzeyi yönünden 96 sırada, yoksulluk ve suiistimalde 70 sırada. Halen nüfusun%10'un üzerinde okuma yazma bilmiyor, ortalama okuma yazma oranı ise 3.5yıl. Maalesef ülkemiz Mustafa Kemal'in hedeflediği muasır medeniyetler seviyesine 90 yıl sonra halen ulaşamamıştır. Bu sorumluluk bizi yönetenlereaittir. YÖK'ün ve Üniversitelerin birazda ülkenin bu gerçeklerini dikkatealarak, toplumu aydınlatarak yurttaşlardan devletten taleplerde bulunmasını sağlamaları beklenilmektedir..Üniversite Öğrencisini Çağı Yakalayacak Düzeyde Eğitemedik Üniversiteye gelen öğrenci yalnızca ders almakta ancak eğitim aldığımaalesef söylenemez. Maalesef yine YÖK'ün raporuna göre ÖSS'yi başarmışolsa da öğrencilerin çoğunun düzeyi üniversite öğrenimine uygun değil.Devamında da biz üniversiteler gelen öğrenciye pek de bir şey katmadanmezun ederek göndermekteyiz. Mezunlarımız doğru düzgün yabancı dilbilmiyor, dilekçe yazamıyor ve kendisini ifade etmekte yetersizkalmaktadır. Biricik amacı bilgi üretmek ve bilgiyi yaymak olan üniversiteler bilinen bilgiyi öğretmekten öteye geçememektedirler. Cahit Arf'ın ifadesi ile neredeyse "ileri lise" konumundan öteye geçemedik. Bilimsel Üretkenlik Yönünden Üniversitelerimiz Verimsiz. Bütün birimlerde bilim ortamına yakışmayan, ilgisizlik, kadrosuzluk, verimsizlik ve doğal olarak yıldan yıla gelişen yılgınlık üniversiteleriçalışamaz konuma getirmiştir. Hepimiz yoksulluk sınırındaki maaşla, ekders, ikili öğretim, dışarıda döner sermaye üzerinden veya piyasada iş ararduruma getirildik. Bütün enerjisini para kazanan işe ayırtan öğretim üyeleri olarak bilim yapamaz konuma getirildik. Dünyada bilimsel çalışmalar ve araştırmalar harıl harıl işlerken, öğretim üyeleri 30 saate kadar derse girmeye zorlanmaktadır. Bu koşullarda nasıl bilim yapılacak anlamaktazorlanıyorum.YÖK yasası ile birlikte ülkemizin bilimsel bilim adamı yetiştirme sistemi bir türlü bir mekanizmaya ve kriterlere bağlanamamış. Yaratılan bilim insanı profili ise bilimsel üretkenlik yönünden son derece düşük düzeyde kalmıştır. Üniversitelerin Sorunu Yönetim Sorunudur. Türk yükseköğretimin başta üniversiteler olmak üzere en ciddi sorunu yönetim sorunudur. Adeta bir yerel yönetici belirleme yapılanmasına dönüşen üst yönetim belirleme sistemi üniversitelerde huzursuzluğu geliştirmiştir. Belirlenen adaylar önce YÖK kurlunda sonrada Cumhurbaşkanın ilkeleri belirlenmemiş taktirine bırakılmıştır. Üniversite üst yönetimlerinin iktidara gelmek için verdikleri paylaşımcı, liyakate dayalı atama ve terfi vaatleri, üniversiteleri demokratikleşme anlayışı ne yazık ki iktidara gelindikten sonra unutulmaktadır. Neredeyse bütün alt kademeden üst kademeye kadar ülkemizin bütün üniversite yöneticilerine karşı benzer eleştiriler gelmektedir. Ölçütleri belirlenmiş, liyakate dayalı kendi iç dinamikleri içinde özerk ve özgür üniversite anlayışına dayalı bir yönetici belirleme sistemine acil ihtiyaç bulunmaktadır. Bilim ve Eğitim Birinci Öncelik Olmalıdır Mutlak. Başta orta öğretim olmak üzere üniversite eğitim ve bilimi ulusal bir bütünlük içinde ele alınmalıdır. Ülkenin geleceğine yönelik temelaraştırma stratejileri geliştirmeli. Türkiye'nin GSMH içindeki en yüksek payı eğitim ve bilime ayrılmalı ve konu Milli Güvenliğin birici maddesi olmalıdır. Bunu yapamadığımız zaman sürekli kendi içimizde çözüm üretemeyen, teröre alet edilen, dışarıdan sürekli bilgi alan bir ülke olmaktan kurtulamayız. Çağımızın biricik tecrübesi eğitim düzeyi düşük, bilgi üretemeyen hiç birtoplumun çağı yakalaması mümkün değil ve ligden düşmektedir. Tarihin herdöneminde bilime önem veren ve onun gereğini yerine getirenler ilegetirmeyenlerin hikayeleri vardır. Sanırım ulus olarak bu konuyu en çokkonuşanlar bizleriz. Ne yazık ki bir arpa boyu yol alamadık, günden güne degeriye gidiyoruz. Yeni Bir Yükseköğretim Yasası ŞartÜlkemizin aydın geleceği için mutlaka yeni bir yüksek öğretim yasasınaihtiyaç bulunmaktadır. Üniversitelerimizin mutlaka bu talebi en yüksekşekilde ifade etmeleri gerekir. Bugünkü anlayışla ülkemizin bilimsel,ekonomik ve sosyal alanda atılım yapması beklenilmemelidir. Ancak atılımyapmak ve çağın gerisine düşmememiz gerekir. Bunun sorumluluğu baştaüniversite yöneticilerine düşmektedir. Günden güne eriyen üniversitelerinsorumluluğu, başta kurumların başına büyük umutlar ile gelip statükoyasığınan, kurumalara dinamizm katamayan yöneticiler aittir. Ayrıca bilincive şuuru olan, olayları ve gelişmelileri görüp bana ne diyebilenlereaittir. Kısaca bu ülkede sorumluluğu olan ve konuya duyarsız kalan hepimize aittir. Sorun siyaset üsütü bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Ülkemizin dinamik insan gücüne yeni dinamik ve çağdaş bir yüksek öğretim modeli yakışır. Ülkemizin bunu hakkettiğini düşünüyorum&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-2606760190998915438?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/6GWJPV7FDG0" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-11-16T09:55:31.955Z</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/11/yk-lkemizin-her-ynden-gelimesine-katkda.html</feedburner:origLink></item><item><title>iş bankası 10 kasım Mustafa Kemal Atatürk reklamı</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/aHoiuAG4nEM/i-bankas-10-kasm-mustafa-kemal-atatrk.html</link><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Sat, 10 Nov 2007 14:25:31 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-242641095889872206</guid><description>&lt;div xmlns='http://www.w3.org/1999/xhtml'&gt;&lt;p&gt;&lt;object height='350' width='425'&gt;&lt;param value='http://youtube.com/v/6K9vMIFVC3U' name='movie'/&gt;&lt;embed height='350' width='425' type='application/x-shockwave-flash' src='http://youtube.com/v/6K9vMIFVC3U'/&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Atatürk'ün insan yönünü çok güzel betimlemiş, onun ideallerini gerçekten çok iyi sembolize etmişler. 10 Kasım'da Atamız ancak bu kadar güzel anılabilirdi.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-242641095889872206?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/aHoiuAG4nEM" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-11-10T22:25:31.428Z</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">5</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/11/i-bankas-10-kasm-mustafa-kemal-atatrk.html</feedburner:origLink></item><item><title>Bir Hüzün Başkenti</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/qH3MYaKVbqw/bir-hzn-bakenti.html</link><category>kent</category><category>1989</category><category>Goodbye Lenin</category><category>Unter den Linden</category><category>duvar</category><category>hüzün</category><category>tarih</category><category>Berlin</category><category>mekan</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Fri, 09 Nov 2007 11:56:37 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-4326717906783688042</guid><description>&lt;div&gt;



