<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671</atom:id><lastBuildDate>Mon, 10 Oct 2011 22:11:35 +0000</lastBuildDate><category>seçtiklerimiz</category><category>Ben Seni Neden Mi Sevdim</category><category>Atilla İlhan</category><category>Fyodor Mihayloviç Dostoyevski</category><category>kazanan yalnızıdır</category><category>kitap Mimi</category><category>Paulo Coelho</category><category>Güldeste</category><category>siyah süt</category><category>katre-i matem</category><category>İskender Pala</category><category>Şah ve Sultan</category><category>kartal</category><category>Araf</category><category>Şairlerin Dilinden</category><category>iki darbe arasında</category><category>Anneciğim</category><category>Fatih Kalkınç</category><category>japon kültürü</category><category>üstad ne demiş</category><category>yeniden doğuş</category><category>mahhalle</category><category>Sizdengelenler</category><category>düş hekimi</category><category>Elif Şafak</category><category>Nihat Sami Banarlı</category><category>Türkçe</category><category>pala</category><category>Aşk</category><category>Doğan cüceloğlu</category><title>Kitap Mimi</title><description>“Ey yolcu, sevgiyle yürü, ta ki hakikate eresin!”</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>31</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-1145007270751091338</guid><pubDate>Fri, 29 Apr 2011 14:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-04-29T17:04:18.791+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap Mimi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Fatih Kalkınç</category><title>"Okul Evde Başlar" - Fatih Kalkınç'tan...</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-B8k_OR660Cw/TbrE40kJ1RI/AAAAAAAAAGU/gjdPlN746j8/s1600/okul-evde-baslar_33536.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-B8k_OR660Cw/TbrE40kJ1RI/AAAAAAAAAGU/gjdPlN746j8/s200/okul-evde-baslar_33536.jpg" width="140" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Geçenlerde Fatih KALKINÇ'ın seminerine katılma fırsatı buldum gerçekten çok güzel bir seminer oldu yani tadı damağımızda kaldı desem yanlış olmaz herhalde zira gerçekten işini çok iyi yapıyor hele o yüzünden eksik olmayan tebessüm insana huzur veriyor. Seminer sonrasında bir iki kitap tanıttı yazar fırsat bu fırsat  bende yazarın kendi elinden kitabını alayım dedim. Kitabı yazar hediye &amp;nbsp;etti, madem böyle bir incelik gösterdi bizde kitabı okumasak olmazdı herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap psikolojik danışman Fatih KALKINÇ'ın seminerlerde yaptığı konuşmalarının derlemesinden oluşuyor. Kitapta çocuk aile ilişkisi sade akıcı ve güzel bir dil ile anlatılmış yani kitabı anlamak için çaba harcamanıza gerek yok okuyan her insan anlayabilir. Bu yönüyle herkese hitap ediyor. Kitap 15 bölümden oluşuyor. Yazar çocuğun doğumundan ve isim koyulmasından başlıyor ve hayatının tüm evrelerini en ince detaylarına kadar değiniyor. Kitap sacede salt bilgi ile okyucuyu boğmuyor salt bilgi yanında zaman zaman şiir, anktod, hikayelerle okuyucu dinlendiriyor yani kitap yatmadan önce yorgunluk atmak için okunulabilecek türden bir kitap. Yazar daima sevgi, sevgi ,sevgi, sevgi, gülümse ,gülümse, gülümse felsefesi üzerinde duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap genel itibari ile sade, akıcı ve güzel. Kitapta kullanılan çizimler oldıkça hoş ve güzel onun için kitabın çizimini yapan Ufuk ALKAN'a ayrıca teşekkür ediyorum(İlerleyen günlerde kitaptaki bir kaç çizimi bu yazının altına ekleyeceğim.) . Ayrıca kitapta kullanılan kağıt gözleri yormaması yönüyle çok iyi. Bunun dışında olumsuz olarak gürdüğüm nokta ise kitabın boyutunun büyük olması kitabın A4 boyutunda olması sadece evde okumaya mahkum ediyor biz okuyucuları oysa bizler kitabımızı herdaim yanımızda taşımak isterdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Yazımızı bir  alıntı ile bitirelim.&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;Hastalık, sevgisizlik, öksüzlük...&lt;br /&gt;Neler geçirdim ben!&lt;br /&gt;Çıkabilseydi bir, "güzel" diyecek&lt;br /&gt;Güzelleşirdim ben!&lt;br /&gt;(A.Nihat ASYA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arıca kitapta geçen &lt;b&gt;&lt;a href="https://docs.google.com/document/pub?id=1McSvbV143GAupz4sneJlmkUpY6ZcJ-0BVuJYXCU1QOY"&gt;Pulsuz Dilekçe&lt;/a&gt; &lt;a href="https://docs.google.com/document/pub?id=1McSvbV143GAupz4sneJlmkUpY6ZcJ-0BVuJYXCU1QOY"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;yazını okunmak üzere buraya kaydettim. Bunun dışında yazarın sitesinde bulunan müzik çok hoşuma gitti ve buraya eklemek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap: Okul Evde Başlar&lt;br /&gt;Yazar: Fatih Kalkınç&lt;br /&gt;Tarih: 29 nisan 2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-1145007270751091338?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2011/04/okul-evde-baslar-fatih-kalknctan.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap Mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-B8k_OR660Cw/TbrE40kJ1RI/AAAAAAAAAGU/gjdPlN746j8/s72-c/okul-evde-baslar_33536.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-5875208288169850315</guid><pubDate>Sun, 10 Apr 2011 13:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-04-10T16:04:34.883+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap Mimi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Fyodor Mihayloviç Dostoyevski</category><title>"Kumarbaz"- Dostoyevski'den...</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="#" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-f9iFj1qKJNw/TaGqG3LVzmI/AAAAAAAAAF8/BzaBmQ5JqDs/s1600/kumarbaz-dostoyevski.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kitap genel olarak olay bazlı pek fazla öğreticiliği olduğu söylenemez. Bunun yanında konu kumar olunca okumamak elde değil zira hayat boyu kumarbazlar,keşler, ve dilenciler her daim ilgimi çekmiştir. Onların yaşamları ve esrarengiz hayatları bende hep ilgi uyandırmıştır. Bir dilencinin sigarasını çekerken yanaklarında oluşan çukurdan tutunda hafif ak düşmüş kirli sakalına kadar tüm detayları bende merak konusu olmuştur. Hal böyle olunca usta yazar DOSTOYEVSKİ'nin &amp;nbsp;kitabını okumamak ahmaklık olurdu herhalde.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitaba gelince;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitap konu olarak kumar düşkünü olan bir kadının halini anlatıyor ve sürükleyici bir dili var. Ama bilgilendirici olduğunu söylemek mümkün değil. Daha çok lise talebelerinin ve okumaya yeni başlayanların okuyabileceği bir kitap. Bunun yanında akşmaları yatmadan önce dinlenmek amçlı okunabilecek sade ve güzel bir kitap.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kitap: Kumarbaz&lt;br /&gt;Yazar: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski&lt;br /&gt;Tarih: 7 nisan 2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-5875208288169850315?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2011/04/kumarbaz-dostoyevskiden.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap Mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-f9iFj1qKJNw/TaGqG3LVzmI/AAAAAAAAAF8/BzaBmQ5JqDs/s72-c/kumarbaz-dostoyevski.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-4148807968579224854</guid><pubDate>Fri, 08 Apr 2011 11:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-04-08T14:12:58.780+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seçtiklerimiz</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>düş hekimi</category><title>binBİR GECElik MASALI...</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-aHpmfs6n5-o/TZ7su7UYgXI/AAAAAAAAAF0/0MHnYLzhD68/s1600/Resim1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="257" src="http://4.bp.blogspot.com/-aHpmfs6n5-o/TZ7su7UYgXI/AAAAAAAAAF0/0MHnYLzhD68/s320/Resim1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bir varmış, bir yokmuş;&lt;br /&gt;bir yaşlı ayakkabıcı ve sadece çocukların yaşadığı bir Düş Şehri varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şehirde yaşamanın bir şartı varmış:&lt;br /&gt;Çocuklar birlikte oyun oynamaktan, birlikte düş kurmaktan vazgeçtikleri anda -&lt;br /&gt;ya da, kısaca büyüme belirtileri başladığında şehirden ayrılmak zorundalarmış.&lt;br /&gt;Şehirden ayrılanlar, hiç çocuğun, hiç kedinin olmadığı -&lt;br /&gt;güneşin hiç doğmadığı Kara Şehir'e giderlermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlanmış, ama büyümekten kurtulmuş ayakkabıcı, çocuklara &lt;br /&gt;hem Kara Şehir öyküleri, hem de içinde üretmek ve sevmek olan &lt;br /&gt;binbir gece masalları anlatırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düş Şehri'nde yaşayan çocuklar yorgandan evlerde yaşarlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pırıl pırıl, masmavi bir yorganda yaşayan bir Düşçü Çocuk varmış. Geceleri yorganın altında uyur, gündüzleri de üzerinde oynarmış. Uyurken yorganın içinde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;milyonlarca yıldız görür, &lt;br /&gt;üzerinde yuvarlanırken de o yorganı okyanuslardan daha büyük sanırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşçü Çocuk şiir de yazarmış. Hiç üşenmeden tek tek yazdığı kağıtları, rüzgarlı gecelerde penceresinin dışına koyarmış. Sabahları uyandığında şiirlerini &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bulamasa da, penceresinin önünde mutlaka, ya küçük bir çalı parçası, ya da minik bir solucan bulur, emeklerinin boşa gitmediğini görürmüş. Bu yüzden sabah &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oluşuna,  uyanışına, yepyeni düşler paylaşacağına çok sevinirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşçü Çocuk'un büyük bir düşü varmış. Bu düş: &lt;br /&gt;büyümesine gerek kalmadan, bu çocuklar şehrinden ayrılmak, &lt;br /&gt;yürüye yürüye yaşlı ayakkabıcının anlattığı Kara Şehir'e varmak, &lt;br /&gt;oradaki çocukluğunu yitirmişlere şiirlerini okuyarak, &lt;br /&gt;onlara bir zamanlarki düşlerini kurdurmakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir seher vakti, elinde kalem, kağıt, kalbinde sevinç ile çıkmış yola.&lt;br /&gt;Yürümüş, yürümüş, yürümüş;&lt;br /&gt;yağmur, fırtına, kızgın güneş altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep ekmek kırıntıları bulmuş yol boyunca,&lt;br /&gt;hep billur ırmaklar çıkmış karşısına;&lt;br /&gt;tepesinde dönüp duran kuşların ardına takıldığında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken varmış rüzgar esmez Kara Şehir'in kara sokaklarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sormuş yoluna ilk çıkan suratı beş karış adama:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Benim şiirlerim var; nasıl paylaşabilirim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve devam etmiş yoluna:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Saatin kaç?     cevabını alınca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara Şehir'deki tek çocuk olduğunu Beş Karış'ın nasıl fark etmediğini düşünüp durmuş, ilerlerken hiç kedi görmemiş karanlık sokaklarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Yayınevi çıkmış karşısına; girmiş içeri - ilerlemiş küflü koridorlarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıt çıkmayan bir odaya varmış;&lt;br /&gt;ama mavi bir yorgan bile yokmuş odada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışı da, içi de çok yaşlı bir adam yemek yiyormuş &lt;br /&gt;odanın tam ortasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir lokma yiyor, &lt;br /&gt;elindeki beyaz peçeteyle dudaklarını siliyor – &lt;br /&gt;karşısındaki bomboş duvara bakıyor, &lt;br /&gt;tekrar peçeteyle siliyormuş dudaklarını,&lt;br /&gt;ağzına tekrar bir lokma attığında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bozmuş ölüm sessizliğini Düşçü Çocuk:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Benim şiirlerim var…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki bir asır sonra yavaşça dönüp bakmış yaşlı adam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kaç kilo?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kere silmiş peçeteyle ağzını &lt;br /&gt;ve tek kelime söylememiş bir daha;&lt;br /&gt;bir lokma daha atmış ağzına &lt;br /&gt;ve sadece duvara bakmış asırlar boyunca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkmış Düşçü Çocuk oradan, elindeki kağıtlarla;&lt;br /&gt;kaybolmuş ilk defa ıslık duyan Kara Şehir sokaklarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hıçkırık sesi duymuş &lt;br /&gt;kocaman bir çöp bidonunun arkasında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uuupuzun saçlarıyla, &lt;br /&gt;arkasında bir kedi, başında tacıyla, &lt;br /&gt;küçük bir kız ağlıyormuş elinde kağıtlarla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen hatırlamış o kızı da, kediyi de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamış Düş Şehri'nde,&lt;br /&gt;elindeki kağıtları bir tepedeki yalnız ağacın dallarına koyup,&lt;br /&gt;rüzgar esmesini bekleyen küçük kızdan başkası olmadığını,&lt;br /&gt;çizimlerini görünce..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Senin adın ne; neden ağlıyorsun? &lt;br /&gt;Hiç büyümüşe benzemiyorsun; &lt;br /&gt;ne arıyorsun bu Kara Şehir'de?