<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457</id><updated>2024-08-28T07:52:50.547-07:00</updated><category term="Kitap"/><category term="100 Temel Eser"/><category term="İlgi Çekici"/><category term="Bilgilendirme"/><category term="İnternet"/><category term="Tasarım"/><category term="Teknoloji"/><category term="İslam"/><category term="Düşünce"/><category term="Sağlık"/><category term="Siyaset"/><category term="Şiir"/><category term="Eğlence"/><category term="Bilgisayar"/><category term="Evlilik"/><category term="Gezi"/><category term="Sanat"/><category term="Spor"/><category term="Televizyon"/><title type='text'>Yaşama Dair</title><subtitle type='html'>Eğlendiren Güzel Haberler...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>100</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-5083394063069547530</id><published>2010-04-14T23:21:00.000-07:00</published><updated>2010-04-14T23:22:31.102-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Düşünce"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İslam"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Şiir"/><title type='text'>Yeniden Bismillah . . .</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm5.static.flickr.com/4032/4522765624_fc8551a99f.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;3381818392_16f207367e_o&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylar sonra ilk kez bir yazı eklemek istedim siteme, ilk kez duygularımı paylaşmak. Kendime gaz vermek için, dünyanın büyüsü ve meşguliyeti içinde kaybolmamak için, aslıma dönmek ve yeniden bismillah demek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altan Civelek&#39;in söylediği bir şarkıyı dinlerken birden zihnim kaydı; ölüme, vefaya. Tefekkür etmek istedim doya doya.&lt;br /&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minik bebeğim geldi gözlerimin önüne, eşim, anam - babam. Ben ölsem dedim ne olur minik bebeğimin hali, bensiz ne yaparlar diye. Düşüncesi bile beni çok yordu. İrkildim ardından. Onların rızkını veren ben değilim Allah(c.c.) diye. Belki bensiz kalmanın acısı. Hepi topu o kadar diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kendimi hatırladım, ölüme ne kadar hazırım diye. Ölmekten korktum. Hazırlıksızlığıma korktum. Kendimden şüpheye düştüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süredir aklımda olan ama sürekli ertelediğim yeniden bismillah deme zamanının geldiğini gördüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YENİDEN BİSMİLLAH YA RAB. YENİDEN BİSMİLLAH...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm3.static.flickr.com/2719/4522132213_67ca7fef54.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;3381818392_16f207367e_o&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;Gittiğin o yerlerde&lt;br /&gt;Söyle huzurda mısın?&lt;br /&gt;Geride kalanların&lt;br /&gt;Söyle farkında mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atın beni denizlere&lt;br /&gt;Vermeyin ellerine&lt;br /&gt;Zaten hasret kalmış idim&lt;br /&gt;O deniz gözlerine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidip de dönmemeye&lt;br /&gt;Söyle yeminli misin?&lt;br /&gt;Dönüp de görmemeye&lt;br /&gt;Dayanabilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey göklerin yıldızı&lt;br /&gt;Benim farkımda mısın?&lt;br /&gt;Benden ayrı yaşamaya&lt;br /&gt;Dayanabilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atın beni denizlere&lt;br /&gt;Vermeyin ellerine&lt;br /&gt;Zaten hasret kalmış idim&lt;br /&gt;O deniz gözlerine&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/5083394063069547530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2010/04/yeniden.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/5083394063069547530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/5083394063069547530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2010/04/yeniden.html' title='Yeniden Bismillah . . .'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://farm5.static.flickr.com/4032/4522765624_fc8551a99f_t.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-9196945514460702834</id><published>2009-06-12T00:28:00.000-07:00</published><updated>2009-06-12T00:42:47.317-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Bilgilendirme"/><title type='text'>2009 sonunda ehliyetler değişiyormuş !!! TC Kimlik No eklenmeliymiş !!!</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3347/3618309111_e14bc67398_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;3381818392_16f207367e_o&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde e-posta adreslerine bir haber hızla yayılıyor. 2009 yılı sonuna kadar ehliyetlerinde &lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Tc Kimlik No&lt;/span&gt; olmayan ehliyetlerin değiştirileceğini haber veren, bu konuda geç kalıpta sıra beklemek istemeyenleri de derhal değişikliğe çağıran bir mesaj bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynağı kimdir nedir bilmiyorum ama birileri gene mail zinciri yoluyla bir karışıklık yaratıyor. (eminim ki şu an gelinen noktayı görüp görüp gülüyordur.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi acemi blogçularda mal bulmuş mağribi gibi haberin üzerine atlamışlar. Yanlış bilgilendirme almış başını gitmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde ben de bu haberi görünce derhal girip &lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;emniyetin web sayfasında &lt;/span&gt;araştırdım konuyu. Ve konuyla ilgili açıklamayı da buldum. Açıklama şu şekilde:&lt;br /&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Son günlerde bazı internet sitelerinde, 2009 yılı sonuna kadar sürücü belgeleri üzerinde T.C. Kimlik Numarası olmasının zorunlu olduğu, bu nedenle 2009 yılı sonuna kadar tüm sürücü belgelerinin zorunlu olarak değiştirileceği, maddi hasarlı trafik kazaları ile ilgili 01 Nisan 2008 tarihinde başlanılan yeni uygulama içinde, üzerinde T.C. Kimlik Numarası bulunan yeni sürücü belgelerinin gerektiği yönünde haberler yapıldığı görülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15.02.2007 tarihinden itibaren düzenlenen sürücü belgeleri üzerine belge sahibinin T.C. Kimlik Numarasının yazılması uygulamasına başlanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, zayii veya yıpranma gibi nedenlerle sürücü belgesini değiştirme durumunda olan vatandaşlarımıza, üzerinde T.C. Kimlik Numarası bulunan sürücü belgesi verilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddia edildiği gibi T.C. Kimlik Numarası bulunmayan sürücü belgelerinin belli bir süre içinde değiştirilme zorunluluğu bulunmamakta olup, gerek trafik denetimlerinde, gerekse diğer trafik işlemlerinde (trafik kazaları gibi) vatandaşlarımız mevcut sürücü belgelerini değiştirmeksizin kullanabileceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuoyuna saygıyla duyurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emniyetin sitesinde &lt;a href=&quot;http://www.trafik.gov.tr/guncel_duyuru.html&quot;&gt;şurada&lt;/a&gt; yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acemi blogçu arkadaşlara seslenmek istiyorum. Bilgi kirliliğinin önüne geçme adına her önünüze gelen habere atlamayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LÜTFEN...&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/9196945514460702834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/06/ehliyetlerde-tckimlik-no-degisikligi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/9196945514460702834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/9196945514460702834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/06/ehliyetlerde-tckimlik-no-degisikligi.html' title='2009 sonunda ehliyetler değişiyormuş !!! TC Kimlik No eklenmeliymiş !!!'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-906806247716421501</id><published>2009-05-06T04:11:00.000-07:00</published><updated>2009-05-06T04:56:47.679-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Ruşen Eşref Ünaydın Eseri: &quot;Diyorlar ki&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3309/3506563093_6cf99962d5_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;ruşen eşref ünaydın&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Ruşen Eşref Ünaydın Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1892 yılında İstanbul&#39;da doğdu. Galatasaray Sultanisini ve Edebiyat Fakültesini bitirdi. Askeri Baytar Alisi&#39;nde, Darülmuallimini Aliyde, Türkçe ve Fransızca öğretmenliği yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarlık hayatına 1914&#39;te mütercimlikle başladı. 1918&#39;de Yeni Gün muhabiri olarak Kafkasya&#39;ya, Tasviri Efkar muhabiri olarak Sivas&#39;a gitti. Dergi ve gazetelerde mülakat ve gezi türünde yazıları yayımlandı. 1920&#39;de Anadolu hükümetinin çağrısı üzerine İnebolu yoluyla Ankara&#39;ya gitti; Türk Kurtuluş Savaşına katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1922 yılında Buhara elçiliği başkatibi oldu&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; Lozan Konferansında matbuat müşavirliği yaptı. TBMM ikinci döneminde Afyonkarahisar Milletvekili seçildi. Riyaseti Cumhur Umumi Katipliğinde, Tiran, Atina, Budapeşte elçiliğinde ve Roma, Londra ve Atina Büyükelçiliğinde bulundu. 1952&#39;de emekliye ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Servet-i Fünun&quot;, &quot;Donanma&quot;, &quot;Tedrisat&quot;, &quot;Türk Yurdu&quot; ve &quot;Yeni Mecmua&quot;da yayımladığı mülakat, mensur şiir ve hatıra türünde yazılarıyla tanındı. Mustafa Kemal Paşa&#39;nın yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Ruşen Eşref Ünaydın, Mustafa Kemal Paşa&#39;yı Türk basınında ilk defa tanıtmasıyla ünlüdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruşen Eşref&#39;in Sanatçı, yazar ve fikir adamlarıyla yaptığı mülakatların toplanması ile oluşturulan bu eserdeki mülakatlar, 1918 yılının başlarında Vakit’te peş peşe çık­maya başlayınca, özellikle edebiyat çevrelerinde, bütün hızıyla devam etmekte olan dünya harbi haberlerine duyulan merakı bile bastırmış, bir yığın dedikoduya ve tartışmaya yol açmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Ruşen Eşrefin Diyorlar ki adlı eserinde:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülhak Hamid Tarhan, Nigar Ha­nım, Sami Paşazade Sezai, Halit Ziya Uşaklıgil, Cenap Şahabettin, Hüseyin Cahit Yalçın, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Mehmet Emin, Halide Edip Adıvar, Hamdullah Hamdi, Ziya Gökalp, Ömer Seyfet­tin, Refik Halit Karay, Fazıl Ahmet Aykaç, Mehmet Fuat Köprülü, Ahmet Haşim ve Ali Kemal ile yapılan mülakatlar vardır. Birkaçından örnek vermek gerekirse;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Nigâr Hanım&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kim bilir hanımefendi, size ilk şiir hevesini veren sebep­ler ve ilhamlar nelerdi? Okudum ki pek küçük yaşta ruhunu­zu terennüm etmeye başlamışsınız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bana ilk şiir hevesini veren yaradılışımdır. Çünkü ben on iki yaşında bir çocuktum; kardeşim bir kaza sonunda öl­müştü ve benim en evvel ki şiirim de maateessüf bir mersiye oldu. Türkçeyi ben Kadıköyü’nde, Fransız mektebinde iken okuyup öğrendim. Babam, bana öğretmen olarak Celâl Sahir Bey’in kayın babası olan Ebüllisan Şükrü Efendi’yi seç­mişti. İlk yazılarım çıkmaya başladığı zaman ben on dört yaşındaydım. Diyebilirim ki şairlik zevkini annemden almışımdır; çünkü annem, efendim, gayet çok şiir okurdu. Zavallı hasta olduğu zaman daima beyitler okurdu. Bununla beraber benim en büyük ilham kaynağım vatanımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eski Edebiyatımızı çok okur muydunuz hanımefendi? Eskiler arasında hissinizi en fazla okşayan şairler hangileriydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O zamanlar ben eski divanları okurdum. Leyla, Şeref divanları; fakat Muhlis Paşa divanı ki Esat Muhlis Paşa çocuk­larımın eniştesinin yani Sadullah Paşa’nın babasıdır. O vakit­ler, sabahlara kadar dirseklerim yazıhane üstünden kalkmazdı. Zaten bütün hayatımda uyku uyumamaktan mustarip oldum efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bendeniz de öyle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hep eski divanları okurdum; daha doğrusu elimin altı­na ne geçerse okurdum. Bu benim âdetimdir. Bir taraftan da Hugo, Musset, Lamartine… Eskiler arsında beni en fazla Fu­zûlî duygulandırdı. (Ve biraz acele acele söyledi.) Fuzûlî, Fu­zûlî; hâlâ da bugün de Fuzûlî… ve Nedîm. Bunların ikisi arasında o kadar fark vardır ki; birisi aşk ve sevda da derin… Ötekini de şuhluğundan, şakraklığından severdim belki… Fa­kat ikisi arasında hiç aynı hissime tesir eden ortak bir nokta görmedim. Şeyh Gâlib’i de çok sevdim. Ee… O zamanların edebiyatı bu idi. Sonra ben de ilhamlarımı yazı hâline getir­meye başladım. O tarihte Muallim Hayret Efendi’nin Saadet de benim için yazdığı makaleler, son derece teşvik edici bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Ömer Seyfettin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç ve çalışkan hikâyececiye de müracaat ettim. Evve­la “Beni bu serinin içine katmayın.” diye özür diledi. Aradan bir müddet geçmişti. Bir gün oturduğum evi şereflendirdi. “Ben söyleyeceklerimi yazdım. Siz de bu yazar benim ah-babımdır; yüzünde, hareketlerinde, sözlerinde öyle dikkate çarpacak bir şey yoktur, dersiniz cancağızım.” dedi. Birkaç defa omuzlarımı okşadı. Kâğıtları bırakıp çıktı gitti. Kendisine teşekkürler ettim. Ömer Seyfettin Bey şunları yazmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;Eski Edebiyat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ben çocukken evimizde birçok divanlar vardı. On­ları okuya okuya edebiyata heves ettim. Fakat Eski Edebi­yatın çeşnisini&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;,&lt;/a&gt; zevkini tattığımı iddia edemem. Çünkü bunun için başka bir ilim, başka bir tahsil ister. Pek gençken gazeller falan da yazdım. Fakat bunlar saçma şeylerdi. O vakit bu ya­na aklımda sadece Leyla ile Mecnun’lar kaldı. Demek ki as­lında yalnız onları anlayabiliyormuşum.&lt;br /&gt;Bugün artık ‘Eski edebiyat’ımıza hiç taraftar kalmadığı için bu mevzu bahse bile değmez sanırım. Divan Edebiyatı! İşte olsa olsa edebiyat tarihi için lüzumlu bir saha! Daha faz­lasına aklım ermez. »&lt;br /&gt;Şinasi’den sonraki edebiyata gelince: Namık Kemal Bey’i \ çok sevdim. ‘Evrek-ı Perişan’ dan sahifeler ezberledim. Bana ‘canlılık’ zevkini veren; beni iyiye, doğruya, güzele samimi­yetle alakadar eden Namık Kemal’dir sanıyorum. Ne yalan söyleyeyim, Hamid’i pek o kadar anlayamıyorum. Ekrem Bey’e gelince, Nejat’ı için yazdığı şeylere hâlâ bayılırım. Bun­lar ne kadar insana tesir eden şeylerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat-ı Cedide&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Fikret!.. İşte bana ‘mükemmellik’ şevk ve isteğini veren kimse! Lise sınıflarında İken hep ‘Rübab’ı okuyordum. Halit Ziya bizim ilk üstadımızdır. Ben, bir gece hiç uyumamış, sa­baha kadar’ Bir Ölünün Defteri’ni okumuştum. Yalnız onun dili skolastiktir. Yoksa tekniği öyle kuvvetlidir ki Avrupa’nın güneydoğusunda, mesela Romanya’da, Sırbistan’da, Bulga­ristan’da, Yunanistan’da o kuvvette bir romancı yoktur. Buna emin olunuz. Bulgarların en büyük yazarı Vazof un eseri bile nihayet bir han odası hikâyesine benzer. Ne tasvir vardır, ne de sanat! Hüseyin Cahit tek bir roman yazmıştır; ‘Hayal İçin­de’. Ama ne roman… Hayat, olduğu gibi, bu romanın içinde­dir. Romanın kahramanı Nezih hâlâ gözünün önündedir. Mehmet Rauf’un ‘Eylül’ü de bizim edebiyatımızda eşi benze­ri bulunmayan bir eserdir. Yüksek, \;üce, manevi ruhi kadın aşkı… Hiç temas yok. İdeal aşk. Aşkın hürmetten nasıl doğ­duğunu anlamak İçin bu romanı okumalı. Her vakit söylerim, yine söyleyeyim: Eğer Tevfik Fikret’le onun arkadaşları ‘tabii dili’ kavrayabilmiş olsaydılar, şüphesiz, bizim de ebedi klasik­lerimiz olurdu. Çünkü onlar modern edebiyatın tekniğini ol­duğu gibi anlamış ve kabul etmişlerdir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Edebiyat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bakınız ben Millî Edebiyat’tan ne anlarım: Vezinle dilin tam Türkçe, yani tabii olması… Zira yaratıcı bir sanatkârın duygularına sınır çizilemez. Bu sanatkâr karakterine, aldığı terbiyeye, nelere karşı bir meyil duyuyorsa onlara göre yazar. Hem, zannetmem ki, bir adam mademki bir topluluğun için­de yaşıyor; duyuşu, tarzı millî anlayışı dışında olsun. İnsan normal, anormal olabilir; fakat milliyet denilen manevi daire­nin içinde bunların her ikisi de yok mudur? Bu iki hâlin dur­madan devam mücadelesidir ki hayata can verir. Mücadele-siz hayat, ölümün, yokluğun ta kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç şairlerden en beğendiğim Orhan Seyfi’dir. Sonra da Faruk Nafiz… Nesir yazarlan içinde dilini en güzel buldu­ğum Refik Halit’tir. İşte tam İstanbul Türkçesi. Yakup Kadri te­miz ve seçkin, derin bir yazardır. Ama ben yine, Refik Halit’ten daha kolay lezzet alırım, hayalim yorulmaz. Halide Edip Hanım son romancımızdır. Hatta henüz onun karşısında bir ra­kip bile yoktur. Ben ‘plastik’ şeyleri çok sevdiğim için, onun hakkında fikirler ileri sürmek kudretini kendimde göremem. Herhalde gayet nefis yazıları var…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana gelince; ortaya esaslı bir eser koymadan sanat­kârlık hülyasına kapılmam bile! Edebiyatımızın hedefi: ‘Çok laf, az eser’ dir. Ben şimdilik hedefi ve bu anlayışı bozmaya çalışıyorum. Ağustos böceği gibi, öterek yan gelmekten ise, karınca gibi çalışmak daha iyi değil mi? Şimdiye kadar öttü­ğümüz elverdi; biraz da İş yapalım ki çorak edebiyatımız şen­lensin, değil mi? Siz de bu fikirdesiniz sanıyorum.”&lt;/span&gt;   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_83.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/906806247716421501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/05/diyorlar-ki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/906806247716421501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/906806247716421501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/05/diyorlar-ki.html' title='Bir Ruşen Eşref Ünaydın Eseri: &quot;Diyorlar ki&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-170725268911871914</id><published>2009-05-06T03:37:00.000-07:00</published><updated>2009-05-06T04:57:14.361-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Abdülhak Şinasi Hisar Eseri: &quot;Boğaziçi Mehtapları&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3633/3507329054_1a601b9269_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;abdülhak şinasi hisar&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Abdülhak Şinasi Hisar Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1883&#39;te İstanbul&#39;da doğdu. 3 Mayıs 1963&#39;te İstanbul&#39;da yaşamını yitirdi. Romancı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye&#39;de ilk edebiyat dergilerinden 1882-1883&#39;te yayınlanan Hazine-i Evrak&#39;ın yayıncısı, öykü ve eleştiri yazarı Mahmud Celaleddin Bey&#39;in oğlu. Babası ona hayranlık duyduğu iki şair  Şinasi ile  Abdülhak Hamit Tarhan&#39;ın adlarını verdi. Çocukluğu Rumelihisarı, Büyükada ve Çamlıca&#39;daki konaklarda geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mürebbiyelerinden Fransızca öğrendi&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; Tevfik Fikret&#39;ten  Türkçe dersleri aldı. 1905&#39;te Mekteb-i Sultani&#39;yi (Galatasaray Lisesi) bitirdi. 1905-1908 arasında Paris&#39;te Siyasal Bilgiler Yüksekokulu&#39;nda öğrenim gördü. Jön Türk hareketine katıldı. 2&#39;nci Meşrutiyet&#39;in ilanından sonra İstanbul&#39;a döndü. 1909&#39;da bir Fransız şirketine memur olarak girdi. 1924&#39;te Reji İdaresi&#39;nde çalışmaya başladı. Balkan Birliği Cemiyeti Genel Sekreterliği yaptı. 1945&#39;te Uluslararası Barış Kongresi&#39;ne katılmak üzere ABD&#39;ye gitti. 1984&#39;ten sonra ölümüne değin sürekli İstanbul&#39;da kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1921&#39;den sonra &quot;Dergâh&quot; dergisinde &quot;Kitaplar ve Muharrirler&quot; başlığıyla yazdığı eleştirilerle adını duyurdu. Yarın, İleri ve Medeniyet dergilerinde şiirleri, eleştirileri yayınlandı. Cumhuriyet&#39;ten sonra Ağaç, Türk Yurdu, Ülkü ve Varlık dergileriyle, Milliyet ve Dünya  gazetelerinde yazdı. İlk romanı &quot;Fahim Bey ve Biz&quot; 1942 Cumhuriyet Halk Partisi yarışmasında üçüncülük ödülü aldı. Bu eser eleştirmenler tarafından &quot;akıcı bir dil ve yetkin bir üslupla kaleme alınmış&quot; diye değerlendirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanlarında Rumelihisarı, Büyükada, Çamlıca üçgeninde varlıklı, gününü gün eden, sorunsuz insanların yaşamlarını yansıttı. Bu çevrelerin dışındaki yaşamı basit ve aşağı buldu. Fransız edebiyatçılardan etkilendi. Kahramanlarının hepsini dengesiz, gariplikleri olan, içine kapanık, başarısız ve hayalleriyle avunan kişiler olarak kurguladı. Olaylardan çok kahramanlarının duygu ve düşüncelerine öncelik verdi. Şiirsel bir dil ve özgün bir teknik kullandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaziçi Mehtapları, Abdülhak Şinasi Hisar&#39;ın ilk kitabı “Fahim Bey” ve “Biz”den iki yıl sonra yayımlanan (1943), ikinci kitabıdır. Kendi romanlarına bile bunlar birer &quot;hatıra&quot; der. Ama Boğaziçi Mehtapları gerçekten bir &quot;hatıra&quot; ya da &quot;deneme&quot; türünde kaleme alınmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer yer üslup işleyişi ile şaşırtıcı bir kalem ustalığından haber veren bu kitap, kendisinin &quot;Boğaziçi Medeniyeti&quot; adını verdiği, artık tarihe karışmış, kenarda köşede kalmış birkaç eski yalısının hatıralarda canlandırmaya yetmediğini, büsbütün aynı ve muhteşem bir güzellikler âleminin belki de böylesine bir ihtişamla, ancak şairin her şeyi yeniden yaratıp güzelleştiren hayalinde yaşamış bir &quot;Binbir gece&quot; âleminin tasviri ile doludur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski zamanın, politik yönünü değil, Boğaziçi&#39;ndeki şiirli tecellisini tasvirde bu kadarla yetinemeyen Abdülhak Şinasi, Boğaziçi Yalıları ile gene o büyülü atmosferi anlatmaya devam etmiş. Sonra Eski Zaman Köşkleri ile eski İstanbul&#39;un başka semtlerindeki şiiri; yüzlerce sahtesi arasına karımış beş on halis elması sadece pırıltı farkından tanıyıp ayıran bir kuyumcu sabrı ile, her şeyi silip yok eden zamanın insafsız pençesinden kurtarıp ölümsüzlüğe kavuşturmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;KİTAPTA, YEDİ BÖLÜMDE YİRMİ SEKİZ YAZI YER ALIR.&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu başlıklar gelişigüzel değil, son derece planlı bir çalışmanın göstergesidir. Bu başlıkları Boğaziçi Medeniyeti’ni kavratmak için bir yol haritası olarak yazar. Bu başlıklar ve onların altında işlenen konular şöyle sıralanır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Hazırlanış:&lt;/span&gt; Boğaziçi Medeniyeti, Mazinin Yoksullukları, Tabiat Sevgisi, Musiki İptilası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Toplanış:&lt;/span&gt; Bu Gecelerin Kıymeti, Saz Fasılları, Kayıklar ve Sandallar, Yan yana Gelenler ve Gelmeyenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Musiki Faslı:&lt;/span&gt; Kayıklar ve Sandalların Kervanı, Saz Fasılları, Saz Sesleri, Hanende Sesleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Sükût Faslı:&lt;/span&gt; Boğaziçi Cenneti, Mehtap, Yalıların Önünden Geçiş, Sessizliğin Şiiri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Aşk Faslı:&lt;/span&gt; Mehtapta Görülen Güzellikler, Karanlıkta Parıldayan Arzular, Şarkıların Dedikleri, Herkesin Aslanı, Söyleyen Saz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Dağılış:&lt;/span&gt; Fanilikler, Sönüş, Ayrılış, Unutuluş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Hatırlayış:&lt;/span&gt; Mazi Cenneti, Bizimle Beraber Yaşayan Hâtıralarımız, Hâtıralarımızın Zaman İçinde Devamı, Başka Dünyaların Bizden Görebilecekleri&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kitaptan bazı bölümlerden alıntılar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Tabiat Sevgisi Parçasından&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’da tabiatın emsalsiz güzelliği, şüphe yok ki Boğaziçi’ndedir ve İstanbul’un en güzel semti olan Boğaz’a o zaman gösterilen rağbet tabiata duyulan sevgiyi ve verilen kıymeti gösteriyordu. Theophile Gautier için olduğu gibi o zamanki hanımlar ve beyler için de tabiat var olan, görülen, sevilen bir şeydi. Bu ruhlar İnsan güzelliği kadar tabiat güzelliğini de duymasını ve sevmesini biliyorlardı. Bu insanlar daha tabiatla aralarını büsbütün açmamışlardı. Ruhları ve vücutları birbirlerinden tamamıyla ayrılmamıştı&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; Şehir her yanından denizlere ve dağlara, Boğaziçi de her yanından kırlara açılıyordu. Nakil vasıtalarının iptidailiği, kulübelerde oturanlardan ta saraylardan oturanlara kadar herkesi mevsimle alakalandırır, sıcak ve soğuk, rüzgâr ve kar, yağmur ve çamur herkesi meşgul ederdi. Soğuğu ve sıcağı bütün insanlar duyarlar, konakların, köşklerin odaları da mangallarla ısınırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski evlerin hayatı insanları tabiattan şimdiki apartmanlar gibi ayırmazdı. Eve bahçeden geçilir, bahçe sulanmak için bir kuyudan su çekilir, çiçekler bahçeden evlere girer, lavanta çiçekleri temizliği duyuran kokularını yataklara dökerdi. İnsanlar ne tattıkları zevki değiştiren mevsimleri, ne de sevdikleri hayvanları düşünmemezlik edemezdi. Evin en rahat köşelerinde kediler horlardı. Daha eskiden İstanbullu ata biner, ava giderdi. Şehirde kira arabaları kadar da kiralanan binek hayvanları vardı. Boğaziçi’nde de yalılar Önünde oltayla yahut da açıkta kayıkla balık tutulurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaziçi’nin hemen kendine mahsus olan ve sularının nefis meyvelerine benzeyen balıkları vardır. Bunlar da insanlan, saatler ve mevsimlerle alakalandırır. Çünkü bazıları hemen her akşam, bazıları geceleyin tutulur, ekserisinin, birbirini takip ile, aylara göre değişen ve hemen bütün seneyi kaplayan ayrı ayrı mevsimleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Sessizliğin Şiiri Parçasından&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maziyi anlamak ve duymak için bilinmesi lazım gelen, şimdi elimizden kaçırmış olduğumuz bir nimet, bize yardım elini uzatan bir ilah vardı ki o da her günümüzü saran nefis bir sessizlikti. Sükût, gramofonlarla yenilerek, radyolarla kovularak, otomobil, otobüs, tramvay gürültüleriyle delik deşik edilerek gitgide o kadar azalmış, daralmış, ufalmış, yeni hudutlarının içinde kalmış ve bizim saatlerimizin çoğundan o kadar uzaklaşmıştır ki bazen ona rast gelince bir lezzet gibi duyuyoruz. Biraz süren sessizlik bize ilaç diye koklanan bir ruh gibi tesir ediyor ve musiki yerine geçiyor. Vaktiyle Shakespeare de tam bir sessizliğin en tatlı bir musiki makamına geçtiğini söylemekte haklıydı. Sükûta şimdi bir koruya, bir bahçeye girer gibi erişiyoruz. O zamanlarsa bu bizim tabii ve hemen da imi iklimimizdi. Sükût esas ve onun haricinde şarkı ve saz ise nadir tadılır zevklerdi. O zamanlarda bol bol kandığımız ses sizliğe biz elbette şimdiki kadar acıkmış ve susamış değildik. Fakat bilakis ona pek alışkın olduğumuzdan tadını çıkarmasını daha iyi bilirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat mefhumunun düşünülmesi gündelik patırtılar arasında o kadar güçleşiyor ki bunu duyabilmek ve tadabilmek için şehrin gürültülerinden kurtulmuş, yıkanmış olmak lazım geliyor. Şimdi sükûttan öyle mahrumuz ki geçenlerde Boğaziçi kıyılarında dolaşırken eskiden bildiğim bir ruha tekrar kavuşur gibi olmuştum. Onu birdenbire tanıyamadım. Tattığım lezzete akıl erdiremiyordum. Sükût içinde kendi kulaklarımın uğultusunu işitiyordum. Meğer bu beni yavaş yavaş sarmış olan eski, rahat ve tatlı sessizlikmiş. Onun nurunda vücudumun ve ruhumun, eyvah! Ne boş patırtıların kurbanı olarak ne kadar yorgun, ne kadar yıpranmış olduğunu gördüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Şarkıların Dedikleri Parçasından&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaziçi’nde bazı yaz günleri her zamankinden daha güzel olur. Bu harikulade günlerde gökyüzü daha parlak, deniz daha berrak, dünya daha tılsımlı, hayat daha mucizeli, ta biat daha ilahî görünür. Bu müstesna günler ruhlarımızı son haddine kadar açar; fakat asla mesut etmez. Bilakis onların acı duyulan bir tadı vardır. Zira bilinmez nasıl bir yerden sırrını vermeyen bir ruh sanki bize bakar; acır mı, acımaz mı? Bilemeyiz; küçüklüğümüzü gördüğünü sanırız ve mahzun oluruz. Genişlemiş ruhumuza o günlerde hayat, bütün lezzetiyle, sanki az gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömrümüzün tabiat kadar güzel olmadığını ve dünya kadar ebedî olmadığını daha çok duyarız. Henüz çocukken hassaslığımın daha çoğaldığı böyle günlerde, artmış bir merakla, bir çiçeğe, mesela bir sümbüle ve ya denizin içinde açılır kapanır bir köpüğe benzeyen bir pelteye bakarak uzun uzun daldığımı hatırlarım. İnsan o nazlı çiçeği gördükçe hep mahvolan bu güzellikler nedir ve niçindir? Veya denizde canlanmış bir köpük gibi açılan kapanan peltenin âdeta nebati hayatını gördükçe hep mahvolan bu hayatlar nedir ve niçindir, demek ihtiyacını duyardım. O ihtişamlı günlerde bütün bu sualler hep cevapsız kalırdı. Şimdi ne hatırımdaki o güzel günlere baksam güya o nazlı çiçeğin bir nida işareti gibi açılıp beklediğini ve sularda yüzen peltenin bir sual işareti gibi açılıp kapandığını görüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Mazi Cenneti Parçasından&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmiş bir zamanı diriltmek, kendi gençlik çağımızı tekrar etmek gibi tamamen imkânsızdır. Fakat insanın da, mille tin de sağlam temelleri bu tekrar dirilmesine imkân olmayan geçmiş zamanlarıdır. Milliyetçilik muarızları en evvel millî maziyi unutturmak isterler. Bu millete yapılabilecek en sinsi ve en şeytani hücum onun vicdanından mazisini almak, hafızasında mazisini yok etmektir. Bundan mahrum edilen bir millet en emin kuvvetini kaybetmiş olur. Bize saldıran düşman daima topraklarımıza ve ölülerimize hücum eder. Zira biz o topraklarla o ölülerin mahsulleri ve devamlarıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin kendi mazisine hasret çekmesi tabiidir. Zira bu en güzel hayat çağında, yirmi yaşlarında bulunduğu zamanı sevmesi ve ona tahassür etmesi demektir. Mazi en kıymetli zamanlarımızdır. Zira hatırımızda bugünlerimize kadar devam etmesiyle, en çok uzamış olan, en çok yaşamış bulunduğumuz zamanımızdır. Mazi hâle uzaklığı nispetinde sağlamdır ve biz ona hayatımızı uzattığı nispette bağlı kalırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_23.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/170725268911871914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/05/bogazici-mehtaplari.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/170725268911871914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/170725268911871914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/05/bogazici-mehtaplari.html' title='Bir Abdülhak Şinasi Hisar Eseri: &quot;Boğaziçi Mehtapları&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-21540517063757779</id><published>2009-04-01T01:42:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T02:01:11.409-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Siyaset"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Şiir"/><title type='text'>Muhsin Yazıcıoğlu - Üşüyorum (Şarkısı ve Kendi sesinden şiiri)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3464/3403326291_d4fae05e41_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;Muhsin&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kör ölür badem gözlü olur klişesinin dışına çıkarak söylemek istiyorum. Muhsin Yazıcıoğlu gerçekten de bu memleket için çalışmış, emek vermiş, bedel ödemiş bir insan. Muhakkak ki zamanında hatalar da yapmış. Sonradan pişmanlığını dile getirdiği hatalar bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok acıklı bir şekilde yakaladı onu ecel. Sen öyle sessiz sedasız, insanlar üstünde etkisi olmayacak bir şekilde ölemezsin gibilerden yakaladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçoklarının hep ikinci tercihiydi. Birinci olmayı Rabbim (C.C.) o&#39;na nasip etmedi. Ama o uğraştı didindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çabalarının sonucunu ise milyonlarca insan kendisine dua ede ede ölerek aldı. Bundan güzel mükafat var mıdır ki ey dostlar. Kendisine ait &quot;Üşüyorum&quot; adlı şiirini koymak istedim siteme. Müslümanlığını ve insanlığını vurgulamak amacıyla. Okuyun, dinleyin, düşünün. Zira ölüm bir gün hepimize uğrayacak.&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiiri Muhsin Yazıcıoğlu&#39;nun kendi sesinden ve şarkılaştırılmış haliyle dinlemek için aşağıdaki oynatıcının Oynat &quot;Play&quot; düğmesine basın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;div style=&quot;width:300px;&quot;&gt;&lt;object width=&quot;300&quot; height=&quot;110&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://media.imeem.com/m/qZdAao-V2S/aus=false/&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;FlashVars&quot; value=&quot;backColor=ff9900&amp;primaryColor=663300&amp;secondaryColor=996600&amp;linkColor=cc6600&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://media.imeem.com/m/qZdAao-V2S/aus=false/&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; width=&quot;300&quot; height=&quot;110&quot; wmode=&quot;transparent&quot;FlashVars=&quot;backColor=ff9900&amp;primaryColor=663300&amp;secondaryColor=996600&amp;linkColor=cc6600&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div style=&quot;background-color:#ff9900E6E6E6;padding:1px;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;float:left;padding:4px 4px 0 0;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.imeem.com/&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;ÜŞÜYORUM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır&lt;br /&gt;Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum&lt;br /&gt;Gözlerim parke parke taş duvarlarda&lt;br /&gt;Açılıyor hayal pencerelerim&lt;br /&gt;Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kekik kokulu koyaklardan aşarak&lt;br /&gt;Güvercinler ülkesinde dolaşıyor&lt;br /&gt;Bir çeşme başı arıyorum&lt;br /&gt;Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp&lt;br /&gt;Mis gibi nane kokuları arasında&lt;br /&gt;Ruhumu dinlemek istiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zikre dalmış her şey&lt;br /&gt;Güne gülümserken papatyalar&lt;br /&gt;Dualar gibi yükselir ümitlerim&lt;br /&gt;Güneşle kol kola kırlarda koşarak&lt;br /&gt;Siz peygamber çiçekleri toplarken&lt;br /&gt;Ben çeşme başında uzanmak istiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huzur dolu içimde&lt;br /&gt;Ben sonsuzluğu düşünüyorum&lt;br /&gt;Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum&lt;br /&gt;Durun kapanmayın pencerelerim&lt;br /&gt;Güneşimi kapatmayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beton çok soğuk, üşüyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhsin YAZICIOĞLU&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/21540517063757779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/04/usuyorum.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/21540517063757779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/21540517063757779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/04/usuyorum.html' title='Muhsin Yazıcıoğlu - Üşüyorum (Şarkısı ve Kendi sesinden şiiri)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-8130418227066894306</id><published>2009-03-30T03:08:00.000-07:00</published><updated>2009-03-31T07:25:00.699-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Bilgilendirme"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Siyaset"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İlgi Çekici"/><title type='text'>2004 - 2009 Yerel Seçim Sonuçları Karşılaştırması</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3578/3401375364_fb2a4c7c62_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;secim_anket&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Mart 2009 Yerel seçimlerini dün yaptık ve yeni yerel yönetimlerimizi belirledik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ak Parti diğer rakiplerinin hayli önünde ipi göğüsleyen taraf olmasına karşın, seçim öncesi beklentilerinin de bir hayli gerisinde kaldı. CHP İstanbul&#39;da bir miktar kıpırdanma yaşarken, seçimin en büyük atılımını MHP yaptı. Oy oranlarını ciddi bir miktarda artıran Saadet partisini de unutmamak lazım bu arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha detaylı bir analiz yapacağım ama öncelikle 2004 ile 2009 yerel seçimleri arasında ne gibi değişmeler olmuş, hangi belediye hangi partiden diğerine geçmiş göz atmak isterseniz aşağıdaki tabloya bir göz atın derim.&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN RESMİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;a href=&quot;http://img90.imageshack.us/img90/6571/20042009yerelsemsonular.gif&quot; target=&#39;_blank&#39; title=&quot;&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3564/3397656197_5ccbdaa4c0_b.jpg&quot; width=&quot;150&quot; height=&quot;500&quot; alt=&quot;2004 2009 YEREL SEÇİM SONUÇLARI&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARŞILAŞTIRMALI HARİTAYI BÜYÜTMEK İÇİN RESMİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;a href=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3651/3401043603_91626deffa_o.png&quot; target=&#39;_blank&#39; title=&quot;&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3651/3401043603_91626deffa_o.png&quot; width=&quot;400&quot; height=&quot;125&quot; alt=&quot;2004 2009 yerel seçim karsilastirmasi&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Partiler açısından değerlendirelim. (Aslen yorumlar kısmında yazdım biraz ya neyse.