&lt;div&gt;




&lt;div&gt;





&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.johnkeane.net/pics/other/cities/berlin_brandenburgsm.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.johnkeane.net/pics/other/cities/berlin_brandenburgsm.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;






&lt;div&gt;




&lt;div&gt;




&lt;div align="justify"&gt;Her kentin, her mekanın bir kalbi olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Kendine has kişiliğiyle yaşayan bir canlıdır kentler de. Bazı kentler vardır enerjiktir, coşkuludur. Bazıları ise hüzünlü...Tarihin sillesini yemiş, acılarla dolu küfesini yüklenmiş giden. Kudüs bu küfeyi sırtlayan belki de en bilindik kenttir. Bir diğeri ise Berlin... Farklı ülkelerin farklı kentlerine yolum düştü. Ancak hiç biri Berlin kadar derin bir hüzne boğmadı beni. Sıcak savaşın bıraktığı taş yığınlarının arasından yeniden yükselirken bu sefer de soğuk savaşın oyunlarına sahne olmuş, halkı bir duvarla ikiye bölünmüş bir kentti burası, ve yıkılışının üzerinden 12 yıl geçse de duvarın kalbine kazıdığı izler hala çok rahatlıkla okunabiliyordu. "Unter den Linden" ne kadar kalabalık, ne kadar hareketli olsa da tarifi zor bir hüzün bırakıyordu üzerimde. Oysa ne de güzel bir karşılığı vardı dilimde caddenin: Ihlamurlar Altında! Nazi döneminin acımasızlığı, Sovyet egemenliğinin soğukluğu ile birleşiyor, kapitalizmin yapışkan yayılmacılığı ise kentin siluetine hafif meşreplik katıyordu. &lt;/div&gt;




&lt;div align="justify"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.nicolai-verlag.de/cover_full/3-87584-109-3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;

&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.stadtentwicklung.berlin.de/umwelt/stadtgruen/stadtbaeume/pix/alleen/unter_den_linden/unter_den_linden_01.jpg" border="0" /&gt;



&lt;div align="justify"&gt;Otomasyon düzenin insanları bir seri üretim hattı gibi akıp gidiyorken engelleri yıkılan doğu ile batı arasında ben, duvara rağmen bir aşkın nasıl sürdürülebildiğini düşünüyordum romantik bir ruh haliyle. Ya da bir duvar parçasının kaç kişinin kanını emdiğini...&lt;/div&gt;
&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.cs.utah.edu/~hatch/images/europe/berlin.buildwall.jpg" border="0" /&gt;





&lt;div align="justify"&gt;Duvar bir semboldü sadece beyinlerimize değil, yüreğimize de kazınan. Bize yıllarca Doğu Almanya'nın komünist düşünceyle insanları esir aldığı anlatılmıştı. O yüzden olsa gerek doğu yakası dünyaya kapalıydı, soğuktu. Oysa ki haşmetli ama tek tip binaları, geniş caddeleri kaplıyordu, tıp kı başkent Ankara'daki gibi. Batı ise yüzünü Amerika'ya dönmüş, gece kulüpleri, kültür aktiviteleri, alış veriş merkezleriyle fıkır fıkır bir Avrupa Kentiydi. Oysa kapitalist ekonomiyi beslemek için kurulan fabrikalarda çalışması için davet ettiği "yabancıların" kendine bile yaban olduğu bir dramın ev sahibiydi sokak sokak, mahalle mahalle...Böylesine farklı, böylesine ayrıydı kentin iki yakası birbirinden ve bu aykırılığıydı belki onu böylesine kederli ve bir o kadar anlamlı kılan......Belki sırf bu yüzden adını her duyduğumda yüreğimin cız edişi. &lt;/div&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.geocities.com/intrepidberkeleyexplorer/BerlinWall.jpg" border="0" /&gt;