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Pino benim adım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben çizerim, hep çocukları çizerim;&lt;br /&gt;herkes çizdiğim çocuklarla oynamasını isterim,&lt;br /&gt;geceleri de çizdiklerime sarılıp,&lt;br /&gt;uyumalarını düşlerim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Peki; işin ne bu gece şehrinde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu çizdiklerimi artık çizemezdim büyüyünce;&lt;br /&gt;bu yüzden hala yürüyebilir, böyle çizebilirken,&lt;br /&gt;üşenmeyip geldim gri kedimle – &lt;br /&gt;büyümeyi bekleyemeyince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tamam o zaman;&lt;br /&gt;paylaşalım kağıtlarımızı, kalemlerimizi,&lt;br /&gt;birlikte yazalım, çizelim &lt;br /&gt;Düş Şehri'ndeki hayallerimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir durup çizerek, bir durup yazarak,&lt;br /&gt;yazdıkları - çizdikleri kağıtları &lt;br /&gt;hep sokak lambalarının altına bırakarak,&lt;br /&gt;gri yayınevi duvarlarına yapıştırarak, &lt;br /&gt;başlamışlar sokaklarda ilerlemeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken pembe bir bina görmüşler &lt;br /&gt;onca gri binanın arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerine inanamamışlar kapı açıldığında,&lt;br /&gt;o çocuksuz şehirde, kendileri gibi bir çocuk dururken karşılarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sen; bir çocuk??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Siz; iki çocuk??  Gelin çabuk içeriye…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturmuşlar yere, yemyeşil  bir yorganın üzerine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben Öykücü'yüm. Mavi pembe öyküler yazar, mavi pembe kıyafetler tasarlardım Düş Şehri'nde. Büyükler hep güzel kıyafetlerle gitmek isterler işlerine, &lt;br /&gt;ama asıl hep güzel kıyafetlerle gitmek gerekir güzel düşler görmeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duydum ki burası hep gece,&lt;br /&gt;ama kimse önem vermez ne düşe, ne de şiire - &lt;br /&gt;rüzgara karşı yürüyerek düştüm yollara ben de, &lt;br /&gt;geldim, gece'lik yapmaya  bu Kara Şehir'e,&lt;br /&gt;renklensin gri geceler diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl bir masal çıkabilirdi ortaya;&lt;br /&gt;bir düş hekimi  ile bir çocuk çizeri,&lt;br /&gt;çocuksuz, güneşsiz, kedisiz bir şehirde buluştuğunda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl bir gecelik çıkabilirdi ortaya;&lt;br /&gt;tek tip eşofmanlarla uyuyan insanların kapkara şehrinde;&lt;br /&gt;gece'likçi bir öykücü, bu düşlere ortak olduğunda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece masalıdır bazen,&lt;br /&gt;“bir gece”lik buluşma;&lt;br /&gt;bin bir gece masalıyken,&lt;br /&gt;bir “gecelik”le uyuma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer fırtına ya da güneş altında varabildiyseniz bu satıra,&lt;br /&gt;sonsuz gecelerde sizi de bekleyen olur sevgi ve sabırla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi satırlardaki ümitlerle, &lt;br /&gt;kimi çizgilerdeki düşlerle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep hoş geldiğiniz -&lt;br /&gt;aslında  hiç ayrılmadığınız bu şehirde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;masalın orijinaline aşağıdaki adresten ulaşabilir ve resimli halini okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;kaynak:&amp;nbsp;http://www.ergir.com/2011/binbir_gecelik_masali.htm&lt;br /&gt;__________________________&lt;br /&gt;düş hekimi yalçın ergir&lt;br /&gt;http://www.ergir.com &lt;br /&gt;6 nisan 2011&lt;br /&gt;pino - pınar büyükgüral&lt;br /&gt;http://pinomino.blogspot.com/&lt;br /&gt;http://photopeach.com/album/17duvxj&lt;br /&gt;öykücü can özoğuz&lt;br /&gt;http://www.oykucu.net/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep gülüşler,&lt;br /&gt;bol tatlı düşler dilekleriyle…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-4148807968579224854?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2011/04/binbir-gecelik-masali.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap Mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-aHpmfs6n5-o/TZ7su7UYgXI/AAAAAAAAAF0/0MHnYLzhD68/s72-c/Resim1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-4753313250452698469</guid><pubDate>Fri, 18 Mar 2011 22:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:28:59.456+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap Mimi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>İskender Pala</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Şah ve Sultan</category><title>“ŞAH &amp; SULTAN” – İskender Pala’dan…</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=6578751699639750671&amp;amp;postID=4753313250452698469#" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" src="https://lh3.googleusercontent.com/-aD9mAIfEEqw/TYPbTk3FFQI/AAAAAAAAAFk/FQ--PiN_Kv0/s1600/sah-ve-sultan-pala-iskender.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pala bu kitabında bizi bir kere daha aşk iklimine tam bundan 500 yıl evveline götürüyor ya da 500 yıl evvelini bize getiriyor. Kitapta Şah İsmail’den, Yavuz Sultan Selim’e, Kamber can’dan Taçlı sultan’a, Ömer’den Selil’e  bir çok kahramanla tanışma fırsatı buluyorsunuz. Kitap kamber can’ın yıldız toplamaya başlamasıyla  başlıyor, Taçlı Sultan’ın kamber can’ın omuzlarında hayata gözlerini yumması ile son buluyor.&lt;/div&gt;Yazar kitapta çaldıran savaşını tüm boyutları ile gözler önüne sererken aşkı da ihmal etmiyor. Aman Allah’ım o nasıl bir savaş; “sadece gönüllerin değil,alınların kemiklerin ve gözlerin alev alev yandığı savaş. Bir yanda ŞAH, diğer yanda SULTAN, bir yanda ağabey diğer yanda kardeş.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“O savaş sırasında karıncalar yuvalarını terk ediyordu yarın olacakları görmemek için, atların ayakları altında ezilmemek için, yarın hala bir karınca olabilmek için.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pala tüm bunları anlatırken bizleri adeta o günlere götürüyor. Sanki o günlere gidiyoruz da savaşı seyrederken gözlerimize atların ayaklarından kalkan çöl kumları savruluyor adeta. Hıtayî ‘den Hataî ‘ye giden yol. Aslanları bile pençesinde inim inim inleten adamdan bir çıbana ( şîr pençe) yenik düşen adama giden yol.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazar tüm bunları öyle güzel anlatmış ki adeta kitabın büyüsüne kapılıyorsunuz ve sizi alıp o diyarlara götürüyor, birilerinin size seslenerek o rüyadan uyandırmasını uyandırmasını hiç istemiyorsunuz. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çok fazla söze gerek yok. Şimdi sizleri altını çizdiğim kısımlarla baş başa bırakıyorum. Ayrıca kitap kesinlikle tavsiyemdir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“ Ey yolcu, sevgiyle yürü, ta ki hakikate eresin!” (s1)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ömer  yanında oturan kızın kulağına eğilip “Bihruze!…”  diye fısıldadı, “şimdi de kelebekler rüyalarında kendilerini sen olarak görebilmek için uykuya dalıyorlar mıdır acaba? …” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“ Güneş bize yaklaşınca yakar; belli bir mesafe de durduğunda ise ısı ve ışığıyla bize hayat verir.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“O gece sevginin karşılıklı oturup birbirinin yüzüne bakmak olmadığını, bilakis yan yana oturup aynı noktada ortak bir hedefe bakmak olduğunu anlamıştım." (S45)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Kişinin gönlünde kendisi olmak sevginin başlangıcı, sevgilide kendisi olmak ise sonu olmalıydı. Birincisi hamlık, ikincisi ise pişmeydi çünkü.” (s45)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“ Aşk kendisinden geçip sevgilideki gerçekliğe ulaşmanın adıydı.” (s45)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“ Ateşin alevi büyüdüğü vakit dumanı azalır, hatta kaybolur.”  (s103)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Mektubunla birlikte bize bir tas içinde at pisliği göndermişsin. Buna karşılık sana bir kavanoz bal gönderdim. Ne de olsa herkes karşısındakine kendi yediğinden ikram eder.” (s182)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mâhımı gördüm bugün yüzünden nikâb almış gider&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pertev-i nurundan onun âfitab almış gider    (Hıtaî)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(Bugün dolunayımı gördüm, yüzünden örtüsünü açmış gidiyor … öyle ki güneş, onun yüzünün ışığından aşık almış gidiyor) (s212)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“‎"Yaralı gönlümü, sevgilinin gece renkli zülfünün hayaliyle sardım. Geceleyin merhem bulamayan o yaranın vay haline ! " ( selimi )” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ömer’le ben  pergel gibiyiz; iki başımız var bir bedenimiz. Çevresinde ne kadar dönersem döneyim, o beni ne kadar ararsa arasın, er veya geç baş başa vereceğimiz günün geleceğini biliyoruz.”  (s279)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“insanlar birbirlerine gülüyorlarsa aralarında nefret, birbirleriyle gülüyorlarsa aralarında sevgi çoğalıyordu.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;-Derdi olan neylesin?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;-Durmasın söylesin.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;-Korkuyorsa neylesin?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;-Hiç korkmasın söylesin.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;-Efendim… şeyyy…  cariyeniz…. Size…. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Zavallı cariyecik, Sultan’ın karşısında cümlesinin sonunu getiremeden yığılıp kaldı. Artık o öteki  âlemdeydi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;" Ben yatam layık mı karşumda ol ayakda dura , &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Serv-kaddim din ben öldükde namazım kılmasın "&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(Ben uzanmış yatarken o selvi boylunun karşımda ayakda beklemesine asla razı olamam;işte o yüzden o sevgiliye söyleyin de ben onun aşkıyla öldüğüm vakit cenaze namazımı kılmasın)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Değerli arkadaşlar  sabırla bu yazıyı okuduğunuz için teşekkür ederim . Biraz uzun bir yazı oldu malum altını çizdiğim satır sayısı o kadar çok ki daha bir çoğunu da yazamadım. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu kitabı yazarak ufkumuzu bir nevi açtığı için İskender Pala hocamıza çok teşekkür ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kesinlikle tavsiye ediyorum herkes okumalı bu kitabı.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Arial, serif; font-size: 14px; font-weight: normal; line-height: 22px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #333333; font-family: Arial, serif; font-size: 14px; line-height: 22px; text-align: justify;"&gt;Yazar :&amp;nbsp;&lt;a href="http://kitapmimi.blogspot.com/search/label/Do%C4%9Fan%20c%C3%BCcelo%C4%9Flu" style="color: #3366cc; text-decoration: none;"&gt;İ&lt;/a&gt;skender PALA&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #333333; font-family: Arial, serif; font-size: 14px; line-height: 22px; text-align: justify;"&gt;Kitap: ŞAH &amp;amp; SULTAN&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;18Mart2011&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-4753313250452698469?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2011/03/sah-sultan-iskender-paladan.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap Mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh3.googleusercontent.com/-aD9mAIfEEqw/TYPbTk3FFQI/AAAAAAAAAFk/FQ--PiN_Kv0/s72-c/sah-ve-sultan-pala-iskender.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-2489826217074583586</guid><pubDate>Tue, 01 Mar 2011 23:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:29:40.920+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Elif Şafak</category><title>Kâğıt Helva - Elif Şafak'tan...</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-x0JisBfhYIY/TW1973fHlFI/AAAAAAAAAFY/aJkObAJ63ko/s1600/Elif-%25C5%259Eafak-Ka%25C4%259F%25C4%25B1t-Helva.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://lh4.googleusercontent.com/-x0JisBfhYIY/TW1973fHlFI/AAAAAAAAAFY/aJkObAJ63ko/s1600/Elif-%25C5%259Eafak-Ka%25C4%259F%25C4%25B1t-Helva.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;uzun zamandır sitede okuduğum kitapların eleştirilerini paylaşamıyorum arşivler bayağı kabardı ama işlerimin yoğunluluğu sebebi ile bir türlü defterden sanal ortama aktarmaya zaman bulamıyorum malesef. Söylediğim gibi arşiv epey kabardı inşallah ilk fırsatta diğer yazıları da en kısa sürede paylaşmaya çalışacağım şimdilik kısa bir yazı olduğu için sadece Kağıt Helva hakkındaki yazıyı paylaşacağım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Kâğıt Helva - Elif Şafak'tan...