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;AK PARTİ:&lt;/span&gt; Beklediğinden daha düşük bir oranda oy aldı. Kıl payı kaybettiği illeri alabilse çok fazla sayıda belediye kaybetmiş gibi gözükmeyebilirdi aslında. (Tabi kılpayı aldıklarını da unutmamak lazım.) Yanlış bir siyaset dili kullandığı seçim sonuçlarından net biçimde görülüyor. Buraları istiyorum dediği yerlerde seçimi yerel seçim havasından genel seçim havasına döndürmesi seçmen tarafından çok sert biçimde cezalandırıldı. Önceki seçimlerde elde ettiği gücü kemikleşmiş bir oy tabanı olarak yorumlayıp bu doğrultuda bir strateji belirlemesi, aslında kaygan olan oy zeminini ciddi biçimde sarstı. İzmir, Diyarbakır ve Çankaya&#39;da seçmen CHP ve DTP ye normalde destek olmayacağı kadar destek oldu Ak Partinin yanlış stratejisinden dolayı. Ve sonuçta çok büyük bir prestij kaybı yaşadı bu illerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahsi kanaatim bu illerde Ak Parti&#39;nin kendini genel seçimlerde toplayacağı yönünde. (Tabi yine yanlış bir dil kullanmazsa.) Fakat bu toparlanma onu diğer rakiplerinin önüne taşımaya yetmeyecek. Ancak bu seçimde kaybettiği karizmasına geri kavuşturacak seviyede kalacak bu toparlanma. (Tabi yeni ekonomik krizler, vs... gibi şu anda öngörülemeyen durumlar gelişmezse)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seçimde genel olarak başarılı olduğunu da belirtmek gerekir. En yakın 2 muhalefet partisinin toplamı kadar oy aldığını gözden kaçırmamak gerekir. Ancak koyduğu hedefleri nedeniyle başarısız gibi gözüktüğü de son derece açık biçimde ortada. Sular durulduktan sonra başarısını daha net biçimde anlatabileceği kanısındayım. Sonuç olarak; hedeflerine ulaşamasa da başarısız olarak tanımlanması da mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;br /&gt;Kayseri - Konya&lt;/span&gt; arasındaki rekoru hangi il kırar tartışmasında Konya ipi göğüsleyen taraf oldu Ak Parti cephesinde. Bir sonraki seçimde ne olacağını bekleyip göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;CHP:&lt;/span&gt; Son yıllarda ilk kez beklentilerin üstünde oy alması CHP li seçmende çok büyük bir coşku meydana getirdi. Ege ve Akdeniz sahillerinde sarsılan hakimiyetini olabilecek en üst seviyede yeniden tesis etti. Geçen seçimlerde kura ile kaybettiği Sinop&#39;u almasına karşın, Trabzon&#39;u Ak Partiye kaptırması Trabzon teşkilatının kendini sorgulamasını gerektirecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimlerin genel seçim havasında geçmesinden dolayı çok büyük bir kazanç sağladı. Özellikle İstanbul&#39;da tahminlerin üzerinde bir oy aldı. Kemal Kılıçdaroğlu&#39;nun saha çalışmasındaki gayreti ve medya desteği İstanbul&#39;da gerçekten büyük bir başarı sağladı. (Bu durumu sadece Medya desteğine bağlamak yanlış olur, çünkü gerçekten de defalarca esnaf ziyaretlerine gitmesi ve CHP li yöneticilerin çokta tercih etmedikleri &quot;halkla kucaklaşma&quot; stratejisi bu başarıda son derece etkindi.) Seçimi kazanamamasına karşın, Deniz Baykal&#39;dan kurtulmak isteyen CHP tabanında yeni &quot;Lider&quot; olarak görüleceği ve bu konuda çok baskı göreceği kesin. Bunun sonucu ne olur bekleyip göreceğiz. CHP&#39;nin Deniz Baykal ile kıyı şeritlerinden kurtulup iktidar olmasının mümkün olmadığı aşikar. Mümkün müdür böylesi bir değişim, bekleyip göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalya&#39;yı kazanarak seçimin en büyük sürprizine imza attığına değinmeden geçemeyeceğim. Gerçekten çok büyük bir sürpriz oldu tüm Türkiye&#39;ye. Bu seçimin Antalya için hayırlı olup olmayacağını önümüzdeki aylarda göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;MHP:&lt;/span&gt; Seçimin en karlısı olarak tanımlayabiliriz MHP&#39;yi. Seçimi yerel seçim gibi değerlendiren ender partilerden olması mevcut potansiyeli açısından bakıldığı zaman başarıya taşıdı MHP yi. Aday seçimindeki başarısı, adaylarını erkenden açıklaması seçimi kazanamadığı illerde de oylarını bir hayli yükseltmesini sağladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki yorumlarımdan seçimde en büyük başarıyı yakaladığı sonucu haliyle çıkmıyor ama sahip olduğu oy potansiyelinin üzerinde bir noktaya ulaştığını söylemek gerekir. Tek sorunları İstanbul&#39;da bir varlık gösteremeyişi. Diğer illerdeki başarısını bir miktar İstanbul&#39;a taşıyabilse oy oranı olarak CHP&#39;nin önüne geçmesi işten bile değil. %23 leri çok rahat yakalayabilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi merakla beklediğimiz genel seçimlerde bu etkinliğini sürdürüp sürdüremeyeceği. Şahsi kanaatim genel seçimlerde bu denli bir başarı yakalaması zor. İktidara bir koalisyon gelmesi ihtimali vatandaşta oluştukça MHP seçmeninin AKP ye kayması yüksek olasılık. MHP yönetimi bunu engelleyecek stratejiyi şimdiden geliştirmeye başlamalı. Aksi takdirde 2009 yerel seçimleri &quot;mazide kalan hoş bir seda&quot;ya dönebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;DTP:&lt;/span&gt; Kimlik siyasetini iyi vurgulaması sonucu bölgedeki gücünü yeniden tesis etti. Fakat bu başarısında Ak Parti&#39;nin yanlış stratejisi en büyük sebepti. Bu nedenle çok daha makul seviyelerde bir siyasete ihtiyacı var. Aksi takdirde 2011 seçimlerinde Ak Parti&#39;yi yeniden ensesinde bulması kaçınılmaz olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;SP:&lt;/span&gt; Tabanında yeni bir dirilişin olduğu açık. Toparlanma sürecine girdiği rahatlıkla söylenebilir. Numan Kurtulmuş ile daha iyi neticeler alması beklenecek bundan sonra da. Ancak Yerel seçimlerde elde ettiği dirilişi genel seçimlere taşıytabilir mi. Kanımca bu durum Muamma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurtulmuşun farklı söylemler ve Etiket değeri taşıyan yol arkadaşlarına ihtiyacı var. Bunu sağlayamazsa 2011 seçimlerinde % 2.5-3 bandına dönmesi kuvvetli ihtimal olarak gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;DSP:&lt;/span&gt; Eskişehir, Ordu ve Şişli&#39;de beklendiği biçimde kazandı. Fakat bu yerlerin tamamında adayların oyları topladığını görmek gerek. Bu şekilde daha ne kadar siyaset sahnesinde kalabilir bilmiyorum ama Mustafa Sarıgül, Yılmaz Büyükerşen gibi halkın gözünde yüksek değer taşıyan kişiler parti yönetimine gelmediği sürece elde edebileceği başarı bugünkünden daha fazla olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;BBP:&lt;/span&gt; Sivas halkı Muhsin Yazıcıoğlu&#39;na vefa borcunu ödedi. Bedeni henüz toprakla buluşmadan Sivas&#39;ı ona verdi. Bazen denir ya ölüsü şu şehri alır diye. Maalesef Muhsin Yazıcıoğlu&#39;nun dirisi alamadı, alamazdı ama ölüsü almaya yetti. Bazı insanlar öldükten sonra değerleri artıyor. Birçok seçmenin hep 2. tercihi durumundaydı. Birinci olmayı başaramadı bir türlü. Ama Sivas halkı üzerine düşeni gayet güzel biçimde yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;SON OLARAK: &lt;/span&gt;Bütün partiler sonucu doğru okuyup buna göre siyaset üretmeliler. Ak Parti ve MHP sonuçların hemen ardından son derece mantıklı ve makul değerlendirmeler yaptılar ve mesajı aldıklarını gösterdiler. CHP başını kuma sokmadan bu süreci doğru değerlendirebilecek mi gerçekten büyük merak içindeyim. Şu anki stratejileri ile oylarını 1 puan dahi artırıp iktidara gelmeleri olası bir sonuç değil.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/8130418227066894306/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/2004-2009-yerel-secim-karsilastirmasi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/8130418227066894306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/8130418227066894306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/2004-2009-yerel-secim-karsilastirmasi.html' title='2004 - 2009 Yerel Seçim Sonuçları Karşılaştırması'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://farm4.static.flickr.com/3564/3397656197_5ccbdaa4c0_t.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-4864853962864795276</id><published>2009-03-11T01:48:00.000-07:00</published><updated>2009-06-13T04:43:05.286-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Bilgilendirme"/><title type='text'>Ehliyet Sınav Soruları, Cevapları ve Sonuçları (4 Temmuz 2009 Soru ve Cevapları)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3576/3381818392_16f207367e_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;ehliyeterka&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde internet kullanmasını çokta bilmeyen bir tanıdığım geçmiş ehliyet sınav sorularını bulamadığını söyleyince bende Milli Eğitim Bakanlığının web sitesindeki soruları koymaya karar verdim siteme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürücü Kursları bu sınav sorularını neden bir kitapçık halinde bastırıpta öğrencilerine satmaz onu da anlayamıyorum. Hem Ehliyet sınavına girecek olan kişiler geçmiş soruları görerek daha kolay motive olabilirler hem de kendilerine farklı bir kazanç kapısı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolayca bulunabilsin ve kullanılabilsin bu sorular. Umarım  &lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Ehliyet sınavına&lt;/span&gt;  (Sürücü Kursu Sınavı, Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı) gireceklere yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmek istediğiniz sınav sorularının bulunduğu link (turuncu olanlar) üzerine gelerek mouse&#39;un sağ tuşuna tıklayabilir, &quot;hedefi farklı kaydet&quot;e (ya da sadece &quot;farklı kaydet&quot; şeklinde de olabilir.) tıklayarak bilgisayara kaydedebilirsiniz. Ya da normal tıklayarak açabilirsiniz. (Bazı dosyalar zip, rar gibi formatlara sahip olduğu için bu dosyaları sadece kaydetmenize imkan vardır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese iyi çalışmalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(34, 206, 255);&quot;&gt;SINAV SONUCUNU ÖĞRENMEK İÇİN &lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/detay.asp?ID=12&amp;ID2=1&amp;ID3=23&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;BURAYA&lt;/a&gt; TIKLAYIN. AÇILAN SAYFADA SİZİN SINAVA GİRDİĞİNİZ TARİHİN OLDUĞU LİNKE TIKLAYARAK TC KİMLİK NUMARANIZI GİRİN. SONUCA ULAŞIN.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;18 Nisan 2009 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/18Nisan2009MtsaSnv.rar&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;18 Nisan 2009 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları &lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 255, 255);&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;14 Şubat 2009 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari//14Subat2009MtsaSnv.zip&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;14 Şubat 2009 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;27 Aralık 2008 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/27Aralik2008MtsaSnv.rar&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;27 Aralık 2008 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;05 Temmuz 2008 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/5Temmuz2008MtsaSnv.rar&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;05 Temmuz 2008 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;19 Nisan 2008 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/19Nisan2008MtsaSnv.zip&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;19 Nisan 2008 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;27 Ekim 2007 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/27Ekim2007MtsaSnv.zip&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;27 Ekim 2007 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;07 Temmuz 2007 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/07Temmuz2007MtsaSnv_Y.zip&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;07 Temmuz 2007 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;21 Nisan 2007 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/21Nisan2007MtsaSnv_Y.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;21 Nisan 2007 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;25 Ekim 2008 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/25Ekim2008MtsaSnv.rar&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;25 Ekim 2008 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;23 Ağustos 2008 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/23Agustos2008MtsaSnv.rar&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;23 Ağustos 2008 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;16 Şubat 2008 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/16Subat2008MtsaSnv.zip&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;16 Şubat 2008 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;25 Ağustos 2007 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/25Agustos2007MtsaSnv.zip&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;25 Ağustos 2007 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;17 Şubat 2007 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/17Subat2007MtsaSnv_Z.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;17 Şubat 2007 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;9 Aralık 2006 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/9Aralik2006MtsaSnv.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;9 Aralık 2006 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;14 Ekim 2006 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/14Ekim2006MtsaSnv.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;14 Ekim 2006 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;26 Ağustos 2006 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/26Agustos2006MtsaSnv.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;26 Ağustos 2006 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;08 Temmuz 2006 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/8Temmuz2006MtsaSnv.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;08 Temmuz 2006 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;22 Nisan 2006 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/22Nisan2006MtsaSnv.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;22 Nisan 2006 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;18 Şubat 2006 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/18Subat2006MtsaSinviB.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;18 Şubat 2006 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;10 Aralık 2005 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/10Aralik2005MtsaSinviY.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;10 Aralık 2005 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;22 Ekim 2005 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/22Ekim2005MtsaSinviB.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;22 Ekim 2005 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;28 Ağustos 2005 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/27082005mtsksorulari.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;28 Ağustos 2005 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;1 Temmuz 2005 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/1Temmuz2005MtsaSinvi.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;1 Temmuz 2005 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;24 Nisan 2005 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/24Nisan2005MtsaSinvi.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;24 Nisan 2005 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;19 Şubat 2005 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/19Subat2005MtsaSinvi.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;19 Şubat 2005 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;18 Aralık 2004 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/18Aralik2004MtsaSinvi.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;18 Aralık 2004  Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;23 Ekim 2004 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/23Ekim2004MtsaSinvi.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;23 Ekim 2004 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;28 Ağustos 2004 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/28Agustos2004MtsaSinavi.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;28 Ağustos 2004 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;03 Temmuz 2004 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/3Temmuz2004MtsaSnv.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;03 Temmuz 2004 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;11 Nisan 2004 Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/MtsaSorulari/11Nisan2004MtsaSinvi.pdf&quot; target=&#39;_blank&#39;&gt;11 Nisan 2004 Tarihli Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayları Sınavı Soruları ve Cevapları&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/4864853962864795276/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/ehliyet-sinav-sorulari-ve-cevaplari.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/4864853962864795276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/4864853962864795276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/ehliyet-sinav-sorulari-ve-cevaplari.html' title='Ehliyet Sınav Soruları, Cevapları ve Sonuçları (4 Temmuz 2009 Soru ve Cevapları)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-8103740021251568399</id><published>2009-03-05T05:33:00.003-08:00</published><updated>2009-03-06T01:14:25.881-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Nazım Hikmet Ran Eseri: &quot;Memleketimden İnsan Manzaraları&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3368/3330933168_3338cdbb9f_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;nazım hikmet&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Nazım Hikmet Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet 20 Kasım 1901&#39;de Selanik&#39;te doğdu (aile çevresinde 40 gün için bir yaş büyük görünmesin diye bu tarih 15 Ocak 1902 olarak anılmış, kendisi de bunu benimsemiştir), 3 Haziran 1963&#39;te Moskova&#39;da öldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba tarafından dedesi Nâzım Paşa valiliklerde bulunmuş, özgürlükçü, şairliği olan bir kişiydi. Mevlevi tarikatındandı. Anayasacı Mithat Paşanın yakın arkadaşıydı. Babası Hikmet Bey ise Mekteb-i Sultani (sonradan Galatasaray Lisesi) mezunu, önce ticaret yaşamını denemiş, başaramayınca Kalem-i Ecnebiye&#39;ye (dışişleri) bağlanmış bir memurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilci, eğitimci Enver Paşa&#39;nın kızı olan annesi Celile Hanım, Fransızca konuşan, piyano çalan, ressam denecek kadar iyi resim yapan bir kadındı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet&#39;in eğitiminde dönemin ileri düşüncelerine sahip aile çevresinin büyük etkisi oldu. Bir yıl kadar, Fransızca öğretim yapan bir okulda, sonra Göztepe&#39;deki Numune Mektebi&#39;nde (Taşmektep) okudu. İlkokulu bitirince, arkadaşı Vâlâ Nureddin&#39;le birlikte Mekteb-i Sultani&#39;nin hazırlık sınıfına yazıldı. Ertesi yıl ailesinin paraca sıkıntıya düşmesi yüzünden bu masraflı okuldan alınarak Nişantaşı Sultanisi&#39;ne verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada dedesi Nâzım Paşa&#39;nın etkisiyle şiirler de yazmaya başlamıştı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini dinleyen Bahriye Nazırı Cemal Paşa çok etkilenerek bu yetenekli gencin Heybeliada Bahriye Mektebi&#39;ne geçmesini istedi, aileden olumlu karşılık alınca da bu okula girmesine yardım etti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Nâzım Hikmet 1917&#39;de girdiği Heybeliada Bahriye Mektebi&#39;ni 1919&#39;da bitirip Hamidiye kruvazörüne stajyer güverte subayı olarak atandı. Aynı yılın kışında son sınıftayken geçirdiği zatülcenp hastalığı tekrarladı. Aile dostu olan Deniz Hastanesi Başhekimi Hakkı Şinasi Paşanın gözetiminde iki ay süren bir sağaltım döneminden sonra, kendisine iki ay da evde dinlenme izni verildi. Bu süre sonunda da toparlanamadığı, deniz subayı olarak görev yapabilecek sağlık durumuna kavuşamadığı görülünce, 17 Mayıs 1920&#39;de, Sağlık Kurulu raporuyla, askerlikten çürüğe çıkarıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada hececi şairler arasında genç bir ses olarak oldukça ünlenmişti. Bahriye Mektebi&#39;nde tarih ve edebiyat öğretmeni olan, ayrıca aile dostu olarak evlerine de gelip giden Yahya Kemal&#39;e büyük hayranlık duyuyor, yazdığı şiirleri gösterip eleştirilerini alıyordu. 1920&#39;de &quot;Alemdar&quot; gazetesinin açtığı bir yarışmada ünlü şairlerden oluşan seçici kurul birincilik ödülünü ona vermiş, Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Orhan Seyfi gibi genç ustalar ondan sevgiyle söz eder olmuşlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul işgal altındaydı ve Nâzım Hikmet coşkun bir vatan sevgisini yansıtan direniş şiirleri yazıyordu. 1920&#39;nin son günlerinde yazdığı &quot;Gençlik&quot; adlı şiiri gençleri ülkenin kurtuluşu için savaşmaya çağırmaktaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Ocak 1921&#39;de ise Mustafa Kemal&#39;e silah ve cephane kaçıran gizli bir örgütün yardımıyla dört şair, Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Nâzım Hikmet, Vâlâ Nureddin, Sirkeci&#39;den kalkan Yeni Dünya vapuruna gizlice bindiler. İnebolu&#39;ya varınca, Ankara&#39;ya geçebilmek için beş altı gün, izin ve yol parası beklemeleri gerekti. Ama Ankara&#39;dan yalnız Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin&#39;e izin çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnebolu&#39;da geçirdikleri günlerde, Anadolu&#39;ya geçmek üzere, onlar gibi izin bekleyen, Almanya&#39;dan gelme genç öğrencilerle tanışmışlardı. Aralarında Sadık Ahi (sonradan Mehmet Eti adıyla CHP milletvekili), Vehbi (Prof. Vehbi Sarıdal), Nafi Atuf (Kansu, sonradan CHP genel sekreteri) gibi kimseler de bulunan bu öğrenciler Spartakistler olarak anılıyor, sosyalizmi savunuyor, Türkiye&#39;nin Misak-ı Milli sınırlarını ilk tanıyan ülke olarak Sovyetler Birliği&#39;nden övgüyle söz ediyorlardı. Bunlar Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin için yepyeni bilgilerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara&#39;ya vardıklarında kendilerine verilen ilk görev İstanbul gençliğini milli mücadeleye çağıran bir şiir yazmak oldu. Üç gün içinde yazıp bitirdikleri bu üç sayfadan uzun şiir Matbuat Müdürlüğü&#39;nce, 1921 martında 11,5 x 18 cm boyutlarında dört sayfa olarak, on bin adet bastırılıp dağıtıldı. Şiirin yankıları o kadar büyük oldu ki, Millet Meclisi üyeleri böyle güçlü bir çağrının doğurabileceği sorunların nasıl çözüleceğini tartışmak gereğini duydular. Matbuat müdürü Muhittin Birgen şiiri yayımlayıp dağıttığı için olumsuz eleştiriler aldı. İstanbullu gençler Ankara&#39;yı doldururlarsa onlara nerede, nasıl iş bulunacağı önemli bir sorundu. Meclis&#39;te sorguya çekilmekten tedirgin olan Muhittin Birgen bir daha böyle bir duruma düşmemek için, Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin&#39;i Maarif Vekâleti&#39;ne devretmeye karar verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Celile Hanım&#39;ın uzaktan akrabası olan İsmail Fazıl Paşa, yazdıkları şiirle ortalığı karıştıran bu iki yetenekli şairi Meclis&#39;e çağırarak Mustafa Kemal Paşaya takdim etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal&#39;in kendilerine söylediklerini Vâlâ Nureddin Bu Dünyadan Nâzım Geçti adlı kitabında şöyle aktarıyor : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Basmakalıp laflara ihtiyaç duymaksızın, Mustafa Kemal, bizim için çok önemli bir sadede girdi : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;- Bazı genç şairler modern olsun diye mevzusuz şiir yazmak yoluna sapıyorlar. Size tavsiye ederim, gayeli şiirler yazınız, dedi. &lt;br /&gt;&quot;Daha da konuşacaktı. Fakat aceleyle yanına bir iki kişi yaklaştı. Bir telgraf getirdiler. Paşa göz atınca telgrafla ilgilendi. Eliyle selamlayıp bizden uzaklaştı.&quot; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir süre sonra öğretmen olarak Bolu&#39;ya atandılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bolu&#39;da Ağır Ceza Mahkemesi reis vekili Ziya Hilmi, eşrafın, din adamlarının daha baştan benimsemedikleri, kalpak giyen, camiye gitmeyen bu iki genç öğretmeni korudu. Bilgili bir kişi olan Ziya Hilmi onlara Fransız Devrimi&#39;ni anlatıyor, Lenin&#39;den, Kautsky&#39;den söz ediyor, Sovyetler Birliği&#39;ni görmek istediğini söylüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutucu çevrelerin baskısına, gizli polis örgütünün güvensizlik belirten davranışları da eklenince, Bolu&#39;da barınamayacaklarını anlayan Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin, iyi bir öğrenim görmek, dünyada olup bitenleri anlamak için Paris&#39;e mi, Berlin&#39;e mi, Moskova&#39;ya mı gitsek diye düşünürlerken, Ziya Hilmi&#39;nin etkisiyle, Moskova&#39;ya gitmeye karar verdiler. 1921 ağustosunda Bolu&#39;dan ayrılıp doğuda, Kâzım Karabekir Paşanın yanında öğretmenlik etmeye gidiyormuş gibi davranarak, vapurla Zonguldak&#39;tan Trabzon&#39;a geçtiler, oradan da gene vapurla 30 Eylül 1921&#39;de Batum&#39;a vardılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece Sovyetler Birliği&#39;ne ayak basan, yirmi yaşın eşiğindeki iki genç şair Moskova&#39;ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi&#39;ne (KUTV) yazıldılar. &lt;br /&gt;Nâzım Hikmet serbest müstezatı, Fransız şiirinin serbest ölçüsünü biliyordu. Batum&#39;da &quot;İzvestiya&quot; gazetesinde gördüğü, büyük bir olasılıkla Mayakovski&#39;nin yazdığı bir şiirin uzunlu kısalı dizelerine, merdivenli istifine ilgi duymuş, ama Rusça bilmediği için içeriğini anlayamamıştı. Moskova&#39;ya giderken geçtikleri açlık bölgelerinde gözlediklerinin etkisiyle yazmaya giriştiği &quot;Açların Gözbebekleri&quot;ni hece ölçüsüne sokamadığını görünce, &quot;İzvestiya&quot;daki şiirin biçimsel çağrışımlarından güç alarak, daha serbest yazmayı denedi. Ortaya yer yer hece kalıplarıyla kurulmuş olsa da, kurallara uymayan, serbest bir ölçü çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçine girdiği yeni dünyanın düşünce, duygu yükü altında, bu serbest ölçüyle yazdığı şiirler birbirini izledi. Rusça öğrenince, devrimci bir ortamda geçmişin bütün değerlerini hiçe sayarak yazan genç Sovyet şairlerini okumaya başladı. Bunlar İtalya&#39;da Marinetti&#39;nin başlattığı Gelecekçilik (Fütürizm) akımının etki alanında yazan, geçmişi yadsıyarak her şeyi gelecekte gören devrimci şairlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde yazdığı şiirlerin bazılarını 1923&#39;te &quot;Yeni Hayat&quot;, &quot;Aydınlık&quot; gibi dergilere göndererek yayımlatan Nâzım Hikmet, üniversiteyi bitirince ülkesine dönmek istedi. 1924 ekiminde, çıkışında olduğu gibi, gene gizlice sınırdan geçerek Türkiye&#39;ye geldi. &quot;Aydınlık&quot; dergisinde çalışmaya başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul&#39;da polisçe izlendiğini anlayınca, bir basımevi kurmak için İzmir&#39;e geçti. Böylece gözlerden de uzaklaşmış oluyordu. 1925 şubatında Şeyh Sait İsyanı&#39;nın başlaması üzerine, 4 Mart 1925&#39;te Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarıldı. Bazı gazeteler, dergiler kapatıldığı gibi, 1 Mayıs 1925&#39;te yayımlanan bir bildirge dolayısıyla &quot;Aydınlık&quot; dergisi çevresindeki yazarların çoğu da tutuklandılar. Ankara&#39;da İstiklal Mahkemesi&#39;ndeki dava 12 Ağustos 1925&#39;te sonuçlandığında Nâzım&#39;ın da gıyaben 15 yıla mahkûm edildiği görüldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Nâzım Hikmet saklanmakta olduğu İzmir&#39;den haziran ayı ortalarında İstanbul&#39;a gelerek gizlice yurt dışına çıkıp yeniden Sovyetler Birliği&#39;ne gitti. &lt;br /&gt;Cezasının 1926&#39;da Cumhuriyet Bayramı nedeniyle çıkarılan af kapsamına girdiğini öğrenince, resmen yurda dönebilmek için pasaport isteğiyle hemen Türk Elçiliği&#39;ne başvurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar tekrar yaptığı başvurulara olumlu karşılık alamadı. Bu arada 28 Eylül 1927&#39;de İstanbul&#39;da dağıtılan bildiriler yüzünden açılan bir davada gizli parti üyesi olmak suçlamasıyla, gene gıyaben 3 ay hapse mahkûm edildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir buçuk yıl kadar bekledikten sonra Elçilik&#39;ten olumlu bir karşılık alamayacağını kesinlikle anlayınca, 1928&#39;de Bakû&#39;da ilk şiir kitabı Güneşi İçenlerin Türküsü&#39;nü yayımlattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı yılın temmuz ayında da, gıyaben aldığı mahkûmiyetlerden temize çıkmak için, gizlice sınırı geçerek Kafkasya&#39;dan Türkiye&#39;ye girdi. Arkadaşı Laz İsmail&#39;le Hopa&#39;da yakalandıklarında üstlerinde sahte pasaportlar vardı. Sınırı izinsiz, üstelik de sahte pasaportlarla geçmek suçuyla Savcı&#39;nın karşısına çıkarıldılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki arkadaş yargılanmak üzere Rize&#39;ye gönderilmeden önce Hopa Cezaevi&#39;nde iki ay beklediler. Güneşsiz, havasız, karanlık bir koğuşta, nerdeyse hepsi köylü olan tutuklularla birlikte yatıp kalktılar. İki arkadaşın yargılanmak üzere Hopa&#39;dan Rize&#39;ye gönderilmeleri tutukluluklarının sona ermesini sağladı. Pasaportsuz sınır geçme suçunun cezası üç gün hapisti. Fazlasıyla içerde kaldıkları için serbest bırakılmaları gerekiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama başka bir suçtan cezaları bulunup bulunmadığını araştırmak için yapılması gereken yazışmalar uzun süreceğinden, mevcutlu olarak Ankara&#39;ya gönderilmelerine karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 Ekim 1928&#39;de kelepçeli olarak İstanbul&#39;a getirilişleri gazetelerde eleştirilere yol açtı. İstanbul&#39;da çıkarıldıkları mahkeme, bütün suçlamaların birleştirilerek ele alınması için, iki arkadaşın Ankara&#39;ya gönderilmelerini uygun gördü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın yapılan onur kırıcı uygulamayı açıkça eleştirmeye başlamıştı. Bir bağışlama yasası çıkarılmış, siyasal tutuklular salıverilmişken, onların böyle bileklerinde kelepçeyle oradan oraya dolaştırılmaları kınanıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yazılanların bir yararı olmadı. 14 Ekim 1928&#39;de Nâzım ile Laz İsmail, Ankara&#39;ya gene bileklerinde kelepçeleri, arkalarında jandarmalarıyla gittiler. Hemen sorgulanıp tutuklandılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki yargılanmalarından gerekli bilgilerin, belgelerin toplanması biraz sürdü. Ancak 4 Kasım 1928&#39;de başlayan duruşmaları 23 Aralık 1928&#39;de sona erdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, Nâzım Hikmet&#39;in İstiklal Mahkemesi&#39;nce verilip bağışlama yasasıyla kaldırılan 15 yıllık cezasına dayanak olan belgeleri ele alarak nerdeyse yeni bir yargılama yaptı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta tutuklanma tarihlerine göre, ikisinin de önceki sonraki, bağışlanmış bağışlanmamış bütün cezalardan kurtuldukları anlaşıldı. Böylece, serbest bırakılmalarına, yüzlerine karşı, oy birliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara&#39;daki dostları, başta Şevket Süreyya Aydemir olmak üzere, şairliğine inanan aydınlar, onun Halkevi&#39;nde çalışmasını, Halk şiiriyle ilgilenmesini, Anadolu&#39;yu dolaşmasını istiyorlardı. Ama Nâzım Hikmet bu gibi önerileri benimsemeyerek İstanbul&#39;da Zekeriya Sertel&#39;in çıkardığı &quot;Resimli Ay&quot; dergisinin yazı kadrosuna katıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan şiirlerini yayımlıyor, bir yandan da edebiyatın yerleşmiş değerlerine karşı sert çıkışlar yapıyordu. &quot;Putları Yıkıyoruz&quot; başlığı altında 1929 ortalarında başlattığı yazı dizisinde Abdülhak Hâmit, Mehmet Emin gibi şairlere yönelttiği saldırılar basında büyük yankılar uyandırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı yılın mayıs ayında yayımlanan 835 Satır adlı kitabı ise büyük bir ilgiyle karşılandı. Bunu gene o yıl çıkan Jokond ile Si-Ya-U , ertesi yıl çıkan Varan 3; 1+1=1 adlı kitapları izledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz 1930&#39;da &quot;Salkımsöğüt&quot; ile &quot;Bahri Hazer&quot; şiirleri şairin kendi sesiyle Columbia firmasınca plağa alındı. Yirmi günde tükenen bu plağın kahveler, lokantalar gibi halka açık yerlerde çalınmaya başlandığı görülünce, polisin duruma el koyup bazı uyarılara girişmesi sonucu firma plağın yeni basımlarını yapmaktan vazgeçti. &lt;br /&gt;1 Mayıs 1931 günü bir sivil polisin getirdiği çağrıyla, ertesi gün Sorgu Yargıçlığı&#39;nda sorgulanması yapıldı. İçişleri Bakanlığı&#39;nın emri doğrultusunda, ilk beş kitabındaki şiirlerinde &quot;bir zümrenin başka zümreler üzerinde hakimiyetini temin etmek gayesiyle halkı suça teşvik ettiği&quot; savıyla mahkemeye verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 Mayıs 1931 Çarşamba günü saat 15&#39;te, 2. Asliye Ceza Mahkemesi&#39;nde, Türk Ceza Yasası&#39;nın 311 ile 312. maddelerine dayanarak başlayan mahkemeye, Nâzım Hikmet koyu renk bir giysi, çizgili boyunbağı, elinde fötr şapkayla gelmişti. Az sonra Avukatı İrfan Emin Bey de (Kösemihaloğlu) yanında yerini aldı. Küçük mahkeme odası üniversite öğrencileri, genç şairler, şapkalı bayanlarla tıklım tıklım doluydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorgulanmasının bir yerinde Nâzım Hikmet şöyle dedi : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;İddianamede beş altı noktadan suçlama var. Bunların başında benim komünist olduğumu ilan etmekliğim suç sayılmaktadır. Evet, ben komünistim, bu muhakkaktır. Komünist şairim ve daha esaslı komünist olmaya çalışıyorum. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu mucibince ben komünist şair olmakla cürüm işlemiş olmam. Komünistlik bir tarz-ı telakkidir. Diğer iktisadi ve siyasi meslekler nasıl cürüm değilse, komünist mefkûresi de cürüm değildir. Benim bir sınıf halkı diğeri aleyhine tahrik ettiğim iddiası söz konusu değildir.&quot; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra yapıtlarını tek tek ele alıp yazılış amaçlarını açıklayan şair, bir yerde, kendisini Batının emperyalist ülkelerinin mahkemeye vermesi gerektiğini, bir yerde de, Türkiye&#39;de ekonomik sıkıntı olduğunu rakamlarla açıklayan Ticaret Odası Dergisi&#39;ne değinerek, halkın durumundan söz etmek suç ise, ekonomi bilimini ortadan kaldırmak gerektiğini söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorgulama bitince, Savcı esas hakkında görüşünü bildirerek, &lt;br /&gt;&quot;Müdafaasına nazaran suç için araştırılan kanuni unsur ve şeraiti göremiyoruz, beraatini talep ederim,&quot; dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avukat İrfan Emin Bey ise coşkulu, uzun bir savunma yaptı. Türkiye&#39;nin emperyalizme karşı verdiği savaşa da değindiği konuşmasını, &lt;br /&gt;&quot;İddia makamının talebine katılarak beraatimizi talep ederiz,&quot; diye bitirdi. &lt;br /&gt;Yargıçlar dosyayı incelemek için on dakika ara vererek içeri çekildiler. Mahkeme salonunda aklanma kararı bekleniyordu. Ama öyle olmadı, duruşma 10 Mayıs 1931 Pazar günü sabahına ertelendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimilerinde kuşku uyandıran bu erteleme ilgiyi büsbütün artırmış, pazar sabahı gelen dinleyiciler salona sığmayıp koridora taşmışlardı. Karar oybirliğiyle aklanma olarak okununca, büyük bir alkış koptu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1932&#39;de Nâzım Hikmet&#39;in Benerci Kendini Niçin Öldürdü adlı şiir kitabı basıldığı gibi, 1931-32 sezonunda Kafatası, 1932-33 sezonunda Bir Ölü Evi adlı oyunları da Darülbedayi&#39;de (sonradan İstanbul Şehir Tiyatrosu) sahneye kondu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benerci Kendini Niçin Öldürdü?&#39;de Sühulet Kütüpanesi&#39;nce yakında yayımlanacağı duyurulan Gece Gelen Telgraf nedense 1933 yılı başında Muallim Ahmet Halit Kütüphanesi&#39;nce yayımlandı. Kitabın kapağı ile üçüncü sayfasında 1932 tarihi vardı, ama sondaki beş şiirin altına 1933 tarihi konmuştu. Anlaşılan bu kitap basıma hazırlanırken birtakım tedirginlikler yaşanmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece Gelen Telgraf yayımlandıktan bir süre sonra iki dava açıldı. Birini 5 Mart 1933&#39;te kitabı toplatan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, &quot;halkı rejim aleyhine kışkırtmak&quot;tan, sırasıyla yazar Nâzım Hikmet&#39;e, yayımcı Ahmet Halit&#39;e, basımevi sahibi Ali Beye karşı; öbürünü ise, 9 Mayıs 1933&#39;te, yapıtta yer alan &quot;Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye&quot; adlı yergide &quot;kendisine ve pederine hakaret ettiği&quot; gerekçesiyle Süreyya Paşa, Nâzım Hikmet&#39;e karşı açmışlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa şair Gece Gelen Telgraf toplandıktan iki hafta kadar sonra, 22 Mart 1933&#39;te, gizli örgüt kurmak, üç kentte, İstanbul, Bursa, Adana&#39;da, duvarlara devrim bildirileri yapıştırarak, kitapçıklar dağıtarak komünizm propagandası yapmaktan tutuklanmış, bir süre İstanbul&#39;da sorgulanmış, bu arada öbür davalarının duruşmalarında bulunmuş, ama arkasından, yargılanmak üzere, 1 Haziran 1933&#39;te, Bursa&#39;ya gönderilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdam talebiyle başlayan dava 31 Ocak 1934&#39;te 5 yıl hapis kararıyla son buldu. Temyiz bu kararı bozduysa da Bursa Mahkemesi 4 yıla indirerek hapis kararında direndi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet&#39;in onuncu yılında çıkarılmış olan bağışlama yasasıyla bu cezanın 3 yılı indirilince geriye bir yıl kalıyordu. Oysa Nâzım Hikmet bir buçuk yıldır tutukluydu. Böylece 6 ay alacaklı olarak cezaevinden çıkıp İstanbul&#39;a geldi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;1930&#39;da tanışıp 1931&#39;de evlenmeye karar verdiği halde kovuşturmalar, tutuklamalar yüzünden buna olanak bulamadığı Piraye Altınoğlu ile 31 Ocak 1935&#39;te evlendi. &lt;br /&gt;Nâzım daha önce de Sovyetler Birliği&#39;nde iki kez evlenmişti : Birincisi orada görevli bir Türk ailesinin kızı olan Nüzhet Hanım ile kısa bir evlilikti, ikincisi ise bir Rus kızı olan Dr. Lena ile memleket hasreti yüzünden sona eren bir evlilik... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piraye Altınoğlu&#39;nun ise ilk kocasından iki çocuğu vardı. Bu evlilikle Nâzım Hikmet dört kişilik bir ailenin sorumluluğunu yüklenmiş oluyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçimini sağlamak için &quot;Akşam&quot; gazetesinde Orhan Selim takma adıyla fıkralar yazmaya başladı. Gene takma adlarla gazetelerde tefrika edilmek üzere romanlar yazdı. &lt;br /&gt;Bir yandan da İpek Film Stüdyosu&#39;nda senaryo yazarlığı, dublaj yönetmenliği, film yönetmenliği gibi çeşitli işler yapmaktaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1935&#39;te Taranta Babu&#39;ya Mektuplar adlı şiir kitabını yayımladı, Unutulan Adam adlı oyunu Darülbedayi&#39;de sahneye kondu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1936&#39;da Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı adlı şiir kitabı ile Alman Faşizmi ve Irkçılığı adlı çeviri derlemesi yayımlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II. Dünya Savaşı öncesinde sağcı ve solcu yazarlar arasındaki gerginlik son haddine varmıştı. Basın organlarında karşılıklı suçlamalar birbirini izliyordu. 1936 sonunda bildiri dağıtmak suçlamasıyla on iki kişiyle birlikte gene tutuklanan Nâzım Hikmet, 1937 nisanında duruşmaların tutuksuz yapılmasına karar verilmesi üzerine serbest bırakıldı. Bu davadan beraat etmesinden kısa bir süre sonra ise, İpek Sineması&#39;nda resmi giysili bir Harp Okulu öğrencisinin kendisiyle konuşmaya çalışması üzerine, bir provokasyonla karşı karşıya olduğuna kesinlikle inanan şair, Emniyet Birinci Şube&#39;ye telefon ederek : &quot;Yapmayın, ben burda çocuklarımın ekmek parası için didinip duruyorum, siz hâlâ benim peşimdesiniz!&quot; gibi sözler etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı öğrenci bir süre sonra evine geldi. Birtakım sorular soran bu genci şair ayaküstü verdiği CHP politikasına uygun yanıtlarla başından savdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 Ocak 1938 gecesi akrabası olan Celâleddin Ezine&#39;nin evinde otururlarken gelen polislerce tutuklanıp kısa bir süre İstanbul Tevkifhanesi&#39;nde bekletildikten sonra, Nâzım Hikmet Ankara&#39;ya Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi&#39;ne gönderildi. Kesinlikle beraat edeceğini umduğu bu dava, 29 Mart 1938&#39;de &quot;askeri kişileri üstlerine karşı isyana teşvik&quot; suçuyla 15 yıl ağır hapse mahkûm edilmesiyle sonuçlandı. 28 Mayıs 1938&#39;de temyiz bu cezayı onayladıktan sonra, Ankara Cezaevi&#39;nden alınarak İstanbul&#39;da Sultanahmet Cezaevi&#39;ne getirildi, kısa bir süre sonra da, haziran ayı sonlarına doğru, Donanma Komutanlığı&#39;ndan gelen görevliler onu alıp kelepçeli olarak Köprü Kadıköy iskelesinden bir motorla Adalar açığında bekleyen Erkin gemisine götürdüler. Önce bir ayakyoluna, sonra sintine ambarına kapatıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez de Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi&#39;nde yargılanacaktı. 10 Ağustos 1938 günü başlayan davada, on dokuz gün sonra, 29 Ağustos 1938&#39;de, &quot;askeri isyana teşvik&quot;ten, 20 yıl ağır hapse mahkûm oldu. İki cezası birleştirilince 35 yıl tutuyordu. Mahkeme bunu çeşitli gerekçelerle 28 yıl 4 aya indirerek karara bağladı. &lt;br /&gt;29 Aralık 1938&#39;de, Askeri Yargıtay&#39;dan gelen onay, son umutları da boşa çıkardı. &lt;br /&gt;1 Eylül 1938&#39;de İstanbul Tevkifhanesi&#39;ne, 1940 şubatında Çankırı Cezaevi&#39;ne, aynı yıl aralık ayında da Bursa Cezaevi&#39;ne gönderildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cezaevlerinde toplam 12 yıl kalan Nâzım Hikmet yayımlama olanağı bulunmadığı halde sürekli olarak şiir yazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezaevlerinde tanıştığı, Türk halkının güç koşullar altında yaşayan, yoksul, acılı kişileriyle dostluklar kurdu. Dört Hapisaneden; Kuvâyi Milliye; Piraye İçin Yazılmış Saat 21-22 Şiirleri; Piraye&#39;ye Rubailer; Memleketimden İnsan Manzaraları; Ferhad ile Şirin; Yusuf ile Menofis gibi yapıtlarını bu insanlara okuyup eleştirilerini aldı. &lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı sona erince, 1946 başlarında, siyasal havanın görece yumuşadığı düşüncesiyle, suçsuz olduğunu belirterek, yapılan &quot;adli hata&quot;nın düzeltilmesi için, daha önce de birkaç kez yaptığı gibi, Büyük Millet Meclisi&#39;ne bir dilekçe ile başvurduysa da bundan bir sonuç elde edemedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1949 ortalarına doğru Ahmet Emin Yalman&#39;ın &quot;Vatan&quot; gazetesinde yazdığı bir dizi yazı ve gazetenin avukatı Mehmet Ali Sebük&#39;e yaptırdığı on yazıdan oluşan bir inceleme sonucunda, kamuoyunda Nâzım Hikmet&#39;in bir &quot;adli hata&quot; yüzünden cezaevinde olduğu görüşü ağırlık kazandı. Ankara&#39;da avukatlar, İstanbul&#39;da aydınlar topluca imzaladıkları dilekçelerle cumhurbaşkanına başvurdular. Yurt dışında da sanatçıların, hukukçuların öncülüğü ile benzer girişimler yapıldı. Bu arada Birleşmiş Milletler Örgütü&#39;nün danışma organlarından olan Uluslararası Hukukçular Derneği 9 Şubat 1950&#39;de Nâzım Hikmet&#39;in serbest bırakılması dileğiyle Büyük Millet Meclisi başkanına, milli savunma ve adalet bakanlarına birer mektup gönderdi. &lt;br /&gt;Bütün bu girişimlerden bir sonuç alınamadığını gören Nâzım Hikmet 8 Nisan 1950&#39;de açlık grevine başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbinden, karaciğerinden rahatsız olduğu bilindiğinden, Ankara&#39;dan gelen emirle, hemen ertesi gün İstanbul&#39;a getirilerek önce Sultanahmet Cezaevi revirine, sonra da Cerrahpaşa Hastanesi&#39;ne yatırıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun açlık grevi kararı almasını önleyemeyince, doğru Ankara&#39;ya gitmiş olan avukatı Mehmet Ali Sebük, ilgililerle yaptığı ilk görüşmelerden sonra Nâzım Hikmet&#39;e bir telgraf çekerek, serbest bırakılması için çareler arandığını, iki kez Başbakan Yardımcısı Nihat Erim&#39;le, iki kez Adalet Bakanı Fuat Sirmen&#39;le, üç kez Cezaevleri Genel Müdürü Sakıp Güran&#39;la konuyu ayrıntılarıyla konuştuklarını, ertesi gün de Cumhurbaşkanı İsmet İnönü&#39;nün kendisini kabul edeceğini, bu durumda açlık grevini şimdilik ertelemesi gerektiğini bildiriyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet bunun üzerine avukatının isteğine uyarak 10 Nisan 1950 sabahı açlık grevini erteledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Vatan&quot;daki yazılarıyla ortada bir &quot;adli hata&quot; olduğunu açıkça kanıtlamış bulunan Mehmet Ali Sebük, bütün ilgililerle olduğu gibi, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile de çok olumlu geçen bir konuşma yaptı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık her şey işin ne yolla çözüleceğini beklemeye kalmış gibi görünüyordu. &lt;br /&gt;Nâzım açlık grevini erteleyince Cerrahpaşa Hastanesi&#39;nde muayeneden geçirilip sağlıklı olduğu saptanarak önce eşyalarını almak üzere Sultanahmet Cezaevi&#39;ne, oradan da Üsküdar Paşakapısı Cezaevi&#39;ne götürüldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki Cerrahpaşa Hastanesi&#39;nin verdiği rapor yeterince açık değildi. Şairin sağlık durumu açısından serbest bırakılmasına karar verilemiyordu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;On gün kadar bekledikten sonra, Mehmet Ali Sebük, 22 Nisan 1950&#39;de, Adalet Bakanlığı&#39;na bir dilekçe vererek Nâzım Hikmet&#39;in serbest bırakılıp bırakılmayacağını sormak gereğini duydu. Ne bekleniyordu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Cezaevi doktorunun, Bursa Hastanesi doktorlarının, Cerrahpaşa Hastanesi doktorlarının verdikleri raporları tutarlı görmeyerek Adli Tıp Meclisi&#39;ne göndermişti. Adli Tıp Meclisi&#39;nden gelen yanıt şöyleydi : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Üç ay müddetle bir hastanede tedavisine devam edilmesi ve bu müddetin sonunda alınacak neticeye göre muamele ifası lüzumlu görülmüştür.&quot; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu rapora bile uyulmuyordu. Günler Üsküdar Paşakapısı Cezaevi&#39;nde beklemekle geçiyordu. Hiçbir şey yapıldığı yoktu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Mayıs 1950 sabahı Nâzım Hikmet yeniden açlık grevine başladı. Vasisi Avukat İrfan Emin Kösemihaloğlu hem ilgililere durumu bildiren bir dilekçe yazdı, hem de Ankara&#39;ya giderek Adalet Bakanı&#39;yla görüştü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair bu kez ölünceye ya da serbest kalıncaya kadar grevi sürdürmeye kararlıydı. Günde dört beş bardak su ile bol bol sigara içiyor, ama hiçbir şey yemiyordu. İlk üç sabah cezaevi bahçesinde beden hareketleri yapmış, gün boyunca gazete, kitap okumuştu. Dördüncü günden sonra ise iyice bitkinleştiği, yataktan çıkmak, konuşmak bile istemediği görüldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 Mayıs 1950 günü cezaevinden ambulansla Adli Tıp Müdürlüğü&#39;ne götürüldü. Üç saat süren bir muayene sonucu doktorlar tam teşekküllü bir hastanede gözetim altında kalması gerektiğine karar verdiler. Cerrahpaşa Hastanesi&#39;nde tek kişilik bir odaya yatırılmak istendi. Ama Nâzım Hikmet&#39;in, &quot;Ben kobay değilim, hakkımın verilmesi için açlık grevi yapıyorum. Greve cezaevinde devam edeceğim,&quot; diye diretmesi üzerine, hastane yetkilileri bu isteği bir tutanakla saptayıp imzasını aldılar. Gene Üsküdar Paşakapısı Cezaevi&#39;ne götürüldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, yurt içinde, yurt dışında, gösteriler, toplantılar birbirini izliyor, bildiriler dağıtılıyor, olaylar yaşanıyor, imzalar toplanıyor, &quot;Nâzım Hikmet&quot; adında iki sayfalık bir gazete çıkarılıyor, ilgililere sürekli mektuplar yazılıyordu. &lt;br /&gt;Nâzım Hikmet açlık grevinin on ikinci gününde sekiz kilo kaybetmiş, çok kötü duruma düşmüştü. Hemen Cerrahpaşa Hastanesi Cerrahi Kliniği&#39;ne kaldırılarak kendisine serum takıldı. Daha sonra da Verem Pavyonu&#39;ndaki tek kişilik bir odaya yatırıldı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;On altıncı güne gelindiğinde, artık yaşamının &quot;tıbbi müdahalelerle&quot; uzatılmakta olduğu söyleniyordu. Bu durum başvuruların yönünü birdenbire değiştiriverdi. &lt;br /&gt;Bu kez dostlarından, sevenlerinden Nâzım Hikmet&#39;e telgraflar, mektuplar yağmaya başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açlık grevini sürdürüyordu, ama Büyük Millet Meclisi beklenen genel bağışlama yasasını görüşmeden tatile girmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Mayıs 1950&#39;de ise yeniden seçim yapılacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimlerin sonucu alınıp yeni hükümet kurulana kadar greve ara vermeliydi. &lt;br /&gt;Yüzlerce telgrafın, mektubun yanı sıra, topluca imzalanmış dilekçeler de geliyordu. &lt;br /&gt;Nâzım Hikmet 19 Mayıs 1950 Cuma günü saat 17:03&#39;te, kendisine gelen mektupları coşkuyla okuyan vasisi Avukat İrfan Emin Kösemihaloğlu&#39;na, açlık grevine son verdiğini bildirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok hırpalanmıştı. Hastanede doktorların yakın denetimi altında bile sağlığının düzelmesi oldukça uzun sürdü. Serbest bırakıldığı tarihe kadar, iki aya yakın bir süre Cerrahpaşa Hastanesi&#39;nde kaldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Nisan 1950 seçimlerini kazanan Demokrat Parti&#39;nin çıkardığı bağışlama yasası, Büyük Millet Meclisi&#39;nde tartışılırken, Nâzım Hikmet&#39;in bağışlanmaması için, çok tatsız, çok üzücü konuşmalar yapıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta gergin bir ortamda çıkarılan yasa onu doğrudan bağışlamıyor, yalnızca cezasının üçte ikisi indirilenler kapsamına alıyordu. 12 yıl 7 ay yatmıştı. 28 yıl 4 aylık cezasının geri kalanı bağışlanıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Temmuz 1950&#39;de, Cerrahpaşa Hastanesi&#39;nde, artık serbest olduğu kendisine avukatlarınca bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet cezaevindeki son iki yılına girerken görüşmeci gelen dayı kızı Münevver Berk&#39;e âşık olmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezaevinden çıkınca karısı Piraye&#39;den ayrıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadıköy&#39;de, önce annesinin Cevizlik&#39;teki evinde, sonra bir apartman katında Münevver Hanımla yaşamaya başladı. Gene İpek Film Stüdyosu&#39;nda çalışıyordu. &lt;br /&gt;26 Mart 1951&#39;de, bir oğulları oldu. Adını Mehmet koydular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi cezaevinden çıkmıştı, ama polisçe sürekli izleniyordu. Evinin önünde hep bir cip bekliyor, nereye gitse polisler de arkasından geliyorlardı. Kitaplarını yayımlatma, oyunlarını oynatma olanağını bulamayacağı anlaşılıyordu. Kuvâyi Milliye&#39;nin yayın hakkını alan bir yayınevi çıkmışsa da, kitap bir türlü yayımlanmıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada Kadıköy Askerlik Şubesi&#39;ne çağrıldı. Askerliğini yapmamış olduğu, hemen sevkedilmesi gerektiği bildirildi. Bahriye Mektebi&#39;ni bitirdiğini, güverte subaylığı yaptığını, hastalanarak çürüğe çıkarıldığını söylemesi üzerine elinden bir dilekçe alınarak serbest bırakıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç ay sonra tekrar şubeye çağrılarak kendisine Sivas&#39;ın Zârâ ilçesine gitmeye hazırlanması söylendi. İsteği üzerine Haydarpaşa Hastanesi Sağlık Kurulu&#39;na gönderildi. Kurula on ay önce Cerrahpaşa Hastanesi&#39;nden aldığı, kalbinden, ciğerlerinden rahatsız olduğunu gösteren raporları sunduysa da askerliğini engelleyecek bir durumu olmadığı kararına varıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bir doktor kulağına bu işin sonunu iyi görmediğini fısıldadı. Şubeden hazırlıklarını yapmak için bir haftalık izin aldı. &lt;br /&gt;17 Haziran 1951 sabahı, askerlik işini düzeltmek amacıyla Ankara&#39;ya gideceğini söyleyerek evden ayrılan Nâzım Hikmet&#39;in 20 Haziran 1951&#39;de Romanya&#39;ya vardığı Bükreş Radyosu&#39;ndan öğrenildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonradan yazılanlara göre, akrabası olan Refik Erduran&#39;ın kullandığı bir sürat motoruyla İstanbul Boğazı&#39;ndan Karadeniz&#39;e açılmış, Bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir Rumen şilebiyle Romanya&#39;ya gitmişti. &lt;br /&gt;Oradan Moskova&#39;ya geçmesi üzerine, Nâzım Hikmet, 25 Temmuz 1951&#39;de, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Münevver Hanım ile oğlu Mehmet ise polisçe yakından izlenmeye devam edildiler. Yurt dışına çıkmalarına ise kesinlikle izin verilmedi. &lt;br /&gt;Dışarda birçok uluslararası kongreye katılan, çeşitli ülkelere yolculuklar yapan Nâzım Hikmet büyük bir ün kazandı. Yapıtları çeşitli dillere çevrildi. Pek çok kitabı yayımlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gittiği ülkenin artık gençliğindeki o coşkulu, geleceğe umutla bakan Sovyetler Birliği olmadığını kısa sürede anlamıştı. Dergilerde Mayakovski&#39;den söz edilmiyor, Meyerhold&#39;un, Tairov&#39;un adları bile anılmıyor, eski dostlarından kimi sorsa, &quot;Bilmem, nicedir görmedik,&quot; yanıtını alıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirlerinin çevirilerinde anlamı değiştiren yanlışlar bulunması canını sıkmaktaydı. &lt;br /&gt;Nâzım Hikmet&#39;in özellikle sanat yapıtlarında Stalin&#39;e dönük içi boş, anlamsız yüceltme sözlerinin yinelenip durmasını yadırgadığını söylemesi uyarılmasına neden olmuştu. Ayrıca böyle bir pot kırmaması için, onun Stalin yerine Malenkov&#39;la görüştürüldüğü söylenir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskova&#39;ya 1951 temmuzunda ulaşan Nâzım Hikmet, ağustosta, Fadeyev&#39;le birlikte, Berlin&#39;de Dünya Gençlik Festivali&#39;ne katıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül&#39;de Bulgaristan&#39;a gitti. Orada Fahri Erdinç&#39;le, cezaevi arkadaşı Betoven Hasan&#39;la karşılaştı. Türklerin köylerini dolaştı, sorunlarını dinledi, bol bol Türkçe konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-6 Aralık 1951&#39;de, gene Fadeyev&#39;le Viyana&#39;da yapılan Dünya Barış Kongresi&#39;ne gittiler. Orada Aragon&#39;la, Frédéric Joliot-Curie&#39;yle tanıştı, öldüğünü sandığı, KUTV&#39;dan arkadaşı Çinli devrimci Emi Siao (Sİ-YA-U) ile karşılaştı. &lt;br /&gt;Arkasından Prag&#39;a giderek Uluslararası Barış Ödülü aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sovyetler Birliği&#39;nin desteklediği Dünya Barış Konseyi&#39;nin etkinliklerinde önemli bir rol oynamaya başlamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 Haziran 1952&#39;de Asyalı üyelerin toplantısına katılmak üzere Pekin&#39;de; 1-5 Temmuz 1952&#39;de Kore Savaşı&#39;na karşı bir toplantıya katılmak üzere Berlin&#39;deydi. Amerikan emperyalizminin kışkırttığı bu savaşa Türk hükümetinin asker göndermesini kınıyor, Kore&#39;de halkımızın Amerikalılar için kan dökmesine neden olanlara karşı konuşmalar yapıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Ekim 1952&#39;de bir barış toplantısı için gene Viyana&#39;ya gitti. Bu toplantının açılış konuşmasını yaptı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12-19 Aralık 1952 tarihleri arasında ise bir kez daha Viyana&#39;da bir araya gelindi. Bu çok büyük toplantıda seksen üç ülkeden 1700 delege vardı. Burada açılış konuşmasını yapan Frédéric Joliot-Curie&#39;den, Aragon&#39;dan başka, Jean-Paul Sartre, Pablo Neruda, Diego Rivera, Arnold Zweig da vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1952 yılı sonunda Nâzım Hikmet artık Dünya Barış Konseyi&#39;nin yönetici kadrosundaydı. Çok çeşitli kentlerde toplantılara katılıyor, bu arada Varşova&#39;ya da gidiyordu. Polonyalılarla arası son derece iyiydi. Elinde belirli bir ülkenin vatandaşı olarak sürekli bir pasaportu bulunmadığını gören, ayrıca büyük dedesi yoluyla Polonyalı Borzenski ailesinden geldiğini öğrenen dostları, ona bir Polonya pasaportu çıkardılar. Böylece Nâzım Hikmet büyük dedesinin soyadıyla Polonya vatandaşlığına kabul edilmiş oldu : Nâzım Hikmet Borzenski. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Barış Konseyi&#39;nin eylemleri aralıksız sürüyor, gittikçe daha büyük kalabalıkların ilgisini çekiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22-29 Haziran 1955&#39;te Helsinki&#39;de yapılan Dünya Barış Toplantısı&#39;na doksan ülkeden 2000 delege geldi. Nâzım Hikmet bu toplantıda Türk delegesi olarak söz aldı. Toplantı sonunda bir kez daha Dünya Barış Konseyi&#39;nin yönetici kadrosuna seçildi. &lt;br /&gt;6 Ağustos 1955&#39;te Japonya&#39;nın Hiroşima kentinde öğrencilerle ev kadınlarının düzenlediği Dünya Barış Konferansı ise soğuk savaş çerçevesinde komünist propagandası filan diye küçümsenecek gibi değildi. Hiroşima&#39;ya atom bombasının atılışının onuncu yıldönümüydü. Nükleer araştırmalara karşı bütün dünyadan 33 milyon imza toplanmıştı. Nâzım Hikmet bu toplantıda bir barış delegesi konumunun ötesinde, dünyanın en büyük şairlerinden biri olarak alkışlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1956&#39;da, sekiz ay kadar, &quot;özgürlükçü komünizmin örneği&quot; olarak gördüğü Polonya&#39;da kaldı, öbür toplumsalcı ülkelere oradan gidip geldi. Dünya Barış Konseyi&#39;nin yönetici kadrosunda olması sürekli yolculuklara çıkmasını gerektiriyordu. &lt;br /&gt;Sovyetler Birliği&#39;nin soğuk savaş adına ağırlık verdiği barış propagandası (ki karşıtları buna barış saldırısı diyorlardı) tartışılamayacak bir doğruya dayandığı için, Nâzım Hikmet&#39;in büyük bir içtenlikle katıldığı bir etkinlik olmuştu. Böyle bir propagandaya siyasal kaygılarla girişilmese de, onun bir şair olarak şiirlerinde aynı propagandayı yapacağı, barışı savunacağı kuşku duyulamayacak bir gerçekti. Katıldığı toplantılarda, yaptığı konuşmalarda kendi düşüncelerini söyledi. Bir propagandacı değil, içtenlikle duygularını ortaya vuran bir şair olarak görüldü. &lt;br /&gt;Bu yıllarda yazdığı savaş karşıtı, nükleer silahlar karşıtı şiirleri bestelenerek, Paul Robeson gibi Pete Seeger gibi dünyaca ünlü şarkıcılarca söylendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet Sovyetler Birliği&#39;nde komünizmin geçirdiği gelişmelerden, proletarya adına başlatılan diktatörlüğün bir kişi diktatörlüğüne dönüşmesinden çok tedirgin olmuştu. Düşüncelerini açık açık söylemekten çekiniyor, susuyor, zor durumda kalırsa başına bir şey gelmemesi için inanmadığı sözler ediyor, ama yeri geldikçe güvendiği arkadaşlarına bu tedirginliğini yumuşak bir dille aktarıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnekse, 1951 yılında, İlya Ehrenburg&#39;a şöyle demişti : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Stalin Yoldaş&#39;a büyük bir saygım var, ama onu güneşe benzeten şiirler okumaya dayanamıyorum, bu yalnız kötü şiir değil, kötü duyarlık.&quot; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bir konuk olarak bulunduğu Sovyetler Birliği&#39;nde Stalin&#39;den korkmaması olanaksızdı. Ayrıca çevresindeki katı komünistlerin tepkilerinden de çekiniyordu. Özgürlükçü davranışları, birtakım uygulamaları eleştirişi zaten göze batmakta, arada bir yakınlarınca uyarılmaktaydı. Bir iki kez de sorumlu kişilerce uyarılmıştı. Kulağına, disiplinsiz davranışlarını sürdürürse, yemeklerine katılan ilaçlarla yavaş yavaş zehirlenebileceği, ya da bir kazaya kurban gidebileceği gibi dedikodular da geliyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Mart 1953&#39;te Stalin ölünce Yazarlar Birliği önde gelen şairlerden bu acı olayı yansıtan şiirler yazmalarını istedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet de bir şiir yazdı, ama Stalin&#39;i her şeyin üstüne çıkarıp tek başına putlaştırmayan, Marx, Engels, Lenin&#39;le birlikte, devrimin içindeki yerine koyarak anan bu şiir, sonuçta halkın birliğinin önemini vurguluyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1956 martındaki Yirminci Kongre&#39;de, Kruşçev&#39;in inanılmaz açıklamalarıyla Stalin&#39;in cinayetleri ortaya döküldüğünde ise, Nâzım Hikmet, bunu Lenin&#39;in geri dönüşü olarak değerlendiren &quot;Yirminci Kongre&quot; adlı şiirini yazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1956 eylülünde ağır bir zatürree geçirdi. 3 Kasım 1956&#39;dan 27 Temmuz 1957&#39;ye kadar, Çekoslovakya&#39;daki Yasenik Sanatoryumu&#39;nda dinlendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1957&#39;den sonra, Yazarlar Birliği adına Sovyetler Birliği&#39;nin doğudaki ülkelerine yolculuklar yapmaya başladı. Stalin&#39;in büyük kıyım uyguladığı bu bölgede Türkçe konuşan halklar vardı. Buralarda gerçek dostlar kazanan Nâzım Hikmet, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan&#39;da gördüklerinden, dinlediklerinden çok rahatsız oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stalin döneminin ağır bir eleştirisi olan İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu? adlı oyunu, 11 Mayıs 1957 günü Moskova Yergi Tiyatrosu&#39;nda sahneye kondu. Bir tek gece oynandıktan sonra yasaklandı. Bu olay Nâzım Hikmet&#39;i çok üzdü. Bayağı bunalıma girdi. İntihar etmeyi bile düşündü. Moskova&#39;da Stalin döneminin baskısı hâlâ duyuluyor, katı komünistler, özgürlükçü komünistlerin önünü kesmek istiyorlardı. &lt;br /&gt;Ama bu oyun daha sonra başka tiyatrolarda, Riga&#39;da, Çekoslovakya&#39;da, Bulgaristan&#39;da vb sahnelendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet 1958 mayısını Dino&#39;larla birlikte, Münevver Andaç&#39;ın genç kızlık yıllarının kenti Paris&#39;te, ona gönderme yapan şiirler yazarak geçirdi. Cezaevindeyken yazdığı şiirlerde onu andığı gibi &quot;Gülüm&quot; diyordu, &quot;Paris&#39;te kimi gördün?&quot; sorusunu, &quot;Genç kızlığını Mimi&#39;nin,&quot; diye yanıtlıyordu. Oysa 1955 yılı sonlarından beri yeni bir sevda fırtınası yaşamaktaydı. Vera Tulyakova adında genç bir kadına âşık olmuş, onu Moskova&#39;da bırakarak gelmişti. &quot;Sensiz Paris&quot; derken kimin özlemini çektiğini anlamak kolay değildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet 1958 haziranında ise Leipzig&#39;e giderek Bizim Radyo&#39;da çalışan Sabiha Sertel, Zekeriya Sertel, Yıldız Sertel&#39;le buluştu. Türkiye&#39;den tanıdığı insanlarla bir araya gelmek ondaki dinmek bilmez memleket özleminin acısını biraz olsun hafifletiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Münevver ile Mehmet&#39;i İstanbul&#39;da bırakıp gurbete çıkalı yedi yıl olmuştu. Oğlu fotoğraflarda büyüyordu. Ülkesinin insanlarıyla buluşmak onlarla buluşmak gibiydi. &lt;br /&gt;Ama Türkiye&#39;den ayrıldığı 1951 haziranından beri karısına duyduğu ardı arkası kesilmez özlem, Nâzım Hikmet&#39;in başka kadınlarla ilişki kurmasına engel olmamıştı. &lt;br /&gt;1952&#39;de göğsündeki ağrılar yüzünden yatırıldığı Barvikha Sanatoryumu&#39;nda üç ay kadar kalmış, burada kendisine âşık olan Galina Grigoryevna Kolesnikova adında çok genç bir doktor kıza yakınlık duymuştu. Hastaneden çıkınca birlikte yaşamaya karar vermelerini Yazarlar Birliği&#39;nin de uygun görmesiyle, Dr. Galina şairin özel doktoru olarak görevlendirilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu özel doktor gece gündüz Nâzım Hikmet&#39;le ilgileniyor, evini çekip çeviriyor, ilaçlarını veriyor, yemeklerini düzenliyor, dinlenmesini ayarlıyor, yolculuklara birlikte gidiyordu. Şair yıllarca süren bu yakın ilginin birkaç kez kendisini ölümden döndürdüğünü söylerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Galina onun evli olduğunu, karısını sevdiğini biliyordu. Münevver Andaç&#39;ın çıkıp gelmesine hazırlıklıydı. Bir gün bu iş olursa şairi karısına bırakıp köşesine çekilecekti. Ama bambaşka bir olay yaşandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1955 yılı sonlarına doğru, Soyuz Multifilm Enstitüsü&#39;nden Arnavut giysileri konusunda bilgi almak üzere Nâzım Hikmet&#39;i görmeye gelen Valentina Brumberg&#39;in yanında, Vera Tulyakova adında genç bir kadın yardımcı vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursa&#39;da 1948 yılı sonunda yaşanan olay bir çırpıda tekrarlanıverdi. Şair gene yaşamında &quot;ilk defa&quot; âşık oluyordu. Ama bu kez gönül verdiği genç kadının evli olduğunu, bir de kızı bulunduğunu bir yıl sonra öğrenecekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinde çikolatalar, çiçeklerle, Arnavut giysileri konusunda daha fazla bilgi vermek için, Soyuz Multifilm Enstitüsü&#39;ne sık sık gitmeye başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdalandığı genç kadının savaşta ölmüş olan babasından altı yaş daha büyüktü. &lt;br /&gt;Çevrelerindekilerin başlangıçta bir şakalaşma gibi baktıkları ilişki gittikçe ciddileşiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki 1956 eylülünde geçirdiği ağır zatürree Nâzım Hikmet&#39;i uzun süre Moskova&#39;dan uzak kalmak zorunda bıraktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 Kasım 1956&#39;dan 27 Temmuz 1957&#39;ye kadar, dokuz ay, Çekoslovakya&#39;daki Yasenik Sanatoryumu&#39;nda sağlığına kavuşmayı beklerken gene de aklı hep Moskova&#39;daydı. &lt;br /&gt;Vera Tulyakova ayrıldıkları gün ona bu işi daha ileri götürmek istemediğini, dönüşte ilişkilerini sona erdirmeleri gerektiğini söylemişti, ama tam tersi oldu. &lt;br /&gt;27 Temmuz 1957&#39;de Moskova&#39;da buluşur buluşmaz hemen bir ortak iş yaratıp Sevdalı Bulut&#39;un senaryosu üstünde birlikte çalışmaya başladılar. Senaryo kabul edilince arkasından filmin çekimi sırasındaki beraberlik geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Nâzım Hikmet yolculukları yüzünden ikide bir Moskova&#39;dan ayrılmak zorunda kalıyordu. 1957 yılı sonunda bir ay Bakû&#39;deydi, 1958 ocağından nisanına kadar Varşova&#39;da, Mayısta Paris&#39;te, haziranda Leipzig&#39;deydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustos sonunda Moskova&#39;ya dönünce Vera Tulyakova&#39;ya birlikte bir oyun yazmayı önerdi. Yazılması 1959 boyunca süren oyun 1960 başında Yermalova Tiyatrosu&#39;nda sahnelenirken, ikisi de artık yaşamlarını birleştirmeye karar vermişlerdi. &lt;br /&gt;Nikâhlı olmadıkları için, Nâzım Hikmet&#39;in, Münevver Andaç&#39;tan boşanması herhangi bir işlem gerektirmiyordu. Sekiz yıldır birlikte olduğu Dr. Galina&#39;ya ise Peredelkino&#39;daki daçasını, 1957 model Volga limusin otomobilini, eşyalarını, televizyon, radyo, teyp, nesi varsa, kitaplarını, tablolarını, her şeysini, noterde kâğıt imzalayarak devretti. Kendisine yalnızca Moskova&#39;daki apartman dairesini bırakmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Vera Tulyakova&#39;yla birlikte Bakû&#39;ye gidip Kafkaslar&#39;ın kuzeyindeki bir tatil merkezi olan Kislovodsk&#39;ta üç ay baş başa kaldılar. Nâzım Hikmet çok mutluydu, ama her an da bu mutluluğu yitireceğinin korkusuyla tedirgindi. Gittikçe daha fazla kıskanmaya başladığı genç kadınla evlenmek, onu kendisine bağlamak istiyordu. &lt;br /&gt;Yoksa geçirdiği kıskançlık bunalımları hiç sona ermeyecekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskova&#39;ya dönüşlerinden bir süre sonra Vera Tulyakova kocasından ayrıldı, ama kızını babasına bırakmak zorunda kaldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 Kasım 1960&#39;ta Nâzım&#39;la genç kadın nikâhlandılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Münevver Andaç ile Mehmet konusunda ne düşüneceğini Nâzım Hikmet de pek bilemiyor, örnekse 17 Temmuz 1959&#39;da, Vera Tulyakova&#39;yla diz dize çalışırlarken, &quot;İki Sevda&quot; adlı şiirine, &quot;Bir gönülde iki sevda olamaz / yalan / olabilir&quot; diye başlıyordu. &lt;br /&gt;1961 nisanında şair Paris&#39;e ikinci kez gittiğinde yanında karısı Vera da vardı. Bu yolculuk bir balayı niteliğindeydi. Paris&#39;te kırk gün kaldılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayısta Nâzım Hikmet oradan yalnız olarak Dünya Barış Komitesi adına Fidel Castro&#39;ya Barış Ödülü vermek üzere Küba&#39;ya gitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paris&#39;ten ayrılmadan önce, İtalya&#39;nın Barış Konseyi delegelerinden Joyce Salvadori Lussu ile karşılaşmıştı. 1958 haziranında Stockholm&#39;de yapılan Barış Konferansı&#39;nda tanıştığı Lussu, onun aşk şiirlerine hayran olmuştu, ama, Piraye ile Vera&#39;yı bilmiyor, bütün bu şiirleri Türkiye&#39;den dışarı bırakılmayan karısı için yazdığını sanıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1960 haziranında İstanbul&#39;a gidince Münevver Andaç&#39;la tanışmak olanağını buldu. Evine konuk olduğu, iki çocuğuyla tek başına verdiği yaşam savaşımını ayrıntılarıyla öğrendiği, pek beğendiği bu kadını çocuklarıyla birlikte Türkiye&#39;den kaçırmayı aklına koydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalyan Komünist Partisi&#39;nden olumlu yanıt alamayınca başka çareler aradı. Kendince birtakım planlar yaptı. O günlerde eyleme geçmeyi düşünüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paris&#39;te Nâzım Hikmet&#39;le karşılaştığında söyledi ona karısıyla çocuğunu Türkiye&#39;den kaçıracağını. Nâzım sevindi, ama pek inanmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1961 temmuzunda zengin bir işadamı olan Carlo Guilluni, yatıyla turistik bir yolculuğa çıkmış havasında, Ege&#39;deki Türk limanlarını dolaşıp bol bol para harcayarak sonunda Ayvalık&#39;a demir attı. Bu arada Joyce Lussu İzmir&#39;de yattan ayrılıp uçakla İstanbul&#39;a gitmiş, karşı kaldırımdaki cipte bekleyen polisleri atlatarak Münevver Andaç ile iki çocuğunu Ayvalık&#39;a getirmeyi başarmıştı. Onlar gelir gelmez yat hemen demir alıp Yunanistan&#39;ın Midilli adasına yöneldi. Karanlıkta oldukça tehlikeli bir deniz kazası geçirdilerse de, Yunanlı balıkçılarca kurtarılarak sonunda Atina&#39;ya ulaştılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustos başında Münevver Andaç, Renan, Mehmet Polonya&#39;daydılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet Küba&#39;dan yeni dönmüştü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varşova&#39;daki buluşmaları pek içten olmadı. Nâzım onları havaalanında karşılamadı, ertesi gün kaldıkları otelin lokantasına geldi. Münevver ikinci bir kadının varlığını biliyordu, Nâzım evlendiğini ona yazmıştı, ama kocası olarak gördüğü kişinin başka bir kadınla evlendiğini yeni öğrenmiş gibi davranmayı içine düştüğü durum açısından daha uygun buldu. Son zamanlardaki mektuplaşmalarında birtakım tatsızlıklar yaşamışlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Münevver kocasının Moskova&#39;da yıllardır bir kadın doktorla birlikte oturduğunu da biliyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım ise İstanbul&#39;dan gönderilen bir mektupla karısının kendisini aldattığı yolunda uyarılmıştı. Buna inanmak duyduğu vicdan azabını biraz olsun azaltıyordu. Tıpkı Piraye&#39;den ayrılmaya kalktığı günlerde yaptığı gibi, hem yaşamına, hem de şiirlerine karşı ağır bir suçluluk duygusu içinde, sarılacak bir dal araması çok doğaldı. &lt;br /&gt;Yeni karısı Vera da bunca olaydan sonra çok tedirgindi. Bu noktaya geldikten sonra Nâzım&#39;ı kaybetmek istemiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güç durumdaki şair ise bu iki kadını birbirinden uzak tutmazsa büyük sıkıntılar yaşayacağını çok iyi anlıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Münevver ile çocuklarını, bu arada yıllarca özlemini çektiği oğlu Mehmet&#39;i, kendisini çok seven Polonyalı dostlarına emanet ederek Moskova&#39;ya götürmemeye karar verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir daire tutuldu, eşyalar alındı, Münevver Andaç&#39;a Doğu Dilleri Fakültesi&#39;nde bir öğretmenlik görevi bulundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet 1961 eylülünde Berlin&#39;deydi. Ayın 11&#39;inde yazdığı &quot;Otobiyografi&quot;sinde, &quot;sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım / şu kadarcık haset etmedim Şarlo&#39;ya bile / aldattım kadınlarımı / konuşmadım arkasından dostlarımın&quot; diyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1962 ocağında Kruşçev&#39;in aracılığıyla Nâzım Hikmet&#39;e Sovyetler Birliği pasaportu verildi. Şubatta, Vera&#39;yla birlikte, Asya ve Afrika Yazarlar Birliği Kongresi&#39;ne katılmak üzere Mısır&#39;a gittiler. Sovyetler&#39;le gerginlik içinde olan Çinliler&#39;in Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşımadığı için, Türk delegesi sayılamayacağını söyleyerek Nâzım Hikmet&#39;e itiraz etmeleri, şairin diliyle, varlığıyla nasıl Türkiye&#39;ye bağlı olduğunu anlatan bir konuşma yapmasına neden oldu. Ayakta alkışlanan bu konuşma onun kongreye başkan seçilmesini sağladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet sağlığının gittikçe bozulmasına karşın, 1962 yılında Prag, Berlin, Leipzig, Bükreş&#39;te yapılan toplantılara katılmaktan geri durmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1962 kasımında Vera&#39;yla birlikte gezmek, dinlenmek için İtalya&#39;ya gittiler : Milano, Floransa, Roma. Oradan, yeni yılı Dino&#39;larla birlikte karşılamaya, Paris&#39;e geçtiler. &lt;br /&gt;Türkler, Türk yemekleri, Türk dili en büyük dinlenme, arınmaydı şair için. Karısını ise tüketim toplumlarının göz kamaştırıcı alışveriş olanaklarıyla mutlu etti. &lt;br /&gt;4 Ocak 1963&#39;te gene Moskova&#39;ydılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1963 şubatında Nâzım Hikmet Asya ve Afrika yazarlarının Tanganika&#39;daki toplantısına katıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Martta, nisanda Berlin&#39;deydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan sonunda Moskova&#39;ya dönünce &quot;Cenaze Merasimim&quot; adlı şiirini yazdı. &lt;br /&gt;Mayısta, oturdukları apartman dairesi temizlenip boyanırken, Staraya Ruza&#39;daki bir daçada kaldılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Staraya Ruza&#39;dan döndükten kısa bir süre sonra ise, 3 Haziran 1963 sabahı, Nâzım Hikmet bir kalp krizi sonucu Moskova&#39;daki evinde öldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarlar Birliği&#39;nin düzenlediği bir törenle Novodeviçiy Mezarlığı&#39;na gömüldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları&#39;nı 1939&#39;da İstanbul&#39;da yazmaya başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Meşrutiyet&#39;ten II. Dünya Savaşı sonrasına kadar çok geniş bir zaman diliminin öyküsünü (1908-1945) bu kitapta destanlaştırmıştır.  Nazım Hikmet&#39;in oğlu Memet Fuat&#39;ın sahibi olduğu De Yayınevi tarafından 1966-1967 yıllarında beş cilt halinde yayımlanmış olan bu eser yaklaşık 20,000 mısradan oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci cildin birinci bölümü şu şekildedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydarpaşa garında&lt;br /&gt;1941 baharında&lt;br /&gt;saat on beş.&lt;br /&gt;Merdivenlerin üstünde güneş&lt;br /&gt;yorgunluk&lt;br /&gt;ve telaş.&lt;br /&gt;Bir adam&lt;br /&gt;merdivenlerde duruyor&lt;br /&gt;bir şeyler düşünerek.&lt;br /&gt;Zayıf.&lt;br /&gt;Korkak.&lt;br /&gt;Burnu sivri ve uzun&lt;br /&gt;yanaklarının üstü çopur.&lt;br /&gt;Merdivenlerdeki adam&lt;br /&gt;-Galip Usta-&lt;br /&gt;tuhaf şeyler düşünmekle meşhurdur:&lt;br /&gt;«Kaat helva yesem her gün» diye düşündü&lt;br /&gt;5 yaşında.&lt;br /&gt;«Mektebe gitsem» diye düşündü&lt;br /&gt;10 yaşında.&lt;br /&gt;«Babamın bıçakçı dükkanından&lt;br /&gt;Akşam ezanından önce çıksam» diye düşündü&lt;br /&gt;11 yaşında.&lt;br /&gt;«Sarı iskarpinlerim olsa&lt;br /&gt;kızlar bana baksa»&lt;br /&gt;diye düşündü&lt;br /&gt;15 yaşında.&lt;br /&gt;«Babam neden kapattı dükkanını?&lt;br /&gt;Ve fabrika benzemiyor babamın dükkanına»&lt;br /&gt;diye düşündü&lt;br /&gt;16 yaşında.&lt;br /&gt;«Gündeliğim artar mı?» diye düşündü&lt;br /&gt;20 yaşında.&lt;br /&gt;«Babam ellisinde öldü,&lt;br /&gt;ben de böyle tez mi öleceğim?»&lt;br /&gt;diye düşündü&lt;br /&gt;21 yaşındayken.&lt;br /&gt;‘‘İşsiz kalırsam’’diye düşündü&lt;br /&gt;22 yaşında.&lt;br /&gt;«İşsiz kalırsam» diye düşündü&lt;br /&gt;23 yaşında.&lt;br /&gt;«işsiz kalırsam» diye düşündü&lt;br /&gt;24 yaşında.&lt;br /&gt;Ve zaman zaman işsiz kalarak&lt;br /&gt;«İşsiz kalırsam» diye düşündü&lt;br /&gt;50 yaşına kadar.&lt;br /&gt;51 yaşında «İhtiyarladım.» dedi&lt;br /&gt;«babamdan bir yıl fazla yaşadım.»&lt;br /&gt;Şimdi 52 yaşındadır.&lt;br /&gt;İşsizdir.&lt;br /&gt;Şimdi merdivenlerde durup&lt;br /&gt;kaptırmış kafasını&lt;br /&gt;düşüncelerin en tuhafına:&lt;br /&gt;«Kaç yaşında öleceğim?&lt;br /&gt;Ölürken üzerimde yorgan olacak mı? »&lt;br /&gt;diye düşünüyor&lt;br /&gt;Burnu sivri ve uzun.&lt;br /&gt;Yanaklarının üstü çopur. &lt;br /&gt;Denizde balık kokusuyla&lt;br /&gt;döşemelerde tahtakurularıyla gelir&lt;br /&gt;Haydarpaşa garında bahar.