&lt;div align="justify"&gt;Berlin halkı duvarın yıkılışının 18. yılını kutluyor, duvarın böldüğü hayatları anarak. Bazısı ise doğu ve batının ayırldğı günlerin özlemini duyuyor. Bense duvarın küçük bir parçasıyla sanki tarihin bir bölümüne sahip olduğum hissini taşıyorum. &lt;/div&gt;




&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130784108702077186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RzQ09npoEQI/AAAAAAAAAQ0/oahepabjWrM/s320/IMG_0294.jpg" border="0" /&gt;



&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130784362105147666" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RzQ1MXpoERI/AAAAAAAAAQ8/2_Q7xX6dzAY/s320/IMG_0295.jpg" border="0" /&gt;


&lt;div align="justify"&gt;"Goodbye Lenin" bu hüznü kentin fonu üzerine inşa edilen yaşamlar üzerinden işliyor. Kişilerin yaşamı, kentin dramına; kentin parçalanmışlığı kişilerin yaşamına karışıyor...Film, kimi zaman esprili ama bolca hüzünlü bir anlatım sunuyor Berlin üzerinden, tıp kı kentin kendisi gibi. Duvarın yıkılışının yıl dönümü olan bu günde eğer kendinize ayıracak biraz zamanınız varsa bu filmi izlemenizi öneririm. Tarafsız ve yalın bir anlatımla hazırlanmış ve gerçekten o döneme ışık tutuyor. &lt;/div&gt;







&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.virginia.edu/german/undergraduate/images/AfficheGoodbyeLeninWeb.jpg" border="0" /&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-4326717906783688042?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/qH3MYaKVbqw" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-11-09T19:56:37.875Z</app:edited><media:thumbnail url="http://bp0.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RzQ09npoEQI/AAAAAAAAAQ0/oahepabjWrM/s72-c/IMG_0294.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/11/bir-hzn-bakenti.html</feedburner:origLink></item><item><title>Yazık oldu bizim Mösyö'ye...</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/5w5dW_jspIE/yazk-oldu-bizim-msyye.html</link><category>kadınlar</category><category>Cecillia Sarkozy</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Mon, 05 Nov 2007 11:50:14 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-1320004343039822832</guid><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir kadın düşünün ki Dünya'nın baş aktörlerinden birinin, mihenk taşı bir ülkenin liderinin eşi olsun ve ülkenin en tepesindeki kadınken tüm makam, mevki ve hayli gösterişli bir hayatı elinin tersi ile iterek bir anlamda tepedeki kadın olmaktan istifa etsin. İşte ben buna cessur, onurlu ve güçlü bir kadın portresi derim. Bahsi geçen kişiyi çıkartmanız zor olmamıştır sanırım. Zira son günlerdeki idol kadınımı sizlerle de paylaşmak isterim: Bayan Cecillia'yı. O kocasının iktidarına ortak olmak adına yalama olmuş bir evliliği sürdürme zorunluluğunu duymayan, bir insan olarak &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;ince hesaplar yerine derin duyguların daha önemli olduğunu gösteren, özgürce yaşayabilmenin her türlü mevkiden daha değerli olduğunu cümle aleme öğreten ve belki de en çok bu yüzden gönüllerde başka bir yere oturtulan kadın. Lady Diana'dan sonra "arkasında durduğum kocamdan bağımsız bir birey olarak ben de varım!" diyebilen  ve belki de sırf bu tavrı yüzünden kocasının soyadından hariç sadece Cecillia olarak tarih sahnesine adını yazdıracak bir insan. Gizli kapaklı işlerle sadece kocasını değil tüm dünyayı aldatmaktansa aşkını doyasıya yaşamayı tercih eden ve bunun için her şeyi göze alabilen bir kadın O. Kısacası türünün numuneliklerinden. Sahi böyle kaç kadın kaldı dünya üzerinde? Kalbim seninle Cecillia, yazık oldu bizim Sarkozy'e.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://partenaires-ez.prisma-presse.com/afp/francais/journal/fra/photos/CPS.HLA16.191007085130.photo00.photo.default-292x512.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-1320004343039822832?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/5w5dW_jspIE" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-11-05T19:50:14.038Z</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/11/yazk-oldu-bizim-msyye.html</feedburner:origLink></item><item><title>Savaş, terör bahane Cumhuriyet'i kutlamaları şahane!</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/Hx3_5t3U2qU/sava-terr-bahane-cumhuriyeti-kutlamalar.html</link><category>savaş</category><category>cumhuriyet</category><category>terör</category><category>kutlama</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Mon, 29 Oct 2007 13:29:40 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-189753674055784733</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;Kan kusup, kızılcık şerbeti içmek diye bir deyim vardır güzel Türkçemizde. Cumhuriyetin 84. yıl dönümünü kutladığımız bu günü iyi özetlediğini düşünüyorum bu sözün. Ülke kaosa sürüklenirken, savaş tamtamları çalınıp, karşılık restleşmeler ahenkli bir şekilde sürerken, onca insanımız ölmüş, üstüne üstlük sekiz askerimiz rehin alınmışken nasıl oluyor da böylesine coşkuyla, gökleri yırtan havai fişek gösterileriyle kutlanabiliyor bu cumhuriyet? Bu kadar kolay mı olup bitiyor herşey, bir gün önce hop otutup hop kalkıyorken yerlerimizde, bir gün sonra eller havada 10. yıl marşını söyleyip cumhuriyetin 84. yaşını kutlamak böylesine basit bir olay mı? Şapkalarımızı önümüze alıp düşünsek, bu 84 yılda neler gördü, neler yaşadı bu cumhuriyet desek, hangi badireleri atlattı, nasıl bu hale getirildi bir anlamaya çalışsak, hatta anlamakla kalmayıp bundan sonra da yaşayabilmesi için neler yapmamız gerektiğine ilişkin  ortak bir akıl ortaya koymak için çabalasak, "haydi bütün eller havaya, cumhuriyeti kutlamaya"demekten çok daha anlamlı olmaz mı? &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-189753674055784733?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/Hx3_5t3U2qU" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-10-29T20:29:40.765Z</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/10/sava-terr-bahane-cumhuriyeti-kutlamalar.html</feedburner:origLink></item><item><title>Sözün bittiği yerde başlar bu yazı...</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/CPYTyCa53Xc/szn-bittii-yerde-balar-bu-yaz.html</link><category>şehit</category><category>savaş</category><category>ABD</category><category>terör</category><category>PKK</category><category>asker</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Tue, 23 Oct 2007 04:16:09 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-3275958166757413841</guid><description>&lt;a href="http://www.orduadd.com/resim/SİYAH%20KURDELE.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.orduadd.com/resim/SİYAH%20KURDELE.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;