&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Kâğıt helva yazarın kendi tabiri ile &amp;nbsp;"&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;Kâğıt Helva, Elif Şafak'ın sözleriyle bir "Alıntılar Kitabı" &amp;nbsp;kitap yazarın daha önceki kitaplarında, yazılarında yayınlamış oluğu yazıların alıntılarından oluşuyor. Bende kitabın bu özelliğini bildiğim halde tereddütsüz aldım (çünkü yazarın bir çok kitabını okudum ve hepsini de çok &amp;nbsp;beğenmiştim ) &amp;nbsp;nereden bilebilirdim ki ticari amaç ile yazılmış bir kitap olduğunu. Anlayacağınız kitap bana göre ticari amaç ile yazılmış bir kitap onun için ben beğenmedim. Anlayacağınız tam bir hayal kırıklığı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Bitirirken&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;Yazımızı kitaptan bir kaç alıntı ile bitirelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;MED-CEZİR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Belki  aşk  sevgiliyi  kazanmayı  değil,  kendini onda  kaybetmeyi  gerektirir.  Kendini kaybettiğinde ve  ego  kuleni  yıkttğında,  karşılığında sevilmişsin  sevilmemişsin  ne fark eder?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;MED-CEZİR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Birbirimize yasak olmasak, gene de bu kadar sever miydin sevgimi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-2489826217074583586?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2011/03/kagt-helva-elif-safaktan.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap Mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh4.googleusercontent.com/-x0JisBfhYIY/TW1973fHlFI/AAAAAAAAAFY/aJkObAJ63ko/s72-c/Elif-%25C5%259Eafak-Ka%25C4%259F%25C4%25B1t-Helva.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-468408421409339864</guid><pubDate>Fri, 14 Jan 2011 15:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:30:26.228+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Sizdengelenler</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>düş hekimi</category><title>Anahtar Sesi...</title><description>&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5562065919133769858" src="http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TTBte_9GYII/AAAAAAAAAEM/UkrfuNr58Q8/s320/anahtar.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; float: left; height: 131px; margin: 0 10px 10px 0; width: 115px;" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;bir anahtar sesi kaydettim;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;bir gün çok ürkersem, her şey ters giderse,&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;ya da çok yalnız hissedersem kendimi,&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;kulaklığımı takıp dinlerim diye...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;** ** **&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün posta kutusuna bakmak, apartman aidatını ödemek, evi havalandırmak ve bir sorun olup olmadığını öğrenmek için yine annemlerin boş duran evine gittim.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Duvardaki Saatli Maarif Takvimi’nin yaprağını kopartmıyorum annemin ölümünden beri. Masanın üzerindeki o gazeteler daha uzun süre kalacak böyle giderse.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bütün çocukluğumun geçtiği yatağa yattım. Bir başınaydım evde; bir de açılmış camlardan girmiş iki sinek uçuşuyordu üzerimde. Neler neler geliyor insanın aklına böyle anlarda, bir daha asla bir sinek öldürebileceğimi sanmıyorum.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanki her gün bir kare fotoğrafı çekilmiş bir çiçeğin filmi gibi geçti duvarların onlarca yıllık badanası gözlerimin önünden. O elektrik düğmesi ne kadar yukarılardaydı bir zamanlar. Yattığım yerin tam üzerinde, tavana yapıştırdığım koca posteri de görür gibi oldum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;** ** **&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bizim, ablamla bütün çocukluğumuz bu iki odalı evde, bu odada geçmişti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Annem ile babamın, hemen hemen hepsinin bizim yaşlarda çocukları olan, kalabalık bir arkadaş grubu vardı. Çoğu da babamın okuldan arkadaşıydı. Bu grup öyle düşkündü ki birbirine, yaz tatilleri hariç, her Cumartesi akşamı sırayla birisinin evinde toplanırlardı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu toplantılara çocuklar götürülmezdi. Bize gelindiği zaman, biz ablamla odamıza tıkılıp, ne yapacağımızı bilmezdik. Çok utanırdık pijamalarımızla misafir odasından geçip mutfağa gitmeye –&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama bize gelinmesine razıydık; çünkü bizimkiler gittiğinde, evde yalnız kalırdık&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve mutfağa utandığımız için değil, korktuğumuz için gidemezdik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evde ablamla yalnız kaldığımızda, karanlık salonu geçip ulaşacağımız mutfak, mümkünse hiç gidilmemesi gereken bir yerdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eğer birimizin gitmesi şartsa, odada sopaya benzer ne varsa elimize alır,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;önde ben, kalbimiz küt küt atarak, yavaaaş yavaş mutfağa doğru ilerlerdik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O uzuuun yolda da konuşurduk yüksek sesle; bir hırsız gizlenmişse korkup kaçsın diye:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Kızılderililer saklandı değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Evet; kovboylar da saklandı, hepsi silahlı...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Dev Con da orda mı??&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunu duyan hırsız kesin altına ederdi, biz de mutfağa gittikçe yaklaşırdık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mutfağa her ne nedenle gitmişsek, en geç bir saniye içinde bitirmemiz gerekirdi işimizi. Su içeceksek, “küpten maşrapayla su alıp, bardağa koyma ve bir dikişte içme” dünya rekorları kırardık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tam o sırada bir tıkırtı olursa, çığlıklar atarak, o bir saatte milim milim geldiğimiz yoldan, bir saniyede koşarak geri döner, mutfağın ışığı açık kaldıysa artık dönüp kapatamazdık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yataklarımıza balıklama atlayıp, yorganı başımızı da örtecek şekilde yukarı çekip:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Kızılderililer saklandı değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Evet; kovboylar da saklandı, hepsi silahlı...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Kaç tane?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Binden fazla; koltuğun arkasındakileri saymıyorum...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;diye yüksek sesle, misafir odasından duyulabilecek şekilde konuşmaya başlardık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;** ** **&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aradan uzun, çok uzun bir süre geçerdi – ya da o zamanlar süreler daha uzundu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve korkunç sessizlikte, apartman boşluğundan asansörün sesi gelirdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Atom saati şaşar, o asansörün 6 katı çıkma süresi şaşmazdı. Tam saniyesinde dışarıdan “Zaankk!...” diye asansörün durma sesi gelirdi. (size o asansörün 6. katta durmamasının ne anlama geldiğini anlatamam)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Derken, karanlıkta bir tomar anahtar sesi duyulurdu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Önce alttaki Elzette kilide sokulan anahtarın sesini duyardım. Bu sesin notası da milim şaşmazdı. Hatta anahtar deliğe girecekken, önce saniyenin onda biri kadar arama, tam deliğe denk getirme sesi gelirdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;düş hekimi yalçın ergir &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha sonra sıra üstteki Viro kilide gelirdi. Onun sesi daha yumuşaktı ve sanki daha çabuk açılırdı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Alttaki ve üstteki kilitlerin açılma sesleri,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ardından gelen açılan kapı gıcırtısı: büyük mutsuzluğun sonu, mışıl mışıl uyku,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ertesi sabah kim bilir bize söylemedikleri ne korkuları olan arkadaşlar demekti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;** ** **&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anahtar sesi, farkında olunmasa da çok önemlidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kimisi için,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o anahtarın sesinin ardından, o kapıdan çıkıp gitmek özgürlükken -&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kimisi için de,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o anahtarın sesinin ardından, o kapıdan içeri girilmesi paha biçilmezdir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevdiklerinizin,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kavuştuklarınızın,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sevinçleri paylaştıklarınızın,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;doyamadıklarınızın hiç eksik olmaması;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yolunuz kadar -&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bütün kilitlerinizin de hep açık olması dileğimle...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;** ** **&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5562064207825376386" src="http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TTBr7Y1YlII/AAAAAAAAAEE/thKFq4LANaM/s320/anahtarlar.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 135px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; width: 90px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(bu gün kaydettiğim,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yıllar içinde notaları hiç değişmemiş o güzelim anahtar sesi:&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" height="30" src="http://www.box.net/embed/j2ntpmr8e3k0t9e.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="300" wmode="opaque"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 14px; line-height: 22px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;b&gt;Konuk Yazarı Hakkında&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5562065919133769858" src="http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TTBte_9GYII/AAAAAAAAAEM/UkrfuNr58Q8/s320/anahtar.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; float: left; height: 131px; margin: 0 10px 10px 0; width: 115px;" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;1974 yılında TED Ankara Koleji 'nden mezun oldu. 1980 yılında Hacettepe Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi’nden mezun olup aynı fakültenin Ortodonti Ana Bilim Dalı’nda asistan oldu. 1981 ve 1985 senelerinde Fransa’nın Mulhouse ve Rouffach Hastanelerinde çalışmalarda bulundu. 1985’de doktorasını tamamlayarak Ortodontist oldu. Mesleğini, konuşmacı olarak katıldığı yurt içi ve uluslararası kongreler dışında, özgün tasarımcı ve uygulayıcısı olduğu muayenehanesinde sürdürmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Web sitesi: &lt;a href="http://www.ergir.com/" target="new"&gt;Ergir&lt;/a&gt;.com&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-468408421409339864?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2011/01/anahtar-sesi.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap Mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TTBte_9GYII/AAAAAAAAAEM/UkrfuNr58Q8/s72-c/anahtar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-5190766325292664081</guid><pubDate>Sun, 09 Jan 2011 22:52:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:31:13.641+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Sizdengelenler</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seçtiklerimiz</category><title>Minicik ekranlara hapsolmuş kocaman beyinler….</title><description>&lt;img alt="" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSo_Kzb_3aI/AAAAAAAAADU/fzEZcLuVvIs/s320/robot_%2Bbeyin.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; float: left; height: 135px; margin: 0 10px 10px 0; width: 90px;" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her şey o küçük ekranın odasına girmesiyle  başlamıştı. O minicik parmağıyla heyecanla dokunuyordu tuşlara. Çok heyecanlandırmıştı onu bu minicik ekran.  Sabah kahvaltıdan önce onu açmaya çalışıyordu ama ne yazık ki annesi izin vermiyordu. Bazen de kahvaltıdan önce  birkaç dakika hatta birkaç saat onun başında duruyordu. Ekranı öyle hevesle izliyordu ki adeta kendinden geçiyordu. Fakat bilmiyordu ki zaten küçücük bir pencereydi karşısında duran bir de o çerçevenin içinde  daha küçük bir (video,resim..)&lt;br /&gt;çerçeveye hapsolduğunu. Bunu kendisi bilmiyordu ama annesi de aldırmıyordu zira onun içinde rahatlık demekti bu çerçeve. Çünkü daha önceleri sokaktan çağırmakla getiremediği çocuğu artık evdeydi hem de kimseye zararı yoktu. Bir süre sonra artık arkadaşlarıyla dışarıda maç, topaç, seksek, ip….    