&lt;br /&gt;Sepetler ve heybeler&lt;br /&gt;merdivenlerden inip&lt;br /&gt;merdivenleri çıkıp&lt;br /&gt;merdivenleri tutuyorlar.&lt;br /&gt;Polisin yanında bir çocuk&lt;br /&gt;-tahminen beş yaşında-&lt;br /&gt;iniyor merdivenleri.&lt;br /&gt;Nüfusta kaydı yok&lt;br /&gt;fakat ismi Kemal. &lt;br /&gt;Merdivenleri bir heybe çıkıyordu&lt;br /&gt;bir halı bir heybe. &lt;br /&gt;Merdivenlerden inen Kemal&lt;br /&gt;yapa yalnızdı&lt;br /&gt;-kundurasız ve gömleksiz-&lt;br /&gt;ortasında kainatın.&lt;br /&gt;Açlığından başka bir şey hatırlamıyor&lt;br /&gt;bir de hayal meyal&lt;br /&gt;karanlık bir yerde bir kadın. &lt;br /&gt;Merdivenleri çıkan heybenin&lt;br /&gt;kırmızı,mavi,siyahtı nakışları.&lt;br /&gt;Halı heybeler&lt;br /&gt;ata, katıra, yalıya binerlerdi eskiden,&lt;br /&gt;şimdi şimendifere biniyorlar. &lt;br /&gt;Merdivenleri bir kadın iniyor.&lt;br /&gt;Çarşaflı&lt;br /&gt;şişman&lt;br /&gt;Adviye Hanım.&lt;br /&gt;An-asıl Kafkasyalı&lt;br /&gt;1311’de kızamık&lt;br /&gt;1318’de gelin oldu.&lt;br /&gt;Çamaşır yıkadı.&lt;br /&gt;Yemek pişirdi.&lt;br /&gt;Çocuk doğurdu.&lt;br /&gt;Ve biliyor ki öldüğü zaman&lt;br /&gt;bir şal koyacaklar tabutuna&lt;br /&gt;selatin camilerinden&lt;br /&gt;Bir damadı imamdır. &lt;br /&gt;Merdivenlerin üstünde güneş&lt;br /&gt;bir baş yeşil soğan&lt;br /&gt;ve bir insan:&lt;br /&gt;Ahmet Onbaşı.&lt;br /&gt;Balkan Harbine gitti.&lt;br /&gt;Seferberlikte gitti.&lt;br /&gt;Yunan Harbinde gitti.&lt;br /&gt;‘‘Ha dayan hemşerim sonuna vardık’’&lt;br /&gt;sözü meşhurdur. &lt;br /&gt;Merdivenlerden bir kız çıkıyordu.&lt;br /&gt;Çorapta çalışır.&lt;br /&gt;-Tophane caddesi,Galata-&lt;br /&gt;Atifet on üç yaşındadır&lt;br /&gt;Galip usta baktı Atifet’e,&lt;br /&gt;«Evlenseydim eğer&lt;br /&gt;torunum olurdu bu kadar»&lt;br /&gt;diye düşündü.&lt;br /&gt;«Çalışırdı, bana bakar»&lt;br /&gt;diye düşündü.&lt;br /&gt;Sonra birdenbire aklına Şevkiye geldi.&lt;br /&gt;Emin’in kızı.&lt;br /&gt;Mavi mavi gözleri vardı.&lt;br /&gt;Geçen sene daha adet görmeden&lt;br /&gt;Şahbaz’ın arsasında bozmuşlardı. &lt;br /&gt;Sepetler ve heybeler&lt;br /&gt;merdivenlerden inip&lt;br /&gt;merdivenleri çıkıp&lt;br /&gt;merdivenlerde duruyorlar &lt;br /&gt;Ahmet onbaşı&lt;br /&gt;-yine askerdi-&lt;br /&gt;yetişti halı-heybeye.&lt;br /&gt;Öptü elini.&lt;br /&gt;Halı-heybe&lt;br /&gt;Ve mavi mintan,palto,siyah şalvar&lt;br /&gt;Ve keten lastik iskarpinler,&lt;br /&gt;Fötür şapka,sakal&lt;br /&gt;Ve lahuri şal&lt;br /&gt;Kuşak&lt;br /&gt;Onbaşının omzunu okşayarak:&lt;br /&gt;‘-Hayıflanma birkaç kalem borç için’ dedi,&lt;br /&gt;‘hane halkını sıkıştırmayız.&lt;br /&gt;Yalnız biraz faiz biner.’&lt;br /&gt;Haydarpaşa koynunda&lt;br /&gt;Martılar inip kalkıyor&lt;br /&gt;Denizde leşlerin üstünde.&lt;br /&gt;İmrenilir şey değil&lt;br /&gt;Martıların hayatı.&lt;br /&gt;Garın saati&lt;br /&gt;Üçü beş geçiyor.&lt;br /&gt;Siloların orda&lt;br /&gt;Buğday yüklüyorlar&lt;br /&gt;İtalyan bandıralı bir şilebe.&lt;br /&gt;Ayrıldı onbaşıdan halı-heybe&lt;br /&gt;gara girdi.&lt;br /&gt;Merdivenlerde güneş&lt;br /&gt;yorgunluk&lt;br /&gt;ve telaş&lt;br /&gt;ve altın başlı kelebek ölüsü var.&lt;br /&gt;Kocaman insan ayaklarına aldırmadan&lt;br /&gt;Bembeyaz,upuzun taşın üstünde&lt;br /&gt;taşıyor karıncalar kelebeğin ölüsünü.&lt;br /&gt;Adviye Hanım&lt;br /&gt;Sokuldu polis efendiye.&lt;br /&gt;Bir şeyler konuşuldu.&lt;br /&gt;Okşadı çocuk Kemal’i.&lt;br /&gt;Ve hep beraber&lt;br /&gt;karakola gittiler.&lt;br /&gt;Ve her ne kadar&lt;br /&gt;bir daha görülmeyecekse de&lt;br /&gt;hayal meyal&lt;br /&gt;karanlık bir yerlerde hatırlanan kadın&lt;br /&gt;çocuk Kemal&lt;br /&gt;yapayalnız değil artık ortasında kainatın.&lt;br /&gt;Bir parça bulaşık yıkayıp&lt;br /&gt;Biraz su taşıyacak&lt;br /&gt;Ve Adviye Hanımın dizi dibinde yaşayacak.&lt;br /&gt;Merdivenleri mahkumlar çıkıyordu.&lt;br /&gt;Şakalaşıp&lt;br /&gt;gülüşerek.&lt;br /&gt;Üç erkek&lt;br /&gt;bir kadın&lt;br /&gt;ve dört jandarma.&lt;br /&gt;Erkekler kelepçeli&lt;br /&gt;kadın kelepçesiz&lt;br /&gt;jandarmalar süngülü.&lt;br /&gt;Merdivenler üstünde bir kayısı gülü&lt;br /&gt;Bir cıgara paketi&lt;br /&gt;Bir gazete kadı.&lt;br /&gt;Mahkumlar durakladı.&lt;br /&gt;Jandarma Hasan&lt;br /&gt;Tokalaştı Ahmet Onbaşıyla.&lt;br /&gt;Jandarma Haydar&lt;br /&gt;Aldı yerden boş paketi&lt;br /&gt;Soktu cebine.&lt;br /&gt;Ve mahkum kadın&lt;br /&gt;boynuna atılan Atıfet’i&lt;br /&gt;öptü iki yanağından.&lt;br /&gt;Eğilip baktı kelepçeli Halil&lt;br /&gt;kayısı gülünün yanındaki gazete kadına:&lt;br /&gt;‘Tek sütunluk bir nefer.&lt;br /&gt;Üniforması belli değil.&lt;br /&gt;Tıraşı uzun.&lt;br /&gt;Beyaz sargılar var başında.&lt;br /&gt;Sargılarda kan.&lt;br /&gt;Sonra tayyareler&lt;br /&gt;-kanatlı köpek balıkları gibi-&lt;br /&gt;‘pike bombardıman’&lt;br /&gt;diye yazıyor.&lt;br /&gt;Sonra bir liman:&lt;br /&gt;Küçük, beyaz daireler çizili üzerinde.&lt;br /&gt;İsmini okuyamadı,&lt;br /&gt;Mürekkebi gaz lekesi dağıtmış.’&lt;br /&gt;Üç bayan&lt;br /&gt;çıkar merdivenleri koşarak&lt;br /&gt;-sivri külahlarıyla&lt;br /&gt;mantar iskarpinleriyle-&lt;br /&gt;banliyö yolcuları.&lt;br /&gt;Kelepçeli Süleyman&lt;br /&gt;Bayanları gördü.&lt;br /&gt;Genç bir kadın geçirdi yüreğinden.&lt;br /&gt;Kayısı gülünü nişanlayıp&lt;br /&gt;Tükürdü.&lt;br /&gt;Kelepçeli Fuat&lt;br /&gt;Seslendi Galip Ustaya: &lt;br /&gt;«--Usta.&lt;br /&gt;yine tuhaf şeyler düşünüyorsun.»&lt;br /&gt;«--Düşünüyorum evlat.&lt;br /&gt;Geçmiş olsun.»&lt;br /&gt;«--Eyvallah usta..&lt;br /&gt;Düşünmek değiştirmez hayatı.»&lt;br /&gt;Fuat&lt;br /&gt;tersanede tesviyeci,&lt;br /&gt;19 yaşında girdi hapise&lt;br /&gt;üç arkadaş perdeleri indirip&lt;br /&gt;bir kitap okudukları için.&lt;br /&gt;Ve yatıyor iki yıldır.&lt;br /&gt;Şimdi içerilere gönderiyorlar.&lt;br /&gt;Galip Usta&lt;br /&gt;bu sefer&lt;br /&gt;dehşetli bir şeyler düşünerek&lt;br /&gt;bakıyor kelepçesine Fuat’ın,&lt;br /&gt;bugüne dek&lt;br /&gt;farkına varmadan biriken şeyler&lt;br /&gt;yığınla&lt;br /&gt;üst üste&lt;br /&gt;hep beraber&lt;br /&gt;tıkacını atan bir çeşme suyu gibi&lt;br /&gt;bulanık&lt;br /&gt;berrak&lt;br /&gt;akıyordu kafasının içini doldurarak:&lt;br /&gt;«Ne kadar çok fabrika var İstanbul’da,&lt;br /&gt;Türkiye’de ne kadar çok,&lt;br /&gt;dünyada ne kadar çok, sayılamayacak kadar.&lt;br /&gt;Dün akşam tornacı Ayyaş Kadir’in&lt;br /&gt;Ölüsünü buldular&lt;br /&gt;üniversite kapısında&lt;br /&gt;— bayılmış kız, talebelerden biri –&lt;br /&gt;Ne kadar çok kayış, kasnak&lt;br /&gt;ne kadar çok volan&lt;br /&gt;ne kadar çok motor&lt;br /&gt;dönüyor, ha babam dönüyor, ha babam dönüyor, dönüyor,&lt;br /&gt;ne kadar çok adam, ne kadar çok adam&lt;br /&gt;işsiz kalırsam, diye düşünüyor,&lt;br /&gt;Mürettip Şahap Usta kör oldu&lt;br /&gt;dileniyor matbaalarda.&lt;br /&gt;Dokuma tezgâhları, fireye tezgâhları, torna tezgahları,&lt;br /&gt;şahmerdanlar, merdaneler,&lt;br /&gt;pulanyalar,&lt;br /&gt;pulanyalar&lt;br /&gt;pulanyalar&lt;br /&gt;---Galip Usta pulanyacıydı.---&lt;br /&gt;Kim bilir dünyada ne kadar&lt;br /&gt;ne kadar çok issiz var.&lt;br /&gt;Ama askere almışlardır.&lt;br /&gt;Asker olunca işsiz adam&lt;br /&gt;artık işsiz sayılmaz mı?»&lt;br /&gt;«--Yine derinlere daldın ustam.»&lt;br /&gt;Galip Usta dokumdu Fuat’ın kelepçesine:&lt;br /&gt;«--Allah sonsumuzu…&lt;br /&gt;«-- ürktü kendi sesinden&lt;br /&gt;….hayreyleye evlat,»&lt;br /&gt;dedi.&lt;br /&gt;İnce siyah bıyıklarıyla Fuat&lt;br /&gt;gülümsedi:&lt;br /&gt;«--- Hayırdır mutlak sonumuz..»&lt;br /&gt;Ustanın çipil gözleri ıslak&lt;br /&gt;titriyor uzun burnu.&lt;br /&gt;Ve etrafa belli etmeden&lt;br /&gt;koydu Fuat’ın cebine&lt;br /&gt;elli beş kuruşundan yirmi kuruşunu.&lt;br /&gt;Garın saati on beşi sekiz geçiyor.&lt;br /&gt;I5:45’de kalkar bu tren&lt;br /&gt;Üçüncü mevki bekleme salonunda&lt;br /&gt;oturup&lt;br /&gt;dolaşıp&lt;br /&gt;uyuyorlar yüzükoyun&lt;br /&gt;Kalkacak herhangi tirenle ilgileri yok.&lt;br /&gt;Baskıcı Ömer&lt;br /&gt;sakalı avuçlarında&lt;br /&gt;betonun üzerinde çıplak ayakları&lt;br /&gt;oturuyor iki büklüm sabahtan beri.&lt;br /&gt;Ve yine sabahtan beri Ömer’in Önünde&lt;br /&gt;aşağı, yukarı, ileri, geri&lt;br /&gt;volta vuruyor Recep.&lt;br /&gt;İnce uzun kotları kalkıp inip&lt;br /&gt;görünmez bıçakları atıp tutar gibi elleri&lt;br /&gt;Ali malının masanın üzerinde yatıyor yüzükoyun&lt;br /&gt;sırtı yarılmış gömleğinin&lt;br /&gt;kumral başı bileklerimde.&lt;br /&gt;Üçüncü mevki bekleme salonunda&lt;br /&gt;oturup&lt;br /&gt;dolaşıp&lt;br /&gt;yüzükoyun uyuyorlar&lt;br /&gt;Kalkacak herhangi tirenle yok alakaları&lt;br /&gt;Aysel :&lt;br /&gt;Yaşıı belli değil.&lt;br /&gt;Belki on üç, belki yirmi.&lt;br /&gt;Esmer&lt;br /&gt;Kuru.&lt;br /&gt;Kur...&lt;br /&gt;Necla:&lt;br /&gt;on beş yaşında var yok.&lt;br /&gt;Burnu kıpkırmızı&lt;br /&gt;yüzü değirmi.&lt;br /&gt;Ve insanı şaşırtacak katlar büyük&lt;br /&gt;yeşil empermablin altında memeleri&lt;br /&gt;Vedat :&lt;br /&gt;18 yaşımda.&lt;br /&gt;Top ense, altı oklu beyaz kıravat&lt;br /&gt;ve sivilceler. &lt;br /&gt;Vedat konuşuyor:&lt;br /&gt;«--Hiçbir yere benzemez. Bursa hamamları.&lt;br /&gt;Hele Ferahfeza&lt;br /&gt;Bahçe içinde bir otel.&lt;br /&gt;Müşteriler temiz.&lt;br /&gt;Vizite üç papel.&lt;br /&gt;Biri patrona kalıyor,&lt;br /&gt;Geçen sene bir Ermeni kızı götürdüm,&lt;br /&gt;Kurnazdır Ermeni milleti&lt;br /&gt;bizim Türklere benzemez.&lt;br /&gt;Dünyalığı düzeltti.&lt;br /&gt;Drahoması tamam.&lt;br /&gt;Mâlum ya gâvur âdeti.&lt;br /&gt;Şimdi nişanlıdır.»&lt;br /&gt;Aysel sordu:&lt;br /&gt;«--Sana ne vereceğiz.?»&lt;br /&gt;«--Ben beşer kâat alırım patrondan&lt;br /&gt;hesabınıza,&lt;br /&gt;komisyon.&lt;br /&gt;Mevsimidir,&lt;br /&gt;kızlar bir tutarsanız;&lt;br /&gt;günde on beş kere&lt;br /&gt;belki daha çok.&lt;br /&gt;Bir hesapla ne eder?&lt;br /&gt;Has malları görsün Bıırsa’nın gözü.&lt;br /&gt;Kadıköylüdür diye yazdı gazeteler&lt;br /&gt;İstanbul kızlarının en güzelleri.»&lt;br /&gt;Sabahtan beri&lt;br /&gt;ilk defa&lt;br /&gt;doğruldu olduğu yerde baskıcı Ömer.&lt;br /&gt;Seslendi Recep’e:,&lt;br /&gt;«--Bir cıgara ver.»&lt;br /&gt;Hızla önümden geçti Recep&lt;br /&gt;ve dönerken&lt;br /&gt;fırlattı cıgarayı.&lt;br /&gt;Babası müftüydü baskıcı Ömer’in.&lt;br /&gt;Evin içinde kuka teşbihler, kılaptan seccadeler.&lt;br /&gt;el yazma müzehhep Mushafları hattat Osman’ın:&lt;br /&gt;fakat bir tek han hamam tapusu&lt;br /&gt;bir tek konsilit.&lt;br /&gt;bit tek Hicaz demiryolu tahvili yoktu.&lt;br /&gt;Müftü Elendi bembeyaz, şişman bir adam&lt;br /&gt;Ömer hastalıklı bir çocuktu.&lt;br /&gt;Arabi öğrenemedi.&lt;br /&gt;Farisi, öğrenemedi.&lt;br /&gt;Ahmetliye kitabında cennet kapılarına bakıp&lt;br /&gt;«--tıpkısıydı bunlar Dolmabahçe kapısının»&lt;br /&gt;başladı nakışları çizmeye&lt;br /&gt;Müftü vefat etti Meşrutiyetten evvel.&lt;br /&gt;Meşrutiyette kadınlar dağıldılar&lt;br /&gt;seccadeleri ve tesbihleri götürerek.&lt;br /&gt;O hengâmede&lt;br /&gt;Ömer yirmi yaşındaydı demek.&lt;br /&gt;Hattat Osman’ın’ mushaflarını Parizyana’da yedi.&lt;br /&gt;Gönüllü asker oldu Balkan Harbinde.&lt;br /&gt;Seferberlikte esir düştü,&lt;br /&gt;döndü ve başladı Kalpakçılar başında baskıcılığa.&lt;br /&gt;Ahmediye’nin Firdevs kapılarındaki nakışlar&lt;br /&gt;patiskalar üzerinde açılmaya başladılar..&lt;br /&gt;Tahta kalıp ,&lt;br /&gt;tahta kaşık&lt;br /&gt;tahta dükkan&lt;br /&gt;ve akşamları şarap dolu kırmızı testi&lt;br /&gt;ve esaretten kalma biraz gulamperesti&lt;br /&gt;bahtiyar yaşıyordu müftü zade Ömer Efendi.&lt;br /&gt;Ta ki İtalya’dan&lt;br /&gt;hazır kâat modeller gelene kadar.&lt;br /&gt;Zira kâat modeller&lt;br /&gt;kepenklerini baskıcı dükkânlarının&lt;br /&gt;kapadı birer birer,&lt;br /&gt;bir daha açılmamak üzere.&lt;br /&gt;Recep yine hızla geçip&lt;br /&gt;dönerken.&lt;br /&gt;fırlattı kibriti Ömer’e.&lt;br /&gt;Ali masanın üstünde yatıyor yüzükoyun&lt;br /&gt;sırtı yarılmış gömleğinin.&lt;br /&gt;Aysel su dökmeye gitti.&lt;br /&gt;Necla dedi ki Vedat’a :&lt;br /&gt;«-- Kardeşim&lt;br /&gt;götürmeyelim bu sıska kızı.&lt;br /&gt;Belsoğukluğu var.&lt;br /&gt;İzmit’te aldı geçen sene.&lt;br /&gt;Her tarafı akıyor bunun.&lt;br /&gt;Hem inanma yalan&lt;br /&gt;Kadıköylü değildir.»&lt;br /&gt;Denizde balık kokusu&lt;br /&gt;döşemelerde tahta kurularıyla gelir&lt;br /&gt;Haydarpaşa garında bahar.&lt;br /&gt;Üçüncü mevki bekletme salonunda&lt;br /&gt;tahta kanepelere değil&lt;br /&gt;kapıya yakın&lt;br /&gt;duvarın dibine&lt;br /&gt;betona çömelmişler,&lt;br /&gt;mavi düğmeler mintanlarında&lt;br /&gt;dizleri parçalanmış sarı şayak poturlarının,&lt;br /&gt;kırmızı sakallı iki Bulgarya muhaciri.&lt;br /&gt;Öfkesiz, kederiyle konuşuyor, biri :&lt;br /&gt;«--Yövmilbeter,&lt;br /&gt;beterden beter.&lt;br /&gt;Sonra yeter.&lt;br /&gt;Paranın, tuncu.&lt;br /&gt;İnsanın piçi.&lt;br /&gt;Hepsi mi ama&lt;br /&gt;iyisi de var.»&lt;br /&gt;Dışarda&lt;br /&gt;peronların orda kalktı 15:45 katarı.&lt;br /&gt;Bu tiren&lt;br /&gt;yataklı vagonuna rağmen&lt;br /&gt;tirenlerin en külüstürüdür,&lt;br /&gt;altı kuruşluk cıgara gibi bir şey.&lt;br /&gt;Galip Usta selametleyip mahkûmları&lt;br /&gt;girdi üçüncü mevki bekleme salonuna.&lt;br /&gt;Oturdu baskıcı Ömer’in az ötesine.&lt;br /&gt;Ali masanın üzerinde yatıyor yüzükoyun.&lt;br /&gt;Recep ansızın durdu önünde ölü kaloriferin,&lt;br /&gt;ibreyi soğuktan sıcağa, sıcaktan soğuğa çevirdi,&lt;br /&gt;sonra bir tekme attı borulara,&lt;br /&gt;sonra bağırdı avaz avaz:&lt;br /&gt;«--Kesmeli yeryüzünde tekmil çıfıtları.&lt;br /&gt;Tez gel bre Hitler Amca nerdesin?»&lt;br /&gt;Kaçakçıydı Recep&lt;br /&gt;ve sabahtan beri gelmeyen Moiz&lt;br /&gt;eroin getirecekti.&lt;br /&gt;Galip Usta ne dost ne düşmandı Hitler’e.&lt;br /&gt;Fakat Recep’e kızdı.&lt;br /&gt;Baktı Bulgaryalı muhacirlere.&lt;br /&gt;Yine aynı öfkesiz kederiyle konuşuyordu&lt;br /&gt;kırmızı sakallılardan biri :&lt;br /&gt;«--…..gider İbrahim Peygambere der ki herif&lt;br /&gt;kargalar gördüm,&lt;br /&gt;gübreden kalkıp,&lt;br /&gt;dallara konup,&lt;br /&gt;ezanlar okuyorlar.&lt;br /&gt;Bir adam gördüm&lt;br /&gt;oturmuş derenin başına;&lt;br /&gt;yol vermiyor aksın&lt;br /&gt;içiyor tekmil suyunu&lt;br /&gt;Geyikler gördüm;&lt;br /&gt;kaçıp girmezler,&lt;br /&gt;koşarlar peşinden avcının&lt;br /&gt;vur, diye ille bizi...&lt;br /&gt;İbrahim Peygamber der ki herife :&lt;br /&gt;O kargalar ki gördün&lt;br /&gt;imamlar, hocalardır.&lt;br /&gt;Gübredir mekânları,&lt;br /&gt;okurlar ezanları...&lt;br /&gt;Düvellerdir dereyi içen adam;&lt;br /&gt;halkın kanını içer,&lt;br /&gt;doymazlar, içer içer,&lt;br /&gt;bırakmazlar ki aksın&lt;br /&gt;dere bildiği gibi.&lt;br /&gt;Gördüğün geyikler günahlarımızdır:&lt;br /&gt;koşarlar avcılara.&lt;br /&gt;Avcılar: para.»&lt;br /&gt;Ali masanın üzerinde yatıyor yüzükoyun&lt;br /&gt;sırtı yarılmış gömleğinin&lt;br /&gt;kumral başı bileklerinde.&lt;br /&gt;Recep bağırdı :&lt;br /&gt;«--Burası sabahçı kahvesi mi, otel odası mı be&lt;br /&gt;Delikanlı uyan»&lt;br /&gt;Ali kımıldamadı.&lt;br /&gt;«--Sana diyoruz.» ‘&lt;br /&gt;Ali kımıldamadı.&lt;br /&gt;Ali cevap vermedi Recep’e.&lt;br /&gt;Tuttu delikanlıyı Recep&lt;br /&gt;çevirdi arka üstü.&lt;br /&gt;Ali’nin başı düştü.&lt;br /&gt;Ali çoktan ölmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_46.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/8103740021251568399/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/memleketimden-insan-manzaralari.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/8103740021251568399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/8103740021251568399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/memleketimden-insan-manzaralari.html' title='Bir Nazım Hikmet Ran Eseri: &quot;Memleketimden İnsan Manzaraları&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-6494857732466638087</id><published>2009-03-05T04:46:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:17:48.646-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Faruk Nafiz Çamlıbel Eseri: &quot;Han Duvarları&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3648/3330852028_40d19627bc_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;faruk nafiz çamlıbel&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Faruk Nafiz Çamlıbel Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul&#39;da doğmuş (1898), ilk ve orta öğretimini Bakırköy Rüştiyesi ile Hadika-i Meşveret İdadisi&#39;de tamamlamıştır. Daha sonra Tıp Fakültesi&#39;ne girmiş, ancak tamamlamadan ayrılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ati gazetesine girerek yazı işlerinde çalışmıştır. (1917 - 1918). Aynı gazetenin temsilcisi olarak Ankara&#39;ya girmiştir (1922). Çamlıbel sonraki yıllarda Kayseri (1922 - 24), Ankara (1924) ve İstanbul&#39;da (1932 - 1946), çeşitli okullarda edebiyat öğretmenliği yapmıştır&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra politikaya atılan Çamlıbel DP&#39;de İstanbul Milletvekili olarak parlamentoya girmiştir (1946). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 Mayıs 1960 askerî müdahalesine kadar aralıksız milletvekilliği yapan Çamlıbel, müdahale sonunda öteki DP milletvekilleriyle birlikte tutuklanarak Yassıada&#39;ya gönderilmiştir. 15 ay tutuklu kaldıktan sonra suçsuz görülerek serbest bırakılmış, sonraki yıllarını Arnavutköyü&#39;ndeki evinde geçirmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faruk Nafız Çamlıbel, bir gezi sırasında Samsun vapurunda ölmüştür (8 Kasım 1973).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faruk Nafiz ÇAMLIBEL, Han Duvarları adlı kitabını, Kayseri Ulukışla’ya yaptığı 3 gün 4 gecelik yolculukta yazıyor. Kayseri’ye edebiyat öğretmeni olarak gidiyor. Bu yolculuğu sırasında yaşadıklarını, anılarını, gözlemlerini şiirlerde anlatıyor ve bu şiirler Han Duvarları isimdeki kitapta toplanıyor. Han Duvarları’nın ilk baskısı 1969’da oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta toplam 125 şiir var. Bu şiirler üç bölümde toplanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Memleket Şiirleri&lt;br /&gt;2. Aşk Şiirleri&lt;br /&gt;3. Adalardan Kıt’alar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleket Şiirleri bölümünde 38 tane şiir, Aşk Şiirleri bölümünde 51 şiir ve Adalardan Kıt’alar bölümünde 36 şiir bulunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Han Duvarları, Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’in şiirde “Memleket Edebiyatı” yapmak istediği yıllarda söylenmiş şiirleriyle tertiplenmiştir. Bu kitaba, şairin daha başka zamanlarda heceyle ve aruzla söylediği daha başka şiirler de alınmıştır. Bu şiirleri okuyanlar da onlarda yine bir memleket şairinin özelliklerini bulacaklardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirlerde genel olarak Anadolu anlatılıyor. Şiirlerinde Atatürk’ü de anlatıyor. Atatürk öldüğü zaman yazdığı bir şiir de Han Duvarları kitabında Memleket Şiirleri bölümünde bulunuyor. Faruk Nafiz ÇAMLIBEL birçok genç kadına âşık oluyor. Her dönemde bir genç kadına aşk duyuyor. Bu aşklardan yazdığı şiirler de kitabın Aşk Şiirleri kısmında yer alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaptaki ilk şiir; kitaba da ismini veren “Han Duvarları” adlı şiir. Şiir, 140 dizeden oluşuyor. Şiir, şairin yolculuğunu ve yolculuğu sırasında girdiği handaki duygularını anlatıyor. Betimleme ve gözlemler çok iyi yapılıyor. Yolculuk sırasında çevredeki ağaçlar, yol, dağlar ve karşılaşılanlar ilgili betimlemeler, benzetmeler ve gözlemler dizelerde akıcı bir dille okuyucuya sunuluyor. Şiirde tüm duyu organları kullanılıyor. Şiirin üç bölümünde üç dörtlük dikkat çekiyor. Şairin kaldığı hanın duvarında gördüğü dörtlükler bunlar. Şiirde “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış” diye geçen aslında Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’in kendisi&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; Bu dörtlükler de şairin kendisine ait. 8 Mart 1937 yılında bu dörtlükleri yazıyor. Bu dörtlükler şiire aynı zamanda dramatik bir duygu da yüklüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta yer alan bir diğer şiir; San’at. Şiir 6 dörtlük 24 dizeden oluşuyor. Şiir, kitabın Memleket Şiirleri bölümünde yer alıyor. Şairin Memleket Edebiyatı yaptığı yıllarda yazdığı şiirde Anadolu’nun güzellikleri anlatılıyor. Batı’ya ve Batı’ya hayranlık duyanlara Anadolu bulunan güzellikleri anlatıyor. Her dörtlükte ayrı bir sanat dalı anlatılıyor. Hepsinde de Anadolu ön plana çıkarılıyor. Sanatı bir takım yapay şeylerde aramak yerine Anadolu’nun varlığının başlı başına bir sanat olduğuna vurgu yapıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoban Çeşmesi adlı şiir ise Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’in en bilinen şiirlerinden birisidir. Bu şiir de 6 dörtlük ve 24 dizeden oluşuyor. Anadolu’nun köylerinde bir simge haline gelmiş çeşmeler birçok olaya özellikle de efsaneleşmiş nice sevdalara tanık olduğu anlatılıyor. Şiirde efsaneleşmiş sevda kahramanları; Aslı-Kerem, Ferhat-Şirin, Leyla-Mecnun üzerinden köylerdeki çeşmelerin tanık olduğu sevdalar anlatılıyor. Yine birçok yolcunun, insanın bu çeşmelerden su içip, başında oturması çeşmeleri önemli kılıyor. Adeta tarihe tanıklık ediyor bu çeşmeler. Bütün bunlar şiirde anlatılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’in Atatürk hakkında birçok şiiri vardır. Ebediyyet Yolunda adlı şiir de Atatürk’ün ölümü üzerine 1938’de yazılmış bir yas şiiridir. Şiir 4 dörtlükten, 16 dizeden oluşmaktadır. Atatürk’ün ölümü üzerine duygularını, acısını benzetmeler yaparak şiire yansıtmıştır. Atatürk’le beraber aynı yolda olduklarını ve hiçbir zaman bırakmayacaklarından bahisle ölümü, Ata’nın ölmesini “hicranlı bir sefer” e benzeterek beraber olamamanın verdiği hüznü anlatmaya çalışıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleket Şiirleri bölümündeki bir diğer şiir de “Kolsuz”dur. Şiir, 2 dörtlük 8 dizeden oluşuyor. Bu şiir gazilere yazılmış bir şiirdir. Düşmanı vatan toprağından atmak için çarpışmış ve bu çarpışmada kolunu kaybetmiş bir gazinin şaire düşündürdükleri şiirin temasını oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAN DUVARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            -Osmanzade Hamdi Bey&#39;e-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,&lt;br /&gt;    Bir dakika araba yerinde durakladı.&lt;br /&gt;    Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,     &lt;br /&gt;    Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...     &lt;br /&gt;    Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,     &lt;br /&gt;    Ulukışla yolundan Orta Anadolu&#39;ya.     &lt;br /&gt;    İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!     &lt;br /&gt;    Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,     &lt;br /&gt;    Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...     &lt;br /&gt;    Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,     &lt;br /&gt;    Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,     &lt;br /&gt;    Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Ellerim takılırken rüzgârların saçına&lt;br /&gt;    Asıldı arabamız bir dağın yamacına.     &lt;br /&gt;    Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,     &lt;br /&gt;    Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!&lt;br /&gt;    Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,&lt;br /&gt;    Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar&lt;br /&gt;    Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.     &lt;br /&gt;    Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.     &lt;br /&gt;    Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.&lt;br /&gt;    Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince     &lt;br /&gt;    Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.&lt;br /&gt;    Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.     &lt;br /&gt;    Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.&lt;br /&gt;    Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.     &lt;br /&gt;    Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,     &lt;br /&gt;    Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,     &lt;br /&gt;    Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.&lt;br /&gt;    Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan     &lt;br /&gt;    Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,     &lt;br /&gt;    Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...     &lt;br /&gt;    Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine     &lt;br /&gt;    Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;    Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan;     &lt;br /&gt;    Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.&lt;br /&gt;    Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,     &lt;br /&gt;    Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:&lt;br /&gt;    Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,     &lt;br /&gt;    Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.     &lt;br /&gt;    Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri     &lt;br /&gt;    Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.&lt;br /&gt;    Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya     &lt;br /&gt;    Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.     &lt;br /&gt;    Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,&lt;br /&gt;    Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.&lt;br /&gt;    Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,     &lt;br /&gt;    Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.&lt;br /&gt;    Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı     &lt;br /&gt;    Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.&lt;br /&gt;    Gitgide birer ayet gibi derinleştiler     &lt;br /&gt;    Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...     &lt;br /&gt;    Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,     &lt;br /&gt;    Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;     &lt;br /&gt;    Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,     &lt;br /&gt;    Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,     &lt;br /&gt;    Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken     &lt;br /&gt;    Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;     &lt;br /&gt;    Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.&lt;br /&gt;    Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa     &lt;br /&gt;    Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    &quot;On yıl var ayrıyım Kınadağı&#39;ndan     &lt;br /&gt;      Baba ocağından yar kucağından     &lt;br /&gt;      Bir çiçek dermeden sevgi bağından     &lt;br /&gt;      Huduttan hududa atılmışım ben&quot;     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi...&lt;br /&gt;    Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.     &lt;br /&gt;    Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!&lt;br /&gt;    Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;     &lt;br /&gt;    Araya gitti diye içlenme baharına,     &lt;br /&gt;    Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,&lt;br /&gt;    Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.&lt;br /&gt;    Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri     &lt;br /&gt;    Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.&lt;br /&gt;    Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,     &lt;br /&gt;    Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...     &lt;br /&gt;    Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,     &lt;br /&gt;    Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.&lt;br /&gt;    Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,     &lt;br /&gt;    İki dağ ortasında boğulan bir geçide.&lt;br /&gt;    Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden     &lt;br /&gt;    Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:&lt;br /&gt;    Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,     &lt;br /&gt;    Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.&lt;br /&gt;    Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,&lt;br /&gt;    Burada son fırtına son dalı kırıyordu...&lt;br /&gt;    Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,&lt;br /&gt;    Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.&lt;br /&gt;    Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;     &lt;br /&gt;    Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...     &lt;br /&gt;    Gönlümde can verirken köye varmak emeli     &lt;br /&gt;    Arabacı haykırdı &quot;İşte Araplıbeli!&quot;     &lt;br /&gt;    Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana     &lt;br /&gt;    Biz menzile vararak atları çektik hana.     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş     &lt;br /&gt;    Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.&lt;br /&gt;    Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,&lt;br /&gt;    Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...&lt;br /&gt;    Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,&lt;br /&gt;    Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.&lt;br /&gt;    Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,&lt;br /&gt;    Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    &quot;Gönlümü çekse de yârin hayali     &lt;br /&gt;      Aşmaya kudretim yetmez cibali     &lt;br /&gt;      Yolcuyum bir kuru yaprak misali     &lt;br /&gt;      Rüzgârın önüne katılmışım ben&quot;     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,&lt;br /&gt;    Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...&lt;br /&gt;    Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde     &lt;br /&gt;    Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.&lt;br /&gt;    Uzun bir yolculuktan sonra İncesu&#39;daydık,&lt;br /&gt;    Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.&lt;br /&gt;    Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,&lt;br /&gt;    Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    &quot;Garibim namıma Kerem diyorlar     &lt;br /&gt;      Aslı&#39;mı el almış haram diyorlar     &lt;br /&gt;      Hastayım derdime verem diyorlar     &lt;br /&gt;      Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış&#39;ım ben&quot;     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,&lt;br /&gt;    Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.&lt;br /&gt;    Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!&lt;br /&gt;    Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!&lt;br /&gt;    Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,&lt;br /&gt;    Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Arabamız tutarken Erciyes&#39;in yolunu:&lt;br /&gt;    &quot;Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu&#39;nu?&quot;&lt;br /&gt;    Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,&lt;br /&gt;    Dedi:     &lt;br /&gt;           &quot;Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,&lt;br /&gt;    Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;    Gönlümü Maraşlı&#39;nın yaktı kara haberi.     &lt;br /&gt;    Aradan yıllar geçti işte o günden beri.    &lt;br /&gt;    Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,     &lt;br /&gt;    Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.&lt;br /&gt;    Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,&lt;br /&gt;    Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!&lt;br /&gt;    Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,&lt;br /&gt;    Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_20.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/6494857732466638087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/han-duvarlari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/6494857732466638087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/6494857732466638087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/han-duvarlari.html' title='Bir Faruk Nafiz Çamlıbel Eseri: &quot;Han Duvarları&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-4190733618443873969</id><published>2009-03-05T04:26:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:18:26.805-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Ahmet Hamdi Tanpınar Eseri: &quot;Sahnenin Dışındakiler&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3654/3329986881_36013791e5_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;ahmet hamdi tanpınar&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Ahmet Hamdi Tanpınar Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 Haziran 1901’de İstanbul’da doğdu. Kadı Hüseyin Fikri Efendi&#39;nin oğlu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baytar Mektebi&#39;ni bırakarak girdiği Darülfünun-ı Osmani&#39;nin (Bugünkü İstanbul Üniversitesi)  Edebiyat Fakültesi’nden 1923’te mezun oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erzurum, Konya ve  Ankara&#39;daki liselerde  öğretmenlik yaptı. Gazi Terbiye Enstitüsü&#39;nde (Gazi Eğitim Enstitüsü) edebiyat dersleri verdi&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; 1933&#39;ten sonra İstanbul&#39;da Kadıköy Lisesi&#39;nde edebiyat  öğretmenliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat  tarihi ve estetik dersleri verdi. 1939&#39;da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi&#39;nde yeni kurulan Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1942 ara seçimlerinde CHP&#39;den Maraş Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi, üniversitedeki görevinden ayrıldı. 1946 seçimlerinde tekrar aday gösterilmeyince bir süre Milli  Eğitim Müfettişliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisinde tekrar derse girmeye başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1949&#39;da da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne döndü. Bu görevdeyken 24 Ocak 1962’de İstanbul’da yaşamını yitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eser, 1920 yılında başlamaktadır. Cemal, üniversite eğitimi için İstanbul&#39;a gelmiştir, akrabası olan Behçet Bey&#39;in evine gidecektir. Yolda çocukluğunun geçtiği şehrin, altı yıl içinde çok değiştiğini fark eder. İşgal altında olan şehrin her yerinde, İngiliz, Fransız ve İtalyan askerleri vardır. Cemal, birçok tarihî yapının yıkılmış olduğunu görür ve çok üzülür. Mahallesini çok merak ettiği için önce oradaki evlerini görmeye karar verir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elagöz Mehmet Efendi Mahallesi&#39;ne geldiğinde eski günlerini hatırlar. Altı yıl öncesindeki geçmişine döner. O dönemde Vefa Lisesi&#39;nde okumaktadır. Komşularının kızı olan Sabiha&#39;yı içten içe sevmektedir. Sabiha, ailesindeki sorunlar nedeniyle hassas bir kızdır. Sabiha&#39;nın babası, karısına ait tüm mirası, zevki ve eğlencesi için tüketmiş, sorumsuz bir kişidir. Dolayısıyla, babası annesinin hayatını mahvetmiştir. Sabiha, bu durumdan çok etkilenmektedir. O günlerde, Cemal&#39;in hayatında önemli bir değişiklik olur. İhsan, Avrupa&#39;dan döner. İhsan&#39;la sık sık görüşmeye başlar. İhsan&#39;la, edebiyat, sanat ve tarihle ilgili sohbetler eder. İhsan, bir süre sonra okulda onların derslerine de girmeye başlar. Cemal, kültürü, bilgisi sebebiyle İhsan&#39;a hayrandır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçülük akımı, Osmanlı Devletinin o zamanki durumu, ülkenin geleceği gibi konularda İhsan, Cemal&#39;in fikirlerini etkilemektedir. Bir süre sonra, mahallede bir gelişme daha olur. Mahallenin eski sakinlerinden Kudret Bey&#39;in İtalya&#39;daki konsolosluk görevine devlet son verir. Kısa süre sonra da, Kudret Bey, mahalleye döner. Kudret Bey, bundan sonra Sabiha ve Cemal&#39;in hayatında etkin bir rol oynamaya başlar. Sabiha, bu günlerde kadın meselesi üzerinde düşünmekte ve Batılı kadınlar gibi özgür olmak istemektedir. Bu düşüncelerinde İhsan&#39;ın rolü büyüktür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemal, İhsan&#39;la Sabiha arasındaki yakınlıktan rahatsız olmaktadır. Sabiha&#39;yı çok sevdiği İhsan&#39;dan kıskanmaktadır. Kudret Bey bundan sonra Cemal&#39;in yakınlık duyduğu en önemli kişi olur. Uzun uzun onun fikirlerinden bahsedilir. Mutsuz bir evlilik yaşamış olan Kudret Bey modern, ecnebi bir kadınla evlenmek istemektedir. Buna evlilik işleriyle uğraşan Sakine Hanım aracı olur. Fakat Kudret Bey, hüsrana uğrar, tanıştığı kadını beğenmez. Bu günlerde, Sabiha, yeni tanıştığı Matmazel Coroline&#39;in kadın haklan ile ilgili fikirlerinden etkilenmektedir. Babası Süleyman, çok serbest yaşayan bir insan olmasına rağmen kızı Sabiha&#39;yı bu yüzden sokak ortasında döver. Sabiha&#39;nın aklından bu Batılı fikirleri atmasını ister. Bu arada İhsan, o dönemin en etkin siyasi oluşumlarından İttihat ve Terakki partisiyle ilişki kurar. İhsan, Sabiha ve Cemal&#39;in fikirlerinin oturduğu yıllardır bu yıllar. Sabiha aktörlük ve tiyatro ile ilgilenmeye başlar. O esnada, Cemal&#39;in babasının tayini Anadolu&#39;ya çıkar. Cemal, Sabiha&#39;dan ayrılmak zorunda kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemal, bugünleri hatırladıktan sonra mahallesinde hep Sabiha&#39;yı arar. Sabiha&#39;yı altı yıldır, İstanbul&#39;dan ayrıldığından bu yana, görmemiştir. Sabiha&#39;dan haber alacağını umarak İhsan&#39;ın evine gider. İhsan çok değişmiştir&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; İhsan&#39;ın evinde Muhsin Bey ve birkaç kişi vardır. İttihat ve Terakki cemiyeti yanlıları ile padişah taraftarları arasında tartışma ortamının içinde bulur kendini. Cemal, İhsan&#39;ın Millî Mücadele yanlısı olduğunu görür. Cemal, İhsan&#39;dan beklediği yakınlığı göremez. İhsan ve Muhsin Bey, hemen ona görev verirler. Tevfik Bey&#39;e gidecektir. Ona İhsan&#39;ın evinde gördüklerini nakledecektir. Cemal, oradan Tevfik Beyin yalısına geçer. Tevfik Bey onu gördüğüne çok sevinir. Tevfik Bey&#39;den Sabiha&#39;nın hâlini öğrenir. Sabiha, Muhtar isimli acayip bir adamla evlenmiştir. Muhtar, kirli işlerle uğraşan, uçan, ahlaksız bir insandır. Cemal, Sabiha&#39;nın mutlu olmadığını düşünür. Ona acır. Sabiha&#39;yı bulmaya kesin karar verir. Aynı akşam, Tevfik Bey&#39;le Boğaz&#39;da sal sefası yaparlar. Boğaz&#39;da gezen düşman askerlerine kızarlar ve Tevfik Bey onları Türk musikisini dinlemek zorunda bırakır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün, Cemal Tevfik Bey&#39;in yalısından ayrılır. Sami Bey&#39;in evine gider. Sami Bey Millî Mücadeleyi organize eden önemli kişilerdendir. Ona İhsan&#39;ın notunu iletir. Cemal, İstanbul&#39;a gelir gelmez bu karışık işlerin içinde bulmuştur kendini. Emrivaki görevler verilmiştir. Cemal, bu çevreden kaçmak ister. Fakat olaylar, buna engel olur. Aynı gün, İhsan&#39;la Tepebaşı&#39;na çıkarlar. Cemal, İstanbul&#39;un ne kadar değiştiğini daha iyi anlar. Her yeri Ruslar sarmıştır. İhsan&#39;la böyle bir Rus lokantasında otururlar. İhsan ona bir başka görev verir. Nasır Paşa ile ilişki kuracaktır. Onun hatıralarını yazacaktır. Cemal, bu hatıraları yazdığında devleti sömürenler, düşmanla iş birliği yapanlar büyük darbe alacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasır Paşa, oldukça kibar, altmış yaşma rağmen dinç bir insandır. Nasır Paşa, Cemal&#39;e güvenir ve kâtipliğini kabul eder. Cemal, burada pek çok kişi ile tanışır. Bu arada Kudret Bey&#39;le karşılaşır. Cemal, Kudret Bey&#39;den Sabiha ile ilgili birçok şey öğrenir. Evlendiği kişi Muhtar&#39;ın oldukça zengin olduğunu söyler Kudret Bey. Sabiha ile Muhtar&#39;ı tanıştıran kişi de Kudret Bey&#39;dir. Fakat Muhtar, şimdi bir Rus kadını ile yaşamaktadır. Aynı gün İhsan&#39;a gelişmelerden haber verir. Gece, Madam Elekciyan&#39;ın pansiyonuna gider. Muhlis Bey de burada kaldığı için yabancılık çekmez. Ertesi gün, akrabası Behçet Bey&#39;in evine gider. Cemal, yolda, İstanbul&#39;un içten içe kaynadığına şahit olur. Herkesin savaş nedeniyle zihinleri gergindir. Her an, yeni bir haber insanları sarsmaktadır. Şehrin manzarası büsbütün değişmiştir. Savaşın yenilgi ile sonuçlanması üzerine pek çok kavim İstanbul&#39;a doluşmuştur. Bu insanlar için İstanbul bir eğlence merkezidir. Oysa asıl halk, savaş yüzünden kan ağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemal, her zaman Sabiha&#39;yı aramaktadır. Ancak bir süre Sabiha&#39;yı göremez. Fakat kocası Muhtar&#39;la karşılaşır. Muhtar&#39;ın ve Sabiha&#39;nın babası Süleyman Bey&#39;in yaşantısı son derece iğrenç gelir Cemal&#39;e. Bu arada Cemal&#39;le Nasır Paşa&#39;nın ilişkileri devam etmektedir. Fakat olay gittikçe tehlikeli bir hâl alır ve yazılanlar bazı kesimleri rahatsız eder. Cemal, Nasır Paşa&#39;nın yanına gider. Nasır Paşanın morali çok bozuktur. Cemal&#39;le beraber geçmişine ait tüm belge ve fotoğrafları yakar. Bir şeylerden korkar gibidir. Ertesi gün, Köprü&#39;de Cemal&#39;in hiç beklemediği bir olay gerçekleşir. Sabiha&#39;yı görür. Sabiha, Cemal&#39;in İstanbul&#39;a geldiğini önceden öğrenmiştir. Fakat Muhtar&#39;dan korktuğu için gelmemiştir. Sabiha, Cemal&#39;i bulacağına söz verir ve kaçarcasına uzaklaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir akşam, Cemal pansiyonda iken Sabiha gelir. Korku içindedir. Muhtar&#39;ın kendisinin peşinde olduğunu söyler. Sabiha&#39;nın içkiye alışmış olduğunu ve çok değiştiğini fark eder. Sabiha, ağlamaya başlar. Hayat onu çok yıpratmıştır. Sabiha sürekli: &#39;Ah bir karar verebilsem!