&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf" allowScriptAccess="always" width="180" height="23" bgcolor="#ECECEC" id="radioblog_player_-1" FlashVars="id=-1&amp;filepath=http://www.radioblogclub.com/listen?u=vMHZuV3bz9ybpRWYy9icm5SZtlmbhVmbvpnL3d3d/Deep%2520Purple%2520-%2520Soldier%2520of%2520fortune.rbs&amp;colors=body:#ECECEC;border:#BBBBBB;button:#999999;player_text:#999999;playlist_text:#999999;" &gt;&lt;/embed&gt;

Gayri resmi olarak süregelen savaşımız tezkerenin çıkmasıyla resmiyete bağlanmış oldu. Tezkerenin kabulü PKK'ya ve onun destekçilerine aba altından sopa gösterirken, PKK da Türkiye Devleti'nin restini gördüğünü içimizi yakan bir eylemle gösterdi. Evet, içimizi yakan diyorum çünkü 21 Ekim sabahı televizyonları karşısında ailecek pazar kahvaltısı yapan bizler önce 9, hemen sonrasında 12 canımızı kaybettiğimizi öğrenince gerçekten yandık. Ateş 20 yılı aşkın bir zamandır topraklarımıza düşüyor ve bu gerçekten can yakıyordu. Hepsinin bir öyküsü vardı, her insanın bir kişisel öyküsü olduğu gibi. Kimi evlenecekti tezkere alır almaz, kimi daha yeni kavuşmuştu yıllardır görmediği annesine...Açıklamalar yapılıyordu farklı ağızlardan: kanı yerde kalmayacak askerlerimizin, hesabı sorulacak tüm bu olanların deniyordu, yıllardır dendiği gibi...ve 33 PKK'lının öldürülmesinin ardından Genel Kurmay açıklıyordu "misli ile karşılığı verilmiştir" diye. Sevinmek mi gerekirdi şimdi öldürülen diğerlerine? Onların hikayelerini merak etmek vatanını sevmeme anlamına mı geliyordu? O halde kimliği belirsiz teröristlerin ölümüne sevinmek irrasyonel olarak belki de en doğru duygusal tepkiydi. Evet duygusaldık, yılların yükünü taşıyan, yıllardır aynı acı haberleri duymanın yorgunluğu ve yılgınlığı ile beraber duygusaldık hem de...Tepkilerimiz de o doğrultuda "duygusal" olacaktı elbette, ne de olsa bizler sadece halkıydık bu ülkenin. Duygusallıktan uzak, rasyonel çözümler üretmekse her zaman olduğu gibi politikacılarımıza bırakılmalıydı. Kitlesel olarak il il, bucak bucak yollara dökülen halk "hepimiz Mehmetiz, hepimiz askeriz, hepimiz şehitiz" sloganları eşliğinde bir an önce vatanını bölmek isteyen katillerin cezalandırılmasını, Devletinin kişilikli bir çözüm ortaya koymasını istiyordu ısrarla...Halk demokratik yollarla devlet unsurlarına bir mesaj ulaştırıyordu, haklıydı da kendi doğalında. Oysa hükümet sözcüsü "serin kanlı" olmalarını, taşkınlığa mahal vermemelerini istiyordu sabrı zaten taşmış olan halkından. Doğruydu, politika üretmek duygusallık kaldırmıyordu. Hele ki "terör" söz konusuysa akılcı çözümler üretebilmek için serin kanlı olmak, akıl bali davranabilmek daha büyük önem kazanıyordu.
&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;Çünkü PKK Türkiye için terör örgütü sınıflamasına girerken ABD ve Rusya gibi ülkeler için bir sibop görevi görebiliyordu. ABD'nin basın organları terörist yerine direnişçi, gerilla, savaşçı gibi terimleri kullanmayı tercih ediyordu. Bu bile inceden bir mesajdı... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bakın internet nnsiklopedisi &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ter%C3%B6rizm#Uluslararas.C4.B1_Ter.C3.B6rizm"&gt;Vikipedi&lt;/a&gt; "&lt;em&gt;dünden bugüne terörizm" sekmesi altında şu satırlara yer veriyor: " &lt;/em&gt;&lt;a title="İkinci Dünya Savaşı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kinci_D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1"&gt;&lt;em&gt;İkinci Dünya Savaşı&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;'ndan ve özellikle 1963'deki &lt;/em&gt;&lt;a title="John F. Kennedy" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/John_F._Kennedy"&gt;&lt;em&gt;John F. Kennedy&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt; suikastinden sonra faaliyetlerine hız veren &lt;/em&gt;&lt;a title="ABD" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ABD"&gt;&lt;em&gt;ABD&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;'nin tutunmayı hedeflediği coğrafyalarda istikrarsızlık ve bunalım ortamı yaratmak için yaymış olduğu yıkıcı bir düşünce akımıdır[&lt;/em&gt;&lt;a title="Vikipedi:Kaynak gösterme" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vikipedi:Kaynak_g%C3%B6sterme"&gt;&lt;em&gt;kaynak belirtilmeli&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;] .Bu düşünce akımını tüm muhalifler desteklemektedir. Özellikle &lt;/em&gt;&lt;a title="İsrail" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0srail"&gt;&lt;em&gt;İsrail&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt; devleti kurulduktan sonra &lt;/em&gt;&lt;a title="Ortadoğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ortado%C4%9Fu"&gt;&lt;em&gt;Ortadoğu&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt; coğrafyasında terörün, şiddetin ve kargaşanın şaşırtıcı biçimde hiç durmadığı ve giderek arttığı göze çarpar. Bugün terörizm düşünsel boyutta bir düşünce olmaktan çıkıp