Oynamaz olmuştu arkadaşlarıyla oynamak yerine tüm zamanını o masum sandığı çerçeve karşısında geçiriyordu tüm zamanını. Kimse de ona arkadaşlarıyla oynarken öğrendiği şeylerin google den dahi öğrenemeyeceği şeyler olduğunu&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;söylemiyordu. Artık üstü başı toz, toprak içinde gelmiyordu eve zamanının büyük çoğunluğunu çerçevesinin başında geçiriyordu ama nerden bilebilirdi ki kendisini düşünmeden bile alıkoyduğunu. En son neyi hayal ettin neyi düşündün en son kurduğun hayalin ne desen verecek cevabı bile yoktu. Oysa kendisi de arkadaşlarıyla itişip kakışmanın, seksek oynamanın ne kadar zevk verdiğini biliyordu ama artık çok geçti çünkü istese de artık çerçevesinin başından ayrılamıyordu. O minik heyecan verici çerçeve artık kocaman bir canavar olmuştu. Bırakın arkadaşlarıyla oynamayı düşünemez hale gelmişti. Adeta robotlaşmıştı halbuki  dışarıda arkadaşlarıyla o tozlu kumda oynasa googleden öğrendikleri şeylerden daha fazlasını öğrenirdi. O kocaman beyin o küçücük ekrana hapsolmuştu bir kere. Şu an çocuk olanlar acaba 35-40 yaşlarına gelince nasıl bir vücut yapıları olacak merak etmekteyim açıkçası. Bence omuzları düşmüş, boyunları dışarıda kambur sırtlı bir baba olacaklar ya sizce………&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560325772358531138" src="http://2.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSo-1IDhOEI/AAAAAAAAADE/xxNlUnyCg34/s320/Kopyas%25C4%25B1%2Brobot_%2Bbeyin.jpg" style="cursor: pointer; height: 307px; width: 320px;" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="”uyari”"&gt;&lt;b&gt;Konuk Yazarı Hakkında&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yazıyı gönderen arkadaş bilgi eklememiştir. Kendisine teşekkür ediyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-5190766325292664081?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2011/01/minicik-ekranlara-hapsolmus-koca.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap Mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSo_Kzb_3aI/AAAAAAAAADU/fzEZcLuVvIs/s72-c/robot_%2Bbeyin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-7698893061894390337</guid><pubDate>Mon, 03 Jan 2011 21:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:31:29.562+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seçtiklerimiz</category><title>Mim nedir?</title><description>&lt;a href="http://lh5.ggpht.com/_59IZVNOstYg/TSTLY2ElEBI/AAAAAAAAAMY/_fxn7bo2Bsg/s104/kitapmimi.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://lh5.ggpht.com/_59IZVNOstYg/TSTLY2ElEBI/AAAAAAAAAMY/_fxn7bo2Bsg/s104/kitapmimi.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; float: left; height: 104px; margin: 0 10px 10px 0; width: 69px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mim : Osmanlı alfabesinde bir harftir. “Mim koymak” kitapların kenarlarında olursa “mühim” , sonunda olursa “ teme (bitti) veya malum oldu” anlamlarını taşır. Ebced  hesabında 40 rakamını karşılar. Divân şiirinde bir çok harf gibi kullanım alanı bulmuştur. Sevgilinin ağzı, mim harfinin yuvarlağı kadar küçük kabul edilir. Daha çok diğer harfler ile tenasüp içinde bulunur ve sözle ortaya konulan bir kelimenin parçası olur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hasta câna varta-i gamda meded-gÎr olmağa&lt;/div&gt;Mim ağzınla nigârâ iki dâlündür senin&lt;br /&gt;Âşkî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bînîn elif durur dehenin şekl-i mim ü hâ&lt;br /&gt;Nûr âyeti hakıyçün o ruhsâr mâhdur&lt;br /&gt;Emrî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;Kaynak: Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü -  İskender Pala&lt;br /&gt;Bu yazı zaman zaman güncellenecektir. Şimdilik bu kadar yazabildim. Konu ile ilgili elimde Cemal Kurnaz’ın Açıklamalı Divan Şiiri Sözlüğü adlı eserinden alınmış bir kısım bulunmakta en kısa zamanda bu yazı altına ekleyeceğim.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;a href="http://kitapmimi.blogspot.com/"&gt;kaynak: Kitap Mimi&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-7698893061894390337?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2011/01/mim-osmanl-alfabesinde-bir-harftir.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap Mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://lh5.ggpht.com/_59IZVNOstYg/TSTLY2ElEBI/AAAAAAAAAMY/_fxn7bo2Bsg/s72-c/kitapmimi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-1499472489964238369</guid><pubDate>Fri, 24 Dec 2010 10:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:31:50.084+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap Mimi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Doğan cüceloğlu</category><title>"İçimizdeki Çocuk" - Doğan Cüceloğlu'ndan...</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TRR7EpTzGVI/AAAAAAAAAJs/_ONUlMkzEFc/s1600/cuceloglu-icimizdeki-cocuk.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://2.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TRR7EpTzGVI/AAAAAAAAAJs/_ONUlMkzEFc/s1600/cuceloglu-icimizdeki-cocuk.jpg" width="90" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazar kitabında içimizdeki çocuk, anne ve baba ilişkisi üzerinde duruyor. Bir çocuk üzerinde anne baba etkisini açıklıyor. Çocukluktan bugüne nasıl geldiğimiz, bu büyüme sürecinde kararlar alırken bizi &amp;nbsp;etkileyenlerin neler olduğunu bilimsel bir dil ile açıklıyor. Anne ve babamızın bize etki boyutunu ve bunun olumlu olumsuz yönlerini anlatıyor. Sağlıklı aile ve iletişim konusu üzerinde duruyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Açıkçası kitabı ben beğenmedim çünkü kitap salt bilimsel bilgiden oluşuyor. Kitaba &amp;nbsp;bir roman havası verilseydi belki sıkılmadan okurdum ama kitap tam bir bilimsel makale havası içerisinde yazılmış aslında bilimsel makaleleri okumayı severim ama kitap 250 sayfa olunca ve makale havasında yazılınca insan sıkılıyor ister istemez bende sıkıldım. Kitabımızdan birkaç alıntı ile yazımızı bitirelim. Aşağıdaki alıntı yazısı kitabın içeriğini aşağı yukarı özetlemiş.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;SÖZÜN KISASI&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hepimizin içinde bir çocuk vardır. İçimizdeki çocuk her zaman sağlıklı bir ortamda gelişmez. Aile, okul, genel kültür ortamı çoğu kere çocuğun sağlılı gelişmesini engeller. Birey bedenen büyür fakat içindeki çocuk, psikolojik anlamda sağlıksız ve cılız kalır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;İçimizdeki çocuk sağlıklı olmadan biz yetişkinlerin sağlıklı ve doyumlu bir yaşam gerçekleştirmesi olanaksızdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;İç çocuğun gelişimi durunca, bedene büyüse dahi, psikolojik yetenekleri bakımından kişi “çocuğumsu” ve “çarpık” kalır. Bu çocuğumsuluk ve çarpıklık &amp;nbsp;yetişkin çocukların psikolojik yeteneklerinin temelini oluşturur. Bu kişileri küskün, kızgın, gergin, saldırgan, pısırık, bağnaz, tutkunluğu, düşkünlüğü olan insanlar olarak çevremizde görürüz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; Kişi normal bir çocukluk devresi geçirerek sağlıklı bir aile yaşamı içinde büyümüşse içindeki Anne-Baba &amp;nbsp;iç çocuğu duyar ve ikisi arasında bir denge kurulur. (s-31)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;Bitirken&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;Kitabı okuma alışkanlığı olmayanlara kesinlikle tavsiye etmiyorum zira okumaya iyiden iyiye kötü gözle bakabilirler.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;24 Aralık 2010&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #333333; font-family: Arial, serif; font-size: 14px; line-height: 22px; text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Yazar : &lt;a href="http://kitapmimi.blogspot.com/search/label/Do%C4%9Fan%20c%C3%BCcelo%C4%9Flu"&gt;Doğan CÜCELOĞLU&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #333333; font-family: Arial, serif; font-size: 14px; line-height: 22px; text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Kitap: İçimizdeki çocuk (28.basım)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-1499472489964238369?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/12/icimizdeki-cocuk-dogan-cuceloglundan.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TRR7EpTzGVI/AAAAAAAAAJs/_ONUlMkzEFc/s72-c/cuceloglu-icimizdeki-cocuk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-5293264110453154047</guid><pubDate>Sun, 19 Dec 2010 11:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:32:06.771+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seçtiklerimiz</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Anneciğim</category><title>Hala Sizinleyse . . . . . .</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TQ3s_2CkaGI/AAAAAAAAAJI/bUi333jq31o/s200/anne.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TQ3s_2CkaGI/AAAAAAAAAJI/bUi333jq31o/s200/anne.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; float: left; height: 135px; margin: 0 10px 10px 0; width: 90px;" /&gt;&lt;/a&gt;1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti. Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;3 yasınızdayken size özenle yemekler hazırladı. Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;5 yaşınızdayken siz i cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda ‘GITMIYCEEEEEEEM’ diye ağlayarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;9 yaşınızdayken size dualar öğretti, siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü ‘Sen bizimle oturma’ diyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı.&lt;br /&gt;Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi. ‘Ben senin gibi olmayacağım’ diyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. ‘Artik bu ilkel yöntemleri bırak’ diyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı. ‘Anne işim başımdan aşkın’ diyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu.&lt;br /&gt;Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;Derken bir gün….. o öldü. O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi duştu….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;VE BİR HİKAYE:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı. Uyku sersemi adam telefonu açtı.&lt;br /&gt;Telefondaki ses annesine aitti.&lt;br /&gt;Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?&lt;br /&gt;Annesi ‘nasılsın&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;oğlum iyi misin?’ diye sordu.&lt;br /&gt;Oğlu şaşkın bir ifadeyle ‘iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu siz iyi misiniz ?’ dedi.&lt;br /&gt;Annesi ‘biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim’ dedi.&lt;br /&gt;Oğlu da ‘anne bunun için mi aradın saat sabahın üçbuçuğu yarında konuşabilirdik’ diyince annesi de ‘rahatsız mı ettim oğlum?’ dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlu ‘evet anne rahatsız ettin’ diyince annesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘30 sene önce sen de beni bu saate rahatsız etmiştin, doğum günün kutlu olsun’&lt;br /&gt;&lt;b&gt;EĞER HÂLÂ SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN…&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Not: &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt; &lt;b&gt;"Hala &lt;/b&gt;Sizinleyse&lt;b&gt;" &lt;/b&gt;başlığının doğrusu&lt;b&gt; "  "H&lt;/b&gt;&lt;b style="color: #060606; font-family: 'Trebuchet MS';"&gt;âlâ &lt;/b&gt;&lt;span style="color: #060606; font-family: 'Trebuchet MS';"&gt;sizinleyse&lt;/span&gt;&lt;b style="color: #060606; font-family: 'Trebuchet MS';"&gt;" &lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #060606; font-family: 'Trebuchet MS';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;şeklinde olması gerekmektedir ama sitede kullandığım cufon ekletisi düzeltme işaretini desteklemediği için karakter sorunu çıkmaması için &lt;b&gt;hala&lt;/b&gt; şeklinde yazılmıştır.(özür dilerim)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Kaynak: &lt;a href="http://www.kisapantolonlucocuk.com/vba/2009/03/eger-hala-sizinleyse-simdi-arayin-veya-yanina-gidin/" target="_new"&gt;kisapantolonlucocuk&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-5293264110453154047?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/12/hala-sizinleyse.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TQ3s_2CkaGI/AAAAAAAAAJI/bUi333jq31o/s72-c/anne.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-3725281910746866129</guid><pubDate>Fri, 17 Dec 2010 13:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:32:22.002+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap Mimi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Elif Şafak</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Aşk</category><title>"Aşk" – Elif Şafak’tan…</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQttA3TIfEI/AAAAAAAAABw/Abvsg21vR0g/s1600/Elif-Safak-Ask.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551650827275893826" src="http://1.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQttA3TIfEI/AAAAAAAAABw/Abvsg21vR0g/s320/Elif-Safak-Ask.