&#39; demektedir. Sabah uyandığında, Sabiha çoktan gitmiştir. Bir sabah, Cemal, kapısında bir zarf görür. Üzerinde Sabiha&#39;nın resmi vardır. Altında &#39;Sahneye çıkacak ilk Türk kadını&#39; yazılıdır. Cemal, Sabiha&#39;nın karar veremediği şeyin bu olduğunu anlar. Bu konuyu öğrenmek için, Muhlis Bey&#39;in yanma gider. Orada, daha kötü bir haber alır. Nasır Paşa öldürülmüştür. Şüpheli olarak da İhsan tutuklanmıştır. Roman, bu karışıklık içinde kötümser bir sonla biter.&#39;Sahnenin Dışı&#39; da Anadolu gibi zor durumdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_84.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/4190733618443873969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/sahnenin-disindakiler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/4190733618443873969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/4190733618443873969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/sahnenin-disindakiler.html' title='Bir Ahmet Hamdi Tanpınar Eseri: &quot;Sahnenin Dışındakiler&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-7355562159847994453</id><published>2009-03-05T04:03:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:19:36.113-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Ahmet Hamdi Tanpınar Eseri: &quot;Beş Şehir&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3654/3329986881_36013791e5_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;ahmet hamdi tanpınar&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Ahmet Hamdi Tanpınar Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 Haziran 1901’de İstanbul’da doğdu. Kadı Hüseyin Fikri Efendi&#39;nin oğlu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baytar Mektebi&#39;ni bırakarak girdiği Darülfünun-ı Osmani&#39;nin (Bugünkü İstanbul Üniversitesi)  Edebiyat Fakültesi’nden 1923’te mezun oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erzurum, Konya ve  Ankara&#39;daki liselerde  öğretmenlik yaptı. Gazi Terbiye Enstitüsü&#39;nde (Gazi Eğitim Enstitüsü) edebiyat dersleri verdi. 1933&#39;ten sonra İstanbul&#39;da Kadıköy Lisesi&#39;nde edebiyat  öğretmenliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat  tarihi ve estetik dersleri verdi. 1939&#39;da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi&#39;nde yeni kurulan Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1942 ara seçimlerinde CHP&#39;den Maraş Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi, üniversitedeki görevinden ayrıldı&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; 1946 seçimlerinde tekrar aday gösterilmeyince bir süre Milli  Eğitim Müfettişliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisinde tekrar derse girmeye başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1949&#39;da da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne döndü. Bu görevdeyken 24 Ocak 1962’de İstanbul’da yaşamını yitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarımızın en önemli kitaplarından biri olan bu eserde beş şehir ele alınmaktadır. Bu şehirler: İstanbul, Ankara, Konya, Erzurum ve Bursa şehirleridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;İSTANBUL&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl İstanbul, yani surlardan beride olan minareyle camilerin şehri, Beyoğlu, Boğaziçi, Üsküdar, Erenköy tarafları, Çekmeceler, Bentler, Adalar, bir şehrin içinde âdeta başka başka coğrafyalar gibi kendi güzellikleriyle bizde ayrı ayrı duygular uyandıran, hayalimize başka türlü yaşama şekilleri ilham eden peyzajlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her İstanbullu az çok şairdir; çünkü irade ve zekâsıyla yeni şekiller yaratmasa bile, büyüye çok benzeyen bir muhayyile oyunu içinde yaşar. Ve bu, tarihten gündelik hayata, aşktan sofraya kadar genişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Teşrinler geldi, lüfer mevsimi başlayacak.” Yahut “Nisandayız, Boğaz sırtlarında erguvanlar açmıştır.” diye düşünmek, yaşadığımız anı efsaneleştirmeye yetişir. Eski İstanbullular bu masalın içinde ve sadece onunla yaşarlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün mahalle kalmadı. Yalnız şehrin şurasına burasına dağılmış, eski, fakir mahalleliler var. Birbirlerinin hatırını sormak, bir kahvelerini içmek, geçmiş zamanı beraberce anmak için zaman zaman gömüldükleri köşeden çıkan, bin türlü zahmete katlanarak semt semt dolaşan ihtiyar mahalleliler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünün mahallesi artık eskiden olduğu gibi her uzvu birbirine bağlı yaşayan topluluk değildir; sadece belediye teşkilatının bir cüzü olarak mevcuttur. Zaten mahallenin yerini yavaş yavaş alt kattaki üsttekinden habersiz, ölümüne, dirimine kayıtsız, küçük bir Babil gibi, her penceresinden ayrı bir radyo merkezinin nağmesi taşan apartman aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beylerbeyi’nde, Emirgan’da, Kandilli veya İstinye’de günün her saati birbirinden ayrı şeylerdir. Beykoz, Çubuklu, ağaçlarının serin gölgesinde henüz son rüyalarını üstlerinden atmaya çalışırken Yeniköy ve Büyükdere gözlerinin ta içine batan güneşle erkenden uyanırlar. Kuzguncuk’ta sular, sahil boyunca, arasına tek tük sümbül karışmış bir menekşe tarlası gibi mahmur külçelenirken, ince bir sis tabakasının büyük zambaklar gibi kestiği İstanbul minareleri kendi hayallerinden daha beyaz bir aydınlığa benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;ANKARA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki Millî Mücadele yıllarının bıraktığı bir tesirdir, belki doğrudan doğruya çelik zırhlarını giymiş ortada dolaşan bir eski zaman silahşoruna benzeyen kalesinin bir telkinidir; Ankara, bana daima dasitani ve muharip göründü. Şurası var ki şehrin vaziyeti de buna müsaittir. Daha uzaktan gözümüze çarpan şey iki yassı tepenin arasındaki geçidiyle tabii bir istihkâm manzarasıdır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara, uzun tarihinin şaşırtıcı terkipleriyle doludur, Anılarım içinde uğradığı istilalar, üst üste yangınlar ve yağmalar, şehirde geçen zamanların pek az eserini bırakmıştır. Acayip bir karışıklık içinde bu tarih daima insanın gözü önündedir. Türk kültürünün kendinden evvel gelmiş medeniyetlerden kalan şeylerle bu kadar canlı surette rastgele karıştığı, haşır neşir olduğu pek az yer vardır….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;KONYA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya, bozkırın tam çocuğudur. Onun gibi kendini gizleyen esrarlı bir güzelliği vardır. Bozkırın kendini gizleyen esrarlı bir güzelliği vardır. Bozkır kendine bir serap çeşnisi vermekten hoşlanır. Konya’ya hangi yoldan girerseniz girin sizi bu serap vehmi karşılar. Çok arızalı bir arazinin arasından ufka daima bir ışık oyunu, bir rüya gibi takılır. Serin gölgeleri ve çeşmeleri susuzluğumuza uzaktan gülen bu rüya, yolun her dirseğinde siline kaybola büyür, genişler ve sonunda kendinizi Selçuklu Sultanlarının şehrinde bulursunuz&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlana şairdir. Şiiri inkâr etmesine, küçük görmesine rağmen Şark’ın en büyük şairlerinden biridir. Nasıl Garp Orta Çağı, bütün azap korkusu, içtimai düzen veya düzensizliği ile rahmaniyet iştiyakı ve adalet susuzluğu ile Dante’nin eserinde toplanırsa, Müslüman Şark’ta bütün varlık hikmeti, Hakk’la Hakk olmak ihtirası ve cezbesiyle Divan-ı Kebir’dedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;ERZURUM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir yerde memleketin Birinci Cihan Harbi’nde geçirdiği tecrübenin acılığı burada olduğu kadar vuzuhla görülemezdi. Bu, eski ressamların tasvir etmekten hoşlandığı şekilde, ölümün zaferi idi. Dört yıl, bu dağlarda kurtlara insan etinden ziyafetler çekilmiş, ölüm her yana doludizgin saldırmış, seçmeden avlamıştı. Uğursuz tırpan durmadan, bir saat rakkası gibi işlemiş, rast geldiği her şeyi biçmişti. Bununla beraber, nüfusu altmış binden sekiz bine inen Erzurum Millî Mücadeleye ön ayak olmuş, Ermenistan zaferini idrak etmiş, yavaş yavaş sağ kalan hemşerilerini toplamaya başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erzurum Türk tarihine, Türk coğrafyasına 1945 metreden bakar. Şehrin macerası düşünülürse, bu yükseklik daima göz önünde tutulması gereken bir şey olur. Malazgirt Zaferinin açtığı gedikten yeni vatana giren cedlerimizin fethettikleri büyük, merkezi şehirlerden biridir.&lt;br /&gt;Tarihimizin ikinci dönüm yerinde, Millî Mücadelenin ilk temeli gene Erzurum’da atılır. Her şeye rağmen hür, müstakil yaşamak iradesi, ilkin bu kartal yuvasında kanatlanır. Atatürk, Erzurum’dan işe başlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;BURSA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu devir, haddi zatında bir mucize, bir kahramanlık ve ruhaniyet devri olduğu için, Bursa, Türk ruhunun en halis ölçülerine kendiliğinden sahiptir, denebilir. Bu hakikati gayet iyi gören ve anlayan Evliya Çelebi, Bursa’dan bahsederken “Ruhaniyetli bir şehirdir.” der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster istemez sayarsınız: Gümüşlü, Muradiye, Yeşil, Nilüfer Hatun, Geyikli Baba, Emir Sultan, Konuralp… Bunlar hakikaten bir şehrin semt ve mahalle adları yahut tıpkı bizim gibi muayyen bir zaman içinde yaşamış birtakım insanların anıldıkları isimler midir? Hepsinin mazi dediğimiz o uzak masal ülkesinden toplanmış hususi renkleri, çok hususi aydınlıkları ve geçmiş zamana ait bütün duygularda olduğu gibi çok hasretli lezzetleri vardır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kuruluş asrından sonra Bursa, sevdiği ve büyük işlerde o kadar yardım ettiği erkeği tarafından unutulmuş, boş sarayının odalarında tek başına dolaşıp içlenen, gümüş kaplı küçük el aynalarında saçlarına düşmeye başlayan akları seyrede ede ihtiyarlayan eski masal sultanlarına benzer. İlk önce Edirne’nin kendisine ortak olmasına, sonra İstanbul’un tercih edilmesine kim bilir ne kadar üzülmüş ve nasıl için için ağırlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliya Çelebi, Bursa çeşmelerinden bahsettikten sonra sözü, “Velhasıl Bursa sudan ibarettir.” diyerek bitirir. Canım Evliya! Şimdi Bursa’da asıl zamanın yanı başında, bizim için ondan daha başka ve daha derin olarak mevcut olan ikinci zamanı yapan şeyin ne olduğunu öğrenmiş gibiyim. Bu ses ve onun etrafı kucaklayan, her dokunduğu şeyin özünü bir ebediyette tekrarlayan akisleri, bu mevsimlerin ve düşüncelerin ezeli aynası, zamanın üç çizgisini birden veren tılsımlı bir aynadır. Sanatın aynası da bundan başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_16.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/7355562159847994453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/bes-sehir.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/7355562159847994453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/7355562159847994453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/bes-sehir.html' title='Bir Ahmet Hamdi Tanpınar Eseri: &quot;Beş Şehir&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-7951858424083901497</id><published>2009-03-04T04:37:00.000-08:00</published><updated>2009-03-04T04:45:30.778-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Sağlık"/><title type='text'>Ahmet Maranki ve İbrahim Saraçoğlu Mide Yanması ve Reflü Tedavisi İçin Ne Öneriyorlar?</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3371/3327570097_0067af60a5_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;mide yanması&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide yanması nedir ve nasıl oluşur?&lt;br /&gt;Ne şekilde önlemler alınmalıdır?&lt;br /&gt;Doğal yöntemlerle nasıl tedavi edilebilir?&lt;br /&gt;Ve en son olarak ta hangi ilaçlar bu hastalığın tedavisinde işe yarar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları anlatmaya çalışacağım. Edindiğiniz bilgilerle bu rahatsızlığa karşı çok daha donanımlı olacaksınız. Buyurun…&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0)&quot;&gt;BU RAHATSIZLIK NASIL MEYDANA GELİR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide; salgıladığı çok miktarda aside karşı, asidin zararlı  etkilerinden kendini koruyacak  birçok  koruma mekanizmasına sahiptir. Midenin hareketleri ile  mide içindeki  basıncın artması ile mide içeriğinin (asit pepsin  içerir) yemek  borusuna fışkırmasını engelleyen, yemek   borusunun  mideye giriş   seviyesinde  KÖS dediğimiz &lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;(Kardia özofajial Sfinkter = Yemek borusu alt ucunda bulunan bir büzük)&lt;/span&gt; bir kısım mevcuttur. (Bunu sanal olarak  Çek-valf gibi çalışan  bir   kapak gibi düşünebiliriz). Mide ekşime ve yanmasını   meydana getiren, bu sfinkterin  yeterli çalışmaması sonucunda midenin  asitli materyalinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Yemek borusunun içini   örten  iç tabakasının  aside karşı  kendisini koruyacak   yapısı yoktur. Sonuç olarak fışkıran asidin sayısı ve  yemek borusu   ile temasta kalma süresi gibi bazı  faktörlerin etkisi ile yemek borusu iç yüzeyinin yanması sonucunda hafif  kızarıklıkta  derin ve kanayan ülserlere kadar değişik hasarlara  neden olur. Yemek borusu kendi doğal hareketleri ile kendine gelen  asitli içeriği mide içerisine doğru  göndermeye çalışır. Yemek  borusunun bu mideye gönderme hareketlerini bozan  bazı hastalıklarda  bu hasarlar  daha fazla meydana gelir. Normal şartlarda geceleri yatarken  ve yemeklerden sonra   daha fazla  olmak üzere   günde yaklaşık 10–15  defa gözlenen  normal bir olaydır. Bu rahatsızlığı meydana getiren nedenlerin   başında ( %65–70 ) alt  yemek borusu büzüğünün yetersiz çalışması olduğu saptanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlılarda ve  özellikle  hamilelerde mide ekşime ve yanmasına  sık rastlanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide fıtıklarında (diyaframın altında mideyi yerinde tutan bağların zayıflaması sonucu mide üst  kısmının  göğüs   boşluğuna  doğru fıtıklaşması) bu rahatsızlığın görülmesi ihtimali de oldukça yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0)&quot;&gt;PEKİ, REFLÜ HANGİ BELİRTİLERLE FARK EDİLEBİLİR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;1)&lt;/span&gt;Göğüs  ortasındaki  kemiğin altında yanma  hissi (bu belirti  yemek yemekle, öne doğru eğilmekle artar. Yukarı doğru  yayılabilir. Antiasit gibi ilaçlarla geçici olarak  şiddeti azalabilir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;2)&lt;/span&gt;Yiyeceklerin  veya  asitli materyalin ağza gelmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;3)&lt;/span&gt;Yutma  güçlüğü (asidin yemek  borusunu  yakması   sonucunda oluşan şişlik nedeniyle oluşur)Ülserasyon oluşmuşsa  ağrılı yutma  güçlüğü  meydana gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;4)&lt;/span&gt;Bol tükürük salgısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;5)&lt;/span&gt;Göğüs ağrısı.(Kalp nedeniyle oluşan  göğüs ağrılarından ayrılması gerekir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;6)&lt;/span&gt;Üst sindirim sistemi kanamaları ( Bol olursa ağızdan  taze   kırmızı kan  gelebilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;7)&lt;/span&gt;Akciğerle ilgili belirtiler (özellikle geceleyin fışkırmasının sonucunda müzmin öksürük, ses kısıklığı, ses kalınlaşması, astım, tekrarlayan, nedeni bulunmayan  zatürre atakları (boğaza  doğru  fışkıran asidik materyalin  akciğere kaçmasıyla  meydana gelir.) Özellikle  gece meydana gelen astım  nöbetlerinde reflü araştırmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0)&quot;&gt;Şikâyetlerin azalması için;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yatağın başının kaldırılması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yatmadan önce yiyecek ve  içeceklerden uzak durmak (süt dâhil)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sigara ve alkolü bırakmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Zayıflamak &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bazı yiyeceklerden  kaçınmak (Tüm yağlı-salçalı yiyecekler, domates, kahve, çay, turunçgiller, asitli yiyecek, alkolden uzak kalmak gerekir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Karnı sıkacak kemer, korse, kuşak ve dar giysilerden kaçınmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Öne doğru eğilmekten kaçınmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerekmekte. &lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;Bu uyarılara dikkat edildiği takdirde şikâyetlerde bariz bir azalma olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0)&quot;&gt;AHMET MARANKİ NE ÖNERİYOR?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide yanması ve reflü için patates-lahana kürünü öneriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarı patates ve iri yapraklı beyaz lahananın çiğ halde suyunu sıkarak sabah-akşam bu karışımdan birer bardak içilmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçmeden önce içine 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ilave edilmesi gerekmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu küre 3 hafta devam edildiği takdirde mide yanması ve reflü şikâyetinizin geçeceği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0)&quot;&gt;İBRAHİM SARAÇOĞLU NE ÖNERİYOR?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reflü ve mide yanması şikâyetlerinde; mide yanması başladığında 2 yudum soğuk süt için, tekrar başladığında yine iki yudum süt için ve her tekrarda yine 2 yudum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sadece 2 yudum süt için (etkili olması için miktarı kesinlikle arttırmayın) .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şikâyetlerinizin zamanla azalmakta olduğunu göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0)&quot;&gt;BU RAHATSIZLIĞA MODERN TIBBIN GÖZÜNDEN BAKARSAK;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÖS basıncını arttıran, reflü olan materyalin asiditesini azaltan, mide boşalmasını hızlandıran asidik materyalin yemek borusuna fışkırmasını azaltan ilaçlar kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Piyasada Bulunan Hangi İlaçlar Kullanılabilir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Lansoprozol,omeprozol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-H2 reseptörblokerleri (Ranitidin,Famotidin,Nizatidin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Antiasitler(Talcid,Asidopan,Rennie,vs)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sucralfate&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Cissaprid(Sisarid,Desaprid,Prepulsid,Peristal,vs)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Domperidon(Motilium)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Metoclopamid(Metpamid)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Gaviscon &lt;span style=&quot;font-style:italic; color: rgb(255, 40, 20)&quot;&gt;(ÖZELLİKLE TAVSİYE EDERİM. MUHTEŞEM BİR ŞURUP)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Kaynaklar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hastarehberi.com/dahiliye/mideyanmasi.htm&lt;br /&gt;www.maranki.com&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/7951858424083901497/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/mide-yanmasi-ve-reflu-tedavisi.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/7951858424083901497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/7951858424083901497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/03/mide-yanmasi-ve-reflu-tedavisi.html' title='Ahmet Maranki ve İbrahim Saraçoğlu Mide Yanması ve Reflü Tedavisi İçin Ne Öneriyorlar?'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-6209417408145298856</id><published>2009-02-24T05:38:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:20:04.747-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Mehmet Akif Ersoy Eseri: &quot;Safahat&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3625/3305806841_9ee8314be4_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;mehmet akif ersoy&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Mehmet Akif Ersoy Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1873′te İstanbul’da doğdu. 27 Aralık 1936’da İstanbul’da yaşamını yitirdi. 4 yaşında Fatih’te Emir Buhari Mahalle Mektebi’nde başladığı eğitimini Fatih Merkez Rüştiyesi’nde sürdürdü. Ardından Mülkiye Mektebi’nin idadi (lise) bölümünü bitirdi. Babasından Arapça öğrendi. Fatih Camii’nde İran edebiyatı okutan Esad Dede’nin derslerini izledi. Farsça ve Fransızca öğrendi. Babasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine Mülkiye’nin yüksek kısmından ayrılmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1889’da girdiği Halkalı Mülkiye Baytar Mektebi’ni 1893’te birincilikle bitirdi. Ziraat ve Ticaret Nezareti’nde veteriner olarak çalışmaya başladı. Rumeli, Arnavutluk ve Arabistan’da dolaştı. Geniş halk kesimleriyle, köylülerle yakın ilişkiler kurdu. Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907’de Çiftçilik Makinist Mektebi’nde ders verdi. 1908’de Dârülfünûn Edebiyat-ı Umûmiye müderrisliğine atandı. Umur-ı Baytariye Müdür Muavini görevine getirildi. Kısa süre sonra bu görevden ayrılıp yalnızca Halkalı Mülkiye Baytar Mektebi’nde ders vermeyi sürdürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1913′te İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. 1′inci Dünya Savaşı sırasında bu cemiyete bağlı bir örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla Almanya’daki Müslüman tutsakların durumunu incelemek üzere Berlin’e gönderildi. Daha sonra Arabistan ve Lübnan’a gitti. Batı uygarlığının koşullarına ve Doğu-Batı çelişkisine tanık oldu. İstanbul’a dönüşünde Dâr-ül-Hikmet-i İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine atandı. İzmir’in işgalinden sonra Anadolu’da başlayan kurtuluş hareketine destek verdi. Balıkesir’de yaptığı konuşma, İstanbul hükümetini endişelendirdi, görevinden alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama o mücadalesini sürdürdü. Camilerde yaptığı konuşmaların metinleri çoğaltılarak bütün yurda dağıtıldı. Ankara hükümetinin kurulması üzerine Burdur mebusu olarak Büyük Millet Meclisi’ne girdi. O sırada İstiklal Marşı için açılan yarışmaya katılan 724 eserin hiçbiri beğenilmemişti. Maarif vekilinin isteği üzerine 1921′de “İstiklal Marşı”nı yazdı. Metin, 12 Mart 1921′de Büyük Millet Meclis’nde kabul edildi&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; Mehmet Akif, ödül olarak kendisine verilen 500 lirayı Türk Ordusu’na armağan etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakarya Zaferi’nden sonra İstanbul’a geldi. Milli Mücadele’nin yarattığı koşullarla çelişkiye düştü. 1923′te Mısır’a gitti. Birkaç yıl kışları Mısır’da yazları İstanbul’da geçirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin “laik” olması ilkesi kabul edilince tümüyle Mısır’a yerleşti. 1936′ya kadar Mısır’da Türk dili ve edebiyatı dersleri verdi. Bir yandan da Kur’an’ın Türkçe’ye çevrilmesine çalışıyordu. Siroz hastalığına yakalandı. Hava değişimi için 1935′te Lübnan’a, 1936′da Antakya’ya gitti. Aynı yıl ülkesinde ölme isteğiyle Türkiye’ye döndü. 27 Aralık 1936′da hastalığın pençesinden kurtulamadı ve yaşamını yitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi73/duzdag.pdf&quot;&gt;DAHA DETAYLI BİLGİ İÇİN BURAYI TIKLAYIN.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Safahat” 7 kitaptan oluşur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;Birinci kitap&lt;/span&gt; olan 1911 tarihli &lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;“Safahat”&lt;/span&gt;ta, Osmanlı toplumunun meşrutiyet yıllarındaki durumu anlatılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;“Süleymaniye Kürsüsünde”&lt;/span&gt; isimli 1912 tarihli &lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;ikinci kitapta&lt;/span&gt;, Osmanlı aydınlarının halkla ilişkisi dile getirilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1913 tarihli &lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;“Hakkın Sesleri”&lt;/span&gt; adlı &lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;üçüncü bölümde&lt;/span&gt;, eski dinsel-didaktik Türk yapıtlarında olduğu gibi her şiirin başında bir ayet yer alır. Bu ayetler günün siyasal ve toplumsal olaylarının yorumuna ışık tutar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1914 tarihli ve &lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;“Fatih Kürsüsünde”&lt;/span&gt; adlı &lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;dördüncü bölümde&lt;/span&gt;, yeni kuşaklara çalışma ve mücadele ruhu kazandırmak isteyen düşünceler yer alır&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1917 tarihli &lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;“Hatıralar”&lt;/span&gt; isimli &lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;beşinci bölümünde&lt;/span&gt; 1′inci Dünya Savaşı sırasında yazılmış şiirler bulunur. Her birinin başına bir hadis konular bu şiirlerde “İslam Birliği” ülküsü vurgulanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1924 tarihli &lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;“Asım”&lt;/span&gt; ismindeki &lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;6′ncı bölümde&lt;/span&gt; 1′inci Dünya Savaşı günlerinden tablolar çizilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1933 tarihli &lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;7′nci bölüm&lt;/span&gt; olan &lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;“Gölgeler”&lt;/span&gt;de dinsel konulu şiirler ve dörtlükler yer alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_36.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/6209417408145298856/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/safahat.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/6209417408145298856'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/6209417408145298856'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/safahat.html' title='Bir Mehmet Akif Ersoy Eseri: &quot;Safahat&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-8149836754761886859</id><published>2009-02-24T05:36:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:20:20.312-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Ahmet Haşim Eseri: &quot;Bize Göre&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3475/3305806603_af45c79638_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;ahmet haşim&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Ahmet Haşim Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1884’te Bağdat’ta doğdu, 1933’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey’in oğlu. Çocukluğu Bağdat’ta geçti. 12 yaşında annesinin ölümü üzerine babasıyla birlikte İstanbul’a geldi. Mektebe-i Sultani&#39;de (Galatasaray Lisesi) yatılı okudu. Tevfik Fikret ve Ahmed Hikmet Müftüoğlu&#39;nun  öğrencisiydi. 1907&#39;de mezun oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre Reji İdaresi&#39;nde çalıştı. Bir yandan da Hukuk Mektebi&#39;ne devam etmeye başladı. İzmir Sultanisi Fransızca  öğretmenliğine atandı. Hukuk  eğitimini bırakıp İzmir&#39;e gitti. 1912-1914 arasında Maliye Nezareti&#39;nde çevirmenlik yaptı. 1. Dünya Savaşı yıllarını  Çanakkale ve İzmir&#39;de yedeksubay olarak geçirdi. Mütareke&#39;den sonra İstanbul&#39;a döndü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet Güzel Sanatlar Akademisi&#39;nde estetik ve mitoloji öğretmenliği yaptı. Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi&#39;nde Fransızca dersleri verdi. Düyun-u Umumiye İdaresi&#39;nde, Osmanlı Bankası&#39;nda çalıştı. Akşam ve İkdam  gazetelerinde köşe  yazıları yazdı. 1928&#39;de böbrek rahaksızlığının tedavisi için yurtdışına gitti ama iyileşemeden döndü.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiire lise  öğrenciliği yıllarında başladı. İlk şiirlerinde  Abdülhak Hamit, Cenap Şahabettin, özellikle de Tevfik Fikret etkileri görülür. Bilinen ilk şiiri &quot;Hayal-i Aşkım&quot;da bu yönelmelere rağmen yeni bir sanat yönelimi olduğu dikkat çeker. Gençlik  şiirleri Mecmua-i Edebiye, Musavver Terakki, Aşiyan, Jale, Musavver Muhit,  Servet-i Fünun, Resimli Kitap dergilerinde yayınlandı. Bu şiirleri kitaplarına almadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Meşrutiyet&#39;in yazınsal karmaşa ortamında onun şiiri ayrı bir ses olarak kendisini gösterdi. 1921&#39;de basılan ilk şiir kitabı &quot;Göl Saatleri&quot;nin başındaki küçük manzumeler, bu dönemin asıl eserleridir. İzlenimci ressam etüdlerini andıran bu şiirlerle  Ahmed Haşim, doğanın özünü sızdırmak ister gibidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiiri, bir yandan Verlaine müziğine yaklaşırken, bir yandan Şeyh Gâlib&#39;in parıltısını taşır. &quot;Göl Saatleri&quot;, &quot;Göl Kuşları&quot;, &quot;Serbest Müstezatlar&quot; ve &quot;Muhtelif Şiirler&quot; olmak üzere dört bölümden oluşan bu kitap Türk şiirinin  Yahya Kemal Beyatlı&#39;dan sonraki ikinci kanadını kurar. Beyatlı&#39;nın geniş kesimleri kucaklayan toplumcu ve ulusçu şiirine karşılık Haşim daha dar ama daha derin bir kanalda akmayı tercih eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci ve son şiir kitabı &quot;Piyale&quot;nin girişinde &quot;Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar&quot; bölümünde şiirle ilgili görüşlerini açıklar:  Şair ne bir gerçek habercisi, ne güzel konuşmayı sanat haline getirmiş bir kişi, ne de bir yasak koyucudur. Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında, ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir. Düzyazıda anlatımı yaratan öğeler şiir için sözkonusu olamaz. Düzyazı us ve mantık doğrur, şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır. Gizliğe, bilinmezliğe gömülmüştür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir. Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir. Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler boş bir hayal kuruyor demektir. &quot;Piyale&quot; kitabındaki &quot;Merdiven&quot; ve &quot;Bir Günün Sonunda Arzu&quot; şiirleri, bu görüşleri yansıtan ve Türk edebiyatında görülmemiş bir şiirselliği ortaya koyan ürünlerdir. Bu kitapla birlikte Haşim&#39;e saldırılar arttı. Ölçü ve Türkçe bilmemekle, toplum sorunlarına ilgisizlikle suçlandı. Yine de şiirleriyle 20&#39;nci yüzyılın ilk çeyreğini etkilemeyi başardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;br /&gt;GARDEN BARDA KONUŞAN İKİ ADAM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şu ışıklar içinde görünüp kaybolan kadınlara bak! Ne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derilerindeki beyazlık insan derisi beyazlığı, ne gözlerindeki siyahlık, insan gözü siyahlığı, ne dudaklarındaki kızıllık, insan dudağı kızıllığıdır. Tabiatın eserleri hiç de bu sahne yaratıkları kadar güzel değil! Kırmızı, sarı, yeşil, siyah boyalar, renksiz et­leri, çipil gözleri, soluk dudakları değişikliğe uğratarak, harap uzviyetlerden birer gençlik ve güzellik mucizesi vücuda getir­miş. Kim diyor ki kadın şimdi, eskisi gibi, yüzünü sıkı örtüler altında saklamıyor? Ya boya örtüleri? Bunların altında hakiki çehreyi hiç görmek kabil mi? Boyalar olmasa bilmem kadın ne yapardı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-         Kadın ne yapardı bilmem... Fakat boyalar olmasa bil­mem ki göz nasıl boyanırdı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;LEYLEK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senelerden beri leylek görmüyordum. Hatta bu kanatlı yaz seyyahlarının son senelerde İstanbul&#39;a az rağbetleri her­kesin dikkatini çekmişti. Sonradan öğrendik ki Mısırlılar, bil­mem ne sebepten dolayı bu saygı değer kuşları arsenikti yem­lerle öldürüyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün sokakta, gölgeleri mor ve keskin yapan bir Afrika güneşi aydınlığında yürürken, birden damlar tarafın­dan gelen bir leylek gagası takırtısıyla durdum. Senelerden beri hasret kaldığı dost sese kavuşan kulağım, âdeta mesut ağızların geniş tebessümüyle gerilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leylek, yaz mevsiminin kuşu değil, bizzat yazdır. Kırmızı gagasının takırtısı, ses hâline gelmiş bir sıcak temmuzdur. Bir baca üstünden ufka çizilen bir leylek şekli, muhayyileye neler hatırlatmaz: Maviliği içi bayıltan sonsuz, derin gökyüzü... Yeşil bir vadide gizlenmiş minareli, küçük, beyaz bir şehir... Ya­rasaların uçuştuğu, kavak ağaçlarının hafif hafif sallandığı ye­şil bir akşam... Sıcak bir Asya gecesi: Damların yan duvarlarına dayanarak, gizli gizli konuşan ve doğacak bakır bir ayı bekleyen siyah zülüflü, kırmızı dudaklı, altın ve mercan gerdanlıklı kadınlar...Alçak bir gece semasına serpilmiş büyük yıldızlar... Bütün bu yıldızların içinde bir leyleğin düşünen gagası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhakkak, leylek, ressam ve şairi birtakım karışık ve mev­zun hayallere davet etmek üzere yaratılmış bir kuştur. İşte onun içindir ki maddeye tapan Mısır köylüsü, kendisine yaramaya­cak kadar güzel olan bu hayvanı öldürmek cesaretini kendin­de buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;SİNEMA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boş vaktim oldukça sinemaya giderim .Yumuşak bir ka­ranlığa gömülmüş, makinenin hışırtısını dinleyerek, vücudu­mun değil, ruhumun bir çetin yol üzerinde mola verdiğini his­sederim. Karanlık, ölümün bir parçasıdır, onun için dinlendi­ricidir. Büyük dinlenme, bir karanlık denizine dalıp bir daha ışığa kavuşmamaktan başka nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemanın diğer bir fazileti de olgun yaşın, kafatası için­de, bir deste deve dikeni gibi sert duran acıtıcı mantığı yeri­ne, çocuk safdilliğini ve kolayca aldanış kabiliyetini koyması­dır. Rüya alemi üzerine açılmış sihirli bir pencereyi andıran beyaz perdede koşuşan, döğüşen, düşen, kalkan şu ahmak şahısların tatsız tuhaflıklarından veyahut kovboy süvarilikle­rinden veya harikulade hırsızlık vak&#39;alarmdan, başka türlü tat almak kabil olur muydu? İnsan saflığıyla beslenen sinema edebiyatı, henüz kıymetsiz yazarın işidir. Resmi, beyaz perde üzerinde kımıldayan şu rimel ile kirpiğin her teli bir ok gibi di­kilmiş güzel kadının gözünden, damla damla akan sahte göz­yaşları, zevkini ve aklıselimini şapka ve bastonuyla birlikte vestiyere bırakmayan adamı, teessürden değil, ancak can sı­kıntısından ağlatabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinema, böyle yormayan masum bir göz eğlencesi kal­dıkça, yorgun başın munis bir sığınağıdır. Her zevkini kaybet­miş ruhu, çocukluk tazeliğine kavuşturan bu karanlıkta, basit musiki, tatlı bir ninni vazifesini görür. Ben, en güzel ve en din­lendirici uykularımı sinemanın, ipek yastıklar gibi başın ar­kasına yığılan yumuşak karanlığına borçluyum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;ŞEHİR HARİCİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç dört seneden beri uzak çiftliğinde, anlar, inekler, keçi­ler ve tavuklardan müteşekkil dost bir hayvan çemberi or­tasında yaşayan akıllı bir dostumu ziyarete gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirden tamamen uzaklaşan bu dostu, ilk bakışta, tanı­mak müşkül oldu: Saçları vahşi bir gelişme ile başını sarmış, rengi bakır kırmızılığı almış, dişleri uzamış, lehçesinde çetin sesler belirmişti. Alnında ne hüzünden, ne neşeden eser kal­mamıştı. Tabiat, dostumu kendine benzetmiş ve onu bir kaya parçasına döndürmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabiatın insana yapacağı en büyük iyilik, şüphe yok ki vücudu böyle haşin bir zırh ve içindeki ruhu da böyle bir çe­lik külçesi hâline getirmektir. Şehirlerin sarı derisini kırların kızıl derisine değişmedikçe güneşin ve toprağın kardeşi ol­mak kabil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derler ki: Aynı ağaçların, aynı tepelerin ve aynı göklerin sonsuz bir tekrarından başka bir şey olmayan kır aleminin saadetleri, sırf şairane bir icat eseridir. Gerçekten, yaşamak hünerindeki aczi yüzünden, şehirde mesut olamayan şair, Oktruva sınırı dışında bir cennet var olabileceğini zannetmiş ve başkalarını da buna inandırmak için asırlardan beri manzum sözün telkin kudretinden yardım dilemiştir. Bu itibarla şairin kırı, olsa olsa kolay süt, ekmek, peynir ve bal temin eden bir çiftlik olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat kır, hakiki kır, sert toprakla sert insanın boğuştuğu bir âlemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_26.