devletlerin gizli çıkarları uğruna masum insanların vahşice öldürüldüğü bir eylemsel bütünlüğe ve anarşinin hüküm sürdüğü her yerin düzenine dönüşmüştür." &lt;/em&gt;Bu ifadeler zaten bildiğimiz şeyleri bir kez daha hatırlatır, bir kez daha doğrular nitelikte. PKK ABD, Rusya ve bazı Avrupa Birliği ülkelerinin maddi ve elbette manevi destekleri ile ayakta duruyor. Çünkü ABD'nin ve içindeki Siyonist lobilerin hayalini kurduğu Büyük Ortadoğu'yu içeren bütünün bir parçası. Görünen o ki bağımsız Kürdistan, Kürtlerden çok, uzun zamandır Ortadağu'yu, Kudüs'ü ele geçirmenin hayalini kuran ABD'nin işine yarayacak. &lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;Sorun şu ki terör eylemleri giderek halkı bölmekte ve kutuplaşmaları arttırmakta. PKK'nın özellikle "özgürlük vaat ettiği" toprakların gelişmesini, halkın ekonomik etkinliklerle güçlenmesini ve eğitilerek bilinçlenmesini engellediğini, özellikle 88-94 yılları arasında öğretmen ve doktorlara yönelik saldırılardan biliyoruz. Bu savaşta kayıplar sadece güvenlik güçleri ile sınırlı değil, pek çok öğretmen, doktor ve sayısı binleri aşan sivil insan hayatını kaybetti. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Peki ne için?&lt;/span&gt; Ben bu sorunun cevabını defalarca sordum, hala da soruyorum kendime, ama ne bilgi birikimim ne aklım içinden çıkılır, somut ve berrak bir cevap verebiliyor bu soruya. En büyük korkum, duyguların akışına kapılarak, çığ gibi büyüyen öfkenin masum insanlara yansıtılması ve artan kutuplaşmaların, öfke patlamaları olarak "linç" girişimlerine dönüşmesi. Hiç bir zaman aklımızdan çıkartmamamız gereken bir şey olduğunu düşünüyorum: Nasıl ki her Müslüman El-Kaideli ya da onun sempatizanı değilse, her Kürt de PKK'lı ya da onun sempatizanı değildir. Genellemelerden uzak durabildiğimiz sürece bölünüp, yeni devletçikler türetmez, başka bir deyişle oyuna gelmeyiz. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-3275958166757413841?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/CPYTyCa53Xc" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-10-23T12:16:09.365+01:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">10</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/10/szn-bittii-yerde-balar-bu-yaz.html</feedburner:origLink></item><item><title>Kazma KAZ'da!!!</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/7IsV8fRM4lY/bir-kazmadk-kaz-kalmt.html</link><category>doğa</category><category>siyanür</category><category>Kaz Dağları</category><category>altın</category><category>çevre</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Fri, 19 Oct 2007 13:25:39 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-5976089764350238052</guid><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.burasicanakkale.com/burasicanakkale/extra_pages/cnk_reh/images/ayazma_bayramic.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.burasicanakkale.com/burasicanakkale/extra_pages/cnk_reh/images/ayazma_bayramic.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bayramiç'ten bir görünüm: &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://www.canakkale.com%20"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;www.canakkale.com 'dan&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; alınmıştır.
&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;
&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.kulturturizm.gov.tr/TR/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=136020&amp;amp;RESIMISIM=kazdaglari.jpg"&gt;&lt;/a&gt;


&lt;div align="justify"&gt;İstanbul'un taşı toprağı altın diyenler yanlış biliyorlar. Türkiye'nin neredeyse her dağı, her taşı altın. KAZ kaz bitmez bu altınlar canım vatanımda. Bergama'nın tepelerinden altın, ovalarından siyanür akar. Kuşadası'nın dağları önce yakılır, sonra birinci kalite taş ocağı olur. Bodrum'un dağlarından güzel kayrak taşı çıkar ki bu taşlar beş yıldızlı tatil köylerinin, trilyonluk rezidansların duvarlarını süsler. .....................................................................&lt;/div&gt;


&lt;div align="justify"&gt;Dağ taş, ova bayır gezip altın avcılığına çıkanlar her kimse çok iyi çalıştıkları kesin. Nerede bakir, nadide bir köşe var bulup çıkartıyorlar. Ellerine sağlık. E tabi ne de olsa biz kalkınmakta olan bir ülkeyiz. Ağaçtan, doğadan, temiz hava, temiz toprak, kaliteli sebze-meyveden daha çok altına ihtiyacımız var. Ne de olsa topluca kalkınmak zorundayız, sağlıklı bireylerden çok kesemizin dolduğuna, hazinemizin kasasının şişmesine bakarız. Siyanür olsun, metan gazı olsun, karbon gazı olsun vız gelir bize. Bağışıklıyızdır cümleten asitin, zehirin her türlüsüne. Çevre dediğin, doğa dediğin nedir ki, vız gelir tırıs gider; mühim olan maliyettir, iktisattır, kapitaldir. O yüzden KAZ dağlarını da bir güzel kazmak, köstebek yuvasına çevirmek, çıkan altınları siyanürle ayrıştırmak gerekir temizinden. &lt;/div&gt;