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; float: left; height: 135px; margin: 0 10px 10px 0; width: 90px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabı uzun zaman önce edinmiş olmama rağmen ancak şimdi okuma fırsatı bulabildim daha doğrusu kitabın ne kadar enfes olduğunu tahmin ettiğim için kitabı okumak istemedim. Lakin bu okumama inadı ne kadar sürebilirdi ki birkaç ay kitaplığımda öylece izledim kitaba her gidiş gelişimde dokundum ve sevgiyle baktım ona. Okumak istemiyordum çünkü okunupta bitsin istemiyordum elim dilim varmıyordu onu okuyup bitirmeye.&lt;br /&gt;En sonunda bir sonbahar akşamlarından olan bir gecede uzun bir yalnızlık sonrası okuma zamanı geldi diyerek kitabı aldım ve okumaya başladım. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar okudum uykum gelmesine rağmen bırakamıyordum yatmak istemiyordum çünkü bir yanım hep kitapta kalacaktı uyumuş olursam. Nasıl ki okumaya başlamam zor olduysa bırakmakta o kadar zor oldu. Kitabı okudukça okumak istiyordum bir yandan da bitmesinden korkuyordum. Ama sonunda bitirmek istemeye istemeye bitirmiştim kitabı. Varın siz karar verin kitabı beğenip beğenmediğimi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabın içeriğine gelirsek  kitabımız ilâhi Âşk’tan, Şems’in kırk kuralından, Mevlana’dan bahsediyor. Kitap Aziz Z. Zahara adlı bir kişinin yayın evine gönderdiği kitabının incelenip raporunun hazırlanması için  Ella adlı bir bayanın kitabı incelemeye başlamasıyla başlıyor.  Kitabı okudukça kendinizi farklı alemlerde buluyorsunuz olayların gelişimi ve mekan değişimi çok iyi işlenilmiş adete beyin fırtınası yapıyorsunuz. Bir bakıyorsunuz Mevlana’nın yanı başındasınız, bir de bakmışsınız ki Zahara ile birlikte seyahat ediyorsunuz. (kimi zaman çölde, kimi zaman Konya da ,kimi zaman Zahara ile seyahat ediyorsunuz, kimi zaman da bir dilencisiniz) Olaylar çok faklı mekanlarda aynı anda geçmesinden dolayı  merakınızda sürekli açık kalıyor. Siz çölde Şems iken acaba Zahara ne yapıyor diye düşünüyorsunuz bu da insanı sürekli merak içinde bırakıyor.  &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitap genel birkaç teknik hata dışında Mevlana, şems  Âşk’ını gayet güzel anlatıyor ve önerilebilir. Ayrıca kitabı pembe kapaktan okumak hiç hoşuma gitmedi zira bayanları anımsatan renk olması başkalarının zaman zaman gülmesine sebep oldu. Kitap kendi içimde yolculuk yapmama vesile olduğu için yazara teşekkür ediyorum.  &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Şimdi de kitaptan beğendiğim birkaç kısmı yazarak yazımızı bitirelim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;On dördüncü kural: Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle  beraber aksın.  “ Düzenim  bozulur, hayatımın altı üstüne gelir “ diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını. (s-134)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aşkın bahçesi de böyle değil mi? Şayet yalnız hoşlukları, kolaylıkları toplayıp, zorlukları bırakırsak bun a aşk denilebilir mi? Güzeli sevip çirkini elinin tersiyle itmek en kolayı. Esas mesele iyiyi de kötüyü de sevebilmek; ayrım yapmadan. Sadece hoşumuza giden şeylere şükretmekte ne var? O kadarını Belh’in köpekleri de yapıyor zaten. Kemik verirsen seviniyor, şükranla kuyruklarını sallıyorlar. İnsan şüphesiz ki bundan fazlasını yapabilir.  İyinin ve kötünün ötesine geçmek mümkün! Bir yer daha var: Tüm sıfatların manasını yitirdiği bir başka boyut !..............(s-197) &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şeriat der ki; “ senin ki senin, benimki benim.” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tarikat der ki: “ seninki senin, benimki de senin. “ &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Marifet der ki: “ Ne benimki var, ne seninki. ”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hakikat der ki: “ Ne sen varsın, ne ben. “     (s-230)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;19 Kasım 2010 &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Yazar : Elif ŞAFAK&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Kitap: Aşk (pembe kapak&lt;/i&gt;)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-3725281910746866129?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/12/ask-elif-safaktan.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap Mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQttA3TIfEI/AAAAAAAAABw/Abvsg21vR0g/s72-c/Elif-Safak-Ask.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-5038438038183678838</guid><pubDate>Sat, 11 Dec 2010 11:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:32:36.785+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>japon kültürü</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seçtiklerimiz</category><title>Japon Kültüründeki İnce Detaylar...</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="135" src="http://2.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TQNliRsHGmI/AAAAAAAAAG4/kQqIngxBibQ/s200/japon%2Bk%25C3%25BClt%25C3%25BCt%25C3%25BC.jpg" width="90" /&gt;&lt;/div&gt;Japonya (Japonca:, Nihon ya da Nippon) Doğu Asya'da bir ada ülkesidir. Japonca adını oluşturan kanji karakterler "güneş" ve "köken" anlamına gelir. Bu nedenle Japonya "Doğan Güneşin Ülkesi" diye de bilinir. Japonya üç binden fazla adadan oluşur. Bu adaların en büyükleri olan Honşu, Hokkaido, Kyuşu ve Şikoku adaları ülkenin %97'sini oluşturur. Japonya 128 milyonluk nüfusuyla dünyanın nüfus açısından onuncu büyük ülkesidir.&lt;br /&gt;Başkent&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tokyo'nun bulunduğu alan çevresinde bulunan şehirlerle birlikte 30 milyonunun üzerindeki nüfusuyla dünyanın en büyük metropoliten alanını oluşturur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Japonlarla ilk karşılaşıldığı zaman yapılması gereken eğilerek onlara selam vermektir. Bu &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;davranış insan ilişkilerinde utangaç Japonları biraz daha cana yakın olmasını sağlar. Japonlar arasında el sıkışarak selamlaşmak çok nadir görülür.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Japonlar karşısındaki kişiyle konuşurken kavga etmeyi tartışmayı sevmez. Kişinin duymak&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;istediklerini özellikle söylerler, kendi görüş ve duygularını saklarlar. Nasıl görünüyorum veya yemek lezzetlimi gibi sorulara 2 yıldır olumsuz cevap verdiklerini görmedim. Özelliklede amari (pek anlamı verir) sözcüğünü kullandığında japonun bunu sevmediğini fakat kişiyi üzmemek için pek güzel değil gibi bir karşılık verir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Utangaç, sessiz olmak Japonya’da bir fazilet olarak görülür. Gerçi aktif ol desende onu da pek beceremezler. Bir soru sorarken istek yaparken direk olarak kişiye söylemezler özelikle romantik ilişkilerde. Bir kişinin isteklerini açık olarak söylemesi en iyi şekli ile saflık en kötü şekli ile kabalık olarak karşılanır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Japonlarda hayır kelimesi yok gibidir. “kangaete mimasu” (“bu konuyu bir düşüneyim”), veya “saa...sore wa chotto...” (“hımm, sanırım bu pek kolay olmayacak”) şeklinde sözler kullanırlar. Bu cümleleri kullandıkları zaman hayır anlamını çıkarmamız gerekmektedir. Eğer söz verirlerse yapacakları anlamı taşır başka türlü özelikle yemeklerde ve izakaya (Japon meyhanesi ) söylenen sözlerin bir çoğu o anki ortam için konuşulur, geçerliliği azdır. Özellikle Avrupalı ve yabancı turistlere herşeyi direkt söylerler ve lafı dolandırmazlar. Bu sebeple Japonların bu davranışı yabancılar için pek sevilmez. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eğer bir Japonla yemek yeniyorsa hashi” (“Çubuk”) kullanmak Japonların çok hoşuna giden bir davranıştır. Hashiyi ortasından veya ince ucundan değil kalın ucuna yakın yerinden tutulması gerekir. Hashiyi yiyecekler, özelliklede pilavın içine saplamak. Sadece cenaze törenlerinde uygulanır bunu yapmak Japonların sevmedikleri bir davranıştır. Japonların yemek yerken yaptıkları en garip davranış ses çıkarmak. Özelikle noodle (makarna turu) yerken höpürdetmek Japonların çok sık yaptığı bir davranıştır, sebebi ise ne kadar höpürdetirseniz o kadar lezzetli olduğu ifade edilir.Avrupa ve Amerika’da yemek yerken ses çıkarmak görgüsüzlük kabul edildiğinden Japonların bu davranışı yabancılar için hoş karşılanmaz ve şaka konusu yapılır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Japonlar bir yabancıyı gördümü ya Amerikalı yada İngiliz zanneder ve bütün yabancıların anadilini İngilizce zannederler. Ne kadar iyi Japonca bilmiş olsak ta illaki İngilizce konuşmak isterler, İngilizce konuşup sizi İngilizcelerini geliştirmek için kullanırlar.İngilizce konuştuğumuz zamanda çoğu kelimeyi anlamasalar da kafa sallarlar hai (evet) derler, daha sonrada anlatmış olsan da gene aynı konuda soru sorarlar. Özellikle Japonlarla işyerinde veya okulda çalışanlar iş saatleri içinde iş yapmaları veya iş yapıyor gibi görünmeleri gerekir. Japonlar çalışırken başkalarının çalışmamasından inanılmaz rahatsızlık duyarlar, ikaz ve şikayette bulunabilirler.Japonlar yabancıları devamlı süzerler ve izlerler bu sebeple göze çok batılır. 100 yıl Japonya’da yaşansa da gene adın gaygokucin ( yabancı) adı taşır. Bir davranışı iki veya üç kere yaptığınızda artık o sizin davranışınız olur ve hakkınızda inanılmaz dedikodu duyabilirsiniz. Japonların çok sevdiği şeylerden biride dedikodudur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Japonlarda kafayı kaşımak sıkıntı veya utanmayı ifade eder.Japonlar kendini gösterirken (örneğin “Ben mi? Veya "Bana mı dediniz? Derken”) ellerinin işaret parmağını burnunun ucuna dokunarak söyler. Japonlara soru sorulduğu zaman ya kafalarını sağa sola eğerek düşünürler yada ellerini bağdaştırarak düşünürler.Yolda yürürken veya toplu taşıma araçlarında ellerini ileri doğru uzatıp eğilip kalkmak, geçmek için izin istemek anlamındadır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Japonya gelmek isteyen ve burda yaşamak isteyenlere söyleyeceğim tek söz dürüst olmaları ve asla yalan konuşmamaları, şaka olsada ... Eğer ki Japonlar kişinin yalan konuştuğuna inanırsa kesinlikle bir daha ona inanmaz ve kıymet vermez. Fakat dürüst olduğuna inanırsa evinin, arabasının anahtarını bile hiç çekinmeden size verebilir, size yardım etmek içinde elinden geleni yapar. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;M. MÜNİR GÜZEL&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Nagasaki Üniversitesi Balıkçılık Fakültesi Master 1 sınıf &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-5038438038183678838?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/12/japon-kulturundeki-ince-detaylar_11.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TQNliRsHGmI/AAAAAAAAAG4/kQqIngxBibQ/s72-c/japon%2Bk%25C3%25BClt%25C3%25BCt%25C3%25BC.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-1236436989304672873</guid><pubDate>Thu, 02 Dec 2010 21:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:33:05.984+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap Mimi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>İskender Pala</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Güldeste</category><title>"Güldeste" - İskender Pala'dan...</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TPgMHYOIsLI/AAAAAAAAAD4/jg9Y6a7ltjQ/s1600/g%25C3%25BCldeste-pala.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="135" src="http://4.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TPgMHYOIsLI/AAAAAAAAAD4/jg9Y6a7ltjQ/s200/g%25C3%25BCldeste-pala.jpg" width="90" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pala bu kitabında derlediği 102&amp;nbsp;anekdotu&amp;nbsp;okurlarına sunmuş isminden de anlaşılacağı üzere tam bir gül demeti şeklinde sade ve düzenli kısa yazılardan oluşmakta. Kitabı okurken yazarın “İki Dirhem Bir Çekirdek Adlı”  kitabı aklıma geldi ve gerçektende o kitapta aldığım zevki yine burada da aldım. kitap küfürsüz latife sanatı yapmayı sevenlerin çok hoşluna gidecekti eminim. İçerisindeki anekdotlar genel itibarı ile şairlerin mizahi sözlerinden&lt;br /&gt;oluşuyor.Eminim latife yapmayı sevenlerin çok hoşlanacağı bir kitap.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitap anekdotlardan oluştuğu için içerik hakkında fazla yazı yazamıyorum ama aklınızda bir şeyler belirmesi için  kitaptan bir bölüm seçtim ve sizlerle paylaşıyorum umarım beğenirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Baki'nin&amp;nbsp;Yemini&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kanuni devrini İstanbul Türkçesinin gür sedasıyla dolduran şair Baki’nin bir gazeli , yalvar kelimesinin iki farklı anlamını içeren  şu beyit ile son bulur:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Güzeller Mihriban olmaz demek yanlıştır ey Baki.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Olur vallahi billahi hemen yalvarı görsünler&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şöyle demektir; &lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ey Baki “Güzellerde sevgi ve muhabbet olmaz” demek yanlıştır. Hem vallahi billahi olur; yeter ki (aşıklar) yalvarı görsünler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu gazelin yazımından birkaç ay sonraydı. Bir ikindi vakti; Fatih cami avlusunda 25 yaşlarında bir delikanlı,&amp;nbsp;Baki'nin&amp;nbsp;yolunu kesip yakasına yapıştı ve aralarında şöyle bir muhavere geçti. Delikanlı halkın arasından bağırıyordu;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Utanmıyor musun yalan yere yemin etmeye? Yalanının kefaretini ver bari ey koca yalancı.!...