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/8149836754761886859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/bize-gore.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/8149836754761886859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/8149836754761886859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/bize-gore.html' title='Bir Ahmet Haşim Eseri: &quot;Bize Göre&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-1021425792356946485</id><published>2009-02-24T05:21:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:22:38.955-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Halk Edebiyatı Eseri: &quot;Halk Şiirinden Seçmeler&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3614/3305763843_8413a35ff5_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;halk şiiri&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Halk Edebiyatı Nedir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk Edebiyatı, sözlü edebiyatın uzantısıdır. Halkın yarattığı sözlü eserlerden oluşur. Dil., biçim, konular, duyarlıklar bakımından halk kültürüne sıkı sıkıya bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HALK EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İslamiyet&#39;ten önceki edebiyatımızın İslam uygarlığı içindeki biçimidir. Bir anlamda sözlü edebiyat dönemimizin gelişmiş biçimi olarak düşünebiliriz. &lt;br /&gt;2. Halk edebiyatı ürünleri yazılı değildir. Müzik eşliğinde sözlü olarak oluşur. &lt;br /&gt;3. Divan edebiyatında olduğu gibi şiir yine egemen türdür&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;4. Şiirlerde başlık yoktur, biçimiyle adlandırılır. &lt;br /&gt;5. Nazım birimi dörtlüktür. &lt;br /&gt;6. Ölçü, hece ölçüsüdür, En çok yedili, sekizli, on birli kalıplar kullanılmıştır. &lt;br /&gt;7. Şiirlere genel olarak yarım uyak hakimdir. &lt;br /&gt;8. Dil halkın konuştuğu günlük konuşma dilidir. &lt;br /&gt;9. Halk edebiyatı gözleme dayalıdır. Benzetmeler somut kavramlardan yararlanılarak yapılır. Söyledikleri her şey gerçek yaşamdan alınmadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Özellikle 18. yüzyıldan itibaren halk şairleri, divan şairlerinden etkilenerek aruzun belirli kalıplarıyla şiirler yazmayı denemişlerdir. Hatta divan şiirinin mazmunlarını da kullanmışlardır. Bu durumun ortaya çıkmasında halk şairlerinin, aydınlar ve divan şairlerince hor görülmelerinin, değersiz ve güçsüz sayılmalarının etkisi de vardır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Halk şiirinde “mâni” ve “koşma” tipi olarak iki ana biçim vardır. Aslında az sayıda olan öteki biçimler bu iki ana biçimden çıkmıştır.&lt;br /&gt;Dizelerin kümelenişi, dizelerin hece sayısı ve uyak düzeni bakımından özellik gösterenler “biçim”, biçimi ne olursa olsun konu bakımından benzerlerinden ayrılanlar da tür adı altında toplanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;KARACAOĞLAN - ALA GÖZLERİNİ SEVDİĞİM DİLBER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ala gözlerini sevdiğim dilber&lt;br /&gt;Göster cemalini görmeye geldim&lt;br /&gt;Şeftalini derde derman dediler&lt;br /&gt;Gerçek mi sevdiğim sormaya geldim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüz hayallerim gece düşlerim&lt;br /&gt;Uyandıkça ağlamaya başlarım&lt;br /&gt;Sevdiğim üstünde uçan kuşların&lt;br /&gt;Tutup kanatların kırmaya geldim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin aşkların gülmez dediler&lt;br /&gt;Ağlayıp yaşını s&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;i&lt;/a&gt;lmez dediler&lt;br /&gt;Seni bir kez saran ölmez dediler&lt;br /&gt;Gerçek mi efendim sormaya geldim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin işin yiyip içmek dediler&lt;br /&gt;Yaren ile konup göçmek dediler&lt;br /&gt;Göğsün cennet koynun uçmak dediler&lt;br /&gt;Hak nasip ederse görmeye geldim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mail oldum senin ince beline&lt;br /&gt;Canım kurban olsun tatlı diline&lt;br /&gt;Aşık olup senin hüsnün bağına&lt;br /&gt;Kırmızı güllerin dermeye geldim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karacaoğlan der ki işin doğrusu&lt;br /&gt;Gökte melek yerde huma yavrusu&lt;br /&gt;Söyleyim ben sana sözün doğrusu&lt;br /&gt;Soyunup koynuna girmeye geldim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;ÂŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU - SEN BİR ÇİÇEK OLSAN BEN BİR YAZ OLSAM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sabah her sabah suya giderken&lt;br /&gt;Yar yolunda toprak olsam toz olsam&lt;br /&gt;Bakıp dört köşeyi seyran ederken&lt;br /&gt;Kara kaş altında ela göz olsam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğrunu uğrunu giderken yola&lt;br /&gt;Nice dilsizleri getirir dile&lt;br /&gt;Gövel ördek gibi inerken göle&lt;br /&gt;Ya bir şahin olsam ya bir kaz olsam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veysel ördek olsun sen de göl yarim&lt;br /&gt;Yeter artık kerem eyle gel yarim&lt;br /&gt;Lale sümbül mor menekşe gül yarim&lt;br /&gt;Sen bir çiçek olsan ben bir yaz olsam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_40.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/1021425792356946485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/halk-siirinden-secmeler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/1021425792356946485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/1021425792356946485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/halk-siirinden-secmeler.html' title='Bir Halk Edebiyatı Eseri: &quot;Halk Şiirinden Seçmeler&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-431425732220009355</id><published>2009-02-24T05:13:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:26:11.708-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Divan Edebiyatı Eseri: &quot;Divan Şiirinden Seçmeler&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3579/3306594134_a4820a43ff_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;divan şiiri&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Divan Edebiyatı Nedir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Divan edebiyatının ilk örnekleri 13. yüzyılda ortaya çıktı. Bu edebiyatın ilk ürünlerini veren Mevlana Celaleddin Rumi bütün yapıtlarını Farsça yazdı. Aynı yüzyılın bir başka büyük şairi Hoca Dehhani&#39;ydi. Horasan&#39;dan gelip Konya&#39;ya yerleşen Dehhani, özellikle İranlı şair Firdevsi’nin etkisinde şiirler kaleme aldı. 14. yüzyılda Konya, Niğde, Kastamonu, Sinop, Sivas, Kırşehir, İznik, Bursa gibi kültür merkezlerinde şairler ve yazarlar Divan edebiyatının yeni örneklerini verdiler. Bunların çoğu kahramanlık hikâyeleri, öğretici, eğitici ve dinsel yapıtlardı. Bu arada İran edebiyatının konuları da Türk edebiyatına girmeye başladı. Mesud bin Ahmed ile yeğeni İzzeddin&#39;in 1350&#39;de yazdıkları Süheyl ü Nevbahar&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;,&lt;/a&gt; Şeyhoğlu Mustafa&#39;nın 1387&#39;de yazdığı Hurşidname, Süleyman Çelebi&#39;nin (1351-1422) Vesiletü&#39;n-Necât başlığını taşımakla birlikte Mevlid adıyla bilinen ünlü yapıtı, İran edebiyatının etkisiyle yazılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Divan edebiyatı, özellikle şiir alanında en parlak dönemini 16. yüzyılda yaşadı. Bâkî ve Fuzûlî Divan şiirinin en iyi örneklerini verdiler. 17. yüzyıla girildiğinde Divan edebiyatının ulaştığı düzey, İran edebiyatınınkinden geri değildi. Divan şairleri, şiirlerinde fahriye denen ve kendilerini övdükleri bölümlerde şiir ustalığının doruğuna çıkmışlardı. Öğretici şiirleriyle tanınan Nabi ve bir yergi ustası olan Nef&#39;i bu yüzyılın ünlü şairleriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Divan edebiyatı, en özgün şairlerinden olan Nedim’in ve Şeyh Galib&#39;in ardından, 18. yüzyılda bir duraklama dönemine girdi. Daha sonraki şairler özellikle bu iki şairi taklit ettiler ve özgün yapıtlar ortaya koyamadılar. 19. yüzyılda Divan edebiyatı artık gözden düşmüş ve eleştiri konusu olmuştu. İlk eleştiriyi getiren Namık Kemal&#39;di. Tanzimat&#39;la birlikte Türk edebiyatında Batı etkisinde yeni biçimler, konular denenmeye başlandı. Divan edebiyatı böylece önemini yitirmekle birilikte, Tevfik Fikret, Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı, Türk edebiyatının aruz ölçüsüyle son şiirlerini yazdılar, denilirse de zamanımızda da bu vezni kullanabilen şâirler vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Divan şairinin başarılı olabilmesi için dilin inceliklerini bilmesi gerekirdi. Şairin söz sanatlarındaki ustalığı şiirinin değerini arttırırdı. Bu nedenle şairler, hüsn-i ta&#39;lil ve teşbih sanatına sıkça başvurmuşlardır. Hüsn-i ta&#39;lil, nedeni bilinen bir olayı, daha güzel biçimde açıklama ve anlamlandırma sanatıdır. Benzetme de denen teşbih ise, bir durumu, bir oluşu, bir varlığı daha güzel bir duruma, bir oluşa, bir varlığa benzetmektir. Divan şairi için benzetilenler, daha doğrusu neyin neye benzetileceği belliydi ve kalıplaşmıştı. Bu amaçla hazırlanmış listeler bile vardı. Ama asıl yenilik hüsn-i ta&#39;lil sanatıyla ortaya koyulurdu. Böylece şair bir sözcüğe ya da deyime, kullandığı dili iyi bilmesi oranında artan anlamlar yüklenmiş oluyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;FUZULİ - SU KASİDESİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su&lt;br /&gt;Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem&lt;br /&gt;Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk&lt;br /&gt;Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin&lt;br /&gt;İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün&lt;br /&gt;Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna&lt;br /&gt;Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;,&lt;/a&gt; kalem gibi, gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki tüylere benzetemez. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola&lt;br /&gt;Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ&lt;br /&gt;Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it&lt;br /&gt;Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi&lt;br /&gt;Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da kevser istiyorlar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr&lt;br /&gt;Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek&lt;br /&gt;Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar&lt;br /&gt;Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger&lt;br /&gt;Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi (yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından) kurtarabilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile&lt;br /&gt;Gül budağınun mizâcına gire kurtara su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme&lt;br /&gt;İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Su Hz. Muhammed’in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ&lt;br /&gt;Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz. Muhammed’in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın&lt;br /&gt;Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su meydana çıkarmıştır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim&lt;br /&gt;Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ&lt;br /&gt;Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini (bir mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât&lt;br /&gt;Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su, düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz&lt;br /&gt;El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan) yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl&lt;br /&gt;Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr&lt;br /&gt;Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da olsa o eşikten dönmez.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ&lt;br /&gt;Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine) derman bilirler.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam&lt;br /&gt;Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ey Allah’ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi\&#39;râc’da&lt;br /&gt;Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Sen o kerâmet denizisin ki mi\&#39;râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner&lt;br /&gt;Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma&lt;br /&gt;Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, (ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden ümitliyim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri&lt;br /&gt;Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin (alelâde) sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su (damlası) gibi birer inci olmuştur.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr&lt;br /&gt;Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su (gözyaşı) döktüğü zaman,)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam&lt;br /&gt;Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;HAYALİ - CİHÂN-ÂRÂ CİHÂN İÇİNDEDÜR ARAYI BİLMEZLER &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihân-ârâ cihân içindedür arayı bilmezler&lt;br /&gt;O mâhîler ki deryâ içredür deryâyı bilmezler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harâbat ehline dûzah azâbın anma ey zâhid&lt;br /&gt;Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdâyı bilmezler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şafak-gûn kan içinde dâgını seyr etse âşıklar&lt;br /&gt;Güneşde zerre görmezler felekde ayı bilmezler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamîde kadlerine rişte-i eşki takub bunlar&lt;br /&gt;Atarlar tîr-i maksûdu nedendür yayı bilmezler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayalî fakr şâlına çekenler cism-i uryânı&lt;br /&gt;Anunla fahr ederler atlas ü dîbâyı bilmezler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_90.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/431425732220009355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/divan-siirinden-secmeler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/431425732220009355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/431425732220009355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/divan-siirinden-secmeler.html' title='Bir Divan Edebiyatı Eseri: &quot;Divan Şiirinden Seçmeler&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-445433200189015109</id><published>2009-02-24T04:27:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:23:13.687-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Yahya Kemal Beyatlı Eseri: &quot;Kendi Gök Kubbemiz&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3416/3306518796_2dc196c6e9_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;yahya kemal beyatlı&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Yahya Kemal Beyatlı Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1884 yılında Yenimahalle Üsküp &#39;te dünyaya gelmiştir. Annesinin ismi Zeynep babasının ise Salih Alp&#39;dır. Asıl adı Ahmed Agâh&#39;tır. İlköğrenimini Üsküp&#39;te gördü. İstanbul Vefa Lisesi mezunudur. Başlangıçta Sultan II. Abdülhamit yönetimine karşı muhaliflerin safında yer alarak Paris&#39;e gitti. Fransa&#39;da siyasal bilgiler okurken hocası Albert Sorrel&#39;in etkisinde kaldı ve düşüncelerinde değişmeler oldu&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa&#39;da 9 yıl kaldı. Fransız Edebiyatı&#39;nı ve edebiyatçılarını yakından tanıma imkânı buldu. Onlardan etkilendi. Doğu Dilleri Okulu&#39;na devam ederek Arapça ve Farsça&#39;sını geliştirdi. Divan şiiri üzerinde yoğunlaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1913 yılında İstanbul&#39;a döndü. Darülfünûn&#39;da tarih ve edebiyat dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Lozan Konferansı&#39;na katıldı. 1923&#39;te Urfa Milletvekili seçildi. Çeşitli ülkelerde diplomatik görevler alarak Türkiye&#39;yi temsil etti. Yozgat, Tekirdağ ve İstanbul Milletvekilliği yaptı. Pakistan Büyükelçiliği görevindeyken 1949 &#39;da emekli oldu ve yurda döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi için Paris&#39;e gitti. Bir yıl sonra 1958&#39;de öldü. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden birisidir. Edebiyata ilk atıldığı vakitler Bakî&#39;nin bir taklitçisi olarak lanse edilmiştir ama onun sanat dehası daha sonra bu çevrede kendisinin çağında kendine özgü bir şair olduğunu kanıtlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir kitabı olup, yazarın vefatının ardından 1961 yılında yayınlanmıştır. Kitaptan bazı seçme şiirleri şöyle verebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;BİR BAŞKA TEPEDEN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul&lt;br /&gt;Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.&lt;br /&gt;Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!&lt;br /&gt;Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,&lt;br /&gt;Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.&lt;br /&gt;Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü’yada&lt;br /&gt;Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;SÜLEYMANİYE’DE BAYRAM SABAHI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede,&lt;br /&gt;Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,&lt;br /&gt;Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,&lt;br /&gt;Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,&lt;br /&gt;Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir geliş var!…Ne mübarek, ne garip bir alem bu!&lt;br /&gt;Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;…&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ufuktan bu geliş eski seferdendir;&lt;br /&gt;O seferlerle açılmış nice yerdendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sükunette karıştıkça karanlıkla ışık,&lt;br /&gt;Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,&lt;br /&gt;Giriyor, birbiri ardınca, ilahî yapıya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tann’nın mabedi her bir tarafından doluyor,&lt;br /&gt;Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;GECE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kandilli yüzerken uykularda&lt;br /&gt;Mehtabı sürükledik sularda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yoldu parıldayan, gümüşten&lt;br /&gt;Gittik…bahs açmadık dönüşten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hülya tepeler, hayal ağaçlar…&lt;br /&gt;Durgun suda dinlenen yamaçlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevsim sonu öyle bir zaman ki&lt;br /&gt;Gaip bir musikiydi sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitmiş kaybolmuşuz uzakta,&lt;br /&gt;Rü’ya sona ermeden şafakta…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;SESSİZ GEMİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık demir almak günü gelmişse zamandan,&lt;br /&gt;Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;&lt;br /&gt;Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,&lt;br /&gt;Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!&lt;br /&gt;Hicranh hayatın ne de son matemidir bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;&lt;br /&gt;Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok giden her biri memnun ki yerinden,&lt;br /&gt;Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_10.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/445433200189015109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/kendi-gok-kubbemiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/445433200189015109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/445433200189015109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/kendi-gok-kubbemiz.html' title='Bir Yahya Kemal Beyatlı Eseri: &quot;Kendi Gök Kubbemiz&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-5218080312422074311</id><published>2009-02-24T04:25:00.000-08:00</published><updated>2009-03-31T23:55:09.544-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Yahya Kemal Beyatlı Eseri: &quot;Eğil Dağlar&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3416/3306518796_2dc196c6e9_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;yahya kemal beyatlı&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Yahya Kemal Beyatlı Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1884 yılında Yenimahalle Üsküp &#39;te dünyaya gelmiştir. Annesinin ismi Zeynep babasının ise Salih Alp&#39;dır. Asıl adı Ahmed Agâh&#39;tır. İlköğrenimini Üsküp&#39;te gördü. İstanbul Vefa Lisesi mezunudur. Başlangıçta Sultan II. Abdülhamit yönetimine karşı muhaliflerin safında yer alarak Paris&#39;e gitti. Fransa&#39;da siyasal bilgiler okurken hocası Albert Sorrel&#39;in etkisinde kaldı ve düşüncelerinde değişmeler oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa&#39;da 9 yıl kaldı. Fransız Edebiyatı&#39;nı ve edebiyatçılarını yakından tanıma imkânı buldu. Onlardan etkilendi. Doğu Dilleri Okulu&#39;na devam ederek Arapça ve Farsça&#39;sını geliştirdi. Divan şiiri üzerinde yoğunlaştı&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1913 yılında İstanbul&#39;a döndü. Darülfünûn&#39;da tarih ve edebiyat dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Lozan Konferansı&#39;na katıldı. 1923&#39;te Urfa Milletvekili seçildi. Çeşitli ülkelerde diplomatik görevler alarak Türkiye&#39;yi temsil etti. Yozgat, Tekirdağ ve İstanbul Milletvekilliği yaptı. Pakistan Büyükelçiliği görevindeyken 1949 &#39;da emekli oldu ve yurda döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi için Paris&#39;e gitti. Bir yıl sonra 1958&#39;de öldü. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden birisidir. Edebiyata ilk atıldığı vakitler Bakî&#39;nin bir taklitçisi olarak lanse edilmiştir ama onun sanat dehası daha sonra bu çevrede kendisinin çağında kendine özgü bir şair olduğunu kanıtlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap, İstiklal Harbi’nin, günü gününe yazılmış, en yakın tarihidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Mücadeleye bilgi ve fikir yoluyla yapılmış bir vatan hizmetidir. Kitabın adını 1897 Harbinde gönüllü bir Türk askeri koymuştur. Gazi Edhem Paşa ordularının, o Yunan bozgununda, Atina’ya doğru zaferle yürüyüşüne katılan bu asker, hızla aştığı dağlarda &lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;“eğil dağlar eğil, üstünden aşam, yeni talim çıkmış, varam, alışam”&lt;/span&gt; türküsünü söylüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap adını bu türküden almıştır. Eğil Dağlar daha yazıldığı yıllarda Milli Mücadelenin inandırıcı bir desteği ve o yıllardaki Türk düşüncesinin bir zaferi olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitabı hazırlayan duygu ve düşünce dalgalanışı önce mütareke yıllarında duyulan derin bir ızdıraptır. İşin en hazin tarafı ilk mütareke günlerinde vatanda seyredilen düşmanlar, bizim yıllar yılı, dünyanın en medeni milletleri sanıp medeniyetlerine ve insanlıklarına hayran çağlar yaşadığımız, 1.Dünya Harbinin galip milletleridir&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; Bu milletler, şimdi vatanımızda bir Türk Milleti yokmuş gibi davranıyor, bize kendi vatanımızda avuç içi kadar bir toprağı bile çok görüyor, parçalanmış bir vatanda en büyük hisseye sahip olmak ihtirasıyla canavar kesiliyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap, günümüzün milli olan ve milliyetimizi destekleyen her fazileti lekelemek tutumundaki menfi propagandaya zamanında verilmiş bir cevaptır. Yahya Kemal, daha harbin ilk yıllarından başlayarak aziz milletine bir gün beklenen zaferin kazanılacağı müjdesini vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;Eğil dağlar eğil, üstünden aşam&lt;br /&gt;Yeni tâlim çıkmış varam alışam.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_71.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/5218080312422074311/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/egil-daglar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/5218080312422074311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/5218080312422074311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/egil-daglar.html' title='Bir Yahya Kemal Beyatlı Eseri: &quot;Eğil Dağlar&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-9118071526660803566</id><published>2009-02-24T04:03:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:24:23.522-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Ömer Seyfettin Eseri: &quot;Hikayelerden Seçmeler&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3644/3306494414_833110429d_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;ömer seyfettin&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Ömer Seyfettin Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk edebiyatının en çok okunan hikâye yazarıdır. Asker ve öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne çok sayıda eser sığdırmıştır. En tanınan eseri &quot;Kaşağı&quot; isimli öyküsüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1884 yılında Gönen&#39;de (Balıkesir) doğdu. Hatko Çerkezlerindendir. İyi derecede Adige dili konuşurdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Bey&#39;le, Fatma Hanım&#39;ın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen&#39;de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Bey&#39;in görevinin nakli dolayısıyla Gönen&#39;den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık&#39;tan sonra İstanbul&#39;a geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanî&#39;ye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesi&#39;ne kaydedildi. Bu okulu 1896&#39;da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsi&#39;ne devam etti. 1900&#39;de İdadî&#39;yi bitirerek İstanbul&#39;a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne&#39;ye başladı. 1903 yılında Makedonya&#39;da çıkan karışıklık üzerine &quot;Sınıf-ı müstacele&quot; denilen bir hakla imtihansız mezun oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik&#39;te bulunan Üçüncü Ordu&#39;nun İzmir Redif Tümeni&#39;ne bağlı Kuşadası Redif Taburu&#39;na tayin edildi. 1906&#39;da İzmir Jandarma Okulu&#39;na öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir&#39;deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik&#39;ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçü&#39;den ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer Seyfettin Ocak 1909&#39;da Selanik Üçüncü Ordu&#39;da görevlendirildi. Selanik&#39;te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncu&#39;nun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemler&#39;e çevrildikten sonra 11 Nisan 1911&#39;de Ömer Seyfettin&#39;in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşı&#39;nın başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatması&#39;nda esir düştü. Nafliyon&#39;da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. &quot;Mehdi&quot;, &quot;Hürriyet Bayrakları&quot; gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdu&#39;nda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer Seyfettin 1913&#39;te esareti bitince İstanbul&#39;a döndü. 23 Ocak 1913&#39;te Enver Paşa&#39;nın organize ettiği Babıâli Baskını&#39;na katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisi&#39;nde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1915&#39;te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Bey&#39;in kızı Calibe Hanım&#39;la evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1917&#39;den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920&#39;ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığı 25 Şubat 1920&#39;de artınca yazar, 4 Mart&#39;ta hastaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920&#39;de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı&#39;na defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939&#39;da Zincirlikuyu Asri Mezarlığı&#39;na nakledildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;HAREM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli’de bulunan Sermet ve Nazan’ın yaşantısını ele alır. Bu çift çok mesut bir hayat yaşar. Bu hayatları evlenecek olan yeni çiftlere örnek olacak seviyededir. Hatta halk arasında “işte saadetin timsali” şeklinde ithamlarda bulunuyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bir gün öyle bir olay olur ki evde kavga etmeye ve birbirlerine kötü sözler söylemeye başlarlar. Bu mutlu çiftin Refi ve Meliha isimli dostları vardır. Bunların da Sermet ve Nazan gibi mutlu hayatları vardır. Sermet, Nazan’la Refi ile evlerinde konuşurken yakalar ve aşk yaptıklarını zanneder. Aynı zamanda Meliha da oradadır ve Nazan’da kocasının kendisini Meliha ile aldattığını zanneder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günden sonrada Nazan babasının evine gider ve orada yaşamaya başlar. Aradan bir hafta gibi bir süre geçer. O bir hafta sonunda Nazan kendisinin ihtiyacı olacak birtakım eşyalarını ve Mâri adlı hizmetçilerini almaya gelir. Nazan Sermet’in annesiyle oturduğunu duymuştu ve evde kimsenin olmayacağının sanıyordu. Yalnız o gün Sermet de Nazanda evin anahtarının olmayacağını sanarak eve ondan önce varır ve o da birtakım eşyalarını almaya gelmiştir. Nazan evin ziline basar ve kapıya hizmetçileri yerine hiç görmek istemediği kocası çıkar. Kocasını karşısında gören Nazan çok şaşırır ve kocasının kendisine yaptıklarının tesirinde kaldığı için hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Kapının önünde biraz münakaşa ederler. Daha sonra Sermet karısını salona götürür ve orada konuşmaya başlarlar. Nazan evli bulundukları üç senenin her gününü bir hatıra defterine yazmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hatıra defterinde de kendisinin masum olduğunu ispat edecek yazılarının olduğunu söyler. Aynı şekilde Sermet de kendisinde böyle bir defter olduğunu ve kendisinin de evliliklerinin her gününü bu deftere yazdığını söyler. Önce birbirlerine inanmazlar. Fakat daha sonra ikisi de hatıra defterlerini çıkarır ve okumaya başlarlar. Sermet ve Nazan bir gün evlerine misafir kabul ederler. Kokteyl gibi ufak bir parti düzenlerler. En yakın arkadaşları Refi ile Meliha da gelmiştir. Sermet taklitçiliği hiç sevmeyen biri olduğu için gelen misafirler arasında bazılarının kendisini hoş göstermek için yaptığı bazı maymunlukları (Sermet’e göre) görünce hiç dayanamaz, oradan ayrılmak ister. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat karısını da çok sevdiği için buna katlanmak zorunda kalır. Böyle gecelerde salon oyunları adı altında bazı oyunlar oynanır. Oyunlar arasında bir oyun var ki kendisi bu oyuna hiç katlanamaz. O gece de hiç sevmediği oyun oynanır. Oyunda kadınlar ve erkekler vardır. Kadınlar ve erkekler birbirleri hakkında ne düşünüyor, herkes ne diyor gibi sorular soruluyor. Soruların cevapları kâğıtlara yazılıyor ve kâğıtlar katlanıyor. Kâğıtlar açıldığında bazen manalı, bazen tuhaf ve bazen de münasebetsiz yazılar çıkıyordu. Daha sonra kâğıtta yazan kişiler oyundan sonra yan yana gelip konuşuyorlardı. Hatta açılan bir kâğıtta Nazan’la Refi’nin ismi yazılıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâğıt açıldıktan sonra bir araya gelmiş konuşmaya başlamışlardı. Bunu gören Sermet dayanamaz, bağırarak karısını yanına çağırır ve konuşmak ister. Nazan misafirlere rezil olmamak için onu başka bir odaya götürür. Orada sakinleştirmeye çalışır. Tekrar salona girer. Bu tartışmayı duyan misafirler veda edip evden ayrılırlar. Ertesi gün Sermet ya ayrılmaları gerektiğini ya da salonlarını dostlarına kapatacağını söyler. Nazan dostları için yuvasını bozamayacağından razı olur. Artık bundan sonra kadın ayrı, erkek ayrı bir harem yaşamaya başlarlar. Ne Sermet bir kadınla ne de Nazan bir erkekle konuşuyor, buluşuyordu. Ancak bir gün Nazan sokakta dolaşırken Refi ile karşılaşır. Nazan Refi’nin kendisini nasıl tanıdığını hayretle karşılar. Çünkü peçesi vardı ve tanımak oldukça güçtü. Refi Nazan’a harem hakkında bir kaç soru sorar ve Nazan’ın hiç erkek yüzü göremeyeceğini söyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazan bunu kabul etmez. Arkadaşlarına kadın kıyafeti giydirip evine aldığını Refi’yi de bu şekilde eve alabileceği şeklinde cevap verir. Böylece Refi Nazan ile buluşur. O gün Meliha da aynı taktiği kullanarak erkek kıyafetiyle Sermet’in yanına gelir. Kocasının Nazan’la buluştuğunu söyler. Sermet inanmak istemez. Fakat Meliha bir dedektif tuttuğunu, kocasını izlettiğini ve buraya gelebildiğini söyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanıt olarak da kendisinin bir erkek kıyafetiyle gelmesi ve hizmetçinin bunun farkında olmadığını gösteriyordu. Sermet bunu üzerine Meliha’ya inanmak zorunda kalır. Karısının bulunduğu odanın kapısının deliğinden bakar. Odada kadın kıyafetiyle biri vardır. Sermet içerideki sesleri dinler ve o kişinin Refi olduğunu anladığı zaman çok öfkelenir. Hemen o şiddetle odaya girer, Refi’yi dövmeye başlar. Tabi bu sırada Meliha’nın da içeride olduğunu gören Nazan onun üzerine atılır. Yalnız kendisi yeteri kadar güçlü olmadığından Meliha’dan dayak yer. Nazan Refi ile sadece sohbet ediyordu. Ancak Sermet onların aşk yaptığını sanmış bu yüzden de Refi’yi dövmüştü. Aynı şekilde Nazan da Meliha’yı orada görünce onların aşk yaptığını sanmıştı. Hâlbuki her ikisi de olayın iç yüzünü öğrendiklerinde her şeyi anlayacaklardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olaydan sonra Nazan babasının evine gitmiştir. Nazan ve Sermet bu itiraflardan sonra birbirlerinin haklı olduğunu, boşuna kalplerini kırdığını anlarlar. Karşılaştıkları o günden itibaren birlikte yaşamaya karar verirler. Nispet olsun diye Refi ile Meliha’nın yanına giderler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;BEYAZ LALE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hudutta bozulan ordu iki günden beri Senez’den geçiyordu. Bu duruma en çok Hıristiyanlar sevinmişti. Türk askerleri çekilir çekilmez Bulgarlar Türk mahallelerine girip buraları yağmalamaya başladılar&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehrin yapmasını ve usul dairesini idare etmek için Binbaşı Radko Balkaneski buraya tayin edildi. Hemen göreve başladı ilk önce ne kadar çete reisi varsa hepsini toplayarak Serez hakkındaki planlarını açıkladı. Şehrin en büyük fırını yakılacak, âli mahkeme için gerekli olan her şey fırının yanına kurulacak, şehrin tüm zenginleri bir araya toplanacak ve bütün paraları alındıktan sonra umumi yağmalamalara izin verilecek. Türk kızları askerlere dağıtılacak, küçük çocuklar alınarak vaftiz edilecek ve Bulgaristan’a gönderilecek. Çok yaşlılar eğer Hıristiyan olursa öldürülmeyecek. Bir yaşından atmış yaşına kadar erkekler, sekiz yaşından kırk beş yaşına kadar bütün kadınlar meydanda kalmamak şartı ile sessizce kesilecek ve iki komite reisinin nezaretinde şehrin dışındaki hendeklere gömülecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dimço adlı çete reisinin kızları ve küçük çocukları neden öldüreceksiniz demesi üzerine Binbaşı daha sonradan bize başkaldıracak engel olacak kimsenin kalmaması için hepsinin ölmesi gerekli diyerek ihtiyar Dimço’ya kızdı. Binbaşı uzun bir süre nutuk verdikten sonra herkesin görevin başına gitmesini söyleyerek işlerine başladı. Aradan bir saat geçtikten sonra yaveri kapıyı çalarak içeri girdi. Dimço’nun fırını yaktığını söyledi. Şehirdeki tüm Türk kızları ve kadınlarının bu fırının yanına topladılar. Binbaşı hemen atına atlayarak hızla oraya ulaştı ve kadınların tümün soyunmalarını söyledi. Hiçbiri bunu kabul etmedi bunun üzerine içlerinden birini seçerek tekrar soyunmasını söyledi. Kadın kabul etmeyince üzerindeki çarşafı yırttı, kadının kucağında çarşafın içinde sakladığı küçük bebeği gördü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızan Binbaşı Radko bebeği aldığı gibi yanan fırına attı. Genç kadın çılgına döndü ve Binbaşı Radko’ya saldırdı. Binbaşı kadını askerler tutmasını söyleyerek eline aldığı bıçakla kadının karnını yardı ve fırına attı. Bunu gören diğer kadınlar korkudan soyundular. Radko kadınları tek tek çağırarak onlar köyün en güzel kızının kim olduğunu sordu, herkesin verdiği cevap aynıydı. Hacı Hasan Efendi’nin kızı Lale. Binbaşı güzel olan kadınlara ayırarak diğerlerini çeşitli işkencelerle fırında yaktı. İdare Binasına geri dönerek Hacı Hasan Efendi’yi getirterek, ona ne kadar parası olduğunu evinde kimlerini olduğunu sorarak öğrenmek istedi. Hacı Hasan Efendiden cevap alamayınca onu âli mahkemesine gönderdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin tüm insanlarını boşaltmalarını fakat Lale’nin orada kalmasını emretti. Daha sonra atına atlayarak Hacı Hasan Efendinin evine ulaştı. Evin cennete eş bir bahçesi vardı. Kapıya gelerek zili çaldı Lale kapıyı açmaya korktu. Fakat Binbaşı babasının gönderdiğini söyleyerek kapıyı açtırdı. Laleye sahip olmak isteyen binbaşı ona saldırdı. Lale karşı koydu, direndi olmadı. Sessiz kalan Lale binbaşının boşluğundan yararlanarak camı örtmek istediğini söyledi. Namusunun bir Bulgar tarafından kirletilmesini ölüme tercih eden Lale kendini camdan aşağıya atarak intihar etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_3.