&lt;div align="justify"&gt;................................................................................................................&lt;/div&gt;

&lt;div align="justify"&gt;İnsanımız sever altını, altına yatırım yapmayı; düğünlerde, doğumlarda bir Cumhuriyet ya da Ata takmayı...Sever takıp takıştırıp, ışıl ışıl altınlara dolanmayı. Ama bir altın parçasından daha çok sever yaşadığı yeri, soluduğu havayı, yediği elmanın tadını bilinçlenen halkımız. O yüzden koyar tavrını kendini hiçe sayıp rant peşinde koşanlara en okkalısından. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-5976089764350238052?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/7IsV8fRM4lY" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-10-19T21:25:39.871+01:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/10/bir-kazmadk-kaz-kalmt.html</feedburner:origLink></item><item><title>Türk işi ibadet...</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/YAD8GQXZo5A/trk-ii-ibadet.html</link><category>namaz</category><category>yorumsuz</category><category>ibadet</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Tue, 16 Oct 2007 05:13:06 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-9118607904177189694</guid><description>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RxSpfXrDYPI/AAAAAAAAAQs/LwSKchCIXDQ/s1600-h/DUNYA%2520VE%2520AH%25C4%25B0RET%2520%25C4%25B0%25C5%259E%25C4%25B0%2520AYRIDIR%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121905032622727410" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RxSpfXrDYPI/AAAAAAAAAQs/LwSKchCIXDQ/s400/DUNYA%2520VE%2520AH%25C4%25B0RET%2520%25C4%25B0%25C5%259E%25C4%25B0%2520AYRIDIR%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;div align="justify"&gt;Dün e-postama göndermiş bir aradaşım. Bir nevi foto blog olarak yayınlamayı istedim. Bu şahsiyet kimdir bilmiyorum ama affına sığınarak, kolay da deşifre olmayacağını düşünerek yayınlıyorum. Söylenecek çok söz olmasına rağmen bu resmi yorumsuz göndermeyi uygun buldum. Ben yorum kısmını size bırakıyorum dostlar. Eminim sizden çok şey çıkar.

&lt;/div&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RxSnQnrDYNI/AAAAAAAAAQc/crgZhZWLpro/s1600-h/yenifoto.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;


&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-9118607904177189694?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/YAD8GQXZo5A" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-10-16T13:13:06.697+01:00</app:edited><media:thumbnail url="http://bp2.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RxSpfXrDYPI/AAAAAAAAAQs/LwSKchCIXDQ/s72-c/DUNYA%2520VE%2520AH%25C4%25B0RET%2520%25C4%25B0%25C5%259E%25C4%25B0%2520AYRIDIR%5B1%5D.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">7</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/10/trk-ii-ibadet.html</feedburner:origLink></item><item><title>Hüzün değil bu hazan...</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/_55vPZskaJQ/hzn-deil-bu-hazan.html</link><category>sonbahar</category><category>güz</category><category>hazan</category><category>yaprak</category><category>yağmur</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Tue, 16 Oct 2007 05:15:08 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-7312195551396115510</guid><description>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RxNdeHrDYKI/AAAAAAAAAQI/v5X64NvxA7g/s1600-h/IMG_0098.jpg"&gt;&lt;/a&gt;

&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RxNc13rDYJI/AAAAAAAAAQA/Bb3riMrw-iY/s1600-h/IMG_0097.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121539281797734546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RxNc13rDYJI/AAAAAAAAAQA/Bb3riMrw-iY/s320/IMG_0097.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;


&lt;div align="justify"&gt;Güz serin nefesiyle yavaş yavaş hissettirmeye başladı kendisini...Aylardır oruç tutan toprağa düşen yağmur zerreleri bayramın gerçekten geldiğini müjdeler gibi suya hasret kalmışlara... Üşümenin, ürpermenin, yağmurdan iliklerine kadar ıslanmanın ne menem birşey olduğunu unutmuştuk nicedir. O hazzı yaşıyoruz ailecek bir kaç gündür. 75'lik Anneannem, evden çıkmaya mecali olmadığı halde yağan yağmurun altında karşıdaki gevrekçiye kadar yürüyüp, sırıl sıklam ıslandığını anlatıyor telefonda büyük bir zevkle...Bense o çok sevdiğim kokuyu çekiyorum derin bir nefesle: tazeliği, duruluğu, hüznü...&lt;/div&gt;

&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121541008374587586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RxNeaXrDYMI/AAAAAAAAAQU/CNaRj4JYHak/s320/IMG_0098.jpg" border="0" /&gt;