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;-Efendi hangi yalanı hangi yemini.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Sen bir beytinde aşıklar yalvarırsa güzeller ona sevgi gösterir, diye yemin ediyordun. Ben tam iki aydır kapısının önünde yalvardığım halde sevdiğim yüzüme bile bakmadı. Senin yüzünden rezil rüsva oldum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- A efendi evladım ! Ben o yeminime hala sadığım. Yalnız sen yalvarı yanlış anlamışsın. Ben orada yalvarmaktan değil yalvar denen gümüş paradan bahsediyordum. Sen şimdi gir sevdiğin kız için biraz para harca bakalım da sonra sana yine yüz vermezse gel, ben sana yeminimin kefaretini vereyim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;i&gt;1Kasım2010&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yazar : İskender Pala&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Sayfa : 211 – (102 Anekdot mevcut)&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bitirirken&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Kitap okumayı sevmeyenler dahi okuyabilir. Zira yatmadan önce birkaç hikâyecik okusanız bile kısa sürede bitebilecek bir kitap.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-1236436989304672873?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/12/guldeste-iskender-paladan.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TPgMHYOIsLI/AAAAAAAAAD4/jg9Y6a7ltjQ/s72-c/g%25C3%25BCldeste-pala.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-6617911748700589993</guid><pubDate>Sun, 28 Nov 2010 12:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:33:43.179+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>İskender Pala</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>katre-i matem</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seçtiklerimiz</category><title>Dervişin hikayesi - Katre-i Matem'den...</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" src="http://lh5.ggpht.com/_59IZVNOstYg/TSTLY2ElEBI/AAAAAAAAAMY/_fxn7bo2Bsg/s104/kitapmimi.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her görenin aşık olduğu; uğrunda uğrunda aklını kaybettiği bir kız vardı. Yanağı kafur gibi bembeyaz, saçları misk gibi simsiyah. Şeker onun dudağının lezzetini bilseydi erir kaybolurdu.. bu dilber bahçelerde gezinirken oralardan bir derviş geçti. Bir ekmekçinin acıyıp verdiği yarım somunu tutuyordu elinde. O ay yüzlüğü görünce ekmeği elinden düşüverdi. Kız bu hale gülüp geçmişti ama o gülüş, dervişin bedenindeki yarım canı da yere çaldı. O andan itibaren ne gecesi ne de gündüzü kaldı dervişin.&lt;/div&gt;Tam yedi yıl yanıp yakıldı, ağlayıp inledi. Kızın mahallesinden hiç ayrılmadı, evinin çevresinde dönüp durdu.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yoksulun bu hali kızın akrabalarını rahatsız etti ve  bir gece sessizce ortadan kaldırmayı düşündüler. O dilber biraz insaflıydı, gizlice yoksul dervişi çağırıp“ Git buralardan“ dedi, “elde edemeyeceğin bir şey için kapımda bekleme .canına kast edecekler, durma kaç “ O zatın varman derviş ağladı ve ilk kez içini döktü kıza:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“ Bencileyin bin âşık’ın canı senin cemaline feda olsun. Ben canımı seni ilk gördüğüm anda kaybetmiştim, şimdi bir can için seni terk eder miyim sanıyorsun? Yalnız meraktayım, madem bana hiç acımayacaktın, neden o zaman gülmüştün!”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“A ahmak derviş “ dedi kız “ a hünersiz zavallı sen hiç kendine bakıyor musun, gülünecek bir suratın var, insan sana bakınca elbette gülesi geliyor.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Aşk,”diye karşılık verdi derviş.” Aşk sevilen için bir hiç ise de seven için heptir. Eğer,ey güzel ,sana gücenme gücüm olsaydı, bu duyduklarım için gücenirdim. Amma bunun için aşkımdan geçecek değilim!” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Derviş yedi gece daha oralarda dolandı, sonra onu hiç kimsecikler göremedi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Prof. Dr. İskender Pala&lt;/i&gt; &lt;br /&gt;&lt;i&gt;Katre-i Matem (s-15-16)&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-6617911748700589993?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/11/dervisin-hikayesi-katre-i-matemden.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://lh5.ggpht.com/_59IZVNOstYg/TSTLY2ElEBI/AAAAAAAAAMY/_fxn7bo2Bsg/s72-c/kitapmimi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-3950133790382005287</guid><pubDate>Fri, 26 Nov 2010 22:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:33:48.846+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seçtiklerimiz</category><title>Mim</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="155" src="http://4.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TPAzJ4SKZiI/AAAAAAAAACk/HSs8AAXND9E/s200/sairlerin_dilinden_53285.jpg" width="100" /&gt;&lt;/div&gt;kanı ol dem ki bürudetle bakardık nara&lt;br /&gt;şimdi sındırdı bizi ateş-i suzana soğuk.&lt;br /&gt;hani o ataeşe soğuk baktığımız zamanlar ! soğuk şimdi bizi yakıcı ateşede (I)sındırdı.&lt;br /&gt;Üsküdarlı aşki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Şairlerin Dilinden ( s.218-219)&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-3950133790382005287?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/11/mim.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TPAzJ4SKZiI/AAAAAAAAACk/HSs8AAXND9E/s72-c/sairlerin_dilinden_53285.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-5105736128996634272</guid><pubDate>Thu, 25 Nov 2010 23:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:33:32.580+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap Mimi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Elif Şafak</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Araf</category><title>ARAF - Elif ŞAFAK'tan...</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSW5LQhJDKI/AAAAAAAAACE/GSQ--nArqlA/s320/araf-elif-safak.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şafak bu kitabında günümüz Amerika tablosu çiziyor.Amerika’ya giden doktora öğrencilerinin yaşamını, sıkıntılarını, eğlencelerini, acı,tatlı, hüzünlü  ve mutlu yönleri ile ele alıyor. Yazar kitapta Amerika’ya doktora için giden bir genci Ömer’i ele alıyor. Bu gencin Amerkadaki dinsel,etnik, kültürel afallamalarını, şaşkınlıklarını yaşamında meydana gelen değişiklikleri Şafak büyüleyici bir güzellikle anlatıyor. Kitapta en çok ilgimi çeken kısım insanın değişime ilk olarak ismi ile uğraması oluyor. Amerika’ya giden Ömer&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Özsipahioğlu’da ilk olarak değişime isimdeki noktaları kaybetmekle başlıyor ve (omar ozsipahioglu) oluyor: Ömer’in ismini kaybetmekle başlayan Amerika sürüveni kitabın sonlarında yerini Aşk’a bırakıyor. Omar artık Gail adında bir kıza aşıktır ve Gail ile evlenir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gail’i istanbul’a getiren omar.&lt;/div&gt;Bir kaç günlük İstanbul gezisi sonrası Gail kendsini İstanbul boğaz köprüsünden atacaktır ve roman son bulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derkenar:&lt;br /&gt;Şu hayatta başkalarının gözünde görünür olmanın yolunun, özden mümkün olduğunca uzaklaşmak anlamına geldiğini kanıtlarcasına.(s-9)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçe kapanık insanlar oksijen gibidir, etraflarda olduklarında fazla bir değerleri yoktur ama olmadıklarında acilen ihtiyaç duyulur varlıklarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitirirken..&lt;br /&gt;Kitabı çok beğendiğimi belirtmek istiyorum ve tüm herkese tavsiye ediyorum. Gerek dil yönü ile gerek konusu ile oldukça etkili bir kitap olduğu şüphesiz. Kitabı okumaya başlayınca siz de göreceksiniz  elinizden düşüremediğinizi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-5105736128996634272?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/11/araf-elif-safaktan.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSW5LQhJDKI/AAAAAAAAACE/GSQ--nArqlA/s72-c/araf-elif-safak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-3114863066306574854</guid><pubDate>Tue, 26 Oct 2010 17:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-01-06T14:49:28.545+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>mahhalle</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seçtiklerimiz</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>düş hekimi</category><title>"MAHALLE" - Düş Hekiminden...</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSW6QwWbS0I/AAAAAAAAACM/3iYy-P3-Rbw/s320/nerede-eski-cocukluklar.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede, mahalleler varmış.Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş. Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş. Kavga da etseler kin tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış. Herkeste sevgi, paylaşma ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş.Teksas'ı, Tommiks'i, Konyakçı'nın dişlerini Paramparça Red Kid'leri İç içe konan naylon topları, taştan kale direklerini Üç&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;korner bir penaltıyı Üzerine apartmanyapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını Taşınanların kırmızı kamyonlarını İlk ergenliği, boyların ölçülmesini.&lt;br /&gt;Hey dergisini&lt;br /&gt;Otobüsteki biletçinin lastik sarılı kalemini&lt;br /&gt;Yoğurtçuyu, kalaycıyı, hallacı&lt;br /&gt;Evlerin arkasındaki odun kömür depolarını&lt;br /&gt;Yakan topun yakışını&lt;br /&gt;Adam alırken, adım hesabını, iki çocuğu en iyi arkadaşla takası&lt;br /&gt;Mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı&lt;br /&gt;Yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkarttığı kahramanı – ödleği&lt;br /&gt;Kan kardeşliğini&lt;br /&gt;İp atlama, lastiğe basma, topaç virtüözlüğünü&lt;br /&gt;Çelik çomağı, kırılan camları - toplanan paraları&lt;br /&gt;Açık hava sinemalarını, frigo buzu&lt;br /&gt;Silik seksek çizgilerini...&lt;br /&gt;Sonra zamanla, bu güzel ülkede durumlar değişmeye başlamış. Yaşlar ilerledikçe, bu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birliktelik, kollama, koruma duyguları, bu mahallelerin çocuklarının başlarına çok işler açmış.&lt;br /&gt;Daha sonra işsizlik, enflasyon, köşeyi dönme, adamını bulma, malı götürme falan derken, herkes yüzünde soluk bir bakış, içinde hayatın yenilgisi, çaresizlikleri, tatminsizlikleri ile başbaşa kalmış.&lt;br /&gt;Çocukları mı? Çocukları şimdi koca koca apartmaların arasında, nefes alınmaz bir&lt;br /&gt;havada, evlerinde, sanal bir dünyada, emniyet içerisinde yalnız yaşıyorlar.&lt;br /&gt;Anneleri-babaları onları çok seviyor. Beta kapmasın diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyor.&lt;br /&gt;Hafta sonları hep beraber "Karum" ya da "Akmerkez"deler.&lt;br /&gt;Okul servisi çocukları neredeyse yataklarından alıyor.&lt;br /&gt;Çocuklar, trafik kaygısıyla, köşedeki markete dahi gönderilmiyor.&lt;br /&gt;Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dershane reytinglerini izliyorlar.&lt;br /&gt;Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar.&lt;br /&gt;Seksek oynamayı değil ama taban puanları çok iyi biliyorlar.&lt;br /&gt;Hayata açılan pencereleri "Windows", onlar ekrana-ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor.Ve şehrin dışında ağaçlar, tırmanacak, salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor.&lt;br /&gt;Paylaşmayan,yalnız, bencil, kafesler içerisinde, gürbüz, güvenlikteki çocukları.&lt;br /&gt;Hiç sopa yememiş, ağaçtan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış,&lt;br /&gt;dizlerinde bir metrekare kabuklar olmamış çocukları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;kaynak:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;“düş hekimi – 1”&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;kitabının ilk yazısı&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;http://www.ergir.com/mahalle.htm&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-3114863066306574854?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/10/mahalle-dus-hekiminden.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSW6QwWbS0I/AAAAAAAAACM/3iYy-P3-Rbw/s72-c/nerede-eski-cocukluklar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-5654987996915412507</guid><pubDate>Fri, 22 Oct 2010 12:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:34:27.054+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap Mimi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>İskender Pala</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>iki darbe arasında</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>pala</category><title>“İki Darbe Arasında” – İskender Pala’dan…</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="135" src="http://1.