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/9118071526660803566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/hikayelerden-secmeler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/9118071526660803566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/9118071526660803566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/hikayelerden-secmeler.html' title='Bir Ömer Seyfettin Eseri: &quot;Hikayelerden Seçmeler&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-1373471122711661889</id><published>2009-02-24T02:54:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:27:26.764-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Ahmet Hikmet Müftüoğlu Eseri: &quot;Çağlayanlar&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3052/3306151542_1316893a88_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;ahmet rasim&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Ahmet Hikmet Müftüoğlu Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basılmamış bir divana sahip Şair Yahya Sezai Efendi&#39;nin oğlu olan Ahmet Hikmet, 1870&#39;te İstanbul&#39;da doğdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süleymaniye Mahalle Mektebi&#39;nde, Dökmeciler&#39;deki Taş Mektep&#39;te, Aksaray&#39;daki Mahmudiye Vakıf Rüşdiyesi&#39;nde ve Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesi&#39;nde okuduktan sonra girdiği Galatasaray Mekteb-i Sultanisi&#39;nden 1888&#39;de mezun oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarımla alakalı Patates, kadın güzelliği ve cilt bakımıyla alakalı Tuvalet yahut Letâfet-i aza adlı iki çeviriyle edebiyat dünyasına dahil olan Ahmet Hikmet, 1893&#39;den itirbaren Servet-i Fünun yazı ailesine katıldı&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hariciye Umur-i Şehbenderi (Konsolosluk hizmetleri) Kalemi&#39;ne memur tayin olunan Ahmet Hikmet, görevli olarak Marsilya, Pire ve Kafkasya&#39;da bulundu. 1896&#39;da İstanbul&#39;a dönerek ilk memuriyet yerinde Ser-halifeliği&#39;ne atandı ve Meşrutiyet&#39;e kadar Hariciye Nezareti merkezinde çalıştı. 1898&#39;den 1908&#39;e kadar Galatasaray Sultanisi&#39;nde öğretmenlik de yapan Ahmet Hikmet, bir süre Nafia Nezareti Ticaret Müdiriyeti Umumisi&#39;nde de bulunduktan sonra tekrar Hariciye Nezareti&#39;ne döndü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1913&#39;te Peşte Başşehbenderi olan Ahmet Hikmet, 1918&#39;de İstanbul&#39;a döndü ve önce Abdülmecit Efendi&#39;nin Ser-karinliği&#39;ne atandı. 1926&#39;da Ankara&#39;da Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Hizmeleri ve Ticaret Genel Müdürlüğü&#39;ne getirildi ve aynı yıl içinde Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı&#39;na atandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu - Bağdat Demiryolları ile Elektrik Şirketi İdare Meclisi azalıklarında da bulunan Ahmet Hikmet 19 Mayıs 1927 tarihinde İstanbul&#39;da karaciğer kanserinden öldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağlayanlar’da yer alan hikâyeler tamamen vatani ve milli duygularla yazılmış nesirlerdir. Trablusgarp Savaşı dolayısıyla kaleme aldığı Padişahım Alınız Menekşelerimi, Veriniz Gülümü adlı hikâyesi, Anadolu insanının mert ve heybetli yapısının dile getirildiği Üzümcü hikâyesi, Göç destanından alınan bir konu etrafında oluşturulmuş Altın Ordu hikâyesi gibi konusunu Türk destanlarından, Türk tarihinden ve şahit olduğu Trablusgarp, Balkan, I. Dünya ve Kurtuluş Savaşlarının uyandırdığı derin duygu ve acılardan alan ve toplam 18 hikâyeden oluşan Çağlayanlar halka milli ve vatani bir şuur kazandırmak amacıyla da kaleme alınmıştır&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; Türkeli zeybeklerine isimli sunuş ile başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;TÜRKELİ ZEYBEKLERİNE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Türk! Bu satırlarda mazinin destanlarını, halinin hicranlarını söylemek ve inlemek istedim. Bir keman gibi… Bu kemanı ana vatanın sinesinden yonttum. Tellerini kalbinin damarlarından çıkardım. İstedim ki bu sazın ahengini yalnız sen duyasın. Bu acıklı iniltiler yalnız sana dokunsun. Cihanın tarihi, vatanı uğrunda senin kadar uğraşan kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip olmağa hak kazanmamıştır. Bu vatan senindir, ya kimsenin! Dünyanın her tarafındaki taşsız mezarların, azametinin malikâneleridir. Göğsünde tutuşan gönül, gönül değil, cephane oldu. Bu uğurda parçalandıkça kinin ve feyzin çoğaldı. Ey Zeybek! Bu kitabın parçalarını hançerinle yırt! Ve hançeri onun kalbinin üzerinde bırak! Bundan sonra silahının siperi bir kitap olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey yurttaşım! Senin boynuna geçirilmek istenen esaret halkası ne bir gem, ne bir tasmadır. Boyunduruk altında olduğun halde, sen üşürken düşman ocakları için sana odunlar, sen açken düşman sofraları için sana buğday taşıtacaklar. Gençleri kanda, tazeleri gözyaşında boğmak istiyorlar. Asırlardır, dinin, milletin aşkına başına yağan, sonu gelmez bir beladır… Yurdun nihayetsiz bir Kerbela’dır… Memleketin içinde cenaze namazı kılınan, cenaze duası okunan bir mabed halini aldı. Ne yoncan, yongan kaldı. Bir Allah’ın bir de Muhammed’in kaldı. Çile çekmeyen varlığını duyamaz… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra duy ve anla ki medeniyet  denilen büyük gürültünün manası makinedir. Ve makineyi Avrupa’nın elinden aldığın zaman, senin ruhunun onunkinden daha asil, senin kalbinin onunkinden daha temiz olduğunu meydana koyacaksın. Senin de dükkânını, tezgâhını fabrika ile sapanını tırpanını makine ile pazunun emeğini, öküzünün gücünü, buhar kuvvetiyle değiştirdiğin zaman alnının onunkinden daha yüksek olduğunu göreceksin. Bunu göstermeğe çalışmalısın. Rahat bırakırlarsa… Vaktiyle&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;,&lt;/a&gt; Çin ve Hind’in medeniyetleriyle İran’ın feyzini birleştirdiğin gibi, bugün de Avrupa’nın irfanını Asya’ya ileteceksin. Ey kervanbaşı yürü! Bir Cuma namazından sonra çoluğun çocuğun ile beraber, cılız davarlarının otladığı yamacın ötesinde, derenin başındaki çağlayanların yanında  çınarın gölgesinde otur. Mavi yeldirmeli, sarı başörtülü Ayşeciği’ni, güneşten saçları sararmış, yüzü kararmış yavrularını etrafına al. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaralı ve geniş göğsünü ve rüzgâra aç. Senin için ben ağlarım, Benim için kim ağlasın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;ALPARSLAN MASALI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kartal tarafından kaçırılıp, aslan tarafından büyütülen “alpARSLAN’ın” hikâyesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;YARAYI KANATAN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç yakın arkadaşın evinde gerçekleşen müzikli toplantıda yaşananlar anlatılır. Batı kültürünün, müziğinin, sanatının, felsefesinin etkisinde kalan bir doktorun kendi ülkesini ve kültürünü beğenmemesi, eleştirmesi, dolayısıyla kendi toplumundan kopukluğu irdelenir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;PADİŞAHIM ALINIZ MENEKŞELERİMİ, VERİNİZ GÜLÜMÜ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samime Hanım, kanepede gazeteleri okumaktadır. Yanında Ayşecik vardır. Ayşecik, Samime Hanım’ın hizmetçisidir. Samime Hanım’ın kocası, Ayşecik’in de babası ve nişanlısı Trablus cephesine gittiklerinden beri koca evde birbirlerine arkadaşlık etmektedirler. Ayşecik, bu eve akrabası olan Samime Hanımın kocası Tuğrul Bey’in babasından haber alabileceği ümidiyle gelmiştir. Fakat Tuğrul Bey de kısa zaman sonra cepheye gitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samime Hanım ile Ayşe iki dert ortağı olmuşlardır. Her ikisi de her gün Allah’a cephedeki yakınları için yalvarmakta, evde matem havası esip durmaktadır. Samime Hanım, Ayşe’ye kocasından, Ayşe de utanarak nişanlısından bahsetmekte; böylelikle avunmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayşe, Samime Hanıma muharebeden bir haber olup olmadığını sorar. Samime Hanım, gazetedeki haberi okumaya başlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetede şunlar yazmaktadır: &lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style:italic;&quot;&gt;“On üç zırhlıya karşı bir asker”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Salı sabahı düşman zırhlılarından on üçü Trablus’un şark tarafında kalan Hamidiye İstihkâmı’nı dövmeğe başla¬mışlardır. İstihkâmda on bir neferle bir çavuş vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neferlerin dokuzu bir müddet sonra şehid, ikisi mecruh olmuş ve sağ kalan Mehmed Çavuş isminde bir kahraman henüz parçalanmayan birkaç topla, dünyanın hiçbir muharebesinde işitilme¬miş, hiçbir memleketin tarihinde görülmemiş bir inat ve metanetle tek başına düşmana mukabele etmiş ve nihayet tunç toplarla beraber o pulat vücut da başına yağan yüzlerce gülle altında parça parça olmuştur. Böyle emsalsiz erlere malik olan millet dünyanın en büyük milletidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetedeki haberi duyan Ayşe, haykırmaya ve ağlamaya başlar. Haberdeki Mehmet Çavuş babasıdır. Ayşe baygınlık geçirir. Samime Hanım, onu teskin etmeye çalışır. İkisi de abdestlerini alarak Allah’a secde ederler. Dakikalarca ağlayarak Allah’a dua ederler. Samime Hanım, Ayşe’ye yatmasını ve Allah’a nişanlısının yaşaması için dua etmesini söyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayşe rüyasında nişanlısı Tosun’u görür. Bir melek, onu Trablusgarb’a nişanlısının yanma götürür. Nişanlısının yanında babası da vardır. Babası, nişanlısını götürmesini, onun yerine de savaşacağını söyler ve gider. Ayşe, Tosun’a sarılarak ağlamaya başlar. Tosunla birlikte bir yere otururlar. Tosun, düşman kurşunu askerlerimizin bağrını delerken, buradan ayrılamayacağını söyler. Bu arada, Tosun’un her yerinden inciler akmaktadır. Ayşe incileri toplayıp padişaha vererek nişanlısının bedelini vereceğini düşünür ve sevinir. Tosun, düğmesini açtığında içinden mücevherler dökülmeye başlar. Tosun, ona: “Benim bedelim bu çöllerin bütün kumlarıdır. Ben bitmeyince Trablus, bitmez.” der. Padişaha bir demet çiçek götürmesini söyler. Ona son söylediği cümle: “Gönlüm diyor ki ben şehid olmamışsam mutlaka çiçekleri padişaha vereceksin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayşe, sabah olunca hemen bahçeden çiçek toplar. Padişaha gidecektir. Dolmabahçe Sarayı’nın önünde elinde çiçeklerle duracak, padişah onu görünce Ayşe’yi yanına çağıracaktır. O da padişaha: “Alınız menekşelerimi, veriniz gülümü!” diyecektir. Bu düşüncelerle evden çıkar. Yolda birkaç bölük asker görür. İçlerinde Tosun da vardır. Onu görünce gözleri kararır ve oracığa düşüverir. Ayşe aklanmıştır. Gördüğü asker Tosun değildir. Elindeki menekşeler de çamurun içine düşmüştür. O anda rüyada Tosun’un: “Ben şehid olmamışsam mutlaka çiçekleri padişaha vereceksin.” dediğini hatırlar. Ağlayarak onun şehid olduğunu anlar.&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;br /&gt;ALTIN ORDU&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu öyküde Türklerin Orta Asya&#39;dan dünyanın dört bir yanına dağılışı anlatılır. Bir sonbahar sabahı göklerden 3 defa tekrarlanan Göç!.. Göç!.. Göç!., sesini duyar ve hanlarının etrafında toplanarak dünyaya yayılırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;ÜZÜMCÜ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar bir temmuz günü Büyükada&#39;da otururken uzaktan gelen sokak sancılarının sesleriyle hayallere dalar. Özellikle, &quot;çaavuuuş!.......&quot; diye bağıran hey¬betli üzümcü dikkatini çeker. Bu adamda Türk insanının üstün niteliklerini görür. Bu hikâyeyle yazar Anadolu insanının uyanışına tanıklık eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;SÜMBÜL KOKUSU&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar günü, Budapeşte Darülfünunu Tabiiyyat şubesinde öğrenim gören Hüseyin Arif, Macaristan’ın dar sokaklarından birinin kasvetli, dar evlerinden birinde, gazete okumaktadır. Gazetede Çanakkale Savaşı’nın gidişatıyla ilgili pek çok haber vardır. İstanbul’un, Boğazlar’ın her yanının sarıldığı, ülkenin çok zor durumda olduğu yazmaktadır. Hüseyin Arif, memleketinin düştüğü bu durumdan dolayı büyük bir hüzün içindedir. Ülkenin cephane durumu çok eksiktir. Oysa düşman askerlerine her yandan yardım gelmektedir. Onların her türlü imkânı karşısında Türk askerinin yalnızca bir göğsü, bir de pazusu vardır. İstanbul; camileriyle, mavi denizi ve göğü, mezarlıkları, surları ile gözlerinin önüne gelmektedir. Ona göre, İstanbul’un hamalları Avrupa’nın lortlarından daha asildir. Kaldığı Macar topraklarındaki sokaklara göre İstanbul’un sokakları daha nurani, daha neşelidir. İçinden bir çığlık kopar. Allah’a, vatanımı düşmana çiğnetme, diye yalvarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hüzün içinde, memleketine ait neyi varsa hepsini koklar. Sonra pencereyi açar. Ev sahibi dört gün önce bir sümbül vermiştir. Pencereyi açınca duyduğu sümbül kokusuyla irkilir. Sümbül saksısının üzerine kapanarak ağlamaya başlar. O sırada kapı vurulur. Gelen Mehmet Siyavuş’tur. Mehmet’e sümbülü derinden koklamasını söyler. Mehmet Siyavuş da irkilir. Çünkü sümbül, İstanbul kokmaktadır. Mart aylarında İstanbul’da işportalarda ‘bahariye kokuları ‘ diye satılan sümbül kokusunu hatırlarlar. İkisi de Ah vatan!’ derler. Vatanı kaybediyoruz.’ diye ağlamaya başlarlar. İki genç, bir şey yapmaları gerektiğine karar verir. Hüseyin Arif arkadaşına; ‘Yaşamak alçaklıktır. Çanakkale cephesinde ölmeliyiz.’ der. Birbirlerine sarılarak ikisi de vatan için savaşmaya karar verir. İki gün içinde eşyalarını satarlar. Pasaport işlemleri için gittiklerinde görevli onlara ‘Talebelerin askerlikleri ertelendi.’ dediğinde, onlar büyük bir huzurla ‘Biz gönüllü gidiyoruz.’ cevabını verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;TURHAN NASIL ÇILDIRDI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turhan Paris&#39;te hukuk ve sosyoloji eğitimi görmüş bir gençtir. Arzusu siyasetle uğraşmak; milleti için, İslâmiyet için yaşamak, çalışmaktır. Çalışmalarıyla büyük bir nâm bırakmak ister. İslâmlar, Türkler, Tatarlar hakkında ne kadar kitap varsa okur. Türklerin ve Müslümanların geçmişteki kuvvetlerinin ve bugünkü düşkünlüklerinin nedenlerini öğrenir. Bilgi ve görgüsünü geliştirmek için bütün dünyayı gezer. İstanbul&#39;a geldiğinde ise, Türklük ve İslâm adına bir kez daha hayal kırıklığına uğrar. Büyük bir kültürel yozlaşmayla karşılaşır. İslâmlık ve Türklüğü tekrar eski günlerine döndürmek amacıyla Türk Ocağına devam etmeye başlar. &lt;br /&gt;Bir gün ortalık ağarırken kendini Sultan Selim Camiinin şerefesinde bulur. Korkuluğun -üzerinden kendisini aşağıya atar. Cebinden çıkan kâğıtta şöyle yazar: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Ey Yavuz! Milletimin selâmetini yalvaracaktım. Ayaklarına kapanmak için sana yükselmek istedim. Yan yolda gözlerim karardı. Düştüm. Allah günahımı affetsin!&quot;...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;AYŞE KIZ&#39;LA VATO&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk, Amerikalı, İtalyan ve Alman dört arkadaş Macar Kontu Geza&#39;nın antika koleksiyonunu görmek amacıyla onun konağına giderler. Burada aile yadigârı antikaların yanında duvara asılı Vato&#39;nun bir tablosu ve Gördes halısıyla karşılaşırlar. Bu halıları Anadolu&#39;nun güzel ve saf Ayşe kızları binbir zorlukla dokumaktadır. Kont, halıya olan hayranlığını fakir düşsem bile Vato&#39;nun eserlerini satarım, bu halıyı ise asla satmam diye belirtir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;YATAĞAN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar, İstanbul&#39;un en iyi ailelerinden birinin oğlu genç bir zabit olan arkadaşı Tuğrul&#39;un evine ziyarete gelir. Tuğrul, Elena isimli bir kadınla yaşamaktadır. Bir gün kadın Türklüğe ve Müslümanlara hakaret dolu bir mektup bırakarak ve Tuğrul&#39;a atalarından kalan firuze ve mercan işlemeli &quot;yatağan&quot; ı da alarak kaçar. Bu ihanet iki genci pek fazla şaşırtmaz. Çünkü Osmanlı&#39;nın egemenliği altında yaşayan bütün milletler hep ona ihanet etmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;RAHAT DÖŞEĞİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1334 Senesi Kânunuevvel, Pangalü. Mekteb-i Harbiye&#39;nin önündeki arabalara şilteler, karyolalar yüklenir. Yataklar, hastalar hepsi bu okuldan dışarı çıkarılır. Yaralılar, bitkin durumdaki askerler duvarların dibine çömelmiş bekleşirler. Karşılanndan ise rap rap düşman askerleri geçer. Bu görüntü ise tüm İstanbul halkını kahretmektedir. İki üç asker ise sancakları, bu milletin namusunu kimseye göstermemek için şiltelerin arasına sakla¬maya çalışır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;MAVİŞ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu öyküde boğaziçinin güzelliği ve ihtişamı anlatılır. Maviş sözcüğüyle kastedilen Boğaziçi&#39;dir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;BAHAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bahar günü İstanbul’udur, yazarla koltuk değnekli bir gencin hüzünlenmeleri hikâye edilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;BAYRAM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bayram günü yazar çocukluğunun bayramlarıyla şimdiki bayramları karşılaştırır ve içini büyük bir hüzün kaplar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;GÖZYAŞI ÇEŞMESİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fasih ve Beliğ Beyler, iki şair arkadaştır. Memleketin içine düştüğü kötü durum nedeniyle büyük bir keder içinde Sarayburnu&#39;na doğru ilerlerler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;MATEMİN KUVVETİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşini kaybeden Yavuz Bey&#39;in ızdırabı anlatılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;İNCİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel bir kadın olan Yıldız Hanım&#39;la pulad zırhı içindeki Hilâl Bey&#39;in birbirlerine aşklarını itiraf edişleri dile getirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;YAKARIŞ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk milleti adına Tanrı&#39;ya yakarış anlatılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_64.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/1373471122711661889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/caglayanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/1373471122711661889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/1373471122711661889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/caglayanlar.html' title='Bir Ahmet Hikmet Müftüoğlu Eseri: &quot;Çağlayanlar&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-116412497310042464</id><published>2009-02-23T23:31:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:24:48.571-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Ahmet Rasim Eseri: &quot;Şehir Mektupları&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3052/3306151542_1316893a88_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;ahmet rasim&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Ahmet Rasim Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1865&#39;te İstanbul&#39;da doğdu, 1932&#39;de İstanbul Heybeliada&#39;daki evinde yaşamını yitirdi. Menteşeoğulları&#39;ndan Kıbrıslı Bahaeddin Efendi&#39;nin oğlu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisi doğmadan babası ailesini terk ettiği için annesi Nevber Hanım tarafından yetiştirildi. Öğrenimini yoksul çocuklara eğitim hizmetini bugün de sürdüren Darüşşafaka’da tamamladı. Posta ve Telgraf Nezareti kalemine memur olarak girdi. Bir yandan memurluk yaparken diğer yandan Ahmed Mithad&#39;ın yayınladığı Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazılar yazmaya başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir süre öğretmenlik yaptı. 2. Meşrutiyet&#39;ten sonra Hüseyin Rahmi Gürpınar ile birlikte &quot;Boşboğaz&quot; isimli bir mizah dergisi çıkardı. Ceride-i Havadis, Tasvir-i Efkar, Yenigün, Akşam, Vakit, Cumhuriyet gibi gazetelerle birçok dergide çok sayıda makale, fıkra, gezi mektubu, anı türlerinde yazıları yayınlandı&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;. &lt;/a&gt; Suriye, Sofya ve Romanya&#39;da muhabir olarak bulundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1927&#39;da İstanbul milletvekili oldu. Bu görevi ölümüne kadar sürdürdü. Daha çok ustası Ahmed Mithad&#39;ın edebi çizgisini izleyen, döneminin güçlü akımı Servet-i Fünun içinde yer almayan Ahmet Rasim, öğrencilik yıllarında saltanata karşı çıkan şair ve yazarlara özenerek şiirler de yazdı. Daha sonra yazıya yöneldi. Ama şiiri bırakmadı. Muallim Naci etkisindeki şiirlerini &quot;Leyla Feride&quot; takma ismiyle Musavver Malumat dergisinde yayınlattı. Döneminin tüm edebiyat ve siyasi tartışmalarından uzak kaldı. Benimsediği gerçekçi-gözlemci çizgide yazılarını sürdürdü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa, canlı cümlelere, yaygın ve güncel deyimlere dayanan arı bir İstanbul Türkçesi ile yazdı. Darüşşafaka&#39;daki öğrencilik döneminde Zekaî Dede&#39;den müzik dersleri aldı. Çoğunun güftesi kendisine ait 60 kadar şarkı besteledi. Bu şarkılardan 40 kadarı günümüze ulaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Rasim &quot;Şehir Mektupları&quot;nda İstanbul&#39;un artık kaybolmaya yüz tutan tarihi dokusunu, geleneklerini, göreneklerini bazen hikaye ederek, bazen bir mahalle kadını veya bir vapur yolcusunun ağzından anlatarak okuyucuyu 19. yüzyıl İstanbul&#39;unda, tadına doyulmaz mizahi anlatımıyla, zevkli bir yolculuğa çıkarır. Bu mektuplardan bazılarının özeti şöyle verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;2. Mektup’tan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaziçi, yer yer, mesirelerini açıyor. Sefa günleri geldi. Baharın kalan kısmı, yaz başlangıcı ile birleşerek, ne pek ter­letici ne de üşütücü esen yellerle, o zarif girintinin kıyılarını ve tepelerini tazelikle kaplamış. İnsan, derhâl bir kayığa veya sandala atlayarak gün batarken tepeden tepeye aks eden renk oyunlarını, sahilden sahile vuran renkli dalgalan seyret­meye hevesleniyor. Bakış, her yanı dolaşıp durdukça, o da­racık yerde toplanan benzersiz tabii güzelliklere hayran kal­dıkça, zevk ve şenliğin buraları terk edeceğine inanamıyor. Bana kalırsa haliç, yalnız bir Sadabad’ıyla Şehir Mektupları gece, yıldızlı örtüsünü semburalara karşı övünemez. Göksu, manzaraca, ondan aşağı kalır mı? Akşam­ları süzüle süzüle vadiye sokulan sandallar, sağda solda din­lenerek gün batarken Küçüksu önüne çıktıkları zaman, su­ların coşkun akışındaki hüzünlü ilhamlar, Kâğıthane dönü­şünde bulunur, görülür manzaralardan değildir. Gönül ora­larda gecelemek, ertesi sabahı görmek istiyor.  aya yayar yaymaz hatıra, yorulmuş zihinlere fe­rahlıktan ve şenlikten ibaret bir sevinç hissi geliyor, terlemiş alınlara rahat ve huzur verecek rüzgârlar temas ediyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;17. Mektup’tan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben zaten, ümmetin oruçlularından olduğum için, Rama-zan’dan pek rahatsız olmam. Bildiklerimden pek çok kişi de benim gibidir. Ne olacak? Günde beş kuruşa işkembe çor­basıyla, yarım baş suyuna salınmış söğüş ile beslenen mide­ler açlık elemine alışmış demektir. Fakat ne hâldesiniz? Bu­rasını anlamak isterim. Acaba, evde mama dadıya bir parça bir şey saklatıp güzelce yedikten ve akşama kadar sürecek katlanma gücünün dozunu düşürmemek için birkaç bardak su içtikten sonra ele teşbih alarak mı çıkıyorsunuz? Dünyada bu riyacı tavrı yutmayanlardan biri de bizim Ayazağa mektupçusudur. Ha, göreyim seni! Deyin&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; Size, oruçsuz olup da kendisini halka niyetli gösteren ne kadar bey, efendi, ağa, hanım var­sa hepsini birer birer seçip ayırır. Bu ustalığı ne şekilde edin­diğini sorduğumda dedi ki:&lt;br /&gt;- Bundan kolay bir şey yok. Bir kere çehresine bakarım: Eğer yazar çehreli ise oruçlu, direktör simasında ise oruçsuzdur. Çünkü bu ikiden biri senenin her gününde mutlaka aç, öteki muhakkak toktur.&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;br /&gt;30. Mektuptan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk Hatıralarına Dair&lt;br /&gt;Yer altında babam bıyığı! Nedir o, bil, diye küçük iken dadınız veya komşu Habibe Molla’nın söylediği bilmeceyi halletmek İçin ne kadar zahmet çektiğinizi hatırlıyor musu­nuz? Eski kadınlar, çocukların zihinlerini bilemek için bu gibi muammalara başvururlardı. Ah! Şimdi, o kadınlar nerede? Hele, o zeki çocuklar ne oldular? O çocuklar ki bilmece söyle­nir söylenmez kaşını çatarak, parmaklarına bakarak, birden bire:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Pırasa, derler ve orada bulunanları fevkalade dehaları­na hayran ederlerdi. Şimdi onların hepsi büyüdüler, bıyıklı, sakallı oldular, başka bilmecelerle uğraşıyorlar. Ah! Ah! İnsan, buna nasıl üzülmez? O zekâlar söndü de fitili kalmamış lam­baya döndü. Hele yer altında kınalının havuç; yer üstünde babam başının lahana; kapısını örttüm güm dedi, içeriye gir­dim bum dedinin hamam; masal masal matı tas, kaynana­mın başı daz, çukura düştü çıkamaz, pır pır eder uçamazın pi­re; gidi gidiver, şu gidiyi tutuver, ne tatlıca eti var, tutulmaya niyeti varın balık; ben giderim o gider, önümde tın tın ederin sakal; yer altında kazan kaynarın karınca; çat burada, çat kapı arkasındanın süpürge; ne yerdedir ne gökte, cümle alem içindenin ayna; sürdüm kustu, çektim küstünün kahve; bir küçücük fıçıcık, içindedir turşucuğun limon olduğunu bilenler yaşça hayli ilerlediler.&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;br /&gt;46. Mektup tan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayılırım. Hayalimden geçtikçe İçim titrer: Küçük bir oda, ufak bir soba, pufa yatak, yumuşak yorgan, içinde ben! Dışarıda lapa lapa kar. Ağzımın suyu akar. Hiç durma yorga­na sarıl, yat! Denilen hava, dünyada ancak bu kadar şirin olur. Rüzgârın camları zıngırdatması, ninni gibi tesir eder. Sobanın çatırtısı gıdıklar. Fakat, mangaldan fırlayan ‘çıt’ı sevmem. Hani ya insan bazan dalar da mangalın kenarına çöker, garip ga­rip düşünürken, mesela, alt dudağının sol bıyık ucuna doğru ‘çıt’ diye bir şey yapışır, acı acı yalanır. Hoşuma gitmez. Böy­le günlerde, biraz da midenin hoş edilmesi gibi şeyler de dü­şünülür. Ben böyle olsam başka şeyler de düşünürdüm a! Herkesin kalbi bir olmaz. Baba Yaver tarhana çorbasına, latif şiş kebabına, paça böreğine, saçlı sakallı yassı kadayıfla bir­likte yenilmek üzere hurma tatlısına, tavuk suyuna, nohutlu pilava dayanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_24.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/116412497310042464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/sehir-mektuplari.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/116412497310042464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/116412497310042464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/sehir-mektuplari.html' title='Bir Ahmet Rasim Eseri: &quot;Şehir Mektupları&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-7845905172941420025</id><published>2009-02-23T23:04:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:25:04.929-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Hüseyin Rahmi Gürpınar Eseri: &quot;Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3511/3306130926_d9a02c168e_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;hüseyin rahmi gürpınar&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Ağustos 1281/1864 tarihinde İstanbul&#39;da doğdu. Hünkar yaveri Mehmet Sait Paşa&#39;nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine Girit&#39;te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul&#39;a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Mahalledeki kadınlarla beraber yaşayan Gürpınar, eserlerinde burada duyduklarından etkilenerek Gulyabani gibi romanlarında bu kadınların boş inançlarını ve konuşmalarını çok güzel bir şekilde anlatmıştır&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt;Yakubağa mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey&#39;in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye&#39;ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880). Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi&#39;nde memur, Ticaret Mahkemesi&#39;nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1887&#39;de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı. İkinci Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren &quot;Boşboğaz ve Güllâbi&quot; adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı &quot;Millet&quot; gazetesi de uzun ömürlü olmadı. Bundan sonra çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuzbir yılını geçirdiği Heybeliada&#39;daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa mezarlığına defnedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1910 yılının Mayıs ayında Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya çarpacağı söylentisi yayılır. Bu haber dünyada olduğu gibi İstanbul’da  da bir panik yaratır. Kenar mahallelerdeki cahil kadınlar  da bu işi kendi anlayışlarına göre yorumlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanın kahramanı olan İrfan Galib’de bu mahallede oturmaktadır.Zengin bir ailenin oğlu olan İrfan ,batı ilimlerini tahsil etmiş ,geniş fikirli fakat tuhaflıkları olan bir gençtir. Yolda peçeli bir kadın görür.Onun çok güzel ve bilgili bir genç kız olduğunu hayal ederek peşine takılır.Bir çok tesadüften sonra ,bu güzelle ilgili hayaller kurar.Acemice bir konuşma girişiminden sonra kadın tarafından terslenir.Bu olay onu büyük bir kadın düşmanı yapar. Kadınların zayıflığı ile ilgili makaleler yazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınları korkutarak küçük düşürmek için Halley Kuyruklu Yıldızı  ile ilgili konferanslar düzenlemeye karar verir. Anatomi ,astronomi,fizik karışımı tuhaf konferransına ,bir de kuyruklu yıldızın çarpmasıyla kopacak olan kıyameti tasvir eden korkunç rüya ekler.Bir  süre sonra maceraperest bir kadından mektup alır.İrfan bu mektuba coşkun ve duygulu bir cevap yazdıktan sonra konferansının ikinci bölümünü hazırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev halkını ,mahalle esnafını kıyametin kopacağına inandırmıştır.Herkes birbirine itiraflarda bulunarak helalleşir.İkinci konferansta İrfan’ın kıyamet sahnesini tasvir ettiği sırada ,önceden hazırladığı küçük oyun sahnelenir.Etrafta patlayan çatpatlar ,fişekler ,yukarı katta devrilen masa ve dolaplar ,kadınları çılgına çevirir. Bu sırada tanımadığı hayranı ile mektuplaşması sürmektedir.Onun hakkında çok kötü şeyler öğrenmesine rağmen kadına evlenme teklif eder.Kadının bu evlilik için bir şartı vardır. Kuyruklu yıldızın çarpacağı ana kadar İrfan’a yüzünü göstermeyecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halley’in görüneceği gün düğün yapılır.Evin damında dürbünle gökyüzünü araştıran gelinle güvey arasında bilimsel , felsefi ,uzun konuşmalar geçmektedir. Genç gelin ,evliliğinin ilk gününden aklını ,bilgisini kocasına ispat ederek, eşit şartlarda  sürecek bir beraberliğin temelini atmıştır&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt;Gelin hanım İrfan’dan kadınların öcünü almak için bir oyun yapmıştır ve bu oyunun sonunda İrfan’ın ona iyi bir koca olacağını anlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_76.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/7845905172941420025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/kuyruklu-yildiz-altinda-bir-izdivac.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/7845905172941420025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/7845905172941420025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/kuyruklu-yildiz-altinda-bir-izdivac.html' title='Bir Hüseyin Rahmi Gürpınar Eseri: &quot;Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-7583496082465872919</id><published>2009-02-23T06:41:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:25:52.616-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Halit Ziya Uşaklıgil Eseri: &quot;Mai ve Siyah&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3499/3302923389_f5781a6e31_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;nasreddin hoca&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Halit Ziya Uşaklıgil Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halit Ziya’nın ailesi, Uşak’ta helvacılıkla uğraşırken, İzmir’e göçerek &quot;Uşşakizadeler&quot; diye anılmaya başlayan zengin bir ailedir. Bu aile, işleri çok gelişince İstanbul’a da bir şube açtı ve bu şubeyi sermayesiyle birlikte oğul Hacı Halil Efendi’ye verdi. Halit Ziya, Hacı Halil Efendi’nin üçüncü çocuğu olarak 1866’da İstanbul’da doğdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’da Askeri Rüştiye&#39;ye giden Halit Ziya, babasının işleri kötü gitmeye başlayınca, annesiyle birlikte İzmir’e dedesinin yanına gönderildi. Öğrenimini İzmir Rüşdiyesi’nde sürdürdü (1878)&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; Bu arada babasının işlerini düzene koyup İzmir’e gelişi ve yeni bir işyeri açışıyla sığıntı olma düşüncesini de zihninden atan Halit Ziya, ikinci bir okula hazırlık için Frenk Mahallesi’nin Alioti bölümündeki Auguste de Jaba adlı avukatın emrine verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halit Ziya, babasının kâtibi olarak işe başladı, bu iş edebiyat merakıyla pek bağdaşmadığından yeni iş tavsiyelerini dikkate aldı, ancak İstanbul’da hariciyeci olmak için yaptığı başvuru sonuçsuz kaldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir’e dönüşünde rüştiye öğretmenliğine başladı ve akabinde Osmanlı Bankası’na girdi. İstanbul’da Reji Genel Müdürlüğü’nün başkâtiplik teklifini kabul ederek İzmir’den ayrıldı (1893). Reji’deki çalışma günlerinde Servet-i Fünun’a da katılarak edebi faaliyetlerini yoğunlaştıran Halit Ziya, Meşrutiyet’ten sonra bir süre Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde Batı Edebiyatı okuttu. Sonra Mabeyn Başkâtibi oldu (1909). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan ayrıldıktan sonra memuriyete dönmeyen ve tüm zamanlarını edebiyata veren Halit Ziya, 23 Mayıs 1945 tarihinde İstanbul’da öldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Cemil, babasının ölümünden sonra, bin bir güçlükle okulu bitirir ve kız kardeşini ve annesini beslemek için çalışmak zorunda kalır. Bunun için elinden fazla bir şey de gelmemektedir. Çünkü yabancı dil bilmekten başka bildiği bir şey yoktur. Ona kalsa, bütün çalışmalarını şiir üzerinde toplamayı; edebiyatımıza bir başka yön vermeyi ister. Ancak hayat mücadelesi onu çok genç yaşta karşılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Şekip, Hüseyin Nazmi gibi arkadaşlarıyla başlıca tartışma konusu budur zaten. Raci gibi kendisini kıskanan, arkasından dedikodular yaratan birine rağmen şiirde bir şeyler yapacağına inanır. Bir yandan, Ahmet Cemil, bu sarı, uzun saçlı, mavi gözlü, kalem parmaklı genç, Hüseyin Nazmi’nin kız kardeşi Lamia’yı sever. Tek kaygısı onunla evlenmek, ona layık bir yuva kurabilmektir. Fakat bu mümkün olabilir mi? Olabilecek mi? Hep bunu hayal eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulu bitirdikten sonra, zavallı genç çok sıkıntılı günler geçirir. Evlerine gittiğin öğrencilerin şımarıklıklarına katlanmak zorunda kalır. Ekmeğini kazanır ama neler pahasına! Böylelerinden para kabul etmeğe mecbur kalmak ona pek ağır gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka çare de yoktur. Pek dayanamaz hale gelince, bu sefer kitapçılara polis romanları tercüme etmeye kalkar. O çağlarda pek sayılı olan bu kitapçılar  da onun derisini yüzerler. Geceler boyu göz nuru dökerek yaptığı anlamsız tercümelere hiç denecek kadar az para verirler. Ne öyle eserleri tercüme etmek ister, ne de parasını üzüle üzüle almaya razı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Cemil, günün birinde “Mirat-ı Şuun” adlı gazetede çalışmaya başlar. Hayatı az çok düzene girer. Hatta, gazete sahibinin oğlu Vehbi Efendi, Ahmet Cemil’in kız kardeşi İkbal’le evlenir. O zaman Süleymaniye’de eski bir evde oturan Ahmet Cemil, kız kardeşini mutlu görmek hevesiyle güzel bir düğün yapar. Ama bu evlilik, o zamanın  evlenme şartları yüzünden başarılı olmaz. Evlenenler daha önce birbirlerini tanımadıkları için bağdaşamazlar. Vehbi Efendi çok kaba, durmadan içen, küstah bir kimsedir. Öyle alçak bir heriftir ki, karısı hamile olduğu sıralarda beslemelerini okşayarak onlarla gönül eğlendirir. Ahmet Cemil bu adiliklere dayanamaz. Gülle dokunmaya kıyamadığı biricik kız kardeşinin hırpalanmasına, hatta dövülmesine razı olmaz. Bir gece, Vehbi, İkbal’i öyle hırpalar, durumunu düşünmeden öyle bir tekme atar  ki zavallı kadın çocuğunu düşürür. Ahmet Cemil, çıldırmış bir halde, arkadaşı Ali Şekip’in dükkânına kendini atar&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; Ali Şekip’e anasından aldığı küpeleri, yüzükleri emniyet sandığına rehin etmekte kendisine yardım için gitmiştir. Kız kardeşini ölümden kurtarmak gerekmektedir. Hiçbir önlem zavallı İkbal’i ölümün pençesinden kurtaramaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Nazmi, uzakça bir görevle dış işlerine tayin edilmiştir. Memnundur. Ahmet Cemil, bir gün onu ziyarete gider. Bir aya kadar memleketten ayrılacak olan Hüseyin Nazmi, sevineceğini sanarak Ahmet Cemil’e başka bir haber daha verir. Lamia’yı evlendiriyorlardır. O zaman  Ahmet Cemil Lamia’ya ait tek tük hatıra kırıntılarını bir daha yaşar. Bunlar, Lamia’nın çocukluğu ile ilgilidir. Zihninde, kızı, ailesinin ısrarıyla evlenmeyi kabul etmiştir diye tasarlar. Bir an sevgisini itiraf etmeyi düşünür. Ama yoksulluğu, işsizliği aklına gelince bir yuva kuramayacağını kabullenir. Bundan da vazgeçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce kardeşi, sonra Lamia… Geriye ne kalmıştır? Eseri mi? Genç adam, bütün ömrünü koyduğu şiirlerini bir an bile duraklamadan ocağa atıp yakar. Yaşamı gözlerinde yaşlar, ağzında acı bir lezzetle seyreder.  