&lt;div&gt;Hazan mevsimi hüzün mevsimidir derler; bağbozumu, yaprak dökümü...Oysa bu hazanda düşen yapraklar hüznün değil, yaklaşan kışın müjdecisi oldu; düşen her yağmur damlası daha bir coşkuyla karşılandı. Özlemle beklediğimiz bir dost gibi... &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-7312195551396115510?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/_55vPZskaJQ" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-10-16T13:15:08.995+01:00</app:edited><media:thumbnail url="http://bp3.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RxNc13rDYJI/AAAAAAAAAQA/Bb3riMrw-iY/s72-c/IMG_0097.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/10/hzn-deil-bu-hazan.html</feedburner:origLink></item><item><title>Siz hangisi olmak istersiniz? Malezya mı Ruanda mı yoksa başka birşey mi?</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/zv1cRL4VtJQ/siz-hangisi-olmak-istersiniz-malezya-m.html</link><category>cumhuriyet</category><category>hukuk</category><category>anayasa</category><category>demokrasi</category><category>Malezya</category><category>Ruanda</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Thu, 04 Oct 2007 13:33:02 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-6467054034439501046</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;Anayasa referandumuna haftacıklar kala hala neyi oylayacağı konusunda ciddi bir fikre sahip olmayan vatandaşlar olarak anayasamızın gıyabında ortalıkta dönen tartışmaların içinde kendimizi de kaybetmiş durumdayız. Türkiye Malezya mı olacak Ruanda mı; yok efendim Cezayir'e mi dönecek, İran İslam Cumhuriyeti'ne mi şaşırdık valla. Her gün bir yenisi çıkıyor bu model ülkelerin. Ne olduğumuzu, ne olacağımızı bulamadık bir türlü. Anayasanın yanında bir de yeni kimlik belgesi edineceğiz bu gidişle herhalde. Aslında anayasa hazırlama uğruna bu kadar meşakkate de hiç gerek yokmuş gördüğüm kadarıyla. Oylama pusulalarına ülke isimleri yazıp, hangisi olmak istersiniz, hangisini seçersiniz deseler daha kolay olur(muş). Hatta benim kuşağın hem öğrenip hem de eğlendiği İsim-Şehir- Ülke oyununu bir format halinde devreye soksalar çok daha pratik bir çalışma olmaz mı? Cumhurbaşkanı kim olsun?- Başkent'in yeri değişsin mi?- Türkiye hangi ülkeye dönüşsün?...Kim bilir belki bu önerimi okuyup, son tahlilde bu cin fikri sokarlar uygulamaya. Zira yasacık ve yasakcık söylentileri dışında ortada oylanacak ne ana var ne de yasa. Sokaktaki adama soruyorlar "Türkiye'nin hangi ülkeye benzemesini istersiniz?" diye. "Malezya mı, Ruanda mı?". Adamcağız şaşkın, hayatında belki ilk defa duymuş Ruanda'nın adını. Ne Tutsilerden haberi var, ne Hutular'dan ne de Fransa destekli, Belçika köstekli o kandlı katliamdan... Hotel Ruanda' yı sorsalar "Aksaray'da bir otel mi o" diyecek. Malezya'dakiler ne yer ne içer, burası Dünya'nın neresine düşer nerden bilecek. Bana ne ne diyor sokak amcası Ruanda'dan Malezya'dan. Başka bir vatandaş  atılıyor "Türkiye Türkiye olarak kalsın, benzemesin hiç bir ülkeye" ... Der tabi, soru abes her şeyden önce. Ama konuşacak başka konu da yok piyasada. Üniversite öğrencisi türbanla okula girsin mi girmesin mi diye tartışıyor, üstüne girerse "mahalle baskısı" olur, el kadar bebeler örtünmek zorunda kalır diye kuramsal çarpıtmalarda bulunuyor, sonrasında da Malezya gibi ılımlı İslam yönetimine geçeceğimizin ön görülerini yapıyoruz haklı olarak. Haklı olarak diyorum çünkü elimizde tartışıp görüş bildireceğimiz daha sağlam malzemelerimiz yok, farazi durumlar üzerinden niyet okumacılığı yapıp geleceğe ilişkin fikir telakkisi yapmaya çalışıyoruz. Magazinsel yönleri ile ilgilendiriliyoruz yani, düpedüz güdümleniyoruz. Cumhurbaşkanımızın hali ne olacak bundan sonra bilmiyoruz mesela. Ya da türbanın üniversitelerde serbestlenmesi dışında bu yasa toplumsal hayatımıza neler getirecek, neleri değiştirecek bilmiyoruz. Sivil anayasamız bizi ne kadar sivilleştirebilecek, demokrasi anlayışımızı ne kadar geliştirecek, temel insani haklarımızı ne derecede kapsayacak hiç biri ile ilgili net bir &lt;span style="color:#ff6666;"&gt;bilgiye &lt;/span&gt;sahip değiliz fikir üretebilmek adına. Bu anayasa işi biz Türkiyelilerin hayatında bir şey değiştirir mi, Türkiye Malezya olur mu, olmaz mı bilmem ama bildiğim Malezyalıların hayatında şimdiden birşeylerin değişmeye başlamış olması. En azından adamlar Türk turist patlaması sayesinde hazinelerini zenginleştirecek, bizim içimiz dışımız Malezya olurken model bir ülke olmanın keyfini sürecekler belli bir süre...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.milliyet.com/2004/09/11/cumartesi/resim/cum101.jpg" border="0" /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.sporstudyo.com/images/image_gallery/1258.jpg" border="0" /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://pazar.zaman.com.tr/images/2006/12/03/malezya.jpg" border="0" /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://basin.kanal7.com/belgesel%20gorselleri/duvarlarin_arkasinda/malezya/malezya01.jpg" border="0" /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Malezya'dan insan manzaraları.... &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-6467054034439501046?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/zv1cRL4VtJQ" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-10-04T21:33:02.433+01:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">15</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/10/siz-hangisi-olmak-istersiniz-malezya-m.html</feedburner:origLink></item><item><title>İstisna Bunlar Vallahi İstisna!</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/3dwOY5r9i2k/istisna-bunlar-vallahi-istisna.html</link><category>dil bayramı</category><category>kaide</category><category>istisna</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Thu, 27 Sep 2007 14:56:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-4489101520739219288</guid><description>&lt;a href="http://resimler.haberler.com/haber/255/bulent-ersoy-ilk-kez-konustu_o.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://resimler.haberler.com/haber/255/bulent-ersoy-ilk-kez-konustu_o.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;"İstisnalar kaideyi bozmaz"ların cumhuriyetinde yaşıyoruz. Hayatlarımız kaideler ve onları bozmadığına inandığımız istisnaları üzerine kurulmuş. Ön koşulların çarşaf çarşaf listelendiği iş başvurularında, okul giriş sınavlarında "istisnalar" olabiliyor mesela. Tıpkı vergi borcu söz konusu olduğunda kardan zarar eden istisnalar olabildiği gibi. Ama bu istisnalar ne genel teamülleri değiştiriyor kurulu düzenimizde ne de kişisel öfke patlamaları dışında topyekun bir eylem çabasına dönüşüyor. Örneğin cinsellik en önemli tabularımızdan biri olmasına rağmen orada da geçerli bu istisnalar. Bu nedenle toplumun ahlakını bozan travesti Ersin'in tekme tokat sokak ortasında dövülmesi ona müstahakken ablaların ablası Bülent ablanın önünde el pençe divan duruyor alaturka Pop yıldızı adayı sokaktaki Ersin'e küfrederken. Çünkü Diva diye adlandırılan telli duvaklı gelin ablamız kendisini bizim için kurban olmaya adamış bir "istisna". Eşcinsel olduğunu açıklayan çocuğunu evlatlıktan reddeden baba için dinlerken mest olduğu Sanat Güneş'i de ayrı bir "istisna". Komşusunun kızını sokakta bir erkekle el ele gördüğünde her türlü yaftayı yakıştıran mahalle teyzesi için sihirli camın ötesinden kendisi ile kafa bulan Sedacığının ya da o çok beğendiği dizinin başrol oyuncusu kızın yaşadığı aşklar elbette ki "istisna". &lt;a href="http://www.giresunileri.com/haber_imaj/seda%20nihat.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.giresunileri.com/haber_imaj/seda%20nihat.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;