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TPHAZ4D2xQI/AAAAAAAAADA/sGrkYMFC2GM/s200/iki%2Bdarbe%2Baras%25C4%25B1nda.jpg" width="90" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pala bu kitabında 12 eylül sürecinin sonrasında başlayan ve 28 şubat süreci sıralarında  yaş kararı ile son bulan askerlik hayatını anlatıyor. Pala bu kitabında askerlik mesleğine başladığı günden itibaren çektiği sıkıntıları öyle bir samimi dille anlatıyor ki duygulanmamak elde değil.  Pala iş hayatındaki terfileri yaşadığı haksızlıkları hiçbir şekilde çekinmeden dile getirmiş öyle ki kişilerin isimlerini bile çekinmeden zikrediyor. Pala kitapta o günleri acı günler olarak anıyor ve bir talihsizlik olarak nitelendiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öğretmen olarak girdiği mesleğinde hiçte öğretmenlikle alakası olmayan işlerle muhatap olduğunu bir gülümseme tadında anlatıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabın son kısımlarında ise yaş kararı ile son bulan askerlik mesleğinden ayrılmasından hemen sonra çektiği sıkıntıları dile getiriyor.&lt;/div&gt;Mesleğin son bulmasıyla yeni bir iş  bulamayışının  acısını ve o işsiz dönemde çektiği sıkıntıyı dile getiriyor. (üstelik askerlik hayatından ihraç edildiği zaman Pala Doçent unvanına sahip). Bir doçent’in evde işsizce oturmasını (hem de çaresizce) içine bir türlü sindiremiyor. Öyle ki Pala O işsiz dönemde sabahtan akşama kadar evde sigara içtiğini ve kendinden nefret eder halde olduğunu da söylüyor. Kitap Pala’nın bir üniversitede işe başlama sevinciyle son buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap çok akıcı bir dil ile yazılmış. Hatta sıkıntılı bir hayat hikayesinden bahsetmesine rağmen elinizden bırakasınız gelmiyor kitabı. Pala sonucu her ne olursa olsun doğru olandan asla vazgeçmiyor bu da kitabın bir ders veriyi yönü. O asla azimle doğru olandan vazgeçmedi bunları okuyunca kendimi azimli kararlı olmalının sonucunun her zaman mutlu sonuçla olacağını anladım hele ki doğrulardan asla vazgeçmememiz gerektiğini bir kere daha pala hatırlattı.(ki Pala’nın şimdiki konumundan çıkarım)&lt;br /&gt;Zaten Pala hep şunu dedi; “birilerine iyi görüneyim diye bilimsel olarak doğru olanları inkar edemem ki.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derkenar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer ki siz işinizde başarılı iseniz ve bulunduğunuz ortam sizine farklı görüşte ise size sataşacaktırlar iş çevreniz. Çünkü siz o kurumda görüşünüzü temsil ediyorsunuz hem de bunu güzel bir şekilde yapıyorsunuz ondan dolayıdır bu sataşma. Başka insanları görüşünüzden dolayı etkileme ihtimaliniz olduğu için size sataşırlar ve sizi oradan uzaklaştırmak isterler. Lakin bulunduğunuz kurumda kötü kötü bir görünüşe sahipseniz görüşünüz zıt olsa bile sizi dışlamazlar hatta sizi kötü örnek olarak gösterirler. İnsanlara  bak bu görüşe sahip insanların haline diye sizi örnek gösterirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.10.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-5654987996915412507?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/10/iki-darbe-arasnda-iskender-paladan.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TPHAZ4D2xQI/AAAAAAAAADA/sGrkYMFC2GM/s72-c/iki%2Bdarbe%2Baras%25C4%25B1nda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-9219992043899432158</guid><pubDate>Sun, 17 Oct 2010 11:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:34:37.375+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Ben Seni Neden Mi Sevdim</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seçtiklerimiz</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Atilla İlhan</category><title>Ben Seni Neden Mi Sevdim - Atilla İLHAN</title><description>&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 13.5pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;BEN SENi NEDEN Mi SEVDiM&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 13.5pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;Ben seni bir okyanusun derinliginde buldum da sevdim&lt;br /&gt;Parlak bir inciydin benim için&lt;br /&gt;Paha biçilmez bir inci&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 13.5pt; margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;Ben seni soğuk ve yağmurlu bir günde&lt;br /&gt;Seni düşünürken gülüsündeki sicakligin içime dolup da&lt;br /&gt;Beni sardigi bir anda sevdim&lt;br /&gt;Seni sadece selvi boyun,siyah saçlarin yada kara gözlerin&lt;br /&gt;Güzel bir yüzün var diye degil&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;Fikirlerinle, konusmandaki güzelligin ve benim o kor halde yanan yüregimle sevdim&lt;br /&gt;Ben seni derinden ve hissederek sevdim&lt;br /&gt;Her kalp atisimda vücudumun dört bir kösesine yayildigini&lt;br /&gt;Beni sardigini her nefes alisimda cigerlerime isledigini bilerek sevdim&lt;br /&gt;Seni kis gecelerinin o soguk yataginda birlikte uyuyup beni isittigin&lt;br /&gt;Yaz sicaginda uyuyamayip sikintilarim oldugun&lt;br /&gt;Ve rüyalarimda bulustugumuz gecelerde sevdim&lt;br /&gt;Seni ellerinden tutup kanimin kaynadigi&lt;br /&gt;Kalbimin yerinden firlayacagini hissettigim anlarda&lt;br /&gt;O islak dudaklarinla beni sevdigini söyleyecegin anlari düsünerek sevdim&lt;br /&gt;Ben seni o sensiz anlardaki bos ve degersiz geçen dakikalarda&lt;br /&gt;Kayip zamanlarimizda,seni arayip bulamadigim&lt;br /&gt;Çaresizlik içinde oldugum,içki sofralarini dost bildigim anlarda sevdim&lt;br /&gt;Sen ne kadar uzak olsan da,&lt;br /&gt;Aramizdaki kilometreler nasil çoksa&lt;br /&gt;Bende seni o kadar yogun ve o denli çok sevdim&lt;br /&gt;Seni kalbimde yanan atesin ile&lt;br /&gt;Zihnimde olusan hayallerin o ay parçasi çehrenle&lt;br /&gt;Bana derinden bakan o gözlerindeki isiltiyi görecegim anlari beklerken&lt;br /&gt;Kalbimin yanip tutustugu anlarda&lt;br /&gt;Gelip o bu atesi alevlendirerek&lt;br /&gt;Bana sarilarak beni sevdigini söyleyecegin anlari düsünerek sevdim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 13.5pt; margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;Korkuyorum!&lt;br /&gt;Hakkettigin mutlulugu sana verememekten korkuyorum.&lt;br /&gt;Seni beni sevdiginden fazla sevememekten korkuyorum.&lt;br /&gt;Senin sevgine layik olduktan sonra baskalari tarafindan o sevgiyi kaybetmekten korkuyorum.&lt;br /&gt;Seni kazandim derken kaybetmekten korkuyorum.&lt;br /&gt;Aramizdaki maneviyat haricindeki uçurumlardan korkuyorum.&lt;br /&gt;Senin kalbini daha fazla kirmaktan korkuyorum.&lt;br /&gt;O temiz ve masum göz yaslarini daha fazla akitmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 13.5pt; margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;Evet korkuyorum;&lt;br /&gt;seni kaybetmekten, seni daha fazla üzmekten …&lt;br /&gt;Sana kendimi ifade edememekten korkuyorum.&lt;br /&gt;Yada yanlis anlasilmaktan korkuyorum.&lt;br /&gt;Uçurumun kenarinda yalniz kalmaktan korkuyorum.&lt;br /&gt;Dostluguna doyamadan uluorta yalniz kalmaktan korkuyorum.&lt;br /&gt;Yüregimdeki o ince sizinin bir gün çogalmasindan ve beni sarmasindan korkuyorum.&lt;br /&gt;Sevgi denen güzelliginin bir gün beni terk etmesinden korkuyorum.&lt;br /&gt;Dostlugun ölüp yerine nefretin yesermesinden korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 13.5pt; margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;Korkuyorum evet;&lt;br /&gt;seni kaybetmekten ve seni daha fazla üzmekten…&lt;br /&gt;Bir çiçek misali ne ellemeye nede koparmaya kiyamiyorum uzaktan seyrediyorum çünkü;&lt;br /&gt;Seni daha fazla incitmekten korkuyorum.&lt;br /&gt;Ömründe yasadigin mutlulugu huzuru sana yasatamamaktan korkuyorum.&lt;br /&gt;Sana kalbimden fazlasini verememekten korkuyorum.&lt;br /&gt;Sonunda sana gözyasindan baska bir sey birakamamaktan korkuyorum.&lt;br /&gt;Seni sevmekten degil;&lt;br /&gt;dostlugunu suiistimal etmekten,&lt;br /&gt;Seni kaybetmekten ve degerini bilememekten ve Yüce Rabbime hesap verememekten korkuyorum.&lt;br /&gt;Belki de çok fazla korkuyorum …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 13.5pt; margin-bottom: 15.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;ÇÜNKÜ; BEN iLK DEFA SEViYORUM…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 13.5pt; margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;Atilla İLHAN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-9219992043899432158?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/10/ben-seni-neden-mi-sevdim-atilla-ilhan.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-2952540595771980863</guid><pubDate>Wed, 13 Oct 2010 21:11:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:34:44.607+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kazanan yalnızıdır</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap Mimi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Paulo Coelho</category><title>"Kazanan Yalnızdır" - Paulo Coelho'dan...</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="135" src="http://3.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSW6rSGu5dI/AAAAAAAAACU/0iLEpuyvIbo/s320/kazanan-yalnizdir.jpg" width="90" /&gt;&lt;/div&gt;Yazarın henüz orta okul yıllarında okuduğum simyacı isimli romanı beni oldukça etkilemişti uzun yıllar sonra bir seyyar  raflarında tekrar karşılaştım Coelho ile. Rafta birkaç kitabı bulunmakta idi  Simyacı oldukça hoşuma gitmiş olmalı ki hemen bir başka kitabını almak isteği belerdi içimde ve kitaplar arasından  Kazanan Yalnızdır’ı  aldım. Uzun zaman okumaya fırsatım olmadı  henüz bitmemiş kitaplarım olduğundan. İlk fırsatta okumaya başladım ve kısa süre de bitirdim ve oldukça hoşuma gitti. Şimdi de kısaca aldığım notlardan bahsedeyim;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Paulo Coelho  Kazanan Yalnızdır da yine Simyacıda olduğu gibi  hayaller içerisinde beliriyor. Coelho Kazanan yalnızdır da Cannes film festivalinde. Coelho kitapta süpersınıf kavramı üzerinde duruyor.&lt;br /&gt;Colho’nun süper sınıftan kastı zengin yaşamdır. Coelho yaşadığımız dünya da , lükse olan bağımlılığımızı başarıya ulaşmak için içimizde oluşan hırsa dikkat çekiyor ve bunların yüreğimizin sesine kulak vermemizi engellediğiniz anlatıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Süper sınıfın kokuşmuşluğunu anlatıyor desek doğru söylemiş oluruz herhalde çünkü Coelho  kitapta süper sınıfın aslında mutsuzluğundan bahsediyor daha doğrusu mutlu gibi görünen ama mutsuzluğundan bahsediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabı okumaya başlayınca adeta kendinizi Cannes de hissediyorsunuz ve mutlu gibi görünen süpersınıfın aslında ne kadar kokuşmuş bir yaşam sürdüğünü anlıyorunuz. Kitap son derece akıcı ve güzel. Kitabı herkese tavsiye ediyorum özellikle süper sınıf özentisi olanların okumasını istiyorum süper sınıf düşkünleri okusun ki görsün kokuşmuş bir süper sınıf hayatını.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kahramanlar: İgor, Hamid, Ewa, Gabriella, Savoy.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitapta beğendiğim noktalar: &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çünkü çoktan yirmi beşine geldi, hayal âleminde yaşanan yaşı geride bırakıyor artık. Üç şey biliyor:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;-Erkeklerin kadınlardan daha az ihanet ettiklerini;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Kafalarında kadını hep soydukları için bir kadının ne giyindiğine hiç dikkat etmediklerini;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Memeleriniz, kalçalarınız, popunuz ve göbeğiniz baştan çıkarıcı olduğu sürece dünyayı fethedebileceğiniz!. (40-41s.) .&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabın  64-65-66.sayfalarında çok güzel mader bulunmaktadır bunları lütfen dikkatle okuyunuz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-2952540595771980863?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/10/kazanan-yalnzdr-paulo-coelhodan.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSW6rSGu5dI/AAAAAAAAACU/0iLEpuyvIbo/s72-c/kazanan-yalnizdir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-3518572235567476532</guid><pubDate>Sat, 09 Oct 2010 19:56:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:34:51.032+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap Mimi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Elif Şafak</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>siyah süt</category><title>"SİYAH SÜT" - Elif Şafak'tan...</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="135" src="http://1.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSW6_V78NNI/AAAAAAAAACc/cQrFBiIdwHY/s320/siyah-s%25C3%25BCt-elif-shafak.jpg" width="90" /&gt;&lt;/div&gt;Bugün bir kitabımı çok uzun zaman önce başladığıma ama sınavların araya girmesi, yoğunluğumdan dolayı bir türlü bitiremediğim kitabımı bitirmiş bulunuyorum. Kitabımızın adı SİYAH SÜT kitap Elif Şafak tarafından kaleme alınmış bir kitap. Otobiyografik bir roman bu ama o kadar zengin ki, Elif Şafak iç sesleri ile konuşuyordu parmak kadınlarla.. Bazılarını çok iyi tanıyordu, bazılarıylaysa henüz tanışmamıştı bile.. Çok samimiydi Elif Şafak. Çekinmeden yazmış çoğu şeyi.. &lt;br /&gt;Hırs Nefes Hanımı, Sinik Entel Hanımı, Anaç Sütlaç Hanımı, Pratik Akıl Hanımı, Can Derviş Hanımı ve Saten Şehvet Hanımı ; içinize dokunuyor konuşmalar.. İç seslerimiz zaten onlar.. Hayat bulmuş E.