O esrin bir anlamı kalmamıştır artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mademki Hüseyin Nazmi gidiyor, o da gidecektir. Bir gün Taksim bahçesinde otururken ileriye ait tasarlarını, tasarladıklarını hatırlar. Şimdi o da Anadolu’da bir görev alıp gidecektir işte. Kendisine kırgınlıktan başka bir şey sağlamayan  bu İstanbul’dan kaçacaktır. Kararını yerine getirir. Dertli anasını alarak bir vapura biner. Gece karanlığında, son defa İstanbul’u, Cihangiri seyreder. Deniz karanlık, gece karanlıktır. Vaktiyle Tepebaşında, gece, gözlerine bir elmas yağmuru gibi görünen ışıklar sanki sönmüştü. Şimdi her taraf simsiyahtı. Oda, güneşten, hayatın biçareliğiyle alay eden ışıktan kaçarak, sonsuz bir yoklukta mutlu ve rahat, yuvarlanıp gidecektir. Anadolu da bir vazife alıp gidecektir. Kararını yerine getirir. Dertli anasını alarak bir vapura biner. Gece karanlığında, son defa İstanbul’u seyreder. Vaktiyle bütün ışıklar ona elmas gibi görünüyordu fakat şimdi her yer simsiyahtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_2.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/7583496082465872919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/mai-ve-siyah.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/7583496082465872919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/7583496082465872919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/mai-ve-siyah.html' title='Bir Halit Ziya Uşaklıgil Eseri: &quot;Mai ve Siyah&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-302076838383414581</id><published>2009-02-23T06:03:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:26:13.478-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Anonim Eser: &quot;Kerem ile Aslı&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3605/3303879308_c5c88eeedc_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;kerem ile aslı&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Anonim ne demektir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynağı belli olmayan demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran’ın çok meşhur beldesi İsfahan’da adil, iyi yürekli bir padişah yaşardı. Çok zengin, rahat yaşayan ama bir türlü evlat saadetini tadamayan bir padişahtı. Ne tesadüftür ki emrinde çalışan bir Keşiş de aynı özlemi duymakta idi. Padişahın aklına bu keşiş gelince, padişahın derdine ortak olması için onu emretti. Ve uzun uzun sohbet ettiler. Keşiş padişaha “eğer bir saray yaptırır içini bahçesini süslerseniz bütün zamanınızı burada geçirir acınızı unutursunuz” deyince, padişah kısa bir sürede bu planı gerçekleştirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Keşişin karısı ve hanım sultan saraydaki eğlenceyi ziyarete giderken karşılarına nur yüzlü bir ihtiyar çıkar, hanım sultana bir elma, Keşiş’in karısana bir ayva fidesi verir. Ve bunları ekmelerini ister. Hanım sultan da, Keşiş’in karısı da fidanlara kendi elleri ile bakar, büyütürler. Ancak iki ağaç da büyüdüklerinde meyve vermezler. Hanım sultan birgün rüyasında yine o nur yüzlü ihtiyarı görür. Ve bu çocuk dileği için yalvarır. Yaşlı adam ona ağacın elma verdiğini, bu dileği için bu meyveyi yemesini söyler. Hanım sultan Keşiş’in karısına haber verir ve ağaçlarının yanlarına giderler. Hanım sultanın elma ağacı bir elma vermiştir. Ancak Keşiş’in karısının ağacında meyve yoktur. Hanım sultan elmasını ortadan ikiye böler ve yarısını Keşiş’in karısına verir. Buna karşılık çocukları olduğunda birinin kızı diğerinin oğlu ile evlenecek diye söz verdiler. Ve daha sonra ikisi de hamile kaldı. Padişahın oğlu, Keşiş’in bir kızı olur. Kızın adı “Kara Sultan” Oğlanın adı “Ahmet Mirza Bey” olur. Fakat ters giden bir şeyler olur. Keşiş bey bir gün “Bu kadar güzel bir kızı neden padişahın oğluna vereyim ki?” diye söylenir&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; Ve bu fikrini karısına açıklar. Karısı ise “Ama Beyim biz hamile kalmadan önce çocuklarımızı birbirleri ile evlendireceğimize yemin ettik” dedi. Keşiş bunun üzerine etrafa kızının öldüğü haberlerini yayar. Bu haber padişahın kulağına gidince padişah Keşiş’i huzuruna çağırır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Padişah: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Keşiş bu söylenenler doğru mu?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşiş çaresiz ifadesi vererek; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef doğru kızım öldü diyerek padişahı kandırır. Daha sonra da kızını ve eşini alan Keşiş, Isfahan’a 3 gün uzaklıktaki “Zengi” köyüne yerleşirler. Bu zamanda da padişahın oğlu Mirza Bey 4 yaşına girmiş, mektebe başlamıştı. Yanında da Sofi adında çok zeki bir arkadaşı vardı. Seneler sonra Sofi ve Mirza Bey 12–13 yaşlarına basmışlardı. Sofi Mirza Bey’e bir teklifte bulunmuştu; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bak Mirza Bey baban çok zengin, serveti dünyayı alır! Ama bizde bir daha Genç olmayacağız, genç olduk, hadi gel avlayalım” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mirza Bey Sofi’nin bu sözleri üzerine avlanmaya, yiğitliğe talim etmeye gittiler. Mirza bey bir gece rüyasında “Kara Sultan”ın elinden şerbet içtiğini görür. Kalbi ve yüreği cehennem gibiydi. Daha sonra büyük bir heyecanla uyandı. Yalnız kimin elinde şerbet içtiğini bilmiyordu. Fakat kızın siması aklında kalmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sabah Mirza Bey babasından izin alarak sofi ile birlikte “Zengi” köyüne gezmeye gittiler. Orada Keşiş’in evine misafir oldular, ikramlar yediler. Artık mirza Bey hep o taraflara av yapmaya gidiyordu. Birgün kolunda şahini ile yine gelmişti. O gün sarayın camının yanında gergef yapan bir kız gördü. Yanına yaklaştğı, dikkatlice baktıktan sonra bu kızın rüyasında gördüğü kız olduğunu anlayınca yanına yaklaştı ve: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başı yastık göre mi? &lt;br /&gt;Gözü dilber görenin? &lt;br /&gt;Gözüne uyku girer mi? &lt;br /&gt;Zülfüne berdar olanın? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mirza Bey bunları söyledikten sonra kızı kendine doğru çekti, kızı öptü ve: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Söyle güzel kız sen hangi bahçenin sümbülüsün?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deyince kız: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Isfahanlı babam keşiş idi. Kerem eyle bırak beni! Babam görmesin! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delikanlı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aslı nedir? Salıvereyim! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kerem eyle bırak beni! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedikten sonra Mirza beyin aklına bir şey geldi. Benim adım Kerem, senin adın Aslı olacak bundan böyle birbirimizi böyle çağıracağı! Bunun üzerine keşişin kızı Kerem’e bakarak: &lt;br /&gt;“Kabul ediyorum” dedi. Kerem de kızı bıraktı. Daha sonra Aslının işlediği gergefin üzerinde bulunan oyalı tülbendi aldı. Ve sofiyi bularak beraber Isfahan’a döndüler. Eve geldiğinde babası Keremi bitkin gördü ve ona ne olduğunu sordu, fakat Kerem’in ağzından tek laf bile alamadı. Padişah birkaç gün sonra Kerem’i tekrar çağırdı ve ona sordu. Kerem’de babasında bir saz istedi. Derdini böyle anlatacaktı. Babası sazı getirdi. Kerem durumunu anlatan bir türkü çaldı; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşiş bahçesinde bir güzel gördüm, &lt;br /&gt;Aklım başımdan aldı ne çare? &lt;br /&gt;Taramış zülfünü, dökmüş yüzüne, &lt;br /&gt;Serimi sevdaya çaldı ne çare? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babası oğlunun dediklerinden hiçbir şey anlamamıştı. Oğluna tam olarak anlayamadığını söyleyince, Kerem boynunu bükerek odadan çıktı. Padişah haftalarca oğlunun derdini anlamak için çare arıyordu ama bulamamıştı. Bunun üzerine padişah birilerini bulup ondan derdini öğrenmesini istedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çirkin bir kadın Kerem’i Keşiş’in bahçesinde Aslı’ya bakarken görünce hemen padişaha söyledi. Bunu duyan padişah hemen Keşiş’i yanına çağırdı ve neden yalan söylediğini sordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşiş’i kızını vermesi için ikna etti. Bunun üzerine Keşiş padişahtan 5 ay süre istedi. Padişahta “sana 5 ay veririm ama sana yüzük vereceğim, onunla kızını oğluma nişanla dedi. Keşiş bunu kabul etti. Bu nişanlanma olaylarını duyan Sofi hemen Kerem’e haber verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerem’in günleri sefa ve zevk içinde geçiyordu. Fakat aradan bir süre geçtikten sonra Aslıyı yine özlemeye başladı. Bu durumunu babasına anlattı. Oğlunun bu dert yanışı babasını çok üzmüştü. Padişah Kerem’e: “Oğlum ben Keşiş’e 5 ay izin verdim. Süre bugün doluyor” dedi ve düğün hazırlıklarına başlandı. Keşişte 5 ay dolduğu için “Zengi” köyünden kaçmaya karar verdi. O gün Padişah büyük bir kafileyi Aslı’yı almak için Zengi köyüne gönderdi. Orada da birkaç insan topluluğu kafileye doğru geliyordu. Kerem onlara neler olduğunu sordu. Bunu üzerine ihtiyardan şu yanıtı aldı: “Bizim burada bir Keşiş otururdu, onlar gece gittiler. Bizde bir şey olacak herhalde die gidiyoruz” dedi. Kerem ağlamaya başladı. Daha sonra hemen aslı ile buluştukları bahçeye gider ve oradan geçen bir kızı Aslı’ya benzetir ve türkü söylemeye başlar. Onu duyan kız “Ey âşık! Beni kime benzettin?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerem cevap verir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Seni Aslı Han’ıma benzettim” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine kız Kerem’e: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aslı Hanımanne ve babasıyla birlikte Hoy’a kaçtılar” dedi. Kerem bu sözün üzerine çok sevindi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir türkü söyledi. Keşişlerin kaçtığı haberi padişahın kulağına gidince kızdı ve Zengi köyüne geldi. Ama onları bulamadı. Hemen Kerem’in yanına gitti ve “Ey oğlum bu halin ne?” diye sordu. Kerem’i alarak Isfahan’a döndü. Kerem babasına Aslı Han’ın arkasından gitmek istediğini söyledi. Babası da engel olmadı. Arkadaşı Sofi ile yola koyuldular ve Zengi köyüne geldiler. Köyde gezinen bir kıza keşiş’i soru ve Hoy’a gittiklerini öğrendi. Oradan sonra Hoy’a vardılar. Bir kahvedekilere Keşiş’i sordular ve onun birkaç gün önce Suşi’ye gittiklerini öğrendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerem bu şekilde Aslının peşinden gidiyordu. Her gittiği yerde ondan saz çalması isteniyordu. Bu şekilde Suşi’den sonra Gence, Revan, Acuz, Çıldır, Şerki, Kelbe’ye gittiler. Kelbede de aldıkları üzücü haber onların 3 ay önce Kars’a gitmiş olmalarıydı. Daha sonra Kars’a vardılar ve Keşiş’i sordular. Kahvedekiler ondan bir şarkı söylemesini istedi. Ve bunun sonucunda onların Oltu’ya gittiklerini öğrendiler. Oltudan sonra: Narmana, Beyazıt ve Beyat’a gittiğini öğrendi. Beyat’dan aldıkları haberde onların 4 Gün önce Van’a gitmeleriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi birlikte Van’a giderken yolda 40 haramiler ile karşılaştılar. Haramiler onları aramak istedi. Kerem de “Ağalar ben Acem Şah’ının oğluyum, şimdi gurbete düştüm rica etsem de sılaya gitsem?” dedi. Haramiler ona “Ey âşık Allah selamet etsin diyerek yol vermeden önce türkü istediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türküyü duyanlar “aferin” dedi, Kerem’de Keşiş’i sordu ve türkü karşılığında Tiflis’e gittiklerini öğrendi ve yola koyuldu. Tiflis’e geldiler ve kahvedekilerden türkü karşılığında Ahlât’a gittiklerini öğrendi. Bu şekilde Nemrut dağını geçerek Ahlât’a geldiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan Velhasıl dağı, Muş ovası, Muş, Çanlı kiliseyi gezdiler ve aradılar. Çanlı Kiliseden gelin kızlar çıkıyordu. Kerem o kızı Aslı’ya benzetti. Ve yine türkü söyledi, saz çaldı. Sonra oradan Malazgirt’i öğrendi. Karşılarına Murat ırmağı çıktı. Irmak çok delice akıyordu. Kerem’in türküsü ile yavaşladı ve geçtiler. Oradan Malazgirt’e geldiler. Kahvede saz çalanlar vardı. Beraber saz çaldılar. Kerem’i çok alkışladılar. Neyse oradan Pasin ovası, Uzun Ahmed, Hasan Kalesi, Çoban köprüsünü gezdiler. Orada dalgacı bir adam vardı. “Ben Keşiş’im” diye dalga geçiyordu. Kerem’i görünce bu dalgacı bir tabuta girdi. Kerem’e adam öldü, namazını kılalım diye şaka yaptılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerem adamın öldüğüne inandı. Aslında şaka idi. Namazdan sonra şaka olduğunu söylemek için tabutu açtılar ve adamı ölü buldular. Cenab-ı Hak dalgasının cezasını vermişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse Kerem ve Sofi yollarına devam ettiler. Gümüşlü Kümbet, Hadım Pınar geçildi. Orada Kerem giysi yıkayan kızlar gördü ve Aslı’dan kalan tülbendi çıkartarak yıkaması için onlara verdi. Daha sonra da Laleli Dağına çıktılar. Hava çok bozmuştu. Fırtınalar koptu 3 gün 3 gece orada kaldılar. Üçüncü gecede nur yüzlü bir adam geldi. Ve onları atının arkasına alarak onları bir çırpıda Erzurum’a götürdü. Meğer o adam Hızır Aleyhisselam imiş. Orada bir konakta kaldılar. İkramlar gördüler. Kerem sazı eline alarak türkü söyledi. Sonra ağlamaya başladı. Sofi’ye neden ağladığını sordular. Sofi anlattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabaha Yola çıktılar. Gezerlerken bir hamam gördüler. Cafer Ağa hamamı imiş. Oradan çıkan kadınların arasında Aslı’yı gördü ve hemen türkü söylemeye başladı. Bunu duyan Aslı Kerem’i gördü ve Hemen eve koştu anasına haber verdi. Anası Keşiş’e haber verince yola çıktılar. Kerem ağlamaya başladı. Sonra sokaktaki çocuklara Keşiş’i sordular ve Mancunlar mahallesine giderlerken yol 3’e ayrıldı. Ortadan girdiler. Günlerce yol gittiler. Eşen Kalesine vardılar. Khevde oturdular. Oradan sonra Vabrik, Tercan, Çinci beli, Erzincan aşıldı. Kerem Erzincan’lılardan Keşiş’in Sarılar’a gittiğini öğrendi. Yolları bir geldi. Nuh Aleyhisselam’ın Nuh gemisinin oturduğu yere geldiler. Yerde bir kuru kafa gören Kerem kuru kafa ile konuşmaya başladı. Sofi şaşkınca Kerem’i izliyordu. Neyse sonra Eşkat’a vardılar, Engürü’ye gittiler. Kerem bir mezarlıkta ağlayan kız gördü. Kızla konuştu. Ölenin sevgilisi olduğunu anladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yola koyuldular. Kahveye geldi. Türkü söyledi. Sonra Ayaş’a gittiler. Yol viran olmuştu. Kerem viran olmuş yolla söyleşti. Sofi adeta olanlara şaşıyordu. Ayaşlılar Keşiş’in Zile’ye gittiğini söyledi. Tekrar yollara düştüler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeniden yollara düştükten sonra Kızılırmak’a vardılar. Nehir delice akıyordu. Ama Kerem’in türküsü ile duruldu. Onlarda geçtiler. Zile’ye vardılar. Hanın sahibi onları içeri almadı gitti. Onlarda kapıyı kırdı. Kapıyı yakarak ısındılar. Sonra Sivas’a gittiler. Oradan da doğruca Kayseri’ye vardılar. Kerem bir cenaze gördü ve türkü söyledi. Bunu Duyan imam Kerem’e çok kızdı. Neyse onlarda oradan Keşiş’in kaldığı eve geldiler. Aslı bahçede geziyordu. Kerem hemen yanına gitti. Kendini tanıtmadı ve “ben dişçi kadına gelmiştim dedi” Aslı onu içeri aldı. Anasına söyledi ve Kerem Aslı’nın dizine yatarak ağzını açtı. Anası sordu “Hangi dişin?” Kerem gösterdi fakat o diş değildi. Öyle böyle bütün dişlerini çektirdi. Ağzı kan dolmuştu. Cebinden Aslı’dan kalan eşarbı çıkartarak ağzına tuttu. Tülbendi tanıyan Aslı “Bu Kerem!” dire bağırdı. Anası hemen Keşiş’e haber vermeye gitti. Kerem o an hemen türkü söylemeye başladı ve sazdan başını kaldırınca Aslı’nın onu dinlediğini gördü. Aslı onu hemen dışarı çıkartmaya çalışırken Kerem’in ayağı kapıya sıkıştı ve kanamaya başladı. O sırada Kerem Tanrıya “Ey rabbim şu kızı bana âşık et” dedi. Tam o sırada isteği kabul olundu. Aslı kapıyı açıp hemen Kerem’e sarıldı. Aslı Kerem’e: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hadi git buradan babam gelirse seni öldürür, gece gel, beni al!” Kerem oradan çıkıp kahveye gider. Gece olunca Aslının evine gider. Saz çalmaya başlar. Babası onu duyar ve yanında ki adamlarla Kerem’i yakalamak isterler. Kerem kaçıp gizlenir. Sonra tekrar pencereye çıkar. Tekrar çağırırken onu tutuklarlar. Hapse atarlar. Kerem’in aklı başından gitti. Dili tutuldu. Kadıyı, müftüyü çağırdılar. “Baksanıza Keşiş’in evine bir adam girmiş, öldürelim mi?” Müftü izin vermedi. Sonra Kerem’in dili açıldı. Türkü söylemeye başladı. Kerem’in dilinin açıldığını beye haber verirler. Bey Kerem’i yanına çağırır. Kerem başlar türkü söylemeye. Bey kızmaya başlar. Kerem onu dinlemeden tekrar söyler. Bey yine kızar. Amire dönüp idam fetvasını ister. Hâkim izin veremem, bunların aslı var dedi ve yerinden kalkıp Harem’ine geçti. Meğer beyin Hasene adında kız kardeşi varmış. Beyin halini görünce halini sordu. O da Kerem’i öldürmesini istedi. Karşılığında 15 kese altın verecekti. Çünkü kadı, müftü öldürülmesine izin vermiyordu. Hasene bunu kabul etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada da Kadı Kerem’ döndü. “Bak oğlum buradan kaç sana zulüm edip öldürecekler” Kerem bu sözleri duymadı bile ve saz çalmaya başladı. Hâkim Kerem’e sordu: “Oğlum senin bu kızla alakan var mı? Nişanlı mısınız?” dedi. Eğer nişanlı değilseniz 2 şahit bul seni şu Aslı ile nişanlayalım” dedi. Kerem hemen Sofi’yi çağırdı. Hâkim mesele’yi sofi’ye sordu. Sofi’de anlattı. O sıralarda da Hasene Hanım 40 tane gülcülerden kız alıp her birine kıyafet giydirdi. Sonra onları büyük bir bahçeye soktu. Ve Kerem’i çağırdı. Kerem içlerinden Aslı’yı görünce gözünü ondan ayırmadı. Zaten başka bir kıza baksaydı, Hasene Hanım onu öldürecekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerem gözünü ondan ayırmayınca o da Kerem’in gerçekten Hak aşığı olduğunu anladı. Hasene Hanım bu aşkı anlayınca Aslı’yı ondan sakladılar. Hasene Hanım Kerem’den türkü söylemesini istedi. Kerem hep Aslı’ya hitap eden türküler söylüyordu. Hasene Hanım kızdı ve kendisine hitap eden bir türkü söylemesini istedi. Kerem yine Aslı’ya söyledi. Bu sefer Hasene Hanım sordu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kerem ben ne derim, sen ne dersin? Sana hemen Aslı’yı alıvereyim” dedi. Kerem: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ya Rab, sana şükürler olsun” dedi. Hasene hanım bu türkülerden onun gerçek bir âşık olduğunu anladı. Ve: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Senin gerçekten âşık olduğunun ispatı var mı?” dedi. Kerem’de: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bak ben bir türkü söyleyeyim, eğer Aslı’nın her yönünden söz etmezsem beni öldür” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve türküsüne başladı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hali diyor merde mert cengi &lt;br /&gt;Bir hali dövüyor cümle frengi &lt;br /&gt;Bir hali bozulmaz hiç onun rengi &lt;br /&gt;Bir şulesi halka yetişir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasene Hanım baktı ki bu türkü tam Aslı’yı anlatır, hemen her şeyi beye anlatır: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu kızı Kerem’e verelim, eğer vermezsek, Kerem’in ahı bizi yakar” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bey bu sözleri duyunca hemen Keşiş’in yanına gider ve: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kızını Kerem’e ver, eğer vermezsen seni öldürürüm” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olanları Keşiş karısına anlattı. Ve o gece Kayseri’den kaçtılar. Sabah onları bulamadılar. Bir kişi onların Tekke’ye doğru gittiğini söyledi. Kerem çok üzüldü ve beyin ayağına kapanarak; “Aman beyim ben böyle olacağını bilirdim. Allahaısmarladık” diyerek yola koyuldular. Tekke’ye ulaştılar. Oradan Karapınar’a geçtiler. Sonra Halep yoluna düştüler. Keşiş’de Halep’te ermeni evine girdi. Halepli ermeni onun başka biri olduğunu anladı. Ermeni Keşiş’e burada ne aradığını sordu. Keşiş başından geçen her şeyi anlattı. Halepli Ermeni de: “O halde Kerem buraya gelmeden kızını evlendir” Bu sırada da Aslı Han babasına feryat ediyordu. &lt;br /&gt;Kerem ve Sofi’de Halep’e geldiler. Burada Kerem hanın sahibi Külhan Beyine başından geçenleri anlattı. Külhanbeyi Kerem’i Aslı’ya alacağına söz verdi. Bir koca karı tuttu. Onu Aslı Han’ın yanına gönderdi. Koca karı Aslı Han’a: “Kerem’in yanına gitmek ister misin?” deyince Aslı hemen kalktı. Külhanbey’de Kerem’e haber verdi. Koca Karı’da Aslı Han’a: &lt;br /&gt;“Git anandan Halep’i gezeceğiz diye izin al” dedi. Anası da “tamam ama sakın geç kalma” dedi. Sonra Külhanbeyi Kerem’i Aslı ile buluşacağı Kümbet’e götürdü. Orada Kerem’i gören Halep paşası onu zindana attırdı. Kerem’i zindan’a türkü söylerken duyan paşa ona kendini tanıttı ve Aslı Han’a şu anda düğün yapıldığını söyledi. Kerem’de: “Bana güzel bir at, silah ve hizmetkâr ver Aslı kiliseden çıkarken beni görsün” dedi. Paşa isteklerini yaptı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün Kerem kilisenin oraya gitti. Paşa arkadan adamlar gönderdi. Kerem Aslı’yı görünce türkü söylemeye başladı. Onu gören Aslı hemen yolunu değiştirdi. Sonra adamlar kızı hemen örtüp konağa getirdiler. Keşiş’in dostları Keşiş’e haber verince Kerem’den kurtuluş olmadığını anladı. Keşiş’in aklına bir fikir geldi. Kızını Kerem’e vereceğini, fakat ilk gecelerinin elbisesini kendisi dikeceğini söyledi. Kerem ve Aslı çok sevindi. Keşiş evde sihirli, büyülü bir fistan dikti. Kerem yanına gelince fistanın düğmelerini elleri ile çözecekti. Neyse 40 gün 40 gece düğün yaptılar. Sonra Aslı ile Kerem evlerine gittiler. O gece Kerem namazını kıldıktan sonra Aslı fistanını giydi ve Kerem’in yanına geldi. Kerem’den bu düğmeleri çözmesini istedi. Kerem tam söktü 2 tanesi kaldı ki düğmeler tekrar kapandı. Kerem elleri ile tekrar denedi. Sürekli kapanıyordu düğmeler. Artık uğraşmaktan tan yeri ağarmıştı. Kerem düğmeleri nasıl çözeceğini düşünüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar denerken en sonunda kocaman bir “Ah” çekti. Ve Kerem’in ağzından çıkan ateş ile birden bire Kerem cayır cayır yanmaya başladı. Külleri yere döküldü. Aslı ağlamaya başladı. Ve hemen annesine haber verdi. Annesi de kızım bu senin sevinecek günündür deyince Aslı annesine Kerem’in küllerini gösterdi. Annesi de çok şaşırdı. Sonra Paşa Aslı Han’ı sorguya çekti. Olayların Keşiş’in yaptığı anlaşıldı. Keşiş öldürüldü. Aslı 40 gün Kerem’in küllerinin başında bekledi. Sonra saçlarını süpürge ederek silerken küllerin içinde kalan ateş ile Aslı’da kül oldu. İkisinin külleri birbirine karıştı. Bunu görenler Paşa’ya haber verdiler. Paşa’da Aslı’nın annesini türlü eziyetlerle öldürdü. Daha sonra ki günde Sofi’ye düğün yaptılar. 40 gün 40 gece düğün oldu. Aslı ve Kerem dünyada kavuşamadılar ama şu an cennete düğünleri olsa gerek... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_35.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/302076838383414581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/asli-ile-kerem.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/302076838383414581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/302076838383414581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/asli-ile-kerem.html' title='Bir Anonim Eser: &quot;Kerem ile Aslı&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6706012918218507457.post-2126544563204133664</id><published>2009-02-23T05:46:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T01:28:05.896-08:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="100 Temel Eser"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kitap"/><title type='text'>Bir Evliya Çelebi Eseri: &quot;Seyahatname&#39;den Seçmeler&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3471/3303788554_16e8a115d6_o.jpg&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;300&quot; alt=&quot;evliya çelebi&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Evliya Çelebi Kimdir:&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;fullpost&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1611’de İstanbul’da doğdu. 1684’te, Mısır’dan dönerken yolda ya da İstanbul’da öldüğü sanılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl adı Derviş Mehmed Zillî’dir. Ailesi Kütahya&#39;dan gelip saraya yerleşti. Babası sarayda kuyumcu olan Mehmet Zillî’dir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel öğrenim gördü. Bir süre medresede okudu, babasından tezhip, hat ve nakış sanatlarını öğrendi. Musiki ile ilgilendi, hafız oldu. Enderuna alındı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayısı Melek Ahmed Paşa aracılığıyla Sultan 4&#39;üncü Murat&#39;ın hizmetine girdi. Gezmeye ilgisi çocukluğunda babasından ve yakınlarından dinlediği öyküler, söylenceler ve masallardan kaynaklanır&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;.&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyahatname’nin giriş bölümünde gezi merakını bir rüyaya bağlar. Kendi anlatımına göre, bir gece rüyasında Hazreti Muhammed’i gördü. &quot;Şefaat ya Resulallah&quot; diye şefaat isteyecekken, şaşırıp &quot;Seyahat ya Resulallah&quot; dedi. Böylece birçok ülkeyi gezme, tanıma fırsatı bulduğunu yazar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1635’te, yani 24 yaşındaki iken önce İstanbul’u dolaşmaya, gördüklerini, duyduklarını yazmaya başladı. 1640’ta Bursa, İzmit ve Trabzon’u gezdi. 1645’te Kırım’a Bahadır Giray’ın yanına gitti. Yakınlık kurduğu kimi devlet büyükleriyle uzak yolculuklara çıktı. 1646’da Erzurum Beylerbeyi Defterdarzade Mehmed Paşa’nın muhasibi oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu illerini, Azerbaycan’ın, Gürcistan’ın kimi bölgelerini gezdi. Gümüşhane, Tortum yörelerini dolaştı. 1648’te İstanbul’a dönerek Mustafa Paşa ile Şam’a gitti, üç yıl bölgeyi gezdi. 1651’den sonra Rumeli’yi dolaşmaya başladı, bir süre Sofya’da bulundu. 1667-1670 arasında Avusturya, Arnavutluk, Teselya, Kandiye, Gümülcine, Selanik yörelerini gezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Kitap Özeti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliya Çelebi 50 yılı kapsayan bir zaman dilimi içinde gezdiği yerlerde toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtan gözlemler yapmıştır. Bu geziler yalnız gözlemlere dayalı aktarmaları, anlatıları içermez, araştırıcılar için önemli inceleme ve yorumlara da olanak sağlar. Seyahatname&#39;nin içerdiği konular, belli bir çalışma alanını değil, insanla ilgili olan her şeyi kapsar. Üslup bakımından ele alındığında, Evliya Çelebi&#39;nin, o dönemdeki Osmanlı toplumunda, özellikle divan edebiyatında yaygın olan düzyazıya bağlı kalmadığı görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Divan edebiyatında düzyazı ayrı bir marifet ürünü sayılır, ağdalı bir biçimle ortaya konurdu. Evliya Çelebi, bir yazar olarak, bu geleneğe uymadı, daha çok günlük konuşma diline yakın, kolay söylenip yazılan bir dil benimsedi. Bu dil akıcıdır, sürükleyicidir, yer yer eğlenceli ve alaycıdır. Evliya Çelebi gezdiği yerlerde gördüklerini, duyduklarını yalnız aktarmakla kalmamış, onlara kendi yorumlarını, düşüncelerini de katarak gezi yazısına yeni bir içerik kazandırmıştır. Burada yazarın anlatım bakımından gösterdiği başarı uyguladığı yazma yönteminden kaynaklanır. Anlatım belli bir zaman süresiyle sınırlanmaz, geçmişle gelecek, şimdiki zamanla geçmiş iç içedir. Bu özellik anlatılan hikayelerden, söylencelerden dolayı yazarın zamanla istediği gibi oynaması sonucudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliya Çelebi belli bir süre içinde, özdeş zamanda geçen iki olayı, yerinde görmüş gibi anlatır, böylece zaman kavramını ortadan kaldırır. Seyahatname&#39;de, yazarın gezdiği, gördüğü yerlerle ilgili izlenimler sergilenirken, başlı başına birer araştırma konusu olabilecek bilgiler, belgeler ortaya konur. Bunlar arasında öyküler, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masal, mani, ağız ayrılıkları, halk oyunları, giyim-kuşam, düğün, eğlence, inançlar, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat varlıkları önemli bir yer tutar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliya Çelebi insanlara ilgili bilgiler yanında, yörenin evlerinden, cami, mescid, çeşme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastır, kule, kale, sur, yol, havra gibi değişik yapılarından da söz eder. Bunların yapılış yıllarını, onarımlarını, yapanı, yaptıranı, onaranı anlatır. Yapının çevresinden, çevrenin havasından, suyundan sözeder. Böylece konuya bir canlılık getirerek çevreyle bütünlük kazandırır. Seyahatname&#39;nin bir özelliği de değişik yöre insanlarının yaşama biçimlerine, davranışlarına, tarımla ilgili çalışmalarından, süs takılarına, çalgılarına dek ayrıntılarıyla geniş yer vermesidir. Eserin bazı bölümlerinde, gezilen bölgenin yönetiminden, eski ailelerinden, ileri gelen kişilerinden, şairlerinden, oyuncularından, çeşitli kademelerdeki görevlilerinden ayrıntılı biçimde söz edilir. Evliya Çelebi&#39;nin eseri dil bakımından da önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyahatname&#39;den bazı bölümler şöyledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;DARÜŞŞİFA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1682 yılında Edirne’yi ziyaret eden Evliya Çelebi, külliyeden; &lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;“Orada bir Darüşşifa vardır ki dil ile tarif edilmez, kalemler ile yazılmaz “&lt;/span&gt; diye bahseder. Ünlü seyyah, ayrıca külliye için şu ilginç tanımlamaları kullanmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Adı geçen bağın ortasında, göğe baş uzatmış bir yüksek kubbedir ki güya aydınlık hamam camekanı gibi tepesi açıktır. Bu açık yerde altı adet ince mermer sütunlar üzerinde Kiyanıyan tacı gibi bir kubbecik vardır. San’atkar iş üstadı, bu küçük kubbenin ta tepesine halis altın ile yaldızlanmış bir çeşit demir mil üzerine bir bayrak yapmış, ne taraftan rüzgar eserse, o bayrak o tarafa döner. Garip görünüşlüdür. Ama aşağı büyük kubbe sekiz köşelidir. Bu kemerli kubbe içinde dahi sekiz kemer vardır. Her kemerin altında bir kış odası vardır. Bu odaların her birinde ikişer pencere vardır. Bir penceresi odanın dışında olan gülistanlı ağaçlığa bakar, diğeri de bu büyük kubbenin ortasındaki büyük havuz ve şadırvana bakar. Bu sekiz adet kış odalarının önünde &lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/&quot;&gt;,&lt;/a&gt; yine büyük kubbe içinde sekiz adet yazlık odalar vardır.&lt;br /&gt;Üç tarafı kafesli mermerler ile yapılmış bu büyük kubbe altındaki büyük havuzun çevresindeki sel sebillerden berrak su çağlayıp havuza girince , fıskiyelerden berrak su, kemerli kubbenin göbeğinde nihayet bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle dikkat ve özenle yapılmış şifa yurdunun anlatılan odalarında çeşitli hastalıklara tutulmuş zengin ve fakir, ihtiyar ve genç doludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı odalarda ilkbaharda delilik mevsiminde Edirne’nin aşk denizi derinliğine düşmüş sevdalı aşıklar çoğalıp, hekimin emriyle bu tımarhaneye getirilerek altun ve gümüş yaldızlı zincirlerle kerevetlerine takılıp, her biri aslan yatağında yatar gibi kükreyip yatarlar... Kimisi havuz ve şadırvanlara bakıp kalender hülyası kabilinden sözler eder, nicesi dahi o kemerli kubbenin etrafında olan gülistan ve bağ ve bostan içindeki binlerce kuşların cıvıltılarını dinleyip, delilerin perdesiz ve ölçüsüz sesleriyle feryada başlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahar mevsiminde çiçek kısmından sim ve zerrin, deveboynu, müşkü rumi, yasemin, gülnesrin, şebboy, karanfil, reyhan, lale, sümbül gibi çiçekler hastalara verilip güzel kokuları ile hastalar iyileştirilirler. Fakat delilere bu çiçekleri verince kimini yerler, kimini ayakları altında çiğnerler. Bazıları dahi meyveli ağaçları seyredip, ah daha hel hope pe pohe pelo deyip, çimenlik temaşası ederler...”&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;br /&gt;KARAGÖZ İLE HACİVAT&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karagöz ve Hacı Ayvad ki Bursalı &quot;Hacı İvaz&quot;dır. Selçukîler zamanında &quot;Yorkça Halil&quot; ismiyle müsemma&#39; peyk-i Resülullah idi ki yetmiş yedi sene müddet Mekke&#39;den Bursa&#39;ya gidüp gelirdi. &quot;Efeli-oğulları&quot; namıyle ecdadları şöhret bulmuştu. Bu hanedan zağar köpekleriyle meşhurdurlar ki hâlâ elsine-i nâsda &quot;Efeli-oğlu zağarı gibi ne bilirsin?&quot; deyü darb-ı mesel olmuşdur. Bu Efeli-oğlu, Mekke&#39;den Bursa&#39;ya gelirken beyn-el-haremeyn eşkiyâ-yı Urban Efeli-oğlu &quot;Yorkça Halil Hacı Ayvad&quot;ı şehid idüp Bedir hîninde defn eylediler. Efeli-oğlu&#39;nun kelbi Arab&#39;ların yanında kalup, sonra bu Arab&#39;lar Şam&#39;a gelüp çarşıda gezerken kelp bu Arab&#39;ları kudurmuş gibi kapmağa başlayup, diğer âdemlerin ayağına yüzünü sürüp yalvararak lisân-ı hâl ile tazallüm iderdi. Sonra yine Arab&#39;lar üzerine hırlayup dalar, hamle idüp salardı. Halk görüp anladılar ki bu Efeli-oğlu&#39;nun zağarıdır. &quot;Bunda bir hal vardır. Tutun şu Arab&#39;ları&quot; deyüp Arab&#39;ları tutup hâkime getirirler. Handaki hücrelerini basup orada Efeli-oğlu&#39;nun af itabesini, sapanını, teberini, kanturasını, zilleri ile kanlı esvablarını, Bursa&#39;ya getireceği cümle mektupları bulup hemen cümle Arab&#39;ları &quot;Sinaniye&quot; çarşısında sıra ile selb iderler. Kelb-i garîb de maslup Arab&#39;ların altına varup bir âh-ı serd çekerek teslîm-i ruh ider. İşte Hacivad böyle bir sâî ve nedim ve yarandan peyk-i Resul idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karagöz ise İstanbul Tekfuru &quot;Kostantin&quot;in sâîsi idi. Edirne kurbündeki &quot;Kırk Kilise&quot;den bir mîr-i sâhib-kelâm-ı cihan kıbtî idi. Adına &quot;Sofyozlu Karagöz Bali Çelebi&quot; dirlerdi. Tekfur Kostantin yılda bir kere &quot;Alâeddin-i Selçukî&#39;ye gönderdikde Hacivad ile Karagöz&#39;ün birbirleriyle mübâhase ve mücâdelelerini o zamanın pehlevanları hayâl-i zille koyup oynadırlar idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;KARADENİZDE FIRTINA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ucali Sefer’ Reis nam bir kimsen ün şaykasına yüz elli nefer arkadaş ile girerek denizde nice muhataralar ve nice korkunç vak’alar görüp geçirdim. “Fi yevmi nahsin müstemir.” (uğursuzluğu boyuna devam eden bir gün) denmeğe lâyık bir günde sandal ile limandan taşra çıkdık. Yıldız rüzgârına yelken açarak bugün bir gecede pupa yelken gidüp Karadeniz’ün tahminen ortalarına vardık. Burada şimal canibinde Anapa dağları, Balıklava semtinde Suluyar dağları görünüp Sinop ve Amasra dağları da önümüzde idi. Derken hiç birinden nâm ü nişane kalmadı, bir gjrdâb-i elime düşdük. Gâh muvafık, gâh gayr-ı muvafık eyyam ile bir gün bir gece deryâyı bî-emân içre çalkanup durduk. Ne canibe gideceğimiz nâmalûm; âhir-ül-emr “Ol engin-i nâ-mübârekde ne reh ne râh-ber peyda” mısraına mâsadak olduk. Güneş deryada doğar, deryada batar. Bu veçhile girdâb-ı gamda telâtum-ı derya ile serseri gezerken hikmet-i Hudâ gün doğusu tarafında kara bulutlar zahir oldu. Bundan başka ra’d ü berkli sağanaklar, kırıntılı, üçerleme kumlar peyda olunca gemicilerin reng-i rûları mütegayyir oldu. Bîçâreler ellerini uğmağa başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geminin kıç tarafındaki pusula ve kıble -nümâlarına bakarak birbirlerine can pazarı muamelesiyle bakınmaya kovuldular. Hemen içlerinden Dede Dayı nâm umûr-dîde bir ihtiyar, gemicilere hitaben: - Bre dayılar! Ne havfe düşersiniz, Hudâ kerîmdür, işte kırıntı ve sağanak gelmektedir. Mayna alaborna dedikde cümlesi bir yere gelüp alaborna iplerini indürdiler, alaborna direği de aşağı indi. Temevvüc-i derya git gide müşted olmakta olduğundan, hemen gemi üzerindeki büyük yapağı çuvallarını, papir hasırlarını, balık turşusu fıçılarını, gemi kerestelerini denize atdılar. İki yüzü mütecaviz üserayı da der-anbar idüp anbar kapusını seddeylediler. Gemi bir parça hiffet buldu, lâkin yine temevvüc-i derya âsümân ile beraber olup cûş u hurûşa başladı. “Kalırsa hecr ile girdâb-ı gamda keşti-i dil / Ne çare neyliyeyim rûzigâr elümde değül.” beytinin ifadesi mucibince üç gün gece kar, tipi, boran eksük olmadı. Gemicilerin gemi üstünde durmağa kuvvetleri kalmadı, her biri geminin bir küncünde genç bulmuş gibi nihân ve pinhân oldular. Yolculardan kimisi istifrağ ediyor, kimisi istiğfar ediyor, kimi kurbanlar, sadakalar, nezirler va’d ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src=&quot;http://farm4.static.flickr.com/3414/3332931404_d4261d02bf_o.png&quot; width=&quot;535&quot; height=&quot;23&quot; alt=&quot;buton&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;object width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; align=&quot;middle&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;sameDomain&quot; /&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;transparent&quot; /&gt;&lt;embed src=&quot;http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf&quot; width=&quot;180&quot; height=&quot;70&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;  align=&quot;middle&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; flashvars=&quot;&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=55.png&amp;music_file=http://internettv.meb.gov.tr/R310/R310_39.mp3&amp;bg_color=FFAB3E&amp;type_of_clip=whith_bar&amp;text_color=767C84&amp;text_message=Dinleyin&quot; wmode=&quot;transparent&quot; menu=&quot;false&quot; quality=&quot;high&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight:bold;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.muhammedceylan.com/2009/02/yuz-temel-eser-kitap-ozetleri.html&quot;&gt;100 TEMEL ESER ÖZETLERİ ANA SAYFASI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/feeds/2126544563204133664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/seyahatnameden-secmeler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/2126544563204133664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6706012918218507457/posts/default/2126544563204133664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eglendirenklon.blogspot.com/2009/02/seyahatnameden-secmeler.html' title='Bir Evliya Çelebi Eseri: &quot;Seyahatname&#39;den Seçmeler&quot; (Yazılı ve Sesli Kitap Özeti)'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>