&lt;div align="justify"&gt;Söz istisnalardan açılmışken ve bu günün dil bayramı olmasına istinaden güzel dilimizde de "hoşça kal" yerine "bye" demek, "nasılsın" yerine "nbr" yazmak bir istisna. Ne demiştik efendim "istisnalar kaideyi bozmaz", hem ne olmuş istisna olduysa.&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="justify"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.sanatalemi.net/resim/kaziYikarmisin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-4489101520739219288?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/3dwOY5r9i2k" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-09-27T22:56:00.569+01:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">7</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/09/istisna-bunlar-vallahi-istisna.html</feedburner:origLink></item><item><title>Sanat yapmak bu kadar kolay olabilir mi?</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/blogspot/ikVw/~3/bjEZng_CIqM/sanat-yapmak-bu-kadar-kolay-olabilir-mi.html</link><category>fotoğraf</category><category>cameroid</category><category>soyut sanat</category><category>yansıma</category><author>ezophr@hotmail.com (ezop)</author><pubDate>Wed, 26 Sep 2007 02:04:16 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-31591424.post-1280752389581684263</guid><description>&lt;a href="http://www.edasuner.com/"&gt;www.edasuner.com&lt;/a&gt; 'da sevgili Eda çeşitli fotoğraf formları oluşturabileceğimiz bir site önermiş ve kendi çektiği fotoğrafları bizlerle paylaşmış. Onları görünce çok hoşuma gitti. Gerçekten çok eğlenmişe benziyordu...Sayesinde bizde de bir çılgınlık başladı. Hernevi fotoğrafı çektik, çekiyoruz ve de çekmeye devam edeceğiz. Bendeniz sanatsal çalışmalarımı yayınlamayı uygun gördüm. Eda kadar cesaretli değilim sanırım diğerlerini yayınlama konusunda. Size de tavsiye ediyorum bu siteyi...Garantilidir, tarafımızdan denenmiş, eğlencesi onaylanmıştır. &lt;a href="http://www.cameroid.com/"&gt;www.cameroid.com&lt;/a&gt; ...

&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RvoesXrDYGI/AAAAAAAAAPo/KOtiIP2InDk/s1600-h/di%C5%9Fler.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114434074450288738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RvoesXrDYGI/AAAAAAAAAPo/KOtiIP2InDk/s400/di%C5%9Fler.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RvoeYnrDYFI/AAAAAAAAAPg/X0bZ6XOwF6A/s1600-h/snapshot.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114433735147872338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RvoeYnrDYFI/AAAAAAAAAPg/X0bZ6XOwF6A/s400/snapshot.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RvoeMHrDYEI/AAAAAAAAAPY/uRDp3TROZ60/s1600-h/soyutsanat.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114433520399507522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RvoeMHrDYEI/AAAAAAAAAPY/uRDp3TROZ60/s400/soyutsanat.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RvoY63rDYDI/AAAAAAAAAPQ/z9NXYgmRxc0/s1600-h/i%C5%9Fleme.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114427726488625202" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RvoY63rDYDI/AAAAAAAAAPQ/z9NXYgmRxc0/s400/i%C5%9Fleme.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RvoYA3rDYCI/AAAAAAAAAPI/8Yg6MczFsjM/s1600-h/eller.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114426730056212514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RvoYA3rDYCI/AAAAAAAAAPI/8Yg6MczFsjM/s400/eller.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;&lt;img src="http://www.feedburner.com/fb/images/pub/feed-icon32x32.png" alt="" style="vertical-align:middle;border:0"/&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/blogspot/ikVw" rel="alternate" type="application/rss+xml"&gt;Subscribe in a reader&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/31591424-1280752389581684263?l=ezgininguncesi.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/blogspot/ikVw/~4/bjEZng_CIqM" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2007-09-26T10:04:16.479+01:00</app:edited><media:thumbnail url="http://bp0.blogger.com/_1ikRyuZ3EOg/RvoesXrDYGI/AAAAAAAAAPo/KOtiIP2InDk/s72-c/di%C5%9Fler.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://ezgininguncesi.blogspot.com/2007/09/sanat-yapmak-bu-kadar-kolay-olabilir-mi.html</feedburner:origLink></item><media:credit role="author">ezop</media:credit><media:rating>adult</media:rating><media:description type="plain">ezgininguncesi</media:description></channel></rss>