Şafak’ın kaleminde hepsi birer birer..&lt;br /&gt;Kah ağlıyorlar, kah gülüyorlar, eylem yapıyorlar, darbe yapıyorlar.. Bazen taraf oluyor Elif Şafak.. Birini diğerine tercih ediyor ancak anlıyor sonunda ne olduğunu, içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını biliyor usulca..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son olarak ise tavsiye ediyor musunuz diyorsanız. Kesinlikle tavsiye ediyorum çünkü çok güzel bir kitap ve aynı zamanda bir o kadar da sürükleyici.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitap Mimi olarak kendi kendime bir kural koydum okuduğum her kitabın 76.sayfasının 2. ya da 3. paragrafını olduğu gibi kitap mimlerine ekleyeceğim. Ve bunun yanında hoşuma giden birkaç cümle daha ekleyebilirim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendi beğendiğim cümlelerimden biri ;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oscar wilde, “erkekler yorulunca evlenir. Kadınlar ise sırf meraktan evlenirler. Sonunda her iki taraf da hayal kırıklığına uğrar” demişti.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;76.sayfa 3 paragraf;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Omuzlarım çökmüş, süngüm düşmüş vaziyette ayrılıyorum can derviş hanımın yanından.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Merak bu ya, bir de güney kapısını denemek istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bab-ı cenup.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güney kapısı’nın ardında iflah olmaz işkolik “ Hırs Nefs Hanım” var. 11 cm boyunda,300 g ağırlığında. En zayıfıdır parmak kadınların. Daima içi içini yer zaten, kilo almaması belki de bu sebepten.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir sonraki mimde görüşmek dileğiyle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;NOT: sizinde okuyup beğendiğiniz kitap var ise eğer bu konu altına yorum yaparak belirtirseniz iyi olur hem bize de tavsiye etmiş olursunuz bu sayede kitabı bizde okuyabiliriz. Ve ayrıca sizde okuduğunuz kitabı mimlemek istiyorsanız benim gibi kitap hakkında yazdığınız yazıyı yorum yaparak ya da iletişim bölümünde ki mail adresine yollarsanız sizinde yazınızı sitemizde yani başlık olarak açarız…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-3518572235567476532?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/10/siyah-sut-elif-safaktan.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSW6_V78NNI/AAAAAAAAACc/cQrFBiIdwHY/s72-c/siyah-s%25C3%25BCt-elif-shafak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-1363568577070842657</guid><pubDate>Fri, 08 Oct 2010 11:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:34:58.682+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap Mimi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Türkçe</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Nihat Sami Banarlı</category><title>"Türkçenin sırları" - Nihat Sami Banarlı'dan....</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSW7tZQTj2I/AAAAAAAAACs/Ku5oB6nPr8M/s320/Turkcenin-sirlari-banarli.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;Kitap Banarlının gazete, mecmualarda yayınladığı yazılarının ve konferanslarda yaptığı konuşmalarının bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir kitaptır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Banarlı kitapta Türkçenin doğuşundan bugünkü ve gelecekteki haline yönelik araştırmalardan, Türk dilinin büyüklüğünden imparatorluk dili oluşundan, Türkçeye giren kelimelerden ve bu kelimelerin nasıl bir aşamadan geçipte Türkçeleştirildiği, Türkçe üzerinde oynanan oyunlardan, Türkçeyi tarumar etme çabalarının üzerinde delilleri ile duruyor. Banarlı özellikle de yabancı kelimelerin ne de güzel bir süzgeçten geçerek Türkçeleştirildiği üzerinde duruyor ve buna hayran olduğunu ifade ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Anlayacağınız banarlı yabancı kelime düşmanı değil aksine yabancı kelimeleri dilden çıkarmak yerine onları Türkçeleştirmek gerektiği kanısında.&lt;br /&gt;Bu düşüncesini Alman şair Goethe’nin bir sözünü hatırlatıyor “ Bir dilin kudreti kendine yabancı olan şeyleri atmak değil onları onları yutup hazmetmekle gösterir.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Banarlı kitapta imparatorluk dilleri ve bunların yapısı üzerinde duruyor. İmparatorluk dilleri Latince, Türkçe, İngilizce, Arapça olmak üzere dört tane olduğunu vurguluyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_59IZVNOstYg/TPHCZVgZaDI/AAAAAAAAADc/HL0ww3sSjOg/s1600/t%25C3%25BCrk%25C3%25A7enin%2Bs%25C4%25B1rlar%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca kitabın arka kapak yazısı çok hoşuma gitti aynen aktarıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“ Bir dilin kelimelerini hor görmek, hakir görmek, hele şu veya bu plotik veya ideolojik sebeple dilden atılabilir görmek, en az, onların oluş ve yontuluş tarihini bilmemekten, hatta sevmemekten doğan büyük bir gaflettir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çünkü, milletlerin olduğu gibi, kelimelerinde tarihi vardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir milletin ataları, asırlarca o kelimelerle doymuş, onlarla düşünmüş; birbirlerini ve evlatlarını o kilimlerle sevmiş ve bu kelimeleri tamamiyle milli bir sanatla işleyip Türk yapmışsa, evlatlar artık o kelimelere düşman kesilmezler.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;____________&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Teknik bilgi&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;29 baskı, Kubbealtı yayınları,&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-1363568577070842657?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/10/turkcenin-srlar-nihat-sami-banarldan.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSW7tZQTj2I/AAAAAAAAACs/Ku5oB6nPr8M/s72-c/Turkcenin-sirlari-banarli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-215655372662352664</guid><pubDate>Fri, 17 Sep 2010 23:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-30T13:35:05.069+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap Mimi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>İskender Pala</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Şairlerin Dilinden</category><title>"Şairlerin Dilinden" - İskender PALA'dan....</title><description>&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSW8D_HTNOI/AAAAAAAAAC0/LkhYSHLhLdE/s320/pala-iskender-sairlerin-dilinden.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pala bu eserinde divan,Tanzimat edebiyatından ve de en kötüsü Türk gelenek ve kültüründen nasıl uzaklaştığımız üzerinde duruyor. Şiirdeki uzaklaşma, dildeki uzaklaşma üzerine gidiyor. Hatta şairlerin bırakın divan şiirinden uzaklaşmayı toplumdan uzaklaştığını fısıldıyor bize oysa bir divan şairi bir Tanzimat şairi toplumdan uzak değildi tersine topluma sıkı sıkıya bağlı idi eserlerinde toplumun ta kendisini yansıtıyordu. Ne oldu da günümüz şairleri tolumdan bu kadar uzak ve kopuk bir hal aldı.Kanuninin şairler devleti nasıl iç içe yaşattığını anlatıyor.Öyle dönemlerdi ki orduya şairler eşlik ederdi. Savaş sahnelerinde yer yer kılıçlar susar beyitler konuşurdu. Ne güzel günlerdi o günler ne oldu da şimdi halktan kopuk eserler çıkıyor gün yüzüne.&lt;br /&gt;Yavuz‘dan, Kanuni’den, Fuzuli’den, Baki’den……. daha nicelerinden bize birer buket sunuyor Pala ve bunları sunarken adeta insanı mest ediyor..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitap “ şairler, kavramlar, bahriyeler, hikayeler ” kitabı olmak üzere 4 bölümden oluşmakta.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şairler kitabında: şairlerden her yönü ile bahsediliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kavramlar kitabında: Osmanlı hoşgöründen, şiirdeki kışa, kuşa, çiçeğe, cinselliğe verilen önem üzerinde duruyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bahriyeler kitabında: Osmanlıda denizdeki edebiyata değiniyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hikayeler kitabında: Osmanlı nüktelerini bize adeta büyüleyici bir güzellikte sunuyor. Osmanlı sohbetlerinden tutunda aşktan,kehleden, murdan bahsediyor Pala. Özellikle bu bölümü okuyanın tekrar okuyası geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yorum: kitap oldukça hoş aynı zamanda akıcı insan kitabı okurken bazen gülümseme bazen de hüzün beliriyor ama gerçek o ki insan okudukça okuyası geliyor. En hoşuma giden yerlerden bir “kehlenin tarihi misyonu(42.s), gönül ahbab ister(64.s)” gibi bölümleridir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gönül ahbab ister bölümünde eski sohbetlerin yerini teknoloji ve medyaya kaptırdığından bahsediliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ve bölümden bir beyit; (66.s)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gönül ne kahve ister ne kahvehane&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gönül ahbab ister kahve bahane&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son olarak ise kesinlikle tavsiye ediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazar: İskender PALA , Kapı Yayınları || Liste Fiyatı: 14,00 TL.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;374 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9758950444; Boyut: 13,5x19,5 cm&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Özgün Dili: Türkçe&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-215655372662352664?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/09/sairlerin-dilinden-pala-iskender_17.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TSW8D_HTNOI/AAAAAAAAAC0/LkhYSHLhLdE/s72-c/pala-iskender-sairlerin-dilinden.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-4028592181384688029</guid><pubDate>Fri, 17 Sep 2010 23:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-10-14T00:00:23.442+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kartal</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yeniden doğuş</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seçtiklerimiz</category><title>Kartallar ve Yeniden Doğuş'un hikayesi</title><description>Bir süre önce bir yerde okuduğum bir yazı çok ilgincime gitmişti bende arşivime almıştım şimdi sizinle paylaşmak istedim umarım sizde beğenirsiniz.&lt;br /&gt;Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır. Kartalın yaşı 40′a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.&lt;br /&gt;Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.&lt;br /&gt;Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-4028592181384688029?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/09/kartallar-ve-yeniden-dogusun-hikayesi.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-6578751699639750671.post-7860844364861980373</guid><pubDate>Fri, 17 Sep 2010 23:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-04-15T15:18:52.595+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>üstad ne demiş</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>seçtiklerimiz</category><title>SİN ve ŞIN MESELESİ</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bazı hikayeler vardır, hiç unutamadığımız yıllar geçse de… İşte bir tanesi;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yüce Alim Muhiddin Ibn Arabi bir sohbet esnasında hiddetlenir, ayağını şiddetli bir şekilde yere vurarak,  onu dinleyenlere şöyle söyler;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Sizin taptığınız Tanrı ayaklarımın altında!”…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sözünün üzerine Ibn Arabi’nin idamı istenir ve son sözü sorulur. O da;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Dehalessini Fişşın Zehaerel Kubur-ül Muhiddin” yani&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Sin Şın’ a girdiğinde Muhiddin’nin kabri meydana çıkar” Der.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yıllar sonra  Muhiddin’nin mezarının kaybolduğu yıllarda Yavuz Sultan Selim Şam seferine çıkar, Sin artık Şın’a girmiştir… İlahi işaretler Selim’i Muhiddin’nin mezarına götürür…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Selim bununla kalmayıp idamı araştırdığında ise, işte o zaman Muhiddin’nin yüceliği parlar Şam topraklarında. Selim Muhiddin’nin ayağını vurduğu toprakları kazdırdığında parlar Muhiddin’nin yüceliği…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir küp altın çıkarken o bastığı toprakların altından parlar Muhiddin’nin yüceliği…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yüce Muhiddin bugün gelsen ve bize ders versen, merak ediyorum bize neler söylerdin?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Söylesene biz neye tapıyoruz,  yoksa hiçbir şeye tapamayacak kadar katılaşmış mı kalplerimiz?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Anlat bize de Muhiddin, söyle lütfen, biz neye tapıyoruz?&lt;br /&gt;___________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6578751699639750671-7860844364861980373?l=kitapmimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kitapmimi.blogspot.com/2010/09/sin-ve-sin-meselesi.html</link><author>noreply@blogger.com (Kitap mimi)</author><thr:total>0</thr:total></item></channel></rss>